Amerikyum

06 Kasım 2007

KAYNAK: MEYDAN LAROUSSE

KONU: AMERİKYUM

Transuranyum ana maddeleri serisinde plutonyum’u izleyen doksan beş atom numaralı kimyevi elemente verilen isim.

Tabiatta bulunmayan Amerikyum çekirdek enerjisi üzerindeki çalışmalar esnasında uranyumun alfa tanecikleriyle bombardımanı neticesinde 1945’te Seaborg ve yardımcıları tarafından elde edilmiştir. Bu element ve hidroksiti tartılabilecek miktarda, Cunningham tarafından tecrit edilmiştir. Kütle adeti 241 olan atom beş yüz sene kadar periyotlu bir radyo aktıflık gösterir. Kimyevi özellikleri daha önce belirtilen elementlerinkine çok benzer. Başka bir takım izotoplarda hazırlanmıştır.

KAYNAK :GROLIBELIER INTERNATIONAL AMERİKANA

KONU: AMERİKYUM

Periyodik çizelgenin aktinitler dizisinde yer alan radyo aktif element. Uranyumdan ağır bir element olan amerikyumun simgesi Am atom sayısı 95 en durağan izotopunun atom ağırlığı 243’tür. Doğada bulunmaz ;ilk olarak 1944’te bilim adamları tarafından plütonyum – 239’un helyum iyonlarıyla sıkıştırılmasından amerikyum –241 izotop halinde elde edilmiştir. Bilinen izotoplarının numaraları 237’den 246’ya kadar değişir; tümü radyoaktiftir. En durağan izotopu amerikyum 243’ün yarı ömrü 370 yıldır. Kullanıla bilir miktarda 241 Am plütonyum –242’in nükleer reaktörlerde bombalanmasıyla elde edilir. 241 Am ,güçlü gama ışınımı yayması nedeniyle radyografide bazı ölçümlemelerde kullanılır.

KAYNAK: ANA BİRTANNİCA

KONU:AMERİKYUM

Periyodik tablonun 3 b grubundaki aktinitler dizisinde yer alan yapay olarak elde edilen kimyasal element. Doğada varlığı saptanamayan amerikyum 1944’te Glenn T. Seaborg ,Ralph A. James, Leon o. Morgan ve Albert Ghiorso tarafından bir nükleer reaktörde plütonyum 239’dan (atom numarası 94) amerikyum- 241 izotopu halinde elde edilir. Bulunan dördüncü uranyum ötesi element (atom numarası 96 olan küriyum bundan birkaç ay önce bulunmuştu) olan amerikyum gümüş beyazlığında bir metaldir. Ve oda sıcaklığındaki kuru havada çok yavaş kararır. Kolay elde edile bildiği için en önemli izotopu amerikyum –241’dir; bu izotop plütonyumdan elde edilmiş ve saniyede akışkan yoğunluklarının ölçümünde, kalınlık ölçmede uçak yakıtı göstergelerinde ve uzaklık algılayıcı aygıtlarda kullanılmıştır; bu uygulamaların hepsine amerikyum – 241’in gamma ışımasından yararlanılır. Amerikyum bütün izotopları radyoaktifliktir. Amerikyum –241’in yarı ömrü 458 yıl iken en kararlı izotopu olan amerikyum –243’ün yarı ömrü 7.370 yıldır ve bu nedenle kimyasal ayrıştırmalar için daha elverişlidir.

Amerikyumun oksijenle tepkimesinden dioksit (AmO2) hidrojenle tepkimesinden hidrür (AmH2) oluşur. Amerikyum çok az miktarda da olsa iyon halinde elde edilebildiğini gösteren Am+2 iyonunu varlığı lantenitler dizisinde yer alan ve +2 değerli durum indirgene bilen evropiyum ile amerikyum arasındaki benzerliği ortaya koyar. Amerikyumun +3 ten +6’ya kadar dört yükseltgenme durumu vardır; asitli sulu çözeltilerde Am+3 pembe, Am+4 açık pembe (çok kararsız), AmO+ sarı AmO+2 açık

2 2

kahverengidir. En yaygın olan

+3 değerliği durumunda bu element, aktinitler ve lantanitler dizisindeki öbür elementlere çok benzer.

Çağdaşlığın Simgesi

06 Kasım 2007

ÇAĞDAŞLIĞIN SİMGESİ

Yabancı bir ülkeye gitmenin en keyifli yanı o ülkenin kültürünü ve insanlarını keşfetmek, ortamlarına alışmaya çalışmak ve yeni tadlar tatmaktır. İngiltere, Avrupa’nın en ters ülkesi olarak bilinmesine rağmen, turistlere karşı çok sıcak bir yerdi. Sağdan giden trafiği, kırmızı otobüsleri ve kırmızı telefon kulübeleri, tarihi eserleri, müzeleri, kara bulutları seven iklimi, ilginç yemek tarzları ve kimi zaman gerektiğinden de fazla kibar olan, bebek mavisi gözlü insanları; İngiltere’yi kendine özgü ve eşsiz kılıyordu. Kurallarının ve yasalarının katı olmasına rağmen; insan, eksiksiz yürüyen bu düzen karşısında büyüleniyor ve en önemlisi insanların biribirlerine karşı olan saygısı, çağdaşlığın en güzel örneğini oluşturuyordu.

İngiltere, bana heyecan, şaşkınlık, mutluluk ve gurur gibi birçok farklı duyguyu yaşatmış ve çok değişik olan kurallarıyla yaşamayı ve kendi başıma ayakta durmayı öğretmişti. Londra’daki havaalanına iner inmez, grup liderimiz Deniz Abla, hemen kuralları anlatmaya başlamış ve bağırarak konuşmamamızı; gümrük memuruna karşı ciddi davranarak, soracağı soruları uygun bir şekilde cevaplamamızı öğütlemişti. Gümrük memuru öylesine ciddiydi ki, kendimi tarih sözlüsünde gibi hissetmiştim. Sabah kalktığımızda ise, kampüsün iki müdürü bizleri sınıflarımızda karşılamış ve kendilerini tanıttıktan sonra, gene birtakım kuralları daha karşımıza çıkarmışlardı. İlginç olan ise, kurallarının, Ankara’daki okulumuz TED’dekilerden çok farklı olmasıydı. “Baklavalı çorap giyme, küpe-kolye-bilezik takma, lacivert dışında kazak giyme” gibi sözlerin yerine; “Kampüs içinde uyuşturucu kullanmanız yasak, on altı yaşından küçükseniz sigara içmeniz yasak, kampüsten şehre izinsiz inmeyin, on sekiz yaş altıysanız içki satın almaya çalışmayın; çünkü cezası büyük!” gibi uyarıları işitmek bizi oldukça şaşırtmıştı. Bu kuralların yanında, kampüs içindeki alışkanlıklar da çok farklıydı. Yurtlarda kızlar ve erkekler aynı tuvaleti ve aynı duşları kullanıyorlardı. Bu duruma üç hafta içinde çok zor alışmıştık; çünkü sabah kalkıp pijamalarla tuvalete gittiğimizde, birkaç yabancı oğlanın yüzlerini yıkıyor olduğunu görmek, bizlere birazcık ters düşüyordu. Dünyanın farklı yerlerinden gelmiş birçok insanla, aynı çatı altında ve hep birlikteydik. Bu bizim için çok güzel bir deneyimdi ve farklı kültürlerden, farklı ırklardan, farklı ülkelerden gelsek de her birimiz, bütün öğrenciler aynıydık aslında. Bu bir ay süresince edindiğimiz arkadaşlıklar, bize değişik kültürleri tattırmış ve değişik ortamları tanıma fırsatı vermişti. Kampüste geçirdiğimiz en keyifli anlar ise, kahvaltı ve akşam yemeği ile akşam saat dokuzda yapılan aktivitelerdi. Kampüsteki bütün öğrenciler, akşamleyin saat yedide yemekhanede toplanıyor ve çok güzel bir sohbet ortamı oluşturuyorduk. Tek sorunumuz, yemeklerin neredeyse her gün aynı olmasıydı. Değişmeyen bu menüde, tavuk ve patatesin değişik sergileniş biçimleriyle karşılaşıyorduk, ama yine de hiç aç kalmamıştık ve Türkiye’de beğenmeyerek, seçtiğimiz yemekleri güzelce yemiştik. Bu durum, Türkiye’ye dönünce yaklaşık bir ay tavuk ve patates yemememe neden oldu. Ayrıca anneannem bana her, “Reçel ye Ezgicim, çok yararlı” dediğinde, ona sert bir direnişle karşı çıkar ve “Asla anneanne!” derdim; ancak İngiltere’de bir ay boyunca her sabah reçelli ekmek yemiştim, aç kalmamak için. Türkiye’ye dönünce bu duruma en çok gülen anneanem olmuştu ve ben de kendime çok güzel bir ders çıkarmıştım: Asla, asla deme…

İngiltere’nin bir başka özelliği de, dükkanlarının beşte kapanıyor olmasıydı. Türkiye’nin gece 10’a kadar açık olan ve ışıklarıyla tüm caddeyi aydınlatan dükkanlarından, alışveriş merkezlerinden sonra; erken kapanan dükkanlar, çoğu zaman bizi zor durumda bırakmış; büyük bir hevesle girdiğimiz alışveriş merkezlerinden gerisin geri dışarı çıkmak zorunda kalmıştık. “Soğuk insanlar” olarak anılan İngilizler’in ise birçoğunu çok sıcak bulmuştum. Dükkan sahibinden tutun, metrodaki gişe görevlisine, sokakta adres sorduğumuz insanlara kadar herkes çok nazik, yardımsever ve güleryüzlüydü. Derslere giren İngiliz hocalarımız, bize İngilizler’i ve İngiltere’nin niçin bu kadar ters olduğunu açıklayan birçok ilginç hikayeler anlatmışlardı. İngiltere’nin bu terslikleri çoğu zaman hoşuma gitmişti; ama beni en çok üzen güneşi görememekti. Türkiye’de her gün görmeye alışık olduğumuz güneşin aksine, sürekli kara bulutları görmek; itiraf etmeliyim ki insanı çok mutsuz edebiliyordu.

İngiltere’de Türkiye dilimden düşmemişti; Türkiye’de de İngiltere. Döndüğümüz günden itibaren, durmadan orada yaptıklarımızı, edindiğimiz arkadaşlıkları, şehrin güzelliğini ve özelliklerini anlatmıştım aileme, arkadaşlarıma. Güzel bir ülke, medeni insanlar, farklı bir kültürdeki bu ilk yalnız deneyim hayatım boyunca unutamayacağım bir anıyı oluşturuyordu…

Avrupa’da Türk Olmak

06 Kasım 2007

AVRUPA’DA TÜRK OLMAK

O gün hayatımda ilk kez çok farklı bir duyguyu tatmıştım. Hepimiz, gün boyu koşuşturmanın sonunda yorgunduk belki ama; içimiz kıpır kıpır, sevinç doluydu, umut doluydu. Türk gecesi için, büyük bir hevesle astığımız Türk bayraklarını yeniden görmek, içimi ürpertmişti. Kimimiz, hiç kimsenin tadına doyamadığı Antep fıstıkları ve rengarenk lokumları kampüsteki diğer ülkelerden gelen arkadaşlarımıza ve hocalarımıza ikram ediyor; kimimizse belki de bizi çoğu kez koruduğuna inandırılmış olduğumuz ve o akşam verilmeyi bekleyen nazar boncuklarıyla dolu masayı gözetliyor ve insanlara, nazar boncuğunun bizim için olan önemini anlatıyordu. Bunlardan en güzeli ise, sanki yeni birşey keşfetmiş çocuklar gibi, yabancı dostlarımızın Türkiye hakkındaki sorularını dinlemek, verdiğimiz cevaplara şaşkın bakışlarını seyretmekti. Onları, İstanbul’un, Antalya’nın broşürleriyle yalnız bıraktığımızda, konuşmalarındaki hayranlık, bize ilk defa gururu yaşatmıştı belkide, Türk olmanın gururunu…

Türk Gecesi’nin en iyi şekilde geçmesi için uğraşmış ve hiç kimsenin unutamayacağı bir gün geçirmiştik. Her gün birçok eleştiriye maruz kalan, önyargıyla yaklaşılan Türkiyemizi anlatmıştık Avrupalılar’a… Belki bizler de onlar gibi önyargıyla yaklaşmıştık Türkiye hakkında; ama o gece, bizimle birlikte bulunan 60 kişi gibi bizim de düşüncelerimiz değişmiş, değerini anlamıştık ülkemizin, yaşadığımız yerlerin… Çoğu insanın bahsettiği ancak anlayamadığımız vatan özlemini tatmıştık ilk kez…

Pek farkında olmasak da, dilimizden düşmemişti Türkiye hiçbir gün. Hele de İngilizler’in bizim ağız tadımıza uymayan yemeklerinden sonra, daha bir değerlenmişti gözümüzde anneannemizin yemekleri, mantılar, Türk kebabı. Güneşi özlemiştik, hergün yağan yağmurdan sonra. Nefret dolu bakışlarımızla cevap vermiştik; Türkiye aleyhine pankart açanlara…

Avrupa’daki Türklerdik, Avrupa’da ve Avrupa’lı Türkler…

Bir Bakışta Londra

06 Kasım 2007

BiR BAKIŞTA LONDRA Türkiye ile bazı benzerlikleri bulunmasına rağmen, farklı bir dünya gibi gelmişti Londra bana. Saatleri iki saat geri almakla birlikte, Avrupa’nın en gözde şehrine adım attığınızda, kendi büyülü dünyasına çekiyordu sizi. Bunu uçaktan bile farkedebilmek mümkündü, gecenin karanlığında ışıl ışıldı Londra…

İlk günlerde sanki bize “Hoşgeldiniz” diyerek kendini göstermiş olan güneş, ikinci haftamızda bizi İngiltere’nin alışılagelmiş yağmurlarıyla yalnız bıraktı. Bu hava değişimi, temmuzun ortasında sıkı sıkı giyinmemize, ilk girdiğimiz mağazalardan kazak almamıza, neredeyse saniyede bir hapşırarak, hergün aspirin yutmamıza neden olmuştu. Buna rağmen, Londra’ya varışımızın ertesi gününden, son günümüze kadar durmadan gezmiştik. İlk hafta, yolda yürümek bile bizim için bir maceraya dönüşmüştü adeta. Yollardaki uyarıları çoğu kez görmeyen bizler, alışmadığımız trafik düzeni yüzünden kaç kere ezilmenin eşiğinden dönmüş, İngiliz sürücülere zor anlar yaşatmıştık. Neyse ki, bu duruma çabuk alışmıştık. Üç buçuk hafta boyunca en önemli ulaşım aracımız olmuş olan “undergound”umuz, yani metro, bizim en eğlenceli oyuncağımız olmuştu. Kaybolmaya mahkum olduğunuz bu metroda, birçok İngiliz ile sohbet etmiş, Türkiye’yi anlatmıştık uzun yollar boyunca. Kimi zaman yorgunluktan uyuklamış, kimi zaman da bırakılan gazeteleri okumuştuk. Ne var ki, gazeteler çok sıkıcı gelmişti Türkiye’nin hergün değişen haberlerinden sonra..

Uzun yollar katederek gittiğimiz her yer çok güzeldi ve her gezimiz de çok eğlenceliydi. Tarihi yansıtan eski binalar insanı büyülüyor ve oyuncak arabalara benzeyen şirin kırmızı otobüsler ve kırmızı telefon kulübeleri Londra sokaklarını renklendiriyordu. Ülkemizde duymaya alıştığımız ezan seslerinden sonra, “Trafalgar Square” gibi ünlü meydanlarda duyduğumuz çan sesleri, tanımlayamadığım bir mutluluk veriyordu insana. İndirim diye bağıran mağazaların ise Türkiye’den pek bir farkı yoktu. Hatta, mağazalarının zevksiz olduklarını söylemek yanlış olmazdı. İngiltere’nin en büyük mağazaları olan “Harrods” ve “Miss. Selfridge” turistlerin ve tabii bizim de ilgi odağımız olmuştu. Şort ve uygunsuz kıyafet giymiş olan insanlar mağazaya alınmıyor ve birçok insan sırf Harrods’tan bir şeyler almış olmak için gereksiz şeylere tonlarca para harcıyordu. Bizler de, Harrods dışındaki birçok mağazanın indiriminden yararlanmış, dönüşte bavulumuzu zor kapatmıştık. Alışveriş merakımızın Türkler’in kanında olduğunu söylemişti annem bir keresinde…

Bu bir aylık kamp süresince, “Madame Tussaud”, “National Art Gallery” ve “Natural History Museum” gibi birçok müzeye gitmiş, ilginç şeyler görmüştük. Madam Tussaud müzesindeki mumyalar ile fotoğraf çektirmiş, ünlü ressamların resimlerini incelemiş ve bilim tarihini öğrenmiştik. Ünlü Victoria Tiyatrosunda müzikal izlemeye gitmiş, yarısında yorgunluktan uyumuş olmama rağmen çok eğlenmiştim. Ayrıca, Londra’nın tek ve muhteşem lunaparkı “Chessington”da başımız dönünceye kadar aletlere bindiğimiz hiç unutamam.

Bu gezdiğimiz yerlerin bana göre en güzeli, “Coventgarden” adlı çok ünlü bir meydandı. Bu meydanın özelliği, geçimlerini sağlayabilmek için, birçok insanın hiç hareket etmeden, heykel gibi saatlerce durmaları; bir kısmının ufak skeçlerle insanları güldürmeleri ve bir kısmının da uzak doğunun mistik müziklerini çalmasıydı. Bizler de, bu insanları seyrederken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor ve durmadan fotoğraf çekiyorduk. Ayrıca, Coventgarden’ın bir başka özelliği ise yakınında sabun fabrikasının bulunmasıydı. Fabrikadan içeri girdiğinizde, adeta nefes almak zorlaşıyor ve biribirinden farklı kokular insanın başını döndürüyordu. Hayatımda, hiç bu kadar ilginç bir yer görmemiştim!

Bu üç buçuk hafta süresince elimizden geldiğince gezmiş ve çok farklı yerler görmüştük. Gezip gördüğümüz bu yerler belki Londra’nın yarısını bile oluşturmuyordu ama, Türkiye’ye dopdolu, öğrendiklerimizi, gezdiğimiz gördüğümüz yerleri, edindiğimiz deneyimleri; ailemize, arkadaşlarımıza anlatma heyecanıyla dönmüştük. Bir dahaki sefere, keşfedemediğimiz yerleri keşfedebilme ümidiyle…

Altın)

06 Kasım 2007

ALTIN)

Doç. Dr. Ali KAHRİMAN

İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı

Araş. Gör. İlgin KURŞUN

İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü Cevher Hazırlama Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi

Anadolu’da binlerce yıl önce üretildiği bilinen altın, çok eski çağlardan bu yana, sahip olduğu temel işlevleriyle, en gözde metallerden birisi olmuştur. Altının bu önemli işlevlerini, ziynet eşyası olarak kullanımı, servet biriktirme ve mübadele aracı oluşu yanında kolay işlenebilme özelliği, dayanıklılığı ve pek çok endüstri dalında yaygın kullanımı teşkil etmektedir. Ziynet eşyası olarak sahip olduğu önem, bir ölçüde toplumsal kültür tarafından belirlenmekle birlikte, altının servet biriktirme aracı olarak ekonomideki fonksiyonu daha evrensel bir karakter taşımaktadır. Bununla birlikte 2. Dünya savaşı sonrasında dünya ekonomisindeki ve finans piyasalarındaki gelişmeler, özellikle gelişmiş ekonomilerde altının bir servet biriktirme aracı olarak sahip olduğu önemi büyük ölçüde geriletmiştir. Ancak, bununla birlikte az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde servet biriktirme fonksiyonuyla altın hala önemini korumaktadır.

Altın, bütün dünyada olduğu gibi, çok eski dönemlerden beri Türk halkının da en gözde ziynet eşyası ve servet biriktirme aracı olmuştur. Ziynet eşyası olarak altına verilen önem, bugüne kadar hiç altın madenciliği yapılmayan ülkemizde altın işleme sanatının gelişmesine yol açmış ve altını önemli bir geçim kaynağı haline getirmiştir. Özellikle son yıllarda gelişen turizm hareketlerine bağlı olarak, Türkiye’nin altın ihracatının önemli oranda arttığı gözlenmektedir. 1989 öncesinde, ithalatı yasak olmasına rağmen ülkeye önemli miktarda kaçak olarak altın girişinin olduğu bilinmektedir. 1989 sonrasında ise, piyasanın talebini karşılamak üzere Merkez Bankası tarafından altın ithalatına başlanmasıyla birlikte ithalatın boyutları hakkında doğru bilgi edinilmesi mümkün olabilmiştir.

Dünya toplam işletilebilir altın rezervi 49 bin tondur ve bunun % 65′i dünya altın üretiminde ilk sıraları paylaşan ABD, Kanada, Avustralya ve G. Afrika’da bulunmaktadır. Dünya’da 2000 yılında altın aramaları için yaklaşık 1 milyar dolar harcanmıştır. 2001 yılında, dünya altın madenciliği yatırım projelerinin toplamı 23 milyar dolar civarındadır. Dünya altın üretimi, son 25 yılda yaklaşık olarak ikiye katlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, bilinen altın cevherleri işletmeye alınırken, yeni altın yataklarının bulunması için tüm dünyada yoğun bir arama ve yatırım dönemi başlamıştır. 2001 yılı itibariyle dünyada 875 adet altın madeni faaliyettedir. Dünya altın üretiminin %53′ü dört sanayileşmiş ülke ABD, Kanada,Avustralya ve G.Afrikada yapılmaktadır. Türkiye dünya altın üretimi sıralamasında yer almadığı halde dünya altın talebinde beşinci sıradadır. ABD’de işletilen altın rezervlerinin %92.5′i, Avustralya’da % 96′sı ve Kanada’da % 90′ı siyanürleme yöntemiyle üretilmektedir. Dünya altın madenciliği istatistikleri incelendiğinde, mevcut tüm rezervlerin hızla üretime alındığı görülmektedir. Türkiye ise, oldukça sınırlı kaynak kullanımıyla yapılan arama çalışmaları sonucunda, işletilebilir önemli miktarda altın rezervine sahip olduğu belirlendiği halde bunlardan yeterince yararlanmayan dünyadaki tek ülke konumundadır.

Ülkemizde halen çevresel sınırlamalar nedeniyle sorunlu olarak işletilmekte olan Ovacık Altın madeninden başka işletilmeye hazır 8 altın madeni daha belirlenmiştir. Bu madenlere ait rezervlere dayanılarak, ülkemizde halen işletilebilir 450 ton altın ve 1100 ton gümüş mevcuttur. . Bu rezervin toplam değeri yaklaşık 4.5 milyar dolar ve ülke ekonomisinde yaratacağı katma değer ise 18 milyar dolar düzeyindedir. Bu projelerde, doğrudan istihdamın 2100 kişi ve dolaylı istihdamın ise 33.000 kişi olacağı tahmin edilmektedir. Bilindiği gibi, Ovacık Altın Madeninde Mayıs 2001 tarihinden itibaren deneme üretimi yapılmakta ve madende 350 kişi çalışmaktadır. Bu güne kadar 2.1 ton altın, 2.4 ton gümüş üretimi gerçekleştirilmiştir. Oluşan çevre bilinci ve yöresel duyarlılıkların da katkısıyla maden işletmesinde alınan önlemlerle, dünya standartlarına paralel, örnek bir denetim mekanizması kurulduğundan, çevre ve insan sağlığını tehdit edecek risk unsuru kalmamıştır.

Çok eski çağlardan beri üretildiği bilinen altın, MÖ 100 yılına kadar dere yataklarından ilkel yöntemlerle elde edilmiştir. Amalgamasyon yönteminin bulunmasıyla altın üretiminde önemli bir aşama kaydedilmiş, 1783 yılında İsveç’de Scheele’nin siyanür çözeltisinin altını çözdüğünü keşfetmesinden sonra altın üretiminde çok önemli bir dönem başlamıştır. Altının siyanürle zenginleştirilmesi endüstriyel anlamda ilk kez 1889′da Yeni Zellanda’daki Crown Mine’da gerçekleştirilmiştir. Altın cevherinden altın üretimi için uygulanacak endüstriyel prosesler cevherin mineralojisine bağlıdır. Bu nedenle ayrıntılı mineralojik çalışmalar altın madenciliğinde çok önemli bir yer tutar. Günümüzde Dünya altın üretiminin % 85′i siyanürle yapılmakta iken sadece % 15′lik bölüm diğer fiziksel yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bugünkü koşullarda, endüstriyel prosesler içinde siyanür yerine kullanılan başka bir kimyasal reaktif yoktur. Alternatif çözücüler ya çok pahalı ya da siyanürden daha toksiktir. Ancak, altın-gümüş madenciliğinde üretim sırasında oluşan siyanür bileşiklerini içeren atık ve atık suların da arıtılması çok önemli ve insani bir zorunluluktur. Gelişmiş ülkeler dahil altın üretimi yapılan pek çok ülkede siyanür arıtma tekniklerinden bir veya birkaçı beraberce kullanılmaktadır. Ülkemizdeki Ovacık-Altın madeninde de benzer uygulama söz konusudur. Üretim prosesinin bir parçası olan kimyasal bozundurma tesisinde, liç prosesinden çıkan atık çözeltideki siyanür parçalanmakta ve ağır metaller ise sabitlenerek çöktürülmekte, böylece atıklar zararsız hale getirilmektedir. Uluslararası bağımsız bir gözetim firması tarafından yürütülen test çalışmaları sırasında, kimyasal bozundurmadan çıkan atık sulardaki siyanür seviyesinin 0,2 mg/lt (ABD içme suyu standardındaki siyanür seviyesi) ve atık göletine vardığı anda 0.1 mg/lt olduğu tesbit edilmiştir. Halen gelişmiş ülkelerdeki uygulamaların çoğunda, atık göletlerine deşarj edilen siyanür seviyesi 50-150 mg/lt arasında değişmektedir. Bu değerler Ovacık altın madeninde siyanür kullanımı sonucu ortaya çıkan riskin ihmal edilebilecek bir düzeyde olduğunu göstermektedir. Ovacık altın madeni tesis atıkları, uluslararası standartlarda kil-jeomembran-kil bileşik sistemiyle astarlanarak sızdırmazlığı sağlanmış olan atık havuzunda depolanmaktadır. Atık havuzu, Afet İşleri Yönetmeliği’nin 1. Derece deprem bölgeleri şartlarına göre projelendirilmiş, projesi DSİ tarafından onaylanmış ve DSİ kontrolünde inşa edilmiş olup, büyük su barajları için öngörülen stabilitenin çok üzerinde güvenlik katsayısına sahip bir kaya dolgu yapıdır. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne göre, madencilik de dahil olmak üzere çeşitli sanayi kuruluşları için alıcı ortama siyanür deşarj limitleri verildiği halde, Ovacık Altın Madeni’nde, ne doğrudan ne de dolaylı yoldan, alıcı ortama hiçbir şekilde atık su deşarjı yapılmamaktadır. Bu tedbirler sayesinde, Ovacık Altın Madeni tesisleri, dünyadaki benzerlerinden daha yüksek çevre koruma standartlarına sahiptir. Bu husus, idare tarafından, "olası risk faktörleri" karşısında tesiste alınmış olan çevre tedbirlerinin fiilen yerine getirilip getirilmediğinin somut olarak belirlenmesi amacıyla görevlendirilen TÜBİTAK-YDABÇAG (Yer Deniz Atmosfer Bilimleri ve Çevre Araştırma Grubu) uzmanlar kurulunca da saptanmıştır. TÜBİTAK raporunda, tüm çevre tedbirlerinin yerine getirilmiş olduğu ve dolayısıyla, yatırımın insan ve çevre sağlığını tehdit etme riskinin bulunmadığı, dünya altın madenciliğinde uygulanmakta olan gerek üretim teknolojisi gerekse çevre tedbirleri teknolojilerinden daha iyisine sahip olduğu belirtilmiştir.

Sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi ile altın-gümüş üretiminin taşıdığı risk, günlük hayatta karşı karşıya olduğumuz, tüp gaz patlaması, doğal gaz yangını, eksoz gazları solunumu, trafik kazası v.s. gibi risklerden çok daha düşük düzeydedir. Dünya’da, 24 ülkede, 600 civarında, sodyum siyanür çözündürmesi ile altın ve gümüş üreten maden bulunmakta ve siyanür yöntemi 100 yılı aşkın bir süredir kullanılmaktadır. Ülkemizde de 1986 yılından bu yana, sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi ile, Kütahya 100. Yıl Gümüş Madeninde ortalama 75 ton/yıl gümüş üretilmektedir. Ancak, günümüzde, konunun uzmanı olmayan bazı kişi ve kurumlarca, esasen var olması gereken çevresel duyarlılığı aşan, bilimsellikten uzak ve gerçekleri yansıtmayan bir kampanya yürütülmekte, kamuoyu etki altında bırakılıp, yanıltılmaktadır. Madencilikte siyanür kullanımı ve kullanılan siyanürün bertaraf edilmesi, yıllardır emniyetli bir şekilde uygulanmasına, yasa ve yönetmeliklerle ciddi bir şekilde kontrol edilmesine rağmen, medyada, madenciler, tamamen kar amaçlı, sorumsuz, keyfi, çevre bilincinden uzak bir meslek disiplini olarak lanse edilmektedir. Halbuki Dünyada üretilen siyanürün yalnızca % 15′i madencilik endüstrisinde kullanılmakta geri kalan % 85 ise başta plastik üretimi olmak üzere değişik endüstri dallarında tüketilmektedir. Diğer sanayi dallarında kullanımı hiç dikkat çekmeyen, altın üretiminde kullanılacak siyanür etrafında amacını aşan, toplumsal tepki yaratmaya çalışan zihniyeti anlamak mümkün değildir. Esasen oluşturulan bu duyarlılığı üretim sürecindeki bir denetim mekanizmasına dönüştürmek daha fazla önem arz etmektedir.

Tüm iktisadi faaliyetlerde olduğu gibi altın madenciliğinin de ülke ekonomisi üzerinde doğrudan etkilerinin yanı sıra dolaylı etkileri olacaktır. Dolaylı etkiler içinde özellikle, yaratılan gelir ve ek talep yoluyla ekonominin diğer kesimleri üzerindeki uyarıcı etkileri en önemli bölümü oluşturmaktadır . Yatırım aşamasında bulunan 4 projeye ilişkin veriler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda Türkiye’de altın madenciliğinin ekonomi üzerinde olumlu etkiler yaratacağı belirlenmiştir. Bergama’daki tesiste, yılda 6 ton altın ve buna bağlı olarak 33 ton gümüş üretimi amacıyla yurtiçinde yapılacak 70 milyon dolar yatırımla, yatırım aşamasında toplam 1050 kişi, işletme aşamasında ise 435 kişiye sürekli istihdam imkanı yaratılmış olacaktır. İşletme aşamasında yaratılacak gayri safi milli hasılaya katkı ise 80 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Diğer projelerin de hayata geçirilmesi ile bu katkı çok daha anlamlı değere ulaşacaktır. Türkiye’de yeni bir madencilik dalı olarak altın madenciliğinin sağlayacağı katkılar doğal olarak yalnızca ekonomik göstergelere yansımakla sınırlı kalmayacaktır. Söz konusu girişim, ülke madenciliğine finansal katkısının yanı sıra, eğitim, bilgi ve teknoloji transferi ile birlikte yeni bir heyecan ve dinamizm kazandırma tarzında önemli katkıları da beraberinde getirecektir.

Sonuç olarak, ülkemizde sınırlı kaynaklarla yapılan etüd ve aramalar sonucunda, küçümsenmeyecek bir altın rezervi varlığınızın söz konusu olduğu belirlenmiştir. Ekonomik kriz şartlarının egemen olduğu bugünlerde yaratılacak katma değer bir tarafa bırakılırsa, Avrupa Birliği giriş sürecindeki ülkemizin, genel olarak doğal kaynaklarının üretilmesi, sadece ülkemiz için değil, birlik üyesi ülkeler başta olmak üzere tüm insanlık için önem arz etmektedir. Altın, bu kaynakların en önemlisi ve vazgeçilmezidir. Bu nedenle yalnız insanımız için değil, tüm insanlık için bu varlığımızı elbette çevresel riski en az olan yöntemlerle ivedilikle değerlendirmek ve katma değer yaratmak zorundayız. Maden arama ve işletmeciliği açısından gelişmiş ülkelere göre kıyaslandığında, bakir sayılabilecek ülkemizde, Madenciliğimizin gayri safi milli hasılaya katkısını hızla yükseltmek kuşkusuz en önemli hedeflerimizden biri olmalıdır. Cumhuriyet’imizi kuran iradenin, daha başlangıçta ortaya koyduğu bu süreci zaman yitirmeden mutlaka hayata geçirmeliyiz.

İlk Ayrılış

06 Kasım 2007

İLK AYRILIŞ

-Ezgi kızım, yağmurluk koydun mu bavuluna? Biliyorsun çok yağmur yağıyormuş oralarda.

-Evet annecim, biliyorum, koydum.

– Ezgicim, acil durumlar için ilaçlarını hazırladın mı? Neyi nasıl kullanacağını iyi biliyorsun değil mi kızım ?

-Evet baba, biliyorum, sağol.

-Ezgi, canım bak, bu kutuya vitaminleri koydum. Hergün almayı ihmal etme olur mu?

-Sen merak etme anneannecim, alırım.

-Abla?

-Efendim tatlım.

-Peki Tavşi ne olacak? (Tavşi, kardeşimle, oyuncak tavşanımıza koyduğumuz bir isimdi. Benim için çok özeldi sessiz dostum. Çoğu kez umutsuzluğumda onu bulurdum karşımda. Onu çok özleyecektim.)

-Öykücüm, Tavşi’yi bir aylığına sana emanet ediyorum. Beni özlediğinde ona sarılırsın, canım.

Gideceğime en çok üzülen kardeşimdi aslında. Son zamanlarda huzursuzluğu iyice artmış, olur olmadık şeylerde beni azarlar olmuştu. Kolay değildi tabii onun için. Gözlerini ilk açtığı andan itibaren ben vardım yanında. Bu onunla ilk uzun ayrılışımızdı.

Aslında bana ne kadar belli etmeseler de herkesin içinde bir burukluk, bir hüzün vardı. Odam bile üzülüyordu sanki gideceğime. Gözünde hiçbir zaman büyüyemeyeceğim babam, elinde büyüdüğüm anneannem ve bana kendime güvenmeyi öğretmiş olan annem, şimdi kendilerini sorguluyorlardı. Acaba “küçük” kızlarını göndermekle hata mı ediyorlardı, yoksa bunun benim için harika bir deneyim olacağına ve bir ayın çabuk geçeceğine inanmışlar mıydı? Bildiğim tek birşey vardı. Bu yurtdışı kampıyla, ailemin bana olan güvenini sağlamlaştıracak ve bana sağladıkları bu imkanı en iyi şekilde değerlendirecektim. “ Sana güveniyoruz ve bunu da başaracağını biliyoruz” demişti bir keresinde babam.Onun bu sözleri beni çok mutlu etmiş ve kendime güvenim gelmişti iyice.

Benim duygularım aileminkilerden de karışıktı. Evden ilk ayrılışım olması işleri zorlaştırsa da, farklı bir ortamda bulunma, farklı bir kültürü tanıma fikri beni heyecanlandırıyor, ailemden uzak olmanın vereceği özgürlük de çok hoşuma gidiyordu. Ne de olsa, erken yatıp uykumu almam gerektiğini hatırlatacak babam, ya da soğuk havalarda giydiğim kıyafetleri eleştirecek annem olmayacaktı. Benim sorumluluğum tamamen bana aitti bu ay.

Gidişimden bir önceki akşam, İngiltere’ye birlikte gideceğimiz, çok yakın arkadaşlarım olan Gizem ile Zeynep’i aradım. Onlar da çok heyecanlıydılar. Birlikte, götüreceklerimizi tekrar kontrol edip, ertesi gün saat üçte havaalanında buluşmak üzere telefonu kapattık. İkinci dönemin başından beri gideceğimi bilmeme rağmen, bu son telefon konuşması, bunun bir hikaye olmadığını ve gerçekten gitmek üzere olduğumuzu hatırlattı aslında. Genellikle buluşma yeri seçerken, saat 12’ de Karum’un önünde, ya da üçte Bilkent’te gibi sözlerden sonra “saat üçte havaalanında” demek, bir hayli ilginç gelmişti.

Büyük gün geldi de çattı sonunda. Uyandıktan hemen sonra, son hazırlıklarımı tamamlayıp, bavulumu kapattım. Sevgili anneannemin baskıları üzerine birkaç lokma bir şeyler yeyip evden ayrıldık. Yolda, genellikle sürekli konuşan ve şaklabanlıklarıyla hepimizi güldüren kardeşim çok sessizdi. Bu sessizlik hiç hoşuma gitmiyor ve ben de her zaman olduğu gibi durmadan konuşuyordum. En sonunda havaalanına vardık. Arkadaşlarımı ve grup liderimi görmek neşemin yerine gelmesini sağlamıştı. Annemler, diğer veliler ile muhabbete dalmışken, ben de arkadaşlarımla konuşuyordum. En sonunda bavullar uçağa verildi, biniş işlemleri tamamlandı, uçuş kartları alındı ve grup liderimiz, gitme zamanının geldiğini söyledi. Ben yine neşeli olmaya çalışarak annemlerle vedalaşıp, gümrükten geçmek üzere ayrıldım. En son arkama bakıp el sallarken, annemin gözlerinin yaşlı olduğunu gördüm. O sahneyi, şimdi bile unutamam. Çok fazla etkilenmeme karşın, daha fazla kötü hissetmemek için önüme döndüm.

İşte, 9 Temmuz 2000 Pazar günü, Ankaranın 40 dereceyi geçen sıcağında ayrıldık Türkiye’den. Farklı bir dünyayı keşfe doğru…

Alaşımlar

06 Kasım 2007

ALAŞIMLAR

Alaşım:İki veya birkaç maddenin muhtelif oranlarda beraberce eritilerek meydana getirilen karışıma alaşım denir.

Alaşımda cıva bulunursa malgama adını alır. Cıva yalnız demir ve platin madenleriyle malgama yapmaz. Madenlerin çeşitli özellikleri vardır. Bazı madenler yumuşak yalnız başına kullanılamazlar. Altın ve gümüş gibi. Bazı madenler ise döküme elverişli değildirler. Bakır gibi, bazıları kolayca aşınabilirler. Bazıları dayanıklı veya dayanıksızdırlar. Bazıları yüksek ve bazıları da alçak sıcaklıkta ergirler. İşte madenlerin gösterdikleri bu çeşitli özelliklerden ötürü teknikte layıkıyla faydalanmak için ve daha elverişli olmalarını temin amacıyla alaşımlar yapıldı. Mesela bakır döküme elverişli olmadığından bakırı kalayla birlikte eriterek tunç ve çinko ile eriterek pirinç alaşımları yapıldı. Alaşımlar; kendisini meydana getiren madenlerin erime noktalarından daha aşağı derecede eridikleri için teknikte kullanılmaya elverişlidirler.

Alaşımların Elde Edilmesi

Alaşımlar: Birden fazla çeşitli maden parçaları eritilmek suretiyle elde edilir. Madenlerin oksitlenmelerine engel olmak için kömür tozu ile örtülür ve toprak bir pota içerisinde eritilir. Eğer madenlerden biri uçucu ise diğer maden erimekte iken diğeri ile karıştırılır. Uçmadan meydana gelecek eksikliği tamamlamak için biraz fazla miktar maden konur.

Çok miktarda alaşım elde etmek için reverber fırınlarında ergitilerek yapılır

Alaşımların Özellikleri

Alaşımlar, yoğun olup maden parlaklığında, ısı ve elektriği iletirler. Bazıları beyazdır. Fakat bakır ve altın gibi renkli madenler yeteri miktarda bulunursa alaşımlar renklidir.

Genel olarak alaşımlar, kendini teşkil eden maddelerden daha sert, fakat daha az levha haline gelebilir ve dayanıklıdırlar. Çok fazla levha ve yaprak haline gelebilen altın, antimon veya kurşun ile karıştırıldığı zaman sert ve kırılabilir.

Bakırda, kalayla birleştiği zaman levha haline gelebilme özeliğini kaybeder.

Alaşımlarda her iki metal, hem katı hem de sıvı halinde birbiri içerisinde ergimiştir.

Metaller birbiri içerisinde erimezler. Bu takdirde alelade bir karışım meydana gelmiştir. Bu alaşım mikroskop altında iki çeşit kristal gösterir. Kurşun-Antimon alaşımı gibi.

Alaşım kristali, her iki atom sayıları oranında ihtiva eder. Sodyum malgaması, Bakır-Çinko alaşımı, Alüminyum-Bakır alaşımı, Demir- Karbon alaşımı gibi. Fakat bu şekildeki alaşımlar teknik bakımdan kullanılmaya elverişli değildir. Çünkü bunlar çok kırılıcıdır.

Alaşımlar genellikle kendilerini meydana getiren metallerden daha az aktiftirler. Örneğin, sodyum malgaması suyu daha yavaş ayrıştırır. Halbuki sodyum suya çok kuvvetli etki yapar.

Alaşımlar: Yapılarına giren az eriyebilen madenlerden daha fazla ve daha kolaylıkla eriyebilir. Bir kısmı bu madenlerden en ziyade eriyebilen madenin erime derecesinden daha aşağı bir derecede erir. Mesele kurşun 3350C, bizmut 2640C, kalay 2280C eridiği halde Bi8, Pb5, Sn3 kısımlardan ibaret olan alaşım 94,50C de erir.(Darcet) darse alaşımı.

Bakır ve kalay alaşımı zamanla dayanıklılığını kaybeder. Bakır birçok alaşımların yapısına girer. Kıymetli madenlerden gümüş ve altına sertlik verir. Parlaklık ve renklerini bozmadan, inceliklerini korur.

Kimyasal Özellikleri

Uçabilen bir madeni bulunan alaşımları ısı analiz eder. Bundan altın ve gümüş elde etmekte faydalanılır.Altın veya gümüş tozu önce cıva ile karıştırılır.Güderiden süzülerek cıvanın fazlası çıkarılır ve sonra alaşım ısıtılarak uçabilen madde ayırt edilir. Alaşımlar, alaşımları teşkil eden maddelerden daha az oksitlenebilen ve asitlerden daha az etkilenebilen karışımlardır.

Genel olarak oksijen, alaşımlar üzerine etki eder. Bu halde madenden biri bir asit oksidi, diğeri, bir baz oksidi yapar. İşte bunun içindir ki kalay ve kurşun, antimon ve potasyumdan ibaret alaşımlar alevle yanar. Bazı madenler kimyaca birleşmişler ve birtakım alaşımlar yapmışlardır.

Mesela; (Sodyum cıva malgaması),(Bakır çinko),(Alüminyum bakır),(Demir karbon) bileşikleridir.Fakat bu alaşımların teknikte kullanılmaları elverişli değildir. Çabuk kırılabilirler. Bu alaşımlar belirli oranlar kanununa göre teşekkül etmişlerdir.

Alaşımların mikroskopla incelenmelerine gelince; bir alaşımın parlak yüzeyi üstüne asitler veya bazı kimyasal ayıraçlar dökülürse alaşımda muhtelif renkler görülür. Etkimeler birbirinden farklıdır. Madenin cinsine göre çeşitli irili ufaklı çukurlar meydana gelir eski şekliyle karşılaştırılır. Mikroskopta incelenir ve fotoğrafı alınır.

Önemli Alaşımları Bulunan Elementler

Bakır (Cu)

Bakır, önemli alaşımların çoğunun bileşimine girer. Değerli madenlerle karışarak , onlara, renk ve parlaklıklarını bozmaksızın sertlik ve ince kısımlarını bile koruma özelliği verir.

Bronzlar (tunçlar); Bakır, kalay ile çok önemli olan tunçları teşkil eder. Topların tuncu dayanıklılık bakımından önemlidir. Çanların tuncu, top tuncuna göre kalayın daha çok oranda bulunduğu tunçtur. Bu tunç kırılabilir, fakat çok tınlar.

Bakır alüminyum ile çok sert bir tunç meydana getirir. Silisli ve fosforlu tunçlar da vardır.

Bakır, çinko ile pirinci oluşturur. Çinko ve nikel ile de mayekor (taklit gümüşü) yapar.

Çinko (Zn)

Çinko, daima alaşımları halinde kullanılır. En önemli alaşımları pirinç, bronz ve beyaz metaldir. Pirinç; çinko ve bakır alaşımı olup, alaşımda bu iki metalin oranları çok değişiktir. Fakat en çok kullanılan tipinde bakır %60, çinko %40 oranında bulunur. Bronz; Bakır ve kalay alaşımı olup, bir miktar çinko ilave edilir. Beyaz metal; çinko bakır,alüminyum ve magnezyum metalleri karışımından ibaret bir alaşımdır. Son zamanlarda, otomobil endüstrisinde karbüratör, yakıt pompası, radyatör, kapı kolları v.b. gibi parçaları yapmakta çok kullanılır.

Çinkonun ikinci derecede önemli bir alaşımı Alman gümüşüdür. (Yeni gümüş). Bileşimi; bakır, nikel ve çinko metallerinden ibarettir. Alaşımın gümüşle ilgisi olmamasına rağmen, gümüşe benzediği için bu isim verilmiştir.

Alüminyum

Alüminyum tunçları, ekonomi bakımından, elektrik fırınında 70 kg bakır ile 40 kg korenden veya boksitle kömür parçalarından oluşan karışım ısıtılarak yapılır; alümin Al2O3 indirgenir. Karbon monoksit çıkar ve %14 alüminyumu bulunan bir alaşım elde edilir. Bu alaşım yeter miktarda bakır ile beraber eritilirse, tunçtan daha çok dayanıklı alaşımlar elde edilir.

Demirli alüminyum; işlemde bakır yerine font konularak, %90 demir ve %10 alüminyumu bulunan demirli alüminyum (Ferro-Alüminium) elde edilir. Bu alaşım demir veya çeliği arıtmak için kullanılır. 10 kısım alüminyum ve 90 kısım bakırdan ibaret alaşımlar alüminyum tuncunu yapar; bu alaşım altın parlaklığını ve demirin sağlamlığını haizdir. Bu alaşım, 1 kg bakır ve 1 kg çinko ile beraber tekrar edilirse adi pirinçten daha sağlam ve daha sert alüminyum pirinci meydana gelir. Alüminyum pirinci nikel ile beraber tekrar eritilirse, gayet dayanıklı ve kolaylıkla kalıba dökülebilir bir yeni alaşım meydana gelir. 10 kısım kalay ve 100 kısım alüminyumdan ibaret alaşım, alüminyumun renk ve bir dereceye kadar hafifliğini korur. Daha kolay ,işlenir. Alüminyumu lehimler.

Silimin: %86 alüminyum ve %14 silisyumdan ibarettir. Bunlardan başka duralüminyum, magnalyum ve elektron alaşımları da vardır.

Alüminyumun gümüş, altın ile olan alaşımları da ziynet yapmakta kullanılır.

Kurşun (Pb)

Kurşun alaşımlarını yapmada maksat, sert, sert olduğu kadar esnek ve kırılmaya karşı dayanıklı, erime noktaları düşük bir metal karışımı elde etmektir. Bunlar arasında en önemlileri;

Lehim; Erime noktası 182oC olan bu alaşım %40 kurşun, %60 kalaydan oluşur.

Kurşun-antimon alaşımı: Bileşimi: %13-25 kurşun, %75-87 antimondur. Çok sert olup kırılganlıkları biraz fazladır. Yüksek basınçlara dayanamazlar. Bu kötü özelliği ortadan kaldırmak için karışıma bir miktar kalay ilave edilir. Örnek; %73 kurşun, %15 antimon ve %12 kalaydan ibaret alaşımdan matbaa harfleri yapılır. Sert ve basınca dayanıklıdır.

En Önemli Alaşımlar

Şimdi burada bazı önemli alaşımlar incelenecektir.

Bakır alaşımları

Bakır + Kalay ® Tunç

Bakır + Çinko ® Pirinç

Bakır + Çinko + Nikel ® Mayakor

Bakır + Çinko + Kalay ® Teknik eserler tuncu

Bakır + Alüminyum ® Fen aygıtlarında, deniz valfleri, pervaneler, dümenler.

Altın, gümüş ve altın, bakır alaşımları

Altın + Gümüş ® Yeşil altın

Altın + Gümüş ® Solmuş yaprak altını

Altın + Gümüş ® Su yeşili altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Roz altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Sarı, çok beyaz, değerli İngiliz altını

Kurşun alaşımları

Kurşun + Kalay ® Lehim

Kurşun + Arsenik ® Saçma ve mermi

Kurşun + Antimon + Kalay ® Matbaa harfleri

Demir alaşımları

Krom + Demir ® Tel-silindir yatakları

Demir + Nikel ® Fen aletleri

Demir + Nikel ® Ampul teli

Demir + Molibden ® Yüksek hızlı dökümde

Demir + Volfram ® Parça dökümünde (tungsten çeliği)

Demirin fosforlu, karbonlu, silisyumlu, çelikleri de önemli alaşımlardandır.

Nikel alaşımları

Bakır + Nikel ® Asit tankları (Monel Metal)

Nikel + Krom ® Elektrik demiri ve elektrik ızgarası.

En Çok Bulunan Metal Adı Bileşim yüzdesi Bazı kullanış yeri

İ Duralumin Al-95, Cu-4, Mg-1 Uçak endüstrisinde

Mağnalyum Al-90, Mg-10 Uçak ends.ve terazilerde

BİZMUT Wood metali Bi-50, Pb-25

Sn-12,5, Cd-12,5 Elektrik sigortalarında

Alüminyum

bronzu Cu-90,Al-10 Fen aletlerinde

Çan metali Cu-75,Sn-25 Çan imalinde

BAKIR Pirinç Cu-65,Zn-35 Elektrik malzemesi

imalinde

Bronz Cu-82, Sn-16, Zn-2 Madalya ve heykelde

Alman gümüşü Cu-50 Ni-25 Zn25 Elektrik reostalarında

Top metali Cu-90, Sn-10 Top imalinde

Nikel para Cu-75, Ni-25 Para basmada

ALTIN Altın para Au-90, Cu-10 Altın para basmada

18 ayar altın Au-75, Cu-25 Mücevhercilikte

Beyaz altın Au-65, Ni-35 Mücevhercilikte

Krom çeliği Fe-97, Gr-3 Silindir yatağı, tel

Sert demir Fe-86, Si-14 Asit tankı

İnvar Fe-64, Ni-36 Fen aletleri

Manganez

çeliği Fe-86, Mn-14 Kasa, dolap, taşkırıcı

Molibden

çeliği Fe-95, Mo-5 Yüksek hızlı dökümde

DEMİR Nikel çeliği Fe-94, Ni-6 Asma köprü yapmakta

Platinit Fe-85, Ni-15 Ampul teli

Silisyum çeliği Fe-97, Si, 3 Otomobil yayı

Krom çeliği Fe-85, Si-3 Mutfak malzemesi

Tungsten

çeliği Fe-92, W-8 Parça dökümünde

KURŞUN Saçma, mermi Pb-99,5, As-0,5 Saçma ve mermi yapımı

Matbaa metali Pb-82 Sb-15 Sn-3 Harf dökümünde

CIVA Malgamalar Hg+SnCu, Ag, Au Metal elde etmek ve diş dolgusunda

Monelmetal Ni-66, Cu-34, Fe-6 Asit tankları

NİKEL Nikrom Ni-60, Cr-15, Fe-25 Elektrik demiri ve elektrik ızgarası

Perm alaşımı Ni-80, Fe-20 Elektrik transformatörleri

PLATİN Platinium Pt-95, Ir-5 Mücevhercilikte

Gümüş para Ag-90, Cu-10 Gümüş para basmakta

GÜMÜŞ Sterlin Ag-62,5, Cu-37,5 İngiliz gümüş parası

ve gümüş eşya yapımı

Babbitt metal Sn-45, Pb-40, Sb-13,Cu-2 Makine yatağı

KALAY Britanya metali Sn-90, Sb-8, Gu-2 Süs eşyasında

Lehim Sn-60,Pb-40 Metalleri birleştirmekte

Anı Ve Anının Özellikleri

06 Kasım 2007

ANI VE ANININ ÖZELLİKLERİ

ANI: Yaşanmış olayları anlatan yazı türü, hatıra.

ANININ ÖZELLİKLERİ:

1-Gerçek deneyimleri anlatır.

2-Herhangi bir düşünceyi kanıtlama amacı yoktur; bilgilendirme amacı vardır.

3-Söyleşi havasındadır, dili yalındır.

4-Genellikle öyküleyici anlatım biçimiyle yazılır.

5-Konusunu bir yerden alır.

3213 Sayılı Maden Kanunu Değişiklik Tasarısı Hakkında

06 Kasım 2007

3213 Sayılı Maden Kanunu Değişiklik Tasarısı Hakkında

DEĞERLENDİRME RAPORU

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

TMMOB ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI

TMMOB KİMYA MÜHENDİSLERİ ODASI TMMOB METALURJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

TMMOB ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASI TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

12 MAYIS 2002

TASARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

MADDE 1 : 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 2 inci maddesindeki değişiklik uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Taş Ocakları Nizamnamesi kapsamındaki bazı madenler Maden Kanunu kapsamına alınarak kanun kapsamı genişletilmiştir. Ancak Taş Ocakları Nizamnamesi varlığını hala sürdürmektedir. Taş Ocakları Nizamnamesi kaldırılmadığından düzenleme yeterli değildir. Taş Ocakları Nizamnamesi kaldırılmalıdır.

MADDE 2: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 5 inci maddesindeki değişiklik uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Ruhsatların kolayca bölünmesine olanak sağlanması madencilik yaparak para kazanmak yerine saha kapatıp satarak para kazanma yolunu seçenlere çok daha iyi fırsat sağlayacak ve çıkarlarına çıkar katacaktır. Maden Ruhsatı alacaklarda teknik kapasite ve yeterlilik aranmaması madenciliğimizin cılız kalmasının en önemli etkenlerinden biridir.

ÖNERİ: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 5 inci maddesi aynen kalmalıdır.

MADDE 3: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 7. maddesi hakkındaki değişiklikler uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Tasarıdaki; orman, ağaçlandırma, milli parklar, tarım alanları, su havzaları, mera alanları, sulak alanlar, sit alanları ve karasularında, madencilik faaliyetlerinin hangi kriterlere göre yürütüleceği ilgili bakanlıkların uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir hükmü son derece sakıncalıdır. Böyle bir hüküm madencilik çalışması adına kamu yararı ve idari yargı kararlarını hiçe sayacak ve bu husus içinden çıkılmaz kargaşa ve sorunlara yol açacaktır. Son sözün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına verilmesi ve bu alanlarda madencilik mantığı öne alınarak düzenleme yapılması, her biri ayrı uzmanlık isteyen konularda uzman olmayan kişilerin karar vermesi telafisi imkansız zararlar verebilecektir. Madencilik uzmanı için, sit alanı, su havzası vs madenciliği engelleyen hususlardır. Tersinden ise madencilik su alanlarını kirleten, sit alanlarını bozan bir uğraştır.

Daha önce, Yabancı Sermaye Derneği tarafından gündeme getirilen Endüstri Bölgeleri Yasa Tasarısı’nın 2.maddesi “Endüstri bölgelerinde yapılan yatırımlarda 3194 sayılı İmar Kanunu , 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu , 2872 sayılı Çevre Kanunu , 3202 sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun , 3213 sayılı Maden Kanunu ile 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 15 nci maddesinin ikinci fıkrasının 12 numaralı bendi hükümlerinin uygulanmayacağı, 4325 sayılı Kanunda olağanüstü hal bölgesinde yapılan yatırımlar için öngörülen teşvik tedbirleri , endüstri bölgelerinde yapılan yatımlar hakkında da uygulanır. Bu bölgeler içinde kalan özel mülkiyet konusu arazi ve arsaların , yatırım faaliyetlerine tahsisi amacıyla Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü’nce 4.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanunun 27 nci maddesi hükümlerine göre acele kamulaştırma yapılabilir. Endüstri bölgelerinin kurulması için gerekli arazi temini ve alt yapı ile ilgili giderler Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanır. Bu ödeneğin harcanmasında 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu , 832 sayılı Sayıştay kanunu ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri uygulanmayacağı, hüküm altına alınmıştır.” şeklindeydi. Bu yolla YASED’in isteği karşılanmış olmaktadır. Diğer yandan, yine yasa yapma tekniği bakımından, bahsedilen alanlar kendi kanunlarına tabi olup, bu alanlarda ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın düzenleme yetkisi olabilir mi? Oldukça sakıncalı bir madde.

Tasarıdaki “… faaliyet sahiplerinin başvurusu üzerine onbeş gün içinde ilgili kurumlarca gerekli izin, onay ve ruhsatlar verilir. ….” cümlesi ile YASED tarafından hazırlanan tasarının Yatırım İzni başlıklı 4. maddesindeki; Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, yabancı sermayeli kuruluşların endüstri bölgelerinde yatırım izni başvurularını talep tarihinden itibaren 15 iş günü içerisinde cevaplandıracağı. Bu süre zarfında cevaplandırılamayan taleplerin kabul edilmiş sayılacağı önerisine uygun şekilde YASED’in isteğine paralel bir düzenleme getirilmektedir. Türkiye’de bürokratik işlemlerin uzun olduğu bir an için kabul edilse bile bir çok sahanın ruhsatı yabancı firmalarca kapatılmasına rağmen işletmeye geçilmemektedir. Bu bize bürokratik işlemlerin çokluğu nedeniyle yabancı sermayenin gelmediği iddiasının doğru olmadığını göstermektedir. Diğer yandan işlemlerin geciktirilmesi idari açıdan suçtur. Kanunla süre verilmesi uygun değildir.

Paragraf tasarıdan çıkarılmalıdır.

Tasarıdaki“,Verilmiş ruhsatlara dayalı olarak Devletin gözetim ve denetimi altında yürütülen madencilik faaliyeti, yürütülmekte olan faaliyetin niteliğinin gerektirdiği bilimsel ve teknik çözümlere riayet edilmesi koşuluyla engellenemez” hükmü hukuka aykırıdır.

Metinde, ilk okuyuşta, yürütülen faaliyetlerin niteliğinin gerektirdiği bilimsel ve teknik çözümlere riayet edilmesi koşulunun sınırlayıcı faktör olarak öne çıkarıldığını düşündürecek anlam bulunmakta ise de, dikkatli okuyunca ve cümlenin yapısı irdelenince faaliyetin bilimsel ve teknik çözümlere riayet edilmesi koşuluyla dahi engellenemeyeceği anlamı daha kuvvetli olarak ortaya çıkmaktadır. Madde idari yargı sistemini etkisiz kılmaya yöneliktir. Ayrıca bilimsel ve teknik şartlara riayet edilmesinin kamu yararına olmadığı durumlarda söz konusudur.

Paragraf tasarıdan çıkarılmalıdır.

Yine bu madde ile getirilen Bilimsel ve Teknik Komisyon idarenin yargıdan kaçmasını sağlamaya yöneliktir ve Anayasaya aykırıdır. Komisyonun yapısı karşılaşılabilecek tüm sorunları –sağlık, çevre, TÜBİTAK’da uzmanı bulunmayan alanları gibi- çözecek nitelikte değildir. Bergama’daki gelişmelerin tecrübesi ile hazırlandığı anlaşılan tasarı tamamen yabancı sermayenin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu, Bergama’daki gelişmelerin ve altın üzerinden yürütülen propagandanın aslında ülkemiz madenlerinin talana açılması için laboratuvar özelliği taşıdığı iddiasının ispatı olmaktadır.

Parağraf tasarıdan çıkarılmalıdır.

Tasarıdaki “Bu madde hükmüne tabi yerlerde izinsiz madencilik faaliyetinde bulunulduğunun tespiti halinde işletme ruhsat harcı kadar idari para cezası verilir ve izinsiz alanlardaki faaliyetler durdurulur. Tekrarında bu ceza bir önceki cezanın iki katı olarak alınır. Uygulanan para cezası kanunun 13 üncü maddesi hükümlerine göre tahsil edilir” hükmü de sakıncalıdır. Çünkü, üçüncü ve devam eden izinsiz faaliyetlerde ne yapılacağı belirtilmemiştir. İzinsiz çalışmayı ve başkalarının (bilhassa bor sahalarının) ruhsat sahalarına tecavüzü özendirecek niteliktedir. Ayrıca kanun hükmüne tabi olan yerlerde izinsiz olarak madencilik yapanlara uygulanacak para cezasının işletme ruhsat harcı kadar olması izin alarak yapanların ödediği harç miktarı ile aynı olduğundan bu maddeyle izin alarak madencilik yapanlar cezalandırılmaktadır.

ÖNERİ: 2’ci paragraf Orman, ağaçlandırma, milli parklar, tarım alanları, su havzaları, mera alanları, sulak alanlar, sit alanları ve karasularında, madencilik faaliyetlerinin hangi kriterlere göre yürütüleceği ilgili bakanlıklar ve Bakanlıkça beraber çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir şeklinde,

Son paragraf izinsiz madencilik faaliyetinde bulunanlar için kamu malına zarar vermekten kovuşturma açılır ve 12.madde hükümleri uyarınca işlem yapılır şeklinde düzenlenmelidir.

MADDE 4: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 9. maddesinde yapılan değişiklik yeterli bulunmamıştır.

Tasarıda; Madencilik yatırımları,işletmenin bulunduğu bölgeye bakılmaksızın kalkınmada öncelikli yörelere sağlanan tüm teşviklerden yararlandırılır. …. ayrıca

“a) Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren her yıl ilgili madencilik faaliyetlerinden elde ettikleri yıllık hasılatın % 5 i vergiye esas matrahlardan rezerv tüketim payı olarak indirilir.

“b) Madenlerin limanlara veya bunları işleyen tesislere naklinde, taşıma tutarının % 5 si kadarı vergiye esas kârından indirilir.”

“c) gelir ve kurumlar vergisine tabi maden işletmelerinin, bu faaliyetleri ile ilgili iş yerlerinde elde ettikleri kazançları yatırım dönemi dahil işletmeye geçiş tarihinden itibaren beş vergilendirme dönemi gelir ve kurumlar vergisinden muaf tutulur.

Bu kazançlar hakkında; 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 25’ inci maddesi ikinci fıkrası ile 193 sayılı Gelir vergisi Kanununun 94!üncü maddesinin (6) numaralı bendinin (b) alt bendi hükümleri uygulanmaz.”

(c) bendinde belirtilen gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin beş vergilendirme dönemi sonunda, bu işyerlerinden elde ettikleri kazançları üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisinden aşağıda belirtilen oranlarda indirim yapılır:

50 den az işçi çalıştıranlarda % 30

50-200 arasında işçi çalıştıranlarda % 40

201 ve daha yukarı işçi çalıştıranlarda % 60’dır.”

“d) Yer altı madencilik faaliyetlerini yürüten gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri …. Sosyal sigortalar Kanununun 72 ve 73’üncü maddeleri uyarınca prime esas kazançları üzerinden tahakkuk ettirilecek primlerin işveren hissesi Devlet Hakkından mahsup edilir.”

“e) Madencilik sektöründe kullanılan elektrik fiyatlarına en düşük tarife uygulanır.”

“f) Ruhsat sahalarında yapılacak Araştırma ve Geliştirme (AR-GE) çalışmaları teşvik edilir”

teşviklerinin uygulanacağı belirtilmektedir.

Madenlerin limanlara taşınmasında teşvik uygulanması, ham olarak ihracatı teşvik anlamına geldiğinden yanlış bir uygulama olacaktır. Tersine ham cevher satışı yasaklanmalıdır. Madenlerin yurt içinde işlenmesi ve nihai mamul üretime giden sürecin içerde tamamlanması esas alınmalıdır. “veya bunları işleyen tesislere” ibaresinin neyi ifade ettiği de açıklanmaya muhtaçtır. Maden yurt dışında işlenecekse nakliye giderleri teşvik kapsamına alınacak mıdır?

Beş yıl boyunca kurumlar vergisi ve gelir vergisi alınmayacaksa, (daha sonra oldukça düşük oranda alınacaksa) diğer yandan cevher ham olarak ihraç edilecekse, devlet hakkı sigorta primine mahsup edilecekse ülkenin kazancı ne olacaktır? Bilhassa yabancı firmalar bakımından, ucuz hammadde kaynağı olmaktan öte gidilemeyecektir. Teşvik edilen üretimin artması ise, aşırı üretim nedeniyle fiyatların düşmesi ülke menfaatlerine aykırı olacaktır.

Maden aramalarında AR-GE çalışmalarının teşvik edilip madenciliğin diğer aşamalarında AR-GE’nin teşvik dışı bırakılması, ancak YASED mantığı ile mümkündür.

ÖNERİ : Ham cevher ihracatı yasaklanmalıdır. Kırılarak, öğütülerek, mamüllerin bünyesine giren madenlerin ihracı mümkün olmalı ve buna ilişkin esaslar ayrıca düzenlenmelidir. Bu şekilde ihraç konusu yapılan madenler teşvik uygulaması kapsamından çıkarılmalıdır. Ara mamül ve/veya mamül olarak zenginleştirilmiş ve rafine vb gibi işlenmiş şekilde ihracı yapılan madenlerin içerde değerlendirilmesini sağlayacak teşvik tedbirleri ele alınmalıdır. Mevcut tasarının mantığından tamamen ayrılan yeni bir teşvik sistemi geliştirilmesi gerektiğinden, daha sonra çok yönlü bir çalışma ile yeniden düzenlenmek üzere bu madde tasarıdan çıkarılmalıdır.

MADDE 5: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 10. maddesinde yapılan değişiklikler uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE : Kanun maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle teknik elemanlara verilen cezaların bağlı oldukları meslek odalarına bildirilmesi hususu çıkarılmıştır. Oysa kanun kapsamında çalışmakta olan teknik elemanların meslek odalarına üyelik zorunluluğu ve bu üyeliğin takibi anayasamız gereğince ilgili meslek odalarına görev olarak verilmiştir. Bu anlamda idarece verilen “teknik elemanın bu kanun nezdinde yapacağı beyanlar bir yıl süreyle geçersiz sayılır” cezasının uygulanabilirliği için gereği yapılmak üzere ilgili meslek odalarına bildirilmesi gerekir.

Anayasanın 168. maddesinde. “Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilir.” denildikten sonra “gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve müeyyideler kanunda gösterilir” hükmü getirilmiştir.

Yapılan düzenleme ile suiistimal durumlarında bile ruhsatın iptali ortadan kaldırılmış olmaktadır. Maden Kanununun 13. ve 29. maddelerinde düzenlemelere uygun olarak çalıştığı halde sadece teminatın yatırılmaması durumunda bile ruhsat iptaline gidilirken “gerçek dışı, yanıltıcı, kanun hükümlerinin icraatını engelleyen, haksız surette hak iktisap eden veya hak iktisabına sebep olan ruhsat sahipleri için hak iptaline gidilmeyip sadece parasal ceza verilmesi hukuk ilkelerine aykırıdır.

ÖNERİ: Bu kanunun hükümlerine göre yapılan teknik ve mali konulardaki beyanların ve yetkili kişilerce tanzim edilen rapor ve projelerin gerektirdiği işlemlere, bunların içeriğindeki bilgilerin aksi tespit edilinceye kadar, devam edilir.

Genel Müdürlük tarafından yapılan inceleme sonucunda beyanlarda hata ve noksanlıkların tespiti halinde ruhsat sahibine tespit edilen hata ve noksanlıkların giderilmesi için 2 aylık süre tanınır. Talep halinde, teminat % 50 artırılarak 1 ay daha ek süre verilebilir. Bu sürede gerekli düzeltmeler yapılmaz ve belgeler verilmezse beyan geçersiz sayılır ve teminat madencilik fonuna irad kaydedilerek 1 aylık süre daha tanınır. Ruhsat sahibince bu sürenin sonuna kadar hata ve noksanlıklar giderilmez ve yeni teminat yatırılmaz ise sahadaki faaliyetler, bunlar yerine getirilene kadar durdurulur.

Genel Müdürlük tarafından yapılan inceleme sonucunda yapılan beyanlarda gerçek dışı, yanıltıcı ve kanunun hükümlerinin yürütümünü engelleyici durumların tespiti halinde beyan geçersiz sayılır. Ruhsat sahibine gerekli düzeltmeyi yapması için 2 aylık süre tanınır. Bu sürede gerçeğe uygun olarak belge verilmemesi veya düzeltme yapılmaması halinde teminatın tamamı irad kaydedilerek teminat beş katına çıkarılır ve 1 aylık bir süre daha tanınır. Bu süre içinde de yeni teminatın yatırılmaması, belgelerin verilmemesi veya gerekli düzeltmelerin yapılmaması hallerinin herhangi birinin vukuunda ruhsatname iptal edilir. Süresi içinde gerekli düzeltmeler yapılmış olsa bile mali ve teknik belge düzenleyerek bu duruma sebebiyet veren elemanlar gerekli bilgilerle birlikte, kuruluş kanunları çerçevesinde gereği yapılmak üzere ilgili meslek odalarına bildirilir. Mali ve teknik belge düzenlemekten sorumlu olan bu elemanların, aynı fiili ikinci kez tekrarlarında, fiilin belirlendiği tarihten itibaren 1 yıl süre ile bu kanun nezninde yapacakları beyanlar geçersiz sayılır. Bu husus bağlı oldukları ilgili meslek odalarına ve ilgililere bildirilir. Bu fıkraya göre haksız olarak maden üretimi sağlayanlar için 12 inci madde hükümleri uygulanır.

Beyanlara, raporlara ve projelere dayalı olarak haksız biçimde hak iktisabına gidilmesi halinde iktisap edilen hak iptal edilir.

Ruhsat sahibi Genel Müdürlüğe verilen bütün beyanlardan veya hiç beyanda bulunmamaktan dolayı sorumlu olup tüm beyanları imzalamakla da yükümlüdür. Mali konularda belge düzenleyerek beyanda bulunan elemanlar ise kendi beyanlarından sorumludurlar. Teknik elemanlar ise sadece ihtisas sahibi oldukları konularda beyanda bulunabilirler ve beyanlarından sorumludurlar. Teknik elemanlarca hazırlanan belge, rapor ve projelerin geçerli sayılabilmesi için, imzaları bulunan teknik elemanların kayıtlı oldukları odalarca vize edilmesi şartı aranır.

MADDE 6: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanunun 12. maddesinin beşinci. fıkrasından sonra eklenen fıkra uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: 12. Maddeye eklenen ilk iki fıkra maddenin değiştirilmeyen fıkralarıyla çelişkili bir durum yaratmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlara uygun olmayan şekilde cevher naklinde bulunanlara cevherin o günkü rayiç bedelinin beş katı ceza uygulanmakta iken eklenen fıkraya göre sevk edilen cevherin rayiç bedeli üzerinden devlet hakkının 10 katı ceza uygulanır denmektedir. Bu duruma göre yapılacak işlemler arasında çelişkili bir durum meydana gelmektedir. Tek suça karşı iki farklı ceza tanımlanmıştır.

Maddenin halen yürürlükte olan ikinci maddesinde maden hakkı olmadan üretim yapanlara devlet malına karşı işlenmiş fiil cezası uygulanmakta iken yeni eklenen ikinci fıkra ile bu durumla çelişik ve caydırıcı niteliği azalan bir cezai hüküm getirilmektedir. Bu durumda kanun yapısına aykırı ve birbirleriyle çelişik fıkralardır.

ÖNERİ: Her türlü maden nakliyatının sevk fişi ile yapılması mecburidir. Bu usule aykırı olarak nakledilen madene mülki amirliklerce geçici olarak el konur ve düzenlenen tutanak Cumhuriyet Savcılığına gönderilir Mahkemece usulsüz sevkıyat yaptığı sabit görülenlere, nakledilen madenin rayiç fiyatı ile tespit edilen değerinin 5 katı ağır para cezası verilmesine hüküm olunur ve bu bedel irad kaydedilir. Mahkeme kararına göre cezanın ödenmesi halinde el konulan maden sahibine iade edilir. Bu durumda maden hakkı sahibinin teminatı irad kaydedilir.

Yerinde yapılan denetim ve kontrol sonucunda da birinci fıkraya aykırı şekilde maden sevkıyatının yapıldığı tespit edildiği takdirde birinci fıkra hükümleri uygulanır.

Maden ruhsat haklarına dayalı olmaksızın, izinsiz olarak maden çıkaran veya sevk edenler hakkında birinci fıkradaki usulle tespit edilen değerin 5 katı ağır para cezasına hükmolunur. Tespit edilen maden müsadere edilerek satılır ve satış bedeli irad kaydedilir. Müsadere imkanı bulunmayan madenin rayiç değeri ilgililerden tahsil edilerek irad kaydedilir. Bu şekilde maden çıkarılması ayrıca Devlet malına karşı işlenmiş fiil sayılır.

Sevk fişi ile ilgili hususlar hazırlanacak yönetmelikte belirtilir.

MADDE 12:4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 26. maddesi ile ilgili değişiklikler uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Düzenlemenin ikinci fıkrası genel gerekçelerle çelişmektedir. Şöyle ki; değişiklik yapılan maddelere gerekçe olarak “ruhsat alanlarının uzun süre atıl kalmasını önlemek, bu alanların aranarak yeni maden sahalarının bulunabilmesine imkan sağlamak, mücbir sebep olmaksızın uzun süreler atıl kalmasını önlemek” olarak belirtilmiştir. Oysa üçüncü fıkrada ruhsat sahibi üretime geçmeksizin ruhsat sahasını ruhsat süresince elinde tutarak atıl kalmasını sağlayacaktır. Ayrıca, madenleri aynı anda, bir çok alanda üretime açılması ekonomik olmayabilir. Üretim fazlalığı fiyatların düşürülmesini gerektirir ki, bu durum iç piyasa açısından olumlu, ihracat açısından olumsuzdur. Her madenin kendine özel pazarı olup, kontrollü bir şekilde üretim kaçınılmazdır. MTA tarafından aramalar tamamlandıktan sonra, ülke maden stokunun nasıl değerlendirileceği, uluslar arası piyasaların geniş çaplı bir etüdünden sonra ele alınmalı ve bir Ana Plan hazırlanmalıdır. Bu plan dahilinde İşletme izni verildikten sonra üretime geçiş ve sonrası sıkı bir şekilde takip edilmelidir.

ÖNERİ: İlk işletme izni, 24.üncü maddeye göre projenin Genel Müdürlüğe verilmesi üzerine işletme ruhsatı ile birlikte verilir. İşletme ruhsatlı sahalarda işletme projesi esaslarına göre faaliyetlere başlanması ve sürdürülmesi esastır. İşletme izninin veriliş tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde ruhsat sahibi işletme projesi kapsamında faaliyetlere başlamak zorundadır. Ruhsat sahibi Maden Kanunu dışındaki gerekli diğer izinleri alamaması halinde bu süre 1 yıl daha uzatılır. Bu süre içinde de faaliyete başlanılmadığı takdirde teminat irad kaydedilerek ruhsat fesh edilir.

MADDE 14: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 28. maddesi hakkındaki değişiklik uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Özellikle havza madenciliğinin yapıldığı kamu sahaları ile geniş alanlara sahip olan bor sahalarının bilimsel yöntemlerle aranması beş yıl içerisinde tamamlaması mümkün değildir. Bu durum DPT tarafından hazırlanan Birinci Bor Arama Master Projesinde de belirtilmiştir.

Maddenin gerekçesinde belirtilen kamuya ait atıl sahalarının değerlendirilmesinin ise herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır. Çünkü kamunun elinde bulunan sahalarda kamu kuruluşları tarafından yapılan arama çalışmalarında bulunan diğer madenler rödevans yöntemiyle özel sektör aracılığı ile üretime açılarak değerlendirilmektedir. Atıl sahalar değerlendirilecek diye tüm sahaların çok kısa sürede ve plansız olarak üretime açılması fiyatları düşüreceği gibi, rekabet sebebiyle daha verimli bölümlerin alınıp, maliyet avantajından yararlanma yoluna gidileceğinden maden kaynaklarımız optimum faydayı sağlayacak şekilde kullanılmayacaktır. Yabancı sermaye ve özel sektörün bor sahalarında yaptığı selektif üretim nedeniyle, tenörü yüksek alanların alınarak düşük alanların bırakıldığı ve rezervin çok kötü bir şekilde kullanıldığı devletleştirme neticesinde görülmüştür. Tüm sahaları bir an önce üretime açalım mantığı ülke menfaatlerine değildir ve uluslar arası sermayenin beklentilerine uygundur.

Bu değişiklik ile kamunun elinde bulunan büyük ve verimli sahalar, özellikle de bor, kömür vb sahalar belirli çıkar grupları tarafından gizlice ele geçirilmeye çalışılmaktadır.

ÖNERİ: İlk paragrafdaki “yeni bir proje ile işletme izin talebinde bulunulmaması halinde” kısmı çıkarılarak, bunun yerine, “ruhsata konu maden zuhuru söz konusu ise işletme izin sınırının genişletilmesi, ikinci maden ise bulunan maden için ruhsat talep edilmemesi halinde” ibaresi eklenmelidir.

4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 28. maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmelidir.

Kamunun elindeki (TKİ; TTK, Eti Holding vb.) hiçbir saha taksir edilemez. Eti Holding ve diğer kamu kuruluşlarının elinde bulunan sahalardaki ikinci madenlerin tespiti için MTA tarafından aramalar yapılır. Bulunan madenlerin ruhsatları, ülke maden stoklarının değerlendirilmesi ana planı çerçevesinde değerlendirilmek üzere, bu kurumlar adına tescil olunur.

MADDE 15 : 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 29. maddesi hakkındaki değişikliğin 6. fıkrası uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE : Sahada üretim yapılmaması halinin açıklanmaya ihtiyacı vardır. Mücbir sebep hali ile diğer haller ayrılmamıştır.

ÖNERİ : 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 29. Maddesinin 6.fıkrası aşağıda belirtilen şekilde düzeltilmelidir.

Mücbir sebepler olmaksızın sahada 1 yıl üretim yapılmaması halinde, ruhsat sahibi uyarılarak 3 ay sürede üretime başlaması istenir. Bu sürede geçerli mücbir sebep bildirmeyen İşletmecinin ruhsatı iptal olunur.

Ayrıca, üretimi bilerek düşük tutmak suretiyle uluslar arası piyasaya Türk ürünlerinin girişini engellemek istediği tespit olunan veya ulusal kaynakların israfı ve sektörel gelişmeyi engelleyici faaliyette bulunan işletmelerin ruhsatları iptal olunur.

MADDE 16: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanunun 37. maddesi hakkındaki değişiklik önerisi uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE: Bu hüküm geçerli nedenlerle faaliyette bulunmayan ve bu nedenle üretim yapılmayan sahalarda bile maden hakkı alınmasını öngörmektedir. Üretim yapılmayan sahadan devlet hakkı alınması yasanın amacına aykırılık teşkil etmektedir. Kanunun ne tanımlar kısmında ne de diğer hükümlerinde mücbir sebepler tanımlanmamıştır. Bu nedenle mücbir sebebe dayanarak yapılan işlemlerde farklı uygulamalar ile karşılaşılmaktadır. Bu durumların ortadan kaldırılması için en azından bu madde de mücbir sebepler tanımlanmalıdır.

ÖNERİ: İşletme ruhsat sahasında savaş, seferberlik, sel, yangın, deprem, grizu patlaması, çökme ve heyelan gibi mücbir sebeplerle veya jeolojik durumlarda, cevherin tenör ve niteliğinde, pazarlama ve ulaşım şartlarında beklenmeyen değişiklerin olması halinde, grevlerde, irtifak ve intifa hakkı tesisinde veya kamulaştırmada veya maden işletmesi ile ilgili kurulmakta olan tesislerin yapımında geçecek süreler için faaliyetlerin geçici olarak tatiline, ruhsat sahibinin müracaatı üzerine Genel Müdürlükçe karar verilir. Kurulu veya tevsii aşamasındaki sınai metalurji, sınai kimya, termik santral ve tuvenan işleme kapasitesi en az 50.000 ton/yıl olan zenginleştirme tesisleri ile doğrudan satılabilecek durumdaki madenleri kırma, eleme, öğütme, kurutma veya paketleme tesislerinden en az üçüne sahip olup, bunları beslemeye veya beklemeye yönelik, aynı ruhsat sahibine ait birden fazla ruhsat olması halinde, aynı anda üretim faaliyeti zorunluluğu aranmaz ve bu durumda geçici tatile Genel Müdürlükçe karar verilir.

Ruhsat sahibi mücbir sebeplere, beklenmeyen hallere ve grevlere dayalı olan geçici tatil talebini; bu durumların meydana gelmesini müteakip gerekçe ve süre belirtilmek kaydı ile Genel Müdürlüğe yapmak zorundadır. Madde kapsamındaki diğer geçici tatil talepleri işletme projesine ve işletmenin seyrine bağlı olarak yapılır.

Geçici tatil talebinin uygun görülüp görülmediği Genel Müdürlükçe incelenerek 10 iş günü içinde ilgiliye bildirilir. Bu süre içinde bildirilmediği takdirde geçici tatil talebi kabul edilmiş sayılır.

Geçici tatilin başlangıcı olarak müracaat tarihi kabul edilir. 3 yıldan fazla iş tatili yapılamaz. Bu süreyi aşan durumlarda ruhsat iptal edilir.

Geçici tatil gerektiren durumun ortadan kalkmasından itibaren 6 ay içinde işletme projesindeki faaliyetlere sahada devam edilmesi şarttır. Bu süre içinde faaliyete geçilmediği takdirde teminatın ½ si irad kaydedilir. İlgiliye ek üç ay süre verilir. Bu sürede de geçerli bir dayanağı olmadan faaliyete başlanılmaması halinde, ruhsatname iptal edilerek teminatı madencilik fonuna irad kaydedilir.

MADDE : 17 – Maden Kanununun 46 maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen son fıkrasının yerine gelmek üzere eklenen fıkralardan “İşletme ruhsatı sahasında işletme faaliyetleri için gerekli olan özel mülkiyete konu taşınmazın, taraflarca anlaşma sağlanamaması halinde, işletme ruhsatı sahibinin talebi üzerine işletme ruhsatı sahibi lehine kamulaştırılmasına Bakanlıkça karar verilebilir. Bakanlıkça verilen kamulaştırma kararı kamu yararı hükmündedir.” şeklindeki fıkra uygun bulunmamıştır.

GEREKÇE : Kamulaştırmaya ait hükümler, biraz farklı şekilde YASED’in tasarısında da vardı. Yatırımcının talebi üzerine ruhsat sahasının üzerindeki taşınmazlara ilişkin olarak Bakanlıkça verilen kamulaştırma kararının kamu yararı hükmünde olduğu hususu da tartışmaya konu olacak niteliktedir. İki özel ya da tüzel kişi hakkında, taşınmaz mülk sahibi aleyhine kamu gücü kullanılırken kamu yararının olduğunun peşinen kanunda yer alması hukuki açıdan uygun değildir. Bakanlık burada sadece ruhsat tahsis eden kuruluştur. Kamulaştırmadan yararlanan ise başka bir gerçek ya da tüzel kişidir. Kamulaştırmanın yapılabilmesi için kamu yararı arandığı cihetle, özel menfaatler için kamulaştırma yapılması hukuka aykırı olacaktır. Ruhsat sahibi ile taşınmaz sahibi arasındaki ihtilafa Bakanlığın taraf olması doğru değildir. İhtilafın genel hükümlere göre çözülmesi daha uygun olacaktır.

Bu hükümler tasarıdan çıkarılmalıdır.

Madde 18: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununu 47. maddesi hakkındaki değişiklik önerisi uygun bulunmamıştır.

ÖNERİ: MTA Genel Müdürlüğü herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan ülke genelinde prospeksiyon yapabilir.

MTA Genel Müdürlüğü bu kanun hükümlerine göre ruhsatname alarak arama faaliyetlerinde bulunduğu bir sahayı 15. maddeye göre bulunmuş hale getirdikten sonra ruhsatnamesini 30. madde hükümlerine göre ihale edilmek üzere Bakanlığa bırakır. İhale yolu ile MTA’nın bulucusu olduğu maden sahalarını devralan işletmeciden bulucu hakkı alınır.

MTA Genel Müdürlüğünün bulunmuş hale getirerek ihale edilmek üzere Bakanlığa bıraktığı sahalar 10 yıl müddetle ihale yolu ile devredilinceye kadar tutulur. Bu süre içerisinde devredilmezse saha kayıtlardan silinerek aramalara açılır.

MTA Genel Müdürlüğü istisnai hak olarak gerekçelerini Bakanlığa belirtmek ve onay almak koşuluyla bölgesel rezervasyon yapabilir. Rezervasyon süresi 2 yıl olup uzatılamaz. Bu işlemler harç ve teminattan muaftır. Rezervasyon yapılacak saha herhangi bir alan sınırlamasına tabi değildir. Ancak ülke düzeyindeki toplam alanı 100.000 hektarı geçemez. MTA Genel Müdürlüğü rezervasyon süresi bitmeden rezervasyon yapılan alan içinde arama ruhsatı müracaatında bulunabilir. Rezervasyon müracaatının Bakanlıktan onay alındığı gün ve saatten itibaren, bu alan için yapılan arama müracaatları yapılmamış sayılır. Daha önceden usulüne uygun yapılmış müracaatlar ve ruhsat hakları saklıdır.

Rezervasyon süresinin bitiminde saha tekrar aramalara açılır. MTA Genel Müdürlüğü 3 yıl geçmeden sahanın tamını veya bir kısmını içine alacak şekilde tekrar rezervasyon yapamaz.

MADDE : 20 – Maden Kanununa eklenen geçici maddeler

Geçici Madde : 12 – Madde 14 ile çelişkilidir. Maden Kanunu’nun 28.maddesini değiştiren madde 14.maddede “Eti Holding Anonim Şirketinin bor tuzu ile ilgili ruhsat alanlarında, beş yıllık kısıtlayıcı süre uygulanmaz. 2840 sayılı yasa hükümleri saklıdır.” denilmesine rağmen, bu geçici maddede, “Eti Holding A.Ş.’ye ait Bor tuzu sahalarında yapılacak arama çalışmalarından sonra terk edilen veya taksir edilen alanlar…"dan bahsedilmektedir. 5 yıllık süre uygulanmayacaksa taksir edilen alanlardan bahsetmenin anlamı nedir?

ÖNERİ : Geçici 12.maddenin ikinci paragrafı tasarıdan çıkarılmalıdır.

Geçici Madde : 14 – Geçici madde 14 ile Bergama süreci başta olmak üzere, mahkeme kararları, ilgili çevre yasa ve yönetmeliklerine uygunsuzluktan kaynaklı faaliyeti durdurulan veya durdurulması gereken madencilik faaliyetlerine geçici bir af getirilmektedir. Getirilen düzenleme ile, yasa ve yönetmeliklere aykırı şekilde çalışan madencilik faaliyetlerine 6 ay ek süre verilmiştir.

Benzer bir uygulama 14.4.2000 tarihinde “CED” yönetmeliğinin 28. maddesine bir madde ilave edilerek yapılmış..”faaliyetin üretim aşamasına geçmiş bulunması halinde, üretimde bulunduğunun belgelenmesi kaydıyla Yönetmelikte belirtilen yükümlülüklerini yerine getirilebilmeleri için bir defaya mahsus olmak üzere Bakanlıkca uygun görülmesi halinde yeteri kadar süre verilebilir. Bu süre zarfında yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda faaliyet mahallin en büyük mülkü idare amirince durdurulur.”denilmiştir.Ancak ÇMO’nun açtığı dava sonucu Danıştayın 6.11.2001 tarih ve 5320 nolu kararıyla”…amacı çevrenin korunması ve insanlarınsağlıklı bir çevrede yaşamalarına olanak sağlamak olan Çevre Yasası ve ÇED Yönetmeliği hükümlerine aykırı olarak getirilen düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.. denilerek iptal edilmiştir.

Bu nedenle yasal gerekliliklerini yerine getirene kadar hiçbir madencilik faaliyetinin sürdürülmesine izin verilmemelidir.

ÖNERİ: Geçici Madde 14 tasarıdan çıkarılmalıdır.

Yürürlükten Kaldırılan Maddeler

Madde : 22-

Tasarıdaki“Zeytinlik sahası içinde: taş, kum, çakıl ocağı faaliyetleri yürütülemez. Bunların dışındaki madencilik faaliyetleri Bakanlığın izni ile yapılır. Zeytinlik sahalarda yürütülecek maden üretim faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar ilgili bakanlığın uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Zeytinlik sahasında yapılacak maden arama faaliyetleri esnasında zeytin ağaçları kesilemez. Ancak, bu faaliyetler esnasında ağaç kesiminin zaruri olduğu durumlarda bakanlığın izni ile ağaç bedeli ödenerek zeytin ağacı kesilebilir.” hükümleri uygun bulunmamıştır.

Sanki zeytinlik alanlarının dışındaki tüm sahalarda aramalar bitmiş, madenler çıkarılmış, yeni rezerv bulunması ve üretim mümkün değil de sıra zeytinliklere gelmiş. Hazırlanmış olan bu tasarı, zeytinliklerin mahvolmasına yol açacak niteliktedir. Madde oldukça sakıncalıdır ve milli menfaatlere aykırıdır. Zeytin üretiminde rakip ülkeler ve zeytin ve zeytin mamulleri üreten, pazarlayan uluslar arası firmaların planlı bir şekilde zeytinliklerimizi yok etmesine fırsat verecek bir düzenleme olduğundan madde tasarıdan tamamen çıkarılmalıdır. Zeytinlik alanlarda varlığı bilinen stratejik madenlerden, ülkenin stratejik ve hayati ihtiyaçlarına binaen ve bu ihtiyacın karşılanacağı kadar, üretimini gerçekleştirecek düzenleme yapılabilir. Ancak bu da ihtiyacın doğduğu anda gündeme gelmelidir. Bu alanlarda MTA tarafından zeytin ağaçlarına zarar vermeden maden araması yapılmalıdır.

Madde: 23 –

Tasarıdaki“Korunması gerekli taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının tespiti, Kültür Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.” hükmü uygun bulunmamıştır.

Tasarıya göre bir taşınmazın Kültür ve Tabiat varlığı olup olmadığına faaliyeti etkilenen, yani çıkarları zedelenen yerli ya da yabancı madenci karar verecek. Tam bir ihanet mantığı. YASED’in tasarısına oldukça uygun. Ancak, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu geçersizdir demiyor da, Tabiat ve Kültür Varlığını belirlemeyi çıkarları etkilenecek olanlara bırakıyor ve tüm Türkiye çapında yaygınlaştırıyor.

Madde tasarıdan çıkarılmalıdır. Buna bağlı olan, tasarının 24, 25 ve 26.maddeleri de tasarıdan çıkarılmalıdır.

Madde: 27 –

Tasarıdaki“..Madenlerin işletilmesi hususunda ÇED uygulaması ile ilgili usul ve esaslar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmü uygun bulunmamıştır.

İşletme aşamasında ise ÇED uygulama ve esaslarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmaktadır. Çevreyi madencilik faaliyetlerine göre düzenleme mantığı ağır basacaktır. Yani madencilik faaliyetleri çevre kanunu esaslarına göre yürütülmeyecek, çevreye ilişkin düzenlemeler madencilik faaliyetlerine göre yeniden yapılacaktır. Madencilik işletmeleri ve kuruluşları tarafından Çevreye ilişkin düzenlemeler gereksiz ve madencilik faaliyetlerini engelleyen, maliyeti artırıcı bir unsur olarak görüldüğünden çevreyi korumaya yönelik düzenlemeler kaldırılacaktır.

Madde tasarıdan çıkarılmalıdır.

MADDE 28 : 9/8/1983 2873 sayılı Milli Parklar kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasında yapılması düşünülen düzenleme” Milli Park ilan edilme kriterlerine kısıtlama getirmesi nedeniyle uygun değildir.Bu nedenle kanun maddesinin eski haliyle kalması gerekmektedir.

MADDE 29: 4/4/1990 tarih ve 3621 sayılı Kıyı Kanununun 6. maddesinin birinci fıkrasında yer alan değişiklik Madde 3 de yer alan gerekçeler nedeniyle tasarıdan çıkarılmalıdır. tasarıdan çıkarılmalıdır.

MADDE 32 : 4342 sayılı Mera Kanunun 14. maddesinin (a)bendi değiştirilerek maden ve petrol aramaya yönelik tüm faaliyetlerin herhangi bir izne ve kısıtlamaya tabi olmadan yürütüleceğini öngörmektedir.

Bu düzenleme ile mera, yayla ve kışlaklarda biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda sorumsuz uygulamalar yapılabilecektir.

Bu nedenle madde eski haliyle muhafaza edilmelidir.

EK MADDE ÖNERİSİ

MADDE XX: 4.6.1985 tarih ve 3213 sayılı Maden Kanununun 49 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Madde 49: 2840 sayılı yasa hükümleri saklıdır. Bu kanunun yürürlük tarihinden önce ve sonra bulunmuş ve bulunacak olan tüm bor tuzları 2840 sayılı yasa hükümlerine tabidir.

Trona ve asfaltitin ham olarak ihracatı yasak olup, soda külü ihracatına ait usul ve esaslar, bor politikaları dikkate alınarak Bakanlar Kurulunca tespit edilir. “

GEREKÇE: 3213 sayılı yasa ile yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren özel sektörün de bor arayabileceği ve bulduğu bor madenini işletebileceği serbestisi getirilmişti. Geçen 17 yıllık zaman içerisinde herhangi bir bor sahası bulunmamıştır. Yeni bir Bor sahası bundan sonra da muhtemelen bulunamayacaktır. Bulunması halinde ülkenin bor politikası olumsuz etkilenecektir. Rafine ve uç ürünlere yönelen Eti Holdingin karşısına ham cevher üreten yerli ve yabancı firmaların çıkması, bu politikaları akamete uğratacaktır. Diğer yandan trona bazı alanlarda bor ile birlikte, bazı alanlarda bor ürünlerine alternatif olarak kullanılmaktadır. Bilhassa Avrupa’ya yakın tek doğal trona yatağının ülkemizde olması bor ve trona politikalarının birlikte yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.

1973 Petrol Krizi

06 Kasım 2007

1973 Petrol Krizi

1967 savaşı sonunda nasıl Araplar, Filistin komandolarını İsrail’e karşı bir yıpratma savaşının vasıtası olarak kullanmaya karar verdilerse, 1973 Savaşı’nın sonunda da, "petrolü" İsrail’e karşı değil, fakat Batı’ya karşı siyasi silah olarak kullanmaya karar verdiler ve bunun neticesinde de bütün dünyada bir petrol krizi ortaya çıktı.

Aslına bakılırsa, 1973 petrol krizi doğrudan doğruya 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın sonucu değildir. Bu savaş bu krizi hızlandırmıştır. Yoksa üretici ülkeler için petrol problemleri yıllardan beri oluşma halinde bir mesele idi. Nitekim, OPEC (Organization of Petroleum Exporting Countries), yani Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı, daha 1960 Ağustosu’nda kurulmuştu. Üye sayısı 13′e kadar çıkan bu teşkilatın kuruluş maksadı, özellikle petrol fiyatlarının tesbiti başta olmak üzere, hepsini müştereken alakadar eden meselelerin birlikte çözümünü sağlamaktı.

OPEC kurulduğunda, hemen bütün petrol üreticisi ülkelerde, petrol kaynakları, Batı teknolojisi gereği, Batılı ve bilhassa Amerikan petrol şirketlerince işletilmektedir. İkinci bir husus da şudur: Bugün, yani 1982 yılı başında varili 34 dolara kadar yükselmiş olan ham petrolün fiyatı, 1970 Ocak ayında, Orta Doğu petrolleri için varili 1.80 ve daha yüksek vasıflı Libya petrolu için de 2.17 dolardır.

Bununla beraber, OPEC’in 1973 Arap-İsrail Savaşı’na kadar bir şey yaptığı söylenemez. Yalnız şu var ki, 1970′den itibaren, hemen bütün Orta Doğu ülkelerinde, petrol şirketlerine el koyma eğilimi başladı. Mesela Irak, 1972′de Iraq Petroleum Company’yi tamamen millileştirdi. İran da 1973′de hemen hemen aynı şeyi yaptı ve petrol şirketlerini sadece bir idareci haline getirerek, üretimi tamamen İran Milli Şirketi’nin (INOC) eline verdi. Diğer Arap ülkeleri ve bilhassa Basra Körfezi ülkeleri de, yabancı şirketlerdeki hisselerini arttırdılar.

1967 Arap-İsrail savaşından sonra, petrolün Batı’ya ve bilhassa Amerika’ya karşı bir siyasi silah olarak kullanılması söz konusu edildi. Hatta bu maksatla OAPEC (Organization of Arab Petroleum Exporting Countries), yani Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Teşkilatı da kuruldu. Fakat petrolün siyasi silah olarak kullanılması mümkün olmadı. Çünkü, her şeyden önce, Batı’nın ve bilhassa Amerika’nın tek petrol kaynağı Orta Doğu değildi. Amerika’nın kendi üretimi olduğu gibi, Venezuela, Nijerya ve Endonezya gibi başka petrol ihracatçısı ülkeler de vardı.

Petrol ambargosunda dayanışmayı sağlamak zordu. İkincisi, petrolün fiyatının gayet düşük olduğu bir sırada, Arap ülkeleri için mühim bir gelirden yoksun kalmak, kolay göze alınamıyacak bir şeydi. Diğer taraftan, petrolün siyasi vasıta olarak kullanılmasında Batı ve Amerika üzerinde baskı yapabilmek için iki yol vardı: Biri üretimi ve dolayısiyle ihracatı kısmak, diğeri de fiyatları yükseltmek. Üretimi kısmanın iki sakıncası vardı. Önce, üretici ülkelerin gelirlerini azaltırdı, sonra da, bütün Batı endüstrisi enerji bakımından petrole dayandığı için üretimi kısmak sert tepkilere yol açabilirdi.

İşte bu sebeplerden, 1973 savaşından sonra ikinci yola, yani fiyatların yükseltilmesine başvuruldu. Bu metodun başarılı olduğu söylenebilir. Zira, 1973 Ocak ayında varili 2.59 dolar olan Arap petrolü, 1973 Ekiminde 5.11 ve 1974 Ocak ayında da 11.65 dolara çıktı. Bu, bir yıl içinde dört mislinden fazla bir artış demekti. Bu fiyat artışları bilhassa Batı Avrupa’da ve Japonya’da bir paniğe sebep oldu.

Ortak Pazar veya resmi adı ile Avrupa İktisadi İşbirliği Teşkilatı (E.E.C.), 6 Kasım 1973′de yayınladığı bir bildiride, Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararlarını desteklediklerini kuvvet yoluyla toprak kazanılmasını kabul etmediklerini, İsrai1′in 1967′de işgal ettiği topraklardan çekilmesini, bununla beraber, bölgedeki her devletin egemenlik, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı ile, "güvenlikli ve tanınmış sınırlar içinde" barış içinde yaşama hakkına saygı gösterilmesi gerektiğin ilan ettiler.

Japonya ise, 22 Kasım’da Arapları tutan öyle bir tavır aldı ki, sadece İsrail ile münasebetlerini kesmediği kaldı. İngiltere ise, 6 Ekim 1973′de, Orta Doğu ülkeleri için silah ambargosu ilan etmişti. Fakat Kasım ayında ambargo esas itibariyle İsrail’e yönelik bir şekil aldı. Bilhassa Suudi Arabistan, İsrail’i kesinlikle tutan Amerika ve Hollanda’ya karşı petrol ambargosu tatbik etti ise de, bu ambargo bilhassa Amerika’nın Orta Doğu politikasında hiç bir değişiklik ve tesir yapmadı. Kaldı ki, Amerika’nın bu ambargoya karşı tepkileri de bir hayli sert oldu. Hatta, petrol üreten Arap ülkelerinin petrol politikası, Batı’nın sanayiini çökertecek hale geldiği takdirde, Amerika’nın Basra Körfezi bölgesine bir silahlı müdahale ihtimalinden veya bunun planlamasından dahi söz edildi.

Arapların bu petrol silahına karşı Amerika’nın başvurduğu ikinci yol da, Avrupa İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) çerçevesinde, 1974 Ekimi’nde, Amerika, Kanada, Fransa hariç Ortak Pazar ülkeleri, Japonya, İspanya, Türkiye, Avusturya, İsviçre, İsveç ve Norveç’in katılması ile Milletlerarası Enerji Ajansı’nın (İnternational Energy Agency) kurulması oldu.

Bu kuruluşun amacı, enerji ve fakat bilhassa petrolün sağlanmasında, kullanılmasında bir işbirliğini, dayanışmayı ve ortak planlamayı gerçekleştirmekti. Ortak Planlama çalışmalarında, daha sonra, her üye ülkenin en az 60 günlük petrol stokuna sahip olması prensibi kabul edilmiş ve daha sonra da bu stok miktarı 90 güne çıkarılmıştır. Bundan başka, petrol sıkıntısına düşmeleri halinde, üye ülkelerin birbirlerine yardım etmeleri esası da kabul edilmişti.

Petrol krizinin 1973-1974′de Batı’da yaptığı ilk şoktan sonra, petrol meselesi, yani her altı ayda bir OPEC ülkelerinin ham petrol fiyatlarına zam yapmaları, normal bir hadise mahiyetini aldı. Başka bir deyişle, Batı’nın sanayileşmiş ve gelişmiş ülkeleri, fiyat artışlarından doğan sarsıntıyı kısa sürede atlattılar. Çünkü, sanayileşmiş ülkelerin korktuğu üretimin azaltılması idi. Yoksa, fiyat artışlarına kolay ayak uydurdular. Zira, artan fiyatların üretici ülkelere sağladığı gelir, yani petrodolar, yine Batı bankalarına ve Batı’nın sermaye ve nakit piyasasına intikal etti.

İkincisi, Batı’nın sanayileşmiş ülkeleri, artan petrol fiyatlarını kolaylıkla kendi sanayi mamullerine ve teknolojilerine aksettirdiler. Burada bilhassa silah fiyatlarını tekrarlamak gerekir. Halbuki, Batı’nın sanayiine, teknolojisine, silahına ve hatta tüketim maddelerine en fazla ihtiyaç duyanlar, petrol paraları ile ülkelerinin ekonomik kalkınmalarını hızlandırmak isteyenler, bu petrol üreticisi Arap ülkeleri idi. Yani, Arap ülkeleri pahalı sattılar ve aldıklarını da pahalı almaya başladılar. Bu arada olan, gelişmekte olan fakir ülkelere oldu.

Türkiye de, artan petrol fiyatlarının büyük acısını çekmiştir. Petrol üreten Arap ülkeleri, bilhassa geri kalmış veya gelişmekte olan Müslüman ülkeler için yeterli bir yardım programı da gerçekleştirmediklerinden, Batı’nın zengin ülkelerine vurmak istedikleri darbenin acısı, bu Müslüman fakir ülkelerin sırtından çıkmıştır.


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy