Teorideki Dış Ticaret Hadleri Kavramları

|

BİRİNCİ BÖLÜM

TEORİDEKİ DIŞ TİCARET HADLERİ KAVRAMLARI

1- DIŞ TİCARET TEORİSİNDE TİCARET HADLERİ

Ticaret hadleri kavramı iç ve dış ticarette değişik anlamlarda kullanılır. En yaygın şekli ile ticaret hadlerini ihracat fiyatları ile ithalat fiyatları arasındaki oran biçiminde tanımlayabiliriz. Bir ülke, bir temel yılına göre daha sonraki yıllarda ucuza satıp pahalıya satın alan bir değişim içerisinde bulunmakta ise bu, söz konusu ülkenin dış ticaretten bir kayba uğraması anlamına gelir. Tersine, ticaret hadleri lehine gelişen bir ülke, ekonomik büyümesine ek olarak ticaret hadlerinden sağlayacağı reel gelir artışları ile ekonomik gönencini(refahını) yükseltebilir.

Uluslararası ticaretle ilgili bu kavram, genel ekonomi kuramındaki “iç ticaret hadleri” kavramına benzetilebilir. İç ticaret hadleri kavramı, belirli bir sosyal sınıfın, özellikle köylü sınıfının, satın alma gücünde ve ekonomik gönencindeki değişmeleri izlemek amacıyla kullanılmaktadır. Belirli bir temel yıla göre, köylünün üreterek piyasaya arz ettiği ürünlerin fiyatları, bu sınıfın kendi tüketim gereksinimleri için yada ürettiği ürünleri yeniden üretmek için satın aldığı maddelerin fiyatları ile karşılaştırılmakta ve örneğin köylünün sattığı malların fiyatlarında bir düşme görülmüş ise, bundan köylü sınıfının bir gelir ve gönenç kaybına uğradığı anlamı çıkarılmaktadır.

Ticaret haddi kavramı, iç piyasayla ilgili olarak kullanılıyorsa, aynı ülkedeki tarım kesimi ile sanayi kesimi fiyat endeksleri oranlarını kapsar. Dış piyasayla ilgili olarak kullanılıyorsa, ihraç ürünleri fiyat endeksinin ithal ürünleri fiyat endeksine oranı söz konusu olur. Değişme, her iki halde de, bir temel (baz) yıla göre ölçülür.

2. Çeşitli Ticaret Haddi Tanımları ve Gönençle İlişkileri

2.1. Mal Değişimine Dayanan Tanımlar

Bu grupta yer alan net değişim, toplam değişim ve gelir ticaret hadleri gibi tanımlar, üretilen mal ve hizmetlerin uluslararası değişimine dayanmaktadır.

2.1.1. Net Değişim (SAFİ) Ticaret Hadleri

Bu kavram ilk olarak Viner tarafından kullanılmıştır (YILMAZ,1985;20). Net değişim ticaret hadleri, uygulamada en yaygın kullanılan ticaret hadleri kavramıdır. Bir ülkenin ihracat fiyatları endeksinin, ithalat fiyatları endeksine bölünmesiyle elde edilir.Dış ticaret hadleri kavramında çoğunlukla esas alınan tanım budur.Dış ticarete konu olan mallar çok sayıda olduğu için ihracat ve ithalat fiyatları zorunlu olarak endekslerle ifade edilir. Buna göre net değişim ticaret hadleri aşağıdaki gibi yazılır.

N: Net değişim ticaret hadleri

N=Px/Pm Px: İhracat fiyat endeksi

Pm: İthalat fiyat endeksi

Formülden de görüleceği gibi, ithalat fiyatları sabitken ihracat fiyatlarının düşmesi, ihracat fiyatlarında bir değişme olmaksızın ithalat fiyatlarının yükselmesi veya her iki fiyat endeksi artmakla birlikte ithalat fiyatlarındaki artışın ihracat fiyatlarındaki artıştan daha büyük olması gibi durumlarda net değişim ticaret hadleri (N) ülkenin aleyhine döner.

Net değişim ticaret hadlerinin aleyhte değişmesi, ülkenin dış ticaret fiyatlarından gönenç(refah) kaybına uğraması anlamına gelebilir. Çünkü söz konusu ülkenin belirli bir başlangıç yılına göre bir birim ithal malı elde edebilmek için eskisinden daha fazla miktarda ihraç malı vermesi gerekecektir. Başka bir deyişle, net değişim ticaret hadleri aleyhine dönen bir ülke, bir birim ihraç malı karşılığında eskisine göre daha az ithal malı elde eder. Dış ticaret hadleri lehine değişen bir ülke ise, aksine dış ticaretten kazançlı çıkar.

Net ticaret hadlerindeki bir gelişme, bir ülkenin kazancıyla ticaret yaptığı diğer bir ülke yada ülke grubunun dış ticaret kayıplarını gösterir. Buna göre, bu ticaret hadleri tanımının bütün ülkeler için aynı anda ve aynı yönde bir değişme göstermesi olanaksızdır (SEYİDOĞLU, 1996 ;171).

2.1.2 Gayri Safi (BRÜT) Değişim Ticaret Hadleri

Brüt ticaret hadleri ilk olarak F.W.Taussig tarafından kullanılmıştır (MUMCU,1969;76) Taussig’e göre “Mal ticaret hadlerine iki yönden bakılmalıdır. Brüt mal ticaret hadleri, ithal ve ihraç mallarının her ikisinin de tüm hacmini (reel açıdan) ele almaktadır. Brüt ticaret hadleri, ithalatın fiziksel miktarının oranıdır. Net mal ticaret hadleri ise ithal ve ihraç mallarını sadece parasal açıdan ele almaktadır” (TAUSSİG,1927;113-114).

İhracat ve ithalatın fiziki miktarları arasındaki değişim oranı anlamına gelen brüt ticaret hadleri kavramının kullanılmasına gerek duyulmasının temel nedeni, net değişim ticaret hadlerinin dış ticaret kazançlarının ölçülmesinde sadece ihracat ve ithalat arasındaki nisbi fiyat ilişkisini dikkate alması, fiziki miktarları hesaba katmamasıdır.

Ticaret hadlerinin, ithalat hacim endeksinin ihracat hacim endeksine oranı şeklindeki tanımına “gayri safi değişim ticaret hadleri (gross barter terms of trade)” adı verilir.

G = Gayri safi değişim ticaret hadleri

G = Qm/Qx Qx = İhracat miktar endeksi

Qm = İthalat miktar endeksi

Bu oranda ki bir yükselme, ülkenin belirli bir hacimdeki ihracatı karşılığında daha fazla ithalatta bulunabileceğini gösterir.Eğer iki ülkeli teklif eğrileri analizinde olduğu gibi,dış ticaret yalnız mal hareketlerini kapsıyor ve ihracat sürekli ithalata eşitleniyorsa net değişim ticaret hadleri ile gayri safi değişim ticaret hadleri kavramları birbirine eşit olur(5). Fakat gerçek hayatta mal ve hizmet akımlarının yanında uluslararası sermaye hareketlerinin de yer alması net ve gayri safi değişim ticaret hadleri tanımları arasındaki özdeşliği ortadan kaldırır.Çünkü bu durumda ithalat hacmindeki bir değişme,yalnız mal ihracatının değil,ülkeye giren veya çıkan sermaye akımlarının da bir sonucu olabilir.

2.1.3 Gelir Ticaret Hadleri

Gelir ticaret hadleri kavramı ilk kez, Birleşmiş Milletler Ekonomi Komisyonu tarafindan, Latin Amerika’nın ithalat kapasitesinin incelenmesi sırasında 1949 yılında kullanılmış ve kavramın analizi G.S.Dorrance tarafindan yapılmıştır (ÖRS, 1962; 345).

Net değişim ticaret hadleri tanımında dış ticaret hacmine yer verilmez. Oysa fiyat değişimlerinden ülkenin elde ettiği toplam kazanç veya uğradığı toplam kayıp dış ticaret hacmine de bağlıdır. Bu nedenle, “gelir ticaret hadleri (income terms of trade)” adı verilen yeni bir tanımlama ortaya atılmıştır. Gelir ticaret hadleri, ihracat değer endeksinin, ithalat fiyat endeksine bölümü ya da net değişim ticaret hadleri ile ihracat hacim endeksinin çarpımı yoluyla elde edilmektedir.

I = Gelir ticaret hadleri

Qx = İhracat hacmendeksi

I = (Px/Pm)*Qx Px=İhracat fiyat endeksi

Pm=ithalat fiyat endeksi

Gelir ticaret hadleri, ülkenin ithalat kapasitesini ihracat yoluyla açıkladığı için, ihracatın satın alma gücünü göstermektedir. O yüzden bu tanımlamaya “ihracata dayalı ithalat kapasitesi endeksi“ de denir. Gelir ticaret hadlerindeki bir değişme net değişim ticaret hadlerinde ve/veya ihracat hacmindeki değişmelerden ortaya çıkar. Birinde belirli oranda bir artış, ötekinde aynı oranda bir düşüş olursa gelir ticaret hadleri hiçbir değişme göstermez.

Gelir ticaret hadleri ile net değişim ticaret hadleri zıt yönlerde değişme gösterebilmektedir.Örneğin, ithalat fiyat endeksi (Pm) veri iken, eğer ihracatın miktarındaki(Qx) artış, ihracat fiyatlarındaki düşüşün olumsuz etkisini aşacak büyüklükte ise, gelir ticaret hadleri büyümüş demektir. Fakat aynı durumda net ticaret hadleri küçülmüştür.

2.2 Faktör Değişimine Dayanan Tanımlar

Ticaret hadlerinin net değişim tanımı ihracat kesimindeki verimlilik değişmelerini yansıtmamaktadır. Oysa dış ticaret kazançları bakımından fiyatlardaki değişmelerin verimlilik gelişmelerinden ortaya çıkıp çıkmadığının büyük önemi vardır. Bu eksiklik, faktör ticaret hadleri tanımları ile giderilmektedir. Bu tanımlar üretim faktörlerinin uluslararası değişimini esas almaktadır.

2.2.1 Tek Faktörlü Ticaret Hadleri

Net değişim ticaret hadlerinin, ihracat kesimindeki verimlilik endeksi ile çarpılmasından elde edilen tanıma “tek faktörlü ticaret hadleri" adı verilir:

S = Tek faktörlü ticaret hadleri

S = (Px/Pm).Vx Vx = İhracat kesimindeki verimlilik endeksi

Px =İhracat fiyat endeksi

Pm =İthalat fiyat endeksi

Uygulamada kaynakların verimlilik değişmelerini hesaplamak güç olmakla birlikte, kuramsal olarak tek faktörlü ticaret hadleri, dış ticaret kazançlarının iyi bir göstergesi kabul edilir. Tek faktörlü ticaret hadlerindeki bir yükselme, ihraç malları üretiminde kullanılan bir birim girdi ile daha fazla ithalat yapılabildiğini göstermektedir.

Üretim tekniklerinin geliştirilmesiyle beraber maliyet ve fiyatların düşürülmesi sonucu, net değişim ticaret hadleri ülke aleyhine değişir. Fakat bu değişim ülke gönencinin azalması anlamına gelmez. Çünkü teknolojik gelişme, ekonomik kalkınmanın önemli unsurlarından birisidir. Tek faktörlü ticaret hadleri lehine gelişen bir ülke, veri faktör stoku ile daha fazla ithalat yapabileceği için reel ulusal geliri artacaktır.

Bu tanım, ekonomik refahın bir göstergesi olarak kabul edilmekte, ancak hesaplanmasındaki güçlükler kullanımının yaygınlaşmasını engellemektedir.

2.2.2 Çift Faktörlü Ticaret Hadleri

Net değişim ticaret hadlerinin hem ihracat hem de ithalat kesimlerindeki verimlilik değişmeleri ile düzeltilmesinden elde edilen başka bir tanımlama daha vardır. Buna da “çift faktörlü ticaret hadleri” adı verilir.

D = Çift faktörlü ticaret hadleri

D=PxVx/PmVm Vm = İthalat kesiminde verimlilik endeksi

Px =İhracatın fiyat endeksi

Pm =İthalatın fiyat endeksi

Çift faktörlü ticaret hadlerindeki bir yükselme, ihracat kesiminde kullanılan bir birim girdinin daha fazla miktarda yabancı girdi ile değiştirilebildiğini gösterir (SEYİDOĞLU,1990;509). Ancak, bir ülke bakımından önemli olan ihraç ettiği bir birim girdi karşılığında ne kadar yabancı girdi değil, ne miktarda ithal malı elde edebileceğidir. Dolayısıyla tek faktörlü ticaret hadleri tanımı ikinci tanımlamaya göre daha anlamlıdır.

İKİNCİ BÖLÜM

DIŞ TİCARET ENDEKSLERİ

Bir devre içindeki gelişmelerin göreli olarak ölçülmesi, o serideki değerlerin sabit tutulacak bir değerle (baz alınan bir değerle) karşılaştırılması ile mümkün olmaktadır. Fiili değerlerin baz değerine bölünmesi yolu ile hesaplanmış serilere endeks serileri denmektedir. Bir endeks sayısı, belirli bir baz döneminden bu yana belirli bir iktisadi değişkende veya değişken grubunda ortalama olarak meydana gelen yüzde değişmeyi ölçmektedir (DTM;1999).

Tek bir değişken için hesaplanan endekse “basit endeks”, birden fazla değişken için hesaplanan endekse ise “bileşik endeks” denmektedir. Zaman içinde değişim gösteren tüm ekonomik olaylar için endeks hesaplamak mümkündür.

1-Dış Ticarette Kullanılan Endeksler

Dış ticaret endeksleri, bir ülkenin dış ticaretine ilişkin gelişmeleri izlemek, dünya ekonomisindeki olaylarla birlikte değişimleri ve gelişmeleri global olarak irdeleyebilmek için yaygın olarak kullanılmaktadır.Dışa yönelik ekonomik politikalar açısından da dış ticaret endeksleri önemli bir gösterge niteliğindedir.

Endekslerin kullanılabilir olması ve güncelliğini koruyabilmesi, yurt içi ve yurt dışı ekonomik olaylardaki dalgalanmaları yansıtabilmesiyle mümkün olmaktadır. Bu nedenle, endekslerin belirli aralıklarla gözden geçirilip yenilenmeleri gerekmektedir.

Dış ticaret endeksleri, ihracat ve ithalat fiyat ve miktar endeksleri ile dış ticaret hadlerini kapsamaktadır. İhracat fiyat ve miktar endeksleri, bir ülkenin ihraç mallarının fiyatlarında veya miktarlarındaki değişimleri, ithalat fiyat ve miktar endeksleri ise bir ülkenin ithal mallarının fiyatlarında ve miktarlarındaki değişimleri göstermektedir. Bir ülkenin dış ticaret işlemlerinin değerlendirilmesinde ise, dış ticaret hadleri önemli bir göstergedir. Dış ticaret hadleri, bir ülkenin ihraç ettiği bir birim mala karşılık ithal edebileceği mal miktarını göstermektedir ve ihracat fiyat indeksinin ithalat fiyat indeksine oranlaması ile elde edilmektedir.

2.Dış Ticaret Endekslerinin Hesaplanmasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Dış ticaret endekslerinin hesaplanması için öncelikle çok geniş kapsamlı bilgilerin toplanıp derlenmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra, baz yılının, endeks tipinin ve endeks hesaplamalarında kullanılan maddelerin seçimi gibi bazı teknik sorunlarda bulunmaktadır (BALIKÇİOĞLU, 1988 ; 4).

2.1. Baz Yılı Seçimi

Endeks hesaplamalarında seçilen baz yılının iktisadi anlamda normal bir yıl olması yeterlidir(BALIKÇİOĞLU,1988;4). Yani, dış ticaret endeks hesaplamalarında ülke ekonomisinde dalgalanmaların fazla olmadığı, normal ekonomik gelişimin dışında olayların yaşanmadığı bir yıl baz yılı olarak seçilmelidir.

2.2. Madde Seçimi

Endekslerin güvenilirliği, endeks kapsamında alınan maddelerle doğrudan ilişkilidir. Dış ticarete konu olan tüm maddelerin endeks kapsamına alınması zor olduğu gibi, endekslerin güvenilirliğini de arttırmaktadır (BALIKÇİOĞLU,1988;4). Belirli kriterlere göre ihracat ve ithalat endeksleri için ayrı ayrı mal sepetleri oluşturulması ve hesaplamaların bu maddeler üzerinden yapılması daha güvenilir endekslerin hesaplamasını sağlamaktadır. Madde seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle sıralanabilmektedir.

• Seçilen maddeler dış ticarette süreklilik göstermelidir. Çünkü, endeks hesaplamalarında baz yılında ticaret yapıldığı halde, daha sonraki yıllarda ticarete girmemiş olan maddeler endeks değerlerini azaltırken, baz yılında ticarete konu olmadığı halde cari yılda ticarete konu olan mallar endeks değerlerini çok fazla arttırmaktadır.

• Maddeler homojen bir yapıya sahip olmalıdır. Aynı tatmin altında nitelik ve fiyat açısından büyük farkhlık göstermeyen maddeler alınmalı, böylece hesaplanan birim fiyatların gerçeği yansıtan değerler olması temin edilmelidir.

• Seçilen maddeler dış ticarette anlamlı bir paya sahip olmalıdır. Çok düşük miktarlarda ihraç ve ithal edilen maddeler hesaplamalara dahil edilmemelidir. Aksi takdirde gerçeği tam olarak yansıtmayan sonuçlar elde etmek mümkündür.

3. Dış Ticaret Endeksleri Hesaplama Yöntemleri

Endeks hesaplamalarında kullanılan başlıca üç çeşit yöntem bulunmaktadır. Bunlar, Laspeyres, Paasche ve Fisher yöntemleri olup, burada kısaca açıklanmaya çalışılacaktır.

Endeks tipinin belirlenmesi, yapılacak çalışmanın amacına ve ilgili ülkenin dış ticaret yapısına göre değişebilmektedir.

3.1. Laspeyres Yöntemi

Laspeyres Endeksi, Alman iktisatçı Etienne Laspeyres’in, cari fiyatları yada miktarları seçilmiş bir temel dönemin verileriyle orantılı olarak ölçmek için önerdiği endekstir. Laspeyres Endeksi’ne baz dönemi ile ağırlıklandırılmış bileşik fiyat endekside denmektedir (DORNBUSCH ve 1ASPEYRES, 1994; 52). Laspeyres fiyat endeksi, tanımlanmış bir grup malın cari fiyatlar üzerinden toplam maliyetinin, aynı mal grubunun baz dönemi fiyatları üzerinden maliyetine oranlaması ve 100 ile çarpılmasıyla hesaplanmaktadır.

Laspeyres Fiyat Endeksi =

şeklinde ifade edilmektedir.

Burada; Pt:Malın cari fiyatı

Po:Malın baz dönemi fiyatı

Qo: Malın baz dönemi miktarı

Laspeyres miktar endeksinde ise, fiyatların yerini miktarlar almaktadır.

3.2. Paasche Yöntemi

Paasche endeksi, Alman iktisatçı Herrnann Paasche’nin cari fiyat yada miktar düzeyleri seçilmiş bir baz döneminin verileriyle orantılı olarak ölçmek üzere geliştirdiği endekstir. Bu endekste Laspeyres Endeksinin aksine, cari ağırlıklar kullanılmaktadır. Paasche Endeksi’ne carı dönem ile ağırlıklandırılmış bileşik fiyat endeksi de denmektedir (DORNBUSCH ve FİSCHER, 1994 ; 52).

Paasche Fiyat Endeksi =

şeklinde ifade edilmektedir.

Burada ; Pt:Malın cari fiyatı

Po:Malın baz dönemi fiyatı

Qo: Malın baz dönemi miktarı

Maddelerin fiyatları ile birlikte miktarlarının da zamanla değişmesi ağırlıklandırılmış endekslerin hesaplanmasında karşılaşılan en önemli sorunlardan birisidir. Maddelerin fiyatları yükselirken, satın alınan miktarın azaldığı veya fiyatlar düşerken satın alınan miktarın arttığı hallerde baz dönemi fiyatları ile ağırlıklanmış Laspeyres endeksi gerçeği tam olarak yansıtamamaktadır (DTM;1999).

Benzer şekilde, fiyatların arttığı ve satın alınan miktarların fiyatlara karşı hassas olduğu hallerde, Paasche endeksinin paydası gerçekte olduğundan daha yüksek bir değere sahip olmakta ve böylece endeksin değeri azalmaktadır.

3.3. Fisher Yöııtemi

Laspeyres ve Paasche endekslerinin fiyatların genel seviyesini temsil etmedeki eksikliği ile ilgili bir takım sakıncaları gidermek amacıyla Irving Fisher, bu iki endeksin geometrik ortalaması olan bir endeks geliştirmiştir. Bu endeks literatürde Fisher İdeal Endeksi olarak adlandırılmıştır.

Fisher Fiyat Endeksi =

Veya; F=

Miktar endeksleri için de ideal endeks, fiyat endekslerinde olduğu gibi hesaplanmaktadır.

Fisher Miktar Endeksi =

Bir maddenin baz yılındaki fiyat ve miktarı Po ve Qo ile, ve aynı maddenin cari yıldaki fiyat ve nıiktarı Rt ve Qt ile gösterilirse, fiyat miktar olarak ifade edilmiş olmaktadır. Buna faktör çevrirni özelliği de denmektedır. Baz yılı ile cari yılın yer değiştirmesi durumunda her iki yolla hesaplanan endekslerin çarpırnının 1 ‘e eşit olması ise Fisher İdeal Endeksinin zaman çevrimi özelliğidir.

Zaman çevrimi ve faktör çevrimi özelliklerinden dolayı ideal endeks olarak tanımlanan bu endeks, Laspeyres ve Paasche endekslerinin geometrik ortalaması olup bu iki endeks değerinin arasında bir değere sahiptir. Bileşik endeksler içerisinde Fisher endeksi zaman ve faktör çevrimi özelliklerine sahip tek endekstir. Laspeyres ve Paasche endeksleri ise sadece basit endeksler ıçin hesaplandığında bu özelliklere sahiptir. Bu sebeple, dış ticaret hadlerinin hesaplanmasında Fisher endekslerinin kullanılması tercih edilmektedir (DTM;1999).

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

1.DIŞ TİCARET HADLERİNDEKİ GELİŞMELERİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER

Ticaret hadlerindeki değişmeleri belirleyen faktörler kısa ve uzun dönem olmak üzere ikiye ayrılır.

1.1.Kısa Dönem Dış Ticaret Hadlerini Etkileyen Faktörler

Dış ticaret hadlerini etkileyen kısa dönem faktörler parasal özellik taşırlar.Bu faktörler, dış ticaret politikası araçlarıdır.Dış ticaret politikası araçları olarak gümrük vergileri, dış transferler ve döviz kurları incelenecektir.

1.1.1.Gümrük Vergileri

Dış ticaret teorisinde “Ticaret Hadleri Argümanı” görüşüne göre, serbest dış ticaret durumunda ilk kez gümrük tarifesi uygulan ya da mevcut tarifeleri yükselten ülkeler, ithalatlarını daha ucuza sağlayarak dış ticaret hadlerini kendi lehlerine değiştirebilirler.İthalat veya ihracatlarına koyacakları gümrük vergileriyle ülkelerin dış ticaret hadlerini iyileştirerek ulusal refahlarını arttıracakları kabul edilmektedir(SEYİDOĞLU, 1971;215)

Konulacak olan gümrük vergisi oranı nasıl belirlenecek?Burada bir nokta üzerinde durmak gerekmektedir.Şöyle ki, ülke koyacağı gümrük vergisi ile dış ticaret hadlerini lehine çevirmekle birlikte dış ticaret hacminde bir daralma görülecek ve bu daralma sonucu ulusal refahta olumsuz gelişmeler görülebilecektir.Öyle ise gümrük vergisi uygulamasında dikkat edilecek nokta, ulusal dış ticaret hadlerinin lehte gelişmesi sonucu dış ticaret kazancının maksimum kılınmasından ziyade, ulusal refahın maksimum hale getirilmesidir. Bunu sağlayacak gümrük vergisi oranı “optimum gümrük vergisi” oranıdır. Bu vergi oranında dış ticaret hadleri lehte gelişirken dış ticaret hacmi daralmamış ve ulusal refah artmıştır.

Bir ülkenin gümrük tarifeleri ve ticareti kısıtlayıcı önlemleri ile ithalatını veya ihracatını kısarak dış ticaret hadlerinin lehte hareket etmesi ancak optimum gümrük tarifesi düzeyinde mümkün olabilir. Bununla birlikte dış ticaret hadleri hedefleri de maksimum değil optimum olmalıdır. Bu durumu şu şekilde ifade edebiliriz, dış ticaret hadlerindeki gelişmenin refah düzeyi üzerindeki lehte etkisi, optimum düzeyin üzerine çıkılınca ticaret hacminde meydana gelen düşme ile ortadan kalkar ve hatta refah azalışına yol açar.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz, dış ticaret hadlerindeki her gelişme ülkenin refah düzeyini arttırmayabilir. Aksine refah düzeyini bir azalmadan bile söz edilebilir. Aynı şekilde dış ticaret hadlerindeki olumsuz gelişmeler de her zaman refah düzeyini de olumsuz etkilemez.

Dış ticarete konulan gümrük vergileri her zaman beklenilen etkiyi göstermeyebilir .iki ülkeli modelde ülkelerden birinin gümrük vergisi uygulaması karşı ülkenin de aynı şekilde gümrük vergisi ile cevap vermesi sonucunu doğurabilir. Bu durumda dış ticaret hadlerinde bir değişme olmaz iken, uluslar arası ticaret hacmi daralacak ve her iki ülkenin de ulusal refahında azalma görülecektir.Dış ticaret hadleri her ülkenin kendi lehine çekebilmek için karşılıklı olarak gümrük vergileri koyması durumuna “gümrük savaşı” adı verilir (SEYİDOĞLU,1971,215). Ancak bu gümrük savaşı sonrasında dış ticaret hadlerinde bir değişme olmayacak ve ulusal refahlar azalacaktır.

Sonuç olarak dış ticaret üzerine konulan gümrük vergileri ilk anda kısa süreli olarak dış ticaret hadleri ve ulusal refah üzerinde olumlu bir etki gösterse de, bir süre sonra beklenilenin aksine dış ticaret hadleri değişmediği gibi ulusal refahı azaltarak olumsuz etkide doğurmaktadır.

1.1.2. Kotalar

Dış ticaret politikası araçlarından bir diğeri de kotalardır. Kotalar dış ticaret üzerine konan miktar kısıtlamalarıdır. İthalat ve ihracat üzerine uygulanmasına göre iki şekil almaktadır.

Kotalar şartların uygun olması koşulu ile dış ticaret hadlerinin leyhte değişimini sağlayabilir. Uygulanmak istenen bir ithalat kotası ise ithal malı yurtdışı arz esnekliğinin ve yurtiçi talep esnekliği sonsuzdan küçük olması durumunda dış fiyatlar düşecek, iç fiyatlar ise yükselecektir.

Ancak bu durumda ithalat kotası sonrası dış ticaret hadlerinde leyhte bir ğelişmeden bahsedilebilir. Fakat kota sonrası dış ticaret kazançları her zaman kota koyan ülke lehinde olmayabilir, Eğer kota uygulanan ülkede ihracatçılar yeterli derecede örgütlü ve fiyat farklılaştırması yapabilecek güçte iseler dış ticaret sonrası kazançlı çıkacaklardır.Böyle bir durumda ithalat kotası uygulayan ülke kota sonrası dış ticaret hadlerinde leyhte bir gelişme beklerken önceki denge durumunu da karşı ülke lehıne bozmuş olacaktır.

İhracat kotaları ise ithal kotaların analitik olarak ters işleyişine sahiptir. Burada ihraç edilen mal miktarı üzerine konulan kısıtlama söz konusudur. İhracat kotalarında da ithalat kotalarında olduğu gibi bazı şartların bulunması, beklenen faydanın gerçekleşmesi için gereklidir. Bunun için ihraç malı yurtiçi arz esnekliği ve yurtdışı talep esnekliğinin sonsuz olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra ithalatçıların örgütlü ve/veya fiyat belirleyecek büyüklükte olmaması gerekmektedir. Ancak bu şartlar altında beklenildiği gibi kota koyan ülkenin kota sonrası dış ticaretten kazançlı çıkması beklenir.

1.1.3. Dış Transferler

Dış transferlerin yani uluslararası sermaye hareketlerinin dış ticaret hadleri üzerine etkisi klasik denkleşme mekanizmasına göre incelendiğinde, sermaye ihraç eden ülkenin ticaret hadleri ülke aleyhine, sermaye ithal edenin ticaret hadleri ise ülke lehine bir gelişme gösterir.

Gerçek dünyaya bakıldığında, sermaye ithalatçısı ülkelerin genellikle az gelişmiş ülkeler olduğu ve ithal ettikleri bu sermayeyi senıaye ihracatçısı gelişmiş ülkelerden makine, teçhizat ve ileri teknoloji satın alımında kullandıkları görülmektedir. Sermaye ihracatçısı olan ülke böyle davranarak aynı zamanda kendi mallarına yeni pazarlar açmaktadır. Zaten sermaye ihracatı genel olarak birkaç gelişmiş ülkeden, çok sayıdaki gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeye yapılması ve bunların mamül maddelere olan yüksek talebi dış ticaret hadlerini sanayileşmiş ülkeler lehine değiştirmektedir.

1.1.4. Döviz Kurları

Döviz kurları, kısa dönemde dış ticaret hadlerini etkileyen bir diğer dış ticaret politikası araçlarındandır. Gerçekte bir ülkenin ulusal parasını devalüe etmesi, kendi ihraç mallarının ise ulusal para cinsinden pahalılaşmasına yol açar. Dolayısıyla dış ticaret hadleri devalüasyon yapan ülke aleyhine değişmesine yol açar.

Eğer ülke ulusal parasını revalüe etmiş ise, bu kez ihraç ettiği mallar yabancı para cinsinden pahalılaşıp, ithal ettiği mallar ucu7layacak ve dış ticaret hadleri ülke lehinde geli şecektir.

1.2.Uzun Dönemde Dış Ticaret Hadlerini Etkileyen Faktörler

Dış ticaret hadlerini uzun dönemde etkileyen faktörler arasında, verimlilik, faktör stoğu, talep eğilimleri ve üretim fonksiyonundaki değişmeler sayılabilir. Bu faktörler tüketici zevkleri, teknolojik gelişme ve faktör donatımların da meydana gelen değişmeler gibi etkenler tarafından belirlenir.

1.2.1. Ekonomik Büyüme

Bu konuda ilk ciddi çalışma J.R. Hicks tarafından, İngiltere ve Amerika arasındaki dış ticaret sonrası ticaret hadlerinin İngiltere aleyhine geli şmesinin nedenleri üzerine yaptığı incelemeler ile olmuştur. Bu çalışma sonucunda Hicks, standart dış ticaret modelinde ülkelerden biri sabit kalırken diğer ülkenin ihracat kesiminde verimliliğin artması durumunda diş ticaret hadlerinin ülke aleyhine gelişme gösterdiği sonucuna vanlmıştır. Yani, ihracata yönelen büyüme dış ticaret hadlerini olumsuz etkiler iken ithalata yönelen büyüme sonucu ülke dış ticaretten kazançlı çıkmaktadır (SEYİDOĞLU, 1971; 216).

Ekonomik büyüme ülkenin üretim kapasitesinde bır artma yada geometrik olarak ifade edersek üretim olanakları eğrisinin dışa doğru kayması olarak tanımlanabilir. Ekonomik büyümenin kaynağına bakıldığında iki farklı nedenle karşılaşmaktayız. Bunlar, teknolojik gelişme ve üretım faktörleri stoğundaki artışlardır. Her büyüme etmeninin ticaret hadleri nasıl etkileyeceği, büyüme sonunda dış ticarete bağımlılık derecesindeki değişmelere, başka bir deyişle, ülkenin ihraç ve ithal edilebilir mallarının üretim ve tüketim üzerinde meydana getireceği etkilere bağlıdır.

1.2.1.1. Üretim Etkisi

Üretim etkisi iki nedenden kaynaklanır.Bunlar faktör artışları ve teknolojik gelişmeden dolayı meydana gelen üretim etkileridir.

1.2.1.1.2. Faktör Artışları

Buradaki faktörler emek ve serrıayedir. Bu faktörler her zaman birlikte hareket etmeyebilirler. Faktörlerden birinin arzı sabit kalırken diğerinin arzı artabilir. Böyle bir durumda, artan faktörü yoğun olarak kullanan sektörde üretim artar, buna karşın sabit kalan faktörün yoğun kul lanıcısı olan sektörde üretim azalac aktır.

Faktörlerden sermaye stoğu artarken emek faktörünün sabit kalması durumunda sermaye stoğunu yoğun olarak kullanan sanayi kesiminde bir üretim artışından bahsedilirken, emek yoğun bir sektör olan tarımda mutlak anlamda bir üretim azalması söz konusudur. Diğer bir durum ise her iki faktörün aynı oranda artmasıdır. Bu durumda yansız üretim etkisinden bahsedilir. Şöyle ki, her iki faktörde meydana gelen artışın aynı oranda olmasından dolayı ülkenin nisbi faktör donatımı herhangi bir değişıkliğe uğramamıştır. Yani ihraç ve ithal edilebilir malların üretimi eri aynı oranda artmıştı r.

Son bir durum ise her iki faktörün farklı oranlarda artması durumudur. Sermaye stoğu bol olan bir ülkede, sermaye stoğundaki artış emek faktörti artışından daha fazla ise bu, ihraç edilebilir mal üretiminin arttığını gösterir. Buna ticareti arttıncı üretim etkisi denir. Aynı ülkede emek faktöründeki artış sermaye stoğundaki artıştan daha fazla ise bu, daha önce ithal edilen malların yurtiçi üretiminin artması anlamına gelir ki böyle bir etkiye ticareti azaltıcı yönde büyüme etkısi denir.

1.2.1.1.3. Teknoloıik Gelişme

Teknolojik gelişmenin getirdiği yenilikler ki bu teknolojik gelişme büyüme sonrasında meydana gelmiştir, ithal ve ihraç edilebilir mal üretimi üzerinde önemli üretim etkilerine sahiptir.

Teknolojik gelişme, mevcut malların üretimlerinde yeni yöntemlerin geliştirilmesi, yeni ürünlerin Liretilrnesi, organizasyon ve yönetim tekniklerinde meydana gelen gelişme ve yeniliklerdir. Teknolojik gelişmeyi üretim fonksiyonundan yararlanarak açıklamak gerekirse, bu olgu üretim onksiyonundaki yukarı doğru kaymalar olarak ifade edilir. Yani, aynı miktarda ürünüıı daha az üretim faktörünün kullanılması veya aynı miktar faktörle daha fazla ürün elde edilmesi demektir (KAYNAK, 1990; 153).

Teknolojik gelişmeyi birkaç şekilde sınıflandırmak mümkündür ancak burada sadece etkilerine göre yapılan sınıflandırma incelenecektir. Teknolojik gelişmeler doğurdukları etkiye göre üç şekilde incelenecektir. Hicksin yaptığı bu sınıflandırmaya göre, belli bir sermaye/emek oranında sermayenin marjinal ürününü oransal olarak emeğin marjinal ürününden daha fazla arttıran yeniliğe emek tasarruf edici, değiştirmeyen yeniliğe de nötr yada yansız teknolojik gelişmeler denilmektedir (KAYNAK, 1990; 153).

1.2.1.1.3.1. Nötr Teknolojik Gelişme

Hicks’e göre nötr teknolojik gelişme; Belli bir sermaye/emek oranından faktörlerin marjınal ürünlerinin birbirlerine oranını değiştinneyen belli bir faktör yoğunluğunda, marjinal ikame oranını ve faktör paylarını değiştirmeyen, teknolojik gelişmedir (KAYNAK, 1990; 153). Yani bir birim malın üretim maliyetini düşürerek aynı oranda emek ve sermaye tasanufu sağlayan teknolojik gelişme nötr teknolojik gelişme olarak tanımlanabilir.

Nötr teknolojik gelişmenin emek yoğun ihracat sektöründe olduğu varsayılsın. Bu kesimde emek/sermaye oranı sabit kalırken maliyetler düşecek, üretim hacmi genişleyecektir. Her iki faktörün marjinal verimi arttığı için bu faktörlere olan talep artacak ve ithalat kesiminden ihracat kesimine faktör transferi olacaktır. Burada emek yoğun bir sektör üzerinde analiz yapıldığından emek talebindeki artış sermaye talebine göre daha fazla olacak ve ışgücünün fiyatı yükselirken sermayenin fiyatı a7alacaktır. Emeğin fiyatının yükselmesi ucuz kalan sermayenin her iki sektörde de emeğin yerine kullanılmaya başlanması demektir. Böylece iki malın fiyatları arasındaki oran değişmemiştir. Öte yandan ihraç malı üretimi artarken ithal malı üretimi azalmaktadır. Görüldüğü gibi ekonomik büyüme sonucu meydana gelen teknolojik gelişmenin nötr olması durumunda emek yoğun ihracat kesiminde üretim etkisi ticareti arttırıcı yönde gerçekleşmektedir.

Nötr teknolojik gelişmenin sermaye yoğun mal üreten ithalata dayalı sektörde gerçekleşmesi durumunda ise sermayenin fiyatı artarken emek fiyatı azalacak, emek yoğun ihraç malı kesiminden, sermaye yoğun ithalata rakip kesime hem sermaye hem emek transferi olacak ithalata rakip kesimde maliyetlet düşecek, bunların sonucunda ihraç malı üretimi azalırken ithalata rakıp mal üretimi artacaktır. Bu üretim etkisinin ticareti azaltıcı yönde olduğu görülmektedir

1.2.1.1.3.2. Emek Tasarruf Edici Teknolojik Gelişme

Emek tasarruf edici teknolojik gelişme emek yoğun bir sektörde meydana gelmiş ise, bu sektörde emek/sermaye oranı azalır ve emek faktöründen bir miktar açığa çıkar maliyetler azalır. Maliyetlerdekı düşme sonucu üretim kaynakları sermaye yoğun ithalata rakip sektörden, emek yoğun ihracat sektörüne kayar, bununla birlikte açığa çıkan işgücü de emek yoğun sektöre doğru hareket eder. Böylece ihracat sektöründe üretim artarken ithalat sektöründe üretim azalacaktır. Bu azalma nötr teknolojik gelişme sonrası azalmaya göre çok daha fazla olacaktır. Yani, ekonomik büyüme sonrası meydana gelen emek tasamıf edici teknolojik gelişmenin emek yoğun sektörde ortaya çıkması sonucu üretim etkisi aşırı ticaret artırıcı yönde olacaktır. Emek tasarruf edici teknolojik gelişme sermaye yoğun sektörde ortaya çıkmış ise, burada iki farklı durum SÖ7 konusudur. İlk olarak normal bir süreç işlemektedir. Şöyle ki, sermaye yoğun sektörde ortaya çıkan emek tasarruf edici teknolojik gelişme sonrası bu sektörde maliyetler düşecek, emek yoğun sektörden sermaye yoğun sektöre faktör akışı olacaktır. Sermaye yoğun sektörde üretim artışı olacak ve ekonomik büyüme sonrası meydana gelen emek tasarruf edici teknolojik gelişmenin üretim etkisi ticareti azaltıcı yönde olacaktır. Olabilecek ikinci bır durum ise, emek tasarruf edici teknolojik gelişme yine sermaye yoğun sektördedir. Ancak ıııaliyetlerdeki düşme sonucu ortaya çıkan faktör tasarrufu maliyet düşüşünden daha fazladır. Böyle olunca faktör tasarrufu sonucu açığa çıkan emek beklendiği gibi teknolojik gelişmenin yaşandığı sermaye yoğun ithalata rakip kesime değil ihracata yönelik emek yoğun kesime doğru kayacak ve üretim bu kesimden daha fazla artacaktır., dolayısıyla sermaye yoğun sektörde yaşanan emek tasarruf edici teknolojik gelişme ihracata yönelik emek yoğun mal üretimini arttırırken üretim etkisi de ticareti artırıcı yönde olacaktır.

1.2.1.1.3.3. Sermaye Tasarruf Edici Teknolojik Gelişme

Sermaye tasarruf edici teknolojik gelişmenin sermaye yoğun kesimde ortaya çıkması sonucu bu kesimde düşen maliyetler ile diğer sektörden bu sektöre faktör transferi gerçekleşecek ve üretim artacaktır bunun sonucunda teknolojik gelişmenin üretim etkisi ticaret azaltıcı yönde olacaktır. Bu azalma nötr teknolojik gelişmeye göre daha fazla olacaktır.

Eğer sermaye tasarruf edici teknolojik gelişme emek yoğun sektörde ortaya çıkmış ise yukarıda sermaye yoğun sektörde emek tasarruf edici teknolojik gelişmenin sonuçlarını benzer sonuçlar ortaya çıkar. Yani, böyle bir durumda üretim etkisi maliyetlerdeki düşme ve faktör tasarrufu sağlama etkilerinin karşılıklı ağırlığına göre ticaret artırıcı yada ticaret azaltıcı yönlü olabilir.

1.2.1.2.1. Yansız Tüketim Etkisi

İthal ve ihraç mallarının talep gelir esnekliği bire eşit (e 1) ise, her iki malın talebi aynı oranda artacak ve mallar arasındaki fiyat oranında bır değişiklik olmayacaktır. Buna yansız tüketim etkisi denir.

1.2.1.2.2. Ticareti Arttırıcı Yönlü Tüketim Etkisi

İhraç malı talep esnekliği birden küçük (e < 1) , ithal malı talep gelir esnekliği birden büyük (e > 1) ise, bu durumda ithal malı talebi ihraç malı talebinden daha fazla artacak ve ekonomik büyümenin tüketim etkisi ticareti arttırıcı yönde olacaktır. İthal ve ihraç malları arasındaki fiyat oranı ihraç malı aleyhine bozulur.

1.2.1.2.3. Ticareti Azaitıcı Yönlü Tüketim Etkisi

İhraç malı talep gelir esnekliği birden büyük (e > 1) ve ithal malı talep gelir esneklıği birden küçük (e < 1) ise, ihraç malı talebi ithal malı talebinden daha büyük olur. Böyle bir etkiye ticareti azaltıcı yönlü tüketim etkisi denir. Mallar arasındaki fiyat oranı ihraç malı lehine bozulur.

1.2.1.2.4. Ticareti Aşırı Arttırıcı Yönlü Tüketim Etkisi

Gelir arttığında talep azalıyor, gelir azaldığında talep artıyorsa bu malın talep gelir esnekliği sıfırdan küçüktür (e < 0). Eğer ihraç malı böyle bir mal ise ve gelir artınca ihraç malı talebi azalıyor buna karşılık ithal malı talebi artıyorsa buna ticareti aşırı arttırıcı yönlü tüketim etkisi denir. Mal fiyatları arasındaki oran büyüme sonrası daha fazla ihraç malı aleyhine bozulur.

1.2.1.2.5. Ticareti Aşırı Azaltıcı Yönlü Tüketim Etkisi

Eğer ithal mal düşük bir mal ise, bu durumda gelir artışı sonrası ithal malı talebi azalırken, ihraç malı talebi artar ve mallar arsındaki fiyat oranı ithal malı fiyatı aleyhine bozulur. Buna ticareti aşırı azaltıcı yönlü tüketim etkısi denir.

1.2.1.3. Ekonomik Büyümenin Üretim ve Tüketim Etkilerinin Dış Ticaret Hadleri Uzerindeki Sonuçları

Üretim ve tüketim etkilerinin her ikisi de aynı yönlü veya biri yansız iken diğeri farklı etki doğuruyorsa, çıkarılacak ortak sonuç daha kolaydır.

Her iki etkinin de yansız olması durumunda çıkacak ortak etki de yansız olacaktır. Bu durumda ithal edilebilir malların üretimi ve tüketimi toplam üretimle aynı oranda artacaktır. Böylece dış ticaret hadleri dış ticarete bağımlılığı fazla olan ülke aleyhine gelişir.

Ekonomik büyüme sonrası ortaya çıkan etkilerden biri yansız iken diğeri ticareti arttırıcı yönlü ise, çıkacak ortak etki de ticareti arttırıcı yönlü olur. Böylece ithalattaki artış yansız etki durumuna göre daha fazla olacak ve ülkenin dış ticarete bağımlılığı artarken dış ticaret hadleri ülke aleyhinde hareket edecektır.

Her iki etki de ticareti azaltıcı yönlü ise çıkacak ortak sonuç ticareti azaltıcı yada aşırı ticareti azaltıcı yönde olur. Bu durumda ülkenin dış ticarete bağımlılığı azaldığından ticaret hadleri lehe döner. Aynı şekilde üretimde aşırı ticaret azaltıcı etki varsa, tüketim etkisi ne olursa olsun toplam etkide aşırı ticaret azaltıcı yönlü olur ve dışarıya bağımlılığı azaltan ülkenin dış ticaret hadleri ülke lehine döner.

Eğer üretim etkisi aşırı ticaret arttırıcı yönlü ise, tüketim etkisine bağlı olarak ortak etki aşırı ticareti arttırıcı yönlü, ticaret arttırıcı yönlü yada ticareti azaltıcı yönlü olabilir. Her iki etkide aşırı ticareti arttırıcı yönlü ise bu durumda hem tüketim etkisi, hem de üretim etkisi ithalat üzerinde pozitif etkide bulunduğu için ithalat talebi milli gelir artışından daha fazla olacaktır. Böylece üretim ve tüketimin ortak etkisi aşırı tıcareti arttırıcı yönlü olacaktır. Bu durum dış ticaret hadlerinin en fazla ülke aleyhinde olduğu durumdur.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

DIŞ TİCARET HADLERİ İLE İLGİLİ TEORİK TARTIŞMALAR

İktisat literatüründe ticaret hadleri ile ilgili teorik tartışmalara 1800’lü yılların başından beri sıkça rastlanmaktadır. Dış ticaret kazançlarının ülkeler arasında paylaşımı konusunda görüş belirtmiş olan iktisatçıların büyük bir kısmı, ülkeler arasında değişim oranı ve zaman içerisinde bu oranın değişmesine neden olan gelişmeler üzerinde durarak, soruna dış ticaret kazançları açısından yaklaşmışlardır.

1. Klasik Görüş

Malthus, ekonomik büyümenin ticaret hadleri üzerindeki etkileri konusunda görüş bildirmiştir (BLOOMFİELD, 1984; 188). Malthus’un görüşüne göre, mamül malların üretiminde teknolojik ilerleme sonucu sağlanan verimlilik artışlan, bu mallara olan talepte bir artış olmadığı sürece gelişen ülkenin ticaret hadlerinde bozulmaya yol açmaktadır.

Daha sonra ise W.Ellis (1825), W.Sleeman (1829), G.P.Scrope (1831), J.Pennigton (1840) ve R.Torrens (1835) teknolojik gelişmelere bağlı olarak, mamül mallarda sağlanan verimlilik artışlarının, ticaret hadlerini yeniliği bulan ülke aleyhine bozacağını, olaya farklı açılardan yaklaşarak ifade etmeye çalışmışlardır (BLOOMFİELD, 1984; 187-193).

Mill’den önce, bazı iktisatçıların teknolojik ilerleme ve/veya faktör arzındaki artışlar sonucunda sağlanan ekonomik büyümenin ticaret hadlerine büyüyen ülke aleyhine bozacağını çeşitli şekillerde ifade ettikleri bilinmektedir (BLOOMFİELD, 1984; 187-193’).Bu iktisatçılar teknolojik değişmenin ortaya çıktığı ülkede ihracatı uyarma etkisi yaratacağını savunmuşlardır.

Sözü edilen iktisatçıların analizlerinde teknolojik ilerleme ticaret hadlerindeki bozulmanın temel nedeni olarak kabul edilmiştir. Yine bu analizlerde, teknik değişmenin, ülkenin ihracat endüstrilerinde ortaya çıktığı varsayılmakta ve ithalata rakip endüstrilerde sağlanabilecek verimlilik artışları dikkate alınmaktadır (BLOOMFİELD, 1981; 101).

Genel olarak iktisatçılar, analizlerinde reel ka\ramlar kullanmışlar ve sadece mal ticaret hadleri ile ilgilenmişlerdir. Ayrıca, klasik iktisatçıların ticaret hadlerine olan ilgileri, ekonomik büyüme çerçevesi içinde kalmıştır. Maliyet azaltıcı teknik yeniliklerin faktör ticaret hadleri üzerindeki etkilerine de oldukça dar bir çerçeve içinde ele almışlardır.

2.J.S. Miii ve Neoklasik Görüşün Evrimi

Neo klasik ekonomik teoriye göre, rekahetçı bir ortamda toplam faktör verimliliğinin artmasını sağlayan teknolojik yenilikler ürün fiyatlarının düşmesine sebep olmaktadır (COLMAN ve NİXSON, 1986 ; 147). Teknolojik yeniliklerin gelişmiş ülkelerde mamül mallar kesiminde ortaya çıkması da, neo klasik iktisatçılann mamül malların fiyatlarının düşeceğini ve ticaret hadlerinin mamül mallar aleyhine döneceğini savunmalarına sebep olmuştur.

Ricardo, ticaret hadlerinin ülkelerin yurt içı maliyet oranları ile saptandığını ileri sürmüştür. John S. Miil ise, karşılıklı arz ve talep kanunu ile ticaret hadleri teorisine önemli bir katkıda bulunmuştur (FİNDLAY, 1980; 426). Mill, iki-mal, iki-ülkeli bir model geliştirmiş ve bu model çerçevesinde iki ülke arasındaki firsat maliyetleri oranındaki farklılıkların, tıcaretten elde edilen toplam kazançların bir endeksini oluşturduğunu ileri sürmüştür (BALDWtN, 1955; 260).

Dış ticaretten elde edilen kazançların ölçülmesine yönelik bir teori geliştirmek isteyen Mill, “karşılıklı talep kanunu” olarak bilinen analizinde. yeni bir mal üreten bir ülkenin malına olan yabancı talepteki artışın ticaret hadlerini o ülkenin lehine çevireceğini, ancak mevcut ihraç malının üretim maliyetini düşüren bir teknolojik yenilik durumunda ticaret hadlerinin teknik ilerlemeyi sağlayan ülke aleyhine döneceğini savunmuştur (BLOOMFİELD, 1984; 187). Mill’ın bu analiz ile vardığı sonuç, “mamül malların değişim değerlerinin tarımsal ürünler ve ham maddelerle karşılaştırıldığında nii fus ve endüstrinin gelişmesiyle belirgin ve kararlı bir düşme eğilimi içinde olacağı” şeklinde özetlenmiştir (SARKAR, 1986; 34).

Aralarında Mill, Marshall, Edgeworth, Keynes ve Robertson’un da bulunduğu birçok iktisatçı, uzun dönemde birincil mal olarak nitelenen tarımsal ürünler ve hammaddelerin mamül mallar karşısındaki ticaret hadlerinin iyileşeceğini düşünmüşlerdir. Sözü geçen iktisatçılar bu görüşlerinin genel olarak tarımda azalan verimler ile sanayide artan verimler kanununa dayandırmışlar ve teknolojik ilerlemenin daha çok mamül mallar kesiminde ortaya çıkacağını, bu kesimde sağlanan teknolojik yeniliklerın üretimi artıracağını ve mamül malların fiyatlarını nisbi olarak gerileteceğini savunmuşlardır.

3. Bozulan Ticaret Hadleri Hipotezi

Bozulan ticaret hadleri hipotezi yada yaygın olarak bilinen diğer bir adı ile . Singer Prebisch tezi temel olarak, uzun dönemde birincil nıalların mamül mallar karşısındaki nisbi fiyatlarının sürekli olarak bozulmakta olduğu ve gelişmekte olan ülkelerinde dış ticaret yapıları bakımından genel olarak birincil mal ihracatçısı ve mamül mal ithalatçısı konumunda bulundukları gerçeğinden hareketle, dış ticaret hadlerinin bu ülkeler aleyhine gelişim gösterdiği görüşü ile tanım lanabilmektedir.

3.1. Singer-Prebisch Tezi

Raul Prebisch ve Hans Singer’in tüm çalışmalarının ortak sonucu, gelişmekte olan bir ülkenin daha önce ithal ettiği kadar mali ithal edebilmesi için her seferinde daha çok ihracat yapması gerektiğidir. Çünkü gelişmekte olan ülkelerin ticaret hadleri uzun dönemde ülke aleyhine dönmektedir (HOGENDORN,1992; 439).

Gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelere genellikle hammadde, gıda maddeleri ve maden gibi birincil mallar ihraç ederek, karşılığında ekonomik kalkınmaları için gerekli olan yatırım ve ara malları ithal etmektedirler. Birincil malların uzun dönemde uluslararası piyasalarda, marnLil mallar karşısındaki nisbi fiyatlarının sürekli olarak düşecek olması, gelişmekte olan ülkelerin uzun dönemde ihraç ettiklerı belirli hacimdeki birincil mallar karşılığında giderek azalan miktarlarda mamül mallar ithal etmelerinin zorunlu kılmaktadır. Bu durumda uzun dönemde birincil ve mamül mallar arasındaki ticaret hadleri birincil mallar aleyhine değişmektedir ve gelişmekte olan ülke ekonomilerinin dış ticaret hadleri bozulma göstermektedir (SEYİDOĞLU, 1996; 706).

Singer- Prebisch Tezi ‘nin Teorik Açıklamaları

Singer 1985 yılında yaptığı bir çalışmada Singer- Prebisch tezi’nin dayanaklarını dört noktada özetlernektedir (EVANS, 1990; 234).

• Biri neil mallara olan talebin fiyat esnekliği marnül mallara nazaran daha düşüktür.

• Birincil mallara olan talebin gelir esnekliği de mamül mallara göre daha düşüktür.Engel Kanunu olarak bu duruma göre, gelir seviyeleri arttıkça birincil mallara olan talep fazla değişmemekte, ancak sanayi mallarına olan talep artmaktadır.

• Teknolojik yeniliklerin ve icatların çoğu zaman sanayileşmiş ülkelerde ortaya çıkmasından dolayı, sanayıleşmiş ülkeler teknoloji açısından gelişmekte olan ülkelerden daha üst konumda bulunmaktadır. Teknik gelişmelerde üstün durumda olan gelişmiş ülkeler tarım mallarının da sentetik ikamelerini üreterek, gelişmekte olan ülkelerin ürettiği doğal hammadde ve tarımsal ürünlere olan talebin düşmesine sebep olmaktadır.

• Gelişmiş ülkelerde gelişmekte olan ülkelerdeki mal ve iş gücü piyasaları yapısal olarak birbirinden farklıdır. Gelişmiş ülkeler, güçlü ticaret organizasyonları ve tekelci piyasa yapıları ile bu yapısal farklılıktan ve teknik gelişmeden kaynaklanan tüm faydaları elde dönemde ülke aleyhine dönmektedir (HOGENDORN, 1992; etmektedirler. Diğer taraftan, gelişmekte olan ülkelerdeki işgücü fazlası teknik gelişmenin faydalarının sanayileşmiş ülkelerdeki tüketicilere aktarılmasına sebep olmaktadır (EVANS, 1990; 234).

R. Prebish, çalışmalarında öncelikli olarak teknolojik gelişmenin önemine değinmiş ve teknolojik gelişme konusunda birincil mal üretici ve ihracatçılarıyla, mamül mal üretici ve ihracatçıları arasında eşitlik olmadığını belirtmiştir ( PREBİSH, 1984; 176). 1950 yılındaki çalışmasında, gelişmiş ve gelişmekte ol an ülkelerin talep elastikiyetlerindeki farklılıklara değinerek, dış ticaret hadlerinin birincil mal ihraç eden gelişmekte olan ülkeler için bozulduğunu ileri süren Prebish, gelişmiş ülkeleri “merkez” ülkeler, gelişmekte olan ülkeleri ise “çevre” ülkeler olarak adlandırılmıştır.

Prebish’e göre, “Teknolojik gelişmelerin merkez ülkelerde ortaya çıkması sebebiyle, sanayileşmiş ülkeler sistemi kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde organize etmişlerdir. Ara mallar ve ihraç eden gelişmekte olan ülkeler ise, merkez ülkelerin doğal kaynağı olarak sistemde yerlerini alrnışlardır”.

Ayrıca, sanayi malları üreten gelişmiş ülkelerde iyi örgütlenmiş işletmeler ile çok uluslu şirketler tekel gücü sağlayarak, sanayi mallarının fiyatlarını birincil mal üreticilerinin aleyhine gelişecek bir şekilde yüksehip tekel ktrı elde etmektedirler (SAPSFORD, 1990; 11).

Prebish- S i nger Tezi ‘nin temel dayanakları ndan b irı si de, konj onktör dalgalanmaları sırasında sanayi mallarına nazaran daha fazla dalgalanma gösteren birincil mal fiyatlarının yukarıya doğru hareketi sırasında elde edilen tüm fiyat artışlarının aşağıya doğru inişte kaybedilmesidir (IYİBOZKURT. 1992; 117). Daha genel bir anlatımla, gelişmekte olan ülkelerin üretimleri ithal girdiler gerektirmekte ve bu ithal girdilerin alınabilmesi için gerekli olan ihracat gelırleri önemli ölçüde belirsizlik göstermektedir.

Singer ve Prebish, tarım ürünleri ve sanayi ürünleri arasındaki değişim oranının uzun dönemde sürekli olarak tarım ürünleri aleyhine bozuluyor olmasını bu iki çeşit ürünün arz ve talep koşullarındaki farklılıklarla veya üretimde ku Il anılan faktörlerin piyasa koşullarındaki farklılıklarla açıklamaya çalışmışlardır. 439).

3.2. Singer-Prebisch Tezinin Dayandıı Faktörler

İngiltere için yapılan araştırmaların ortaya koymuş olduğu sonuçları değerlendiren Singer ve Prebish, tarım ve sanayi ürünleri arasındaki ticaret hadlerinin genellikle tarımsal ürünler ihraç eden gelişmekte olan ülkeler aleyhine dönmesine sebep olarak temelde talep, arz ve ekonominin yapısı ile ilgili faktörler üzerinde durmuşlardır ( SERİN, 1971; 48).

3.2.1. Arz Yönlü Faktörler

R.Prebish ve H.W. Singer, teknolojik ilerlemeler sonucu ortaya çıkan verimlilik artışlarının gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde asimetrik fiyat değişmelerine yol açtığına işaret ederek, bunun bir tür arz sapmasına neden olduğunu savunmuşlardır( SPRAOS, 1982; 98-104). Gelişmekte olan ülkelerde fiyatların verımlilikteki artışlara olan duyarlılığı, gelişmiş ülkelere nazaran çok daha yüksektir. Bu sebeple, teknolojik değişmelerle ortaya çıkan verimlilik artışları gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere nazaran daha fazla fiyat dLişüşlerine sebep olmaktadır. Bu durum gelişmekte olan ülkelerde bir çeşit arz sapması yaratmakta ve birincil malların ticaret hadlerinin mamLil mallar karşısında bozulmasına sebep olmaktadır.

Prebish bu konuda daha da ileri giderek, verimlilik artışları sonucu ortaya çıkan arz sapmalarının sadece bırincil malların mamü] mallar karşısındaki ticaret hadlerini bozmakla kalmadığını, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin ürettikleri birincil malların, bu arz sapmalarından dolayı gelişmiş ülkelerce üretilen birincil mallardan daha büyük fiyat gerilemelerine maruz kaldığını ileri sürmüştür ( SPRAOS, 1982; 97-117).

Gelişmekte olan ülkelerin bir diğer öıelliği de, çalışan nüfusun genellikle tarım kesiminde ve düşük ücret düzeyinde çalışıyor olmasıdır. Nüfusun büyük çoğunluğunun tarım ve birincil mallar kesiminde, düşük ücret düzeyinde çalışmakta olması, reel ücret düzeyi üzerinde sürekli baskı yaratmakta ve ücretlerin verirnlilik artışları ile aynı oranda artmasını engellemektir. Sanayi malları imal eden gelişmiş ülkeler verimlilik artışlarını fiyatları düşürrneyerek, iyi örgütlenmiş ışletme ve sendikaları vasıtasıyla krlara ve ücretlere aksettirirken, birincil madde üreticisi gelişmekte olan ülkelerde bunun tersi olmakta ve verimlilik artışları fiyat düşüşleriyle sonuçlanmaktadır ( İYİBOZKURT, 1992; 116-117).

Emek verimli liğindeki artışla beraber. birincıl malların üretimini artarken nishi fiyatları düşmektedir. Fiyatların gerilemesi talebi uyarmakta, ancak oldukça yüksek sayıda ve düşük ücret düzeyinde çalışmaya hazır işsiz insan rezervi sürekli olarak birincil mallar kesimine yönelince, birincil mallara olan talep fazlası üretim fazlasıyla karşılanmaktadır. Böylece bir yandan üretim hızla artarken, diğer yandan fiyatlar sürekli olarak aşağıya doğru çekilmektedir ( SPRAOS, 1982; 100).

Sonuç itibariyle, bir taraftan teknolojik ilerlemeler sonucu birincil malların üretiminde görülen artışlar, diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerin yapısal özelliklerinden birisi olan işgücü fazlasının baskısı, birincil mallar yönünde bır çeşit arz sapması yaratmakta nisbi fiyatları bu mallar aleyhine bozmaktadır.

3.2.2. Talep Yönlü Faktörler

Taleple ilgili faktörler de, birirıcil ve mamül mallar arasındaki nisbi fiyat ilişkisinin bozulmasına yol açarak Prebish-Singer hipotezinin teorik temellerini açıklamada önemli yer tutmaktadır.

Bu konudaki teorik argüman, uzun dönemde birincil mallara olan talebin mamül mallara nazaran daha düşük olduğu şeklindedir. Bu teorik argüman Raul Prebish, Hans Singer, Ragnar Nurkse ve Edward M. Bernstein tarafından geliştirilmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerin mal ticaret hadlerindeki bozulmanın temel sebebi, birincil malların talebinin mamül mallara olan talepten çok daha yavaş artması, fiyatların bu sebeple birineil mallar aleyhine dönmesi ve gelişmekte olan ülkelerin ihracatlarının da birincil mallara dayanıyor olnıasıdır. Birincil mallarda talebin fiyat esnekliği mamül mallara nazaran daha düşüktür. Bu sebeple, birincil malların fiyatları sabit kaldığında yada düştüğünde, ağırlıklı olarak birincil mallar üreten gelişmekte olan ülkelerin gelirleri de düşmektedir (SMİTH, 1994; 113).

Talebin gelir esnekliği de birincil ve marnül mal grupları için farklıdır. Engel Kanunu olarak da bilinen gıda maddeleri ve ham maddeler ıçin talebin düşük gelir esnekliği yaklaşımına göre, tüketicilerin gelirleri arttığında negatif gelir esnekliğine sahip olan birincil mallar daha az tüketildiğinden birincil mallara olan talep, mamül mallara olan talebin gerisinde kalmaktadır. Böylece uzun dönemde gelişmekte olan ülkeler talebin sürekli olarak azaldığı bir piyasayla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durumda, verimlilik artışı da bir sonuç getirmemektedır, çünkü gelişmekte olan ülkelerdeki emek fazlasının baskısıyla oluşan asimetrik fiyat düşüşlerini durdurabilecek büyüklükte bir talep baskısı bulunmamaktadır

(SPRAOS, 1982; 100).

Birincil malların talebini olumsuz yönde etkileyerek bu malların fiyatlarının düşmesine sebep olan diğer bir etken de sanayileşmiş ülkelerde teknik ilerlemenin çok hızlı olmasıdır.

Teknolojik değişmenin ticaret hadlerindeki değişim oranına olan etkisini inceleyen Singer’in bu konuda görüşleri “Singer Etkisi” olarak literatürde yerini almıştır (BLOCH ve SAPSFORD, 1997; 1879). Gelişmiş ülkelerde sağlanan teknolojik ilerlemeler bu ülkelerde gelirleri artırmakta ve böylece fiyat düşmeleri de görLilmemektedir. Ancak, gelişmekte olan ülkelerde durum farklıdır. Singer gelişmekte olan ülkelerin gerek birincil mal gerekse mamül mal üretiminde genellikle teknolojik ilerlemenin avantaj larından faydalanarnadıklarını belirtmiş ve buna sebep olarak söz konusu ülkelerin teknolojik bilgiye, tamamlayıcı sermayeye ve ara mallara ulaşmakta yaşadıkları zorluklar üzerinde durmuştur.

Tarımsal ve mamül mallar kesimlerinde toplam maliyetler içindeki sermaye payının farklılık göstermesi ve sektörel talep sapmalarından dolayı teknolojik yenilikler, gelişmiş ülkelerde gelişmekte olan ülkelere nazaran daha yaygındır.

Birincil malların talebini düşüren tüm bu etkenlerin yanı sıra, gelişmiş ülkelerin bir çoğunda tarım sektörünü koruyucu bir takım önlemler uygulanmaktadır. Alınan bu önlemler gelişmekte olan ülkelerin tarımsal mallarda gelişmiş ülke piyasalarına girmelerini güçleştirmekte ve gelişmekte olan ülkelerin ihraç mallarına olan talebi daraltmaktadır (SEYIDOĞLU, 1996; 707).

3.2.3. Piyasa Yapıları

Gelişmekte olan ülke ekonomisi ile ilgili temel özelliklerden biriside ekonominin yapısal esnekliğınin genellikle düşük olmasıdır. Bu kaynakların, ekonominin bir sektöründen diğerine kısa sürede ve kolayca aktarılamaması demektir. Yani, bu tür ekonomilerde fiyat hareketlerine karşı kısa sürede tepkisel arz değişmelerinin gerçekleştirilmesi zordur. Nitekim, ihracat fiyatlarında düşme karşısında kaynaklar ihracat kesiminden kolayca yurtiçi kesimlere aktarılamaz (SEYİDOĞLU, 1986; 511-512). Aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin geleneksel ihraç malları arasında yer alan herhangi bir ilksel mala veya mal grubuna olan dünya talebinde görülen gerilemeler karşısında, bu ülkelerin gerek ilksel malların çoğunu doğasında yer alan özelliklerinden gerekse ekonomideki yapısal esnekliğin düşüklüğLinden dolayı, talebi gerileyen üretim alanlarında kullanılan üretim faktörlerinin diğer ihracat endüstrilerine kısa sürede aktarılması ve talep gerilemelerinden kaynaklanan fiyat düşüşlerinden ekonomilerin en az zararla kurtarılahılmesi olanakları oldukça sınırlıdır.

Öte yandan gelişmiş ülkelerde belirli bir ihraç malına karşı dünya talebinde bir gerileme görLildüğünde, bu ülkelerde büyük ölçüde işlerlik kazanmış olan serbest piyasa mekanizmasının da etkisiyle, kaynaklar kısa sürede başka üretim kesimlerine yönelebilmektedir. Bu ülkeler için, düşen ihracat fiyatlarına rağmen, ihracatı sürdürrrıe zorunluluğu da yoktur. Dolayısıyla, fiyatlardaki düşüşler bu ülkeler için en az zararla karşılanabilmektedir.

Gelişmiş ülkelerde mal ve faktör piyasaları çok daha tekelci niteliktedir. Bunun başlıca nedeni, mal pıyasalarında büyük firmaların, faktör piyasalarında iyi organize olmuş güçlü sendikaların bulunmasıdır. Böyle bir ekonomik yapı içinde gelişmiş ülkelerce sağlanan teknolojik ilerlemeler bu ülkelerde gelirleri artınnakta ve fiyat düşmeleri görülmemektedir. Buna karşılık, büyük firmaların ve güçlü sendikaların bulunmadığı gelişmekte olan ülkelerde ise teknolojik ilerlemeler, ihraç edilebilir malların nisbi fiyatlarını düşürme etkisi yapmaktadır.

İki farklı ülke grubunda konjonktür dalgalanmalar yoluyla zıt yönlerde gözlenen fiyat hareketleri, ilksel malların mamül mallar karşısındaki ticaret hadlerinde sürekli olarak bozulmalara yol açmaktadır.

Piyasa yapısıyla ilgili faktörler özetlenecek olursa, gıda ve gıda-dışı tarımsal ürünlerle hemen her türlü hammadde piyasalarında tam rekabet veya ona yakın koşullar geçerli iken mamül mallar daha çok monopol ve oligopol piyasa koşullarına tabidirler. Kuşkusuz, piyasa yapılarındaki böylesine bir farklılık, nisbi fiyatların birincil grup mallar aleyhine değişmesi yönünde kuvvetli bir neden oluşturmaktadır.

3.3. Bozulan Ticaret Hadlerine Yöneltilen Eleştiriler ve Karşı Eleştiriler

Hipoteze yöneltilen eleştiriler, net değişim ticaret hadleri kavramının ülkeler arasındaki ticarette kazanç ve kayıpların iyı bir ölçüsü olmayacağı görüşü etrafinda toplanmaktadır. Bu görüş kayıağını Prebish’in de hipotezini dayandırdığı net değişim ticaret hadleri kavramının verimlilik artışlarını ve malların kalitesinde zaman içinde meydana gelen farklılıkları tam olarak yansıtmadığı ve bu açıdan yanıltıcı izlenimler yarattığı düşüncelerinden almaktadır.

Verimlilik Artışları ile igili Eleştiriler

Ticaret hadi eri ndeki değişmelerin ülkenin ıhracat endüstrilerindeki verimlilik artışlarından kaynaklanması durumunda, bu kavram dış ticaret kazançları konusunda yanıltıcı olabilir. Çünkü, ihracat fiyatları bu kesimde sağlanaıı verimlilik artışlarının doğal sonucu olarak düşse bile, fiyatlardaki bu düşme sonucu ıhracat hacminde sağlanan genişlemenin, fiyatlardaki düşmenin yarattığı zararı telafi edici boyutta olması durumunda ülkenin net bir kayba uğradığı söylenemez. Çünkü böyle bir durumda, ülkenin ihracat kapasitesi artacak ve ithalat daha ucuz bir reel kaynak maliyeti ile yapılabilecektir (SEYİDOÖLU, 1986; 512).

Net değişım ticaret hadleri, sadece ticaretin bir ünitesinden elde edilen kazanç veya kayıpları yansıtır. Bu kavram ticaretin toplam hacmindeki değişmeleri dikkate almamaktadır. Bu nedenle de belirli bir temel yıla göre, herhangi bir yılda ticaretten elde edilen toplam kayıp ve kazançları tek başına ölçemez. Ayrıca, bu kavran ticaret hadlerindeki bir bozulmanın verimlilikte meydana gelen artışlar sonucunda üretim malıyetlerinin nisbi olarak düşmesinden kaynaklanıp kaynakl anmadığı konusunda bilgi vermez.

Net değişim ticaret hadlerine verimlilik artışlarıyla ilgili olarak yöneltilen eleştirilere rağmen, dış ticaret kazançlarının daha ıyi bır ölçLisünün bugüne dek geliştirilmediğini görmekteyiz. Nitekim net değişim ticaret hadlerinin dış ticaretten elde edilen kazançların gerçek ölçüsü olmadığını ileri sürenlerden hiçbirisi, ilksel mal üreticisi ülkelerin dış ticaret hadlerindeki tarihsel bozulmanın bu ülkelerin dış ticaretten elde edilen kazançlardan eşit olmayan bir şekilde pay aldıkları görüşünü çürütecek kadar iyi bir başka ölçü ile ortaya çıkamadıkları ortadadır (SARKAR, 1986; 364).

Kalite Farklılıkları ile İlgili Eleştiriler

Prebish-Singer tezıne teorik zeminde yöneltilen ikinci önemli eleştiri, ticaret hadleri kavramının ihraç ve ithal malları arsında zaman içinde sağlanan kalite değişmelerini ve ticarete yeni konu olan malları kapsamamasıdır. Özellikle hipotezin dayandığı ampirik çalışmaların kapsadığı dönemin mamül mallarda önemli kalite iyileşmelerine sahne olduğunu ileri süren çok sayıda iktisatçı, bu açıdan hipotezin ilettiği mesajların yanıltıca olduğu düşüncesindedirler (HABERLER, 1966; 199). Bu iktisatçılardan bir kısmı indekslerde yer alan herhangi bir malın daha kaliteli bir türünün payının artmış olması veya sonradan daha kaliteli mal türlerinin indekslere girmesi durumunda, kalite farklılıklarının doğal olarak getireceği fiyat artışlarını, doğrudan mamül mallarda gerçekleşmiş fiyat artışı şeklinde göstereceğini ileri sürmüşlerdir. Böyle bir durumda, kalitesi artmış mamül mallardan sağlanan yararlar tam olarak değerlendirilmernekte ve fiyatları olduğundan fazla gösterilmektedir.

Bu eleştiriler, kalite iyileşmelerinin mamül mallarda ilksel mallara oranla daha fazla görüleceği varsayımına dayanmaktadır. Gerçekten de yeni mal icadı ve kalite iyileşmelerinin daha çok sanayi mallarında görüldüğü bilinmektedir. Bunun başlıca nedeni, teknolojik yeniliklerin daha çok sanayi alanında ortaya çıkmasıdır.

Bozulan ticaret hadleri hipotezine yöneltilen bu eleştirilere rağmen, hipotez çürütülememiştir. Bu durumun başlıca nedenleri, birçok konuda hipotezin öngördüklerini çürütecek alternatiflerin getirilmemiş olması ve yapılan ampirik çalışmaların hipotezin teorik açıklamalarını destekler nitelikte olmasıdır.

2.3. DIŞ TİCARET HADLERİNE YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

Dış ticaret hadleri için yapılan tanımlara birçok iktisatçı tarafindan eleştiriler yöneltilmiştir. Eleştiriler genellikle ticaret hadlerınin hesaplanmasında kullanılan ihracat ve ithalat fiyat endekslerinin ülkelerin dış ticaretlerinı tam olarak yansıtmadıkları ve ülkeler arasında dış ticaret kazançlarının paylaşımını belirlemede iyi bir ölçü aracı olmadıkları noktalarında toplanmı ştır.

Eleştirilerin önemli bir bölümü genel niteliklidir ve özellikle net değişim ticaret hadlerine yönelmiştir. İhracat ve ithalat endekslerinin gerçeği tam olarak yansıtmadığı konusunda da hırçok eleştiri gelmektedir. Bir ülkenin ihracatı ve ithalatı, çok sayıda ve birbirinden farklı fiziki özellikler gösteren mallardan oluşmaktadır. Ayrıca, ihracat ve ithalatın bileşimi de zaman içinde değişmektedir. Bu durumda, bir ülkenin ihracatı ve ithalatı ile ilgili fiyat endekslerinde yer alan malların zaman içinde farklılıklar göstermesi ve ağırlıklarının değışmesi doğaldır. Hangi endeks türü kullanılırsa kullanılsın, özellikle uzun dönemler için oluşturulan serılerde dış ticarete konu olan malların ağırlıklarının gerçeği tam olarak daima yansıtmasını sağlamak güçtür. Serilerin dış ticareti temsil etme gücünü arttırmak için, ihracat ve ithalatın olabildiğince yüksek bir oranını oluşturacak miktarda mala yer verilmeye çalışılmaktadır.

Genellikle, mal ticaret hadlerindeki bir iyileşmenin ülke için iyi olacağı, yada ticaret hadleri endeksındeki bir düşmenin ülke için kötü olacağı düşünülmektedir. Bu görüşün pek çok durumda doğru olduğunun bilinmesine rağmen, bazen yükselen bir endeks ülke için avantajlı olmayabilmekte veya düşen bir endeksin de olumlu sonuçlar doğurabildiği görülmektedir (HOGENDORN, 1992; 440). Dolayısıyla, ticaret hadleri kavramı kazanılan toplam gelirin belirlenmesinde tek başına yeterli bilgi sağlayamamaktadır.

Yükselen ihracat fiyatları ülkelerin ihracat gelirlerini arttıracağı yerde düşürebilmekte veya bunun tanı tersi olarak, düşük ihracat fiyatları satışları ve satıştan elde edilen ihracat gelirlerini arttırabilmektedir. Bu sebeple, ticaret hadlerinin mümkün oldukça yüksek olması yerine, ihracat gelirlerini maksimize eden optimum bir seviyede olması tercih sebebi olmaktadır.

Genel olarak yöneltilen bir başka eleştiri de, ticaret haddi kavramlarının ülkeler arsında dış ticaret kazançlarının paylaşımını belirlemede iyi bir ölçme aracı olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bu eleştiri kavramların verimlilik artışlarını dikkate almadıkları, diş ticaretin toplam hacmini hesaba katmadıkları ve sadece mal ticaretini kapsadıkları gibi gerekçelere dayandırılmaktadır. Gerçekten de, net değişim ticaret hadleri kavramının en önemli eksiklerinden birisi verimlil ik değişmelerini yansıtamamasıdır. Nitekim, uluslararası iktisat konusundaki klasik ve neo klasik literatür sadece ihracat ve ithalat fiyatları arasındaki ııisbi ilişkinin değil, bunun ötesinde malların üretiminde kullanılan kaynakların miktarlarının da dikkate alındığı yeni ticaret hadleri kavramları geliştirmiştir (MEİER ve BALDWIN, 1962; 230).

Bir ülkenin ihracat fiyatlarındaki düşmenin, dolayısıyla ticaret hadlerindeki olumsuz bir değişmenin sebebi, o ülkenin ihraç mallarına olan dış talepteki gerileme olabileceği gibi, aynı zamanda, ülkenın ihracat endüstrilerinde sağlanan teknolojik ilerlemeler sonucu ortaya çıkan verimlilik artışları da olabilmektedir (HOGENDORN, 1992; 440). Verimlilik artışı, ayni miktar ihraç malının daha az girdi kullanılarak üretilmesini sağlayan üretim maliyetlerinin düşmesine sebep olmakta ve üretim mali yetlerindeki düşme fiyatlara yansıtıldığında, ülkenin dış tic

Previous

Yağsız Kas Geliştirme

Turizm İşkolu

Next

Yorum yapın