Davranışsal Yaklaşım

İnsan zihninin işleyiş biçimini incelemek ilk başlarda psikolojinin temel konusu olarak kabul edilmiştir .başlangıçta felsefenin yoğun etkisi altında olan psikoloji bireyin düşünme ve anlama yetenekleri üzerinde çalışmayı ön plana almıştır .içebakış yöntemini kullanan o devrin psikologları düşüncenin yapısını anlamaya çalışıyordu .psikologların çoğunun felsefe eğitimi almış olması ve psikolojik araştırma becerilerinin olması içe bakış yönteminin düzensiz bir şekilde kullanılmasına yol açtı.

AraÅŸtırmalarda elde edilen güvenilir olmaktan uzak ve ne anlama geldiÄŸi belirsiz veriler psikologlar arasında ciddiye alınmaya baÅŸlandı. Bu yüzden Amerikalı psikolog James b. Watson 1920’lerde zihinde olup biten düşünce ve duygularla hiç ilgilenmeden bireyin gözlenebilen davranışlarını incelemeyi amaçlayan davranışsal yaklaşımı önerdi.

Davranışsal yaklaşım,bireyin gözlenebilen ve dolayısıyla, ölçülebilen davranışlarını incelemeyi psikolojinin tek bilimsel yöntemi olarak savunur. Bu görüşe göre içebakış düşünce ve duygu gibi, deneğin kendisinden başka kimsenin gözlemesine olanak vermeyen bir olgu içerdiğinden özneldi. Davranışsal yöntem ise herkesin gözleyebildiği bir olgu içerdiğinden nesneldi. Bilimsel yöntemin nesnelliği fizik, kimya, biyoloji gibi diğer bilim dallarında oldukça yerleşmiş bir özellik olduğundan davranışsal yöntemin nesnel olma özelliği onun bilimsel yöntemle eş anlamlı imiş gibi algılanmasına yol açtı.

Davranışsal yaklaşım (U-D) psikolojisi olarak da bilinir. Uyarıcının cinsi, ÅŸiddeti ve tekrarı ile davranışın türü, kuvveti ve frekansı arasındaki iliÅŸkiyi inceler. Ayrıca, davranışı pekiÅŸtiren ödüllendirme koÅŸullarını da ele alır. Harvard Üniversitesi profesörlerinden B.F Skinner, bu konudaki çalışmasıyla ün yapmıştır. Uyarıcı –davranış psikolojisi organizmanın içinde olup biten biyolojik veya biliÅŸsel süreçlerle ilgilenmesi amacı çevredeki uyarıcı koÅŸullarla ortaya çıkan davranış arasındaki iliÅŸkiyi incelemektir. Organizmanın içindeki süreçlerle ilgilenmediÄŸi için bu yaklaşıma “boÅŸ organizma” yöntemi adını verenler de olmuÅŸtur. Öğrenme süreci, çevredeki ödüllendirme koÅŸullarıyla açıklanır. U-D yaklaşımı gazete haberi olarak verilen MehmetÅŸah DemirtaÅŸ’ın karısını ve iki çocuÄŸunu öldürmesini, onun içinde yaÅŸadığı çevrenin ödüllendirme koÅŸullarında arar. MehmetÅŸah belirli bir toplumda yetiÅŸmiÅŸ ve belirli ödüllendirmelerle koÅŸullandırılmıştır. Karısını ve çocuklarını öldürmek onun içinde bulunduÄŸu koÅŸullar yönünden en ödüllendirici davranıştır. Cezaevindeki dedikodu MehmetÅŸah’a karısının ne yaptığını bildiren kiÅŸi veya kiÅŸilerin gözünde küçük düşmek bir erkek olarak yaÅŸamının sonuna kadar namusu lekeli olarak onursuzca yaÅŸamak seçeneklerinin yanında karısını öldürerek namusunu temizlemek MehmetÅŸah DemirtaÅŸ’ın içinde bulunduÄŸu koÅŸullar içinde en ödüllendirici öğrenilmiÅŸ davranışlardır.

BasitleÅŸtirerek özetlemeye çalıştığımız U-D psikolojisi, psikoloji biliminin geliÅŸiminde önemli bir basamağı oluÅŸturur. Bir bilim olarak üniversitelerde ve sosyal yaÅŸamda psikolojinin yaygın olduÄŸu Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde U-D yaklaşımı 1930-1960 yılları arasında en belirgin yaklaşım olmuÅŸ ve birçok araÅŸtırmanın temelini oluÅŸturmuÅŸtur. Daha sonraki yıllarda ise Avrupa’da daha kuramsal ve biliÅŸsel süreçlere ağırlık veren psikolojik yaklaşımların geliÅŸmesiyle, etkisi zayıflamıştır. Günümüzde psikologlar biliÅŸsel süreçleri hesaba katmadan yalnızca nesnel çevre koÅŸullarıyla U-D yaklaşımı içinde, bireyin davranışlarının açıklamanın olanaksız olduÄŸunu düşünürler.

[2]Bu yöntemin insana uygulanması bilinç sorununu yeniden ortaya çıkarmayacak mıydı? Bilinci bir yana olanaklı mıydı? Davranışçı devrim denen ÅŸeyin yaratıcısı A.B.D’li Watson’un ilkin hayvan ruhbilimiyle uÄŸraÅŸmış olması bu bakımdan ilginçtir. Watson’a göre ruhbilim insanların nesnel olarak gözlenebilir davranışlarının incelenmesidir ve davranış kavramı da U-Y (uyarı-yanıt) çifti kavramına indirgenmektedir. Ne tür olursa olsun bir davranış belli bir anda çevreden gelen uyarılar topluluÄŸu olan U’ ya gösterilen tepkiler (kaslara ya da salgı bezlerine iliÅŸkin) topluluÄŸundan, yani Y’ tan baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Düşünce bile dilsel “davranıştan” belirtik ya da örtük “gırtlak-dudak” tepkilerinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. U ve Y, öznenin dışındaki gözlemleyici tarafından saptanabilir ve burada içebakış hiçbir zaman iÅŸe karışmaz; ruhbilimcinin görevi de davranışın genel yasalarını saptamak, uyarılar bilinince tepkileri önceden kestirmek ve tepkilerden, bunları doÄŸuran uyarılara yönelmektir.

Davranışçılığın baÅŸarısı sıkı bir olguculuk yani nesnel olarak gözlenebilen olgulardan ve bunların yasalarından baÅŸka ÅŸeyi göz önünde tutmayan bir yöntem olarak ortaya çıkmasından ileri gelir. Ama davranışçılık her davranışın eninde sonunda koÅŸullu reflekse indirgenebileceÄŸini yani ruhsal olanın, organik olanın bir üst yapısından baÅŸka ÅŸey olmadığını ileri sürerek, :-):-):-):-)fiziksel hava taşıyan bir kurama düşmekten kaçınamamıştır. Nitekim davranışçılık, Watson’ un basitleÅŸtirici ÅŸemalarına deneyin zorla kabul ettirdiÄŸi düzeltmeler sayesinde verimli olabilmiÅŸtir.

[3]Uyarı- yanıt:

Watson’ un göz önünde tuttuÄŸu dar anlamda davranış kavramı bilince baÅŸvurmayı bir yana bırakır. Bu görüş açısına göre bilinç çok öznel olduÄŸu için bilimsel inceleme konusu edilemez. Bir insanın ya da herhangi bir canlının davranışı her zaman uyarı ve yanıt terimleri içinde dile getirilebilir. Uyarı terimi dış ortamda (ışık ya da ses dalgaları; koku duyusunu etkileyen parçacıklar; ÅŸoklar; asitlerin ve elektrik akımlarının etkileri vb.) ya da iç ortamdan (kasların hareketi ve salgı bezlerinin salgıları) gelen bütün uyarmaları belirtir. Yanıt da çeÅŸitli kasların yaptığı hareketlerin, uyarı etkisiyle kendini gösteren her çeÅŸit salgıyı dile getiren bir terimdir. Uyarı- yanıt iliÅŸkisi rasgele bir iliÅŸki deÄŸildir ve bir uyarılmanın gerçekleÅŸmesine yöneliktir. Davranış ruhbiliminin amacı belli bir uyarılar topluluÄŸu ile bunlara verilen yanıtlar arasındaki deÄŸiÅŸmez iliÅŸkilerin saptanması ve bu terimlerden biri bilinince öbürünün önceden kestirilmesi ya da ortaya çıkarılmasıdır. Watson psikanalizdeki içe bastırma gibi uzun vadeli yanıtları ve uyarı ile yanıt arasında yer alan sinirsel süreçleri bir yana bırakmıştır. Ona göre yanıtın (Y), durumun (D) bir iÅŸlevi ( İ) olduÄŸu Y= İ(D) söylenebilir. Yani yanıt belirli bir biçimde gösterilen bir tepkidir.

İnsan kahvaltı eder bisiklete biner konuşur utanır güler ve ağlar .tüm bunlar davranış biçimleridir ;bir organizmanın gözlenebilir gözlene bilir etkinlikleridir .davranışçı yaklaşım sayesinde bir psikolog içsel fonksiyonlarını yerine davranışlarına bakar inceleyebilir. Davranışın psikolojininsek inceleme konusu olduğu yolundaki görüş bu yüzyılın başında Amerikalı psikolog john B. Watson tarafından ortaya atılmıştır. Bu tarihten önce psikoloji zihinsel deneyimleri incelenmesi olarak tanımlanıyor ve psikolojiyle ilgi veriler geniş oranda içe bakış biçimindeki kişisel gözlemlerden oluşuyordu.

İçe bakış kişinin kendi algı ve duygularını dikkatlice inceleyip kaydetmesi anlamına gelmektedir. İçebakış bir uyaranın (örneğin ,çakan bir ışık)yol açtığı anlık duygusal izlenimlerin kaydedilmesinden duygusal deneyimlerin (örneğin, psikoterapi sırasında) uzun süreli araştırılmasına uzanan geniş bir yelpazeye sahiptir. Tanımlanan bu iki tür içebakış her ne kadar bir birine benzemiyor gibi görünse de bunları diğer bilimsel alanlardaki gözlemlerden ayıran özel bir ortak nitelikleri vardır. Doğal bilimlerle ilgili bir gözlemi nitelikli herhangi bir bilim adamı tekrarlaya bilirken içebakış yöntemiyle elde eden bir gözlemi yalnızca bir gözlemci bildirebilir.

Watson içebakışın gereksiz bir yaklaşım olduğunu düşünüyordu. Ona göre psikoloji bir bilim olacaksa verilerinin gözlemlenebilir ve ölçülebilir olması gerekiyordu. İçebakış yöntemiyle kişinin algı ve duygularını yalnızca kendi gözlemleye bilir oysa bir kimsenin davranışları başkalarınca gözlemlenebilmektedir. Watson psikolojinin yalnızca insanlarının ne yaptıklarını davranışlarını inceleyerek nesnel bir haline getirilmesinin mümkün olabileceği görüşü savunmuştur.

Watson’un konumu sonradan davranışçılık adını aldı;davranışçılık 20.yy’ın ilkyarısında psikolojinin yönüne belirlemiÅŸtir,ondan doÄŸan uyaran davranım psikolojiside özellikle Harvat psikologlarından B.F.Skiner’in çalışmaları sayesinde etkisini hala sürdürmektedir. Uyaran davranan psikoloji(ya da kısaca S-R psikolojisi ) davranışsal karşılıkları açığa çıkaran uyaranların bu karşılıklara neden olan ödül ve cezalar ile ödül ve ceza örüntülerini deÄŸiÅŸtirilmesi ile elde edilen davranış deÄŸiÅŸiklerini inceler.

S-R psikolojisi organizma içerisinde ola gelenleri dikkate almaz. Bu nedenle kimi zaman S-R psikolojisine kara kutu yaklaÅŸma adı verilmiÅŸtir. Kutunun içindeki sinir sisteminin etkinlikleri yok sayılır ya da göz ardı edilir. S-R psikologları psikoloji bilimin kutunun içinde neler olduÄŸunu merak etmeksizin doÄŸrudan kutunun içine girenlerle oradan çıkanlarla tem ellendirebileceÄŸini savunurlar. Böylece öğrenilmiÅŸ davranışın nasıl deÄŸiÅŸtiÄŸi gözlemlenerek –örneÄŸin hangi ödül ve ceza örüntülerinin en az hata ile en hızlı öğrenmeyi saÄŸladığına bakılarak bir öğrenme kuramı geliÅŸtirilebilir. Yararlı olması için kuramın öğrenmenin sinir sisteminde oluÅŸturduÄŸu deÄŸiÅŸikleri belirlemesine gerek yoktur. Bilimde ve mühendislikte mekanik sistemlerin böyle bir yaklaşımla incelenmesine girdi çıktı analizi adı verilmektedir. Tam bir S-R yaklaşımında bireyin bilinçli deneyimleri dikkate alınmaz. Bilinçli deneyimler yalnızca bunu yaÅŸayan kiÅŸinin farkında olduÄŸu olaylardır. Zorlu bir problemi çözdünüz sırada zihninizden geçen düşüncelerin farkında olabilirsiniz. Öfke korku ya da heyecanın nasıl bir duygu olduÄŸunu bilirsiniz. Bir gözlemci eylemlerinizden hangi duyguları yaÅŸamakta olduÄŸumuzu çıkarabilir. Ancak bilinçlilik süreci duygunun o anda farkında olma yalnızca size aittir. Bir psikolog kiÅŸinin bilinç deneyimleri hakkında söylediklerini kaydede dilebilir ve bu nesnel bilgiden yola çıkarak kiÅŸinin zihinsel etkinlikleri hakkında çıkarsamalarda bulunabilir. Ama S-R psikologları genellikle uyaran ve davranım arasında gerçekleÅŸen zihinsel süreçleri inceleme yoluna gitmezler.

Günümüzde pek az psikolog kendisini katı bir davranışçı olarak tanımlayacaktır. Yine de psikolojide bir çok çağdaş gelişmenin kaynağını davranışçıların çalışmaları oluşturmuştur. 5

NÖROLOJİ

[4]Her davranışın temelinde son derece karmaşık sinirsel süreçler yer alır. Beyinde oluşan sinirsel süreçler belirli bir düzen izleyerek kaslara geçer ve gözlene bilen davranışlar halinde dışa yansır. İnsan beyni 13 milyarı aşkın sinir sistemi hücresi ve bağlantılardan oluşur. Bu karmaşık düzenin nasıl çalıştığını ayrıntılarıyla bilebilmek yoğun araştırma gerektirir.

Normal insan beyni üzerine deneysel araştırma yapmak,okuyucunun kolayca tahmin edebileceği nedenlerden dolayı, ahlaki ve yasal yönlerden mümkün değildir. Bu yüzden beynin işleyişiyle ilgili bilgilerimiz, hayvanlar üzerinde yapılan deneysel araştırma bulgularına olduğu kadar, trafik kazalarından sonra yapılan beyin ameliyatlarından yapılan gözlemlere dayanır. Örneğin ,trafik kazsı sonucu beynin belirli bölgesi yaralanmış kişinin hatırlamayla ilgili sorunları , bellekle beyin bölgesi arsında ilişki olduğunu düşündürür .

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, beynin işleyişiyle bireyin davranışı ve yaşantısı arasında bir ilişki olduğunu kanıtlamıştır. Örneğin, beyne yerleştirilen elektrotların uyarılmasıyla hayvanlarda ,kızgınlık ve korku belirten davranışlar ortaya çıkmıştır. Aynı biçimde insan beyninin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılmasıyla hoş ve hoş olmayan izlenimlerin ortaya çıktığı gözlenmiştir .beyin ameliyatı süresince beynin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılması geçmişteki olayların son derece ayrıntılı ve açık bir biçimde hatırlanmasına yol açmıştır.bu yaklaşımı uygulayan bir psikolog, girişte gazete haberi olarak verdiğimiz davranış nörobiyojik süreçler çerçevesi içinde incelediği zaman Mehmetşah Demirtaş davranışını beyin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi ,beynin değişik bölgelerinin işlevleriyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi, beynin değişik bölgeleri birbirinden farklı işlevler görürler. Bu işlevlerden biri beyin kabuğuyla ilgilidir. Korteks olarak adlandırılan beyin kabuğu, çoğu kere saldırgan eğilimlerin sınırlama ve ket vurma gibi bir işlev görür. Beyin kabuğu, entelektüel faaliyet içinde bulunan eğitilmiş kişilerde daha çok gelişir ve bu nedenle, yüksek eğitim görmüş kişilerde saldırgan davranış daha azdır.

Davranışı nörobiyolojik süreçlerle açıklayanlar, kişinin salgı bezlerinin çalışmasını, kanın kimyasal yapısını ve bireyin beslenme düzeyinin de açıklamalarına temel etken olarak alırlar. Bu şekilde düşünen psikologlara göre çevrede olan değişiklikler, örneğin havanın basıncındaki, ısısındaki, veya nemindeki değişiklikler, vücuttaki nörokimyasal değişiklikler kendini gösterir. Bizim bahar yorgunluğu dediğimiz ruh halinin altında iklimle ilgili faktörler yatar.

İnsan beyninin son derece karmaşık bir işleyiş düzeni olması ve araştırmaların deneysel olarak yapılamaması, davranışın nörobiyolojik temeller üzerindeki bilgimizin oldukça sınırlı kalmasına yol açar. Buna karşılık bireyin davranışını, davranışın içinde oluştuğu çevre koşullarıyla açıklamaya çalışan psikologlar davranışsal yaklaşım geliştirirler. Böylece deneysel yöntemin rahatlıkla kullanılabileceği bir yaklaşım olanağı doğar

Yorum Yapın