Erozyonun Tanımı Ve Çeşitleri

|

EROZYONUN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ

Erozyonun Tanımı

Erozyonun kelime anlamı: bir varlığın bir değeri yerine getirilemeyecek şekilde yok olmasıdır. Toprak biliminde ise; yeryüzündeki ana materyalin çeşitli etkenlerle aşınıp taşınması olayıdır.

Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa normal erozyon; insanın tabiattaki toprak, su ve bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa hızlandırılmış erozyon adını almaktadır. Normal erozyon, genellikle insan müdahalesi olmayan yerlerde görülür ve çok yavaş olarak gelişir. Meraların aşırı derecede otlatılması, ormanların tahrip edilmesi ile daha az korunan toprak, su ile kolayca taşınabilmektedir ve erozyon hızlanmaktadır.

Yapıcı Unsurlara Göre Erozyonun Çeşitleri

Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitleri önem sırasına göre; rüzgar, çığlar, heyelanlar ve buzullar olarak sıralayabiliriz. Çığ zaman zaman can ve mal kayıplarına neden oluyorsa da su erozyonu afeti karşısında ikinci planda kalmaktadır.

1- Su Erozyonu

Su erozyonu, diğer erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye topraklarının % 86’sında erozyon vardır. Böylece su erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır. Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu sonucu meydana gelmektedir.

2- Çığlar

Türkiye’nin aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer kısımlarına oranla daha fazla ve yağışların genel olarak % 45′ den sonraki meyilde kar şeklinde düştüğü Kuzey- Kuzeydoğu ve Doğu Anadolu’da çığ olaylarına sıkça rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir.

Türkiye’de yalnız 1985 yılından bugüne kadar 233 çığ olayı tespit olunmuş ve bu süre içinde 604 kişi hayatını kaybetmiştir. Çığ, pürüzsüzlüğü olmayan eğimi yüksek kayalık ve otlu satıhlara düşen aşırı kar yağışlarının kaygan satıhtan kopması ile aşağı kısımlara doğru hızını ve miktarını arttırarak meydana gelen bir kar kitlesi akımı olayıdır. Bu kar kitlesi önüne gelen insanların ölümüne neden olabildiği gibi ev, ahır, sınai tesis v.b. gibi yerlere zarar vererek kara ve demiryollarını kapatabilmekte günlerce trafiği aksatabilmekte ve sportif amaçlı gezilerde insan ölümlerine neden olmaktadır.

3- Rüzgar Erozyonu

Rüzgar erozyonu sonucu verimli toprakların kaybı, buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak emliliğinin azalması, bitki büyümesinin yavaşlaması, ulaşımın aksaması ve verimin düşmesi olumsuzluklarını ortaya çıkarmaktadır. Taşınan kum ve verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak, tarım yapılamaz hale getirmektedir.

Mevcut Durum

Türkiye jeomorfolojik yapısı itibariyle engebeli bir ülkedir. Nitekim ülkemizin toplam alanının % 46’sını % 40’dan fazla eğime ve % 80’den fazlasını da % 15’den fazla eğime sahip sahalar teşkil etmektedir. İklim yarı kurak, yağışlar düzensiz ve şiddetli sağanak şeklindedir. Bütün bu olumsuz faktörlerin yanında, toprağı normal yapısı ile koruması gereken ormanlar, yangın ve kaçak kesim sonucu koruyucu vasfını büyük ölçüde yitirmiş, meralarda aşırı otlatma ve tarla açmaları ile korumasız hale gelmiştir.

Erozyon bütün Dünyada değişik şekil ve şiddette meydana gelmekte ise de yurdumuzda özellikle daha yaygın ve hızlı seyretmekte ve hemen hemen her çeşidi bulunmaktadır. Yüzeysel erozyon, oyuntu erozyonu, arazi kaymaları, rüzgar erozyonu ve çığlar bunların başlıcalarıdır.

Buna karşın Türkiye’de, erozyonla savaş çalışmaları ne yasal, ne teknik ve ne de sosyo-ekonomik yönlerden rayına oturmuştur. Bunun sonucu olarakta toprak servetinin kaybı yanında sık sık sel felaketleri meydana gelmektedir.

En yakın örnek olarak 1998’de Batı Karadeniz selinde 30, 1995 İzmir selinde 63, ve yine 1995 Senirkent selinde 74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, rakamlara dökülmesi çok zor maddi zarar meydana gelmiş, insanlarımız acı çekmişlerdir.

EROZYONUN NEDENLERİ

Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler

1- İklim

İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi yağış olup, yağışın da şekli, şiddeti, süresi ve rejimi erozyona farklı etkiler yapmaktadır. diğer taraftan sıcaklık, yağışların çeşidini, toprağın donmasını ve nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı olarak erozyonun şiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm. derinliğe kadar donması ve sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer bölgelerimizde yağmur ve rüzgar, erozyon olayları açısından önemlidir.Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliği diğer bölgelere göre daha fazladır. Bu nedenden dolayı, bitki örtüsünün zayıf olduğu bu bölgeler ülkemizin erozyondan en fazla etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar eski haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır.

2- Topografya

Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkili topografık etkenlerdir. Erozyonun şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden olan faktörlerin başında eğim gelmektedir.

Dünyada kara kütlesinin ortalama yüksekliği 700 m., Avrupa’nın 330 m., Afrika’nın 600 m., Asya’nın 1010 m. olmasına rağmen Türkiye’nin ortalama yüksekliği 1132 m. ‘ye ulaşmaktadır. Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan değerlendirmede de 0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin % 17,5’u, 500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6’sını kaplamakta,1000-2000 metre arasındaki alanlar ise % 45,9’ a ulaşmaktadır.

Ülkemiz arazisinin eğimli ve engebeli olması, orman ve ot örtüsünün tahrip edildiği alanlarda doğal dengenin hızla bozulması sonucunu doğurmaktadır. Doğal dengenin bozulması sonucu hızla toprakların aşınması süreci başlamaktadır. Erozyonun şiddetli olarak devam ettiği alanlarda altta bulunan jeolojik yapı yer yer taşlı ve kayalık araziler halinde ortaya çıkmaktadır.

3- Jeolojik ve Toprak Yapısı

Ülkemizin jeolojik ve toprak yapısı; genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve değişmeye karşı fazla direnç göstermeyen taneli, tortul ve volkaniktir. Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve Neogen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve tüflerdir. Genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona karşı fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu

nedenle, en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren kaynaklar kumlu, şiltli, çakıllı olan pekişmemiş araziler ile bünyesine su aldığında kısa sürede eriyebilen tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli ve killi depolar olmaktadır.

Ülkemizde, toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı oluşturan ana materyalin yapısı, bünye özelliği, yağış sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fiziksel ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak ve sıcak iklim şartları altında Anadolu’nun kapalı havzalarında çökelmiş olan tuzlu, alkali maddeler bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda kimyasal erozyon ön plana geçmiştir.

Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak aşınması; kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler haline gelmesine yol açmıştır.

4- Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü

Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde erozyon daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını, şiddetini ve mekanik etkisini azaltır,kökleriyle toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infiltrasyon kapasitesine sahiptir.

Sosyal ve Ekonomik Nedenler

1- Ormanların Tahribi

Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar, otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi çok değişik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir. Diğer taraftan bu alanlarımız orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 2B maddesi ile orman sınırları dışarısına çıkarılmakta ve böylece ormansızlaşma yaratılmaktadır. Mesela 1974-1994 yılları arasında 412:000 hektar alan orman tahdit alanı dışına çıkartılmıştır. Son yıllarda sık sık sel afetlerine uğrayan Bolu ilinin Düzce, Yığılca ve Kaynaşlı yerleşim birimlerinde 1968-1986 yılları arasında bu yasalarla ortaya çıkan orman azalmasının sırasıyla, 3876 ha., 2382 ha. ve 83,9 ha.olduğu saptanmıştır.

Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel-başıboş hayvan otlatmacılığını

sürdürmektedir. Ancak, orman idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir.

Bu şekilde; devlete ait orman alanlarının ve mera niteliği taşımayan hazine arazilerinin düzensiz ve aşırı otlatma amaçlı kullanılması da Türkiye’deki erozyonun artmasının ana etkenlerinden birini oluşturmaktadır.

Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda erozyon hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün bir anda yangınlarla yok olması, sağanak şeklinde yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde elden çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine neden olmaktadır.

2- Tarım Alanlarında Yanlış Arazi Kullanımı

Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır.

Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik uygulamalarla giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki yaklaşık 172000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan bu yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle işgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taşkınları da artırmıştır.

Diğer taraftan 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’na 3711 Sayılı Kanun’la eklenen 18. Madde, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 17. ve 115. Maddeleri, 2924 Sayılı Orman Köylerinin Kalkındırılması Hakkındaki Kanun ve değişiklikleri ( 3763 ve 4127 Sayılı kanunlar), 3213 Sayılı Maden Kanunu önemli ölçüde orman tahribatına yol açmaktadır .

3- Meralarda Aşırı Otlatma

Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren, meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma mevsiminin seçilememesi ve aksine ağır otlatma yapılması, meraların aşırı derecede tahrip edilmesine ve toprağın kompaktlaşmasına neden olur. Dolayısıyla erozyonun kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem taşır.

4- Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme

Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten de insandır. Zaten insan müdahalesi olmadan meydana gelen erozyona normal erozyon denilmektedir. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım şekillerine dönüştürmektedir.

1997 nüfus sayımına göre, yurdumuzda orman içi ve civarı köylerde 7.050 milyon insan yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda birden fazla mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir.Bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamaktadır. Bu durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin bozulmasına ve böylece erozyonun hızlanmasına neden olmaktadır.

TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA EROZYONUN BOYUTU

Türkiye’de Erozyonun Boyutu

Yurdumuzun 3/4’ünde aktif erozyon (orta veya şiddetli erozyon) hüküm sürmektedir.

Birim zamanda, yeni oluşan toprak miktarı kadar, toprak taşınması varsa bunun için normal erozyon veya sıfır şiddetteki erozyon ifadesi kullanılır.

Erozyonun sıfır ve hafif olduğu alanların Türkiye yüzölçümüne oranı % 13,86’dır. Ülkemiz topraklarının % 79.43 oranında orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon görülmektedir .

Erozyonun Derecesi Kapladığı Alan (Ha.) %

( 0 ) Yok 5.166.627 6.64

( 1) Hafif 5.611.892 7.22

( 2) Orta 15.592.750 20.04

( 3 ) Şiddetli 28.334.933 36.42

( 4 ) Çok Şiddetli 17.366.463 22.32

( ÇK ) Çıplak Kayalık 2.930.933 3.77

( R ) Rüzgar Aşındırması 506.309 0.65

TOPLAM 75.509.907 100

Türkiye Akarsularında Taşınan Sediment Miktarı

Türkiye’de erozyon en fazla sırasıyla Fırat, Dicle ve Yeşilırmak Havzaları’nda görülmektedir. Toplam taşınan sediment/toprak miktarı 345.939.032 ton/yıl’ dır. Ancak, ölçümlerde yer almayan ve yatak yükü olarak ifade edilen kum çakıl gibi materyaller ile yamaçlardan akarak inen ve akarsulara ulaşmayan topraklarda dikkate alındığında Türkiye’deki erozyonun gerçekten 500 milyon tona hatta bazı yazarların değerlendirmelerine göre de 1 milyar tona ulaştığı ifade edilmektedir. Aynı şekilde bu değerlendirmelere göre yapılmış olan hesaplar da Türkiye’deki erozyonun normal erozyondan 18-20 misli fazla olduğu belirtilmektedir.

Erozyon sonucunda barajlarımızda biriken katı materyaller, kullanılabilir baraj rezervuar hacminde gözle görülür kayıplara neden olmakta, büyük yatırımlarla gerçekleşen barajlarımızın ömrünü kısaltmaktadır. Özellikle, Keban, Karakaya ve Atatürk Barajları’nın çevresi bitki örtüsünden yoksun ve arazi de eğimlidir. Bu nedenle bu barajlar tahmin edilen zamandan önce ekonomik ömrünü tamamlayacaktır.

Misal olarak, toprak erozyonundan barajlarımızın ne ölçüde etkilendiğini gösteren bazı tespitlerde şöyledir.

Erozyon Sonucu Ekonomik Ömürleri Dolmuş ve Dolmakta Olan 16 Barajımızın Durumu

BARAJIN

Adı Coğrafi Bölgesi Rezervuar Hacmi (m3) Yıllık Taşınan Sediment Miktarı (m3/Yıl) Su Tutmaya Başladığı Tarih Ekonomik Ömrü

Tarih

Toplam Yıl

Altınapa İç Anadolu 15.689.000 377.417 1965 1984 19

Bayındır İç Anadolu 6.970.000 102.500 1964 1992 28

Buldan Ege 46.000.000 984.000 1966 2036 72

Çaygören Ege 137.622.000 915.231 1970 2047 77

CIP Doğu Anadolu 7.000.000 105.800 1965 2005 40

Çubuk İç Anadolu 12.500.000 166.333 1935 2010 75

Demirköprü Ege 123.160.000 8.563.800 1957 1998 41

Hirfanlı İç Anadolu 5.980.000.000 98.400.000 1957 1990 33

Karamanlı Ege 24.000.000 379.000 1972 1985 13

Kartalkaya Akdeniz 195.000.000 2.684.263 1970 1989 19

Kemer Ege 538.810.000 4.612.955 1957 1979 22

Kesikköprü İç Anadolu 97.454.000 624.200 1964 2030 66

Selevir İç Anadolu 74.681.000 995.857 1963 1990 27

Seyhan Akdeniz 1.200.000.000 11.450.000 1955 2025 70

Sürgü Doğu Anadolu 72.196.000 931.625 1967 2002 35

Yalvaç Akdeniz 8.900.000 8.900.000 1971 1998 27

Dünyadaki Erozyonun Türkiye İle Karşılaştırılması

Türkiye’deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan malzeme miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan katı madde miktarı toplam 20 milyar ton düzeyindedir. Türkiye’deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme miktarı, dünyada taşınan katı madenin 1/50’sine denk düşmektedir.

Ülkemizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık 600 ton’ dur: Dünyada ise yılda ortalama 142 ton’ dur.

Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı; Afrika’dan 22 kat, Avrupa’dan 17 kat ve Kuzey Amerika’dan 6 kat daha fazladır .

Bu rakamlar, ülkemizdeki erozyonun çok şiddetli olduğunu göstermektedir.

EROZYONUN ZARARLARI

Erozyon; toprak ve arazi kaybı, toprakların su depolama güçlerinde azalmalar, toprakların verimsizleşmesi, verimli tarım alanlarının taşıntı materyali ile örtülmesi, toprak işleme güçlüğü, sedimantasyon ve su kalitesinin bozulması gibi zararlar meydana getirmektedir. Bunlar canlıların yaşamları ile onların yaşadıkları ortamları olumsuz etkilemektedir. İnsanların açlık ve yaşamlarını yitirmeleri ile su ortamlarının kirlenmesi gibi…

Son yıllara gelindiğinde, gerek dünya ve gerek ülkemizde ormansızlaşma ve bununla bağlantılı olarak erozyon olaylarında bir artışın olduğu gözlenmektedir. Nitekim, tahminlere göre

Dünyadaki yıllık ormansızlaşma miktarının 10-15 milyon hektar olduğu, erozyonun ise 1968-1984 yılları arasında % 50 kadar arttığı ve toprak kaynağının her yıl % 0.7 sinin kaybolduğu belirtilmektedir (Ibanez ve Arko,l993). Ülkemizin orman ve mera alanlarında meydana gelen tahribat ve yanlış arazi kullanımı sonucunda topraklarımızın % 86 sı erozyona uğramıştır.

Diğer taraftan hem dünyamız, hem de ülkemiz son birkaç yıldan beri sık sık sel olaylarına sahne olmaktadır. Örneğin; 1990, 1994 ve 1995 yıllarında sırasıyla Batı Avrupa, Hindistan ve Tayland’da;1998 ve 1999 yıllarında da Dünyada 30’u aşkın ülkede sel olayları meydana gelmiştir. Ülkemizde, Dünyadakine benzer bir olgu yaşamıştır. Örneğin; 1995 yılında Senirkent, İzmir, Düzce ve Kaynaşlı, 1998 yılında Batı Karadeniz ve 1999 yılında Marmara, Akdeniz ve Ege Bölgelerinde sellerin meydana gelmesi gibi.

Sel olayları sırasında gerek Dünyada ve gerek ülkemizde yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği köprü, yol, kanal gibi tesislerin ve tarım alanlarının zarar gördüğü bilinen bir gerçektir. Bu olgu, selleri, erozyonun en önemli ve üzerinde titizlikle durulması gereken bir zararı olarak algılanmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, öncelikle seller ve erozyonun doğurduğu diğer zararlarla ivedilikle savaşılmalı ve bu amaçla ormansızlaşma önlenmeli ve erozyon kontrolü çalışmaları kapsamlı olarak sürdürülmelidir.

EROZYONLA SAVAŞ

Yurdumuzda erozyonla mücadele eden kuruluşlardan en önemlisi Orman teşkilatıdır. Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü uzun yıllardan bu yana önemli çalışmalar yapmaktadır. Ancak, erozyonla mücadelede başarılı olmak için bilinen birçok aksaklık ve eksikliklerin giderilmesinde fayda görülmektedir.

Erozyonla İlgili Yasal Ve Kurumsal Yapı

Türkiye’de erozyon, sel kontrolü, rusubat ve taşkın faaliyetleri; orman sınırları içinde kalan veya orman rejimine alınması gereken yerlerde Orman Bakanlığı tarafından, tarım alanlarında erozyon kontrolü çalışmaları ise Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Ayrıca, sel ve taşkınları önlemek amacıyla dere meralarında erekli taşıntı barajlarının inşaatı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nce yürütülmektedir

1-Orman Bakanlığı, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü

Türkiye’de erozyonla savaş ilk defa 1937 yılında çıkarılan 3116 Sayılı Kanun’un 79. Maddesi’nde yer almıştır. Ayrıca, Orman Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki 3800 Sayılı Kanun erozyonu önleyici her türlü tedbirlerin alınmasını Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü’ne vermiştir. Ülkemizde 1955 yılına kadar erozyon ile ilgili her hangi bir çalışma yapılamamıştır. İlk kez 1955 yılında Tokat İlinin sel taşkınlarından korunmasına ilişkin çalışmaları orman teşkilatı üzerine almıştır. Böylece Bakanlığımızca "Toprak Muhafaza ve Mera Islahı Çalışmalarına Ait Talimatname 1957 yılında çıkartılmasıyla erozyon çalışmaları disiplin altına alınmıştır.

Ülkemizin orman sınırları içinde kalan veya orman rejimine alınması gereken yerlerdeki erozyon kontrolü faaliyetleri 6831 Sayılı Orman Kanun’un 58.Maddesi’nde yer almaktadır. Kanunun 58. Maddesi şöyledir: "Devlet ormanlarının hudutları içindeki ırmak ve çay kenarlarını ve bunların kaynaklarını tanzim edecek, sellerin husulüne ve yer kaymalarına ve toprak aşınma ve taşınmalarına mani olacak her türlü ağaçlandırmalar ve teknik tedbirler orman idaresince yapılır. "

Ancak Devlet ormanı içinden geçen demiryolu ve şoselerin her nevi tesisatın tahkimi ve tamiri orman idaresine malumat verilerek alakalılar tarafından yapılır. Ayrıca, 1992 yılında çıkarılan

3800 Sayılı Bakanlığın Kuruluş Yasasında, orman rejimi içerisinde ve yeniden orman rejimine alınacak yerlerde gerekli ağaçlandırmalar yapılması ve erozyonun önlenmesi görevinin Orman Bakanlığı’na ait olduğu hususunda hükümler bulunmaktadır. 1995 yılında ise Türkiye’de ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmalarını hızlandıran ve bu çalışmalar için gerekli finansmanın nereden ve nasıl karşılanacağını belirleyen 4122 Sayılı "Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanunu çıkarılmıştır.

2- Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ( KHGM )

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 3202 Sayılı Kuruluş Kanunu’nda "Toprak erozyonunu önleyici, giderici ve azaltıcı, toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını sağlayıcı tedbir almak, gerekli tesisleri yapmak ve yaptırmak" görevleri arasında bulunmaktadır.Ancak, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu kanun çerçevesinde tarım alanlarında ve değişik derecelerde erozyon problemi olan sahalarda çalışmaktadır. Çalışma tekniği genellikle tarım amaçlı seki inşa etmek ve taşlı arazilerin temizlenerek tarıma açmak, sulama göleti inşa etmek gibi tarla içi çalışmalar yanında rüzgarın yol açtığı aşınmaları önleme, kumul ıslahı ile gölet havzalarında gerekli erozyon tedbirleri almak şeklinde olmaktadır.

3- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ( DSİ )

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün 1953 yılında çıkarılan 6200 Sayılı Kuruluş Kanunu’nda "Taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek, akarsularda ıslahat yapmak ve icap edenleri seyrüsefere elverişli hale getirmek ve yapılan tesislerin işletmelerini (çalıştırma, bakım ve onarım) sağlamak" gibi işler görevleri arasında sayılmıştır.

Kanundan anlaşıldığı gibi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne erozyonun önlenmesi görevi verilmemiş ve sadece selin zararını azaltıcı tesislerin yapılması şeklinde görevler verilmiştir.

Ancak, inşa edilen küçük ölçekli barajların erozyonla çalışamaz hale gelmesinden sonra erozyon kontrolü önlemleri alınması gereği duyulmuş ve 1958 yılından sonra bu çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışma içerisinde sel derelerinde yatak erozyonunun (kıyı ve taban oyulmaları, yamaç göçmeleri ve heyelanlar) önlenmesine ve ıslahına ağırlık verilmiştir. Ayrıca DSİ tarafından küçük çapta da yan dere havzalarında gerekli ağaçlandırma ve toprak muhafaza çalışmaları yapılmışsa da bu çalışmaların kapsamı çok sınırlı tutulmuştur.

Bunun yanında Orman Bakanlığı’nın 1995 yılında çıkarmış olduğu Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanununda " Barajların Su Toplama Havzalarında Mülkiyetin 6200 Sayılı Kanunla kendisine verilen görevler için tahsis edilen, izin veya irtifak hakkı tesis edilen sahalarda ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmalarını ve bakım ile koruma işlerinin Dsi’nce yapılmasını emretmesine rağmen bugüne kadar kayda değer bir uygulama yapılmamıştır.

Türkiye’de Erozyon Kontrolü Çalışmalarına Halkın Katılım Eğilimi

Türkiye’de sürdürülen erozyon kontrolü ve ağaçlandırma çalışmalarına halkın katılımı istenilen düzeyde değildir. Bunun en önemli nedeni; yukarı havzalarda yaşayan fakat tahribata neden olan fakir halkın aşağı havzalarda meydana gelen zarardan fazla etkilenmemesidir. Yeterli tarım alanı bulunmayan bu bölgelerimizde halk geçimini tarım ve sürü hayvancılığından sağlamaktadır. Halk uygun olmasa da potansiyel erozyon kontrolü sahalarında ve mera alanlarında aşırı derecede hayvan otlatabilmektedir. Çalışmalara, ellerinden bu sahaların alınacağı endişesi ile karşı çıkmaktadırlar.

Özellikle ahır hayvancılığına dönmüş ve başıboş hayvancılıktan vazgeçmiş daha zengin köylerde bu tip bir direniş çok daha az görülmektedir. Halbuki erozyonla mücadele çalışmalarında, problemlerin tespiti, planlama ve uygulama halkla beraber yapılmalıdır. Uygulamalar, gelir artırıcı faaliyetlerle desteklenen bir havza amenajmanı prensipleri ile yürütülmelidir.

Erozyon Sorununun Çözümünde Sivil Toplum Örgütlerinin (STÖ) Rolü

Ormancılık sektörü ile ilgili "Sivil Toplum Örgütleri" özellikle son yıllarda erozyonla mücadele ve ağaçlandırma faaliyetlerine maddi ve manevi olarak katkıda bulunmak, doğal yapının korunması ve rehabilite edilmesi konusunda çalışmalar yapmakta ve ayrıca uygulamalara yardımcı olmak üzere tanıtım ve kamuoyu oluşturma fonksiyonlarını yerine getirmektedir. Erozyonla mücadelede Devlet tarafından uygulamaya konulan Havza Islah Projeleri, özellikle rakımı yüksek orman alanlarında yaşayan ve yaşamlarını sadece orman kaynaklarından sağlayan yerel halkın, bütün güçlerini bir araya getirerek ormana zarar veren ortamdan kurtarıp, ormanı seven bireyler haline gelmesini amaç edinmektedir. Böylece projelerin başlangıç yıllarında ve uygulama süresince halkın bu yönde bilinçlendirilmesinde ve eğitilmesinde sivil toplum örgütlerine ve bunların desteğine ihtiyaç vardır.

Ancak sivil toplum örgütleri kendi aralarında ve kurum ve kuruluşlar arasındaki ilişkilerinde işbirliğinden uzak çalışma yapmaktadır. Hatta bazen kurumlarla sivil toplum örgütleri arasında çalışma konularında duplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bu durum Türkiye için toprak muhafaza milli planın olmamasından kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin (STÖ) iyi organize olmaları halinde sorunun çözümü bir şekilde daha kolay olacaktır. Özellikle erozyon kontrolü çalışmaları için gerekli finans temininde faydalı olabilecekleri gibi, toplumda çevre bilincinin yerleşmesinde, önemli kanunların çıkarılmasında eğitim ve kamuoyu bilincinin geliştirilmesinde önemli katkı sağlayabilecekleri bir gerçektir.

Bu nedenle sivil toplum örgütleri, yerel halk örgütleninceye kadar, projede yaşayan halkın arazi kullanım ve tarımsal üretim tekniklerini doğru biçimde kullanmasında ve ürünlerinin pazarlanmasında, katılımcı kuruluşlarla beraber havza ıslah projelerinin uygulamalarında yardımlarını sürdürmeleri büyük önem taşımaktadır

Erozyon Kontrolü Çalışmalarında Maliyet-Zaman Ve Fayda Analizi

Türkiye, 20.7 milyon hektar orman varlığına sahiptir. Bunun 10.5 milyon hektarı verimli, 10.2 milyon hektarı ise bozuk vasıftadır. Bozuk alanların içinde Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğünce başlatılan potansiyel ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve mera ıslahı çalışmalarında ilk belirlemelere göre erozyon kontrolü tedbiri alınmaya uygun 2,6 milyon hektar potansiyel erozyon sahalarının mevcut olduğu tespit edilmiştir.

Daha önce de ifade edildiği gibi, Türkiye topraklarının % 79.43’ünde orta, şiddetli ve çok şiddetli erozyon vardır. Bu şiddetteki erozyon ise yaklaşık 61.2 milyon hektar genişliğinde bir alanı kapsamaktadır. Bu rakam ise erozyonla savaşın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Yılda 100 bin hektar alanda çalışma yapılabilmesi halinde sadece orman rejimi içerisindeki 2,6 milyon hektar civarındaki erozyon olayının görüldüğü sahalardaki uygulamaların 26 yıl süreceği görülmektedir. Ayrıca, orman rejimi dışında çok geniş sahalar da erozyon tehdidi altındadır.

Bir hektar erozyon kontrolünün hektar maliyeti bölgeden bölgeye değişmekle beraber ortalama 1000 ABD Doları civarında olup ödenen para doğrudan kırsal kesimdeki işçi ve köylümüze gitmektedir. Bir örnek olarak yılda 100 bin hektar erozyon kontrolü çalışmalarının asgari 60 bin hektarı yamaç ve dere ıslahı gibi işçi ile yapılan tesisler olduğu düşünülürse ve bir işçinin yılda 3,6 hektar erozyon kontrolü çalışmaları yaptığı da dikkate alınırsa yılda 6 ay 27700 kişiye iş temin edilmiş olacaktır.

AĞAÇLANDIRMA VE EROZYON KONTROLU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN ÖNEMLİ EROZYON KONTROLU PROJELERİ

Adana Çakıt Çayı Projesi

1980 yılı ilkbaharında Seyhan Nehrinin bir kolu olan ve Seyhan baraj gölüne dökülen Çakıt Çayı taşmış E-5 karayolunu ve demiryolunu tahrip etmiş, Adana ilini ise tehdit eder konuma gelmiştir.1982 yılında Niğde Bor ve Ulukışla ile Adana Pozantı İlçeleriyle 39 köyü içine alan Çakıt Çayı erozyon kontrol projesi 1982 yılında uygulamaya başlanmıştır. 2000 yılı sonuna kadar 14052 ha. erozyon kontrolü, 3270 ha. ağaçlandırma, 5800 ha. mera ıslahı ve 6200 ha. otlandırma çalışması yapılmış ve 2001 yılı içinde 200 ha. programa alınmıştır. Proje kapsamında yöre insanına dünya gıda programı çerçevesinde gıda ve gübre yardımı yapılmıştır.

İzmir Karşıyaka Erozyon Kontrolü Projesi

İzmir’de 4 Kasım 1995 günü başlayan şiddetli yağış nedeniyle meydana gelen taşkın sonucu; Karşıyaka, Çiğli ve Narlıdere İlçelerinde binlerce evi su basmış, yüzlerce ev yıkılmış ve toplam 62 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. 2000 yılı sonuna kadar İzmir Karşıyaka İlçesinde toplam olarak 2146 ha. erozyon kontrolü çalışması yapılmıştır.

10 Milyar Meşe Palamudu Projesi

TEMA Vakfı tarafından 5.2.1998 tarihinde "10 Milyar Meşe Palamudu Ekimi Projesi" başlatılmış ve Bakanlığımız ile TEMA Vakfı arasında 17.06.1998 tarihli bir protokol imzalanmış ve bu protokol ile projenin koordinatörlüğü Bakanlığımız tarafından yapılması amaçlanmıştır. Projenin uygulanabilirliğine açıklık getirmek amacıyla 17.9.1998 tarihinde de Genel Müdürlüğümüz ile TEMA arasında ek bir protokol imzalanmıştır.

2000 sonu itibariyle, söz konusu protokol çerçevesinde 3432 ha.’lık sahaya 192 ton meşe ekimi yapılmıştır.

Kumul Tespit Çalışmaları

Toplam 8333 km. uzunluğundaki sahil şeridimizde, 46.583 hektar alanda bulunan kumullar; kendine özgü flora ve faunasıyla yurdumuz eko-sisteminin önemli bir bölümünü oluşturur.

Türkiye, Avrupa’nın en fazla kumula sahip ülkesidir. Ülkemizin % 0.6’sı kumullarla kaplı olup en fazla kumul 21.611 ha. ile Akdeniz Bölgesi’nde bulunmaktadır.

Kumullar, antropojen etkilerle kolaylıkla harekete geçerek çevrelerine büyük zararlar verirler. Kumul vejetasyonunun tahrip edilmesi, yanlış arazi kullanımı ve aşırı otlatma, kumul erozyonunun hızlanmasına ve kumul özelliğinin bozulmasına neden olmaktadır.

Kumulların stabilize edilmeleri ve eko-sistem dengelerinin yeniden tesis edilmesi, Biyo-mühendislik önlemlerle mümkün olabilmektedir. Genel Müdürlük olarak toplam 10657 ha. sahada kumul çalışmaları bitirilmiştir. Bu sahaların özellikleri ve yerleri kısaca aşağıda belirtilmiştir.

1. Adana – Akyatan Kumulları:

Seyhan ve Ceyhan Nehirleri deltaları ve Tarsus Irmağı ağzı sahil rejyonunda yer alır. Çalışmalar sonucunda,1732 ha. alan kumun etkisinden arındırılarak verimli alanlara dönüştürülmüştür.

2. Ortakumluk Kumulu:

Akyatan Kumul silsilesinin batı kısmını oluşturan bu kumulun Tarsus Irmağı ağzı çevresinde 1847 hektarlık sahasında Turan Emeksiz Okaliptüs Ormanı tesis edilmiştir. Bu kumul bugün verimli bir orman haline getirilmiştir. Tarsus-T. Emeksiz Projesi uygulanmıştır.

3. Side-Sorkun, Serik Kumul Serisi:

Bu kumul serisi: Manavgat Irmağı ağzından başlayıp Side’ye doğru uzanır. Side’den sonra Serik’e doğru sahil boyunca dar bir şerit halinde kumullar birbirini takip eder.1448 hektarlık sahada çalışma bitirilmiştir.

4. Demre Kumulu:

Demre sahil bölgesindeki bu kumul karakter ve zararlılık derecesi bakımından önemli bir kumuldur. Bu bölgede Kaş-Patara Projesi uygulanmıştır. Proje ile 340 hektar saha kumun etkisinden kurtarılmıştır.

5. Kalkan-Fethiye Kumulu:

Eşen Çayı ağzında oluşmuş büyük bir kumul olup Eşen Çayı’nın akış yönüne göre solda Kalkan (Ovagelemiş), sağda Fethiye (Kumluova) Kumulu bulunmaktadır. Bu bölgede 1350 hektarlık Fethiye Kumluova ve 1100 hektarlık Kaş- Ovagelemiş Projesi uygulanmıştır.

6. Terkos – Ağaçlı – Kilyos – Şile Kumul Serisi:

Karadeniz Bölgesi’ndeki en geniş kumul sahası olup, zararlılık derecesi bakımından Terkos Kumulu; İstanbul’un su ihtiyacını sağlayan Terkos Gölü’nü doldurduğundan önem taşımaktadır. 2102 hektarlık İstanbul-Çatalca Terkos Durusu Kumulu Projesi uygulanmıştır.

7. Sinop Kumulu:

Bektaşağa Bölgesi’ni istila eden bu kumulda,151 hektarlık Sinop- Sarıkum Projesi uygulanmıştır.

8. Beyoba – Sazoba Erozyon Kontrolü Çalışması:

Manisa ili, Akhisar İlçesine bağlı Beyoba Kasabası ile Sazoba Köylerinin güneyinden geçen Kuruçayır yatağı boyunca tarım alanlarını tehdit eden kumul hareketine karşı 145 hektar sahada rüzgar erozyonu tedbirleri alınmış, 1996 yılında 100500 adet muhtelif fidan dikilerek saha otlatmaya kapatılmıştır. Benzer çalışmalar 1988-1989 yıllarında Tiyenli, Değnekler Köyleri ve Kumkuyucak Kasabası arasında kalan 297 hektarlık alanda yapılarak 149.000 adet fıstıkçamı fidanı dikilmiştir.

Trabzon Uzungöl Çığ Kontrolü Çalışması

Trabzon İli Çaykara İlçesi Uzungöl Beldesini yıllarca tehdit eden, bazı yıllarda can ve mal kayıplarıyla sonuçlanan çığ felaketine karşı tedbir alınması için yöre halkından gelen yoğun talepler nedeniyle 1995 yılından itibaren çığ sahalarında gözlemlere başlanmıştır.

İlk çalışmalara 1997 yılında başlanmış ve 1999 sonuna kadar 160 ha. alanda 39378 m. profil demir direkler arasına kafes tel gerilerek çığ kontrol tesisi, bu tesislerin tamamlayıcı unsuru olması sebebiyle ve yapılan çalışmaların daha ekonomik ve uzun ömürlü olmasını sağlamak için 5414 m3 kordon duvar, 70800 m. teras yapılarak, 89600 adet değişik türden fidan dikilerek çalışmalar tamamlanmış ve bu çalışmalar için 20.250.000.000 TL. si Trabzon Özel İdare Müdürlüğünden olmak üzere toplam 35.071.000.000 TL. harcanmıştır.

AĞAÇLANDIRMA VE EROZYON KONTROLU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TARAFINDAN EYLÜL 2001 SONU İTİBARİYLE YAPILAN EROZYON KONTROLU ÇALIŞMALARI

Yıllar Gerçekleşme ( Ha. )

1955 – 1990 253.639

1991 2.801

1992 3.660

1993 7.458

1994 10.280

1995 6.114

1996 26.329

1997 26.124

1998 29.430

1999 22.571

2000 30.449

2001 26.943

TOPLAM 445.798

Previous

Çevre Sorunu Olarak Hava Kirliliği, Etkileri Ve Sonuçları

Çevre Kirliliği

Next

Yorum yapın