Türkiye-ab İlişkileri

|

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

KRONOLOJİ 3

GİRİŞ 4

ANKARA ANLAŞMASI 4

Ankara Anlaşması’nın Amacı ve Hukuki Özellikleri 4

Ankara Anlaşmasının Kapsamı 5

Ortaklık Organları 6

1. Ortaklık Konseyi 6

2. Ortaklık Komitesi 7

3. Karma Parlamento Komisyonu (KPK) 7

4. Gümrük İşbirliği Komitesi (GİK) 7

5. Gümrük Birliği Ortak Komitesi 7

Ankara Anlaşması’nın Dönemleri 8

-Hazırlık Dönemi 8

-Geçiş Dönemi 8

-Son Dönem 9

KATMA PROTOKOL 9

Katma Protokol’ ün Kapsamı 10

Niteliği 10

Yürürlüğe Girmesi 10

Tarafların Katma Protokol’den Kaynaklanan Yükümlülükleri 10

Malların Serbest Dolaşımına İlişkin Yükümlülükler 11

Sanayi Mamulleri 11

Tarım Ürünleri 12

Kişilerin Serbest Dolaşımı 12

Sermayenin Serbest Dolaşımı 12

Hizmetlerin Serbest Dolaşımı 12

GÜMRÜK BİRLİĞİ 13

Türkiye-AB Gümrük Birliğine Geçiş Süreci Ve Bu Sürecin İşleyişi 13

1/95 sayılı Türkiye- AB Ortaklık Konseyi Kararı 14

Gümrük Birliğinin Kapsamı 14

Gümrük Birliğinin Sonuçları 17

AVRUPA BİRLİĞİ’NDE GENİŞLEME SÜRECİ VE TÜRKİYE 18

Kopenhag Kriterleri 18

Gündem 2000 19

Lüksemburg Zirvesi 19

Cardiff Ve Viyana Zirveleri 20

Köln Zirvesi 21

AB Helsinki Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi 21

KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ 22

Genel Olarak 22

Kısa Vadeli Öncelikler ve Yapılması Gerekenler (2001 Yılı sonuna Kadar) 23

Orta Vadeli Öncelikler 25

ULUSAL PROGRAM 30

Siyasi Kriterler 30

Ekonomik Kriterler 30

Üyelik Yükümlülüklerini Üstlenebilme Kapasitesi 31

İLERLEME RAPORU 2001 37

I.Siyasi Kriterler 37

II. Ekonomik Kriterler 38

III. AB Müktesebatını Üstlenme Yeterliliği 38

IV. Katılım Ortaklığı Belgesi Ve Ulusal Program’ın Genel Değerlendirmesi 39

SONUÇ 41

KRONOLOJİ

1959

• 31 Temmuz: Türkiye, AET’ye ortaklık için başvurdu.

• 11 Eylül: Ankara ve Atina’nın Ortaklık başvurularını kabulü

1963

• 12 Eylül: Ankara Anlaşması

1970

• 23 Kasım: Katma Protokol

1978

• 4-11 Ekim: Yükümlülükler donduruldu.

1982

• 22 Ocak: Türkiye ile ilişkiler donduruldu.

1986

• 16 Eylül: Türkiye – AET Ortaklık Konseyi toplandı.

1987

• 14 Nisan: Tam üyelik müracaatı

1995

• 30 Ekim: Gümrük Birliği

1997

• 12-13 Aralık: Lüksemburg Zirvesi

1999

• 11-12 Aralık: Helsinki Zirvesi

2000

• 4 Aralık: Katılım Ortaklığı Belgesi

2001

• 19 Mart: Türkiye Ulusal Programı

• 13 Kasım: IV. İlerleme Raporu.

GİRİŞ

Altı Batı Avrupa ülkesinin aralarında imzaladıkları Roma Antlaşması’nın 1958 yılında yürürlüğe girmesinin ardından, 15 Temmuz 1959 tarihinde Yunanistan, 31 Temmuz 1959 tarihinde de Türkiye Topluluğa katılmak için müracaat etmiştir.

Türkiye’nin ivedilikle AET’ye bağlanma isteğinin iki önemli nedeni bulunduğu, zamanın Türk yetkililerince aşağıdaki şekilde açıklanmıştır:

"Türkiye, uzun dönemde, Batı Avrupa’da kurulabilecek siyasal bir birliğin dışında kalmak istememektedir. Öte yandan, Türkiye, gümrük birliği içinde Yunanistan’a verilecek ticari tavizlerden de yoksun kalmamak amacındadır".

Türkiye’nin AET’ye başvuran Yunanistan’ın hemen ardından başvurmasının ekonomik nedenlerinin başında, Yunanistan’ın çeşitli tarım ve sanayi ürünleri itibariyle Topluluk pazarında kazanacağı sürüm kolaylıkları karşısında Türk ürünlerinin, bu pazarlardaki rekabet edilebilirliğinin ve Pazar payının korunması endişesi yatmaktadır.

Türkiye ile AT ( AET) arasındaki “Ortaklık İlişkisi”, Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının 238. maddesine dayanılarak Türkiye’nin 31 Temmuz 1959’daki müracaatı üzerine, 4 yıl süren görüşmelerden sonra 12 eylül 1963 tarihinde imzalanarak 1 Aralık 1964 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile kurulmuştur.

ANKARA ANLAŞMASI

Ankara Anlaşması’nın Amacı ve Hukuki Özellikleri

Ankara Anlaşması, 12 Şubat 1964 tarihinde GATT’ın onayına sunulmuş; Topluluk üyesi ülkeler ile Türkiye’nin Parlamentolarında da onaylandıktan sonra, 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye-AET Ortaklık Anlaşması, bugün yürürlükten kalkmış bulunan AET-Yunanistan Ortaklık Anlaşması gibi ve diğer Ortaklık Anlaşmalarından farklı olarak Topluluğa tam üyeliği öngörmektedir.

Ankara Anlaşmasının giriş bölümünde “Türk halkının yaşama seviyesini iyileştirme çabasına Avrupa Ekonomik Topluluğun getireceği desteğin, ileride Türkiye’nin Topluluğa katılmasını kabul ederek..” cümlesi yer almaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin AET’ye tam üye olmasının düşünüldüğünün diğer kanıtı da, Ankara Anlaşmasının 28’inci maddesinde dile getirilmektedir. “Anlaşmanın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşmadan doğan yükümlerin tümünün Türkiye tarafından üstlenebileceğini gösterdiğinde, Âkit taraflar, Türkiye’nin Topluluğa katılması olanağını inceler”.

Anlaşmanın 2nci maddesinde ortaya konan genel ilkeye göre; Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasındaki ortaklık ilişkisinin amacı, Türk ekonomisinin hızlı bir şekilde kalkındırılması ve Türk halkının istihdam seviyesinin ve yaşam standartlarının yükseltilmesi hususlarını gözönünde bulundurarak, taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeyi teşvik etmektedir. Bunun için de bir gümrük birliğinin tedrici olarak kurulması sağlanacaktır. Bu genel ilke hem ekonomik, hem de siyasal amaç taşımaktadır. Ekonomik amaç, Türk halkı ile AET içindeki halklar arasında daha yakın ilişkiler kurmak ve Türk ekonomisi ile Topluluk üyesi devlet ekonomileri arasındaki farkın kapatılmasıdır. Farkın kapatılması için Türkiye’ye ekonomik yardımda bulunma zorunluluğu kabul edilmiştir. Siyasal amaç ise Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran Roma Anlaşmasının temelindeki ülküyü diğer üye devletlerle birlikte izlemek, barış ve özgürlüğü korumak ve korumada kararlılık göstermek iradesinin sağlanmasıdır. Türk halkının yaşam seviyesinin yükseltilmesi çabasına destek vermek suretiyle nihai hedef, Topluluğa tam üye olmayı kolaylaştırmaktır.

Ankara Anlaşması, Türkiye’nin Topluluğa tam üye sıfatıyla katılabilmesi yolunu açık tutmakta ve yürürlük süresine ilişkin bir hüküm de taşımamaktadır. Bir diğer deyişle, Anlaşma’nın fesih hükmü yoktur. Bu nedenle, Anlaşma, amaçları gerçekleşene kadar yürürlükte kalacaktır.

Anlaşmanın temel özellikleri; genel hükümleri içeren çerçeve bir anlaşma niteliğine haiz olması, kapsamının ek protokoller ve Ortaklık Konseyi Kararları ile geliştirilmesi, Anlaşmanın kurduğu ortaklık kurumlarının ikili ve eşitliğe dayalı olması, kararların oybirliği ile alınması, Anlaşmanın evrimsel yani aşamalı bir yapıya sahip bulunması ve bir aşamadan diğer aşamaya geçişin otomatik olmamasıdır.

Ankara Anlaşmasının Kapsamı

Anlaşma 33 maddeden oluşan esas Anlaşma, 11 maddeden oluşan Geçici protokol, 9 maddeden oluşan mali protokol, son senet ve işgücü konusunda taraflar arasında teati edilen mektuplardan oluşmaktadır. Ayrıca bir adet niyet bildirisi, iki adet yazım bildirisi ve Federal Alman Hükümetine ait iki bildiri de Esas Anlaşmaya eklenmiştir.

Esas Anlaşma’yı oluşturan maddelerde; ortaklık ilişkisinin amacı, gümrük birliğinin esasları, tanımı, malların kişilerin sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımı, ulaştırma, rekabet, mevzuat ile ekonomik ve ticari politikaların uyumlaştırılması, ortaklık organları, Türkiye’nin tam üyelik imkanları, ortaklık ilişkisinde çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü gibi konular düzenlenmiştir.

Geçici protokol (protokol no1): Türkiye için önem taşıyan dört ana ihraç malı (tütün, kuru üzüm, kuru incir, fındık) ile ilgili olarak AT’nun tanıdığı ayrıcalıklar ile hazırlık döneminden geçiş dönemine intikali sağlayacak koşul ve süreleri belirlemektedir.

Hukuki açıdan Ankara Anlaşması, ortaklık ilişkisinin temel ilkelerini belirlemektedir. Ayrıntılar ise daha sonra imzalanacak protokollerle tespit edilecektir. Anlaşmanın 30. Maddesine göre bu protokoller anlaşmanın ayrılmaz parçalarıdır.

TÜRKİYE-AT ORTAKLIK ORGANLARI

A. TOPLULUK İLE ARAMIZDAKİ ORTAKLIK İLİŞKİSİNDE SÜREKLİLİĞİ SAĞLAMAK VE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE UYGUN ZEMİNLERİN YARATILABİLMESİ İÇİN:

• DANIŞMA ORGANI OLARAK TÜRKİYE-AB KARMA PARLAMENTO KOMİSYONU,

• KARAR ALMA ORGANI OLARAK ORTAKLIK KONSEYİ,

• TEKNİK DÜZEYDE ORTAKLIK KOMİTESİ VE

• GÜMRÜK İŞBİRLİĞİ KOMİTESİ,

OLUŞTURULMUŞTUR.

B. 1/95 SAYILI TÜRKİYE-AB ORTAKLIK KONSEYİ KARAR METNİNİN 50-51 INCİ MADDELERİ UYARINCA BİLGİ VE GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ SAĞLAMAK, ORTAKLIK KONSEYİ’NE TAVSİYELERDE BULUNMAK VE GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN DÜZGÜN İŞLEYİŞİNİ TEMİNEN GÖRÜŞ BİLDİRMEKLE GÖREVLİ BİR TÜRKİYE-AB GÜMRÜK BİRLİĞİ ORTAK KOMİTESİ TESİS EDİLMESİ KARARLAŞTIRILMIŞTIR.

Ortaklık Organları

Ankara Anlaşması’nın 6 ncı maddesi, ortaklık rejiminin uygulanmasını ve gittikçe gelişmesini sağlamak için Akit Tarafların bir "Ortaklık Konseyi" teşkil etmelerini; 24 üncü maddesi de, Ortaklık Konseyi’nin "görevlerinde kendisine yardımcı olabilecek her komiteyi" kurabileceğini öngörmektedir. Bu çerçevede kurulmuş Türkiye-AET ortaklık organları aşağıda sıralanmaktadır.

1. Ortaklık Konseyi

Ortaklık Anlaşması’nın 6 ncı maddesi, akit tarafların, ortaklık rejiminin uygulanmasını ve gittikçe gelişmesini sağlamak için Anlaşma ile verilen görevlerin sınırları içinde eylemde bulunacak Ortaklık Konseyi çerçevesinde toplanmalarını hükme bağlamaktadır.

Ortaklık Konseyi, gümrük birliğinin gelişen şekilde yerleşmesi ve ortaklığın iyi işlemesi hedefiyle Türkiye’nin ekonomi politikalarının Topluluğunkine yakınlaştırılmasını ve gerekli ortak eylemlerin geliştirilmesini sağlamak için, Anlaşma kapsamına giren alanlara ilişkin hükümlerin uygulama koşul, usul, sıra ve sürelerini ve yararlı görülecek her türlü korunma kurallarını tesbit etmek üzere kurulmuştur.

Ortaklık Konseyi, bir yandan Türk Hükümeti temsilcilerinden, öte yandan, AET Konseyi ile Komisyonu ve üye ülke hükümetlerinin temsilcilerinden oluşmaktadır. Ortaklık Konseyi Başkanlığı, altışar aylık süreler için Türkiye ile Topluluk temsilcilerinden biri tarafından, sıra ile yürütülür.

Konsey, kararlarını oybirliği ile alır. Türkiye’nin ve Topluluk tarafının birer oyları vardır.

Ortaklık Konseyi, iç tüzüğü gereğince, en az altı ayda bir defa Bakanlar düzeyinde toplanır. Bu oturumlar dışında Konsey, anılan Konsey üyelerinin temsilcileri düzeyinde biraraya gelir.

Türkiye-AET Ortaklığı’nın en önemli organı olan Ortaklık Konseyi’ne, Anlaşma ile belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi için "karar alma yetkisi" verilmiştir. Taraflar, bu kararların yerine getirilmesinin gerektirdiği tedbirleri almakla yükümlüdür. Konsey ayrıca tavsiyelerde de bulunabilir (Ankara Anlaşması Madde 22/1).

Ortaklık Konseyi Anlaşma’nın hedeflerini gözönünde tutarak, ortaklık rejiminin sonuçlarını belirli aralıklarla inceler. Bu incelemenin, hazırlık dönemi boyunca bir görüş teatisi sınırları içinde kalması öngörülmüştür (Ankara Anlaşması Madde 22/2).

Ankara Anlaşması’nın 25 inci maddesi gereğince, akit taraflar, Anlaşma’nın uygulama ve yorumu ile ilgili olarak Türkiye’yi, Topluluğu, veya Topluluk üyesi bir devleti ilgilendiren her anlaşmazlığı Ortaklık Konseyi’ne getirebilir. Konsey, anlaşmazlığı, karar yolu ile çözebileceği gibi, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na veya mevcut herhangi bir başka yargı merciine götürmeyi kararlaştırabilir. Taraflardan herbiri, kararın veya hükmün yerine getirilmesinin gerektirdiği tedbirleri almakla yükümlüdür.

Ortaklık Konseyi, görevlerinde kendisine yardım edebilecek ve özellikle Anlaşma’nın iyi yürütülmesi için gerekli işbirliğini sağlayacak bir Komiteyi kurma yetkisini haizdir. Nitekim, 1964 yılında yapılan Ortaklık Konseyi toplantısı ile Ortaklık Komitesi, 1965 tarihli bir toplantı ile de Karma Parlamento Komisyonu kurulmuştur.

Ortaklık Konseyi, yukarıda açıklanmış bulunan yapısı ve yetkileri çerçevesinde, Türkiye-AET ilişkilerinin şekillendirilmesi ve yönlendirilmesi bakımından en etkin kuruluş olarak, siyasi konularda olduğu kadar, ekonomik ve ticari ilişkilerde de önem arz etmektedir.

2. Ortaklık Komitesi

Ortaklık Konseyi’nin 3/64 sayılı Kararı ile kurulmuş bir "yardımcı organ"dır. Yapısı Ortaklık Konseyi’ne benzeyen Komite’nin görevi, Ortaklık Konseyi’nin gündemini hazırlamak ve Ortaklık Konseyi’nin vereceği talimatlara uygun olarak, Ortaklık ilişkisiyle ilgili teknik sorunlar üzerinde incelemeler yapmaktır.

Ortaklık Komitesi teknisyenlerden oluşan bir organdır. Komite’nin hazırladığı raporlar oylama yapılmaksızın doğrudan Ortaklık Konseyi’ne sunulur.

3. Karma Parlamento Komisyonu (KPK)

Ortaklığın "demokratik" denetim organıdır. KPK, TBMM ve Avrupa Parlamentosu’ndan 18’er üye olmak üzere toplam 36 üyeden oluşur ve yılda 2 kez toplanır.

KPK’nun görevi, Ortaklık Konseyi tarafından hazırlanan yıllık faaliyet raporlarını incelemek ve ortaklığa ilişkin konularda fikir teatisinde ve tavsiyelerde bulunmaktır.

4. Gümrük İşbirliği Komitesi (GİK)

Gümrük İşbirliği Komitesi, Ortaklık Konseyi Kararı ile tesis edilmiştir. Üye devletler gümrük uzmanları ve Komisyon servislerinin gümrük sorunları ile ilgili memurları ile Türk gümrük uzmanlarından oluşur.

İlk toplantısını 28.10.1979 tarihinde gerçekleştiren ve 12.11.1982 tarihinde yaptığı 9 uncu toplantısından sonra 10 yıl süre ile toplanamayan Komite, 3 Aralık 1992 tarihinde gerçekleştirdiği 10 uncu toplantısından itibaren düzenli işleyen ve gümrük birliğinin tamamlanması sürecinde gümrüklerle ilgili teknik hususları ele alarak Ortaklık Konseyi’ne önemli ölçüde yardım sağlayan bir platform haline gelmiştir. Gümrük Birliği’nin tamamlanmasından sonra ise Komite, görev alanı çerçevesinde karşılaşılan teknik sorunların ele alınıp çözümler arandığı aktif bir zemin halini almıştır.

Görevi, Ortaklık Anlaşması’nın gümrükle ilgili hükümlerinin doğru ve yeknesak bir şekilde uygulanması amacıyla akit taraflar arasında idari işbirliğini sağlamak ve Ortaklık Komitesi’nin gümrük alanında kendisine tevdi edebileceği her türlü diğer görevi yürütmektir. 1/95 sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararı, Topluluk Gümrük Kodu ile Uygulama Yönetmeliği ile düzenlenen bazı alanlarda (ürünlerin menşei, gümrük değeri, gümrük beyanları, serbest dolaşıma giriş, askıya alma düzenlemeleri, gümrük borcu, başvuru hakkı, vb) mevzuat uyumunun sağlanması ve ilgili hükümlerin uygulanması için gerekli tedbirlerin alınması sorumluluğunu Gümrük İşbirliği Komitesi’ne vermiştir.

5. Gümrük Birliği Ortak Komitesi

Ortaklık Konseyi, gümrük birliğinin işleyişiyle doğrudan ilgili alanlarda (ortak ticaret politikası, ortak rekabet politikası, gümrük mevzuatı vb.), Türk mevzuatının Topluluk mevzuatıyla sürekli uyumu ilkesini getirmiş ve bu ilkeyi hayata geçirmek için de "Gümrük Birliği Ortak Komitesi" adı altında yeni bir organ tesis etmiştir.

Akit tarafların temsilcilerinden oluşan Gümrük Birliği Ortak Komitesi’nin başlıca ilgi alanı teknik konulardır. Ortaklık Anlaşmasıyla oluşturulan diğer kurumlar varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Gümrük Birliği Ortak Komitesi, bilgi ve görüş alışverişini yönlendirir, Ortaklık Konseyi’ne tavsiyelerde bulunur ve gümrük birliğinin doğru işleyişini sağlamak amacıyla görüş bildirir. Komite bazı konularla sınırlı olmak üzere, yeni bir mevzuat yaratmayacak ve Topluluk mevzuatında değişiklik oluşturmayacak teknik nitelikli kararlar alabilir.

Gümrük Birliği Ortak Komitesi’nin temel fonksiyonu, Türkiye’nin gümrük birliğinin işleyişiyle doğrudan ilgili alanlarda öngörülen mevzuat uyumu ilkesine bağlı kalmasına yönelik bir danışma prosedürünün oluşturulmasıdır. Amaç, mevzuat ve uygulamalar arasındaki farklılık ve çelişkilerin, malların serbest dolaşımı ilkesini etkilemesini, ticarette sapma meydana getirmesini ve ekonomik sorunlara yol açmasını engellemektir.

Gümrük Birliği Kararı’nda ayda bir düzenli olarak toplanması öngörülmekle birlikte, Gümrük Birliği Ortak Komitesi bugüne kadar 9 toplantı gerçekleştirmiştir. Komite’nin etkin ve sürekli olarak işletilmesi, gerek gümrük birliğinin işleyişiyle ilgili sorunların aşılması, gerekse gümrük birliğini doğrudan ilgilendiren alanlardaki mevzuat hazırlık çalışmalarında Türkiye’nin başlangıç aşamasından itibaren yer alması açısından son derece önem taşımaktadır.

Ankara Anlaşması’nın Dönemleri

Anlaşma, hazırlık, geçiş ve son dönem olarak adlandırılan üç kademeden oluşan ve kademeler arasındaki geçişin otomatik olmadığı bir ortaklık ilişkisi kurmaktadır

-Hazırlık Dönemi

Türkiye açısından 1 Aralık 1964’te başlamıştır ve kapsamı geçici protokol ile mali protokolde belirlenmiştir. Bu dönemin en az 5 yıl, en fazla 10 yıl sürmesi planlanmıştır.

Hazırlık döneminde Türkiye-AET ilişkilerinin geliştirilmesi bakımından, Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemekte olup, geçiş dönemi ve son dönem boyunca üstleneceği yükümlülükleri yerine getirebilmesi için Topluluğun yardımı ile ekonomisini güçlendirmesi öngörülmüştür.

Bu dönemde tek taraflı olarak Türkiye’ye kota avantajları (tütün, kuru üzüm, kuru incir, fındık) tanınmıştır. Bu dönem içinde kullanılmak üzere, Türkiye’ye 175 milyon ECU tutarında kredi de sağlanmıştır (I. Mali Protokol).

-Geçiş Dönemi

Hazırlık döneminin uzatılmış süresi içinde, Türkiye’nin isteği üzerine bir sonraki dönemin (geçiş dönemi) koşullarını, süre ve sıralarını belirlemek üzere Topluluk ile yeniden müzakerelere başlanmış ve 23 Kasım 1970 tarihinde Katma Protokol imzalanmıştır. Üye ülkelerin Parlamentoları tarafından onaylanması gereken Katma Protokol’ün ticari hükümleri, onay işlemlerinin zaman alabileceği düşüncesiyle, ayrıca aktedilen Geçici Anlaşma ile 1.9.1971 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Anlaşmayla hazırlık dönemi sona ermiş ve geçiş dönemi fiilen başlamıştır.

Ancak, geçiş döneminin hukuken başlaması, Katma Protokol’ün 1 Ocak 1973 günü yürürlüğe girmesiyle olmuştur. Bir diğer ifadeyle, gümrük indirimlerinin gerçekleştirilme amacına yönelik Topluluk yükümlülükleri 1971’de, Türkiye’nin bu alandaki yükümlülükleri ise, 1973’te başlamıştır.

İngiltere, İrlanda ve Danimarka’nın AET’ye 1973 yılında "tam üye" olarak katılmaları üzerine, Katma Protokol rejimi bir Tamamlayıcı Protokol’la (30 Haziran 1973) bu üç ülkeye de genişletilmiş (uyum sağlanmış) ve Tamamlayıcı Protokol’ün ticari hükümleri bir diğer geçici anlaşmayla, 1 Ocak 1974 tarihinde yürürlüğe konulmuştur.

Katma Protokol bir “Uygulama Antlaşması”dır. Zira Ankara Anlaşması’nın belirlediği genel çerçeve, Katma Protokol ile doldurulmuş ve uygulamaya geçirilmiştir. Geçiş döneminde hazırlık döneminin aksine Türkiye de sorumluluklar üstlenmiş, Topluluk ile arasındaki gümrükleri azaltma ve ortak dış tarifeye uyum sağlama gibi sorumluluklarla karşı karşıya gelmiştir.

Geçiş döneminin amacı, karşılıklı ve dengeli yükümlülükler esası temelinde gümrük birliğinin, gelişen bir şekilde yerleşmesini sağlamak ve Türkiye’nin ekonomi politikalarını Topluluğun ekonomi politikalarına yaklaştırmaktır (Madde 4/1).

Ayrıca, Türkiye’nin kalkındırılmasını hızlandırmak amacıyla, Katma Protokol ile birlikte imzalanan İkinci Mali Protokol, Türkiye’ye 195 milyon ECU’lük bir kredi açmaktadır ve bu kredinin tamamı Aralık 1982 itibariyle kullanılmıştır. (2. Mali Protokol)

-Son Dönem

Ankara Anlaşması’nın Katma Protokol ile düzenlenen Geçiş Dönemi’nin tamamlanmasını izleyen dönemde ise, "Son Dönem" başlamaktadır. Bu dönem Türkiye ile AET arasındaki Gümrük Birliğine dayanır. Bu dönemde, tarafların ekonomi politikaları arasındaki eşgüdümün güçlendirilmesi sağlanacaktır. Ankara Anlaşması, son dönem için bir süre saptamamış, bunu Madde 28 ile taraflara bırakmıştır:

KATMA PROTOKOL

Katma Protokol, Geçiş Dönemi’nin uygulanmasına ilişkin şartları, usulleri, sıra ve süreleri belirlemektedir.

Protokol’ ün "dibacesi" nde yer alan ilkeler,

• Akit taraflar arasında "karşılıklı ve dengeli yükümlülükler"in esas olması;

• Türkiye ile Topluluk arasında bir gümrük birliğinin giderek yerleştirilmesi;

• Ortaklığın iyi işlemesi amacıyla tarafların ekonomi politikalarının yakınlaştırılması ve ortak faaliyetlerin geliştirilmesinin sağlanması.

olarak sıralanmaktadır.

KATMA PROTOKOL’UN KAPSAMI

A. MALLARIN SERBEST DOLAŞIMI

• GÜMRÜK BİRLİĞİ

• TÜRKİYE VE TOPLULUK ARASINDA GÜMRÜK VERGİLERİNİN KALDIRILMASI

• ORTAK GÜMRÜK TARİFESİNİN TÜRKİYE TARAFINDAN KABULÜ

• AKİT TARAFLAR ARASINDA MİKTAR KISITLAMALARININ KALDIRILMASI

• ORTAK TARIM POLİTİKASININ UYGULAMA ALANINA KONULMASI

B. KİŞİLERİN VE HİZMETLERİN SERBEST DOLAŞIMI

• İŞÇİLER

• YERLEŞME HAKKI, HİZMETLER VE ULAŞTIRMA

C. EKONOMİ POLİTİKALARININ YAKLAŞTIRILMASI

• REKABET, VERGİLEME VE MEVZUAT YAKLAŞTIRILMASI

• EKONOMİ POLİTİKASI

Katma Protokol’ ün Kapsamı

Gümrük Birliği esasına dayandırılmış bulunan ve 64 maddeden meydana gelen Katma Protokol, malların serbest dolaşımını gerçekleştirecek usul, sıra ve süreler de dahil olmak üzere,

• kişilerin, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaşımı;

• ulaştırma, rekabet, vergileme ve mevzuatın yakınlaştırılması;

• ekonomi ve ticaret politikalarının uyumlu hale getirilmesi

konularını hükme bağlamaktadır.

Niteliği

Katma Protokol’ ün ekonomik, sosyal ve siyasi niteliği Ankara Anlaşması ile paralellik göstermekte ve Protokol, Ankara Anlaşması’nın ekini oluşturmaktadır.

Katma Protokol, bir "Uygulama Anlaşması" dır. Zira, Ankara Anlaşması’nın belirlediği genel çerçeve, Katma Protokol ile doldurulmuş ve uygulamaya geçilmiştir.

Katma Protokol, doktrinde "Geçici Anlaşma" (interim agreement) olarak ifade edilmektedir. Bu çerçevede, sözkonusu Protokol’ ün tam üyelik öncesi dönemi düzenleyen bir anlaşma olduğu kabul edilmektedir.

Ankara Anlaşması’nın 30 uncu maddesine göre Katma Protokol Ankara Anlaşması’nın "ayrılmaz parçasıdır" ve aynı hukuki değere sahiptir.

Yürürlüğe Girmesi

Katma Protokol, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 Temmuz 1971, T.C. Senatosu’nda da, 22 Temmuz 1971 tarihinde onaylandıktan sonra, 1 Eylül 1971 tarihinde kanunlaştırılmış ve Ankara Anlaşması’nda olduğu gibi, 30 Eylül 1971’de GATT ’a sunulmuştur. Sözü edilen Protokol üye ülke parlamentolarında da onaylandıktan sonra,1 Ocak 1973’te yürürlüğe girmiştir (Ancak, Katma Protokol’ ün ticari hükümleri "geçici anlaşma" ile 1.9.1971 tarihinde yürürlüğe konmuş ve AT’ nun yükümlülükleri bu tarih itibariyle başlatılmıştır).

Bu tarihten sonra Topluluğa katılan ülkeler ile ekonomi politikalarının uyumlaştırılması amacıyla “Uyumlaştırma Protokolleri” imzalanmıştır.

Tarafların Katma Protokol’den Kaynaklanan Yükümlülükleri

Katma Protokol, ekonomik ve sosyal hayatın her alanına ilişkin hükümler içermekle birlikte, Gümrük Birliği’nin gerçekleştirilmesine yönelik bölümlere ağırlık verilmiştir.

Katma Protokol, AKÇT ve EURATOM ürünlerine ilişkin hüküm ihtiva etmemekte, yalnızca AET’nin yetki alanına giren ürünlere ilişkin düzenlemeler içermektedir.

Malların Serbest Dolaşımına İlişkin Yükümlülükler

Sanayi Mamulleri

i. Türkiye ve Topluluk arasında gümrük vergileri ile eş etkili vergi ve resimlerin kaldırılması ve Türkiye’nin OGT’ne uyumu

Protokole göre, Topluluğun Türkiye’den ithal edilen sanayi mamullerine uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını Protokol’ün yürürlüğe girdiği tarihte sıfıra indirmesi öngörülmektedir. Katma Protokol, Topluluk açısından gümrük vergilerinin kaldırılması konusunda 4 istisna getirilmiştir. Bunlar, bazı petrol ürünleri, perakende satışa arzedilmeyen pamuk ipliği, diğer işlenmiş pamuklu dokumalar, yün ya da ince hayvan kılından yapılma makina halılarıdır.

Türkiye ise, Topluluk çıkışlı sanayi mallarına (AKÇT ve EURATOM hariç) karşı uyguladığı gümrükleri, 1973 yılından başlamak üzere, geçiş döneminde dış rekabet gücü kazanacağı düşünülen üretim dallarında 12 yıl, daha uzun bir süre sonunda dış rekabete açılabilecek sektörlerde ise, 22 yıl sonunda Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi ile aynı düzeye indirmekle yükümlüdür. Bu kapsamda iki liste hazırlanmış ve bu listeler 12 ve 22 yıllık listelerde yer alan ürünler olarak tanımlanmıştır. Türkiye bu yükümlülükler çerçevesinde, 1 Ocak 1973 ve 1 Ocak 1976’da, 12 yıllık listede %10’arlık, 22 yıllık listede %5 ’erlik indirim yapmıştır. Ocak 1978’de yapılması gereken indirimler ise, Katma Protokolün 60’ıncı hükmünden yararlanılarak ertelenmiştir. Bu tarihten sonra 1989 yılında kadar indirim yapılmamıştır.

ii. Miktar kısıtlamalarının kaldırılması

Protokol uyarınca, Topluluğun geçiş döneminin ilk gününden itibaren Türk sanayi ürünlerine karşı uyguladığı bütün miktar kısıtlamalarını ve eş etkili tedbirleri kaldırması gerekmektedir.

Taraflar arasındaki miktar kısıtlamalarının kaldırılması bakımından, Topluluk ipek böceği kozası ve ham ipekte yeni miktar kısıtlamaları koyma hakkını saklı tutarak, bu iki ürün dışındaki ürünler itibariyle yükümlülüğünü 1 Eylül 1971’de yerine getirmiştir.

Ancak, Topluluğa 1973 yılında katılan İngiltere , Katma protokol hükümlerine aykırı olarak, 2 Mart 1975 tarihinde Türkiye’den yapılan pamuk ipliği ithalatına tek yanlı kısıtlama getirmiştir. İngiltere’nin pamuk ipliği ihracatımıza uyguladığı kotaya rağmen, bu mamulde topluluk Pazarındaki payımızın giderek büyümesi karşısında ürünümüze anti-damping vergi uygulanmaya başlamış, vergi 30 Temmuz 1982’de imzalanan İradi İhraç Kısıtlaması Anlaşması ile kaldırılmıştır. Benzer şekilde, konfeksiyon ürünlerinde 27 Temmuz 1982’de tişört ithalatımızdaki tek yanlı miktar kısıtlaması ile başlayan kota uygulaması, tekstil ve konfeksiyon kategorileri bazında artarak Gümrük Birliğinin tamamlanmasına kadar devam etmiştir.

Türkiye, Topluluk çıkışlı özel ithalatının 1967 yılında gerçekleşen miktar kadarlık bölümünü kademeli olarak, libere ederek bunu Topluluğa konsolide etmekle, başka deyişle, bir daha sınırlamaya tabi tutmamakla yükümlüdür.

Türkiye üçüncü ülkelere uyguladığı gümrük tarifelerini de Topluluk Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) ile uyumlaştıracaktır. AET’nin OGT ortalaması yaklaşık %7, Türkiye’nin Gümrük vergileri ortalaması %40-50 civarında olduğundan bu uyum oldukça zor bir yükümlülüktür. Bu nedenle, uyum takvimi 1989 yılında işletilmeye başlanmıştır.

Tarım Ürünleri

Katma Protokol’ün 33/2 ve 3 üncü maddeleri Topluluğun genel mükellefiyeti olarak Türkiye’nin Topluluk Ortak Tarım Politikası’na uyum sürecinde, Türk tarımının çıkarlarını gözönünde tutacağını, Ortak Tarım Politikası’nda meydana gelecek gelişme ve değişiklikleri Türk tarafına bildireceğini hükme bağlamaktadır.

Protokol’ün 33/1 nci maddesinde ise, "22 yıllık bir dönem içinde Türkiye, tarım ürünlerinin Türkiye ve Topluluk arasında serbest dolaşımı için Türkiye’de uygulanması gerekli Ortak Tarım Politikası tedbirlerini bu dönemin sonunda alabilmek amacıyla, kendi tarım politikasının uyumu yoluna gider" şeklindeki hükümle tarım alanındaki serbest dolaşımın gerçekleştirilebilmesi için, Türk tarım politikasının OTP’na uyumu zorunlu kılınmaktadır.

Öte yandan, Protokol’ün 35nci maddesi uyarınca taraflar, birbirlerine, tarım ürünleri alışverişleri için kapsamı ve usulleri Ortaklık Konseyi tarafından tespit edilecek olan tercihli bir rejim tanıyacaklardır.

Kişilerin Serbest Dolaşımı

Katma Protokol, Topluluk ile Türkiye arasında, gümrük birliğini aşan bir ekonomik bütünleşme öngörmüştür. Bu nedenle, malların serbest dolaşımına ilişkin hükümlerle yetinmeyip, aynı serbestiyi sermaye, işgücü ve hizmetler açısından da öngörmüştür. Ancak, bu konulara ilişkin hükümler, çoğunlukla bağlayıcı olmamış ve geleceğe yönelik dilekler olarak ifade edilmiştir.

Protokol’ün 36ncı maddesine göre, Türkiye ile Topluluk arasında işçilerin serbest dolaşımı, Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe girişinden sonraki 12 nci ve 22 nci yıl arasında kademeli olarak gerçekleşecek, buna ilişkin usuller ise, Ortaklık Konseyi tarafından kararlaştırılacaktır. Yine aynı madde uyarınca, bu konuda izlenecek yöntemler, Ankara Anlaşması’nın 12 nci maddesi çerçevesinde Konsey tarafından saptanacaktır.,

20 Aralık 1976 tarihinde alınan 2/76 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile işçilerin serbest dolaşımlarına ilişkin ilk kademe düzenlemeler getirilmiştir. Bundan sonra, 1 Aralık 1980 ile 1 Aralık 1983 tarihleri arasını kapsayan ikici kademenin düzenlemesi beklenirken bu yapılmamıştır. Böylece, kademeli geçişte son tarih olan 1 Aralık 1986’da yürürlüğe girmesi gereken işçilerin serbest dolaşımı gerçekleşememiştir.

Sermayenin Serbest Dolaşımı

Katma Protokol’ün 50/2nci maddesi uyarınca, mal ve hizmet alışverişleriyle sermaye hareketlerine ait ödemelerin serbestleştirilmesi, miktar kısıtlaması, hizmet edinimi ve sermaye hareketleriyle ilgili serbesti prensipleri dahilinde gerçekleştirilir.

Protokol’ün 50/3ncü maddesine göre, taraflar, Roma Antlaşması’nın III sayılı ekinde yer alan görünmeyen işlemlere ait transferlerde uyguladıkları rejimi daha kısıtlayıcı hale getiremezler. Ancak, Ortaklık Konseyi’nin bu konuda istisnai karar alma yetkisi bulunmaktadır.

Türkiye, Topluluk kaynaklı yabancı sermayeye tanıdığı rejimi kolaylaştırmakla yükümlüdür. Taraflar, aralarındaki sermaye hareketleri ve buna ilişkin ödemelere zarar verecek yeni kısıtlama koymaktan, eskilerini arttırmaktan sakınırlar.

Hizmetlerin Serbest Dolaşımı

Protokol’ün 41/1nci maddesi uyarınca, taraflar, karşılıklı olarak yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest dolaşımına yeni kısıtlamalar getirmemekle yükümlüdürler. Yerleşme hakkı ve hizmetlerin serbest dolaşımına ilişkin mevcut kısıtlamalar ise, tedricen kaldırılacaktır. Bu kısıtlamaların kaldırılması için uygulanacak yöntem, sıra ve süreler Ortaklık Konseyince saptanacaktır. Protokol’ün 42nci maddesinde ise, ulaştırma sektörü ile ilgili Türk mevzuatının Topluluk kurallarına uyumu düzenlenmektedir. Buna göre, Roma Antlaşması ile tesis edilmiş Topluluk ortak ulaştırma kurallarının Türkiye’ye teşmil edilmesine dair usuller Ortaklık Konseyi tarafından saptanacaktır.

GÜMRÜK BİRLİĞİ

1983 yılında Türkiye’de sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren ülkemizin ithal ikamesi politikalarını hızla terk ederek dışa açılma sürecini başlatması ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987’de AB’ne tam üyelik müracaatında bulunmuş, diğer taraftan ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe koymuştur.

Türkiye, ortaklık ilişkisinden bağımsız olarak, AET’yi kuran Roma Anlaşması’nın 237nci maddesine istinaden 14 Nisan 1987’de tam üyelik müracaatında bulunmuştur. Bu 237. madde “Her Avrupa Devleti” dediğinden Konsey Türkiye’nin başvurusunu Fas’ınkini reddettiği gibi değerlendirmeye dahi almadan reddedememiştir. AB Komisyonu tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta, Türkiye’nin AB’ne üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte, Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecini tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesini ve bu arada Türkiye ile gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir.

Ayrıca, Türkiye ekonomisindeki gelişmeler olumlu karşılanmakla birlikte;

• Kişi başına düşen milli gelirin Topluluktaki ortalamanın 1/3’ü düzeyinde bulunması

• Hızlı bir nüfus artışı ve işgücünün %50’den fazlasının tarımda istihdam edilmesi ve sosyal güvenlik alanındaki normların yetersizliği

• Yüksek enflasyon oranının varlığı

• Sanayide yüksek korunma oranları ile, yeni bir tür vergi olarak nitelenen fonların varlığı

gibi hususların, Türkiye’nin Topluluğa katılması halinde yükümlülüklerini üstlenebilmesini güçleştireceği belirtilmektedir.

Bu öneri tarafımızdan da olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye-AB Gümrük Birliğine Geçiş Süreci Ve Bu Sürecin İşleyişi

Türkiye, tam üyelik hedefi için gerekli bir araç olan gümrük birliğinin geçiş döneminin sona ereceği 1996 yılı başı itibariyle tamamlanmasını teminen, 9 Kasım 1992 tarihli Ortaklık Konseyi toplantısında, gümrük birliğinin 1995 yılı itibariyle gerçekleştirilmesinin hedeflendiğini, bunun için gerekli yükümlülüklerinin yerine getirileceğini ve bu arada nihai hedefinin Topluluğa katılmak olduğunu teyiden açıklamıştır.

Türkiye-AET Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında, Gümrük Birliği’nin tamamlanması ve sürdürülmesi için gerekli koşulları ve süreleri belirleyen bir Gümrük Birliği Kararı kabul edilmiştir.

1/95 sayılı Türkiye- AB Ortaklık Konseyi Kararı

Bu karar, 22 yıl sürmesi öngörülen geçiş dönemini sona erdirerek son döneme geçişi sağlaması açısından önemlidir.

6 Mart 1995 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen 36ıncı dönem Ortaklık Konseyi toplantısında, Ortaklığın geçiş dönemini sona erdirerek, son döneme geçişi sağlayan ve gümrük birliğine varılmasında ve bu birliğin işlerliğinin sağlanmasında gereken yöntem ve süreleri tespit eden Ortaklık Konseyi Kararı imzalanmıştır.

Temelinde taraflar arasında malların serbest dolaşımını ve üçüncü ülkelere karşı ortak gümrük tarifelerinin uygulanmasını öngören bir entegrasyon olan Türkiye-AB Gümrük Birliği, AB’de ticaret ve rekabet politikalarında kaydedilen gelişmeler doğrultusunda, Türkiye’nin bu politikalara da uyumunu öngören bir nitelik kazanmıştır.

1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararı, 66 madde bazı maddelere ilişkin ortak ya da tek taraflı 17 Bildirim ve 10 ekten oluşmaktadır. Şu konularda düzenlemeler yapılmıştır:

 Malların Serbest dolaşımı

 Topluluk Ortak Tarım Politikalarına Uyum

 Topluluk Ortak Gümrük Koduna Uyum

 Mevzuat Uyumu

 Fikri sınai ve ticari mülkiyetin korunması

 Rekabet kuralları

 Devlet yardımları

 Ticari Korunma Araçları

 Kamu Alımları

 Vergilendirme

 Kurumsal Hükümler

 Uyuşmazlıkların Çözümü

Gümrük Birliğinin Kapsamı

Gümrük vergileri, Miktar kısıtlamaları (Madde 4-7)

İthalatta ve ihracatta uygulanan gümrük vergileri, eş etkili vergiler, miktar kısıtlamaları ve eş etkili tedbirler, Karar’ın yürürlüğe girdiği tarihte kaldırılacaktır.

Bakanlar Kurulu Kararı ile 1 Ocak 1996 tarihi itibarıyla, 12 yıllık ve 22 yıllık listelerde yer alan ürünlerde, Topluluğa karşı gümrük vergileri kaldırılmıştır.

Türkiye, tekstil ve konfeksiyon dışında kalan sektörlerdeki devlet yardımını 1995 yılında yürürlüğe konan İhracata Yönelik Devlet Yardımları Kararı ile düzenlemiştir. Karara göre; araştırma-geliştirme, çevre maliyetleri, yurt dışında düzenlenen fuar ve sergilere katılım, Pazar araştırması, tanıtım faaliyetleri devlet tarafından desteklenebilecektir.

Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) ve Ticaret Politikası (Madde 12-14)

Türkiye Karar’ın yükümlülüğe girmesi ile birlikte OGT’yi uygulamaya başlayacaktır. Türkiye tek taraflı olarak, OGT’ini geçici süre ile askıya alma ve değiştirme hakkında haizdir.

Bu çerçevede bugüne kadar İsrail, Macaristan, Romanya, Litvanya, letonya, Estonya, Çek/Slovak Cumhuriyetleri, Slovenya, Bulgaristan, Polonya, Makedonya ile serbest ticaret anlaşmaları imzalanmıştır.

Bu çerçevede, gümrük vergileri, 1997 ve 1998 yıllarında yüzde 10’ar, 1999 ve 2000 yıllarında da yüzde 15’er oranında indirilmiş. 31 Aralık 2000 tarihinde yapılan yüzde 50 oranında gümrük vergisi indirimiyle de OGT’ye uyum sağlanmıştır. (31 Aralık 2000 tarih ve 24274 sayılı Resmi Gazete)

2/95 sayılı Karar kapsamında, ağırlıklı olarak, otomotiv sanayi ürünleri, deri ve köseleden bazı eşyalar, ayakkabı ve aksanı, porselen ve seramikten bazı mutfak eşyası ve mobilya için Türkiye’nin, 1.1.2001. tarihine kadar Topluluk Ortak Gümrük Tarifesi üzerinde vergi uygulayabilmesine imkan tanınmaktadır.

Ticarette teknik Engeller (Madde 8-11)

Türkiye teknik engellerin kaldırılması konusundaki Topluluk araçlarını, diğer bir ifade ile standardizasyon, ölçüm, kalibrasyon, kalite, akreditasyon, test ve sertifikalandırma konusundaki topluluk mevzuatını, Karar’ın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl içinde benimseyecektir. Türkiye, Topluluk mevzuatına uygun belgelendirilmiş Topluluk ürünlerinin ithalatını engellemeyecektir.

Türk Akreditasyon Kurumu 1999 yılında kurulmuştur, fakat hala teknik donanım yetersizliğinden dolayı faaliyete geçememiştir.

İşlenmiş tarım ürünleri İthalatı (Madde 17-21)

Topluluk mevzuatına uygun olarak, işlenmiş tarım ürünlerindeki sanayi ve tarım payları tespit edilmiş ve toplam korumanın sanayi payına tekabül eden kısmının Topluluğa karşı sıfırlanması öngörülmüştür.

Bu madde kapsamında bulunan ürünler Roma Anlaşması’nın tarım ekinde yer almayan, bünyesinde temel tarım ürünlerini (hububat, şeker ve süt) bulunduran ürünlerdir. (çikolata, ve şekerlemeler, çocuk mamaları, bisküvi ve pastacılık ürünleri, makarna, dondurma, hazır gıdalar, margarin gibi)

Türkiye’nin Topluluk Gümrük Kodu’na uyumu (Madde 26-28)

Menşe, Gümrük değerleri, beyan, ürünlerin gümrük birliği alanına girişi, serbest dolaşım, ekonomik etkisi olan gümrük birliği işlemleri, gümrük borcu ve başvuru hakkı gibi hükümlerini Topluluk mevzuatına uyumlaştıracaktır.

Fikri ve sınai mülkiyetin korunması (Madde 31)

Taraflar, ancak fikri mülkiyet haklarına Gümrük Birliği’ni oluşturan iki tarafta da eş düzeyde etkili koruma sağlanması halinde Gümrük Birliği’nin gereğince işleyebileceğini kabul ederler.

Türk Patent Enstitüsü kurulmuş olup 1995 yılından bu yana çalışmalarını sürdürmektedir.

Gümrük Birliği’nin rekabet kuralları ve mevzuat yakınlaştırılması (madde 32,37,38)

Taraflar arasındaki ticareti etkilediği ölçüde, teşebbüsler arasında, rekabeti bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamalar ile hakim durumun kötüye kullanılması, Gümrük Birliği’nin düzgün işleyişi ile uyumlu olmadıkları gerekçesi ile yasaklanmıştır.

Aralık 1994’te “4054 sayılı rekabetin korunması hakkında kanun” yürürlüğe girmiştir. Rekabet kurulu kurulmuş ve 1997 yılında faaliyete geçmiştir.

Devlet yardımları (madde 35,36,37,38)

Tarafların belli kuruluşları veya belli ürünlerin üretimini özendirmek amacıyla yapılan her türlü devlet yardımı Gümrük Birliği’nin düzgün işleyişi ile uyumlu değildir.

İstisnaları;

 Doğal afetlerin veya olağandışı olayların neden olduğu zararı giderme amacını güden yardımlar,

 Topluluk ile Türkiye arasındaki ticaret koşullarını ortak çıkara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, bu Karar’ın yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl süreyle Türkiye’nin göreli azgelişmiş bölgelerinin ekonomik gelişmesini desteklemek üzere verilen yardımlar,

 Topluluk ile Türkiye arasındaki ticaret koşularını ortak çıkara ters düşecek ölçüde olumsuz etkilememek kaydıyla, belli ekonomik faaliyetlerin veya belli yörelerin ekonomisinin gelişmesini kolaylaştırmaya yönelik yardımlar,

Ülkemizde devlet yardımlarının AB’nin yardım programları ile uyumlu hale getirilmesi için, ülkemizde uygulanacak yardım programlarının AB’nin bölgesel gelişmişlik kriterleri ile uyumlu hale getirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Sözkonusu değerlendirme, Türkiye’de mevcut coğrafi bölgeler baz alınarak Komisyon belgelerinde yer alan yöntemler ve Komisyonun 12.8.1988 tarihli OJ C 212 nolu bildirimi ile belirlenen kriterler göz önüne alınarak hesaplanmış, ortaya çıkan veriler ışığında, Türkiye’nin bütün bölgeleri itibari ile Topluluk ortalamasının altında bulunduğu ve bu bölgelere yapılacak yardımların Roma Anlaşmasının 92(3) (a) maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak sözkonusu girişimlere bu güne kadar Komisyon tarafından herhangi bir yanıt verilmemiştir.

Tekeller (madde 39-40)

Her türlü ticari nitelikteki tekeller, Karar’ın yürürlüğe girmesinden itibaren AB ve Türkiye vatandaşları arasında ayırım yapılmayacak şekilde uyumlaştırılacaktır.

Kamu Alımları (madde 48)

Bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mümkün olan en kısa süre içinde, Ortaklık Konseyi Tarafların kamu alımları piyasalarını birbirlerine açmalarına yönelik görüşmelerin başlatılması için bir tarih belirler.

Uyuşmazlıkların Çözümü (Madde 59-60)

Ankara Anlaşması’nın 25nci maddesinde yer alan sürece ilave olarak, korunma hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak sınırlı bir hakemlik müessesi getirilmiştir.

Tarım

Tarım ürünlerinde karşılıklı tavizlerin sağlanmasına yönelik müzakerelerin 1995 yılında tamamlanarak gümrük birliğinin yürürlüğe girmesinden önce sonuca bağlanması kararlaştırılmıştır.

Sosyal Konular

AB ülkelerinde yasal olarak ikamet eden Türk işçileri konusunda sürekli bir diyalogun tesisi ve söz konusu işçilerin daha iyi entegrasyonları yönünde her türlü tedbirin araştırılması öngörülmüştür.

Gümrük Birliğinin Sonuçları

Gümrük Birliğinin ilk uygulama yılında (1996) AB’den ithalatımız, beklendiği üzere, %37.2 oranında, AB’ye ihracatımız ise sadece %4.2 oranında artmıştır.

Gümrük birliğinin en belirgin etkisi, pazarın genişlemesi ve dış ticaretin artmasıdır. Bunun yanında sektörel bazda farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Tarım, tekstil, giyim eşyası, deri ve mineral ürünler sektörleri kısa vadede olumlu etkilenirken makine, motorlu taşıtlar ve elektronik sanayi ürünleri olumsuz yönde etkilenmektedir. (Bayar,2000 )

Gümrük Birliği çerçevesinde teknik mevzuat uyumunun henüz sağlanmamış olması AB ülkelerine ihraç edilen ürünlerde CE markasının aranıyor olması tüm sektörlerin AB ülkelerine ihracatlarında önlerine çıkan bir engeldir.

Türkiye’de ulaşımın genel olarak karayolu ile yapılması, deniz ve demiryolları taşımacılığının yetersiz kalması, gerek iç pazarda gerek ihracatta taşımacılığı zorlaştırmakta ve taşımacılık maliyetlerini arttırmaktadır. Enerji maliyetleri de gelişmiş batı ülkeleri ile karşılaştırıldığında çok fazladır. Bütün bu engeller Türk şirketlerinin AB de rekabet potansiyelini azaltmaktadır.

Gümrük Birliğinin tamamlanmasıyla ülkemiz AB ülkeleriyle entegrasyon istikametinde çok önemli bir yol katetmiştir. En azından, Türk ekonomisi ve sanayii gümrük birliğini tamamlayarak altından kalkılamayacak bir yük üstlenmediğini ispatlamış, dolayısıyla tam üyeliğin gerektireceği yükümlülükleri de zaman içinde üstlenebileceğini göstermiştir. Bir yerde Gümrük Birliği ülkemiz için bir test olarak görülebilir. Türkiye, AB ile Gümrük Birliğine girebilmiş tek üçüncü ülkedir. Ticaret açığının önemli ölçüde büyümesine rağmen ekonomi, Gümrük Birliğinden kaynaklanan yükü rahatlıkla kaldırabileceğini göstermiştir. Ancak, Gümrük Birliğinin sorunsuz yürüdüğü de söylenemez. Bir kere, AB Gümrük Birliği ile birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülükleri yerine getirmemiştir. AB, Gümrük Birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi toplantısında üstlendiği ve ülkemize 4-5 yıllık bir dönem içinde 2,5 milyar EURO’ya varan mali yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirememiş, aynı şekilde kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı tedbirleri alamamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilememiş olmasının başlıca iki nedeni vardır. Birisi Yunanistan’ın, diğeri Avrupa Parlamentosunun muhalefetidir. Türkiye tabiatıyla bu taahhütlerin yerine getirilmesi üzerinde ısrar etmeye devam etmektedir. Zira bunlar Gümrük Birliği anlaşması paketinin bir parçasını teşkil etmekte olup, yerine getirilmemeleri ilişkimizin dengesini bozma sonucunu doğurmaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ’NDE GENİŞLEME SÜRECİ VE TÜRKİYE

Kopenhag Kriterleri

22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.

SİYASİ KRİTER

Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan kurumların varlığı.

EKONOMİK KRİTER

İşleyen ve aynı zamanda Birlik içinde rekabetçi baskılara ve diğer serbest piyasa güçlerine dayanabilecek bir serbest piyasa ekonomisinin varlığı.

TOPLULUK MEVZUATININ BENİMSENMESİ:

Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine bağlı kalmak üzere üyelik için gerekli yükümlülükleri yerine getirebilme kapasitesine sahip olmak.

Aday ülkeler:

 Demokrasiyi,

 Hukukun üstünlüğünü,

 İnsan Haklarını,

 Azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmasını,

 İşleyen bir piyasa ekonomisinin varlığını,

 Birlik içinde piyasa güçleri ve rekabetçi baskı ile başedebilecek kapasiteyi garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır.

Üyelik, aday ülkenin siyasal, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine katılma da dahil olmak üzere üyelik yükümlülüğünü üstlenme yeteneğine sahip olmasını da öngörür.

Birliğin, Avrupa’nın entegrasyonu momentumunu muhafaza ederken, yeni üyeleri özümseme kapasitesi de Birlik ve aday ülkeler için önemlidir.

Gündem 2000

Avrupa Birliği 1993 Kopenhag Zirve Toplantısında aldığı kararlar uyarınca eski Varşova Paktı ülkeleri olan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan bir genişleme süreci başlatmıştır. AB Komisyonunun genişlemeye ilişkin stratejisine esas teşkil etmek üzere hazırladığı öneriler 16 Temmuz 1997 tarihinde "Gündem 2000" başlıklı bir raporda açıklanmıştır. Raporda MDAÜ ve GKRY’nin iki dalga şeklinde 2000’li yıllarda AB’ne tam üye olmaları öngörülmüştür. İlk dalgada Kopenhag kriterleri dediğimiz kriterlere – demokrasi, insan hakları, ekonomik gelişme, Topluluk müktesebatını benimseme- en fazla uyum gösterebilme yeteneğine sahip olduğu değerlendirilen, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Estonya, sözkonusu kriterlere göre daha geri bir durumda bulunan ikinci dalgada ise Slovak Cumhuriyeti, Litvanya, Letonya, Bulgaristan ve Romanya yer almıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de daha önce alınan bir kararla sözkonusu genişlemenin içine dahil edilmiştir. Türkiye ise genişlemenin kapsamına alınmamıştır. Gündem 2000 raporunda ülkemiz ile ilgili olarak, Gümrük Birliğinin tatminkar bir biçimde işlediği ve AB ile ülkemiz arasında ilişkilerin geliştirilmesi için sağlam bir dayanak teşkil ettiği, ancak siyasi durumun, mali işbirliği ile siyasi diyalogun 6 Mart 1995 tarihinde kararlaştırıldığı şekilde sürdürülmesine imkan vermediği, Gümrük Birliğinin uygulamasının ülkemizin bir çok alanda AB müktesebatını başarıyla üstlenebileceğini gösterdiğini, buna karşılık ekonomimizin makro ekonomik istikrarsızlık kıskacını kıramadığı ifade edilmiştir. Siyasi konularda ise insan hakları ve Güney Doğu sorunu ile ilgili bilinen görüşler tekrar edilmiş ve bu soruna askeri değil, siyasi bir çözüm bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

Gündem 2000 raporunun açıklanmasını izleyen dönemde Türkiye AB üyesi ülkeler ve AB Komisyonu düzeyinde yoğun ikili temaslar gerçekleştirmiştir. Bütün bu görüşmelerde Türkiye, Komisyonun kendisini AB’nin halihazır genişleme sürecinden dışlayan Gündem 2000’deki önerileri hakkında olumsuz görüşlerini ortaya koyarak, AB’nin bu yönde bir tutum almasının Türkiye-AB ilişkilerinin müktesebatıyla ciddi biçimde çelişeceğini vurgulamış ve Lüksemburg Zirve Toplantısından beklentilerini aşağıdaki biçimde ortaya koymuştur:

-Türkiye’nin AB’nin genişleme sürecine dahil olduğunun resmen ilanı.

-Türkiye’nin uygun bir katılma öncesi stratejisi ile desteklenmesi.

-Türkiye’nin Avrupa Daimi Konferansına diğer adaylarla eşit statüde katılması.

Lüksemburg Zirvesi

12-13 Aralìk 1997 tarihlerinde Lüksemburg’da yapılan Avrupa Birliği Zirvesinde kabul edilen Sonuç Bildirisinin en önemli bölümü genişleme konusuna ayrılmıştır. Bu bildiri, genelde Komisyonun Gündem 2000 raporunda yaptığı önerileri benimsemekle birlikte, ülkemiz için bunun ötesine giden bir içerik taşımıştır.

Lüksemburg Zirvesi sonrasında varılmış bulunan noktaya bakıldığında Türkiye açısından şu unsurlar göze çarpmaktadır:

– Türkiye’nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyit edilmiştir.

– Avrupa Birliği, Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlamak için bir strateji tespitini kararlaştırmıştır. Bu stratejide, Ankara Anlaşmasında öngörülmüş bulunan imkanların geliştirilmesi, Gümrük Birliği’nin güçlendirilmesi, mali işbirliği ve mevzuat uyumu gibi unsurlara yer verilmesi ve gelişmelerin düzenli olarak Ankara Anlaşmasì’nìn 28. maddesi Kopenhag kriterleri ve AB’nin 29 Nisan 1997 tarihli deklarasyonu çerçevesinde gözden geçirilmesi öngörülmüştür.

-Bunlara karşılık, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesinin aynı zamanda ülkemizdeki siyasi ve ekonomik reformların sürmesine, Yunanistan ile iyi ve istikrarlı ilişkilere sahip olunmasına ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla BM gözetimindeki müzakerelerin desteklenmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır.

Hükümetimiz Lüksemburg Zirvesinin ertesi günü 14 Aralık 1997 tarihinde yaptığı açıklamada, AB’nin Türkiye yönelik yanlı ve ayırımcı tutumunu kınamış, bununla birlikte ülkemizin tam üyelik hedefini muhafaza ettiğini ve AB ile var olan ortaklık ilişkilerinin sürdürüleceğini, ancak bu ilişkilerin geliştirilmesinin AB’nin yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olacağını, AB’nin mevcut zihniyet ve yaklaşımı değişmedikçe ilişkilerimizin ahdi çerçevesi dışındaki konuları AB ile ele almayacağımızı belirtmiştir. Müteakiben yapılan açıklamalarda, AB ile siyasi diyaloğun, ilişkilerimizin gelişmesine engel oldukları iddia edilen, Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan ilişkileri ve insan haklarì dahil olmak üzere Türkiye’nin iç meselelerini bundan böyle kapsamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca, ilk oturumunu 12 Mart 1998 tarihinde Londra’da yapan Avrupa Konferansı’na ülkemizin katılmayacağı, bu arada gümrük birliğinin Ortaklık Anlaşmalarımızda öngörüldüğü şekilde sürdürüleceği, AB tarafìnìn Lüksembourg Zirvesinin sonuç bildirisinde yapmayı üstlendiği, gümrük birliğinin derinleştirilmesine ve Ankara Anlaşmasının sağladığı imkanların kullanılmasına yönelik tekliflerin beklendiği ifade edilmiştir. Bu suretle ilişkilerimizin içinde bulunduğu durumdan çıkış yolunun AB’nin göstereceği siyasi iradeye bağlı olduğu karşı tarafa ifade edilmiştir.

Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz Lüksemburg Zirvesinden sonraki dönemde yukarıda belirtilen Hükümet açıklaması çerçevesinde yürütülmüştür. Bu dönemde Komisyon Lüksemburg Zirvesinde kendisine verilen yönerge gereğince 4 Mart 1998 tarihinde Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini konu alan bir strateji belgesini açıklamıştır. Sözkonusu raporun giriş bölümünde, bu stratejinin uygulanmasıyla Türkiye’nin AB’nin genişleme sürecinde yer alacağı bildirilmiştir. Aynı bölümde, tarafımızdan eleştiri konusu yapılan, mali işbirliği alanındaki AB taahhütlerine de değinilmiş ve stratejide yer alan unsurların gerçekleşmesinin AB’nin Türkiye’ye taahhüt ettiği mali yardımların yürürlüğe konulması ile mümkün olabileceğine dikkat çekilerek, bu konuda yetkili bulunan Konseyin sözkonusu yardımları gecikmeksizin kullanılabilir hale getirecek düzenlemeyi yapması istenmiştir.

Cardiff Ve Viyana Zirveleri

15-16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB Cardiff Zirvesi sonunda yayınlanan Başkanlık Sonuç Belgesinin genişleme ile ilgili bölümünde, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin genişleme sürecindeki konumunu nisbi şekilde iyileştiren bir üsluba yer verildiği görülmüştür. Belgede, bu kere Türkiye’nin "üyelik için ehil" olduğu ifadesinden vazgeçildiği, bunun yerine zìmni bir şekilde "üyelik adayı" tanımlanmasının getirildiği gözlenmektedir. Bu çerçevede, adaylarìn tam üyeliğe hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş bulunan ve AB Komisyonunun her aday için 1998 yılı sonunda bir rapor sunmasını öngören devreyi gözden geçirme mekanizmasına Türkiye de dahil edilmiş ve Türkiye için hazırlanacak raporun 1963 Ankara Ortaklık Anlaşmasının tam üyeliğimizi öngören 28. maddesi ve Lüksemburg Başkanlık Kararlarını temel alması öngörülmüştür. Belgede ayrıca, Komisyon tarafından Türkiye’yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan "Avrupa Stratejisi" onaylanmış, bu stratejinin Türkiye’nin önerileriyle de zenginleştirilebileceği vurgulanarak, hayata geçirilmesi için Komisyondan, gerekli mali desteğin sağlanması amacıyla çözüm yolları bulunması istenmiştir.

Belgede yer alan bu olumlu unsurların genişleme sürecindeki konumumuzda nisbi nitelikte bir iyileştirme yaptığı, ancak bunun Lüksemburg’da Türkiye’ye karşı yapılan ayırımcı muameleyi izale edecek bir düzeyde olmadığı ve ülkemizin adaylığının kabul edilmesinin ilave siyasi koşullara bağlanmasını kabul edemeyeceğimiz 17 Haziran 1998 tarihinde yapılan Bakanlık açıklamasında dile getirilmiştir. Açıklamamızda ayrıca, 14 Aralık 1997 tarihli Hükümet Açıklamasında ortaya konulan parametrelerin halen geçerli olduğu da vurgulanmıştır.

Öte yandan AB Komisyonu, Cardiff kararları doğrultusunda, diğer aday ülkelerle birlikte Türkiye için de hazırladığı ilerleme raporunu 4 Kasım 1998 tarihinde Türkiye’ye tevdi etmiştir. Rapor bazı önyargılı ifade ve tespitler içermekle birlikte, Komisyon tarafından Türkiye’nin aday ülke olarak algılandığının bir göstergesi sayılabilir. Ancak bu konuda 11-12 Aralık 1998 tarihlerinde yapılan Viyana Zirvesi’nde de önemli bir gelişme kaydedilmemiştir.

Köln Zirvesi

Almanya’da Ekim 1998’de işbaşına gelen Sosyal Demokrat-Yeşiller Koalisyonu’nun, Türkiye-AB ilişkileri konusunda bir önceki hükümete kıyasla daha olumlu ve görüşlerimize müzahir bir yaklaşım benimsediği görülmüştür. Bu husus, Köln Zirvesi öncesinde, İngiltere ve Avusturya Dönem Başkanlıkları sırasında uygulanandan farklı olarak, Alman Dönem Başkanlığı ile daha yakın temaslar kurulmasını sağlamıştır. Bu çerçevede, Başbakan Bülent Ecevit ile Almanya Başbakanı Schroeder arasında Köln Zirvesinde Türkiye’nin adaylığının tescili konusunda bir mektup teatisinde bulunulmuş ve AB’den beklentilerimiz ayrıntıları ve gerekçeleriyle ortaya konulmuştur.

Bununla birlikte, 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde Köln’de yapìlan AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin, İngiltere ve Fransa’nın desteğine rağmen, Yunanistan’ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir.

Bu gelişme üzerine Dìşişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı tarafından 4 Haziran 1999 günü yapılan açıklamada, Alman Dönem Başkanlığının gayretlerinin memnuniyetle karşılandığı, ancak AB’nin Türkiye’ye yönelik ayrımcı politikasında herhangi bir değişiklik meydana gelmemesi sebebiyle, Türkiye’nin de AB ile ilişkilerinde, Hükümet tarafìndan 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan açıklama ile belirlenen yaklaşımın değişmeyeceği bildirilmiştir.

AB Helsinki Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi

Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde oybirliği ile Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.

Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir Katılım Öncesi Stratejisinden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye topluluk programları ve ajansları ile, aday ülkeler ile Birlik arasında, katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkanına sahip olacaktır. Zirve Sonuç Bildirisi ayrıca, önceki AB Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını öngörmektedir. Bu ortaklığın aynı zamanda, siyasi ve ekonomik kriterleri ile, üye ülke olmanın gerektirdiği yükümlülükler ışığında ve AB müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program ile bir arada, katılım hazırlıkları üzerinde yoğunlaşacağı belirtilmiştir. Komisyon ayrıca, Türk mevzuatının Topluluk müktesebatıyla uyumlaştırılması amacıyla, müktesebatın analitik incelenmesi sürecini hazırlamakla görevlendirilmiş, öte yandan, katılım öncesine yönelik mali kaynakların eşgüdümü için tek bir çerçeve sunmaya çağrılmıştır.

KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ

Bilindiği üzere, 1963 yılında Ankara Antlaşması ile başlayan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, 8 Kasım 2000 tarihinde Brüksel’de Avrupa Birliği Komisyonu tarafından açıklanan ve Türkiye’nin tam üyelik sürecinde yapması gerekenlerin özet olarak yer aldığı “Katılım Ortaklığı Belgesi” ile yeni bir döneme girmiş bulunmaktadır. Avrupa Konseyi tarafından onaylanması halinde tam resmi bir döküman haline gelecek olan bu belgeyle Avrupa Birliği, tam üyelik müzakerelerine başlamadan önce Türkiye’nin yapması gerektiği düzenlemeleri kısa ve orta vadeli olarak açıklamıştır.

Bundan önceki gelişmelere genel olarak bakıldığında ise; 10-11 Aralık 1999 tarihinde Helsinki’de toplanan AB Konseyi yayınladığı sonuç bildirgesiyle, Komisyonun Türkiye ile ilgili raporu çerçevesinde Türkiye’de son yıllarda Avrupa Birliği ölçütlerine paralel olarak yaşanan olumlu gelişmelerin varlığı ve Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine uyum sağlamadaki istekliliğini olumlu karşılamıştır. Konsey, Helsinki toplantısı sonucunda Türkiye’yi de diğer aday ülkelerin tabi olduğu ölçütlerin aynılarına tabi tutarak Birliğe katılma konusunda ilerleme kaydeden bir aday olarak açıklamıştır. Helsinki’de alınan kararlarla Türkiye, Birliğe aday olma konusunda önemli bir gelişme kaydetmekle birlikte, adaylık sürecinde yapması gerekenlere bakıldığında Türkiye’nin çok zor bir döneme girdiği kabul edilmektedir.

Önümüzdeki dönemde Türkiye, Katılım Ortaklığı Belgesinde kendisinden istenenleri belirlenen sürelerde yapmak zorunda kalacaktır. Aksi taktirde adaylık süreci tehlikeye girecek veya çok uzun bir zaman alabilecektir.

Genel Olarak

Adaylık süreci içinde Avrupa Birliğinin Türkiye’den hemen her konuda yapmasını istediği düzenlemeleri kapsayan Katılım Ortaklığı Belgesi, Avrupa Birliğinin tek taraflı olarak Türkiye’den olan taleplerini içermektedir. Adaylık sürecinde “Yol Haritası” olarak da adlandırılan bu belge, AB için üye ülkelerin tam üyelikleri için gerekli görülen ekonomik, siyasi ve kurumsal konularda yapmaları gereken düzenlemelerin belirlendiği ve aday ülkelerden kısa ve orta vadede neleri yapmaları gerektiğinin açıklandığı resmi bir belgedir.

Belgenin yayınlanmasına paralel olarak Türkiye, 2000 yılının sonuna kadar bu belge çerçevesinde kendisinden istenen konuları dikkate alarak adaylık süreci için yapacaklarını gösteren bir “Yapısal Uyum Programı” açıklayacaktır.

Katılım Ortaklığı Belgesiyle, Avrupa Birliği aşağıdaki temel konulara ilişkin olarak Türkiye’den istediklerini açıklamıştır.

Buna göre Türkiye en geç dört yıl içinde;

 İdam cezasının kaldırılmasını gerçekleştirecek,

 Türkçe dışında, ülkede yaşayan herkesin kendi dilinde eğitim, televizyon ve radyo yayını yapmasını sağlayacak düzenlemeleri yapacak,

 Olağanüstü hal uygulamasına son verecek,

 İşkencenin önlenmesine yönelik her türlü sosyal, hukuki ve kurumsal tedbirleri alacak,

 Avrupa insan hakları sözleşmesinde imzalamadığı bölümlere imza atacak,

 Milli Güvenlik Kurulunu, AB ülkelerindeki aynı düzeydeki kurumlar düzeyine çekecek,

 Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde taraflar arası çözüme destek olacak.

Katılım Ortaklığı Belgesinde AB, Türkiye’den öncelikle Kopenhag Kriterlerini tamamlamasını istemektedir. Belgenin başlangıç bölümünde Helsinki Zirvesine bağlantı yapılarak, Türkiye’nin de üyelik sürecinde diğer adaylarla eşit hak ve yükümlülüklere tabi olduğu hatırlatılmakta ve Türkiye’nin 2000 yılının sonuna kadar Katılım Ortaklığı Belgesini dikkate alarak Ulusal Uyum programını açıklaması istenmektedir.

Katılım Ortaklığı Belgesinin en önemli bölümü kısa ve orta vadeli olarak Türkiye’nin değişik alanlarda yapması gereken düzenlemelerin, alması gereken tedbirlerin ve göstermesi gereken hassasiyetlerin başlıklar halinde açıklandığı bölümdür.

Kısa Vadeli Öncelikler ve Yapılması Gerekenler (2001 Yılı sonuna Kadar)

1- Ekonomik Kriterler

 2000 yılı başında uygulamaya konulan istikrar programı devam ettirilmeli ve kamu harcamalarının denetim altına alınmasına ilişkin olarak IMF ve Dünya Bankasının önerilerine uyularak, yapısal reform programına hız verilmelidir.

 Saydamlık ve şeffaflığın tam olarak sağlanması amacıyla mali sektör reform çalışmalarına başlanmalıdır.

 Tarımsal reformların devam ettirilmesi sağlanmalıdır.

 Özelleştirmeye sosyal unsurlar dikkate alınarak devam edilmelidir.

2- Vergilendirme

 Özellikle oranlar, işlem muafiyeti, vergilendirmenin kapsamı ve vergi yapısı olmak üzere, tüketim vergileri ve KDV konularında uyumlaştırma çalışmaları başlatılmalı ve yeni vergi düzenlemeleri yapılırken kurumlar vergisi öncelikli olarak dikkate alınmalı ve ayrımcı vergi uygulamalarına son verilmelidir.

3- Siyasi Ölçütler

 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi çerçevesinde, ifade özgürlüğü hakkı için yasal ve anayasal güvenceleri güçlendirmek gerekmektedir.

 Dernek kurma özgürlüğü ve toplantı yapma hakkı ile sivil toplum örgütlerinin gelişimini tam olarak sağlayan düzenlemeler yapılmalıdır.

 Her türlü insan hakları ihlallerine karşı gerekli hukuki tedbirler alınmalıdır.

 Uluslararası örgütlerle işbirliği içinde kamu görevlilerinin insan hakları konusunda eğitilmeleri sağlanmalıdır.

 Devlet Güvenlik Mahkemeleri de dahil olmak üzere yargının işleyiş ve etkinliği, uluslararası standartlara uygun olarak iyileştirilmelidir.

 Ölüm cezası ile ilgili mevcut moratoryum devam ettirilmelidir.

 Türk vatandaşlarının kendi ana dillerinde her türlü televizyon ve radyo yayımı yapmaları serbest bırakılmalıdır.

 Ülkedeki bölgesel dengesizliklerin kaldırılması ve özellikle güneydoğudaki durumun iyileştirilmesine yönelik kapsamlı bir plan hazırlanmalıdır.

 Kıbrıs sorunun çözümüyle ilgili daha yapıcı adımlar atmalıdır.

4- İç pazar

 Fikri haklarla ilgili uyum çalışmaları devam etmeli ve korsanlıkla ilgili mücadele güçlendirilmelidir.

 Avrupa Birliği ve Dünya’ daki çağdaş uygulamalar çerçevesinde belgelendirme, uygunluk değerlendirmesi ve markalama konularında uyumun hızlandırılması, mevcut piyasa izleme ve değerlendirme yapıları teçhizat ve eğitim ile desteklenerek güçlendirilmelidir.

 Rekabet kurallarının ve haksız rekabe

Previous

Bilgi Sistemleri Açisindan Yerel Yönetimlerin Mevcut Durumlari

Yargı

Next

Yorum yapın