Gümrük Birliği

|

GİRİŞ

Türkiye 1 Ocak 1996’da Gümrük Birliği’ne dahil olmuştur. Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri isimli bu çalışmada, GB’ne girilmesinin olumlu ve olumsuz sonuçları analiz edilecektir. Geçen altı yıldan fazla sürede, ekonominin bundan ne ölçüde etkilendiği incelenecektir.

Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Avrupa Topluluğu’nun oluşumu, gelişimi ve Türkiye ile olan ilişkilerin gelişimi üzerinde durulacaktır.

İkinci bölümde, gümrük birliklerinin ekonomik etkileri açıklanacaktır. Bu çerçevede, gümrük birliklerinin dinamik ve statik etkileri ile gümrük birliklerinin etkilerini açıklayan bazı teoriler incelenecektir.

Üçüncü bölümde ise, Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri görülmeye çalışılacaktır. Eldeki veriler dinamik ve statik etkiler açısından değerlendirilip, olumlu ve olumsuz sonuçlar irdelenecektir.

AVRUPA TOPLULUĞU VE AVRUPA BİRLİĞİ

Avrupa Topluluğu aynı amacı paylaşan, aynı değerlere inanan altı Avrupa ülkesinin (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, Lüksemburg) kurduğu ve dört genişleme sonunda (Danimarka, İngiltere, İrlanda, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Avusturya, Finlandiya, İsveç) 1995’de on beş Avrupa ülkesinden oluşan Gümrük Birliğidir. Topluluğun amacı, üye Avrupalı ülkelerin önce ekonomik ve sonuçta da siyasal bütünleşmesini sağlamak, böylece ortaya çıkacak büyük pazarın yaratacağı canlılıktan yararlanarak Avrupa’ya eski gücünü kazandırmak, ülkeler halklarının hayat seviyesini yükseltmektir (DTM, 1999:10).

Avrupa Birliği ise; bu topluluğun son aşamasında Maastricht Anlaşması ile ekonomik bütünleşmenin devamı olarak, Avrupa Para Birliği kurulması, federal yapının güçlendirilmesi, ortak güvenlik politikası uygulaması, iç işlerinde ve adalet işlerinde işbirliği sonucu varılacak siyasal birliktir.

1.1. Avrupa Topluluğu’nun Oluşumu

İkinci Dünya savaşından sonra harap olup, uluslar arası ekonomik ve askeri güç olma durumunu kaybeden Avrupa’ya tekrar eski gücünü kazandırmak üzere, Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın girişimleri ile altı Batı Avrupa ülkesi (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, Lüksemburg) bir araya gelerek, savaşın nedeni olmuş, ellerindeki kömür ve demir madenleri ile çelik sanayiinin yönetimini oluşturdukları bir yüksek otoriteye devretme kararı almışlardır. Paris Anlaşması (18 Nisan 1951) ile kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunun (AKÇT) başarılı çalışması sonucu, üye ülkeler, bu gelişmeyi genel bir ekonomik işbirliğine dönüştürme kararı almışlardır. Böylelikle imzaladıkları Roma Anlaşması ile (25 Mart 1957) ile Avrupa Ekonomik Topluluğu(AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (EURATOM) kurmuşlardır. 1 Temmuz 1967’de bu üç topluluğun yönetimleri birleştirilmiş, daha sonra da tek bir Avrupa Devleti kurma hedefine uygun olarak adı Avrupa Topluluğu olarak değiştirilmiştir (Ahın, 1996).

1.2. Avrupa Topluluğu’nun Genişlemesi

1957’de altı kurucu ülke (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, Lüksemburg) tarafından oluşturulan topluluk dört kez genişletilmiştir.

1973’de Danimarka, İngiltere ve İrlanda; 1981’de Yunanistan; 1986’da İspanya ve Portekiz; 1995’de Avusturya, Finlandiya ve İsveç’in katılmasıyla onbeş üyeli bir topluluk oluşmuştur (DTM, 1999:11-12).

1.3. Türkiye-Avrupa Topluluğu İlişkileri

12 Eylül 1963’de imzalanan ve 1 Aralık 1964’de yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında, Gümrük Birliği esasına dayalı ve sonuçta tam üyeliği öngören bir ortaklık kurulmuştur. Türkiye’nin 1960’lı yıllardaki durumunu göz önüne alan Ortaklık Anlaşması, Gümrük Birliği’nin kurulması için üç dönem öngörmüştür (Uysal, 2001:142-143):

HAZIRLIK DÖNEMİ ( 1 Aralık 1964-31 Aralık1972)

GEÇİŞ DÖNEMİ ( 1 Ocak 1973-1 Ocak 1996)

SON DÖNEM (Gümrük Birliğine dayanan bu dönemde akit tarafların ekonomi politikaları arasında koordinasyon güçlendirilmektedir.)

1.3.1. Tam Üyelik Başvurusu Sonrası Gelişmeler

Türkiye 1987’de Topluluğa tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. 1989 tarihli komisyon raporunda Türkiye’nin başvurusu değerlendirilmiş ve başvuru reddedilmiştir. Hızlı bir nüfus artışı, işgücünün %50’den fazlasının tarım kesiminde çalışması, yüksek enflasyonun varlığı, sosyal güvenlik düzeyinin düşüklüğü gibi hususların Türkiye’nin Topluluğa katılması halinde yükümlülüklerini üstlenilmesini güçleştireceği belirtilmektedir. Ayrıca, Türkiye siyasal haklar açısından da yeterli görülmemiştir. Bunlara rağmen, Türkiye’nin Topluluğa katılmaya ehil olduğu özellikle vurgulanmaktadır (DTM, 1999:350-352).

Bu gelişmelerin ardından, Türkiye’nin topluluktan tamamen uzaklaşmasını önlemek için; Ankara Anlaşması ile hedeflenen sınai mallarda Gümrük Birliği’nin, 1995’e kadar gerçekleştirilmesi öngörülmektedir (Uysal, 2001:146).

Türkiye ile AB arasında, 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliğinin kurulması ile dış ticaretimizde yeni bir dönem başlamıştır. GB sadece sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamakta, geleneksel tarım ürünleri GB’nin kapsamı dışında bulunmaktadır (Bayar, 2001:5). GB ile Türkiye, AB’den gelen sanayi ürünlerine uyguladığı tüm gümrük vergileri ve eş etkili tedbirleri ortadan kaldırmış, uygulamakta olduğu miktar kısıtlamalarına da son vermiştir. Üçüncü ülkelerden ithal edilen ürünler için ise, birliğin ortalama gümrük tarifesi kabul edilmiştir. AB’nin ortak gümrük tarifesinin % 5-6 dolayında olduğu düşünülürse Türkiye’nin geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında tarifelerini önemli ölçüde indirdiği anlaşılmaktadır (Uyar, 2000).

Özetle Gümrük Birliği, sanayi malları alanında AB’ye karşı tarifelerin sıfırlanmasını ve üçüncü ülkelere karşı da bu alanlarda önemli bir indirime gidilmesini ifade eder. Böylece, yeni dönemde Türk sanayii artan ölçüde dış rekabetle karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır.

Türkiye’nin Gümrük Birliği ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirme çalışmaları sürerken, Temmuz 1997 Komisyon tarafından parlamentoya Gündem 2000 isimli bir rapor sunulmuştur. Bu rapor kapsamında, Birliğin bundan sonraki genişleme stratejisinin unsurları ve başvuran ülkelere ilişkin durum değerlendirmelerinin hangi kriterlere göre yapılacağı belirtilmiştir. Böylece bu rapor, genişlemenin temel metinlerden biri haline dönüşmüştür (DTM, 1999:246-247).

Aralık 1997’deki Lüksemburg Zirvesi’nde, Türkiye’nin adaylık için ehil olduğu ve diğer 11 aday ülke ile birlikte aynı kriterlere göre değerlendirileceği vurgulanmaktadır. Türkiye diğer aday ülkelerle birlikte Avrupa Konferansına çağrılmıştır. Bununla birlikte AB’nin azınlık haklarından, Kıbrıs sorununa kadar uzanan bir beklentiler listesi de vardır. Bunun üzerine Anasol-D hükümeti AB ile siyasi diyaloğu askıya aldığını açıklamıştır. Kasım 1998’de Komisyon’un 12 aday ülke için hazırladığı ilk Düzenli Rapor serisinde Türkiye’nin de yer alması, Türkiye’nin adaylığının bir anlamda onaylanması olarak nitelendirilmiştir. Raporun açıklanmasının ardından Aralık 1998’de yapılan Viyana Zirvesi’nde, Türkiye açısından aynı tedirginliklerin var olması nedeniyle taraflar arası ilişkilerde bir iyileşme olmamıştır. Ekim 1999’da açıklanan 2. Düzenli Rapor’da Türkiye’deki son gelişmeler yine Kopenhag kriterleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu raporda, özellikle siyasi engeller üzerinde durulmaktadır (insan hakları ve azınlıkların korunması konusundaki eksiklikler, işkencenin hala yaygın oluşu ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması). Ekonomik kriterler açısından, gerekli hukuki ve yapısal reform programların uygulanması koşuluyla, ülkenin Birlik içindeki rekabet baskılarıyla başa çıkabileceği belirtilmektedir. Aralık 1999 tarihli Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin diğer aday devletlerle aynı kriterler temelinde Birliğe katılmaya yönelmiş bir aday devlet olduğu vurgulanmaktadır (Uysal, 2001:147-150).

2. GÜMRÜK BİRLİKLERİNİN EKONOMİK ETKİLERİ

Bir iktisadi birleşme olan gümrük birliklerinde, hem üyelerin kendi aralarındaki ticarette gümrük tarifeleri ve kotalar kaldırılmakta hem de birlik dışında kalan ülkelere karşı tek bir ortak tarife uygulanmaktadır. Üretim faktörlerinin serbest dolaşımı ve ekonomi politikalarında uyum ise yoktur (Seyidoğlu, 1999:206).

2.1. Gümrük Birliklerinin Statik Etkileri

Ülkeler böyle bir ekonomik bütünleşmeye gittiklerinde, ekonomideki nispi fiyatlar değişecek ve bu durum üretim, tüketim ve ticaretin yapısı ile yönünü etkileyecektir. Birlik sonrası teknolojinin ve ekonomik yapının sabit kaldığı varsayımı altında, üretim faktörlerinin yeniden dağılımı dolayısıyla ortaya çıkan etkilere statik etkiler denmektedir. Yani, diğer değişkenler sabit kaldığında, kaynakların yeniden dağılımı sebebiyle ortaya çıkan etkilere statik etkiler denmektedir (Uyar, 2000). Bunlar bir defalık etkilerdir.

2.1.1. Üretim Etkisi

Üretim etkisi, ticaret yaratıcı ve ticaret saptırıcı etkiler olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir bölge içinde ticaret engelleri kaldırılınca, bu bölgeyi oluşturan ülkeler arasında dış ticaret hacmi genişler. Buna gümrük birliklerinin ticaret yaratıcı etkisi denilmektedir. Ticaret yaratıcı etki, gümrük birliği dolayısıyla üye ülkelerdeki yüksek maliyetli üretimin yerine, birlik içinde daha verimli ülkenin üretiminin geçmesi dolayısıyla ortaya çıkar. Yani üretim daha etkin ellerde toplanmış olur. Bu da refah artışı anlamına gelmektedir (Seyidoğlu, 1999:207-208).

Ticaret saptırıcı etki, gümrük birliğinin kurulması ile en verimli üreticinin birlik dışında kalması ve birlik ülkelerinin bu ülkeden yapmakta oldukları ithalatın sona ermesi dolayısıyla ortaya çıkar. Böylece ithalat en verimli ülkeden daha az verimli bir ülkeye kaymış olur. Bu da bir refah kaybı anlamına gelmektedir (Seyidoğlu, 1999:208).

Üretim etkisi sonucu refahın olumlu mu olumsuz mu etkileneceği hangi etkinin daha büyük olduğuna bağlıdır. Eğer ticaret yaratıcı etki ticaret saptırıcı etkiden daha büyük ise gümrük birliğinin kurulması sonucu refah artmış olacaktır. Aksi takdirde ise refah azalmış olacaktır.

2.1.2. Tüketim Etkisi

Eğer bir mal ithal edilirken gümrük vergisi alınıyor ise, bu durum o malın fiyatının artmasına neden olur. Gümrük birliği kuran ülkeler arasında, gümrüklerin kaldırılması malın fiyatını düşürecektir. Fiyat yapısındaki bu düşüşler tüketimi, yurtiçi mallar ve üçüncü ülkelerden yapılan ithalattan saptırarak birlik içi ülkelerden satın alınan mallara yöneltir. Eğer ticarete konu olan mallarda talep esnekliği sıfırdan büyük ise ucuzlayan mala olan talep artar ve bu durumda tüketim etkileri ortaya çıkar. Fiyat yapısındaki bu değişikler tüketimi, yurtiçi mallar ve üçüncü ülkelerden ithalattan saptırarak, birlik içi ülkelerden satın alınan mallara yöneltir. Eğer birlik içinde ithalat artmış ise tüketim de artmıştır (Uyar, 2000).

Tüketim etkisinin de refah üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Gümrük birliklerinin olumlu tüketim etkisi birliğin ticaret yaratması durumunda meydana gelir. Birlik içinde yeni bir ticaret yaratılmasına bağlı olarak birlik üyeleri, daha ucuz kaynaktan daha fazla tüketim yapma olanağına kavuşur, böylece olumlu tüketim etkisi refah seviyesinin yükselmesine katkıda bulunur. Bu anlamda olumlu tüketim etkisi olumlu üretim etkisiyle beraber ortaya çıkar. Olumsuz tüketim etkisi ise, üretim etkisi ticaret saptırıcı biçimindeyse ortaya çıkar ve refah kaybına neden olur.

2.1.3. Kamu Gelirleri Etkisi

Üyeler arasında tarifelerin sıfırlanması üye ülkelerin vergi kaybını doğurur. Üçüncü ülkelere karşı uygulanan ortak tarife, üye olunmadan önceki tarifeden küçük olur veya bu ülkeden ithalat önemli ölçüde azalır ise bu durumda vergi kaybı ortaya çıkar. Böylece kamu gelirleri azalmış olacaktır.

Eğer, ithalat vergi gelirlerinde bir azalma varsa ve bu başka tür bir vergi ile telafi edilmezse; kamu kesimi borçlanma gereği artar, bu da faiz ve enflasyon oranlarını arttırır (Bayar, 2001:10).

2.1.4. Ticaret Hadleri Etkisi

Gümrük birliği sonucu ticaretin artması birlik içi üretim ve geliri arttırırken, birlik dışında bunun tersi ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte birlik içinde ucuza üreten üye ülkenin üretim ve geliri artarken, pahalıya üreten ülkenin üretim ve geliri de azalmaktadır. Dolayısıyla gelir bir yandan birlik dışından birlik içine, diğer yandan pahalıya üreten ülkeden ucuza üreten ülkeye yeniden dağılmaktadır. Ayrıca birlik içi ticaretin serbestleşmesi ile ihracata çalışan sektörlerin geliri nispi olarak artmaktadır (Uyar, 2000).

2.2. Gümrük Birliklerinin Dinamik Etkileri

Statik etkiler ekonomik yapıda bir değişiklik olmadan, tarifelerin kaldırılması dolayısıyla dış ticaret hacmi ve refah düzeyinde ortaya çıkan değişmelerle ilgilenir. Dinamik etkiler ise, ekonomik birleşme hareketleri sonucunda üye ülkelerin ekonomik yapılarında, üretim kapasitelerinde ve kaynak verimliliklerindeki köklü değişiklikleri ifade eder. Dinamik etkiler sürekli oldukları, orta ve uzun vadede ekonominin yapısında önemli değişmeler meydana getirdikleri için çoğu kez statik etkilerden daha önemli sayılırlar (Demir, 1998).

2.2.1. Rekabet Artışı Etkisi

Gümrük tarifeleri, kotalar ve öteki kısıtlamalar monopolleşmeyi ve verimliliği düşük işletmeleri özendirir. Birlik içindeki kısıtlamaların kaldırılması sonucu, yerli üreticiler dış rekabet ile karşı karşıya kalırlar. Böylece düşük verimlilikle çalışan işletmeler endüstriyi terk eder ve ancak rekabete dayanabilecek düzeyde verimle çalışanlar faaliyetlerini sürdürebilir (Seyidoğlu, 1999:212).

2.2.2. Ölçek Ekonomileri Etkisi

Firmaların büyüklüğünden kaynaklanan unsurlar, maliyetlerin düşürülmesi, verimlilik ve üretimin artması ve bunun sağladığı tasarrufların yarattığı olumlu sonuçlara ölçek ekonomileri etkileri denmektedir. İş bölümü ve uzmanlaşma, büyüklükten kaynaklanan makine ve donanım bolluğu, elde edilen yeni satış arttırma teknikleri ve kazanılan yeni pazarlar ölçek ekonomileri yaratmaktadır (Uyar, 2000).

2.2.3. Dışsal Ekonomiler Etkisi

Genel anlamda dışsal ekonomi, bir üreticinin diğer bir üreticiye yapmış olduğu karşılıksız yarar ya da kayıplar şeklinde tanımlanabilir. Kitlesel üretim karşısında endüstriye hammadde sağlayan işletmeler ileri teknoloji ve büyük ölçekli üretim yöntemlerini kullanmaya başlarlar. Bu ise hammadde ve ara malların bollaşmasına, kalitenin yükselmesine ve fiyatların ucuzlamasına neden olur. Verimlilik ve büyüme hızı üzerinde olumlu sonuçlar doğuran dışsal ekonomiler, ekonomik bütünleşmeden beklenen en önemli dinamik yararlardan biridir. Piyasanın büyümesi, sanayiinin genişlemesi, nitelikli işgücü ve yetişmiş eleman sağlanması ve teknolojik bilginin yayılması gibi tüm endüstrinin yararlanabileceği olumlu bir ortam dışsal ekonomiler sayesinde ortaya çıkmaktadır (Uyar, 2000).

2.2.4. Teknolojik İlerleme Etkisi

Gümrük birlikleri, üye ülkelerin teknolojik ilerleme hızlarını yükseltir. Piyasanın genişlemesi, büyük işletmelerin kurulmasına yol açar. Bu da hem yurt dışından ileri tekniklerin aktarılmasına hem de işletmelerin kendi bünyelerinde araştırma geliştirme faaliyetlerine ayırdıkları kaynakların arttırılmasına yol açar (Seyidoğlu, 1999:212).

2.2.5. Yatırımları Özendirme Etkisi

Gümrük birlikleri, kaynak etkinliğini ve de dolayısıyla milli geliri yükseltir. Milli gelirdeki büyüme de tasarruf ve yatırımları arttırır. Bu da piyasa hacminin genişlemesine, birlik içinde üretimin daha etkin ellerde toplanmasına ve bölgeye önemli ölçüde yabancı sermaye yatırımının çekilmesine neden olur. Birlik içinde yatırımların ve buna bağlı olarak rekabetin artması, bölge içinde kaynakların daha iyi kullanılmasına yol açar. Bu da verimliliği ve refahı yükseltici bir faktördür (Uyar, 2000).

2.3. Gümrük Birliklerinin Etkilerini Açıklayan Bazı Teoriler

2.3.1. Kutuplaşma Teorisi

Farklı gelişme düzeylerinde bulunan ülkelerin, mal ve faktör hareketlerinin serbest olduğu bir iktisadi gruba katılmaları durumunda, serbest piyasa düzeni, bunlar arasındaki gelişme dengesizliğini arttırır. Böylece zengin ülkeler daha zengin, yoksul ülkeler daha yoksul konuma gelir. İsveçli iktisatçı Gunnar Myrdal tarafından ortaya atılan bu görüş, kutuplaşma teorisi olarak bilinir.

Bir kısım ülkeler teknoloji ve sermaye birikimi açısından diğerlerine oranla daha ileri durumdadır. Gelişmesini henüz tamamlamamış ülkelerin, bunlarla bir gümrük birliği kurarak serbest ticaret ilişkilerine girmeleri, kendileri açısından sakıncalı olabilir. Bunun bir nedeni ülkedeki sanayilerin ileri ülkelerin rekabetine dayanacak düzeyde olmamasıdır. İkinci bir neden de, az gelişmiş ülkelerdeki emek ve sermaye gibi kıt faktörlerin, sağladıkları yüksek gelirler dolayısıyla, ileri ülkelere göç etmek istemeleridir. O nedenle iktisadi grupların benzer gelişme düzeyindeki ülkeler arasında kurulmasında yarar vardır (Seyidoğlu, 1999:217-218).

2.3.2. İkinci En İyi Teorisi

Tam rekabet ve serbest ticaret, dünya refahını en iyi düzeye çıkartması bakımından en iyi politikadır. Buna “birinci en iyi” de denilebilir. Ancak bir grup ülkenin kendi aralarındaki ticareti serbestleştirmeleri, dışa karşı tarife uygulamakta olduklarında toplam refahı arttırmayabilir. Çünkü, gerçek hayatta özel monopoller, hükümet müdahaleleri veya üretimdeki dışsallıklar gibi birinci en iyiye ulaşılmasını imkansız kılan durumlar nedeniyle özel ve sosyal maliyet ya da kazançlar arasında bir farklılık ortaya çıkar. İşte, tam rekabet koşullarının geçerli olmadığı bir ortamda, yalnızca ticareti serbestleştirmek üretim ve tüketimde Pareto optimumunu sağlayamaz. Hükümetlerin serbest piyasa mekanizmasını engelleyecek hiçbir müdahalede bulunmamaları “birinci en iyi politika”dır. Ancak gerçek dünyadaki gibi bunun sağlanamadığı bir ortamda, mevcut piyasa engellemelerini dengeleyecek başka müdahaleci önlemlerin alınması “ikinci en iyi politikaları oluşturur (Türkkan, 2001:76-87).

3. GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Türkiye Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı Mart 1995’de imzalamış ve bu anlaşma, Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir. Birçok detaylar dışında, Gümrük Birliği Anlaşması şunlardan meydana gelmektedir (Bayar, 2000:5):

Türk ithalatındaki bütün tarifeler minimize edilecek ve AB’den gelen sanayi ürünleri üzerindeki tarifeler ortadan kaldırılacaktır.

Türkiye, Avrupa Birliği’nin ortak dış tarife oranlarını benimseyeceğini kabul etmiştir.

Türkiye tekstil ve giyim ihracatında var olan kotalar kaldırılacaktır.

Gümrük Birliği sonucunda Türkiye’nin ithalatındaki koruma oranları, AB ve EFTA ülkeleri için % 5.9’dan sıfıra; üçüncü ülkeler için ise, % 10.8’den % 6’ya düşmüştür (Bayar, 2000:5).

Bu bölümde, eldeki veriler değerlendirilerek Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisi üzerinde ortaya çıkardığı olumlu ve olumsuz etkiler, dinamik ve statik etkiler çerçevesinde ortaya konmaya çalışılacaktır.

3.1. Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Sonuçlarının Statik Etkiler Açısından Değerlendirilmesi

3.1.1. Üretim Etkisi

Ticaret yaratıcı etki Gümrük Birliği dolayısıyla yüksek maliyetli üretimin yerini, birlik içinde daha verimli ülkenin almasıdır. Böylece ticaret hacmi yükselmiş olur. Gümrük Birliği’nin uygulandığı ilk altı yıla ilişkin süreçte ticaret yaratıcı etki Tablo: 3-1 yardımıyla açıklanabilir.

Tablo 3-1: Dış Ticarete Ait Temel Göstergeler (Milyon $)

1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001

İhracat 18.106 21.635 23.122 26.261 26.881 26.587 27.775 31.334

İthalat 23.270 35.705 42.733 48.558 45.921 40.687 54.503 41.399

İhracat-İthalat -5.163 -14.073 -19.611 -22.297 -19.039 -14.100 -26.728 -10.065

İhracat +İthalat 41.376 57.344 65.856 74.819 77.802 67.274 82.278 72.733

İhracat/İthalat 77.8 60.6 54.1 54.1 58.5 65.3 51.0 75.7

Kaynak: http://www.dtm.gov.tr/ead/ekolar/eko1.xls

Tabloya göre, 1995 yılında ihracat 21.635 milyon $ iken, 2001 yılında 31.334 milyon $’a çıkmıştır. Aynı yıllar arasında ithalat ise 35.705 milyon $’dan, 41.399 milyon $’a çıkmıştır. 1995 yılında 57.344 milyon $ olan dış ticaret hacmi 2000 yılında 82.278 milyon $, 2001 yılında da 72.733 milyon $ olarak görülmektedir. Dış ticaret açığı ise 1995’de 14.073 milyon $, 1997’de 22.297 milyon $, 2000’de 26.728 milyon $, 2001’de ise 10.065 milyon $ olarak gerçekleşmiştir.

1999 ve 2001 yıllarında, ortaya çıkan dış ticaret rakamlarındaki iyileşmenin temelinde, ekonomik krize bağlı olarak ithalat miktarlarındaki gerileme yatmaktadır. Tablo: 3-1’deki veriler, Gümrük Birliği’nin ticaret yaratıcı etkisinin birlik lehine doğduğunu göstermektedir. İthalatın ihracattan daha hızlı artması, ticaret yaratıcı etkinin Türkiye aleyhine gelişmesine neden olmuştur.

Ticaret saptırıcı etki ise, gümrük birliğinin kurulması ile en verimli üreticinin birlik dışında kalması ve ticaretin birlik içine kayması sonucu ortaya çıkar. Bu etki sonucu birlik dışında kalan ülkelerle yapılan ticaret hacminde daralma ortaya çıkmaktadır. Gümrük Birliği sonucu, Türkiye’de ticaret saptırıcı etki Tablo: 3-2 yardımıyla açıklanabilir.

Tablo 3-2: Ülke Gruplarına Göre Dış Ticaret (Milyon $)

1995 1996 1997 1998 1999 2000

İHRACAT

OECD Ülkeleri 13.289 14.426 15.583 16.979 18.056 18.741

AB Ülkeleri 11.070 11.548 12.247 13.498 14.348 14.352

Diğer OECD Ülkeleri 1.925 2.541 2.921 3.124 3.346 4.068

Ortadoğu Ülkeleri 2.119 2.245 2.381 2.190 2.204 2.130

Diğer Ülkeler 6.227 6.553 8.296 6.973 5.546 5.563

İTHALAT

OECD Ülkeleri 23.699 31.091 34.815 33.472 28.326 35.301

AB Ülkeleri 16.860 23.138 24.869 24.074 21.416 26.388

Diğer OECD Ülkeleri 5.947 6.841 8.658 8.228 5.983 7.769

Ortadoğu Ülkeleri 2.687 3.243 2.726 1.943 1.986 3.088

Diğer Ülkeler 9.322 9.291 11.017 10.088 9.866 15.097

Kaynak: DPT, 2001:60,68.

Tablodan da görüleceği gibi AB Ülkeleri ile olan ihracat ve ithalat genelde artma eğilimindedir. Özellikle Gümrük Birliği’nin ilk yılı olan 1996’da, AB Ülkeleri ile yapılan ithalat, bir önceki yıla göre yaklaşık olarak % 45 artmıştır. Bundan sonra daha durağan bir hal almıştır. AB Ülkeleri’ne ihracat 1995’te 11.070 milyon $ iken, 2000’de 14.352 milyon $ olarak gözlenmektedir. Aynı dönemde bu ülkelerde yapılan ithalat ise, 16.860 ve 26.388 milyon $ olarak gerçekleşmiştir. Yani, Gümrük Birliği’nin ilk beş yılında, AB Ülkeleri ile yapılan ihracat % 30, ithalat ise yaklaşık olarak % 55 artmıştır. “Bunun temel sebebi, Türkiye’nin tek taraflı olarak 1971 yılı itibariyle bazı istisnalar dışında sanayi ürünlerinde AB pazarına gümrüksüz giriş hakkına sahip olması, AB’nin ise bu hakkı 1996 yılında elde etmesidir.” (Soğuk, 2001).

Gümrük Birliği’nden önce de dış ticaretinin büyük kısmını AB Ülkeleri ile yapan Türkiye’nin bu eğiliminde 1995-2000 yılları arasında bir değişiklik olmadığı görülebilmektedir. Avrupa Birliği gibi güçlü bir ekonominin ve istikrarlı bir ticaret ortağının Türkiye’nin dış ticaretinde önemli bir paya sahip olması, Türkiye’nin dünya ekonomisinde meydana gelebilecek sorunlardan daha az etkilenmesini sağlamaktadır (Soğuk, 2001). Ayrıca, üçüncü ülkelerle olan ticari ilişkilerde de önemli bir değişiklik ortaya çıkmamıştır. Türkiye’nin Gümrük Birliği dışındaki ülkelerle de ikili ilişkileri olduğu için ticaret saptırıcı etkinin ortaya çıkmadığı söylenebilir.

3.1.2. Tüketim Etkisi

Gümrük Birliği sonucu gümrükler indirilince nispi olarak daha ucuza gelen yabancı mallar daha fazla talep edilmektedir. Bu, tüketim etkisidir.

Tablo 3-3: İthalatın Mal Gruplarına Göre Dağılımı (Milyon $)

1995 1996 1997 1998 1999 2000

Tüketim Malları 2.416 4.266 5.334 5.327 5.062 7.220

Ara Mallar 25.077 28.736 31.871 29.561 26.568 35.710

Sermaye Malları 8.119 10.207 11.051 10.661 8.728 11.341

Kaynak: DPT, 2001:59.

Tablo: 3-3’ten görüleceği gibi, 1995’te 2.416 milyon $ olan tüketim malları ithalatı, 2000’de 7.220 milyon $’a; 1995’te 25.077 milyon $ olan ara mallar ithalatı, 2000’de 35.710 milyon $’a; 1995’te 8.119 milyon $ olan sermaye malları ithalatı da, 2000’de 11.341 milyon $’a çıkmıştır. Bu üç kalemde de ciddi artışlar olduğu görülmektedir. Bu ithalat artışı da Gümrük Birliği’nin tüketim etkisini ortaya çıkarır. Ayrıca, ithalatta yatırım ve ara malların ağırlıklı yer tutması, ithalatın Türk sanayiine yönelik girdi sağlayan sağlıklı yapısını ortaya koymaktadır.

Tüketim etkisinin, olumlu veya olumsuz olabileceğini ise üretim etkisi belirlemektedir. Daha önce incelenen ticaret yaratıcı üretim etkinin Türkiye aleyhine işlediği göz önüne alındığında, tüketim etkisinin olumlu anlamda ortaya çıkmadığı söylenebilir.

3.1.3. Ticaret Hadlerine Etkisi

Gümrük Birliği’nin Türkiye ticaret hadlerine etkisi, ilk beş yıl itibariyle Tablo: 3-4 yardımıyla görülebilir.

Tablo 3-4: Dış Ticaretin Sektörel Dağılımı (Milyon $)

tarım ve ormancılık maden ve taş ocakçılığı imalat

İhracat İthalat İhracat İthalat İhracat İthalat

1995 2.133 1.901 391 4.090 19.089 29.706

1996 2.454 2.170 227 5.089 20.237 35.981

1997 2.678 2.419 404 5.138 23.132 40.907

1998 2.699 2.128 363 3.757 23.873 39.914

1999 2.394 1.653 385 4.253 23.754 34.687

2000 1.973 2.127 400 7.104 25.339 45.018

Kaynak: DPT, 2001:57,68.

Tablodan, Gümrük Birliği’nin ilk beş yılında, tarım-ormancılık ve maden-taş ocakçılığı sektörlerinde dış ticaret miktarlarının değişmediği gözlemlenmektedir. Buna karşın aynı dönemde, ihracatın yaklaşık olarak % 25; ithalatın ise yaklaşık olarak % 50 arttığı görülebilmektedir. Bu rakamlar, Gümrük Birliği’nden sonra imalat ürünleri ithalatındaki artışın, ihracat artışlarından iki kat fazla olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’de imalat sektörü ithalat miktarının ihracat miktarından daha hızlı artması, bu ürünleri birlik içinde ucuza üreten gelişmiş ülkelerin üretim ve gelirlerinin arttığını göstermektedir. Bu da, gelir dağılımının Türkiye’nin aleyhine geliştiğini ve Türk sanayi ürünlerinin henüz AB ürünleri karşısında düşük rekabet düzeyini ortaya koymaktadır. Yani ticaret hadleri etkisi olumsuz bir şekilde gerçekleşmiştir.

3.1.4. Kamu Gelirleri Etkisi

Tablo 3-5: Dış Ticaretten Alınan Vergilerin GSMH’ya Yüzde Oranı

1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001

Dış Ticaretten Alınan Vergiler/GSMH (%) 2,5 2,6 2,8 2,5 2,5 3,4 3,1

Kaynak: http://www.muhasebat.gov.tr/mbulten/

Gümrük Birliği’nin kamu gelirlerine etkisi Tablo:3-5’ten izlenebilmektedir. Buna göre 1995’te % 2.5 iken, 2000’de % 3.4 ve 2001’de ise % 3.1 olarak gerçekleşmiştir. Bu sonuçlara göre, Gümrük Birliği’nin kamu gelirlerini azaltıcı etkisinin olduğu söylemek mümkün gözükmemektedir. Aksine, Gümrük Birliği sonucu iç üretimin artmasına bağlı olarak vergi gelirlerinin arttığı söylenebilir.

3.2. Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Sonuçlarının Dinamik Etkiler Açısından Değerlendirilmesi

3.2.1. Rekabet Etkisi

Gümrük Birliği ile üye ülkeler arasında tarife ve kotalar kalkınca yerli üreticiler dış rekabete açılmış olur. Böylece ülke içindeki eksik rekabetçi oluşumlar ortadan kalkar. Düşük verimlilikle çalışan, kalitesiz ve pahalı mallar üreten firmalar ya piyasadan çekilmek zorunda kalırlar ya da rekabet güçlerini arttırıcı önlemler alarak yenilenirler. 1997’de Mercenier ve Yeldan’ın yaptığı ekonometrik çalışma buna örnek olarak gösterilebilir. Çalışmaya göre, Türkiye’de, kimya endüstrisinde Gümrük Birliği’nin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan dış baskı, iç piyasalardaki monopolcü gücün aşındırılmasını sağlar. Sonuç olarak, firmaların dörtte birinden fazlası (% 28.7) piyasalardan atılır (Bayar, 2001:8).

Her üye ülke, mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu alanlarda üretime yönelir. Türkiye’nin AB ülkelerine oranla mukayeseli üstünlüğü daha çok tarımsal ürünlerde olmasına karşın tarımsal ürünler Gümrük Birliği kapsamı dışında tutulmuştur. Bu da rekabet edebilirlik açısından olumsuz bir durum doğurmaktadır. Gümrük Birliği’ne geçildikten sonra Türkiye’de, rekabet gücü açısından olumlu gelişmeler olmasına rağmen bu etkinin tam olarak uzun dönemde ortaya çıkacağı söylenebilir. Bu da büyük ölçüde, rekabet kuralları ve fikri mülkiyet hakları ile ilgili düzenlemelerin yapılması ve işletmelerin teknolojiyi geliştirme yönünde yapacağı faaliyetlere bağlıdır. Pazarın genişlemesi ve artan rekabet baskısı, kaliteyi ve verimliliği arttırabilmek için bir anlamda ar-ge faaliyetlerini zorunlu kılmaktadır.

3.2.2. Ölçek Ekonomileri Ve Dışsal Ekonomiler Etkisi

Gümrük Birliği sonucu birlik içi piyasa genişlemesi sonucu, artan talebi karşılamak için firmaların üretimlerini arttırmaları gerekir. Firmaların eğer atıl kapasiteleri var ise, firmalar bu kapasitelerini kullanarak ortalama maliyetlerini minimize edecek optimal ölçeğe varabilirler. Eğer atıl kapasiteleri yok ise, kapasite arttırıcı yeni yatırımlara yönelirler. Bu, ölçek ekonomisi etkisini ifade etmektedir.

Dışsal ekonomiler etkisi ise, Gümrük Birliği sonucu bazı firmaların verimliliği ve ürünlerinin kalitesinin artması sonucu ortaya çıkar. Bu firmalardan girdi alan diğer firmalar, daha ucuza kaliteli girdiler elde edebilirler. Böylece ekonominin genel performansı artmış olur.

Gümrük Birliği’ne girildikten sonra, Türkiye’de bu etkilerin ortaya çıkabilmesi için bu güne kadar geçen süre yeterli değildir. Bu etkiler zamanla kendini gösterecek ve bu da rekabet gücünün artmasına yardımcı olabilecektir.

3.2.3. Yatırımları Özendirme Etkisi

Gümrük Birliği’ne girilmesinin Türkiye ekonomisi üzerindeki yatırımları özendirme etkisi Tablo: 3-6 yardımıyla açıklanabilir.

Tablo 3-6: Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları (Milyon $)

İzin Verilen Yabancı Sermaye Fiili Giriş

1994 1.478 637

1995 2.938 935

1996 3.837 937

1997 1.678 873

1998 1.647 982

1999 1.701 823

2000 3.060 1.707

Kaynak: DPT, 2001:74.

Gümrük Birliği’nin ilk beş yılında, Türkiye’de yabancı sermaye yatırımlarının gelişimi tablodan izlenebilir. Türkiye’ye giren yabancı sermaye yatırımlarının düzensiz bir seyir izlediği görülmektedir. Fiili girişin izin verilen yatırımlardan oldukça düşük olduğu da göze çarpmaktadır. Gümrük Birliği’ne geçişten sonra yabancı sermaye girişinde, beklenen patlamanın olmadığı söylenebilir. Sadece 2000’de önemli bir artış gerçekleşmiş ve fiili girişler 823 milyon $’dan, iki kattan fazla artarak 1.707 milyon $’a çıkmıştır. “Türkiye’de doğrudan yabancı yatırımların düşük düzeyde kalmasında, enflasyonun yüksek seviyelerde seyretmesi, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık ve diğer ülkelerle karşılaştırıldığında yatırım ortamının avantajlı konumda olmaması belirleyici olmuştur.” (Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, 2000:24).

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Türkiye ekonomisi için Gümrük Birliği’nin sonuçları, üçüncü bölümde ele alınan istatistiksel veriler yardımıyla değerlendirilmektedir. Statik etkiler açısından, ticaret yaratıcı etkinin ortaya çıktığı; ancak, bu etkinin birlik lehine Türkiye aleyhine geliştiği gözlemlenmektedir. Ticaret saptırıcı etkinin ise ortaya çıktığını söylemek güçtür. Çünkü, Türkiye’nin AB ülkeleri ile yaptığı dış ticarette önemli ölçüde bir değişiklik olmamıştır. Ayrıca, üçüncü ülkelerle olan ticaret hacminde de önemli bir değişme gözlenmemiştir.

Tüketim, sermaye ve ara mallara ilişkin ithalat rakamlarında görülen artış tüketim etkisine işaret etmektedir. Ticaret hadlerinde ise olumsuz gelişmeler göze çarpmaktadır. Özellikle sanayi malları ithalatında görülen büyük artış, ticaret hadlerinin birlik lehine Türkiye aleyhine değiştiğinin göstergesidir. Kamu gelirleri açısından ise bir azalma ortaya çıkmamıştır.

Dinamik etkiler açısından ise olumlu sonuçların ortaya çıkması için geçen süre henüz yeterli değildir. Özellikle, yabancı sermaye girişlerinde beklenen patlama gerçekleşmemiştir. Gümrük Birliği’nden büyük kazançlar ancak uzun dönemde elde edilebilir. Bu da, yapısal reformların yapılması, sermaye girişinin düzenlenmesi, teknolojik değişme, politik istikrar gibi etkenlere bağlıdır. Dinamik etkiler göz önüne alındığında, Gümrük Birliği’nin uzun dönemde Türkiye’nin lehine olacağı söylenebilir. Bunda doymamış iç pazarı, genç nüfusu, doğal zenginlikleri ve stratejik konumu etkili olabilecektir. Bunun için, Gümrük Birliği’nin olumlu sonuçlarının ortaya çıkmasını engelleyen makro ve mikro düzeydeki sorunları giderebilmek için yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması gereklidir.

KAYNAKÇA

AHIN, Bahri. (1996). Gümrük Birliği ve Türkiye.

http://www.bahriahın.com

BAYAR, Ali, Xinshen Diao ve Erinç Yeldan. (2000). An Intertemporal, Multi-Region General Equilibrium Model of Agricultural Trade Liberalization in the South Mediterranean Nıc’s, Turkey and the European Union.

http://www.ifpri.cgiar.org/divs/tmd/…ers/tmdp56.pdf

BAYAR, Ali. (2001). Fiscal Challenges of the Euro-Mediterranean Agreements.

http://www.femise.net/PDF/Bayar_A_0301_Fisc.pdf

DEMİR, Osman. (1998). Gümrük Birliği’nin İlk İki Yılı Değerlendirmesi. http://www.dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/1ekim98/gmrkbrln.htm

DPT. (2001). Temel Ekonomik Göstergeler, Ankara.

DTM. (1999). Avrupa Birliği ve Türkiye, T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Yayını, Ankara.

DTM. (2002). Dış Ticaret Göstergeleri.

http://www.dtm.gov.tr/ead/ekolar/eko1.xls

SEKİZİNCİ BEŞ YILLIK KALKINMA PLANI. (2000). Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları ÖİK Raporu.

http://ekutup.dp.gov.tr/yabancıs/öik532.pdf

SEYİDOĞLU, Halil. (1999). Uluslararası İktisat. Güzem Yayınları, İstanbul.

SOĞUK, Handan. (2001). Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisine Etkileri.

http://www.ikv.org.tr/arastirmalar/d…ndirmeler.html

TÜRKKAN, Erdal. (2001). İkinci En İyi Ekonomik, Siyasal ve Sosyal Sapmalarla Mücadele ve Erdemli Sapmalar Kuramı, Liberte, Ankara.

UYAR, Süleyman. (2000). Ekonomik Bütünleşmeler ve Gümrük Birliği Teorisi. http://www.dtm.gov.tr/ead/DTDERGI/ek…onomik%20b.htm

UYSAL, Ceren. (2001). “Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinin Tarihsel Süreci ve Son Gelişmeler”, Akdeniz İİBF Dergisi, (1), 140-153.

ÜNAL, Vecihi. (2000). Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği.

http://www.turkıye.net/00/28/08/ekonomi.html

Previous

Kambiyo Mevzuatı

Finansal Sistemler

Next

Yorum yapın