1915 Yılı Öncesi Ermeniler!!!
1915 YILI ÖNCESİ ANADOLUDA ERMENİLER
Son zamanlarda Ermenilerin, 1. Dünya Savaşı döneminde verdiÄŸi kayıpları abartarak ve Diaspora’nın yoÄŸun propaganda giriÅŸimleriyle Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığı iddialarını dünya kamuoyuna onaylatma faaliyetleri daha önce hiç olmadığı kadar yoÄŸunluk kazanmıştır. Fakat Türkiye bu propagandaya ne yazık ki gereken cevabı verememiÅŸtir. Türk halkının bir kısmı da meselenin iç yüzünü incelemeden soykırımı tanıyalım gitsin demektedirlerdir ve tarihte iÅŸlemediÄŸimiz bir fiilden dolayı sorumlu tutulmamızı kabullenir bir tutum sergilemektedirler. Bu tutumun yanlış bir tavır olacağını belirterek çalışmamda Ermeni iddialarına bilgilerimin imkan verdiÄŸi sınırlar dahilinde cevap vermeye çalışacağım.
Osmanlılar ile Ermeniler arasında 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar ciddi bir anlaÅŸmazlık ya da düşmanlık olmamıştır. Bu döneme kadar Ermeniler "Millet-i Sadıka" olarak adlandırılmış ve devletin önemli mevkilerinde bulunmuÅŸlardır.Ermeniler arasından 29 paÅŸa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 baÅŸkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur çıkmış ayrıca Ermeniler ticari ve sanatsal faaliyetlerini serbestlik içerisinde sürdürmüşlerdir. KuÅŸkusuz bu iki milletin dostluÄŸunun oluÅŸmasında savaÅŸlarda karşı karşıya gelmemeleri ve Osmanlıların Ermenilere dini serbesti tanımalarının büyük önemi olmuÅŸtur.Batıdaki Ermeniler Bursa’da dini merkez kurmuÅŸlar, İstanbul’un alınmasından sonra Fatih’in fermanı ile Ermeni patrikliÄŸi kurulmuÅŸ ve ve patriÄŸin imparatorluktaki tüm Ermenilerin hem ruhani hem de cismani lideri olduÄŸu hükme baÄŸlanmıştır.
Peki bu dostluÄŸu bozan ne olmuÅŸtu? Öncelikli sebep olarak Rus ve İngilizlerin bölgedeki çıkarları ve nüfuz arayışları diyebiliriz.Ruslar DoÄŸu Anadoluyu doÄŸal geniÅŸleme alanı olarak görmüşler ve burayı ilhak edebilmek için Ermenilere bir ileri karakol misyonu yüklemek ve onlara kimi zaman özerklik kimi zaman da bağımsızlık vaad ederek Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmalarını saÄŸlamak yoluna baÅŸvurmuÅŸlardır. İngilizler ise DoÄŸu Anadolu’daki Rus ilhakını kendi sömürgeleri için tehlikeli gördüğünden Åžark Sorunu dedikleri Ermeni meselesini kendi üzerine almış DoÄŸo Anadolu’yu Ruslara karşı bir tampon bölge olarak kullanmak istemiÅŸlerdir.
1877-78, 93 Harbinden ağır bir kayıpla çıkan Osmanlı devleti Rusların ağır koÅŸullarını kabul etmiÅŸ Ayestefanos AnlaÅŸması ile Ermeniler lehine ıslahat yapmayı ve bunları Rusların denetlemesini kabul etmiÅŸtir. Fakat İngiltere’nin baskısıyla bu anlaÅŸma deÄŸiÅŸtirilerek Berlin AnlaÅŸması imzalanmış ve bu anlaÅŸma ile Ermeni meselesi bir Avrupa meselesi haline getirilmiÅŸtir.İşte bu tarihten sonra yabancı devletler DoÄŸu Anadolu’daki en ücra köşelere bile baÅŸkonsolosluklar açmışlar ayrıca Protestan ve Katolik misyonerler Anadolu’nun her tarafında açtıkları okullar vasıtasıyla taraftar kazanmaya çalışmışlar; İngilizler ile Fransızların çıkarları doÄŸrultusunda Ermeni komitalarını silahlandırılmasında baÅŸrolü üstlenmiÅŸlerdir.
Islahat Fermanı’ndan sonra Osmanlı toplum yaÅŸamı Batı tarzında ÅŸekillenmeye baÅŸlamış bu doÄŸrultuda gayri müslimlerle müslümanlar aynı statüye getirilmiÅŸlerdir. Ayrıca Ermeniler 1863 yılında içiÅŸlerini görüşmek üzere 140 kiÅŸilik bir meclis kurmuÅŸ ve arazisiz bir özerkliÄŸe sahip olmuÅŸlardır. Bu meclis nedeniyle İstanbul’daki Ermeni PatrikliÄŸi dünyevi iÅŸlerden soyutlanmaya baÅŸlamış ayrıca protestanlık ve katolikliÄŸin Ermeniler için sunduÄŸu imkanlar sebebiyle cazip hale gelmesinden dolayı taraftar kaybeden ve etkinliÄŸinin yavaÅŸ yavaÅŸ azalması tehlikesi ile karşı karşıya kalan Patriklik daha radikal davranmaya baÅŸlamış Rus tesirindeki Eçmiyazin kilisesinin de üstünlüğünü kabul etmiÅŸ ve Ermenilerin millet bilinci kazanması amacına hizmet etmiÅŸ, Ermeni komitalarının oluÅŸmasında ve silahlanmasında büyük etkisi olmuÅŸtur.
Anadoludaki Ermeni silahlı hareketinin oluÅŸmasında şüphesiz en önemli faktör Ermeni komiteleriydi. 1880′den sonra DoÄŸu Anadolu’da Rusların etkisiyle Van’da Karahaç ve Armenekan, Erzurum’da Vatan Koruyucuları adlı komiteler kurulmuÅŸ fakat bu yerel komiteler Ermenilerin raÄŸbet etmemesi nedeniyle önemli bir etkinlik kazanamamışlardır. İmparatorluk içindeki komitelerin etkili olamayacağının anlaşılmasından sonra Osmanlı toprakları dışında Rus Ermenilerine komiteler kurdurtulmuÅŸtur.Böylece 1887′de, Cenevre’de Hınçak; 1890′da, Tiflis’te milliyetçi TaÅŸnak komiteleri kurulmuÅŸ ve amaç olarak da Anadolu topraklarını ve Osmanlı Ermenilerini kurtarmak gösterilmiÅŸtir.TaÅŸnak komitesinin 1892′deki genel kurulunda kararlaÅŸtırılan programın 8. maddesi hükümet yetkililerini ve hainleri terörize etmek 11. metodu ise hükümet kuruluÅŸlarını tahrip etmek ve yaÄŸmalamaktır.
Gerek Hınçak Gerekse de TaÅŸnak komiteleri Anadoluda terör yaratarak Türklerle Ermeniler arasında husumet çıkarmak ve bu sayede yaratacakları ortak düşmana karşı taraftar kazanmak ve Ermenilerin birliÄŸini saÄŸlamak, daha önce Bulgarların bağımsızlıklarını kazanmak için izledikleri metodu uyguluyarak ayaklanmalar çıkartmak ve Avrupa kamuoyunun ilgisini çekmek amacındaydılar. Ayrıca terör yolu ile DoÄŸu Anadolu’daki Türkleri göçe zorlamak, göç etmeyenleri ise katlederek bölgede azınlıkta olan Ermenileri çoÄŸunluk durumuna getirmek amacındaydılar.
Bu doÄŸrultuda ilk isyan 1890′da Erzurum’da çıkmıştır. Daha sonra Kumkapı İsyanı 1892-93′te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894′te Sasun İsyanı, 1895′te Bab-ı Ali gösterisi ve Zeytun İsyanı 1896′da Van isyanı ve Osmanlı Bankası iÅŸgali, 1905′te Abdülhamid’e suikast teÅŸebbüsü ve 1909′da Adana İsyanı gerçekleÅŸmiÅŸtir.
Bu isyanlar günlerce sürmüş, müslüman halk katledilmiş ve malları yağmalanmıştır. İsyanlar güçlükle bastırılmıştır. Fakat bu olaylar batı kamuoyuna Ermenilerin Türklerce katledilmasi olarak aktarılmış, ülkedeki misyonerler ve konsolosluklar tarafından bu haksız ve gerçekten uzak propagandaya destek verilmiş ve olaylar batıya "vahşi müslümanların masum hristiyanları katletmesi" olarak yansıtılmıştır.Osmanlı Devleti bu isyanları gerçekleştirenlerin elebaşlarını yargılayamamış padişaha suikast düzenleyenler bile Avrupa ülkelerinin desteği ile ellerini kollarını sallayarak yurt dışına çıkmışlar ve daha sonra sahte kimliklerle, tekrar katliam yapmak için ülkeye dönmüşlerdir.
Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesi Ermeniler tarafından nihayi hedeflerine ulaÅŸmak için büyük bir fırsat olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. 1. Dünya Savaşında komitelerin faaliyete geçmesinden şüphelenen Osmanlı Hükümeti savaÅŸ öncesinde TaÅŸnak yöneticileri ile Erzurum’da bir toplantı yaparak savaÅŸ halinde Ermenilerin sadık vatandaÅŸlar olarak Osmanlı saflarında görev almalarını istemiÅŸler, Ermeniler de bunu kabul etmiÅŸlerdir. Fakat Ermeniler bu sözlerini tutmamışlardır.
Rusların DoÄŸu Anadolu’ya saldırması ile askerden kaçan Ermeniler gönüllü birlikler olarak Rus saflarına katılmışlar, Osmanlı ordusundaki Ermeni askerler de silahlarıyla beraber Rus saflarına geçmiÅŸlerdir. Yıllardır misyoner okul ve kiliselerinde saklanmış olan silahlar ortaya çıkarılmış, Türk erkeklerinin birçok cephede savaÅŸan orduya katılmalarını fırsat bilip savunmasız Türk köylerine ve kasabalarına saldırıp katliama giriÅŸmiÅŸlerdir. DoÄŸu cephesinde Ruslarla savaÅŸan orduyu arkadan vurmuÅŸlar, birliklerin harekatını engellemiÅŸler, ikmal yollarını kesmiÅŸler, yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmiÅŸlerdir. Ayrıca ÅŸehirlerde isyan çıkartarak Rusların buraları kolayca elde etmelerini saÄŸlamışlardır. Rusya’nın Osmanlı Devletine savaÅŸ ilan etmesi üzerine TaÅŸnak Komitesi örgütüne ÅŸu talimatı vermiÅŸtir: "Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye baÅŸladığında her yerde isyanlar çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu suretle iki ateÅŸ arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemeleri halinde ise Ermeni askerler silahları ile birlikte kıtalarını terkedecek ve çeteler teÅŸkil edip Ruslarla birleÅŸeceklerdir."
Ermeniler bu ayaklanma ve faaliyetlerin tehcir kararına karşı gösterilen bir tepki olduğunu söylemektedirler fakat bu olaylar olurken daha "Tehcir Kanunu" çıkmamıştı, tehcir kararı bu faaliyetlerin tehlikeli bir boyuta ulşması sonucu verilmiştir.
Osmanlı hükümeti öncelikle Ermeni PatriÄŸi, Ermeni mebusları ve ileri gelenlerini çağırarak Ermenilerin müslümanları katletmeye devam edilmesi halinde gerekli önlemleri alacağını belirtmiÅŸ fakat bu giriÅŸim sonuç vermeyince 24 Nisan 1915′te Ermeni komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kiÅŸiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmaktan dolayı tutuklamıştır. İşte bu gün Ermenilerin katliam yıldönümü diye andıkları gündür.
27 Mayıs 1915 tarihli Ermenilerin Tehciri Hakkında Kanunu Muvakkat ile bir devletin en doÄŸal hakkı ve ödevi olarak kendi iç ve dış güvenliÄŸini saÄŸlamak amacıyla savaÅŸ bölgeleri yakınlarındaki Ermenileri daha güneydeki, yine bir Osmanlı toprağı olan Suriye’nin kuzeyine tehcir etmiÅŸtir.
Bugün Ermeniler Osmanlı Devleti’nin savaÅŸ koÅŸullarında ve kendini koruması için doÄŸal bir hakkı olarak aldığı bu karar nedeniyle Ermenilere soykırım yapıldığını ileri sürmektedir. Halbuki Osmanlı Devleti tehcir kararını savaÅŸ ÅŸartlarının getirdiÄŸi bir zorunluluk olarak almış ve bu kiÅŸilerin güvenliÄŸinin saÄŸlanması içinde gerekli ihtimamı sarfetmiÅŸtir. Tehcirin güvenli bir ÅŸekilde gerçekleÅŸtirilmesi için verilen ,BaÅŸbakanlık ArÅŸivi ve İngiliz DışiÅŸleri ArÅŸivinde de yer alan Meclis-i Vukela emirleri şöyledir:
"Bahsi geçen kasaba ve köylerde yerleşik ve nakli gereken Ermenilerin yeni yerleşme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculukları sırasında rahatları sağlanmalı, canları ve malları korunmalıdır; varışlarından yeni yurtlarına tammamıyla yerleşmelerine kadar iaşeleri mülteci tahsisatlardan karşılanmalıdır; bunlara daha önceki mali durumları ve halihazır ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmalıdır; ihtiyaç sahipleri için Hükümet evler yapmalı çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkarlara tohum, alet, techizat temin etmelidir."
"Bu emrin tamamıyle Ermeni isyancı komitelerinin genişlemesine karşı bir önlem olması nedeniyle. Müslüman ve Ermeni gruplarının karşılıklı katliama girişmelerine yol açacak şekilde yerine getirilmesinden kaçınılmalıdır."
" Yeniden yerleştirilen Ermeni gruplarına refakat etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapılacak, bunların yiyecek ve diğer ihtiyaçları sağlanacak, bu amaçla gerekecek harcamalar göçmenlere ayrılan hükümet tahsisatından karşılanacaktır."
"Göçmenlerin yolculukları sırasında varış yerlerine kadar gerekli iaÅŸeleri saÄŸlanmalıdır… Yoksul göçmenlere yerleÅŸebilmeleri için kredi verilmelidir. Yolculuk halindeki kiÅŸiler için kurulan kamplar muntazaman denetlenmelidir; bu kiÅŸilerin refahı için gerekli önlemler alınmalı, ayrıca asayiÅŸ ve güvenlikleri saÄŸlanmalıdır. Yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve saÄŸlık durumları hergün doktor tarafından denetlenmelidir…Hasta, kadın ve çocuklar trenle diÄŸerleri ise dayanıklılıklarına göre katırla, araba içinde veya yaya olarak gönderilmelidirler. Her konvoyda bir müfreze muhafız refakat etmeli, her konvoyun yiyecek malzemeleri varış yerine kadar korunmalıdır… Kamplarda veya yolculuk sırasında göçmenlere karşı bir saldırı vuku bulursa, bu saldırılar derhal püskürtülmelidir."
Yer deÄŸiÅŸtirme sırasında Ermenilerin bir kısmının hayatını kaybettiÄŸi mutlaktır,ancak bunun bir katliam olmadığı hele hele soykırım diye addedilemeyeceÄŸi aÅŸikardır. Zira yerlerinden ayrılmak istemeyen Ermeniler isyan etmiÅŸ, askerle çatışmaya girmiÅŸ savaÅŸm nedeniyle kıtlık , hastalık, iklim ÅŸartları, çapulcuların saldırıları, zaman zaman müslüman halkla giriÅŸilen çatışmalar ve bazı görevlilerin suistimali kaybın fazla olmasına yol açmıştır.Tehcir sırasında suistimalı görülen memurlar ve kafilelere saldıran eÅŸkiyalar yargılanmış ve idam dahil çeÅŸitli cezalara çarptırılmıştır.ElveriÅŸsiz koÅŸulların ise 90 bin kiÅŸilik bir Osmanlı Kolordusunu yok ettiÄŸini göz önüne alırsak, devlet politikası olarak bir milletin toptan yok edilmesi diye bir olaydan bahsetmek haksızlık olacaktır. Zaten Osmanlı Devleti tehciri savaşın getirdiÄŸi bir zorunluluk olarak uygulamış ve o günün güç koÅŸullarında göç kafilelerinin güvenliÄŸi için gerekli önlemleri almıştır.Ayrıca İstanbul, İzmir gibi savaÅŸtan uzak bölgelerde Ermeniler tehcire tabii tutulmamıştır, belgelerden de anlaşılacağı üzere Ermenilerden asker aileleri, hastalar, protestan ve katolikler tehcir kapsamının dışında bırakılmıştır. Bunlara ilaveten; asker, subay ve sıhhıye sınıflarında bulunanlar, Osmanlı Bankası, Duyun-ı Umumiye ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler de sevkiyat dışı tutulmuÅŸlardır. MaraÅŸ, Trabzon, Diyarbakır, Elaziz, vilayetleri ve Canik sancağındaki tüccar ve esnaf, demiryolu bulunan yerlerdeki ÅŸimendiferlerde çalışan işçi ve memurlar da tehcir kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca, kimsesiz çocuklar gerek Türklrin gerekse diÄŸer devletlerin ve milletlerin misyonerlerinin sahip olduÄŸu yetimhanelere bırakılmış, erkeÄŸi olmayan kadınlar ve çocukları da müslüman köylerinde barındırılmıştır. EÄŸer tehcirin bir soykırım olduÄŸundan söz edecek olsaydık sanırım bu kadar istisnasının olmaması gerekecekti. Zaten Osmanlı Devleti Hristiyan dünyanın ve özellikle müttefiki Almanya’nın tepkisini çekmemek için tehcir konusunda özellikle özenli davranmaya çalışmıştır.
Ayrıca Ermeniler tehcir sırasında Talat PaÅŸa’nın katliam emreden gizli bir telgrafının olduÄŸunu ileri sürmüşler fakat bunun sahte olduÄŸu bilim çevrelerince ispatlanmıştır.Ayrıca 1.Dünya Savaşı’ndan sonra müttefikler Ermenilerin soykırım iddiaları üzerine soykırım delilleri aramaya koyulmuÅŸlar, savaÅŸtan yenik olarak ayrılan Osmanlı Devleti’nin
tüm arşivleri kendilerine açık olduğu halde iddialarını güçlendirecek deliller bulamamışlardır.
Bir diğer ihtilaflı konu ise meydana gelen insan kaybı sayısındadır. Türk kaynakları ölü sayısının 200-300 bin dolaylarında olduğunu belirtmektedir. Bu konuda Britanica 1918 baskısında 600000 Ermeninin öldüğünü kaydetmekte, 1968 baskısında ise bu sayının 1.5 milyon olduğunu belirtmektedir. Çeşitli Ermeni kaynakları da 500-600 bin dediği ölü sayısını daha sonra 1 ve 1.5 milyon olarak iddia etmiştir. Ama o dönemde 1 milyon 300 bin dolaylarında bir Ermani nüfusunun varlığından söz edilmektedir ki bunlardan savaş öncesi ve sonrasında göç edenler, tehcire tabii tutulmayanlar ve tehcirle yerlerine ulaşanların sayısı çıkarıldığında 300 bin dolaylarında bir insan kaybının olduğu görülüyor ki bunlar arasında çete harekatlarında ve Rus saflarında ölenler de dahildir. Esasında bir kişi ya da 300 bin kişi ölmüş meselesi önemli değildir nihayetinde insan ölmüştür fakat bunun sorumluluğunun Türklere değil; Ermenilere, İngilizlere, Fransızlara ve de Ruslara ait olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Ayrıca bu rakamların çok çok üstündeki bir Türk kaybını da unutmamak gerekir.
Sonuç olarak Osmanlı Devleti Batum AnlaÅŸması ile 28 Mayıs 1918′de kurulan Ermeni Cumhuriyeti’ni tanımıştır.
Bu sözlere raÄŸmen Osmanlıların Mondoros’u imzalamasından sonra Ermeniler yeniden faaliyete geçmiÅŸ 28 Mayıs 1919′da Türkiye Ermenistanını ilhak ettiÄŸini açıklamış fakat bu olay ciddiye dahi alınmamıştır.
ABD’nin incelemeler yapmak için 1919′da DoÄŸu Anadolu’ya yolladığı G. Harbord ve heyetinin hazırladığı raporda "Türkler ile Ermenilerin yüzyıllardır barış içinde yan yana yaÅŸadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Türk köylerinin yakıldığı, savaÅŸa giden Türk köylülerinden en çok %20’sinin geri dönebildiÄŸi, 1. Dünya Savaşı’nın baÅŸlangıcında Ermenilerin Türkiye Ermenistanı denilen bölgelerde hiçbir zaman çoÄŸunlukta olmadıkları, Tehcir edilen Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir yerleÅŸim merkezinde dahi çoÄŸunluÄŸu oluÅŸturamayacakları, geri dönen Ermenilerin tehlike içinde bulunmadıkları ve olaylara ilÅŸkin acıklı ve korkunç iddiaların doÄŸru olmadığının tesbit edildiÄŸi" belirtilmiÅŸ ve rapor ABD kongresine sunulmuÅŸtur.
Harbord’un raporuna raÄŸmen Sevr AnlaÅŸması’nda Osmanlı Devleti’nin DoÄŸu Anadolu’da Ermenistan’ı özgür ve bağımsız bir ülke olarak tanıması hükme baÄŸlanıyordu. Fakat iÅŸgalci güçlere karşı yapılan Türk milli mücadelesi bu anlaÅŸmayı tanımadı; Ermenilerle Gümrü, sovyetler ile Moskova ve sovyet Ermenileri ile Kars anlaÅŸmaları yaparak Sevr Geçersiz kılındı. Lozan AnlaÅŸması’nda ise Ermeni azınlığın hakları tesbit edilerek Türkiye için Ermeni sorunu sona erdi. Fakat Ermenilerin çabaları sona ermedi ve Türkleri soykırım sorumlusu olarak gösterme giriÅŸimleri bu zamana kadar artarak devam etti. Bu giriÅŸimler Asala gibi terör giriÅŸimleriyle olduÄŸu gibi yanlış belgeler düzenleyip bilim dünyasındaki terör ÅŸeklinde de gerçekleÅŸti; fakat en önemli propaganda aracı olarak Ermeniler internet teknolojisini kullanmakta, hazırladıkları web sayfalarında Türk milletine, Türk milli mücadelesine ve M.Kemal Atatürk’e ağır hakaretlerde ve haksız ithaflarda bulunmakta ve iletiÅŸim teknolojisini kullanarak dünya kamuoyunu yanlış bilinçlendirmektedirler. Biz bu propagandaya karşı koymak için yakın zamanda haklılığımızı ortaya koyan geniÅŸ kapsamlı İngilizce bir web sitesi oluÅŸturacağız ve İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ve diÄŸer yabancı dillere vakıf arkadaÅŸlarımızın da bu çaÄŸrıya kulak verip bildikleri dillerde Ermeni iddiaları konusunda haklılığımızı ortaya koyan web sayfaları hazırlamalarını istiyoruz.
ERMENİ SORUNU
İDDİALAR - GERÇEKLER
24 NİSAN 1915
Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı hükümeti, herhangi bir önleme başvurmadan önce Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine "Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını" bildirmekle yetinmiştir. Ancak, olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.
Bu maksatla, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kiÅŸi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Osmanlı Hükümeti’nin bu kararı üzerine hareket geçen Eçmiyazin Katalikosu Kevork, ABD CumhurbaÅŸkanı’na ÅŸu telgrafı göndermiÅŸtir:
"Sayın BaÅŸkan, Türk Ermenistanı’ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam baÅŸlamış ve organize bir tedhiÅŸ Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuÅŸtur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin ÅŸiddetine terkedilmiÅŸ Türkiye’deki halkımın korunmasını rica ediyorum."
BaÅŸpiskopos Kevork’un telgrafını, Rusya’nın Washington Büyükelçisi’nin ABD’deki temasları izlemiÅŸtir. Bütün olup biten, yasadışı Ermeni komitelerinin kapatılması ve elebaÅŸlarının tutuklanması olmasına raÄŸmen, olayı bir "katliam" gibi göstermeye çalışan Ermeniler, baÅŸta ABD ve Rusya olmak üzere, çeÅŸitli sömürgeci devletleri kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır.
Diaspora Ermenilerinin her yıl sözde "Ermeni soykırımının yıldönümü" diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir. Görüldüğü gibi bu tarih, sözde soykırım şöyle dursun, sözde soykırım iddialarına temel oluşturduğu iddia edilen "yer değiştirme" uygulamasıyla bile ilgili değildir.