Sporda Şiddet Ve Saldırganlık Üzerine Yapılan Araştırmalar

G. SPORDA ŞİDDET VE SALDIRGANLIK ÜZERİNE YAPILAN ARAŞTIRMALAR

1. GAZİANTEPSPOR FUTBOL TAKIMI TARAFTARLARININ ŞİDDET VE SALDIRGANLIK OLAYLARINA BAKIŞ AÇILARININ SOSYOLOJİK OLAYLARINA BAKIŞ AÇILARININ SOSYOLOJİK VE PSİKOLOJİK BOYUTU ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

Günümüzde seyirlik oyunlar arasında en çok ilgiyi gören ve büyük bir seyirci kitlesine sahip olan futbol, toplumun her kesiminde gördüğü büyük ilginin yanında bir takım toplumsal olaylarında gerçekleşmesine neden olmaktadır. Futbolun vazgeçilmez bir parçası olan seyirci, taraftar, fanatik ve holigan gibi kavramlar içinde ele aldığımız bu konuların derinlemesine incelenip çözüm yollarının ortaya konulması zorunlu hale gelmiştir.

Özellikle son zamanlarda holiganizme bağlı tribün olaylarının artması bir takım eğitim çalışmalarının gerekliliğini ortaya koymuştur. Sporun eğitim bütünlüğü içinde fanatik ve holiganların sayılarının ve olaylarının artmaması için bir takım bireysel ve toplumsal tedbirleri almak gerekir. Özellikle okullarda, şiddete eğilim gösteren çocuklara yönelik eğitim sürecinin başlatılması gereklidir. Futbol olgusu içerisinde yönetim, antrenör, sporcu, taraftar, güvenlik, stadların fiziksel ve çevresel yeterliliği biran önce sağlanmalıdır. Aksi takdirde stadlar bireylerin öfke patlamasının sonucu olarak birçok toplumsal olaylara neden olacaktır.

Bu araştırmada: Gaziantepspor Kamil Ocak stadyumunda iki aşamalı olarak birinci hafta Gaziantepspor — Trabzonspor, ikinci hafta Gaziantepspor- Galatasaray maçlarında, müsabakayı izlemeye gelen seyircilere 46 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Gaziantepspor taraftarlarına ait tribünlerde rastgele seçilen 517 taraftara uygulanan anket değerlendirilmiştir. Bu araştırma grubunun büyük bir bölümünü 20-40 yaş grubu oluşturmuştur. Araştırmaya katılan erkeklerin (463 kişi), bayanlara (54 kişi) oranı oldukça yüksektir. Meslek grupları içerisinde en çok öğrenci taraftar grubu olduğu gözlenmiştir. Ankete katılan taraftarların eğitim düzeylerinin bir hayli yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bunlardan 216’sı ön lisans, lisans ve lisans üstü eğitime sahiptir. Taraftarların 2002 verilerine göre gelir düzeylerinin düşük olduğu, büyük bir kesimin (288 kişi) 100 ile 500 milyon arasında gelire sahip olduğu saptanmıştır. Anket; Gaziantepspor taraftarlarına ait tribünlerde yapılmasına rağmen %57.4’lük bir kesim Gaziantepspor’un dışında bir takımı tutmaktadır. %46.4’lük bir kesim aktif olarak hiçbir spor dalı ile uğraşmamaktadır. Ankete katılanların sadece %47.4’ü sürekli olarak maça gelmektedir. %l 1 .4’lük bir kesim tuttukları takımın deplasman maçlarına gidebilmektedir.

Araştırmamızın asıl tema’sını oluşturan bölüme gelindiğinde; maçlarda olaylara karışanların %l 9.2’lik bir orana sahip olduğunu, bunlardan maçlarda yaralananların ise %7 gibi bir orana sahip olduğunu görüyoruz. Ayrıca ankete katılanların %82.2’si bayanların maça gelmesinin doğru olacağını ortaya koymuştur. Ancak, %34’lük bir kesim bayanların maça gelmesinin küfrü azaltmayacağına inanmaktadır. Maçlarda küfür etmeyi doğru bulanların oranı % 11.6’dır. %5.6’lık bir oran maçlara gelirken yanlarında yanıcı, delici ve kesici alet getirdiğini ifade etmektedir. Ankete katılanların %43.7’sinin maçlara geliş nedeni, maçları canlı olarak izlemeyi sevdikleri için. %50.3’lük bir kesim Gaziantep’teki maçlarda alınan güvenlik önlemlerini yeterli bulmaktadır. Ancak %53.6’lık bir kesim ise Güvenlik Görevlilerinin stat güvenliği konusunda yeterli eğitime sahip olmadığına inanmaktadır. Ankete katılanların seyirci, taraftar, fanatik ve holigan kavramlarının ne anlama geldiğini ve birbirinden farklı kavramlar olduğunu bilmemektedir. Ayrıca %54’lük bir oran maçlara gelirken yanlarında eşlerini, kız/erkek arkadaşını getirdiğini ve getirebileceğini ifade etmektedir. Ankete katılan taraftarların %11.6’si psikolojik rahatsızlık geçirmiş olup, bunlardan %6.2’si tedavi görmüştür. Ankete katılanları en çok tahrik eden davranış; hakemin yanlış ve taraflı olduğuna inandıkları tutumu. Bu oran %51.1’dir. Ayrıca ankete katılan taraftarların %46.4’ü maçlara girişte sıkıntı çektiklerini ifade ederken %53.6’sı maça rahat girdiğini ifade etmektedir. Stadlarda tel örgüler kalkmalıdır diyenlerin oranı %51.7, kararsızların oranı %5.4, kalkmasın diyenlerin oranı ise %42.9’dur. Kendi sahanızda oynanan maçta rakip takımın sporcularını ve taraftarlarını alkışlar ya da onlara güzel tezahürat yapar mısınız? diye sorulduğunda “EVET” diyenlerin oranı %60.2’dir. Ankete katılanlardan maçların gece oynanmasını isteyenlerin oranı %85.5’dir. Tuttuğunuz takım yenilince nasıl bir tepki sergiliyorsunuz? diye sorulduğunda “NORMAL” karşılıyorum diyenlerin oranı %78.3’tür. Hakem yanlış karar verince nasıl bir tepki gösteriyorsunuz? diye sorulduğunda “KÜFÜR EDİYORUM” diyenlerin oranı %42’dir. Futbol oyun kurallarını iyi bildiğine inananların oranı %67. l ‘dir. Ankete katılanlardan % 14.1 ‘i çocukluk döneminde ailesinin kendisine şiddete yönelik eylemlerde bulunduğunu ifade ederken, %85.9’u böyle bir durumla karşılaşmadığını ifade etmektedir. Hangi sebeple olursa olsun stadlarda şiddet ve küfür olaylarını destekleyenlerin oranı %l0.3’dür. Televizyonlardaki spor programlarını “BEĞENEN VE SEVİYELİ” bulanların oranı %46.2, “BEĞENMEYENLERİN” oranı %45.8, bu tür programları İZLEMEYENLERİN oranı ise %7.9’dur. Televizyon ve gazetelerin spor eğitimi ve spor kültürünün gelişmesine “KATKI SAGLADIĞINA İNANLARIN” oranı %38.5, “İNANMAYANLARIN” oranı %47.4, bu konuda “FİKRİM YOK” diyenlerin oranı ise %14.1’dir. Televizyon veya gazetelerdeki yorumcuların ya da köşe yazarlarının tartışmalarını “OLUMSUZ VE KIŞKIRTICI” bulanların oranı %57.1 “OLUMLU VE BİLGİLENDİRİCİ” bulanların oranı %23.4, bu konuda “FİKRİM YOK”

diyenlerin oranı ise %19.5’dir. Televizyon ve gazetelerdeki şiddet görüntülerinin sık sık gösterilmesini doğru bulmayanların oranı %63.8, normal karşılıyorum diyenlerin oranı %19.1, beni daha çok şiddete yöneltiyor diyenlerin oranı %9.3, insanların şiddet olaylarına karışmaması için eğitici bulanların oranı ise %7.7’dir. Amigoların spor ve kitle psikolojisi eğitimi almaları gerektiğine inananların oranı %83’dür. Sizce amigolar taraftarları nasıl etkiliyor? diye sorulduğunda. taraftarı tahrik ediyor ve kışkırtıyor diyenlerin oranı %35.4. küfre yöneltiyor diyenlerin oranı % 15.7, kavga ve şiddete yöneltiyor diyenlerin oranı %6.6, Daha organize ve güzel tezahürat yaptırıyor diyenlerin oranı ise %42.4’dür. Sizce Gaziantep seyircisi tel örgülerin kalkmasına hazır mı? diye sorulduğunda “HP diyenlerin oranı %59, “EVET” diyenlerin oranı %32.5, “KARARSIZIM” diyenlerin oranı ise 58.5’dir. Maç bilet ücretlerini “YÜKSEK” bulanların oranı %40.6, “YÜKSEK BULMAYANLARIN” oranı ise %59.4’dür. Futbolda galibiyet, mağlubiyet ve beraberlik gibi olabilecek 3 neticeyi de kabullenebiliyor musunuz? diye sorulduğunda “EVET” diyenlerin oranı 79.1, hayır diyenlerin oranı ise %20.9’dur. Televizyonda şiddete yönelik film ve programları “İZLEYENLERİN” oranı %45.3, “İZLEMEYENLERİN” oranı %54.7’dir.

Yine bir başka çalışma neticesinde Gaziantepspor Kulübü Başkanını ve yönetimini başarılı buluyor musunuz diye sorulduğunda “EVET” diyenlerin oranı %92, “HAYIR” diyenlerin oranı ise %8’dir. Sizce futbol terörünün ortadan kalkması için en çok emek sarf eden ve bu konuda kamuoyunu, pozitif anlamda, içtenlikle, birlikte hareket etmeye çağıran kulüp başkanı (1. süper lig takımları başkanlarından) kimdir? diye sorulduğunda “CELAL DOĞAN” diyenler %47.9, “CEMAL AYDIN” diyenler %22.1, “ÖZHAN CANAYDIN” diyenler %19.6, “DİĞERLERİ” diyenler %l0.4’dür.

Araştırmanın evrenini; Gaziantepspor futbol takımını ve bunun yanında Türkiye 1. süper futbol ligindeki takımları tutan ancak Gaziantepspor taraftarları tribününde oturan taraftarlar oluşturmaktadır.

Örnekleme ise; Gaziantepspor taraftarlarından 220 taraftar, bunun yanında Türkiye 1. süper futbol ligindeki takımları tutan ancak Gaziantepspor taraftarları tribününde oturan taraftarlardan 297 taraftar olmak üzere toplam 517 gönüllü taraftarın katılımıyla oluşturulmuştur.

Veriler; Gaziantepspor futbol takımı taraftarlarının sporda şiddet ve saldırganlık olaylarına bakış açılarının sosyolojik ve psikolojik boyutlarını tespit etmeye yönelik 46 sorudan oluşan bir anket aracılığı ile ulaşılmıştır. İstatistiki analizler SPS 10 istatistik programında chi-square, frekans ve yüzde (%) dağılım analizleri yoluyla yapılmıştır. (Şahin 2003)

Katılımcıların yaş dağılımları tablo ve grafik:1’de gösterilmiştir.

Tablo : 1 Ankete Katılanların Yaşa Göre Dağılımı

Yaş Frekans Yüzde (%)

14-20 yaş 149 28,8

21-30 yaş 229 44,3

31-40 yaş 101 19,5

41-50 yaş 31 6,0

51-60 yaş 7 1,4

TOPLAM 517 100,0

Cinsiyet Frekans Yüzde (%)

Erkek 463 89,6

Kız 54 10,4

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 2. Ankete Katılanların Cinsiyete Göre Dağılımları

Meslek Frekans Yüzde (%)

Memur 117 22,6

İşçi 86 16,6

Esnaf 114 22,1

Öğrenci 187 36,2

İşsiz 13 2,5

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 3. Ankete Katılanların Meslek Gruplarına Göre Dağılımları

Eğitim Durumu Frekans Yüzde (%)

İlköğretim 120 23,2

Lise 181 35,0

Yüksekokul 193 37,3

Yüksek Lisans (Master) 19 3,7

Doktora 4 0,8

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 4. Ankete Katılanların Eğitim Durumlarına Göre Dağılımları

Spor Dalı Frekans Yüzde (%)

Atletizm 10 1,9

Basketbol 32 6,2

Bilardo 1 0,2

Bisiklet 1 0,2

Futbol 174 33,6

Güreş 3 0,6

Hayır Uğraşmıyorum 240 46,4

Hentbol 8 1,6

Halkoyunları 2 0,4

Judo 1 0,2

Karate 4 0,8

Masa Tenisi 5 1,0

Teakwan-Do 3 0,6

Tenis 11 2,1

Voleybol 12 2,3

Vücut Geliştirme 2 0,4

Yüzme 8 1,6

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 5. Ankete Katılanların Uğraştıkları Spor Dallarına Göre Dağılımları

Frekans Yüzde (%)

Evet 99 19,2

Hayır 418 80,9

TOPLAM 517 100,0

Tablo: 6. Ankete Katılanların Gittikleri Maçlarda Olaylara Göre Dağılımları

Frekans Yüzde (%)

Evet 29 5,6

Hayır 488 94,4

TOPLAM 517 100,0

Tablo:7. Maçlara gelirken yanınızda kesici, yanıcı veya delici alet getirir misiniz?

Frekans Yüzde (%)

Maçları canlı olarak izlemeyi sevdiğim için 226 43,7

Tuttuğum takımı desteklemek için 193 37,3

Stres atmak için 82 15,9

Küfür etmek için 12 2,3

Kavga etmek için 4 0,8

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 8. Maça geliş nedeniniz?

Frekans Yüzde (%)

Evet 254 49,1

Hayır 263 50,9

TOPLAM 517 100,0

Tablo: 9. Maçlarda arasıra herhangi bir olay karşısında küfür edermisiniz?

Frekans Yüzde (%)

Takımın Yenilmesi 87 16,8

Hakimin yanlış ve taraflı olduğuna inandığım tutumu 264 51,1

Futbolcuların kötü oyunu 69 13,3

Rakip seyircilerin kötü tezahüratı 76 14,7

Teknik direktörlerin yanlış kadro sahaya sürdüğüne inanmam 21 4,1

TOPLAM 517 100,00

Tablo: 10. Sizi maçlarda en çok tahrik eden davranış nedir?

Frekans Yüzde (%)

Küfür ediyorum 217 42,0

Oturma koltuklarını tekmeliyor ya da kırıyorum 15 2,9

Normal karşılıyorum 285 55,1

TOPLAM 517 100,0

Tablo: 11. Hakem yanlış karar verince nasıl bir tepki gösteriyorsunuz?

Frekans Yüzde (%)

Evet 347 67,1

Hayır 170 32,9

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 12. Futbol oyun kurallarını iyi bildiğinize inanıyor musunuz?

Frekans Yüzde (%)

Daha Organize ve olumlu tezahürat yaptırıyor 219 42,4

Taraftarı kışkırtıyor/tahrik ediyor 183 35,4

Küfre yöneltiyor 81 15,7

Kavga ve şiddete yöneltiyor 34 6,6

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 13. Sizce amigolar seyircileri nasıl etkiliyor?

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Araştırmanın sonuçlarına göre; maçlara en çok 2 -30 yaş grubu taraftar gelirken, bayanların maça gelme oranları bir hayli düşüktür. Yukarıda baktığımız zaman maçlara en fazla, öğrenci grubunun iştirak ettiği, bunların büyük çoğunluğunun yüksekokul (ön lisans ve lisans) eğitimine sahip oldukları göze çarpmaktadır. Ankete katılanların gelir düzeyinin düşük veya orta seviyede olduğu görülmektedir. Taraftarların büyük bir oranının hiç spor branşı ile aktif olarak uğraşmadığı ve maçlara da sürekli gelmediği görülmektedir. Maçlarda olaylara katılanların da oranı küçümsenemez (%19.2). bugüne kadar gittiği maçlarda yaralananların oranı ise %7’dir. Bayanların maçlara gelmesini olumsuz karşılayanların oranı %1 7.8’dir. maalesef taraftarların %34’ü bayanların maça gelmelerinin küfrü ve şiddet olaylarını azaltmayacağı görüşünü savunmaktadır. Maçlarda küfrü doğru bulanların ve bunu savunanların oranı %11.6’dır. Maçlara kesici, delici ve yanıcı madde getirenlerin oranı %5.6’dır. Ancak bu rakam küçük gibi gözükse de oranlamaya vurduğumuzda bir hayli yüksektir. Maçlara küfür ve kavga etmek için gelenlerin de oranı düşük gibi gözükse de böyle bir ön yargıyla maça gelinmesi spor güvenliği açısından büyük bir tehlikenin işaretidir. Maçlarda herhangi bir olay karşısında küfür edenlerin oranı bir hayli yüksektir (%49.1). maçlara gelenlerin %49.7’si alınan güvenlik önlemlerini yetersiz bulurken, %53.6’sı güvenlik görevlilerinin stat güvenliği konusunda yeterli eğitime sahip olmadığına inanmaktadır. Taraftarların %23.3’ü seyirci, taraftar, fanatik ve holigan kavramları arasındaki farkı ayırt edememektedir. ankete katılanların %1 l.6’sı herhangi bir sebeple psikolojik rahatsızlık geçirmiş olup, bunlardan bir kısmı tedavi görürken bir kısmı da tedavi görmemiştir. Taraftarın %51.1’ hakemin yanlış ve taraflı olduğuna inandığı tutumu karşısında tahrik olmakta ve saldırgan davranışlara geçmektedir. Ayrıca ankete katılanların %5l.6’sı Türkiye genelinde statlarda tel örgülerin kalkmasına karşı. Kendi sahasında oynanan bir maçta taraftarların %27.9’u rakip sporcuyu ve taraftarı hiçbir şekilde alkışlamayacağını ve onlar lehine güzel tezahürat yapmayacağını ifade etmişleridir. Bu da spor etiği açısından oldukça düşündürücü ve negatif bir sonuçtur. Taraftarı olduğu takım yenilince küfür edenlerin veya kavga çıkaranların oranı %21.7’dir. bu oran stada gelen taraftarların geneliyle karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir orandır. Çıkan bu oran neticesinde güvenlik önlemlerinin daha da artırılması ve bu tür davranışlar sergileyen taraftarların tespit edilip stadlara alınmaması gerekmektedir. Hakemin verdiği her yanlış karar da küfür edenlerin ve oturma koltuklarını kıranların oranı %44.9’dur. Buna göre hakemlerimizin de eğitim ve davranış biçimleri konusunda biraz daha dikkatli olmaları ve gerekirse bu konuda eğitim almaları gerekmektedir. Çünkü kitle psikolojisini bilmek• ve ona göre tepkiler göstermek çok önemlidir. Bu davranışlar hakemlerin düdük çalmasından tutun da mimik hareketlerine kadar her şey taraftarın dikkatini çeken önemli bir noktadır. Bu nedenle hakemlerimiz verdikleri kararlarda bir hakem olduklarını ve her şeyden önemlisi bu kararlarda iyi niyetli olduklarını tribünlerdeki insanlara da yansıtmalıdırlar. Bu da alacakları davranış biçimleri konusundaki eğitime bağlıdır. Örnek olarak; hakem karar anında sporcuya çok sert düdük çalar ve el-kol hareketleriyle tepki gösterirse, sporcusuna sahiplik duygusuyla taraftar, aynı şekilde maç boyunca ve maçtan sonra da hakeme değişik biçimlerde tepkisini koyar. Taraftarın %68’ı futbol oyun kurallarını iyi bildiğini ifade etmektedir. Ankete katılan taraftar grubunun %l4.l’ i çocukluk döneminde, ailesi tarafından kendisine ağır veya hafif derecede şiddete yönelik eylemlerde bulunulduğunu ifade etmiştir. Ankete katılanlardan %45.8’i televizyonlardaki spor programlarını seviyeli bulmamaktadır Bunlara; bu programları izlemeyen %7.9’Iuk oranı da eklersek oldukça ciddi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu çıkan sonuca göre ulusal ve uluslararası yayın yapan Devlet televizyonlarının ve özel televizyonların programlarının içeriği konusunda biraz daha dikkatli olmaları ve bu programların, kitleye karşı eğitici özelliği kazanmalarını ön plana çıkarmaları gerekmektedir. Çünkü bu anketin sonucuna göre televizyon ve gazetelerin spor eğitimi ve kültürüne katkı sağlamadığına inananların oranı, bu soruda fikir beyan edemeyenleri de eklersek %61 .5’dir. ayrıca taraftarın, bu soruda kararsız olanları da eklersek %76.6’sı spor yorumcularının ve köşe yazarlarının yazılarını ve televizyonlarda sergiledikleri tavrı olumsuz ve kışkırtıcı bulmaktadır. Taraftarın %73.l’i küfür ve şiddet görüntülerinin televizyon ya da gazetelerde sık sık gösterilmesinin kendilerini ve çocuklarını olumsuz etkilediğini küfre ve şiddete yönelttiğini ifade etmektedir. Ancak bu taraftarların %45.3 ‘ü televizyonlardaki şiddete yönelik film ve programları izlemektedir. Bu da şiddete bakış açısının bir başka boyutudur. Taraftarın %83’ü amigoların, kitle psikolojisi ve eğitimi almaları gerektiğini ifade etmektedir. Mevcut durumda taraftarın %51.1‘i amigoların taraftarı tahrik ettiğini ve küfre yönelttiğini iddia etmektedir. Gaziantepspor taraftarının %59’u Gaziantep’te tel örgülerin kaldırılmasına karşı, bu futbolun çağdaşlaşması açısından taraftarın tel örgülerin kaldırılmasına hazır olmadığını sonucunu çıkarmaktadır. Ayrıca Gaziantepspor taraftarının %59.4’ü maç bilet ücretlerini yüksek bulmamaktadır. Çalışmada ortaya çıkan en sevindirici sonuç, taraftarın %79.1‘nin futbolda olabilecek 3 neticeyi de (galibiyet, mağlubiyet ve beraberlik) kabullenebiliyor olmasıdır.

Sonuç olarak; şiddet eğilimlerinin azaltılması amacıyla, öncelikle fiziksel saldırganlığa ve çeşitli tepkilere yol açabilecek küfürlü tezahüratın önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, maçlara gelen bayan izleyicilerin ve çocukların da (yani ailece maça gelebilecek ortamın oluşturulması) sayısının artırılması ve teşvik edilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca statlarda olay çıkaranların tespit edilip, ağır suç cezaları ile hukuki olarak cezalandırılmaları diğerlerine de örnek teşkil ederek, bu tür olayları çıkaranların sayılarının azaltılacağı düşünülmektedir. Statların geneline güvenlik kameraları yerleştirilip, bu kişilerin tespit edilmesi sağlanabilir. Ayrıca statlarda insanların streslerini azaltıcı bir takım çalışmalar yapılıp (animasyon gösterisi, bazı şova yönelik sportif gösteriler. sporcular ve yöneticiler maçtan önce sahaya el ele tutup çıkarak seyircileri selamlayabilir, amigolar rakip taraftarların tribünlerine çiçek dağıtabilir, elektronik panoda bir takım duyuru, anons ve gösteriler yapılabilir, maçtan birkaç saat önce statlarda maçı beklerken taraftarlara konser verilebilir vb.) taraftarların rahatlaması sağlanabilir.(Şahin: 2003)

2. ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN FUTBOLDA TAKIM TUTMA DURUMLARININ ARAŞTIRILMASI

Bu çalışma , bir takıma ilgi duyma ile başlayıp, gönül verme , ait olma ile süren ve özdeşleşmeyle sonlanan futbol taraftarlığının üniversite gençliği bazında araştırılmasını amaçlamaktadır. Veriler, kişilerin bir takım taraftan olmasını etkileyen faktörleri ve taraftarı olduğu takımla ilgili bilgilerini tespit etmeye yönelik 42 sorudan oluşan bir anket aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmaya Çukurova Üniversitesi’nden 237, Mersin Üniversitesi’nden 313 olmak üzere toplam 550 (174 kız, 376 erkek) takım tutan öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. İstatistiki analizler Statview 512 paket programı ile Macintosh bilgisayarda yapılmıştır.

Spor; her yaş meslek ve eğitim düzeyinden çok sayıda insanın ilgi duyduğu sosyal bir olgudur. Bu ilgi ülkemizin sosyo – ekonomik – kültürel durumu içerisinde aktif olarak spora katılım yerine pasif olarak izleme şeklinde ağırlık kazanmıştır. Sporu yakından takip etme ise ya yazılı ve görsel basındaki spor haberlerini izlemek yada spor alanlarında seyirci olarak yerini almak gibi görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında ise, gerek yazılı ve görsel basında spora verilen yerin futbolla özdeşleşmiş olması, gerekse seyirci kapasitesi yüksek spor alanlarının futbola ait olması, spora ilgiyi futbola ilgi olarak karşımıza çıkarmaktadır. Takım tutma ya da bir takımın taraftan olma durumunda ilk akla gelen yine futbol takımları olmaktadır. (Öztürk, Şahin, Zülkadiroğlu, İnce 1991:51)

Seyre dayanan sporların hemen hemen hepsi ve özellikle açık havada yapılanlarında, toplumdan ve sosyal guruptan bireye doğru yansıyan bir özellik bulunmaktadır. Bir olay olarak toplumdan kollektif bir bilinç kapsamı içine sokulan spor, ona ister aktif olarak katılsın, ister seyirci durumunda bulunsun her bir kimsede psikolojik bazı değişikliklere sebep olmaktadır.

Bir taraftar için tuttuğu takımın işlevi bir referans gurubu olarak görülmektedir Referans gurupları, kişinin o takıma yazılı üyesi olup olmamasına bakmaksızın kendisini özdeşleştirdiği ve davranışlarını etkileyen guruplardır.

Takımlarının başarı veya başarısızlığı taraftarları bir yandan tüm sorunlarını unutup mutlu edebilirken, bir yandan da ciddi bir sorunları olmamasına rağmen mutsuz edip salgınlaştırabilmektedir.

Taraftarlık batı spor kültüründe toplumsal yapıyı gösteren en önemli etkinlikler içinde yer alır. Bu araştırmada, futbol taraftarı olan üniversite öğrencilerinin bir takımın taraftarı olmasını etkileyen faktörler ve taraftarı olduğu takımla ilgili bilgi düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.

Araştırmanın evreni herhangi bir, futbol takımını tutan üniversite öğrencilerini kapsamaktadır. Örneklem ise Çukurova Üniversitesinden 232 ve Mersin Üniversitesinden 313 olmak üzere toplam 550 (1 74 kız, 376 erkek) öğrencinin gönüllü katılımıyla oluşturulmuştur.

Veriler, kişilerin bir takım taraftarı olmasını etkileyen faktörleri ve taraftan olduğu takımla ilgili bilgilerini tespit etmeye yönelik 42 sorudan oluşan bir anket aracılığı ile toplanmıştır. istatistiksel analizler, Statview 512 paket programında Chi-Square, Frekans dağılım analizleri yoluyla yapılmıştır.(Öztürk, Şahin, Zülkadıroğlu, İnce 1997:52)

Araştırmaya katılan Çukurova Üniversitesinden 61’i kız öğrenci (yaş ortalaması 20.21 -1 .71) 176 erkek öğrenci (yaş ortalaması 22. 75-5.21) katılırken, Mersin Üniversitesinden 113 kız öğrenci (yaş ortalaması 21 . 18- 2.13), 200 erkek öğrenci (yaş ortalaması 22.35-2.36) olmak üzere toplam 554 kişi katılmıştır. Katılımcıların cinsiyetlerine ve yaş ortalamalarına göre dağılımları tablo: I’ de gösterilmiştir.

ÜNİVERSİTE ADI

YAŞ CİNSİYET YAŞ CİNSİYET TOPLAM

K E K E (x) (n) %

ÇUKUROVA 20.21+1.78 22.75+5.21 61 176 22.10+4.71 237 43.09

MERSİN 21.18+2.13 22.35+2.36 113 200 21.93+2.35 313 56.91

Tablo : 6. Katılımcıların Cinsiyet ve Yaşlarına Göre Dağılımlarına

Katılımcıların yaşları ile taraftarı oldukları takımların maçlarına gitmelerinin karşılaştırılmasında sadece Çukurova Üniversitesinde 0.06 oranında anlamlı farklılığa rastlanırken, Mersin Üniversitesinde ise anlamlı bir farka rastlanmıştır.

Çukurova Üniversitesi ve Mersin Üniversitesinde okumakta olan öğrencilerden 550si üzerinde anket uygulandığında; takım tutanların toplamının 174’ünün kız ve 376’sının erkek olduğu görülmüştür. Özellikle futbol kamuoyunda yaygın olan görüşe göre, erkek Sporu ve taraftarlarının da erkeklerden oluştuğu düşüncesi, üniversite eğitimi alanlar göz önüne alındığında aşılmaktadır. Kızlar da takım tutarak, taraftar olarak bir takımla özdeşleşmeyi denemektedir

Üç İstanbul takımı olan Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş futbol takımları, Adana ve Mersin’de yüksek öğrenim gören gençlerin tutukları takımlar olurken, yöresel takımlarından çok üç büyüklere yöneldikleri, yöresel takımlarına karşı ilgili olmadıkları görülmüştür.

Yaş olarak genç kategorisinde değerlendirilen üniversite öğrencileri, aktif spor yapma durumlarına bakıldığında Adana (%61.18) ve Mersinde(%63.26) taraftar olanların aktif olarak spor yaptığı görülmüştür.

Katılımcıların taraftar oldukları takımlara göre dağılımları incelendiğinde Galatasaray 199 kişi ile birinci sırayı alırken, Fenerbahçe i 83 kişi ile ikinci, Beşiktaş 102 kişi ile üçüncü ve Trabzonspor 22 katılımcı ile dördüncü görülmektedir ankete katılanlar içinde yörenin köklü takımlarından Mersin İ. Yurdunun 20 kişi, dana Demirsporun ise 10 kişilik bir taraftarı Olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencileri takım tutma, konusunda yöreselden ulusala doğru bir kayma içinde oldukları gözlenmiştir. l993 yılında Piar-Gallup’un yaptığı araştırmada Fenerbahçe en fazla taraftara sahip klüp iken, Galatasaray ikinci, Beşiktaş taraftarları üçüncü sırada yer almıştı. Yaptığımız anket çalışmasında ise Fenerbahçe ile Galatasaray yer değiştirirken Beşiktaş aynı yerini korumuştur.

Üniversite öğrencilerinin takım tutmaya başladıklarında kaç yaşında oldukları sorusuna verdikleri yanıtta; 322 kişi taraftar olma yaşını bilirken, 228 kişi ise takım tutmaya başladığı yaşı hatırlamamaktadır. Takım tutmaya başlanıldığı yıl hangi takımın şampiyon olduğunu 40” katılımcı hatırlamazken, 140 katılımcı hatırladığını belirtmiştir. Buna göre şampiyon olan takımın taraftar yoğunluğunu artırması, toplumda popülaritesinin arttığı gibi söylemlerin aşırı abartıldığı söylenebilir.

Futbol yanında başka branşlarda da müsabakalara katılan kulüplerin o branşlarda da benzer bir destek buldukları söylenebilmektedir. Taraftarlardan 375 kişi takımının başka branşlardaki faaliyetlerini de takip ettiğini belirtmiştir. Buna göre taraftarlığın futbol ile sınırlı kalmadığını da söyleyebiliriz. Futbolla başlayan rekabetin Basketbol, Voleybol ve Atletizm gibi diğer branşlarda da sürdüğü görülmektedir. Katılımcıların taraftarı oldukları takımın diğer branşlardaki faaliyetlerini takip etme durumlarına bakıldığında en çok Fenerbahçe taraftarının futbol dışındaki kulüp faaliyetlerini (Basketbol, Voleybol, Atletizm v.b) de izlerken, Galatasaray taraftarı ikinci, Beşiktaş taraftarı üçüncü sırada görünmektedir. (Öztürk, Şahin, Zülfikadiroğlu, İnce 1997 – 58)

Katılımcıların takım tutmalarında en önemli etkenlerden birisinin, futbolcuların başarısı olduğu belirlenirken, popüler olma, takımın renkleri ve arması da takım tutmada diğer etkenler olarak belirlenmiştir. Hem Çukurova Üniversitesinin 0.05 oranında (kız=%25.5l erkek hem de Mersin Üniversitesinin 0.0009 oranında (kız=%32.74, erkek= %l6.5) takımlarının futbolcularını başarılı buldukları için takım tutmaya başlamaları ile cinsiyetler arasında anlamlı farklılık bulunurken, Çukurova Üniversitesi’nde takımların renklerini beğenmelerinden kaynaklanan takım tutma nedenlerinin 0.02 oranında (kız=%4.92 kişi, erkek %l 7.05 kişi) cinsiyetler arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Mersin Üniversitesinde ise futbolcuları başarılı ve zeki bulmaları nedeni ile takım tuttukları , bunun da cinsiyetler arasında 0.05 oranında (kız=%25.66 kişi, erkek=%l6.5 kişi) anlamlı farklılık yarattığı görülmüştür. ancak, diğer nedenler ile aralarında anlamlı bir farka rastlanmamıştır.

Katılımcıların tuttuğu takımın belirlemesinde etkili olan kişilerin kimler olduğuna bakıldığında takım tutmada aile üyelerinden etkilenenlerin birinci sırada (%G7.G4)yer aldığı görülürken ikinci sırada arkadaşım diyenler, üçüncü sırada diğer (%60.11) (uzak akrabalar) seçeneğinin sıralandığı görünmektedir. Katılımcıların cinsiyetleri ile takım tutmalarına kimlerin etkili olduklarının karşılaştırılmasında ise Mersin Üniversitesinde 113 kız ve 200 erkek toplam 313 öğrencinin yakın aile bireylerinden babanın etkili olduğu ve 0.0009 oranında, Çukurova Üniversitesi’nin ise 61 kız ve 176 erkek toplam 237 öğrencinin ise, annenin etkili olduğu ve 0.05 oranında cinsiyetler arasında anlamlı fark görüldüğü tespit edilmiştir. Bu farklılık, bu soruyu cevaplayan kız yüzde sayısının hem Çukurova Üniversitesinde (kız=%6.56 erkek%1.7) hem de Mersin Üniversitesinde (kız=%26.55. erkek=%l4.5) erkek sayısından fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer kişilerin cinsiyetleri arasında anlamlı farklılık yaratmadığı gözlemlenmiştir. 1993 yılının sonlarında Piar-Gallup’un yaptığı taraftarlık araştırmasında da benzer sonuçlar çıkmıştır.

Katılımcıların ailelerinde kimlerin aynı takımın taraftarı olduğuna bakıldığında erkek kardeş 235 kişi ile ilk sırada yer alırken ikinci sırada kız kardeş 209 kişi üçüncü sırada baba 188 kişi dördüncü sırada anne 161 kişi, beşinci sırada eş 21 kişi olarak görünmektedir.

Olanakları oldukları takdirde tribünde seyirci olmak yerine sahada sporcu olmayı tercih edeceklerini belirten katılımcılar, maç sonucuna ilişkin bahse girme konusunda 279 kişinin olumlu, 246 kişinin olumsuz olduğu görülmüştür. Katılımcıların tuttukları takımlara göre olanaklar olsaydı tribünde seyirci olmak yerine sahada oyuncu olmak isteyip istememe durumlarına bakıldığında en çok Galatasaray taraftarı oyuncu olarak sahada ver almak isterken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada Beşiktaş taraftarları yer almaktadırlar.

Sonucu önceden belli olmadığı için cazip olan futbol oyununa yönelik bahse girmenin katılımcıların yarısı tarafından yaşandığı düşünülürse eğitim durumunun yüksek olmasının taraftarın bahse girip-girmemesi üzerinde belirleyici olmadığı görülmüştür. Katılımcıların tuttukları takımlara göre bahse girme durumlarına bakıldığında en çok Galatasaray taraftarı bahse girerken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada Beşiktaş taraftarları görünmektedir. Diğer yandan eğitim düzeyi yüksek bu gurubun takımın renkleri ve amblemini taşıyan giysiler kullanmaları Adana’da 82 evet, 146 hayır, Mersin’de 1 50 evet, 147 hayır şeklinde görünmektedir. Adana’da okuyan öğrencilerin taraftarı oldukları takımın renklerine sahip giysi ve takı kullanmada Mersin’de okuyan öğrencilerden baskın olduğu tespit edilmiştir. Tuttukları takıma göre takımın renklerini taşıyan giysiler, amblemli takılar kullanma durumlarına bakıldığında en çok Fenerbahçe taraftarı sembollerine sahip çıkar görünürken, ikinci sırada Galatasaray ve üçüncü sırada Beşiktaş taraftarları görülmektedir.(Öztürk, Şahin, ZüIkadiroğlu. İnce 1997:59)

Katılımcıların, her gün düzenli gazete okuma alışkanlıklarına bakıldığında 263 kişi gazete okumazken, 275 kişi her gün düzenli gazete okumaktadır. Gazete okuyan ve okumayan sayısının birbirine yakın olması üniversite eğitimi içindeki kişilerden beklenen oranda düzenli gazete okuma alışkanlığına sahip olmadıklarını göstermektedir. Okudukları gazetelere bakıldığında düzenli olmasa da 270 kişi normal günlük kitle gazetelerini okurken 81 kişi spor gazetesi okumayı tercih etmektedir. Katılımcıların gazetelerde okudukları bölümlere bakıldığında en çok 204 kişi ile spor sayfalarını, ikinci sırada 140 kişi siyasal yorum sayfalarını, üçüncü sırada 112 kişi haber sayfalarını okuduğu görünmektedir. Ekonomi, Kültür, Magazin ve Bulmaca sayfaları taraftarların en alt sırada ilgisini çekmektedir. Katılımcıların yaşları ile gazetelerin okunma yerlerinin karşılaştırılmasında, sadece Çukurova Üniversitesinde 0.05 oranında anlamlı bir farklılık gözlenirken, Mersin Üniversitesi’nde ise anlamlı farka rastlanmamıştır. Bu anlamlı farklılık, 20-25 yaş düzeyinin katılım sayısının fazlalığından kaynaklanabilir.

Katılımcıların televizyonda izledikleri spor programlarına bakıldığında Tele Vole birinci (407 kişi), Süper Frikik ikinci (168 kişi). Süper Vole ise üçüncü olmuştur. Magazin ağırlıklı bu programların üniversite öğrencilerince de yoğun olarak izlenmesi bu tür programların artmasına neden olurken, yapımcılarda spor eğitim programlarına ağırlık vererek toplumsal bilinçlenmeye katkı sunmak sorumluluğunu göz ardı etmiş görünmektedir.

Taraftarı oldukları takımın yaşadıkları şehirdeki ve deplasmandaki maçına gitme durumlarına bakıldığında Adana ve Mersin’de okuyan katılımcılardan bir yıl içinde yaşadıkları şehirde hiç maça gitmeyenler 315 kişi olurken 235 kişi bir ve daha fazla maçlara gitmişlerdir. Deplasmana hiç gitmeyen 375 kişi iken 175 kişinin bir ve daha çok deplasmana gittiği görünmektedir. Bu sonuca göre, TV yayınlarının etkisi olduğu gibi dört büyüklerin maçlarının uzak şehirlerde oynanmasının etkisi de vardır. Taraftarların takımlarıyla deplasmana gitme durumlarına bakıldığında en sadık taraftar topluluğunun Galatasaraylılar olduğu görünürken ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada Beşiktaş ve dördüncü Trabzonspor taraftarları görünmektedir. Taraftarı oldukları takımın yaşadıkları şehirde maçına gitme sıklıklarına bakıldığında Galatasaray taraftarı ilk sırayı alırken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada ise Beşiktaş taraftarları yer almaktadırlar. Katılımcıların yaşları ile taraftarı oldukları takımların maçlarına gitmelerinin karşılaştırılmasında, sadece Çukurova Üniversitesinde 0.06 oranında anlamlı farklılığa rastlanırken, Mersin Üniversitesinde ise anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Bu anlamlı farklılık, 20-25 yaş grubunun katılım sayısının fazla olmasından kaynaklanabilir.

Taraftarı olunan takımın maçına kiminle gitmek istediklerine bakıldığında, erkek arkadaş seçeneği (183 kişi) tercih edilirken, iş arkadaşı ve aileden birisiyle maça gitme en az istenen durumdur. Taraftar olmada aile en etkili kurum iken maça beraber gitmede tercih edilmemesi ayrıca dikkat çekicidir.

Taraftarı olunun takımın galip gelmesi durumunda şehir içinde otomobille tura çıkanlar 209 kişi iken tura çıkmayanlar 335 kişidir. Üniversite öğrencilerinin maç sonrası sevinci şehir içi tuna kutlamaya çalışması, deşarj olmanın eğitim durumuyla ilişkisinin bir kez daha gözden geçirilmesi gerektirdiğini düşündürmektedir. Taraftarı olunan takımın yenilmesi veya galip gelmesi taraftarın günlük performansını etkilemektedir. Maç sonucunun pasif izleyicinin günlük yaşamına bu kadar etki etmesi üzerinde tartışılması gereken bir durumdur. Katılımcıların tuttukları takımlara göre şehir içi tura çıkma durumları karşılaştırıldığında en çok Galatasaray taraftarı dana ve Mersin’de tura çıkarken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü Sırada Beşiktaş, dördüncü sırada Trabzonspor taraftarları yer almaktadırlar. Yöresel takımların galibiyetinde Mersin idman yurdu taraftarları tura çıkarken, dana takımlarının taraftarları galibiyet halinde şehir içi tura çıkmaya ilgi duymamaktadır.

Katılımcılar taraftarı oldukları takımın tribünde maçını izlerken kendilerini heyecanlı hisseden 269 kişi, sinirli ve müdahaleci olma durumundaki taraftarların toplamının 72 kişi olması eğitim durumu yüksek kişilerin maç izlemesi ile ilişkilendirilebilir. Ancak aynı eğitimli gurubun maç izlerken küfür eden 227 kişiye karşılık, küfür etmeyen 3 4 kişinin olması maçlarda küfür etmenin yaygınlığı ile açıklanabilir. Taraftarların en çok hakemlere (147 kişi), daha sonra kendi takım oyuncularına (105 kişi) ve en az olarak rakip takım taraftarına (35 kişi) küfür ettiği görülmektedir. Taraftarı oldukları takımın maçını izlerken en çok küfreden takım taraftarı sıralamasında Galatasaray birinci. Fenerbahçe ikinci, Beşiktaş üçüncü, Trabzonspor taraftarları dördüncü olarak görülmektedir.

Katılımcıların ders saatlerinde takımlarının önemli bir maçı olması durumunda 259 kişi dersi tercih ederken, 237 kişi maça gitmeyi veya televizyondan izlemeyi tercih etmektedir. Bu da göstermektedir ki hatta içi ve hatta sonu maç saatleri ayarlanırken ders verimin düşmemesi için maçlar ders saatinin dışındaki saatlerde oynanmalı veya yayınlanmalıdır.

Maça giderken alkol alıp-almama durumları incelendiğinde 61 kişinin maçlara alkol alarak gittiği, 478 kişinin ise maçlara alkolsüz gittiği görülmektedir. Maç izlemeyi bir boşalma, rahatlama aracı olarak gören taraftarlar maça alkollü gitmekte bir sakınca görmemekteler. Tuttukları takımların maçına alkol alarak giden taraftarlar sıralamasında Fenerbahçe birici, Galatasaray ikinci, Beşiktaş üçüncü, Trabzonspor taraftarları dördüncü olarak görülmektedir.(Öztürk. Şahin, Zülkadıroğlu. İnce 1997:59)

Spor eylemlerinde şiddet olgusunun her geçen gün arttığı düşünülürse ankete katılan katılımcıların rakip takımın taraftarı ile kavga etmeyen 460 kişiye karşılık, kavga eden 78 kişinin olması üniversite öğrencilerinin de maç izleme ve sonuçları kabullenme konusunda eğitilmesini gerektirmektedir. Katılımcıların tuttukları takımlara göre rakip takımın taraftarıyla kavga etme durumlarına bakıldığında en çok Fenerbahçe taraftarları kavga ederken, ikinci sırada Galatasaray. üçüncü sırada Beşiktaş ve dördüncü sırada Trabzonspor taraftarı yer almaktadır.

Taraftarın gönül bağı oluşturduğu kulüpleri hakkında bilgilerine baktığımızda kulüp başkanının adı, soyadı ve mesleğini bilmeyen 259 kişiye karşılık 231 kişi doğru bilgi vermişlerdir. Taraftarı olunan takımı çalıştıran son dört teknik direktörün kimler olduğu sorulduğunda 261 kişi doğru yanıt vermezken, 200 kişi doğru yanıt vermiştir, taraftarı olunan takımın futbolcularının mevkileri ve adlarını 301 kişi doğru bilirken, 128 kişi yanlış bilgi vermişlerdir. Takımlarının son iki yılda transfer ettiği yabancı futbolcuların adları sorulduğunda 191 kişi doğru yanıt verirken, 223 kişi yanlış yanıt vermiştir.

Taraftar olarak ele alınan üniversite öğrencileri gurubu, toplumun eğitim düzeyi yüksek bir kesimi olmasına rağmen , alkol kullanmadan, kavga ve küfür etmeye, bahse girmeden, otomobil ile şehir içi tura çıkmaya kadar değişik davranış özellikleri sergilemektedirler. Bu nedenle spor taraftarlığı üzerine eğitici, bilgilendirici yayınlara daha çok önem verilmesi acil bir zorunluluk olarak tüm sorumluların karşısına çıkmaktadır. Bu sorumluluk, basın-yayın kuruluşlarından, kulüp yönetimlerine ve eğitim kurumlarına kadar yaygınlaşmalıdır.(Öztürk, Şahin, Zülkadiroğlu. İnce 997:59)

3. SPOR YAPAN BİREYLERİN SALDIRGANLIK DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ (TAKIM VE BİREYSEL SPORLAR AÇISINDAN BİR İNCELEME)

Saldırganlık günlük konuşmada çeşitli davranışları, duyguları, tutumları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Terimin çok fazla anlamları içeriyor olması tanımlama zorluğunu da beraberinde getirmektedir.

Cox eserinde, Dollard ve arkadaşlarının saldırganlık tanımını, başka bir kişiyi incitme amaçlı davranışın sonucu olarak bildirmekte, Kaufmann, saldırganlığı hoş olmayan bir uyaranın ortaya çıkma olasılığının sıfırdan daha büyük olduğu zaman canlı bir hedefe yöneltilen bir davranış olarak görmekte; Baron ise onu başka birisine zarar verme, onu incitme amacı güden ve böyle bir davranıştan kaçınmak isteyen birisine yöneltilen herhangi bir davranış şekli olarak değerlendirmektedir. Şimdiye kadar yapılan bu tanımlar davranışlarla sınırlandırılmış fakat duygulara ilişkin herhangi bir atıfta bulunulmamıştır. Gergen ve Gergen saldırganlığın salt davranışsal olmadığını, davranışa öfke, düşmanlık, patlama gibi duygusal öğelerin de eşlik ettiğini belirtmektedirler. Berkowitz, yukarıda yapılan saldırganlık tanımlarından farklı olarak Bussın saldırganlık tanımına değinmektedir. Buss, saldırganlığı tanımlarken niyet gibi subjektif kavramları kullanmamaya çalışmaktadır, çünkü ona göre niyet gibi subjektif bir kavram objektif olarak değerlendirilemez ve saldırıda bulunanın gerçek niyeti her zaman bilinemez.

Sonuç olarak saldırganlık duygu, niyet, amaç ve davranış öğeleri ile birlikte değerlendirilmesi gereken çok yönlü bir kavramdır. (Tiryaki 1997:109-115)

Saldırganlığı açıklamaya çalışan kuram içgüdü kuramına göre saldırganlık içgüdüsel bir davranıştır. Biyolojik kurama göre insanın biyolojik yapısından kaynaklanmakta, sosyal öğrenme kuramına göre saldırganlıkta çevre- birey etkileşimi ve pekiştirmenin önemi büyüktür ve engellenme saldırganlık kuramına göre de engellenme saldırgan davranışlara neden olmaktadır. Saldırganlıkla ilgili son çalışmalarda sosyal öğrenme kuramı ile engellenme saldırganlık kuramı birlikte ele alınmakta ve bu kuramda yeniden gözden geçirilmiş engellenme-saldırganlık kuramı olarak isimlendirilmektedir. Bu kuram saldırgan eylemlerin ortaya çıkmasında, artan uyarılmışlık ve öfkeyle toplumsal olarak öğrenilmiş ipuçlarının saldırgan davranışlara neden olacağını ileri sürmektedir.

Yöntem

Denekler: Araştırmamıza yaşları 18-24 arasında değişen (X=21 .74), 411 spor yapan denekle, 191 spor yapmayan denek olmak üzere toplam 602 denek katılmıştır.

Spor yapan denekler Mersin, Marmara ve Celal Bayar Üniversitesinde öğrenim gören öğrenci sporculardır. Spor yapmayan denekler ise Mersin Üniversitesinin çeşitli bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerden oluşmaktadır. Deneklerin seçilmesinde tabakalı örneklem tekniğine başvurulmuştur. Yani, bireysel ve takım sporlarından ve saldırganlık düzeyi yüksek Olduğu tahmin edilen sporları yapanların, belirli oranlarda örnekleme dahil edilmesi yoluna gidilmiştir. Sporcu olmayan denekler ise basit tesadüfi örneklem tekniği ile seçilmiştir.

Ölçüm Aracı

Araştırmamızda kullanılan saldırganlık envanteri ipek İlter (Kiper) tarafından geliştirilmiştir. Envanter grup olarak üniversite öğrencilerine uygulanmaktadır ve 30 maddeden oluşan üç alt testi içermektedir. Bunlar yıkıcı saldırganlık, atılganlık ve edilgen saldırganlıktır. Envanterin kendisinde olmamakla birlikte, her üç alt ölçeğin toplam puanlarından yola çıkılarak her denek için genel bir saldırganlık puanı da elde edilmiştir. Ayrıca deneklerin demografik özellikleri (cinsiyet, gelir düzeyleri, spor yapıp yapmamaları, spor yapanların hangi sporu yaptıkları) soru kağıdında, envanterle ilgili sorulardan önce sorulan birer soru ile belirlenmiştir.(Tiryaki 1997:109.115)

Verilerin İstatistiksel Analizi

Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değerler v.b.), varyans analizi (ANOVA), istatistiksel tekniklerine başvurulmuştur. Verilerin analizi SPSS paket programının 5.0.2 versiyonunda gerçekleştirilmiştir.

Bulgular ve Tartışma

Ele aldığımız amaç çerçevesinde yapılan alan araştırmasından elde edilen sonuçlar spor yapma, cinsiyet, gelir değişkenleri ile saldırganlık ilişkisinin karşılaştırılmasına dayalı olmuştur. Araştırmanın konu ile ilgili olarak ortaya attığı denencelerin önemli oranda doğrulandığı görülmüştür. Buna bağlı olarak spor yapanların yapmayanlardan, erkek sporcuların kızlardan daha saldırgan olduğu belirlenmiştir.

Spor genellikle başarma, kazanma, yenme yada galip gelmey1e eşanlamlı olarak düşünüldüğünden, aşırı yasal fiziksel davranış bir yerde kazanma amacına hizmet edebilir. Sportif ortamda fazlasıyla yasal saldırgan davranan bir sporcuya verilen cezalar genellikle bir ödül gibi az gelmekte ve bu davranışı pekiştirilmektedir (Örneğin: hentbolde gole giden rakibini fazla yasal saldırganlıkla önleyip, iki dakika cezası alma gibi). Sportif ortam bu tür pekiştirmeler için çok uygun bir ortam olma özelliğine sahip görünmektedir. Diğer taraftan takım koçlarının saldırganlığı ketlemesi yada ödüllendirmesi bazı sporcuların niçin daha saldırgan olduğunu açıklayabilir. “Top geçer, adam geçmez”, “Acı yoksa kazanma da yoktu”, “ya sert oyna ya evine git” gibi sloganları takıma yerleştirmeleri aslında saldırganlığın sportif ortamda öğrenildiğini anlatmaktadır.

Sportif ortamda amaca yönelik her hareket rakip tarafından bir engellenme ile karşılaşmaktadır. Dolayısıyla engellenme ile ortaya çıkan gerginlik ve öfke ve bunun sonucu saldırganlık (engellenme-saldırganlık kuramı), yarışmanın uygun bir anında (sosyal öğrenme kuramı) kendisini göstermektedir. Spor karşılaşmaları yüzbinlerce izleyenin önünde yapılmakta ve izleyenlerin sayısının yoğunluğu ile saldırgan davranışların sıklığı arasında bir ilişkinin olduğu görülmektedir. izleyenlerin destekleyici olup olmaması, saldırganlığı da etkilemektedir. Doğaldır ki rekabetin her zaman ve en üst düzeyde olduğu tek ortam spor olarak görünmektedir. Sporcuların sporcu olmayanlardan daha saldırgan oldukları Koruç ve Bayar’ın (1990) makalelerinde de ifade edilmektedir. Diğer taraftan spor yapanların, spor yapmayanlardan daha saldırgan olduğu Singer’in ve Cratty’nin eserlerinde belirtilmektedir. F Hellstedt’de, spora katılımın benlik yitimi, depresyon ve saldırganlık gibi negatif etkilere sahip olduğundan söz etmektedir. Bu bağlamda spor yapan erkeklerin spor yapmayan erkeklerden ve spor yapan kızların da spor yapmayan kızlardan niçin daha saldırgan olduğu açıklanabilir. Spor yapan erkeklerin spor yapan kızlardan daha saldırgan olmalarını ailelerin geleneksel çocuk yetiştirmelerinde erkek çocukların saldırgan davranışlarını pekiştirdikleri, buna karşın kız çocukların bu davranışlarını ise bastırdıkları bilinmektedir. (Tiryaki 1997:109-115)

Takım sporu yapan deneklerin, bireysel spor yapan deneklere göre daha atılgan oldukları bulunmuştur. Bilindiği gibi atılganlık, otoritelere göre saldırgan davranış olarak kabul edilmemektedir. Takım sporlarının bir çoğunda rakiple temasa sınırlı kurallar çerçevesinde izin verildiğinden, bu sporları yapanların doğrudan rakibe saldırıda bulunmaları söz konusu değildir. Takım sporlarında koçların çoğunun söylediği “Daha agresiv savunma ya da hücum” ile anlatılmak istenilen sporcuların yasal kurallar içinde, kuralların sınırına- kadar rakibi zorlamaktır ki bu atılganlık olarak nitelendirilebilir. Ayrıca takım sporlarının kollektif bir kimlik yarattığı ve bu kimliğin “biz ve onlar” şeklinde bir ilkeyi yansıttığı, dolayısıyla takım sporlarında saldırganlığın daha fazla görüldüğü ifade edilmektedir.

Saldırganlık alt ölçeklerine ilişkin ortalama puanlar spor branşlarına göre karşılaştırıldığında, voleybolcuların atılganlık ortalama puanlarının rakiple doğrudan fiziksel temas gerektiren sporlar diyebileceğimiz judo, karate, tekvando, boks. kick boks yapanlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Voleybol dalındaki sporcuların daha atılgan olmaları, voleybolun rakiple doğrudan bir temas gerektirmemesinden kaynaklanabilir. Müsabaka sırasında voleybolcular rakiplerine vurmayı düşünecek kadar öfkelenseler bile, arada bir filenin bulunması, rakiple temasın hiç olmaması nedeniyle daha atak oynayarak, topun rakip sahaya daha sert gönderilmesi şeklinde ifade edilebilir. Dolayısıyla niyetlenilen doğrudan saldırganlık, bir yerde dolaylı saldırganlık ile yer değiştirmektedir.

Rakiple doğrudan fiziksel temas gerektiren judo, karate, tekvando, boks, kick boks gibi sporları yapanların puanlarının düşük olması ilginç bir bulgu olarak görünmektedir. Beklenilen, bu tür spor yapanların daha saldırgan olacakları şeklindedir. Engellenme-saldırganlık kuramı da bireyin saldırganca davranması sonucunda daha sonraki saldırgan davranışlarında bir azalma ola cağını varsaymaktadır.(Tiryaki 1997:109 – 115)

Atletizm sporu yapanların edilgen saldırganlıklarının fiziksel temas gerektiren sporları yapanlara göre judo, karate, tekvando, boks, kick boks) yüksek olduğu görülmektedir. Bilindiği gibi edilgen saldırganlık yada pasif saldırganlık. edilgen olmanın neden olduğu zarar vermedir. Atletizmde özellikle de kulvar farkının ortadan kalktığı koşullarda, çivili ayakkabılarıyla bilerek rakibinin topuğuna basmak şeklinde araçsal bir saldırganlık çok seyrek olarak görülse bile, genelde gözlenen, sporcuya çok acı veren kas kramplarının atletlerde sık görülmesi ve rakibin buna hiç aldırış etmemesidir. işte bu, bir pasif saldırganlık örneğidir.

Gelir düzeyi göz önüne alınarak yapılan tüm karşılaştırmalardan elde edilen bulgular, gelir düzeylerine göre deneklerin saldırganlık puanları arasında bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Kiper ve Kozcu ise eserlerinde, yurt içinde ve dışında gelir düzeyi ile saldırganlık arasındaki ilişki ile ilgili çalışmalardan örnek vererek, alt gelir grubunda olanların daha saldırgan olduklarını belirtmektedirler. ancak yazarların sözünü ettiği çalışmalar bütünüyle sportif ortamın dışındadır ve daha önceden de belirtildiği gibi sportif ortam diğer ortamlardan bütünüyle farklıdır. En alt gelir düzeyine sahip yakın teması gerektiren spor dallarıyla ilgilenen bireyler, sportif ortamda saldırganlıklarının boşalımına olanak bulabilmektedirler. Oysaki benzer bir olanakla. spor ortamının dışında nadiren karşılaşılmaktadır. (Tiryaki 1997:109 – 115)

4. FUTBOL SEYİRCİSİNDE SALDIRGANLIK EĞİLİMLERİ

(İSTANBUL ÖRNEĞİ)

Müsabaka sırasında istenmeyen olaylardan bir tanesi de, seyircilerin saldırganlık göstermesidir. Taraftar saldırganlığı ve sebepleri ile ilgili çeşitli araştırmalar yapıldığı bilinmektedir. Bu araştırmada İstanbul’daki statlara müsabaka izlemeye gelen birinci lig seyircilerine 20 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Rastgele örnekleme yolu ile seçilen 203 taraftara anketler uygulanmış ve değerlendirilmiştir.

Araştırma grubunun büyük bir çoğunluğu 15-25 yaş grubunda toplanmıştır. Aynı zamanda erkeklerin kadınlara oranı oldukça fazladır. Gelir düzeyinin nispeten düşük olduğu da görülmektedir. 1996 verilerine göre yaklaşık %80’lik bir kesim 10-30 milyon arası gelire sahiptir. Müsabakalara gelen bekarların oranı evlilere göre yaklaşık iki kat fazladır. Yine araştırma grubunun yaklaşık üçte biri öğrencilerden teşkil etmektedir. Seyirciler maç seyretmeye daha çok spor sevgisi ve takımı desteklemek için gelmektedir ve yaklaşık yansı spor yaptığını ifade etmektedir. Seyirciler kendilerini en fazla tahrik eden davranışın hakemler olduğunu belirtmektedir. Bunun yanında araştırma grubunun %lO’undan fazlası stada gelirken kesici yada delici bir alet getirdiğini ifade etmektedir.

Araştırmada ayrıca stadlardaki fiziki ve diğer şartlar ile yaş, cinsiyet, oturulan semt gibi değişkenlere göre karşılaştırmalı analizler de yer almaktadır.

Futbol, seyirlik bir spor olması ve kitleleri peşinden sürüklemesi özelliği ile, diğer branşlardan farklılık göstermektedir. Psiko-Sosyal açıdan bakıldığında, seyircilerin günlük hayatlarının dışına çıkarak farklı kimliklerle bu faaliyetlere katıldığı gözlenmektedir. Futbol müsabakaları, özellikle kalabalıkların içinde şahsiyetin kaybolması ve çeşitli dış uyarıcıların etkisiyle çeşitli arzu edilen veya edilmeyen toplu olayların meydana geldiği bir ortam olmaktadır. (Karagözoğlu, Mungan Ay 1997 : 165 – 172 )

Futbol seyircisi, sosyal psikoloji açısından yapılan bir incelemede grup” olarak ele alınmaktadır. Çeşitli grup tanımları arasında Bass tarafından ortaya atılan ve grubu belli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla birlikte hareket eden bireylerin oluşturduğu topluluk şeklinde tanımlayan yaklaşım, spor seyircisine uygunluk göstermektedir.

Sosyal psikolojide saldırganlık, genel olarak diğerine zarar vermek amacıyla bir kişi ya da grup tarafından gerçekleştirilen davranış şeklinde tanımlanmaktadır.

Spor seyircisinde görülen ve saldırganlığa kadar varabilen eğimlerini sürekli olarak olumsuz şekilde değerlendirmemek gerektiği de bilinmektedir. Özellikle seyircilerin toplu olarak karşı takım seyircilerine yönelik olarak ( etik kurallar dahilinde) yaptığı tezahüratlar, bir çeşit boşalma işlevi görmektedir. Toplumsal kuralların dışına çıkmayan sözlü sataşma, karşı grubu çeşitli yönlerden itham etme, hakeme yönelik çeşitli davranışlar ve benzerleri bu çerçevede sayılabilir. Bu görüşe göre kişilerin kendini ifade edememe, yaşadığı çeşitli problemler ve günlük zorluklara karşı legal şekilde bir tür tepki gösterme biçimi olarak da değerlendirilmektedir. Anılan yaklaşımdaki dikkate değer nokta, bireylerin bu saldırgan davranışlarını legal yoldan ifade edememesi halinde günlük hayatlarında illegal şekillerde (suç işleme, saldırganlık vs.) dille getireceğidir.

Ancak bu durumda sık olarak müsabakaları izlemeye gelen taraftarlar, sınırlan aşarak tersi bir durumu da ortaya çıkarabilmektedir. Çeşitli saldırganlık türlerinin sergilendiği bu durumlarda ise boşalma ve rahatlama fonksiyonu tersine dönmekte ve bu kez de “kışkırtıcı’ bir şekil almaktadır. O halde seyirci saldırganlığı “güvenlik supabı” ve “kışkırtıcı” olarak iki ayrı boyutta değerlendirilebilmektedir.

Saldırganlığın kaynakları ile ilgili çeşitli teoriler bulunmaktadır. En fazla kabul gören teoriler, arasında “içgüdü teorisi”, “güdü (engellenme-saldırganlık) teorisi” ve “öğrenme teorisidir”. Bu teoriler içinde sosyal açıdan bireyin etkileniş şeklini” sosyal öğrenme teorisinin” nispeten daha iyi açıkladığı görülmektedir. Saldırganlık türleri olarak da “tepkisel” ve “araçlı” olmak üzere iki çeşit saldırganlık türü olduğu ifade edilmektedir. Tepkisel saldırganlık herhangi bir etki karşısında gösterilebilirken, araçlı saldırganlık ise herhangi bir hedefe ulaşmak için yapılabilmektedir. ayrıca kendine yönelik ve çevreye yönelik saldırganlıktan da söz edilmektedir.(Karagözoğlu, Mungan Ay 1997:165-172)

Sosyal öğrenme teorisine göre saldırganlık eğilimi, bireyin’ geçmiş yaşantılarında edindiği tecrübelere göre şekillenmektedir. Herhangi bir davranışı ödüllendirilen birey, bu davranışı gösterme ihtimalini arttırmaktadır. Ödüllendirildikçe de elde ettiği tatmin miktarı artmaktadır. Bu nedenle de “saldırganlığı en iyi açıklayan teori sosyal öğrenme teorisi olarak ifade edilmektedir. Taraftarlar açısından değerlendirmek gerekirse; herhangi bir seyirci, desteklediği takımın seyircilerinin oluşturduğu grubun içine girmekte, buradaki davranış biçimlerini görerek benimsemekte, benimsediği ölçüde de desteklenmekte ve kabul görmektedir. Bu şekilde de grup tarafından yönlendirilmektedir. it olunan grubu temsil eden takımın kazanması için verilen destek, bir süre sonra kazanmayı engelleyen veya engellemesi muhtemel olan faktörlere karşı (hakemler, rakip takım oyuncuları, rakip takımın seyircileri gibi) tavır takınılmasını da beraberinde getirmektedir. Bu tavır da zaman zaman saldırganca (Karagözoğlu. Mungun Ay 997:1 65 72)

Gösterilen saldırganlık çoğunlukla çirkin tezahürat şeklinde olmakla birlikte, fiziksel saldırganlık gösterildiğinde de sık olarak rastlanmaktadır. Sözlü ya da fiziksel saldırganlığın hangisinin daha tehlikeli olabileceği tartışılabilir. Şüphesiz sözle bir kişiye verilebilecek zarar sınırlı olmakla birlikte, yukarıda belirilen “kışkırtıcı” fonksiyonu nedeniyle, sözlü saldırganlık da oldukça tehlikeli sonuçlara yol açabilecek bir yapıdadır.

Seyircilerin büyük bir çoğunluğunun ailesinde de maça gidenlerin bulunduğu görülmektedir.

Grafik : 1. Maç Esnasında Olaylara Katılma Oranı

Bir önceki duruma benzer bir mantıkla, çeşitli olaylarda yaralanma oranının da dikkate değer bir ölçüde olduğu görünebilir.

Grafik : 2. Seyircileri En Fazla Tahrik Eden Unsurların Dağılımı

Seyircileri en fazla hakemlerin uyardığı ve tahrik ettiği görünmektedir. Bu da hakemlerin eğitimlerini ve davranışlarını gündeme getirmektedir.

Grafik : 3. Stada Gelirken Kesici veya Delici Alet Getirme Oranı

Seyircilerin % İ 211k bir kısmı stada tehlikeli aletlerle geldiğini ifade etmektedir. Bu konuda alet getiren bireylerin önceden bunu planladığı düşünülürse, gösterilen saldırganlığın türünün de tepkisel saldırganlık Olduğu görülecektir. (Karagözoğlu. Mungan Ay 1997:165-172)

Araştırma sonuçlarına göre, özellikle daha fazla olay çıkarma ve saldırganlık gösterme eğiliminde olan kesimin, statlara daha fazla gelen kesim olduğu ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bu kişilerin yanlarında başkalarına zarar verme amacıyla kesici veya delici cisimler de getirme eğiliminin daha fazla olduğu görülmektedir.

Tahrik edici unsur olarak hakemlerin diğer seyirciler ve sporculardan daha etkili olduğu görülmektedir. ayrıca oransal olarak değerlendirme yapıldığında, statlara kesici veya delici alet getirme eğiliminin azını; azımsanamayacak boyutlarda olduğu anlaşılmaktadır.

Saldırganlık eğilimlerinin azaltılması amacıyla, öncelikle fiziksel saldırganlığa veya çeşitli karşı tepkilere yol açabilen küfürlü tezahüratın önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu amaçla bayan izleyici sayısının arttırılması ve teşvik edilmesinin faydalı olacağına inanılmaktadır. ayrıca stada gelirken bir kez kesici veya delici alet getirenlerle, çeşitli olaylar çıkaranların belli sürelerle statlara alınmaması ve teşhir edilmesinin de caydırıcı olabileceği düşünülmektedir. (Karagözoğlu, Mungan Ay 1997: 165 – 172)

Yorum Yapın


Destekliyoruz arkadaş - arkadaş - partner - partner - partner - oyun oyna - çocuk oyunları - ben10 oyunları - jinekolog - kadın dogum doktoru - kadın doğum uzmanı - amerikan pastası - aksesuar oyunları -