Deri Ve Halıda Turizm Bereketi

|

Deri ve halıda turizm bereketi

Türkiye 2005’te turizmden 18,2 milyar dolar girdi elde etti. Turistlerin rotaları doğal ve tarihi mekanlardan sonra halı, kuyumculuk ve deri mağazalarına dönüyor. Sırf bu sektörlerin 4,5 milyar dolarlık satışı, gümrüklerden yaptıkları ihracatın iki katı. El halısında talebe yetişilemezken, mücevherat ve deride markalaşma son hızla sürüyor.

Geçtiğimiz yıl, Türkiye ihracatının olduğu kadar ithalatının da rekor yılıydı. 73,4 milyar dolar ihracata karşılık 115, 7 milyar dolar gerçekleşen ithalat, dış ticaret açığını da 42,3 milyar dolara taşıdı.

İthalatın önlenemez yükselişiyle körüklenen ticaret açığına rağmen Türkiye’nin cari işlemler açığı 24 milyar dolarda kaldı. Dış ticaret açığı ile cari açık arasındaki bu farkı Türkiye lehine düzelten temel etkense turizm gelirleriydi. 2005’te ülkemize gelen 24,1 milyon turist, toplam 18,2 milyar dolar döviz bıraktı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre bu ziyaretçilerin 20,5 milyonunu yabancılar, 3,6 milyonunu ise yurtdışında yaşayan Türkler oluşturdu. Kişi başına ortalama 752 dolar harcayan 24 milyon turist, hâlâ en fazla Ağustos ve Eylül aylarını tercih etse de geçmişe kıyasla Türkiye yılın on iki ayı turist çekebiliyor. Akdeniz çanağında Türkiye’den daha sıcak ülkeler bulunmasına rağmen sezon sonu turizmi olarak adlandırılan Ekim-Mart arası dönemde bile turist sayısı ortalamaların çok altına inmiyor.

TURİZM GEZMEKTEN İBARET DEĞİL

2005’te yurtdışından gelen turistlerin ziyaretleri sırasında yaptıkları harcamalarda 18,2 milyar dolarlık toplamın 13,9 milyar dolarını kişisel harcamalar, kalan 4,3 milyar dolarlık bölümünü ise paket tur giderleri oluşturuyor. Kişisel harcamalarda en büyük ağırlık hizmet sektörlerinde. 3,7 milyar dolarla yeme-içme ve 2,7 milyar dolarla konaklama masrafları turizm gelirlerinin aslan payını alıyor. Toplam turizm gelirlerinde üçüncü, turistlere dönük mal satış kalemlerinde birinci ise Türkiye’nin istihdam ve üretiminde bir numaralı sektörü olan tekstil ve hazır giyim. Turistlerin giyecek ve ayakkabı alışverişinde harcadığı paranın tutarı 2,1 milyar dolar. Bu Türkiye’ye giren her turistin 90 dolarını giyime harcadığını gösteriyor. Giyim malzemesi alışverişindeki tutarın yarısından fazlasını deri sektörü oluştururken, Türk kahvesi, Türk lokumu, Türk halısı markalarının yanına Türk derisi de çoktan eklenmiş durumda.

Turistlerin ilgi gösterdiği ürünlerin başında Türk kültürünün

en önemli el sanatı olarak tüm dünyada bilinen el halısı geliyor. Yıllık 1,2 milyar dolar tutarında el halısı satan turistik mağazalar, 2005 yılında 671 milyon dolar kayıtlı ihracat yapan tüm makine ve el halısı sektörünün yaklaşık iki katı “turistik ihracat” yaptı.

“TÜRK HALISI”: MARKA VAR, ÜRETİM YOK

Türklerin Orta Asya’dan başladıkları uzun yolculuklarında yanlarından hiç ayırmadıkları iki temel eşyaları vardı: çadır ve halı. Göçebe yaşamının bu vazgeçilmezleri binlerce kilometreyi, yüzlerce yılda kat ederek Anadolu’ya ulaştı. Anadolu coğrafyasının bütün kültürleriyle harmanlanan Türk el halısı, burada bir sanat şaheserine dönüştü. Anadolu el halılarının bir ticari :-):-):-):-) olarak dışa açılma tarihi ise yaklaşık altı yüzyıl öncesine dayanıyor. Avrupa saraylarını kaplayan doğu estetiğinin nadide parçaları, Ceneviz ve Venedikli tacirlerin getirdikleri en pahalı ürünleri oluşturuyordu. El halıları geçen zamana inat değerlerinden hiçbir şey kaybetmeden tüm dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Öyle ki dünyanın neresine giderseniz gidin “Türk” denince akla gelen ilk üç şeyden biri halı oluyor. Alanya’dan başlayarak tüm Ege ve Akdeniz sahil şeridi ile Kapadokya ve İstanbul’da hizmet veren dört binin üzerindeki turistik halı satış mağazaları, dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin temel uğrak yerlerinin başında geliyor. Ancak sektör olarak halıcılar örgütlü bir yapıya sahip değil. İTKİB çatısı altında faaliyet gösteren İstanbul Halı İhracatçıları Birliği (İHİB) sektörün genel anlamdaki tek örgütlenmesi. Aynı zamanda TİM İcra Kurulu Üyesi de olan İHİB Başkanı Suat Terzioğlu, otuz yılı aşkın süredir içinde bulunduğu sektörün, on beş yıldır aktif biçimde sözcülüğünü yapıyor.

Suat Terzioğlu, ülke olarak kendimize ait büyük bir markanın farkında olmadığımızı savunuyor. Bütün sektörlerde marka yaratma peşindeyken, sahip olduğu potansiyelin çok üzerinde bir imaja ve tanıtıma sahip el halısının yanlış politikalar sonucu gelişmesinin engellendiği görüşünde.

Yıllık 670 milyon dolarlık halı ihracatının 535 milyon dolarlık kısmını makine, geri kalan 135 milyon dolarını ise el halısının oluşturduğunu söyleyen Terzioğlu, turistik satışlarla birlikte yurtdışına sattığımız el halısı toplamının 1 milyar 300 milyon doları aştığını belirtiyor. “Makine halısı endüstriyel bir ürün olarak tekstilin bir koludur. Dolayısıyla kâr marjı sınırlı bir orandadır. Halbuki el halısı içinde sanatı, kültürü ve geleneği barındırır ve esas katma değeri yüksek ürün budur” diyen Terzioğlu, dünya el halısı ihracatında Türkiye’nin payının ancak yüzde 1,5 civarında olduğunu vurguluyor. İhracatta dünya el halısı pazarının yüzde 75’ini İran elinde bulunduruyor. Bu piyasada İran’ı takip eden ülkeler Pakistan, Hindistan, Çin, Mısır ve Kafkas ülkeleri. Özellikle İran’da, daha 19. yüzyıldan itibaren el halılarına Batılıların ilgisi fark edilip endüstriyel bir mantıkla üretimin temelleri atılmış. Büyük çaplı

Yıllık 1,2 milyar dolar tutarında el halısı satan turistik mağazalar, 2005 yılında 671 milyon dolar kayıtlı ihracat yapan tüm makine ve el halısı sektörünün yaklaşık iki katı “turistik ihracat” yaptı.

tüccarların organize ettiği atölyelerde “profesyonel” biçimde çalışan ucuz işgücü, durmaksızın halı dokumuş. Türkiye’de ise halıya geleneksel değerine karşın, çeyizlik ve dokumacının gündelik kullanımı dışında ticari bir :-):-):-):-) olarak yaklaşılmamış. Evlerdeki tezgahlarda, genellikle tarladaki işin bitiminden sonra bir ek iş olarak görülmüş. Sonuçta marka ve imajı yüksek, ama endüstriyel anlamda üretimi çok düşük, sürümü yok denecek kadar az bir ürün olarak kalmış Türk el halısı. Bugün dahi ülkemizde atölyelerden çıkan halı ancak yüzde 5 oranındayken, çok büyük bir kısım evlerde dokunuyor.

Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine geçişi ve buna paralel olarak halkın yaşam standartları ve reel ücretlerin üçüncü dünya ülkelerine göre yükselmesi ilk olarak halı dokumacılığı gibi emek yoğun sektörleri etkiledi. Ucuz işgücü ile başa çıkamayan Türkiye, el halısında seri üretime hazırlıklı olmamasıyla rekabet gücünden büsbütün yoksun kaldı. Suat Terzioğlu, 90’lı yılların ilk yarısında ihracat bir yana, artık kendi mağazalarımızda satacak el halısı bulamaz hale gelindiğini söylüyor.

1996 Gümrük Birliği anlaşmasıyla ithalatın serbest bırakılması bu

alanda bir nebze rahatlama yaratmış. O dönemden itibaren Türkiye turistik satış mağazalarında Türk halısı markasıyla İran ve Pakistan halıları raflarda boy gösterir olmuş. Suat Terzioğlu bu gelişimi şöyle anlatıyor: “Türkiye’de dokuyucular kendilerine çalıştıkları için işçi statüsünde değiller. Ama diğer ülkelerdekiler işçi statüsünde ve yılda 365 gün, günde on saat çalışarak aylık 25 ile 40 dolar arasında kazanç elde ediyorlar.

Rakipler bu koşullarda üretim yaparken, bu pazardan pay almanın imkansızlığı ortada. Ancak Türkiye’deki muhafazakar kesimler dünyadaki gelişmeleri izlemedikleri için bunları göremedi. Kapıları kapatır, ithalat yapmazsak rekabet edebiliriz zannettiler. Halbuki bunu aritmetiğin dört işlemini bilen her insan anlayabilirdi. Türkiye ne zaman ki kişi başına geliri ayda yüz doların altına inerse, işte o zaman bu ülkelerle rekabet edebilir.” Terzioğlu konuya Çin’den çarpıcı bir örnek veriyor. Son yıllardaki kalkınma atağı ile işçilik maliyetleri yükselen Çin’de, el halısı atölyelerinin üçte ikisi son beş yılda kapanmış. Suat Terzioğlu, Çin hükümeti ve üreticileri tarafından fizibıl olmadığı için çıkılan bir sektörün, Türkiye’de hâlen nasıl bir çıkış yoluymuş gibi gösterildiğini anlayamadığını söylüyor.

Suat Terzioğlu matematiksel hesap kötümser olsa da sektör adına umutsuz değil. Aslında yıllardır çeşitli platformlarda dillendirdiği çözüm önerisi çok net: Markasına sahip olduğumuz bir ürünü bugünkü üretim koşullarından dolayı uygun bir şekilde pazara çıkaramıyorsak, organize biçimde farklı yerlerde ürettirip rahatlıkla satabiliriz. Verdiği örnekte göz önünde duruyor. Türkiye ihracatının bir numaralı firması yüzde yüz yabancı sermayeye sahip Toyota. Dünyaca bilinen Japon markası üretim koşullarını uygun bulduğu Türkiye’de üretiyor, Avrupa’ya satıyor. Terzioğlu aynı şeyi halıda bizim yapabileceğimizi, Pakistan’da dokunan ürünü Antalya’da olduğu gibi Londra’da da pazarlayabileceğimizi söylüyor. Ayda 150 liraya sigortasız işçi çalıştırarak değil, etkin pazarlama organizasyonlarıyla ismine sahip olduğumuzun cismine de sahip çıkacağımız görüşünde. Satış sonrası müşteri portföyü kavramının yeni yeni öğrenildiği ülkemizde, turistik kaynaklı ticarette bunun önemine dikkat çeken Terzioğlu, turistik satışlarımızı organize biçimde müşterilerin ayağına da götürülebileceğini belirtiyor. “Bugün Türkiye’nin yurtdışında kayda değer hiç el halısı mağazası yok.” diyen Suat Terzioğlu’nun çizdiği tablo, organizasyonunun merkezinde Türk girişimcilerinin bulunduğu, doğru yerde üretilen ürünün, doğru biçimde müşterinin ayağına götürülmesi fikrine dayanıyor. Ona göre kamu köstekleri olmasa ülke sermayesi buna hazır

“OUT”, TURİSTE SATIŞ “IN”

Halı kadar ilgi gören ve Türkiye markasıyla tüm dünyada tanınan diğer bir ürün ise deri. Bavul ticaretiyle birleşerek, turizm yoluyla ihracat hanesine yazılan deri sektörü dış satışları 1,5 milyar doları buluyor. Gümrük çıkışlı ihracatı 1 milyar dolar seviyesinde bulunan sektörün yurtiçinden yabancılara yaptığı satışların yarısı Zeytinburnu ve Laleli piyasasından, kalanı ise Ege ve Akdeniz sahil bandında gerçekleşiyor.

İstanbul’dan alışveriş edenleri ağırlıklı olarak doğu bloğu ülkelerinden gelen ziyaretçiler oluşturuyor. İç pazarda öncelik ayakkabı ve saraciye olmasına karşın, sektörün esas taşıyıcısı dış piyasalara dönük çalışan deri konfeksiyonu. Doğu bloğunun yıkılmasıyla canlanan Türk deri sektörü uzun süre yalnızca Rusya ve BDT ülkeleri pazarına çalıştı. Ancak sektörde son dönemde dengeler değişiyor. Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği Başkanı Kadir Uludüz bunu, bavul ticareti amacıyla gelenlerde azalmaya karşın güney illerinde turistlere yapılan satışların artışı biçiminde tarif ediyor.

Geçen yıllarla kıyaslandığında toplam satışlarda çok fazla bir oynama yokken satışların yön değiştirmesinin turist sayısında artışa bağlı olduğu belirten Uludüz, gelecekte de artışın devam edeceği düşüncesinde. Kadir Uludüz doğu bloğuna dönük satışların azalmasını ise şöyle açıklıyor:

“En önemli etmen piyasanın bir doygunluğa ulaşmış olması. İkinci olarak, daha önce bavul ticaretiyle bu ülkelere giden mallar şimdi kayıt altına alınarak ihracat hanesine yazılmaya başladı. Aslında kayıtlı ihracat artmadı; yaptığımız işte bir azalma olurken kayıtsız ihracatın bir kısmı kayıtlı ihracata kaydı. Türk deri sektörünün doğu bloğu ülkelerine yaptığı üretimin payı reel anlamda yüzde 90’lardan yüzde 60’lara düştü.”

Uludüz, Türkiye’nin hem tabakçılık hem de konfeksiyonculuk anlamında dünyanın en iyilerinden olduğunu belirterek, “Ülkemizde bu işi İtalya’dan daha iyi yapan insanlar var. Yapıyoruz ama İtalya daha düşük kaliteyi daha uygun fiyata satabiliyorken biz başka firmaların fasoncusu durumundayız” diyor. Türk deri sektörünün kalitesini diğer ülkelerdeki üretici ve tüccarların bildiğini ancak nihai tüketici açısından hâlen yoğun tanıtıma ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Uludüz, ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: “Yunanistan bizden deri ithal ediyor. Ancak bu mal Yunanistan’ın iç pazarında tüketilmiyor. Özellikle adalarda turistlere satılıyor. Turizm deri için gerçekten büyük potansiyel ve Yunanlılar uzun süredir iki sektör arasındaki bağı görmüş durumdalar.”

Sonuçta bir hazır giyim dalı olarak deri konfeksiyon da modanın kurallarına göre işliyor. Dönem dönem değişen trendlerle derideki satışlar oynamalar yapabiliyor. Uludüz derideki moda hareketini arz-talep dengesine bağlı olarak değişen maliyetlere bağlıyor: “Talep artmaya başladığı zaman ham deri fiyatları yükseliyor, maliyetler artıyor ve sonuçta koleksiyonlardan çıkmaya başlıyor. Moda geçince ham deri fiyatları tekrar aşağıya iniyor. Şu an ham deri fiyatları uygun ve önümüzdeki üç yıl için tekrar moda trendine girmiş durumda.”

Modanın komple bir algılama olduğunu belirten Kadir Uludüz, dünyanın kabul ettiği markaları üretebilmek için sanat ve modada bir ülke imajınız olması gerektiğini aktarıyor. “Maalesef moda denince Türkiye akla gelen bir ülke değil. Büyük toptancılar bizim iyi ürün üreten bir ülke olduğumuzu biliyorlar. Ama nihai tüketicide de bu imajın oluşması gerekiyor. Deri tanıtım grubunun amaçları arasında bu da var.

Yürütülen imaj çalışması sayesinde deri firmalarının önünü açabilmek istiyoruz. Tüketici grupları ‘Türkiye’de deri modası yapılıyor.’ bilincine gelirlerse bundan bütün firmalarımız yararlanacaktır.” diyen Uludüz, Deri Tanıtım Grubu’nun öncelikle iç piyasayı canlandırarak ihracatçılara bir basamak oluşturmayı hedeflediğini belirtiyor.

Deri Tanıtım Grubu’nun yurtiçi reklam kampanyasının özellikle turistik bölgelerde yoğunlaştığını söyleyen İstanbul Deri ve Mamülleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Büyükekşi, kampanyanın 2006 içerisinde sonuç vermeye başlayacağını ifade ediyor. “Gelen her dört turistten biri Türk derisini zaten tanıyor” diyen Büyükekşi, İstanbul ve Antalya havalimanları dış hatlar terminallerindeki billboardlar ve THY’nin Sky Life dergisindeki reklam kampanyalarının, turistleri daha Türkiye’ye gelirken deriyle karşılama amaçlı olduğunu sözlerine ekliyor

Previous

Hazir Giyim Sanayinde Marka-reklam Ve Tüketici İlişkileri

Türk Tekstil Sektörüne Kuzey’den Bir Bakış

Next

Yorum yapın