Enflasyon İle İlgili Genel Tanım Ve Kavramlar

|

ENFLASYON

BİRİNCİ BÖLÜM

ENFLASYON İLE İLGİLİ GENEL TANIM VE KAVRAMLAR

1.1.Enflasyonun Tanımı

Enflasyon, fiyatlar genel seviyesindeki devamlı ve hızlı artışlar olarak tanımlanır. Bir başka tanımla enflasyon, parasal gelirdeki fiili büyümenin, üretimdeki fiili büyümeden daha yüksek olmasıdır.

Teorik açıklamalar ile halkın enflasyon anlayışı bazı noktalarda farklılıklar göstermektedir. Halk, her fiyat yükselişini enflasyon olarak bilirken, ekonomi bilimi, devamlılık gösteren ve belli bir oranın üzerine çıkan fiyat artışlarını enflasyon olarak tanımlamaktadır. Yani fiyatların bir defalık yükselmesine enflasyon değil fiyat artışı denir.

1.2.Enflasyonun Çeşitleri

1.2.1.Talep Enflasyonu

Talep enflasyonu aşağıda Şekil 1.1 de gösterildiği gibi toplam arz sabitken toplam talebin artması nedeniyle oluşmaktadır.

Şekil 1.1. Talep Enflasyonu

Şekilde ekonomi başlangıçta S toplam arz ve D1 toplam talep eğrilerinin kesiştiği A noktasında dengede olsun. Bu denge noktasında fiyat düzeyi Y1 dir. Ekonomi bu durumda iken toplam harcamaların arttığını varsayalım. Talepte meydana gelen bu artış toplam talep eğrisinin D1 den D2 ye doğru kayması ile gösterilmiştir.

Toplam talebin bu şekilde sağa kayması ile P1 fiyat düzeyinde Y1-Y3 kadar aşırı talep meydana gelecek, ekonomide hem fiyatlar hem de üretim yükselerek A noktasından B noktasına gelecektir. Fiyatların bu şekilde P1 den P2 ye yükselmesi talep kayması nedeniyle meydana geldiğinden bu duruma “Talep Enflasyonu” denmektedir.

1.2.2.Maliyet Enflasyonu

Bir ekonomide mal ve hizmetlere olan talep sabitken arzın azalması yani sola kayması nedeni ile de enflasyon oluşabilir. Bu durumu Şekil 1.2. de inceleyebiliriz.

Şekil 1.2. Maliyet Enflasyonu

Şekilde başlangıçta D1 talep eğrisi ile S1 arz eğrisinin kesiştiği A noktasında ekonomi dengededir. Reel üretim düzeyi y1 ve fiyatlar genel düzeyi P1 dir. Ekonomide mal ve hizmetlere yönelik talepte bir değişme yokken maliyet artışı sebebiyle toplam arzın azaldığını yani S1 den S2 ye sola doğru kaydığını varsayalım. Bu kayma maliyetleri artan firmaların aynı miktar mal ve hizmeti daha yüksek bir fiyattan üretmeye razı olacaklarını gösterir.

Maliyetlerin artmasıyla meydana gelen arz kayması sonucu P1 fiyatı seviyesinde ekonomide “Talep Fazlası” meydana gelecek, buna bağlı olarak fiyatlar yükselerek ekonomi A noktasından B noktasına gelecektir. Fiyatların bu şekilde arz kaymasına bağlı olarak yükselmesine “maliyet enflasyonu” denir.

Ekonomide Bütün Maliyet Artışları Enflasyona Neden Olur mu?

Yukarıda maliyet artışlarının arz eğrisini sola kaydırarak enflasyona neden olacağını belirtmiştik. Gerçekte maliyet enflasyonunun oluşabilmesi belli şartlara bağlıdır.

İlk olarak maliyet enflasyonunun oluşabilmesi için girişimcilerin maliyet artışlarına karşı tepkilerinin sert olması gerekir. Bir başka deyişle girişimciler karlarını artan maliyetler karşısında muhafaza etmek istemektedirler. Girişimcilerin karlarındaki azalmaya rıza gösterip maliyet artışlarını fiyatlara yansıtmadıkları durumda maliyet artışları enflasyonist bir etki doğurmayacaktır.

İkinci olarak, bir maliyet unsuru olan ücretlerde meydana gelen artışların maliyet enflasyonuna neden olabilmesi için ücret artışının verimlilik artışına paralel olmaması gerekir. Ücretler artarken emek verimliliği de aynı oranda artarsa maliyetler yükselmeyeceğinden enflasyon da oluşmayacaktır.

Üçüncü olarak, malların fiyatlarında meydana gelen yükselmeler malların sürümünü engellememelidir. Eğer üretilen malların çoğunun talep fiyat esneklikleri düşük ise bu taktirde maliyet artışı nedeniyle malların fiyatları yükseldiğinde satın alınan miktarlar fazla azalmayacak, enflasyonist süreç başlayacaktır. Bunun tersine fiyat artışlarına karşılık tüketicilerin taleplerini önemli ölçüde azalttıkları durumda, talep esnekliği yüksek olacak enflasyonist süreç başlamayacaktır.

Son olarak, maliyet enflasyonunun sürebilmesi için emisyonun da artması gerekir. Çünkü artan maliyetler karşısında hükümet, emisyon hacmini genişleterek talebi özendirici politika izlemezse maliyet enflasyonu süreci başlamaz. Fiyatlar bir miktar yükselir ve durur.

1.2.3.Yapısal Enflasyon

Ekonomik yapının esneksizliğinden kaynaklanan enflasyon, özellikle azgelişmiş ülkelerde enflasyonun önemli bir nedeni olarak gösterilir. Ekonomik yapının katılığı sonucu belli sektörlerdeki üretim, bu sektörlerde ortaya çıkan talep değişmelerine kısa zamanda uyum göstermemektedir. Uyum sürecinin yavaş işlemesinin nedenleri arasında kaynak hareketliliğinin düşük olması, sermaye, döviz, nitelikli iş gücü yetersizliği gibi etkenler gösterilebilir. Dolayısıyla, ekonomide genel bir talep fazlası bulunmamakla birlikte, belirli bir sektörün ürünlerine karşı çıkan talep artışları üretim artışına değil bu sektörlerde fiyat ve ücret artışlarına yol açmaktadır. Oysa bu etkiler tek yönlü olarak ortaya çıkarlar yani talebin arttığı endüstrilerde ücretler ve fiyatlar yükselirken talebin düştüğü endüstrilerde ücret ve fiyat düşüşleri olmaz. Böylece kısmi talep genişlemesi ve ekonomik yapının katılığı sonucu ortaya çıkan fiyat ve ücret artışları para arzının sürekli artırıldığı durumlarda giderek tüm ekonomiye yayılır ve genel bir enflasyona dönüşür.

ABD’de 1953-1958 dönemi için yapılan bir araştırmada fiyat yükselişinin oligopol kuran sanayilerin davranışından doğduğu saptanmıştır. Bu sanayi kollarının ise demir-çelik, mekanik, otomobil, kauçuk sanayileri olduğu görülmüştür. Oysa 1942-1947 yılları arasında fiyatlar rekabetçi sanayi ve işletmelerce belirleniyordu. Bazı yıllarda rekabetçi pazarlarda fiyatların düşmesine karşılık eksik rekabetçi pazarlarda fiyatlar yükselmeye devam etmiştir. Bu fiyat yükselişlerinde talep ve maliyetler önemsiz kaldığından bunlara “Yapısal Enflasyon” denmektedir.

1.2.4.Stagflasyon (Enflasyon ve Durgunluk)

1953-1967 döneminde batının belli başlı sanayi ülkelerinde enflasyon oranının yıllık ortalaması %2’nin biraz üzerinde seyretmiştir. Ama 1968 yılından sonra durum büyük ölçüde değişmeye başlamıştır. Bir yandan ücretler ve hammadde fiyatları hızla artarken petrol dört kat yükselmiştir. Böylece eşine rastlanmayan bir enflasyon dönemine geçilmiştir. 1973 yılından sonra iki yıl içinde tüm OECD ülkelerinde enflasyon oranı %26’yı bulmuştur. Bu oran İngiltere’de %44’e ulaşmış Japonya onu %38 ile izlemiştir.

Enflasyon ve durgunluğun birlikte ortaya çıkması hem yeni bir olaydır hem de açıklaması oldukça zordur. Bu açıklama tek bir nedenle yapılamaz.

Dar anlamda stagflasyon ABD’de 1970 yılının ilk yarısı ve İtalya’da 1969’un ilk yarısı hariç İngiltere’den başka bir yerde görülmedi. Özellikle dış ekonomik denge olmak üzere İngiltere’de genel dengeyi sağlamak amacıyla toplam talebin kısılması politikası enflasyonu önlemeye yetmedi.

P.Coulbois stagflasyonu şöyle tanımlamaktadır: “Nominal talep artışındaki bir düşme karşısında fiyatlardaki duyarsızlığa stagflasyon denir.” Yeni bir konjonktürel durum olan stagflasyonun zaman ve yer bakımından sınırlı olduğu görülmektedir. Çünkü olay, uluslar arası bir niteliğe bürünmeden yalnız İngiltere ve ABD’yi etkilemiştir. Avrupa ülkeleri bu olayın dışında kalmışlardır. 1961-1965 döneminde ABD’de büyüme fiyat istikrarı içinde gerçekleşmiştir. Türkiye 1977’den sonra zaman zaman stagflasyon dönemleri yaşamıştır.

Stagflasyon hangi nedenlerden doğmuştur?

Öncelikle belirtilmesi gereken 1968-1971 yıllarının evrensel ücret patlayışı yılları olduğudur. ABD’de 1967-1968 yıllarında saat başına kazançlardaki yıllık artış %6.3 olurken tüm Batı Avrupa ve Japonya’da 1970 yılında kazançlardaki artışlar bunun iki katı olmuştur. 1968 yılından beri ücretlerdeki artış karlardaki artışı izlemiştir. Böylece ücret-kar sarmalı doğmuştur. Ama ücretlerdeki artış verimlilikteki gelişmeyi ve karlardaki artışı aşmış olacak ki zamanla karlar büyük ölçüde azalmıştır. Hatta işsizliğe karşı ücret artışları devam etmiştir. Bu ücret artışına paralel olarak sınai mal fiyatları yükselirken bunu ham madde fiyatlarındaki patlama izlemiştir. Hammadde fiyatlarındaki asıl patlama iki üç kat artarak 1972 yılından sonra olmuştur. Yine sonuçları oldukça iyi bilinen petrol fiyatlarında büyük artışlar ortaya çıkmıştır. Petrol fiyatları, dünyada sınai durgunluk yaratan nedenlerden biri olmuştur.

Ücretler, fiyatları gecikme ile izlediklerinden milli gelir ve verimlilik aynı kalsa bile ücretler artacaktır. Ücret ve hammadde fiyatlarının artması ekonomik durgunluğu izlemektedir. Nedenleri hala tartışılmakta olduğundan stagflasyon üzerinde görüş birliği ile bir açıklama yapılamamıştır. Herhalde neden olarak yalnız ücret artışını göstermek olanaksızdır. Nedenler tam olarak bilinip sorumluluk belli öğelere bağlanabilseydi çareyi bulmak da kolaylaşacaktı.

Bu ana başlıklar haricinde enflasyon oranı kriterine göre enflasyon üçe ayrılır.

Ilımlı Enflasyon: Yıllık %3-%4 gibi sürekli fiyat artışlarına ılımlı enflasyon denir. Bu tip bir enflasyonun ekonomi faaliyeti özendirdiği ve bu nedenle de faydalı olduğu savunulmaktadır.

Yüksek Enflasyon: Enflasyon oranının yıllık %50’leri aşması ve üç rakamlı hale gelmesiyle yüksek oranlı enflasyon ortaya çıkar. 1975 sonrasında Türkiye böyle bir enflasyon dönemi içine girmiştir.

Hiperenflasyon: Çok yüksek oranlı bir enflasyondur. Savaş, ihtilal, durumu veya anormal koşullarda ortaya çıkar. Hiperenflasyon durumunda fiyatlar genel düzeyindeki artış %50’lerin üzerine çıkar ve sonunda para sistemi çöker. 1914-1923 döneminde Almanya tipik bir hiper enflasyon yaşamıştır. Bu dönemde, Almanya’da fiyatlar bir milyon kat artmıştır. E. Waceman’ın hesaplarına göre, bir milyon markla 1919’da orta ölçekli bir fabrika, 1920’de bir villa, 1921’de küçük bir ev ve 1922’de bir otomobil satın alınabiliyorken, 1923’ün ilk yarısında sadece bir takım elbise satın alınabilmiştir. Bu yılın ikinci yarısında ise mark bir paçavra haline gelmiş ve lokantalarda yemek fiyatları üç-beş defa değişmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM

ENFLASYON İLE İLGİLİ TEORİK AÇIKLAMALAR

2.1.Enflasyon ve Etkileri

Fransızca bir kelime olan enflasyon şişkinlik anlamına gelir. İktisatta enflasyon denince: “fiyatlar genel düzeyindeki devamlı yükselmeler” olarak anlaşılır. Fiyatların bir defalık yükselmesine enflasyon değil fiyat artışı denir. Enflasyon; sosyal, siyasal, ekonomik sorunlara yol açan çok boyutlu bir sorundur. Enflasyonun bu olumsuz etkilerini aşağıdaki başlıklar altında incelememiz mümkündür.

2.1.1.Enflasyonun Başlıca Ekonomik Etkileri

Enflasyon, faktör gelirleri, tasarruf ve yatırımlar, ödemeler dengesi, sermaye üzerinde olumsuz etkilerde bulunur ve bu alanda dengesizliklere yol açar.

2.1.1.1.Enflasyonun Verimlilik Üzerindeki Etkileri

Enflasyonun ilk etkilerinden birisi verimlilik kaybına yol açan etkisidir. Buna “ayakkabı eskitme maliyeti-shoe leather cost” denmektedir. Çünkü enflasyonist ortamda insanlar ellerinde nakit para tutmak istemeyecek ve ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli bankaya gidip gelme zorunda kalacaklardır. Bu da iş verimini düşürerek insanların boş zaman kayıplarını arttıracaktır bu yüzden buna ayakkabı eskitme maliyeti adı verilmektedir. İş kaybı, verimlilik kaybı, zaman kaybı olarak ifade edilebilecek bu maliyetleri, ev ve iş yerlerindeki gereksiz zihni meşguliyet ve benzeri kayıplarla da genişletmek mümkündür.

2.1.1.2.Enflasyonun Faktör Gelirleri Üzerindeki Etkisi

Enflasyonun etkin olduğu dönemlerde fiyatlar nominal ücretlerden daha hızlı arttığından reel ücretler devamlı düşme göstermektedir. Nominal ücretleri reel ücretler düzeyine çıkartmak için başvurulan katsayı artışı ve toplu sözleşmeler, enflasyonun yıkıcı etkilerini giderecek büyüklükte olmamaktadır. Zaten bu ve buna benzer karakterdeki istekler talep ve maliyet enflasyonuna yol açar endişesiyle ücret gelirleri enflasyon artışının altında tutulmakta ve enflasyonun gerisinde kalmaktadır.

Faiz ve kira gelirleri üzerinde enflasyonun meydana getirdiği aşınmanın önlenebilmesi, akitlerin bir enflasyon primi içerebilmelerine bağlıdır. Böylece nominal faiz oranı ve kira enflasyon oranı dahilinde yükselecek reel faiz oranı ve kira sabit kalacaktır.

İşletmeler ve karlar üzerinde ilk bakışta enflasyon olumlu etki yapıyor gibi görünmektedir. Bunun sebepleri:

Öz sermaye ve sabit varlıkların satın alma değerleri üzerinden işlem görerek yıpranma payı ayrılması.

Enflasyon nedeniyle nominal satış gelirlerinin artmakta olmasıdır.

Ancak üretim süresinde karşılaşılan maliyet artışları, satış fiyatlarına yansıtılabildiği sürece, nominal karlarda görülen kabarma, yıpranma paylarının gerçekçi bir biçimde hesaplanmamasından doğmuş olacaktır. Bu karların dağıtılması ise öz sermayenin tüketilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla enflasyon, nominal karın yükselmesine, reel işletme sermayesinin eksilmesine yol açan bir süreçtir. Enflasyonunun üretim faktörlerinin gelirlerini belirsizleştirmesi bu faktör sahiplerinin ileriye yönelik planlarını alt üst etmekte ve üretim tüketim dengesinin bozulmasına yol açmaktadır.

2.1.1.3.Enflasyonun Tasarruflar ve Yatırımlar Üzerindeki Etkileri

Enflasyon, gönüllü tasarrufları azaltmaktadır. Fiyatların devamlı yükselmesi ve tasarrufun getirisi olan faizin bu artışı izleyememesi, daha doğrusu negatif reel faiz, tasarrufların başka alanlara kaymasına yol açmaktadır. Bu birikimler ya verimsiz yatırım alanları olan altına, gayri menkule ya da enflasyonu daha da kamçılayacak tüketim harcamalarına yönelmektedir. Sonuç olarak yatırımlar için gerekli kaynaklar ekonominin kendi içinde sağlanamaz hale gelmektedir.

Yatırımlar üzerinde de enflasyonun olumsuz etkileri vardır. Kamu kesiminin ve özel kesimin yatırımları devamlı fiyat yükselmeleri nedeniyle başlangıç maliyetlerinin çok üzerinde gerçekleşmektedir. Enflasyon, işletmelerin yatırımlarının zamanında ve beklenilen maliyetlerle gerçekleşmesini önlediğinden arz talep dengesini bu yüzdende bozmaktadır. Ayrıca spekülatif kazançların karlılık oranın yüksekliği bu yöndeki girişimleri arttırmış, ekonomik fonlar üretim kaynaklarının geliştirilmesi, genişletilmesi yerine spekülatif faaliyet alanlarına yöneltilmiştir.

Arz yetersizliği ve aşırı talep mal kıtlıklarının, kara borsanın sebebi olurken bu malları ellerinde bulunduranlara haksız kazanç kapılarını aralamıştır.

Bu nedenlerle yatırımların rasyonel ve etkin dağılımı bozulduğu gibi kaynakların verimli alanlarda değerlendirilmesi de sağlanamamaktadır.

2.1.1.4.Enflasyonun Ödemeler Dengesi Üzerindeki Etkisi

Enflasyon sonucu iç piyasada üretilen malların fiyatları yükseldiğinden bunların ihracat imkanları daralmaktadır. Dolayısıyla ihracatı teşvik gayesi ile bir çok suni yöntemler (ihracatta vergi iadesi, düşük faizli ihracat kredisi verilmesi, vergisiz hammadde ve makine ithali vb…) uygulanmaktadır.

Diğer taraftan ithal malların fiyatları dengeli kaldığı sürece bunlara olan talep hızla artmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde gösteriş tüketimi eğiliminin kuvvetli olması nedeniyle zaten fazla olan ithal malları kullanım oranının, fiyatlardaki düşüklükle desteklenmesi döviz rezervlerinin erimesine yol açmaktadır. İhracatın azlığı ve ithalatın fazla vermesine sebep olan enflasyon ödemeler dengesine olumsuz etkiler yapmaktadır. İş fiyatlarının yükselmesine neden olan enflasyon döviz kurları ayarlanmadığı takdirde ihracatı azaltmak ve ithalatı arttırmak suretiyle ülkenin yoksullaşmasına yol açmaktadır.

2.1.1.5.Enflasyonun Sermaye Tekelleşmeyi Arttırıcı Etkisi

Enflasyonist bir ortamda bazı endüstri dallarının karlılıklarında artışlar olsa da ekonominin bütünü açısından ortalama kar hadlerinde düşüş gerçekleşir. Bu da serbest piyasa ekonomilerinde yatırımları olumsuz yönde etkiler. Örneğin yıpranma payları yıpranma yatırımlarını karşılamayacak kadar küçülür. Sermaye malları stokunu eski düzeyde tutabilmek için ayrılmış olan amortismanlardan daha büyük bir kaynağa ihtiyaç doğar. Öte yandan enflasyondan doğan talep artışını karşılayabilmek için kapasite artırımı gerekir. Bu yatırımların finansmanı konusunda firmaların başvurabilecekleri kaynaklar fazla değildir. Hisse senetleri karlı olmadığında fazla alıcı bulamaz. Faiz oranlarının yüksekliği borç maliyetini yükseltmektedir. Bu sebeple firmalar iç kaynaklara başvurmak zorunda kalmakta ve bu kaynakların da yetersiz olması sebebiyle ya emek yoğun yatırımlar ya da firmalar arası ortak girişimler artar bu da tekelleşmeye yol açar.

2.1.2.Enflasyonun Mali Etkileri

Enflasyon mali açıdan aşağıdaki sorunlara yol açar.

2.1.2.1.Enflasyonun Vergi Gelirleri Üzerindeki Etkisi

Enflasyon sonucu vergi gelirlerinin arttığı gözlenmektedir. Enflasyon dönemlerinde nominal gelirlerde artış olduğundan vergi gelirlerinde reel bir artış olup olmadığı enflasyondan doğan gelir artışlarının ne kadarını massedebildiğine bağlıdır. Ülkemizde son yıllarda vergi gelirlerinde reel bir artış söz konusu değildir. Özellikle sabit oran ve matrahlı vergiler enflasyonun etkisiyle aşınmakta ve önemli vergi kaybına neden olmaktadır.

2.1.2.2.Enflasyonun Vergi Kaçakçılığı Üzerindeki etkisi

Enflasyon reel işletme sermayelerini aşındırıcı bir özelliğe sahip olması sebebiyle işletmeler gerçek işletme sermayelerini koruyabilmek için vergi kaçırma yoluna gitmektedirler. Eğer bunu yapmazlarsa gerçek işletme sermayelerinin bir gün tükendiğini görmek durumunda kalacaklardır. Bu nedenle enflasyon, vergi kaçağını teşvik edici ve gizlenmesine yarımcı olucu bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

2.1.2.3.Enflasyonun Bütçe Üzerindeki Etkisi

Yükselen fiyatlar kamu harcamalarını maliyetini yükseltmekte fakat gelirlerin enflasyon oranına endekslenmemesi sebebiyle reel gelirleri azaltmaktadır. Böylece devamlı açık veren bir bütçe ortaya çıkmaktadır. Devletin merkez bankasına olan borçları kabarır bu da dengesizliği arttırır.

Böylece enflasyon bütçe açıkları doğurmakta bütçe açıkları da enflasyonu besleyerek bir kısır döngü oluşturmaktadır.

2.1.3.Enflasyonun Sosyal ve Siyasal Etkileri

Enflasyon, sosyal ve siyasal sorunlara yol açmakta ve sosyal dengenin bozulmasına yol açmaktadır.

2.1.3.1.Enflasyonun Gelir Dağılımını Bozucu Etkisi

Enflasyon dönemlerinde dar ve sabit gelirliler zarar görürken büyük tüccar ve sanayici, serbest meslek erbabı, mal darlığını ve üretim yetersizliğini kullanarak spekülatif kar peşinde koşanlar karlı çıkmaktadırlar. Servetlerini para olarak ellerinde tutanlar paranın satın alma gücü oranında servetlerinden kaybederlerken, servetini; gayrimenkul, altın, dayanıklı tüketim malı şeklinde ellerinde tutanlar bu süreçten kazançlı çıkmaktadırlar. Dolayısıyla elde mal tutmak para tutmaktan daha karlı duruma gelmekte bu da kıtlığa ve karaborsaya yol açmaktadır. Enflasyon dönemlerinde borçlu olanla, enflasyon oranında kar ederken alacaklı olanlar bu oranda zarar etmektedirler.

Gelir bölüşümünü üreticiler ve spekülatörler lehine, sabit gelirliler aleyhine değiştiren enflasyon, gelir dağılımındaki dengesizliği zamanla arttırarak toplumda yoksulların sayısını arttırmakta ve sınırlı sayıdaki insanların aşırı zenginleşmesine yol açmaktadır.

2.1.3.2.Enflasyonun Ahlaki, Manevi ve Hukuki Değerleri Bozucu Etkisi

Üretim yetersizliği ve her şeyin satılabildiği bir piyasa mal ve hizmet kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Kara borsa eğilimi artmakta spekülatif ve haksız kazançlarla zengin olmanın yolunu bulanların lüks ve israf harcamaları çoğalmaktadır. Bu, bir taraftan toplumun ahlaki ve manevi değerlerinde bozucu etki yaparken; diğer taraftan kolay zengin olma hevesini kamçılayarak halk sağlığı mal kalitesi, insan haysiyeti gibi yüce değerlerin horlanmasına yol açmaktadır. Borçlunun daha menfaatli hale gelmesi insanlar arası ilişkilerde menfaat duygusunu öne çıkarmakta tefeciliği yaygınlaştırmaktadır.

2.1.3.3.Enflasyonun Sosyal Gerginliği Arttırıcı Etkisi

Hızlı enflasyonun yaşandığı bir toplumda bir tarafta haksız ve vergilendirilmemiş kazanç sahiplerinin lüks ve israf yaşantılarını sergileyen gazete sütunları, diğer tarafta iş bulma mutluluğuna eremeyenler ve geçinebilmek için mesaiye mesai katanlar vardır. Böyle bir toplumda gerginlikleri azaltmak oldukça zordur, bunları istismar ederek kıvılcımları yangınlara dönüştürmek ise oldukça kolaydır. Aslında, bir ülkenin sosyal yapısını değiştirmek için karşılaşılan zorlukları bertaraf etmede kullanılan en güzel araç enflasyondur.

Netice olarak bir çok iktisadi, siyasi, sosyal ve ahlaki sorunlara yol açan yüksek enflasyonla bir toplumun varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Her ne kadar enflasyonda toplumun bazı kesimleri karlı çıkıyor gibi görünse de sonuç olarak enflasyon toplumun bütün kesimlerini olumsuz olarak etkiler.

2.2.Enflasyonu Önlemeye Yönelik İstikrar Programları

Dünya üzerinde karşılaşılan temel dengesizlik hali enflasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle ülkeler enflasyonu en önemli neden olarak görmektedirler. IMF gibi uluslar arası kuruluşlar da enflasyon sorunu ile karşılaşılan ülkelere yönelik istikrar programları önermektedirler.

2.2.1.Enflasyonu Önlemeye Yönelik Programlar ve Özellikleri

Enflasyonu önlemeye yönelik programlar temelde ortodoks ve heteredoks programlar olarak ikiye ayrılmakta, bu programların ek önlemler ve yapısal reformlarla desteklenmesi önerilmektedir.

2.2.1.1.Ortodoks İstikrar Programları

Ortodoks (geleneksel) istikrar programları para ve maliye programları kullanarak iç ve dış dengeyi birlikte gerçekleştirmeyi esas alan programlardır. Bu programlar:

Bütçe dengesinin sürekliliğini sağlamak

Kambiyo kurunu sabitleştirmek

Merkez bankasını bağımsızlaştırmak veya bağımsızlığını denetlemek

Dış desteği sağlamak

Toplumsal desteği sağlayıcı ortamı oluşturmak

2.2.1.2.Heteredoks İstikrar Programları

Heteredoks (çoklu) istikrar programları, ortodoks istikrar programları tedbirlerine ilave olarak uyguladıkları ücret ve fiyatlara doğrudan müdahale eden tedbirlerle üretim ve istihdam düzeyinde gerileme meydana getirmeden enflasyonu kısa sürede ve ani olarak aşağı çekmeye yönelik programlardır. Bu programlar bütün nominal çıpaları kullanarak ekonomik dengeyi sağlamaya çalışırlar.

Heteredoks istikrar programları enflasyon bekleyişlerinin hızla düşmesi için bir anahtar fiyatın temel olarak alınması ve bu konuda istikrarın sağlanması görüşündedir. Bu anahtar fiyata, “Program Çıpası” denilir. Bunun altında yatan sebep ise akıntıya kapılan bir geminin sürüklenmesini önlemek için denize atılan çapa gibi ekonomide dengeyi ve sürüklenmeyi önleyici bir rol oynamaktadır. Bu çıpa, döviz kuru, faiz oranı, para arzı, banka kredileri, ücretler olabilmektedir. Ancak uygulamada tek bir çıpa ya fazla yük yüklenmemesi için birden fazla çıpa seçilebilmektedir.

Bununla birlikte heteredoks istikrar programları:

Kambiyo kurunun sabitleştirilmesi

Para ve kambiyo kredi tavanlarının belirlenmesi

Ücretlerin ve sözleşmelerin dondurulması ve gelirler politikalarının uygulanması

Geçici veya kısmi fiyat kontrollerinin uygulanması, gibi temeller üzerine kurulmuştur.

2.2.1.3.Ek Önlemler

Her iki program uygulamasında da makro ekonomik dengeyi çabuk ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla ek önlemler uygulanması gerekmektedir. Bu önlemler:

Faiz oranlarını belirleme konusundaki şartların belirlenmesi

Yeni bir para biriminin tedavüle çıkarılması veya sıfırların atılması

Likit varlıkların endekslenmesi veya dövize bağlanmasının önüne geçilmesi

İç borcun yeniden yapılandırılması, bunun için işletmeler, bankalar ve hükümet arasında kamu borçlarını düzenleyici esasların belirlenmesi.

2.2.1.4.Yapısal Reformlar

İstikrar programı uygulayan ülkelerin tekrar böyle bir istikrar programı uygulayacak duruma düşmemesi açısından istikrar bozucu unsurları ortadan kaldırmayı amaçlayan uygulamalara da yapısal reformlar denilmektedir.

Ödemeler bilançosundaki cari hesapların liberalize edilmesi (dış ticareti engelleyici kotalar, lisanslar gibi unsurların kaldırılması)

Mali reformların yapılması (vergi, harcama transfer sistemleri)

Ulusal finansal piyasalar ile sermaye piyasalarının engellerden arındırılması ve finansal aracılık için yeni kurumların oluşturulması

Emek piyasalarındaki giriş çıkış engellerinin kaldırılması ve serbestleştirilmesi

2.2.2.Enflasyonun Önlenmesi Konusunda Şok Programlar

Uygulamada “şok hindi-cold turkey” olarak ifade edilen yaklaşım, nominal milli gelir artışındaki ani ve sürekli bir düşüşü ifade eder. Ekonominin belirli bir enflasyon oranında dengede olduğu bir durumda milli gelirdeki büyümenin aniden düşürülmesi halinde enflasyon oranında da belirli bir düşüş gerçekleşebilecektir.

Nominal milli gelirdeki büyümenin düşmesi toplam talep baskıları ile fiyatlar genel seviyesinde de düşmelere yol açabilecektir. Ancak milli gelirdeki düşme ile fiyatlar genel seviyesindeki düşme aynı oranda olmayabilecektir. Örneğin enflasyon beklentilerinin %10 ve reel milli gelirin 100 olduğu bir ekonomide nominal milli gelirdeki büyümenin %10 oranında düşürülmesi nominal milli gelirde %6’lık bir düşüş gerçekleştirebilecek, bu düşüşün dört puanı reel milli gelirde iki puanı da enflasyon genel seviyesinde görülebilecektir. Yani milli gelirdeki nominal bir artışın düşürülmesi aynı oranda fiyatlar genel seviyesini düşürmeyecek, etkileşim reel milli gelirde deha büyük, enflasyon seviyesinde daha küçük kalacaktır.

Şok politikalarının başarılı sonuçlar verebilmesi için şoktan sonra izlenecek politikaların güvenilirliğinin hızla yükselmesi gereklidir. Bu amaçla da kamu harcamalarındaki kesintilerin. Hemen devreye girmesi, vergi artışlarının gerçekleşmesi, talep baskısı oluşturan unsurların elimine edilmesi gerekmektedir. Yani şok milli gelir büyümesinin azaltılmasının sağladığı ara avantajlar hemen enflasyonu meydana getiren unsurların ortadan kaldırılması için kullanılırsa uygulama başarılı olacaktır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

TÜRKİYE VE ENFLASYON

3.1.Türkiye’de Enflasyon

Sürekli ve yüksek oranlı fiyat artışları olarak tanımlanan enflasyon, ekonomide makro ve mikro etkiler yaratır. Makro düzeyde ekonomi çarklarını aksatan enflasyon, mikro düzeyde de toplumsal sonuçlar doğurmaktadır.

Türkiye’de enflasyon, petrol fiyatlarından kaynaklanan dış şoklarla başlamış ve önlenemeyen bütçe açıkları ile yüksek düzeye çıkmıştır. Enflasyon ülkemizde birçok kaynaktan beslenmektedir. Bunlardan ilki, bütçe açıklarıdır (kamu gelir-gider dengesizliği).Hızlı nüfus artışı ile hızlı kalkınma ihtiyacının yarattığı alt yapı yatırımları, sürekli artan enflasyon beklentisi ve TL’nin yabancı paralarla ikamesi (yabancı paraların TL. yerine kullanılıyor olması. Örneğin, dolarla ödenen kiralar.) enflasyonu besleyen etkenlerdendir. Ayrıca, devletin ekonomi içindeki üretici rolünün hâlâ büyük olması, bir başka deyişle özelleştirmenin hızlandırılamaması, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü ve kilit bürokratik kadrolardaki sık değişiklikler enflasyonun yapı taşlarını oluşturmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde %3-5’ in üzerinde bir enflasyon rakamına izin verilmemektedir. Çünkü enflasyonun sadece ekonomik değil; sosyal, politik ve kültürel yönleri vardır. En önemli etkisi gelir ve servet dağılımını değiştirmesidir. Refah, bir sosyal tabakadan diğerine kaymakta, sosyal tepkilere neden olmaktadır. Alternatif yatırım alanlarının cazip hale gelmesiyle gerileyen yatırımlar işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Örneğin, faizle para kazanmanın tercih edilmesi gibi. Oluşan belirsiz ortam nedeniyle yabancı sermaye girişi düşük kalmaktadır. Bütçenin açık vermesi sonucu olarak borçlanma giderek artmaktadır. Para basımı ile zaten fazla olan para arzı (piyasada dolaşımda olan para miktarı) artırılmaktadır. Bunun nedeni ise ekonominin katma değer özelliğinin azalmasıdır. Yani kaynak meydana getirilmeden harcamaların sürdürülmeye çalışılması, piyasadaki para miktarının ekonominin fiziksel büyümesinden (gerçek büyüme) daha hızlı artması sonucunu doğurmaktadır.

Enflasyon aynı zamanda dış ödemeler dengesini (uluslar arası ticari ilişkiler dengesi) olumsuz yönde etkilemektedir. Enflasyon hızı yabancı ülkelerden fazla olduğunda devalüasyon yapılmadığı taktirde tüketici, fiyatının aynı ya da daha düşük olması nedeniyle ithal malları tercih etmektedir. Verimlilik ve kalite, spekülasyon (dengesiz anlık gelirler) kazançların daha cazip hale gelmesi nedeniyle düşmektedir. Esnaf ve sanatkarların satmak üzere aldıkları malların, sattıklarından daha hızlı fiyat artışı göstermesi, bu kesimin sattıklarının yerine yenisini koyamamalarına neden olmakta, yani sermaye erimesi oluşmaktadır.

Meslek gurupları açısından bakıldığında en büyük zararı işçiler, emekliler ve memurlar görmektedir. Ticari araçlar ve tüketiciye doğrudan doğruya mal ve hizmet sunanlar en az etkilenenlerdir. Çünkü enflasyonun asıl kurbanları, enflasyon karşısında reel olarak ( enflasyon, faiz vs. etkilerden sıyrılmış olarak) gelir kaybeden sabit ve dar gelirlilerdir. Bununla beraber yine araştırmalara göre gelir düzeyi yükseldikçe, enflasyondan olumsuz olarak etkilenme oranı belirgin bir biçimde düşmektedir.

Enflasyonist ortamda tasarruflar büyük oranda dövize çevrilerek saklanmaktadır. Bankalar ise, önceki yıllara oranla, ikinci sıraya gerilemiştir.

Enflasyonist ortamdaki önlemlere bakıldığında, aileler ilk tepki olarak tasarruflarını azaltıp tüketimini kısmaktadır. Ancak enflasyonun etkilerini azaltamayan aile harcama kısıntılarına gider. Araştırmalara göre en yüksek kısıntıyı giyim masraflarında yapar. Bunu sırasıyla mutfak, tatil, eğlence ve kitap-gazete vb. harcamalar takip eder. Fazla çalışma ve diğer aile fertlerinin de çalışması başka bir çözüm yoludur. Aile, son olarak da servetin çözülmesi (altın vb. ziynet eşyalarının satılması) ve borç alma yollarına başvurur.

Türkiye’de yirmi yılı aşkın süredir devam eden enflasyon sorunu, çeşitli zamanlarda çözülmeye çalışılmış, fakat başarılı olunamamıştır. Anti-enflasyonist politikalar kısa dönemde ekonomide önce daralma ortamı yaratacaktır. Üretimin düşmesi, reel kârların gerilemesi ve işsizliğin artması sonucu ekonomideki tüm birimlerin bedel ödemesi gerekmektedir. Taraflar bu yükü üstlenmek istemektedir. Reel faizlerin yükselmesi ve kısa vadeli, kısmi ve yüzeysel anti-enflasyonist politikalar uygulanması bir diğer başarısızlık nedeni olmuştur. Hızlı nüfus artışı, tüketim beklentileri yüksek genç ve dinamik nüfus, Türkiye’nin doğal enflasyon oranının yükselmesine yol açmıştır. Enflasyonun uzun yıllar devam etmesi, ekonomik birimlerin uyum mekanizması geliştirmesine neden olmuştur. Bu da anti-enflasyonist politikaları olumsuz etkilemiştir.

3.2.Türkiye’de ve Dünyada Enflasyonu Tetikleyen Genel Nedenler

Bu bölümde Türkiye’de ve dünyada enflasyona neden olan etkenlere kısaca göz atacağız.

Döviz kurlarının, enflasyon oranının üstünde artışı yeni fiyat artışlarına sebep olur.

Kredi faiz oranlarının, enflasyonun çok üstünde olması, maliyetleri yükseltmesinden dolayı yeni fiyat artışlarına yol açar.

Emisyon ve para arzının hızlı bir şekilde artması enflasyonun habercisi olarak kabul edilir.

Tekelleşme ve fiyat anlaşmaları fiyatları yükseltir.

Bütçe açıklarının yüksekliği sonraki dönemlerde fiyatların tırmanışa geçeceğinin işaretidir.

Hazine bonosu ve devlet tahvili faizlerinin yüksekliği enflasyonu yükseltir.

Kuraklık nedeniyle tarımsal üretimin düşmesi enflasyonist etki yapar.

Ekonominin canlı olduğu ve ücretlerin yükseldiği dönemlerde fiyatlar hareketlenir.

Enflasyonist beklentiler, yeni fiyat artışları üretir.

Dünya piyasalarında herhangi bir malın fiyatının yükselişi iç piyasaya da yansır.

İstikrarsızlık ve belirsizlik dönemlerinde fiyat artışları görülür.

Geri teknoloji maliyetleri yükselterek enflasyonu körükler.

Enflasyon oranının çok üstünde belirlenen ücret artışları ve yüksek faizler de fiyatları hareketlendirir.

Yatırımların duraklaması da sonraki dönemlerde arzdaki artışı önleyeceği için fiyatları yükseltir.

3.3.Fiyat Endeksleri (TEFE ve TÜFE)

Bu bölümde Türkiye’nin TEFE ve TÜFE rakamlarına göz atmadan önce bu kavramları inceleyelim.

Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyindeki gelişmeler fiyat endeksleri yardımıyla bulunur. Ekonomide üretilen ve pazarlanan pek çok sayıdaki mal ve hizmetin fiyatlarının ve fiyatlardaki değişmeyi saptamak kolay değildir. Eğer ekonomide tek bir mal olsaydı yine güçlükler olacaktı. Çünkü bu tek malın nerede ne zaman ve hangi fiyatı dikkate alınacağı önemli bir sorundur. Gerçeği bütün açıklığı ile yakalamak istersek tüm mal ve hizmetlerin fiyatını saptamamız gerekir. Ama böyle bir çalışma olanaksız olduğundan günümüzde basit modeller oluşturma yoluna gidilmektedir. Belli sayıdaki malların belli yerlerdeki fiyatlarının saptanması ile yetinilmektedir. Bu nedenle modelde yer alan mal sayısı arttıkça gerçeğe daha çok yaklaşılır.

Fiyat endekslerinin hesaplanmasında başlangıç yılının tespiti çok önemlidir. Başlangıç yılı enflasyonist ve deflasyonist eğilimlerin olmadığı ekonomik istikrarın bulunduğu bir yıl olmalıdır. Başlangıç yılında modelde yer alan modellerin fiyatları saptanacak ve ağırlıklı ortalamalar hesaplanacak ve yıllık artış ortaya konulacaktır. Modelde yer alan her malın önemi eşit olmadığından ağırlıklı ortalamalar yöntemi kullanılır. Örneğin gazetenin fiyatı bir yılda %50 azalırken; ekmeğin fiyatı %50 artarsa basit ortalama enflasyon artışı sıfırdır. Oysa bu sonuç şaşırtıcıdır. Bu nedenle ağırlıklı ortalamaları esas almak üzere her malın önemini belirten bir katsayı saptanır.

Tüketicilerin yaşam şartlarını tespit için tüketim mallarından hareketler “Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)” hesaplanır. Buna karşılık toptan eşya fiyatlarındaki dalgalanmaları saptamak için de “Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE)” hesaplanır. Şimdide bunlara ayrıntılı olarak bir göz atalım.

3.3.1.Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE)

Toptan eşya fiyatları esas itibariyle üretici kesimin girdi maliyetlerini ölçmeyi amaçlar. Bu nedenle içinde nihai malların payı düşüktür. Hizmetler sektörde bulunmamaktadır. Buna karşılık temel girdilerin tümü vardır.

Türkiye’de TEFE dört ana kategoriye bölünmüştür:

Tarım, Ormancılık, Avcılık ve Balıkçılık

İmalat Sanayi

Madencilik ve Taşocakçılığı

Elektrik, Gaz ve Su

İlk kalemin (Tarım, Ormancılık, Avcılık ve Balıkçılık ) endeksteki payı %22.2 dir. Üç alt kategorisi vardır: Tarım-Avcılık, Ormancılık-Tomrukçuluk, Balıkçılık-Balık Üretme Çiftlikleri. Tümü özel kesim üretimidir. Yani bu kalemde devlet yoktur.

İkinci kalem olan imalat sanayiinin endeksteki payı %71.1’dir. İçinde 21 ayrı sanayi kolu tanımlanmıştır. Bunlardan birinde özel kesim yoktur ki o da tütün dür. Altısında devlet yoktur geri kalan on dördünde hem devlet hem de özel kesim vardır.

Üçüncü kalemin (Madencilik ve Taşocakçılığı) endeksteki payı %2.5’tir. dört alt bölümü vardır: petrol, kömür ve diğer maden cevherleri ve taşocakçılığı. Dördünde de hem devlet hem özel kesim üretim yapmaktadır.

Son kalemin (Elektrik, Gaz ve Su) endeksteki payı %4.2’dir. Biri elektrik ve gaz, diğeri su olmak üzere iki alt bölümden oluşmaktadır. Her ikisinde de sadece devlet kesimi vardır özel kesim yoktur.

3.3.2.Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE)

Tüketici fiyatları endekslerinde en önemli konu endeksi oluşturan mal ve hizmetlerin seçimi ve ağırlıklarının hesaplanmasıdır. Kural olarak bu amaçla kapsamlı bir anket ve araştırma yapılır. Vatandaş açısından hayat pahalılığını ölçen bu endekstir ve ülke parasının satın alma gücünü ifade eder.

Hane Halkı Gelir ve Tüketim Harcamaları Anketi uygulamasına 1964 yılında 4 büyük ilde (İstanbul, İzmir, Ankara, Adana) başlanmıştır. Sonra 1968, 1978 ve 1987’de il sayısı artarak bu anket uygulaması tekrar edilmiştir. Son anket ise 1994 yılında 35 ilde yapılmıştır. Her ay değişen 2188 aileye anket uygulanmıştır. Tüketim kalıbı 26000 ailenin harcamalarından elde edilmiştir. Gelir dağılımı araştırmalarında da bu anket kullanılmaktadır.

TÜFE kapsamı şunlardan oluşmaktadır:

gıda, içki ………………… % 31,09

konut ……………………… % 25,8

giyim ……………………… % 9,71

ev eşyası ………………. .. % 9,35

lokanta ……………………..% 3,07

ulaştırma %9,3

eğlence ……………………..% 2,95

sağlık ……………………… .% 2,76

eğitim ……………………….% 1,59

diğer …………………………% 4,38

Yukarıda da görüldüğü üzere TÜFE on ana gruptan oluşmaktadır en büyük ağırlık “Gıda, İçki” gurubunundur. Endeksin %31.09’unu oluşturmaktadır. Yani 1994 yılında ailelerin ortalama tüketim harcamalarının %31’i bu bölümdedir içinde 130 ayrı kalem halinde 86 civarında mal vardır.

Hemen arkasından konut grubu gelmektedir bu gurubun içerisinde “kira” kalemi de bulunmaktadır. Endeksteki ağırlığı % 25.8’dir. Tek başına kira %20 tutmaktadır. Gerisi konut bakımı ve elektrik, yakıt ve su harcamalarıdır. Kira kalemi çok önemlidir. Yapılan çalışmalar Türkiye’de ev sahipliği oranının %85’e ulaştığını göstermektedir. Bu nedenle endekse ayrıca “İzafi Kira” kalemi konmuştur. Yani kendi evinde oturanlara da “eğer ödeselerdi” mantığı ile bir kira ödemesi atfedilmektedir.

Üçüncüsü “Giyim” gurubudur. Endeksteki ağırlığı %9.71’dir. 73 ayrı kalem halinde 158 maldan oluşmaktadır. Hemen arkasından %9.35 ağırlığına sahip “Ev Eşyası” grubu gelmektedir. 67 kalemde 138 ayrı malı kapsamaktadır.

Bu dört grup endeksin %75’ini oluşturmaktadır. Bu oranın %55’i çeşitli mallardan %20’si ise kiradan oluşmaktadır. Endeksin geri kalan %25’i ise “hizmetler” ağırlıklıdır. Diğer ana guruplar da yukarıda görüldüğü gibidir.

TÜFE’de toplam 410 kalemde 747 mal ve hizmet mevcuttur. Bunlardan yaş meyve-sebze dışında kalanlar ayın 10. ve 20. günlerinde iki defa alınmaktadır.Yaş meyve-sebze ise her hafta yani ayda 4 defa toplanmaktadır. Fiyatlar 6390 işyerinden toplanmaktadır. Örneğin “Gıda” grubu için fiyat alınan işyeri sayısı 1223’tür. Her mal ve hizmet için türüne göre, ne kadarının büyük işyerlerinden ne kadarının da küçük iş yerlerinden alınacağı da ayrıca belirlenmektedir. Görüldüğü gibi TÜFE, son derece kapsamlı bir çalışma sonucunda hesaplanmaktadır.

Bütün bu çalışmalara karşın bu her iki fiyat endekslerinin yetersizlikleri bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

Fiyat endeksleri belli bir örneğe ve basitleştirmeye dayanır.

Üretim yapısı ve yeni mallar her zaman dikkate alınmaz.

Hangi malın modele alınacağının tespiti zordur.

Endeksler malların kalite gelişmesini yansıtmaz.

İstatistiki araştırmalar güçlükler doğurur.

Fiyat endekslerinin anlamı ve değeri bu gözlemlerin ışığı altında düşünülmelidir.

3.4.Enflasyon Oranı

Fiyatlar genel düzeyi ya da paranın değeri sabit olsaydı nominal milli gelir reel milli gelire eşit olurdu. Oysa, enflasyon ve deflasyonun etkisini yaşarız. Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artışa enflasyon denir. Enflasyon oranı fiyat endeksleri yardımıyla hesaplanır. Fiyat endekslerinde başlangıç yılının fiyatlar düzeyi 100 ile ifade edildiğinden sonraki yılların fiyatlarında tek tek saptanarak sonuç bulunur. Örneğin 1. yıl fiyatları 130 olmuş ise, enflasyon oranı %30’dur.

Bu açıklamalara göre enflasyon oranı şu formülle bulunur.

(t) Yılı F. Endeksi – (t-1) Yılı F. Endeksi

Enflasyon Oranı= X 100

(t-1) Yılı F. Endeksi

3.5.Şubat 2002 Verileri İtibariyle Türkiye’de Enflasyonun Son Durumu

Devlet İstatistik Enstitüsünün (DİE) 3 Mart 2002 tarihi itibariyle açıkladığı rakamlara göre, Şubat 2002 yıllık enflasyonu, toptan eşya fiyatlarında (TEFE) %91.8, tüketici fiyatlarında (TÜFE) ise %73.1 olarak gerçekleşmiştir. Aylık enflasyon ise TEFE %2.6, TÜFE de %1.8 oldu. Aşağıda Tablo 3.1’den ve Tablo 3.2’den de görüleceği üzere Şubat ayı yıllık enflasyonu geçen yılın aynı dönemine göre TEFE’nin 65.3 puan TÜFE’nin ise 39.7 puan üstünde gerçekleşmiştir. Bir önceki yıl enflasyon, TEFE %26.5, TÜFE ise %33.4 olarak gerçekleşmiştir.

Tablo 3.1

Son Üç Yıla Ait Aylık TEFE ve TÜFE Verileri

Toptan Eşya (TEFE) Tüketici (TÜFE)

Aylar 2000 2001 2002 2000 2001 2002

Ocak 5.8 2.3 4.2 4.9 2.5 5.3

Şubat 4.1 2.6 2.6 3.7 1.8 1.8

Mart 3.1 10.1 2.9 6.1

Nisan 2.4 14.4 2.3 10.3

Mayıs 1.7 6.3 2.2 5.1

Haziran 0.3 2.9 0.7 3.1

Temmuz 1.0 3.3 2.2 2.4

Ağustos 0.9 3.5 2.2 2.9

Eylül 2.3 5.4 3.1 5.9

Ekim 2.8 6.7 3.1 6.1

Kasım 2.4 4.2 3.7 4.2

Aralık 1.8 4.1 2.5 3.2

Kaynak: DİE

Tablo 3.2

Son Üç Yıla Ait Yıllık TEFE ve TÜFE Verileri

Toptan Eşya (TEFE) Tüketici (TÜFE)

Aylar 2000 2001 2002 2000 2001 2002

Ocak 66.4 28.3 92.0 68.9 35.9 73.2

Şubat 67.5 26.5 91.8 69.7 33.4 73.1

Mart 66.1 35.1 67.9 37.5

Nisan 61.5 50.9 63.8 48.3

Mayıs 59.2 57.7 62.7 52.4

Haziran 56.8 61.8 58.6 56.1

Temmuz 52.3 65.4 56.2 56.3

Ağustos 48.9 69.6 53.2 57.5

Eylül 43.9 74.7 49.0 61.8

Ekim 41.4 81.4 44.4 66.5

Kasım 39.1 84.5 43.8 67.3

Aralık 32.7 88.6 39.0 68.5

Kaynak: DİE

Diğer taraftan Şubat 2002 itibariyle 12 Aylık ortalamalara göre ortalama yıllık enflasyon TEFE’de %2.1 TÜFE’de ise %60.7 olarak hesaplanmıştır. 2001 yılı Şubat ayında 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon TEFE’de %44.5 TÜFE’de ise %48.9 olarak gerçekleşmişti.

Bu arada çekirdek enflasyon olarak nitelenen imalat sanayiinde özel sektördeki fiyat artışı %0.7 olarak hesaplanmıştır. Toptan eşya fiyatlarında şubat ayında görülen %2.6’lık artışta, devletin payı 0.1 özel sektörün payı da 2.5 puan olarak gerçekleşti.

Şubat ayında sektörel bazda en yüksek fiyat artışı %8.9 ile tarım, avcılık, ormancılık ve balıkçılık sektöründe gerçekleşirken, imalat sanayi sektöründe %0.6, madencilik ve taş ocakçılığında da fiyatlar %2.9 oranında arttı. Söz konusu ayda, elektrik, gaz, su sektöründe fiyatlar %0.1 oranında geriledi. Tablo 3.2 den de anlaşılacağı üzere hem TEFE’de hem de TÜFE’de enflasyonun tepe noktası ocak ayında görülmüştür. Yıllık bazda mart, nisan ve mayıs aylarında bu rakamlar hızla aşağı doğru inecektir.

3.6. Türkiye Enflasyonla Mücadelede Nasıl bir Politika Uygulamalıdır?

Bu soru çözüme giden yolda bir başlangıç noktasıdır. Öncelikle, artık duymaya alıştığımız gibi halkın desteğinin sağlanması için enflasyonla mücadelede samimiyetin gösterilmesi gerekmektedir. Bunun göstergesi ise kamu gelirleri artarken kamu giderlerinin azalmasıdır. Kamuoyu bilgilendirilmelidir. Dış kaynak girişi sağlanmalı, iç borçlar temizlenmelidir. Bütçe açıkları zamlarla değil, özelleştirme gelirleri ve dış kaynak girişi ile sağlanmalıdır. Tekelci piyasa yapıları düzeltilmelidir. Sıkı para ve maliye politikası uygulanmalı, kayıt dışı ekonomi engellenmelidir. Seçimler sıklıkla yapılmamalıdır. İç piyasadaki daralma, ihracat artışı ile ikame edilmeli ve bu amaçla ihracat teşvik edilmelidir. Döviz tasarruf aracı olmaktan çıkarılmalı, faizler olması gereken reel değerin altına düşmeye zorlanmamalıdır. Çünkü, finansal yatırımlar faizden sonra borsa yerine dövize yönelebilir. Dış ticaret açığının boyutları ve turizm gelirlerinde beklenen artışın olmaması, dövizde hızlı artış beklentisi yaratır. Dolayısıyla, enflasyon-faiz-kur dengesinde yaratılacak suni değişiklikler ,bugün yaşadığımız gibi, krize yol açar. Tüketici bilinçlenmeli, aşırı fiyat artışı yapan ve kalitesiz mal satan firmaların ürünlerini talep etmemelidir. Kısa (1 yıl), orta (2-3 yıl) ve uzun (4-5 yıl) vadeli bir istikrar programı uygulanmalı ve anlık çözümler yaratılmamalıdır.

Bugün dünyada enflasyonla yaşayan üç ülke kalmıştır. Türkiye, Sudan ve Venezüella. Bu mücadeleyi kazanmış devletlerden olan Kazakistan iyi bir örnek oluşturmaktadır. 1991 yılında %137 olan enflasyon %11.2’ye kadar düşürüldü. IMF ile beraber oluşturulan program doğrultusunda ilerlenirken hükümetin yaptığı iyi niyetli bir uygulama sonucu her şey yeniden rayından çıktı. Fakat, sonradan sürdürülen kararlılıkla tekrar istedikleri noktaya geldiler. Bir diğer örnek model ise Polonya’dır. 1996 başında parasından dört sıfır atarak yeni bir para birimine geçmiştir.

Bu örneklerde de görüldüğü gibi enflasyon çözümsüz değildir. Kararlı bir uygulama ile Türkiye enflasyonu yenebilir. Zaman zaman görülen düşüşler ( Kazakistan örneğinde olduğu gibi) her şeyin bittiği anlamına gelmez. Bu zor bir yoldur ve herkese görev düşmektedir. Toplumun görevi ise inanmaktır.

Previous

Banka

Yap-işlet-devret Modelinin Tanımı Ve Genel Özellikleri

Next

Yorum yapın