Türkiye İhracatının Gelişimi

06 Kasım 2007

TÜRKİYE İHRACATININ GELİŞİMİ

1923-1930 DÖNEMİ

Yeni Türkiye Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıldığında, sınai ve ticari altyapı bakımından Osmanlı’dan pek de parlak olmayan bir miras devraldığı görülmektedir. Son dönemlerinde oluşturulmaya çalışılan ulusal sermaye yaratma çabaları sonucunda filizlenmeye başlayan ve sayıları ve güçleri çok az olan bir grup insan gözardı edilecek olursa, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler daha çok askerlik ve bürokrasi alanlarında faaliyet göstermişler, sanayi ve ticaret ile fazla ilgilenmemişlerdir. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ticaret ve sanayide azınlıklar faaliyette bulunmuşlardır.

Herşeye rağmen 19. yüzyılın başlarında Osmanlı imparatorluğunda ufak atölyelerde icra edilen ve loncalar halinde örgütlenmiş bir sanayi mevcut olduğu görülmektedir. Pamuk ipliği, bez, ipekli kumaş ihracını gerçekleştiren bu sanayi,özellikle tanzimattan sonra çökmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, dış ticaret hammadde ihraç eden, mamül madde ithal eden bir yapıda oluşmuştur.

1923 yılına gelindiğinde Türk ulusu 8 yıl süren savaş ve 4 yıllık bağımsızlık mücadelesinden yeni çıkmış, kömür, bakır, kurşun işletmeleri, Feshane, Hereke, Zeytinburnu gibi devlet fabrikaları, yabancılara ait mensucat, çimento ve zeytinyağı işletmelerinden ibaret olan sanayinin büyük çoğunluğu İzmir ve İstanbul çevresinde bulunduğundan, işgal ordularınca büyük hasara uğratılmıştır.

Bunlara ek olarak, dış ticaretin gelişimi açısından önemli olan fiziki altyapının durumu da pek parlak değildir. İmparatorluktan Cumhuriyete 4.138 km demiryolu kalmıştır. İzmir ve İstanbul dışında ise ticarete elverişli liman mevcut değildir.

Ticaret ve sanayi alanındaki bu olumsuz manzaraya paralel olarak Lozan Antlaşmasının dış ticaret rejimi ile ilgili bölümleri de genç Cumhuriyetin karşı karşıya bulunduğu bir diğer sorunu oluşturmaktadır. Zira, Lozan Antlaşması hükümlerine göre yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dış ticaret alanında 1929 yılına kadar Osmanlı Dönemi’de (1.9.1916 tarihli) belirlenen spesifik Gümrük Tarifelerini uygulamıştır.

Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında, İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti liberal sayılabilecek bir ekonomik politikası izlemeye çalışmış, ekonomik kalkınmayı özel sektör -bu arada yabancı sermayeye de olumsuz bir tavır takınılmamıştır- vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmıştır.

1923 yılında ihracat 50.8 milyon dolar, ithalat ise 86.9 milyon dolar iken bu rakamlar 1930 yılında sırasıyla 71.4 ve 69.5 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Bu dönemde 1930 yılı hariç olmak üzere tüm yıllarda dış ticaret dengesi sürekli açık vermiştir.

İhracatın sektörel dağılımına bakıldığında ise, tarımsal ürünlerin payının % 86 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu, sanayi mallarının payının ise % 8.6 olarak gerçekleştiği görülmektedir. İhraç ürünlerimizin tamamına yakın bölümünü yaprak tütün, ç.k. üzüm, pamuk, fındık, zeytinyağı, tiftik, gülyağı oluşturmuştur.

Bu dönemde dış ticaretin ülke bazında dağılımına bakıldığında bugüne benzer bir tablo ile karşılaşılmaktadır. İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkelerin büyük oranda bugünkü durum ile büyük ölçüde örtüştüğü görülmektedir. İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkeler sırasıyla; İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya ve ABD olmuştur. Dönem sonlarına doğru Almanya’nın dış ticaretimizdeki payının yükselmeye başladığı görülmektedir.

1930-50 DÖNEMİ

Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin genel ekonomi ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklere gitmesi, 1929 yılından sonraya rastlamaktadır. 1929 yılından itibaren ithalatta gümrük vergisi uygulama hakkının doğması ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın da etkisiyle, uzun bir süre tamamen "korumacı ve müdahaleci" bir Dış Ticaret Rejimi uygulanmaya başlamıştır. Bu dönem içinde, ekonomi politikasının temel hedefi, kendi kendine yeterli bir ekonomik yapı oluşturmak olarak belirlenmiş, ihracat ekonomik hedefler arasındaki öncelik sıralamasında daha geride kalmıştır. Söz konusu dönemde, iç piyasaların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelen ve hammaddesi yurtiçinden sağlanabilen endüstriler kurulmaya çalışılmış ve bu endüstriler yüksek gümrük tarifeleri ve kambiyo denetim uygulamaları ile korunmuştur.

1933-1938 dönemi hızlı bir sanayileşme ve inşa dönemidir. Devletin fabrika kurmak ve işletmek suretiyle ekonomik hayata aktif müdahalesi olmuştur. Devlet ekonomiye 5 Yıllık Ekonomik Planlarla müdahale etmiştir. 1933-37 yılları arasında 1. Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmış olup, Plan kapsamında, Kayseri, Nazilli, Ereğli, Malatya İplik ve Dokuma; İzmir Kağıt Sanayi, Kütahya Seramik Fabrikası, Karabük Demir Sanayi, İzmit Süper Fosfat, Isparta Gülyağı Fabrikaları kurulmuştur. Ancak, İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmasına rağmen, ikinci dünya savaşının çıkması üzerine uygulanamamıştır.

Bu dönemde ihracat da dahil olmak üzere dış ticaret ve dış ekonomik ilişkiler, 1930 tarihinde çıkarılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, yine aynı tarihli 1705 sayılı “Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkındaki Kanun” ve bu Kanunda değişiklik yapan ve 1936 tarihinde çıkarılan 3018 sayılı Kanun ile düzenlenmiş, bir başka deyişle kontrol altına alınmıştır. Ayrıca, dış ticarette örgütlenme gereğinden hareketle Atatürk’ün imzasıyla “Doğu ve Cenub Vilayetleri Mıntıkası Canlı Hayvan İhracatçıları Birliği T.A.Ş.” kurulmuştur.

Özellikle savaş yıllarında dış ticaret rejimimizi sınırlayan ve kontrol altına alan bir sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda 1939 yılında kamu kuruluşu niteliğinde Takas Limited Şirketi ve 1941 yılında Ticari Tediyeleri Tanzim Komitesi kurulmuştur. Ayrıca 1940 yılında çıkarılan Milli Korunma Kanunu ise hükümete ihracat ve ithalatı sınırlama yetkisi vermiştir.

2. Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarına paralel olarak Türkiye’de dış ticaret alanında bazı önemli adımlar atmıştır. 1946 yılında TL % 116 oranında devalüe edilmiş (1 $= 2.80 TL), ithalattaki sınırlamalar azaltılmış, 1947 yılında Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasına taraf olunmuş ve 1949 yılında yeni bir Gümrük Kanunu yürürlüğe konulmuştur.

1946 yılına kadar -1938 yılı hariç- dış ticaret dengesinin fazla verdiği görülmektedir. Ancak, yapılan devalüasyona rağmen, ithal sınırlamalarının kaldırılması ve ihraç mallarımızın arz elastikiyetinin düşük olması nedeniyle 1947 yılından başlamak üzere dış ticaret dengesi açık vermeye başlamıştır. 1930 yılında 71.4 milyon dolar olan ihracat ilk kez 1937 yılında 100 milyon doları aşmış ve 109.2 milyon dolar olmuştur. 1950 yılına gelindiğinde ise bu rakam 263.4 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Yine aynı şekilde 1930 yılında 69.5 milyon dolar olan ithalatımız 1938 yılında 118.9 milyon dolar 1950 yılında ise 285.7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

1950-60 DÖNEMİ

1950′li yılların başında, politik hayatta ve dünya ekonomi konjonktürün de yaşanan gelişmelere de bağlı olarak daha liberal bir dış ticaret politikası izlenmeye başlanmıştır. Nitekim 29.5.1950 tarihinde Başbakan tarafından TBMM’nde okunan hükümet programında “iktisadi ve mali görüşlerimizin esası, bir taraftan devlet müdahalelerini asgariye indirmek, diğer taraftan iktisadi sahada devlet sektörünü mümkün olduğu kadar daraltmak ve buna mukabil emniyet vermek suretiyle hususi teşebbüs sahasını mümkün olduğu kadar genişletmektir” ifadeleri ile ekonomi politikalarının ana hedefleri ortaya konulmuştur.

Bu serbestleşme çabaları sonucunda 1950-52 yılları arasında ithalat % 65 oranında libere edilmiştir. Dış ticaret alanında 1953 yılına kadar devam eden bu süreç başgösteren döviz sıkıntısı nedeniyle bu tarihten itibaren itibaren yavaş yavaş terkedilmeye başlamıştır. 1950’li yılların başında yapılan liberalizasyon ithalatın, tarımsal ürünlerin üretiminde görülen artış ise ihracatın artmasında etkili olmuştur.Ancak, 1953 yılından sonra alınmaya başlayan tedbirler neticesinde ithalat dönem sonuna kadar devamlı düşmüş, ancak bu dönemde dış ticaret dengesi sürekli açık vermeye devam etmiştir.

Nitekim, dış ticaret açığının sürekli artması neticesinde, 1958 yılından sonra bazı istikrar tedbirleri alınmış, büyük oranlı bir devalüasyonla birlikte (1$ = 9TL) ithalat, tarife ve miktar kısıtlamalarıyla kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. 1957 yılında 345 milyon dolar seviyesine kadar yükselen ihracat, tarımsal gelişmenin durması, yükselen iç fiyatlara rağmen sabit kur politikasının sürdürülmesi ve sübvansiyon politikalarının ihracatı caydırıcı şekilde uygulanması neticesinde, 1958 yılında 247 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Bu dönemin temel özellikleri; kronik dış açık, geniş çapta hava şartlarına bağımlı bir ihracat ve dış yardım ve kredi imkanlarıyla sınırlanan ithalat hacmi olarak özetlenebilir. Bu gelişmeler neticesinde, 1948 yılında yüzde 0.34 olan ülkemiz ihracatının dünya ihracatındaki payı 1958 yılında yüzde 0.23’e gerilemiştir.

Şüphesiz bu dönemin en önemli gelişmelerinden birisi de, 1959 yılında o zamanki adıyla AET’ye üyeşik başvurusunun yapılması olmuştur.

Bu dönemde ihracatın % 70 kadarını tarımsal mallar oluşturmuştur. Belli başlı ihraç ürünlerimiz ise; tütün, fındık, kuru meyvalar, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.

1960-70 DÖNEMİ

1960 yılından sonra, ekonomik ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklerin yapıldığı yeni bir döneme girilmiştir. "Planlı Kalkınma Dönemi" olarak adlandırılan bu dönemde ekonomi beşer yıllık planlarla yönlendirilmeye çalışılmıştır.

Bu dönemde dış ticaret stratejisi olarak "İthal İkameci" politikalar uygulanmaya başlanmış ve bu yolla sanayileşmeye çalışılmıştır. 1960-70 yılları arasında ithal ikamesi stratejisi çok daha yoğun bir şekilde uygulanmış ve ihracat özendirilmekten ziyade caydırılmış ve sadece iç pazara yönelik üretim yapan sanayiler kurulmuş, bu sanayilerde yüksek koruma duvarlarıyla korunmaya çalışılmıştır.

Bununla birlikte, İhracat I. Beş Yıllık Plan hedeflerini aşmış ancak yapısında değişim olmamıştır. Sanayi ürünlerinin payı dönem boyunca artmamış hatta bazı yıllar azalış göstermiştir. Tarım ürünlerinin payında ise tam tersine bir artış yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir. 5 yıllık süre boyunca ihracat ortalama % 7.6, toplam 5 yılda ise % 38 oranında artış göstermiştir. 1960 yılında 320.7 milyon dolar olan ihracat, 1970 yılına gelindiğinde 588 milyon dolara;1960 yılında 468 milyon dolar olan ithalat ise 1970 yılında 948 milyon dolara ulaşmıştır.

Bu dönemdeki önemli bir diğer gelişme ise 1963 yılında AET ile imzalanan “Ortaklık Anlaşması” olmuştur. Yine bu Anlaşma uyarınca öngörülen Geçiş Süreci de bu tarihler arasında yaşanmıştır.

1963 yılında İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi kurulmuştur.

1970-1980 DÖNEMİ

1970′li yıllarda ise, geniş kapsamlı vergi iadesi uygulamaları ile sanayi ürünleri ihracatını özendirici politikaların izlendiği görülmektedir. Ancak, dünya konjonktöründeki olumsuzlukların da etkisiyle bu çabalar yeterli olmamış ve özellikle uygulanan sabit kur politikası, iç talepteki genişleme ve arzın belirli mallarda yetersiz kalması sonucu ihraç edilebilir ürün fazlası daralmış ve Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme göstermiştir. Nitekim, 1973 yılında yüzde 0.24 olan bu oran 1979 yılında yüzde 0.14 düzeyine kadar gerilemiştir.

1970’li yılların başında ve sonlarında görülen iki büyük Petrol Krizi Türkiye’yi de olumsuz yönde etkilemiştir. İhracat gelirinin büyük bir kısmı ancak petrol ithalatını karşılayacak düzeye gelmiştir. Ayrıca, 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, ABD’nin ülkemize ambargo koyması dış ticaretimizi olumsuz yönde etkilemiştir. 1970’li yılların sonunda ödemeler dengesindeki açık büyümüş, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık artmış, döviz darboğazı üretimi durma noktasına getirmiştir.

3. Beş Yıllık Planın da uygulandığı bu dönemde, ithalat hızla artarken, ihracat fazla bir gelişme gösterememiştir. 1971 yılında ithalatımız, 1973 yılında ise ihracatımız ilk kez 1 milyar doları aşmıştır. İhracatın mal gruplarına bakıldığında, tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.

1980-1990 DÖNEMİ

1980 yılı Türk ekonomisi ve dış ticaret politikaları açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. 1970’li yıllarda yaşanan 2 petrol krizi sonrasında dünya ekonomik konjonktöründe başgösteren olumsuz gelişmelere paralel olarak Türkiye ekonomisinde de yaşanmaya başlayan sorunlar, radikal kararların alınmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu nedenle, 24 Ocak Kararları olarak bilinen geniş kapsamlı bir ekonomik paket uygulamaya konulmuştur.

Temel amacı ülke ekonomisinin serbest piyasa mekanizması kurallarına göre işlemesini sağlamak ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi gerçekleştirmek olan bu ekonomik program ile birlikte Türkiye, ülke ekonomisini dışa kapalı bir hale getiren ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisini terketmiş ve “ihracata dayalı sanayileşme” stratejisini benimsemiştir.

İhracatta önem arzeden ulaşım, haberleşme ve diğer altyapı yatırımları hız kazanmıştır. İhracatçılık saygın bir bir meslek haline gelmiş ve ihracat seferberliği başlatılmıştır.

Bu dönemde, ihracat ile ilgili bürokratik engeller büyük ölçüde azaltılmıştır. Nitekim, 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu ile ilgili olarak Temmuz 1984 tarihinde çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar, 1989 tarihine kadar kambiyo rejiminin esasını oluşturmuş, bu tarihte yapılan değişiklikle her türlü dövizin ithali serbest bırakılmıştır. 1990 yılında Kambiyo Rejimi daha da liberalleştirilerek Türk Lirası’sının konvertibilite özellikleri güçlendirilmiş ve 32 sayılı Karar’da yapılan değişiklikle, TL ile ihracat ve ithalat serbest bırakılmıştır.

Anılan dönemde, “Dış Ticaret Sermaye Şirketleri” (DTSŞ) teşvik edilerek bu şirketlerin pazar bulma, dış ticaret işlemlerini yürütme, tanıtım gibi hizmetleri yapması düşünülmüştür. Bu sistemin temelinde büyük firmaların beraberinde getireceği avantajlardan faydalanma isteği bulunmaktadır. 1980′li yılların başındaki "ihracat seferberliği"nin temeli de bu büyük şirketlere dayalı bir modele oturtulmuştur. Nitekim, 1981-89 döneminde DTSŞ’nin ihracattaki payı %35 civarında gerçekleşmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise, ülke ekonomisinde ve istihdamında çok önemli bir yere sahip olan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin biraraya gelmesi ve işletmelerin “Sektörel Dış Ticaret Şirketleri” adı altında kurulan çok ortaklı şirketler aracılığıyla ihracat yapmaları gündeme gelmiştir.

24 Ocak 1980 Kararları çerçevesinde, gerçekleştirilen devalüasyon sonucu TL’nin değeri ABD Doları karşısında %49 oranında düşürülmüş ve iç talep kısılarak ihracata ivme kazandırılması amaçlanmıştır. Sabit kur uygulamasından günlük olarak ayarlanan esnek kur sistemine geçilmiş ve bu sayede gerçekçi kur politikası uygulanmaya çalışılmıştır. Başta parasal ve nakdi teşvikler olmak üzere ihracat değişik destek unsurları ile teşvik edilmiştir.

Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi 1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş, ithalatta pozitif listeden, negatif listeye geçilmiş, miktar kısıtlamaları yerine tarife uygulaması ön plana çıkarılmış, koruma oranları giderek düşürülmüştür.

İhracat Rejimi zaman içinde yapılan değişiklik ve düzenlemeler ile tescil, lisans ve ruhsat uygulamaları yürürlükten kaldırılarak, ihracat serbestisi prensibi getirilmiştir.

İhracatı artırmak için hukuki düzenlemelere ilave olarak ihracatçılara, vergi iadesi, gelir vergisi istisnası, döviz tahsisi, gümrük muafiyetli hammadde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı parasal ve mali teşvikler sağlanmıştır. Ayrıca, yine ihracatçılara Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu ve Destekleme Fiyat İstikrarı Fon’undan finansman desteği sağlanmıştır. 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren, ihracatçıların kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması ile 1990’lı yıllara doğru nakit teşvik uygulamasına yavaş yavaş son verilmeye başlanmış, ihracat kredi ve sigorta yolu ile desteklenmeye başlamıştır.

Türk ihracatçılarının dış pazarlarda rekabet gücünü artırmak ve Türkiye’nin ihracata yönelik stratejisini desteklemek amacıyla 1987 yılında Türk Eximbank kurulmuştur.

1980’li yılların ortasında, dış ticarette gözlenen artış trendini devam ettirmek, yabancı sermayeyi çekmek ve teknoloji transferini sağlamak ve mamül madde ihracını arttırmak amacıyla “serbest bölge”ler kurulması gündeme gelmiştir.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalışılan politikalar sayesinde, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük oranda değişmiştir.1980 yılında 2.9 milyar dolar olan ihracatımız 1990 yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı radikal bir şekilde artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e ulaşmıştır.

1990-2000 YILI İHRACAT DEĞERLENDİRMESİ

90′lı yılların başında gerek dünya ekonomisinde yaşanan durgunluk ve Körfez krizi gibi dış faktörler, gerek ekonomideki yüksek enflasyon oranı, kamu açıkları, artan iç ve dış borç stoğu gibi kronikleşen sorunların sonucunda, ülkemiz, 1994 yılında ekonomik kriz yaşamış ve bu kriz sonrasında 5 Nisan Kararları olarak bilinen, ekonomik istikrarın sağlanmasının teminen bir dizi tedbirler paketini uygulamaya koymuştur. Yukarıda değinilen iç ve dış faktörler 1990-1993 döneminde ihracatımızın artış hızında yavaşlamaya sebep olmuş, anılan dönem boyunca ihracatımız ancak, 15 milyar dolar düzeyine gelebilmiştir.

1994 yılında yapılan yüksek oranlı devalüasyon ve uygulanan ekonomi politikaları, uluslarası piyasalardaki rekabet gücümüzü olumlu yönde etkilemiş olup, 1994 ve 1995 yıllarında ihracatımız iyi bir performans göstererek sırasıyla %18 ve %19,5 oranında artış kaydetmiştir.

1995 yılında, bir yandan uluslararası ticaretin serbestleşmesinin sağlanması amacıyla İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlatılan GATT sürecinin tamamlanması ile oluşturulan Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olunurken diğer yandan, 1.1.1996 tarihinden itibaren AB ile gümrük birliğine gidilmesi karara bağlanmıştır.

Küresel ve bölgesel bazda yaşanan sözkonusu gelişmeler neticesinde, 1980 sonrasında yoğun bir şekilde uygulanan ihracat performansına dayalı doğrudan ve nakdi teşvikler kaldırılarak, uluslararası yükümlülüklerimize uygun olarak hazırlanan "İhracatta Devlet Yardımları" programları Haziran 1995 yılından itibaren uygulamaya konulmuştur.

Avrupa Topluluğu Mevzuatına uyum çalışmaları çerçevesinde, İhracatı Teşvik Mevzuatının da Topluluğun Gümrük Kodu’na uyumlu hale getirilmesi için yapılan çalışmalar kapsamında; Gümrük Birliği’nin temel prensiplerine de sadık kalınmak suretiyle, ülkemiz dış ticaretinin yapısı ve ihracat potansiyeli dikkate alınarak oluşturulan Dahilde İşleme Rejimi 1.1.1996 tarihi itibariyle İhracatı Teşvik Mevzuatı yerine ikame edilmiştir.

Ayrıca, ihracatçılara doğrudan nakdi yardımların kaldırıldığı ve dış ticaretin uluslararası normlara uygun hale getirildiği 1995 sonrası dönemde, ihracatın desteklenmesinde tanıtım faaliyetleri de ön plana çıkmıştır.

1996 yılında ihracat artış hızının %7,3 oranında gerçekleşerek yavaşlamasının en önemli nedeni dünya ticaretinin büyüme hızındaki yavaşlamadır. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, dünya ticaret hacmindeki artış 1995 yılında %9,1 iken 1996 yılında %5,4′e düşmüştür.

İhracatın 1997 yılında bir önceki yıla kıyasla daha hızlı gelişme göstererek %13,1 seviyesinde artması ve 26,2 milyar dolar düzeyine çıkmasının esas nedeni, yılın ikinci yarısında Asya’da ortaya çıkan mali krizin etkilerine rağmen, dünya hasılasında kaydedilen önemli ölçüde büyüme sonucunda artan dış talep olmuştur. Nitekim, dünya hasılasında büyümeye paralel olarak Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 1997 yılında mal ticaret hacmi %10,7 oranında artış göstererek 1976 yılından bu yana kaydedilen en yüksek artış hızına ulaşmıştır.

Ancak 1997 yılı ortalarından itibaren, önce Uzakdoğu ülkelerinde mali piyasalarda başlayan kriz, zamanla reel sektörü de kapsamış ve bunun sonucu olarak, 1998 yılında dünya ekonomisinin büyümesi sadece %2,2 oranında kalırken, dünya ihracatı ise %1,6 oranında gerilemiştir. Sözkonusu gelişme doğal olarak ülkemiz ihracatını da olumsuz etkilemiştir. Özellikle küresel krizin 1998 yılı Ağustos ayında Rusya’ya sıçraması ülkemiz ihracatında beklenen artışın gerçekleşmesini engellemiştir. Dünya talebindeki daralma, dünya mal fiyatlarında gözlenen düşme sonucu ülkemiz dış ticareti önemli ölçüde etkilenmiş ve 1998 yılında ihracatımız %2,7 oranında artarak 27 milyar dolar olmuştur.

17 Ağustos 1999 tarihinde ve daha sonra yaşanan depremlerin sonucunda %6,1 oranında daralan ülkemiz ekonomisi ihracatımızı da olumsuz yönde etkilemiş olup, 1989 yılından itibaren sürekli artış gösteren ihracatımız 1999 yılında %1,4 oranında azalarak 26,5 milyar dolara gerilemiştir.

Gelişmiş ülkelerdeki hızlı talep artışı ve Asya ülkelerinde ekonomik aktivitede görülen canlanmanın etkisi ile 2000 yılında dünya üretimi %4,7, dünya ticaret hacmi ise %12,4 oranında büyümüştür. Ancak 2000 yılının son çeyreğinde, dünya ekonomisinin performansında belirleyici rol oynayan ABD’de başlayan ekonomik durgunluğun diğer ülkelere yayılması ile ekonomik durağanlık küresel bir nitelik kazanmıştır.

2000 yılı gerek uluslararası piyasalarda Euro/Dolar paritesinde Euro aleyhine yaşanan gelişmeler, gerekse ham petrol fiyatlarında gözlenen yüksek artışın maliyetleri arttrıcı etkisi gibi dışsal faktörlerden kaynaklanan olumsuz gelişmeler sebebiyle, ihracatçılar açısından zor bir yıl olmuştur. Ayrıca Ekonomik Program’ın ilk yılı olması sebebiyle, enflasyon hedefine paralel olarak yürütülmekte olan kur politikası, gerçekleşen enflasyon oranının yüksek çıkmasının etkisiyle, ihracatımızı olumsuz yönde etkileyen diğer bir gelişme olmuştur.

Dışsal ve içsel faktörlerden kaynaklanan tüm bu olumsuzluklara rağmen, 2000 yılında ihracatımız %4,4′lük artışla 27,8 milyar dolara ulaşmıştır.

2000 yılı toplam ihracatının %91,2′lik bölümünü imalat sanayi ürünleri, %7,1′lik bölümünü tarım ve ormancılık ürünleri ve %1,4′lik bölümünü madencilik ürünleri oluşturmuştur.

İhracat değişim oranlarına bakıldığında ise, sanayi ürünleri ihracatı bir önceki yıla göre % 6,6’lık artışla 25,3 milyar dolar, tarım ve ormancılık ürünleri ihracatı % 20’ye varan bir azalış ile 1,9 milyar dolar, madencilik ürünleri ihracatı ise % 4’lük artışla 400 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

2000 yılı ihracatının ülke ve ülke gruplarına göre ayırımına bakıldığında ise; en önemli ihraç pazarımız olan OECD ülkelerine yönelik ihracatın 19 milyar dolar olarak gerçekleştiği görülmektedir. Aynı şekilde Avrupa Birliği’ne yönelik ihracatımız 14,5 milyar dolar olurken, anılan ülkelerin toplam ihracatımız içindeki payı ise % 68,4 olmuştur. Sözkonusu dönemde OECD üyesi olmayan ülkelere yönelik ihracatımız ise, bir önceki yıla göre değerde % 1,6 oranında artarak 7,9 milyar dolar olmuş ve genel ihracatımız içerisindeki payı da % 28,3 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Ülke sıralamasında ise, ilk sırada 5,1 milyar dolar ile Almanya yer alırken onu sırasıyla ABD, İtalya, İngiltere ve Fransa izlemiştir

2001 YILI İHRACAT DEĞERLENDİRMESİ

Dünya ekonomisindeki daralmanın 11 Eylül 2001‘de ABD’de yaşanan terörist olaylardan sonra derinleşmesiyle birlikte uluslararası kuruluşlar 2001 yılı büyüme tahminlerini revize ederek düşürmüşlerdir. IMF tarafından kasım ayında yapılan 2001 yılı tahminlerinde, dünya ekonomisindeki büyüme global resesyon sınırı olarak kabul edilen % 2,5 oranına ve dünya ticaret hacmindeki büyüme ise % 1,3 oranına çekilmiştir. Dünya Bankasının tahminlerine göre, dünya ekonomisindeki bu gelişmeler 2001 yılında gelişmekte olan ülkelerin ihraç ürünlerine olan talebi yaklaşık % 10 oranında daraltmış bulunmaktadır.

Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri sonrasında ülkemiz ekonomisinde yaşanan istikrarsızlık, tüketici ve yatırımcı güvenini olumsuz yönde etkilemiş, döviz kurunun dalgalanmaya bırakılmasından sonra kur ve faiz oranlarında meydana gelen yüksek oranlı artışların etkisi ile tüketim harcamaları, yatırım hacmi ve üretim önemli ölçüde düşmüştür. Nitekim, 2001 yılında ülkemiz GSMH’si %9,4 , imalat sanayi üretim endeksi %9,9 ve özel nihai tüketim harcamaları ise %9 oranında azalmıştır.

TL’nin reel olarak değer kaybetmesi, ithal girdi maliyetlerini arttırmakla birlikte ihracatçılarımıza dış pazarlarda göreli bir kur avantajı sağlamış ve iç pazardaki talep daralması üretimin dış pazarlara yönelmesinde etkili olmuştur. Dünya ekonomisindeki olumsuz gelişmelere rağmen ihracatımızda bir önceki yıla göre % 12,3’lük bir artış gerçekleşmiştir.

2001 yılında 31,2 milyar dolar olarak gerçekleşen ihracatımızın 15,2 milyar dolarla % 48,8‘ini oluşturan tüketim malları ihracatı bir önceki yıla göre %8,6 oranında artış göstermiştir. Toplam ihracat içinde % 42,6’lık paya sahip olan ara malları ihracatımız yılına göre % 14,9’luk bir artışla 13,3 milyar dolara, % 8,4’lük paya sahip sermeye malları ihracatımız ise % 22,4 ‘lük bir artışla 2,6 milyar dolara yükselmiştir.

Sektörel bazda incelendiğinde ihracatımızda % 91,6’lık payı ile (28,6 milyar $) imalat sanayi ürünlerinin önemli bir yer tuttuğu, bunu %7,2’lik payı ile (2,2 milyar $) tarım ve ormancılık ürünlerinin; % 1,1’lik payı ile (338 milyon $) madencilik sektörünün izlediği görülmektedir.

Sanayi ürünleri ihracatımızdaki artışta en büyük pay bir önceki yıla nazaran %46,6 artış göstererek 3,9 milyar $’a ulaşan taşıt araçları ve yan sanayi sektörüne aittir.

2001 yılında Hazırgiyim ve Konfeksiyon sektörü ihracat artışı %0,4 düzeyinde kalmakla beraber, sektör toplam 7,5 milyar $’lık ihracat gerçekleştirerek toplam ihracatımızda % 24 gibi büyük bir paya sahip olmaya devam etmiştir. Öte yandan; tekstil ve hammaddeleri sektörü ihracatını % 10,6 artırarak 2,8 milyar $’a ulaşmıştır. Deri ve deri mamullerinde ise %17,2’lik bir artış yaşanmıştır.

Sanayi grubu ihracatında dikkat çekici diğer sektörler %18,9 ile demir ve demirdışı metaller ile %16,2 ile elektrik-elektronik ve makina sektörleri olmuştur. Çimento ve toprak ürünleri ise %16,6 ile artış gösteren diğer bir sektör olmuştur.

Tarım ürünleri ihracatımızda en büyük artış % 330 ile zeytin ve zeytinyağı ihracatımızda yaşanmış, bunu sırasıyla % 27,5 artış ile yaş meyve ve sebze, %25,4’lük artış ile fındık ve mamulleri ile %16,8’lik artış ile hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatımız izlemiştir.

2001 yılı ihracatımızın ülke grupları itibarıyla gelişimi incelendiğinde, % 51,6’sının yapıldığı AB ülkelerine bir önceki yıla göre % 10,8 oranında artarak 16,1 milyar dolara ulaştığı görülmektedir. İhracatımızın yaklaşık % 66’sı OECD ülkelerine yapılmıştır. % 38,6 ile en yüksek ihracat artışı Ortadoğu ülkelerine yönelik ihracatta gerçekleşmiş ve bu ülke grubuna ihracatımız 3,5 milyar dolar seviyesine yükselmiştir. Afrika ülkelerine yönelik ihracatımız % 10,4 oranında artarak 1,5 milyar dolar, BDT’lere yapılan iharacat % 19,3 artışla 1,9 milyar dolar, İslam Konferansı Teşkilatı üyesi ülkelere ihracatımız % 23,6 artışla 4,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

2001 yılı ihracatında % 17,2’lık pay ile ilk sırada yer alan Almanya’yı, ABD (%10), İtalya ( %7,5), İngiltere ( %7) , Fransa ( %6,1) ve Rusya ( % 3) izlemektedir.

1923-1999 DÖNEMİ TÜRKİYE’NİN DIŞ TİCARET RAKAMLARI

YILLAR İHRACAT İTHALAT DENGE HACİM

1923 51 87 -36 138

1924 82 101 -19 183

1925 103 129 -26 232

1926 96 124 -28 220

1927 81 108 -27 189

1928 88 114 -26 202

1929 75 124 -49 199

1930 71 70 1 141

1931 60 60 0 120

1932 48 41 7 89

1933 58 45 13 103

1934 73 69 4 142

1935 76 71 5 147

1936 94 74 20 168

1937 109 91 18 200

1938 115 119 -4 234

1939 100 93 7 193

1940 81 50 31 131

1941 91 55 36 146

1942 126 113 13 239

1943 197 155 42 352

1944 178 126 52 304

1945 168 97 71 265

1946 215 119 96 334

1947 223 245 -22 468

1948 197 275 -78 472

1949 248 290 -42 538

1950 263 286 -23 549

1951 314 402 -88 716

1952 363 556 -193 919

1953 396 533 -137 929

1954 335 478 -143 813

1955 313 498 -185 811

1956 305 407 -102 712

1957 345 397 -52 742

1958 247 315 -68 562

1959 354 470 -116 824

1960 321 468 -147 789

1961 347 510 -163 857

1962 381 622 -241 1.003

1963 368 688 -320 1.056

1964 411 537 -126 948

1965 464 572 -108 1.036

1966 491 718 -227 1.209

1967 522 685 -163 1.207

1968 496 764 -268 1.260

1969 537 801 -264 1.338

1970 588 948 -360 1.536

1971 677 1.171 -494 1.848

1972 885 1.563 -678 2.448

1973 1.317 2.086 -769 3.403

1974 1.532 3.778 -2.246 5.310

1975 1.401 4.739 -3.338 6.140

1976 1.960 5.129 -3.169 7.089

1977 1.753 5.796 -4.043 7.549

1978 2.288 4.599 -2.311 6.887

1979 2.261 5.069 -2.808 7.330

1980 2.910 7.909 -4.999 10.819

1981 4.703 8.933 -4.230 13.636

1982 5.746 9.235 -3.489 14.981

1983 5.728 9.235 -3.507 14.963

1984 7.134 10.757 -3.623 17.891

1985 7.958 11.343 -3.385 19.301

1986 7.457 11.105 -3.648 18.562

1987 10.190 14.158 -3.968 24.348

1988 11.662 14.335 -2.673 25.997

1989 11.625 15.792 -4.167 27.417

1990 12.959 22.302 -9.343 35.261

1991 13.594 21.047 -7.453 34.641

1992 14.715 22.871 -8.156 37.586

1993 15.345 29.428 -14.083 44.773

1994 18.106 23.270 -5.164 41.376

1995 21.637 35.709 -14.072 57.346

—-Uygar Şirin—

Kamu Yönetimi Bölümü

06 Kasım 2007

T.C.

ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ

BİGA İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ

KAMU YÖNETİMİ BÖLÜMÜ

BELEDİYE İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ

LİSANS

BİTİRME TEZİ

HAZIRLAYAN:

Kader YAZICI 980704012

TEZ DANIŞMANI:

Yrd.Doç.Dr. Murat KASIMOĞLU

BİGA

-2002-

GİRİŞ

Bildiğiniz gibi belediyeler mahalli nitelikteki kuruluşlardır. Türkiye’de benzer şekildeki diğer kuruluşlar ise köyler ve il özel idareleridir. Belediyelerin görevleri 1580 sayılı Belediye Kanunun 15. maddesi 77 fıkra halinde gösterilmiştir. Belediyelerin bu görevlerini gerçekleştirmek için yaptığı harcamalar Belediye giderlerini oluşturmaktadır. Belediyelerin organlarını 3 grupta inceleyebiliriz; Buna göre Belediyelerin organları, Belediye Başkanı, Belediye Meclisi ve Belediye Encümeninden oluşmaktadır. Belediyeler üzerlerine düşen görevleri yerine getirdikten sonra belde halkının ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bir takım faaliyetlerde bulunabilirler. Bu da 1580 sayılı kanunun 16. maddesinde açıkça belirtilmiştir. İşte bu faaliyetler Belediyelerin görevlerini yerine getirdikten sonra gerçekleştirdikleri ekonomik faaliyetlerdir. Ekonomik faaliyetleri de 2′ye ayırmak mümkündür. Birincisi; 1580 sayılı Belediye Kanunun 15. maddesinde yer alan 77 fıkra halindeki Belediye görevlerinden bazıları vardır ki, bunlar kendiliğinden ekonomik faaliyet niteliğindedir. İkincisi ise belediyelerin serbest piyasa ekonomisi içerisinde faaliyet gösterirler ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidirler. Belediyelerin bu şekilde ekonomik faaliyetlerde bulunması hem belediyelere ek bir gelir sağlamakta hem de piyasada rekabet ortamı yaratılarak kamu yararı ilkesini gerçekleştirilmektedir. Belediyelerin ekonomik faaliyetlerine örnek olarak İzmir Büyük Şehir Belediyesi bünyesinde kurulan TANSAŞ, İZBAK, ARİZKO, İZULAŞ VE Eskişehir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde İmar İnşaat Ticaret Ltd.Şti., BELKENT, ESPAŞ gibi kuruluşlar gösterilebilir. Çalışmamızda bu kuruluşların faaliyetleri ayrıntısıyla incelenmiştir.

I. BÖLÜM

1.KAMU HİZMETİ VE YEREL YÖNETİMLER

Ülkelerin tarihi, sosyo-kültürel yapısının yanısıra iktisadi imkan ve araçları, yerel yönetim birimlerinin yapısı ile faaliyetlerini belirlemektedir. Demokratik yapının desteklediği ülke yerel yönetimleri, diğerlerine oranla çok daha işlevsel etkinliğe sahip görülmektedir(İzmir Tic. Od. Yıllığı 1993: 2).

1.1 KAMU HİZMETİ KAVRAMI

Kamu hizmeti deyimi, modern çağın bir buluşu değildir ve 19. yüzyılın ilk yarısında doktrinde sık sık kullanılmıştır. Bununla beraber, 19. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl başına ve devam eden yıllarda değişen kamu hizmeti anlayışına rağmen yalnızca “tanıma” yı sağlayabilmek için basitçe bu şekilde ifadelendirilmiştir.

Kamu hizmetleri çeşitli yollardan görülmekte ve türlü biçimde örgütlenmeye gidilmektedir. Bu örgütlenmeler, kamu hizmetlerinin konusuna ve niteliğine göre değişmektedir. Başlangıçta devlet, daha çok iç ve dış güvenliğin sağlanmasına yönelik “klasik” kamu hizmetlerini yerine getirirken, zaman içinde soyut bir hürriyet anlayışının insan hayatı için garanti olmadığı görüşünden hareket etmiştir. Bu bağlamda haberleşme, ulaşım, eğitim, sağlık, sosyal konut ve çevre gibi sosyal ve ekonomik nitelikli hizmetler, gittikçe artan oranlarda devlet tarafından üstlenilmiştir.

Belirtilen gelişim, bir bakıma vatandaşlarda tüm hizmetlerin devlet tarafından yapılacağı görüşünü kuvvetlendirmiştir. Sosyal refah devleti olarak sefaleti konut programları, hastalığı sağlık hizmeti; bilgisizliği eğitim reformları; bilgisizliği eğitim reformları; yoksulluğu sosyal güvenlik; tembellik ve işsizliği ekonomik sistemi geliştirerek ortadan kaldırmaya çalışan uygulamalara yer verilmesi hedefler arasında yer almıştır. Nitekim bu anlayışa uygun olarak, vakıf kanunu tasarısı tartışılırken, “vakıflar kurarak ferdin devlete yardımcı olmasından ziyade, vergi ödemesinin ve devletin bu mali gücü kamu hizmetlerinin görülmesinde kullanmasının daha doğru olduğu, esasen ferdi müdahalelere yer vermenin “sosyal devlet” anlayışı ile bağdaşamayacağı görüşü 1960 lı yıllarda desteklenmektedir.

Devletin hemen her hizmeti yüklenmesi, kamu harcamalarının artması ile vergi yükünün ağırlaşmasına neden olmuştur. Vatandaş her geçen gün daha fazla hizmet talep etmekte, ancak kamusal hizmetler için ödediği vergilerin artışından da şikayet etmektedir. Bu durumda demokratik bir toplumda seçmen isteğini göz ardı edemeyecek olan yönetimin, “modern devlette” kamu hizmeti kavramını yeniden gözden geçirmesi gereği ortaya çıkmıştır.

“Kamu hizmeti kullanıldığı yere göre anlamı değişen, esnek bir kavramdır. Kavramın açıklanması genelde “kamu yararı” ölçütüne dayandırılmaktadır. Ancak bazen toplumun, bir grubun veya sınıfın bazen de fertlerin belli yararı diye açıklanan aslında kendisi belirsiz bir kavram olan kamu yararını ölçüt almak ve kamu hizmetini tanımlamak çok zor görülmektedir. Genelde kamu hizmetlerinin temel ilkeleri; süreklilik, eşitlik ve etkinlik olarak değerlendirilmektedir.

Türk kamu yönetiminde, tüm kamu hizmetleri için geçerli ve zorunlu iki temel koşuldan ilki; “hizmetin kamuya yöneltilmiş ve kamuya yararlı olması”, diğeri ise “hizmetin kamu kuruluşlarınca ya da ilgili kamu kuruluşunun sıkı denetimi altında özel kişilerce yürütülmesi” koşuludur. Daha ayrıntılı kamu hizmeti tanımı ise, “devletin veya diğer kamu tüzel kişilerin gözetim ve denetimleri altında genel, kollektif ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararını sağlamak için kamuya sunulmuş sürekli düzenli faaliyetler” şeklindedir.

Yukarıda verilen tanımların yanısıra, devletin her türlü faaliyetinin kamu hizmeti sayılamayacağı, özellikle birinci dünya savaşından sonraki yıllarda devletin ekonomik hayata müdahalesi sonucunda piyasa koşullarında karlılık ve verimlilik esasına göre çalışan yeni tip kamu hizmetlerinin varlığı belirtilerek, bu hizmetlerin çoğunun özel hukuk hükümlerine göre kurulup işletildiği, bu nedenle de “kamu hizmeti” kavramının idare hukukunun sınırlarının dolayısıyla devlet hizmetlerinin belirlenmesinde yararlanılan bir ölçüt olarak eski önemini kaybettiği belirtilmektedir.

Kamu hizmetlerini açıklayabilmek için mutlaka ölçüt bulmak gerekirse “egemenlik” ya da “kontrol” unsurunun dikkate alınması daha doğru bir yaklaşımdır(İzmir Tic. Od. Yıllığı 1993: 2-3-4).

2-Belediyeler

Kent Yönetiminde etkin yerel yönetim birimi olan belediyeler, hizmetlerde ekonomik ve yönetsel etkinliği sağlamak amacıyla kurulmuşlardır. Belediyelerin hukuki yapısı gerek 1580 sayılı belediye Kanununda , gerekse 1982 Anayasasında belirtilmiştir. Bu hukuki yapı belediyenin tanımı, belediye şubesi kurulması ve belediyelerin birlik kurması açısından ele alınmıştır.

2.1. Belediye Nedir

Belediye sözcüğü, arapça “beled” sözünden türemiştir. Memleket, Kasaba, Şehir anlamına gelmektedir. Belediyeler son nüfus sayımına göre nüfusu ikibinden çok olan yerler ile, nüfusuna bakılmaksızın il ve ilçe merkezlerinde kurulur. ( Karaman 1998; s.46)

1982 Anayasasının 127. maddesi hükmünde “Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve kanun organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir(Gözübüyük, 1999: 109-110).

“Bu çerçevede belediyelerin kuruluş esaslarını, görevlerini, hak ve yetkilerini düzenleyen 1580 sayılı Belediye Kanunu’na göre belediye, “beldenin ve belde sakinlerinin mahalli mahiyette müşterek ve medeni ihtiyaçlarını tanzim ve tesviye ile mükellef hükmi bir şahsiyettir.” ( 1580/1)

Gerek Anayasada ki ifade, gerekse Belediye Kanunundaki tanımda belediyelerin bir “hükmi şahsiyet” olduğundan bahsedilmektedir. Bu hükmi şahsiyetlerin belirli yükümlülükleri olduğu gibi, bu yükümlülüklerini yerine getirecek çeşitli organlarının ve en önemlisi, bir bütçesinin ve gelirinin olması zorunludur.

2.2 Belediye Organları

Belediye tüzel kişiliğinin organları belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanıdır.

2.2.1 Belediye Meclisi

Belediye tüzel kişiliğine tanınan yetkiler bu mecliste toplanır. Bu nedenle belediyenin en yetkili organı belediye meclisidir. Meclis, belediyenin görüşme ve karar organıdır. Belediye meclisinin ayrı bir başkanı yoktur. Meclise belediye başkanı başkanlık eder.

Belediye meclisleri, seçim dönemleri beş yıl olmak üzere oluşur.Seçimlerde her belde bir seçim çevresidir. Seçimler onda birlik baraj uygulamalı ,nispi temsil sistemine göre yapılır.Meclis üyelerinin sayısı her seçim çevresinde son genel nüfus sayımına göre belirlenir.

Belediye meclisi, il genel meclisi gibi belirli zamanlarda toplanır.Sürekli etkinliklerde bulunmaz Meclisin olağan ve olağanüstü olmak üzere iki türlü toplantı biçimi vardır. Olağan toplantılar ekim, şubat ve haziran aylarında yapılır.

Belediye meclisinin kararları, il genel meclisi kararlarından daha güçlü niteliktedir.Bu kararlarında icrai birer karar oldukları tartışmasızdır.Ancak il genel meclisinin bütün kararları onaya bağlı türden olmasına karşın ,belediye meclisinin kararları böyle değildir.Belediye meclisinin kararlarını ,güç ve kapsam derecesi yönünden üç kümeye ayırmak mümkündür.”İptali gereken kararlar” , ”onaya bağlı kararlar” ve kesin kararlardır(Giritli, Pertev, Akgüner, 1991, İst. 240-241

2.2.1.1 Meclisin Görevleri :

– Belediye meclisi belediye tüzel kişiliğinin genel karar organı olarak aşağıdaki konularda görüşmeler yaparak karar verir.

Bütçe , bütçede değişiklikler , aktarmalar ,

Kesin hesap ,

İş programları ,

Borç verme, borç alma ,

Senesi içinde ödenmek şartıyla avanslar ,

Belediye vergi ve resimleri ,harçları ve ücretlerin nispetlerinin tespiti ,

Belediye kamu mallarının tahsis cihetinin değiştirilmesi ,

İvaz karşılığı yapılacak bağışların kabulü ,

İmtiyaz sözleşmeleri ,

Belediye zabıta yönetmeliklerinin incelenmesi ve onanması ,

Belediyelerin görevleri içinde olmak şartıyla başkan veya diğer üyeler tarafından istenen diğer sorunlar ,

Belediye meclisleri, içişleri bakanlığının bildirisi ve Danıştay’ın kararı ile aşağıdaki durumlarda feshedilebilir.

Kanunen belirlenen olağan ve olağanüstü toplantılar dışında toplanırsa ,

Kanunen belirli olan yerden başka bir yerde toplanırsa ,

Kanunen kendisine verilen görevleri süresi içinde yapmaktan çekinir ve bu durum belediye meclisine ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratırsa ,

Siyasi sorunları görüşür veya siyasi temennilerde bulunursa

İçişleri Bakanlığı gerekli görürse Danıştay kararına kadar ,meclis toplantılarının da ertelenmesini Danıştay’dan isteyebilir.Bu husus Danıştay tarafından iki ay içinde karara bağlanır.Danıştay meclisin feshine karar verdiği taktirde yeni seçimlere gidilir.Yeni meclis eskisinden geri kalan süreyi doldurur (Tortop, 1984: 99-101).

2.2.2 Belediye Encümeni

Belediyenin karar organlarından biride karma bir yapıya sahip olan belediye encümenidir.Encümen, belediye hizmet birimlerinin yöneticileri (belediye daire başkanları) ile sayıca bunların yarısından fazla olan ve ikiden az olmamak üzere meclisin kendi içinden bir yıl için seçtiği üyelerden oluşur. Belediye encümenini oluşturan atanmış yöneticilerden başlıcaları ; yazı işleri, hesap işleri, veteriner ,fen işleri .hukuk işleri ve teftiş kurulu müdürü yada görevlileridir. Belediye başkanının başkanlığında toplanan encümen, meclisin toplantıda bulunmadığı zamanlarda görevleri yürüten ve sürekliliği olan bir organdır. Gündemi başkanca düzenlenen encümenin başlıca görevleri .yönetsel işlerin yanı sıra bütçe ve hesap işlerini incelemek ,kimi mal ve hizmetlerin fiyatlarını saptamak ve belediye cezalarını belirlemektir (Sencer, 1986: 17-19)

Encümen kendiliğinden herhangi bir konuyu görüşemez ve karara bağlayamaz.Belediye başkanının hukukça aykırı gördüğü encümen kararlarını durdurma ve encümen kararlarına karşı, belediyenin bulunduğu yere göre il yönetim kuruluna ya da ilçe yönetim kuruluna itiraz edebilme yetkisi vardır.

Yönetim kurulu kararlarına karşı belediye başkanı veya encümen tarafından yapılan itirazlar, il merkezi olan beldeler için Danıştay’ca incelenir ve karara bağlanır(Gözübüyük, 1999: 117-118).

Encümen üyelerinin özürsüz olarak arka arkaya üç kez toplantıya gelmemeleri halinde istifa etmiş sayılmaları gerekir.

Encümen üyeleri görevlerinin yerine getirilmesinden dolayı belediye meclisine karşı sorumludurlar.Kendi arasından bazı konuların incelenmesi ve araştırılması için kurallar kurabilir.

Belediye encümeni,belediye bütçesinin ilk incelemesini yapar.Saymanlık hesaplarını inceler.Kamulaştırma kararları verir.Bütçede aktarmalar yapar.Fiyat tespitleri,narh kararları verir.Belediyelerin yasaklarına aykırı hareketler hakkında ceza verir.Meclis toplantı halinde olmadığı zamanlarda da meclis yerine karar verir.

2.2.3 Belediye Başkanı

Belediye başkanı halk tarafından çoğunluk usulü ile beş yıl için seçilir.Başkan,belediyenin yürütme organıdır.Belediye başkanları 1963 yılına kadar belediye meclisleri tarafından seçiliyordu.1963 yılından itibaren tek dereceli olarak halk tarafından seçilmeye başlanmıştır.Seçilme süreleri 1982 Anayasasının 127.maddesi ile beş yıla çıkartılmıştır.

Belediye başkanının görevlerini aşağıdaki biçimde özetleyebiliriz:

-Mülkiye amirlerinin göndereceği mevzuatı yayımlamak ve duyurmak,

-Belediyenin emir ve yasaklarını uygulamak,

-Belediye mallarını yönetmek,

-Gelir ve alacaklarını izlemek,

-Belediye adına sözleşme yapmak,

-Meclis ve encümen kararlarını yerine getirmek,

-Belediye tüzel kişiliğini temsil etmek,

-İta amiri olarak sarf evraklarını imza etmek.

Belediye başkanı bu görevlerinin bir kısmını genel idarenin bir memuru niteliğinde (Örneğin kanun ve tüzükleri yayınlamak),bir kısmını belediyelerin en büyük amiri olarak ve bir kısmını da belediye tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak yerine getirmektir(Tortop, 1984: 103-104-105).

Kanuni şartlar doğduğunda,belediye başkanı başkanlıktan düşebilir.Başkanlıktan düşürülme nedenlerinin başında yıllık çalışma raporunun yetersizliği gelmektedir.Belediye başkanı yıllık çalışma raporunu meclise sunduğunda meclis üye tamsayısının 2/3’ü rapor aleyhine oy kullandığında başkan düşer.Büyükken belediyelerinde karar için gerekli çoğunluk 3/4’türDiğer meclis üyelerinden birisi lehine gensoru açıldığında,belediye başkanı veya görevlendireceği birinin açıklamalarının meclis tarafından yetersiz bulunması halidir.

Yetersizlik kararı ile kararın alındığı meclis oturumunun tutanakları,meclis başkan vekilince mahallin en büyük mülkiye amirine gönderilmektedir. Vali, il belediyeleri için doğrudan kendisine gelen,diğer belediyelerde,kaymakam tarafından gönderilen yetersizlik dosyasına kendi görüşünü ekleyerek bir ay zarfında karar verilmek üzere Danıştay’a sunar. Danıştay da yetersizlik kararını onaylar ise başkan görevden düşürülmüş olur.

Belediye meclisi üyelerinin her biri belediye işleri ile ilgili herhangi bir husus hakkında meclis başkanlığına önerge vererek gensoruda bulunabilir.Gensoru önergesi içeriği,meclis üye tamsayısının çoğunluğunca geçerli görülmesi halinde gündeme alınır ve üzerinden 3 tam gün geçtikten sonra belediye başkanları veya memur edecekleri kişiler gensoruya meclis önünde cevap verirler.Cevap meclis üye tamsayısının 2/3 çoğunluğunca yeterli görülmediği takdirde yetersizlik kararında olduğu gibi işlem yapılır.

Belediye başkanının görevini mazeretsiz ve kesintisiz olarak 20 günden fazla terk etmesi ve bu durumun mahallin en büyük mülki amirince tespit edilmesi ve içişleri Bakanlığı’na bildirilmesi üzerine idari yargı tarafından 1 ay içinde verilecek kararla belediye başkanı başkanlıktan düşürülmektedir.(Karaman, 1998: 62-63-64).

3 Belediyelerin Görevleri

1580 sayılı Belediye Kanunu’nda belediyelerin görevleri liste ilkesine dayalı olarak sayılmıştır.

Belediye Kanunu’nda belediyelerin gelir durumları göz

önünde bulundurularak belediyeler dört gruba ayrılmış, buna göre hizmetler, zorunlu ve isteğe bağlı sayılmıştır. Ancak, Kanun’un çıkarıldığı 1930 Yılı’ndan bu yana para değerindeki düşüş nedeniyle, Kanun’da belirtilen sınırlar anlamını kay-betmiş, böylece tüm belediyeler Kanun’da belirtilen bütün görevleri üstlenmek durumunda kalmıştır. Ayrıca 1580 sayılı Belediye Kanunu yanında, çeşitli kanunlarla da belediyelere bazı görevler verilmiştir.

1580 sayılı Belediye Kanunu liste ilkesi yanında genellik ilkesine de yer vermiştir. 1580 sayılı Kanun’un 19/1. Maddesine göre; belediyeler, zorunlu görevleri yanında,isterlerse belde halkının ortak ve çağdaş gereksinimlerini karşılayacak her türlü girişimde bulunabilirler. öte yandan bele*diyeler, esasen görevi alanına girip girmediği tartışılabilecek alanlarda da faaliyet göstermektedir.

1580 Sayılı Belediye Kanunu ve diğer kanunlarla belediyelere verilmiş olan görevler iki yüzün üzerindedir.

Bu görevleri aşağıdaki şekilde gruplandırabiliriz.

3.1 Sağlık ve Sosyal Yardım Görevleri

a. Çevre sağlığı ve korunması,

b. Sağlık denetimi,

c. Sağlık kurumları,

d. Sosyal yardım,

e. Çöp toplama ve imha,

f. Kent temizliği.

3.2 Bayındırlık Görevleri

a. Harita imar planı, programları,

b. Yol yapımı, öteki yapılar,

c. Kanalizasyon, atık su arıtımı, havagazı, vb.

d. Kamulaştırma,

e. Teknik denetim,

f. İçme suyu getirme ve dağıtma.

3. 3 Belde Esenliği Görevleri

a. Belediye zabıtası,

b. Yangın söndürme.

3 . 4 Kültür Eğitim ve Turizm Görevleri

a. Kitaplıklar,

b. Müzeler,

c. Konservatuar, tiyatrolar,

d. Yurtlar,

e. Meslek kursları,

Festivaller,

3.5 Tarım Görevleri

a. Parklar, bahçeler,

b. Tarım,

Veteriner.

3.6 Ulaştırma Görevleri

a. Kent içi toplu taşıma,

b. Ulaştırma tarifeleri ücretleri,

Garajlar.

3.7 Ekonomi Görevleri

Belediye İktisadi Teşebbüsleri Belediyenin ekonomik etkinlik ve de bazen kanunun verdiği görev bazen de belediyelerin kendi uygulamaları açısında ekonomik faaliyet olduğu için Belediyelerin Ekonomi Görevlerini açmayı faydalı buldum.

*Piyasa düzenini Sağlama Görevleri:

a)Fiyat ve Ücretleri tespit etmek, Denetlemek.

b)Tartı ve Ölçü aletlerini muayene etmek, Damgalamak ve De*netlemek.

c) İşportacılığı Düzenlemek.

d)İhtiyaç maddelerinin satılmasını ve Dağıtılmasını sağlamak.

Tesis Kurmak ve İşletmek Görevleri:

a) Pazarlama Tesisleri kurmak ve işletmek.

b) Hâl kurmak ve yönetmek.

c) Pazarlar kurmak ve yönetmek.

d) Sergi, Panayır ve Fuarlar kurmak ve yönetmek.

e) Tartma ve Ölçme Tesisleri kurmak ve İşletmek.

f) Halkın önemli bazı ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin tesisleri kurmak ve yönetmek.

g) Parlayıcı ve Patlayıcı maddeler depolama tesisleri kurmak ve işletmek,

h) Fırın ve Un Fabrikaları kurmak.

i) Halkın ekonomik güvenliğinin korunmasıyla ilgili tesisleri kurmak ve işletmek.

j) Halkın eğlenme ve dinlenme ihtiyacının karşılanmasıyla il*gili tesisleri kurmak ve yönetmek.

Alt Yapı İle İlgili Tesisleri İşletmek Görevleri:

a) İçme suyu, Elektrik ve Havagazı Tesislerini idare etmek, ve işletmek.

b) Ekonomik teşebbüslere girişmek.

Görüldüğü gibi Belediyeler günümüz koşullarında oldukça geniş ve kapsamlı yetkilerle donatılmıştır. Ne ölçüde Belediyeler bu işlevleri yürütmektedirler somsuna yanıt vermeden önce 4 ncü Beş Yıllık Kalkınma Plânının Belediyeleri hangi açıdan değerlendirdiğini incelemekte yarar vardır.

Kalkınma plânımız Belediyelere ilişkin şu görüşlere yer vermektedir;

"Belediyelerin kendine yeterli, üretken, kaynak yaratıcı, birlikçi, üretici ve tüketiciyi koruyan halk denetiminin etkinlik kazandığı bir yönetim biçimi ve birimi şeklinde geliştirilmesi için; İşlevleri yeniden ve geniş bir çerçevede tanımlanacaktır.

Belediyelerin tek tek çözemedikleri hizmet sorunlarını birleşerek çözebilmeleri, üreticiyi ve tüketiciyi koruyabilmeleri ve piyasaya müdahale edebilmeleri, üretken ve kaynak yaratıcı niteliğe kavuşabilme amacıyla aralarında birlik kurmak özendirecektir."

Ayrıca 1978 icra plânında Belediyelerin tüketimi düzenleme işle-mine şöyle değinilmektedir;

350 nolu tedbir :

"Yerel Yönetim öncülüğünde tüketim mallarının dağıtımı, pazarlanması ve örgütlenmesini içeren bir proje, program döneminde tamamlanacaktır.

1979 İcra Plânı’da, 4 ncü P.Y.K plânı doğrultusunda hükümler getirmektedir. 450 nolu tedbir :

Gıda ürünleri fiyatlan, toplumsal refahı’ olumsuz yönde etkile-memeleri için sıkı bir denetim altınâ alınacaktır. Yerel Yönetimlerin gıda ürünleri üretim ve yurt düzeyinde dengeli dağıtımı sağlanacak-tır,

"Dördüncü plan ve yıllık programların yanında Yerel Yönetim Bakanlığının kurulması ile birlikte Belediyelerin ekonomik girişimleri yeniden ele alınmıştır. 1978 yılı, Bakanlık için kuruluş ve hazırlık çalışmalarının yapıldığı yıl olmuştur. 1979 Bütçesi ile Birliklerini destekleme fonları oluşturulmuştur. Belediye sınai ve iktisadi girişimleri için 300 milyon, belediye Birlikleri için de 300 milyon TL lik fon sağlanmıştır(9. İskan Konferansları, 1991: 70-71-72).

4. BELEDİYELERİN MALİ YAPISI

4.1 İdareler Arası Mali İlişkiler

Kamu ekonomisi “ihtiyaçlar” ve “kaynaklar” ilkesi içinde hareket etmektedir.Gelişen iktisadi hayat içinde siyasi sisteme yöneltilen talepler artarak çeşitlendiği halde,vergi ve benzeri kamu kaynakları sınırlıdır.Bu kaynak ve harcama dengesinde,toplumsal faydanın arttırılması asıldır.

Devlet, özel sektörün yanında altyapının hizmetleri, bankacılık, ulaştırma, turizm, eğitim ve sağlık gibi sosyal, ekonomik ve kültürel amaçlı yatırımlara da girmektedir. Devletin girişimciliği kamu ekonomisinin genel ekonomi içinde payın artması anlamına gelmektedir. Özel ekonomi ve kamu ekonomisi arasındaki esrarlı farklılıklar devletin ülke ekonomik koşullarına göre klasik kamu hizmetlerinin yanında sosyal amaçlarına üstelenmesine yol açmaktadır. Özel ekonomi ile kamu ekonomisi arasındaki farklar:

-Özel sektörde firmalar karı kamu sektöründe sosyal faydayı gerçekleştirmeye çalışır.

-Firma gelirini,kullanıcılara göre fiyatlandıran mal ve hizmetler,kamu ekonomisinin geliri toplu olarak istifade edilen vergiler ve benzeri gelirler oluşturur.Mal ve hizmetlerin bedelleri zorlayıcı hükümlere göre alınır.

-Kamu hizmetlerinde süreklilik ve çok yönlü ekonomik,toplumsal hedefler yer alır. Özel sektör için süreklilik karlılıkla birlikte yürümektedir. Ayrıca özel sektör hiçbir zaman devletin sunduğu hizmet boyutlarına ulaşmamaktadır.

-Kamu ekonomisi bazı hallerde özel sektör gibi faaliyette bulunabilir.

Devletin genel olarak üstlendiği görevler; fiyat istikrarını sağlama, milli gelirde artışın sağlanması,gelir dağılımında adalet, kaynak kullanımında denge işsizliğin azaltılması ve dış ticaret dengesinin kurulmasıdır. Bunu sağlamak için;maliye politikası(vergi, bütçe harcamaları, iç ve dış borçlar) para ve kredi politikası(tasarruf, kredilendirime, faiz) ve ödemeler dengesi(ithalat, ihracat ve turizm dövizleri)gibi araçları kullanmaktadır.Kamusal mallarda piyasa malları gibi gönüllü ödemelerde bulunamamaktadır.Vergilerin devlet adına toplanması vergi yönetimi aracılığıyla yürütülür.Vergi yönetimi(verginin uygulanması)etkin işlenmez ise, yükümlüler kamusal malların maliyetlerine katılmama bu malların tüketiminden vazgeçme gibi çeşitli yollarla vergi ödememe yolunu seçecektir.

4.1.1 Kamu Gelirleri

Devletin gelirleri;

Vergi; Devletin kamu hizmetlerini görmek üzere şahıslardan zorla aldığı kaynaklardır.

Harç; Bazı kamu kurumlarının hizmet karşılığı,yarı kamusal hizmetlerden yararlanan kişilerden aldıkları bedellerdir.

Resimler; Belli bir işi yapmak üzere kamu kuruluşlarının kişilere izin veya yetki vermeleri karşılığında aldıkları bedellerdir.

Şerefiyeler; Teorik planda önemle ele alınmasına rağmen ,uygulamada önemli bir gelir kaynağı niteliğine sahip olmamıştır.Şerefiye uygulamasında öngörülen amaç ,kamu tüzel kişilerinin ,özellikle belediyelerin bayındırlık hizmeti karşılığında kişilerin gayri menkullerinde meydana gelen değer artışının vergilendirilmesidir.

Harcamalara Katılma Payı (iştirakler); Yol ve kanalizasyon gibi altyapı tesislerinin gerçekleştirilmesi sırasında bu tesislerden yararlanacaklardan harcamayı finanse edebilmek için mali amaçla alınmaktadır. ”Şerefiye” ile ”Harcamalara Katılma Payı”birbirine benzer gibi görünüyorsa da şerefiyenin değer artışını vergilendirmek için bir sosyal amacı bulunmaktadır.Ayrıca şerefiyede imar faaliyetinin sebep olacağı değer artışlarından sağlanacak toplam gelir, bu faaliyetin harcamalarının üzerine çıkabilir. Harcamalara iştirakte amaç yapılan tesislere mali katkı sağlamaktır.

Devletin Mülk Gelirleri; Devletin taşınır ve taşınmaz mallarını satması, kiralaması yoluyla elde ettiği gelirlerdir.

Vergi Benzeri Gelirler; T.C.Emekli Sandığı, Sosyal Sigorta Kurumu gibi kuruluşlara kanunlarda gösterilmiş kişilerin ödedikleri primlerdir.

Diğer Gelirler; Para cezaları, para basma, yardı ve bağışlar, tazminatlar ve devlet borçlanma gelirini oluşturmaktadır(Karaman, 1998: 77-78-80-81).

Belediyelerin Gelirleri

Belediyeler, diğer yerel yönetim kuruluşları gibi çoğunlukla faydaları kısmen veya tamamen yararlananlar arasında bölünebilen mal ve hizmetler sunan kuruluşlardır. Bu faydadan yararlananlar ise belde halkıdır.Bu nedenle belediye gelirlerinin belde halkı ve belediye yönetimi açısından oldukça önemli yeri vardır.

Yurdumuzda belediye gelirleri yasalarla belirlenmiştir.Bu gelirler esas olarak genel bütçe gelirlerinden belediyeler payı,emlak vergisi gelirleri ile belediye vergi,harç ve katılma payları ile diğer gelirlerdir.Bunun yanında bazı yasalarla belediyelerin sağladıkları gelirler de vardır.

4.1.2 Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Belediye Payı

1948 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Belediye Gelirleri Yasasına göre,gelir ve kurumlar vergisinden belediyelere %5 oranında pay verilmesi öngörülmüştür.Tekel maddelerinden alınan istihsal vergisinden de %2 oranında pay tahsisi edilmiştir.Bu paylar belirli bir şekilde iller bankasındaki ayrı bir hesaba yatırılmakta ve buradan da nüfus esası uygulanarak belediyelere dağıtılmakta idi fakat bu hükümler zaman içinde iptal edilmiştir.

Genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplama üzerinden belediyelere %9,25,il özel idarelerine %1.70 nispetinde pay verilecektir.

Mahalli idareler fonunun dağıtımı ilgili bakanlıklar tarafından hazırlanacak Resmi Gazetede neşredilecek yönetmelikteki objektif kriterler göz önünde bulundurularak yapılır.Dağıtım esaslarının tespitinde,kalkınmada öncelikli bölgelere ağırlık verilir.

Yeni kanuna göre “Belediyeler Fonu” ve “Mahalli İdareler Fonu”olmak üzere iki tür fon oluşturulmaktadır.Genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının %6’sı belediyelere nüfuslarına göre dağıtılmakta %3’üne tekabül eden bölümü halen %2.30”Belediyeler Fonu”olarak İller Bankasındaki bir hesapta ve Bayındırlık İskan Bakanlığı emrinde olmaktadır.

Belediye ve il özel idare paylarını yazılı süre içinde İller Bankasına yatırmayan gelir saymanlarından gereken meblağlar %10 fazlasıyla tahsil olunur.

İller Bankası kendisine yatırılan payları ertesi ayın 15 günü akşamına kadar ilgili belediye ve il özel iradelerine göndermeye mecburdur.Gönderilmesi geciken paylar,iller bankasınca bu kuruluşlara %10 faydasıyla ödenir.

4.1.3 Vergiler

Emlak Vergisi

Bina vergisinin oranı eskiden binde üç iken yeni kanunla bu oran binde beşe çıkmaktadır.Meskenlerde bina vergisi eski kanunda binde iki iken yeni kanunla binde dörde çıkmaktadır.

Bakanlar Kurulu meçken vergisi oranlarına yarısına kadar indirmeye yetkili kılınmıştır.

Arazi vergisinin oranı binde üçtür.Arsalar için binde beş olan oran yeni değişikle binde altıya çıkarılmıştır.

Bakanlar kurulu gerekli görürse belediye meclislerinin kararı ve belediye başkanının teklifi üzerine, mahalleler, köyler veya cadde, sokak yahut değer bakımından farklı bölgeler itibarı ile birlikte veya ayrı ayrı olmak üzere emlak vergilerine indirebilecektir(Tortop, 1984:113-117).

İlan ve Reklam Vergisi

Belediye sınırları ile mücavir alanları içinde yapılan her türlü ilan ve reklam,ilan ve reklam vergisine tabidir.

Eğlence Vergisi

Kazanç amacı gütmeyen tören, şenlik, festival, sergi, alkollü içki içilmeyen kahvehane,çayhane v.b.yerlerin dışında eğlence yeri işletenlerden alınır.

Akaryakıt Tüketim Vergisi

1.1.1996 tarihi itibariyle Akaryakıt Tüketim Vergisi hasılatının %0,03’ü il özel iradelerine %0,15’I belediyelere, %0,06’sı Belediyeler Fonuna aktarılacaktır.

Haberleşme Vergisi

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde PTT tarafından tahsil edilen telefon, teleks, faks mili ve data ücretleri haberleşme vergisine tabidir, Oranı %1’dir.

Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde elektrik ve havagazı Tüketim Vergisine tabidir.

Yangın ve sigorta Vergisi

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde menkul ve gayrimenkul mallar içinde yapılan yangın sigortaları dolayısıyla alınan primler yangın sigortası vergisine tabidir.oranı %10’dur.

Çevre Temizlik Vergisi

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içindeki belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinde yararlanan konut,işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabidir.

Bu verginin mükellefi her ne şekilde olursa olsun binaları kullananlardır.

Çevre temizlik vergisi mükelleflerince her yıl temmuz ayı içinde iki eşit taksitte ödenir.

4.1.4 Harçlar

-İşgal Harcı

Belediye sınırları içinde gösterilen,

Pazar veya panayır kurulan yelerin, meydanların, mezat yerlerinin her türlü mal ve hayvan satıcıları tarafından işgali,

Yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi umuma ait yerlerden bir kısmının herhangi bir maksat için işgali,

-Tatil Günlerinde Çalışma Ruhsatı Harcı

Hafta tatili ve ulusal bayram günlerinde çalışmaları belediyelerce izne bağlı işyerlerine ruhsat verilmesine ilişkin harçtır.

-Tellallık Harcı

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde belediyeler ait hâl,balıkhane,mezat yerlere ve ilgilinin isteğine bağlı olarak belediye münadisi veya tellalı bulunan sair yerlerde gerçek veya tüzel kişiler tarafında her ne surette olursa olsun her çeşit menkul ve gayrimenkul mal ve mahsullerin satışı tellallık harcına tabidir.

-Hayvan Kesimi Muayene ve Denetleme Harcı

Satışa arz edilecek etlerin sağlık bakımından muayene ve denetlenmesi hayvan kesimi için alınır.Resmi ve özel kombinalar bu harçtan muaftır.

-Ölçü ve Tartı Aletlerin Muayene Harcı

Ölçü ve Tartı alet ve vasıtaları ile ölçeklerin kanun ve tüzük hükümlerine göre belediyelerce damgalanması bu harca tabidir.

-Bina İnşaat Harcı

Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde yapılan her türlü bina inşaatı,inşaat veya tadilat ruhsatının alınmasında tarifede gösterilen oran ve hadlerde bina inşaat harcına tabidir.

4.1.5 Harcamalara katılma payı

-Yol harcamalarına katılma payı

-Kanalizasyon harcamalarına katılma payı

-Su tesisleri harcamalarına katılma payı

4.1.6 Çeşitli gelirler

Para cezalar, işletme, kurum gelirleri, kira gelirleri,müze giriş ücretleri ile madenlerden belediyelere pay belediyelerin çeşitli gelirleri arsındadır.

4.1.7 Merkez Yönetiminin Yardımları

Merkez yönetim,çeşidi fonlar aracılığıyla yerel yönetimlere mali yardım yapmaktadır.Bu yardımlar genelde proje şeklinde olup, iller bankası kanalıyla “idarenin takdir” yetkilerine göre dağıtılmaktadır.

Yerel yönetimler,yardım ve bağışlar yolu ile gelir sağlamaktadır.Bağışın herhangi bir şekilde geri ödenmesi söz konusu değildir. Bağış merkezi yönetim lütfü olarak değerlendirilemez. Bağışlar koşulsuz ve koşullu olarak da gerçekleştirilebilir(Karaman, 1998: 92-98).

İKİNCİ BÖLÜM

1. Belediye İktisadi Teşebbüslerini Kamu İktisadi Teşebbüslerinden Ayıran Özellikler

Belediyeler, 1580 sayılı Belediye Kanunu ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre şirketler kurabilmektedirler. Belediye İktisadi Teşebbüsleri (BİT) olarak adlandırılan bu kuruluşların Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ile aynı kategoride değerlendirilemeyeceği konusundaki görüşler litaretürde daha ağırlıklı görüşü temsil etmektedir. Çünkü bu kurumların kuruluş gerekçeleri ve kaynak aktaran birimleri aynı değildir. KİT’ler daha çok özel sektörün yatırım yapmadığı alanlarda ve yörelerde gelişme göstermiştir. Toplumun üretim sistemindeki öncelikleri ve mallar arasındaki dengeyi göz önüne alan bu kuruluşlar, devletin asli fonksiyonlarına yardımcı değil ilave kurumlardır. KİT’ler devletin asli fonksiyonlarını yürüterek bu fonksiyonları daha etkin ve verimli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak yerine, aksine, devlete yeni fonksiyonlar ekleyerek yönetsel ve ekonomik sistemin daha da karmaşık hale gelmesine yol açmaktadırlar. Halbuki Belediye İktisadi Teşebbüslerinin (BİT), belediyelerin birçok asli fonksiyonuna yardımcı olan kurumlar olduğu ifade edilebilmektedir(Yeter, 1993, s.200)

Yasal açıdan BİT’lerin KİT’lerden farkı çok açıktır: KİT’ler 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olan kamu işletmeleridir. Buna karşılık BİT’ler açısından belli bir yasal düzenleme olmadığından, bu işletmeler, Mahalli İdarelerin yönetim organlarının inisiyatifine kalmıştır. Bu yasal ayırımın ötesinde, uygulamadan gelen önemli fark ise; KİT’lerin yönetim kurullarının devletçe(hazinece) atanması ve BİT’lerin ise Belediye organlarınca tayinidir.

2. Belediye İktisadi Teşebbüslerinin Kuruluş Şekilleri

Kuruluş, görev ve işleyişlerindeki farklılıklar göz önüne alınarak belediyelerin ekonomik girişimlerini genel olarak şu dört ana başlık altında incelemek mümkündür:

-Belediye bütçesi için de veya dışında yer alan işletmeler

-Tanzim satış fonları ve döner sermayeli kuruluşlar

-Belediyelerin kurdukları ve iştirak ettikleri şirketler.

-Birlikler ve diğer alternatif teşebbüs yöntemleri

2.1. Belediye Bütçesi İçinde veya Dışında Yer Alan İşletmeler

Belediye işletmelerini başlıca 3 alt başlıkta toplamak mümkündür:

Özel yasalar ile kurulan işletmeler

Belediye bütçesi içinde yer alan işletmeler

Belediye bütçesi dışında yer alan katma bütçeli işletmeler.

2.1.1. Özel Yasalar ile Kurulan İşletmeler

2568 sayılı yasa ile kurulan İstanbul su ve kanalizasyon idaresi (İSKİ), 4325 sayılı yasa ile kurulmuş olan EGO gibi bu işletmelerim kuruluş yasalarında 1050 sayılı yasa ya, belediye muhasebe usulü tüzüğüne ve 2886 sayılı devlet ihale yassına tabii bulunmadıkları, özel hak hukuku tabi oldukları, ticari usule göre çalışacakları ön görülmekte ve kamu tüzel kişiliğine sahip oldukları hükmü yer almaktadır.

2.1.2. Belediye Bütçesi İçinde Yer Alan İşletmeler:

Ülkemizde belediyelerin kurdukları, su, mezbaha ve bunun gibi teşebbüslerin büyük bir bölümü bu yönetim şekli ile yani doğrudan doğruya yönetim şeklinde işletilmektedir. Bu teşebbüslerin giderleri ile yönetim ve işletme giderleri diğer belediye gelirleri ve giderleri gibi belediye bütçesinde gösterilmektedir(Barut ve Önal, 1993: 110).

2.1.3 Belediye Bütçesi Dışında Yer Alan Katma Bütçeli İşletmeler

Yukarıda da belirtildiği üzere 1580 sayılı yasanın 15. maddesinde belediyenin görevleri sayılmış 19. maddesinde de kazanılmış haklara zarar vermeden su, hava gazı, elektrik tesislerini doğrudan doğruya kurmaya ve işletmeye belediye sınırları için de belli mıntıkalar arasında otobüs otokar, onlıbüs tünel, troley ve fünikülerle yolcu taşımaya belediyelerin yetkili olduğu ifade edilmiştir. Bunlardan elektrik tesislerini kurmak ve işletmek yetkisi 2705 sayılı yasa ile belediyelerden alınarak Türkiye elektrik kurumuna verilmiştir. Belirtmek gerekir ki belediye yasası belediye işletmelerinin kuruluş ve yönetim şekillerine organlarına muhasebe alım, satım, denetim usullerine ilişkin bir düzenleme getirmemiştir. Yalnız 110. md 13 ve 14. fıkralarında belediye gelirleri arasında belediye teşebbüsleri hasılatına yer verilmiş 70.maddenin 8. fıkrasında ise belediye meclisinin görevleri arasında görülecek hizmetlere karşılık alınacak ücret tarifelerinin belediye meclisleri tarafından saptanacağı ve 71. md. De bu tarifelerin mülki amirin onayı ile yürürlüğe gireceğini öngörmüştür.

24 eylül 1990 tarihli resmi gazetede yayınlanan belediye bütçe muhasebe usulü tüzüğünün 89. md. İse bu bütçelerin şekli, düzenlenmesi, kabulü ve onaylanmasının belediye bütçesinin tabi olduğu esas ve usullere göre yapılacağı belirtilmiştir. Ancak belediyeler ekonomik ve ticari özellikte hizmetleri örgütleme de eski belediye muhasebe usulü tüzüğünün 48, yeni tüzüğün 89. maddesinde ki kayıtları dikkate almaksızın istedikleri hizmetleri istedikleri biçimde örgütleyip düzenlemektedirler. Bunun sonucunda işletmeler ve gördükleri hizmetler sık sık yönetim ve işleyiş değişikliğine uğramaktadırlar. Değişimler genellikle bir yada birkaç hizmeti ana bütçeden ayrı bir katma bütçeli işletme kurmak mevcut bir işletmeyi kaldırmak işletmeyi bölerek birden çok işletme haline getirmek, işletmeleri birleştirip tek işletme haline getirmek, işletmeye yeni hizmetler katmak yada çıkarmak, işletmeyi şirket halinde örgütlemek, işletme konusu hizmeti özelleştirme kapsamı içinde ihale ile özel kişi veya kuruluşlara devretmek türlerinde ortaya çıkmaktadır.

İşletmelerin birbirlerinden farklı yapısal özelliklerine, yönetim ve işleyiş biçimlerine sahip olmalarının nedeni , belediyeler bağlı işletmeleri düzenleyen genel bir işletme yasasının bulunmayışıdır. Denebilir(Keleş, 1992: 339).

Teşebbüs, belediye bütçesinde yalnız faaliyet sonucu ile görülmektedir. Yani işletmenin gerekli amortisman ve gerekli akçesi ayrıldıktan sonra geriye kalan direkt hasılat belediyeye verilmekte ve belediye bütçesine gelir kaydedilmekte, işletme faaliyeti zarar ile kapatıldığı takdirde ise zararın karşılanması için belediye tarafından yapılan yardımlar belediye bütçesinde yer almaktadır belediye işletme üzerinde yönetsel vesayet yetkisine sahip olmaktadır.

2.1.4. Tanzim Satış Fonları ve Döner Sermayeli Kuruluşlar

Belediyelere tanzim satış fonu kurma yetkisi veren hüküm, 1580 sayılı yasanın 15. md.sinin 2,12,1960 tarih ve 150 sayılı yasa ile değişik 43. md dir. Fıkraya göre belediyeler et,ekmek, yaş meyve ve sebze, odun ve mangal kömürü ile diğer gıda ve zorunlu ihtiyaç maddelerini gerektiğinde 2490 ve 1050 sayılı yasa hükümlerine bağlı olmaksızın satın almak, stok etmek, veya belirli bir kar haddi dahilinde satın aldırmak, sattırmak ve ihtiyacı olanlara maksada göre dağıtmak üzere bir fon tahsis ederek tanzim satış mağazaları kurmak ve hayatı ucuzlatacak sair tedbirleri almak yetkisine sahiptirler.

Tanzim satışına konu olan maddeler halkın günlük yaşayışını etkileyen zorunlu yiyecek ve yakacak maddeleri ile sınırlanmış gibi görülse de “hayatı ucuzlatacak sair tedbirleri almak” deyimi ile belediyelere bu konuda geniş bir yetki tanınmıştır

Uygulamada belediyeler “döner sermaye” adını verdikleri fonu bazen bütçelerine koydukları ödenekten sağlamakta, bazen de tanzim satış yapılacak maddeye gereksinimi olacaklardan topladıkları paralarla oluşturmaktadırlar.

Diğer taraftan 775 sayılı gecekondu yasası ve 2981 sayılı imar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemler ve 6785 sayılı yasanın bir maddesinin değiştirilmesi hakkında yasada da özel fonlar kurulması hükmü düzenlenmiştir.

Döner sermayelere gelince ;

Belediyelerde döner sermaye kurulmasına yetki veren tek mevzuat belediye yasasına bazı maddeler eklenmesine dair 24,3,1950 tarih ve 5656 sayılı yasadır. Bu yasanın ek birinci maddesine göre belediyeler belediye konutları yapmak ve bu konutları belde sakinlerine kiraya vermek yada satmak işlerini “mecburi” hizmetler arasına alabilir ve bu amaçla bütçelerinden gerekli paraları ayırarak “ döner sermaye” kurabilirler. Belediyeler bu iş için kurulmuş yada kurulacak yapı ortaklıklarına girmeye de yetkililer. Bu işlerde 2886 sayılı ihale yasası uygulanmamaktadır.

Uygulamada “tanzim satış”, “döner sermaye” ve “fon” deyimleri karışık ve birbirinin yerine geçecek şekilde kullanılmaktadır. Diğer taraftan gerek tanzim satışlar gerekse döner sermayeli kuruluşlar genellikle yeni bir örgütlenmeye gidilmeksizin belediye yada belediyeye bağlı işletme personeli ile yürütülmektedir.

2.1.5. Belediyelerin Kurdukları ve İştirak Ettikleri Şirketler:

Belediyeler bazı kamu hizmetlerini daha etkin yürütmek amacı ile kamu hukukunun ve bürokrasinin katı kurallarından ve ağır işleyişinden kurtulmak için ekonomik girişimlerini şirketler yolu ile yerine getirmektedirler.

Şirketleşmeye yönelmenin diğer nedenleri arasında mevcut personel rejimi içinde kaliteli eleman çalıştırmada karşılaşılan sorunlar, merkezi idarenin denetiminden kurtulma düşüncesi ve özel girişimcilerin giden kamu fonlarının bir kısmını şirketler aracılığı ile tekrar belediyeye kazandırmak fikri sayılabilir.

Belediyelerin şirket kurabilmeleri, şirketlere ortak olabilmelerini sağlayan yasal dayanak 1580 sayılı belediye yasası (md.19) ile Türk ticaret yasası (md275) dir. Yine Türk ticaret yasasının 18 md. Birinci fıkrasına göre, belediyeler tarafından özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere kurulan teşekkül ve müesseseler “şirketler” tacir sayılırlar. Ayrıca bunlar, ticaret sicil nizamnamesinin 13/1 maddesine göre ticaret siciline tescil ile ticaret odalarına kaydolmak zorundadırlar.

1.9.1992 itibari ile nüfusu 20 binden fazla olan 275 belediyeyi kapsaya araştırmada bunlardan 107 sinde toplam 181 adet şirket olduğu belirlenmiştir.

Bu araştırma sonucuna göre şirketlerde ki esas pay sahipleri, belediyeler ve belediyelerin sahip oldukları şirketlerdir. Başka bir ifade ile halka açılma pek gerçekleşmemiştir. Bu nokta da haklı tenkitler yöneltilebilir. Zira belediye şirkette % 50 nin üzerinde pay sahibi olduğu takdirde “şirketleşmeye yönelme” amacından sapmaktadır. Her şeyden önce bu durumda şirketler yönetimlerinin yapısı itibarı ile belediyelerin kontrolü altına girmekte ve dolayısıyla bununla hizmetin gerektiği biçimde bağımsız karar alabilmeleri engellenmektedir(Barut ve Önal, 1993: 111-112).

3. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN HUKUKİ DURUMU:

Ülkemizde, belediyelerin şirket kurması, veya kurulan bir şirkete katılmalarının eskiden beri uygulandığını, 1580 sayılı kanun’un belediyelerin vazifeleri ile ilgili hükümlerinden anlıyoruz(1580 sayılı belediyeler kanunu, Md.15).

Ancak, bu gün ki manada, şirketlerin belediyelerde bir hizmet yöntemi olarak uygulanmasına 1984 yalında büyükşehir belediyelerinin kurutması ile rastlıyoruz. Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere, bir çok belediye, hizmetlerini daha etkin ve verimli sunabilmek için, işletme, döner sermaye, fon, müessese, birlik ve şirket gibi ekonomik girişim modellerini devreye sokmuşlardır. Çeşitli alanlarda, kendi bünyelerinde şirket kurmuşlar veya kurulmuş olan şirketlere dahil olmuşlardır.

Belediye idareleri, kanunların kendilerine verdiği zorunlu görev ve hizmetlerin ifasından başka, beldenin ve belde halkının umumi ihtiyaçlarını sağlamak üzere her türlü girişimde bulunabilirler. Bu çerçevede, belediyelerin şirket kurmak veya kurulmuş bir şirkete dahil olmak suretiyle bu hizmetleri yerine getirmeleri mümkündür(1580 sayılı Belediyeler kanunu, Md.19/5-2,19/1).

Belediyelerin şirket kurmalarının temel yasal dayanağı, 1580 sayıl: belediyeler Kanunu’dur. Bu kanun, belediyelerin, belediye sınırları içerisinde toplu taşımacılık ve et taşımacılığı işlerini, (İçişleri Bakanlığının iznini almak şartıyla) şirketler vasıtasıyla yapabileceklerine müsaade etmektedir. Yine belediyeler, belediye mesken!eri yapmak, yaptıkları meskenleri belediye çalışanlarına kiraya üzere kurulmuş veya kurulacak yapı ortaklıklarına iştirak edebileceklerdir.

Belediyelerin işletme ve şirket şeklinde ortaya çıkan ekonomik girişimlerini, kuruluş, görev ve işleyişlerindeki farklılıklar açısından dört ana grupta toplayabiliriz.

a- Özel yasalarla kurulan İŞLETMELER

b- Belediye bütçesi içinde yer alan İŞLETMELER

c- Belediye bütçesi dışında yer atan KATMA BÜTÇELİ İŞLETMELER

d- Belediyelerin kurduğu veya katıldığı ŞİRKETLER

Özel yasalarla kurulan işletmelerin (ASKİ, İSKİ, İETT, EGO gibi) kuruluş yasalarında, 1050 sayılı yasaya, BBMUT, BBMUY ve 2886 sayılı ihale kanununa tabi olmayıp, özel hukuk yasalarına göre işlemlerde bulunacakları belirtilmiştir. Bu işletmeler, kamu tüzel kişiliğine sahip olup ticari usullere göre çalışırlar. Bütçe işlemleri açısından kendi yasalarına tabidirler.

Bütçesi belediye bütçesi içerisinde yer alan işletmelerin mali denetimi, belediye bütçesinin tabi olduğu, hazırlanış, onaylama, uygulama ve denetim yollarına tabidir. Bu işletmelere ait bütçeler, belediye bütçeleri ile aynı işlemlere tabidirler.

Bütçesi, belediye bütçesi dışında yer alan katma bütçeli işletmelere ait bütçelerin şekli, düzenlenmesi, kabulü ve onaylanmasında, belediye bütçesinin tabi olduğu esas ve usuller uygulanacaktır. Katma bütçeli müesseselerin muhasebesi ve mali işlemleri belediye sorumlu saymanının denetimine tabidir.

Belediyelerin bütün iktisadi İşletmeleri Sayıştay denetimine tabi değildir. Bu konuda, Sayıştay Genel Kurulu, Sayıştay’ca denetlenmekte olan belediye iktisadi teşebbüslerine ait hesapların 23 sayılı kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Sayıştay’ca denetlenmesinin mümkün olmadığına karar verilmiştir. Belediyenin iktisadi işletme ve şirketlerinin mali denetiminin, Sayıştay denetimine tabi olmaması sonucunda, bunların saymanlarınca düzenlenen aylık mizan, kesin mizan ve bilançoları kendi organlarınca incelenip karara bağlanacaktır.

Belediyelerin kurdukları veya katıldıkları şirketlerin kuruluş, çalışma ve denetlenmesi noktalarında halen tartışmalar devam etmektedir.

Belediyelerin, şirketlere yönelmesinde ki tek sebep, hizmette etkinlik ve verimlilik değildir. Kamu hukukunun katı kurallarından, kamu bürokrasisinin ağır işleyişinden, merkezi idarenin vesayet denetiminden ve nitelikli elaman çalıştırmayı engelleyen personel rejiminden kurtulmak, siyasi nedenlerle istihdam oluşturmak, siyasi reklam yapmak, halkın katımını sağlayarak mahalli sermayeyi harekete geçirmek ve ihale yoluyla özel kesime kayan parasal kaynakları elinde tutmak gibi bir çok nedenlerle belediyeler şirketleşmeye yönelmiştir.

Belediyelerin şirket kurmasına müsaade eden 1580 sayılı kanun’un yukarıda zikredilen hükümlerinin yanısıra, TTK hükümlerinde de engelleyici bir duruma rastlanılmamaktadır. Bilakis, belediyelerin anonim şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında temsiline ilişkin hükümlere yer vermek suretiyle bu hususa dolaylı, bakarak cevaz verilmektedir. Ayrıca, 5434 sayılı Emekti Sandığı Kanunu’nda da, belediye şirketlerinden bahsedilmekle, belediyelerin şirket kurmasının veya kurulmuş bir şirkete katılmasının yasal olduğu kabul edilmiştir.

Bütün bunlardan başka, İçişleri Bakanlığınca hazırlanan 1580 sayılı Kanun’a bazı hükümler eklenmesine dair yasa tasarısının 31 .ek maddesinde sayılan hizmet ve faaliyetler için önceden bakanlığın iznini almak şartıyla, belediyelerin özel kişilerle ve kamu tüzel kişileriyle ortaklık kurabileceği, kurulmuş ortaklıklara katılabileceği de belirtilmiştir.

Belediyeler, kanun’un kendilerine verdiği vazife ve hizmetleri ifa ettikten sonra, belde sakinlerinin müşterek ve medeni ihtiyaçlarını düzenleyecek her türlü teşebbüsatı icra ederler. Bu bağlamda belediyeler, kuracakları şirketler vasıtasıyla, yapılmasını gerekli gördükleri hizmetleri ifa edebileceklerdir. Ancak, belediyeler, vazifeleri olan konularda harcama yapabileceğinden, vazifeleri olmayan konularda şirket kuramayacaklar, bu yönde sermayeye katılım payı olarak harcama yapamayacaklardır(Doğan, 1997: 112-113-114-115).

4. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN TARİHÇESİ

Ülkemizde belediye iştiraki ile kurulan ilk şirket, 1924 Yılında Ankara’da kurulan “Aksaray Azmi Türk” tür. 1926 Yılı’nda da Kayseri’de “Kayseri ve Civarı Elektrik” kurulmuştur. 1930 Yılında 1500 sayılı Belediye Kanunu çıkarılana kadar belediyeler tarafından başka şirket kurulmamıştır.

Cumhuriyetten önce ise İzmir ve İstanbul’da; elektrik, su, havagazı, tramvay ve telefon gibi hizmetler imtiyazlı şirketlerce sunulmuştur. Bu şirketler arasında İzmir Elektrik ve Tramvay Şirketi (1855), İzmir Suları Anonim Şirketi (1895) ve İzmir Havagazı Şirketi’ni (1859) sayabiliriz(Karaman ve Özgür, kjljds 25).

Cumhuriyet’in ilanından sonra 10’ar yıllık periyotlar halinde ele aldığımızda belediyelerin:

1924-1930 yılları arasında —> 2,

1931-1940 yılları arasında —> 1,

1941-1950 yılları arasında —> 3,

1951-1960 yılları arasında —> 14,

1961-1970 yılları arasında —> 14,

1971-1980 yılları arasında —> 110,

1981-1990 yılları arasında —> 130,

1991-1992 yılları arasında ise, 57 adet şirkete, kurucu veya ortak olarak katıldıkları görülmektedir(Önal, Barut, 1993: 114).

5. Belediye Şirketlerinin Kuruluş Amaçları

Belediyelerce kurulan şirketlerin amaçları "kuruluş sözleşmesinde " belirtilmekle birlikte, bazen belirtilen bu amaçların dışında farklı amaçlar güdüldüğü de görülmektedir.

Buna göre belediye şirketlerinin kuruluş amaçlarını yedi grupta inceleyebiliriz:

5.1. 2886 Sayılı Devlet; ihale Kanunu’nun Kısıtlamalarından Kurtulmak

1886 Sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 71. Maddesi ile, “Bu kanunun kapsamına giren idarelerin kendi aralarında yaptıkları ihlale işleri ile, sermayesinin yarısından fazlası tek başına, veya birlikte devlete, kamu iktisadi teşebbüslerine veya yönetimlere ait kuruluşlardan sağ1anması ile ilgili ihale işleri”, ihale usulüne tabi olmayan işlerden sayılmıştır.

Belediyeler bu hükümden yararlanarak Kanun’un amacına uygun olmayan sonuçlar yaratabilmektedir. Bu durumu bir örnekle açıklayabiliriz: Belediye bir hizmetin gördürülmesi için ihale açtığında, bu ihaleye piyasadaki mevcut şirketle birlikte, bu konuda faaliyet gösteren belediye şirketi katılacaktır. Ancak 2886 sayılı Kanun’un 71. Maddesi gereği bu iş belediye şirketine verilecektir. Belediye şirketinin bu işi yapacak olanağı olmaması durumunda, iş belediye başkanınca taşeron olarak seçilen özel şirketlere yaptıracaktır. Sonuçta yapılan ihalenin bir anlamı kalmayacaktır. Uygulamada bu duruma sıklıkla rastlanmaktadır .

Belediyelerin kurucusu olduğu şirketlere 2886 sayılı Devlet İhale Kanununu 71. Maddesince tanınan istisnanın Belediyeleri, söz konusu şirketler aracılığıyla mal ve hizmet alımına teşvik ettiği, bu şirketlere de kendi usullerince aldığı mal ve hizmetleri belediyelere satma avantajı getirdiği, bu durumun da usulsüzlüklere elverişli bir ortam yarattığı gözlenmektedir.

5.2. Personel sağlanması ve istihdamında Serbest Hareket Etme Olanağı Yaratmak

Belediyelerin kurduğu ve iştirak ettiği şirketler Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde özel hukuk tüzel kişisi gibi hareket etmekte, yani tam bir serbestlik içinde çalışmaktadırlar.

Bu durum belediye şirketlerini, ekonomik ve rasyonel olmayan uygulamalar içine sokabilmektedir. Bunun nedeni, belediyelerin siyasi çıkar gözetmeleri ve bu amaçla kendilerine destek verenlere çıkar sağlamaya çalışmalarıdır. Ülkemizin ekonomik koşulları göz önüne alındığında personel istihdamı konusu, belediye yönetimi için, yandaşlarına çıkar sağlamada önemli bir avantaj olmaktadır. Belediye şirketlerinin içinde bulundukları serbestlik, politik istihdam için çok uygun bir ortam yaratmaktadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin katılımıyla kurulan bir şirket üzerinde Sanayi ve Ticaret: Bakanlığı müfettişlerince yapılan denetimde, şirketin, 1989 Yılında işlerinin yoğunluğunun artmayışına karsın personel sayısında % 117′lik bir çoğalma görülmüştür. Kaldı ki, bu şirket aldığı müteahhitlik ve proje işlerini genelde diğer şirketlere yaptırmaktadır.Aşağıdaki tabloda bu şirkete ilişkin ayrıntılı bilgiler görülmektedir:

TABLO 2.1

Yıl Daim

işçi Ciro (TL) Personel Maliyeti (TL) Kâr(+) / zarar (-)

1986 32 13.955.026.926 44.721.818 -335.337.747

1987 42 67.869.054.835 122.154.867 -16.117.876.404

1988 59 85.543.070.201 299.870.059 -75.840.788.670

1989 812 316.868.979.682 1.818.140.801 -40.806.347.759

1990 922 411.461.150.165 10.784.215.183 -39.850.432.779

1991 1043 662.371.652.361 29.285.849.175 -69.532.673.245

Kaynak :Barut ve Önal, 1993: 123.

Kaynakta şirketin adı belirtilmemiştir.

Tablodan da görüleceği gibi, şirket sürekli olarak büyük ölçüde zarar etmektedir. Bu zarar da şirkete sermaye ola*rak konulan kamu fonlarından karşılanmaktadır. Ancak bu durum şirketin personel almasına engel olmamaktadır.

Belediye şirketlerinin, personel sağlanması ve istihdamında serbestlik sağlamanın olumlu diyebileceğimiz bu yönü de vardır. ülkemizde devlet; memurlarına uygulanan ücret politikası nedeniyle üst düzey nitelikli elemanların belediyelerde çalıştırılması pek mümkün olmamaktadır. Belediye şirketlerinde ise daha nitelikli eleman çalıştırılması mümkün olmaktadır. Belediye bünyesindeki üst düzey yöneticilere de bu şirketlerin yönetim kurullarında görev verilerek huzur hakkı almaları sağlanmaktadır. Ancak, belediyelerin anonim şirketlerinin yönetim kurulu üyelerine ödenen huzur hakkı ücretleri bazen çok yüksek rakamlara da ulaşabilmekte bu nedenle de kamuoyunca eleştirilmektedir.

Belediye şirketlerinin personel sağlanması ve istihdamında serbestlik sağlaması, belediyelerin, bazı emek yoğun işlerini sendikasız işçi çalıştırabilmek için, şirketler aracılığıyla yürütmesine de neden olmaktadır.

5.3. Bürokratik işlemler ve Denetimden Kurtularak Daha Serbest Harcamalarda Bulunmak

Belediyelerin kurduğu ve katıldığı şirketleri kamu hukuku uyarınca denetleyecek bir birim mevcut değildir. Türk Ticaret Kanunu’na göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığı müfettişlerince yapılan denetim de daha çok üçüncü şahısların haklarını korumaya yönelik olmaktadır. Belediye meclislerinin de bu şirketler üzerinde doğrudan denetim yetkisi yoktur. Bu durum belediye şirketlerine, harcama yapmakta büyük bir serbestlik getirmektedir.

Bu konu, belediye şirketlerinin en çok eleştirilen ve istismara en açık yönüdür. Uygulamada söz konursu şirketlerin amaçları dışında önemli miktarlarda harcamalar yaptığı görülmektedir.

5.4. özel Bankalardan Kredi Kullanabilmek

Belediyeler ihtiyaç duydukları krediyi ancak İller Bankası’ndan sağlayabilmektedir. Ancak bazı özel durumlarda bazı projeleri Devlet Planlama Teşkilatı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ve diğer kamu bankalarınca desteklenmektedir. Be*lediyeler özel bankalardan doğrudan kredi alamamaktadır. Ancak, özel hukuk hükümlerine tabi olan . belediye şirketlerinin özel bankalardan kredi kullanmasına herhangi bir engel yoktur. Bu sebeple belediyeler, şirketlerini kredi sağlanmasında aracı olarak kullanabilmektedirler.

5.5. Beldenin Sosyal ve Ekonomik Gelişmesine Katkıda Bulunmak ve Bu Konuda öncülük Yapmak

Belediyelerin kurduğu ya da katıldığı bazı şirketlerde de çevredeki hammaddenin veya sermayenin değerlendirilmesinin amaçlandığı görülmektedir. Bu tür işletmeler genelde, özel teşebbüsün yeterince gelişmediği bölgelerde kurulmaktadır. Bu yolla hem özel sektöre öncülük yapılmakta hem de yeni iş olanakları yaratılmaktadır.

Ancak ülkemizde bu tür işletmelerin küçük bir kısmı başarıya ulaşabilmiştir. çünkü bu işletmelerin çoğu gerekli fizibilite çalışmaları yapılmadan ve ekonomik veriler öncelik; alınmadan kurulmuştur. Bunu yanında belediyeler, belde halkının sosyal yaşamına katkıda bulunacak; sinema tiyatro, spor tesisleri kurmak gibi sosyal ve kültürel hizmetleri şirketler aracılığıyla yürütebilmektedirler.

5.6. Belediye Gelirlerini Arttırmada Yeni Kaynak Yaratmak

Gelişen sosyal ve ekonomik şartlar içerisinde ağır bir hizmet yükü altında olan belediyeler, mali yetersizlikler nedeniyle bunalmış halde, yeni kaynaklar yaratma çabası içine girmişlerdir. 1şte burada şirketleşme, bazılarınca belediye için bir gelir kaynağı olarak görülmektedir.

Ayrıca, ihale yoluyla özel girişimcilere giden kamu fonlarının şirketler aracılığıyla tekrar belediyelere dönüşünü sağlamak amacıyla da belediyeler şirketleşmeye yönelmektedir.

Ancak; konu seçiminde, fizibilite raporlarının hazırlanmasında, yatırım ve işletme sermayesi bulunmasında, kredi sağlanmasında ve şirket yönetiminde gerekli özen gösterilmediği için az sayıda belediye kendisine bu yolla gelir sağ1ayabilmektedir

5.7. Kamu Hukukunun Katı Kurallarından ve Bürokrasiden Kurtulup Kamu Hizmetlerinde Etkinlik ve Verimlilik Sağlamak

Ülkemizde belediyelere, belde halkının yaşamını yakından ilgilendiren çok sayıda görev ve hizmet verilmiştir. Ülkemizde gelişen ekonomik ve sosyal şartlar bu hizmetlere olan talebi daha da arttırmaktadır. Özellikle büyük şehirlerimizde göç, hızlı nüfus artışı, hızlı sanayileşme gibi faktörler de eklendiğinde belediyelerin sorunları içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.

Belediyelerin içinde bulundukları bu zor durum karşısında bir de ağır işleyen bürokrasiyle uğraşmaları ve kamu hukukunun katı kurallarını yerine getirmeye çalışmaları belediyelerin işini daha da zorlaştırmakta ve hizmetlerin etkin ve verimli şekilde yürütülmesini engelleyebilmektedir.

Belediyelerin kurduğu ya da katıldığı şirketler ise tamamen özel hukuk hükümlerine tabidir. Bu nedenle, bu şirketler daha hızlı karar alabilmekte, bu kararları daha hızlı uygulayabilmekte ve daha rahat harcamalarda bulunabilmektedirler. Bu sebeple, belediye şirketlerinin bazı kamu hizmetlerinin yürütülmesinde daha etkin ve verimli olabileceği söylenebilir. Ancak kamu hizmetlerinde etkinlik ve verimlilik sağlamak gerekçesiyle kamu hukukunu yok saymak yerine bu hiz*metlerin kamu hukuku sınırları içinde etkin ve verimli bir duruma getirilmesi daha uygun olacaktır(Önal ve Barut, 1993: 114-120).

6. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN FAALİYET ALANLARI

15 .1.1993 tarihi itibarıyla, ülkemizde belediyelerin kurduğu ya da katıldığı 330 adet şirket bulunmaktadır. bunların 255′ il merkezlerinde, kalan 75’i ise ilçelerde bu*lunmaktadır.

Bu şirketlerin 38’i Ankara’da, 31’i İstanbul’da , 21’i Konya’da, 12’si Bursa’da, 11’i İzmir’de, 10’u da Kayseri’de faaliyet göstermektedir. Ardahan, Bayburt, Iğdır ve Kütahya dışındaki tüm il merkezlerinde, belediyeler en az bir şirket kurmuş ya da şirketlere katılmışlardır.

Bu 330 şirket faaliyet alanlarına göre gruplanırsa

77 şirketin; gıda ve ihtiyaç maddeleri üretim ve pazarlaması,

42 şirketin; otel-kaplıca işletme, turizm geliştirme,

40 şirketin; imar, inşaat ve yapı malzemeleri üretim ve dağıtımı,

33 şirketin; tarım ürünlerine dayalı üretim, yem,besicilik, dericilik, süt ürünleri üretim ve pazarlaması,

25 şirketin; toprak , seramik, tuğla, kireç, çimento ve beton elemanları üretim ve pazarlaması,

16 şirketin; madencilik ve mermercilik,

12 şirketin; halı, iplik, giyim ve tekstil,

11 şirketin; elektrik üretim, dağıtım ve elektro mekanik,

11 şirketin; şehir planlamacılığı, mühendislik, müşavirlik ve çevre korunması,

10 şirketin; makine imalat,

7 şirketin; orman ürünlerine dayalı ağaç işleri ve mobilya üretimi,

7 şirketin; petrol ve petrol türevleri pazarlaması,

5 şirketin; maden suyu ve memba suyu şişeleme ve pazarlaması,

3 şirketin; soğuk hava deposu işletmeciliği,

3 şirketin; sigortacılık,

3 şirketin; ulaşım, liman işletme ve depoculuk,

2 şirketin; bakım yenileme,

2 şirketin; spor tesisleri işletmeciliği,

2 şirketin; lastik kaplama,

2 şirketin; serbest bölge kurulması

Alanlarında faaliyet gösterdiği; kimya, bilgi-işlem, iç ve dış ticaret, sosyal tesisler, geleneksel el sanatları jant sanayi, pil dağıtımı, kağıt torba üretimi, asbest bazı cam sanayi, sağlık hizmetleri, sinema ve tiyatro işletmeciliği, alanlarında faaliyette bulunan birer şirket mevcut olup, üç adet de belediye iştiraki bulunan holding olduğu görülmektedir (Barut ve Önal, 1993, s133-134)

Yukarıdaki listeden de anlaşılacağı gibi, belediyelerin kurduğu ya da katıldığı şirketler çok çeşitli alanlarda faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetler arasında belediyelere kanunla verilen görev ve hizmetler yanında, belediyelerin ilgi alanına girip girmediği tartışma konusu olan bazı faaliyet alanları da bulunmaktadır.

7. BELEDİYE ŞİRKETLERİNİN DENETLENMESİ

Özellikle 1984 yılından sonra etkin o!arak gündeme gelen belediye şirketlerinin hukuki durumları hakkında tartışmalar devam etmektedir. Bununla beraber, merkezi hükümet bu şirketlere olumlu bakmakta, ancak vesayet yetkisini de kullanmak istemektedir. Çünkü, bu şirketlerde harcanan para, belediyelere kamu yararına harcanmak üzere aktarılan kamu paralarıdır.

Belediye iştiraki olan şirketlerin denetlenmesinde tartışmaların odak noktası, bu şirketlerin özel hukuk hükümlerine veya kamu hukuku hükümlerine tabi olup olmadıklarının belirsizliğidir.

Bu şirketlerin kamu parasını kullanması ve belediyenin %50′den fazla hisseye sahip olması durumunda şirket personelinin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi olmaları, bu şirketleri kamu tüzel kişisi görünümüne sokmaktadır. Diğer yandan, belediye idareleri tarafından kurulan veya katılınan Anonim ve Limitet şirketlerin kuruluş. ve faaliyetlerinde, TTK hükümlerine göre hareket etmeleri, bu şirketleri özel hukuk kişisi konumunda göstermektedir. Bu ikinci durum, yani kuruluş, faaliyet, yönetim ve denetimlerde TTK hükümlerine tabi olunması, belediye şirketlerinin ve bilhassa hisselerin %50′den fazlası belediyelere ait olan şirketlerin, özel hukuk tüzel kişisi kimliğinde olduğu kanaatini hakim kılmaktadır.

Belediye iştiraki bulunan şirketlerin, özel hukuka bağlı olmaları, bu şirketlerin denetimlerinin Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yapılacağını ortaya koymaktadır. Şirketlerin genel denetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müfettişlerince, Ortaklıkların Denetimine Dair Tüzük hükümlerine göre yapılmaktadır. Yine, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un 2/k, 12/g ve 18/a maddeleri, denetimle ilgili hususları düzenlemiştir. Bakanlığın Teftiş Kurulu Tüzüğü ile de, şirketlerin denetim ve teftişi görevi, bakanlık müfettişlerine verilmiştir.

Kamu parası olan belediye parasının, şirketler aracılığıyla harcanmasının denetimi noktasında endişeler mevcuttur Zira bu şirketler, 233 sayılı KHK’nin 58.maddesine göre, Başbakanlık Yüksek Denetleme kurulu veya ilgili bakanlığın gözetim ve denetimine tabi olmayacaklardır. Diğer yandan şirketlerin faaliyetlerinin TTK hükümleri yönünden kamu denetimi adına denetlenmesi konusunda getirilen genel esaslar bazı hizmet dallarında yeterli görülmemektedir.

1988-1992 yılları arasında uygulanmakta olan, “belediye ve il özel idareleri, kuracakları veya iştirak edecekleri şirketleri için DPT’nden müsaade alacaktır” şeklindeki bir tedbir etkin bir denetim yolu olarak kullanılabilirdi. Nihayetinde de bu tedbirin uygu!anması, belediyeleri sınırlandırdığı için, mahalli idarelerin faaliyetlerinde ve girişimlerinde daha fazla serbestlik sağlanması amacıyla 1992 yılından itibaren DPT’den izin alma şartı kaldırılmıştır.

Belediyelerce kurulan veya katılınan şirketlerin,

Teminat Mektupları

06 Kasım 2007

TEMİNAT MEKTUPLARI

I. Giriş

Teminat mektubu, borçlunun muhataba karşı yüklendiği bir edimin yerine getirilmesini garanti etmek üzere, banka tarafından lehtara verilen mektuptur.

Teminat mektubu, mevcut kredi ilişkisi nedeniyle, muhataba hitaben düzenlenir. Kendisine garanti verilen kişiye “Muhatap”, lehine teminat mektubu verilen kredili müşteriye ise “Lehtar”, denilir.

Kural olarak teminat mektubu, muhatabın uğrayacağı muhtemel bir zararın tazmini için verilir. Her teminat mektubu mutlaka belirli bir riski garanti etmelidir. Her türlü borç veya fiil, garanti edilen riskin konusu olabilir. Banka, teminat mektubu ile, muhatabın zararını tazmin etmeyi taahhüt eder. Bu şekilde kredili müşteri, bankanın isim ve prestijinden faydalanarak nakit teminat vermekten kurtulur; bankada, vermiş olduğu teminat mektubu karşılığında müşterisinden bir ücret (komisyon) almaya hak kazanır; ancak, bir tazmin halinde aldığı toplam komisyonun çok daha üstünde bir tutar olan teminat mektubu bedelini ödeme riskini üstlenir.

Mektup metninde yer alan “…protesto keşidesine, hüküm istihsaline, borçlunun rızasını almaya gerek olmaksızın ilk yazılı talepte derhal ödeme …” şeklindeki taahhüt nedeniyle teminat mektupları kefalet değil garanti sözleşmesi sayılmaktadırlar. Garanti sözleşmesinin en belirgin özelliği, garanti verenin garanti alan için ortaya çıkabilecek olan belirli bir riski tekeffül etmesidir.

Garanti sözleşmesiyle garanti edilen risk; lehtarın, olumlu veya olumsuz, hukuki veya fiili belli bir davranışının taahhüt edilmesidir ki, bu davranışın gerçekleşmemesi ve beklenen sonucun ortaya çıkmaması tehlikesini garanti verenin üstlenmesidir. Risk kapsamı dışında kalan borçlar, garanti veren bankadan istenemez.

Ancak, garanti edilen riskin kamu düzenine, ahlak ve adaba aykırı olmaması veya suç oluşturmaması gerekir. Bu gibi durumlarda banka ile muhatap arasındaki garanti sözleşmesi mutlak butlanla batıl (hukuken geçersiz) olacağından, bankanın ödeme yükümlülüğü olmayacaktır.

Teminat mektubu ile garanti edilen risk, lehtar ile muhatap arasındaki ilişkiden tamamen bağımsız olmakla beraber, riski mektupta atıf yapılan sözleşme belirlemektedir. Tarafların daha sonra teminat mektubunda belirtilen sözleşme şartlarını değiştirmeleri, lehtarın yeni yükümlülükler üstlenmesi, garanti edilen riskin kapsamı dışında kalacaktır. Buna karşılık, mektupta belirtilen risk ortaya çıktığı takdirde bankanın ödeme yükümlülüğü devam edecektir.

II. Garanti Akdi ile Kefalet arasındaki Farklar

Teminat mektubunu veren banka, kendisine ait defileri ileri sürebilir. Ancak banka, garanti alanın borçluya başvurmasını engelleyen, borçluya ait defileri muhataba karşı ileri süremez. Garanti akdini kefaletten ayıran en önemli özellik de budur. Risk gerçekleşmiş ise; banka artık, mücbir sebep, kaza, beklenilmeyen hal, borcun ifasının imkansızlığı, lehtar ile muhatap arasındaki sözleşmenin geçersizliği, kötü ifa, lehtarın ehliyetsizliği, iflası, konkordato istemesi veya ölümü, borcun zaman aşımına uğraması, gibi borçluya ait defileri ileri süremeyecektir. Borçluya ait bu çeşit defileri ileri sürmek için, bankanın teminat mektubu metninde bu hususları açıkça belitmiş olması lazımdır. Ancak, asıl borçlu tarafından ileri sürülen ve onun açısından borcu sona erdiren defiler, risk olayını da ortadan kaldırıyorsa bankanın garanti yükümlülüğü son bulacak, buna karşılık borçlunun defilerine rağmen risk bir fiili durum olarak mevcutsa veya gerçekleşmişse bankanın garanti yükümlülüğü devam edecektir.

Kefalet akdinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin sorumlu olacağı belli bir miktarın gösterilmesine bağlıdır. Garanti sözleşmesi ise prensip olarak hiçbir şekle tabi değildir.

Kefalet, asıl borca bağlı fer’i bir borçtur; asıl borç herhangi bir sebeple ortadan kalkarsa, kefalet borcu da son bulur. Garanti akdi ise bağımsız bir borçtur. Asıl borcun sona ermesi mutlaka garanti verenin sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Asıl borcun sona ermesi garanti edilen rizikoyu da sona erdiriyorsa, ancak bu durumda garanti yükümlülüğü de son bulur.

Kefil, asıl borçluya ait defi ve itirazları alacaklıya karşı ileri sürmek hakkına sahip ve bununla yükümlüdür. Garanti verenin ise böyle bir hakkı yoktur.

Kefil, yasa uyarınca, ödediği borç miktarı kadar alacaklının haklarına halef olur. Garanti verenin böyle bir rücu hakkı yoktur. Garanti veren lehtar ile arasındaki ilişki uyarınca ödediği miktarı talep edebilir.

Kefil, asıl borcu ödemekle, alacaklının elindeki teminatları devir almak hakkını kazanır. Garanti verenin ise böyle bir hakkı yoktur.

III. Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Yasal olarak teminat mektupları herhangi bir şekle tabi değildirler. Ancak, bankalar açısından tazmin büyük önem taşıdığı için düzenlenmesi sırasında bazı hususlara dikkat edilmesi gereklidir.

Teminat mektubunun tazmin talebi muhataba aittir. Bu nedenle muhatabın kimliği önemlidir. Muhatabın tazmin talebinde bulunması halinde kimliğinin belirlenmesi gerekeceğinden, teminat mektubunun düzenlenmesi sırasında, muhatabın adı veya unvanının açıkca belirtilmiş olması gereklidir.

Muhatap veya lehtar, gerçek veya tüzel kişi olabileceği gibi kamu tüzel kişisi de olabilir. Bankalar Kanunu açısından da, lehtar lehine kredi tahsisi yapılması gerektiği için, lehtarın kimliği de önemlidir. Kredi kimin lehine tahsis edilmişse, teminat mektubunun da onun lehine düzenlenmesi gereklidir.

Garanti akdi üçlü bir ilişkiyi gerektirdiğinden bir bankanın hem garanti veren ve hem de lehtar olması veya muhatap olması mümkün değildir.

Türkiye’de yerleşik olan, Türk tabiiyetindeki kişiler arasındaki her türlü sözleşmenin Türkçe düzenlenmesi zorunludur. Bu nedenle Türk tabiyetindeki kişilere hitaben düzenlenecek teminat mektuplarının metninin de Türkçe yazılması zorunludur.

Türkiye’de yerleşik kişilere verilecek teminat mektuplarının meblağının da Türk Lirası veya dövize endeksli Türk Lirası olarak düzenlenmesi zorunludur. 32 sayılı karar uyarınca, Türkiye’de yerleşik kişilere yabancı para üzerinden teminat mektubu verilmesi, mektup konusunun uluslararası ihale ile ilgili olması halinde mümkündür. Bunun dışında Türkiye’de yerleşik kişilere yabancı para üzerinden teminat mektubu verilemez.

1. Teminat Mektuplarının Tazmini

Bankalar, riskin gerçekleşmediğini kesin olarak kanıtlayacak belgeler olmadan tazmin talebini reddetmemelidirler. Bankanın muhatabın tazmin talebi hakkı olmadığını veya riskin doğmasına rağmen, tazmin talebinin riskin kötüye kullanılması olduğunu kesin olarak bilmeleri halinde tazmin talebini reddetmeleri gerekecektir. Risk doğmamış olmasına rağmen, muhatap, teminat kapsamında olmayan bir hususla ilgili olarak tazmin talebinde bulunur ve banka da bu durumu bilerek ödeme yaparsa, bunun sonuçlarından sorumlu olur; muhataba ödediği miktarı, lehtara rücu edemez.

Teminat mektuplarında bankaların ödeme yükümlülüğü, “yazılı tazmin talebine” bağlı tutulmaktadır. Bu durumda, muhatabın sözlü talebi tazmin olarak kabul edilemeyeceği gibi, muhatabın yazılı olarak tazmin talebinde bulunmaksızın sadece mektup aslını bankaya ibraz etmesi de tazmin talebi olarak kabul edilemez.

Teminat mektubunda, muhatabın ilk yazılı talebi üzerine, derhal ödeme yapılacağı taahhüt edildiğinden, banka garanti edilen rizikonun gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemeksizin, muhatabın riskin gerçekleştiği yönündeki yazılı beyanını yeterli görerek ödemede bulunacaktır.

Muhatabın, tazmin talebinde sadece “tazmin ediniz” demesi yeterli değildir. Tazmin yazısında muhatabın “teminat mektubu ile garanti edilen yükümlülük yerine getirilmediğinden” veya “risk gerçekleşmiş olduğundan” ibaresini kullanması zorunludur.

Bir banka tüm şubeleri ile birlikte tek bir tüzel kişilik oluşturduğundan, her hangi bir şubesinden teminat mektubunun tazmini talep edilebilir.

Bankanın tazmin talebinde bulunan muhataba ödeme yapması için de mektup aslının ibraz edilmesini istemesi zorunlu olmamakla birlikte; orijinal mektubun iade edilmemesi sakıncalı olabilir. Örneğin, mektup lehtara iade edilmiş olabilir. Bu nedenle uygulamada tazmin talebiyle birlikte mektup aslının da ibraz edilmesi istenmelidir. Muhatap, mektubu iade edemiyorsa, kaybettiğini ispat etmelidir.

Muhatap, mektup bedelinin kısmen tazminini de isteyebilir. Bu durumda iki olasılık ortaya çıkacaktır. Muhatap kısmen tazmin ile yetinerek, bakiye kısım için hiçbir talep de bulunmayacağını beyan edebilir. Ya da, kalan miktar için bankanın sorumluluğunun devamı kaydıyla kısmen tazmin de talep edebilir. Bu durumda, bakiye miktar için bankanın sorumluluğu devam edecektir.

2. Teminat Mektubu Çeşitleri

Teminat mektuplarını “konularına” , “geçerli olduğu sürelere” ve “bankanın ödemekle yükümlü olduğu meblağa” göre üç bölümde toplamak mümkündür.

a. Konularına Göre Teminat Mektupları

i) Geçici Teminat Mektupları

Geçici teminat mektupları, mektup metninde belirli bir süre için geçerli olduğu belirtilerek düzenlenen teminat mektuplarıdır. Mektupta belirtilen süre içinde tazmin talep edilmediği takdirde, bir daha paraya çevrilmesi istenemez.

ii) Kesin Teminat Mektupları

Bu tür teminat mektuplarında, lehtarın mektupta belirlenen yükümlülüğünü yerine getireceği, aksi takdirde mektup miktarının banka tarafından muhataba ödeneceği garanti edilir. Lehtarın, yükümlülüğünü kısmen ya da tamamen yerine getirmemesi halinde, bankanın tazmin borcu doğar. Bankanın tazmin edeceği miktar, genelde mektup bedeli ile sınırlıdır; ancak, üstü açık mektuplarda tazmin edilen miktar, mektup bedelinin çok üstünde olabilir.

iii) Avans Teminat Mektupları

Müteahhitlerin kazandıkları kamu veya özel sektör ihalelerinde, işe başlamaları için aldıkları peşin avans miktarının, bir banka tarafından garanti edilmesidir. Sözleşme hükümlerine uygun olarak müteahhit taahhütlerini yerine getirdikçe, avans, hak edişlerinden mahsup edilmek (düşülmek) suretiyle geri alınır.

iv) Mahkeme ve İcra Dairelerine Hitaben Verilen Teminat Mektupları

Bu tür teminat mektuplarının konusu çok çeşitli olabilir: Menfi tespit, ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, yürütmenin durdurulması (tehiri icra), icralardaki ihaleye katılmak, yurt dışındaki bir kişinin Türkiye’de dava açması, vs. gibi çeşitli konularda ilgili mahkeme veya icra müdürlüğüne hitaben düzenlenir. Bu konularda mahkemelere hitaben verilen teminat mektupları vadesiz mektuplardır.

Menfi tespit davaları ile ilgi olarak verilen teminat mektuplarında, borçlu, borcunun bulunmadığının tespiti için mahkemeye müracaat etmektedir. Mahkemenin kararının kesinleşmesine kadar, ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep eder. Mahkeme, tedbir kararı uyarınca kararın borçlunun aleyhine kesinleşmesine kadar alacağını tahsil edemeyen alacaklının muhtemel zararını karşılamak üzere borçlunun teminat vermesini talep edebilir. Karar borçlu aleyhine kesinleştiği takdirde, alacaklı zararını mektubu tazmin ederek karşılayacaktır.

İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarında ise, üçüncü şahısların uğrayacakları muhtemel zararlarının tazmini amacıyla davacı veya alacaklı lehine, kararı veren Mahkemeye hitaben teminat mektubu verilir. Alacaklı hacizde veya tedbirde haksız çıktığı zaman, üçüncü şahısların zararı mektup tazmin edilerek karşılanacaktır.

İcranın geri bırakılması (tehiri icra) için verilen teminat mektuplarında ise, mahkemenin aleyhine verdiği kararı temyiz eden borçlu, hükmedilen para kadar bir teminat mektubu vererek, Yargıtay’dan tehiri icra kararı almak üzere süre talep eder. Yargıtay, incelemenin sonuna kadar tehiri icra kararı verdiği takdirde, icraya devam edilmez. Sonuçta Yargıtay, lehtar aleyhine karar verdiği takdirde mektup icra dairesi tarafından tazmin edilecektir; aksi durumda ise mektup iade edilir.

v) Vergi Dairelerine Hitaben Verilen Teminat Mektupları

Tarh edilen vergi ve bunların cezalarına itiraz edilmesi veya verginin takside bağlanmasını sağlamak amacıyla ilgili vergi dairesine hitaben düzenlenir.

vi) Gümrüklere Hitaben Verilen Teminat Mektupları

Bu tür teminat mektupları genellikle, gümrükten geçirilen malların vergi ve resimleri ile bunların cezalarının banka tarafından garanti edilmesini sağlamak amacıyla ilgili gümrük müdürlüğüne hitaben hazırlanır.

Gümrük idareleri vadeli mektup kabul etmedikleri gibi, genellikle limitsiz tabir edilen üstü açık mektup şeklinde düzenlenmesini talep etmektedirler.

Gümrük müdürlüklerinin dosyayı incelemeleri uzunca bir süre aldığından, uygulamada, uzun yıllar sonra mektup miktarının çok daha üstünde bir tazmin riskiyle karşılaşılmaktadır. Örneğin, 100 milyon TL’lık bir mektup için beş altı yıl sonra bir kaç milyar TL’lık tazmin talebi ile karşılaşmak olasıdır.

vii) Serbest Konulu Teminat Mektupları

Teminat mektupları, yukarıda anlatılanlardan başka her çeşit konuda resmi dairelere, özel kişi veya kuruluşlara hitaben de verilebilir. Kiralanan taşınmazın depozitosu, acentelik, bayilik, herhangi bir borcun teminatı gibi çok çeşitli konular için özel metinli teminat mektubu düzenlenebilir.

b. Geçerli Olduğu Sürelere Göre Teminat Mektupları

i) Vadeli Teminat Mektupları

Bu tip mektuplar belirli bir vadeye tabidir. Belirtilen vadeye kadar mektubun tazmini yazılı olarak bankadan istenilirse mektupta yazılı olan meblağ muhataba ödenir. Mektup metninde “… vade tarihine kadar tazmin talebinde bulunulmadığı takdirde, teminat mektubunun hükümsüz hale geleceği…” şeklinde bir ibarenin bulunması şarttır. Aksi takdirde muhatap, vade tarihine kadar riskin gerçekleşmiş olması halinde, vadeden itibaren 10 yıl içinde tazmin talep edebilecektir.

Vade, bir kaç şekilde gösterilebilir :

Belirli bir tarihe kadar geçerli olacak şekilde; örneğin, “20/09/2000 yılına kadar geçerlidir” şeklinde düzenlenebilir.

Belirli bir süre için geçerli olacak şekilde; örneğin, “30 gün için geçerlidir” şeklinde düzenlenebilir.

Belirli bir tarihten sonra yine belirli bir süre için geçerli olacak şekilde; örneğin, “20/09/1999 tarihinden itibaren 30 gün için de tazmin talep edilmesi” şeklinde

Olmak üzere vade çeşitli biçimlerde düzenlenebilir.

ii) Süresiz Teminat Mektupları

Üzerinde belirli bir geçerlilik süresi olmayan ve süresiz olarak yürürlükte kalan mektuplardır. Süresiz teminat mektupları, Borçlar Kanunu’nun da belirtilen 10 yıllık genel zaman aşımı süresine tabidirler. Tanzim tarihinden itibaren 10 yıl içinde tazmin talep edilmediği takdirde, zaman aşımına uğrar.

c. Bankanın Ödemekle Yükümlü Olduğu Meblağa Göre

Teminat Mektupları

Bankanın ödemekle yükümlü olduğu meblağa göre teminat mektupları limitli teminat mektupları ve limitsiz teminat mektupları olarak ikiye ayrılmaktadır.

i) Limitli (Ödeme Tutarı belirli) Teminat Mektupları

Limitli teminat mektuplarında bankanın ne kadar risk üstlendiği kesin olarak bellidir. Başka bir ifadeyle, tazmin talep edilmesi halinde bankanın en çok ne kadar para ödeyeceği mektup metninde kesin bir şekilde yer alır.

ii) Limitsiz (Üstü Açık – Ödeme Tutarı belirsiz)

Teminat Mektupları

Bu çeşit mektuplarda, bankanın ödemeyi garanti ettiği belirli bir meblağ yer almakla birlikte “… verildiği tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiz ve gecikme cezası ile birlikte ödeneceği …” şeklinde bir ibare de yer aldığından; tazmin anında mektup bedelinin çok daha üstünde bir taleple karşılaşılabilir. Bu nedenle üstü açık mektup olarak tabir edilirler.

Genellikle gümrük idarelerine hitaben verilen teminat mektupları bu tip mektuplardır. Mektup metninde belirli bir meblağ yer almakla beraber; bu meblağa ek olarak, mektubun düzenlendiği tarihten itibaren hesaplanacak faiz ve gecikme cezalarının da ödeneceği garanti edildiğinden, bazen mektupta belirtilen miktarın bir kaç katı tazmin riskiyle karşılaşmak mümkündür. Bu çeşit mektupların verilmesi söz konusu olduğu zaman, risk-kredi teminatı dengesinin çok iyi ayarlanmış olması gerekir.

3. Teminat Mektuplarının Haczi veya Temliki

a. Teminat Mektuplarının Haczi

Bir banka tarafından muhataba verilen teminat mektubu nedeniyle banka bir rizikoyu garanti etmekte ve muhatabın ilk yazılı talebinde ödeme yapmayı taahhüt etmektedir. Bu şekilde, muhatap lehine olası bir alacak hakkının doğması sözkonusu olmaktadır.

Uygulamada muhatabın alacaklılarının teminat mektubu üzerine haciz koymak istemelerine rastlanılmaktadır. Teminat mektubu, hisse senedi, tahvil veya kambiyo senedi (bono, çek, poliçe) gibi kıymetli evrak niteliğinde olmadığından, muhatabın borcu nedeniyle mektubun kendisinin haczi mümkün değildir. Tazmin talebinin doğrudan muhatap tarafından yapılması gereklidir. Muhatap dışında üçüncü şahısların yapacakları tazmin taleplerine banka uymak zorunda değildir.

Ancak, rizikonun gerçekleşmesi nedeniyle muhatap lehine bir alacağın doğması halinde, bu alacak hakkı haczedilebilecektir.

b. Teminat Mektuplarının Temliki

İleride doğup doğmayacağı belli olmayan bir risk garanti edildiğinden, teminat mektupları kıymetli evrak (bono, çek, poliçe) gibi devir veya ciro edilemez. Ancak, aşağıda belirtilen şartlarla teminat mektubundan doğan alacak üçüncü bir şahsa temlik edilebilir.

i) Muhatabın Teminat Mektubundan Doğan alacağını Temlik Etmesi

Teminat mektubunun nakde dönüştürülmesi (tazmini), muhatabın yazılı olarak tazmin talebinde bulunması ile mümkündür. Bu durumda, muhatabın teminat mektubundan doğan alacağının veya doğacak alacak hakkının temlikinde, muhatap yazılı olarak tazmin talebinde bulunmadıkça bankanın ödeme yükümlülüğü ortaya çıkmayacaktır. Ancak, muhatabın tazmin talep etme hakkı doğduğunda, temlik sözleşmesi ile alacağı devralana banka tarafından ödeme yapılabilir.

Muhatabın tazmin talep edip etmeyeceği belirgin olmadığından, teminat mektuplarının temliki uygulamada tercih edilen ve uygulanan bir teminat şekli değildir.

ii) Teminat Mektubunda Muhatabın Değişmesi

Özellikle yabancı ülkelerden talep edilen teminat mektuplarında, bu mektupların devredilebilir (transferable) olması istenilmektedir.

Bankanın muvafakati olmaksızın muhatap tek başına böyle bir devir yetkisine sahip değildir. Bu ancak, teminat mektubu metninde devredilebilir kaydının bulunması, ya da tarafların daha sonra buna muvafakat vermesine bağlıdır.

4. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

c. Teminat Mektuplarına İhtiyati Tedbir Konulması

Bankaların ilk yazılı talepte muhatabın beyanını yeterli görerek ödeme yapmaları, bazen teminat mektuplarının haksız olarak tazmin edilmelerine neden olmaktadır.

Bankanın teminat mektubu bedelini muhataba ödemesini durduracak tek yasal yol, mahkeme kararıyla mektup üzerine ihtiyati tedbir konmuş olmasına bağlıdır. İhtiyati tedbir kararının bankaya tebliğ edilmesi halinde, teminat mektubunun tazmin talebi yerine getirilmez. Teminat mektubunun metninde açıkca; “… ihtiyati tedbir kararına rağmen ödeme taahhüdü … ” bulunsa dahi, muhataba ödeme yapılamaz. Teminat mektubunun yurt dışındaki bir muhataba verilmiş olması halinde dahi aynı durum geçerlidir.

İhtiyati tedbir kararının varlığına rağmen ödeme yapılması halinde, tedbir kararına uymayan yetkililer, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uyarınca, bir aydan altı aya kadar hapis cezasını gerektiren suç işlemiş olurlar.

d. Müşteri’nin Hesabından Üçüncü Şahsa Teminat Mektubu Verilmesi Uygulamada zaman zaman karşılaşılan bir sorun da, bir kişinin gayrı nakdi kredisinden bir başka kişinin faydalandırılmak istenilmesidir. Bankanın kredili müşterileri yazılı talimat vererek; örneğin, şirket ortakları ya da çalışanları lehine teminat mektubu verilmesini istemektedirler. Kendisine teminat mektubu kredisi açılmış ve genel kredi sözleşmesini imzalamış olan şahıs veya şirketten başkası lehine teminat mektubu verilmesi, Bankalar Kanununda yasaklanmıştır. Kredi müşterisi olan şirketin yönetim kurulu başkanı, ya da imza yetkilileri dahi kendi lehlerine teminat mektubu düzenlenmesini talep etmek hakkına sahip değildirler. Yine aynı şekilde, genel kredi sözleşmesinde kefil olarak yer alanlar da kredili müşterinin kredisinden faydalanmak suretiyle kendi lehlerine teminat mektubu düzenlenmesini isteyemezler. Bunların aksine davranış, Bankalar Kanununa göre suç olup, cezayı gerektirmektedir.

Örgüt Kültürünün Tanımı, Kavramı Ve Özellikleri

06 Kasım 2007

ÖRGÜT KÜLTÜRÜ

I-ÖRGÜT KÜLTÜRÜNÜN TANIMI, KAVRAMI VE ÖZELLİKLERİ

A.Tanımı ve Kavramı

Örgütler farklı kültür mozaiğine sahip bireylerden oluşmaktadır. Bu bireyler, görevsel ve mesleksel norm ve ölçütlerle bir araya gelmiş, birada bir grup oluşturmanın doğal bir sonucu olarak diğer örgütlerden farklı ama, kendi içlerinde nispeten ortak inanç ve değerler sistemi oluşturmuşlardır. Oluşan bu sistem, örgüt içinde değişik inanç, değer, tutum, düşünce şekli ve ahlak anlayışının bir arada var olmasına yardım eden ve bu da ‘örgüt kültürü’ olarak bilinir. Makro açıdan, yani toplum kültürü düzeyinden bakıldığında ise işletme veya örgüt kültürü bir alt kültürdür.

Edger Schein örgüt kültürünü, “bir grubun dışa uyum sağlama ve iç bütünleşme (external adaption and internal integration) sorunlarını çözmek için oluşturduğu ve geliştirdiği belirli düzendeki temel varsayımlar”1 olarak tanımlamıştır.

Farklı yaklaşımlara rağmen, Deshpande ve Webster konuyla ilgili örgütsel davranış, sosyoloji ve antrapoloji alanlarında yazılan eserlerden derlemeler yaparak örgüt kültürü “kişiye örgütsel işleyişi anlamada yardımcı olan ve yine kişiye örgüt içindeki davranışları ile ilgili normlar sağlayan ortak değer yargıları ve inançlar düzeni.”2 Şeklinde tanımlamışlardır.

Toplumda bir grubun veya kuruluşun üyesi olmak o topluluğa uyum sağlamayı gerektirir.Uyum sağlamanın, grup yada kuruluş tarafından benimsenmenin temel koşulu ise, ortak amaçlar, standart ve değerler ile alışkanlıklar, felsefe ve ideolojileri paylaşma gereğini ortaya koyar. Üyelerin benzer davranış tutum ve iş birliği içinde hareket edebilmeleri için bu gerekli bir husustur.

Yukarıdaki açıklamalar örgüt kültürünün, aile, toplumdaki tüm kurum, kuruluş, millet ve devlet ile biçimsel ve biçimsel olmayan tüm gruplaşmalarda o topluluğun özelliklerini yansıtan ve çevresi ile ilişkilerini düzenleyen bir husus olduğu ifade edilebilir. Bu açıdan örgüt kültürü Daft’a göre “örgüt, üyelerinin paylaştığı sosyal değerler, standartlar, normlar, inançlar ve anlayışlar topluluğu”3 olarak tanımlanabilir. Bir örgüt içinde yaşayan ve onun üyesi olan kimseler, davranışları ile örgütün kültürel özelliklerini benliklerine sindirerek örgüt içinde köklü gelenekler , ahlaksal tavırlar ve alışkanlıklar oluştururlar.

Örgüt kültürü, o örgütün çevrede tanınmasını, değerlerini,toplumsal standartlarını, çevredeki diğer örgüt ve bireylerle ilişki biçimlerini ve düzeylerini de yansıtır. Bu fonksiyonu ile kültür, örgütü topluma bağlayan, onun toplum içinde yerini, önemini hatta başarısını belirleyen en önemli araçlardan biridir. Ancak her örgüt kültürü, içinde yaşadığı toplumsal kültür ile ilişkide bulunduğu diğer örgütsel kültürlerin etkilerini taşımakta ve oluşumlarında bu kültürlerinde katkısı bulunmaktadır. Kültür çevreye ters düşemez, aksi takdirde örgüt yaşamı tehlikeye girebilir. Ayrıca, çevrenin norm ve değerlerine uygun olduğu takdirde yeni bir kültür çevreye önemli etkilerde bulunur, katkılar yapabilir.

B. Örgüt Kültürünün Özellikleri

Çeşitli düşünürlerin üzerinde fikir birliği oluşturdukları örgütsel kültürün özelliklerini dört ana grupta toplayabiliriz. Bunlar;

1.Örgüt kültürü öğrenilmiş veya sonradan kazanılmış bir olgudur.

Diğer bir deyimle kültür örgütün faaliyet konusu ve faaliyet konusu ve faaliyet sektörü, toplum içindeki misyonu, geçmiş dönemlerde başarılı görevler yapmış olan ve hala görevde bulunan üst kademe yönetici ve liderlerinin empoze ettiği norm ve davranışlarla ortaya çıkar ve tüm üyeleri yani çalışan görevlileri etkiler. Böylece, üyeler bireysel kültürü oluşturan bilgi, inanç, tutum, norm, değer ve davranışları öğrenir ve kazanırlar.

2. Örgütsel kültür grup üyeleri arasında paylaşılır olmalıdır.

Örgütsel kültür her örgüt için ayrıcı bir nitelik taşıyan, örgütün kendi özelliklerinin ortak ürünüdür. Örgüte üye olan kimse bu ortak ürüne inanmalı, saygı duymalı, onun yaşaması ve geliştirilmesi için örgütteki üyelere ve özellikle yeni iştirak edenlere sözleri ve davranışlarıyla mesajlar iletmeli, hikayeler anlatmalı, geçmiş tecrübelerini aktararak, paylaşmalıdır. Örgütsel kültür böylece yaşayacak tüm üyeler tarafından paylaşılacak ve örgütün tümünde yayılma ve anonim olma özelliğini kazanacaktır.

3. örgüt kültürü yazılı bir metin halinde değildir.Örgüt üyelerinin düşünce yapılarında, bilinç ve belleklerinde inanç ve değerler olarak yer alır.

Örgüt kültürü E. Schein isimli düşünüre göre, üç katmana ayrılarak incelenir.4 Her katman kültürün yansıması ve anlaşmasına katkıda bulunur. Birinci katman fiziksel düzen ve sosyal çevredir. Üretimde kullanılan teknoloji, iş akışı, iş düzeni, ofis düzeni, konuşulan dil, toplantı odası düzeni, toplantıları yapma ve tartışma düzenidir. Buna üst katman diyoruz. Orta katmanda ise, davranışlara rehber olan ve sorun çözüm yollarını oluşturan değer yargıların görmekteyiz. Grup üyeleri yazılı olmayan, bu değer yargılarını birbirleri ile konuşarak birbirlerine aktarırlar ve aşılarlar. Alt katmanda ise, örgütte genel kabul görmüş varsayımlar vardır. İnanç ve değerlerin oluşmasında bu varsayımların tüm üyelerce bilinmesi ve farkında olunması gerekir. Kilman isimli düşünür de, örgüt içindeki bir takım varsayımların ve gerçeklerin bilinmesi, kişilerin düşünce yapısı içinde yer alarak, davranışlar için değer ve inanç sistemi oluşturulması gereğini savunur.5 Bunlar yazılı değildir. Ancak en üst katmandan alt katmana kadar varsayımların ve gerçeklerin bilinmesi, kişilerin düşünce yapısı içinde yer alarak, davranışları için değer ve inanç sistemi oluşturulması gereğini savunur. Bunlar yazılı değildir. Ancak en üst katmandan alt katmana kadar var sayımların bilinmesi ve kabullenmesi yani farkında olunması çok güçlü bir iletişim paylaşım ve örgütsel öğrenmeyi zorunda kılar. Bu yapılmazsa birey bir çok şeyi farkında olmadan öğrenir, doğru olarak kabul eder ve basma kalıp şeklinde uygulamaya koyar. Bilinçliliğin geliştirilmesi ve yayılması güçlü inançları, daha bilinçli davranışlar ortaya çıkarır. Bu nedenle örgütsel öğrenme ve paylaşım, yazılı olmayan veya yazılı olarak ifade edilmesi zor olan örgütsel kültürde çok önem taşımaktadır.

4. Örgütsel kültürün dördüncü özelliği düzenli bir şekilde tekrarlanan veya ortaya çıkarılan davranışsal kalıplar şeklinde olmasıdır.

Kültürün öğrenilmesinde ve yayılmasında bir biriyle ilişkili, bir birini tamamlayan ve anlamlı hale getiren davranışsal kalıpları önemlidir. Çünkü kültür, inanç sistem ve değerlerin sonucunda ortaya çıkan üyelerce sergilenen, kendi içinde bir bütünleşik sistem oluşturan davranış sistemlerinden oluşmaktadır.

Örgütsel kültürün düzenli ve tekrar edilen, geçmişten bugüne, bugünden de geleceğe aktarılan bir yapısı vardır. Örgüt içinde üyelerin gösterdikleri ve diğer üyelere aktardıkları, kullandıkları diller, semboller, seramonik hareketler çoğu zaman üyelerin otomatik olarak ve sorgulamadan aldıkları ve kabullendikleri ortak davranış kalıplarıdır. Bunların nedenleri örgüt üyelerine zamanla, yeri geldikçe ve fırsatlar ortaya çıktıkça verilmeli, örgütsel öğrenme gerçekleştirilmeli ve öğrenen organizasyonların yöntem ve teknikleriyle aktarılarak pekiştirilmelidir.

C. Örgüt Kültürüyle İlgili Yaklaşımlar

a) Karşılaştırmalı Yönetim Yaklaşımında Örgüt Kültürü

Karşılaştırmalı yönetimi yaklaşımı (comparative management aproach ), kültürü örgütün dışında olan ve örgütün temel inanç ve değer yargılarını etkileyen bir değişken olarak kabul etmektedir. bu yaklaşımı temel alan çalışmalar makro düzeyde, kültür ve örgüt yapısı arasındaki ilişkiyi incelerken, mikro düzeyde değişik kültürlerden gelmiş bireylerin ( yönetici, orta kademe, çalışanlar vb. ) tutum ve davranışlardaki benzerlik ve aykırılıkları incelemektedir.

b) Durumsallık Yaklaşımında Örgüt Kültürü

Durumsallık yaklaşımında ise, kültür, örgüt içinde olan bir değişken olarak ele alınmakta ve örgüt içinde geliştirilmiş inanç ve değer yargılarından oluştuğu kabul edilmektedir.

Kültürü bir değişken olarak kabul eden her iki yaklaşımda, örgüt kültürünü ilişkide bulunduğu dışsal ortam ile içsel özellik ve ilişkilere göre biçimlenen bir olgu olarak ele alınmaktadır

c) Kültürü Örgütün Kendisi Olarak Ele Alan Yaklaşımlar

Bu yaklaşım kendi içinde üç ayrı model olarak ele alınabilir. Bu model sosyolojiden ziyade antropolojiden etkilenmektedir. Bu yaklaşıma göre kültür örgütte olan bir değişken değil, örgütün bizzat kendisidir. Bu bakış açısına göre örgüt kültürünün sadece maddesel veriler aracılığıyla değil, daha çok sembolik, ifadesel ve düşünsel verilerle incelenmesi uygun olacaktır.

ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ VE ÖRGÜTSEL DAVRANIŞIN ÖĞRENİLMESİ

İnsan davranışı şüphesiz sadece örgüt içerisinde gerçekleşmez. Bireysel davranışlar vardır ve bu davranışlar görünüşte belirli bir örgüt içerisinde gerçekleştirilen türden değildir. Ancak, bireysel davranışın sebebi veya sonucu daha derinlemesine incelendiğinde günümüzdeki davranışsal olguların veya sonuçların önemli bir kısmının örgütsel ilişkilere bağlı olduğunu görme olanağı elde edilecektir. Çalıştığı büroda yalnız başına düşünen, notlarını alan, hatta kendi kendisine konuşan kişi görünüm olarak yalnızdır, ancak kişiyi bu davranışa iten neden örgütsel ilişkilerin bir dilimidir. Bir işletmenin her hangi bölümünde tek başına çalışan işçi görünüşte yalnız olabilir, ancak bu işçinin davranışları ( çalışması) başka iş görenlerin davranışlarından etkilenebileceği gibi, kendiside etkileyen olabilecektir.

Örgütsel davranıştan söz edildiğinde bireysel davranışın üç yönünü ve üç değişik alandaki davranışı gündeme getirmiş olacağız. Örgütsel davranışın öncelikle bir bireysel yönü vardır. Başka bir deyişle örgütü etkileyen örgüt dışında veya örgüte rağmen bireyin gerçekleştirdiği davranış, örgütsel davranışın özel bir dilimini oluşturur. Örgütsel davranış incelemesinin ikinci dilimi, bazı kişi veya kurumlardan bağımsız olarak organizasyonel yapının gerçekleştirdiği davranıştır ve nihayet son dilim ise, çevresel davranışların kişi aracılığıyla işleyen örgütsel bünyeyi etkileme şeklinde ortaya çıkan bir davranıştır.

İşte, insan davranışlarının bu derece örgütsel oluşu psikologların, sosyologların, antropolojistlerin, ekonomistlerin, siyaset bilimcilerin, yöneticilerin, endüstri mühendislerinin vb. araştırmacı- uygulamacıların örgütsel davranışı incelemesini gerektirmiştir. Bu araştırmacılar davranışın belirli bir yönünü analiz etmek için değişik çalışma yöntemlerinden yararlanmışlardır. Şüphesiz izledikleri yöntemlerde, yaptıkları analizlerde her biri bilimsellik sınırı içerisinde kalmaya özen göstermişlerdir. Örgütsel davranışların böylesine önemli olması ve bir çok bilim dalınca inceleme alanı olarak seçilmesi yeni bir olgu değildir. Bununla beraber bazı disiplinlerin kişi davranışlarını özel olarak incelemesi, bu davranışların kurallarını bulmak ve bunu günlük yaşama aktarma olgusu oldukça yenidir.

II- ÖRGÜT KÜLTÜRÜ MODELLERİ

A. Parsons Modeli

ABD li sosyal psikolog T. Parsons, örgüt kültürünün incelenmesinde ve oluşturulmasında sosyal değerlerin katkıları üzerinde durmuştur. Bilindiği üzere Parsons sistem yaklaşımında sosyal sistemlerin karmaşıklığının, işleyiş mekanizmasını ve alt sistemlerin üst sistemlere bağlılığı konusunu inceleyen ve kuram geliştiren değerli bir sosyologdur. Parsonsun modelinde dört fonksiyon vardır. Bunlar; uyum ( adaptation ), amaca ulaşma ( goal attainmen ), bütünleşme ( integration ) ve yasallık ( legitimacy ) adlarını taşımaktadır. Bu dört fonksiyonu İngilizce isimlerinden dolayı model “ AGİL” adlarıyla anılmaktadır.

Parsons, her sosyal sistemde bu fonksiyonların mevcut olmasının gerektiğini savunmaktadır. Bu sistemin varlığı ortama uyum sağlamasını, amaçlarına erişebilmesini, alt kısım veya sistemleri arasında bütünleşmenin sağlanabilmesi, toplum ve toplumu oluşturan bireylerce yasal yada meşru olarak varlığına inanılmasını gerektirir.

Parsonsa göre her sistemin bağlı olduğu bir üst sistem ve kendisininde içinde alt kısımları veya sistemi vardır. Sosyal olarak uyumu ve çalışmayı sağlamak için sistem, alt kısımlarıyla bütünleşmeli, üst sistemle yada sistemlerlede topluma ve ortama uyum sağlamalıdır. Bir sistem toplumca dışlanmamak için bu sistemin işlevleri topluma yararlı olmalı ve onun tarafından kabul edilmelidir. Bu yasal olarak “ tanıma” adı verilmektedir.

Modelde öne sürülen bütün bu işlevlerin yerine getirilmesinde, kültürel değerler en önemli araçlar olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler sayesinde sistem ortamdaki hızlı değişme ve gelişmelere ayak uydurabilir. Alt sistemlerle ve üst sistemlerle entekrasyon ve uyum sağlayarak toplumdan dışlanıp örgütsel işlevini sona erdirmez. Yasal olarak çalışmalarına devam eder ve amaçlarına erişir. Bu nedenle, sosyal sistemlerin kuruluşunda ve devamında kültürel değerlerin rolü büyüktür.

Değer kavramını biraz açacak olursak organizasyonda kültür oluşumunda katkısı bulunan belirleyici değerler olarak şunları sayabiliriz.

şekil 1 parsons modeline kültürel değerlerin fonksiyonları

Değer kavramını biraz açacak olursak organizasyonda kültür oluşumunda katkısı bulunan belirleyici değerler olarak şunları sayabiliriz.

Teknik değerler: Doğal bilimlere, mühendisliğe ve olayların fiziksel yönüne ilişkin bilgiler, inançlar ve uygulamalar.

Ekonomik değerler: arz ve talep tarafından belirlenen pazarda tüketici davranışlarını biçimlendiren eğilim ve uygulamalar.

Sosyal değerler : Sosyal olarak toplumun eğilimleri, inançları, tercihleri ve yaşam tarzları

psikolojik değerler: Bireylerin kişisel eğilim ihtiyaç ve tercihleri.

Politik değerler: Ülkenin yönetim biçimini oluşturan inançlar, kurallar ve uygulamalar.

Estetik değerler: Güzel sanatlar, görünüş ve güzelliğe verilen önem, inanç ve uygulamalar.

Ahlaki değerler: Çevreden alınan genel ahlak, örf, adet ve geleneklerle aile eğitimine dayanan eğilim ve uygulamalar

Dini değerler: Bireylerin içinde yaşadıkları topluma hakim olan din, bağlı inançlar kurallar ve uygulamalar

B. Schein Modeli

Scheine göre örgütsel kültürün üç ana işlevi vardır;

Örgütün dış çevreye uyum sorunlarını çözme

Örgütün çevreyle bütünleşme sorunlarını çözme

3. Çevresel belirsizlikleri azaltma, endişeleri giderme ve korkuları yenme

Şimdi sırasıyla modeli oluşturan ana işlevleri gözden geç

aa) Örgütün dış çevreye uyumu ve varlığını devam ettirebilme sorunlarına çözme

Görev ve strateji: Ana görevin birincil işlevi açıkça veya üstü kaplı olarak belirtilmiş değer ve fonksiyonların çevreye duyurulması ve bunların çevreye duyurulması ve bunların çevre tarafından anlaşılması

Amaçlar: Ana hedeften türetilmiş amaçlar üzerinde fikir birliğine varılması.

Araçlar ( means ): Hedeflere ulaşmada kullanılacak araçlar yöntemler üzerinde anlaşmaya varılması.

Ölçme: Örgütün veya grubun amaçlarını ölçmede kullanılacak başarı değerlendirme ölçüleri ve kontrol sistemleri üzerinde ortak bir karara varılması.

Düzeltme: Amaçlara ulaşılmadığı durumlarda düzeltici ve sapmayı önleyici çabalar hakkında bir anlaşmaya varılması.

Bu başlık altındaki uyum sorunlarından en önemlisi şüphesiz amaçların ve misyonun çevreye uyumlu ve tutarlı olarak belirlenmesi ve buna uygun stratejiler oluşturulmasıdır. Misyonu çevresel değişimlere göre değiştirebilmek, örgütün varlığını sürdürebilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir.

bb) Bütünleşme ( entegrasyon ) sorunlarını çözmek için yapılacak faaliyetler

Ortak dil ve kavram birliği : Grup üyelerini birbirine bağlayan, iletişim sağlayan bir husustur. Aksi halde üyeler birbirlerini anlayamayacağı için bir sosyal örgüt veya grup varlığından söz edilemez.

Grup sınırları,gruba dahil olma ve kabul edilmeme ölçüleri: Kültürün en önemli konularından biri örgüte üye olma standartlarının geliştirilmesidir. Üyeler böylece örgütsel sınırlarla ve örgüte katılma koşullarını ve nedenlerini anlarlar.

Güç ve konum: Örgütlerde hiyerarşik mevkilerin ve yetkilerin nasıl elde edileceği, terfi sisteminin ölçütlerinin neler olacağı bellidir. Bu konuda örgüt üyeleri uyumun sağlanması yardımcı olacak, ortaya çıkabilecek muhtemel anlaşmazlık ve çatışmaların önüne geçecektir.

Kişisel ilkeler, arkadaşlık ve sevgi: Örgütlerde bireyler arası ilişkiler, arkadaşlık ve sevgi bağları oluşturmak, birlikte iş yapmak ve duygusal bakımdan tatmin olmak için gerekli ortamın kurallarını oluşturulmalıdır.

Ödüller ve cezalar: Örgütlerde hangi hareketlerin iyi ve arzu edilen, hangi davranışların arzu edilmeyen olduğunu, hangi davranışları maddi veya manevi ödül kazandıracağını, hangi tutumların cezalandırılacağını veya ödülsüz bırakılacağını belirlemek gerekir.

İdeoloji ve din: Bütün örgütler, diğer tüm sosyal gruplarda olduğu gibi açıklanamayan bazı olaylarla karşılaşırlar. Bu olayların grup üyeleri tarafından yorumlanabilecek bir ideoloji veya manevi yada dinsel değerlerinin oluşması, açıklanamayan veya yorumlanamayan durumların oluşturduğu endişe ve korkuları ortadan kaldıracaktır.

cc) Endişeyi azaltma

Örgüt kültürünün çok önemli bir görevi çevredeki belirsizliklere

karşı bir filtre rolü oynaması, bu belirsizliklerin azaltması veya en azından etkilerini hafifletmesidir. Birey çevreden gelebilecek tehdit veya tehlikelerin önemli veya önemsiz olduğunu düşünmeden korku veya endişeye kapılabilir. Ama birey öncelikle görevlerini, hedeflerini, amaçlarını, amaçlarına ulaştıracak araçları ve bunlar arasındaki öncelik ve ilişkileri bildiği zaman kendine gelen uyarıları tehditleri ayıklar ve başa çıkmak için varsayımlar geliştirir. Kültürün temelini oluşturan bu kriterler / varsayımlar çevrenin, birey için anlam ifade eden bölümlerini algılamasında bir filtre rolü görmekte ve bu sayede bireyin belirsizlikler karşısında endişe ve korkularını azaltmaktadır. Kültürel değişimlere karşı olan tutumlarda endişeyi azaltma, korkuları yenme iç güdüsü ve eğiliminden kaynaklanmaktadır.

c. Kilmann Modeli

Kilmann, örgüt kültürünün görevini her şeyi harekete geçiren sosyal

bir enerji olarak tanımlar. Örgütsel kültür, biçimsel olarak açıklanan ile gerçekte fiilen yapılan arasındaki boşluğu doldurur. Kilmann’a göre kültür, örgütsel bürokrasiyi yorumlama işlerini de yerine getirmektedir. Böylece, örgüt kültürü, tüm karar sistem ve mekanizmaları ile çalışanların iş görme arzularını ve iş verimlerini de etkilemektedir. Çünkü örgüt kültürü, örgüte hakim olan inançların ve örgüt ikliminin davranışlara yansımasıdır.

D. Quinn ve Cameron Modeli

Bu düşünürler geliştirdikleri örgüt kültürü modelinde örgüt içinde geliştirilen kültür ile bunun örgütsel başarı yada etkinliğe etkilerini araştırmışlardır. 6

Örgütsel başarı ile örgüt kültürü arasındaki ilişkileri inceleyen Quinn ve arkadaşları “ Rekabetçi Değerler “ adını verdikleri bir model geliştirmişlerdir. Bu modelin temelinde örgütsel etkinlik için bireylerin sahip oldukları değer yargılarının amprik analizi yatmaktadır.

Rekabetçi değerler modelinde 4 kültür tipi tanımlanmıştır. ( Klan, Adhokris, hiyerarşi, piyasa ) ve her kültür tipi altında yer alan ortak değerlerde yine 4 başlık altında toplanmıştır. ( Baskın örgütsel nitelikler, liderlik sitilleri, kaynaştırma mekanizmaları, stratejik önem).

Piyasa kültüründe örgütün temel yönelimi rekabet ve amaca ulaşmadır. Faaliyetler, piyasa mekanizmaları tarafından yönlendirilir ve örgüt başarısı değerlendirilirken piyasa dinamikleri piyasa da yer alan unsurların verimliliği bir ölçek oluşturur.

Organik Süreçler ( Esneklik, kendiliğinden olma)

TİP: Klan TİP: Adhokrasi

BASKIN NİTELİKLER BASKIN NİTELİKLER

Birleştiricilik, katılımcılık, Girişimcilik, yaratıcılık,

takım çalışması, aile bilinci uyum sağlama

LİDER STİLİ LİDER STİLİ

Danışman, kolaylaştırıcı, atalık rolü Girişimci, yaratıcı risk alıcı

KAYNAŞTIRMA KAYNAŞTIRMA

Sadakat, gelenek, kişilerarası bağlılık Girişimcilik, esneklik, risk

STRATEJİK ÖNEM STRATEJİK ÖNEM

İnsan kaynaklarını geliştirmeye, Yaratıcılığa, büyümeye,

Bağlılığa, morale yönelik yeni kaynaklara yönelik

İçsel Koruma Dış Konumlandırma

(Internal maintenance) (External Positioning)

(düzenleme faaliyetleri entegrasyon) (rekabet, farklılaşma)

TİP: Hiyerarşi TİP: Piyasa

BASKIN NİTELİKLER BASKIN NİTELİKLER

Düzen, kurallar ve düzenlemeler Rekabet amaca ulaşma

yeknesaklık

LİDER STİLİ LİDER STİLİ

Koordinatör, İdareci Kararlı, iş bitirici

KAYNAŞTIRMA KAYNAŞTIRMA

Kurallar, politikalar ve yöntemler Hedefe yönelim, üretim, rekabet

STRATEJİK ÖNEM STRATEJİK ÖNEM

Dengeye, tahmin edilebilirliği Rekabet gücüne ve pazar

düzenli işlere yönelik üstünlüğüne yönelik

Mekanik Süreçler ( kontrol, düzen, denge )

Şekil – 2 Örgütsel Kültür Tipleri İle İlgili Rekabetçi Değerler Modeli

Piyasaya kültürü değerlerine ve tamamıyla karşıt olan değerleri bünyesinde barındıran kültür tipi “klan kültürü” olarak isimlendirilmiştir.(Sol üst kadran). Bu kültür tipindeki örgütün niteliği çalışma tarzı, birleştiricilik, katılımcılık, takım çalışması değerleri, aile bilinci, ebeveyn rolünde liderlik, sadakat, kişiler arası bağlılık, geleneklere sahip çıkma ve geliştirme, insan kaynaklarını geliştirmeye dayanır. Bu değerler, Pazar payı veya finansal kazançlardan daha üstün tutulmaktadır.

“Adhokrasi kültür” tipinde örgüt niteliği ve yönelimi, girişimciliğe, yaratıcılığa ve uyum sağlamaya (adaption) dönüktür. Esneklik ve tolerans

gerekli nitelikler olup, başarı ve etkinlik için yeni pazarlar bulma, yeni alanlara doğru genişleme büyük önem taşımaktadır.

“Hiyerarşi kültür” tipinde üstün tutulan değerler düzen, kurallar, düzenlemeler ve yeknesaklıktır. Tüm faaliyetler gözetim, değerlendirme ve yönlendirme gerektirir. İş etkinliğini ölçme, açıkça belirtilmiş hedeflere ulaşma derecesi hesaplanarak belirlenebilir.

E. Byars Modeli

Organizasyon kültürü konusunda çeşitli düşünürler tarafından bir takım sınıflamalar yapılmıştır. Bunlardan en ilginç olanı Byars tarafından geliştirilen örgütsel kültür ölçeği tekniğidir. Bu ölçek iki boyutludur. Boyutlardan biri katılımcılık niteliğinin belirlenmesine, ikincisi ise çevreye karşı gösterilen faaliyetin özelliğine ilişkindir. Aşağıda şekil 3’de katılımcılığı insanlar, çevreye karşı gösterilen faaliyetleri de kısaca faaliyetler olarak gösteriyoruz. Faaliyetler işletmenin karar verme, düzenleme yapma ile planların yürütülmesi ve fikirlerin yaratılmasında kullanılan süreçlerdir. Bu boyutta, işletmeler “tepkisel (dış çevreye cevap veren)” ve “etkisel (dış çevreyi etkiyen, onu yönlendiren ve şekillendiren)” olarak sınıflandırılmıştır. Tepkisel işletmeler pasiftir, ancak çevreden gelen tehlikeler karşısında tepki gösterirler. Aksine, etkisel işletmeler ise iş görenler, müşteriler, tedarikçiler, ve diğer çevresel unsurlar aktif biçimde ilgilenir ve ilişki kurarlar. Bu boyutta ilişki ve etkilemenin derecesi gösterilmektedir. Katılımcı kültürler iletişimde güçlü, hem iş görenlerin hem de müşterilerin istek ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeterliliktedir. Bunlara katılımcı kültür adını veriyoruz. Halbuki iş görenlerle müşteriler arasında iletişim ve ilişki boyutunun yüksek ölçüde bulunmadığı kültürler de ise katılımcılık yoktur. Buna göre aşağıdaki Şekil 3’de ortaya çıkan kültür biçimlerini şu şekilde açıklayabiliriz.

Şekil 3 – Örgütsel Kültür Ölçeği

a) Etkileşen Kültür: Bu kültürler iş görenlerin ve müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. En önemli şey, ortaya çıkan ihtiyaçlara en iyi hizmet vermektir. Etkileşen kültür çevreyi etkilemekten çok rekabet ve yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı çevresel istek ve ihtiyaçların en iyi biçimde karşılama amacıdır.

b) Bütünleşik Kültür: Bu kültür de iş gören ve müşterilerin ihtiyaçlarını etkilemeye ve değiştirmeye yöneliktir. Bunu yeni ürünler veya hizmetler meydana getirerek yenilikçi davranışlar sergileyerek kısaca çevreyi etkileyerek gerçekleştirir. Rakipleri hızlandırır. Çünkü rekabet avantajı elde etmek için tüm beşeri yaratıcı güçleri harekete geçirir.

c) Müteşebbis Kültür: Yeni ürünlerin ve hizmetin getirilmesinde oldukça yenilikçidir. Ancak bu kültürlerde genellikle karar vermede katılımcılığın olmamasından dolayı çalışanlara yönelim de yetersizdir. Bireycilik yönü ağır basmaktadır.

d) Sistematik Kültür: Bu kültürler prosedürlerin, politikaların uygulanması ve faaliyetlerin yürütülmesindeki sistemler üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu kültürler de karar verme, dış çevre etkileşimlerine göre yönlendirilir. Görevler kalıplaşmıştır. Bu nedenle katılımcı yoktur. Çevresel ihtiyaçların karşılanmasına rutin faaliyetlerle devam edilir.

Bu sınıflamaya göre Apple Bilgisayar ve IBM işletmeleri bütünleşik kültürün içinde yer alırken, Mc Donald’s ise etkileşen kültür içinde yer alırken, küçük patron kuruluşlar müteşebbis kültüre örnek oluştururlar.

F. Deal ve Kennedy Modeli

Deal ve Kennady isimli iki araştırmacı ve işletme kültürü konusunda danışmanlık yapan düşünürler, çevre ve örgüt kültürü arasındaki ilişkileri iki boyutlu değişken üzerinde dört değişik kültür biçimi oluşturarak izah etmektedirler.7 Bu değişik kültürlerin ortaya çıkışında rol oynayan değişkenlerden biri, işletmelerin stratejik kararlarına ilişkin olarak çevresel belirsizlik derecesi, bir diğeri ise, kararın başarısı konusunda işletmenin çevreden aldığı geri beslemenin hızı ile ilgilidir. Düşünürlerin konu ile ilgili çizimleri aşağıda şekil 4’de açıklanmaktadır.

Çevreden geri besleme

Şekil 4 – Çevre – Stratejik Kararlar ve dört değişik tip kültür.

Şekil 4’de görüleceği üzere burada dört tip kültür ortaya çıkmaktadır.

Sert erkek, Maço kültürü

Çevresel belirsizliği yüksek, alınan kararların riskli olduğu ve ayrıca çevreden gelen başarı ve başarısızlık haberlerinin ( geri besleme ) hızlı olduğu durumlarda maço kültürü ortaya çıkmaktadır. Bu şirketler yüksek riskli kararlardan kaçınan, başarılarının geri beslenmesini hızlı alan girişimlerdir. Bu tür girişimlerde hızlı iniş ve çıkışlar, beklenmeyen sürpriz gelişme ve sönüşler yaşanır. Bu kültürü uygulayan şirketler reklama, davetlere, danışmanlığa önem verirler. Burada yıldız olanlar bireylerdir, gruplar yada ekipler değil. Bu kültürde, kanuna aykırı davrananlar, başarılı oldukları sürece istedikleri gibi davranmakta serbesttirler. Çünkü risk alıp başaranlar bu kültürde cesaretlendirilmektedir.

Hızlı beslemeye olan ihtiyaç veya koşulların bunu gerçekleştirmesi maço kültürünün en zayıf tarafıdır. Bu kültürde başarılı olanlar olgunlaşmamış olabilir ve kültürün uzun süreli korunmasında engelleyici davranışlarda bulunabilirler.

Bu kültürün en güzel temsilcisi yapı, kozmetik, film ve reklam sektöründe çalışan firmalardır. Bu endüstri ve sektörlerde alınan kararların risk derecesi fazladır. Başarının sonucunu da çok hızlı biçimde alabilirler. Bu şirketler ani ve cesur kararlar veren, sürprizlerden çekinmeyen, ortaya çıkabilecek sonuçlara, ani çöküntülere her an hazır olan kişiler ve çalışanlar ister. Özellikle lider konumunda olan kimse, çalışanların üzerinde cesaret ve girişim sembolü olarak etki yapmak zorundadır. Başarı sembolü ve kahramanı olarak bunların gözü pek girişimleri ve yılmak bilmez azimleri diğer çalışanlar üzerinde sürükleyici rol oynamaktadır.

Çok çalış / Sert oyna kültürü

Bu kültürde endüstride alınan kararların risk derecesi düşük olduğundan, yaşayabilme ve gelişebilmenin sırrı çok çalışmaya ve gayret göstermeye bağlıdır. Maço kültürünün tam tersi, ekip halinde karıncalar ya da arılar gibi organize çalışan, böylece yüksek satış hacmini elinde tutan satıcılar bu kültürün kahramanını oluşturur.

Çalışanlar arasında iddialaşmalar, yarışmalar düzenleme, toplantı ve kongrelerle heyecanı hep canlı tutma, görev aşkını bilme ve tazeleme yer alır. Bu kültürde atalet, vurdum duymazlık, monotonluk başarısızlığa götüren en önemli tehlikedir. Bu nedenle, yaratıcılığın, rekabet ve heyecanın düştüğü anlarda genç yetenekleri içine alarak yaratıcılığın, rekabet ve heyecanın düştüğü anlarda genç yetenekleri içine alarak yaratıcılığı, heyecanı, yarışma güdüsünü canlandırmakta, gücü azalan ve yorulanları kültür dışına çıkarmakta yarar vardır. Çünkü içteki bu canlılık, sert dış rekabetteki başarı için kaçınılmazdır.

Şirketin üzerine iddiaya gir kültürü

Endüstri sektörleri itibariyle çevresel başarı riski yüksek ancak başarı

çevreden gelecek geri beslemenin yavaş olduğu işletmeler söz konusu olan kültür çeşididir. Bu sektörde kahraman olmanın sırrı teknik rekabetteki üstünlüğe ve başarıya bağlıdır. Yalnız bu kahramanlar yaptıklarının sonucunu görebilmek için sabır, tahammül ve olgunluk göstermeli, aceleci olmamalıdırlar. Bu kültürde verilen kararların uygulama süreci uzun bir zaman alır ve başarı elde etmek risklidir ve rastlantıya bağlıdır. Ayrıca başarıya bağlı en önemli hususlardan biri de firmaların teknik alt yapılarının güçlü olması gerektiğidir. Sabırlı, bilimsel ve teknik kafaya sahip yenilik ve keşiflerden büyük haz ve heyecan duyan, tek tek ve grup halinde ekip çalışması yapabilen iddialı yönetici ve çalışanlar gerekir. Çalışma disiplini yoktur, insanlar günün her saatinde işyerinde bulunup çalışabilirler.

Süreç kültürü

Çevresel belirsizlik riski düşük olan kararlar için çevreden elde

edilen geri beslemenin yavaş olduğu işletme ve kurumların kültürüdür.

Bu kültürde işletme personeli oldukça fazla çalışmakta, hata yapmamaya gayret göstermektedir. Bu kültürde unvan ve maaş dışı gelirler oldukça zordur. Çalışanlar kararların nasıl alındığı ve nasıl icra edildiği konularına ve bu konularda çıkan yönetmelik ve yönergelere yoğunlaşmışlardır. Bu kültürde en önemli değer, yapılacak işte yönetimin inandığı süreçleri takip etmektir.

İşletmeler bu kültürlerin karmasını da bünyelerinde barındırabilirler. Hatta bazı işletme fonksiyonlarında örneğin pazarlama da çok çalış / sert oyna kültürü hakimken, bazılarında örneğin araştırma ve geliştirme bölümünde şirketin üzerine iddiaya gir kültürü egemen olabilir. Ancak işletmenin içinde bulunduğu ve faaliyet yaptığı sektörlere göre bunlardan bir tanesinin daha fazla hakim olduğu bir gerçektir. Yönetici ve liderler hem seçtikleri stratejiler ve hem de faaliyette bulundukları sektörleri dikkate alarak kültürlerini incelemeli ve kendilerine gerekli olan kültürel niteliği belirleyerek bunu oluşturup, geliştirmelidir. İşletme fonksiyonları heterojen (çok çeşitlilik ve farklılık arz eden) kültürler getirmekte ise iç örgütsel kültür yapılarını işletme fonksiyonlarının gereği ve özelliklerine göre farklı şekillerde oluşturarak birbirleri ile koordine edilmelidir.

G. Miles ve Snow Modeli

Miles ve Snow isimli düşünürler örgütlerin gelenek ve alışkanlıklara göre sahip olduğu bu özellikleri birbirinden farklı dört kültür grubunda toplamakta, bunların özelliklerini ve strateji oluşumuna katkılarını Şekil 4’de açıklamaktadırlar.

1. Koruyucu kültür tipi : Örgüt, muhafazakar inanç ve değerlere sahiptir. Bu nedenle düşük risk stratejisi tercih edilmekte, yöneticiler güvenli pazarlarda faaliyette bulunmaya özen göstermektedir. Güvenli Pazar ifadesi, geniş Pazar ve müşteri yelpazesi yerine firmanın dar bir pazara yoğunlaşmanın tercih ettiği anlamına gelmektedir. Firma gerçekte yeni olan ürün ve pazarları araştırma, faaliyetlerini çeşitlendirme yoluna gitmemekte veya bu konularda çok az araştırma yapmakta, faaliyetlerinin etkinliğini iyileştirmeye daha çok önem vermektedir.

2. Geliştirici kültür tipi : bu tip örgütler yenilikçidir. Bu kültür tipine sahip olan firmaların yöneticileri yeni ürünler üretmek, yeni pazarlara girmek eğilimindedirler ve riske girmekten hoşlanırlar. Bu örgütlerin faaliyet sahaları ve endüstrileri genellikle ve yeniliklere açıktır ve yöneticiler yeni fırsatlar aramayı tercih ederek strateji ve yapılarında değişim ve belirsizlikler yaratmayı arzulamaktadırlar.

Analizci kültür tipi : Bu tip örgütler de denge ve değişim gibi iki farklı yön bir arada bulunmaktadır. Denge, biçimsel yapılar oluşturma ve mevcut faaliyetlerin etkinliğinin araştırılmasına ilişkindir. Değişim ise, rakipleri faaliyet ve stratejileri kontrol edilerek ve onların davranış ve fikirleri dikkate alınarak geliştirilen temkinli stratejilerdir. Bu stratejiler de denge (stabilitiy) ön plandadır, bu nedenle yöneticiler de geçmişten geleceğe doğru planlayıcı tutum yanında, faaliyetleri rakiplerin faaliyetlerine uyarlayıcı bir değişimde öngörülmektedir. Risk alma rakiplerin ve endüstrinin değişimine uygun olarak yapılmaktadır. Bu strateji türü, durgun büyüme ya da endüstri ve rakip büyüdükçe kendini ona ayarlama niteliğindedir.

Şekil – 4 Kültür tipi, Strateji ve Yöneticilik Özellikleri Arasındaki İlişkiler

Tablosu

Tepki verici kültür tipi : Bu tip örgütlerde değişim baskıları

rakiplerden ve çevreden gelmekte, ancak buna yöneticiler etkili biçimde cevap verebilme yeteneğinden yoksun bulunmaktadırlar. Yöneticiler, bıçak kemiğe dayanınca, ortaya yeni bir kriz çıktığında, firmaya hissedardan, müşterilerden, satıcılardan veya diğer yakın çevre elemanlarından gelen uyarı ve baskılar nedeniyle, ürün ve pazarlarda, diğer işletme fonksiyonlarında ayarlama yapmaktadırlar. Bu tür stratejiler, iflas etmemek ve yaşamak için yapılan ayarlamalar ya da uyarlamalar niteliğindedir.

H. Ouchi’nin “Z” Kültürü Modeli

William ouchi, Z yönetim teorisi adını taşıyan kitabında önce kendine özgü ve katılımcı (P) bir kültür olan Japon yönetim uygulamalarını açıkladıktan sonra bu yönetim biçiminin Amerikan tarzı nasıl uyarlanabileceğini de izah etmiştir.

Z tipi örgüt kültüründe bireysel kararlar yerine, Japon işletmelerinde olduğu gibi oluşturulan proje grupları ile önemli konularda kalıtımcı yönetim tarzı benimsenebilmektedir. Bu yönetim biçiminde japon yönetim tarzında olduğu gibi en kıdemsizlerden en kıdemlilere doğru bir çalışma, dosya hazırlama ve karar verme şekli (ringi-şo) benimsenebilmektedir. Yalnız ABD’de işletmeler “ben” kültürüne sahip oldukları için başarı veya başarısızlık hallerinde departman yöneticileri ile proje takımı yöneticilerini sorumlu tutmaktadır.

Amerikan tarzına uyarlanmış (Z) tipi örgüt kültüründe açık ofis sistemleri kurularak biçimsel olmayan kontrol sistemleri uygulanabilmektedir.

Şekil – 5 Japon ve Amerikan Toplumlarının Temel Değer Yargıları

Açısından Karşılaştırılması

Nihayet, sonucu uygulama (Z) kültüründe çalışan personel, Japon yönetim sistemlerinde olduğu gibi tüm çevreye bağımlılıkları ve ailesi ile birlikte ele alınmaktadır. Örneğin, çalışanlar arsında ayın ve yılın işçisi seçilmekte, kendilerine ve aile ve çocuklarının da katıldığı ortamda ödül ve plaketler verilmektedir.

L. Peters ve Waterman’ın Mükemmellik modeli

Tom Peters ve Robert Waterman, iş hayatında başarılı olan ABD firmalarının başarı sırlarını araştırmşılar ve hazırladıkları kitaba da “In Search of Excellence” (mükemmelliği araştırma) adını vermişlerdir.

Mükemmellik Yaklaşımının Değerlendirilmesi

Peters ve Waterman “Mükemmeli Araştırma” adlı yapıtlarında faklı

endüstrilerde çalışan bir çok şirketi incelemişler. Bu şirketlerin başarılarını oluşturan 8 ortak özelliği belirlemişlerdir. Başarı ölçütü olarak, şirketlerin rakiplerine oranla satış gelirlerindeki ve kararlarındaki yüksek artışlar ile varlıklarına oranla yıllık büyüme hızlarındaki gelişmeler gibi finansal ya da ekonomik başarı ölçütleri dikkate alınmıştır.

Mükemmel Firmaların Kültürel Değer ve Davranışları

1. Hareketi tercih etme

2. Müşterilerle sürekli ilişkiler

3. Girişimciliği cesaretlendirecek faaliyet serbestisi

4. İnsana değer vererek verimliliğini artırmak

5. Basit yapı ve az kurmay

6. Bir ana işletme değerine önem verme

7. En iyi bilinen iş alanında kalma

8. Gevşek ve sıkı kontrolü birlikte kullanma

Şu halde, görüldüğü gibi mükemmellik yaklaşımı başarılı şirketlerin 8 ortak özelliğine dayandırılmıştır. Bu 8 ilkede izah edilen kavramları biraz daha açıklamak gerekirse, başarılı şirketler uzun inceleme ve analizlerden kaçınarak yeni fikirleri süratle geliştirmektedirler.

Basit örgüt yapısı aktiviteleri hızlandırır. Üst kademe ile alt kademenin anlaşmasını kolaylaştırır, aynı dili konuşmalarına yardımcı olur, aynı heyecanı paylaşmalarını sağlar. Çalışan sayısının az olması, bürokrasiyi azaltır ve hızla başarıya erişmeye yardımcı olur.

Üretimde verimliliği arttırmanın yollarından en etkili olanı, çalışanları güdülemektir. Motive etmek için çalışanlara inisiyatif ve sorumluluk vererek kendi işlerini kendilerinin planlamasını sağlamaktadır. Böylece, daha gerçekçi hedef ve planlar ortaya çıkarken, çalışanlarda kendilerinin firma için önemli olduğu hissi uyandırılmakta, kendilerine olan saygınlıkları ve işletmeye ait olma duyguları artırılmaktadır.

Başarılı şirketlerin hepsinde tüm çalışanların benimsedikleri bir işletme kültürü mevcuttur. Bu nedenle, işe alınan yeni elemanların oryantasyon eğitimlerinde, şirketin sosyal yapısına ilişkin bilgiler ile elemanların davranışlarına temel oluşturan değer ve kurallardan meydana getirilmiş örgüt kültürü ve buna ilişkin örnek hikayeler anlatılmaktadır.

Başarılı şirketler uzmanı olmadıkları, teknolojisini ve nasıl yürüdüğünü bilmedikleri iş alanlarına girmemektedirler. Bir işletmenin başarısı esas faaliyet alanını terketmemesine bağlıdır. Çünkü satışta, iyi müşteri ilişkileri kurmada, yeni ürün geliştirmede, düşük maliyetli üretimin elde edilmesinde, iş alanını iyi bilme ve burada elde edilen tecrübeyi kullanma yatmaktadır. Şirketler, ancak bu sayede başarılı olabilmektedirler. Başarılı şirketler, çok çekici ve karlı olan ancak iş bilgi ve tecrübelerinin bulunmadığı alanlara girmek istemezler. Serüvenci yönetim ve aşırı risk alma başarının en büyük düşmanıdır.

III.ÖRGÜT KÜLTÜRÜNÜN ÖNEMİ – YARARLARI VE

DEĞİŞİMİ

Örgüt Kültürünün Önemi

Organizasyon kültürü, toplum kültürünün bir alt ürünü ya da alt

kültürüdür.

Günümüzde organizasyon kültürü kuruluşları rekabet avantajı kazanmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü, organizasyon kültürü işletmenin amaçlarının, stratejilerinin ve politikalarının oluşmasında önemli bir etkiye sahip olduğu gibi, yöneticilere seçilen stratejinin yürütülmesini kolaylaştıran ya da zorlaştıran bir araçtır.

Risk üstlenen bazı yöneticiler güçlü bir şekilde büyüyen bir Pazar ve sınırlı rekabet imkanlarıyla birlikte parlak bir geleceği planlarken, aynı ortamda aynı şartlarda olan başka bir kültürel ortamın yöneticileri belirsiz bir gelecek görür ve daha sınırlı stratejileri tercih ederler. Dolayısıyla seçimde ve başarılı uygulamalarda kültürün önemi büyüktür. Stratejik planlamacılar varsayımları,inançları ve buna dayalı sonuçları planlayarak tüm stratejik alternatifleri değerlendirirler. Bu aşağıdaki süreç yardımı ile oluşturulur.

Strateji ile ilgili tüm varsayımların oluşturulması

Oluşturulan her varsayımın geçerliliğinin test edilmesi

Her bir varsayımın olası olumlu ya da olumsuz sonuçlarının tahmin edilmesi

İşletmelerde egemen olan bazı inançları şöyle belirleyebiliriz.

En iyi olma inancı

İşin yürütülmesinde ve iyi yapılmasında ayrıntıların önemli olduğu inancı.

İnsanların birey olarak önemli oldukları inancı.

Üstün kalite ve hizmet inancı.

Örgütteki üyelerin çoğunluğunun yenilikçi olması ve başarısızlığın azaltılmasında istekli olunması gerektiği inancı.

İletişimi zenginleştirmek için biçimsel olmayan davranışların da çok önemli olduğu inancı.

Ekonomik büyümenin ve karın örgütsel başarının temelini oluşturduğu inancı.

B.Örgüt Kültürünün Yararları

Örgüt kültürü,o örgüte çalışan yöneticiler ve diğer personel açısından

bazı yararlar sağlanmaktadır. Bunları altı ana başlık altında incelemek mümkündür.

Örgüt kültürü iş yapma yöntem ve süreçlerine standart uygulamalar getirerek örgütsel verimliliği artırır.

Örgüt kültürü, yeni yöneticilerin bilgi, beceri ve davranışlar kazanmalarına yardımcı olarak yetişme ve gelişmelerine olumlu katkıda bulunur.

Örgüt içi haberleşme ve bireyler arası ilişkilerde örgüt kültürünün oldukça önemli rolü vardır.

Örgütlerde çeşitli nedenlerle ortaya çıkan çatışmalar (amaçlardaki farlılıktan, algılama farklılıklarından, örgüt için ilişki ve güç dağılımından doğan çatışmalar vb.). örgüt kültürünün geliştirdiği bazı standart uygulamalar ve süreçler yardımı ile azaltılarak yumuşatabilir.

Örgüt kültürü sembollerle, seramonilerle, kahramanlarla, sloganlarla, hikayelerle nesilden nesile aktarılarak örgütsel yaşamı sürekli kılar.

Kültür, tanıtıcı bir kimlik gibidir. Bir örgüt hakkında değerlendirmeler o kurumun kültürüyle yapılır.

C.Örgüt Kültürünün Değişimi

Örgütsel kültür değişmez değildir ; iç ve dış çevre şartları örgüte

baskı yaparak onu değişeme zorlayabilir.

Ünlü düşünürlerden Schein’e göre olası bir değişim, şu nedenlere dayandırılmaktadır;

Örgütün hayat eğrisindeki ( doğuş, büyüme, olgunluk ve çöküş) döneme ve durumlara göre kültürel değişim gerekli hale gelir.

Kültürü yaratan varsayımların zaman içinde değiştiğinin farkına varılmasıyla örgütsel kültür değişebilir.

Örgütün çevreden gelen bir kriz sonucunda veya örgüt içi güçlerin kültür değişimini başlatabilecek duruma gelmesiyle örgütün değişime hazır hale gelmesi durumunda kültürel değişim başlar.

R. Kilmann’a göre, aşağıdaki dört neden örgüt kültüründe değişime neden olmaktadır.

Örgüt kültürü, örgütün ana hedefini destekler nitelik arz etmiyorsa,

Örgüt kültürü, örgütün başarısını itici bir güç olarak harekete geçirmediği zaman,

Örgüt kültürü, örgütteki çıkar gurupları arasında uyum sağlamadığı durumlarda,

Örgüt kültürü, örgüt üyelerine örgütün karmaşık ve zor sorunlarını ele almaya ve çözmeye yönlendirici katılımcı bir ortam sağlamadığı hallerde,

örgüt kültürü değişimi kaçınılmaz olacaktır.

Kilmann değişim içi beş temel evre öne sürmektedir. Bunlar :

1. Gerçek normların su yüzüne çıkarılması

2. Yeni beklenti ve emirlerin dağıtılması

3. Yeni normların oluşturulması

4. Kültür boşluklarının saptanması

5. kültür boşluklarının doldurulması

Toyohiro Kono’ya göre örgüt kültürü üç şekilde değişebilir.

Birincisi zorlama ve saldırgan davranışlarla, ikincisi,uygun olan bir bölüme pilot çalışma yapıp, deneyim kazanıp tüm örgüte yayma ile, üçüncüsü ise, yapıyı, kuralları ve yönetim, proses ve mekanizmalarını değiştirme ile gerçekleştirilir.8

Bütçe Açıklarının Tanımı

06 Kasım 2007

I. FİNANSMAN İHTİYACININ KARŞILANMASINDA İÇ BORÇLAR,

BAZI KAVRAM VE TANIMLAR

1.1. Bütçe Açıklarının Tanımı

Artan harcamaların olağan gelirlerle karşılanamaması sonucunda bütçe açık vermekte ve söz konusu açığın finanse edilebilmesi amacıyla ilave kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır. Oluşan bütçe açıklarının finansman kaynaklarının incelenmesine geçmeden önce, bütçe açıkları ile ilgili verileri doğru bir şekilde ele alıp, yorumlayabilmek için iktisat literatüründe yer alan açık tanımlarını gözden geçirmek gerekmektedir.

Klasik Tanım, gelir ile gider arasındaki farkı ifade etmektedir.

Bütçe Açığı = Bütçe Gelirleri – Bütçe Harcamaları

Klasik tanımda, faiz ödemelerinin bütçe harcamaları içinde yer alması nedeniyle, enflasyonist ortamlarda nominal faiz oranlarının da yükselmesi bütçe harcamalarını, dolayısıyla bütçe açığını olumsuz yönde etkileyecektir. Başka bir ifadeyle, bütçe gelir-gider dengesindeki gelişmeler faiz ödemelerini de içerdiği için, geçmiş yıllarda oluşan bütçe açıklarının etkisini içinde bulunulan yıla taşımaktır. Bu nedenle, uygulanan bütçe politikasının gerçek etkisini ölçmek için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmuş ve birincil ve operasyonel (işlevsel) bütçe açığı kavramları geliştirilmiştir[1].

Faiz Dışı Açık (Birincil Açık), borç faizi ödemelerinin klasik anlamda bütçe açığından çıkarılması ile elde edilir.

Faiz Dışı Bütçe Açığı = Bütçe Açığı – Faiz Ödemesi

Kamu harcamalarında faiz ödemelerinin çıkartılması ile bulunan harcama tutarının olağan kamu gelirleri ile karşılanabilir olması, kamu borçlarının sürdürülebilirliğinin saptanması açısından önemlidir. Diğer taraftan, birincil kamu

II. DEVLET İÇ BORÇ YÖNETİMİ VE

SEÇİLMİŞ OECD ÜLKELERİ UYGULAMALARI

Borç yönetimi; bir ülkenin ekonomik politikasına yardımcı olmak üzere, başka bir ifadeyle belli ekonomik amaçların sağlanmasına yönelik olarak borçların miktar ve yapısında gerekli değişikliklerin yapılmasını ifade etmektedir. Borç yönetiminde üzerinde durulması gereken nokta, sahip olunan finansman araçlarından hangisinin ne ölçüde, nasıl kullanılması gerektiğidir. Kullanılacak finansman araçlarının satış yöntemleri, miktarı, vadesi gibi kriterler belirlenirken, ekonominin içinde bulunduğu konjonktürün iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Alınacak yanlış kararlar daha büyük bir finansman sıkıntısı yaratabilir. Borç yönetiminde dikkat edilmesi gereken, borçlanmanın ekonomik istikrara katkıda bulunması ve maliyetinin en düşük düzeyde tutulmasıdır. Sağlam ve sorumlu bir borç yönetimi ile alınan borcun getirisi olan yatırım harcamalarında kullanılması ekonomide istenen hedeflere ulaşmada başarı şansını artırabilecektir.

2.1. Genel Olarak İç Borç Yönetimi

Borç Yönetimi, kamuoyunun ya da politikacıların dikkatini fazla çekmemekte, hükümetlerin başarısı daha çok bütçe açığını azaltamamalarına bakılarak ölçülmektedir. Oysa, genel ekonomi üzerindeki etkileri açısından tıpkı para ve maliye politikası gibi Borç Yönetimi politikasının da üzerinde önemle durulması, ekonomik koşullarda meydana gelen değişikliklere göre gerekli düzenlemelerin zaman yitirilmeden yapılması gerekmektedir.

Nitekim 1980’lerin başından itibaren, OECD ülkelerindeki menkul kıymet piyasaları ve uygulanan devlet borç yönetimi belirgin bir şekilde yapısal, örgütsel ve düzenleyici değişikliklere maruz kalmıştır. Devlet Borç Yönetimi ve menkul kıymet piyasalarında meydana gelen bu değişiklikleri ülkelerin ulusal mali sistemlerini etkileyen kapsamlı değişim sürecinin bir parçası olarak görmek yanlış olmaz.

III. TÜRKİYE’DE İÇ BORÇLANMA

Türkiye’de uygulanan borç yönetimi açısından Hazinenin zaman içinde gösterdiği kurumsal gelişme önem taşımaktadır. Maliye Bakanlığı bünyesinde “Hazine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İktisadi İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği” olarak faaliyet göstermekte olan Hazine, 13 Aralık 1983 tarihinde 188 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Başbakanlığa bağlı “Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı” (HDTM)’na dönüşmüştür. Çıkarılan Kanun ve KHK’lerle Hazinenin teşkilat yapısı ve faaliyet konuları sürekli değişikliğe uğramıştır. 4 Aralık 1994 tarih ve 4059 sayılı yasa ile Dış Ticaret Müsteşarlığı ihdas edilmiş ve bu tarihten sonra Hazine “Hazine Müsteşarlığı” olarak faaliyet göstermeye başlamıştır.

4059 sayılı yasaya göre, iç ve dış borçların yönetimi Hazine Müsteşarlığı’na aittir. Nitekim, söz konusu Kanunda Hazine Müsteşarlığı’nın kuruluş amacı, “ekonomik politikaların tespitine yardımcı olmak ve bu politikalar çerçevesinde hazine işlemleri, kamu finansmanı, Kamu İktisadi Teşekkülleri ve devlet iştirakleri, ikili ve çok taraflı dış ekonomik ilişkiler, uluslararası ve bölgesel ekonomik ve mali kuruluşlarla ilişkiler, yabancı ülke ve kuruluşlardan borç ve hibe alınması ve verilmesi, ülkenin finansman politikaları çerçevesinde sermaye akımlarına ilişkin düzenleme ve işlemlerin yapılması, bankacılık ve sermaye piyasası, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri, sigorta sektörü ve kambiyo rejimine ilişkin faaliyetler ile yatırım teşvik faaliyetlerini düzenlemek, uygulamak, uygulamanın izlenmesi ve geliştirilmesine ilişkin esasları tespit etmek” şeklinde ifade edilmiştir.

İç borçlanmayla ilgili önemli bir gelişme de, 1986 yılından itibaren, Maliye Bakanlığı Bütçesi transfer programında yer alan devlet borçlarının Genel Bütçe dışına çıkarılıp, bunlara ayrı bir düzenleme getirilerek tamamen Hazine Müsteşarlığı’nın (o zaman ki HDTM) yetkisine bırakılmış olmasıdır.

Ayrıca, 1 Haziran 1995 tarihinden itibaren, Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü görevleri arasında yer alan iç borç yönetimini desteklemek ve bu kapsamda borçlanma koşullarının iyileştirilmesini sağlamak amacıyla “İç Borç Bilgi Sistemi Projesi” başlatılmıştır. Geliştirilen bu sistemle, borç yönetimi kadrosu

TÜRKİYE’DE İÇ BORÇ YÖNETİMİNİN GELİŞİMİ ve

İSTATİSTİKSEL İNCELEMESİ

1970’li yılların ortalarına kadar nadir olarak ve özel borçlanma kanunları çerçevesinde iç borçlanmaya başvurulmuştur. 1980 öncesi dönemde, ülkemizde sermaye piyasası yeterli gelişmeye sahip olmadığından tasarruf sahipleri yeterince tanımadıkları iç borçlanma senetlerini satın alma konusunda çekingen davranmışlardır. Dolayısıyla, bu dönemde borçlanma ihtiyacı daha çok Merkez Bankası ve banka kaynaklarından sağlanmıştır. Devlet, finansman ihtiyacını, kanunlar yoluyla, bankalar ve Sosyal Güvenlik Kuruluşları’na sattığı borçlanma senetleri ile karşılamaya çalışmıştır. Birikimlerin yetersiz olması ve devlet tahvillerinin nominal faiz oranlarının fiyat artışlarının gerisinde kalması da devletin kişilerden borçlanabilmesini zorlaştıran nedenlerden biridir. Böylece, devlet enflasyon dolayısıyla iç borç yükünü azaltabilmiştir. Diğer taraftan, kanuni zorunlulukla banka ve sosyal Güvenlik Kuruluşları’na devlet tahvili satılması, özellikle Sosyal Güvenlik Kuruluşları’nın birikimlerinin erimesin, iç borç yükünün bu kurumlara aktarılmasına olanak sağlamıştır.

İç borçlar, ülkemizde, gelişmiş ekonomilerde olduğu gibi bir maliye politikası aracı olmaktan çok özellikle 1950 yılından sonra hemen her yıl karşılaşılan bütçe açıklarını finanse etmek amacıyla başvurulan bir finansman aracı olarak kullanılmaktadır. Bütçe açıklarının artışında vergi gelirlerinin bütçe harcamalarını karşılamada yetersiz kalması en önemli etken olmuştur.

1960-1970 döneminde, Türkiye, sanayileşme için gerekli fonları sağlamak konusunda (iç tasarruf ve dış kredilerden) ciddi sorunlarla karşılaşmamış, fiyat artışları sınırlı oranlarda kalmış ve kararlı bir trend izlemiştir. Türkiye 1970-1979 döneminde diğer ülkelerde de gizlendiği gibi giderek hızlanan bir enflasyon sürecine girmiştir[21]. 1960’lı yılların sonlarına doğru belirginleşmeye başlayan enflasyonist sürece karşı 1970 yılında alınan istikrar önlemleri yeterince etkili olamamış ve aynı yıl yapılan devalüasyon ve yürürlüğe giren yeni Personel Kanunu ekonomideki enflasyonist sürece katkıda bulunmuştur. Diğer taraftan, 1973 yılında yaşanan petrol krizi ile OPEC petrol fiyatlarını yaklaşık 4 kat artırmış ve dolayısıyla gelişmiş

V. SONUÇ

Gelişen bütün ülkeler gibi Türkiye’de de, artan harcamalar kamu finansmanı üzerinde bir baskı unsuru olmaktadır. Harcamalardaki bu artış, vergi sisteminin etkin işlememesi nedeniyle karışlanamamakta ve borçlanma zorunlu bir finansman kaynağı olarak gündeme gelmektedir.

Önceleri kalkınma çabalarının desteklenmesi amacına yönelik olarak sınırlı şekilde başvurulan, daha sonra ise bütçe açıklarının finansmanında kullanılan iç borçlanmada, zaman içinde gelinen nokta önem kazanmıştır. Bugün, iç borçlar, sadece gelişmekte olan ülkelerce başvurulan bir finansman kaynağı değildir. İncelendiğinde, gelişmiş ülkelerin de yoğun olarak iç borçlanmaya başvurdukları, iç borç yönteminin geliştirilmesi için sürekli yeni arayışlar içinde oldukları görülmektedir. Hatta, gelişmiş ülkelerdeki iç borçların GSYİH’ya oranına bakıldığında, söz konusu oranın Türkiye’den daha yüksek olduğu görülmektedir. Ancak, Türkiye’nin kısa vadeli ve yüksek faizli iç borç yapısı incelendiğinde, gelişmiş ülkelerden ayrıldığı noktalar, dolayısıyla içinde bulunduğu iç borç krizi daha kolay anlaşılabilmektedir.

Bilinçli bir borçlanma politikasında kullanılan ödünç fonların karlı yatırımlara dönüştürülebilmesi önemlidir. Türkiye’de iç borçlanma toplam talebi kontrol etmek amacıyla kullanılan bir politika aracı olarak değil, Merkez Bankası kaynaklarına ek olarak bütçe açığının kapatılmasında kullanılan bir finansman yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, üretken yatırım harcamalarının finansmanında kullanılmadığından, yapılan borçlanmaların gelecekte ödenmesi zorlaşmaktadır.

Türkiye’de, sık olmamakla beraber, 1930’lu yıllardan 1970’li yılların ortalarına kadar iç borçlanmaya başvurulmuş, fakat iç borçlar özellikle 1980’li yıllardan sonra önemli bir finansman kaynağı haline gelmiştir. 1985 yılında ihale yöntemiyle, 1988 yılında da satışa arz yöntemiyle DİBS ihracına başlanmış, hem iç borçlanma araçlarının çeşidine, hem de iç borçların ağırlığı ve kompozisyonunda önemli gelişmeler ve değişimler meydana gelmiştir.

Swot Analizi

06 Kasım 2007

SWOT ANALİZİ

Ekonomik, sosyo – kültürel, teknolojik vb. açılardan yoğun bir değişimin yaşandığı ve yeni performans kriterlerinin ortaya çıktığı günümüz rekabet ortamında başarılı olunabilmesi; işletmelerin kendi güçlü ve zayıf yönlerini belirleyerek, fırsatlardan maksimum faydayı sağlayacak stratejileri geliştirmelerine bağlıdır. Halen, ağır ekonomik krizin tehditi altında bulunduğumuz bu dönemde konu daha da önem taşımaktadır.

Adana – ÜSAM olarak, işletmelerin, bilinçli ve sistematik analizler yaparak, kaynak ve kabiliyetlerini en iyi şekilde kullanabilmesi ve yeni stratejiler geliştirebilmesi için, her şeyden önce, “SWOT Analizi” çalışmasının stratejik öneme sahip olduğuna inanıyoruz.

GEREKÇE

İşletmelerin gerçekleştirilebilir amaçlarını ve alternatif stratejilerini ortaya koyabilmesi, dış çevrenin ayrıntılı bir şekilde tahlil edilmesi kadar, İşletmenin kendi kaynak ve kapasitesini belirlemesine ve güçlü-zayıf yönlerini açığa çıkarmasına bağlıdır.

Her işletme yöneticisinin, İşletmenin gücünün ne olduğu ve neleri yapabileceği konusunda belirli bir bilgi ve sezgiye sahip olduğu muhakkaktır. Ancak günümüz rekabet ortamında başarılı olmak için , bilinçli ve sistematik analizler yapmanın daha yerinde bir yönetim davranışı olduğu açıktır.

Bir İşletmenin analiz edilmesi ve değerlendirilmesi, işletmenin kimliğini ortaya koyma çalışmasıdır. İşletmenin güçlü ve zayıf yönlerinin açıkça bilinmesi ve analiz edilmesi, yönetimin işletmenin amaçlarına uygun stratejiyi seçmesini kolaylaştıracaktır. Ayrıca, İşletmenin her zaman değerlendirmeye tabi tutulması, onun hatalarının görülmesine ve düzeltilmesine fırsat veren bir araç olarak görülmelidir.

AMAÇ

SWOT analizi ile İşletmenin zayıf ve kuvvetli yönleri, İşletme için olası tehdit ve fırsatlar ortaya konulur. Bunda amaç, işletmenin zayıf yönleri ve tehdit unsurları dikkate alınarak, fırsatlardan maksimum faydayı sağlayarak güçlü yönlerin ortaya konulmasıdır. Böylece ;

Mevcut ve ilerde olabilecek tehditler ortaya konularak karşı önlemler alınmış olacak,

İşletmenin zayıf kaldığı yönler tesbit edilerek, iyileştirilmesi sağlanacak ve

İşletmenin kuvvetli yönleri ön plana çıkartılarak, fırsatlardan maksimum fayda sağlamaya yönelik stratejiler ve faaliyet planı geliştirilecektir.

HEDEF KİTLE

SWOT analizi, büyük – küçük, kâr amaçlı – kâr amaçsız bütün işletme, kurum ve kuruluşlarda uygulanabilir. Bu bağlamda, ÜSAM’ın temel hedef kitlesi;

1-50 Çalışanı bulunan küçük işletmeler,

51-150 Çalışanı bulunan orta ölçekli işletmeler ve

151’den fazla çalışanı bulunan büyük işletmelerdir.

GEREÇ VE YÖNTEM

SWOT analizini yapacak katılımcılar, firmayı temsil edebilecek bilgi, beceri ve formasyona sahip çalışanlar ile işletmecilik faaliyetleri alanlarında uzmanlığı bulanan kişilerin katılımı ile yapılır.

Yöntem olarak farklı uygulamalar olmakla birlikte, çalışma ekibinin ( Katılımcılar ) birlikte yapacağı beyin fırtınası tekniği sağlıklı sonuçların alınması bakımından en çok tercih edilen yöntemdir.

ÇALIŞMA PROSEDÜRÜ

SWOT analizi yapılmasına yönelik önerilen çalışma prosedürünün aşamaları şu şekildedir:

İlgili uzmanların firma yetkilileri ile görüşmesi ve SWOT analizinin kapsamının belirlenmesi,

Belirlenen kapsama yönelik çalışma ekibinin oluşturulması (firma içinden ve dışından),

SWOT kapsamı dahilinde bilgi toplanması,

Çalışma ekibinin üretim prosesini ayrıntılı olarak incelemesi (yaklaşık 6-8 saat),

Firmanın; güçlü ve zayıf yönlerinin, fırsat ve tehditlerinin ortaya konulmasına yönelik ilk toplantının yapılması ( yaklaşık 4 saat )

Çalışma ekibinin; belirlenen güçlü ve zayıf yönler ile fırsat ve tehditleri değerlendirmesi ve eksik kalan kısımların tamamlanması ( yaklaşık 3 saat )

Firma yetkilileri ve çalışma ekibinin katılımıyla bir değerlendirme toplantısının yapılması (yaklaşık 2 saat )

SWOT analizinin yorumlanması, stratejilerinin belirlenmesi ve faaliyet planının ortaya konulması ( yaklaşık 5-6 saat )

Böylece, sadece firmada geçirilecek süre bakımından yaklaşık 23 saat’i bulan bu çalışma ortalama 4-5 haftada tamamlanacaktır.

Türkiye’de Şirket Birleşmeleri Ve Uluslar Arası Piyasada Şirket Birleşmeleri

06 Kasım 2007

T.C.

CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ

İKTİSADİ İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ

PAZARLAMA İLKELERİ GÜZ DÖNEMİ ÖDEVİ

TÜRKİYE’DE ŞİRKET BİRLEŞMELERİ VE ULUSLAR ARASI PİYASADA ŞİRKET BİRLEŞMELERİ

Hazırlayan

Bülent ÖZEN

9705020019

Manisa, 2003

Türkiye’de Şirket Birleşmeleri

"Ülkemizde şirket birleşmeleri ve tür değiştirmeleri ile ilgili özel istatistik bir veriye ulaşılamadığından, birleşen ya da tür değiştiren şirketlerin sayıları konusunda toplam rakam verilebilmesi mümkün değil. Ülkemizde şirketlerin birleşme işlemleri daha çok bankacılık sektöründe görülmektedir. (İstanbul Bankası’nın Ziraat Bankası ile Anadolu Bankası’nın Emlak Bankası ile birleşmeleri gibi). Ayrıca ülkemizde holdingler bünyesinde faaliyet gösteren şirketlerden herhangi birisinin zor duruma düşmesi sonucu aynı holding bünyesinde çalışan diğer bir şirketle birleşmesiyle ilgili örnekler mevcuttur. (Pemko Profilo Elektrik Motorları A.Ş’nin aynı holdinge bağlı Peg Profilo Elektrikli Gereçler Sanayi A. Ş ile birleşmesi örneğinde olduğu gibi.) Son yıllarda ülkemizde yatırım yapmak isteyen yabancı firmaların yerli firmalarımızla eşit ya da farklı sermaye oranlarında gerek yeni firma unvanı altında, gerek eski firma unvanı altında birleşerek çalıştıklarına da şahit olmaktayız" (Fatih ERTAŞ, s.55-56).

Dünya Ticaret Örgütünün’de kurulması ile dünya ticaretinde serbest pazar ekonomisine dayalı yapısal benzerlikler dönemi başlamış bulunmaktadır. Böylelikle firmalar arasındaki bölgesel ve ulusal rekabetin boyutu, küresel rekabete doğru hızla ilerlemektedir. Küresel rekabet ortamında başarıyı yakalamak için ucuz fakat kaliteli ürünler üreten ve modern pazarlama tekniklerini kullanan şirketlerin başarı şansları daha yüksek görünmektedir. Ülkemiz imkanlarını yatırıma, yatırımı üretime, üretimi ihracata dönüştürmekte birincil görevi üstlenmiş olan işletmelerimizin (özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmeler), iç piyasada monopol oluşturmamak şartıyla bölgesel veya sektörel bazda birleşmeleri ve küresel rekabet şanslarını artırmaları gerekmektedir.

Dünyada Şirket Birleşmeleri

Şirket birleşmeleri, iş dünyasında ufak da olsa gelişmekte olan spekülatif bir süreç içerisine girmiştir. Şirket birleşmeleri boğa marketlerde de sürekli bir talep artışı ile göz önünde bulunmaktadır. Şirket birleşmelerinde, şirketler olabildiğince fahiş fiyatlarla birleşmelere ılımlı bakmaktadırlar. Bunlara ek olarak ardı sıra birbirini takip eden faktörlere bakacak olursak temel de şirketlerin çok güçlü bir yapılarının olduğunu görmekteyiz. Şirket birleşmelerinde ki hareketler global piyasalarda kendini hissettirmektedir. Bu da uluslararası piyasalarda rekabet için önemli bir yer tutmaktadır. Uluslararası rekabetten dolayı şirketler üzerinde de bir baskı söz konusudur. Teknolojik gelişmeler büyük bir rekabet ortamı yaratmıştır. Uluslararası boyutta rekabet kuramı yeni şirketlerin, ürünlerin ve fikirlerin doğmasına sebep olmuştur. Bilgi ağında ki büyümelerden dolayı computer network ve diğer teknolojik gelişmeler için büyük yatırımlar yapılmıştır. Son yıllarda 5 ya da 6 endüstri kolunda %50′den fazla birleşme olmuştur. Bilgi sistemlerine yapılan yatırımlardan dolayı bankalar büyük oranlar da mevduat toplamıştır. Büyük çaplı tüzel müşteriler genelde finansal alanda istikrarlı ve gelişmiş olan kurumları aramaktadırlar. Bunların tanımlanmasında Travelers/CitiCorp ortaklığı büyük yarar sağlar.

İlaç endüstrisinde genetik araştırmalarında büyük gelişmeler sağlanmıştır. Yapılan yatırımlar çok büyüktür. Piyasaya çıkarılan ilaçların maliyeti 400 milyon dolara yaklaşmıştır. Fakat piyasaya çıkarılması beklenen 10 ilaçtan sadece bir tanesi FDA tarafından onaylanarak piyasaya sunulmaktadır. Bu da ilaç firmalarını riskli bir duruma sokmaktadır. Bundan dolayı ilaç firmaları şirket evlilikleri yaparak araştırmalarını tek bir yön de yoğunlaştırmaktadırlar. Bunlara benzer olarak otomotiv, telekomünikasyon, medya gibi alanlarda da şirket evliliklerine rastlanmaktadır. Büyük şirket evlilikleri tabi ki ekonomik patlamanın bittiği anlamına gelmez. 1960′lardaki şirket birleşmeleri ekonomik durgunluktan dolayı bitmemiştir. 1990-1991 de Çöl Savaşından dolayı bazı ekonomik belirsizlikler ortaya çıkmıştır. 1980′li yıllarda ki ekonomik durgunluklar şirket evliliklerini yavaşlama sürecine sokmuştur. Fakat 1990′larda süre gelen bazı şirket evliliklerinin temellerinin 1980′lerde yapılan uzun vadeli büyük yatırımlar üzerine kurulduğu görülmüştür. Bu da 1980′lerde büyük finansal gelişmelerin yaşandığını göstermiştir.

Ekonomik istikrarsızlıklar ve durgunluklar hiç bir zaman şirket evliliklerine ket vurmamıştır. Şirket evlilikleri 3.dünya ülkeleri için önemli bir yer tutar. Şirket evlilikleri, kaynak yaratma ve ekonomideki olumlu gelişmeler için olumlu bir yer tutmaktadır. Serbest ticaret uluslararası rekabeti arttırmıştır. Şirket evlilikleri şirketler ve ülkeler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Yeni gelişmekte olan ülkelerde şirketler ürünlerini pazarlama fırsatlarını en iyi şekilde değerlendirerek uluslararası piyasaya açılmaktadırlar. Gelişmiş olan ülkelerde şirketler genelde birbirleri ile ticari bir anlaşma içindedirler. Şirket evlilikleri gelişmekte olan ülkelere nasıl bir etki yapar diye sorulacak olursa? 3. Dünya ülkelerinde ki şirketler olabildiğince güçlü bir yapı içinde büyüyeceği ve işsizliğin gözle görülür bir şekilde azalacağı hissedilebilir. Yapılan objektif çalışmalar büyüklük kavramının teknolojik gelişmeler ve uluslararası rekabetle alakalı olmadığını göstermiştir. Mesela bazı büyük yapıya sahip olan şirketlerin lider bir konumda olmaktan çok yavaş bir şekilde yapılanma gösterdiği görülmüştür. Dev şirketler yapılanmalarındaki yetersizliklerden dolayı devletten kendilerine kefil olmalarını istemişlerdir. Buna bir örnek Chrysler firmasıdır. Çünkü devletin müdahale etmesinde ki en büyük etkenin büyük firmaların hızlı bir şekilde yok olacaklarını bilmelerinden kaynaklanır.

Kendi sektöründe dev yapısallaşma gösteren şirketlerden bazıları gönüllü olarak kendi kuruluşlarının bir kısmını kapatarak daha verimli olacakları kanısına varmışlardır. ITT ve AT&T firmaları bunlara örnek olarak gösterilebilir. 1998′de bir çok şirket dağılmaları olmuştur. Bu dağılan şirketler arasında gelişmekte olan, üretici şirketlere rastlamak mümkündü. Bu dağılmalar 1991 yılında yoğun bir şekilde görülerek büyümeye devam etti. 1997 yılında General Motor, Hoechst, NTT, Novartis, Pepsi Co gibi büyük firmaların da bir kısım kuruluşlarında dağılmalar gözlenmiştir. 1998 yılında da Daimler Benz, Johson&Jonson, Phillip Morris gibi dev firmaların kendi içlerinde bir takım değişikliklere gittiklerini tahmin ediyoruz. Büyük bir yeterlilik ve uyum içinde olan toplum her zaman sosyal açıdan iyi bir konumda olur. Büyük bir esneklikle hareket eden küçük şirketler diğer büyük şirketlerden daha büyük bir performans sergileyebilirler.

Bazı endüstrilerde üretim için büyük yatırımlara ihtiyaç vardır. Tabi ki bu tip yatırımlar küçük ölçekli firmalar için yeterli olmayabilir. Mesela siz ufak çaplı bir araba firması iseniz büyük çaplı firmalarla rekabet etmeniz çok zor olur. Microsoft ve Intel firmaları maliyet fiyatlarını düşürmüş ve kaliteli ürünleri piyasaya sürmeye devam etmiştir. Fakat bunun yanında binlerce ufak firma ortaya çıkmıştır. Bu firmalar Microsoft ve Intel firmaları için potansiyel bir tehlike olmuştur. Microsoft ortaya çıktığında IBM gelişmiş operasyon sistemleri alanında piyasa da baskın bir yapıya sahip olmuştur. Sağlıklı, güçlü bir yapısallaşma ufak ve büyük çaplı şirketler için çok önemlidir.

Büyük şirket evlilikleri yönetim ve çalışanlar arasında eşit pazarlık payını ortadan kaldırmaktadır. Bu durumlarda pozisyon itibariyle zayıf durumda olan çalışan kesim daha da zayıflamaktadır. Uluslararası devler bir çok pazarda farklı endüstri kollarında hizmet vermektedirler. Çalışan kesim herhangi bir ülkede dernek kurup pazarlık güçlerini arttırabilirler. Fakat çalışanla yönetim arasında ki güç dengesizlikleri her zaman gözle görülür bir şekilde ortadadır. Diğer bir açıdan baktığımızda bazı şirket evliliklerinin çalışanlar açısından olumlu bir gelişme olduğu görülmüştür. Mesela 1980 yılında çalışan işçi sayısı Amerika da 99 milyona .ulaşmıştır. 1990 yılında da devam eden bu şirket evlilikleri sayesinde Amerika’da çalışan kesim 119 milyona ulaşmıştır. Diğer bir 11 milyonluk katılımla da 1997 yılında çalışan kesim sayısı 130 milyon olmuştur. 1980 yıllarının başlarında %9.7 olan işsizlik oranı 1998 yılında %4.6 seviyesine düşmüştür. Sonuçta meydana gelen şirket evlilikleri insanlar için iş imkanları yaratmıştır. Genelde piyasada büyüyen firmalar ve endüstriler kendi içlerinde muhakkak kendi çalışanlarının haklarını koruyacak bir dernek kurmuşlardır.

Genel Birleşmeler ve Hükümetler

Şirket evliliklerinden oluşan bir çok ortaklık bazı devletlerden bile daha fazla gelir elde etmektedirler.

• General Motors’un ve Ford’un birleşmiş sermayeleri Afrika’nın alt Sahrasında ki ülkelerinin gayri safi yurt içi hasılalarından daha fazla gelir elde etmişlerdir.

• Mitsubishi, Mitsui, Itocho, Sumitomo, Marubeni ve Nissho Iwai firmalarının yaptıkları ticaret oranı Güney Amerika’nın gayri safi yurt içi hasıla oranından fazladır.

• Dünyada ki en büyük 100 ekonominin 51′ini şirket evliliklerinden oluşan firmalar belirler.

• Şirket evliliklerinden oluşan en iyi 500 şirketin gelirleri Amerika’nın gayri safi yurt içi hasılasının %60′nı oluşturur.

• Uluslararası birleşmeler ile oluşan şirket evlilikleri dünya ticaretinin %70′ini oluşturur.

• Uluslararası şirketlerin yapmış oldukları evlilikler 1970′de 7000 iken 1995′de 40000 olmuştur.

• Bu tip evliliklerin %90′nı endüstrileşmiş kuzey ülkelerinde olmaktadır.

• Birleşmelerin yarısından fazlası Fransa, Almanya, İrlanda, Japonya ve ABD devletlerinde ki şirketler tarafından oluşturulmuştur.

• Şirket evliliklerinden oluşan kuruşlar ve bunlara bağlı 250000 yabancı üyelik, dünyada teknolojik bilgi bankası ve uluslararası finans konularında önemli bir yer tutmaktadır.

• Bu şirketler dünya’nın gaz, kömür, hidroelektrik ve nükleer güç alanlarının yaratılmasında önemli bir paya sahiptirler.

Küreselleşmenin Zorladığı Kader Ortaklığı

Küreselleşmenin öğrettiği en önemli gerçek, eski devlet yapıları ve faaliyetlerinin ülkelerin iktisadi taleplerini karşılamakta küçük ve yetersiz kalmaları olmuştur. Bunun tabi uzantısı olarak ülkeler, iktisadi şartların ve taleplerin zorlamasıyla iktisadi entegrasyonlara yönelmektedirler. Küreselleşmeyle birlikte, iktisadi olarak Kuzey-Güney (zengin-fakir) olarak bir bölünmeye uğrayan dünyanın bu yapısı zorlanmakta ve farklılaşmaktadır. Nitekim, "Latin Amerika Sanayileşme Modeli Krizi" olarak ifade edilen ve bu ülkelerin ihracatının % 80′inin hammaddelerinden, sadece % 20′sinin sânayi mallarından müteşekkil olduğu bu durum üçüncü dünya ülkelerini ekonomik olarak dünya ekonomisinden kopma noktasına getirmiştir. 1980′lerden itibaren sanayileşmiş ve yeni sanayileşen ülkelerdeki teknolojik yenilikler (mikro elektronikler, biyoteknoloji gibi) devamlı olarak gelişen ülkeleri dünya ekonomisi içinde marjinalleştirmiştir. Burada belirtilmesi gereken bir nokta da, bu gelişmelerin birçok az gelişmiş ülke ekonomisini, dünya sanayi ve ticaretinin en durağan ve hatta gerileyen sektörüne entegre ettiğidir. Burada ana hatları ile ifade edilen dünyanın bu gidişatı, önemli bir tehlike sinyali olarak kabul edilmektedir. BM, Latin Amerika Ekonomik Komisyonu (CEPAL), hazırladığı raporda 1980-1990 arasını Latin Amerika için "hain on yıl" olarak ifade ederken bu krizin ekonomik şartların kötüye gitmesinden kaynaklanan bir kötüye gidiş değil, bir model krizi olduğuna işaret etmiştir. Bütün bunlar, dünyada hiç kimsenin ihmal edemeyeceği, dünya ekonomisinin ve kalkınma modelinin köklü değişikliklere tabi tutulmasının zorunluluğunu göz ardı edebileceği noktadan çok uzakta bulunduğunu göstermektedir.

Güney ülkelerinin, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşmaya başlayıp günümüze uzanan ABD ve Avrupa eksenli hegomonik güçler karşısında, büyük bloklar ve entegrasyonlar kurmanın zorluğunu ve imkansızlığını görerek küçük, esnek ye fonksiyonel bloklar oluşturmaları ve Güney-içi işbirliğini belli gruplar için de geliştirmeleri gerekmektedir. Güney ülkelerinin, Güney Doğu Asya kalkınma modelinden çok yönlü ve uzun vadeli olarak istifade etmeleri mümkün görünmektedir. Burada, Japonya ile Güney Doğu Asya ülkeleri arasındaki iktisadi ilişkilerin gelişmesini, sadece Asyalı "Yeni Japonların" Japonya’yı yakalamaya çalıştığı bir süreç değil, aynı zamanda yürüyen bir merdivenin hareketi olarak değerlendirmek gerekir. Gerçekten de, Güney Doğu Asya’da Japon sanayi yatırımlarının artması, bu ülkenin uluslararası rekabet gücünü azaltmamış, tam tersi-’ ne başta ABD olmak üzere diğer sanayileşmiş ülkelere sanayi ürünleri ihracatında önemli artışlar olmuştur. Bunun sonucu olarak, 1982-1987 arasında ABD’nin Asya’nın yeni sanayileşen ülkeleri ile ticaret açığı 4,6 kat artmıştır (8,2 milyar dolardan 30,8 milyar dolara). Japonya ile Güney Doğu Asya ülkelerinin ilişkileri "uçan kazlar" modeline de benzetilmektedir. Buna göre önde uçan Japonya’yı "Pasifik Kaplanları" izlemektedir. Japonya’nın on yılda ürettiği nispeten düşük fiyatlı ürünler, takip eden on yılda "ikinci dalga-sıra" ülkeler tarafından, daha sonraki on yılda da "üçüncü dalga-sıra" ülkeler tarafından üretilmektedir. Burada açıkça görülen gelişme, bu ülkelerin belirledikleri hedefe tamamen bilinçli bir şekilde ulaşmak için ileriye doğru yol almalarıdır.

Küresel Barış, Küresel Refah

Başlangıçta da belirtildiği gibi, dünya ekonomisinin mevcut yapısı ve işleyişi Kuzey-Güney ilişkilerini kopma noktasına getirmiş, dengesizliği iyileştirilebilecek noktadan hayli uzaklaştırmıştır. Batı, dünyanın Güney ülkelerini kopma noktasına getiren, zengin-fakir kutuplaşmasını uçuruma dönüştüren tek tarafla bir kalkınma ve zenginlik anlayışını gözden geçirme ihtiyacı hissetmektedir. BM, Latin Amerika Ekonomik Komisyonu (CEPAL)’ın 1991 yılında hazırladığı raporda, bu ülkelerin dünya piyasalarına aktif entegrasyonun sağlanmaması üzerinde durmuştur. Dünyada, özellikle gelişen ülkelerde, yaşanan çatışma ve savaşların, dünyanın bir bölgesinin (Güney) gittikçe fakirleşmesi ve iktisadi geriliğin içinden çıkamaz hale gelmesinde büyük rolü olduğu anlaşılabilir bir hale gelmiştir. Bu fakirliğin bir boyutu gelişen ülkelerin, gelişmiş ülkelerce yönlendirilen ve bir "tuzak" haline getirilen dış borçlarıdır. Tüm dünyada askeri harcamaların en büyük yükünü Ortadoğu ülkeleri taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerin askeri harcamaları GSMH’nın % 2-6′sı arasında değişirken bu oran Ortadoğu ülkelerinde % 20′yi aşmaktadır. Ayrıca, 1990′lardan itibaren üçüncü dünya ülkelerinde de askeri harcamalar azalırken Ortadoğu’da askeri harcamaların % 20 oranında arttığı görülmektedir.

Dünyada Birleşme Günü

Dünyanın en büyük petrol şirketi Exon, ikinci sıradaki Mobil şirketini 80 milyar dolara alarak, petrol endüstrisinde dünyanın en büyük şirket evliliğini gerçekleştiriyordu. İki şirketin evliliği aslında 87 yıl süren bir ayrılığın sona ermesi anlamına geliyor. Çünkü, 1911 yılında her iki kuruluşun sahibi de ABD’li ünlü zengin John D. Rockefeller idi. Rockefeller, Theodore Roosevelt’in başkanlığı döneminde hakkında açılan anti-tröst davaları nedeniyle elindeki petrol şirketini 33′e bölerek satmak zorunda kalmıştı. Bu bölünme Exon ve Mobil’in doğuşuna neden olmuştu.

Bugün, Exon ve Mobil’in yeniden birleşmesi, 1911 yılında ABD yönetiminin anti-tröst yasası gereği 39 şirkete bölünmeye zorladığı Standart Oil Company’nin 87 yıl sonra yeniden canlanması olarak yorumlanabilir. Dünyanın en büyük petrol şirketi Exon’nun ilk adı ‘Standart Oil Company of New Jersey’, Mobil’in adı ise Scony-Vacuum, yani ‘Standart Oil Compaııy of New York’ idi.

Teksas kökenli Exon dünyanın en büyük petrol dağıtım ağına sahip bulunuyor. Uzmanlara göre, petroldeki bu evlilikle küresel endüstrinin yeniden şekilleneceği sanılıyor. Exon-Mobil birleşmesiyle yöneticiler maliyetlerden 2,8 milyar dolar tasarruf etmenin yanı sıra yeni şirketin hisse senedi değerinin ve dağıttığı temettünün yükselmesini bekliyorlar. Birleşmeyle hisse sahiplerinin sağlayacağı kazancın bedeli çalışanlarca ödenecek. Birleşmeyle, iki şirketin 123 bin kişilik toplam işgücünün yüzde 16′smı oluşturan 20 bin kişinin işten çıkarılması bekleniyor. Wall Street analistlerine göre, bu birleşme Kuzey denizi petrol sahasını da kontrol edecek olan Exon’un yararına olacak. Ayrıca Exon, maliyette 3 milyar dolarlık bir tasarruf sağlayacak.

Şirket Birleşmeleri ve Piyasa Ekonomisindeki Rekabete Etkisi

Günümüz dünyası yaygın bir şirket evliliğine tanıklık ediyor. Bir yandan yönetim hisselerini ele geçirme gayreti, öbür yandan çok sayıda küçük şirketi birleştirerek ortaya çıkan yeni holdingler günümüzde adeta bir patlama dönemi yaşıyor. 1996 yılında şirket birleşmelerinin toplamı 1 trilyon dolara ulaşmış bulunuyor. Sadece ABD’de 1997 yılında 650 milyar dolarlık şirket evliliği yapılmıştır. Bu evliliklerin bir çoğunun büyük şirketler arasında meydana geldiğini görüyoruz. 1998 yılı içinde bugüne kadar ki en önemli birleşmelerden olan BP ve Amoco’nun birleşmesi gerçekleşti. Ancak bu birleşme, Chrysler-Daimler Benz birleşmesinden de büyük bir birleşmedir.

Ortaya çıkan bu oluşumda rol alan etmenler (faktörler) arasında, örneğin hammaddeyi daha ucuza satın almak, bir dağıtım hattıyla daha çok ürün piyasaya sürerken örtüşen maliyetleri düşürmek için yapılan birleşmeler de vardır. Bunlar, hızla yükselen hisse senedinin sağladığı kolaylıklar, maliyetleri düşürerek ya daha fazla pazar payı kaparak kar satışı sağlamak ya da bir şirketin yönetimini denetim altına almak olarak sıralanabilir. Aslında çok sayıda neden arasında esas dikkati çekenin küresel ekonominin geliştirilmesi olduğuna hiç kuşku yoktur.

Küreselleşme sürecinde ABD’nin çokuluslu şirketleri bu gelişimin ön saflarında yer almakta ve oluşumundan en fazla yararlanan kuruluşları oluşturmaktadır. Yerel esnekleştirme hareketi, esnek işgücü pazarları ve teknolojik yeniliklere karşı açık tavırları yüzünden ABD şirketleri bu gelişmeye en iyi uyumu göstermektedir. Bununla birlikte, örneğin Yunanistan’da yabancı sermayenin çok olumsuz koşullar içinde çalıştığına işaret edilmektedir. Özellikle, bütün çokuluslu proje ihaleleri, hükümetle muhalefet arasında bir dedikodu kaynağı durumuna gelmekte ve sürekli sıkıntılarla karşılaşılmaktadır.

Yabancı şirketlerin, örneğin Yunan pazarında karşılaştığı en önemli sorunlardan bazıları hükümet ve yasalardaki sık ve kafa karıştırıcı değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Ancak memnuniyetsizliğin büyük bir bölümü, esneklik göstermeyen işçi sendikalarından ve kırtasiyecilikten doğmaktadır. Bu koşullar altında, bir dizi çokuluslu şirket, emeğin maliyetinin daha düşük olduğu Orta Avrupa ülkelerinde yerleşmeyi düşünmeye başlamıştır.

ABD’de Boeing ve McDonell Douglas birleşmesi, yarışma dışı kalmaktan korkan Avrupa şirketlerini de baş döndürücü bir hızla bir dizi birleşme eğilimi içine sokmuştur. Özellikle Fransa’da şirketlerin birleşmeleri konusunda hızlı bir hareketlilik gözlenmektedir. Gelişen küreselleşme, serbestleştirme ve özelleştirme, çok sayıda şirket evliliklerine yol açmaktadır. Ne var ki, Avrupa’nın kültürel ve geleneksel yapısı, ABD tipi çok hızlı birleşmelerin önünde bir engel oluşturmaktadır. Avrupa şirketleri her ne kadar birleşmelerle AB’nin rekabet gücünün arttırılmasını hedeflediklerini söyleseler de, son zamanlarda meydana gelen birleşmelerin çoğu ulusal sınırların içinde gerçekleşmiştir.

Günümüz dünyasında bazı ülkelerde şirketler artık o kadar büyüdüler ki, bunların gücü bir çok ülkeyi ekonomik açıdan aşmaktadır. Gerçekten günümüzde "500 büyük şirket, dünya parasal gücünün yüzde 42′sini elinde tutuyor. Dünyamızın en güçlü 100 ekonomisini, büyük şirketler ve ülkeler yarı yarıya paylaşıyor. En büyük 10 şirket, 100 küçük ülkeden daha çok ciro yapıyor. Shell ve Exon petrol şirketlerinin dünya cirosunu geçebilen ülke sayısı 27′dir. Shell’in elindeki 400 bin dönümlük arazi 146 ülkenin yüzölçümünden büyüktür. Rakamlara biraz daha devam edersek İngiltere’de bir yıl içinde harcanan tüm paranın yarısını 250 şirket paylaşıyor. General Motors’un yıllık satış kazancı 133 milyar dolar, Tanzanya, Etiyopya, Nepal, Bangladeş, Zaire, Uganda, Nijerya, Kenya ve Pakistan’ın toplam GSMH’sinden fazla. Yani General Motors tek başına, söz konusu ülkelerde yaşayan 500 milyon insandan çok daha fazla para kazanmaktadır. Dünyanın en önemli 12 sanayi kolunun-otomotiv, havacılık, uzay, elektronik, çelik, petrol, bilgisayar ve medya dahil- yüzde 40′ını sadece 5 firma paylaşmaktadır.

Bu firmalar sadece maddi açıdan değil, sosyal açıdan da güçlü bulunuyorlar. Dünya gıda ticaretinin tümünü sadece 10 firma bütünüyle elinde bulundurmaktadır. Son 20 yılda yaşanan bu gelişmeler, komünizmin geçen yıllardaki yıkılışı kadar önemlidir. Merkezi yönetimleriyle bu derece başarı kazanan büyük şirketler, aynı yönetim tarzını savunan eski Sovyetler Birliği’ni bir çok yönden geçmiş durumdadırlar. 1991 yılında 5 Japon şirketinin elde ettiği kazanç, Sovyetler Birliği’nin tüm kazancına eşittir.

Bütün bu değişimle birlikte A. Rowell’ın, ‘Yeşil Tepki’ adlı yazısında belirttiği gibi, büyük şirketlerin devletlerle ölçüşecek dev yapılara ulaşmasına rağmen, bunların bir sosyal sorumluluk üstlenmeyi düşünmedikleri gözlenmektedir. D. Korten, ‘Şirketler Dünyayı Ne Zaman Yönetecek’ isimli kitabında şöyle bir değerlendirme yapmaktadır: "Hükümetlerin de basiretsizliğiyle, artık güç merkezi yönetimden büyük şirketlere kaymaktadır. Büyük şirketlerin gücü arttıkça bireylerin ve merkezi yönetimlerin gücü azalmaktadır."

Bugün incelenecek olursa hiç bir şirket, hiç bir hükümet, büyük şirketlerin yapabildiği gibi 40 bin insanı işten çıkaramaz. Dünyanın bir çok ülkesinde hükümetler, büyük şirketleri kendisine çekebilmek için teşvikler, vergi indirimleri sağlamaktadır. Bütün bunlar merkezi gücün belli egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına gelmektedir. Örneğin, NAFTA’nın gerçekleştirilmesinde büyük şirketlerin dikkat çekici gayretleri olmuştur. Küreselleşmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkan şirket birleşmeleri ile birlikte yaşanılan, dünyanın çok ciddi gelir dağılımı bozukluğuna düşmesidir. Birleşmiş Milletlerin İnsani Gelişme Raporu’na göre 1970 yılında dünya nüfusunun en zengin yüzde 20′sinin geliri, en yoksul yüzde 20′sinin gelirinin 30 katı iken 1994 yılında bu oran 61 katma yükselmiştir. Ancak ne olursa olsun, küreselleşmenin yapısal reformlarım ve bilgi çağının dönüşümlerini gerçekleştiremeyen ülkeleri ciddi istihdam ve gelir dağılımı sorunları beklemektedir.

BİRLEŞME ÇILGINLIĞI ÜRKÜTÜYOR

Şirket evlilikleri 1998 yılında önemli oranda bir artış gösterdi. Birleşen şirketlerde yaşanan tesis kapatma ve işten çıkarmalar sonucunda çalışanların giderek artan bir kısmı işsiz kalmaya başlıyor. Örneğin NationsBank ve Bank of America’nın evliliğinin, sayıları 5 bin ile 8 bin arasında çalışanın işsiz kalmasına yol açacağı ifade ediliyor.

Küreselleşen sermayenin devleşen şirketleri birbirleriyle evlenerek büyümekte sınır tanımıyorlar. Bu tür evliliklerin sayısı ve parasal hacmi 1998 yılında önemli oranda bir artış gösterdi. Mali yapılarını güçlendirmek, rekabet şartlarını arttırmak için, şirketlerin birbirleriyle evlenmesi o denli hızlandı ki adeta bir ‘toplu nikah’ görünümü sergilemeye başladı. Bu ‘nikahlar’ birleşen şirketlerde çalışanlar üzerindeki işten atılma korkusunun da katlanarak büyümesine yol açıyor.

1997 yılında ABD’deki en büyük 10 şirket birleşmesinin değeri (işlem hacmi olarak) 165,8 milyar dolar olarak gerçekleşti. 1998 yılında ise daha yarıyıl bitmeden sadece üç birleşmenin değeri toplamda 193,6 milyar dolara ulaşarak bu rakamı geride bırakıyordu. ABD’de yaşanan bu üç birleşme, 72,6 milyar dolarla Citicorp ve Travelers Group, 61 milyar dolarla NSBC ve Americatech, 60 milyar dolarla Bankof Amerika ve Nations Bank birleşmesi aynı zamanda dünya çapındaki şirket birleşmelerinin de en büyükleri oldu. Bankacılıkta, 1998 yılında yaşanan birleşmeler sayıca 1988 ve 1995 yılında yaşanan pik dönemlerdeki düzeye ulaşmış durumda. Ancak işlem hacmi itibarıyla birleşmeler geçen yıllardaki düzeyleri kat ve kat geride bırakan bir gelişme rotası izledi.

Özellikle bu yıl şirketler birbiri ardına, görüşmelerini daha önceden yürüttükleri birleşme kararlarını açıklamaya başladılar. Bankacılık alanındaki en büyük 4 birleşmelerden üçü 1998 Nisan ayında ve ikisi de (Citicorp ve Travelers Group ile First Chicago ve Banc One) aynı günde açıklandı. Otomotiv sanayiindeki birleşmeler de birbiri ardına açıklanmaya başladı. Daimler – Chrysler birleşmesini, Fiat ve Renault’un otobüs üretimindeki ortaklık kararı, Volvo’nun Samsung iş makinelerini satın alması izlerken, Daimler-Benz’in kriz yüzünden zor duruma düşen Nissan Diesel Motors’un da hisselerinin yandan çoğunu alacağı açıklandı.

Bu yıl özellikle bankacılık ve telekomünikasyon alanında birleşme olgusu şirketlerin bu yıl ki stratejilerinin ana gündem maddesini oluşturdu. ABD’de özellikle finans alanında yoğunlaşan birleşmelerde, Avrupa’nın ekonomik ve parasal birliğe geçiş sürecini başlatmasının da etkili olduğu ifade ediliyor. Şirketlerin bu büyük çaplı ve hızlı birleşme sürecine Amerika’da ‘merger mania’ (birleşme çılgınlığı) adı veriliyor. Çılgınlık derecesine varan bu birleşme olgusunun ülkeler ve kıtalar arası evliliklerle giderek artması bekleniyor. Avrupalı şirketler de Euro’ya geçiş sürecinin etkisiyle giderek artan bir biçimde aralarında birleşiyorlar. Bu tür birleşmelerin oranının geçen yıl, bir önceki yıla oranla yüzde 48 oranında arttığı ifade ediliyor.

Artış hızlandı : Şirket Birleşmeleri

Birleşmeler, dev şirketlere, pazar paylarını arttırmak, halka açık hisselerin değer artışından elde edilen rant gelirini arttırmak, yönetim, üretim ve araştırma-geliştirme maliyetlerinden tasarruf sağlamak ve rekabet gücünü arttırmak gibi tartışılmaz avantajlar sağlarken çalışanların da yeni korkusu olmaya başlıyor. Birleşen şirketlerde yaşanan tesis kapatma ve işten çıkarmalar sonucunda çalışanların giderek artan bir kısmı işsiz kalmaya başlıyor. Örneğin NationsBank ve BankAmerica’nın evliliğinin, sayıları 5 bin ile 8 bin arasında değişen çalışanın işsiz kalmasına yol açacağı ifade ediliyor.

Avrupa’da Euro ve paralelindeki birleşmeler sürecinde sanayi işçilerinin yüzde % 5′inin işini kaybedeceği öngörüleri Batı basınında yer alıyor. Bankacılık sektöründe ise on binlerce kişinin işsiz kalması bekleniyor. Ayrıca dev büyüklükteki şirketlerin hızla büyümesini sürdürmesinin özellikle bazı sektörlerde yaratacağı tekelleşme ve kartelleşmenin de tüketicilerin aleyhine sonuçlar doğuracağı vurgulanıyor.

ASYA : Nikah Başka Bahara Kaldı

Asya’da mali krizle birlikte borsaların çökmesi, bölgedeki şirketleri yatırım açısından gayet cazip hedefler haline getirmişti. Krizin bir nebze olsun hafiflemesi ve istikrar sürecinin tesis edilmesi halinde Batı sermayesinin Asya’ya akacağı tahmin ediliyordu. Ancak krizin üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen, Volvo ve Travelers şirketlerinin küçük çaplı şirket alımları dışında herhangi bir evlilik gerçekleşmedi.

Oysa bölge şirketleri hala çok ucuz, eskiden azınlık hissesi için yanından bile geçilemeyen şirketlerin tamamını çok düşük meblağlara satın almak mümkün. Batılı yatırımcıların Asya pazarına girmemesinin temel nedenlerinin başında, ekonomik istikrarsızlığın görece bertaraf edilmesine karşın, bölgede ciddi siyasi çalkalanmalar yaşanması geliyor. Siyasi ve sosyal istikrarın sağlanamaması da bölge ekonomilerinin ayağa kalkabilmesi için ‘olmazsa olmaz’ koşul olarak değerlendirilen yapısal reformları belirsizliğe itiyor.

Batı sermayesinin Asya’yı fethini engelleyen bir diğer neden de bölge şirketlerinin karmaşık mülkiyet yapısı. Örneğin Güney Kore ve Japonya’da şirketler ve bankalar arasındaki ortaklıklar, Asyalı eş arayan Batılı yatırımcıların işini büyük ölçüde zorlaştırıyor. Çin’de ise pek çok işletmenin aile şirketleri tarafından yönetilmesi ve bu tür aile şirketlerinin kendi içine kapalı bir yapıya sahip olması, evliliklerin önündeki en büyük engel. Çok farklı yönetim ve işletme anlayışlarıyla idare edilen bu küçük şirketleri bir araya getirmek .ve entegre etmek hemen hemen imkansız. Ayrıca bölge genelinde uluslararası muhasebe standartlarının bir türlü hayata geçirilememesi nedeniyle mali şeffaflık tesis edilemiyor. Şirketlerin faaliyetlerini düzenleyen hukuki çerçevenin yetersizliği de Batılı şirketleri tedirgin ediyor.

Bütün bunların sonucunda da krizin üzerinden bir yıla yakın zaman geçmesine karşın, Volvo’nun 572 milyon dolara Samsung’un kamyon üretim birimini satın alması ve Travelers’ın Nikko Securities’e yaptığı 1,6 milyar dolarlık yatırım dışında herhangi bir ‘doğu-batı evliliği’ yaşanmadı. 1997 yılında dünya genelindeki gayrı safi üretimin yüzde 2 5′i Asya’da gerçekleşmesine rağmen bölgenin toplam şirket evlilikleri içindeki payı yüzde 5′i geçmedi. Asya’daki şirket birleşmelerinin toplam değeri geçen yıl 78 milyar dolar düzeyinde kaldı.

Telekominikasyon’da Dev Evlilik: AT&T-TCI’yi Neden Aldı?

ABD’nin en büyük telefon işletmesi AT&T’nin 48 milyar dolarlık bir anlaşma sonucunda kablolu TV şirketi TCI’yı bünyesine katması iş dünyası tarafından büyük bir şaşkınlıkla karşılandı. AT&T geçmiş yıllarda büyük zorluklar yaşamış olmasına rağmen mali gücü, şeffaflığı ve sağladığı kaliteli hizmet nedeniyle hala ülkenin saygıdeğer, en prestijli şirketleri arasında yer alıyor. TCI ise istikrarsızlık, kötü yönetim ve kalitesiz hizmetle özdeşleşmiş bir şirket. Peki o zaman AT&T, TCI’yı neden satın aldı?

Çünkü bu kablolu TV şirketi sayesinde AT&T 33 milyon e-ve doğrudan ulaşma imkanına kavuşacak. Yıllardır milyarlarca dolar harcayarak teknolojisini baştan aşağı yenileyen AT&T, TCI’nın sahip olduğu ağı kullanarak hazırladığı hizmet paketlerini tüketicilere en verimli ve en sağlıklı şekilde götürmeyi planlıyor. İki şirketin birleşmesi sonrasında ortaya çıkacak tabloya baktığımızda, sorduğumuz bu sorunun yanıtı daha da belirginleşecek. AT&T’nin 23,9 milyar dolar değerindeki telsiz telefon, internet hizmetleri TCI’ın kablolu yayın hizmetleri ile birleştirecek. AT&T’nin Consumer Services şirketi 70 milyon Amerikalıya ve dünya genelinde de 20 milyon kişiye uzun mesafeli telefon hizmeti götürüyor. Şirketin telsiz telefon hizmeti sağladığı insanların sayısı da 5 milyonu buluyor. Ayrıca 1,1 milyon kişiye de internet hizmeti götürüyor. TCI Group ise 10,5 milyonluk müşteri abone kitlesine kablolu yayın hizmeti veriyor. TCI Group ile AT&T’ııin telefon hizmetleri birleştirildiğinde ABD’nin bu dev telefon şirketi ABD’deki her üç evden birine kolaylıkla ulaşabilir hale gelecek. AT&T’nin şirketlere sağladığı uzun mesafeli ses ve veri iletimi hizmetlerinin toplam değeri 22,2 milyar doları buluyor. Yeni yapılanma ile bu birimin iş dünyasından ulaşabileceği insanların sayısı 15 milyonu aşacak TCI bünyesindeki Liberty Media Group adı altında birleştirilecek ve ortaya Encore Media, Fox Sports, MacNeil/Lehrer, QVC gibi televizyon şirketleri ile Sprint, United Video Satellite ve At Home gibi yeni kurulan şirketlerde hisseleri bulunan 1,3 milyar dolarlık bir medya grubu çıkacak. Böylece AT&T hem müşteri tabanını genişletirken, diğer taraftan da medya sektörüne girmiş olacak.

Yeni Dünya Güçleri

Artık kısa vadede "sihirli çare" olmadığını söyleyen dünyanın en pahalı konferansçılarından biri olan Profesör Thurow’a göre insanlığın çözümleri de biyolojik bir evrim gibi zaman alıcı. Daha doğrusu denge, yeni koşulların belirleyiciliği altında ortaya çıkacak. Ekonomik, politik ve askeri güçlerin bu denli güçlendiği, buna karşılık kimsenin hakim güç olmadığı ortamda, bir patlamanın olması kaçınılmaz oluyor. Yine global ekonominin bu denli tartışıldığı ortamda, bölgesel ekonomik birliklerin bu denli güçlenmesi, kaçınılmaz olarak yeni savaşları çağrıştıracak. Bunlar bir yana; ABD, Japonya ve Batı Avrupa sanıldığının aksine, konjonktüre! değil, ama yapısal zafiyet yaşıyorlar. Bu ise önce kendilerini, sonra da dünyayı olumsuz yönde etkiliyor. ABD’de 1973-95 döneminde kişi başına gelir yüzde 14 geriliyor. Aynı dönemde 38 milyon yeni iş alanı yaratılırken, sosyal dengesizlikler sonucu nüfusun yüzde 1′i sürekli hapishanede yaşar hale geliyor. Japonya ise tüm döviz aktifini ABD ile yaptığı ticaretteki fazladan sağlıyor. Ülkenin tüm değişkenleri sadece bu fazlaya göre belirleniyor. Örneğin, dünyanın 500 büyük şirketinde 149 Japon firması yer alırken, ciroya göre karlılığın ancak yüzde 0,7′ye geldiği dikkatlerden kaçıyor. Batı Avrupa ise bu dönemde tek bir istihdam kapısı yaratamıyor. Sadece Almanya’da, işsiz sayısı 3,9 milyona ve işsizlik oranı ise yüzde 11′e ulaşıyor. Japonya’nın 1993 koalisyonunun mimarı sayılan ve globalleşme konusundaki eserlerinden tanıdığımız Ozawa’nın ülkesi için "yeni bir 3. Dönem" çağrısı yapması, hiç de yabana atılır gibi değil. Kurduğu Yeni Öncüler Partisi ile ilk seçimde iktidara oynayan Ozawa’nın yeni 3. Dönem için öngördüğü radikal reformlarının, ekonomik olmaktan çok, sosyo-ekonomik-kültürel kökler taşıması çok düşündürücü…

Kaynakça

Gelecek Yüzyılın Gündemi , Derleyen, Vedat AKMAN

Küreselleşme ve Türkiye, Yazar, Nazım GÜVENÇ

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası

06 Kasım 2007

İSTANBUL MENKUL KIYMETLER BORSASI

ÖĞRENCİ STAJ EĞİTİM PROGRAMI

ÖDEV ÇALIŞMASI

AD / SOYAD : Ekim BORA

Özcan ELÇİ

Esra ÖZBALAK

ÜNİVERSİTE , FAKÜLTE , BÖLÜM : Anadolu Üniversitesi İ.İ.B.F. / İktisat /mezun

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi / iktisat /4.sınıf

Marmara Üniversitesi / İşletme / 4. Sınıf

STAJ YAPILAN DÖNEM : 19. Dönem

STAJ YAPILAN MÜDÜRLÜK : Hukuk İşleri Müdürlüğü

ÖDEV KONUSU : Türk Ticaret Kanunu’ndaki Anonim Şirketlerin

Tasfiye Süreci ile Sermaye Piyasası Kanunu’ndaki

Tedrici Tasfiyenin Karşılaştırılması

TÜRK TİCARET KANUNUNDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİ 3

Hukuki Mahiyeti 3

Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Hukuki Durumu: 3

Tüzel Kişilik ve Haklardan Yararlanma Ehliyeti: 3

Ticaret Unvanı: 3

Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Organlarının Hukuki Durumu: 4

Genel Kurulun Yetki ve Görevleri: 4

Tasfiye Halinde Yönetim Kurulunun Yetki ve Görevleri 5

Tasfiye Halinde Denetçilerin Yetki ve Görevleri 6

Tasfiye İşlemleri: 6

Anonim Ortaklığın Tasfiyesine İlişkin TTK.ndaki Hükümler 11

SERMAYE PİYASASI KANUNUNDAKİ TEDRİCİ TASFİYE 15

SERMAYE PİYASASI KANUNU’NDAKİ ARACI KURUMLARIN TEDRİCİ TASFİYE USUL ve ESASLARI ile TÜRK TİCARET KANUNU’NDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİNİN KARŞILAŞTIRILMASI 17

Dayanak 17

Tedrici Tasfiye Kararı ve İlanı 17

Malvarlığının Korunması 18

Tedrici Tasfiye Kararının İlgili Kuruluşlara Bildirilmesi 18

Portföylerin Yönetiminin Devri 18

Yasal Organların Durumu 18

Bilgi Verme Yükümlülüğü 19

Tedrici Tasfiye İşlemlerinin Yürütülmesi 19

Malvarlığının Tespiti 19

Hak Sahiplerinin ve Alacak Tutarlarının Tesbiti 20

Alacaklılar Cetveli 20

Saklama Hesaplarındaki Sermaye Piyasası Araçlarının Dağıtımı 20

Fon Kapsamındaki Alacakların Ödenmesi 21

Satış Esasları 21

Alacakların Tahsili 22

Tasfiye Bakiyesinin Dağıtım Esasları 22

Ödeme Cetveli 22

İflas Talebi 22

Tedrici Tasfiyenin Kapanması 22

İflası İstenmeyen Aracı Kurumlar 23

İlan Esasları 23

Yeniden Değerleme 23

Yönetmelik Hükümlerine Tabi Diğer Hususlar 23

Yürürlükten Kaldırılan Hükümler 23

TÜRK TİCARET KANUNUNDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİ

‘TASFİYE’ kavram olarak,anonim ortaklığın mal varlığının paraya çevrilmesi,ortaklık alacaklarının tahsil edilmesi,borçların ödenmesive geriye bir bakiye kalıyorsa,bunun tasfiye payı hükümlerince,pay sahiplerine dağıtılması ve ve ortaklığın kaydının sicilden silinmesi işlemlerinin tümü olarak vasıflandırılabilir.

Hukuki Mahiyeti

İnfisah ve fesih sebeplerinden biriyle sona eren bir anonim şirket,diğer bir şirketle birleşme,bir kamu tüzel kişisi tarafından devralınma veya bir limited şirket şekline dönüşme durumları haricinde,tasfiye haline girer.

Anonim şirketin tasfiye haline girmesi ile sözleşmesinde gösterilen ekonomik amaç,tasfiye amacıyla sınırlı olarak devam eder.Artık şirket ,faal işletme konusunu bırakmıştır. Sadece tasfiye gayesi için hukuki varlığını ve tüzel kişiliğini devam ettirir.

Tasfiye kapsamına giren işlemler ise,tasfiye gayesinin gereği olan ve bu gaye ile sınırlı bulunan işlemlerdir.Bunlar,başlanmış işleri tamamlamak,pay bedellerini ve diğer alacakları tahsil etmek,aktifleri paraya çevirmek,şirketin borç ve taahütlerini yerine getirmek,tasfiye hasılatını bankaya yatırmak gibi işlemlerdir(TTK. Md. 230).Bu işlemlerin dışına çıkmak,tasfiye gayesi ile bağdaşmaz.Bu sebeple tasfiye gayesi ile sınırlı olarak,kanunda sayılanların haricinde yapılan işlemler,tasfiye gayesiyle yapıldığı ispat edilmedikçe anonim şirketi bağlamaz.Bu işlemlerin hukuki sonucu ve işlemlerden doğan sorumluluk,işleri yapanlara aittir.

Ticaret kanununun 439. Maddesinde,sona eren anonim şirketin ,kaideten tasfiye haline gireceğ ihükme bağlanmıştır.

Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Hukuki Durumu:

Tüzel Kişilik ve Haklardan Yararlanma Ehliyeti:

İnfisah veya fesih sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile anonim şirket sona erer.Ancak,tüzel kişiliği ortadan kalkmaz.Şirket,sadece tasfiye gayesiyle sınırlı olmak üzere,tüzel kişiliği muhafaza eder ( TTK. md. 439/2 ).

Tasfiye gayesiyle sınırlı olarak tüzel kişiliğin devamı, hem ortaklarla, hem de üçüncü kişilerle olan münasebetler bakımından geçerlidir.Bu itibarla,şirketin hak ve borçlarında ,tasfiye haline girmeden önceki taahütleri ile bu taahütlerden doğan sorumluluklarda bir değişiklik meydana getirmez.Şirketin faaliyette bulunduğu devrede,üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmeler geçerliğini muhafaza eder.Şirketin lehine ve aleyhine açılmış davalar,tasfiye halinde de devam eder.

Tasfiye halinde borçlanan bir anonim şirket,tasfiye gayesiyle sınırlı olarak hak kazanır,borç altına girebilir.Ancak gayesinde bir değişiklik meydana gelir.Aktif kazanç sağlama ve ortaklarına paylaştırma gayesi sona erer,yerini pasif,tasfiye gayesi alır.Bu gayeyi aşan her türlü işlem,ehliyet dışı yapılmış sayılır.

Ticaret Unvanı:

Tasfiye halinde de anonim şirketin ticari faaliyet unsuru kaybolmakla beraber, tacir sıfatı saklı kalır.Tasfiye gereği yapılan bütün işlemler ticaridir.Bunun için, tasfiye halindeki şirket,

ticaret unvanını ‘tasfiye halinde’ sözü eklenmek suretiyle kullanmakta devam eder.Bu bakımdan , tasfiyenin başka bir unvan altında yapılması mümkün değildir.

Tasfiye Halinde Anonim Şirketin Organlarının Hukuki Durumu:

Tasfiye gayesinin , anonim şirketin ehliyetinde meydana getirdiği sınırlama,dolayısıyla şirket organlarının görev ve yetkilerini de sınırlandırır.

Şirket organları,tasfiye halinde de organ sıfatını muhafaza etmekle beraber,yetki ve görevleri,tasfiyenin yürütülebilmesi için zorunlu olan ve niteliği itibariyle , tasfiye memurlarınca yapılamayan işlere inhisar eder.Çünkü , şirket borçlarından dolayı,sadece malvarlığı ile sorumlu bir şirket tipi olduğundan (TTK. md. 269), alacaklıların menfaatleri bilhassa tasfiyede korunmaya değer.

Genel Kurulun Yetki ve Görevleri:

Anonim şirketin en yüksek organı olan ve yetkileri kanunun emredici hükümlerine ve esas sözleşmeye dayanan genel kurul ,şirket tasfiye haline girmekle ,yine organ sıfatını muhafaza eder.Ancak yetki ve görevleri,tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan fakat nitelikleri itibariyle,tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlıdır.

TTK. md. 440 hükmüne göre,tasfiye halinde genel kurulun yetki ve görevleri iki bakımdan sınırlandırılmıştır.

Tasfiyenin Yapılabilmesi İçin Zorunlu Olan İşlemler:

Bu devrede her türlü ticari faaliyet ortadan kalktığından, şirket organları,dolayısıyla genel kurul,sadece tasfiyenin gerektirdiği ve tasfiye için zorunlu olan işlemleri yapabilir.Zorunluğun bulunup bulunmadığını,genel kurul takdir etmekle beraber,yapılması istenilen işlem,normal ölçülere göre,tasfiye bakımından zorunlu sayılabiliyorsa,bu işlemlerin yapılmasına genel kurulca karar verilebilir.Hatta,tasfiyeye yararlı olduğu ölçüde,yeni işlemler de yapılabilir.

Genel kurul,tasfiye memurlarının tayin ve azline karar vermeye yetkilidir (TTK. md. 441,442 ).

Fakat mahkemece tayin edilen bir tasfiye memuru,genel kurul kararıyla azledilemez.

Genel kurul,kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla,tasfiye memurlarına talimat da verebilir.

Kanunen Tasfiye Memurlarınca Yapılamayan İşlemler:

Anonim şirket tasfiye haline girince haline girince,organların yetki ve görevleri,nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlanır (TTK. md. 440/1 ).

Mahiyeti icabı tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerin bir kısmını Ticaret Kanunu sınırlayıcı olmamakla beraber saymıştır (TTK. md. 443,446/3,441,442,450,444 ).Kanunun saydığı haller için,işlemin mahiyetini,tasfiye memurlarınca yapılıp yapılamayacağını incelemeye gerek olmayıp,bunlar kanunen tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemler özelliğini taşır.Bu işlemler,şirketin diğer organlarına da devredilemez.Aktiflerin toptan veya pazarlıkla satışına ancak genel kurul karar verebilir.

Tasfiyenin başlangıcında, envanter defteri ile bilançonun tasdiki,genel kurula aittir

(TTK. md.444 ).

Tasfiye Halinde Yönetim Kurulunun Yetki ve Görevleri

Anonim şirketin tasfiye haline girmesi ile yönetim kurulunun yetki ve görevleri,tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan ve fakat mahiyeti icabı tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlanmıştır ( TTK. md. 440 ).

Yönetim ve Yemsil Yetkisinin Sona Ermesi:

Yönetim kurulu,tasfiye halinde de organ sıfatını muhafaza etmekle beraber,şirket malları üzerindeki tasarruf hakkı,hukuken ortadan kalkar ve şirket malları ile ilgili işlemlerde,yönetim kurulunun temsil yetkisi sona erer.Tasfiye halinde,temsil yetkisi tasfiye memurlarına intikal eder.Yönetim kurulunca tayin edilen ticari mümessillerin de temsil yetkileri tasfiye ile sona erer.

Yönetim Kurulunun Tasfiye Memuru Sıfatı:

Anonim şirket tasfiyeye girdiği anda,sözleşmede açıkça belirtilmiş ise,bu kişiler,böyle bir açıklık yoksa genel kurulca seçilen kişiler,tasfiye memuru sıfatıyla tasfiye işlemlerini yaparlar.

( TTK. md. 441 ).Her ne sebeple olursa olsun genel kurul,tasfiye memuru tayin edemeyecek olursa,önceden faaliyette bulunan yönetim kurulu üyeleri,tasfiye memuru olarak görevlerine devam ederler ve kanunen tasfiye memurlarına yüklenmiş olan görevleri de yerine getirirler (TTK. md. 441).Bu durumda yönetim kurulu,tasfiye memuru sıfat ve yetkilerini kazanır ve tasfiye memuru statüsüne tabi olur.Bu sıfatla,şirketi birlikte veya sözleşmede açıkça belirtilmiş ise müstakil temsil ederler.Müstakil temsilin tescil ve ilan edilmesi gerekir.

Yönetim Kurulunun Tescil Mükellefiyeti:

Sona eren anonim şirketin tescil ve ilanı görevi yönetim kuruluna ait olduğu gibi ( TTK md.438),tasfiye memurlarının ve bunların ayrı ayrı mı yoksa birlikte mi şirketi temsil edecekleri hususunun tescil ve ilanı da yine yönetim kurulu tarafından yerine getirilecektir (TTK md.441/2 ).

Tasfiye Halinde Yönetim Kurulunun Diğer Yetki ve Görevleri

Tasfiye halinde yönetim kurulunun yönetim ve temsil yetkisi sona ermekle beraber ( TTK. md. 450,219 ),tasfiye gayesi dışında kalan işlerde,görev ve yetkileri devam eder

( TTK. md.440/1 ).Bu itibarla yönetim kurulu,genel kurulu fevkalade toplantıya çağırabilir.Tasfiye memurları,sadece tasfiye için gerekli olan hususlarda,genel kurulu toplantıya davet edebilir ( TTK. md. 440/2 ).Genel kurulca yapılacak işlemler,tasfiye gereğinden değilse davet yetkisi ve genel kurul toplantısı ile ilgili diğer işlemlerin yapılması,yönetim kuruluna aittir.

Keza,tasfiye gayesi sınırları dışında kalan genel kurul kararlarının iptali hususunda da,şirketi temsilen dava açmak yetkisi,yönetim kuruluna aittir.Yönetim kurulu,aynı zamanda tasfiye görevi ile yükümlü ise,tasfiye memuru sıfatıyla,tasfiye ile ilgili genel kurul kararlarının iptali için,dava açmak yetkisine de sahiptir ( TTK. md.441 )

Yönetim kurulu,tasfiye memurlarına her türlü kolaylık ve yardımı sağlamak ve istenilen bütün defter ve belgeleri,onlara vermekle yükümlüdürler.Bu yönden yönetim kurulu, genel kurula karşı sorumludur.

Envanter ve Bilançonun Tanzimi:

Ticaret Kanunu md.441 hükmüne göre,tasfiye memurluğu,yönetim kurulu üyeleri tarafından yapılıyorsa,tasfiye envanter ve bilançosunun tanzimi görevi yönetim kuruluna aittir.

Sözleşme veya genel kurul kararı ile ayrıca tasfiye memuru tayin edilmiş ise,bu tasfiye memurları,yönetim kurulu üyelerini davet edip,onlarla işbirliği yaparak,envanter ve bilançoyu tanzim ve müştereken imza ederler ( TTK. md. 450/f.1 , 226 )

Tasfiye Halinde Denetçilerin Yetki ve Görevleri

Anonim şirketin tasfiye haline girmesi ile denetçilerin yetki ve görevleri ,TTK. Md. 440/1 gereğince tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan fakat nitelikleri icabı , tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlıdır. Ancak, 440. maddenin 1. fıkrası hükmü denetlemenin sadece muhtevasını sınırlar, bu organın görev ve yetkilerine tesir edemez. Tasfiye halinde de denetleme ,tasfiye işlemleri bakımından zorunlu olduğu gibi , denetleme görevi gayesi itibariyle de, tasfiye memurları tarafından yapılamaz. Nitekim, şirketin fesih ve tasfiyesi halinde , tasfiye, kimin tarafından yapılırsa yapılsın denetçiler, tasfiye işlemlerinin kanun ve esas sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirilip getirilmediğine nezaret etmekle yükümlüdür.(TTK. Md. 353/b. 7)

1. Denetçiler, tasfiye bilançosu ile envanter defterlerinin birbirine uygun olup olmadığını kontrol ederler.

2. Tasfiye işlemlerine nezaretleri sırasında, tasfiyenin idaresi hususunda müşahede ettikleri noksanları tespit etmek, kanun veya esas sözleşme hükümlerini ihlal edenleri , yönetim kurulu ve önemli hallerde genel kurula ihbar etmek zorundadırlar.(TTK. Md. 354)

3. Ticaret Kanununun 353. md.’nin 8. fıkrası gereğince , yönetim kurulunun ihmali halinde genel kurulu olağan ve olağanüstü toplantıya davet ederler. Ancak, acele bir durum mevcut olmadan, yetkili bulunmadıkları halde , genel kurulu toplantıya çağıran denetçiler , bu suretlerle meydana gelen zararları tazmin etmekle yükümlüdürler.

4. genel kurulca alınan bir kararın uygulanması, tasfiye memurları ile denetçilerin şahsi sorumluluklarını gerektirdiği taktirde , bunlardan her biri kararın iptalini dava edebilirler. (TTK. Md.381/1)

5. Denetçiler, tasfiye sırasında kanun veya esas sözleşme ile kendilerine verilen görevleri , hiç veya gereği gibi yapmadıkları taktirde, meydana gelen zararlardan, kusursuz olduklarını ispat etmedikçe, müteselsil olarak sorumludurlar.(TTK. Md. 359) Denetçilerin sorumlulukları , kusura dayanan sorumluluktur.

Tasfiye İşlemleri:

Anonim Şirketin Sona Ermesinin Tescil ve İlanı :

Anonim şirketin kanun veya esas sözleşmede öngörülen sebeplerden biri ile sona ermesi halinde , durum yönetim kurulunca ticaret siciline tescil ve en çok birer hafta ara ile üç defa ilan ettirilir.(TTK. Md.438 TSN. Md.65)

İlanda şirket alacaklılarının belgeleri ile birlikte, bir sene içinde şirkete başvurmaları gereği bildirilir. Bir senelik sürenin başlama tarihi , üçüncü ilanın yapıldığı tarihtir.(TTK. Md438) Bir senelik süre içinde, ortaklara, hiçbir ödemede bulunulamaz.

Tescil görevi, yönetim kuruluna heyet halinde verilmiş olduğundan, üyelerin tek başlarına tescil talebinde bulunma yetkileri yoktur.(TTK. Md.30, TSN.md. 31)

Yönetim kurulunun , şirketin sona ermesini tescil ettirecek şekilde mevcut olmaması halinde , genel kurul tescil görevini, başka kişilere veya denetçilere yahut tasfiye memurlarına verebilir.

Anonim şirket , genel kurulun devamlı surette toplanmaması sebebiyle sona ermiş ise , tescil yükümü yönetim kurulunca , yönetim kurulu da mevcut değilse , tescil mahkemece tayin edilen tasfiye memurları tarafından yerine getirilir.(TTK. Md.438)

Şirket, iflas sebebiyle sona ermişse, iflas kararı, İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre (İİK. Md.166) iflas idaresince ticaret siciline bildirilir.

Tescil iflas durumu hariç, yapıcı vasıf taşımaz, bildirici niteliktedir.

Tasfiye Memurlarının Tayini:

Anonim şirketlerin iflas sebebiyle sona ermesi hali istisna, tasfiye, tasfiye memurları tarafından yapılır.

Sözleşme ile Tayini:

Tasfiye memuru,şirketin kuruluşu sırasında sözleşme ile tayin edilebileceği gibi, sonradan sözleşmede değişiklik yapmak suretiyle de tayin edilebilir. Bu durumda TTK. Md.388/3 hükmüne göre sözleşmenin değiştirilmesi için toplantı ve karar nisapları aranır.

Sözleşme ile tayin edilen tasfiye memurunun şirkette ortak olması zorunlu değildir. Üçüncü kişiler de tasfiye memuru seçilebilirler.(TTK: md.450,212/3)

Genel Kurul Kararı ile Seçilmesi:

Tasfiye memuru esas sözleşme ile tayin edilmemiş ise, şirketin sona ermesinden önce veya sonra, genel kurul kararı ile seçilebilir.(TTK md441)

Tasfiye memurunun genel kurulca tayin edilmesi halinde de şirkette ortak olma zorunluluğu yoktur.Üçüncü kişilerde seçilebilir.(TTK: md450, 212/3) Ancak bu durumda da yine şirkette üçüncü kişi tasfiye memuru arasında, özel bir sözleşmenin yapılmış olması gerekir.

Yönetim Kurulunun Tasfiye Memuru Sıfatı:

Sözleşme, genel kurul veya mahkemenin tayin ettiği tasfiye memurlarının görev yapamadığı bütün hallerde , kanuni tasfiye memurluğu sıfatı, yönetim kuruluna intikal eder.

Bütün bu durumlarda yönetim kurulu, tasfiye memuru sıfatıyla tasfiye görevlerini, yönetim organı olarak da tasfiye icabından olan, fakat tasfiye memurlarınca yapılamayan işleri bir arada ve fakat birbirinden bağımsız olarak yürütür.

Tasfiye Memurlarının Mahkemece Tayini:

Anonim şirkete, mahkemece tasfiye memuru tayini istisnai hallerde olur.

1. Şirket genel kurulunun toplanamaması veya yönetim kurulunun mevcut olmaması sebebiyle feshedilmiş ise,

2. Haklı sebeplerin mevcudiyeti halinde , ortakların talebi ile ; bu durumda mahkemenin tasfiye memuru tayin edebilmesi için önceden tayin edilmiş tasfiye memurlarının mahkemece azlini gerektiren haklı sebeplerin mevcut olması ve ortaklardan birinin bunu talep etmesi gerekir. Tasfiye memurlarının azlini gerektiren haklı sebeplerin neler olduğu, kanunda açıkça belirtilmemiştir.

Tasfiye Memurlarının Tescil ve İlanı:

Tasfiye memurlarının, tayin değiştirilme ve azilleri ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir.(TTK. Md.441/2)

Tasfiye memuru ister sözleşme ister genel kurulca tayin edilmiş olsun, tescil ve ilan görevi yönetim kuruluna aittir.

Tasfiye memurunun tayininde de tescil ve ilan işleri yapıcı nitelik taşımaz, sadece bildirici mahiyettedir.

İlk Envanter ve Bilançonun Tanzimi :

Tasfiye memurları, tasfiye halinde bulunan anonim şirketin bütün mal ve haklarının muhafazası için, basiretli bir işadamı gibi gerekli tedbirler almak ve tasfiyeyi mümkün olan en kısa zamanda sonuçlandırmakla yükümlüdür.(TTK. Md.450,225)

Tasfiye memurlarının ilk görevi, şirketin sona erdiği andaki mali durumunu gösteren envanter ve bilançoyu hazırlamaktır. Bu tasfiye bakımından bir nevi açılış bilançosudur.

Tasfiye bilançosunun, işletme bilançosundan farklı özelliği; aktifler, şirket için sahip oldukları değerlere göre değil muhtemel satış değerleri ile bilançoya geçirilirler. Gizli ihtiyatlara , şirketin alacak ve borçlarına gerçek değerleri takdir olunur.

Yönetim kurulunun iştiraki ile tasfiye memurları tarafından düzenlenen ve tasfiye bilançosu olarak anılan, ilk envanter ve bilanço , genel kurulca tasdik edilir.(TTK.md441/1)

Şirket Alacaklılarını Beyana Davet:

Alacaklı oldukları, şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve ikametgahları veya merkezleri bilinen gerçek ve tüzel kişiler taahhütlü mektupla ve diğer alacaklılar, Türk Ticaret Sicili Gazetesi ile ve diğer ilan yolları ile , anonim şirketin tasfiyeye girdiğinden haberdar edilir ve alacaklarını bildirmeleri için davet olunurlar. Bu davette çağrı en az üç defa tekrarlanmalıdır.(TTK: md447/2)

İcra yoluyla takip edilen veya dava konusu olan ihtilaflı alacaklarla, şarta bağlı alacaklar da beyan edilmelidir. Bu alacaklarla, henüz defter kayıtlarına intikal etmemiş alacaklar da diğer belgelerin muhtevasından anlaşılan alacaklılar gurubuna girer, bunlara da davet sicil gazetesi ve şirketin diğer yayın vasıtaları ile yapılır.

Alacaklı oldukları şirketçe belli olanlar , beyanda bulunmazlar ise , bunlara ait alacakların tutarı ve şirketin henüz vadesi gelmeyen borçları ile ihtilaflı borçlarının karşılığı notere tevdi olunur.(TTK. Md279,326, 434,445) Yoksa alacağın bildirilmesi , onun düşmesi sonucunu doğurmaz.

Şirket Borçlarının Şirketin Malvarlığından Fazla Olması Halinde İflas Talebi:

Tasfiye envanter ve bilançosundan veya alacaklılara yapılan davetle ilan sonucu başvuran alacaklılardan, şirketlerin borç ve taahhütlerinin, şirket mevcudunu aştığı anlaşılırsa , tasfiye memurları, hiçbir ödeme yapmayarak, durumu derhal mahkemeye bildirmek zorundadırlar.(TTK. Md.446/2, İİK. Md.179) Bu durumda mahkeme , önceden takibe gerek olmadan, şirketin iflasına karar verir. Bu karar ile, tasfiye memurlarının görevi sona erer.

Şirket borçlarının, mevcudundan fazla olması halinde, tasfiye memurları hiçbir ödemede bulunmazlar.(TTK. Md 446/2) Kanunun bu hükmü emredici mahiyettedir. Çünkü, anonim şirket, borçlarından dolayı , sadece malvarlığı ile sorumlu bir şirkettir.

Şirketin mevcutları , borçların ödenmesine yetmiyorsa , sermaye paylarının, henüz ödenmemiş kısımlarının ödenmesi ortaklardan talep edilir.(TTK. Md.446)

Şirketin Girişilmiş İşlerinin Tamamlanması, Aktiflerin Paraya Çevrilmesi:

Tasfiye memurları öncelikle , şirketin devamı zamanında başlanmış olup henüz sonuçlandırılmamış olan iş ve işlemleri tamamlar, bunun için yeni işlemler de yapabilirler. Ancak bu yeni işlemlerin de yine tasfiye gayesiyle yapılması gerekir.

Şirketin nakit mevcudu, borçların ödenmesine kafi gelmiyorsa , tasfiye memurları, şirket mevcudunu paraya çevirir; mal, kıymetli evrak ve gayri menkulleri satarlar.

Sözleşme de aksine hüküm yoksa ve genel kurulca da aksine karar alınmamış ise, tasfiye memurları, satış şeklini tayin hususunda serbesttirler. Açık arttırma ile satmak zorunda olmayıp, bütün aktifleri pazarlık suretiyle satabilirler(TTK. Md.443)

Tasfiye memurları, tasfiye sırasında elde edilen paralardan, bin liradan fazlasını yanlarında alıkoymazlar. Bu paraları, şirket adına Merkez Bankasına, olmayan yerlerde muteber bir bankaya yatırmak zorundadırlar.(TTK. Md. 450/1,235)

Borçların Ödenmesi:

Şirketin borçları, mevcudundan fazla ise tasfiye memurları, hiçbir ödemede bulunmazlar(TTK: md446/2, İİK. Md.179)

Tasfiye bilançosundan ve alacaklıların daveti sonucu anlaşılan duruma göre, şirket borçlarının,mevcudundan fazla olmadığı anlaşılırsa , ancak bu halde tasfiye memurları, bu borçları ödemekle yükümlüdürler.(TTK. 446/1) Ancak, mevcutların bütün borçları karşılayamamasından endişe ediliyorsa, bu taktirde kısmi ödemeler yapılması mümkündür. Alacaklılar rüçhan hakları yoksa eşit işleme tabi tutulurlar. Vadesi gelmiş borçlar, mevcudun müsaadesi nispetinde ödenir. Vadesi gelmemiş borçlar, tasfiye memurları tarafından indirim yapılarak ödenebileceği gibi , indirim yapılmadan borç vadesinde ödenmek üzere, notere tevdi edilebilir. Borç faizli ise alacaklı faizden mahrum edilemeyeceğinden , indirim yapılamaz. Şarta bağlı borçlar, şayet paylaşma, bunların mevcut olup olmayacakları açıkça anlaşılıncaya kadar geri bırakılamıyorsa, karşılıkları yine notere tevdi edilir.

Tasfiye memurları , şirket borçlarının ödenmesi hususunda , kusurlu oldukları taktirde müteselsil olarak sorumlu olurlar(TTK. Md.445/4).

1. Son ve Kesin Bilanço:

Ticaret kanununun 446. maddesinin 3. fıkrasına göre, anonim şirketlerde tasfiye işlemi sona erdikten sonra, tasfiye memurları, son ve kesin bilançoyu düzenleyerek, denetçilerin raporu ile birlikte genel kurulun onayına sunarlar.

Tasfiye Paylarının Dağıtılması:

Tasfiye halinde bulunan anonim şirketin borçları ödendikten sonra kalan mevcudu,sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ortaklar arasında ödedikleri sermaye nispetinde dağıtılır.(TTK. Md.447)

Buna ortağın, “tasfiye sonucuna katılma payı” veya kısaca “tasfiye payı” denilir.

Ticaret Kanunu dağıtmayı, şirket alacaklıları yararına bazı kurallara bağlamıştır.

Şöyle ki : aa. Tasfiye memurları tarafından yapılan üçüncü davetten itibaren bir yıl geçmedikçe, tasfiye payı ortaklara dağıtılamaz.

Bu sürenin başlangıcı, tasfiye memurlarınca yapılan üçüncü ilan tarihidir.(TTK. Md.447)

bb. Tasfiye payının dağıtılabilmesi için , tasfiye memurları tarafından yapılan davet üzerine, ikametgahları veya merkezleri şirketçe bilinen ve beyanda bulunmuş olan gerçek ve tüzel kişi alacaklıların , vadesi gelmiş alacakları ödenmiş, bilinen fakat beyanda bulunmamış alacaklıların alacakları notere yatırılmış , vadesi gelmemiş borçlar , indirimi yapılmak suretiyle ödenmiş veya notere tevdi edilmiş veya vadesi gelmemiş borçlarla, ihtilaflı veya şarta bağlı borçlar , yeter bir teminatla karşılanmış ve kesin-bilanço genel kurulca tasdik edilmiş ise, tasfiye payı ortaklara dağıtılabilir.

Tasfiye paylarının hesaplanmasında, önce sözleşme hükümleri uygulanır. Sözleşmede aksine hüküm yoksa , tasfiye payı, ortakların, sermaye payına mahsuben yaptıkları ödemeler ile orantılı olarak hesap edilir.

Tasfiye paylarının dağıtılmasında, sözleşme hükümlerine veya genel kurul kararına aykırı hareket eden tasfiye memurları, ortaklara haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı TTK. Md. 224 hükmüne göre , kusursuz olduklarını ispat etmedikçe , müteselsil olarak sorumlu olurlar.

Tasfiyenin Kapanması:

Son bilançonun tasdiki üzerine tasfiye payları ortakları ödendikten ve karşılığı temin edildikten sonra, tasfiye son bulmuş sayılır ve tasfiye memurları tarafından düzenlenecek bir raporla tasfiye kapatılır.

Şirketin Ticaret Sicilinden Kaydının Silinmesi:

Tasfiyenin kapanması üzerine anonim şirket ve ticaret unvanı, tasfiye memurlarının talebi üzerine ticaret sicilinden silinir ve ticaret sicili gazetesinde ilan edilir(TTK. Md. 449). Kaydın silinmesi ile, o ana kadar tasfiye gayesiyle sınırlı olarak devam eden anonim şirketin tüzel kişiliği son bulur.

Şirketin Evrak ve Defterlerinin Saklanması:

Anonim şirketin, ticaret sicilinden kaydının silinmesinden sonra, şirkete ait defterler, diğer evrak ve belgeler, son kayıt tarihinden itibaren on yıl müddetle saklanmak üzere, notere tevdi edilir.

Evrak ve defterlerin tevdi edileceği noter, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesince tayin edilir. Bu belgeler, mahkemece ortaklardan birine de tevdi olunabilir. Bu taktirde ortağa, defterleri muhafaza görevine karşılık bir ücret verilmesi gerekir.(TTK. Md.68)

Anonim şirket, diğer bir şirket veya kamu tüzel kişisi tarafından devralınmak suretiyle sona ermişse, evrak ve defterler bu şirkete ve kamu tüzel kişisine devrolunur. Bu itibarla, muhafaza yükümü de bunlara aittir.

Defter, diğer vesika ve belgeler, kanuni saklama süresi içinde, yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi tabii afetler sebebiyle zayi olursa, defter ve evraklar kendisine verilmiş olan noter veya ortak, ziyan öğrendikleri tarihten itibaren on beş gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinden, kendilerine bir vesika verilmesini talep edebilirler.(TK. Md.68/4)

Anonim Ortaklığın Tasfiyesine İlişkin TTK.ndaki Hükümler

Anonim ortaklığın tasfiyesi halinde uygulanacak hükümler Ticaret Kanunumuzda düzenlenmiştir. Bu hükümler TTK.nun 439-454 madde hükümleri olup, bu düzenleme yanında, 450nci maddenin yaptığı yollama ile, kollektif ortaklığın tasfiyesine ilişkin hükümler de uygulanacaktır. Bumaddenin atıf yaptığı ve anonim ortaklıkta da uygulanması icap eden hükümler şöyledir.

207 nci maddenin 3ncü fıkrası (muhakeme usulüne dair)

212 nci maddenin 3 ncü fıkrası (memurların statüsüne dair)

217 nci madde, memurların muamele tarzına ilişki,

218-219 nci madde, memurların tevkil ve temsilyetkisine ilişkin,

220 nci madde, üçüncü şahıslarla yapılacak tebliğ ve ihtarlara ilişkin,

221 nci madde, memurun yetkisinin genişletilmesi veya daraltılması,

224 ncü madde, memurların mesuliyetine ilişkin,

225 nci madde, muhafaza tebirlerine ilişkin,

226 ncı madde,başlangıç envanteri ve bilançoya ilişkin,

227 nci madde, kanuni defterlerin tutulmasına ilişkin,

231 nci madde, yeni işler yapma yasağına ilişkin,

232 nci madde, yeni işler yapma yasağının istisnasına ilişkin,

235 nci madde, elde edilen paranın yatırılması ile ilgili

236 ncı madde, vadesi gelmemiş borçların iskontosu yapılarak ödenmesi

240ncı madde, memurların, bilgi ve hesap vermelerine ilişkin olup bu hükümler,

anonim ortakların tasfiyesinde de uygulanacaktır.

Madde 434 – Anonim şirketler şu sebeplerden biri ile münfesih olur:

1. Akdolundukları müddetin sona ermesi;

2. Şirket maksadının husulü veya husulünün imkansızlığı;

3. Şirket sermayesinin 324 üncü madde gereğince üçte ikisinin zıyaı;

4. Pay sahiplerinin beş kişiden aşağıya düşmesi;

5. Şirket alacaklılarının 436 ncı maddeye göre talepte bulunması;

6. Esas mukavelede bir fesih sebebi tayin edilmiş ise onun tahakkuku;

7. Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi;

8. Şirketin iflasına karar verilmiş olması;

9. (Değişik bent: 16/06/1989-3585/5 md.) 388 inci maddenin ikinci ve dördüncü fıkralarına uygun olarak umumi heyetçe feshe karar verilmiş olması.

274 üncü madde ile 299 uncu maddenin son iki fıkrası hükümleri mahfuzdur.

Madde 435 – Şirketin tescilinden sonra hakiki pay sahiplerinin sayısı beşten aşağıya düşer veya şirketin kanunen lüzumlu organlarından biri mevcut olmaz yahut umumi heyet toplanamazsa, pay sahiplerinden veya şirket alacaklılarından birinin yahut Ticaret Vekaletinin talebi üzerine, mahkeme şirketin durumunu kanuna uygun hale ifrağ için münasip bir müddet tayin eder ve buna rağmen durum düzeltilmezse şirketin feshine karar verir.

Davanın açılmasını mütaakıp mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine lüzumlu tedbirleri alabilir.

Madde 436 – Şirketin alacaklıları esas sermayenin üçte ikisini kaybeden şirketin feshini dava edebilirler. Ancak, davacının alacağına karşı muteber teminat gösterilmesi halinde fesih kararı verilmez.

Madde 437 – İflas halinde tasfiye iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılır. Şirket organları temsil salahiyetlerini ancak şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için muhafaza ederler.

Madde 438 – İnfisah iflastan başka bir sebepten ileri gelmişse idare meclisince ticaret siciline tescil ve en çok birer hafta fasıla ile üç defa ilan ettirilir. İlana şirket alacaklılarının vesikalariyle beraber bir yıl içinde müracaat etmeleri lüzumu yazılır. Bu müddetin başlangıcı, üçüncü ilan tarihidir.

Madde 439 – Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi, bir limited şirket şekline çevrilmesi veya bir amme hükmi şahsı tarafından devralınması halleri hariç olmak üzere, infisah eden şirket tasfiye haline girer.

Tasfiye haline giren şirket, pay sahipleriyle olan münasebetlerinde dahi, tasfiye sonuna kadar ve ehliyeti, 232 nci madde hükmü mahfuz olmak kaydiyle tasfiye gayesiyle mahdut olarak hükmi şahsiyetini muhafaza ve ticaret ünvanını (tasfiye halinde) ibaresini ilave suretiyle kullanmakta devam eder.

Madde 440 – Şirket tasfiye haline girince organların vazife ve salahiyetleri, tasfiyenin yapılabilmesi için zaruri olan fakat ve mahiyetleri icabı tasfiye memurlarınca yapılamıyan muamelelere inhisar eder.

Tasfiye işlerinin icaplarından olan hususlar hakkında karar vermek üzere umumi heyet tasfiye memurları tarafından, toplantıya davet edilir.

Madde 441 – Esas mukavele veya umumi heyet karariyle ayrıca tasfiye memuru tayin edilmedikçe tasfiye işleri, idare meclisi tarafından yapılır. Tasfiye ile vazifelendirilen kimseler esas mukavele veya tayin kararında aksi derpiş edilmiş olmadıkça mutat bir ücrete hak kazanırlar.

İdare meclisi tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Tasfiye işlerinin idare meclisince yapılması halinde dahi bu hüküm tatbik olunur.

Madde 442 – Esas mukavele veya umumi heyet karariyle tayin edilmiş olan tasfiye memurları yahut bu vazifeyi ifa eden idare meclisi azası umumi heyet tarafından her zaman azil ve yerlerine yenileri tayin olunabilir.

Pay sahiplerinden birinin talebiyle mahkeme dahi haklı sebepler dolayısiyle tasfiyeye memur kimseleri azil ve yerlerine yenilerini tayin edebilir. Bunlar kendilerini tescil ve ilan ettirirler.

Madde 443 – Umumi heyet aksine karar vermiş olmadıkça tasfiye memurları şirketin aktiflerini pazarlık suretiyle de satabilirler.

(Değişik fıkra: 16/06/1989-3585/6 md.) Aktiflerin toptan satılabilmesi için umumi heyetin kararı gereklidir. Bu karar hakkında 388 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır.

Madde 444 – Tasfiye memurları vazifelerine başlar başlamaz şirketin, tasfiyenin başlangıcındaki hal ve durumunu inceliyerek buna göre envanter defterleriyle bilançosunu tanzim eder ve umumi heyetin tasdikine sunarlar.

226 ncı madde ile kollektif şirket tasfiye işlerini gören kimselere tevdi olunan vazifeler, anonim şirketlerin tasfiyesinde idare meclisince yapılır.

Madde 445 – Alacaklı oldukları şirket defterleri veya diğer vesikalar münderecatından anlaşılan ve ikametgahları bilinen şahıslar taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar 37 nci maddede yazılı gazetede ve aynı zamanda esas mukavele ile muayyen şekilde ilan suretiyle şirketin infisahından haberdar ve alacaklarını beyana davet edilirler.

Alacaklı oldukları malum olanlar beyanda bulunmazlarsa alacaklarının tutarı notere tevdi olunur.

Şirketin henüz muaccel olmıyan borçlariyle münazaalı bulunan borçlarına tekabül edecek bir para dahi kezalik notere tevdi olunur; meğer ki, bu gibi borçlar kafi bir teminat ile karşılanmış veya şirket mevcudunun ortaklar arasında taksimi bu borçların ödenmesine talik edilmiş olsun.

Yukarıki fıkralarda yazılı hükümlere aykırı hareket eden tasfiye memurları haksız olarak ödedikleri paralardan dolayı 224 üncü madde hükmünce mesuldürler.

Madde 446 – Tasfiye memurları; şirketin cari muamelelerini tamamlamak, pay bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımlarını icabı halinde tahsil etmek, aktifleri paraya çevirmek ve şirket borçlarının ilk tasfiye bilançosundan ve alacaklıların daveti neticesinde anlaşılan vaziyete göre şirket mevcudundan fazla olmadığı taayyün etmiş ise bu borçları ödemekle mükelleftirler.

Şirket borçlarının şirket mevcudundan fazla olması halinde tasfiye memurları keyfiyeti derhal mahkemeye bildirirler; mahkeme iflasın açılmasına karar verir.

Tasfiye memurları tasfiyenin uzun sürmesi halinde her yıl sonu için ara bilançoları ve tasfiye sonunda son ve kati bir bilanço tanzim ederek umumi heyete tevdi ederler.

Madde 447 – Tasfiye halinde bulunan şirketin borçları ödendikten sonra kalan mevcudu, esas mukavelede aksine bir hüküm olmadıkça, pay sahipleri arasında ödedikleri sermayeler ve paylara bağlı olan imtiyaz hakları nispetinde dağıtılır.

Alacaklıları üçüncü defa davetten itibaren bir yıl geçmedikçe kalan mevcut dağıtılamaz. Şu kadar ki; hal ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme bir yıl geçmeden dahi dağıtmaya izin verebilir.

Esas mukavelede ve umumi heyet kararında aksine hüküm bulunmadıkça dağıtma para olarak yapılır.

Madde 448 – Tasfiyenin sonunda evrak ve defterlerin saklanması hakkında 68 inci madde hükmü tatbik olunur.

Madde 449 – Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden terkini tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunur. İşbu talep üzerine terkin keyfiyeti tescil ve ilan olunur.

Madde 450 – Yukarıki hususi hükümler mahfuz kalmak üzere 207 nci maddenin 3 üncü fıkrasiyle 212 nci maddenin 3 üncü fıkrası ve 217 – 221, 224 – 227, 231, 232, 235, 236, 240 ıncı maddeler hükümleri anonim şirketler hakkında da tatbik olunur.

Kollektif şirketlerin tasfiyesinde ortakların ittifakla verecekleri kararlar anonim şirketlerde umumi heyetin riayetle mükellef bulunduğu 372 ve 378 inci maddelerde muayyen nisap ve ekseriyet hükümlerine tabidir.

Madde 451 – Bir anonim şirket diğer bir anonim şirket tarafından bütün aktif ve pasifleriyle devralınmak suretiyle infisah ederse aşağıdaki hükümler tatbik olunur:

1. Devralan şirketin idare meclisi infisah eden şirketin alacaklarını tasfiye hakkındaki hükümlere göre davet eder;

2. İnfisah eden şirketin malları, borçları tediye veya temin edilinceye kadar ayrı olarak ve devralan şirket tarafından idare olunur;

3. Devralan şirketin idare meclisi azaları, alacaklılara karşı infisah eden şirket mallarının ayrı olarak idaresini temin hususunda şahsan ve müteselsilen mesuldürler;

4. Malların ayrı olarak idare edildiği müddet içinde infisah eden şirkete karşı açılacak davalarda salahiyetli mahkemenin salahiyeti bakidir;

5. İnfisah eden şirketin alacaklılariyle devralan şirket alacaklıları arasındaki münasebetlerde devralınan ve ayrı idareye tabi olan mallar aynı müddet içinde infisah eden şirketin malları sayılır; devralan şirketin iflasında bu mallar ayrı bir masa teşkil eder ve icap ediyorsa münhasıran infisah eden şirket borçlarının ödenmesinde kullanılır;

6. Her iki şirket malları, ancak infisah eden bir anonim şirket mevcudunun pay sahiplerine dağıtılması caiz olduğu anda birleştirilebilir;

7. Şirketin infisahı, ticaret siciline tescil olunur. Şirket borçları tediye veya temin edildikten sonra ticaret sicilinden infisaha ait kayıt silinir ve keyfiyet ilan olunur;

8. İnfisahın tescilinden sonra devralan şirketçe infisah eden şirketin pay sahiplerine karşılık olarak verilecek hisse senetleri, birleşme mukavelesi hükümlerine göre kendilerine teslim olunur.

Madde 452 – Birden çok anonim şirketin malları yeni kurulacak bir anonim şirket tarafından devralınabilir; o suretle ki adı geçen şirketlerin malları tasfiye edilmeksizin yeni şirkete geçer. Böyle bir birleşme hakkında anonim şirketlerin kurulmasına ve bir anonim şirketin diğer bir anonim şirket tarafından devralınmasına dair olan hükümler tatbik olunur.

Ayrıca aşağıdaki hükümler dahi caridir:

1. Şirketler imzaları noterce tasdikli birleşme mukavelesinde; birleştiklerini, yeni anonim şirketin esas mukavelesini tanzim ettiklerini, bütün hisselerin taahhüt olunduğunu, mevcut şirketlerin mallarını sermaye olarak yeni şirkete koyduklarını ve yeni şirketin lüzumlu organlarını tayin ettiklerini tesbit ederler;

2. Birleşme mukavelesi birleşen şirketlerden her birinin umumi heyeti tarafından tasdik olunur;

3. Tasdik karariyle tekemmül eden yeni şirket esas mukavelesi üzerine mütaakip kuruluş merasimi ikmal edilerek keyfiyet tescil ve ilan olunur;

4. Tescilden sonra eski şirketlerin hisse senetleri karşılığında birleşme mukavelesi gereğince yeni şirketin hisse senetleri verilir.

Madde 453 – Bir anonim şirket aktif ve pasifleriyle birlikte sermayesi paylara bölünmüş bir komandit şirket tarafından devralınmak suretiyle infisah ederse, devralan komandit şirketin komandite azaları, infisah eden anonim şirket borçlarından şahsan ve müteselsilen mesul olurlar.

Diğer hususlarda bir anonim şirketin diğer bir anonim şirket tarafından devralınması hakkındaki hükümler tatbik olunur.

Madde 454 – Bir anonim şirketin malları devlet, vilayet, belediye gibi bir amme hükmi şahsiyeti tarafından devralınırsa, şirketin umumi heyeti tasfiye yapılmamasına karar verebilir.

Bu karar, infisah hakkındaki hükümlere göre verilir ve tescil ve ilan ettirilir.

Tescil ile şirketin mal ve borçları amme hükmi şahsına intikal etmiş olur ve ticaret sicilinden şirketin unvanı silinir ve keyfiyet ilan olunur.

SERMAYE PİYASASI KANUNUNDAKİ TEDRİCİ TASFİYE

Madde 46/B – (Ek madde: 24/06/1995 – KHK – 558/13 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 13/11/1995 tarih ve E.1995/45, K.1995/58 sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenlenen madde: 15/12/1999 – 4487/24 md.)(*)

Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca yetkileri kaldırılan aracı kurumların tedrici tasfiyelerine Kurulca karar verilebilir. Bu kurumların tasfiye işlemleri Yatırımcıları Koruma Fonu tarafından yürütülür.

Tedrici tasfiyenin amacı, aracı kurumların mal varlığını işin niteliğine göre aynen veya nakde çevirmek suretiyle elde edilen bedeli tahsis ederek, Kanun çerçevesinde yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri nedeniyle müşterilerine karşı olan nakit ödeme ve sermaye piyasası araçları teslim yükümlülüklerini tasfiye etmektir. Tedrici tasfiye karar ve işlemlerinde Türk Ticaret Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve diğer mevzuatın tasfiye ile ilgili hükümleri uygulanmaz. Aracı kurumların tedrici tasfiyelerinin uygulama usul ve esasları, Kurulca hazırlanan bir yönetmelikte gösterilir.

Tedrici tasfiye kararı verildikten sonra, aracı kurumun yasal organlarının görev ve yetkileri, tasfiye sonuçlanıncaya kadar Fon tarafından yerine getirilir.

Aracı kurumun yönettiği, yatırım fonu ve yatırım ortaklığı portföyleri dahil, portföylerin yönetiminin, bir başka kuruluşa devrine Kurulca karar verilebilir. Ancak 46 ncı maddenin birinci fıkrasının (h) bendi hükmü saklıdır.

Hakkında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumun ödemeleri durur ve tüm mal varlığı üzerinde, bu karar tarihi itibariyle sadece Fon tarafından tasarruf edilebilir. Fon, aracı kurumun aktif ve pasifini tespit eder. Aracı kurumun, tasfiye kapsamında yer alan yükümlülüklerinden, nakit borçları, tedrici tasfiye kararının verildiği tarihteki ana para ve işlemiş faizleri toplamı üzerinden; sermaye piyasası aracı teslim borçları ise, aynen teslimin yapılamayacağı hallerde, varsa teslimde temerrüde düşülen tarihteki, aksi halde tedrici tasfiye kararının verildiği gündeki piyasa değeri itibariyle bulunacak nakit değerleri üzerinden hesaplanır. Aracı kurumun tedrici tasfiye kararının verilmesinden sonra vadesi gelen sözleşmelerinden doğan hak ve borçları da, vadeleri itibariyle belirlenir. Aracı kurumun, vadeli borçlarına vadeden, diğer borçlarına ise tedrici tasfiye tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen oranda kanuni temerrüt faizi yürütülür. Mevzuat uyarınca aracı kurum tarafından verilmiş teminatlar da, aktifin hesabında dikkate alınır.

Fon, aracı kurumun tasfiye kapsamında yer alan gerçek hak sahiplerini ve alacak tutarlarını, Kuruldaki kayıtlar, aracı kurumun kayıtları, bu kuruluşun ilgili olduğu diğer resmi ve özel kurumların kayıtları ile güvenilir bulunan diğer bilgi ve belgelere dayanarak tespit eder. İcra ve İflas Kanununun 278, 279 ve 280 inci maddelerinde yazılı hallerin varlığı halinde, Fon tarafından iptal davası açılabilir.

Tedrici tasfiyeye tabi tutulmayan ve haklarında iflas kararı verilen aracı kurumların, sıra cetvelinde yer alan hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ve hisse senedi alacaklılarına, Fondan, Fon yönetiminin onayı ile bu cetvelde görünen alacak tutarları gözetilerek ödeme yapılır. İlgili mevzuat uyarınca faaliyetleri durdurulan bankaların, hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ve hisse senedi alacaklısı gerçek hak sahipleri ve alacak tutarları ise bankanın yönetiminin ilgili mevzuat uyarınca devredildiği kuruluş tarafından tespit edilir ve Fon yönetiminin onayı ile Fondan yapılacak ödemelerde esas alınır. Bu fıkra uyarınca yapılacak ödemelerde, tedrici tasfiyeye tabi tutulan aracı kurumların alacaklılarına ödeme yapılma esasları uygulanır.

Tedrici tasfiyenin başlangıcında, öncelikle müşteri saklama hesaplarındaki sermaye piyasası araçları hak sahiplerine dağıtılır. Bu amaçla müşteri hesabına saklanan sermaye piyasası araçları, münferit hesaplar itibariyle karşılaştırılır ve münhasıran bu hesap sahiplerine olan yükümlülüklerin karşılanmasında kullanılır.

Hesabında alacağını karşılamaya yetecek kadar ya da hiç hisse senedi bulunmayan saklama hesabı sahiplerinin nakit ve hisse senedi alacakları toplamının 7 milyar 500 milyon lirası tasfiye sonucu beklenmeksizin Fon tarafından ödenir. Ancak aynı kurumdan alacaklı görünen ve birlikte hareket ettiklerine Fon yönetimince kanaat getirilenlere, toplamı yukarıdaki tutarı aşmamak kaydıyla alacakları oranında ödeme yapılır. Tedrici tasfiyeye tabi tutulan aracı kurumdan alacaklı görünen ortakları, yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri, imzaya yetkili personeli ile bunların eşlerine ve üçüncü derece dahil kan ve sıhri hısımlarına, fondan avans ödemesi yapılmaz. Bu fıkra uyarınca yapılacak ödemelerin tutarı, her yıl ilan edilen yeniden değerleme kat sayısı oranında artırılır.

Fon, avans ödemelerini yaptıktan sonra aracı kurumun tedrici tasfiyesine devam eder. Tasfiye bakiyesi, tasfiyenin amacı kapsamında yer alan hak sahiplerinden alacağının tamamı karşılanamayanların alacağının ödenmesinde kullanılır. Ancak, tasfiye bakiyesi bu alacakların tamamının karşılanmasına yetmezse, ödemeler garameten yapılır. Bu alacaklar tamamen karşılandıktan sonra artan kısımdan, öncelikle kamu alacakları ve kalandan Fonun yaptığı avans ve tasfiye giderleri nedeniyle doğan alacağı ödenir. Bakiye, diğer alacaklılara tahsis edilir. Aracı kurumun aktifleri, tasfiyenin amacı kapsamındaki hak sahiplerinin alacaklarını, Fondan yapılan ödemeleri ve tasfiye giderlerini karşılamaya yetmezse, Fon, Kurulun uygun görüşüyle aracı kurumun iflasını isteyebilir.

Aracı kurumlar dışında kalan sermaye piyasası kurumlarının tedricen tasfiyeleri Kurulca yapılır ve Yatırımcıları Koruma Fonu ile ilgili olan hükümler dışında, haklarında bu Madde uygulanır. Bu fıkra kapsamındaki kurumların tedrici tasfiye yöntemleri, türleri dikkate alınarak Kurulca belirlenir.

SERMAYE PİYASASI KANUNU’NDAKİ ARACI KURUMLARIN TEDRİCİ TASFİYE USUL ve ESASLARI ile TÜRK TİCARET KANUNU’NDAKİ ANONİM ŞİRKETLERİN TASFİYE SÜRECİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı, 15/12/1999 tarihli ve 4487 sayılı Kanunla değişik 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca haklarında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumların malvarlığını işin niteliğine göre aynen veya nakde çevirmek suretiyle elde edilen bedeli tahsis ederek, Kanun çerçevesinde yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri nedeniyle müşterilerine karşı olan nakit ödeme ve sermaye piyasası araçları teslim yükümlülüklerinin Yatırımcıları Koruma Fonu tarafından tasfiye edilmesi usul ve esaslarını belirlemektir.

Anonim şirketlerin tasfiyesi ise Türk Ticaret Kanununda, mal varlığının paraya çevrilmesi,ortaklık alacaklarının tahsil edilmesi,borçların ödenmesive geriye bir bakiye kalıyorsa,bunun tasfiye payı hükümlerince,pay sahiplerine dağıtılması ve ortaklığın kaydının sicilden silinmesi işlemlerinin tümü olarak açıklanır.Tasfiye işlemi, genel kurul kararı ile veya mahkeme kararı ile atanan tasfiye memurlarınca ,veya bu iki durumun gerçekleşmemesi halinde bizzat yönetim kurulu üyelerince yürütülür.

(TTK md.212,372,378,441)

Dayanak

Madde 2 — Bu Yönetmelik, 15/12/1999 tarihli ve 4487 sayılı Kanun ile değişik 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 46/B maddesine dayanılarak çıkartılmıştır.

Tanımlar

Madde 3 — Bu Yönetmelikte geçen;

Kanun : 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununu,

Kurul : Sermaye Piyasası Kurulunu,

Fon : Yatırımcıları Koruma Fonunu,

MKK : Merkezi Kayıt Kuruluşunu,

Birlik : Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliğini,

İMKB : İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını,

Takasbank : İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş.’ni,

ifade eder.

Tedrici Tasfiye Kararı ve İlanı

Madde 4 — Aracı kurumlar hakkında verilen tedrici tasfiye kararları, bu kararların alındığı gün Kurul tarafından aracı kuruma, MKK’ya, İMKB’ye, Takasbanka, Birliğe, Türkiye Bankalar Birliğine ve tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Fona bildirilir.

Tedrici tasfiye kararı Fon tarafından, aracı kurumun alacaklılarının haklarını gösterir belgelerle Fona başvurmaları için bu Yönetmeliğin 23 üncü maddesi çerçevesinde ilan edilir. Alacaklıların Fona başvuru süresi ve esasları ile aracı kuruma yapılacak olan bütün ödemelerin sadece Fona yapılması gerektiği ilanda belirtilir.

TTK.nun 439. Maddesine göre,anonim şirketin bir diğer şirketle birleşmesi,bir limited şirketine çevrilmesi veya bir amme hükmi şahsı tarafından devir alınması halleri hariç olmak üzere,infisah eden şirket tasfiye haline girer.Bu durum idare meclisince ticaret siciline tescil ve en çok birer hafta ara ile üç defa ilan edilir.Yapılacak ilanla,ortaklık alacaklılarının vesikaları ile birlikte ve bir yıl içinde ortaklığa başvurmaları gerektiği bildirilmelidir.Bir yıllık sürenin başlangıcı üçüncü ilanın yapıldığı tarih olup,bu ilan,hem ticaret sicili gazetesinde ve hem de ortaklığa aitilanların yapıldığı gazetede ayrıca ilan edilmek gerekir.Anonim şirketin feshi,tescil ve ilan edilmedikçe,üçüncü şahıslara karşı etkili olmaz,ancak fesihten haberdar olanlara karşı ileri sürülebilir.(TTK.39)

Malvarlığının Korunması

Madde 5 — Kurulca yetkileri sürekli olarak kaldırılan aracı kurumların malvarlıkları, yetkinin kaldırılmasına ilişkin Kurul kararının alındığı tarihten itibaren tedrici tasfiye işlemlerinin tamamlandığı ilan edilinceye; tedrici tasfiyeyi takiben iflas talebinde bulunulması halinde, iflas talebinin mahkemece esastan karara bağlanmasına kadar, tedrici tasfiye çerçevesinde Fon ve Kurul tarafından yapılacak işlemler hariç, üçüncü kişilere devredilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez, başlamış tüm icra takipleri de kendiliğinden durur.

Hakkında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumların bütün ödemeleri durur ve aracı kuruma yapılan tüm ödemeler sadece Fona yapılır. Fona yapılan ödemeler dışındaki ödemeler borcu sona erdirmez. Karar tarihi itibariyle tüm malvarlığı üzerinde sadece Fon tarafından tasarruf edilebilir.

Tedrici tasfiye karar ve işlemlerinde Türk Ticaret Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve diğer mevzuatın tasfiye ile ilgili hükümleri uygulanmaz.

Fon, gerekli görürse aracı kurumun mevcut mallarının korunması amacıyla mahkemeye başvurarak yediemin tayinini isteyebilir.

Tasfiye haline giren anonim ortaklığın kar elde etmek amacı ortadan kalkar.İstisnaen yeni işler yapılması ve genel kurul kararı ile işlere geçici devam kararı verilmesi,tasfiye amacını gerçekleştirmek içindir.

Tasfiye halinde TTK hükümleri uygulanır.Şayet bir iflas durumu söz konusu ise tasfiye konusundaki Ticaret Kanunu hükümleri uygulanmaz ve İcra İflas Kanunu hükümlerine müracaat edilir.

Tedrici Tasfiye Kararının İlgili Kuruluşlara Bildirilmesi

Madde 6 — Tedrici tasfiye kararı, Fon tarafından aracı kurumun malvarlığına dahil menkul ve gayrimenkul malların öğrenilmesini takiben derhal, bu malların kayıtlı bulunduğu tapu dairelerine, trafik şube müdürlüklerine, aracı kurumun hesabının bulunduğu bankalar ve diğer mali kuruluşlara, aracı kurum hakkında icra takibi varsa ilgili icra dairelerine ve ilgili diğer kuruluşlara yazılı olarak bildirilir.

Tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenler,tasfiyenin başladığını üç gün içinde ilgili vergi dairelerine bildirmek zorundadır.

Portföylerin Yönetiminin Devri

Madde 7 — Aracı kurumun yönettiği, yatırım fonu ve yatırım ortaklığı portföyleri dahil, portföylerin yönetiminin, portföy yönetim yetkisini haiz bir başka kuruluşa devrine Kurulca karar verilebilir. Ancak Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi hükmü saklıdır.

Yasal Organların Durumu

Madde 8 — Tedrici tasfiye kararı verildikten sonra, aracı kurumun yasal organlarının görev ve yetkileri, tasfiye sonuçlanıncaya kadar Fon tarafından yerine getirilir.

Anonim ortaklığın tasfiyesinde şirket organları varlıklarını sürdürür.Şirketin tasfiye haline girmesiyle,yeni muamele ve işlere devam kararı ancak genel kurulca verilebilir.Bu yeni muameleler ise,şirketin infisahtan kurtulup,eski hale avdet etmesi demek değildir.İşlere geçici olarak devam etmesi olgusu,elde mevcut stokları eritmek veya şirketi bağlayan bir taahhüdün yerine getirilmesi nedeniyle alınabilir.

Bilgi Verme Yükümlülüğü

Madde 9 — Tedrici tasfiye kararının alındığı tarihte görevde bulunan yönetim kurulu, tedrici tasfiye kararının ilanı tarihinden itibaren 7 gün içinde, aracı kurumun mevcut aktif ve pasifini, taahhütlerini, taraf olduğu sözleşmeleri ve hukuki uyuşmazlıklarını ve mevcut her türlü bilgiyi içerecek şekilde kayıtlarında yer alsın almasın son durumunu gösterir bir raporu eksiksiz olarak düzenleyip Fona vermekle yükümlüdür. Fon, gerekli görülen hallerde Kurul onayıyla rapor verme süresini uzatabilir.

Tedrici Tasfiye İşlemlerinin Yürütülmesi

Madde 10 — Haklarında tedrici tasfiye kararı verilen aracı kurumların tedrici tasfiye işlemleri Fon tarafından yürütülür.

İhtiyaç duyulması halinde, Fonun talebi üzerine, tedrici tasfiye işlemlerinde yardımcı olmak amacıyla Kurul, İMKB, Takasbank ve Birlik yeterli sayıda personel görevlendirebilir. Söz konusu kuruluşlar tarafından görevlendirilecek kişiler tasfiye işlemleri dışında bir işle görevlendirilemezler. Bu kişilere Fon tarafından ayrıca ücret ödenmez.

Tedrici tasfiye işlemleri için gerekli hallerde Fon tarafından uzman kişi veya kuruluşların görüş ve hizmetlerine başvurulabilir. Bu kişi ve kuruluşlara ödenecek ücretler Fon tarafından belirlenir.

Tasfiye işlemlerinde görev alacakların 7/9/2000 tarihli ve 24163 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurulun Seri: V, No: 46 Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Tebliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki koşulları taşımaları ve mali piyasalarda en az 3 yıl tecrübe sahibi olmaları gerekir.

Malvarlığının Tespiti

Madde 11 — Fon, aracı kurumun aktif ve pasifini kayıtlar üzerinde, merkez, şube, acenta ve irtibat büroları nezdinde yapacağı inceleme sonucunda tespit eder. Aracı kurumun, tasfiye kapsamında yer alan yükümlülüklerinden nakit borçları, tedrici tasfiye kararının verildiği tarihteki anapara ve işlemiş faizleri toplamı üzerinden; sermaye piyasası aracı teslim borçları ise, aynen teslimin yapılamayacağı hallerde, varsa teslimde temerrüde düşülen tarihteki, aksi halde tedrici tasfiye kararının verildiği gündeki piyasa değeri itibariyle bulunacak nakit değerleri üzerinden hesaplanır. Aracı kurumun tedrici tasfiye kararının verilmesinden sonra vadesi gelen sözleşmelerinden doğan hak ve borçları da, vadeleri itibariyle belirlenir. Aracı kurumun, vadeli borçlarına vadeden, diğer borçlarına ise tedrici tasfiye karar tarihinden itibaren 4489 sayılı Kanunla değişik 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen oranda kanuni temerrüt faizi yürütülür. Mevzuat uyarınca aracı kurum tarafından verilmiş teminatlar da, aktifin hesabında dikkate alınır.

Sermaye piyasası araçlarının bu maddenin birinci fıkrası uyarınca piyasa değerlerinin hesaplanmasında 29/1/1989 tarihli ve 20064 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurulun Seri: XI, No: 1 Sermaye Piyasasında Mali Tablo ve Raporlara İlişkin İlke ve Kurallar Hakkında Tebliğinin 21 inci maddesi hükümleri uygulanır.

Malvarlığı içinde bulunan menkul ve gayrimenkullerin değer tespiti için, mahkemeye veya Kurulca listeye alınmış ekspertiz şirketlerine başvurulabilir.

Anonim ortaklıklarda tasfiyenin başlama anı,şirketin fesih ve tasfiyesinin gerçekleştiği andır.Tasfiyenin başlangıcında düzenlenen bilançoya,ilk bilanço,açılış bilançosu veya tahmini bilanço denir.

İlk bilanço,şirket mallarının paraya çevrilmesi halinde elde edilecek safi mevcudu tesbit gayesi güttüğünden,aktifler gerçek değeriyle hesaba katılır.Devamlı tesislerle sair mal ve haklara,o güne kadar yapılan amortismanlar nazara alınmadan muhtemel satış bedellerine göre kıymet biçilir.Değer takdirinde bilirkişi veya eksperlere başvuru olanaklıdır(TTK.450,226)

İlk envanter ve bilançonun hazırlanması,kaide olarak yönetim kuruluna aittir.Yöneticiler bu görevi yapmadıkları zaman,tasfiye memurları hazırlamak zorundadır.

İlk bilançonun genel kurula tasdikinden sonra,şirkete ait tüm varlıklar,taşınır ve taşınmazlar,sair mal ve haklar ile defter vesair tüm evraklar tasfiye memurlarına tevdi edilmiş sayılır.

Hak Sahiplerinin ve Alacak Tutarlarının Tesbiti

Madde 12 — Fon, aracı kurumun tasfiye kapsamında yer alan gerçek hak sahiplerini ve alacak tutarlarını; Kurul, MKK, Takasbank, aracı kurum ve ilgili diğer resmi ve özel kurumların kayıtları ile alacaklıların başvurularında sunulan belgeler ve güvenilir bulunan diğer bilgi ve belgelere dayanarak tespit eder. İcra ve İflas Kanununun 278, 279 ve 280 inci maddelerinde yazılı hallerin varlığı halinde, Fon tarafından iptal davası açılabilir.

Aynı kişiye ait olan tasfiye amacı kapsamındaki alacak ve borçların mahsubu söz konusu olmuşsa, Fon tarafından yapılacak avans ödemelerinde alacaklının alacaklarına karşılık mahsup edilmiş borçları dikkate alınır ve avans ödemeleri mahsup edilen tutarla birlikte 7 milyar 500 milyon TL’yi aşamaz.

Alacaklılar Cetveli

Madde 13 — Yapılacak nakit ödemelere ve sermaye piyasası aracı teslimlerine esas olmak üzere, alacaklılar ile alacak miktarını gösteren bir alacaklılar cetveli hazırlanır. Söz konusu alacaklılar cetvelinin veya içerdiği bilgilerin temin edilebileceği yerlere, itiraz süresine, saklama hesaplarındaki sermaye piyasası araçlarının dağıtımı ile fon kapsamındaki nakit ödemelerin esaslarına ve başlangıç tarihlerine ilişkin bilgiler Fon tarafından bu Yönetmeliğin 23 üncü maddesi çerçevesinde ilan edilir.

İlgililer tarafından alacaklılar cetveline kendi alacakları için ilan tarihinden itibaren 30 gün içinde Fona itiraz edilebilir.

Alacaklılar cetvelinde yer almayan alacaklar, tedrici tasfiyenin kapanmasına kadar dikkate alınır. Geç kalmadan kaynaklanan masraflar alacaklıya aittir. Alacaklıların bu masrafları peşin olarak ödemeleri istenebilir. Fon, alacağı kabul ederse alacaklılar cetvelini düzeltir ve bunu alacaklılara bildirir.

Saklama Hesaplarındaki Sermaye Piyasası Araçlarının Dağıtımı

Madde 14 — Tedrici tasfiyenin başlangıcında, öncelikle müşteri saklama hesaplarındaki sermaye piyasası araçları hak sahiplerine dağıtılır. Alacaklılar cetvelinin ilanı tarihini takibeden 30 uncu günden itibaren dağıtıma başlanır. Bu amaçla herhangi bir yerde müşteri hesabına saklanan veya diğer herhangi bir şekilde müşteriye ait olduğu tespit edilebilen sermaye piyasası araçları, münferit hesaplar itibariyle karşılaştırılır ve münhasıran bu hesap sahiplerine olan yükümlülüklerin karşılanması amacıyla hak sahiplerine verilir ya da talepleri doğrultusunda virman edilir.

Dağıtıma başlama süresi gerektiğinde Fonun önerisi ve Kurulun onayı ile uzatılabilir. Aracı kuruma borçlu olanlara dağıtım yapılmaz.

Fon tarafından, hesaplarında sermaye piyasası aracı bulunan ve alacaklılar cetvelinde yer alan, fakat dağıtımın başlamasını müteakip 30 gün içerisinde başvurmamış alacaklıların Fona başvurmalarını sağlamak amacıyla, söz konusu alacaklılara iadeli taahhütlü mektupla bildirimde bulunulur.

Fon Kapsamındaki Alacakların Ödenmesi

Madde 15 — Hesabında alacağını karşılamaya yetecek kadar ya da hiç hisse senedi bulunmayan saklama hesabı sahiplerinin nakit ve hisse senedi alacakları toplamının 7 milyar 500 milyon liraya kadar olan kısmı tasfiye sonucu beklenmeksizin Fon tarafından avans olarak ödenir. Ancak aynı kurumdan alacaklı görünen ve birlikte hareket ettiklerine Fon yönetimince kanaat getirilenlere, toplamı yukarıdaki tutarı aşmamak kaydıyla alacakları oranında ödeme yapılır. Aynı kişinin aynı aracı kurumda birden fazla hesabı bulunması halinde verilecek avans 7 milyar 500 milyon lirayı geçemez. Müşterek hesaplar da tek hesap kabul edilir ve bu şekilde ödeme yapılır.

Tedrici tasfiyeye tabi tutulan aracı kurumdan alacaklı görünen ortakları, yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri, imzaya yetkili personeli ile bunların eşlerine ve üçüncü derece dahil kan ve sıhri hısımlarına, Fondan avans ödemesi yapılmaz.

Alacaklılar cetvelinin ilanı tarihini takibeden 30 uncu günden itibaren ödemelere başlanır. Ödemeye başlama süresi gerektiğinde Fonun önerisi ve Kurulun onayı ile uzatılabilir.

Fon tarafından, alacaklılar cetvelinde yer alan ve Fonun koruma kapsamında alacağı bulunan, fakat ödemelere başlanmasını müteakip 30 gün içerisinde başvurmamış yatırımcıların Fona başvurmalarını sağlamak amacıyla, söz konusu alacaklılara iadeli taahhütlü mektupla bildirimde bulunulur.

Anonim şirketlerin tasfiyesi halinde tasfiye memurları öncelikle, şirket mevcudundan ortaklık borcunu öderler.Kasada nakit olsun veya olmasın,aktiflerin toplamı, pasifleri aşıyorsa,aktiflerin tümü paraya çevrilir.

Herşeyden önce şirket borçları(amme alacakları öncelikle) ödenir.

Tasfiyede ortaklığın tüm borçları ödendikten veya kafi teminata bağlandıktan sonra dağıtıma geçilebilir.

Geri kalan tasfiye bakiyesi hemen pay sahiplerine dağıtılmaz.Bu dağıtımı yapabilmek için bir yıllık bekleme süresinin sona ermesi veya bu sürenin mahkemece kaldırılması icap eder.

Satış Esasları

Madde 16 — Aracı kurumun malvarlığına dahil sermaye piyasası araçlarından, bu Yönetmeliğin 14 üncü maddesi saklı kalmak üzere, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görenler ilgili borsa ya da teşkilatlanmış piyasada, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmeyenler ise rayiç bedel üzerinden satılır.

Sermaye piyasası aracı dışında kalan menkul ve gayrimenkuller, işin niteliği göz önüne alınarak yapılacak değerlendirmeye göre kapalı zarf, açık artırma veya pazarlık yöntemleri ile Fon tarafından satılır. Söz konusu satış esaslarına ilişkin olarak Fon tarafından hazırlanacak yönetmelik Kurul onayı ile yürürlüğe girer.

Fon, satışında fayda görülmeyen her türlü kıymetin satışından sarfınazar edebilir.

Kurul, Fon, MKK İMKB ve Takasbank’ın personeli ile bunların eşleri, üçüncü derece dahil kan ve sıhri hısımları ve bunlarla doğrudan veya dolaylı ilişkide bulunan kişiler, ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda yapılan satışlar hariç, diğer satışlardan alım yapamazlar.

Anonim şirketin nakit mevcudu, borçların ödenmesine kafi gelmiyorsa , tasfiye memurları, şirket mevcudunu paraya çevirir; mal, kıymetli evrak ve gayri menkulleri satarlar.Sözleşmede aksine hüküm yoksa ve genel kurulca da aksine karar alınmamış ise, tasfiye memurları, satış şeklini tayin hususunda serbesttirler. Açık arttırma ile satmak zorunda olmayıp, bütün aktifleri pazarlık suretiyle satabilirler(TTK. Md.443)

Alacakların Tahsili

Madde 17 — Vadesi gelmiş alacakların tahsili ve varsa ipoteklerin paraya çevrilmesi için yasal işlemler Fon tarafından yapılır. Vadesi gelmemiş alacaklar için kural olarak vade beklenir. Ancak karşılıklı anlaşma yoluyla vadeden önce tahsil mümkündür.

Tahsil işlemlerinin tasfiyenin gecikmesine neden olacağı anlaşıldığı takdirde, tahsilat sonucu beklenmeksizin mevcutların dağıtım işlemleri yapılır.

Tasfiye Bakiyesinin Dağıtım Esasları

Madde 18 — Fon, avans ödemelerini yaptıktan sonra aracı kurumun tedrici tasfiyesine devam eder. Tasfiye bakiyesi, tasfiyenin amacı kapsamında yer alan hak sahiplerinden alacağının tamamı karşılanamayanların alacağının ödenmesinde kullanılır. Ancak, tasfiye bakiyesi bu alacakların tamamının karşılanmasına yetmezse; ödemeler, tasfiye bakiyesinin söz konusu alacaklar toplamına bölünmesi suretiyle bulunacak oran dikkate alınarak garameten yapılır. Bu alacaklar tamamen karşılandıktan sonra artan kısımdan, öncelikle kamu alacakları ve kalandan Fonun yaptığı avans ve tasfiye giderleri nedeniyle doğan alacağı ödenir. Bakiye, diğer alacaklılara tahsis edilir.

Tasfiye amacı kapsamında aynı kişiye ait alacak ve borçlar bulunması halinde borcunu ödemeyenlere alacakları ödenmez.

Anonim şirketlerde tasfiye bakiyesi kural olarak pay sahiplerine dağıtılması gereken bir paradır.Bu parayı dağıtmak için öncelikle anasözleşme hükümleri uygulanacaktır.

TTK.nun 456.maddesi hükmüne göre,anasözleşmede aksine bir hüküm yoksa,kazanç ve tasfiye payları,esas sermayeye mahsuben ortağın şirkete yaptığı ödemelerle mütenasiben hesap ve tesbit olunur.

Ödeme Cetveli

Madde 19 — Aracı kurumun malvarlığının 16 ve 17 nci maddeler çerçevesinde nakde çevrilmesi ve alacaklılar cetvelinin kesinleşmesi üzerine Fon tarafından, ödenecek alacak miktarını gösteren bir ödeme cetveli hazırlanır. Ödeme cetvelinin temi

Muhasebe

06 Kasım 2007

.

Örnek1: Ticari işletme sahibi Arif Şahinler ile Veli İlbay 40.000.000.000 TL sı sermayeli “Arif Şahinler ve ortağı Kolektif Şirketini kurmuşlardır. Arif Şahinlerin sermaye payı 25.000.000.000 TL sı’in ise Veli İlbay 15.000.000.000 TL dir.

Şirketin Kuruluşu ile ilgili işlemler tamamlanmış olup, ortaklar sermaye koyma borçlarını aşağıdaki şekilde yerine getirmişlerdir.

Veli İlbay 15.000.000.000 TL lık sermaye payı karşılığında ; 8.500.000.000 TL sı değerinde ticari malı şirkete vermiş olup, kalan sermaye payı borcunu nakit olarak ödemiştir.

Arif Şahinler ise 25.000.000.000 TL lık sermaye payı için sahibi olduğu işletmesini bazı koşullarla kollektif şirkete devretmiştir.

Arif Şahinler’e ait ticari işletmenin, kolektif şirket kurulmadan önceki envantere göre düzenlenmiş bilançosu aşağıdadır.

Arif Şahinler İşletme Bilançosu

Aktif Pasif

Dönen Varlıklar Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar

Kasa 500.000.000 Satıcılar 600.000.000

Alıcılar 1.500.000.000 Borç Senetleri 4.400.000.000

Al. Senetleri 3.500.000.000 Öz kaynaklar

Tic. Mallar 22.000.000.000 Sermaye 25.000.000.000

Duran Varlıklar Pasif Toplam 30.000.000.000

Demirbaşlar 2.400.000.000

Aktif Toplam 30.000.000.000

Devir Koşulları

Kasa, Alıcılar ve satıcıların aynen,

Alacak senetleri 3.000.000.000 TL

Ticari Mallar 21.000.000.000 TL

Demirbaşlar 2.000.000.000 TL

Borç Senetleri 4.000.000.000 TL

olarak kabul edilmiştir. Katma değer vergisi %12 olarak dikkate alınacaktır.

Ortaklardan birinin önceki ticari işletmesini kurulan yeni şirkete sermaye payı olarak getirilmesi halinde devir koşulları dikkate alınarak bilanço sahibinin sermaye koyma borcunun ne kadarlık bölümünün karşılanacağının saptanması gerekir. Buna göre Arif Şahinler ‘ın sermaye koyma borcuna karşılık şirkete devrettiği değerlerin tutarı aşağıda görüldüğü gibi hesaplanacaktır.

Varlıklar 27.000.000.000

Kasa 500.000.000

Al. Senetleri 3.000.000.000

Alıcılar 1.500.000.000

Tic. Malları 21.000.000.000

Demirbaşlar 2.000.000.000

Kaynaklar (4.600.000.000)

Borç Senetleri 4.000.000.000

Satıcılar 600.000.000

Net Değer 22.400.000.000

Bu durumda kollektif şirketin kuruluşuna ilişkin günlük defter kayıtları aşağıda görüldüğü gibi olacaktır.

1 501 ÖDENMİŞ SERMAYE

501.01 ortak Arif Şahinler 25.000.000.000

501.02 ortak Veli İlbay 15.000.000.000

500 SERMAYE

501.01 ortak Arif Şahinler 25.000.000.000

501.02 ortak Veli İlbay 15.000.000.000

Ortakların sermaye koyma borcundan

40.000.000.000

40.000.000.000

2 100 KASA HS.

153 TİC. MALLAR

191 İND. KDV HS..

501 ÖDENMEMİŞ SERMAYE

501.02 Ortak Veli İlbay

Ortak Veli İlbay ‘in sermaye koyma borcunu yerine getirilmesinden. 5.500.000.000

8.500.000.000

1.000.000.000

15.000.000.000

3 100 KASA HS.

120 ALICILAR

121 ALACAK SENETLERİ.

153 TİC.MALAR

255 DEMİRBAŞLAR

191 İND. KDV HS.

291 GEL.YIL.İND. KDV. HS.

322 BORÇ SNT. REESKONTU.

122 ALA.SNT.REESKONTU

320 SATICILAR

321 BORÇ SENETLERİ

501 ÖDENMEMİŞ SERMAYE

501.01 Ortak A.Şahinler

Ortak A. Şahinler ‘ in sermaye koyma borcunun bir bölümünün yerine getirilmesinden. 500.000.000

1.500.000.000

3.000.000.000

21.000.000.000

2.000.000.000

2.520.000.000

250.000.000

400.000.000

500.000.000

600.000.000

4.000.000.000

26.060.000.000

Örnek 2: T.T Sanayi ve ticaret Anonim Şirketi’nin ödenmiş sermayesi 10.000.000.000 TL’dır.Genel Kurul;4 yıl vadeli, iki yıl ödemesiz iki eşit taksitle geri ödenecek, yıllık % 85 faizli tahvil ihracına ve halka arzına Sermaye Piyasası Yasası hükümlerine göre kara vermiştir. Tahviller 200.000.000 TL’si

nominal değerli 30.000 adettir.

Tahvillerin çıkarılmasına ilişkin satış koşulları ile giderler aşağıdaki gibidir;

Tahvil çıkarılmasına ilişkin Genel Kurul kararının tescil ve ilanı için yapılan giderler %12 oranındaki KDV dahil 7.200.000.000 TL’dir.

T.C. Merkez Bankası’na yatırılan %0.3 fon bedeli 10.000.000 TL’dir.

İzah name ve sirküler ilanına ilişkin giderler %12 oranındaki KDV dahil 33.600.000 TL’dir.

Tahvil baskı giderleri %12 oranındaki KDV dahil 39.200.000 TL’dır.

Tahviller Acar Menkul Kıymetler A.Ş.tarafından nominal değerleri üzerinden 3 gün içinde satılmış olup, bedelleri Akbank neznindeki şirketin mevduat hesabına yatırılmıştır.

Acar Menkul Kıymetler A.Ş.’ne tahvillerin değeri üzerinden %2 komisyon bedeli Akbank mevduat hesabı üzerine keşide edilen çekle ödenmiştir.

1 780 FİNANSMAN GİD. HS.

191 İND. KDV HS.

100 KASA HS.

Genel kurul kararının tescil ve ilanı gideri olarak

Ödenen

6.000.000

1.200.000

7.200.000

2 780 FİNANSMAN GİD. HS

100 KASA HS.

T.C. Merkez Bankasına yatırılan fon bedeli

10.000.000

10.000.000

3 780 FİNANSMAN GİD. HS.

191 İND. KDV HS.

100 KASA HS

izah name ve sirkülerin ilanı gideri olarak ödenen

30.000.000

3.600.000

33.600.000

4 780 FİNANSMAN GİD. HS.

191 İND. KDV HS.

100 KASA HS

tahvil baskı giderleri için ödenen

35.000.000

4.200.000

39.200.000

5 900 NAZIM HESAPLAR

900. 01. bastırılan tahviller

901 NAZIM HESAPLAR

901. 01.satışa sunulan tahviller

tahvillerin Acar Menkul Kıymetler A.Ş.’ne verilmesi

6.000.000.000

6.000.000.000

6 102 BANKALAR HS.

102. 01. Akbank

405 ÇIKARILMIŞ TAHVİLLER

tahvil bedellerinin yatırılması 6.000.000.000

6.000.000.000

7 901 NAZIM HESAPLAR

901. 01.satışa sunulan tahviller

900 NAZIM HESAPLAR

900. 01. bastırılan tahviller

tahvillerin tamamının satılmasından 6.000.000.000

6.000.000.000

8 780 FİNANSMAN GİD. HS.

103 VER. ÇEKLER ve ÖD.

EMİRLERİ

Komisyon bedelinin ödenmesi 120.000.000

120.000.000

Tahvillere ilişkin faiz tahakkuku ve faiz ödemeleri ile tahvillerin anapara taksitlerinin muhasebeleştirilmesini günlük defter kayıtlarını da yaparsak;

Tahvil faizleri birinci yıl sonu itibarıyla tahakkuk etmiştir.

Tahakkuk eden tahvil faizlerinin ödenmesini izleyen yılın şubat ayında başlanacaktır. Tahvil faizlerini ilişkin gelir vergisi oranı %10’dur.

Tahakkuk eden net faiz tutarı Akbank tarafından Şubat ayında ödendiği banka dekontundan anlaşılmıştır.

İkinci yılın sonunda; ikinci yılın faizleriyle birlikte, çıkarılan tahvillerin %50’si kurayla saptanarak bedellerinin tamamı ödenecektir.

Tahvillerin yıllık faiz tutarı:

6.000.000.000 x 0.85 = 5.100.000.000 TL

gelir vergisi ve fon payı:

5.100.000.000 x 0.10 = 510.000.000

510.000.000 x 0.10 = 51.000.000

561.000.000 TL

1 780 FİNANSMAN GİD. HS.

381 GİDER TAHAKKUKLARI

360 ÖD. VERGİ VE FONLAR

01.gelir vergisi 510.000.000

02. fon payı 51.000.000

tahvillerin yıllık faiz tutarı

5.100.000.000

4.539.000.000

561.000.000

2 381 GİDER TAHAKKUKLARI

304 TAHVİL ANA PARA

BORÇ TAKSİT VE FAİZLERİ

Tahvil faizlerinin ilgili hesaba devri 4.539.000.000

4.539.000.000

3 304 TAHVİL ANA PARA

BORÇ TAKSİT VE FAİZLERİ

102 BANKALAR HS.

102.01. Garanti Bankası 4.539.000.000

4.539.000.000

4 360 ÖD. VERGİ VE FONLAR

01.gelir vergisi 255.000.000

02. fon payı 25.500.000

100 KASA HS.

Gelir vergisi kesintisinin ödenmesi

————————– / —————————–

İKİNCİ YIL SONUNDA

————————- / ——————————

780 FİNANSMAN GİDERLERİ

405 ÇIKARILMIŞ TAHVİLLER

304 TAHVİL ANA PARA

BORÇ TAKSİTLERİ VE

FAİZLERİ

01. anapara borç 3.000.000.000

02. faiz 4.539.000.000

360 ÖD.VERGİ VE FONLAR

01.gelir vergisi 510.000.000

02.fon payı 51.000.000

Tahvillerin kısa vadeli borç haline gelmesi ve faiz tahakkukları 561.000.000

5.100.000.000

3.000.000.000

561.000.000

7.539.000.000

561.000.000

Örnek 3:Ülker anonim şirketinin altı ortağı olup sermayesi 6.000.000.000.- TL’dir. Şirket sermayesi nominal değerli 200.000.- TL’si 50.000 adet hisse senedinden oluşmaktadır.Şirketin 2001 yılı faaliyet dönemi karı 3.000.000.000- TL’dir. Faaliyet dönemine ilişkin gelir ve gider unsurları arasında aşağıdaki hususlara rastlanmıştır.

*ödenen vergi cezaları 700.000.000

*iştirak kazançları 300.000.000

*turizm istisnası 650.000.000

*yatırım indirimi 400.000.000

Şirket genel kurulu , yasal yükümlülükleri yerine getirdikten sonra kalan karın dağıtılmasına karar vermiştir.

A-Ödenecek Vergi ve Yasal Yükümlülüklerin Hesaplanması

1-Kurumlar Vergisi ve Fon Payının Hesaplanması:

DÖNEM KARI

DEĞERLEME FARKLARI

İlave edilecek değerleme farkları

İndirilecek değerleme farkları

MATRAHA İLAVE EDİLECEK UNSURLAR

Kanunen kabul edilmeyen Giderler

– ödenen vergi cezaları 700.000.000 3.000.000.000

700.000.000

İNDİRİM VE İSTİSNADAN ÖNCEKİ KAZANÇ

MATRAHTAN İNDİRİLECEK UNSURLAR

Vergiden Muaf Gelir ve İndirimler

-İştirak kazançları 300.000.000

– turizm istisnası 650.000.000

– yatırım indirimi 400.000.000

3.700.000.000

1.350.000.000

MALİ KAR (Kurumlar Vergisi Matrahı) 2.350.000.000

KURUMLAR VERGİSİ (2.350.000.000*0.25) 587.500.000

( K.V. Matrahı * K.V. Oranı )

KURUMLAR VERGİSİ FON PAYI (587.500.000* 0.10) 58.750.000

(K. Vergisi* Fon Payı Oranı )

Asgari Kurumlar Vergisinin Hesaplanması

İNDİRİM VE İSTİSNADAN ÖNCEKİ KAZANÇ 3.700.000.000

-İştirak kazançları 300.000.000

-Yatırım Fonları ve Ortaklıkların

Portföy işletmeciliğinden doğan

Kazançları – (300.000.000)

ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ MATRAHI 3.400.000.000

ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ (3.400.000.000 *0.20) 680.000.000

ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ FON PAYI (680.000.000*0.10) 68.000.000

Asgari K. Vergisi * Asgari fon payı oranı)

GELİR VERGİSİ VE FON PAYININ HESAPLANMASI :

İNDİRİM VE İSTİSNADAN ÖNCEKİ KAZANÇ

MATRAHTAN İNDİRİLECEK UNSURLAR

-Kurumlar Vergisi 680.000.000

– İştirak Kazançları 300.000.000

-Yatırım İndirimi 400.000.000

GELİR VERGİSİ MATRAHI

GELİR VERGİSİ( 2.320.000.000*0.20 )

(Gelir Vergisi Matrahı *Stopaj Oranı)

GELİR VERGİSİ FON PAYI (464.000.000*0.10)

(Gelir Vergisi * Fon Payı Oranı)

3.700.000.000

(1.380.000.000)

2.320.000.000

464.000.000

46.400.000

B- 1.TERTİP YEDEK TUTARININ HESAPLANMASI:

1. Tertip Yedek =Dönem Karı* Yedek Oranı

= 3.000.000.000*0.05

= 150.000.000 TL

C 1. TEMETTÜ TUTARININ HESAPLANMASI:

1.Temettü =Ödenmiş Sermaye *1. Temettü Oranı

= 6.000.000.000* 0.05

= 300.000.000.- TL

D- 2. TERTİP YEDEK ve 2. TEMETTÜ TUTARLARININ HESAPLANMASI:

DÖNEM KARI

ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR

Kurumlar Vergisi 680.000.000

K. vergisi Fon Payı 68.000.000

Gelir Vergisi 464.000.000

G. Vergisi Fon Payı 46.400.000

3.000.000.000

1.258.400.000

1.741.600.000

1.TERTİP YEDEK

1.TEMETTÜ

KALAN

(150.000.000)

(300.000.000)

1.291.600.000

2.TERTİP YEDEK

(Dağıtılacak Kar Payı*0.10)

(129.160.000)

2.TEMETTÜ 1.162.440.000

T.C.

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ

İKTİSAT BÖLÜMÜ

ŞİRKETLER MUHASEBESİ ÖDEVİ

Öğretim görevlisi:HAKAN ER

Ders : Şirketler Muhasebesi

Hazırlayan : Halil Akçay

No : 19990401054

1-sermaye Piyasası Faaliyetleri

06 Kasım 2007

1-SERMAYE PİYASASI FAALİYETLERİ

Sermaye piyasası faaliyetleri (SPK md.30);

a) Kurul kaydına alınacak sermaye piyasası araçlarının ihraç veya halka arz yoluyla satışına aracılık,

b) Daha önce ihraç edilmiş olan sermaye piyasası araçlarının aracılık amacıyla alım satımı,

c) Ekonomik ve finansal göstergelere, sermaye piyasası araçlarına, mala, kıymetli madenlere ve dövize dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri dahil her türlü türev araçların alım satımının yapılmasına aracılık,

d) Sermaye piyasası araçlarının geri alım veya satım taahhüdü ile alım satımı,

e) Yatırım danışmanlığı,

f) Portföy işletmeciliği veya yöneticiliği,

g) Diğer sermaye piyasası kurumlarının faaliyetleridir.

2-DAHA ÖNCE KURULMUŞ BİR A.Ş.’İN HİSSEDARLARIN MÜLKİYETİNDEKİ MEVCUT HİSSE SENETLERİNİ İLK OLARAK HALKA ARZ EDEBİLMESİ İCİN

ARZ EDİLECEK HİSSE SENETLEREİNİN NOMİNAL DEĞERLERİ TOPLAMININ ŞİRKET NOMİNAL SERMAYESİNE ORANI, ŞİRKET SERMAYESİNİN BÜYÜKLÜĞÜ İLE TERS ORANTILI BİÇİMDE DEĞİŞMEK ÜZERE, ZAMAN KURULCA DEĞİŞTİRİLEN ASGARİ BİR MİKTARDAN KÜÇÜK OLMAMALIDIR.

3- Sadece sermaye artırımı kararına istinaden hisse senetlerini halka arz eden bir A.Ş.’in

Zaten halka açık ise şirketin esas sermaye sistemine mi yoksa, kayıtlı sermaye sistemine mi bağlı olduğuna göre değişen belli bir prosedür izlenir.

4- Hisselerin halka arzında başvurulan ön talep toplama yöntemi taraflara;

herhangi bir yükümlülük getirmeyen nabız yoklama mahiyetinde bir yöntem olup, istenirse nihai talebe dönüşebilir.

5-Hisse senetlerini halka arz eden A.Ş.’in sabit fiyatla talep toplama yöntemini seçmesi halinde, eğer talep>arz ise;

Her seferinde kalan toplam talebin kalan yatırımcı sayısına bölünerek bulunan ortalama miktara kadarki talepler, yatırımcının kendi önerdiği miktarın altında kalan miktarda alım yapmayacağı isteğine de uyularak karşılanır.

6- Hisse senetlerini halka arz eden A.Ş.’in FİYAT TEKLİFİ ALMA yöntemini seçmesi ve TOPLAM TALEP>ARZ OLAMASI halinde

Satıcı asgari fiyatı saptar, bu fiyatın üstündeki talepler dikkate alınarak azami fiyatlı tekliften başlamak üzere talepler karşılanır, ama en çok sayıda satış yapılması ilkesine uyulacak şekilde satış fiyatı her seferinde yeniden belirlenir.

7- Halka açık olmayan bir A.Ş. hisselerini halka arz ettiğinde ortaya çıkan ek satış hakkı;

Toplanan kesin talep> arz olası halinde bazı şartlara uyulması suretiyle satmaya karar verdiği ek miktardır. (Arzın %15’ini geçemez.).

8- Sermaye artırımı yoluyla halka açılmaya karar veren bir A.Ş. mevcut ortakların yeni pay alma haklarını kısıtlamadan kararını uygulamaya çalışırsa;

Bu bir halka arz sayılamaz

9- Kayıtlı sermaye sistemine tabi bir A.Ş. hisselerini halka arz etme kararını uygularken sonuçta satılamayan hisse senetleri kalmışsa;

öncelikle mevcut satın alma taahhütnamelerinin gereğini yerine getirir, artan payları iptal ettirir.

10- SPK kanunen belirtilen görevleri.

a) Sermaye piyasası araçlarının, ihracını, halka arz ve satışının şartlarını düzenlemek ve denetlemek,

b) İhraç veya halka arz olunacak sermaye piyasası araçlarını Kurul kaydına almak ve kamu yararının gerektirdiği hallerde sermaye piyasası araçlarının halka arz ve satışını geçici olarak durdurmak,

c) Sermaye piyasası araçlarının takası, saklanması ile sermaye piyasası kurumlarının ve sermaye piyasası araçlarının derecelendirilmesini düzenlemek ve denetlemek,

11- SPK kamu tüzel kişiliği haiz özerk bir kuruluştur.

12- SPK nın çeşitli kuruluşlarca önerilen adaylar arasından BKK ile 6 yıllığına atanan üyelerinden hiçbirini hükümet keyfi olarak azledemez.

13- En iyi Gayret Aracılığı;halka arz edilecek sermaye piyasası araçlarının izahnamede gösterilen satış süresi içinde satılmasını, satılamayan kısmın ise ihraççıya (satışı yapana) iadesini veya bunları daha önce satın almayı taahhüt etmiş üçüncü kişilere satılmasını ifade eder.

14- Halka arz kapsamındaki aracılık yüklenimi;satılamayanın tümünü/bir kısmını bedel satış süresi başında ödenerek satın alındığında bakiyeyi yüklenim, yine tümünü bir kısmını bedel satış sonunda ödenerek satın alındığında tümünü yüklenim olmak üzere dörde ayrılı.

15-Sermaye piyasası araçlarının alım satımına aracılık; İhraç edilmiş bulunan araçların aracılık sıfatıyla ve ticari amaçla alım-satımıdır.

17- Türev Araçların Alım-Satımına Aracılık;

Ekonomik ve finansal göstergelere, sermaye piyasası araçlarına, mala, kıymetli madenlere ve dövize dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri dahil türev araçların dayandığı kategoriler itibarıyla ayrı ayrı veya bütün olarak türev araçların alım satımına,

aracılık edebilirler.

18- SPK türev araçlarının alım satımına aracılıkta kendini gösteren çeşitli oyun ve manüplasyonları bildiği için; piyasa fiyatlarına bağlı günlük riskleri müşteri bazında kontrol eden ve gerekli teminatları hesaplayabilen bir bilgisayar sisteminin kurulup işletilmesini ve özet sonuçların Risk Bildirim Formu ile kurula bildirilmesini ister.

19- Türk mezuatına göre mali piyasa: Bir ülkede fon kullananlar ile fon arz edenler arasında fon akımlarını düzenleyen kurumlar, akımı sağlayan araç ve gereçler ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kurallardan oluşan yapıdır.

20- Para piyasası örgütlenmiş-örgütlenmemiş şeklinde ikiye ayrlırken, sermaye piyasası ayrılmamaktadır.

21- Hisse senetleri ve tahvillerin ilk kez sürüp ihraç edildiği piyasa birincil piyasadır.

22- Kıymetli Evrak:

Hakkın senede bağlı bulunduğu ve senetsiz ileri sürülemediği ve devrinin mümkün olmadığı senetlerdir.

Kıymetli evrakta;

a) Saklı hakkın talebi için senedin ibrazı, devri için senedin teslimi veya devri şarttır.

b) Az veya çok devir kabiliyetine sahiptir.

c) Şekil şartlarına tabi tutulmuştur.

23-Posta çeki kıymetli evrak olarak sayılmaz.

24- Türkiyade sermaye piyasası araçlarıyla bunlara ilişkin haklar İMKB Takas ve Saklama nezdinde kayden izlenir.

25- Adi Hisse Senedi: Esas sermayenin belirli sayıda ve eşit itibari değerlere bölünmüş parçasıdır.

26- SPY ya göre halka açık A.O sermaye piyasası aracını satış esnasında alıcıya teslim etmek zorundadır. Fakat bu hüküm bu tür hakkın kayden izleneceği hükmü ile çelişmez.

27- TTK ya göre KAR payı; sınırlandırılabilir.

28- Ortağın Mevcut Sermayedeki payı oranında arttırılan sermayeden yaralanmasını belirten rüçhan hakkı. Kar ve tasfiye payına katılma gibi kazanılmış bir hak değildir.

29- Hisse senedinin msali sorumluluğu; Eğer taahhütname imzalamamışsa tamamı ödenmiş sermaye bakımından sıfırdır.

30-Pay sahibi sayısının 250 den fazla olduğu ortaklıklar; hisse senetlerini halka arz etmeseler bile- hisse senetleri halka arz olunmuş sayılır ve bu ortaklıklar, halka açık anonim ortaklık hükümlerine tâbi olurlar. (SPK md. 11)

31-kayıtlı sermaye sistemine bağlı ortaklık; sadece sermaye artırımı açısından SPK ya tabidir.

32-Tasfiye Bakiyesine Katılma Hakkı: sermayeye iştirak oranıyla kısıtlanmış olup, tasfiye bakiyesi pozitif olduğu taktirde işlerlik kazanır.

33- İhraç Fiyatı:Hisse senetlerinin, şirket tarafından çıkarılışı aşamasında satışa sunulduğu fiyattır.

34- Hisse Senedinin Borsa Fiyatı: Borsada işlem görmeye başlayan hisse senetlerinin, borsadaki arz ve talep koşullarına göre oluşan fiyatıdır. Borsanın işleyişine göre fiyatlar günlük olarak belirlenir ve açılış, kapanış, en düşük, en yüksek, ortalama günlük fiyat gibi türlere ayrılır.

36- Bir İşletmenin Gerçek Değeri; teoride adil fiyat olarak bilinen fiyat üzerinden yapılan değerlendirmenin sonucu olan değerdir.

37- Esas sözleşme ile imtiyazlı hisselere kârdan belli oranda özel temettü dağıtımı öngörülebilir, rüçhan hakkı kullanımında, oy hakkında, tasfiye sonucuna katılmada, organ üyeliklerine aday göstermede v.s. bazı ayrıcalıklar tanınabilir.

37- bedelli artırıma konu olan hisseler ya kuruluş aşamasında çıkarılırlar ya da sermaye artırımlarında, rüçhan hakkı kullanımıyla eski ortaklar tarafından veya halka arz yoluyla üçüncü kişiler tarafından satın alınırlar. Bu hisseler karşılığında ortaklık dışı kaynaklardan ortaklığa ödeme yapılmış olur.

38- Bedelli artırıma konu olan hisseler;

Yeni taahhüt veya ödeme yolu ile çıkarılan, diğer bir deyişle bedelli artırıma konu olan hisseler ya kuruluş aşamasında çıkarılırlar ya da sermaye artırımlarında, rüçhan hakkı kullanımıyla eski ortaklar tarafından veya halka arz yoluyla üçüncü kişiler tarafından satın alınırlar. Bu hisseler karşılığında ortaklık dışı kaynaklardan ortaklığa ödeme yapılmış olur

39- Yedek akçe, dağıtılmamış kar, yeniden değerleme değer artış fonu, gayrimenkul satış kazançları veya iştiraklerdeki değer artışlarının sermayeye eklenmesi nedeniyle çıkarılacak hisse senetleri için yeni bir ödeme veya yeni bir taahhüde gerek yoktur.

40-Nominal Değerinden Düşük Bir Bedelle; hisse senedi ihraç edilmesine mevzuat izin vermemekte dır.TTK 286 (primsiz Hisse senedi)

41-primli hisse senedi ihracından kaynaklanan emisyon primi vergiye tabi değildir.

42-Kurucu Hisse Senedi; belli bir sermaye payını temsil etmediği gibi, şirketin yönetimine katılma hakkını da vermez.

43-İntifa Hisse Senedi; , şirket genel kurulunun alacağı kararla bazı kimselere çeşitli hizmetler ve alacak karşılığı olarak kuruluştan sonra verilen ve sermaye payını temsil etmeyen hisse senetleridir.

44-Hisse senedi Türevleri;

Kâr ve Zarar Ortaklığı Belgeleri (KOB)

Katılma İntifa Senetleri (KİS)

Oydan Yoksun Hisse Senetleri (OYHS)

45- Şirketin Çıkardığı Tahvil; Sabit getirili bir menkul kıymettir.

46- Tahviller; Faiz, Vade, ve İhraç şartları bakımından TCMB Kanunu ile Tebliğlerine Tabidir.

47-Tahvil; Halka Arz Edilmeksizin İhraç Edilebilir.

48- Halka Açık anonim ortaklıkların ihraç edebilecekleri tahvil ve sermaye piyasası aracı niteliğindeki diğer borçlanma senetlerinin toplam tutarı, çıkarılmış veya ödenmiş sermaye ile yedek akçeler ve yeniden değerleme değer artış fonu toplamından varsa zararların indirilmesinden sonra kalan miktarı geçemez.

Tahvil İhraç Tavanı= (Çıkarılmış/Ödenmiş Sermaye + Yedek Akçe + YDDAF) – Zararlar

49-Halka Açık Olmayan A.Ş.’de Tahvil İhraç Tavanı:

Tahvil İhraç Tavanı= (Çıkarılmış/Ödenmiş Sermaye + Yen. Değ. Değer A. Fonu) – Zararlar

50-Hazine garantili tahviller, özelleştirme kapsamına alınanlar dahil KİT tahvilleri, mahalli idareler ve bunlarla ilgili özel mevzuat uyarınca faaliyet gösteren kuruluş, idare ve işletmelerin tahvil ve sermaye piyasası aracı niteliğindeki diğer borçlanma senedi ihraç limitleri Bakanlar Kurulu’nca belirlenir

51- Halka arz edilmeksizin çıkarılan sermaye piyasası aracı niteliğindeki olan borçlanma senetleri toplamı, halka arz limitinden düşülür.

52-)*Primli Tahviller:

Nominal değerinden daha aşağı bedelle satışa çıkarılan tahvillere primli tahvil denir.

53- Tahvillerin satışını teşvik etmek için faiz ve erken satış priminden başka para ikramiyeleri de verilebilir. Ancak her ne isim altında olursa olsun, alıcılara sağlanacak menfaatler tahvilin itfa tablosunda belirtilen faiz ödeme tutarının içindedir.

54- Türk Piyasasında tahvillerin yalnız hamiline olarak ihraç edilmesi gelenekselleşmiştir

55- Paraya Çevrilme Kolaylığı Olan Tahvil; 2-5 yıl arasında belli bir plana göre itfaya tabi tutulan tahvildir.

56- Türkiye’de Değişken Faizli Tahvil Çıkarma İmkanı;Tebliğe göre faiz ödemeleri 3- 6 aylık ya da 1 yıllık dönemler itibariyle kuponlara bağlı olarak yapılabilir.

57- )*İndeksli Tahviller (Indexed bonds); Anaparayı korumakta, dövize ya da altına indeksli tahviller daha güvenceli olmaktadır. Bu tip tahvillerde ihraç tarihi ile vade günü arasında altın fiyatlarında ya da belli bir dövizin kurundaki artış yüzdesine göre anapara arttırılarak tahvil sahibine ödenir.

58-Tahvil Türevleri;

Rüçhan Haklı Tahviller

Kâra İştirakli Tahviller

Hisse Senetleriyle Değiştirilebilir Tahviller (HDT)

59- Kâra İştirakli Tahviller

Faiz ve buna ek olarak tahvil tertibi için belli edilen kar payı yüzdesine göre hesaplanan tutardan tahvile düşecek payın ödenmesi,

Kâr payının faizden daha az olması halinde faiz ödenmesi; faiz getirisine eşit veya daha fazla kar payı tahakkuk etmişse, kar payının ödenmesi.

Bir faiz öngörülmeksizin tahvil tertibi için belli edilen kâr payı yüzdesine göre hesaplanan tutardan tahvile düşen payın ödenmesi.

60- Hisse Senetleriyle Değiştirilebilir Tahviller (HDT); HDT bu amaçla sermayeyi temsil eden hisse senetleriyle değiştirme hakkı veren ve değiştirme süresi sonunda şirketin elinde kalan değiştirilmemiş tahvillerin itfada FAİZ ANAPARA ödemesine Hak kazandığı bir Tahvildir.

61- Tahvilin İhraç Değeri: (Nominal değer – %5 Kanuni indirim + Erken satış primi)

62-Tahvilin Piyasa Değeri; anapara + son faiz ödemesinden beri işlemiş günlük faiz) toplamı civarındadır.

64-Tahvilin Primli İşlem Görmesi İçin; . Tahvilin nominal faiz oranının cari piyasa faiz oranının üstünde olması gerekir.

65- Tahvilde kesin bir vade vardır, bu vade sonunda tahvil sahibi ile şirket arasındaki hukuki ilişki sona erer.

Hisse senedinde vade olmadığı gibi, hisse senedi sahibi ile şirket arasındaki ilişki ebedidir, sadece hisse senedinin sahibi değişebilir.

66- Bir şirketin çıkarabileceği hisse senedi sayısı (halka açık şirketlerde SPK izni hariç) hiçbir kayda tabi değildir. Şirketlerin çıkarabilecekleri tahvil miktarı sınırlıdır.

67-Gelir Ortaklığı Senedi: Kamu İktisadi Kuruluşları ve İktisadi Devlet Teşekkülleri dahil olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarına ait altyapı tesislerinin gelirlerine gerçek ve tüzel kişilerin ortak olmaları için çıkarılacak senetlere denir.

68- Gelir ortaklığı senetleri, hukuki statüsü itibariyle adındaki "ortaklık" ibaresine rağmen, değişken faizli bir tahvil özelliği taşımaktadır. İstenildiği an paraya çevrilebilir, genellikle üç veya beş yıl vadelidir.

69-)*Banka Bonoları

Kalkınma ve Yatırım Bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip Kurulca kayda alınmasını müteakip ihraç ettiği emre veya hamiline yazılı bir sermaye piyasası aracıdır. Banka bonolarının vadesi en az 60, en çok 720 gün olmak üzere satış sırasında belirlenerek tanzim anında bono üzerine yazılır.

70- Banka Garantili Bonolar

Kalkınma ve Yatırım Bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatı ile düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri emre muharrer senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ve Kurulca kayda alınmasını müteakip ihraç edilen bir sermaye piyasası aracıdır. Satış tarihi itibariyle vadelerine en az 60, en çok 720 gün kalmış olması gerekir.

71- Finansman Bonoları

İhraççıların borçlu sıfatıyla düzenleyip Kurul kaydına alınmak suretiyle ihraç ederek sattıkları emre veya hamiline yazılı menkul kıymet niteliğindeki kıymetli evraktır.

73- Menkul kıymetleştirme:

Çok sayıda borçlunun bulunduğu, belli bir zamana yayılmış ve belgelenmiş alacak kalemleri ile aktifin diğer bir bölümünü oluşturan duran varlıkların menkul kıymet haline getirilerek alım satımının yapılabilmesi söz konusu olabilmektedir.

74- Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler (VDMK):

ihraççıların kendi ticari işlemlerinden doğmuş alacakları veya temellük edecekleri alacaklar karşılığında, Kurulca kayda alınarak ihraç edebilecekleri kıymetli evraktır (Burada "temlik", alacağın devredilmesi; "temellük" ise alacağın devralınması olarak düşünülebilir).

75-VDMK’i İhraç Edebilecekler.

a) Bankalar,

b) Finansal kiralamaya yetkili kuruluşlar,

c) Genel finans ortaklıkları,

d) Gayrimenkul yatırım ortaklıkları,

e) Finansman şirketleri olabilirler.

76- Bankalar ile Genel Finans Ortaklıkları, kanunda belirtilen alacakları temellük ederek, bu alacaklar karşılığında varlığa dayalı menkul kıymet ihraç edebilirler.

77- VDMK’ler itfa edilinceye kadar, bunların karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar, başka bir amaçla tasarruf edilemez, rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez. (SPK md.13/A)

78- Gayrimenkul Sertifikaları

Gayrimenkul sertifikası, ihraççıların bedellerini inşa edilecek veya edilmekte olan gayrimenkul projelerinin finansmanında kullanılmak üzere ihraç ettikleri, nominal değeri eşit hamiline yazılı menkul kıymettir.

79- Borsaya üye olabilecek, yani Borsada işlem yapabilecekler SPK’dan faaliyetleri için Yetki Belgesi almış;

a) Yatırım ve kalkınma bankaları,

b) Ticari bankalar,

c) Aracı kurumlar’dır.

80- Genel Kurul

Genel kurul borsa üyelerinden meydana gelir

81- Sermaye Piyasası Faaliyetlerinden en az biri için yetki almış aracı kurumlar,

Anonim ortaklık şeklinde kurulmuş olmaları,

Hisse senetlerinin tamamının nama yazılı olması,

Hisse senetlerinin nakit karşılığı çıkarılması,

Esas sözleşmelerinin SPK kanunu hükümlerine uygun olması,

82- Aracı Kurumların sermaye yeterliliği tabanı Bulunurken öz sermaye toplamından aşağıdaki kalemler düşülür.

Maddi duran varlıklar (net),

Maddi olmayan duran varlıklar (net),

Finansal duran varlıklar,

Diğer duran varlıklar,

Müşteri sıfatı ile olsa dahi, personelden, ortaklardan, iştiraklerden, bağlı ortaklıklardan ve sermaye yönetim ve denetim açısından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili bulunulan kişi ve kurumlardan olan teminatsız alacaklar ile bu kişi ve kurumlar tarafından ihraç edilmiş ve borsalarda ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmeyen sermaye piyasası araçları.

83- Asgari öz sermaye yükümlülüğü; Faaliyet türlerine göre derecelendirilmiştir.

84- Pozisyon Riski:

Varlıkların ihraççısından veya bu varlıkların işlem gördüğü piyasalarda oluşan fiyat dalgalanmaları ile alacak ve borçların cari değerlerindeki değişmelerden kaynaklanan riskleri ifade eder.

85- Likidite yükümlülüğü, aracı kurumların en az kısa vadeli borçları kadar dönen varlık bulundurmalarını ifade eder.

86- İMKB bünyesindeki Bankalar Arası Döviz Piyasası Bir Spot Piyasadır.

87- VADELİ İŞLEMLER PİYASALARI (TÜREV PİYASALAR) ilerideki bir tarihte teslimatı veya nakit uzlaşması yapılmak üzere herhangi bir malın veya finansal aracın, bugünden alım satımının yapıldığı piyasalardır.

88-Türk Mevzuatına Göre Türev Piyasada – Forward, Swap, Futures ve Opsiyon piyasa.

89- Türk Mevzuatında: Vadeli işlem sözleşmesi kavramı FUTURES, OPSİYON kavramı da OPTİONS sözleşmelerini ifade eder.

90- Vadeli işlem organize piyasada gerçekleşir, ürünler standarttır, takas garantisi bulunurken-Forward sözleşmelerinde bu imkanlar yoktur.

91- İMKB Vadeli İşlemler Piyasası’nda işlem gören döviz üzerine vadeli işlem sözleşmesinin standart unsurları Borsa tarafından aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:

Sözleşme Büyüklüğü: 100,000 $

Sözleşme Vadesi: En yakın ay ve Mart döngüsünün ilk ayı.

Fiyat Adımı: 1,000 TL

Fiyat Marjı: % 20

Başlangıç Teminatı: 30 Milyar TL (düz pozisyon için) 15 Milyar TL (yayılma pozisyonu

92- İMKB Vadeli İşlemler Piyasası’nda ilk ve tek ürün olarak fiziki teslimatı olmayan nakit TL uzlaşmaya dayalı döviz üzerine vadeli işlem sözleşmesidir. u sözleşmenin standart unsurları;

Sürdürme Teminatı: Başlangıç teminatının % 80’i.

Vade Sonu: İlgili ayın sondan ikinci iş günü.

Son İşlem Günü: İlgili ayın sondan üçüncü işgünü

Son Gün Uzlaşma Fiyatı: Vade sonunda uzlaşma fiyatı, TCMB tarafından bir önceki işgününde saat 15:30 itibariyle açıklanan gösterge niteliğindeki döviz kuru üzerinden tespit edilir ve takas işlemleri tamamlanır.

93- Başlangıç Teminatı: Vadeli işlem piyasalarında işlem yapıldığında (alım ve satım emirlerinin karşılanması), söz konusu işlemin tescili için takas merkezi hesabına yatırılması zorunlu olan ilk teminata, başlangıç teminatı denir. Başlangıç teminatı genel olarak kolay paraya çevrilebilir menkul kıymet ve nakitten oluşur.

Sürdürme Teminatı*: Her seans sonrası yapılan güncelleştirme sonucu, sözleşme taraflarının başlangıç teminatlarının belirli bir seviyeye kadar gerilemesine izin verilebilir. Söz konusu güvenlik seviyesine, sürdürme teminatı denir.

) Değişim Teminatı: Sürdürme teminatı düzeyine gerileyen başlangıç teminatının, yeniden eski seviyesine çıkarılması için vadeli piyasalarda, zarar eden taraftan istenen tutara değişim teminat (variation margin) denir

94-Vadeli İşlem Sözleşmesinin Büyüklüğü: Sözleşmeye konu ürünün standartlaştırılmış minimum işlem miktarıdır.

95- Borsada Vadeli İşlem Sözleşmesinin Uzlaşma Fiyatı: Sözleşme türü bazında belirlenen ve hesap bazında günlük kar/zarar ve teminat yükümlülüklerinin hesaplanmasında kullanılan fiyattır.

96- 20 aralıkta teminat hesabında 2,500 milyon değil, 3,500 milyon TL olması, dolayısıyla 1,500 milyon TL’lik değişim teminatının yatırılmaması gerekirdi.

97- Günlük Fiyat Hareket Limitleri: Vadeli işlem sözleşme fiyatının bir gün içinde aşağı veya yukarı doğru hareket edeceği fiyat bandıdır

98- Pozisyon Limitleri: Vadeli işlem sözleşmesinde bir firmanın veya hesabın sahip olacağı maksimum pozisyon sayısıdır.

99-Vadeli işlem sözleşmesinde uzun veya kısa pozisyon tutan yatırımcı, açık pozisyondadır. Uzun pozisyonu olan yatırımcı kredili alış işlemi, kısa pozisyonu olan yatırımcı ise açığa satış işlemi yapmış gibidir

100- İMKB üyelerinin yatırmak zorunda oldukları Toplam Teminat Tutarı, Maktu Teminat, Lot Altı Teminat, Oransal Teminat ya da Ortalama Teminat ve Munzam Teminat tutarlarının toplamından oluşmaktadır.

Toplam Teminat = Maktu T. + Oransal – Ortalama T. + Munzam T.+ Lot Altı T.

101- Halka arz işleminin Borsa’da yapıldığı piyasa “Birincil Piyasa” olarak adlandırılmıştır. Ancak , Blok Satış Şeklinde gerçekleşen birincil piyasa işlemleri Toptan Satışlar Pazarında yapılmaktadır. Ayrıca Borsa da birincil piyasa işlemleri hisse senetleri borsada işlem gören ve görmeyen şirketlere göre farklılaştırılmıştır.

102- İMKB’de İşlem Gören Şirketlerin Hisse senetleri Birincil Piyasada Şu İşleyiş Esaslarına Tabi Olur.

Öncelikle rüçhan hakkının kullanımından arta kalan miktar işleme tabi tutulur. İkinci adımda, üye özel emir asgari miktarını belirtir. Bundan sonra, satışa aracılık eden üye seansın ilk 5 dakikası içinde fiyat ve miktar belirtmeye mecburdur. Bu süre içinde değişik alım fiyatları ve miktarları da bildirilir. Uygunluk sağlananların satış işlemi bağlanır. Seansın son 5 dakikası içinde o ana kadar biriken özel emir fiyatına eşit ve daha iyi fiyatlı lot işlemlerini satışa aracılık eden kurum karşılamak zorundadır. Bu diğer üyeler yapılan bir satış işlemidir.

103-İMKB’de İkincil Piyasa İşlemleri

Şirketlerin kasasına nakit girişi sağlamayan sadece menkul kıymetlerin sahiplerinde değişiklik yaratan işlemler ise ikincil piyasa işlemleri olarak Borsa’da Ulusal Pazar, Bölgesel Pazar, Yeni Şirketler Pazarı ve Gözaltı Pazarı bünyesinde gerçekleştirilmektedir.

104- Bir menkul kıymetin, ilgili olduğu pazarda, işlemlerinin başlatıldığı an ile bitirildiği an arasında geçen süre “Seans” olarak adlandırılır.

105- Borsa’da işlem gören menkul kıymetler, her gün belirli saatler arasında alınıp satılmaktadırlar. Bu işlem sürecine "Borsa Seansı" adı verilmektedir

106- İMKB İşlem Yöntemi: Seans öncesinde alınmış olan emirlerin ilgili oldukları seansa aktarılmasından sonra emirler sürekli müzayede ortamında, fiyat ve zaman öncelikleri ile işleme tabi tutulmaktadır. Sisteme gönderilen emirlerden sistemdeki diğer üyelerin girdiği emirlerle veya kendi içerisinde eşleşerek işlem görenler dışında kalanlar, öncelik kurallarına uygun olarak pasifte yerlerini almakta Geçerlilik süresi 1 gün olarak tanımlanan emirler 1. Seansta işlem görmediği veya iptal edilmediği takdirde, ikinci seansta da pasifte yer alacaktır.

107-Emir-İşlem Kuralları

“1. Seans Elektronik Emir İletimi” sırasında sadece Ulusal, Bölgesel ve Yeni Şirketler Pazarında işlem gören hisse senetlerine Limit Fiyatlı Normal emir girişine izin verilmektedir. “2. Seans Elektronik Emir İletimi” sırasında ise Ulusal, Bölgesel ve Yeni Şirketler Pazarı’nın yanı sıra Gözaltı Pazarı’nda da işlem gören hisse senetlerine Limit Fiyatlı Normal emir girişine izin verilmektedir.

108- Ulusal Pazar

İ.M.K.B.’nine temel pazarı olan Ulusal Pazar, Borsa kotunda bulunan ve asgari tedavül kriterlerine haiz şirketlerin hisse senetlerinin işlem gördüğü pazardır.

109-Bölgesel Pazarlar (Kot Dışı Pazar)

Ülkemizde küçük ve orta ölçekli şirketlerin sermaye piyasalarından yararlanmalarını sağlamak ve teşvik etmek amacıyla, İMKB bünyesinde “Bölgesel Pazar” kurulmuştur

110- Borsa İşlem Gören Şirketlerin Hisse Senetlerinin Toptan Satışlar Pazarında Satılması Halinde, Yasal Bazı Ön Şartların Sağlanması Kaydıyla Tabi Olduğu İşlem Fiyatı:

Anlaşma/Başvuru başvuru tarihinden önceki 15 günde borada oluşan günlük fiyatların ağırlıklı ortalamasına +/-%20 marj uygulanarak bulunacak aralıkta olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

111- İMKB de hisse senetlerinin satımında Çoklu Fiyat Yöntemi uygulanır. Buna Göre:

Sisteme gönderilen alış ve satış emirlerinin seans boyunca farklı fiyat seviyelerinde eşleşebilmesi, dolayısıyla aynı seans içinde farklı fiyatların oluşması nedeniyle bu yönteme “Çok Fiyat Yöntemi” denir.

112- İMKB hisse senetleri piyasasında;

Şirketlerin ana sözleşmelerine dayanarak, belirli tertip hisse senetlerine farklı oranda kâr payı (temettü) dağıtmaları, farklı oy kullanım hakkı tanımaları veya farklı zamanlarda yapılan apel ödemeleri söz konusu olduğunda aynı hisse senedi gruplarından ayrı özellikte olanlarının her biri için ayrı pazar açılabilmektedir.

113-) İşlem Hacmi

Her sözleşmedeki hisse senedi sayıları ile işlem fiyatının*çarpılması sonucu bulunan miktarın o tür itibariyle toplamıdır.

114- Baz Fiyat: menkul kıymetin en son işlem gördüğü seanstaki ağırlıklı ortalama fiyatının en yakın fiyat adımına yuvarlanması ile elde edilir.

115- Fiyat Önceliği Kuralı:

Daha düşük fiyatlı satım emirleri, daha yüksek fiyatlı satım emirlerinden; daha yüksek fiyatlı alım emirleri daha düşük fiyatlı alım emirlerinden önce karşılanır.

116- Zaman Önceliği Kuralı :

Fiyat eşitliği halinde, sisteme zaman açısından daha önce kaydedilen emirler öncelikle karşılanır.

117- Bir defada sisteme girilebilecek her loğ emri 1 Trilyon TL işlem değeri ile sınırlandırılmıştır. Ancak, özel emirlerde 1 Trilyon TL lif bu sınır uygulanmamaktadır.

118- Limit Fiyat:

Fiyat ve miktarın girildiği emirlerdir. İşlem kısmen veya tamamen olmazsa, gerçekleşmeyen kısım ekranda pasif olarak görünür.

119- Kalanı İptal Et Emiri*:

Fiyat ve miktarın girildiği emir olup, işlem kısmen veya tamamen olmazsa gerçekleşmeyen kısım ekranda pasif olarak görünür.

120-Özel Emirler:

Yönetim Kurulu tarafından, menkul kıymet bazında belirlenen hisse sayısını aşan ve başka bir özel emir ile eşlendiğinde eksper onayıyla gerçekleştirilen, bölünmez bir bütün olarak işlem gören emirlerdir.

121- Tek Üyenin Taraf Olduğu İşlemler

Üyenin girdiği emir kendisinin pasif (beklemekte olan) emri ile karşılaştığında, sistem emri çapraz emir dosyasına aktarır ve bir süre beklemeye alır. Bu sürede başka bir üyenin aynı fiyat seviyesinde emri gelmez ise, sürenin sonunda sistem çapraz işlemi gerçekleştirir ve işlem tescil edilir.

122-“Kredili Menkul Kıymet İşlemlerine Konu Olan Menkul Kıymet Listesi” İMKB pazarlarında işlem görme şartlarını sağlayan tüm şirketlerin hisse senetlerinden oluşturulurken.

“Açığa Satış İşlemlerine Konu Olan Menkul Kıymetler Listeleri” ise üçer aylık dönemler itibariyle güncelleştirilen İMKB Ulusal-100 Endeksi’ne dahil olan hisse senetlerinden oluşturulmaktadır.

123-Kredili Menkul Kıymet İşlemleri

Kredili menkul kıymet işlemleri bir aracı kuruluş nezdinde müşteri adına kredi hesabı açılması koşulu ile müşteri ve aracı kuruluş arasında yapılacak sözleşme hükümleri çerçevesinde, menkul kıymet alınmasını ifade eder.

124- Kredili Menkul Kıymet Satın Alınması İşleminde Müşteri kredili menkul kıymet işleminde, asgari %50 oranında özkaynak (nakit/döviz/hazine bonosu vb.) peşin olarak yatırmak zorundadır.

124- Kredili Menkul Kıymet Satın Alınmasında Müşteri İşlemin Devamı Boyunca Özkaynağını (= menkul kıymetlerin belirlenen cari piyasa değereleri ile bu menkul kıymetlere ödenen kar payı, faiz ve benzeri gelirler toplamından verilen kredi tutarının ve kredi faizlerinin düşülmesi suretiyle hesaplanan miktar) satın alınan menkul kıymetlerin cari piyasa değerinin en az %35’i oranında korumalıdır.

125-Özkaynak Tamamlama Bildirimi

Aracı kuruluşlar müşterilerinin Kredi Hesabındaki özkaynak oranı özkaynak koruma oranının altına düştüğü takdirde, müşteriye özkaynak tamamlama bildiriminde bulunurlar

126- Kredili menkul kıymet işlem sözleşmesi, kredili işleme konu olan menkul kıymetlerin müşteri emri ile satılması ve/veya kredinin müşteri tarafından nakden ödenmesi halinde sona erer.

127-Açığa Satış İşlemleri

Açığa satış işlemi, sahip olunmayan menkul kıymetlerin ödünç alınmak sureti ile satılmasını ifade eder. Açığa satış işleminin yapılabilmesi için, aracı kuruluş nezdinde her müşteri için bir kredi hesabının açılması ve müşteri ile açığa satış çerçeve sözleşmesi düzenlenmesi zorunludur

128- Açığa satış işlemi yapacak olan müşteriler, açığa sattıkları menkul kıymetlerin cari piyasa değerinin en az %50’sini nakit veya cari piyasa değerleri bu oranı karşılayan menkul kıymetler cinsinden peşin olarak yatırmak zorundadırlar.

129- Açığa Satış İşlemlerde Fiyat Sınır

Açığa satış işlemi, açığa satışa konu olacak menkul kıymetin, en son gerçekleşen işlem fiyatından daha yüksek bir fiyat üzerinden yapılır

130- Menkul Kıymetlerin Ödünç İşlemi

Menkul kıymetlerin ödünç işlemi, çerçeve sözleşmesinde belirlenen esaslar dahilinde, ödünç veren tarafından açığa satış amacıyla ödünç alan tarafa, belirli bir dönem için menkul kıymetlerin verilmesi ve aynı cins menkul kıymetlerin mislen geri alınmasını ifade eder.


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy