Keşiften Önce Amerika Kıtasındaki Uygarlıklar

|

KEŞİFTEN ÖNCE AMERİKA KITASINDAKİ UYGARLIKLAR

Kıta’daki yerli uygarlıklara bakmadan önce bu uygarlıkları oluşturan insanların, Amerika kıtasıyla nasıl tanıştıklarına bir göz atalım.

Amerika’ya ilk insan göçünün tarihi tam olarak bilinmemektedir. Ancak ilk göçün, günümüzden 15 veya 20 bin yıl önce, Bering boğazının geçilmeye elverişli olduğu bir devirde gerçekleştiği zannedilmektedir. Amerika’ya ulaşan ilk Asyalılar ilkel gruplardı. Bu ilk ulaşan gruplar, sonraki gruplara göre daha az değişime uğramışlardır. Yani ırksal özellikleri sonraki gruplara göre daha az farklılaşmıştır. Amerika kıtasına daha sonra ulaşan Asyalı gruplar ise daha fazla değişime uğramışlardır. Bu durum Amerika yerlilerinin neden Mongoloid ırklarının ancak bazı karakterlerine çok az bir derecede sahip olduğunu açıklar. Amerika’nın keşfi sırasında Amerika yerlilerinin birçok kavimlerinin yüksek medeniyet derecesine karşın, bunların eski dünyada yayılmış olan birçok icadı neden bilmediklerini de izah eder. Örneğin tekerleği ve demiri kullanmayı bilmiyorlardı.

‘’Amerika’ya göç, kuşkusuz, birçok dalgalar halinde olmuştur. Bunlar, Kaya ve And dağlarının batı yamaçlarındaki ova ve ormanlara yayılmışlardır. Bu gruplar en eski Paleolitik Amerikan İndianları’nı meydana getiren dalgadır. Bugün ise hemen hemen kaybolmuşlardır. Güney Pasifik alt ırkını veren kol, Amerika’ya daha sonra gelmiştir. Çeşitli nedenler, özellikle Sibiryalılarla olan büyük benzerlikleri muhtemelen Eskimolardan sonra, Amerika’ya geldiklerini düşündürmektedir. Bunlar Alaska ve Kanada’nın kuzeybatısında toplanmışlardır. Ancak Avrupalıların geldikleri sırada güneye doğru inmeye başlamışlardır.’’

‘’Buzul devrinde suların büyük bir kısmı buz halinde kutuplara ve karalara yığıldığından denizin su seviyesi düşmüştü. Dolayısıyla Sibirya ve Alaska en az bir takımada dizisiyle birbirine bağlanmıştı.yine jeolojik kanıtlar buzul devrinde, Alaska ve Sibirya’nın buzullarla kaplı olmadığını göstermektedir. Çok büyük olasılıkla geçiş, son buzul devrinde olmuştur. İlk insan sitesi ise, Kuzey amerika’da ve Arizona’da bulunmuştur. Irklar, Pleistosen’in sonunda oluşmuş, daha sonra göç olaylarıyla birbirine karışmış ve melezlenmeler meydana gelmiştir.’’

Colomb’dan önce de kıtada var olan insanlar, Eskimolar ve Amerika Yerlileri olmak üzere iki ırka mensupturlar. Şimdi bunlara değinelim.

ESKİMOLAR :

Okyanus kıyısını Asya’nın kuzeydoğusundan Groenland’a kadar işgal eden Eskimolar, kendilerini çevreleyen topluluklardan çok farklıdırlar. Ve fizik tipleri kadar kutup hayatına uymuş medeniyetleriyle de karakterlenirler, ırk ve etnik burada gerçekten görülmektedir.

Eskimoların bugün yaşadıkları alan çok geniştir. Amerika’da ise kuzey Amerika’nın kuzey kıyısını meydana getirirler. Bu ırkın fizik karakterleri bunları açık olarak sarı ırka bağlamaktadır. Onlardan yalnızca başlarının uzun oluşları ve burunlarının daha tümsek oluşuyla ayrılırlar. Bu iki karakter bir dereceye kadar Orta Asya Mongol ırkında görülür. Hiç kuşkusuz Eskimoların Amerika’ya gelişleri, Asya’dan gelen ve Amerika yerlilerini meydana getiren başlıca göç dalgalarından daha sonraki bir dalgaya karşılık gelmektedir. Doğu ve Batı Eskimoları arasındaki fark, ırkın kaynak yerinden yani Asya dan uzaklaştığı ölçüde arttığını göstermektedir.

AMERİKA YERLİLERİ :

‘’Amerikanın yerli halkına ortak olarak verilmiş olan Kırmızı Hintliler adı yanlıştır. Bu ad onlara İspanyollar tarafından verilmiştir. Zira İspanyollar Amerika’ya geldikleri zaman Hindistan’a ulaştıklarını zannetmişlerdi. Kırmızı Hintliler terimi bu yüzden doğru değildir. Avrupalılar yeni dünyaya çıktıkları zaman vücutları kırmızı boyalı insanlarla karşılaşmışlardı. Bu, bazı törenlerde onların adetiydi. Aslında Amerika yerlilerinin derileri sarımtrak ve esmerdir.’’

Karışıklığı önlemek için antropolojistler kendi kendini yeter derecede açıklayan Amerika Hintlileri terimini meydana getirmişlerdir. Bu terim Eskimolar hariç bütün Amerika yerlilerini içine almaktadır.

Amerika yerlilerinin bu kıtaya nasıl geldiklerinden ve kısaca bu insanların ırksal özelliklerinden bahsettikten sonra şimdi de keşif öncesi Amerika kıtasına damgasını vurmuş üç büyük medeniyet: Maya, Aztek ve İnka uygarlıklarından biraz bahsedelim.

MAYA UYGARLIĞI :

Mayalar bütün Amerika halkları gibi, Asya’dan kalkıp Bering boğazından geçerek, günümüzde torunlarının yaşadığı topraklara henüz bilinmeyen bir tarihte yerleştiler. Ama yine de bu halklar, olağanüstü bir istikrar dönemi yaşadılar. Tarihteki kararsızlıklara rağmen Mayalar, M.Ö. 2. bin yıldan bu yana yerlerinden ayrılmadılar. Maya toprakları, Meksika’nın güneydoğusunu, Belize ve Guetemala’yı, El Salvador ve Honduras’ın batısını kaplar. Ülke bütünüyle tropikaldir. Ama bu yeknesaklık yalnızca görünüşte kalır. Mayaların yaşadığı topraklar jeolojik bakımdan üçe ayrılır: güney kesimdeki verimli ve ılıman yüksek volkanik topraklar, orta kesimdeki, büyük nehirler tarafından çok iyi akaçlanan alçak topraklar ve kuzey kesimdeki yer altından akaçlanan kalkerli, çorak, Yucatan platosu.

Belize ve Yucatanda , yüksek topraklarda, M.Ö. 2. bin yıl öncesine aityerleşme izlerine rastlanmıştır. Ama arkeologların Cuello’da ortaya çıkardığı en eski evler ve hemen yakınındaki kamu binaları M.Ö 1000 yılına aittir. Arkeologlar bu arada bir de örgü biçimli bir motifle karşılaşmışlardır. Genellikle güç fikriyle birleşmiş olan bu motif, toplumsal bir hiyerarşinin belirtisi sayılır. Uzak maden yataklarından getirilmiş olan yeşim gibi minerallerden yapılmış olan nesneler, uzak yerlerle alışveriş yapıldığını gösterir. Mayalar yavaş yavaş bütün alçak topraklara yerleştiler. Bununla birlikte onların, komşu medeniyetlerle ne gibi ilişkilerinin olduğunu ortaya koymak zordur. Güneyin yüksek topraklarında yer alan izapa, abaj, takalik gibi merkezlerin bazı özellikleri, olmeklerden miras aldıkları sonra da kendi geleneklerini oluşturdukları söylenebilir. Ancak alçak topraklardakileri nasıl edindikleri henüz aydınlanmamıştır.

M.Ö. 300’e doğru bir hızlanma olgusu dikkat çeker. Sit sayılarının artmasına ayrıca yoğun bir mimari faaliyet eklenmiştir. Bu durum da nüfusun hızla artmasına neden olmuştur. Mimari alanında geniş platformlar ve piramitler inşa edildi.

VI. yüzyıla doğru maya topraklarında faaliyetin yavaşladığı görülür. Bu durum, tarih taşıyan anıtlar dikilmesine ara verilmesiyle kendini belli eder. Söz konusu duraklama eski klasik diye adlandırılan dönemin önemini belirtir. Kısa süre sonra mimari ve sanat alanındaki etkinliklerde bir yenilenme gerçekleşti. Bunun yanı sıra nüfusta büyük bir artış oldu. Büyük siteler daha da gelişti. Diğerleri uyuşukluktan kurtuldu. Bu arada yeni yeni siteler kuruldu. Piramit ve heykel gibi yontulmuş anıtların bol bulunduğu merkezlerin çevresinde üstünlük sağlamak için rekabet eden şehir devletleri ortaya çıktı. Maya kültürü böylece doruk noktasına ulaştı ve X. Yüzyıla kadar sürdü.

Mayaların yazısı ideografik işaretlerle hece işaretlerinin bir arada kullanıldığı bir sistemdir. Bu konuşulan dillerle bağlantılıdır. Her glif, temel bir işaret ve onun anlamını tamamlayan eklerden oluşur. Bu glifler ad olabilir, fiil olabilir ve cümleler oluşturabilir. Birçoğu olaylarla ilgilidir ve hanedan reisini belirtir.

Matematik alanında Mayalar üç işaret kullanırlar. Nokta bire eşittir. Çizgi beşi belirtir. Bir kavkı da sıfırı simgeler. Sayıları 20 şer 20 şer sayarlar. Sıfır ile birlikte bir sıra numaralamasından yararlanırlar. Bu sayı ve bölümlemeler esas alınarak zamanın çevrimler halinde ve bir başlangıç gününden hareketle bölümlenmesine ilişkin bir sistem yaratılmıştır.

Kıtanın öbür halkları gibi Mayalar da madenciliği ve hayvancılığı bilmiyorlardı. Dolayısıyla da koşum hayvanları yoktu. Otları yakma yoluyla açılan tarlalarda yaptıkları tarım çok yaygındı.

Köylüler tarlayı kuru mevsimde tarıma elverişli duruma getirir, sonra bitki örtüsünü yakar, külden de gübre gibi yararlanırdı. Tarlalar yağmur mevsiminin başlangıcında ekilir, hasat sonbaharda yapılırdı.

Tekerlek ve koşum hayvanı olmadığından mal değiş tokuşu az miktarlarda ve kısa mesafeler arasında ancak sırt taşımacılığından veya su yollarından yararlanılarak yapılabiliyordu.uzun mesafeler arasındaki ticaret ise lüks eşyayla ilgiliydi ve az miktarda yapılıyordu. Demek ki iktisadi durum istikrarlıydı ama sağlam temellere dayanmıyordu ve her türlü sebepten etkilenebilecek durumdaydı.

İktisatta gözlenen bu sadeliğe karşılık, toplumsal yapıda karmaşıklık vardı. Mayalar ataerkil bir aile düzenini benimsemişlerdi. Cinsiyetlere göre bir iş bölümü ve faaliyetlere göre de özel bir dağılım söz konusuydu. Çiftçiler yani nüfusun çoğunluğu; köylüler, hizmetkarlar veya köleler olarak bölünmüştü.

Seçkinler de: savaşçılar, rahipler, memurlar ve yöneticiler olarak ayrılıyorlardı. Üstelik seçkinler ile halk birbirine zıt kategoriler oluşturmuyordu. Aralarında akrabalık ilişkileri de vardı.

Kenar mahallelerdeki derme çatma yapılmış konutlardan, seçkinlerin oturduğu eşsiz binalarla dolup taşan sit merkezlerine kadar, şehirlerdeki düzen de bu birliği gayet iyi yansıtır. Büyük binaların pek çoğu piramitler veya saraylar yöneticilere aittir. Ana piramidin içinde ise bir başkanın veya bir atanın mezarı yer alır.

Dini hayat ve bu alandaki etkinlikler, Mayaların sanki tanrılara tapınmaktan çok, atalar kültürüne önem verdikleri görülür. Mezarlar ve Piramitler, hanedan gücünün mimari işaretleridir.

İstikrarsız çevre şartları, gelişmemiş teknolojileri ve sürekli artan nüfusları yüzünden Mayalar, son derece korktukları bir kadere karşı koyamadılar. Savaş ve iç bunalımlar, önce sitelerin gerilemesine daha sonra da çökmesine neden oldu. Bazı bölgeler uyum sağlayabilme yetenekleri veya yabancıların yardımları sayesinde ortak kaderden kaçabildiler.

Maya ülkesi yavaş yavaş; Yucatan, Tulum, Tayasal gibi küçük merkezler çevresinde toplanmış rakip eyaletlere bölündü.

İspanyollar Yucatana girmeyi denediler, bölünme sürüyordu ama toprakların fethi pek o kadar kolay olmadı Yucatan ancak 1540 yılında boyunduruk altına alınabildi. Tayasal da 1697 de düştü. Bir buçuk yüzyıl sonra kastlar arasında ortaya çıkan isyanlar da fetih hareketinin yüzeyde kaldığını gösterdi.

Previous

Sivas Kongresi

1974’de Türkiye Kıbrıs’da ‘barış Harekâtı’ Yapmak Zorunda Kaldı. Çünkü Rumlar, ‘kıbrı

Next

Yorum yapın