Atatürk İlkeleri
ATATÜRK İLKELERİ
Atatürk İlkelerinin amacı: Atatürkçü sistemi kurmak; özgürlükçü, demokratik bir ortam sağlamak.
Atatürk ilkelerinin ortak özellikleri
a) Bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır.
b) Amaçları Türk ulusunu ileri ve üstün bir uygarlık düzeyine çıkarmaktır.
c) Ulusçuluk, diğer ilkelerin özünü oluşturur.
d) Akla ve bilime dayanırlar.
CUMHURİYETÇİLİK
Cumhuriyet, halk egemenliğine dayanan yönetim tarzıdır. Halkın özgür iradesiyle yöneticilerini seçmesi esasına dayanır. Cumhuriyet yönetim biçiminde, seçimlerin demokratik bir çerçeve içinde yapılması gerekir.
Atatürk, Amasya Tamimi’nden beri Cumhuriyeti düşünmekteydi. Bunu üstü kapalı olarak belirtmiÅŸtir. O’na göre en ideal yönetim biçimi Cumhuriyetti.
Atatürk’e göre Cumhuriyetçilik, siyasi parti tartışmaları dışında tutulması gereken ve içeriÄŸinden ödün verilmemesi zorunlu olan en önemli ilkelerden biridir. Çünkü Cumhuriyetçilik diÄŸer ilkelere dayanak oluÅŸturmakta, en önemlisi de tek kiÅŸi egemenliÄŸine son verildiÄŸinin en önemli kanıtı olmaktadır.
Cumhuriyetçilikle ilgili devrimler
• TBMM’nin açılması
• Saltanatın kaldırılması
• Cumhuriyetin ilanı
• HalifeliÄŸin kaldırılması
ULUSÇULUK (MİLLİYETÇİLİK)
Bireyin, ait olduğu ulusun varlığını sürdürerek ve ulusu yüceltmek için diğer bireylerle birlikte çalışmasına, bu bilinci diğer kuşaklara aktarmaya "ulusçuluk" denir.
Genel anlamıyla ulus, dil. kültür, tarih, ırk,yurt ve ülkü birliÄŸine sahip olan insan topluluÄŸudur. Atatürk’e göre, bir insan topluluÄŸunun ulus sayılabilmesi için "ortak bir geçmiÅŸin olmasına, birlikte yasamak konusunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda ortak iradelerin bulunmasına, gelecekte gerçekleÅŸtirilecek programın aynı olmasına birlikte sevinmiÅŸ, birlikte ayni ümitleri beslemiÅŸ olmaya gereksinim vardır. Bu koÅŸulları taşıyan insan topluluÄŸuna "ulus" denir. Yine Atatürk’e göre, bu koÅŸulların doÄŸal sonucu olarak ulusal bir düşünce, ideal ve ortak dil ortaya çıkar. Dil birliÄŸi, insanları ruh,kültür ve düşünce bakımından birbirine baÄŸlayan bir unsur olarak çok önemlidir. Atatürk, Türk ulusunu irk ve din temeli üzerine oturtmamıştır.
Atatürkçü ulusçuluğun özellikleri
a) Irkçı değildir: Türk ırkinin üstünlüğüne değil, ulusların eşitliği temeline dayanır.
b) İnsancıldır: İnsanı temel unsur olarak alır.
c) Demokratiktir: Eşitlik prensibine dayanır.
d) Laiktir: Din birliğine değil, birlikte yasama arzusuna dayanır.
e) Özgüven duygusunu yaratmaya yöneliktir: Türk Ulusunun Bati karsısında kendine güven kazanmasından yanadır. Kurtuluş Savaşı bu güvenle kazanılmıştır.
f) Bağımsızlıkçıdır: Ulusal. bağımsızlığı temel alır ve yayılmacı amaç taşımaz.
g) KurtuluÅŸ Savaşı’nı,kazanmada araçtır
Ulusçuluğun Türk toplumuna sağladığı yararlar
1. Türk Ulusu ulusçuluk sayesinde bölünmez bir bütün olarak yasamıştır.
2. Bunalımları gidermede en etkili yol olmuştur.
3. Ulusumuzu dış tehlikeler karşısında tam bir birlik içinde tutmuştur.
4. İç ve dış tehditler karşısında devletimizi güçlendirmiştir.
Ulusçulukça ilgili devrimler
a) TBMM’nin açılması
b) Saltanatın kaldırılması
c) Cumhuriyetin ilanı
d) Halifeliğin kaldırılması
e) Tevhid-i Tedrisat Kanunu
f) Yeni Türk harflerinin kabulü
g) Türk Tarih Kurumu’nun açılması
h) Türk Dil Kurumu’nun kurulması
HALKÇILIK
Bir ulusu oluÅŸturan çeÅŸitli mesleklerin ve toplumsal grupların içinde bulunan insanlara halk denir. Bundan dolayı Halkçılık ilkesi, hem Cumhuriyetçilik hem de Ulusçuluk ilkelerinin zorunlu bir sonucudur. Atatürk’e göre, ulus ile halk aslında aynı anlama gelir.
Halkçılık, genel anlamıyla, devletin her eyleminde halkın çıkarlarını gözetirken din, dil ve ırk farkı gözetmemesidir. Yani e§itlikle 6zde§tir.Atatürk, yukarıdakilere ek olarak, ulus içindeki çeşitli insan gruplarının çıkarına ve yararına bir siyaset izlenmesini, halkın kendi kendini yönetmeye alıştırılması gerektiğini söylemiştir.
Halkçılık ile Cumhuriyetçilik arasındaki ilişki şu şekilde açıklanabilir. Cumhuriyet, halkın kendi yöneticilerini kendisinin seçmesi anlamına geldiğine göre, Cumhuriyet bir halk rejimidir.
Halkçılık ile Ulusçuluk arasındaki ilişki de su şekilde açıklanmaktadır. Ulusu halk oluşturduğuna göre, ulusçuluk, Türk halkının mutluluğu için çalışmak, ortak geçmiş ve geleceğe halkla birlikte inanmak demektir.
Atatürk TBMM’nin ilk açıldığı zamanlarda bile kurulan devletin bir halk devleti olduÄŸunu söylemiÅŸtir. Bu asamadan sonra halk bir kiÅŸi tarafından deÄŸil, kendi kendini yönetmiÅŸtir.
Halkçılığın gerçekleştirilmesi için şu koşullar gerekledir:
a) Halk, sadece bir gruptan oluşmamalıdır.
b) halkın demokrasi bilincine ulaşması gerekir.
c) Halk içindeki tüm kesimlerin eşit biçimde kendilerini parlamento aracılığıyla
temsil etmeleri gerekir.
d) Devlet, vatandaşların toplumsal dayanışma ve işbölümü içinde çalışmasını
sağlayacak önlemler almalıdır.
e) Vatandaş işbölümünün yapıldığı alanlarda çalışmalı, haksızlığa uğradığı zaman yasal haklarını aramalıdır.
Halkçılığın topluma sağladığı yararlar
a) Türk Devrimi halka maledilmistir.
b) Halkçılığın, cumhuriyetin temeli haline getirilmesiyle ulusal egemenlik ve demokrasi tam anlamıyla gerçekleştirilmiştir.
c) Eşitlik ve özgürlük duygusu, toplumumuzun huzur i^inde yasamasını sağlamıştır.
Halkçılıkla ilgili devrimler
a) TBMM’nin açılması
b) Saltanatın kaldırılması
c) Cumhuriyetin ilanı
d) Halifeliğin kaldırılması
e) Türk Medeni Kanunu
f) Asar Vergisi’nin kaldırılması
g) Kılık-kıyafet Kanunu
h) Soyadı Kanunu
i) Kadınlara siyasal hakların verilmesi
i) Yeni Türk harflerinin kabul edilmesi
DEVLETÇİLİK
Devlet, toplum halinde yaşayan insanların aralanandaki düzeni kurma ve sürdürme için
oluşturdukları bir güçtür. Bu tanımla ifade edilen devlet kavramının gelişmesiyle modern
devlet ortaya çıkmıştır.
Bir devlette egemenlik ayni sülaleden çıkan tek kiÅŸiye aitse buna monarÅŸi, egemenlik güçlü bir zümreye aitse oligarÅŸi denir. Egemenlik çoÄŸunluÄŸa aitse buna demokrasi denir. Fransız Devrimi’nin etkileriyle meÅŸruti monarÅŸiler doÄŸmuÅŸtur.
Bir devletin düzeni korumak için koyduğu yasaları uygulayan, yani yürütme gücü olan kuruma hükümet denir. halkın temsilcileri, secimle işbasına geliyorsa bu Cumhuriyettir. Yürütme ve yasama güçlerinin tek elde veya aynı olduğu devletlerde vardır.
Bir devletin temel yapısı içinde hükümetler geçicidir. Buna karsın devlet kalıcıdır. hükümetler ülkeyi devletin temeli olan anayasaya göre yönetirler. Bir devletin toplum düzenini sağlamak için başvurduğu müdahalelere Devletçililik denir. Devletçiliğin Olcusu toplumlarda zamana ve gereksinimlere göre değişir.
Devletin, toplumun her kesimine ve kurumuna müdahale etmesi doğaldır. Bunun sonucunda doğan devletçilik, ekonomiye devletin müdahalesi olarak da kabul edilir.
Atatürkçü Devletçilik
Atatürk’e göre, geniÅŸ anlamıyla devletçilik vatandasın geliÅŸmesi, yücelmesi için gerekli
alanlara devletin müdahale etmesidir. Bu müdahale, eşitlik ve özgürlük temellerine dayanmalıdır. Yani devlet, vatandaşla ilgilenmek zorundadır.
Ekonomideki Atatürkçü devletçilik ise toplumun tümünü doğrudan ilgilendiren ekonomiye devletin müdahaleciliğini öngörür. Bireye bırakılan ve devletin yüklendiği ekonomik alanlarda akılcı bir ayrım ve sınırlama getirilmelidir. Öte yandan devletin müdahalesi, günün koşullarına ve bireylerin durumlarına göre değişir.
Atatürkçü Devletçiliğin özellikleri:
a) Genel olarak ekonomiye yöneliktir.
b) Özel girişimin olmamasından dolayı zorunluluk sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
c) Karma ekonomi sistemini öngörür. (Devlet ve 6zel sermaye birlikte)
d) Kati değildir. Zamanın koşullarına göre değişir.
e) Müdahalecidir.
Devletçiliğin Türk Toplumuna sağladığı yararlar:
a) Devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi
güçlendirmiştir.
b) Devletin, vatandasın gereksinimlerini gidermesiyle güçlü ve vatandaşın hizmetinde bir devlet anlayışı doğmuştur.
Not: I. BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı’yla uygulanan ekonomik giriÅŸimler Devlet^ilikle ilgilidir.
DEVRİMCİLİK (İNKILAPÇILIK)
Devrim, bir toplumun eskiyen düzene son vererek yeni ve demokratik düzeni getirmesidir. Atatürkçü düşünce sisteminde Devrimcilik ise yapılan tüm yenilikleri kapsar ve onların zamana göre gelişmesi anlamını taşır.
Devrimcilik aracılığıyla Türk Devrimi büyük bir dinamizm kazanmıştır. Her türlü gelişmeye acık ve çağın gereksinimlerine yanıt veren bir nitelik kazanan Türk Devrimi, çağdaşlaşmayı daha kolay gerçekleştirmiştir.
Not: Atatürk’ün tüm devrim atılımlarında Devrimcilik ilkesi vardır.
LAİKLİK
Atatürk ilkeleri içinde Cumhuriyet(?ilikten sonra en fazla önem taşıyan ilke laikliktir.
Laik sözcüğü Yunanca "Laikos" sözcüğünden gelmektedir. Din adamı kimlik ve yetkisini taşımayan kişileri anlatır. Genel olarak halk anlamına gelen "laos" sözcüğünden türetilmiştir.
Amerika Bağımsızlık Savaşı’nda, laik devlet kavramı gündeme getirilmiÅŸ, Fransız Devrimi’nde ise insanların din ve inançlarından dolayı farklı uygulamaya tabi tutulamayacakları söylenmiÅŸtir.
Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonra İslamiyeti geniş bir alana yaymışlardır. Fakat
Osmanlı Devleti’nin en parlak cağında Avrupalılar akli ve bilimi on plana getirerek Rönesans ve Reform’u gerçekleÅŸtirmiÅŸlerdir. Bu durum karsısında Katolik kilisesi bile kendini yenileme gereÄŸi duymuÅŸtur. Yukarda sözü edilen Fransız Devrimiyle laiklik, hukuk ve devlet düzenine
egemen oldu. Din Özgürlüğü kabul edilerek devlet dinden arındırıldı.Bu asamadan sonra devlet, vatandaşın din ve inancına karışmayacaktır.
Osmanlı Devleti’nde vatandaÅŸların masum din duygulan sömürülmüş ve İslamiyet çıkar
aracına dönüştürülmüştür. Bu durumun farkında olan Atatürk, devletin egemenlik gücünü tanrısal kaynaklar yerine ulusal güce dayandırmıştır. Bundan dolayı ulusal egemenlik ilkesi laikliğinde temeli olmuştur.
Akla ve bilime dayanan Atatürkçü laiklik, düşünce özgürlüğünü ve demokrasiyi içine alarak, dini kişisel inan sorunu haline getirmiştir.
Devlet, bireylerin inanıp, inanmama hakkini anayasayla teminat altına almak ve insanların
en doğal haklarından olan vicdan özgürlüğünü tanımak zorundadır.
Atatürkçü laiklik, demokrasinin teminatı olduğu için Atatürk bu ilkenin tartışılmasına ve politik araç olarak kullanılmasına karşı olmuştur.
Laikliğin Türk toplumuna yararlan
a) Laiklik temeli üzerine kurulan devlette ulus, akla dayanan uygulamalarca kalkınma olanağı bulur.
b) Devlet vatandasın inancına karışmaz.
c) Laiklik, vatandaşın inanç güvencesi olur.
d) Akil ve bilim yoluyla çağdaşlaşma gerçekleşir.
Laiklikle ilgili devrimler
Osmanlı Devleti bir din devlet din bütün kurumlara müdahale etmiştir. Bundan dolayı, Atatürkçü laiklik de tüm kurumlara müdahale etmiştir. Tüm Atatürk devrimlerinde laiklik ilkesinin etkisi az veya çok görülür.
Laikliğin en önemli aşamaları şunlardır:
a) Saltanatın kaldırılması
b) Halifeliğin kaldırılması
c) Tevhid-i Tedrisat Kanunu
d) Medreselerin kapatılması
e) Tekke ve zaviyelerin kapatılması
f) Şeriyye ve Evkaf Vekaletinin kapatılması
g) Åžeriyye Mahkemeleri’nin kapatılması
h) 1928 Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi
i) Türk Medeni Kanunu
i) Maarif Teşkilatı Hakkındaki kanun
j) 1937 Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi
ATATÜRK’ÜN BÜTÜNLEYİCİ İLKELERİ
1. Tam bağımsızlık
2. Ulusal egemenlik
3. Medeniyetçilik
4. Akılcılık
5. Çağdaşlaşma
ATATÜRK DEVRİMLERİ
Atatürk devrimlerinin amacı, içeriği Osmanlı devletinin bozukluklarını belirmiştir. Tıpkı ekonominin bozuk olmasından dolayı ekonomide devrimlerin yapılması gibi.
SİYASİ ALANDA YAPILAN DEVRİMLER
Siyasi devrimlerin temel amacı, egemenliği tek kişiden alarak ulusa vermek; başka bir ifadeyle çoğulcu egemenliği, demokrasiyi getirmektir.
a) TBMM‘nin açılması: TBMM’nin açılmasıyla ulus, parlamento aracılığıyla kendini temsil etme olanağı bulmuÅŸtur. Daha önemlisi TBMM, KurtuluÅŸ Savaşı’nın ve devrimlerin ulusa mal edilmesini saÄŸladığı için ilk devrim olarak kabul edilmiÅŸtir.
b) Saltanatın kaldırılması: Tek kişi egemenliğine son vererek ulusal egemenlik doğrultusunda en önemli aşama gerçekleştirilmiştir.
c) II. TBMM’nin açılması:
II. TBMM’nin açılma nedenleri:
1. KurtuluÅŸ Savaşı’nı ve ihtilali yöneten I. TBMM’nin yıpranmış olması.
2. BaÅŸlayacak olan devrimleri gerçekleÅŸtirmek için I. TBMM’nin yetersiz olması.
3. I. TBMM’nin Kurucu Meclis olarak görevini tamamlaması.
1 Nisan 1923’te, yeni meclisin açılmasıyla ilgili yasa tasarısı TBMM’ye sunuldu ve yasa kabul edildi.
II. TBMM’de milletvekili olmak isteyenler, öncelikle temek ilkeleri benimseyeceklerdi. Böylece, ulusu aldatarak çeÅŸitli amaçlarla milletvekili olmak isteyenler önlenmek istemiÅŸtir.
Mustafa Kemal, daha sonraki aÅŸamada 9 AÄŸustos 1923’te Halk Fırkası’nı kurmuÅŸtur. Böylece TBMM’de etkin ve devrimci bir kadro oluÅŸturulmuÅŸtur.
ç) Ankara’nın baÅŸkent olması
Vatanın düşman iÅŸgalinden kurtarılmasından sonra+ Yeni Türkiye devletinin baÅŸkentini yasa ile saptamak gerekiyordu. Tüm görüşler baÅŸkentin Anadolu’da, Ankara olması noktasında toplanıyordu.
BaÅŸkent olarak Ankara’nın seçilmesinde ÅŸu faktörler etkili olmuÅŸtur:
a) CoÄŸrafi ve stratejik durum
b) KurtuluÅŸ Savaşı’nda Ankara’nın oynadığı rol
İstanbul’un baÅŸkent olarak kalması gerektiÄŸini söyleyenler olmasına raÄŸmen, 13 Ekim 1923’te Ankara baÅŸkent olmuÅŸtur.
d) Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
Doğrudan ulus egemenliğine dayanan ve yöneticileri halkın oyu ile seçilen devlet rejimlerine cumhuriyet denir.
Cumhuriyet’in ilan edilme nedenleri:
• Devlet baÅŸkanlığı sorununun çözümlenememiÅŸ olması
• Meclis hükümeti sisteminin iÅŸleyemez hale gelmesi
• Yürütmenin en önemli sorumlusu olacak baÅŸbakanın olmaması
• Vatanın kurtarılmasında sonra TBMM’de görüş ayrılıklarının doÄŸması ve hükümet iÅŸlerinin aksaması
• Ulusal egemenliÄŸin tam anlamıyla gerçekleÅŸtirilmek istenmesi
• Bakanlar kurulunun görevden çekilmesinden sonra eski bakanların yerine yenilerinin seçilememesi
• Saltanat sorunun çözümlenmesinden sonra cumhuriyet için gereken ortamın hazır olması
• Yeni devletin adının ve rejiminin belirlenmesi gereÄŸi
Özellikle hükümet bunalımından yararlanan Mustafa Kemal ve arkadaÅŸları 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in İlanı’nı saÄŸlamışlardır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte anayasada da deÄŸiÅŸiklik yapılmıştır. Bu deÄŸiÅŸiklikler:
• Yeni Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Bunun gereÄŸi olarak cumhurbaÅŸkanı seçilecektir.
• CumhurbaÅŸkanı istediÄŸi bir milletvekilini baÅŸbakanlığa atayacak, o da dilediÄŸi milletvekillerinden oluÅŸan bir hükümet listesi oluÅŸturacaktır.
• BaÅŸbakan diÄŸer bakan arkadaÅŸlarıyla birlikte hükümet programını hazırlayıp TBMM’nin onayına sunacaktır. Güvenoyu alırsa rahatça çalışabilecektir.
• TBMM yürütme gücüne sahip olduÄŸundan, kendi içinden çıkan hükümeti her zaman denetleyip, gerektiÄŸinde iÅŸ başından uzaklaÅŸtırabilecektir.
Cumhuriyet’in ilanından sonra, Mustafa Kemal CumhurbaÅŸkanı; İsmet PaÅŸa TBMM baÅŸkanı seçildi.
Cumhuriyet İlanının sonuçları:
• Devlet rejimi sorunu ortadan kalkmıştır.
• Meclis hükümeti sistemine son verilerek kabine sistemine geçilmiÅŸtir.
• Devlet baÅŸkanlığı sorunu çözümlenmiÅŸtir.
Önemi:ulusal egemenliğin ve demokrasinin gerçekleştirilmesinde en önemli devrimlerden biridir.
e) Halifeliğin kaldırılması(3 Mart 1924)
Halifeliğin kaldırılma nedenleri:
• Saltanatın kaldırılması ile birlikte Osmanlı devletinin ortadan kalkmasına raÄŸmen, bir Osmanlı kurumu olan HalifeliÄŸin yaÅŸaması.
• Cumhuriyetin ilanıyla birlikte devlet baÅŸkanının seçilmesi sonucunda halifeliÄŸin anlamını yitirmesi.
• İddia edildiÄŸinin tersine, HalifeliÄŸin Müslüman dünyada hiçbir etkinliÄŸinin olmaması ( Arapların I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerle iÅŸbirliÄŸi yapması bu durumun kanıtıdır.)
• Eski rejim yanlılarının HalifeliÄŸe sığınıp, Cumhuriyet aleyhtarlığı yapmaları.
• Halife Abdülmecit Efendi’nin verdiÄŸi söze raÄŸmen padiÅŸah gibi davranıp yabancı elçileri kabul etmesi.
• Halifenin, Türk ulusunun üzerinde gösterilmek istenmesi.
• İngilizlerin kışkırtmasıyla Hint Müslümanlarında bir bölümün ve Mısır’ın, HalifeliÄŸin yaÅŸatılması konusunda propagandaya baÅŸlamaları.
Not: Bu durum İngilizlerin halifelikten yararlanmayı düşündüklerinin kanıtıdır.
• Egemenlik hakkını dinden aldığı iddia edilen halifelik makamıyla ulusal egemenliÄŸin çeliÅŸmesi.
• Tam anlamıyla demokrasiye geçilmek istenmesi.
Mustafa Kemal HalifeliÄŸi kaldırmadan önce İzmir’deki ordu manevralarına katılarak, HalifeliÄŸin hareketlerinden hoÅŸlanmayan ordudan tam destek istenmiÅŸtir. Sonunda 3 Mart 1924’teb TBMM’nin kabul ettiÄŸi kanunla Halifelik kaldırılmıştır. Aynı kanunla Osmanlı ailesinin de yurt dışına çıkarılması kararı alındı. Aynı gün çıkarılan diÄŸer kanunlar:
• Åžeriyye ve Evkâf Vekaleti kaldırılmıştır.
Önemi: Dinle devlet işlerinin ayrılmasında önemli bir adım atılmıştır.
• Erkan-ı Harbiye Vekaleti kapatılmıştır..
Önemi: Erkan-ı Harbiye reisi. Genelkurmay Başkanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı yetkilerini birlikte üstlenmekteydi. Bu kurumun. kapatılmasıyla ordu ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır, Genelkurmay Başkanı asker, Milli Savunma Ba¬kanı ise politikacı olmuştur.
• Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiş¬tir.
Halifeliğin kaldırılmasının önemi
• Ulusal egemenlik. tam anlamıyla gerekleÅŸtirilmiÅŸtir.
• Laiklik konusunda en önemli devrimler¬den biri gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. (Laik devlet)
f) Çok partili siyasi yaşama geçiş
Türk Devrimi’nin temel amacı çaÄŸdaÅŸ bir ( toplum oluÅŸturmak ve demokrasiyi gerçekleÅŸtirmektir.
Demokrasi için gereken temel koşullar şunlardır:
• Herkesin özgürce düşünüp düşüncesini serbestçe savunabilmesi.
• Herkesin serbestçe oy kullanıp. ülke yönetimine katılması
• Farklı görüşlere sahip insanların örgütlenerek siyasi parti kurma haklarının olması
• Bireylerin demokratik haklarının anayasa tarafından teminat altına alınması.
• EgemenliÄŸin çoÄŸunluÄŸa ait olması
• Kurumların akılcı temellere dayanması
Mustafa Kemal, siyasi partilerin demokrasinin ayrılmaz parçası
olduÄŸunun farkındaydı. Fakat. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Halk Fırkası’nın dışında muhalefet partisi olarak kurulan partiler, rejim aleyhtarlığı yapmış ve eski düzeni savunmuÅŸlardır. Bundan dolayı kurulan partiler gereksinimleri karşılayamamış ve çok partili döneme geçiÅŸi geciktirmiÅŸtir.
Mustafa Kemal dönemindeki demokratikleşme denemeleri
Halk Fırkası (Partisi)
İlk TBMM’de tüm milletvekillerinin birleÅŸtiÄŸi en önemli konu vatanı kurtarmaktı. Bunun dışındaki bazı konularda Mustafa Kemal’in görüşlerine katılmayan milletvekilleri bulunmaktaydı. Bu milletvekilleri tarihe "ikinci grup" olarak geçerken Mustafa Kemal yanlılarına "Birinci Grup" denilmiÅŸtir.
KurtuluÅŸ Savaşı’nın kazanılıp, saltanatın kaldırılmasından sonra muhalif milletvekillerinin sayısı artmıştır. Bu durum karşısında Mustafa Kemal, yapılacak devrimleri örgütlemek, ulusu. bilgilendirmek amacıyla bir kadro oluÅŸturma gereÄŸi duymuÅŸtur. II. TBMM’nin açılması aÅŸamasında kendi görüşündeki ilerici kiÅŸilerin seçilebilmesi için kurulacak partinin basında Mustafa Kemal’in bulunması gerekmiÅŸtir.
9 AÄŸustos 1923′te Yeni Türk Devleti’nin ilk siyasal partisi olan Halk Fırkası kurulmuÅŸtur. Cumhuriyet’in ilanıyla partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası olmuÅŸtur.Atatürk devrimleri bu partinin çabalarıyla yapılmış ve halka benimsetilmiÅŸtir
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Şeyh Sait ayaklanması
Mustafa Kemal’e muhalif olan kiÅŸiler, özellikle laiklik konusunu kabullenemiyorlardı. Genellikle eski ittihatçı olan bu kiÅŸiler saltanat ve halife yanlılarınca destekleniyorlardı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında bir milletvekili hem asker, hem de politikacı olabiliyordu. O sıralarda Musul sorununun olmasına rağmen, Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşa görevlerini bırakarak milletvekilliğine dönmüşlerdir. Bu durumdan kuşkulanan Mustafa Kemal, kendine bağlı. komutanlardan milletvekilliğini bırakmalarım istemiştir. Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşa ise komutanlığı teslim ettikten sonra milletvekilliğine geri dönmüşlerdir. Böylece Mustafa Kemal odunun siyasetten ayrılmasında önemli bir adım atmıştır.
Ordudan ayrılan Kazım Karabekir ve Ali Fuat PaÅŸa’ya Refet Bele, Adnan Adıvar, Rauf Orbay Katılmış ve 17 Kasım 1924′de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (İlerici Cumhuriyet Partisi) kurulmuÅŸtur.
Parti, muhalefet yapmaktan farklı amaçlar taşıyordu. Parti programında bulunan "Parti din inançlarına saygılıdır." Maddesi, Cumhuriyeti dinsizlik gibi gösterip, iktidara gelmek için hala halifelikten yana olan kişilerin oylarını almayı hedefliyordu.
Atatürk Devrimlerine karşı kurulan bu parti, ilk ÅŸubesini Urfa’da açmıştır. Özellikle DoÄŸu Anadolu’da din elden gidiyor propagandasını yapan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, İngiliz ajanlarına da yardım etmiÅŸ oluyordu.( Aynı günlerde Musul’u bırakmak istemeyen İngilizlerde DoÄŸu Anadolu’da Cumhuriyet ve devlet aleyhtarı propaganda yapıyorlardı.
Tüm bu çalışmalar sonucunda 13 Åžubat 1925′te DoÄŸu’da Åžeyh Sait ayaklanması baÅŸlamıştır. İngilizler bu ayaklanmayı DoÄŸu Anadolu’da yeni bir devletin kurulmasını saÄŸlamaya çalışmışlardır. İngilizlere göre, ordu bu ayaklanmayla uÄŸraÅŸacağından Musul meselesi de gündemden çıkacaktı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da farkında olmadan bu oyuna alet olmuÅŸtu.
Sonuçta ayaklanma bastırılmış ve ayaklanmacılar idam edilmiştir. Bu ayaklanma sırasında İstiklal Mahkemeleri yeniden kurulmuştur. Bunun dışında Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılarak huzurun sağlanması, vatanın tehlikelerden korunması, rejimin benimsenmesi amaçlanmıştır.
Takrir-i Sükun Kanunu’nun önemi: karşıt eylemlere izin verilmediÄŸi için bu kanunun geçerli olduÄŸu dönemde Atatürk devrimleri arka arkaya gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu kanun, Atatürk Devrimlerinin gerçekleÅŸtirilmesini ve halka benimsetilmesini kolaylaÅŸtırmıştır.
Şeyh Sait Ayaklanmasının önemi: Cumhuriyet tarihimizin ilk gerici ve düzen karşıtı eylemidir.
Åžeyh Sait ayaklamasının sonucunda Hükümet Takrir-i Sükun Kanunu’nun verdiÄŸi yetkilere dayanarak 5 Haziran 1925′te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kapatmıştır. Rejim aleyhtarı ve gerici faaliyetler yasaklandı.
Not: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, demokrasinin henüz işlemediğinin kanıtlarından birisidir.
Mustafa Kemal’e suikast giriÅŸimi
Eski ittihatçılardan bir grup, düşünsel yollarla mücadele edemedikleri Mustafa Kemal’e suikast yapmaya karar vermiÅŸlerdi.
Mustafa Kemal’in İzmir gezisi sırasında yapılmak istenen suikast, bir ihbar sonucunda anlaşılmış ve Mustafa Kemal kurtulmuÅŸtur.
İzmir Suikastı olarak biline bu olaydan sonra, suikast girişimcileri tutuklanmış ve ittihatçılık tasfiye edilmiştir.
Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen Olayı
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, 1925-1930 yılları arasında Atatürk Devrimleri yoğunlaşmış ve başarılı olmuştur.
Bu aşamada yeni bir parti arayışları başladı.Bu durumun nedenleri:
a) 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı sırasında hükümetin denetlenmesi zorunluluğu doğması
b) sorunları çözmede yeni kadroların yararlı olabileceğine inanılması
c) demokrasinin gereklerine inanılması
Mustafa Kemal, yeni bir parti konusunda arkadaşı Fethi Okyar’ı teÅŸvik etmiÅŸtir. 12 AÄŸustos 1930′da Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü partisi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuÅŸtur. Liberal Ekonomiyi savunan bu parti, devletçi olan Halk Fırkasında ayrılıyordu.
Partinin kurulmasından sonra gerici kadrolar bu partiye sızmaya baÅŸladı. Fethi Okyar’a raÄŸmen parti amaçları dışında çalışmaya baÅŸladı. Bu durumu gören Fethi Okyar 18 Aralık 1930′da partisini kapatmıştır.
Serbest Cumhuriyet fırkasının kapanması üzerine, 23 Aralık 1930′da Menemen’de gericiler ayaklanmıştır. AsteÄŸmen Öğretmen Kubilay Ayaklanma sırasında ÅŸehit edilmiÅŸtir.
Mustafa Kemal’e göre Menemen olayı Cumhuriyet ve Laiklik karşıtı bir eylemdi. Eylemciler yakalanarak cezalandırılmıştır.
Çok parti girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanma nedenleri:
• Demokrasi bilincinin ve demokrasi için gereken ortamın henüz oluÅŸmamış olması
• II. Dünya Savaşı’nın baÅŸlaması
g) Kadınlara siyasi hakların verilmesi
Nedeni: Türk Medeni Kanunuyla Türk kadınının birçok hak elde etmiş olmasına rağmen herhangi bir vatandaş gibi siyasi yaşama katılma hakkının olmaması.
İlk aÅŸamada 1930′da kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı verildi. 1934′te yapılan bir Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸiyle Türk kadını milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmıştır.
Önemi: Kadının siyasal yaşama katılmasıyla ulusun tamamı, kendini temsil etme hakkını kazanmıştır.
HUKUK ALANINDA YAPILAN DEVRİMLER
Bireylerin yaşam ilişkilerinde uymak zorunda oldukları kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını devlet koyduğuna göre, o zaman hukuk, insanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar haline gelmektedir.
Hukukta devrim yapılmasının nedenleri:
• Hukuk kurallarının dine deÄŸil, akla ve bilime dayandırılması gereÄŸi
• Ekonomi, ceza, ticaret hukukunda eksiklikler olması
• Devletin vatandaÅŸlarına aynı hukuku uygulamak zorunda olması
• Osmanlı Hukuk sisteminin çaÄŸdaÅŸ kavramlara yer vermemesi
• Devletin demokratik çaÄŸdaÅŸ ve laik yapısını koruyacak hukuk kurallarının getirilmesinin zorunlu olması
• Osmanlı Devleti’ndeki eski-yeni hukuk sistemi ikiliÄŸine son verilmek istenmesi
Eski hukuk devletinin sorunlarının giderilebilmesi için hukukun akla ve bilime dayandırılması gerekiyordu. Bunun için bir yandan devlet laikleştirilecek, bir yandan da hukuk kuralları akla uydurulacaktı.
a) 1924 Anayasası
Özellikleri:
• Türkiye Devletinin Cumhuriyet’le yönetildiÄŸi maddesi vardır.
• Türkiye Cumhuriyeti’nin dininin İslam, dilinin Türkçe olduÄŸu maddesi vardır.
• Egemenlik 1921 Anayasası’nda olduÄŸu gibi ulusa verilmiÅŸtir.
• Güçler birliÄŸi ilkesinin bulunmasına raÄŸmen bu ilke yumuÅŸatılmıştır.
• Tüm gereksinimlere yanıt verdiÄŸi için Kanuni Esasi’yi kesinlikle reddetmiÅŸtir.
b) Şeriyye Mahkemelerinin kapatılıp, bağımsız mahkemelerin kurulması (1924 Anayasasıyla kurulmuştur.)
c) Hukuk mektebi’nin açılması
d) Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesi (17 Åžubat 1926)
Hukuk düzeninin temeli olan medeni hukukta, kiÅŸilerin hak ve borçları, ailenin kuruluÅŸu, iÅŸleyiÅŸi, sona ermesi, miras sorunları gibi konulara açıklık getirilir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde hukukun yenileÅŸtirilmesi söz konusu olduÄŸunda ilk deÄŸerlendirilmesi gereken medeni hukuktu.
Osmanlı Devleti devrinde Mecelle denilen bir medeni kanun hazırlanmıştır. Sadece Hanefilere yönelik olan bu kanun, eşyalarla insanlar arasındaki ilişkiyi düzenliyordu.
Türk Medeni Kanunu’nun amacı
• Devleti ve hukuk düzenini laikleÅŸtirmek
• Aile ve toplum içindeki kadına insanca bir yer saÄŸlamak
• Demokratik bir toplum yapısını oluÅŸturmak
Bu gereksinim ve amaçlar doÄŸrultusunda Türk Medeni Kanunu kabul edilmiÅŸtir. En son hazırlandığı için eksiksiz bir medeni kanunu olan İsviçre Kanunu’ndan yararlanılanarak hazırlanan Türk Medeni Kanunu’yla getirilen baÅŸlıca esaslar ÅŸunlardır:
• Kadınla erkek arasında toplumsal ve ekonomik alanda tam bir eÅŸitlik saÄŸlanmıştır
• Kadın her mesleÄŸe girebilir
• Aile hayatında eÅŸler arasında ayrım yapılmamıştır
• Kadına da boÅŸanma hakkı verilmiÅŸtir
• Aile toplumun temeli sayılmış, çocukların iyi yetiÅŸmeleri için ana-babaya yükümlülükler konulmuÅŸtur.
• Evlenme iÅŸlemi devlet denetiminde tutulmuÅŸtur
• Mirasta kadın – erkek ayrımı ortadan kaldırılmıştır.
• KiÅŸilerin mallarla ve birbirleriyle olan çeliÅŸkilerine son verilmiÅŸtir.
Önemi: Demokratik ve Laik bir hukuk sisteminin yaratılmasında en önemli devrim gerçekleştirilmiştir
Türk Medeni Kanunu’ndan sonra Ceza ve ticaret kanunları da yürürlüğe konulmuÅŸtur.
e) 1928 Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi :Bu anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin dini İslamiyet’tir maddesi anayasadan çıkarılmıştır.
Yorum: Bu anayasa değişikliğiyle laik devlet aşamasına geçilmiştir.
f) 1937 Anayasa değişikliği: Bu anayasa değişikliğiyle birlikte diğer Atatürk ilkeleri de anayasaya girmiştir.
EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDA YAPILAN DEVRİMLER
Osmanlı eğitim sistemi kuruluş ve yükselme dönemlerinde sağlıklı iken, Kanuni Sultan Süleyman Döneminden sonra yozlaşmaya başlamıştır. Dinsel derslere ağırlık verilirken pozitif bilimler ve felsefe eğitimden çıkarılmıştır. Bunun sonucunda dar kalıplar içinde, çevresinde olanlara karşı duyarsız bir nesil yetişmeye başlamıştır.
Avrupa Rönesans hareketleri ve aydınlanma çağının başlamasıyla bilim ve uygarlıkta ileri giderken, Osmanlı devleti tüm bu gelişmelerden uzak kalmıştır. Medrese dışında eğitim kurumlarının açılmaması, dünya görüşünün kısırlaşmasına da neden olmuştur.
XVIII. yüzyıldan sonra eğitimde arayışlara giren Osmanlı devleti, askeri amaçlarla okullar açmıştır. Mühendishaneler, Harbiye ve Tıbbiye bu amaçla açılan okullardır. İdadiler, rüşdiyeler, yabancı okullar açılırken; medreselerin işlevini yerine getirmeyen kurumlar olmalarına rağmen kapatılmaması, eğitimde ikiliğe neden olmuştur.
Eğitimdeki ikilik kültürel çatışmaya, neden olmuştur. Okur-yazar oranının düşüklüğünün yanında bu olumsuzluğunda ortaya çıkması, eğitimdeki yenilikleri amacından uzaklaştırmıştır.
Atatürk’e göre eÄŸitim sisteminin taşıması gereken özellikler
Ulusal : Eğitim ulusal amaçlara hizmet etmeli, ulusal bilinci ve ulusal bağımsızlık duygusunu aşılamalıdır.
Laik : Eğitim akla ve bilime dayanarak araştırma duygusu yaratmalıdır.
Çağdaş : Çağın koşul ve gereklerine açık olmalı ve çağdaş temellere dayanmalıdır.
Demokratik : Kız – erkek ayrımı yapılmadan herkese eÅŸit oranda eÄŸitilme hakkı tanınmalıdır.
Denetlenebilir : EÄŸitim esasları yukarıda verilen ilkelere uyun olarak Milli eÄŸitim Bakanlığı’nca belirlenmeli ve yine Milli EÄŸitim Bakanlığı’nca denetlenmelidir.
1. Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924)
Bu kanunla:
a) Yurttaki her çeşit eğitim ve öğrenim kurumu devlet elinde toplanacak ve devlet denetimine girecekti.
b) Devlet, eğitimin her çeşidiyle doğrudan doğruya uğraşacaktı.
c) Milli Eğitim Bakanlığı, tüm eğitim ve öğretim işlerinden sorumlu olan tek makamdı.
Önemi:
a) Atatürk’ün eÄŸitim konusunda düşündüklerinin ifadesi ve uygulaması Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla olmuÅŸtur.
b) Laiklik ve laik eğitim konusundaki en önemli devrimlerden biridir.
2. Medreselerin kapatılması
1925’te çıkarılan bir kanunla medreseler kapatılmıştır.
Medreselerin kapatılma nedenleri:
a) Eski – yeni çatışmasın önlemek
b) Devlet ve hukuk düzeninin laikleşmesinden dolayı, medresenden yetişecek din bilginlerine ihtiyaç olmaması.
c) Tutucu çevrelerin kendi amaçları doğrultusunda adam yetiştirmelerini önlemek.
Medreselerin kapatılmasından sonra Milli EÄŸitim Bakanlığı’na baÄŸlı olarak İmam-Hatip okullarıyla, İstanbul Üniversitesine baÄŸlı İlahiyat Fakültesi açılmıştır.
3. Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun
Maarif : EÄŸitim
1930’da kabul edilen bu kanunla okul programlarından zorunlu din dersleri çıkarılmıştır. Bu uygulama 1930’da ÅŸehir okullarında, 1933’te köy ilkokullarında baÅŸlamıştır. Aynı yıl içinde Milli EÄŸitim Bakanlığı Örgüt ve Ödevler Kanunu’ndan okullarda din öğretimiyle ilgili kanunlar çıkarıldı.
Not: 1928’te Arapça ve Farsça dersleri kaldırılarak bu dillerin öğrenimi, üniversite düzeyinde bilimsel araÅŸtırma araçları olarak okutulması biçimine sokuldu.
Maarif TeÅŸkilatı hakkında Kanun’un Önemi:
a) Laik eğitim konusundaki en önemli devrimdir.
b) Bugünkü eğitim sistemimizin temelini oluşturmuştur.
4. Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
Yeni Türk harflerinin kabul edilme nedenleri:
a) Arapça ve Farsça’ya dayalı olan Osmanlıca’nın zor okunup yazılması.
b) Akılcı temellere dayanan bilgi ve kültürün kolayca yayılabilmesi için kolay okumanın ve okuduğunu kolay anlamanın zorunlu olması.
c) Türkçe’nin Arapça’ya uygun olmaması
d) Türkçe’nin kolay okunup yazılan, yaÅŸayan bir dil haline getirilmek istenmesi
e) Dilimizin Arap boyunduruğundan kurtarılmak istenmesi.
19262’dan itibaren yapılan araÅŸtırmalar sonucunda Latin alfabesinin dilimize en uygun alfabe olduÄŸu anlaşılmıştır. Devrimci bir atılımla Yeni Türk Harfleri hakkındaki kanun çok kısa bir sürede uygulanmıştır.
Önemi: Türk dilinin, bilim ve kültürünün gelişmesi gerçekleştirilmiştir.
Bu kanunu eleştirenlerin görüşleri şu noktalarda toplanmıştır.
a) Yeni harfler ulusal deÄŸildir. (Latince, Arapça’dan çok daha fazla dilimize uymuÅŸtur.)
b) Kur’an’ın Arapça yazılmış olmasından dolayı Arap harfleri dine uygundur. (Kur’an sözlü olarak gönderilip, daha sonra yazıya geçirildiÄŸi için Arapça’yı kullanmak, kültürel emperyalizme boyun eÄŸmektir.)
EleÅŸtirenlerin unuttuÄŸu en önemli konu, kurulan Türk devleti’nin dini temellere deÄŸil, ulusal egemenliÄŸe dayalı bir devlet olduÄŸudur. Bu durumda ulus, hangi alfabeyi uygun görürse bunu kullanma hakkına sahiptir.
5. Türk Tarih kurumu’nun kurulması(1931)
Türk Tarih Kurumu’nun kurulma nedenleri:
a) Osmanlı tarihçilerinin İslamiyet’ten önceki Türk Tarihi’ni araÅŸtırmamaları.
b) Osmanlı Devletinde ulus tarihi” deÄŸil, “ümmet tarihi” anlayışının olması.
c) Ulusal tarih bilincine gereksinim duyulması.
d) Türk Vatanı ile ilgili haksız iddia ve taleplerin çürütülmek istenmesi.
e) Türklere yöneltilen önyargılı iftiraların çürütülmek istenmesi.
f) Türklerin İslamiyet’i kabul etmeden önce de büyük uygarlık ve devletler kurduÄŸunun kanıtlanması.
g) Anadolu’daki Türklerden önceki uygarlıkların araÅŸtırılması.
h) Türklerin dünya uygarlığına yaptıkları katkıların ortaya konulması.
i) Gerçeklere dayanan bilimsel ve nesnel bir tarih anlayışının oluşturulması.
Bu nedenlere baÄŸlı olarak önce 1931’da Türk Tarihi’nin ana Hatları adlı bir eser yayınlanmıştır. Daha sonra 1931’de Türk Tarih Kurumu kurulmuÅŸ ve aynı yıl içinde ağırlığın Türk tarihi’nin oluÅŸturduÄŸu Genel Tarih serisi yayınlanmıştır.
Önemi: Tarih konusundaki çalışmalar ve Türk Tarih Kurumu, ulusal bilinci ve bütünlüğü güçlendirilmiş, ulusun kendisine ve tarihine güvenini artırmıştır.
Atatürk’ün tarihçilerden bekledikleri
a) Gerçeğe bağlı kalmaları
b) Belgelere dayanmaları
c) Ulusal süzgeçten geçirmeleri
d) Nesnel olmaları
Atatürk, sözü edilen niteliklere sahip olan tarihçilerin yetiÅŸmeleri için Dil ve Tarih-CoÄŸrafya Fakültesi’nin kurulmasını saÄŸlamıştır.
6. Türk Dil Kurumunun Kurulması(1932)
Atatürk’e ulusu oluÅŸturan en önemli unsurlardan biri dildi.
Dil konusunda yapılan devrimlerin amacı
Türk dilini yabancı sözcük ve kuralların istilasından kurtarıp, olabildiği ölçüde ulusal ve çağdaş bir dil haline getirmek.
Demokratik rejimlerde devletle halkın konuÅŸtuÄŸu diller arasında farklılık yoktu. Osmanlı Devleti’nde devlet Osmanlıca, halk Türkçe kullanmaktaydı. Bu durumda dil, halk ile devlet hatta halk ile aydın ve edebiyatçı arasındaki kopukluÄŸa bile neden olmuÅŸtur.
Osmanlı Devleti’nde Türkçe konuÅŸanların aÅŸağılandığı bir noktaya gelinmiÅŸti.
Türkçe’nin bilim dili olamayacağı bile savunulmuÅŸtur. Osmanlı Devleti’nin sonlarına doÄŸru edebiyatçılar arasında baÅŸlayan Osmanlıca – Türkçe tartışması ise halka ulaÅŸamamıştır.
Dil konusuna eÄŸilme nedenleri
a) Okul kitaplarıyla, devlet ve basın dilinin halkın anlayabileceği şekilde olması gereği
b) Türkçeyi konuşulan, gelişen, çağının gereksinimlerine karşılık veren gelişkin bir dil haline getirmek
c) Türkçeyi yabancı dil egemenliğinden kurtarıp, dil emperyalizmine son vermek
Tüm bu nedenlere baÄŸlı olarak dil çalışmalarını kurumlaÅŸtırabilmek ve bilimsel düzeye ulaÅŸtırabilmek için 1932’de Türk Dil Kurumu kurulmuÅŸtur
Not: Atatürk, vasiyetinde Türk Dil Kurumu’nun kapatılmamasını isterken, bu kuruma ve Türk diline verdiÄŸi önemi de ortaya koymuÅŸtur
7. İstanbul Üniversitesi’nin Açılması
Osmanlı Üniversitesi olan fakat bir üniversite olarak iÅŸlevini yerine getirmeyen Darülfünun kapatılmış ve 1933’te İstanbul Üniversitesi açılmıştır.
ÇAĞDAŞLAŞMA VE UYGARLIK
Kültür ve uygarlık, ulusal kültür
Kültür, yaratıcı etkinliklerin doÄŸmasını ve geliÅŸmesini saÄŸlayan toplumsal düzendir. Kültür için belli bir ortamın olması gerekir. Bu ortamı siyasal, ahlaki unsurlar ile bilim ve sanata eriÅŸme isteÄŸi oluÅŸturur. Kültürün oluÅŸmasında ilk adımı yaz ve dil oluÅŸturur. Aynı dili konuÅŸanlar genellikle aynı ve birbirine benzer kültür deÄŸerleri üretirler. Dil birliÄŸi, aynı amaç doÄŸrultusunda ve bir coÄŸrafi alan içinde kendini gösterirse “ulusal kültür” doÄŸar.
Ulusal kültürler, kimliğini koruyamazsa ulusun, milli varlığı da korunamaz.
Ulusal kültürün sahip olması gereken özellikler:
a) Çağdaş uygarlık düzeyine çıkmalıdır.
b) Dinamik ve ileriye dönük olmalı.
c) Toplumun tüm kesimlerince benimsenmelidir.
GÜZEL SANATLARDA YAPILAN DEVRİMLER
Güzel sanatlarda devrim yapılmasının nedenleri:
a) Güzel sanatlardaki başarının devrimlerin başarısı olarak görülmesi
b) Ulusal kültürün en önemli unsurlarından birinin güzel sanatlar olması
Bu alanda yapılan başlıca devrimler şunlardır:
a) 1924’te Musiki Muallim Mektebi’nin açılması, 1936’da Devlet Konservatuarı’na dönüştürülmesi
b) Türk Devlet tiyatrosu ile Türk Devlet Operası’nın kurulması
c) 1932’de Halkevleri’nin açılması
d) Gazi EÄŸitim Enstitüsü’nde Resim – İş ve Müzik bölümlerinin açılması
e) 1937’de Folklor ArÅŸivi’nin kurulması
f) CumhurbaÅŸkanlığı Senfoni Orkestrası’nın kurulması
g) Resim ve Heykel Müzesi’nin açılması
h) Resim yarışmalarının düzenlenmesi
i) Sanatçıların desteklenmesi
TOPLUMSAL ALANDA YAPILAN DEVRİMLER
Devlet ve hukuk düzenin laikleşmesiyle birlikte, toplumsal kurumların da laikleşmesi gerekiyordu.laik düzenle uyuşmayan gereksiz kurumların, kanunlar aracılığıyla kaldırılması yada düzeltilmesi gerekiyordu. Bu amaçla yapılan başlıca devrimler şunlardır:
1. Tekkelerin, Zaviyelerin ve Türbelerle Tarikatların kapatılması
Osmanlı Devleti’nde, Tanrı’ya eriÅŸmek yolunda yöntemler arayan dini akımlara tarikat denir. Tarikat üyelerinin bir araya gelip toplandıkları ve yaÅŸadıkları yere tekke veya zaviye denirdi.
Tarikatlar, zamanla amaçlarından saparak dini sömürmeye başlamışlardır. Tarikat şeyhleri siyasete de karışmışlar, siyaseti kendi çıkarlarına araç haline getirmişlerdir.
30 Kasım 1925’te çıkarılan bir kanunla tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Bu yerlerin mülkiyetine sahip olanların haklarına dokunulmamıştır.
Yorum: Bu durum, dil sömürgesine izin verilmezken, ibadete kimsenin karışmadığının kanıtıdır. Aynı kanunla dinsel lakap ve ünvanlar da yasaklanmıştır.
2. Kıyafet Devrimi
Osmanlı toplumu karmaşık bir yapıya sahipti. Bu karmaşık yapı kıyafette de kendini gösteriyordu. Kıyafette birlik yoktu. Etnik gruplardan, siyasi düşüncede olanlara kadar herkes farklı kıyafetteydi.
Osmanlı Devleti’nde kıyafette ilk deÄŸiÅŸikliÄŸi II. Mahmut yapmıştır. II. Mahmut’un fesi getirmesi bile tepkilere neden olmuÅŸtur. Kıyafeti tamamlayan baÅŸlık da kıyafet gibi çeÅŸitlilik gösteriyordu. Daha önemlisi kıyafetin çaÄŸdaÅŸ ölçüler dışında olması Osmanlı toplumunun Batı karşısında aÅŸağılanmasına neden oluyordu.
Tüm bunları gören Atatürk, 1925 AÄŸustos’unda Kastamonu’ya yaptığı gezi sırasında Türk halkına ÅŸapkayı benimsetmiÅŸtir. Mustafa Kemal’e göre ÅŸapka, Türk Devrimi’nin simgesidir. 1925’te bu konuda çıkarılan kanunla, fes ve benzeri baÅŸlıklar yasaklanarak ÅŸapka kullanılmaya baÅŸlandı. Aynı dinden olursa olsun, din adamlarının dinsel kılıklarını yalnız ibadet yerlerinde giyebilecekleri kararlaÅŸtırıldı. Her dinin en üst rütbeli kiÅŸisi bu kararın dışında bırakıldı.
Önemi:
a) Günlük hayatta laikliğe aykırı görüntüler ortadan kalkmıştır.
b) Kıyafetin dinsel görüşlere ilgisi olmadığı kanıtlanmıştır.
Not: Atatürk, Türk kadının kıyafetine karışmamıştır. Türk kadının çağdaşlaşma konusunda bilinçlenerek kendi kıyafetindeki değişikliği yapacağına inanmıştır.
3. Soyadı Kanunu’nun kabulü
Nedeni: Osmanlı toplumunda soyadı olmadığı için karışıklıkların çıkması
1934 yılında çıkarılan kanunla herkesin resmi bir soyadı olacaktı. Çıkarılan özel bir kanunla Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verilmiÅŸtir.
Not: Aynı yıl kabul edilen bir kanunla Toplumsal ayrıcalık ifade eden eski unvanların kullanılması yasaklanarak, kanun önünde eşitlik ilkesinin gerçekleşmesinde önemli bir adım atmıştır.
4. Takvim, saat ve ölçülerde değişiklik
Osmanlı Devleti’nde uygar toplumlardan farklı ölçüler kullanılmaktaydı. Cuma günleri tatil günleriydi Hicri takvim kullanılıyordu.
Avrupa devletleri Miladi takvimi kullandıkları için tarih olaylarının karşılaştırılması, ticaret işleri ve resmi ilişkileri güçleştirmiştir.
Günlük saat ise güneşin batışı saat 12 olarak saptanıyor ve buna göre belirleniyordu. Bunun yanında, Batı saatlerinin de kullanılmasından dolayı ortaya ikili bir durum çıkmıştır. 1925 yılında çıkarılan bir kanunla takvim ve saatteki karışıklık giderildi. Modern saat ve Miladi takvim kabul edildi (25 Aralık 1925).
Hafta tatili Cuma gününden Pazara alınmıştır. 1931 yılında ağırlık ölçüleri de değiştirilmiştir. Ağırlık ölçüsü olarak okka yerine kilogram, uzunluk ölçüsü olarak arşın ve endaze yerine metre kabul edilmiştir.
Önemi: Bu devrimlerle ticaret ve ekonomik alanda işlemler kolaylaşmış, yurdun her yerinde tam bir ölçü düzeni kurulmuştur.
EKONOMİK ALANDA YAPILAN DEVRİMLER
a) Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik durum
Ekonomik etkinlik, yaşama mücadelesinin sürdürülme etkinlikleridir. Ekonomik hayat ise, bir ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına kullanarak, olabildiğince ihtiyaçları giderme etkinliğidir. Her alanda üretime dayanır.
Üretimle birlikte hizmet de ekonominin ayrılmaz parçasıdır. Hizmet de sanayi, tarım ve ticaret gibi üretim olarak kabul edilir.
Osmanlı ekonomisi tarıma dayalıdır. Oysa Avrupalılar CoÄŸrafi KeÅŸifler’le birlikte ticareti geliÅŸtirerek ekonomiyi canlandırmışlardı. Sanayi Devrimi’nden sora üretim tarzı tamamıyla deÄŸiÅŸmiÅŸtir. Osmanlı Devleti ise bir yandan kapitülasyon boyunduruÄŸuna girmiÅŸ, bunun ötesinde Batı’daki geliÅŸmelere yabancı kalmıştı. Avrupa devletleri, her türlü aracı kullanarak Osmanlı Devleti’ni yarı sömürge haline getirmiÅŸlerdir. Dış borçların ödenmemesi üzerine, Avrupa devletleri Osmanlı Devleti üzerinde tam bir ekonomik denetim kurmuÅŸlardı.
Türk KurtuluÅŸ Savaşı’nın kazanılmasından sonra ekonomi ÅŸu durumdaydı:
a) Sınırlı kaynaklar savaşlarda tüketilmişti.
b) Savaşlar sırasında insan kaynakları kurumuştu.
c) Sanayi yoktu. Her türlü sanayi ürünü dışarıdan getirilmekteydi. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin ekonomik olarak biraz daha çökmesine neden olmuÅŸtu.
d) Osmanlı Devleti hammadde kaynağı ve açık Pazar olarak kullanılmaktaydı.
e) Tarım ilkel usullere dayanmaktaydı.
f) Ulaşım sorunları oldu için üretilen mallar ülke içerisine dağıtılamıyordu.
g) Ticaret azınlıkların elindeydi.
h) Ekonomik yatırımlara ayrılması gereken sermaye orduya harcanmıştı.
i) Oldukça fazla dış borç bulunmaktaydı.
Osmanlı Devleti’nden kalan bu ekonomik mirasla hiçbir ÅŸey yapılamıyordu.
Ulusal Ekonomi İlkesi ve uygulamaları
Atatürk gerçekçi, saÄŸlam temellere dayanan ekonomik modeli ve ulusal ekonominin ilkelerini saptamak amacıyla 18 Åžubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni toplamıştır.
Kongre’de Misak-ı İktisadi (Ekonomi Andı) kabul edildi. Buna göre:
a) Türk Ulusu uzun özveriler sonucu elde ettiği bağımsızlığından hiçbir ödün vermeyecektir.
b) Ekonomik gelişmemiz ve kalkınmamız ulusal bağımsızlığımız içinde sağlanacaktır.
c) Esas, ulusal bağımsızlık gibi ekonomik bağımsızlıktır.
Önemi: Misak-ı İktisadi büyük devletlerin ekonomik boyunduruğu altına girmeden, kendi çabalarımızla kaynaklarımızı değerlendirmemizi öngördüğünden, Milli Ekonomi İlkesi olarak kabul edilmiştir.
Tarım
Devletin ekonomik yapısı tarıma dayandığından, ekonomik girişimlere tarımla başlanmıştır.tarımda belirlenen hedefler şunlardır:
a) Tarımsal üretimi artırarak vatandaşı daha iyi beslemek
b) Tarımı gelir sağlayıcı bir duruma getirmek
c) Köylünün yaşama standardını düzeltmek
Atatürk, köylüye gerçek değerini vermek amacıyla tarımsal üretimin artırılması gerektiğine inanmaktaydı.
Tarımda yapılan atılımlar
a) Aşar vergisi kaldırıldı
Amacı:
• Köylüyü ekonomik anlamda rahatlatmak
• FeodalleÅŸmeye neden olan iltizam sistemine son vermek
Not: Osmanlı Devleti’ndeki iltizam sistemi toprak aÄŸalarının ortaya çıkmasında etkili olmuÅŸtur.
Önemi:
• Köylü ekonomik bir yükten kurtulmuÅŸ aÄŸalık kurumuna darbe vurulmuÅŸtur.
• Tarımsal üretim dört katına ulaÅŸmıştır.
Not: AÅŸar Vergisi’nin kaldırılmasıyla devlet büyük bir özveride bulunmuÅŸtur. Türkiye Devleti’nin ilk bütçe açığı doÄŸmuÅŸtur
b) Köylüye ucuz kredi saÄŸlamak amacıyla Ziraat Bankası’nın kredi olanakları artırıldı.
c) Köylünün tohum ve benzeri gereksinimlerini karşılamak amacıyla Tarım Kredi Kooperatifleri kuruldu.
d) Tüccarı aradan çıkararak köylünün malını doğrudan pazarlayabilmesi için kooperatifçilik teşvik edildi.
e) Tarımda bilimsel araştırmaların yapılabilmesi için Yüksek Ziraat Enstitüsü kuruldu.
f) Devlet üretme çiftlikleri kuruldu.
g) 1929’da topraksız köylülere toprak saÄŸlanmak için bir Toprak Reformu yapılmak istenmiÅŸ, baÅŸarılı olunamamıştır.
Ticarette yapılan atılımlar
Üretilen malların dağıtılması ve tüketicinin eline ulaştırılması ticaretin konusudur. Ticaret geliştiğinde vatandaşa daha iyi hizmet verilir, yeni iş alanları açılır ve sermaye birikimi olur.
Azınlıkların elinde bulunması, Osmanlı ticaretinin gelişmesini önlerken, kapitülasyonlar da ticaretin gelişmesine önemli bir darbe vurmuştur.
Kapitülasyonların kaldırılmasından sonra Türk ticaretinin kurulup geliştirilmesi için girişimlerde bulunulmuştur. Bu girişimler:
a) Türkiye İş Bankası’nın kurulması (1924)
Amacı: Özel girişimci kredi sağlamak
Önemi: Milli tüccar gelişme olanağı bulmuştur.
b) Kabotaj Kanunu’nun çıkarılması (1926).
Amacı: Kapitülasyonlarla elimizden alınan Türk denizlerinde gemi iÅŸletme hakkının yalnız Türkiye’ye ait olmasını saÄŸlamak
Önemi: Vatanımıza ve ticari haklarımıza sahiplendiğimizin kanıtıdır.
c) Yabancıların kurduğu ticaret işletmeleri satın alınmıştır. (Milli ekonomi ilkesi)
Sanayi ve madencilikte yapılanlar
Atatürk’e göre sanayileÅŸirken öz ve temel kaynaklara dayanmak ve öncelikle temel sanayi giriÅŸimlerini baÅŸlatmak gerekiyordu.
Her alanda sanayileÅŸmenin gereÄŸine inanılırken, bu konudaki giriÅŸimler ilk aÅŸamada özel kesime bırakılmıştır. 1926’da TeÅŸvik-i Sanayi Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunun amacı, özel giriÅŸimciyi sanayiye yatırım yapmaya teÅŸvik etmekti. Fakat bu giriÅŸim baÅŸarısız olmuÅŸtur. Bu durumun nedenleri:
a) Özel sermayenin yetersiz olması
b) 1929 Dünya ekonomik bunalımının çıkması
Not: Teşvik-i Sanayi Kanunu ile sadece Uşak şeker fabrikası ve bir dokuma fabrikası açılmıştır.
TeÅŸvik-i Sanayi Kanunu’nun baÅŸarısız olması üzerine devlet sanayileÅŸme iÅŸini üstlenmiÅŸtir.
1931-1932 yılları arasında hazırlanan ve 1933’te kabul edilen I. BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı, 1934’te uygulamaya konulmuÅŸtur. Bu kanunun yürürlükte olduÄŸu yıllarda:
a) Kamu İktisadi Teşekkülleri oluşturulmuştur.
b) Sümerbank ve Sümerbank’a baÄŸlı beÅŸ kumaÅŸ fabrikası açılmıştır.
c) Beykoz Ayakkabı Fabrikası açılmıştır.
d) Paşabahçe şişe ve cam fabrikası açılmıştır.
e) Şeker ve çimento fabrikaları açılmıştır.
f) İzmit’te kağıt fabrikası kurulmuÅŸtur.
g) Gemlik’te yapay ipek fabrikası açılmıştır.
Daha sonra ilk ağır sanayi atılımı gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir ve 1939’da Karabük’te ilk demir- çelik fabrikası kurulmuÅŸtur.
Elektrik iÅŸlerine girmekle görevlendirilen Etibank 1935’te kurulmuÅŸtur.Madenlerin iÅŸletilmesi de Etibank’a bırakılmıştır.Aynı gün kurulan Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, maden arama ve bulmakla görevlendirilmiÅŸtir.
Bu dönemde ayrıca Türkiye Emlak Kredi Bankası (1936), Denizbank (1937), Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu (1938) gibi önemli kuruluÅŸlar kurulmuÅŸ ve Ziraat Bankası’na yeni bir yön verilmiÅŸtir.
Bayındırlık ve ulaştırma alanında yapılanlar
Osmanlı Devleti’nde ihmal edilen Anadolu, Cumhuriyet yönetimince bir bütün olarak kabul edilmiÅŸtir. SanayileÅŸme ile birlikte bayındırlık hareketleri de baÅŸlamıştır.
Üretilen malların ulaÅŸtırılması için hiç karayolu yoktu.Batı Anadolu’daki demiryolu ise yabancılara yaptırılmıştı.Bunun yanında sahillerimizde liman da yoktu.Bu durum karşısında ilk olarak, yurdun doÄŸal yapısı göz önünde bulundurularak demiryolu yapımı baÅŸladı. Aynı sıralarda Anadolu demiryolları da yabancılardan satın alınarak ulusallaÅŸtırma yolunda bir adım atıldı.Daha sonra liman ve karayolları da yapılmıştır.
Sağlık ve Tıp alanında yapılanlar
İlk TBMM Hükümeti’nde SaÄŸlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı vardı. Bu kurum, saÄŸlık sorunlarını devlet eliyle çözmüş ve bulaşıcı hastalıklara karşı önlem almıştır. Sıtma ve frengiye karşı baÅŸarılı bir mücadele verilmiÅŸtir.