Anadolu Yakası’nın Yükselen Değeri:

|

Anadolu Yakası’nın yükselen değeri:

Acıbadem

KÜLTÜR VE SANAT DEĞERLERİMİZ

FİNAL ÖDEVİ

Anadolu Yakası’nın yükselen değeri: Acıbadem

Kadıköy’ün temiz havasıyla ünlü bir mesiresiyken muteber bir semte dönüşen Acıbadem gelecek vaat ediyor. Osmanlı padişahlarının av sahası olan uçsuz bucaksız araziler mutena caddelere dönüşürken, şık apartmanlar, modern konaklar da av köşklerinin yerini aldı çoktan…

“Hayır burada oturamayız,” diye homurdandım, marul tarlalarının kıyısında ağır çekimde otlayan alaca renkli ineği göstererek. “Bak dağ başındayız görmüyor musun?” Saat başı geçen minibüse yan gözle bakarak söylenmeye devam ettim “Ne otobüs, ne de dolmuş var buraya gelebilmek için”. Tarladaki kuyu suyunu çeken su motorunun sesi yerini 65 model Volkswagen’ımızın vantilatör kayışına bırakırken arkama bile bakmadım… Oysaki baktığımız ev şehir merkezindekilere kıyasla oldukça iyiydi. Hani şu emlakçıların lüks diye allayıp pulladıkları, ancak olması gereken standarda sahip olanlardan… 1980’lerin sonları Acıbadem’e büyük sitelerin kurulmaya başladığı yıllardı. Basiretsizlik mazeret sayılmayabilir ama çok genç olmak affedilebilir belki. Pek çok kişi gibi ben de tahmin edemezdim tabi, gün gelip dağ başı dediğim yerin en merkezi semtler arasına gireceğini ve Acıbadem’de doğru düzgün bir evde oturabilmek için avuç dolusu kira ödeyeceğimi. Dahası bir gün yine burada bir ev sahibi olabilmek uğruna deliye pösteki saydırır gibi emlakçıların bana para saydıracağını…

Peki siz en son hangi semte dağ başı dediniz? Kozyatağı? İçerenköy? Halkalı? Zekeriyaköy? Kavacık?… Bu soru geleceği o günden görüp yatırımlarını akıllıca değerlendirenlere komik gelecektir zaten. Ben de artık “Buralarda vaktiyle in cin top oynardı, o zaman bir yer edinseydi bizimkiler şimdi şu kadar para edecekti, şöyle bir yerde yaşıyor olacaktık,” repliğini tekrarlayanlardan değilim.

Yeni semtin yakın tarihçesi

Şimdiki Acıbadem semtinin bulunduğu alan 17. yüzyıl başlarında Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülküyken IV. Murad tarafından 1630’da kamulaştırılmış, daha sonra 1800’lerde ise III. Selim’in mülkiyetine geçmiş. Padişahlar ödüllendirmek istedikleri kişilere buradan yer bağışlamış, kendileri de av ve eğlence için sık sık gelmişler. Geniş çayırların, bağların, bahçelerin ve Küçük Çamlıca’ya doğru koruların arasında saray mensuplarının, sultanların, şehzadelerin, paşaların, köşklerinin bulunduğu, temiz havası yüzünden özellikle ciğer hastalarına tavsiye edilen [Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Göğüs Hastalıkları Hastanesi de buradadır] bir sayfiye, mesire ve dinlenme yeriydi. Kentsel iskan bölgesinin sınırı, 1960’lara gelene kadar şair Özdemir Asaf’ın da oturduğu Sarayardı Sokağı idi. Gerek Koşuyolu gerekse Hasanpaşa’ya doğru tatlı meyillerle inen yamaçlarda, ağaçlıklı bahçeler arasında ahşap köşkler ve 1930-1940’ların mimari özelliklerini taşıyan (tek tük de olsa hala var) kagir villalar vardı. 1965’lerden sonra Sokollu Arazisi’nin parselizasyonu (şimdiki İş Bankası Blokları’nın bulunduğu alan) bölgedeki yapılaşmaya hız kazandırdı. Büyük siteler kurulmaya başlandı ve Acıbadem Caddesi genişletildi. Caddenin iki yanındaki yapılaşma 1980’den sonra hızlandı ve semtin çehresini tümüyle değiştirdi.

Ve şimdi…

25 yıl önce başlayan ve son dönemlerde hız kazanan yapılaşma semtin çehresini tümüyle değiştirdi. Köşklerin çoğu restore edilerek çoğunlukla işyeri olarak kullanılmaya başlandı. Ama bahçelerine güller ve hanımelleri yerine apartmanlar dikildi… Palmiyeleri ise neşeli değil mahzun. Özellikle deprem spekülasyonlarından sonra Anadolu Yakası’nın gözde semtleri arasına girdi. Özellikle şehrin sahil bölgelerinde oturanların zeminin sağlamlığı nedeniyle buraya taşındıklarını söylüyor emlakçılar. Bu durum ev fiyatlarının artmasına neden olurken bir yandan da yeni ve lüks yapıların başlamasına yol açtı. Boş alan kalmamakla birlikte Çamlıca’ya dek uzandı semtin sınırları. Çamlıca Konakları bunun bir örneği… Evlerin metrekaresi bin Dolar’dan başlıyor. Bununla beraber Acıbadem sosyal ve ekonomik açıdan görünmez bir çizgiyle ikiye ayrılıyor. İlk yerleşim bölgesi olan E5’in altında olan bölüm hala mütevazı. Otoyolun üstündeki bölge ise daha yüksek gelir gurubu insanların yaşadığı yer olarak niteleniyor. Müstakil apartmanlarda oturanlar özel güvenlikli, korumalı şık siteler için “yarı açık cezaevi” ifadesini kullanıyorlar. Havadar konumu nedeniyle bir çok senatoryum ve prevantoryumları bünyesinde barındırıyor. Adı markalaşan Acıbadem Hastanesi’nin yanı sıra halen Çamlıca Askeri Senatoryumu, MSB Göğüs Hastalıkları Hastanesi, Validebağı Sağlık Tesisleri, Sabancı Spastik Çocuklar Eğitim Merkezi yer alıyor. Özel okulların sayılarının hayli fazla olduğu semtte iki üniversite bulunuyor: Doğuş Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi (MÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi. Semtin genel profilini bankacılar, gazeteciler, öğretmenler, öğretim üyeleri, mimarlar oluşturuyor. Sabah ve akşam saatlerinde caddeler ve sokaklar öğrenciler, işlerine yetişmeye çalışanlar (% 70’i kadın), yürüyüşe çıkan orta yaş üstü insanlarla canlanıyor. Gün boyunca sessizlik ve sakinlik hakim olan semtte (gece ya da gündüz fark etmiyor) en çok hissettiğiniz duygu güven. Herkes biraz size benziyor, siz biraz herkese benziyorsunuz burada. Sıra dışı insanlarla karşılaşmadığınız gibi semtin sükunetini bozan olaylar da yaşanmıyor. Hayır tekdüze değil, Acıbadem kibar bir semt…

Hababam Sınıfı’nın yeni mekanı: Çamlıca Kız Lisesi

Acıbadem’in önemli ve renkli yapılarından biri Çamlıca Kız Lisesi. 1908 yılında Hicaz Valisi ve Kumandanı Ahmed Ratib Paşa’nın yaptırdığı köşk uzun yıllar lise binası olarak kullanıldı. Şimdi öğretim yine aynı arazide bulunan yeni binada devam ediyor. Eski köşk ise uzun süren bir restorasyon çalışmasından sonra yönetim binası olarak hayata geçirildi. Köşk önümüzdeki günlerde Hababam Sınıfı filminin çekimlerine sahne olacak.

Eski köşklerin değişebilir kaderi: Sokollu Köşkü

Bir dönem Anadolu Lisesi olarak kullanılan Sokollu Köşkü halen boş ve harap durumda. Sokollu Mehmed Paşa’nın genç eşi İsmihan Sultan için yaptırdığı rivayet edilen binanın aslında V. Mehmet Reşad’ın oğlu Şehzade Ziyaeddin Efendi’nin köşkü olduğunu yazıyor kaynak kitaplar. Hanedan üyeleri yurtdışına gönderilirken Ziyaeddin Efendi damadının kardeşi Hikmet Sokollu’yu vekil tayin ederek köşkü onun babasına sattığı için Sokollu Köşkü olarak anılıyor.

En gözde muhit Nişantaşı

Adını II. Mahmud’un anısına dikilen taştan adını alan Nişantaşı semtin en zengin muhiti. Padişahın artık yerinde bulunmayan Küçük Çamlıca Kasrı’ndan tüfeğiyle nişan alıp bin adım ötedeki yumurtayı vurduğu yerde bulunan nişan taşının üzerinde Şair Arif’e ait Osmanlıca bir kitabe yer alıyor.

Göz var nizam var: Ayrılık Çeşmesi

Anadolu’ya gidecek ordu birliklerinin ve hacı kafilelerinin uğurlandığı yer olan Ayrılık Çeşmesi Sokağı’ndaki çeşme adını bu ayrılık seremonilerinden alıyor. Ayrılık Çeşmesi’nin toprak altında kalan diğer yarısı plansız yenileme çalışmalarının insana pes dedirtecek düzeyde olduğunun göstergesi.

İddiasız ve yalın: Faik Paşa Camii

II. Abdülhamit döneminde Faik Paşa Dönemi’nde yaptırılan cami semtin en eski yapılarından. Tek minareli, kare planlı, taş duvarlı cami Osmanlı mimarisinin en yalın örneği. Gösterişsiz ama vakur…

Türkiye’de bir başka benzeri yok: Artess Çamlıca Art Gallery & Studio

Profesör Süleyman Saim Tekcan 30 yıldır Acıbadem’de oturuyor. Sanatla iç içe yaşadığı mekan aynı zamanda bir sanat evi. “Osmanlılar yerleşmek için hep doğru yerleri seçmişlerdir diye düşünürüm. Acıbadem de temiz havası sakinliği ve manzarasıyla benim yaşamak için severek tercih ettiğim bir semt. Zaman içerisinde burayı seçmekle yanılmadığım, daha doğrusu atalarımızın haklılığı bir kez daha ortaya çıktı,” sözleriyle anlatıyor semte dair görüşlerini.

Artess ise Profesör Süleyman Saim Tekcan’ın sanatçı kişiliği ve eğitimci kimliğinin bir uzantısı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde uzun yıllar dekanlık görevinde de bulunan Süleyman Bey olanaklarını ve teknik bilgilerini diğer sanatçı dostlarıyla paylaşmak, özgün baskının olanaklarını geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla kurmuş atölyesini. Zamanla atölye olmaktan çıkarak sıcak atmosferiyle sanatçıların uğrak yeri ve sanat sohbetleriyle dolu ortak bir buluşma noktası haline gelmiş. Acıbadem’in en güzel manzaralı tepelerinden birinde yer alan müstakil bina, gravür ve ipek baskı atölyeleri bünyesinde üretilen özgün baskıların sürekli sergilendiği sanat galerisi, yabancı sanatçıların atölyede çalıştıkları süre boyunca konaklayabilecekleri misafirhanesi, sanat kütüphanesi, çalışma mekanları ve çerçeve atölyesi ile Türkiye’de ilk ve tek olma özelliğine sahip. Artess’e yolu düşen, üreten ve paylaşan isimler arasında Nurullah Berk, Elif Naci, Avni Arbaş, Neşet Günal, Mehmet Güleryüz gibi ünlü sanatçılar da bulunuyor.

Röportaj: Günseli Kato

“Işıklarım sönmeden bakkal kapanmaz”

Resim sanatında farklı ve özgün çalışmalarıyla dikkat çeken Günseli Kato 35 yıldır Acıbadem’de oturuyor. Gerçi bir ara bir Japon’la evlenerek Japonya’ya yerleşmiş ve Tokyo Güzel Sanatlar Fakültesi’nde çalışmalarda bulunmuş. Günseli Kato ülkesine dönünce oturacağı yeri hiç düşünmemiş. Çünkü Acıbadem Onun baba evi. Evinin giriş katını atölyesi üst katını ise yaşama mekanı olarak düzenleyen Günseli Kato’nun renkli kişiliğinin izlerini her yerde görmek mümkün.

“Türkiye’ye döndüğümde hiç tereddüt etmedim. Burası alıştığım bir muhitti. Benim için önemli olan kavramların başında aile gelir, ailem de burada yaşıyor. Belki pek çokları için bir sanatçı mekanı olarak görülmez Acıbadem ama ben sanatımı teşhir etmiyorum ki sanatımı yapıyorum. Galerilerle çalışmıyorum. Bu apartman yapıldığında burası yemyeşil bir alandı. Doğrusu çok boş ve hoştu. Ama size en çok mahallemi anlatabilirim. Herkesin birbiriyle ilişkisinin olduğu bir mahalle burası… Herkes birbirini takip eder. Bu bazı insanlara baskı gibi gelebilir ama bir anlamda da kendinizi güvende hissetmenize neden olur. Mesela bakkalımız benim ışıklarım sönene kadar kapanmaz. Bilir ki atölyeye gelen giden çok olur ve her an ona ihtiyacım olabilir. Ben burada üç nesli bir arada görebiliyorum. Tüm bunların yanı sıra merkezi bir yerde oturmanın ayrıcalıkları var Acıbadem’de. Her yere yakın, yürüyerek veya taksiyle bir çok yere kısa sürede ulaşabiliyorum.”

Portre: Genç semtin genç muhtarı

Ersoy Uğur (Acıbadem-Kadıköy Muhtarı)

Acıbadem semti bağlı olduğu muhtarlıklar ve ilçeler bakımından hayli ilginç durumlar arzediyor. Öyle ki semtin bir bölümü Kadıköy’e diğer bir bölümü de Üsküdar ilçesine bağlı. Altı muhtarlığın bulunduğu semtin Kadıköy muhtarı Ersoy Uğur genç, başarılı ve pek de alışılmadık bir portreye sahip. İki dönem % 90 çoğunlukla seçilen Ersoy Uğur Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu. Doğma büyüme Acıbademli, yani “semtin çocuğu”’. “Acıbadem her zaman değerliydi. Sadece değerinin anlaşılması biraz uzun sürdü,” diyen Ersoy Uğur bir muhtardan çok amatör ruhlu bir gönüllü gibi çalışıyor.

Yeme içme mekanları

Çalışan kesimin yoğunlukta olduğu semtin ana caddesinde hizmet veren dükkanların % 90’ını gıda ağırlıklı mekanlar oluşturuyor. Öyle ki adım başı fast-food markaların şubelerine rastlıyorsunuz. Hatta aynı markanın birden fazla şubesi bulunuyor. İş dönüşü saatlerde iğne atsan yere düşmez bir kalabalık göze çarpıyor. Hemen hemen tüm restaurant ve caféler evlere servis veriyor. 24 saat açık şarküteri, dükkan, café ve restaurantlar çok ama eğlence amaçlı bir mekana rastlayamazsınız. Bar, gece kulübü, meyhane göremezsiniz, semtin gece hayatı yok demek daha doğru olur. Acıbadem’in lezzetli kebapları ve kaliteli hizmetiyle tartışmasız mekanı ise Sahan. Sahan’da özel otlu semsek pidesi, zeytinyağlı Antep dolması kuru cacık gibi geleneksel Anadolu yemeklerinin farklı örnekleri de sunuluyor.

Kaynak: http://www.moradam.com/subat2002/lif…m/acibadem.htm

Previous

81 Yılından Bir Fotoğraf

Adana Ve Çevresinde Gelenek Ve Görenekler

Next

Yorum yapın