Maden Özelleştirmesi

06 Kasım 2007

Bildiginiz üzere kasim ayinda yasadigimiz ekonomik krizin hemen ardindan, krizden cikis yollarindan birisi olarak dünya toplam rezervlerinin %80′ine sahip oldugumuz bor madenlerinin özellestirilmesi gündeme getirilmis ve hükümet içinde basta sayin Sükrü Sina Gürel olmak üzere bir kaç bakanin direnisi sonucu bor madenlerinin özellestirilmesiyle ilgili dosya kisa bir süre için rafa kaldirilmistir.Bu tartismanin hemen ardindan nedenleri hala tam olarak bilinmeyen subat krizi patlak vermistir…Ve bugün Türkiye bir kaç milyar dolar bulabilmek için herseyi yapabilecek bir duruma sürüklenmistir.

Çok kisa bir süre sonra bor madenlerinin özellestirme yoluyla yabanci sermayeye satisi yeniden gündeme getirilecektir…Ve korkariz bu kez ülkenin içine düsürüldügü agir ekonomik buhran nedeniyle hiç kimse bu özellestirme islemine karsi direnmeyecektir…

Asagida bor mineralinin stratejik önemi ve degeriyle ilgili bir derginin Mart 2001 tarihli sayisindan özetlenerek alinmis bir yazi bulacaksiniz… Yüzlerce bilim adaminin "21.yüzyilin petrolü" diye tanimladigi ve uzay teknolojisinden, bilisim sektörüne,nükleer teknolojiden savas sanayiine kadar pek çok alanin vazgeçilmez hammaddesi durumuna gelen bor madeni ülkemizin ve çocuklarimizin gelecegidir…

Üzerinde oturdugumuz bu zenginligin stratejik ve ekonomik öneminin farkina varmamiz, bugünümüzü ve yarinimizi daha iyi degerlendirmemizi saglayacaktir…

20. yüzyil boyunca dünyada yasanan her türlü siyasi,iktisadi ve askeri gelismenin bas aktörü durumunda olan petrol yerini bor madenine birakmistir. Petrol üzerinde oynanan oyunlari hatirlamamiz,ülkemizin sürüklendigi ekonomik ve siyasi krizi de kavramamiza yardimci olacaktir…

Ülkemizin ve bor madenlerinin gelecegine sahip cikmamiz kendi gelecegimize sahip cikmamiz demektir…Ham haldeki degeri yaklasik 1 trilyon dolar olan ve islendigi zaman degeri 6-7 trilyon dolara ulasan bor rezervlerimiz bir kaç milyar dolara elimizden alinacaktir…

Kamuoyunda degeri / önemi pek bilinmeyen ve maalesef hiç tartisilmayan bu konuya dikkatinizi çekmek istedik…

Amacimiz ülkemizin ve toplumumuzun geleceginde çok önemli bir rol oynayacak bu konuda ortak bir yurttaslik bilincinin olusmasina katkida bulunmaktir… Konuya sizin de ilgi göstereceginize inaniyor, saygi ve sevgilerimizi sunuyoruz.

2000′LI YILLAR BIZIM OLACAK

PETROL ORADA ISE "BOR" DA BURADA !

BIR BASKA ANADOLU MUCIZESI YASANIYOR VE BOR MINERALI ILETISIM CAGININ GÖZBEBEGI OLUYOR

Türkiye yaklasik 2.5 milyar tonluk bor rezerviyle zengin bir ülkedir. Ham haldeyken tonu 400 dolar olan bor mineralinin degeri, islenerek süper iletken hale dönüstügünde kat be kat artacaktir.

"Bilim adamlari,tahmin edilenden çok daha yüksek derecelerde bile,neredeyse hiç dirençle karsilasmadan elektrik tasiyabilen metal bir bilesim tesbit etti. Dünya bilim çevrelerini sasirtan bu bilesimin,özellikle süper hizli bilgisayarlarin üretiminde kullanilabilecegi belirtildi….

Çok daha hizli bilgisayarlarin yapiminda,oksijen içeren maddelerle çalismanin zor oldugu yerlerde,magnezyum-bor bilesiminin kullanilmaya baslanacagi haberi üzerine, Nortwestern Üniversitesi’nden Profesör John Rowell;bilim adamlarinin düsük sicaklikli maddeler üzerinde daha fazla çalistigini hatirlatarak,bunlarin yerine magnezyum-bor bilesiminin kullanilmasinin daha avantajli olacagini söyledi. Rowell’a göre magnezyum-bor yüksek isidaki iletkenligi sayesinde bilgisayar bilesenlerinin 4 kat daha hizli calismasini saglayabilir…"

BOR MINERALI STRATEJIK BIR ZENGINLIKTIR Deterjan sanayiinden uzay teknolojisine kadar yüzlerce degisik alanda kullanilan bor minerali,petrol ve dogalgaz kadar büyük bir stratejik öneme sahip. 20 yüzyilda sinirlarin cizilmesinde temel unsur olan petrol Orta Dogu için nasil bir lütufsa,bor da Anadolu için bir lütuftur. Bir ton borun 400 dolar degerinde oldugu ve Türkiye’nin yaklasik 2.5 milyar ton bora sahip oldugu göz önüne alindiginda ,bu emsalsiz cevherin Türkiye için ne derece büyük bir zenginlik kaynagi oldugu daha iyi anlasilir. Toplam 1 trilyon dolardan fazla olan bu rakam ülkemizin toplam 106 milyar dolar olan dis borcunun yaklasik 10 katina denk degerdedir..

Amerikan uzay mekigi Challenger’in infilakindan geriye sadece Türk borlarindan imal edilen kabin kesiminin kaldigi düsünülecek olursa borun uzay teknolojisi için ne denli hayati bir madde oldugu da anlasilabilir.Tüm dünyayi kontrol etme gayretinde olan ABD’nin dünya bor rezervlerindeki payinin sadece % 13 oldugunu da düsünürsek, ABD-Türkiye iliskilerinin seyrinde bor mineralinin çok önemli bir rol oynadigini rahatlikla görebiliriz. Bor minerali,sanayide alternatifi olmayan,vazgeçilmez bir zenginlik.Dünyada bor minerali bakimindan en zengin ülke ise Türkiye. Ülkemiz dünya toplam bor rezervinin % 70′ine sahip. Bor’un bir çesidi olan tinkal Eskisehir’in Kirka bölgesinde yogun olarak bulunuyor. Kolemanit cevheri de Kütahya-Emet,Balikesir-Bigadic ve Bursa-Kestelek bölgelerinde yer aliyor. Türkiye’nin 1999 yilindaki tabii boratlar toptan ihracati 121 milyon dolar olarak gerceklesti…Türkiye 1999 yilinda toplam 30 sanayilesmis ülkeye bor ve kimyasallari ihraç etti…

Bor madenlerinin ruhsat ve saha isletme haklari 01.10.1978 tarih ve 2172 sayi ve 10.06.1983 tarih ve 2840 sayili kanunlar geregince ETI HoldingAnonim Sirketi’ne ait. "Devletçe Isletilecek Madenler Hakkinda Kanun"la , 2172 sayili kanunun 2.maddesinde yer alan "bor tuzlari,uranyum ve toryum madenlerinin aranmasi ve isletilmesi devlet eliyle yapilir" ibaresi geregi bor sahalari ve bor türevleri isletmelerinin özellestirilmesi mümkün degil. ETI Holding’in aniden özellestirme kapsamina alinmasi, bünyesinde bulunan yüksek kar marjli bor isletmeleri nedeniyle, yurt disindan pek çok degisik çevrenin ilgisini çekti. Birer dev sanayi ülkesi olan bati dünyasinin, sanayilerini ayakta tutabilmek için muhtaç olduklari bor madenine Türkiye’deki bor isletmelerinin özellestirilmesi yoluyla ulasabilmeleri ihtimalinin ortaya cikmasi pek çok soruyu da beraberinde getirdi. Bor isletmelerinin,yurtdisindan gelen baskilar sonucu özellestirme kapsamina alindigi, yapilacak ihalenin kuralina uygun olmayacagina dair söylentiler de hala gündemdedir.

BOR TÜRK EKONOMISININ VAZGECILMEZIDIR

Özellestirilmek istenen ETI Holding 2000 yilinda 30 trilyon liralik harcamayla, 83.8 trilyon lirasi iç satis, 147.1 trilyon lirasi dis satis olmak üzere toplam 231 trilyon liralik hasilat elde etmistir. Yilda 700 bin ton ham,350 bin ton rafine bor ürünleri satisi gerçeklestiren ETI Holding’in küçük bir teknoloji yenileme operasyonuyla mevcut üretimini ve satisini kat be kat artirabilecegi söylenmektedir. Bor madenlerinin özellestirilmesiyle,bu büyük ulusal servet yabanci sermayenin eline geçecektir. Dünyadaki diger örneklerde oldugu gibi yabanci sermaye bu stratejik maddeyi islemek için kaynaginda tesis kurmak yerine kendi ülkesine götürerek isleyecek ve Türkiye kendi elleriyle kendi servetini gelismis sanayii ülkelerine teslim etmis olacaktir.

Not: Bu yaziyi mumkun oldugu kadar dostlariniza yollayin.

A.b. Geri Kazanım Ve Geri Dönüşüm Hedeflerini Yeniliyor.

06 Kasım 2007

A.B. GERİ KAZANIM VE GERİ DÖNÜŞÜM HEDEFLERİNİ YENİLİYOR.

Avrupa Komisyonu “Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Direktifi 94/62/EC’nin” revize edilmesi amacı ile hazırlamış olduğu öneri metnini yayınladı. Komisyonun yeni önerisine göre Direktif önümüzdeki yeni beş yıllık dönem (2001-2006) için yeni hedefleri içeriyor. Öneri metni aynı zamanda Direktif metninde yer alan bazı tanımlara da açıklık getirmeyi amaçlıyor.

Mevcut direktif 30 Haziran 2001 itibarı ile tüm üye ülkelerde ambalaj atıklarının %50 – 65 oranında geri kazanımın ve %25-45 oranında geri dönüşümünü hedefliyordu.

Yeni öneri metni ise 30 Haziran 2006 için yeni hedefleri ve yeni tanımları içeriyor.

I- Yeni Geri Kazanım ve Geri Dönüşüm Hedefleri :

%60 – %75 / Geri Kazanım :

Mevcut direktifte tüm ambalajları kapsayan ve %50 – 65 olan geri kazanım (Recovery) hedefleri yenilenen direktifte minimum %60 – maksimum %75 olarak öneriliyor.

Öneri metni “malzeme geri dönüşümünü” çevre etkisi açısından “en faydalı” geri kazanım yöntemi olarak kabul ediyor. Bu neden ile yeni metne göre “Enerji geri kazanımı” oranı “geri dönüşüm oranından” çok yüksek olamayacak.

% 55 – % 70 Geri dönüşüm

Mevcut direktifte % 25 – % 45 olan malzeme geri dönüşüm hedefleri Avrupa Komisyonunun yeni öneri metninde %55 – % 70 aralığına yükseltiliyor.

Malzeme Bazında yeni hedefler :

Önceki metinde, herhangi bir malzeme için en düşük %15 olan geri dönüşüm hedefi yeni metin ile çok daha yukarılara çıkarılıyor. Malzeme bazında yeni geri dönüşüm hedefleri:

Cam %60 (yeşil cam tüketimi fazla olan ülkeler hariç)

Kağıt ve karton %55

Metal ambalajlar %50

Plastik ambalajlar %20 (Mekanik ve kimyasal geri dönüşüm yöntemleri dahil olmak üzere)

II- Önemli Ayrıcalıklar :

Mevcut direktifte AB üyesi ülkelere 2001 için verilen hedefler (%50 -65 geri kazanım)

Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’in özel durumları nedeni ile bu ülkeler için 2005’in sonuna kadar ertelenmişti. Yeni öneri metnine göre Yunanistan, Portekiz ve İrlanda yenilenen hedefleri (%60-75 geri kazanım, %50 -%75 geri dönüşüm) ise 30 Haziran 2009’a kadar yerine getirmek durumunda. Ancak bu ülkeler için önerilen takvimin 31 Aralık 2011’e kadar uzatılması da gündeme alınmış durumda. Takvimin 31 Aralık 2011’e alınması halinde hedefler %50 – % 85 geri kazanım, %45 – %80 geri dönüşüm olarak belirlenecek. Malzeme bazında hedefler ise cam, kağıt ve karton %45, metal %35, plastikler%15 olarak kararlaştırılacak.

III- Tanımlar’da Yapılan Değişiklikler :

Mekanik Geri Dönüşüm (mechanical recycling) : Atık malzemeyi “Kimyasal yapısını bozmadan” ve “enerji kazanımı veya bertaraf” amacını içermeyecek şekilde tekrar kazanmak amacı ile işleme tabi tutmak

Kimyasal Geri Dönüşüm (chemical recycling) : Atık malzemenin “kimyasal yapısını değiştirmek” sureti ile ve “enerji kazanımı, organik geri dönüşüm veya bertaraf” amacını içermeyecek şekilde atık malzemenin kimyasal bileşkenlerinin orijinal bileşkenlerine geri dönüştürmek.

“Feedstock recycling” ; Katkılı Geri Dönüşüm : Atık malzemenin, organik geri dönüşüm, enerji geri kazanımı ve bertaraf amaçları dışında, orijinal kimyasal yapısının dışında bir başka kimyasal yapıya dönüştürerek geri kazanma işlemi olarak yeniden tanımlıyor.

IV- Aday Ülkelerin Konumu:

Aday ülkeler Avrupa Birliği kanunları çerçevesinde “atık mevzuatının” bütününe uyum sağlamayı taahhüt etmiş bulunuyorlar. Bu neden ile aday ülkeler ile Avrupa Komisyonu arasındaki “pazarlık” uyum yasalarının takvimi üzerinde odaklanmış durumda. Macaristan ve Çekoslovakya “Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Direktifinin” ana hedeflerinin 2005 yılının sonuna kadar; Litvanya 2006, Polonya ve Slovenya ise 2007 yılının sonuna kadar uygulanması için anlaşma sağlamış durumdadır.

A.B. Ambalaj Direktifinin Önemi :

Ambalaj atıkları direktifinin uygulanması son 5 yılda tüm üye ülkelerde geri dönüşüm oranlarının “önemli miktarda artmasına” , yeni geri kazanım ve geri dönüşüm metotlarının, yeni toplama ve taşıma tekniklerinin geliştirilmesine ve Avrupa çapında uygulanmasına neden oldu.

SOFRES’in tamamlanmış olduğu ve dört üye ülkeyi (Fransa, Almanya, Belçika ve Hollanda’yı) kapsayan araştırmanın sonuçları tüm Avrupa’ya uyarlandığında bu düzenlemenin Avrupa Birliğine maliyeti:

Yılda 5-8 Milyar Euro

Avrupa GSMH %0.1’i

Toplam Çevre harcamalarının %5’i

Toplam atık yönetimi harcamalarının %15’i anlamına geliyor

ŞİŞLİ BELEDİYESİ İLE GERİ KAZANIM PROTOKOLÜ İMZALANDI.

5 Nisan 2002 tarihinde Şişli Belediyesi ile ÇEVKO Vakfı arasında imzalanan işbirliği protokolü ile Ayazağa bölgesinde belirlenen 250 büyük işyeri ve 90 okulu kapsayan bölgede geri kazanım uygulaması başlatılması amacıyla çalışmalara başlanmıştır. Proje bir yıl içinde iş merkezlerini kapsayacak, ve belirlenen program doğrultusunda site ve düzenli yerleşim birimlerini kapsayacaktır.

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA DA SANAYİ VE İŞ DÜNYASININ ROLÜ:

“SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA, JOHANNESBURG ZİRVESİ” için ulusal raporun hazırlıklarına başlanıldı. Altı ana temadan oluşacak olan ulusal raporun “sürdürülebilir kalkınmada sanayi ve iş dünyası” bölümünün hazırlıkları Çevko Vakfı tarafından yürütülmektedir.

OKUL EĞİTİM ÇALIŞMALARI DEVAM EDİYOR.

Pendik Belediyesi ile başlatılan çalışma ile Pendik bölgesinde belirlenen 12 ilköğretim okulunda katı atık ve geri kazanım konusunda Belediye ile işbirliği içinde eğitim çalışmaları devam etmektedir. Bu okullarda eğitimler tamamlandıktan sonra ayrı toplama çalışmaları başlatılacaktır.

KAYNAK: www.cevko.org.tr

Türkiye’ de ve Dünya’ da Geri Dönüşüm

Türkiye’deki kağıt-karton üretim miktarı 2000 yılı için 1.567.239 ton olup, bu miktar 1999 yılındaki imalatımız olan 1.354.000 ton üretimine göre % 16 artmıştır. Özel Sektör ve Kamu kuruluşları üretim kapasite toplamı 2.116.500 ton olup, bu üretim ile kapasitesinin %65’i kullanılmış, ithalatta ise 2000 yılında büyük artış gerçekleşmiştir. 1999 yılına göre ithalatımız % 44.2 oranında artarak, 2000 yılında 1.285.877 tona ulaşmış, kağıt-karton ihracatımız ise 1999 yılına göre %19.6 oranında gerileyerek 65.396 tona düşmüştür..

Kağıt-karton tüketimi ise; 1999 yılı tüketim miktarı 2.213.973 ton’a göre %23.4 artış gerçekleşerek, 2000 yılında 2.736.953 ton, kişi başı tüketim miktarı ise 1999 yılına göre 7,5 kg. artışla 41.9 kg.a yükselmiştir. Avrupa ortalaması ise 102 kg. civarındadır.

Atık kağıt yönünden baktığımızda ise, kullanım 1996 yılında 638.000 ton, 1997 yılında 797.000 ton, 1999 yılında 760.000 ton, 1999 yılında 847.000, 2000 yılında ise 1.050.000 ton’a yükseldiğini, bir başka ifade ile de atık kağıt tüketiminin arttığını görmekteyiz.

Kullanım miktarı gün geçtikçe artan atık kağıdın yurt içersinde toplanan miktarı ise 2000 yılında 987.518 ton olarak gerçekleşmiştir. Buda 2000 yılı için % 36’lık bir geri dönüş oranına tekabül etmektedir.

Görüldüğü gibi, atık kağıt ülkemiz için çok değerli bir hammadde kaynağı olup, toplama oranının da ihtiyaca paralel olarak ilk aşamada en azından % 45 seviyesine yükselmesi gerekmektedir. Üretilen kağıt-karton’un bir kısmının geri kazanılması mümkün olmadığı göz önüne alınırsa 2/3’lük geri dönüş oranı (%65) en yüksek verim olarak kabul edilmelidir. Genellikle %40-50 oranı oldukça iyi bir değerlendirme sayılmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 1999 yılı verilerine göre Avrupa Birliği ülkeleri içersinde Avusturya % 79.6, Hollanda %78.0, İsveç % 62.7 ortalama ile en yüksek geri dönüş oranına sahip ülkelerdir. Ancak, atık kağıt toplama oranının yüksekliği ile birlikte asıl önemli olan toplanan kağıdın kaliteli olmasıdır. Atık kağıt kalitesinin iyileştirilmesi ve kullanım alanlarının arttırılması, ülke ekonomisi bakımından kaçınılmazdır.

Dünya kağıt-karton üretimi 1999 yılı verilerine göre 315.712.000 ton ve selüloz üretimi ise 179.129.000 ton’dur. Aynı dönem Ülkemiz kağıt-karton üretimi 1.350.799 ton ve selüloz üretimi ise 333.540 ton’ dur.

Dünya sıralamasında;Kağıt-karton üretiminde 28., Selüloz üretiminde 32. Toplam kağıt-karton tüketiminde 28. Selüloz üretiminde 32., Toplam kağıt-karton tüketiminde ise 57. sıradayız.

Bu rakkamlar, Türkiyenin net kağıt-karton sanayiinin büyümesine açık bir ülke olduğu gibi, kağıt-karton ithal eden bir ülke konumunu ortaya koyuyor.

Atık Kağıt Toplama Sistemimiz

DÖNKASAN, çevre temizliğine ve düzenine azami titizliği gösterebilmek için toplama işlemini; Yurdumuzda ilk kez uygulanan " KONTEYNER " sistemini getirerek, atık kağıdın çıkabileceği her yere boş " Konteyner " ve " Kompaktör " ler yerleştirmekte, bu konteyner’ leri zahmetsiz ve sessizce taşıyabilmek için kancalı kaldırıcılı liftlerle teçhiz edilmiş, özel kamyonlar ile servis vermektedir.

DÖNKASAN; kağıt biriktirmek için kapalı mahalli olmayan, fakat yeterli alanı olan firma, market, fabrika gibi müteşebbislere

Yurdumuzda ilk kez Şirketimizin devreye aldığı 4,5 mt boyunda, 2,5 mt genişliğinde ve 2.2 mt yüksekliğinde saç “ Konteyner” ler ile hizmet vermektedir. Yurt dışında çeşitli örneklerini gördüğümüz bu sistem ile konteyner sadece şöförün kendi koltuğundan kullandığı düğmeler yardımı ile 3 dakika içersinde boş mahalle indirilmekte ve dolu olan alınmaktadır. Gerek yükleme ve gerekse indirme, zaman ve işçilik yönünden tasarruf sağlanmaktadır.

Şirketimiz kendi vasıtaları ve imkanları ile servis verdiği yerlere asgari 1 tonluk mal garantisi ile gitmektedir. Ancak, atık kağıdın tesislerimize teslimi halinde tonaj aranmaksızın kg. dahi olsa alınmaktadır.

Karışık ve dağınık vaziyette işletmemize gelen kağıtlar elemanlarımız tarafından seçilmek ve yabancı maddelerden arındırılmak üzere konveyörlere verilmekte, bilahere cinslerine göre ayrılmış olan kağıtlar, tozlarından arındırılmak üzere parçalayıcılara gönderilmektedir. Bu işlemlerin tamamlanmasını müteakip balya preslerinde otomatik olarak balyalanan atık kağıtlar cinslerine göre ayrı ayrı istiflere konularak fabrikalara gönderilmektedir. Özellikle %100 selülozdan yapılmış olan I.Hamur ve Kraft cinsi kağıtlar temizleme ünitesinde işleme tabi tutulmakta ve tozundan arıtılarak kağıt fabrikalarında selüloz hattında, selüloz yerine kullanılacak hale getirilmektedir.

Atık kağıtlar, tesislerimizde basınç gücü 100 ton olan hidrolik preslerle balyalanması neticesinde aşırı miktarda sıkışmakta ve bu nedenle de dış etkenlerden zarar görmediği gibi, içersinde hava bulunmaması nedeni ile yangın ihtimali ortadan kalkmaktadır. Bu sistem ile balyanan kağıtlar işletmelerimizde;

· Stok sahalarını rahatlatmakta,

· İşletme içi nakliye masraflarını azaltmakta,

· Dış etkenlerden (yağmur, kar, rüzgar gibi nedenlerden dağılıp çürümeleri) daha az etkilenmelerini sağlamakta,

· Yangın ihtimalini azaltmaktadır.

Balyalama neticesinde çıkan ürünler öncelikle tamamen selülozdan imal edilmiş (Poz A) ürünler ve atık kağıt ile birlikte selülozla karıştırılmış olarak elde edilmiş ürünler (Poz B) olmak üzere 2 ana gruba ayrılmaktadır. Gerek Poz-A, (Kraft ve I.Hamur) gerekse Poz-B ( Kromo, Gazete, Oluklu, Çimento ve diğerleri) türündeki ürünlerimiz, A.B.D. ve Avrupa’da uygulanan normlara göre üretilmektedir.

DÖNKASAN, 2000 yılında 100.000 ton/yıl tesislerde, 70.000 ton/yılı tesis dışında (Gazete ve matbaalardan direkt olarak alınıp, kağıt fabrikalarına gönderilen kağıtlar) olmak üzere 170.000 ton işlem gerçekleştirmiş olup, bu rakkam yurdumuzda toplanan kağıdın % 20sini teşkil etmektedir.

Çevre Bilinci

Atık kağıdın çevre bilincinin geliştirilerek, ÇÖPE ATILMASININ ÖNLENMESİ, öncelikle katı atıkları taşımak ve bertaraf etmek için yapılan masrafları azaltmakta ve bu bertaraf etme işleminin temininden önce çöplüklerde çalışan insanların sağlığı açısından önem taşımaktadır. Ayrıca, çöpleri bertaraf edecek sistemlerinde doğaya zarar verdiği ayrı bir gerçektir.

Türkiye’de kullanılan kağıdın ortalama olarak ancak %36’sı toplanabilmektedir. Ancak toplama işlemi modern bir sisteme dayanarak yapılmadığından toplanan kağıdın bir kısmı bazı kişilerce çöplerin ayıklanması suretiyle gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde toplanan kağıdın iki bakımdan mahzurları vardır. Birincisi çöpe karışan kağıdın evsafı kötüleşmekte, ikincisi bu kağıtların ayıklanması sırasında ortalığa saçılan çöplerin toplum sağlığı açısından tehdit oluşturması ve çevreyi kirletmesidir. Bu nedenlerden ilk olarak sistematik bir toplama sisteminin devreye sokulması gerekmektedir.

Ayrıca; Atık kağıdın geri dönüş yüzdesini arttırmak için bizce; halkın eğitimine önem verilmeli, İlkokul eğitim programı

içerisinde kağıt-orman – atık kağıt ilişkisi ders olarak konulmalı ve küçük yaştan itibaren bu terbiyenin verilmesine çalışılmalı, kullanıcıların bilinçlendirilerek kağıtların çöpe karıştırılmadan münferit olarak ayrı bir yerde biriktirmesini ve kağıt gibi geri dönüşebilen diğer atıklarında (cam, metal, tekstil, plastik) yine çöpe atılmadan ayrı olarak toplanma imkanlarının sağlanması gerekmektedir.

Geri Dönüşümünün Faydaları

Çevre açısından;

Yurdumuzda üretilen kağıt ve karton imalinde SEKA’nın bazı fabrikaları hariç olmak üzere, üretim tamamen hazır ithal selüloz , saman ve atık kağıttan yapılmaktadır. İyi organize edilmiş bir toplama sistemi belediyelerin katı atık toplama yüklerini hafifleteceği gibi, çöplüklerde bertaraf edilmesi işleminide önliyecektir. Ayrıca, üretimin atık kağıt kullanılarak yapılması halinde imalat için gerekli olan su ve kimyevi maddelerin daha az kullanılacak olması ÇEVRE KORUNMASI açısından son derece önemlidir.

Orman kaynakları açısından;

Türkiye’de orman kaynakları kağıt üretimine paralel olarak gelişmemekte, bu yüzden kağıt sanayii için hammadde sıkıntısı doğmaktadır. 1 ton kağıt üretimi için takriben 3 m³ ağaca ihtiyaç vardır ki, atık kağıdın değerlendirilebilmesi ile odun kullanımı sınırlandırılabilmektedir.

Enerji Tasarrufu;

Kağıt üretiminde odun yerine atık kağıt kullanılması durumunda üretim için lüzumlu enerji ihtiyacı daha azdır. Zira atık kağıt, hammadde olarak kullanılan odundan selüloz üretimine nazaran çok daha az enerji harcanarak hammadde haline getirilebilmektedir. Bu yüzden mühim ölçüde enerji tasarrufu sağlanmaktadır.

Hammadde Kaynağı ve Kimyevi Madde tasarrufu;

Atık kağıtların kullanımı, kullanıldığı ölçüde bir hammadde kaynağı oluşturmaktadır. Bu nedenle atık kağıt kullanımı halinde, kağıdın bünyesinde bulunan bazı kimyevi maddeler de geri kazanıldığından kimyevi madde tasarrufu gerçekleşmektedir.

Maddi tasarruf;

Atık kağıdın ülke içinde toplanıp kullanılması ile yurt dışından selüloz ve atık kağıt ithalinin azalması ile mühim ölçüde tasarruf temin edilecektir. Ayrıca, atık kağıdın toplanması, tasnifi ve nakliyesi dolayısıyla yeni istihdam sahaları ortaya çıkacaktır.

Kay: www.donkasan.com.tr

1990’lı yıllarda Çevre Koruma ve Ambalaj Atıklarını Değerlendirme Vakfı; ÇEVKO’nun kurulmasıyla birlikte gelişim gösteren geri dönüşüm sanayi hammadde yetersizliği kıskacında.

Türkiye’de geri kazanımı mümkün hammaddelerin ekonomik değeri 40 trilyon lira.Ancak bunun sadece 15 trilyon liralık kısmı ekonomiye kazandırılabiliyor. Çünkü atıkların ancak bir kısmı geri dönüşüm tesislerine ulaştırılabiliyor. Geri dönüşüm amaçlı kurulan Sasa, Ecomelt, Şişecam Grubu ve Yekaş gibi milyonlarca dolar değerindeki yatırımları ayakta tutabilmenin şartı ise bu hammaddelerin çöpe gitmemesini sağlamaktan geçiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, kağıtların toplanması için oluşturduğu 167 geri dönüşüm merkezi ve pet geri kazanımında 8 bin 700 tonla Avrupa beşincisi olan Adanalı Sasa Şirketi’nin faaliyetleri, bu alandaki örnek çalışmalar.

Türkiye’de katı atık miktarı:

*Bir kişi günde yaklaşık 1 kilo çöp; yaratıyor.

*Yılda bir kişinin çıkardığı çöp 354 kg.

Bu rakam İrlanda’da 256 kg., Almanya’da 440 kg.

*Evsel atıkların % 64.2’si organik, % 11.9’u geri kazanılabilir, % 23’ü kül / cüruf.

*Değerlendirilebilir atık % 12.

*Evsel katı atıkların ekonomik değeri yaklaşık 40 trilyon.

Ne yapmalı?

Katı atıkların ayrıştırılarak toplanması yerel yönetimlerin sorumluluğunda. Ancak 3000 belediyenin bulunduğu Türkiye’de, ÇEVKO’nun da çabalarıyla yalnız 48 belediyede atık toplama merkezleri bulunuyor. Ayrıca 150 okulda cam, karton, pet ambalaj toplanıyor. 600 bin kişiyi kapsayan bu kampanyaların daha da yaygınlaşması için vatandaşların bağlı olduğu belediyeden böyle bir hizmet talep etmesi gerekiyor. Yine İstanbul’da Bahçelievler ve Beşiktaş ile Bursa’da kurulan çöp ayrıştırma tesislerinin tüm belediyelere yayılması öneriliyor. Eskişehir, İzmir, Çanakkale, Marmaris, Antalya’da da bu yıl geri dönüşüm için adım atıldı. Bu arada tüketicilerin de kullanılmış kağıt, karton, cam, pet, plastik gibi atıkları “mavi renkli” çöp torbalarında ayrı ayrı toplayarak kampanyalara destek vermeleri

isteniyor. İşbirliğinin üçüncü ayağını oluşturan sanayiciler ise örgütlenmeyi sürdürüyor.

Kay: www.pinar.com.tr

KATI ATIKLAR

Katı atıklar ve geri kazanım konusunda bunları biliyor musunuz?

·******** Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de özellkile büyük yerleşim birimlerinden insanların karşılaştığı en büyük çevre sorunu çöplerdir.

·******** Evsel katı atıkların % 68’ ini organik atıklar, kalan kısmını ise kâğıt, karton, tekstil, plastik, deri, metal, ağaç, cam ve kül gibi maddeler oluşturmaktadır.

·******** Ülkemizde günde yaklaşık 65 bin ton çöp üretilmektedir.

·******** Ülkemizde ve dünyadaki katı atıkların yönetiminin üç temel ilkesi vardır. Bunlar az atık üretilmesi, atıkların geri kazanılması ve atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesidir.

·******** Çöplerin toplanmasından tutun da, depolanması veya bertaraf edilmesine kadar tüm hizmetlerin bir plan çerçevesinde ele alınması ve öncelikle bu atıkların değerlendirilmesi veya geri kazanılmasına çevre ile uyumlu atık yönetimi denilmektedir.

·******** Uygun şekilde depolanmamış çöpler yeraltı ve yüzeysel su kirliliğine, haşerelerin üremesine, çevreye kötü kokuların yayılmasına, görüntü kirliliğine ve çeşitli hayvanlar vasıtasıyla taşıyıcı mikropların yayılmasına neden olmaktadır.

·******** Çöpü kaynağında azaltmazsak, bir gün çöp dağları arasında nefes alamaz hale gelebilriz.

·******** Gelece kuşakların çöp dağları altında ezilmesini istemiyorsak, bilinçli tüketim yapıp az çöp çıkarmak zorundayız.

·******** Ülkemizde ilk çöp faciası 28.04.1993 tarihinde İstanbul’ un Ümraniye büyük ilçesinde meydana gelmiştir. Yaklaşık 20 yıldır çöp dökümü yapılan sahada usulüne uygun bir döküm yapılmadığı için kayma olmuştur.

·******** Ülkemizde bulunan 3215 belediyeden 11’ inde düzenli depolama yapılmaktadır.

·******** Ülkemizde faaliyette olan bir kompost tesisi bulunmaktadır.

·******** Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyenin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut iş yeri ve diğer şekillerde ( boş bulunanlar dahil ) kullanılan binalar Çevre Temizlik Vergisi’ ne tabidir.

·******** Denizlerimiz, göllerimiz, yollarımız, parklarımız çöplük değildir. Çöplerin yeri çöp kutularıdır. Her yere çöp atıp çevreyi kirletenleri mutlaka uyarın.

·******** Çöplerinize attığınız pillerin içindeki kimyasal maddeler toprağa ve suya karışarak sizlere zehir olarak geri dönecektir.

·******** İnsan sağlığına zararlı kimyasal maddeler içeren temizlik ürünleri yerine doğal bileşenlerden oluşmuş ve çevreye zararlı olmayan ürünleri tercih edelim.

·******** Kullan-at piller yerine yeniden doldurulabilir pilleri kullanalım.

·******** Aspest ısıya ve ateşe dayanıklı ve yalıtımlı bir malzemedir. Elektrik sanayinde, dinamoların ısı ve elektrik akımı nedeniyle kontak yapabilecek bölümlerinde, buhar, gaz, su ve diğer sıvıların taşıma borularında vs. kullanılmaktadır.

·******** Aspest çeşitli solunum yolları ile ciğerlere gitmesi durumunda insan ve diğer canlılara zararlıdır. Özellikle kanserojen riski taşıdığı tespit edilmiştir.

* Geri Kazanım Konusunda Bunları Biliyor musunuz?

·******** Geri dönüşüm ve tekrar kullanımın ötesinde, atıkların özelliklerinden yararlanılarak içindeki bileşenlerin fiziksel, kimyasal veya biyokimyasal yöntemlerle başka ürünlere veya enerjiye çevrilmesine geri kazanım denilmektedir.

·******** Geri kazanımla, doğal kaynaklarımız korunur, enerji tasarrufu sağlanır, ekonomiye katkı sağlanır, çöplüğe giden atık miktarı azalır ve geleceğe yatırım yapılır.

·******** Türkiye’ de atıkların geri kazanımı konusunda uzun yıllardır süre gelen çalışmalar vardır. Cam, kâğıt, karton, plastik ve metol gibi atıklar özellikle çöp dökme sahalarından ve sokak toplayıcıları kanalıyla sokaklardan toplanmakta ve ham madde kaynağı olarak çeşitli sektörlerde kullanılmaktadır.

·******** Kullanılmış ambalajların ve diğer değerlendirilebilir atıkların genel çöpten ayrı ve temiz olarak toplanması yöntemi geri kazanım sürecinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Ayrı toplanan geri kazanılabilir atıkların geri dönüşüm işlemine tabi tutulabilmesi için cinslerine göre de ayrılmaları gerekmektedir.

·******** Türkiye’ de çöp miktarının yaklaşık % 15-20’ sini geri kazanılabilir nitelikli atıklar oluşturmaktadır.

·******** Ambalaj çöp değil aynı zamanda bir ham maddedir. Yeniden kazanımı mümkün olan ambalajları evlerimizde ayrı toplayalım.

·******** Herhangi bir ürünü alırken geri dönüşümlü olmasına dikkat ederlim.

·******** Kâğıtlarımızı, defterlerimizi tutumlu kullanıp kullanılmış kağıtları geri kazanalım.

·******** Tükettiğimiz kağıtları çöpe atmak yerine toplayıp ekonomiye kazandırabilir ve çevre kirliliğini önleyebiliriz.

·******** Bir ton kullanışmış kağıt, geri kazanıldığında 16 adet çam ağacının, bir ton kullanılmış gazete kâğıdı kullanıldığında ise 8 adet çam ağacının kesilmesi önlenmiş olacaktır.

·******** İnsanların birbirlerine gönderdiği mektupların % 44’ ü okunmamaktadır.

* ·******** Yalnızca 100.000 aile gereksiz yazışmayı durdurursa, her yıl 150.000 ağaç kesilmekten kurtulacaktır.

·******** Bir insan, ömrünün 8 ayını, gereksiz yazışma zarflarını açarak geçirmektedir.

·******** Bir büro elemanı yılda, 81 kilo yüksek vasıflı kağıdı çöpe atmaktadır.

·******** Bir kere kullanıp atacağımız poşetler yerine, sürekli kullanabileceğimiz bez torba, seper ve fileleri tercih edelim.

·******** Plastikler doğada parçalanma süresi en uzun olan madde olduğu için yük edilmesi güçtür. Bu nedenle bu maddelerin mümkün olduğunca ayrı biriktirilip geri kazanılmaları sağlanmalıdır.

·******** Plastik ambalaj atıkları yıkanıp granül haline dönüştürülerek ikincil ürün üretiminde ham madde olarak kullanılmaktadır. Sera örtüsü, otomotiv sektöründe plastik torba, marley, pis su borusu, elyaf ve dolgu malzemesi, araba yedek parçası yapımında kullanılmaktadır.

·******** Yeni üretime kıyasla, matal ve plastikte % 95 enerji tasarrufu sağlarız.

·******** Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edillmiş olacaktır.

·******** Bir cam şişe doğada 4000 yıl, plastik 1000 yıl, ciklet 5 yıl, bira kutusu 10-100 yıl, sigara filtresi 2 yıl süre ile yok olmamaktadır.

·******** Evsel atıklar arasında cam şişe ve kavanozların geri dönüşümü ülkemizde oldukça eski yıllara uzanmaktadır. Renklerine göre ayrılan cam şişe ve kavanozlar ve diğer cam atıklar krılarak cam tozu haline getirilir. Cam tozu, kum, kireç taşı ve soda külü ile karıştırılır veyüksek sıcaklıkta şekillendirilerek yeni ürünlere dönüştürülür.

Kay: www.cevre.gov.tr

Plastik Bakteriler

BİR VEYA BİRKAÇ değişik molekülün yüzlerce veya binlercesinin zincir gibi birleşerek oluşturdukları büyük moleküllere polimer; polimerlerin sentetik olanlarına, yani insan eliyle üretilenlerine ise plastik adı verilir.

Plastik, 1800’lü yıllarda keşfinden sonra, hızla artan kullanım alanlarıyla gündelik hayatın vazgeçilmezleri arasına katıldı. Ama öte yandan, işi bittiğinde hızla yok edilemediği için, çevre kirliliğinin artmasına sebep oldu.

Plastik atıkları yok etmenin bir yolu plastiklerin toplanarak yakılması ise de, bu hem pahalı bir işlemdir, hem de zehirli gazların açığa çıkmasına sebep olmaktadır. Geri dönüşüm projeleri ise, plastiklerin çok fazla çeşidinin olduğundan ve dönüştürme işlemi hepsinin tek tek ayırt edilerek kullanılmasını gerektirdiğinden, zordur. Ayrıca, plastik geri kazanılsa bile eski sağlamlıklarını yitirdiklerinden, geri dönüşüm ürünlerin kullanım alanları sınırlıdır. En ucuz ve basit olanı ise, plastiklerin diğer çöplerle birlikte belli bir alanda biriktirilmesidir. Ancak, diğer çöpler mikroorganizmalar tarafından parçalanır ve bir şekilde tüketilirken plastikler kimyasal ve fiziksel özellikleri sebebiyle mikroorganizmalar tarafından besin olarak kullanılamazlar. Bu yüzden de, her geçen gün artarak ekolojik dengeyi tahrip etmektedirler.

Kâinatta ism-i Kuddüs’ün tecellisi olarak öyle muhteşem bir temizlik mekanizması kurulmuştur ki; her sonbahar ağaçlardan düşen tonlarca yaprak, ölü hayvan ve bitki kalıntıları, görünmeyen temizlikçiler, yani mikroorganizmalar tarafından parçalanarak tekrar doğaya kazandırılır. Yani, atık olan bir maddenin doğada çözünebilmesi demek, mikroorganizmalar tarafından gıda olarak kullanılabilmesi demektir. Mikroorganizmaların ürettiği enzimler doğal olan polimerlerdeki karbon zincirlerini kırarlar ve daha sonra da nem, sıcaklık, oksijen miktarı gibi faktörlerin etkisiyle belli bir sürede tüketirler. Doğal polimerlerin (meselâ nişasta, selülöz) bu şekilde parçalanıp kullanılması sadece günler alırken, petrol bazlı sentetik polimerlerin yok edilmesi yıllar, hatta yüzyıllar sürebilmektedir. Bunun nedeni, kimyasal yapıları yüzünden plastiklerin mikroorganizmaların ürettiği enzimler tarafından parçalanamaması ve dolayısıyla gıda olarak tüketilememesidir.

Plastiklerin her geçen gün artarak tabiatı kirletmesini önlemenin bir yolu, doğada çözülebilen, tüketilebilen plastiklerin üretilebilmesi ile olur. Nitekim, doğada-çözünebilir özellikte başlıca üç tür plastik vardır:

• Güneş ışığına hassas plastikler: Bazı plastikler güneş ışığına maruz kaldıklarında molekülleri birbirine bağlayan kimyasal bağlar kopmakta ve küçülen parçalar daha sonra mikroplar tarafından kullanılabilmektedir. Ancak çöplerin biriktirildiği yerlerde üstüste yığılan plastiklerin hepsine güneş ışığının ulaşması mümkün olmadığından, bu yol her zaman işe yaramamaktadır.

• Nişasta gibi çabuk bozulan polimerlerin eklenmesiyle üretilen plastikler: Bu tür polimerlerde molekül dizileri nişasta kullanılarak birbirine bağlanırlar. Plastik çöpe atıldığında mikropların nişastayı kullanması ile polimer parçalanır. Ancak, yine çöp yığınları altında yeterli güneş ışığı ve oksijen olmaması nişastayı tüketen mikroorganizmaların iş görememesine neden olur. Ayrıca bu şekilde üretilen plastikler diğerlerine göre daha dayanıksızdırlar.

• Üçüncü tip ise, bakteriyal plastikler (biyo-plastikler)’dir.

CANLI PLASTİKLER

Petrol kaynaklı plastikleri mikroorganizmalar yiyemiyorsa, o zaman onların gıda olarak kullanabilecekleri—veya kullandıkları!—bir plastik üretilip kullanıldığında çevre kirliliği problemi ortadan kalkacak demektir. Bilim adamları tarafından bu yönde araştırmalar yapılırken, bazı tür bakterilerin fosfor ve azot azlığında PHB (poli-hidroksibütirat) isimli polimerler ürettikleri keşfedilmiştir. PHB binlerce hidroksibütirat molekülünün ardarda zincir gibi eklenmesiyle meydana gelir. Nasıl bizim vücudumuzda besinler yağ şeklinde depolanıyorsa, bu bakteriler de enerji kaynağı olarak PHB’yi depolamaktadırlar. Bakterilerde PHB, 100 ilâ 800 nanometre arasında değişen boyutlarda kürecikler hâlinde bulunur. Nanometrenin, metrenin milyarda birini ifade eden bir ölçü birimi olduğunu da sırası gelmişken belirtelim. Bazı bakteriler ağırlıklarının yüzde 70’i kadar bu plastiklerden üretebilirler. PHB üretiminde sadece doğal olarak bu plastiği kullanabilen bakterilerden yararlanılmamakta; gerektiğinde E. coli gibi bazı bakterilerde de rekombinant DNA teknikleri kullanılarak bu plastiklerin üretilmesi sağlanmaktadır. PHB üretiminden sorumlu olan enzimin genetik kodu E. coli bakterisine yerleştirilmekte ve böylece E. coli de PHB üretir hâle gelmektedir. Hatta, aynı işlem bitkiler üzerinde de yapılarak bitkilerin plastik üretir hâle gelmesi sağlanmıştır (ancak verim şimdilik azdır.)

ŞEKERDEN PLASTİK ÜRETEN FABRİKALAR!

PHB’nin çok miktarda üretilebilmesi için ilk önce bakterilerin biyoreaktörlerde bol miktarda glikoz (şeker) ve diğer gerekli maddeler verilerek çoğalmaları sağlanır. Daha sonra ortamdaki azot miktarı azaltıldığında bakteri bunu zor zamanların gelmesi olarak algılar ve glikozu kullanarak gıda stoklarını (PHB kürecikleri) hâlinde hazırlamaya başlar. Yani, bakteriler şekerden plastik üreten birer fabrikaya dönüşürler! Bakteriler yeteri kadar plastik ürettiklerinde ilk önce bakteri hücre zarları bir kimyasal yardımı ile parçalanır. Daha sonra değişik saflaştırma süreçlerinden geçen ve toz hâline getirilen plastik artık istenen şekle sokulmaya hazırdır. İster bir şampuan şişesi, isterse bir kimlik kartı olarak kullanıma sunulur. Şekerden üretilen bu plastik, işi bitip çöpe atıldığında ise, kısa sürede topraktaki diğer bakteriler onu gıda olarak kullanıp su ve karbondioksite dönüştürürler. Petrol bazlı plastiklerin doğada çözünmeleri yıllar alırken, bakterilerden üretilen biyo-plastiklerin tabiata karışmaları sadece günlerle ifade edilmektedir.

Dünyada Biopol ve Biofan markalarıyla PHB bazlı plastikler üretilmektedir. Meselâ Biofan (Japonya) markası ile üretilen plastikler kimlik kartı, banka kartı türü kartların üretiminde, çöp torbası ve alışveriş poşeti olarak, tarımda toprağı örtmede kullanılan plastik örtüler olarak kullanılmaktadır. Ancak biyo-plastiklerin yaygın olarak kullanılmalarına engel olan bir problem var ki, o da maliyetlerinin petrol bazlı kardeşlerine göre pahalı olmasıdır. Bu doğa dostu plastikleri ucuzlatabilmek için de tabiî ki çalışmalar devam ediyor.

Petrol bazlı plastiklerin tabiatta yol açtığı ekolojik problemler ve çevre kirlilikleri artık başka çözümlerin araştırılmasını gerektirmektedir. Tamamen doğada çözülebilen bir plastik arayışı sonunda gözümüzü yine tabiata yöneltmiş ve cevap da yine orada bulunmuştur. Böylece, bir kez daha görülmüştür ki, ne kadar ilerlerse ilerlesin, bilim O’nun yarattığı mükemmel nizamın takipçisi ve taklitçisi olmaktan öteye bir milim bile gidemez.

Kay: www.zaferdergisi.com

ENTEGRE ATIK YÖNETİMİ VE GERİ KAZANIM

ÖZET

Entegre atık yönetimi terimi son yıllarda oldukça sık kullnılan ancak tanımı yeterince yapılmamış bir yönetim şeklidir. Entegre atık yönetimi, atık yönetimini bir bütün olarak ele alır ve bu bütünün amaç ve hedeflerini belirler. Entegre atık yönetimi bu açıdan atık yönetiminin tüm unsurlarını bir bütün olarak değerlendirir ve atık yönetiminin amacını hem çevresel hemde ekonomik açıdan sürdürebilirliğin sağlanması olarak tanımlar.

*

Atık oluşumunu azaltarak atık kaynaklarının dikkatli bir şekilde yönetimini sağlamak etkin bir atık yönetiminin amacı olmalıdır. Hernekadar atık miktarının azaltılması sağlıklı bir atık yönetimi sisteminin önemli aşamalarından birini oluştursada daima ele alınması gereken konu atıklar ve cinsleri olmalıdır. Amaç ise bu atıkların çevre ve ekonomik yüklerin minimize edildiği bir sistem içinde yönetimi olmaıdır.

*

********************************** ENTEGRE ATIK YÖNETİMİNİN KAPSAMI :

*

Sürdürülebilir bir atık yönetimini sağlayabilmek için bu yönetim sisteminin her bir elemanının çevresel ve ekonomik yüklerini irdelemek ve bu mekanizmayı sürekli olarak işletmek gereklidir. En ekonomik ve çevreye yükü en az olan atık yönetimi sistemi tabiiki toplum yaşantısına engel olmadan en az atığın üretildiği sistemdir. Atık mktarını minimize etmek için ise gereksiz kullanım ve sarfın azaltılması ( yani son kullanıcının* eğitimi),* atıkların enerji ve veya materyal olarak geri kazanımının sağlanması gerekli olduğu aşikardır. En son nokta olan nihai bertarafın ise yine bu amaç ve hedefler içinde yönetilmesi şarttır. Bu çerçeve içerisinde entegre atık yönetimi

*

* Tüm katı atıkları kapsar : Spesifik bazı katı atık türlerine ( yanlızca geri kazanılabilir atıklar veya yanlızca organik atıklar) endekslenmiş bir atık yönetimi muhtemelen etkin olamıyacaktır.,

*

*Tüm katı atık kaynaklarını kapsar : Evsel, endüstriyel, ticari, tarımsal ve inşaat atıkları bir bütün halinde değerlendirilmelidir. Atığın yanlızca kaynağına yönelik bir yönetim yeterli etkinlikten uzak olacaktır.

*

* Toplama ve geri kazanılabilir atıkların ayrı toplanmasının yanında aşağıdaki opsiyonlardan bir veya birkaçını da kapsar :

*

* Geri kazanım : Değerlendirilebilir atıkların geri dönüşümü bu atıkların kaynağında ayrı toplanmasını ve cinslerine göre sınıflanmasını gerekli kilar.

***********

* Organik atıkların biyolojik olarak işlenmesi: Bu yöntem organik atıklardan gübre üretilerek depolama sahalarına giden atık miktarını azaltacaktır.

*

*Yakma :Atıkların yakılması nihai atık mitarını en fazla oranda azaltan ve bununla birlikte enerji üretimi gibi önemli bir geri dönüşü sağlayan bir yöntemdir. Diğer alternatifler arasında en pahalı yöntem olarak bilinir.

*

* Düzenli Depolama : Atıkların çevreye en az zararı verecek şekilde ve kontrol edilebilir bir yöntem ile uzun süreler depolanmasıdır.

*

*

ENTEGRE ATIK YÖNETİMİNİN AMAÇ VE KRITERLERİ

*

Entegre atık yönetiminin, atık yöentimini bir bütün olarak değerlendirdiğini* ve* bu bütünün elemanlarını birer birer verimlilik ve etkinlik açısından irdelediğini bir kavram olarak kabul ettikten sonra amaç ve krıterlerini tanımlamak gereklidir.

*

Entegre atık yönetimi; atık yönetimi sistemi içinde oluşan atıkların bertaraf edilmesinde* çevreye ve ekonomiye olan etkilerinin en aza indirilmesini amaçlar. Bu amaca ulaşmanın en kısa yolu ise doğal olarak atık miktarının azaltılmasıdır. Atık yönetimi sistemi atıkların nihai bertarafının çevreye bıraktığı zararı en aza indirgemek için enson teknik ve bilgiler kullanır. Ancak bu çalışmanın çerçevesi ekonomik gerçekler içinde çizilmelidir. O halde bu amacı sağlayacak etkenler yöntemin çevresel ve ekonomik yüklerinin değerlendirilmesinden geçer. Bu nedenle atık yönetiminin verimlilik analizi çevresel ve ekonomik etkinlik olmak üzere iki önemli değişken üzerinden yapılmalıdır.

*

*

Çevresel Etkinlik Krıteri:

*

Atık yönetiminin çevresel etkinlik değerlendirmesi üç ana konu üzerinden yapılır – kaynakların kullanımı;* çevreye verilen emisyon ve atık bertafarı. Bu üç ana konu üzerindeki ilişki oldukça karmaşık olmakla birlikte Yaşam Döngüsü Stoğu (life cycle ınventory) adı ile bilinen yöntem bu konuda pratik çözümler üretebilmektedir. Her nekadar bu makalenin ana konusu olmamakla birlikte entegre atık yönetimi konusunun önemli bir parçası olması nedeni ile Yaşam Döngüsü Analizinden bir parça söz etmekte yarar görülmektedir. Yaşam döngüsü analizi yöntemi bir konunun çevre ile olan etkileşimini beşikten mezara kadar olan çevre ile olan tüm ilişkilerinin bir nevi bilançosudur.

*

Kısaca bir yöntemin çevresel etkinliği irdelenirken o yöntemin parçası olan unsurların beşiten mezara (örneğin doğal kaynakların kullanımından nihai berterafa kadar tüm elemanları irdelenmektedir). Bu olgunun bütün olarak irdelendiği bir tablo aşağıdaki şekilde atık yönetiminin girdi ve çıktıları olarak verilmiştir.

*

*

*

*

*

*

*

GİRDİLER************************** SÜREÇLER ************************************* ***********ÇIKTILAR

*

*

*

*********************** BİYOLOJİK İŞLEMLER****** GERİ KAZANIM******************

********************************** Kompostlama

Atık*************************** Biogaz üretimi******************************************* ***** ********** Hava

************************************************** ************************************************** ***************** Emisyonu

************************************************** ******** TOPLAMA

************************************************** ******** AYIRMA******************************************

Enerji************* YAKMA ************************************************** *************************** Gaz****

************************************************** ************************************************** ***************** Emisyonu

********************************** Enerji geri kazanımı*****************

Diğer* *********************** Kütlesel yakma*********** DÜZENLİ DEPOLAMA

Malzemeler*** ************************************************** ******** Biogaz üretimi************* İnert

************************************************** ************************************************** ***************** Depo alanı

*

*

*********** ÜRÜNLER*** İkincil************************ Kompost******** Kullanılabilir

********************************** Malzemeler************** Gübre************ Enerji

*

*

*********** Şekil 1. Entegre atık yönetimi sisteminin girdi ve çıktıları.

*

Doğru ve sağlıklı bir atık yönetimi, atık yönetinin bütün elemanlarının (toplama, taşıma, değerlendirme ve nihai bertaraf) çevre ile olan etkileşimini değerlendiren atık yönetimidir. Bu etkinlik tabii ki ölçülen ve değerlendirilen etkiler olarak incelenmelidir. Örneğin atıkların taşınmasında çversel etkinin minimize edildiği yöntem minimu enerji tketimi ile maksimum oranda atığın taşınabildiği yöntemdir.

*

*

Ekonomik Etkinlik Krıteri:

*

En etkin ekonomik değerlendirme gerçek maliyetlerin ortaya konulduğu maliyetlerdir. Ekonomik analizlerde özellikle sistemin dışında gerçekleşen yani indirek maliyetler doğru bir ekonomik etüd yapılmasına engel olabilir. Bu amaçla mukayese edilebilir ve tüm ekonomik* girdilerin değerlendirildiği bir metod ERRA (European Recovery & Recycling Association) tarafından geliştirilmiş ve dökümante edilmiştir.

*

Doğru ve etkin bir atık yönetimi ekonomik ve çevresel etkilerin en aza indirilmesini hedefleyen atık yönetimidir. Bu sistemi gerçekleştirmek ise doğru bir planin bulunmadığı otoriteler tarafından kabul edilmektedir. Doğru bir atık yönetimi sistemi birden fazla atık yönetimi sistemini birlikte değerlendiren bir sistemdir. Çünkü, atık miktarı ve biçimi bölgelere, sosyal ve kültürel alışkanlıklara göre önemli farklılıklar göstermekte ve bir bölge için doğru olan bir yönetim modeli bir başka bölge için aynı doğrulukta geçerli olamayabilir. Bu nedenle planlama bölgesel koşulları dikkate almalıdır.

*

Türkiye’de atık yönetimi konusu özellikle son beş yıl içinde artan nüfus ve göç ile birlikte çoğu kez şehir sınırlarının çok içine kadadr giren çöp dökme alanlarının yaratttığı orunla ile birlikte gündeme gelmiştir. Öncelikle düzensiz depolama sahalarının rehabilitasyonu ve yeni düzenli çöp depolama sahalarının açılması gündeme gelmiş ve daha sonra kompostlama ve geri kazanım konuları tartışılmaya başlanmıştır. Ülkemizin mevcut koşulları dikkate alındığında yakma yönteminden ziyade düzenli depolama sahalarının kurulması ve bu alanlara gidecek atık miktarının azaltılması için önlemler alınması (değerlendirilebilir atıkların ayrı toplanması ve geri kazanım bu aşamada önem kazanmaktadır) Türkiye için öncelikli seçenekler olarak görünmektedir.

*

Katı Atıkların Geri Kazanımı; Entegre Atık Yönetimi ilişkisi :

***********

*********** Ülkemizde nüfus artışına paralel olarak atık miktarı ve ambalajlı ürün kullanımı da artmış, geri kazanımı ekonomik bir değer haline getirmiştir. Bununla birlikte Çevre Bakanlığı tarafından 1991 yılında yayınlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ile geri kazanım yasal zorunluluk haline dönüşmüştür.

*********** D.İ.E. tarafından 1993 yılında yapılan araştırmayla Türkiye’de yıllık evsel ve endüstriyel katı atık miktarları ile bu katı atıkların kompozisyonu belirlenmiştir. Bu araştırmaya göre günlük evsel atık miktarının mevsimlere, ülkenin bölgesel* ve sosyo-ekonomik özelliklerine göre farklılıklar gösterdiği ortaya çıkmıştır. Ülkemizde yaz mevsiminde kişi başına günlük evsel atık miktarını 0,2 – 0,9 kg, kışın ise 0,18 – 0,8 kg arasında değişmektedir. Buradan hareketle ülkemizde kişi başına ortalama yıllık evsel atık miktarının 187 kg, toplam evsel atık miktarının ise yaklaşık 11 – 12 milyon ton olduğunu söylemek mümkündür. Belediye atığı olarak adlandırılan ve toplanıp bertaraf edilme sorumluluğu Belediyeler ait olan atıklara küçük işyerleri ve ticarethanelerden çıkan atıklar da dahil olduğundan küçük işletmeler ve ticarethanelerden çıkan yıllık 9 – 10 milyon ton atığı da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu durumda Belediye atıklarının yıllık toplamı 19 –20 milyon ton olmaktadır.

*********** Evsel atıklar içindeki cam, metal, plastik, kağıt ve karton gibi geri kazanılabilir atıkların payı yaz aylarında % 8,5 – 22,9, kış aylarında ise % 3,7 – 15,6 arasında değişim göstermektedir. Bu rakamlar çerçevesinde ülkemizdeki cam, metal, plastik, kağıt ve karton gibigeri kazanılabilir atık miktarının yıllık 2 – 2,5 milyon ton olduğunu söyleyebiliriz.

*

*

Dönem Kişi Başı Çöp

Kg/gün Yaş Atık

% Kül, Cüruf

% Geri Kazanılabilir

Atık %

Yaz 0,6 80,25 3,9 15,84

Kış 0,47 50,31 41,06 8,64

Ortalama - 64,2 23 11,9

*

*********** Tablo-1 D.İ.E* Evsel Atıkların Kompozisyonu

*

*********** Türkiye’de atıkların geri kazanımı konusundaki yasal zorunluluk 1991 yılında Çevre Bakanlığı tarafından yayınlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ile yürürlüğe girmiştir. Yıllık 2 –2,5 milyon ton geri kazanılabilir atığın yalnızca 300 bin tonu bu yönetmelik kapsamındadır.

*********** Ülkemizde yılda yaklaşık 800 bin ile 1 milyon ton atık geri kazanılmaktadır. Bu miktarın büyük bir kısmı çöp dökme sahalarından ve sokaklardan ilkel ve sağlıksız koşullarda toplanmaktadır. Ancak bu şekilde toplanan atıkların bir kısmı yaş çöple karıştığı için değerlendirilememektedir. Daha sağlıklı ve verimli bir geri kazanım sistemi oluşturmanın temel koşulu geri kazanılabilir atıkların kaynağında yani konutlarda, işyerlerinde, okullarda, otel ve tatil köylerinde çöpten ayrı toplanmasıdır. Bu şekilde daha temiz ve fazla miktarda atık daha ekonomik bir şekilde toplanabilir. Bu sistemin oluşturulabilmesinin temel koşulu Belediye – Tüketici – Geri Dönüşüm Sanayinin aktif bir şekilde sistemin içinde yer alması ve sorumluluk üstlenmesidir. Doğru bir geri kazanım sisteminde tüketicinin sorumluluğu geri kazanılabilir atıkları kaynağında çöpten ayrı biriktirmektir. Belediye ise tüketicinin ayırdığı bu atıkları çöpten ayrı temiz bir şekilde toplamak ve cinslerine göre ayırmakla sorumludur. Sanayi sorumluluğu ise Belediyenin topladığı ve cinslerine göre ayırdığı bu atıkları alıp geri dönüştürmektir.

***********

*

*

*********** Çevko Vakfı – Belediye işbirliği ile çök sayıda proje uygulanmakta ve bu proje bilgileri düzenli olarak takip edilmektedir. Örneğin Bursa-Osmangazi bölgesinde bu değer 0,465 kg / konut-hafta iken İstanbul-Beşiktaş bölgesinde 1,570 kg / konut – hafta’dır. Halen devam eden belediye geri kazanım uygulamalarında ortalama 0,600 kg / konut-hafta’lık bir verimliliğe ulaşmış olup iki yıl boyunca haftalık toplama rakamlarının bir araya getirilmesi ile elde edilen sonuçtur.

*********** Toplanan atıkların kompozisyonlarına bakıldığında ağırlıklı olarak cam, kağıt ve karton türü atıkların yer aldığı görülmektedir. Aşağıdaki tabloda geri kazanım uygulamalarını sürdüren bazı belediyelerin topladığı atıkların kompozisyonları verilmiştir.

*

*

Malzeme

Cinsi Bakırköy

Bahçelievler Beşiktaş Eskişehir Marmaris

Kağıt-Karton % 38 % 52 % 38 % 37

Cam % 32 % 24 % 33 % 25

Metal % 9 % 6 % 12 % 5

Plastik % 21 % 18 % 17 % 33

TOPLAM % 100 % 100 % 100 % 100

*

*

Tablo-2 Değişik Bölgelerde Devam Eden Geri Kazanım* Uygulamalarında Toplanan Malzemelerin Kompozisyonu (Çevko Vakfı 1998)

*

*********** Yukarıdaki tabloda görülebileceği gibi toplanan malzemelerin kompozisyonunda bölgesel farklılıklar olabilmektedir. Bu farklar o bölgedeki sosyo – ekonomik durum ve tüketim alışkanlıklarının farklılıklarından oluşmaktadır. Halen devam eden belediye geri kazanım projelerinde toplanan atıkların kompozisyonun ortalaması yaklaşık olarak aşağıda verilmiştir.

*

MALZEME CİNSİ YÜZDESİ

Kağıt-Karton % 42

Cam % 28

Metal % 7

Plastik % 23

TOPLAM % 100

*

Tablo-4 15 Belediye Tarafından Devam Eden Geri Kazanım Uygulamalarında Toplanan Atıkların Ortalama Kompozisyonları** Çevko Vakfı 1998

*

*

Geri Dönüşüm Sanayii :

*********** Özellikle son yıllarda ülkemizde geri kazanılabilir atıkların ekonomik değer kazanması ve bu konudaki yasal zorunlulukların yürürlüğe girmesi bu tür malzemeleri toplayan veya geri dönüşümünü yapan işletmeler ve sanayi kuruluşları oluşmaya başlamıştır.

*********** Halen Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyon ton civarında kağıt-karton, cam, metal ve plastik toplanarak geri dönüştürülmektedir.

*

* Pazara Sürülen

(ton/yıl) Geri Kazanılan

(ton/yıl) Geri Kazanım

%

Kağıt-Karton 1.800.000 590.000 33

Cam 330.000 75.000 23

Metal* 550.000 180.000 33

Plastik* 150.000 50.000 30

TOPLAM 2.830.000 895.000 32

· Tahmini rakamlardır.

************ Bu tablodaki rakamlar ve özellikle son yıllarda bu konuda yapılan yatırımlar ve de bunların kapasiteleri göz önüne alındığında mevcut geri dönüşüm endüstrisinin kapasitesinin Türkiye’de geri kazanılabilir atıkların % 40 – 50’sinin değerlendirilebileceği anlaşılmaktadır. Bu oranlar özellikle Avrupa ülkelerindeki gelişmeler dikkate alındığında oldukça başarılıdır.

*********** Son yıllarda geri dönüşümle ilgili yapılan yatırımlar aşağıda özetlenmiştir.

*

Malzeme Cinsi Yatırım Miktarı Kuruluş Tarihi Kapasite (ton/yıl)

Hurda PET 3 MİLYON $ 1994 12.000

Alüminyum 20 MİLYON $ 1996 50.000

Hurda Cam

(5 adet tesis) 800 MİLYAR TL * 120.000

Yüksek Yoğunluklu PE 3 MİLYON $ 1995 7.000

Karton İçecek Kutusu 0,6 MİLYON $ 1995 4.000

Kağıt-Karton

(Çok sayıda tesis) * * 1.500.000

TOPLAM * * 1.693.000

*

*********** Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi 1994 yılından sonra geri dönüşüm ile ilgili sanayi tesislerinin kurulması hızlanmış ve bu tesislerin kapasiteleri yıllık toplam 1,7 milyon tona ulaşmıştır.

*

SONUÇ

·******** Entegre Atık Yönetimi atıkkların düzenli toplanması, taşınması, bertarafı ve geri kazanımı konularının çevre ve ekonomik değerler gözeterek optimizasyonu ilkelerini benimsetmektedir.

·******** Entegre Atık Yönetimi ilkeleri çerçevesinde bakıldığında, geri kazanım ve geri dönüşüm atık yönetiminin vaz geçilmez unsurlarından biri olmakla birlikte ekonomiklik ve çevre etkilerinin optimizasyonu gereği optimuym bir geri kazanım ve geri dönüşüm oranı oluşacaktır. Bu oran bölge, tüketim ve sosyal alışkanlıklar, coğrafi özellikler, geri dönüşüm sanayi ve kapasiteleri gibi özelliklere bağlı olarak değişkenlikler gösterecektir.

*

*

Kay: www.inonu.edu.tr

Yeniden Dönüşüm ve Atık Yönetimi

Geri Kazanım Uygulamaları

SU

Arıtma

Arıtma teknisyeni tarafından arıtmanın genel kontrol, bakım ve temizliği günlük olarak yapılmaktadır. Arıtmanın senelik kontrolü imalatçı ENFA tarafından yapılmaktadır. Arıtma tesisi tasarlanırken "Su kirliliği kontrol yönetmeliği" tablosundaki değerler dikkate alınarak yapılmıştır. Arıtma tesisi atıksu kaynak miktarı ve kirlilik yükü aşağıdaki değerler baz alınarak yapılmıştır:

1. Proje Nüfus : 5000 kişi

2. Proje Debisi : 500 m3 /gün

3. Su Tüketimi : 100 l/kişi.gün

4. Kirlilik yükü : 300 kg BOI/gün

5. Evsel atıksu kaynakları : Duşlar, tuvaletler ve lavabolar

Arıtma tesisi girişindeki atıksu karekterizasyonu aşağıdaki şekildedir.

1. 1. Debi 500 M3 /gün

2. 2. BOI5 : 220 Mg/lt

3. 3. AKM : 220 Mg/lt

4. 4. PH : 6-8

Arıtma Tesisinin Temel Çalışma Prensipleri

1. Yaklaşım kanalı ve mekanik ızgara

2. Dengeleme terfi merkezi

3. Havalandırma havuzu

4. Çöktürme havuzu

5. Klor temas havuzu

6. Çamur yoğunlaştırma havuzu

7. Filtre pres susuzlaştırma sistemi

Bahçe Sulama Deposu

Bahçe sulama deposundan WILO COE 2 MV 2006 hidrofor kullanılmaktdır. Bahçe sulama deposunda arıtma tesisinde arıtılmış su ile yeraltı su kanallarında biriken sular bu depoda toplanmaktadır. Yangın hattına ve bahçe sulama hattına bu depodan su verilmektedir. Su seviyesi günlük ölçülmektedir. Temmuz 2001den itibaren arıtmadaki arıtılmış su bahçe sulama deposuna verilmeye başlanmış buradan da bahçenin sulanmasında kullanılmıştır.

KAĞIT

İstanbul Büyükşehir Belediyesi2nin "Ver kağıt al ağaç" kampanyası kapsamında 10.03 2001 tarihinden itibaren toplam 15.265 kg kullanılmış atık kağıt toplanmıştır. Yaklaşık 10 ton kağıt miktarı kadar ağaç okulumuza alınmıştır. Bu ağaçlar arıtma tesisinin çevresine dikilmiştir. Atık kağıt dönüşüm uygulamalarına halen devam edilmektedir.

PİL

Kampüste atık piller için muhtelif yerlerde özel konteynerler bulunmaktadır.

Kay: www.fatih.edu.tr

GENEL BİLGİ

DESTEK HİZMETLER BİRİMİ

Bilkent Üniversitesi Destek Hizmetler Birimi, Bilkent Üniversitesi içindeki kağıt, cam vb. gibi tüm geri dönüştürülebilir maddelerin toplanması, muhafaza edilmesi ve geri dönüşüm merkezlerine teslim edilmesi görevlerini üstlenmektedir.

GERİ DÖNÜŞÜM – KAZANMA NEDİR ?

"Geri dönüşüm-Yeniden Kazanım" terim olarak, kullanım dışı kalan nesnenin yani çöpün ham madde olarak kullanılıp yeniden imalata katılmasıdır.

NEDEN GERİ DÖNÜŞÜM ?

Tükettiğimiz maddeleri yeniden dönüşüm halkası içine katabildiğimiz zaman öncelikle bunların tekrar ham madde olarak kullanılmasını sağlamış oluruz. Böylece insan nüfusunun artışı ile paralel olarak artan tüketimin doğal dengeyi bozması doğadan aldıklarımızı tekrar doğaya vererek azda olsa engellenmis olur. Bununla birlikte yeniden dönüştürülebilen maddelerin tekrar ham madde olarak kullanılması büyük miktarda enerji tasarrufunu mümkün kılar. Bir örnek vermek gerekirse yeniden kazanılabilir alüminyumun kullanılması alüminyumun sıfırdan imal edilmesine oranla %35′e varan enerji tasarrufu sağlamaktadır.

Çöpteki nesneleri ham madde olarak kullandığımız vakit çevre kirliliğinin her geçen gün artmasını da önleyebiliriz. Hurda kağıdı tekrar kağıt imalatında kullandığımızda hava kirliliğini %74-94, su kirliliğini %35, su kullanımını %45 azaltıyoruz. Örneğin bir ton atık kağıdın kağıt hamuruna katılmasıyla 20 ağacın kesilmesini engelleyebiliyoruz. Öyleyse, çevremize-doğaya, ülke ekonomisine ve de kendimize olan sorumluluğumuzdan dolayı günümüzde hepimizin yeniden dönüşüm projesi içinde yer alması gerekmektedir.

GERİ DÖNÜŞÜM MADDELERİ

*

· Cam

· Kağıt

· Alüminyum

· Plastik

· Yazıcı Tonerleri

· Piller

· Motor Yağı

· Otomobil Aküleri

CAM

Cam tamamiyle yeniden kullanılabilir bir materyaldir. Yeniden kullanılabilir camdan tekrar cam imal edilmesi sıfırdan cam edilmesine göre çok daha az enerji tüketir.

Genellikle renksiz camdan renksiz, renkli camdan renkli cam ürünleri üretilir. Bu nedenle renkli camları renkli cam dönüşüm kumbaralarına; renksizlere atmalıyız. Ayrıca cam şişe, kavanoz vb. gibi ürünleri yeniden dönüşüm kumbaralarına atarken kapaklarınıda çıkarmalıyız.

KAĞIT

Ülkemizde üretilen kağıt ve karton imalinde SEKA’nın bazı fabrikaları hariç olmak üzere, üretim tamamen hazır ithal eslüloz, saman ve atık kağıttan yapılmaktadır. İyi organize edilmiş bir toplama sistemi belediyelerin katı atık toplama yüklerini hafifleteceği gibi, katı atıkların çöplüklerde yığılması da önleyebilecektir. Ayrıca, üretimin atık kağıt kullanarak yapılması halinde imalat için gerekli olan su ve kimyasal maddelerin daha az kullanılacak olması çevre korunması açısından son derece önemlidir.

Türkiye’de orman kaynakları kağıt üretimine paralel olarak gelişememekte, bu yüzden kağıt sanayii için hammadde sıkıntısı doğmaktadır. 1 ton kağıt üretimi için takriben 3 m³ ağaca ihtiyaç vardır ki, atık kağıdın değerlendirilebilmesi ile odun kullanımı sınırlandırılabilmektedir.

Kağıt üretiminde odun yerine atık kağıt kullanılması durumunda üretim için gerekli enerji ihtiyacı daha azdır. Atık kağıt, hammadde olarak kullanılan odundan selüloz üretimine nazaran çok daha az enerji harcanarak hammadde haline getirilebilmektedir. Bu yüzden mühim ölçüde enerji tasarrufu sağlanmaktadır.

Atık kağıdın ülke içinde toplanıp kullanılması ile yurt dışından selüloz ve atık kağıt ithalinin azalması ile önemli ölçüde tasarruf elde edilecektir. Ayrıca, atık kağıdın toplanması, tasnifi ve nakliyesi dolayısıyla yeni iş alanları ortaya çıkacaktır.

ALÜMİNYUM

Alüminyum ev atık maddeleri en degerli yeniden kazanılabilir maddelerdir. Alüminyum kutuların geri dönüştürülmesi ile enerjiden tasarruf elde ederiz. Bir madeni kutunun alüminyum olup olmadığını anlamak için mıknatıs kullanabiliriz; eğer mıknatıs kutuya yapışmaz ise bu o kutunun alüminyum olduğunu gösterir. Alüminyum maddeleri yeniden dönüşüm kumbaralarına atmadan önce eğer böceklerin kumbaralara yerleşmesini istemiyorsak, çalkalamalı ve de yerden tasarruf edebilmek için de ezmeliyiz.

PLASTİK

Plastik Endüstrisinde plastiğin yeniden dönüşümünde kolaylık sağlanması için bir kodlama sistemi geliştirilmiştir. Kodlar pekçok plastik şişenin altında okunabilir. İki temel plastik çeşidi vardır:

Plastik Soda Şişeleri: Plastik soda-kola şişelerinin yapımında hammadde olarak poliethilen kullanılır ve bunlar PET şişe olarak adlandırılır. Bu şişelerden %30 oranında geri kananım mümkündür. Mutfaklarımızdaki plastik çöp konteyneri, uyku tulumu yalıtkanları, alet kutuları ve pekçok ürünün PET şişeden elde edilmektedir. Kullanılan şişeleri geri dönüşüm kumbaralarına atmadan kapaklarını ve klipslerini çıkarmalı ve de yerden tasarruf edebilmek için ezip düzleştirebiliriz.

Plastik Süt Kutuları: Bu kutuların yapımında hammadde olarak yüksek yoğunlukta poliethilen-HDPE kullanılır ve bunlar 2 rakamıyla ve de HDPE harfleriyle kodlanmaktadırlar.

YAZICI TONERLERİ

Boş yazıcı tonerleride gerek parçalarının tekrar kullanılabilmesi gerekse özel merkezlerde yeniden doldurulabilmeleri nedeniyle yeniden kazanılabilen maddelerdendir. Üniversitemizde boş tonerler Destek Hizmetler Birimi tarafından toplanmakta ve de TEMA vakfına verilmektedir.

MOTOR YAĞI

Eger motor-makina yağı kanalizasyona, toprağa veya derelere kontrolsüz bir şekilde bırakılırsa bu durum içtiğimiz suyun kirlenmesine neden olabilir. Fakat kullanılan ve işlevini yitiren motor yağı tekrar yeni motor yağına, yakıta ve makina yağına dönüştürülebilir. Bunun için yapmamız gereken şey, yalnızca işlevini yitiren motor yağını kapalı ve sağlam bir konteynere koyup kullanılmış yağ alan otomobil tamirhanelerinden herhangi birine teslim etmek.

OTOMOBİL AKÜLERİ

Otomobil aküsünü, akü satan herhangi bir firmadan yenisi ile değiştirerek veya yakınınızdaki bir geri dönüşüm merkezine teslim ederek yeniden kullanılabilir hale getirebilirsiniz.

PİLLER

Çeşitli cihazlarda kullandığımız pekçok pil çeşidinde yüksek miktarda ağır metal (civa, katminyum vb.) bulunmaktadır. Bunlar kontrolsüz bir şekilde doğaya atılırsa doğaya oldukça önemli zararlar verebilmektedirler. Bu nedenle evvela elektrik enerjisini veya civa, katminyum gibi ağır metal içermeyen pilleri seçmeliyiz. Biten pilleri pil torbasına biriktirip merkezi yerlerdeki pil kutularına atmalıyız. Bilkent Üniversitesi içinde, Destek Hizmetler Birimi pil toplanması görevini de yerine getirmektedir.

PROGRAMIN AMACI

Hızla büyüyen dünya nüfusu ile paralel olarak tüketim ve doğadaki tahribatta hızla artmaktadır. Eğer zaten elimizde olan ve çöp olarak nitelendirdiğimiz kullanım dışı kalan maddeleri tekrar kullanılabilir kılarak enerjiden, paradan ve zamandan tasarruf edebiliriz. En önemliside hızla yıpranan dünyamızı korumak için bireysel olarak bir adım atmış oluruz.

Türkiye, gelişmekte olan bir ülke olarak yeniden kullanım alanında henüz başlangıçtadır. Bilkent Üniversitesi kampüslerinde, yurtlara-lojmanlara, kütüphane ve kimi kafeteryalara kısacası tüm merkezi yerlere konulan geri dönüşüm kumbaraları ile başta atık kağıt olmak üzere pet şişe ve alüminyum kutuların yeniden kullanım projesi içine katılmaları hedef alınmaktadır.

Bu proje ile yalnızca doğanın korunması değil öğrencilerin sosyal birer birey olduklarını hissetmeleri ve bireysel sorumluluk duygusu sayesinde proje içinde yeralmaları hedef alınmıştır.

Kay: www.bilkent.edu.tr

Madenler

06 Kasım 2007

MADENLER

Kalay, insanlığın bildiği en eski metallerden birisidir. Bakır üzerindeki sertleştirici etkisi daha M.Ö.3500 yıllarında bronz aletler yapılmasını sağlamıştı. Bakır-kalay alaşımı olan bronz inşaat aletleri, av ve savaş silahları yapımında kul*lanılmıştır. Kalay günümüzün sanayi toplumlarının temel madenlerinden birisi*dir ve birçok kullanım alanında yerine konulacak başka madde de hemen he*men yoktur.

Kalay, hem sülfür ile birlikte hem de serbest halde bulunabilirse de, günü*müzde esas olarak kasiterit adı ile tanınan cevherden elde edilir. Kasiteritte volframit, kurşun, çinko da vardır. Saf cevherde yüzde 78.8, kasiteritte ise yüz*de 70 kadar kalay bulunur. Kalay cevheri de, başka birçok cevher gibi saf ol*madığı için, zenginleştirme ve redüksiyon işlemlerine tabi tutulur. Metaller ara*sında eriyebilenlerden biri olan (232 °C) kalayın ayrıca yassılaşabilmesi, hava etkisiyle paslanmaya karşı dayanıklılığı kullanım alanlarının çok artmasına ne*den olmuştur. Havadan etkilenmemesi, demir ve bakır gibi metallerin korun*masına yaradığı gibi, aynı zamanda kalay bileşikleri zehirli olmadığı için de, teneke konserve kutuların yapımında da çok kullanılmaktadır. Kalayın bir özel ligi de kolaylıkla alaşımlar oluşturabilmesidir. Bu yüzden çeşitli alaşımların ha*zırlanmasında da büyük ölçüde kullanılır. En önemli alaşımı, yukarıda sözü edilen, bakırla verdiği bronzdur. Eski teneke, konserve kutu ve benzerlerindeki kalayın eritilip yeniden kazanılması oldukça önemli bir sanayi kolunun gelişmesine de yol aç*mıştır.

Dünyada halen 25 ülkede kalay çıkarılmakta, fakat bunlardan yalnızca beşi çıkarılan kalayın yüzde 82′sini vermektedir. Dünya toplam kalay çıkarımında Çin dünya toplamının yüzde 31 ‘ini vererek başta gelmektedir.

Kalay için İngiltere merkezli bir araştırma ve geliştirme laboratuarı da ku*rulmuş ve 1995′de özelleştirilerek tamamen özel sermayeyle çalışmaya başla*mıştır.

Çinko

Paslanmaya karşı demir ve çeliğin galvanize edilmesinde kulla*nılan maddelerden biri de çinko olmuştur. Fakat artık alüminyum, plastik kaplama, çelik ve magnezyum bu tür kullanımda çinkonun yerini almış*lardır. Bununla birlikte, çinkonun büyük bir bölümünün çeşitli alaşımlar (örne*ğin bakırla oluşturduğu pirinç en başta gelenidir) yapımında tüketilmekte ol*ması; kauçuk, seramik, boyada kimyasal bileşik olarak kullanılması ve insanların, hayvanların ve bitkilerin büyüme ve gelişmelerinde gerekli bir element ol*ması üretim miktarını da dengede tutmaktadır.

Demir, alüminyum ve bakırdan sonra en yaygın kullanılan dördüncü maden olan çinko çok ender madenlerde tek başına çıkarılır. Çoğunlukla kurşun, bakır, altın ya da gümüş madenlerinde yan ürün olarak elde edilmektedir. Çok yaygın kullanılan bir maden olduğu için dünyada da çok sayıda ülke tarafından çıkarıl*makla birlikte, günümüzde 7 milyon tonun biraz üzerinde seyreden dünya çin*ko çıkarımının yüzde 70′den fazlasını 6 ülke vermektedir: Çin, Kanada, Avust*ralya, Peru, A.B.D. ve Meksika. Dünyanın en büyük rezervleri ise Avustralya’*dadır (65 milyon ton); Kanada ve A.B.D.’ninkiler de ona yakındır. Ancak, A.B.D., tüketiminin yüksek olması, buna karşılık çinko izabe kapasitesini ge*nişletmemesi nedeniyle, rafine çinko alımında başta gelen ülke haline gelmiştir -aynı zamanda konsantre çinko dışsatımında da yine başta gelmektedir.

Kurşun

Kurşun elde edilen başlıca cevher, çoğu kez bir miktar gümüş içeren, galendir. Çok yumuşak, kolay işlenebilir ve kimyasal etkilere dayanıklı olması kullanılı*şını arttırmaktadır. Kurşun, özellikle kalay, antimon ve bizmut ile önemli ala*şımlar oluşturur. Günümüzde kurşunun en önemli kullanım alanı kurşun asitli akülerdir. Taşıma araçlarının, gemilerin ve uçakların kalkış aşamasında bu tür akülere ihtiyaçları olması ve bunların kullanımının artması; bilgisayar sistemle*rinde voltaj kontrolü ve kesintisiz enerji kaynağı gerekliliği kurşun talebi üze*rinde etkili olur. Buna karşılık, kurşun tüketimini çevresel nedenlerle azaltma ihtiyacı, bazı maddelerin imalinde plastik maddelerle kurşunun rekabetini gün*deme getirmiştir.

İnsanların kullandıkları en eski madenlerden birisi olan kurşunun zehirli ol*ması en olumsuz yanıdır. Buna karşılık, paslanmaz oluşu, Avrupa’da yüzyıllar önce yapılmış bi*naların hâlâ kurşun damlara sahip olmalarında da gözlenmektedir. Bu durum modem yapılarda kurşun kullanımında bir başka şekilde yansımaktadır. Büro, okul ve otellerde ses geçirmezlik elde etmek, hastanelerde de X-ışınlarını ve gamma radyasyonunu bloke etmek ve gerek nükleer tesisler ve gerekse nükleer maddeler taşınması sırasında kalkan görevi görmek üzere kurşun kullanılır.

Halen kurşun üretiminde sırasıyla Avustralya. Çin ve A.B.D başta gelmek*tedirler.

Boksit ve Alüminyum

Boksit adı verilen cevherden elde edilen alüminyumun kullanım miktarı ve ala*nı, demir hariç, diğer bütün madenlerinkini geçmekte, bu yüzden de dünya eko*nomisi için büyük önem taşımaktadır Bunda alüminyumun hafif, dayanıklı, elektriği ileten, kolayca yassılaşabilen özelliklere sahip oluşunun büyük rolü olmuştur. Ayrıca bu madenin bileşikleri*nin zehirli olmaması ise gıda maddeleri imalinde de kullanılmasına yol açmış*tır.

Boksitten alüminyum elde edilmesinde ilk adım, çıkarılan cevherin kırıldık*tan sonra yıkanıp kurutulması ve yüksek ısı ve basınçla alümina elde edilmesi*dir. Genellikle iki ton boksit bir ton alümina verir. Bu nedenle, alümina elde et*me işleminin maden yatağı çevresinde yapılmasında zorunluluk vardır. Bu zo*runluluk, özellikle kıyılardan uzak iç kısımlarda yer almış olan madenler için söz konusudur. Bununla birlikte, halen yeryüzündeki boksit cevherlerinin işle*tilmekte olduğu madenlerin çoğunda rafineriler yoktur.

Manganez

Bu maddenin en çok kullanıldığı yer demir-çelik sanayisidir ve yerine kullanı*labilecek başka bir maden de yoktur. Demir ve çelik imâlat faaliyetleri hâlâ manganezin yüzde 90′ını kendilerine çekmektedirler. Az miktarda manganez izabe sırasında meydana gelen asit ve sülfürü alır. Genellikle bir ton çelik elde edilirken altı-yedi kilo manganez tüketilir. Bazı çeliklere daha fazla manganez katılabilir. Bunlara "manganez çeliği" denir. Çelikte eğer yüzde 11-14 arasında manganez varsa, sıcaklık ve elektriği normal çelikten daha az ileteceği için elektrik sanayisinde kullanılışı çok daha yaygındır. Buna ek olarak bu tip çelik*ler daha dayanıklıdır. Manganezin demir-çelik sanayisi dışında da çeşitli kulla*nılış yerleri vardır. Bunlar arasında kuru pil yapımı, porselen, plastik ve cam sanayisi başta gelir. Manganez de, çinko gibi, insan, hayvan ve bitkiler için te*mel bir madensel maddedir; fakat aşırı miktarı zarar verebildiğinden, bir sanayi zehiri de olabilmektedir.

Manganez cevherleri oldukça yaygın iseler de, dağılışları düzensizdir

Dünya manganez çıkarımında en büyük pay yaklaşık yüzde 15-20 ile Güney Afrika Cumhuriyeti’nindir.

Nikel

Nikel, paslanmaz çelik için yaşamsal önem taşıyan, kimya ve uzay sanayileri*nin gelişmesinde anahtar rol oynamış bir madendir. Yüksek yaşam standardı ve üstün askeri gücü sağlayan karmaşık sanayi kompleksleri de varlıklarını nikele borçludurlar. Nikelin önemi en çok demir, bakır ve kromla verdiği alaşımlarda yatmaktadır. Halen dünyada çıkarılan nikelin yüzde 90′ı demir, krom, bakır, alüminyum vb. ile olan alaşımlarda kullanılır. Yüzde 0.5 ile 26 arasında deği*şen oranlarda nikel bulunan çelikler, sertlik, esneklik, aşınma ve benzeri du*rumlara karşı (ve çok çeşitli sıcaklık derecelerinde) çok daha dayanıklı olmak*tadırlar. Ulaşım araçları ve çeşitli yerlerde kullanılmakta olan özel alaşımlar arasında, örneğin yüzde 67 nikel, 28 bakır ve 5 demir halinde olan monel özel*likle tuzlu su ile temasta olan gereç ve makinelerin yapımında; yüzde 80 nikel, 20 demir bileşiminde olan permalloy ise mıknatıs yapımında kullanılmaktadır.

Halen 20 kadar ülkede nikel çıkarılıyorsa da, dünya toplamının yarısını Rusya, Kanada, Yeni Kaledonya ve Avustralya vermektedir.

Krom

Demir, çelik ve demirsiz alaşımların sertliğini arttırmak, oksidasyona ve pas*lanmaya karşı dayanıklı kılmak üzere kullanılan kromun stratejik ve kritik öne*mi vardır. Halen dünya krom çıkarımında 22 ülkenin katkısı varsa da, bunlar*dan Türkiye’nin de dahil olduğu dört ülke çıkarımın yüzde 87′sini vermektedir*ler. Birinci durumdaki Güney Afrika, esas olarak Bushveld’de yer alan yataklar sayesinde dünyanın en büyük krom çıkarıcısı olmuştur. Krom üretiminde halen ikinci büyük ülke ise Türkiye’dir.

Büyük sanayi ülkelerinin çoğunun bu maddeye az ya da hiç sahip olmaması ve ferrokrom elde edilmesinde başka ika*me maddesinin bulunmaması, uluslararası ticaretine önem verilmesine neden olmaktadır. Dünya toplam üretim miktarı sürekli artan (1993′de 3.3, 1997′de 4.4 milyon ton) ferrokrom üretiminde, yıldan yıla dalgalı bir seyir izlese de, ön*de gelen ülkelerin başında yine Güney Afrika (1.9 milyon ton), Çin (387 bin ton), Kazakistan (300 bin ton) ve Hindistan (287 bin ton) gelmektedir.

Tungsten

Çok yüksek erime noktasına (3500 °C), ısı ve elektriği iletme özelliklerine sa*hip ve çok sert olan bu gri-yeşil metal, çoğunlukla, elektrik lambaları ve çeşitli çelikler de dahil, çok sayıda maddenin yapılmasında kullanılmaktadır. İçinde tungsten bulunan çeliklerden yapılan gereçlerin özellikle metal işlemedeki üs*tünlükleri, röntgen ışınları cihazları ve yüksek sıcaklığa sahip fırınların, askeri araç-gereç ve özellikle tankların kaplanmasında tercih edilmesi, tungstenin kul*lanım alanını da genişletmiştir. Tungsten, aynı zamanda, röntgen cihazları ek*ranları, TV resim tüpleri ve floresan aydınlatması gibi metal dışı uygulamalar*da da kullanılmaktadır.

Tungsten çok yerde bulunan bir madendir. Günümüzde 20 kadar ülke wolframit ya da scheelit cevherlerini işleyerek tungsten elde etmekte, fakat üretimin yüzde 80′ini yalnızca iki ülke -Çin ve Rusya- karşılamaktadır. Çin’in dünya tungsten yataklarının yaklaşık yüzde 45′ine sahip olduğu sanılmaktadır. Yakın yıllarda Çin dünya üretiminin yüzde 76′dan fazlasını üretimde de başta gel*miştir; onu, Rusya, Kuzey Kore, Bolivya, Portekiz ve Burma (Myanmar) izle*mektedir; Brezilya, Özbekistan, Meksika ve Tacikistan da tungsten çıkaran önemli ülkelerdir.

Bununla birlikte, tungsten pazarlarındaki fiyatların istikrarsızlığı ve Batılı şirketlerin bekle-ve koru siyasetiyle madenlerini kapalı tutmaları, iki tungsten devinin, Rusya ve Çin’in de tungsten stoklarını kısmalarına yol açmış ve dünya tungsten üretimi 1990-1994 arasında yarıdan fazla azalma göstermiştir.

Antimon

Çoğunlukla kurşun alaşımlarını sertleştirmek için kullanılan antimonun başlıca cevheri stibin (stibnite) adı verilen sülfürdür. Fakat, birçok bakır, gümüş, altın ve kurşun cevherlerinde de antimon vardır. "Sert kurşun" adı hemen hemen antimonlu kurşuna eşittir. Bu tip kurşunlar çeşitli boru, elektrik kabloları ve benzerlerinin yapımında kullanılır. Antimonun kimyasal alaşımları ise yanma*yan malzeme, pil, seramik, cam, kauçuk ve benzerlerinde kullanılmaktadır.

Halen dünyada 10-15 ülke antimon çıkarmakta, fakat toplamın yüzde 96′sını yalnızca 6 ülke vermektedir: Çin (110 bin ton), Bolivya (9), Rusya (6), Güney Afrika (5), Tacikistan ve Kırgızistan (1,200′er ton). Bu ilkeleri Mek*sika, Avustralya, Guatemala, Tayland ve Slovakya izlemektedir.

Molibden

Molibden, genellikle, içinde tungsten de bulunan molibdenit adı verilen cevher*den elde edilir. Molibden demir alaşımlarında, ayrıca erime noktası yüksek ol*duğu için, elektrik sanayisinde de kullanılır.

A.B.D. (54), Şili (19), Çin (33) ve Kanada (18 bin ton) dünya molibden çı*karımının yüzde 83′ünü vermekte, dünya rezervlerinin de yüzde 90′ma sahip bulunmaktadırlar.

Altın

Gerek yumuşaklık ve yassılaşma yeteneği ve gerekse dayanıklılığı, güzelliği ve ender oluşu, bu madenin çok eski tarihlerden beri işletilip kullanılmasına yol açmıştır. Altın, ya kuvartzlı kayalarda damarlar halinde ya da plaser adı verilen alüvyal depolarda genellikle serbest halde bulunur. Bir miktar altın da diğer madenlerden yan ürün olarak elde edilmektedir.

Altın eskiden beri para olarak kullanılmıştır. Bunun dışındaki uygulama alanı süsleme sanatları ve kuyumculuk olmakla birlikte, elektriği mükemmel iletebilirliği, paslanmaz oluşu ve başka fiziksel ve kimyasal bileşimleri nede*niyle yirminci yüzyıl sonlarına doğru aynı zamanda temel bir sanayi metali ha*line de gelmiştir. Bilgisayarlarda, iletişim araçlarında, uzay araçlarında, jet mo*torlarında ve başka benzeri uygulamalarda altın kritik işlevler görmektedir. Elektronik sanayisinde ve dişçilikte kullanımı da önemli boyutlara varmıştır.

Eskiden ancak birkaç ülkede çıkarılan altın, halen, çok az miktarlarda bile olsa (örneğin Nijer’de l kg, Nijerya’da 6 kg ya da Taivvan’da 11 kg gibi), günümüzde 80 kadar ülke tarafından çıkarılmakta, fakat dünya çıkarımının dörtte üçünden fazlasını altı ülke -Güney Afrika, Ame*rika Birleşik Devletleri, Avustralya, Kanada, Çin ve Rusya vermektedir. Güney Afrika dünya altın rezervlerinin yaklaşık yarısına sahip bulunmaktadır

Gümüş

Gümüş de, altın gibi, binlerce yıldan beri süslemede kullanılan en önemli ma*denlerden birisi olmuştur. Gümüş, mücevhercilikte kullanıldığı gibi, mal ve hizmetlerin değiş-tokuşunda bir (parasal) değer olarak da önem taşımıştır. Termik ve elektrik iletkenliği yanında, yassılaşma ve incelme yeteneği ve oksidasyona dayanıklılığı da son derece fazla olan gümüş çoğunlukla bakır, kurşun ve çinko madenlerinin yanında yan ürün olarak elde edilmektedir.

Saf gümüş süslemecilikte kullanılırsa da, çok yumuşak olması yüzünden, alaşımlar halinde para ve kuyumculukta kullanılır. Fotoğraf filmi, elektrikli aletler, mobil telefonlar yapı*mı gümüş kullanan öteki sanayi kolları arasındadır.

Çıkarım alanı çok geniş olan bir maden olan gümüş halen 55 kadar ülkede çıkarılmakta fakat dünya toplam çıkarımının yarıdan fazlasının 5 ülke vermektedir. Meksika, ABD, Peru, Kanada, Avusturalya.

Platin Grubu Metaller

Platin grubu metaller (PGM) birbiriyle ilişkili altı metalden oluşur. Platinyum, iridyum, paladyum, rutenyum, rodyum ve osmiyum doğada birlikte bulunur ve az bulunan metalik elementler arasında yer alırlar. Altın ve gümüşle birlikte değerli ya da asil metaller olarak anılırlar. Plaser yataklar halinde bulunabildikleri gibi daha sık rastlandığı şekilde nikel ve bakırla birlikte bulunurlar.

PGM, ayrı özellikleri ve kullanılış yerleri olan madenlerdir ve yakın zamanlar*da kimyasal ve fiziksel özelliklen nedeniyle sanayi için kritik bir önem taşıma*ya başlamışlardır. 1970′Ii yılların ortalarından beri otomobil imalatçıları, emis*yonları azaltmak amacıyla, platin, paladyum ve rodyum içeren katalitik konver-törler kullanmaktadırlar. Aynı şekilde, kimya ve petrol rafine sanayi kolları da çok çeşitli kimya ve petrol ürünlerinin imâlatında PGM kullanmaktadırlar. Bundan başka, madenlerin elması olarak adlandırılan rodyum büyük projektör*lerde ve mücevherlerin işlenmesinde; mürekkebin aşındırmasına dayanma özel*likleri yüzünden, iridyum ve osmiyum da pahalı dolmakalemlerin yapımında kullanılırlar.

Öteki madenlerin aksine, platin grubu metaller sayıları çok az olan on do*layında ülkede elde edilirler. 1998′de 280 ton dolayında (155 ton platin ve 125 ton paladyum) olan dünya çıkarımının yüzde 65′ini tek başına Güney Afrika vermiştir -bu ülkede platin grubunun bütün önemli metalleri çıkarılır. Rusya dünya toplamının yüzde 25′ini (65 ton) verirken, diğer üretici ülkeler de A.B.D. (14 ton), Kanada (12.5 ton), Japonya (2.5 ton) ve Kolombiya’dır (1.1 ton).

Elmas

Ortaçağda işleme tekniğinin gelişmesi üzerine değerlenen elmasın çıkarımı on-altıncı ve onyedinci yüzyıllarda hızla artmıştır.

Yakın yıllarda yıllık çıkarım tutarı 110 milyon karat dolayında gerçekleşen doğal elmasın en büyük bölümünü -yarısına yakınını- geçmişte olduğu gibi Af*rika değil, artık Avustralya (40 milyon karat) sağlamaya başlamıştır. Avustral*ya 1986′dan beri elmas üretiminde önde gelmektedir.

Elmas bir yandan süs eşyası, bir yandan da sanayide çeşitli gereçlerin yapı*mında kullanılır. Doğal elmasın son derece sert oluşu kesici, delici alet ve ma*kinelerde yer almasına ve sanayi elması olarak bilinmesine yol açmıştır. Fakat doğal elmasın sanayide kullanımının pahalı olması yerini yapay olanına bırak*masında rol oynamıştır. Sanayi elması olarak kullanılmak üzere sentetik elmas yapımında ise kalite gittikçe artmıştır.

Toryum

Yerkabuğunda bol bulunan maddeler arasında 39′uncu durumdaki, radyoaktif alfa partiküllerini emici özelliğe sahip yumuşak beyaz-gümüş renkli bir metal olan toryum da yirminci yüzyılda önem kazanmıştır. Thoria adıyla bilinen tor*yum oksid, bütün oksidler arasında en yüksek ergime noktasına sahiptir. Bu yüzden de yüksek sıcaklıklarla bağlantılı çok dayanıklı bileşiklerde ve dayanık*lı seramiklerde kullanır. Toryum, esas olarak, monazitlen elde edilmektedir. Üretilen toryumun çok az kısmı kullanılmakta, gerisi atık madde olarak kal maktadır. Bu nedenle de üretim fazlası vardır. Kullanılmayan, fazlalık toryum ya radyoaktif madde olarak açıkta kalmakta ya da ileride nükleer yakıt olarak kullanılmak üzere saklanmaktadır.

Halen Hindistan en büyük çı*karımı yapan ülke (5,000 ton); onu Brezilya (1,400 ton) ve Malezya (400 ton) izlemektedir. Bu konuda önemli bir ülke olan Çin ise bilgi vermemiştir.

Kobalt

Yukarıda belli başlı metal madenleri ele alırken de belirtildiği gibi, halen kulla*nılmakta olan birçok maden de diğer madenlerin yanında bir yan ürün olarak elde edilmektedir. Bunların bazıları ayrı yataklara da sahip olabilirken, bazıları daima yan ürün olarak elde edilmişlerdir. Örneğin kobalt bunlardan birisidir. Dünya toplam üretiminin üçte birden fazlası Zaire ve Zambiya’daki bakır ma*den ve izabe işlemleri sırasında elde edilen kobalt, çok çeşitli sanayi ve askeri uygulamalarda kullanılan stratejik ve kritik bir metaldir. En büyük kullanım alanı da jet motorlarının parçalarının yapımında yer alan alaşımların imalidir. Çok sert dayanıklı maddeleri (çimentolaşmış karpit gibi) kesmede, petrol ve kimya sanayilerinde katalitik olarak, boya ve mürekkeplerde kurutucu ajan ola*rak, porselen işlemelerini kaplamada, seramik ve camın rengini açmada vb. gibi yerlerde de kullanılır.

Dünya kobaltının, nikelle karışık olarak toplam 11 milyon ton olduğu sanı*lan rezervlerinin en büyükleri Kongo Demokratik Cumhuriyeti (Zaire-Kinşasa olarak da anılıyor) ve Küba’da bulunurken, üretimde başta gelen ülkeler (1998), sırasıyla, Zambiya (7,500), Kanada (6,200), Zaire (5,000), Avustralya (3,400), Rusya (2,800) ve Küba’dır

Silikon

Üçüncü Sanayi Devrimi’ni yaşadığımız şu sıralarda adı en çok duyulan maden*lerin başında silikon gelmektedir. Silikon hem metal ve hem de metal olmayan özelliklere sahip hafif bir elementtir. Fakat silikonla ilgili temel maddeler, bir*birine çok yakın adlar taşıdıkları için genellikle birbirine karıştırılırlar. Bunlar dört çeşittir: Silikon, silikonlar, silikat ve silikadır.

Silikon (silicon), yerkabuğunda oksijenden sonra en fazla bulunan element*tir ve ikisi birlikte Yerküre’nin yüzde 75′ini meydana getirirler. Silikonlar (silicones), maden değil, II.Dünya Savaşı sırasında ticari olarak geliştirilmiş sen*tetik kimyasal bileşiklerdir. Bunlar, mum halinde, yağ ve sıvı halinde olabilirler ve çok çeşitli kullanılış alanları vardır, fakat en fazla tanındıkları alan ameliyatlarda yapıştırıcı olarak ve dudak ve göğüslerde de olduğu gibi, estetik amaçlı kullanımlarıdır. Silikat da yine oksijen ile silikon bileşiminden fakat başka maddelerin de (potasyum, kalsiyum, demir, alüminyum vb. gibi) katılımıyla meydana gelmiş bileşiklerdir. Jeologlar, silikatı kayaçların meydana getirdiği temel maddelerin mineralleri olarak kabul etmektedirler. Silika ise yine yerka*buğunda bol bulunan iki elemanın, oksijen ve silikonun birleşmesinden oluş*muş bir kimyasal bileşimdir, fakat bu durumda ortaya çıkan madde silika ku*mudur (kristalen silika) ve bu kumdan kuvartz, yani saf silikon elde edilir.

Silikon, aslında metal olmayan bir element olarak sınıflandırılmaktadır. Fa*kat, metallerle bağlantılı bazı özelliklere sahiptir.

Silikon, ferrosilikon şeklinde oksitlenmeye karşı kullanılmakta ve demir-çelik üretiminde önemli bir alaşım maddesi sayılmaktadır; bu yüzden de ferro silikon ürünlerinin çok büyük çoğunluğu demir-çelik sanayisi tarafından kullanılır. Silikon metal ise esas olarak alüminyum ve kimyasal maddeler sana*yileri tarafından kullanılmaktadır. Kristalen silika (kuvartz) da yalnızca bilgisa*yarlarda değil, hafızası olan tüm donanımlarda; iletişim araçlarından, uzay araçlarına, askeri/ticari kullanımlardan (altimetreler, trafik donanımları, bazı özel camlar ve lensler vb.) tüketim mallarına (saatler, televizyonlar, oyuncak*lar, telefonlar vb.) kadar her yerde kullanım alanı bulmuştur.

Silikon bakımından dünyadaki kaynaklar bol miktardadır. Öteden beri en çok üreten ülkeler, özellikle metallerde kullanılan silikon bakımından, halen dünya talebini rahatça karşılamaktadırlar. 1990′lı yıllarda yaklaşık aynı düzey*de (1998′deki toplam 3.4 milyon ton) sürdürülen üretimde Çin 880 bin tonla başta gelmekte; 433 bin tonla A.B.D., 420 bin tonla Norveç, 380 bin tonla Rus*ya, 260 bin tonla Brezilya, 260 bin tonla Kazakistan ve 195 bin tonla da Uk*rayna bu ülkeyi izlemişlerdir.

Sanayi Kum ve Çakılı

Teknolojik gelişmeyle birlikte, geçmişte önem verilmeyen ya da bilinmeyen başka birçok madensel madde de kullanıma girmiştir. Örneğin, sanayi kum ve çakılı olarak anılan, metal olmayan maden grubunda yer alan bazı maddeler gü*nümüz sanayisinde büyük önem kazanmışlardır. Yukarıda ele alınan silika ku*mu ya da kristalen silikon (kuvartz) bunlardan birisidir.

Silika kumu (kuvartz) gibi sanayi kum ve çakıl grubundan olan zirkon ku*mundan elde edilen zirkonyum ve hafniyum nükleer reaktörlerde kullanıldığı için dikkati çekerler. Birbirine tıpatıp benzeyen bu iki elementin reaktörlerde kullanıldığı yerler farklıdır. Zirkonyumun I998′de 907 bin ton olan toplam çı*karımında en büyük üretici ülkeler Avustralya (500 bin ton). Güney Afrika Cumhuriyeti (265 bin ton), Ukrayna (60 bin ton), Hindistan (20 bin ton) ve Brezilya’dır

Bor

Metal olmayan madenler sınıfında yer alan, sanayi madenleri arasında sayılan bir diğer maden de, ülkemiz dışsatımında önemli bir yer tutan bordur. Bor da kaya formasyonları içinde meydana gelen doğal bir elementtir.

Dünya bor üretiminin yüzde 84′ünü iki ülke, Türkiye ve A.B.D. yapmaktadır

Borun yangına karşı (alevi geciktirici) etkisi de yeni denenmiştir. Tarımda (gübre, bitki ve böcek ilaçlarında kullanılır; bitkilerin büyümesi için de besleyi*ci olarak gereklidir), kağıt sanayisinde, cam ve seramik yapımında (fiberglasın kullanım alanının genişlemesinden dolayı), plastik yapımında (çinko borat ola*rak), çelik ürünlerini kaplama, seramiklerin üzerini cilalama, sabun ve deterjan yapımında (beyazlatıcı olarak) kullanımının sürekli arttığı görülmektedir.

Magnezyum

Yerkabuğunda bol bulunan sekizinci element olan magnezyum, deniz suyunda a çözülmüş halde en çok bulunan üçüncü elementtir. Deniz suyundan, göl ve kuyulardan magnezyum ve magnezyum bileşikleri elde edilebildiği gibi, magezit, dolomit ve olivinden de elde edilebilmektedir. Magnezyum bileşikleri (en çok da magnezyum oksit) demir-îlik, demir olmayan metal, cam ve çimento fırınlarının kaplanmasında kullanıldıkları gibi, tarım, kimya ve inşaat sanayilerinde de kullanılmaktadırlar.

Magnezyum üreten ülkelerin başında Türkiye gelir.

Tuz

İnsan için gerekli maddelerden birisi olan tuz kaynakları, bilindiği gibi, dün*yada sınırsızdır. Gerek kayalardan (kaya tuzu) gerekse su kaynaklarından (so*lar tuz) tuz elde edilmesi dünyanın her yerinde yaygındır. Gıdaların korunma*sından kimyasal maddelerin (klorin, kostik soda vb. gibi) ve başka sanayi ürün*lerinin (bakır, çelik vb.) elde edilmesine ve yollarda buzların çözülmesine (en iyi -3.9°C ile 0°C arasında etkili) kadar sınırsız bir kullanım alanına sahiptir.

Her ülke denizden ya da kayalardan tuz elde ediyorsa da, dünya toplamının yaklaşık dörtte birini (200 milyon ton) veren A.B.D.’dir (42 milyon ton); Çin (30), Almanya (15), Kanada (13) ve Hindistan (9,5) ve Avustralya (9 ton) da bu ülkeyi izlemektedirler.

MADENCİLİK FAALİYETLERİ-ÇEVRE SORUNLARI

Tüm doğal kaynaklarla ilişkili sorunlarda olduğu gibi, madencilikte de faaliye*tin yapısı gereği çevre bozulmaları meydana gelmektedir. Madenleri çıkara*bilmek için, daha önce değindiğimiz, dağların ortadan kaldırılması, bunların üzerindeki ekosistemlerin bozulması yanında, birçok madende ortaya çıkan ar*tık maddelerin (cüruf) dağlar halinde yığılması gibi çevre bozulmaları meydana gelirken, ormancılıkta da olduğu gibi. yerel halkın madencilik faaliyetlerinden zarar görmesi de toplumsal bozulmalara ve sorunlara yol açmaktadır.

Ayrıca, madenlere olan talep arttıkça, daha düşük değerli yataklar da işletil*meye başlanmakta, işletme gittikçe daha uzak ve çevre bakımından duyarlı alanlara doğru itilmekte; modern kitlesel çıkarım teknolojileri kullanılması yü*zünden de işletmenin ölçeği de büyümektedir. Bütün bu değişimler çevresel bozulmadan daha öteye ayrı yerel kültür gruplarının bütünlüğünü bozmakta, yerel toplumlar üzerinde yıkıcı etkiler yapmaktadır.

Küreselleşmeyle birlikte madenlerin büyük özel şirketler tarafından işletil*meye başlanması, çevreyle ilgili kaygıları daha da arttırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde çevreye ne derece özen gösterileceği belli olmamakla birlikte, gelişmiş ülkelerde madencilik sektöründe çevre sorunlarını en aza indirme ça*basıyla çok sayıda ve çeşitli yasal düzenlemelere gidilmiştir. Buna rağmen, so*runlardan kaçılamamaktadır. Günümüzde madencilik faaliyetlerinin yarattığı çevre sorunları en şiddetli biçimde eski Sovyetler Birliği, şimdiki Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde gözlenmektedir.

Bölümde Lazım Olabilecek Kitaplar

06 Kasım 2007

BÖLÜMDE LAZIM OLABİLECEK KİTAPLAR

Madencilik Terimleri Sözlüğü Muammer Öcal

Madencilik Terimleri Klavuzu Türk Dil Kurumu Yayınları

Maden Mühendisleri Odası Madencilik Sözlüğü

Methods and Equipment Koeler Stout

Maden Mühendisliği Multidisipliner Meslektir;

Maden : Yer kabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenler ile oluşan ve ekonomik yönden değer taşıyan mineral bileşenlere Maden denir. Madenler yenilenemeyen hammadde kaynaklarıdır. Bu kaynaklar genelde “ Kıt Kaynak “ denir. Bir madenin bulunduğu yerden çıkarılması, nakledilmesi, zenginleştirilmesi ve bu işlemler için diğer tedbirlerin alınması ve satılması için gerekli proses ve prosedürlerin tümüne “ Maden İşletmesi “ denir.

Maden işletmesi şu gruplara ayrılır ;

Açık İşletme : Gök kubbesinin altında yapılan işletmelerdir.

Yeraltı İşletmesi : Yer kabuğunun içinde yaptığımız faaliyetlerdir.

Denizaltı İşletmesi : Denizlerin tabanında birikmiş olan madenlerin çıkarılması için kurulan işletmelerdir.

Avustralya – Kanada – Brezilya – G. Afrika genel maden üreticileridir. En fazla tüketim en fazla sanayi olan yerlerdir.

Cevher : Doğrudan doğruya ve bazı işlemler sonucu zenginleştirilerek endüstride tüketim yeri bulabilen ve ekonomik yeri olan bir veya birkaç mineralden oluşan kayaçlardır. Cevher metal üretiminin hammaddesidir. Eğer bir madende metelik madde yok ise endüstriyel mineral denir.

Mineral : Belirli kimyasal formülle ifade edilen ve yerkabuğunun tabii unsurlarından olan ancak organik kökenli olmayan unsurlarıdır.

Madenci : Maden ocaklarında çalışan veya işleten kişilere denir.

Rezerv : Bir maden havzasında işletilmemiş maden miktarının kısa vade de ekonomik olan ve belirlilik gösteren kısmına denir. O halde rezervin özellikleri şunlardır ;

Ekonomik olmalıdır.

Teknik olarak kazanılabilecek olmalıdır.

Belirlilik gösterecektir. Belirlilik göstermesine göre üçe ayrılır ;

Görünür , Muhtemel, Mümkün Rezerv diye.

Potansiyel Rezerv : Varlığı belirlenmiş olmakla birlikte teknik ve ekonomik nedenle günümüz koşullarında işletilmesi mümkün olmayan kaynaklara denir.

Kaynak : Yerkabuğunda doğal halde bulunan ve ekonomik yönden günümüz koşullarında veya daha iyi bir zaman sürecinde mümkün olan katı, sıvı, gaz konsantrasyonlarına denir.

Kaynak = Rezerv (Resource ) + Potansiyel + Bilinmeyen Kısım

Kütle (Kayaç) içinde bulunan madde miktarının yüzde değerine Tenör denir.

(Cut – Olt – Grade ) Sınır Tenör ( Limit Tenör ) kavramı altında kârı sıfır eden tenör anlaşılmaktadır. Madencilik alanında bu tenörü ve bu tenör altındaki cevherler üretilir.

Mühendisin Görevleri ;

Ülke ölçeğinde ihtistam artışı sağlar.

Üretim artışı meydana getirir.

Sermaye artışı meydana getirir.

Teknolojik gelişmeye imkan verir.

Kalite düzelmesine sebep olur.

İnsanın refaha ulaşmasına neden olacaktır.

Sonuç ;

Ulusun ödeme dengesini sağlar.

Ülkedeki gayri milli safılayı artırır.

Sosyal güvence gelişmektedir.

Milli prestij ve milli varlık artar.

Ülkenin dışa karşı olan gücü artmaktadır.

Devamlı bir kalkınma sağlar.

Madencilik Faaliyetlerinin Kapsamı

Büyük Hazırlık : Yer üstünden madenin bulunduğu kütleye ulaşana kadar yapılan ve yaptığımız çalışmaların hepsine denir.

Küçük Hazırlık : Maden kütlesinin üstünde yaptığımız çalışmalara denir.

Madenciliğin İnsanlık Tarihi

Maden Hammaddesinin Kullanımı Amaç Zaman

Pirimitif araç ve gereçler Beslenme ve korunma Tarih öncesi devir

Silah yapımında Avlanma, savunma, saldırı Tarih öncesi devir

Ornoment ve dekrasyon Kozmetik, süs, kuyumculuk Antik tarih

Para Parasal değişim Lidya, babil, hitit, frig

Ekipmanlar araç, gereç Korunma, nakliye Orta çağ öncesi devir

Enerji Isınma, güç üretimi Orta çağ

Makine üretimi Endüstride Yeni çağ

Nükleer füzyon Güç üretiminde, savaş İçinde bulunduğumuz çağ

Maden Hammaddeleri

Enerji Hammaddeleri :

Fosil Yakıtları : Kalorisi düşük içinde %70 – 80 civarında su bulunur. Bu madene Turba denilir. Kahramanmaraş, Adana ve Kayseri’de bol miktarda bulunur.

Kömür :

Antracik Kömür : Türkiye’de yoktur. 7000 – 8000 kalori ısı veriri

Taş Kömürü : 6500 – 7000 kalori ısı verir.

Linyit Kömürü :

Karbon Hidrojen Maddeleri :

Petrol : Türkiye’de az miktarda bulunur.

Doğalgaz : Türkiye’de Trakya, Hamidat ve Batman’da az miktarda bulunmaktadır.

Petrol Şiztleri : %5 – 15 civarında içerisinde petrol vardır. Bu petrol taşlaşmış halde bulunur. K. Amerika ve Beypazarı’nda (17 milyar ton) bulunmaktadır.

Asfaltit : Petrolün yüzeye çıkıp kile karışması ile meydana gelir. Şırnak ve Silopi’de bulunmaktadır.

Metal Hammaddeleri :

Demir Cevheri : 1 milyon ton üretilmektedir.

Demir Dışı Metal Madenler :

Çelik Yapımında Kullanılan Madenler : Mn, Cr, Ni , gibi cevherlerdir.

Renkli Cevher ve Metaller : S ile birleşen Cu, Al ve Antimuan cevherleri çok yaygın olarak kullanılmaktadır.

Saf Metaller : Platin grubu metallerdir. Afrika ve Rusya’da üretilmektedir.

Hafif Metaller : Li, Na, Al, Ca gibi özgül ağırlığı az olan elementlerdir.

Nadir Toprak Madenleri : Son yıllarda önem kazanmış ileri teknoloji ürünlerinin üretiminde kullanılır. Seramik yapımı gibi. İçerisinde Zirkom ve zirkom bileşenleri vardır.

Diğer Metaller :

Endüstriyel Mineraller :

Tuzlar :

Yemek Tuzu : Türkiye’de bol miktarlarda bulunur. Dünyada yeraltında kaya tuzu olarak üretilmektedir. Kars’ta kaya tuzu madeni vardır.

Potasyum Tuzları : Gübre hammaddesidir. Türkiye’de bulunmamaktadır.

Bor Tuzları : Eskişehir’de bol miktarda bulunmaktadır.

Kolemanit Tuzları : Kütahya – Emet, Bursa – Mustafa Kemal Paşa ilçelerinde bulunmaktadır.

Üleksit Tuzları : 1 milyar ton civarında rezervimiz vardır.

Gübre Hammaddeleri :

Fosfat Kayası : Mardin, Hatay, Mazıdağı civarlarında işletilmektedirler. 70 milyon ton rezervimiz vardır. Tunus, Fas ülkelerinde bulunmaktadır.

Nitratlar : KNO3 , NaNO3 doğalgaz veya petrolden elde edilirler.

Metaluji’ye Yönelik Hammaddeler : Bunlar ateşe dayanıklı hammaddelerdir. Tuğla yapımında kullanılırlar. Eskişehir , Kütahya’da bulunur. Reflakter killer, reflakter krom, reflakter boksit bunlar asidik veya bazik tuğlalar yapılır.

İnşaat Sektörüne Yönelik Hammaddeler : Alçı, perlit, hammaddesi olan Bonzataşı ülkemizde bol miktarda vardır.

Elektronik Teknolojisine yönelik Hammaddeler : SiO, Kalsiyum gibi maddelerdir.

Kağıt Sektörüne Yönelik Hammaddeler : Selülozun içinde beyaz kil, kaoten, kalsit tozu karıştırılarak kağıt elde edilir.

Seramik Sanayisine Yönelik Hammaddeler : Al2O3 içerikli çeşitli killer ve kaolenler ve SiO2 kullanılır. Ayrıca bor tuzları da kullanılır.

Kimya Sanayisine Yönelik Hammaddeler : Barit, sitransiyum, baryum sülfat, sölestit, gibi maddeler tv. Tüpü, asit yapımında kullanılır.

Petrol – Kimya Sanayisine Yönelik Hammaddeler : Benlonit 8sondaj Yapımında) kükürt (lastik yapımında ), Fullar (dolgu yapında ) kullanılır.

Çimento ve Kireç Sanayisine Yönelik Hammaddeler : %95 üzerinde CaCO3 içeren kireç üretmede kullanılır. Kireç, karpit, ziraat, nehirlerde dezenfektan olarak kullanılır.

İnşaat Dolguya Yönelik Hammaddeler : Kum, çakıl ,çakıl taşlarıdır. Türkiye’de toplam 250 – 300 milyon ton bulunmaktadır.

Süs Taşları : Granit , elmas, zümrüt, yakut, akit, oltu taşı vardır.

Türkiye’deki Madenler

Taş Kömürü : Zonguldak’ta 2 milyar ton civarında potansiyel rezerv vardır. Kömürler kötü yataklanmış ve pahalı maliyeti vardır.

Linyit : Elbistan 3,5 – 4 milyon ton rezervi vardır. Ege, Marmara, Tunçbilek, Seyitömer, Tavşanlı’da kaliteli rezervimiz vardır.

Asfaltit : 1 milyar tondur. G. Doğu, Şırnak, Silopi’de bulunur.

Demir : Divriği 70 milyon ton, Hasançelebi’de 3-4 milyon ton rezerv vardır.

Manganez Cevherleri : Pil yapımında Fe ile karıştırılarak manganlı demir yapılır.

Fosfat : Mardin Mazı dağında bulunur.

Bor : B2O3 oranında kalitesi belirlenir. Eskişehir, Kütahya, Emet, Hisarcı, Mustafa Kemal Paşada 5 milyar ton toplam rezerv vardır.

Krom Madenleri : Kalitesi Cr/Fe oranı ile belirlenir. Elazığ, Bursa, Eskişehir, Fethiye, Muğla, Adana bulunmaktadır.

Mangazit Cevheri : 70 milyon ton vardır. Tuğla yapımında yapılır. Eskişehir, Konya, Erzincan da bulunmaktadır.

Bakır Madenleri : Ergani, Çayeli, Kastamonu, Küre de işletilir. 2 milyar ton rezerv vardır.

Zn – Pb Madenleri : Kayseri, Bolkar dağı, Çayeli, Akdağmadeni ve Balıkesir’de bulunur.

Boksit : Seydişehir, Doğalkuzu, Boltaş’da bulunur. Toplam 400 milyon rezervi vardır.

Gümüş : Türkiye’de bilinen 4.400 ton gümüş vardır.

Kaolen : Önemli kil mineralidir. Lastik, seramik, kağıt sanayisinde hammaddesidir. 120 milyon ton rezervi vardır. 60$ – 150$ arasında satılır. Eskişehir, Emet’te vardır.

Bentonit : Sondaj çamurunun hazırlanmasında kullanılır. 240 milyon ton hammaddesi vardır. 60$ – 150$ arasında satılır.

Kuvartz : 5 milyar ton rezervi vardır. Can endüstrisi seramik ve su filtrelerinde kullanılır.

Pomza : Kayseri, Nevşehir, Van, Isparta illerinde 1.5 – 2milyar ton civarında vardır. İnşaat sektörü ve kotları taşlamada kullanılır.

Perlit : Silkat esaslı taştır. Türkiye’de 6 milyar ton rezervi vardır. Sivas, Manisa, Bergama da vardır. Isı yalıtımı dış ve iç sıva ve tarım işlerinde kullanılır.

Barit : Rezervi 60 milyon tondur. Sondaj çamuru, boya sanyisi, kimya ve ilaç sanayisinde kullanılır.

Zeolit : Ülkemizde 26 milyar ton rezervi vardır. Gıda, filitrasyon ve çimento sanayilerinde kullanılır. Balıkesir ve Mustafa Kemal Paşada üretilir.

Trona : Sodyum bi karbonat ürünüdür. Bey pazarında 200 milyon ton vardır.

Tuz ( Kaya tuzu ) : Kaya tuzu az üretilir. Deniz tuzu olarak kullanılır.

Sodyum Sülfat : Tuz gölü ve Acı gölden yılda 300.000 bin ton üretilir. Bu üretim Alkin firması tarafından yapılır. Sodyum sülfat genellikle temizlik maddelerinin içinde bol miktarda vardır.

Kireçtaşı : Türkiye’de bol miktarda vardır. Demir metaluji sanayisinde kullanılır. Kömür ile birleşerek kalsiyum kalbür eldesi beton katkısı olarak kullanılır. 200 milyon ton rezervi bulunmaktadır.

Alçıtaşı : CaSO2 + 2H2O dan meydana gelir. Sivas’ta bol miktarda bulunmaktadır. Çimento ve alçı sanayisinde kullanılır.

Mermer : Ülkemizde 20 milyar m3 ürerinde bulunmaktadır. Kesilip parlatılan her taşa mermer adı verilir. Çankırı, Bandırma illerinde bulunur.

Açık İşletme

Gök kubbenin altında yaptığımız madencilik faaliyetlerine denir. Yamaç İşletmesi , Havuz İşletmesi diye ayrılır.

Yamaç İşletmesi : Bulunduğumuz kotun üzerindeki yükseltiye sahip hammaddelerin kazanılması yüklenmesi ve nakliyesine denir.

Dekapaj : Cevher üretimine paralel kaldırmak zorunda olduğumuz taş veya toprak miktarına denir.

Ön Dekapaj : Bir açık işletmede cevhere ulaşıncaya kadar kaldıracağımız kayaç veya toprak miktarına denir.

Kazı faaliyetlerinin yapılması için oluşturulan yatay işleme Basamak denir.

Basamak yüksekliği kayaç ve kullanılan arca göre 5m – 30m arasıdır.

B değeri üretim süresince basamak genişliğine geçici basamak genişliği, üretim sona erdikten sonraki basamak genişliğine nihai basamak genişliği denir. a açısına gelenşev açısı denir. Basamakların uç noktalarını birleştiren yatay ile yaptığı açıya gelenşev açısı denir. İki basamak arasında kalan eğimli yada dik düzleme basamak şevi denir. Bu şevin yatay ile yaptığı açıya basamak şev açısı denir. Maden faaliyetlerinde basamak şevine basamak aynası da denir. Üretimde genelde bir basamakta bir ayna boyunca yapılır. Bu üretim ya mekanik araç yada delme patlatma ile yapılır.

Patlayıcı

madde

konulur.

madde konulmuş yerine (l) şarj kolonu denir. Ani reaksiyona girerek büyük miktarda enerji çıkmasına neden olur. Buna patlayıcı denir. Açık işletmede ilk kazı faaliyetlerinin başlatıldığı yere giriş noktası denir.

Tumba Sahası : cevher özelliği taşımayan yan kayaç veya örtü tabakalarına döküldüğü alanlara denir. Bu sahalara inşaatta posa sahası, cevherlerin alınarak götürüldüğü sahalara stok sahası denir. Bir açık işletmede en üst ve en alt seviyeleri arasındaki kot farkına açık işletmenin derinliği denir.

Yer Altı Madenciliği

Yerkabuğunun altında yapılan madencilik faaliyetleridir. Bir cevher rezervine ulaşılana kadar hazırlanan tüm yapıt ve açıklıklara hazırlık denir. (Amenajman = Development). Hazırlık kapsamında cevher üretimine geçinceye kadar yapılan faaliyetler hazırlık kapsamındadır. Bu hali ile ikiye ayrılır ;

Büyük Hazırlık : Cevher kütlesine ulaşılana kadar yapılan işlemlere denir.

Küçük Hazırlık : Cevher içerisinde üretime geçinceye kadar yapılan işlemlere denir.

Bir maden kütlesine ulaşmak için iki açıklık lazımdır. Birinden malzeme, insan, nakliye, hava girişi ; diğerinde ise hava çıkışı sağlanır.

Tünel : İki ucunda yeryüzü ile irtibatlı olan yatay veya eğimli yer altı yapıtlarına denir. Eni ve boyu, yüksekliği birbirine yakın olan yapıtlara Kaverna denir.

Tünel – Rampalar – Spiraller – Kuyular – büyük hazırlıklardır.

Galeri : Bir ucu kapalı veya iki ucuda yeraltında kalan tünel şeklindeki yapıtlara denir. Bir galeri makul bir eğim ile eğimlendirilmiş ise Rampa (Desandre) ve bazı hallerde eğimli galeri veya eğimli kuyu denilir. Galeriler dikdörtgen, kare, dairesel, çokgen şeklinde yapılırlar.

Spiral : Silindirik bir kütle etrafında belirli bir eğim ile sürülen rampa anlamındadır. Genel olarak spiraller ve rampalar lastik tekerli ve paletli araçlar için hazırlanırken, desandraler ve eğimli galeriler insan girişi bant nakliye için hazırlanmaktadır.

Hazırlıklar bitince bir cevher kütlesinin belirli bir geometrik düzen ve belirli bir dinamik yaklaşım kapsamında kazanılarak bulunduğu yerden taşınmasına üretim yöntemi denir. Yeraltında yapılan üretim faaliyetlerinde çok genel olarak aşağıdaki üretim faaliyeti uygulanır;

Açık oda Yöntemi Ambarlı Yöntem

Topuklu Yöntem Kombine Yöntem

Tahkimatlı Yöntem Göçertmeli Yöntem

Bu yöntemler detayda daha da ayrılır. Herhangi bir yöntem uygulanarak bir maden kütlesinin bulunduğu yerden koparılması işlemine kazı denir. Kazı faaliyetini yapmak için aşağıdaki yöntemler mevcuttur ;

Elle Kazı Gazlaştırma Yolu ile Kazı

Delme ve Patlatma ile Kazı Makine ile Kazı

Çözme Yolu ile Kazı Hidrolik Kazı

Burada sert kayaçlar ve maden cevherleri genelde delme ve patlatma , yumuşak kayaçlar için elle , makine, hidrolik kazı uygulanmaktadır. Gazlaştırma ile genelde kömür madenleri ve kükürt madenleri için uygulanır. Çözelti madenciliği asitler ile çözünen madenlerle ve suda eriyebilirler madenlerin üretiminde kullanılabilir. Delme ve patlatma için nasıl bir delme yapılacağı önemlidir. Üçe ayrılır ;

Darbeli Delme Yöntemi

Dönerli Delme Yöntemi

Darbeli ve Dönerli Yöntem

Bu yollar ile hazırlanan deliklere patlayıcı maddeler konarak patlatılır. Kayacın kırılması sağlanır. Bu patlatmaya yönelik aşağıda patlayıcılar yaygın olarak kullanılır.

Amonyum Nitrat + Mazot

Dinamit TNT

Jelatin Dinamit

Gruzitin Dinamit

Kara Barut

Kazılan cevherin bulunduğu yere Ayak denir. Bu ayak içinde kazınmış cevherin ayak dışına taşınmasına nakliye, nakliye aracına yüklenmesine yükleme, yükleme işlemleri şunlardır ;

Yerçekiminin etkisi ile Yükleme

Kürek ile Yükleme

Makine ile Yükleme

El ile Yükleme

Makine ile yükleme kepçe, strateyler, kollu yükleyiciler ile yüklenir. Eğer makine hem yükleme hem de yükleme görevlerini üstleniyorsa bunlara elhade (Load + Halt + Dump) denir.

Nakliye işlerinde el arabası, lokomotif, kamyon, el arabası, elhade , bant, basınçlı nakliye kullanılır.

Bir yeraltında hazırlanan açıklığın muhafazası kayacın sağlamlığına ve çatlak sistemine ve boşluğun etrafında oluşan gerilim durumuna bağlıdır. Özellikle bu gerilmeler dinamik bir yapı arz edip yatay ve düşey istikamette oluşmaktadır. Eğer açıklık etrafında yapılan suni desteklere tahkimat denir. Tahkimatın çeşitleri şunlardır ;

Doğal Tahkimat Ahşap Tahkimat

Hafif Metal Tahkimat Beton Tahkimat

Çelik Tahkimat Tuğla Tahkimat

Duvar Tahkimat Çimento + Demir Tahkimat

Serpme Beton Tahkimat Tavan Cıvatası Tahkimat

Serpme Beton + Hasır Tahkimat Yürüyen Tahkimat

Serpme Beton + Hasır + Tavan Cıvatası Tahkimat

Tahkimat = Support

Ahşap Tahkimat = Timbosing

Havalandırma : Havalandırmayı iki çeşitte incelenir ;

Doğal Havalandırma : Vadi kotu üstü madencilikte kullanılır. Yeryüzü kayaçtan sıcak ise kayaçtaki hava soğuk olduğu için aşağıya doğru olur. Havalandırma yazın yukarıdan aşağıya, kışın ise aşağıdan yukarıya doğru olur.

Suni Havalandırma : Kot altındaki havalandırmada kullanılır. Havalandırmada vantilatörler kullanılır. İkiye ayrılır;

Üflemeli Bazda Çalışan : Hava ocağa üflenir.

Emmeli Bada Çalışan : Ocaktan havayı emer.

Havalandırmaya yardımcı olan bazı etmenler vardır. Bunlar; galeriler, baş yukarılar, desandreler ve kör kuyulardır.

Baş Yukarı : İki katı birbirine bağlayan eğimli yapılardır.

Kör Kuyu : Yeryüzü ile bağlantısı olmayan yapılardır.

Kat : Üretim ve nakliye işlemlerinin yapıldığı düzlemlere denir. Sadece ana nakliye işlemlerinin yapıldığı düzlemlere ana kat denilir. İki ana kat veya ana katı dikey bağlayan yapıtlara kör kuyu denir.

Su Atımı : Yer altı işletmelerinde hazırlayacağınız açıklık büyüklüğüne ve cevherin üzerinde ve yanında olan kayaçlara farklı miktarda su gelmektedir. Bu sular kot üstü işletmelerinde mümkün oldukça doğal bir eğimle dışarı atılmaktadır. Kot altı işletmelerinde ise yer altı sular kuyuların yakınına hazırlanacak su biriktirme havuzlarında toplanır. Bu havuzlardan yerüstüne pistonlu veya santrofüj tipi pompalar ile yüzeye gönderilir.

Kazanılan cevher ve madenler ana kattan kuyuya getirilir. Bu cevher yığınları kuyudan yukarıya kafes sistemi ile nakledilir. Kuyu nakliyesi yok ise (yüzeye yakın) cevherin yukarıya nakliyesi kamyon veya bantlar ile yapılır. Yeraltındaki nakliye faaliyetleri ise lokomotif, bant konveyör veya kamyonlar ile yapılmaktadır.

Maden İşletmelerine Yönelik Tesisler :

Bürolar

Yemekhaneler

Yatakhaneler

Soyunma ve Giyinme Yerleri

Yıkanma Yerleri

Garajlar

Stok Sahaları

Ambarlar a) Hammadde Ambarı b) Malzeme Ambarı

Atölyeler a) Motorhane b) Kaportahane

c) Akü hane d) Elektrik e) Delme Makinaları

f) Boya Hane g) Ekskavatör h) Lokomotif

ı) Arazi Bakımı i) Yıkama Yağlama

Cevher Hazırlama

Bir cevherdeki çeşitli mineralleri endüstrinin gereksimine en uygun haline getirmek ve ekonomik değer taşıyanları taşımayanlardan ayırmak için yapılan işleme denir.

Mineral (ore) Dressing

Mineral Processing

Mineral Prepation

Cevher Hazırlama Alanı : Cevherin yerkabuğundan üretilmesinden itibaren başlayıp endüstrinin istediği özellikleri taşıyan bir hammaddenin hazırlanmasına, düşük tenörlü bir cevherin metal üretimi için uygun bir hammadde haline getirilmesine kadar devam eder.

Mineral : Genelde doğada çeşitli elementlerin birleşerek oluşturduğu belirli bir kimyasal ve fiziksel yapıya sahip bileşiklerdir. Cevher hazırlamaya göre ikiye ayrılır;

Kıymetsiz Mineraller : Endüstride hammadde olarak kullanılamayan ve ekonomik değer taşımayan minerallerdir. (Gong Mineraller).

Kıymetli Mineraller : Endüstride hammadde olarak kullanılan ve ekonomik değer taşıyan minerallerdir.

Cevher : Doğal olarak veya bazı işlemler sonucu endüstride tüketim yeri bulan ve ekonomik değeri olan bir yada daha fazla mineralden oluşan kayaçlardır. Pirit, galen gibi .

Konsantre : Cevher hazırlama işlemlerinden sonra elde edilen ürünlerden bir kıymetli mineralin çoğunluğunun bulunduğu ürüne o mineralin konsantresi denir. Konsantre kelimesi kıymetli element veya mineral adıyla kullanılır. Bazı durumlarda minerallerde ortak olan elemente göre konsantreye ad verilir. Sülfür konsantresi, Bakır konsantresi gibi.

Artık : Kullanılan işletme için ekonomik değeri olmayan minerallerin çoğunluğunun bulunup toplandığı kısmına denir.

Tenor : Cevherden elde edilen ürünlerde kıymetli elementlerin tespit edilen oranının yüzde olarak ifadesidir.

Cevher Hazırlamayı Gerektiren Nedenler

Cevher hazırlamanın ortaya çıkış ve gelişmesinin teknolojik ve ekonomik olmak üzere iki ana nedeni vardır. Her endüstri uygulamasında olduğu gibi cevher hazırlama işlemlerinin de belirli giderler söz konusudur.

Cevher Hazırlamayı Gerektiren Teknolojik Nedenler :

Burada amaç hammaddeyi tüketim yerinin teknolojik istemlerine uygun hale getirmek ve kullanılması mümkündür. Bir çok hammadde zenginleştirilmeden tüketilmektedir. Örneğin cam kumu cam endüstrinin hammaddesidir.

Cevher Hazırlama Gerektiren Ekonomik Nedenler :

Cevher üretildiği şekil ile ekonomik bir değer ifade etmez. Ancak zenginleştirildikten sonra bir ekonomik değere ulaşabilir. Mesela cevherde ton gr …………. ppm düzeyinde bulunan altın veya Ag minerallerinin tenörü cevher hazırlama ve cevher zenginleştirme işlemleri ile istenen tenöre ulaştırılmakta ve ekonomik bir değer ortaya koymaktadır.

Cevher hazırlama uygulamasında ek giderler ve işlemler sırasında kayıplar söz konusudur. Ama buna karşı bazı kazançlar ve tüketimde kolaylıklar söz konusudur.

Dezavantajları :

Hazırlama giderleri ve hazırlamada metal ve faydalı mineral kaybıdır.

Avantajları :

Nakliyeden tasarruf , izabe sırasında metaldeki cüruf oranının düşük olması nedeni ile metal kayıpları azalır. Dolayısı ile izabe işlemlerinden kâr edilir. Aynı miktar bakır üretmek için daha fazla bakır eritmek gerekir.

Cevher Hazırlamada Yararlanılan Minerallerin Fiziksel Özellikleri :

Fiziksel Özellikler Cevher Hazırlama Yöntemleri

Şekil Çökelme hızı

Renk Elle ayırma , flüorans ışık

Radyoaktivite

Yoğunluk Granite işlemi, çökelme kızı

Manyetik duyarlık Manyetik ayırma yöntemi

Elektrik iletkenliği Elektrostatik ayırma yöntemi

Fizikokimyasal Özellikler :

Flutasyon Yöntemi

Kimyasal Özellikler :

Çözeltiye Alma

Zenginleştirme yöntemi cevherdeki değerli ve değersiz tüm minerallerin cinsine, fiziksel, kimyasal ve fizikokimyasal özelliklerindeki farklılıklarına ve boyut dağılımlarına göre seçilmektedir. Sağlıklı bir yöntemin belirlenmesi için ocaktan alınan cevher örneği üzerinde aşağıdaki gibi labratuvar incelemeleri yapılmaktadır.

Cevherin içerdiği minerallerin tesbiti; cevherin mineralojik yapısı ortaya konulmalıdır. Bunun içinde optik ve x- ray , kimyasal analizler ile ortaya konulur.

Tanımlanan minerallerin özelliklerinin saptanması .

Zenginleştirmede kullanılacak farklılıkların belirlenmesi.

Tane boyu, serbestleşme tane boyu tespiti .

Uygun yöntemlerin belirlenmesi.

Soru : 0,3mm’den küçük serbest haldeki mineral tanelerinden oluşan sahil kumunun zenginleştirilmesini, kumda mevcut olan minerallerin ayrı ayrı elde edilen zenginleştirme akım şemasını çiziniz.

Adı Kimyasal Formül Renk Özgül Ağırlık

Kuvars SiO2 Beyaz 2,65

Rutil TiO2 Kahverengi 4,20

İnvent FeTiO3 Siyah 4,75

Zirkom ZrSiO4 Beyaz 4,70

Monozit LaCaTh Kırmızı 5,10

Adı Manyetik Duy. Elektrik İlet. Radyoaktiflik Sertlik

Kuvars -20 diyamanyetik Yalıtkan Değil 7,0

Rutil 20 paramanyetik İletken Değil 6,25

İnvent 16,2 paramanyetik İletken Değil 5,5

Zirkom -0,3 diyamanyetik Yalıtkan Bazen 7,5

Monozit 18 paramanyetik Yalıtkan Radyoaktif 5,25

Cevap :

Sahil Kumu

Özgül ağırlık farkına dayanarak zenginleştirme

Ağır Mineral Hafif Mineral

Rutil – İnvent Kuvars

Monozit – Zirkom

Elektrostatik ayırma ile zenginleştirme

İletken Yalıtkan

Rutil – İnvent Monozit – Zirkom

Manyetik ayırma

Manyetik ürün Manyetik olmayan Manyetik ürün Manyetik olmayan

İnvent Rutil Monozit Zirkom

Zenginleştirmede Kullanılan Devreler

Bir zenginleştirme işlemi sonunda biri konsantre , diğeri artık olmak üzere iki ürün alınmaktadır. Bazen bu ürünler dışında bir de ara ürün alınabilir. Zenginleştirme işlemi tek veya çok kademeli olabilir. Her kademede farklı boyut ve zenginleştirme yöntemi uygulanabilmektedir.

İki Ürün Alınan Basit Zenginleştirme Devresi :

Ocaktan gelen cevher

Artık ( Tailing) Konsantre (Concentrated )

Ara Ürün Alınan Zenginleştirme Devresi :

Zenginleştirmede bu devrelerde konsantre ve artık ile birlikte ara üründe elde edilir. Bu ara ürün özellikleri ile ve miktarına bağlı olarak ya olduğu gibi zenginleştirme devresine veya boyut küçültme işlemleri uygulandıktan sonra zenginleştirme işlemine verilir. Ancak bu boyut küçültme işlemi ayrı bir yerde yapılır. Eğer ara ürün satılabilir bir ürün niteliğinde ise ikinci veya üçüncü kalite bir konsantre olarak değerlendirilebilir.

Ocaktan gelen cevher

Artık Ara Ürün (Midding) Konsantre

Kaba Zenginleştirme, Temizleme, Süpürme İçeren Devreler :

Cevher

Nihai Artık Nihai Konsantre

Bu tür devrelerde değerli mineral oranı istenilen düzeye ulaşmayan kaba bir konsantre ile atılmayacak oranda değerli mineral içeren kaba artık barındırır.

Kaba Artık – Süpürme – Nihai Artık – Konsantre – Artık

Kaba Konsantre – Temizleme – Nihai Konsantre – Artık

Kademeli Zenginleştirme Devresi :

Zenginleştirilecek cevherin yapısal özelliklerine göre kademeli zenginleştirme işlemleri uygulanır.

Bu tür devrelerde her boyut küçültme işleminden sonra farklı zenginleştirme işlemi kullanılabilir.

Cevher

İri Artık İri Konsantre

İnce Artık Konsantre

III. Kademeli Zenginleştirme Devresi :

Cevher

I

II Artık Kaba Konsantre

III

Ara Ürün Konsantre

Burada nihai konsantre üç kademeli zenginleştirme sonunda üretilir. Her zenginleştirme kademesi artığı ara ürün bir önceki zenginleştirme devresine beslenmektedir. Birinci zenginleştirme devresinden bir tek artık atılmaktadır.

II. Kademeli Konsantre Üretimi :

Cevher

Artık Küçük Boyutlu Konsantre

Sonuç : Devreler çeşitli alternatifleri cevher ve satılacak konsantre özellikleri ile ekonomik koşullara bağlı olarak tesislerde kullanılmaktadır.

Cevherde Bulunan Nem Miktarının Hesaplanması :

Yaş olarak ağırlık – Kuru ağırlık

% NEM= * 100

Yaş ağırlık

Kütle Dengesi Metodları

Bir tesisin performansını ve elde edilen sonuçların değerlendirilebilmesi için tesise giren ve elde edilen ürünlerin miktarının özelliklerinin bilinmesi gerekir. Bunun içinde tesiste miktar, tenör oranı, vb. ölçüler takip edilir. Her tesis hakkında yapılan metalujik denge tabloları;

Tesisin çalışma durumunu

Ürünlerin kalitesi

Işlemin ekonomikliği

gibi unsurları ortaya koyar. Bu durumda bir zenginleştirme tesisinde bulunması gereken veriler;

Zenginleştirme tesisine beslenen cevher miktarı

Elde edilen ürünlerin miktarları

Girdi ve ürünlerin tenörleri

Tesisin performansı ve verimi

Bu verilerin ortaya konulması için yapılacak işlemler ;

Her kademede ağırlıklarının saptanması

Her üründen temsili numune alınması, kimyasal analiz aşamalarıdır.

F : Beslenen cevher miktarı

C : Konsantre miktarı

T : Artık miktarı

f : Girdi tenörü %’de

c : Konsantre tenörü % ‘de

t : Artık tenörü %’de

Giren Malzeme Miktarı = Çıkan Malzeme Miktarı

F = C + T

Tesise giren faydalı eleman miktarı = Çıkan üründeki faydalı elemanlar

F.f = C.c + T.t

Soru : Bir tesiste 1000 ton cevher işlensin 100 ton artık atılsın. Buna göre madde balansı ve verim nedir ?

C= ? f = %2 c = % 2,2 t = %0,2 F = 1000 T = 100

Cevap :

F= C+T 1000 = 100 + C === C= 900 ton

F.f = C.c + T.t

100. 22 /1000

1000. 2 /100

Ürün Ağırlık Tenör Metan içeriği Dağılım

% Ağırlık Yüzde Dağılım

Konsantre 900 2,2 19,8 19,8 99

Artık 100 0,2 0,2 0,2 1

Girdi 1000 2 20 20 100

Elek Analizi

Metod Adı Hangi aralıkta kullanılır

Elek analizi 100.000 – 10

Yıkayıp ayırma 40 – 5

Optik mikroskop 50 – 0,25

Granite 40 – 1

Çökeltme 5 – 0,05

Elektromikroskobu 1 mm – 0,05

Lazer ışını 30 – 0,000 ………….

Telli elekler meş sayısına bağlı olarak dizayn edilmektedir. Buradaki özellik inç başına düşen delik sayısıdır. Ayrıca bu inç başına elekteki küre açıklık sayısı olarakta söylenebilir.

Meş No Elek aralığı (mikronmetre)

3 5600

5 3350

15 1700

25 600

60 250

100 150

200 75

300 53

400 38

# # TİPİK ELEK ANALİZİ SONUÇLARI # #

I

Elek tane aralığı II

Ağırlık (gr.) III

Ağırlık (%) IV

İlgili elek açıklığı V

Kümilatif elek altı VI

Kümilatif elek üstü

+ 250 0,05 0,1 250 100-0,1= 99,9 0,1

-250 + 180 1,32 2,9 180 99,9- 2,9= 97 0,1+2,9=3

-180 + 125 4,23 9,5 125 97-9,5=87,5 3+9,5=12,5

-125 +90 9,44 21,2 90 87,5-21,2=66,3 12,5+21,2=33,7

-90 +63 13,50 29,4 63 66,3-29,4=36,9 33,7+29,4=63,1

-63 + 45 11,56 26,0 45 36,9- 26=10,9 63,1+26,0=89,1

-45 4,87 10,9 10,9-10,9= 00 89,1+10,9=100

Toplam kütle : 44,97 gr.

Not : III. Bölümdeki % ağırlığı bulmak için ;

Ağırlık (gr) Toplam Ağırlık 0,05 44,97

X (gr) 100’de x 100

X= 0,11

Sonuç olarak kümilatif elek altı – üstü ve elek açıklığı grafiği çizilir.

Madencilikte Kullanılan

Terimler

Ve

Anlamları

Açık Maden İşletmeciliği (open – pit mining ) : Maden istihracının açık havada yapılabildiği maden işletmesini gösterir.

Afinasyon (refining ) : Bir mineral veya metelin nihai saflaştırma prossesine denir.

Aflörman ( mostra ) : Yeraltında bulunduğu anlaşılan veya bulunma olasılığı olan bir cevher kitlesinin toprak üstünde görünen kısmına ve belirtileridir.

Amortisman ( depreciation , amortisation ) : tüm işkollarında olduğu gibi sabit aktif kıymetle ekonomik ömürleri içinde bakiye değere inceleyinceye kadar kullanılmaları karşılığı ayrılan ödeneklere denir.

Ayıklama (ayırma, separation, triage) : Bir cevher içindeki yabancı taşları kayaçları ayırmaktır. İlkel bir zenginleştirme işlemi sayılabilir.

Cevher (ore, maden ) : Bir element , bir mineral veya kayaç tenörü yerkabuğundaki ortalama tenörüne nazaran daha yüksek olduğu kütleye denir.

Damar : Uzunluğu, derinliği ve kalınlığı olan, ancak kalınlığı diğer boyutlarına oranla çok az olan tabakalar arasına sıkışmış düzgün olmayan cevher kitlesidir.

Değerlendirme ( eveluation, mineral assessament) : Bir prospeksiyonun teknik bakımdan yapılabilir ve ticari bakımdan kendinin ödeyebilirbiçimde yönlendirilmesi için gereken incelemeleri kapsar.

Flotasyon ( flotation) : Bir öğütme işlemi sonunda bazı minerallerin eriyik halinde iken, hava kabarcıklarına yapışarak yüzdürülmesi sureti ile diğerlerinden ayrılması şeklindeki zenginleştirme yöntemi ifade eder.

Galeri : Bir yer altı madeninde genellik ile cevher olmayan taş içinde sürülen yoldur. Giriş galerisi, ana taşıma galerisi, taş galerisi gibi kullanım yeriyle anılır.

Hazırlama (development, amenajman) : Bir maden yatağına girişin tesisi anlamına gelen faaaliyetleri anlatır. Kuyu, yer altı taş galerileri, kazılar, yol ve tüneller, içerir.

İnşaat ( construction, tesis ) : Cevher çıkama işlemi zenginleştirme suretiyle ürünün maden yatağından çıkarılıp temizlenmesi için gerekli tesislerin kurulması ve bunların işletmeye alınmasına denir. Bunlar altyapı, bina, makine ve donanımdan ibatettir.

İzabe ( smelting ) : İşleme tabi tutulan ham veya zenginleştirilmiş cevherden metalin kısmen elde edilmesidir.

Jeofizik : Yer fiziği, yerin fiziksel özelliklerini inceleyen bilimdir. Maden arama işlemlerinde kullanılır.

Jeokimya : Maden aranan sahada kimyasal yollar kullanılarak mineralisazyonun dağılımına ait konsantrasyon bölgelerini tespit etmek yöntemidir.

Kalite : Belirlenmesini sağlayacak fiziki, kimyasal ve teknolojik nitelikleri kaliteyi oluşturur.

Karot : Elmas başlıklı sondaj borusunun delme sırasında keserek boru içine aldığı silindirik taş parçalarına denir. (bore core, carotte, lagging ).

Kayaç : Yeryüzü kabuğunu oluşturan ve beraberinde ekonomik değerde olsun veya olmasın mineral konsantrasyonlarını taşıyan ve yine kendileri de element ve bileşiklerden oluşmuş kitlelerdir.

Kavurma (roasting ) : Cevherin içindeki empüritilerden arındırma için, hava ve sıcaklık kombinasyonu uygulayarak işleme tabi tutmak demektir.

Kırıntı (plaser) : Ağır, kimyasal ve fiziksel etmenlere direnen minerallerin yamaçlarda, akarsu yatakları, vadi, ova ve kıyılarda birikmesidir.

Karmaşı Cevherler (kompleks ): İçinde değişik mineraller bulunan , ekonomik tenörde maden ihtiva eden ancak teknik bakımdan zenginleştirme veya izabesi mümkün olmayan yada zor olan cevherlerdir.

Maden İşletmesi (explotion ) : İstihraç yapılan maden yatağı ile burada kurulu olan tesislerden meydana gelir.

Marjinal Maden Yatağı ( marginal ore deposits ) : İşletilmesi arıtk ekonomik olmayan ve kapanma tehlikesi taşıyan maden yatağını ifade eder. Rezervin bitmesi, çok derinde olması veya tenörü çok düşük rezervin kalması gibi nedenler ile ortaya çıkar.

Metalurji ( izabe, metallurgy ) : Maden cevherleri içindeki metallerin ayrılması ve ayrı olarak elde edilmesi için kullanılan çeşitli yöntemleri içeren bilimdalıdır.

Mineral : Mineraller bir araya gelen taşlar ve kayaçlardan oluşur. Mineral ancak onu oluturan kimyasal elementlerine ayrılabilir ve özellikleri değişir.

Numune : Bir cevher kitlesi veya yığınının fiziki, kimyasal ve teknolojik niteliklerini taşıyan ve miktar bakımından adı geçen yığını yeteri kadar temsi eden bölümüdür.

Prospeksiyon (prospecting ) : Bir ticari maden bulunması ihtimalini gösteren ilk bulguların önemini ortaya koymaya yönelik arama çalışmalarını ifade eder. Topoğrafik, jeolojik, jeokimyasal çalışmalar ile bazı kazı ve delme işlerini içerir.

Tenör : Cevherin içinde değer taşıyan bölümün, toplam kuru ağırlık içindeki oranıdır.

Tüvenan Cevher ( run – of – mine ) :Bir madende ortalama tenörden cevheri ifade eder. Ham olarak üretilip, ocak başında satışa veya bir zenginleştirme işlemine hazır durumdadır.

Üretim (istihraç, production, extraction) :Maden yatağından satılabilir ürünlerin elde edilmesi için ticari ölçekte yapılan günlük çalışmaları ifade eder.

Yan Kayaç : Madenin içinde bulunduğu kesin sınırlarla ayrıldığı, farklı kökenden gelen kayaca denir.

Yer altı Maden İşletmesi ( underground mining ) : Maden istihracının yeraltındaki maden yatağıdan yapılmasını ifade eder.

Zenginleştirme ( ore dressing, beneficiate) : Cevheri işleme tabi tutmak suretiyle içindeki faydalı mineralin, faydasız taşlardan arınmasını sağlamaktır.

20. Yüzyıl Türkiye Madencilik Sektörüne Genel Bakış

06 Kasım 2007

20. YÜZYIL TÜRKİYE MADENCİLİK SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ

Giriş

Anadolu’nun Batılaşma Hareketi

Cumhuriyet Öncesi Madencilik

1923-1950 Madencilik Sektörü

1950-1980 Madencilik Sektörü

1980 Sonrası Madenciliğimiz Ve Özelleştirme Politikaları

Dünya Madenciliğinde Gelişmeler-Konjonktürel Dalgalanmalar

Teknolojik Gelişmeler

Ekolojist Sivil Muhalefet Hareketleri

Tekelleşme ve Dikey Entegrasyon Eğilimleri

Kömür Politikalarında Gelişmeler

Türkiye Madencilik Sektörünün ve Maden Mühendislerinin Güncel Durumu-Genel Madencilik Sektörüne İlişkin Genel Değerlendirme

Madencilikte Hukuki Gelişmeler

Madencilik ve Çevre

Madencilik Sektöründe Eğitim

Sonuç ve Öneriler

GİRİŞ

Bu raporda 20.Yüzyıl Madencilik Sektörünün kurumlarıyla birlikte gelişmesi, Anadolu’nun Batılaşma Hareketini dikkate alacak şekilde; Cumhuriyet Öncesi Dönem, Cumhuriyet (1923) ile Çok Partili Döneme Geçiş (1950) Arası Dönem, 1950 ile 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları Arası Dönem ve 1980 ile Günümüz Arası Dönemler olarak incelenmiştir.

Cumhuriyet öncesi dönemde, Anadolu Madenciliği, Batının bir yandan sınai ürünlerini satabilecek, öte yandan da sınai üretim için ucuz hammadde sağlayacak dış pazarlara açılma politikasına paralel olarak yabancıların kontrolünde kalmıştı. İngilizler Susurlukta pandermit, Murgul Bakır İşletmesini, Fransızlar Balıkesir bölgesinde boraks madenlerini, Muğla bölgesinde krom madenini, Balya’da kurşun-çinko madenini, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Almanlar Zonguldak Töşkömürü Havzasını işlettiler.

Cumhuriyet ile birlikte, Devletçilik politikası kapsamında MTA ve Etibank kurularak Madencilik Sektörünün kurumsallaşması sağlandı, Madenciliğe dayalı Sanayileşmenin alt yapısı hazırlandı, Demir-Çelik Fabrikası kuruldu, krom ve kömür başta olmak üzere maden üretiminde önemli ölçüde artış sağlandı.1933 yılından sonra millileştirme politikasıyla çok sayıda maden işletmesi yabancılardan geri alındı.

Çok Partili Döneme Geçiş ile birlikte, özel sektörün ve yabancı sermayenin de sıcak bakacağı bir maden kanunu 1954 yılında çıkartıldı. 1960-1970 yılları arasında ülkenin siyasi ve sosyo-kültürel yapısındaki olumlu gelişmelere paralel olarak gündeme gelen sanayileşme politikaları doğrultusunda İskenderun ve Erdemir Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum, Bandırma Boraks ve Asit Borik, Antalya Ferrokrom, KBİ Samsun Blister Bakır, Çinkur Çinko-kurşun, Kümaş Manyezit Fabrikaları kuruldu. 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizleri nedeniyle, 1978 yılında 2172 sayılı Yasa ile linyit ruhsatları birleştirilerek havza madenciliğine dayalı Termik Santrallar projelendirildi. Bu kapsamda linyit üretimi 5 kat artış gösterdi. Aynı Yasa kapsamında tüm Bor sahaları Etibank’a devredildi ve Bor ihracatı 25-30 milyon dolar düzeyinden 250 milyon dolar düzeyine çıktı.

1970’li yılların sonunda Gelişmiş ülkeler tarafından uygulanmaya başlanan Yeni Dünya Düzeni kapsamında geliştirilen özelleştirme politikaları, büyük zahmetlerle kurulmuş madencilik sektörüne dayalı sanayiyi olumsuz yönden etkiledi. Kurumların idari ve mali yapıları bozularak zarar eden verimsiz işletmeler haline getirilmeye çalışıldı, aramacılık durma noktasına getirildi, özelleştirme kapatma ve yağma, talan politikasına dönüştü, İthalat teşvik edildi.1980-1990 arasında planlanan santralların tamamlanması ile birlikte linyit ve elektrik üretiminde önemli ölçüde artışlar sağlandı ancak 1990’lı yıllarda önemli bir gelişme yaşanmadığı gibi o yapılan termik santralar ile birlikte kömür sahaları özelleştirme kapsamına alındı. Kamu madenciliğindeki olumsuz gelişmelerin yanında, özel sektöre dayalı Mermer, Seramik, Cam, Çimento ve Endüstriyel Hammaddeler sektörlerinde önemli gelişmeler yaşandı. Mermerin 1985 yılında 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamına alınmasıyla Mermer İhracatı 25 kat arttı.

İşte Madencilik Sektörü, 20.yüzyılı neredeyse başladığı gibi sahipsiz bitirdi. Gerçekten de Madencilik Sektörü olması gereken yerde midir?Madencilik Sektörü, dönem dönem olduğu gibi siyasi oteritenin teşvik etmesi durumunda yeni bir patlama yapabilir mi? Özelleştirme

Madencilik Sektörünü geliştirebilir mi? Bu soruların cevabı, bu raporda bulunmaya çalışıldı

ANADOLU’NUN BATILAŞMA HAREKETİ

1789 Fransız Büyük İhtilalinin bütün dünyayı etkileyen, özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganlarının taşıdığı anlayış ve Batının yeni düşünce akımları 19. Yüzyıl sonlarında Osmanlı aydınlarının düşüncesinde bir bütün oluşturmuş, Batı uygarlığı ile Türk, İslam, Osmanlı düşüncesi, Fransız İnsan Hakları Bildirgesi ile birleşmiş, İmparatorlukta yepyeni bir kültür ortamı doğurmuştu.

19.Yüzyılın sonlarına doğru aydınların toplum sorunlarıyla ilgili düşünceleri, sosyal *bilimler yönünden batıyı güncel olarak izleyecek düzeydi. Toplumdaki sosyal olaylar sonucunda ortaya çıkan gelişmeler ve sosyal sorunlar ile bunların nedenlerinin bilinmeksizin gerçek reformun sağlanmayacağı anlaşılmıştı. Bireylerin kendi yetenekleri ile bir sosyal değişimi başaramayacakları görüşü, reformların ancak iyi niyetli devlet adamlarınca yapılabileceği düşüncesini yaratmıştı. Temele toplumun bireyden başlayarak eğitilmesi gerçeği konulmuştu. Ekonomik yönden “devlet himayeciliği” görüşüne devletin “eğitim himayeciliği” düşüncesi katılarak böylece ileri aydınlar imparatorluktaki sosyal değişim görevinin tümünü devlete yüklemişti. Değişik düşüncelere sahip Osmanlı aydınları ağırlıklı olarak demokraside birleşmişlerdi. Ancak, ilerici aydınlar Batılaşma hararetinde,Emperyalizmi göz ardı edilmiş bir Batı işbirliğini öngörmüşlerdi.

Batılaşma hareketinin asıl itici gücünü, Osmanlı egemen güçleriyle, Batı kapitalizminin kendisi oluşturmaktaydı; Başta sivil-asker bürokrasi artık üründen aldıkları paylarla biriktirilen servetlerini ve canlarını güven altına almak istiyordu. İkinci olarak, temel üretim aracı olan toprağın yeni sahipleri eşraf, ayan ve derebeyler fiili olarak el koydukları toprağın hukuksal olarak da mülkiyetini ister olmuştu. Batının özel mülkiyete ilişkin hukuk kuralları bunu sağlayacaktı kendilerine. Üçünçü olarak, ticaret ve finans kesimleri ile bütünleşen azınlıklar, yabancı uyruklu tacirler, toplumda liberal ekonominin tüm gereklerinin yerine getirilmesini istemekte ve Batılaşmadan bunu anlamaktaydılar.

Batılaşmanın bir büyük desteği de Batının asıl kendisidir. Çünkü o yıllarda Batı, bir yandan sınai ürünlerini satabilecek, öte yandan da sınai üretim için ucuz hammadde sağlayacak dış pazarlara gerek duymaktaydı. Böylece tüm tarafların istekleri bu dönemde birbirine uygun düşüyordu. Öyle olunca da, ekonomide liberal uygulamaya geçildi ve Batı kurumlarını topluma aktarmalar reform diye halka sunuldu. Bu kapsamda, önce 1838 tarihli Ticaret Andlaşması, 1839 tarihinde Gülhane Hattı Hümayunu, 1856 tarihinde İslahat Fermanı ve 1858 tarihinde de Arazi Kanunnamesi ilan edildi. Genç Osmanlılar, Sultan Abdülhamit’ten aldıkları söze dayanarak çok arzuladıkları 1.Meşrutiyet yönetimini 10 Aralık 1876 kurmayı başardılar ve Mithatpaşa, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın da bulunduğu komisyonca hazırlanmış olan “Kanuni Esası” yayınlandı. Ancak, Abdülhamit verdiği söze uymayarak çok kısa bir süre sonra meclisi dağıttı. Ülkede o günlere değin eşi benzeri görülmemiş bir baskı rejimi de hemen başlamış oldu.

İlk meşrutiyet denemesi düşünürlerde sadece özgürlükle uğraşmanın sorunlarına çözüm getirmeyeceği düşüncesini yarattı. Çağdaşlaşma doğrultusunda toplum düşünce yönünden hazırlanmayınca olumlu sonuç alınamayacağı düşüncesi ve toplumu kalkındırma için yeni bir düşünce yapısının gerekli olduğu durumu ortaya çıktı.

1.Meşrutiyet denemesinden sonra, Tanzimat ile açılan okullar ile birlikte medreselerin eski konumlarını koruyarak kalmaları, Batı hukuk sistemleri girerken şeriat mahkemelerinin muhafaza edilmesi ve sanayileşmeyi hedeflerken ekonominin batılılara tanınmış olan haklar ile yerel kaynakların kullanılmasına dayanması üzerine tartışmalar yoğunlaşmaya başladı. Bu kapsamda, 2.Meşrutiyet denemesi 1908 yılında Genç Osmanlıların yayınlarını okuyarak yetişen genç subayların yaptığı bir darbe ile başladı. Darbe yapanlar İttihat ve Terakki Cemiyetini bir siyasi parti olarak iktidara getirdiler. İttihat ve Terakki iktidarı bir adım daha atarak İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı “milli iktisat” denemesine girişti, 1914’te kapitülasyonları kaldırıp İmparatorluğun para çıkarma yetkisini Osmanlı Bankasının elinden aldı. Tarımı ve sanayii teşvik edecek yeni bir gümrük sistemi kurarak devlet eliyle “milli tüccar” yaratma politikası amaçladı. Ancak, bütün bu denemeler başarı sağlayamadı. Yarı sömürge toplum yapısı değişmeden olduğu gibi kaldı. Hanedana dayanan yöneticilerin yönetimindeki meclislerin işe yaramadığı gerçeği görüldü. Fransız ve İngiliz emperyalizmine karşı çıkan İttihat ve Terakki kadroları, sonuçta İmparatorluğu “Alman emperyalizmi ve militarizmi”nin kucağına atmaktan başka bir şey yapamadılar.

Osmanlı İmparatorluğu; 1878 Osmanlı – Rus ve Balkan savaşları, 31 Mart Vakası, 2. Meşrutiyetin ilanı, bir oldu bitti ile Birinci Dünya Savaşına girmesi ve hezimete uğraması ile son buldu ve elde kalan son toprak parçasında, Anadolu’da Milli Bağımsızlık Savaşı başladı.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının hedefleyen

Madencilik sektörü ve Maden Mühendislerinin sorunlarının meslek ve sivil toplum örgütleriyle birlikte çözmeyi hedefleyen

İktidardır.

Yukarıda çerçevesi çizilen demokratik bir düzen içerisinde üretken ve aydınlık bir Türkiye’nin yapılandırılması gerektiğine inanan Maden Mühendisleri Odası bu amaç doğrultusunda "Demokrasi Mücadelesini" sürdürmektedir. eşrafıyla birlikte, yürüyüp gerçekleştirdikleri bir orta sınıf hareketiydi. Bu hareket sonuç olarak emperyalizmin Türkiye’deki nüfuzuna darbe vuran “millici”, ve “antiemperyalist” bir hareket olmuştur. Devrimci-milliyetçi kadrolar, bir yandan padişah, saltanat ve hilafeti ortadan kaldırırken ve Cumhuriyet’i ilan ederken, hukuktan eğitime, vatandaşlıktan kılık kıyafete kadar önemli sosya-kültürel değişiklikleri gerçekleştirdi ve emperyalizme karşı verilecek asıl mücadelenin iktisadi bir mücadele olacağını ortaya koydular.

Osmanlı İmparatorluğu’nun hezimete uğramasının nedenlerini değerlendiren Mustafa Kemal ve arkadaşları, “Hezimetin asıl nedeninin, sanayi alanında önemli mesafeler almış olan ülkelerle, tarımsal gelişmeyi dahi tamamlayamamış olan bir ülkenin mücadele edemeyeceği ve başarı sağlayamayacağı” tespitinde birleşmişlerdi. Üstyapıda yapılacak değişikliklerin hayata geçirilebilmesi için altyapının da bu doğrultuda hazırlanması düşüncesi hakim olmaya başladı.

1923 yılında, İzmir’de gerçekleştirilen İktisat Kongresinde izlenecek ekonomik politikanın liberal bir politika olacağı kararlaştırıldı. Ancak, 1929 yılında dünya ekonomik krizinin patlak vermesi, özel sektörde yeterli sermaye birikiminin olmaması nedenleriyle devletçi bir politikaya gidilmesini zorunlu kıldı. Devletçilik politikası ülke ekonomisinin temel yapısının kurulması, iktisadi bağımsızlığın sağlanması yolunda önemli kazançlar sağlamıştır. Bunların başında, özellikle 1933’ten sonra yabancı ortaklıkların millileştirilmesine hız verilmesi, ilk 5 yıllık kalkınma planının uygulanması, özel sermayenin karlı bulmadığı için kurmaya girişemediği bazı modern kuruluşlar, fabrikaların kurulması gelmektedir. Ayrıca, Osmanlıdan kalan borçların ödenmesine devam edilmiştir. Böylece, 1931-1945 yılları arasında uygulanan devletçilik politikası, Türkiye’nin 150 yıllık sömürgeleşme tarihinde emperyalizme karşı yürüttüğü en ciddi ve tutarlı başkaldırış oldu. Ancak, genç Cumhuriyet ile birlikte değişen ve gelişen ekonomi ve siyasi düzen 2.Dünya Savaşı ertesinde bambaşka değişimlere uğrayacak ve bugünlere kadar süren istikrarsızlığın başlangıcı olacaktı.

2.Dünya Savaşı ertesinde, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal tablosu hayli ilginçti. Siyasi iktidar, Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri asker-sivil bürokrat kadrolarının elindeydi. Bu kadrolar çeşitli sınıf ve zümrelerin muhalefeti ile karşı karşıyadı. Özellikle, savaş sırasında palazlanan ihracat ve ithalatçılar, banker ve tefeciler bu kadroların iktidarda indirilerek oluşacak iktidarda söz sahibi olmak ve bu güçle yabancı sermaye ile bütünleşmek istiyordu. İkinci grup, eşraf ve toprak ağaları, Çiftçiyi Topraklandıma Kanunun 1945 yılında kabul edilmesi ve Köy Enstitüleri’nin gelişmesi karşısında iktidara muhalefet etmekteydi. Küçük memuru, işçisi ve fakir köylüsü ile büyük halk yığınları, savaş yıllarından bürokrasinin beceriksizliklerinin yaratığı sıkıntı ve toprak reformunun yapılamamış olması nedenleriyle iktidardan soğumuştu. Böylece iç ve dış zorunluluklar, tek partili dönemden çok partili dönme geçişi gerektirmiştir. Ancak çok partili döneme geçiş ve demokrasinin sınırları halkın dışında egemen sınıflarca belirlendi.

1950’den bu yana hep egemenlik mukaddesatçı bir görüşün etkisinde kalmış, hep Atatürk ilke ve devrimlerinden, insan haklarından, ulusal eğitim sisteminden, ulusal ekonomi plan ve politikalarından tavizler verilerek, Cumhuriyet’in ilanından sonra hedeflenen ulusal egemenlik yerine parti egemenlikleri yaratılmıştır. Demokrasi, Hukuk, Ekonomi ve Eğitim kavramaları Ülkenin siyasi ve ekonomik yapısında hakim olan bu egemen grupların anladığı çerçevede çizildi ve uygulandı. Bu nedenle de ülkede ekonomik ve siyasi istikrar hiç bir zaman kurulamadı. Türkiye’nin siyasi hayatı o tarihten itibaren 27 Mayıs 1960, 12 önderliğinde başlayan Milli Bağımsızlık Savaşı, asker-sivil aydın kadroların, Anadolu Mart 1971, 12 Eylül 1980 tarihlerinde askeri müdahalelerle kesintiye uğrarken bu süreçlerde hep devrimci, demokrat ve Atatürkçü kesimler geriletildi. Ekonomi ise 24 Ocak 1980, 4 Şubat 1988, 5 Nisan 1994 tarihlerinde hep işçi, memur, küçük esnaf ve köylüsünün fedakarlıklarına dayalı hazırlanan kararlar ile düzenlemeye çalışıldı ve ülke ekonomi açısından yüzyılı Aralık 1999’da IMF ile yapılan Stand-by Antlaşmasıyla tamamladı. Ayrıca, bu süreç içerisinde Türk halkı Siyasetçi-Bürokrat-Kanun Kaçaklarından oluşmuş çetelerle, yeni Hanedanlıklarla birlikte “Benim Memurum İşini bilir” anlayışı içerisinde rüşvet, hırsızlık, talan, hayali ihracat ile köşe dönmeci politikalarla, her türlü terör hareketleriyle, faali meçhul cinayetler ile toplu mezarlar ile tanışmış ve hatta şeriatçı hareketlerin Cumhuriyeti tehtid ettiğine şahit olmuştur.

10 Aralık 1999 Helsinki zirvesi ile AB adaylık başvurusu, Türkiye’nin mevzuatının AB Mevzuatına uyarlanması, Enflasyonun AB düzeyine indirilmesi ve Batı standartlarında demokratikleşmenin sağlanması önkoşullarıyla kabul edildi. Böylece Batıya karşı Batılaşma hareketinde Batılı olmak için önemli bir süreç başladı

Yüz elli yıllık özgürlük ve demokrasi savaşından sonra bugün ülkemizde gelişmiş demokrasilerde tamamen yasal olan bir çok eylem hala suç olarak yargılayan bir hukuk sistemine sahipsek, Türkiye’de özgürlük ve demokrasi kavgasının kitlesel boyutlarda henüz yeni başladığı anlaşılmaktadır Bugün kamuoyunda AB sürecine sıcak bakılmasının en önemli nedenlerinden biri, 1.Meşrutiyet öncesinde de olduğu gibi, demokratikleşmenin ancak AB sayesinde gerçekleşmesinin beklenmesidir.

İşte Maden Mühendisleri Odasının “Demokratik bir Kitle Örgütü” olarak demokrasi mücadelesi tarihsel gelişmelerin sonucunda gelinen bu noktada başlamaktadır. Maden Mühendisleri Odası acısından istikrarlı bir İktidar;

düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi " altındaki tüm sözleşmelerin kapsamındaki hak ve özgürlükleri içerecek, "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" anlayışı içerisinde ve yargının bağımsızlığını sağlayacak, özgürlük ve barıştan yana Anayasal ve Siyasal düzeni başkaları istediği için değil kendi halkı için hedefleyen,

gelir dağılımındaki adaletsizliği, bölgeler arası dengesizliği, işsizliği ve göçleri ortadan kaldıracak politikaları öncelikle ele alacak,

İthalat ve rant ekonomisi karşısında; bilim ve teknolojiye dayalı, işçi sağlığı, iş güvenliği ile çevrenin göz ardı edilmeden, Mimar ve Mühendislerin denetim ve kontrolü altında, çalışanların örgütlülüğü anlayışı içerisinde kamu ve ülke yararına ve pazar olmaktan öte pazardan pay olacak üretimi savunacak,

KİT’leri içine düşürüldüğü; talan, yağma ve çalışanların kıyım durumundan kurtararak özerk ve çağdaş yönetim anlayışı içerisinde verimli ve etkin işletmelere dönüştürülmesini hedefleyen

Madencilik sektörü ve Maden Mühendislerinin sorunlarının meslek ve sivil toplum örgütleriyle birlikte çözmeyi hedefleyen

İktidardır.

Yukarıda çerçevesi çizilen demokratik bir düzen içerisinde üretken ve aydınlık bir Türkiye’nin yapılandırılması gerektiğine inanan Maden Mühendisleri Odası bu amaç doğrultusunda "Demokrasi Mücadelesini" sürdürmektedir.

CUMHURİYET ÖNCESİ MADENCİLİK

Dünyada ilk madencilik faaliyetleri Anadolu’da yapılmıştır. Antalya civarındaki Karain mağarası ve Beldibi kaya sığınağında bulunan çakmaktaşı, okr kalıntıları, yontma ve orta taş devrinde (M.Ö. 10000) yaşayan insanların madencilik faaliyetlerini kanıtlamaktadır. M.Ö. 7000 yıllarında Çatalhöyük’de yapılan silis madenciliği ve aynı yıllardaki çömlekçilik faaliyetleri, ilk çömlek atölyelerinin Anadolu’da kurulduğunu göstermektedir. Bakır madenciliği ilk olarak Ergani yöresinde yaşayanlar (M.Ö. 6000) tarafından yapılmıştır. Etiler devrinde madencilik daha da gelişmiş ve demir çağına gelinmiştir. İlk madencilik ruhsatı Etiler’e ait olup, Ulukışla Gümüşköy’de bir kayaya oyulmuştur. Etiler devrinde kurşun madenciliği de yapılmıştır. İlk altın para Kroisos (M.Ö. 560) zamanında Sart’da basılmıştır.

Anadolu madenciliği Romalılar devrinde doruğuna ulaşmıştır. Romalılar madenlerin bulunması ve işletmeciliğinde özellikle de, kurşun, bakır, demir, altın, gümüş, pandermit ve yapı taşlarının üretilip işlenmesinde çok büyük atılımlar yapmışlardır. Romalılardan kalan anıtsal mermer kentler; Anadolu uygarlığının günümüze ve geleceğe uzanan köprüleridir.

Selçuklular döneminde, seramik hammaddeleri işletmeciliği çok ilerlemiş, çini ve mozaik sanatının zirvesine çıkılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki madencilik faaliyetleri 17. yüzyıla kadar özellikle savaş sanayiine yönelik olarak devam etmiş ancak daha sonra Avrupa’daki atılımlara ayak uyduramayarak gerilemiştir.

Evliya Çelebi (1646), Seyahatnamesi’nde Gümüşhane’de 70 Ocaktan gümüş, Bulgaristan’daki Somakof madeninden de demir üretildiğini, ayrıca her iki madende de izabe yapıldığını belirtmektedir.

Osmanlılar, maden kaynaklarını kamusal varlık sayarak devlet gereksinimlerine tahsis etmişler, özel mülkiyet konusu yapmamışlardır. Üretim biçimi olarak “kürecilik” denilen bir yöntem uygulamışlardır. Yükümlüler, bazı vergi ve yükümlülüklerden muaf tutulur ve kendilerine ücret olarak ürünün beşte biri verilirdi. Bu yöntem çeşitli aksaklık ve olumsuzluklarla 19. Yüzyıla kadar devam etmiştir.

Osmanlı, madenlerini ağırlıklı olarak ordusuna silah ve cephane, hazinesine de sikke(para) temini amacıyla işletmiştir. Cevherleri mamul maddeye dönüştürme ve daha çok kar elde etme düşüncesi olmamıştır.

19. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun Batı sermayesi ve sanayiine açıldığı yıllardır. Bu dönemde, Batılılar birçok ruhsatlar alarak üretime başlamışlardır. 1820’li yıllarda bulunan Ereğli Kömür Havzası’nda “Madenciyan” denilen kişiler ocaklar açmışlardır. 1858 yılında çıkarılan Arazi Kanunu ile ilk kez yasal kurallar konulmuştur. 1906 yılına kadar, çıkarılan çeşitli nizamnamelerle madenciliğe yön verilmeye çalışılmıştır. 1906’da yürürlüğe giren Maden Nizamnamesi,1954 yılında çıkarılan Maden Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak Taşocakları nizamnamesi hala yürürlüktedir. Osmanlı döneminde Batılılar (Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya) bakır, krom, kurşun, bor ve kömür madenleri ile ilgilenmişler ve küçük işletmeler kurmuşlardır. Örneğin, Susurluk’da pandermit ve Murgul Bakır Madeni işletmesi İngilizler, Balıkesir yöresi Boraks madenleri, Fethiye yöresinde krom madeni, Balya’da Kurşun-Çinko madeninin Fransızlar , Kuvarshan bakır madeni Almanlar tarafından işletilmiştir.

19. yüzyılın ilk çeyreğinde bulunan Zonguldak Maden Kömürü Havzası, 1860’lı yıllarda buhar makinelerinin gemilerde kullanılmasına başlamasından ötürü stratejik bir öneme sahip olmuştur.

Osmanlı Devleti de savaş gemilerinde buhar makinesi kullanmaya yönelmişti. Buhar makinelerinde odun kullanmanın elverişli olmaması ve İngiltere’den kömür ithal edilmesi pahalıya mal olmakta ve savaş gemilerinde kullanılan kömürde dışa bağımlı olmak, yetkilileri düşündürmekteydi. Zonguldak Taş Kömürü Havzası’nın bulunuş tarihi 1829 olarak kabul edilmektedir. 1848 yılında bir fen heyeti Ereğli’ye giderek Havza’nın sınırlarını belirlemiş ve saha, 1848 yılında, Padişahın (Abdülmecit) kişisel mallarının hazinesi olan Hazine-i Hassa’ya bağlı Emlak-ı Şahane arasına alınmıştır. Bu Ferman Ereğli Kömür Havzasının işletme tarihinin 1848 olduğunu belgelemektedir.

1848’den 1940 yılına kadar Havzanın yönetimi ;aşağıda görüldüğü gibi gerçekleşmiştir.

Hazine-i Hassa idaresi (1848-1865)

Bahriye (Donanma) dönemi (1865-1908)

Havzada Nafia Dönemi (1908-1909)

Ziraat Ticaret ve Orman Nezareti Dönemi (1909-1921)

Milli Mücadele Dönemi (1921-1923)

Cumhuriyetin ilk 17 yılı (1923-1940)

Bu dönemlerde Havza’da üretim; İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyanların himayelerinde, ağırlıklı olarak bu devletlerin çıkarları ve yönlendirmeleri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Üretim 1923 yılında 597 bin ton iken, bu rakam 1936 yılında 2 milyon 299 bin tona ve 1940 yılında 3 milyon tona çıkmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Havza’nın ulusal çıkarlara hizmet edecek biçimde değerlendirilmesine önem verilmiştir ve “Maadin ve Sanayi Mekteb-i Alisi” kurulmuştur. 1924 yılında kurulan ve 1932 yılında kapanan okuldan yaklaşık 70 civarında maden mühendisi mezun olmuştur. Bu yıllarda Zonguldak Maden Mühendisi Mektebinden ve yurt dışından mezun olanlarla birlikte toplam maden mühendisi sayısı 100 ün altındadır.

1924 yılında Türkiye İş Bankası’nın kurulmasıyla madencilik alanına yeni yatırımlar yapılmış ve Havza’da 4 şirket faaliyete geçmiştir. Havza’da üç lavvarla, Kozlu’da 10 MW. lık bir elektrik santral işletmeye alınmıştır. 1940’- larda Çatalağzı Termik Santrali ile Sömi-kok ve biriket fabrikaları kurulmuştur. Havza 3467 sayılı Füziyon Kanunu ile Etibank’a devredilmiştir

Bor, elementer olarak son yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bileşenleri daha eski zamanlardan beri bilinmektedir. Yurdumuzda ilk bor tuzu yatağı 1815 yılında Balıkesir ili Susurluk ilçesinde bulunmuştur. 1865-1917 yılları arasında Türk,Fransız,İngiliz ve İtalyan girişimcilerin ruhsat aldıkları görülmektedir. Daha sonra dünya çapında bir kartel kuran İngiliz Borax Consolidated Ltd. Şirketi tarafından birer birer ele geçirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Türkiye’nin maden zenginliklerinin nasıl sömürülüğünün anlaşılması bakımından, 1865 yılında Sultançayırı imtiyazının Dasmasurez şirketi tarafından alınıp işletilmesi önemli örnektir.

Bebek’te mermer işleri ile uğraşan Polonyalı mülteci, eski ortağı Fransız Decmezures’e alçı taşından yapılmış heykeller hediye eder. Heykellerde yüksek oranda boraks olduğunu anlayan Fransız, Türkiye’ye gelir ve Sultançayırın’da pandermit üretimine başlarlar ve Paris civarında bir boraks rafine tesisi kurarlar. Ancak üretilen cevheri alçıtaşı adı altında yıllarca ucuz değer ve harçlar ödeyerek yurt dışına sevk ederler. Üretime başlamalarından 17 yıl sonra hile ortaya çıkarılır ve faaliyet durdurulur. Şirket bazı hileli yollarla bir süre daha cevher sevkine devam eder.

Bu olay, Batı’nın Anadolu’daki hammadde kaynaklarına nasıl baktığı, hammaddeyi götürerek sanayi tesislerini kendi ülkelerine kurdukları, bunun yanında hileli yollarla doğal kaynaklarımızı nasıl ucuza kapattıkları ve genel zihniyetlerini yansıtması açısından düşündürücüdür.

1923-1950 MADENCİLİK SEKTÖRÜ

Lozan Barış Görüşmeleri sırasında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat – 4 Mart 1923), Cumhuriyet döneminde izlenecek ekonomik politikayı saptıyordu. Bu kongrede özel sektör öncülüğünde liberal bir politika benimsenmiştir. İzmir İktisat Kongresi’nin “Sanayi ve sorunları” bölümünde Sanayi Bankalarının kurulmasından söz edilmektedir. Bu doğrultuda, 1924 yılında İş Bankası ve 1925 yılında maden işletme ve kredi sağlama amacıyla Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. Kongrede, yabancı sermayenin Türk yasalarına uyma koşuluyla faaliyet gösterebilecekleri benimsenmiştir

İzmir İktisat Kongresi’nde kabul edilen kalkınma ve sanayileşme politikaları doğrultusunda yabancı sermaye, kömür, bakır ve krom maden işletmeciliği başta olmak üzere, bu sektöre ortaklıklar şeklinde girmiştir. Bu dönemde Devlet, özel sektörün gelişmesini teşvik etmek amacıyla, 28 Mayıs 1927’de, 1055 Sayılı Teşvik Yasası’nı çıkarmıştır.

1923 yılında başlayan bu model istenen başarıyı sağlayamamıştır. Ve 1932 yılında yeni bir değerlendirme ile Devletçilik Politikaları benimsenmiştir.

1932 yılı maden üretimleri şöyle gerçekleşmiştir. Taşkömürü 1.178.255 ton, linyit 14 000 ton ve kromit 55 000 ton dur. Bu rakamlar sanayileşme iddiasında olan bir ülke için yeterli düzeyde değildir.

1930’lu yıllara kadar, gerek Osmanlı Dönemi ve gerekse cumhuriyet döneminde, ülkenin doğal kaynaklarının tespitine yönelik bilimsel çalışmalar yapıldığını söylemek mümkün değildir. Bu belirsizliğin ortadan kaldırılması amacıyla maden aramalarına başlanması gerektiği bilinciyle 14 Haziran 1935 yılında Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kurulmuştur (MTA). Bu kuruluşun bütün giderleri ile yatırımlarının her yıl Devlet Bütçesinden karşılanması prensibi ile;

Memleketimizde işletilmeye elverişli maden yatağının bulunup bulunmadığını,

İşletilen maden ve taşocaklarının da daha faydalı surette işletilmelerinin neleri gerektirdiğini; araştırmak, fenni ve jeolojik tetkikler, kimyasal tahliller yapmak, proje ve raporlar hazırlamak, verimlilik hesapları yapmak, bütün alma sorumluluğundan muaf tutulmuştur.

Aynı gün (14 Haziran 1935) MTA ile birlikte 2805 sayılı yasa ile, “Madencilik, Enerji Üretimi ve Dağıtımı alanlarında faaliyet göstermek üzere” ETİBANK kurulmuştur.

Etibank’a, kuruluş kanununun 5. Maddesinde “MTA’nın araştırmaları sonucunda verimliliği ve işletilebilirliği tespit olunan sahalarda Bakanlığın onayı ile işletmeler kurup, üretimi gerçekleştirmek görevleri verilmiştir. MTA, ekonomik değere haiz sahaları ilgili Bakanlık kanalıyla Etibank’a devretmeye, ETİBANK da, bu kaynakları işletmeye zorunlu kılınmışlardır.

Aynı zamanda Etibank ruhsat alabilir, ruhsat devir alabilir ve elde ettiği hakları ya da hisseleri başkalarına satabilir, devir edebilir. Her türlü cevheri ve hammaddeyi alıp satabilme yetkileri bu kanunla Etibank’a verilmiştir.

2804 ve 2805 sayılı yasalarla oluşturulan bu iki kuruluş, madencilik sektörüne yeni bir anlayış, yeni bir yaklaşım ve sağlıklı bir değerlendirme getirmiştir. Bu çalışmalar, dönemin yönetim kadrolarının, madenciliğin, ülkenin geleceğindeki yeri ve önemini sağlıklı biçimde değerlendirdiklerinin göstergesidir.

24 Haziran 1935’de 2819 sayılı kanunla Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ), ülkemizin elektrik enerjisine yönelik potansiyelinin saptanması amacıyla kurulmuştur. Bu kuruluşun faaliyetleri de Devlet Hizmeti olarak benimsenmiştir.

Sümerbank, MTA, Etibank ve EİEİ’nin kurulmasıyla devletin sanayi alanındaki kurumsal altyapısı tamamlanmıştır.

Atatürk’ün 1935 yılı TBMM açılış nutkunda madencilikle ilgili görüşleri şöyledir:

“Maden İşleri yeni bir açılma devresindedir. Maden Mühendislerimizi ihtiyaca yeter sayı ve değerde yetiştirmeye önem vermek gerekir”.

“Kömür Havzasının rasyonel işletilmesi için tedbirler aramak da lazımdır”

“Maden İşletilmesi inkisaf (gelişme) halindedir. Madenlerimiz bizim başlıca döviz kaynağımız olduğu için de yüksek dikkatinizi celbe (çekmeğe) değerlidir”.

“MTA’nın çalışmalarına azami inkisaf vermesini ve bulunan madenlerin planlı şekilde hemen işletmeye alınması lazımdır. Elde bulunan madenler için üç yıllık bir plan yapılmalıdır”.

EİEİ, enerji potansiyelinin saptanması, ülkenin enerji ihtiyacının karşılanması,kömüre dayalı termik santrallerin hayata geçirilmesi ile görevlendirilen Etibank ve linyit potansiyelinin saptanması hususunda MTA, 1935 yılından sonra önemli projeler üzerinde çalışmalara hemen başlamışlardır. Seyitömer, Soma ve Tavşanlı bölgelerinde arama ve üretim çalışmaları için gerekli yatırım kararları alınmıştır. Bu dönemlerde ülkemizin toplam linyit üretimi 150 bin ton civarındadır.

Etibank, ülkenin sanayi alanında yapacağı gelişmelerin enerji ile desteklenmesi bilinciyle, kömüre dayalı santrallerin ve yakacak kömür ihtiyacının karşılanması için çalışmalara başlamıştır. Kömür rezervlerinin artırılması için aramalara hız verilmiştir. 1930 yılında 9 bin ton olan linyit üretimi 1939 yılında 185 bin tona ulaşmıştır. 1940’lı ve 50’li yıllarda linyite yapılan yatırımlar sonucu (Değirmisaz, Soma, Tunçbilek, Seyitömer) üretimde artış sağlanmıştır. 1946 yılında toplam linyit üretimi 460 bin ton düzeyindedir. 1957 yılında bu rakam 1.712.000 tona yükselmiştir.

Sanayileşme hedefine ulaşılabilmesi için demir ve çelik üretiminin gerçekleşmesi gerekir. 1937 yılında temeli atılan Karabük Demir Çelik Fabrikaları 1939 yılında üretime geçmiştir. Hammadde ihtiyacının karşılanması amacıyla demir aramalarına başlanmış ve Divriği A Kafa Demir Yatağı 1938 yılında işletilmeye alınmıştır.

Dönem içerisinde, ülkenin petrol rezervlerinin saptanması ve işletilmesi, krom, bakır, manyezit, çinko ve kurşun başta olmak üzere birçok madenin aranması ve üretimiyle ilgili projelendirme çalışmalarının yürütüldüğünü görmekteyiz. Genel bir bilgi vermesi açısından 1938 yılı krom üretimi 280 bin ton, ihracatı ise 200 bin tondur. Bilister bakır üretimi 65 ton dur. 1940 yılında 3600 ton kurşun, 845 ton da manyezit üretilmiştir.

Ülkemizin bor yatakları, Milli Mücadele’den sonra da, uzun yıllar Avrupa’nın asit borik üretimi için değerli hammadde kaynağı olmaya devam eder. Borax Consolidated Ltd., Amerikalı kartel ortağı ile Türkiye’deki üretimi, dünyanın başka yerlerindeki yatakların kullanılma durumuna göre, çıkarlarına uygun, fiyat ve satış politikaları ile yönlendirmeye çalışmışlardır. Bu her iki kartel Türkiye’de hiçbir zaman rafine tesis kurmayı istememiş ve düşünmemiştir. Bu iki kartel, 1950’li yılarda da Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye devam ederler. (1950 yılında bor ihracatı 11.700 ton)

1950-1980 MADENCİLİK SEKTÖRÜ

1950’li yılların ikinci yarısında Etibank bor tuzlarıyla ilgilenmeye başlar. Çeşitli sıkıntılara rağmen bor türevlerini üretip ihraç etme başarısını göstermiştir. Etibank’ın üretime başlamasından sonra (1960) üretim 97.5 bin tona yükselmiştir.

1958 yılından sonra bor yataklarına ciddi yatırımlar yapılmıştır. Bor türevlerini üretecek fabrikanın yabancılar tarafından kurulmayacağını, oyalama politikalarının devam edeceğini anlayan hükümet, Polonya Polimax kuruluşuyla temasa geçerek 1 Haziran 1964 yılında Bandırma Boraks ve Asit Borik -Fabrikalarının temelini atarlar.

Batı’nın, bu yıllardaki ülkemizin madenlerini, hammadde olarak götürme anlayışı, zaman zaman günümüzde de devam etmiştir. Örneğin, 1980’li yılların başlarında arama çalışmaları tamamlanan Trona, başta FMC, Solvey ve RTZ gibi firmaların yıllarca oyalamaları sonucu bir türlü üretime geçilememiştir. Ancak bu konuda Türkiye’nin de üretimi sağlayacak gereken stratejileri gösterebildiğini de söylemek zordur.

Dünya bor rezervlerinin %60’ını elinde bulunduran ülkemizin, dünya pazarında söz sahibi olması, bor üretimini artırması, nihai ürünlere yönelmesinin doğruluğu 70 li yıllarda tartışılmış ve 2172 sayılı yasa ile tüm bor sahaları Etibank’ a devredilerek tekel olarak kamunun eline geçmiştir.

Bor yataklarının üretimi ve pazarlanması Kamu işletmeciliğine geçtikten sonra arama çalışmalarına hız verilmiş, rezervler 2 milyar tona çıkmış, nihai ürün eldesine yönelik politikalar geliştirilmiş, uzun yıllar 25-30 milyon dolar olan yıllık ihracatlar, bugün 250 milyon dolarlara ulaşmıştır. Günümüzde bu tablo da yeterli olmamakta, uç ürünlere yönelik endüstriyel yatırımların süratle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin sanayileşmesini istemeyen Batı’lı ülkeler borda oynadıkları oyunları diğer madenlerde de uygulamışlardır. Antalya Elektrometallurji Sanayi A.Ş’nin kurulması çalışmalarında, Fransız Pechiney-Compadec Grubu, Etibank’ la yaptığı uzun görüşmeler ve oyalamalar sonucu, hisselerin %60’ı Etibank’ın, %40’ı Fransız Grubunun olmak üzere bu şirketin kurulmasına karar verilir. İthal edilecek hizmet ve malzeme karşılığı olan 3.5 milyon doların 715 bin doları Fransız grubunun sermaye iştiraki, kalan kısmı ise kredi olarak verilecektir. Sonradan fabrikanın Türk lirası maliyeti yükseldiği, dışardan işletme sermayesi de getirilmediği için Pechiney’nin payı %20’ye inmiştir. Kurulacak olan tesiste 8000 ton düşük karbonlu ferrokrom ve 4000 ton karpit üretilecektir.

Üretilen ferrokromların ihracatını Fransız şirketi yapacaktır. Fiyatın düşük gösterilmesi nedeniyle şirket Etibank’a borçlarını hiçbir zaman ödemeyerek, tesisin ekonomik olarak sıkıntıya girmesine neden olmuştur. 1960 yılında şirketin Genel Müdürü Ankara’ya çağrılarak fabrikayı kurmaya mecbur edilmiştir. Pechiney firmasının oyalama taktikleri uzun yıllar devam eder. Uzun mücadeleler sonucu mahkemenin taktir ettiği bedelin %10 fazlasıyla şirket 97 milyon 200 bin TL bedelle Etibank tarafından satın alınır. Şirket, Etibank’a geçtikten sonra Pechıney nin 270 dolara ihraç ettiğini belirttiği ferrokromun tonu 500 dolara ihraç edilmeye başlanmıştır. Şirket zarardan kurtularak kara geçmiştir

1957 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) kurularak,taşkömürü ve linyit üretimi, dağıtımı ve satışları Etibank’tan alınarak bu kuruluşa verilmiştir. 1950 yılında elektrik üretimi 789.5 milyon kWh’ dan 1959 yılında 2.587 milyon kWh’ a yükselmiştir. Linyit üretimi 1957 yılında 1.7 milyon ton iken, I. Beş yıllık plan dönemi sonunda 2.7 milyon ton/yıl’a, II. Beş yıllık plan dönemi sonunda 5 milyon ton/yıl’a yaklaşmıştır. 1974 dünya petrol krizi sonucu ve petrolün ağırlıklı olarak ithalatla karşılanması, yeni değerlendirmelere neden olmuştur. Türkiye’de kömüre dayalı termik santrallerin kurulmasına karar verilmiştir. Dağınık haldeki linyit sahalarının havza haline dönüştürülmesi ve santrallerin kurulması çalışmalarına başlanmıştır. 1978 yılında çıkarılan 2172 sayılı yasa ile linyit sahalarının devletleştirilmesi gerçekleştirilmiş ve bu sahalara dayalı termik santraller kurulmuştur. 1975-1990 yılları arasında yapılan yatırımlar sonucu 4-5 milyon ton/yıl olan kömür üretimi, 50 milyon ton/yıl’a çıkmıştır. Kömüre dayalı termik santraller, bugün, kurulu gücün yaklaşık %30’u düzeyindedir. Kömür aramalarına hız verilerek toplam linyit rezervi 8.4 milyar tona çıkarılmıştır.

Demir çelik üretimi sanayinin en önemli girdisidir. 1937 yılında temeli atılan Karabük Demir Çelik Entegre Tesisleri, 1939 yılında yıllık 140 bin ton kapasite ile işletmeye alınmıştır: Daha sonra yüksek fırın kapasitesi 800 bin tona, çelikhane kapasitesi de 680 bin tona çıkarılmıştır.

1970 yılında üretime alınan İskenderun Demir Çelik Fabrikaları Entegre Tesisleri’nin bugünkü kapasitesi 2.2 milyon ton/yıl’dır. Yassı mamül üretmek üzere, A.Ş olarak, Erdemir Fabrikaları kurulmuştur.

1950’li yıllarda Toros Dağları’nın kuzeyinde boksit rezervlerinin olduğu bilinmektedir. Bu cevherlere dayalı olarak alüminyum tesislerinin kurulması için çalışmalara başlandı. O yıllarda kullanılan elektrik enerjisinin birim fiyatının çok düşük olması nedeniyle (1 ton alüminyum için 18-20 bin kWh elektriğe ihtiyaç vardır) uygun bulunmuştur. 1959 yılında yakın doğuda alüminyum tesisi kurmak isteyen dünyanın en büyük alüminyum üreticilerinden Reynolds Corp. fabrikayı Türkiye’de kurmaya karar verir. 1960 yılında Ankara’da yapılan görüşmelerde bir sonuca varılamadı. Reynolds Grubu fabrikayı kurmaktan vazgeçti. MTA Seydişehir’de 1962 yılında başlattığı aramalar sonucu 25 milyon ton görünür boksit rezervi tespit etti. SSCB ile yapılan görüşmeler sonucu 1965 yılında fabrikanın kurulması kesinleşir. 60 bin ton alüminyum, 26 bin ton yarı mamul üretecek bir tesisin kurulması için anlaşma imzalanır. Böylece, Türkiye kendi sanayisi için önemli bir girdi sağlayacak Seydişehir Alüminyum Tesislerine sahip olmuştur.

Batı, Türkiye’nin sanayileşmesini hızlandıracak yeni teknolojileri vermekte istekli değildir. Ülkenin alüminyum ve demir çelik sanayisini kurmasını Batılı tekeller arzulamadılar. Sovyet kredisi ile Seydişehir’de alüminyum tesisleri kuruldu. Tesisin temel atma töreninde Sovyet Büyükelçisi yaptığı konuşmada “Siz Batıdan bu teknolojiyi istediniz, ama Batı size bu teknolojiyi vermedi, biz veriyoruz” dedi. ( Fuat KARAYAZICI-1996 Madencilik Bülteni Sayı 50)

1960’lı yıllarda kamunun, özel sektörün ve yabancı sermayenin ortaklığı ile madencilik alanında yeni kuruluşlar oluşturuldu. Bu kuruluşlar, Karadeniz Bakır İşletmeleri (KBİAŞ), ÇİNKUR, KÜMAŞ, ve ERDEMİR’ dir. KBİ 1968 yılında 300 milyon lira sermaye ile 6 bankanın ve özel sektörün iştirakiyle Murgul ve Küre’deki bakır yatakları işletmek amacıyla kurulmuştur. Üretilen bakır konsantrelerinin Samsun’daki fabrikada blister bakır haline getirilmesi ile görevlendirilmiştir. Samsun Blister Bakır Tesisleri’nin yıllık kapasitesi 65 bin tondur. Ancak %60 kapasite ile yılda 40000 ton civarında üretim gerçekleştirilmektedir. Ülkemizin blister bakır ihtiyacı yaklaşık 110 bin ton/yıl civarındadır. Türkiye yılda 70 bin ton blister bakır ithal etmektedir. Ülkemizdeki bakır rezervlerinin azalarak, yaklaşık 10-15 yıllık bir ömrünün kalması, ithalatın gelecekte daha da artacağının izlenimlerini vermektedir.

ÇİNKUR, uzun yıllar ülkemizdeki çinko yataklarını değerlendirmiş ve 1995 yılında özelleştirilmiştir. Kümaş da 1996 yılında özelleştirilmiştir.

Devlet ve özel sektörün ortak olarak kurduğu bu kuruluşlarda, özel sektörün sermaye artırımına katılmaması nedeniyle, devletin hisseleri %99’a çıkmıştır. Bu uygulamanın başarılı olduğu söylenemez. Nedenleri araştırılmalıdır. Madencilik sektörünün riskli olması ve uluslararası piyasalardaki fiyat dalgalanmaları sonucu, bazı yıllar zararla kapanmıştır.

1980 SONRASI MADENCİLİĞİMİZ VE ÖZELLEŞTİRME POLİTİKALARI

1980 sonrası dönemde Madencilik Sektörü iki önemli gelişmenin etkisinde kalmıştır. Bunlardan birincisi; 1980′li yıllarda uygulamaya konulan Yeni Dünya Düzeni politikaları, diğeri ise çevreyle ilişkin çıkan yeni Yasa ve Yönetmelikler ile birlikte Madencilik Sektörü üzerinde gelişen kamu baskısıdır.

Dünya Bankası, 1980 yılının başına kadar sadece KİT’lerin oluşturulması için kredi açmakta kalmıyor, aynı zamanda işletme kredisi veriyordu. O tarihten sonra 180 derecelik bir sapma oldu. Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Finans Örgütleri v.b. gibi uluslararası finans merkezleri KİT’leri satma ve tasfıye etme koşuluyla kredi vermeye başladı.

1980’den bugüne kadar; Yeni Dünya Düzeninin referans noktaları olan küreselleşme, serbest piyasa ekonomisi, özelleştirme, esneklik, rekabet, yabancı sermaye, uluslararası tahkim, MAİ, bilgi çağı, bilgi toplumu, ticaret devrimi, kalite, standart, çevre, moda, medya v.b. kavramlar günlük hayatımıza girmiştir

Yeni Ekonomik Düzen; 1970-1980 döneminde yaşanan petrol krizleri sonucunda GOÜ’in (Gelişmekte Olan Ülkeler) artan dış borçları ve buna karşılık ithalatlarını kısmaları sonucunda Dünya ticaretinde ve piyasalarında oluşan durgunluktan çıkmak ve bu fırsatla GOÜ’i disipline etmek ve yeni kar alanları yaratabilmek amacıyla Merkez (ABD liderliğinde Gelişmiş yedi ülke) tarafından 1980’li yıllarda uygulamaya konulmuş ekonomik, siyasi ve sosyo-kültürel alanlarda bir bütün olarak değişimdir. Özelleştirme ise, Yeni Ekonomik Düzen içerisinde en önemli ekonomik uygulamadır.

Yeni Dünya Düzeni kavramı ise, Sovyet Bloku’nun dağılmasıyla netleşmiştir. Soğuk Savaş sonrası dünyada Merkez, karşıt bloka karşı artık kendi çevresini genişletmek durumunda olmadığı için, siyasal açıdan GOÜ’e ihtiyaç duymamaktadır. Öte yandan “teknoloji devrimi” Çevreden (Gelişmiş Ülkeler dışında kalan ülkeler) sağlayabileceği birçok malın (şimdilik petrol hariç) önemini çok azaltmıştır. Merkezde tarım üretimi öyle bir arttı ki temel gıda maddelerinde kendine yeter olmakta kalmadı büyük çapta ihracatçı oldu. Diğer hammaddeler için sentetikler devreye girdi ve/veya geri kazanım teknolojilerle daha az hammadde kullanmaya başladılar. Merkez sanayilerinde katma değer ve istihdam yaratırken Çevreyi devre dışı bırakmıştır.

Yani Merkezle Çevre arasında bağ kuran karşılıklı dayanışmaya yol açabilecek ne siyasal, ne bir dizi ekonomik olgu bugün eski önemini taşıyor. Çevre, Merkez açısından daha çok malları, hizmetleri ve sermayesi için pazar olarak önemli, bunun içinde kişi başına gelirin arttığı dinamik ülkeler safında olmak gerekiyor. Kafkasya ve Orta Asya Ülkeleri, gelecekteki petrol ve doğal gaz gibi doğal kaynaklarından sağlayacakları gelirler ile yakın gelecekte dünyanın en önemli pazarları olacağı bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Yeni Ekonomik Düzen, evrensel çapta serbest piyasa ekonomisini gerçekleştirme savıyla yola çıkmıştır. Ancak 1980’den bu yana ortaya çıkan sonuçlar ise bu savla pek bağdaşır nitelikte olmadı. Merkez, bölgesel anlaşmalar çerçevesinde neredeyse kartelleşti; Çevre ülkelerinin en fakirleri yani (Çin ve Hindistan hariç) düşük gelirli ülkeler neredeyse dünya ekonomisinden dışlandığı bir yapı oluştu. Çevrede kişi başına gelir göreli gerilirken uluslararası düzeyde gelir bölüşümü fakirlerin aleyine değişti. Uluslararası ilişkilerin demokratik niteliği kayboldu ve Merkez tarafından oluşturulan kültürel milliyetçilik, tüm dünyayı etkilemeye başladı.

Teknolojik gelişmelerle birlikte çevre kirliliği, ülkeler arasındaki gelir dağılımındaki adaletsizlik ile işsizliğin artması, Ulus devletlerinin ÇUŞ’lerin (Çok Uluslu Şirketler) karşısında zayıflaması sonucunda 20. yüzyılın sonlarına doğru dünya genelinde Yeni Dünya Düzenine karşı toplumsal tepkiler gelişmiştir. Hatta Seattle’da Aralık 1999’da düzenlenen Dünya Ticaret Örgütü toplantısı yoğun sokak olayları nedeniyle gündemli olarak gerçekleştirilememiş olup, bu durum Yeni Dünya Düzeni uzun dönemde inanılmazı içsel bir çatışma potansiyeli içinde olduğunu göstermektedir. Bu toplumsal tepkiler karşısında ekonomi bilimcileri bugünlerde Yeni Dünya Düzeni sürecinin tamamlandığını ve yeni bir döneme, “Toplum ve Yenilikçi” döneme geçilmek üzere olduğunu belirtmektedir.

Türkiye’de bu değişimin referans noktaları; ekonomide, 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları, siyasi ve hukuki alanlarda 12 Eylül Rejimi, 1982 Anayasası ve bunları tamamlayan Yasalar, Sosyo-Kültürel alanlarda ise, bir tarafta; serbest piyasa ekonomisi, medya, moda ve küreselleşme ile gelişen ve batı kültürüyle benzeşen yeni yaşam alışkanlıkları ve diğer tarafta; bunların sonuçları ile serbest piyasa ekonomisiyle gelen işsizlik, göç ve kentleşme sorunları karşısında şeriatçı-milliyetçi toplumsal muhalefetin gelişmesidir.

Türkiye’de Özelleştirme programı; piyasa güçlerinin ekonomiyi harakete geçirmelerine imkan sağlaması, üretkenlik ve verimliliğin artması, mal ve hizmetlerin kalite, miktar ve çeşitliliklerinin artırılması, mülkiyetin tabana yayılması, sermaye piyasasının gelişiminin hızlandırılması, modern teknoloji ve yönetim tekniklerinin Türkiye’ye çekilmesi, çalışanlara hisse senedi vermek suretiyle işgücü verimliliğin artırılması, devlete gelir sağlanması v.b., olarak belirlenmiş olmasına rağmen uygulamalar sonucunda “özelleştirme, devletin mali krizden çıkabilmek için bir borç-takas işlemine dönüşmüştür.” Ayrıca, büyüyen iç borç stoku ile birlikte reel faiz oranları ekonominin reel büyüme oranlarının üzerine çıkmış ve bu durum devletin “Mali Piyasalar” karşısında politika üretmesini engellemiştir.

1982 Anayasası kapsamında temel hak ve özgürlükler ile toplumsal örgütlenme sınırlandırılmış ve bunun karşısında yürütme yasama karşısında güçlendirilmiş ve bu güçle iktidara gelen Özal Hükümeti tarafından toplumsal muhalefetin olmadığı bir dönemde ağırlıklı olarak Kanun Hükmünde Kararnameler ile altyapısı hazırlanan özelleştirme politikaları 1980′li yılların sonunda başarısız olmuştur. Bunun en önemli nedenleri; yeterli sermaye birikimine sahip olmayan ve gelişmeleri tamamen KİT’lere dayandırılmış olan yerli sermayenin KİT’lerin yabacı tekellere geçmesini istememeleri, siyasilerin bankalar başta olmak üzere KİT’leri partizanca kullanmaktan vazgeçmemeleri ve topluma gerekçelerin şeffaf olarak anlatılamamasıdır. 1990 yılından sonra gerçekleştirilen özelleştirme uygulamaları ise; özelleştirmelerin parti yandaşlarına, arsa spekülatiflerine, ithalatçı tekellere yapıldığı anlaşılmış, teknoloji transferinin gerçekleşmemesi bir yana bir çok işletme kapatılmış, üretim düşmüş, ithalat ve işsizlik artmıştır. Bu uygulamaların sonucunda özelleştirme karşısında toplumsal muhalefet güçlenmiştir. 1980′li yılların sonunda yabancı tekellere karşı özerkleşmeyi savunan yerli sermaye 1990 yılların sonunda ise iç borç ödemeleri karşısında özelleştirmeyi savunmaya başlamıştır.

Türkiye; Merkezde ve bölgesindeki değişimleri iyi değerlendirememiştir. Sermayenin; rant ekonomisini ve ithalatı tercih etmesi; Siyasilerin KİT’leri ekonomik ve siyasi arpalık olarak görmesi, Türkiye’nin çelişkileri olmuş ve bu durum ülkeyi siyasi istikrarsızlık içerisinde borç batağına götürmüştür. Bugün gelinen noktada Türkiye, gelir dağılımındaki adaletsizlik açısından dünyadaki ilk beş ülke arasındadır. Buna göre nüfusun en zengin % 20’sinin toplam gelirdeki payı % 55.9’iken, en fakir % 20’nin toplam gelirden aldığı pay % 5.0’dır. Buna bağlı olarak bütçenin yaklaşık% 50 iç ve dış borç ödemelerine ayrılmaktadır. Özel sektör sanayinde faaliyet dışı gelirlerin net bilânço karı içindeki payı yaklaşık %50’ye çıkmıştır. Ayrıca kişi başına toplam borcun 1980 yılından 1998 yılı arasında % 310 artarken kişi başına milli gelir aynı dönemde % 105 artmıştır.

Demokrasi ile seçilerek gelen Hükümetler, ülkenin bu ekonomik sorunlarını IMF, Dünya Bankası ve bir-kaç sermaye grubu ile çözmeye çalışırken meslek odaları, sendikalar başta olmak üzere demokrasi güçlerini sistem dışına itmişler ve bu gelişmeler sonucunda; “Özelleştirme ,siyasilere ve sermaye kesimine karşı sokakta demokrasi mücadelesine dönüşmüştür.” Bugün, çalışanların ücretleri, çiftçinin ürün bedelleri ile sosyal hak ve güvencelerin kapsamı IMF tarafından belirlenmekte, devlet kurumlarının yapılandırılması Dünya Bankası tarafından yürütülmekte, Demokratikleşme hareketi AB tarafından yönlendirilmekte, TBMM sadece koordinasyonu sağlamaktadır. “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir”anlayışı çökmüştür.

57. Hükümet tarafından çıkartılan Sosyal Güvenlik Yasası ile Uluslararası Tahkime ilişkin Anayasa Değişiklikleri karşısında, sendika ve meslek örgütleri her türlü siyasi ve ideolojik kimliklerini bir tarafa bırakarak sadece demokratikleşme ve insanca yaşam için bir araya gelerek Emek Platformunu oluşturmuştur. Bu durum, Türkiye Siyasi Tarihinde, ortak çıkarlar üzerinde dayatmalara karşı gelişen geniş bir toplumsal uzlaşmadır.

24 Ocak Kararları ile birlikte ekonomide ihracata dönük sanayi politikaları benimsenmiş ancak “karşılaştırmalı üstünlük teorisi” dikkate alınmayarak sanayileşme göz ardı edilmiş, sadece bir-kaç imalat sektörünün teşviklerle kapasitesi artırılarak ithal girdiler yoluyla ihracat artışı sağlanabilmiştir. İthalat artışı engellenemediği gibi teşvikli ucuz ithal hammadde girdileri karşısında ülke içi üretim alanları, rekabet edemediğinde ekonomi dışında bırakılmıştır. Bu yanlış politikalar sonucunda en fazla “Madencilik Sektörü” etkilenmiş ve istikrarsızlığın sebebi olarak gösterilmiştir.

Türkiye Madencilik Sektörü içinde bulunduğu krizden çıkarak gelişebilmesinin tek koşulu özelleştirme politikaları gösterilmiş ve bu kapsamda tartışmaların özelleştirme üzerinde yoğunlaşması sonucunda da sektör ile ilgili sağlıklı politikaların oluşturulması engellenmiştir.

17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı “Tasarrufları Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki Kanun” ile Türkiye’de başlayan ve 15 yıldır süren Özelleştirme çalışmalarının sonucunda Madencilik Sektörü başta olmak üzere Çimento sektörü hariç KİT’lerde önemli bir Mülkiyet devri gerçekleşmemiştir. Ancak KİT’ler kendi kendini bitirme sürecine sokulmuştur.

Türkiye, 1970’li yılların sonlarında uygulamaya konulan 21. yüzyılın başlarında sürecini bitirmek üzere olan Yeni Dünya Düzeni içerisindeki sanayi ve teknoloji boyutunu ancak 1990’lı yılların ortalarında fark etmiştir ve geleneksel sanayi üretimi yapan KİT’lerde dönüşüm sağlanamamış, modernizasyon/yenileme yatırımları gerçekleştirilmeyerek bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde KİT’lerin kendi kendini kapatması politikası ortaya çıkmıştır. Bugün gelinen noktada KİT’lerin özelleştirilmelerinin ekonomikliliği tartışılmaktadır.

Osmanlı Dönemi’nden bugüne kadarki süreçte, Anadolu Madenciliği üzerinde Batının temel felsefesi; “ucuza hammadde ithal etmek ve Türkiye’ye mamul madde ihraç etmek olup, hiçbir dönemde sanayileşmeye yönelik teknoloji yatırımı yapmamak” olmuştur. Batının kömür, bor, ferrokrom, alüminyum, tronaya ilişkin yaklaşımları hep samimiyetsizlik içerisinde olmuştur. 1980 dönemine kadar madencilik sektöründeki önemli gelişmeler, Devletin Planlı Politikaları çerçevesinde KİT’ler sayesinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle Maden Mühendisleri Odası, Özelleştirme Politikalarının karşısında yer almıştır. Ancak KİT fetişizmi de yanlıştır. Ekonomik ömrünü tamamlamış olan bir kuruluş tasfiye edilebilir. Makinesi, teçhizatı satılabilir, hatta arsası şehrin içerisinde kalmışsa, arsasını satıp kendisi kullanabilir. Yeter ki, satış hasılatı KİT sistemi içinde kalsın. Satış hasılatını modernleşme, yenileme yatırımları için kullanmak koşuluyla. En kötüsü, bunların satış hasılatının bütçe açığını kapatmaya tahsisidir.

Elbette gelişmekte olan Türkiye, madencilik ve enerji sektörlerinde yapılacak modernizasyon, yenileme ve yeni yatırımlarda neredeyse tamamen teknoloji ve finansman olarak dışa bağımlıdır. Bu gerçeği göz ardı etmeden kamunun etkin planlı politikaları ve denetimi çerçevesinde fizibil projelerin gündeme alınması ve KİT’Ier; bu anlayış içerisinde ulusal ekonomiye katma değer yaratacak biçimde yeniden yapılandırılması gerekmektedir

DÜNYA MADENCİLİĞİNDE GELİŞMELER

KONJONKTÜREL DALGALANMALAR

Dünya madencilik üretiminin hacim ve değer açısından ağırlığı, petrol, doğal gaz ve kömür gibi yakıt madenleri, demir, manganez, nikel gibi demir-çelik sanayisine ana girdi sağlayan metaller, bakır, çinko, kurşun, kalay, altın, alüminyum gibi baz metaller ile fosfat, potas ve kükürt gibi endüstriyel minerallerden oluşmaktadır. Bunların dışında kalan diğer bütün madenler hem hacim hem de değer açısından fazla bir önem taşımamaktadır. Metallerin birim değerleri, dünya piyasalarını ve birbirlerini yakından izleyen New York (NYMB) ve Londra (LMB)’daki borsalarda oluşan fiyatlarla belirlenmektedir. Fiyatlar kimi madenler için ise günden güne hatta saatten saate değişmektedir.

Stoklardaki artış yada düşüşler ile NYMB ve LMB dalgalanmaları birbirini etkilenmekte; stoklar arttığında, fiyatta düşmekte, stoklar azaldığında ise fiyatlar yükselmektedir.

Piyasa ekonomisinde, en zengin rezervleri içeren bir maden yatağı için bile yaşamanın önkoşulu borsa fiyatlarıdır. Yüzyılın sonunda genel eğilim ise, hemen hemen tüm maden fiyatlarının düşüş göstermesidir.

Fiyat düşüşlerine dayanamayan birçok küçük maden şirketi saha ve işletmelerini büyük firmalara devretmek zorunda kalmışlardır. Büyük firmalar ise bazı maden işletmelerini tamamen kapatmışlar ya da aralıklı olarak işletmektedirler.

Fiyat dalgalanmaları, çokuluslu madencilik şirketlerinin (ÇUŞ) milyonlarca $’lık arama fonlarını ve harcama kalemlerini de yönlendirmekte ve fiyatı düşen madenlerin bulunabileceği sahalarda arama yapılmamaktadır. Fiyat düzeyleri, ikame arayışlarını da yönlendirmekte ve pahalı bir metalin yerine, sanayi işkollarında hangi diğer metalin (ya da plastik veya seramik gibi alternatif sentetik ürünlerin) kullanılabileceğini tayin etmek için yürütülen bilimsel-teknolojik araştırmalara da büyük miktarlarda para harcanmaktadır.

Metropoller büyük ölçekli sanayilerinin ana girdilerini oluşturan ve özellikle kendi topraklarında bulunmayan madenler konusunda dış kaynaklara muhtaçtırlar. Örneğin çok zengin doğal kaynaklara ve maden yataklarına sahip olan ABD bile, birçok maden açısından dışa bağımlıdır. AB ülkeleri hemen hemen her maden açısından dışa bağımlıdır. Japonya’nın maden kaynakları ise yok denecek düzeydedir ve mutlak dışa bağımlıdır. Bu nedenlerle, güvenli ve istikrarlı bir madensel hammadde gereksiniminin karşılanması açısından gelişmiş ülkeler, stratejik olarak gördükleri bazı madenler için stok politikaları uygulamaktadırlar.

TEKNOLOJİK GELİŞMELER

20.yüzyılın ikinci yarısı boyunca, bir yandan, tekelleşme sürecinde sermaye birikiminin yoğunlaşması gibi yapısal özellikler, öte yandan da zengin kaynakların azalarak düşük tenörlü cevherlere yönelinmesi eğilimler sonucunda istihraç kapasiteleri ile cevher zenginleştirme tesislerinin ölçekleri oldukça büyük boyutlara ulaşmıştır. Örneğin; Yükleyici kapasiteleri birkaç m3’ten 100 m3’e yükseldi, 10 tonluk kamyonların yerini 300 tonluk kamyonlar aldı, kazı kapasiteleri de buna bağlı olarak arttı. Zenginleştirme tesislerinin tuvönan girdi ölçekleri de aynı yönde artış gösterdi. Özellikle linyit, tuz, potas vb. yataklar ile plaserler gibi yumuşak kayaçların üretildiği işletmelerde, kazı kapasiteleri oldukça büyük boyutlara ulaştı. Yükleyici-kamyon filolarının yerini; sürekli olarak hem kazan hem de yükleyen tek bir mekanizasyon ünitesi aldı; örneğin, teker kepçe-ekskavatörler 5000 t/h’lik bir hızla kazdığı kömürü bantlara aktarmaya başladılar. Yer altı maden işletmelerinde de benzer gelişmeler gözlendi ve kazı mekanizasyonun gelişimi sonucunda emeğin üretkenliği arttırıldı.

80’li yılların ortasında ortaya çıkan ekonomik gerilemeye ek olarak; madencilik sektörünün özyapısal karakterlerinden kaynaklanan kriz etkenlerinin en önemlilerinden biri de, dünya çapında yaygın ölçekte gelişen devridaim (recycling) eğilimlerinin etkisi olmuştur. Sanayi devriminden bu yana, metropollerdeki tüketim ekonomisiyle körüklenen mal üretiminin büyük boyutlarda hurda yığınları oluşturması nedeniyle, sözkonusu ülkelerin izabe işkollarında, hurdaların yeniden değerlendirilmesi yöntemleri geliştirildi. Sonuçta, başta demir-çelik ve baz metallerin üretimiyle uğraşan işkollarındaki talep gerileyerek, maden yataklarından yapılan üretim düştü. Örneğin, ABD’nin günümüzdeki alüminyum üretiminin yarısı, maden cevherinin işlenmesi yerine, bira veya kola kutuları gibi hurdaların devridaimiyle ikincil olarak gerçekleştirilmektedir

Metropollerde yüksek teknolojinin gelişmesiyle birlikte, özellikle demir cevheri, boksit gibi hantal madencilik işleri, çevre ve toplumsal duyarlıklar nedeniyle, geri kalmış ülkelerdeki kaynaklara aktarıldı. Örneğin, dünyadaki toplam demir cevheri üretiminin %90’ından fazlası, yüzyılımızın başlarında İngiltere, ABD, Almanya, Fransa, Belçika ve Rusya tarafından sağlanırken, günümüzde aynı miktarın yarısı Brezilya, Çin HC, Hindistan, Venezuella, Moritanya vb. gibi ülkelerde üretilmektedir. Artık gelişmiş ülkeler, ne büyük boyutlu madencilik yatırımlarının riskine katlanmayı, ne sendikalarla, ne de bürokratik engellerle uğraşmayı ne de çevreci muhalefete katlanmayı göze almaktadırlar. Hamaliye madencilik işlerini geri kalmış ülkelere bırakıp kendileri de daha hafif ancak getirisi fazla işlerle uğraşmaktadırlar. Örneğin gelişmiş ülkelerdeki şirketler, 1900-1950 yılları arasındaki dönemde bakır, çinko, kurşun, kalay, demir ile uğraşırken, 70’li yıllara kadar manganez, krom, vanadyum, lityum ve ilmenit cevherlerine ağırlık verdiler, daha sonra da alüminyum, kobalt, fosfat, barit ve rutil cevherlerine yöneldiler. Günümüzde ise bazılarının tüm dünya üretimleri 100 tonu geçmeyen, germanyum, galyum, platin, grubu metalleri ile Se ve Y gibi nadir toprak metallerinin cevherleri ile ilgilenmeye başladılar.

Bir diğer teknolojik eğilim de, gelişmiş ülkelerin geri kalmış ülkelerden ithal ettikleri külçeleri işleyerek elde ettikleri %99.999… mertebesindeki çok yüksek saflıktaki metalik ürünler ile bazı madenlerden ürettikleri kimyasal maddeler, yarattıkları katma değerin çok üstünde fiyatlarla satmaları doğrultusunda gelişti. Bu gelişmeler sonucunda demir, kömür ve boksit gibi birkaç maden ile kromit, kolemanit ve sölestin gibi madenler dışında ham cevher üretimiyle büyük kazançlar elde etme dönemi de dünyada kapanmıştır.

EKOLOJİST SİVİL MUHALEFET HAREKETLERİ

Yüzyılımızın sonlarına doğru ortaya çıkan “çevreci”, “yeşilci” ve ekolojist akımlar, madenciliğin gelişimini dünya ölçeğinde engelleyerek, özellikle yakıt madenlerinin tüketim tarzını doğrudan yönlendirebilecek kadar başarılı oldular. Aslında, çevre gündemi kapsamında tartışılan sera etkisi kaynaklı küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi, nükleer tehlike vb. sadece Yeşilcilerin değil, herkesin ciddiye alması gereken bir düzeyde önem kazanmış ve artık günümüzde dünyanın sonunun gelip gelmediği değil, sona ne kadar kaldığı tartışılmaya başlanmıştır.

Yeşilci baskılar sonucunda, özellikle arsenik, kadmiyum, kalay, çinko, civa, bizmuth, kurşun, telluryum, selenyum gibi ağır ve/veya toksit metallerin kullanım alanlarında yoğun ikame arayışları başladı; talep geriledi ve fiyatlar düştü. Özellikle ABD, Kanada ve Avustralya gibi yaygın ve yoğun madencilik işlerinin yürütüldüğü metropollerde, çevre mevzuatı hükümlerine uyulup uyulmadığının ciddi, sıkı ve etkin bir biçimde denetlenmesini sağlayan işleyişlerin oluşumu sonucunda, ocak dizaynları ile ilgili mühendislik kavramları da değişim geçirerek açık işletme sınırları önemli değişimlere uğradı. Örneğin, eşdeğer metalik içerik ile benzer topoğrafya ve geometriye sahip iki maden yatağından biri için 1970’li yıllarda açık işletme tercih edilirken, 1980’lerden itibaren diğeri için aynı şirketin yöneticilerince arazi ıslahı giderlerinin ağır yükü nedeniyle yer altı işletmesi kararı verildi.

Çevreci görüşler, kömür, petrol, doğalgaz ve uranyum gibi yakıt madenlerinden üretilen enerji ile barajlardan üretilen hidroelektriğin tümünün kullanımına ve ayrıca odun ile tezek yakımına, doğayı kirlettiği ve tahrip ettiği gerekçesiyle kökten karşı çıkmakta ve bugün birincil enerji üretimindeki payı binde 2’yi bile bulmayan güneş, rüzgar, jeotermal, med-cezir enerjisi vb. gibi yeni ve yenilenebilir enerji türleri ile yetinilmesini tüm insanlığa çözüm olanak öneriyorlar. Yeşilcilerin enerji politikalarının sonuç vermesiyle bizim gibi GOÜ’in küçük ölçekli linyit ocakları kapanmaktadır. Ancak uç ürün değeri bazında 2 trilyon $ hacmindeki yakıt madenleri pazarında paylaşım savacı veren ÇUŞ’ler, sorunun özünü saklayan sığ ve kısmı politik programları ciddiye almadan çalışmalarını sürdürmektedirler

TEKELLEŞME VE DİKEY ENTEGRASYON EĞİLİMLERİ

Dünya madencilik sektörü, demiryolları, havayolları, denizyolları gibi kitlesel ulaştırma hizmetleri ile enerji sektörü gibi kendi özgül yapısından kaynaklanan nedenlerle de tekelleşme eğilimindedir. Örneğin “Batı Dünyası’nda yakıt madenleri dışında üretimin değer bazında yarısından fazlası, 39; 1/3’inden fazlası, 15; 1/5’inden fazlası da 5 tüzel kişi tarafından gerçekleştirilmektedir. Sözkonusu tüzel kişiler arasında bazı geri kalmış ülkeler ile bazı metropollerin kendileri de bulunmaktadır. Örnek verilecek olursa, “Batı Dünyası” ndaki demir cevheri üretiminin %42’si, blister bakırın %57’si, kalayın %56’sı ve altının %55’i birkaç ÇUŞ eliyle üretilmektedir.

Yakıt madenlerinde ise, tekelleşme daha da yoğun yaşanmaktadır. Örneğin 1989 itibariyle, dünya ham petrol çıkartımının tonaj bazında 1/6’i, “yedi kardeş (seven sisters)in dördü (ARAMCO, Royal Dutch/Shell, EXXON ve BP) eliyle gerçekleştirilmişti. Ancak rafine ürün cirosu ile ilgili sıralamada, diğer üçü (CHEVRON, Mobil, ve TEXACO) ile beraber yedisi birden listenin başına yerleşerek dünya petrol türevleri üretiminin değer bazından 1/3’inden fazlasını ciro etmişlerdir. Ancak bu şartlar altında bile paylaşım savaşı bitmemiştir. Yedisinin de birbirinin hisselerini almak için milyarlarca dolar harcanmaktadır. Çoğunluk itibarıyla, yine bu yedisinin kontrolü altında bulunan doğalgaz ve kömürün çıkartımı ile pazarlanması sürecindeki görünüm de pek farklı değildir.

Büyüklerin küçükleri yutmasıyla başlayan tekelleşme sürecinin ileri aşamalarında, ÇUŞ’lar da kendi aralarında birleşerek daha da büyümekte ve ayrıca, bir anlamda müşteri-satıcı veya üretici-tüketici ittifaklarından oluşan farklı iş kollarındaki şirketler arası birleşmeler de gözlenmektedir.

Tekkeleşmenin bir diğer yüzü ise, arama-ihzarat-istihraç-zenginleştirme işlemleri ile izabe, rafinasyon ve pazarlama gibi faaliyetlerinin tümünün birden tek bir ÇUŞ eliyle yürütülmesi anlamına gelen “dikey entegrasyon” eğilimleriyle biçimlenmiştir. Bu eğilimler, özellikle endüstriyel mineraller alanında, daha üst boyutlara sıçrayarak madencilik-metalurji ötesi sektörlerin madencilik faaliyetlerini de kendi bünyesi içine almalarına neden olmuştur.

Sonuç olarak;

Dünya ekonomisinde yüksek teknoloji kullanımının giderek yaygınlaşmasıyla, ekonomik yapı giderek hammadde-yoğun niteliğini yitirmekte ve kazanç sağlanan ticari ürünlerde giderek bir boyut küçülmesi görülmektedir. Dünya ticaret rakamları incelendiğinde; demir, bakır, çinko, kurşun ve kalay gibi geleneksel metallerin kullanımı düşerken, ileri seramik malzemeler, plastik ve polimer kökenli malzemeler gibi yüksek teknoloji malzemelerinin kullanımı giderek artmaktadır.

Çevre sorunları ve enerji fiyatlarının yüksekliği nedeniyle, hemen hemen tüm metallerde görülen ikincil üretim ve (Recycling) en şiddetli olarak alüminyum, demir çelik ve bakır sektörlerinde kendini hissettirmektedir. Birincil Alüminyum üretiminde gereken birim enerjinin % 5’i kadar bir enerji tüketimi ile hurda ürünlerin geri kazanılması giderek yaygınlaşmakta olup bugün Dünya Alüminyum talebinin % 50’si ikincil üretimden karşılanmaktadır.

Yeni Dünya Düzeninin getirdiği en önemli değişim; kaynakların kıt olması, çevre ve insan sağlığı için atıkların kontrol edilmesinin ön plana çıkması, üretimde ve kullanımda önemli teknolojik gelişmelerin sağlanması sonucunda, daha az hammadde ve yakıt ile temiz bir çevre içerisinde insanlık için maksimum faydanın sağlanması gelişmişliğin temel göstergesi olarak gösterilmesidir. Bugün, kişi başına hammadde ve enerji tüketimleriyle hararetle planlamaların yapılması gerçekçi değildir. Planlamalar; teknoloji alanında ve dünya ticaretindeki gelişmeler göz ardı edilmeden istenilen standartlara uygun özellikte ve miktarda hangi hammaddelerin ne zaman üretilmesi gerektiğini içerecek şekilde kısa, orta ve uzun dönemli olması gerekmektedir.

Madenciliğin gelişmesi, artık kapalı ekonomi dönemindeki gibi her dalda ve her projenin desteklenmesi yoluyla olmayacaktır. İhracata dönük sanayileşmede “rekabet edebilirlik” kıstası ön plandadır. Bu sebeple; rekabet gücü olabilecek dallarda, rekabetçi işletmecilik anlayışıyla yö

Madencili

06 Kasım 2007

MADENCİLİK

SOMUT POLİTİKALAR ÇALIŞMA GRUBU-27 (1998)

*ÇALIŞMA GRUBU

Başkan: Metin ARİFAĞAOĞLU Artvin Milletvekili – Parti Meclisi Üyesi

MADENCİLİK SEKTÖRÜNE GENEL BAKIŞ

Madencilik; insanlık tarihi kadar köklü bir geçmişe sahip, toplumların gelişiminde birinci derecede rol oynayan bir olgudur. Doğal kaynakların insan ve toplum yaşamındaki önemi bilinmektedir. Günümüzde insan yaşamını fonksiyonel hale getiren araç ve gereçlerin % 99’u doğal kaynaklardan, özellikle de madenlerden sağlanmaktadır.

Toplumların sanayileşerek kalkınmaları, hammadde ve maden kaynaklarından verimli bir şekilde yararlanmaları ile yakından ilişkilidir.Tarihi süreç içerisinde insan ve toplumlar, doğal kaynaklarını verimli ve akılcı yöntemlerle kullanabildikleri ölçüde geliştirmiş ve zenginleştirmiştir. Günümüzde, büyük boyutlu doğal kaynaklara sahip bazı ülkelerin kalkınmalarını tamamlayamamış olması şaşırtıcı değildir. Çünkü, asıl önemli olan, kaynaklara sahip olmanın yanında, onlardan gerektiği gibi yararlanabilmelerinin yollarını da bulabilmektir.

Günümüzün toplumsal refah ve zenginliğine sahip gelişmiş ülkeleri, tarihi süreç içerisinde Sanayi Devrimini en önemli hammadde kaynağı olarak maden varlıklarına dayandırarak gerçekleştirmişlerdir. Bugün dünyamızda önemli bir ekonomik ve siyasal bir güç haline gelen Avrupa Birliğinin temelinde

1951 yılında Almanya ile Fransa arasında kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Birliği bulunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, maden kaynakları kamusal varlık sayılmış, devlet gereksinimlerine tahsisi edilmiş ve özel mülkiyet konusu yapılmamıştır. Osmanlı ; madenlerini ağırlıklı olarak ordusuna silah ve cephane, hazinesine de sikke temini amacıyla işletilmiştir. Cevherleri mamul maddeye dönüştürmek ve daha üstün karlar elde etme düşüncesi olmamıştır. 19. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun batı sermayesi ve sanayisine açıldığı yıllardır ve Batılılar birçok ruhsat alarak maden üretimine başlamışlardır. Bu dönemde Almanya, Fransa, İngiltere ve Rusya, Anadolu da bakır, krom, kurşun, bor, kömür madenleri ile ilgilenmişler ve küçük işletmeler kurmuşlardır.Bu ülkelerin temel felsefesi ise mamul madde ihraç etmek, hammadde ithal etme ve hammaddeyi ucuza kapatmak biçimindedir. Osmanlı dönemi maden üretimleri tamamen, sanayilerini oluşturmuş Batılı ülkelerin gereksinimlerine göre belirlenmiş ve madenciliği batı sermayesi yönlendirmiştir.

Osmanlı İmparatorluğunun hezimete uğramasının nedenlerini değerlendiren Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları, “ hizmetin asıl nedeninin sanayileşmede önemli mesafeler almış olan ülkelerle, tarımsal gelişmeyi dahi tamamlayamamış bir ülkenin mücadele edemeyeceği ve başarı sağlayamayacağı” tespitinde birleşerek asıl hedefin SANAYİLEŞME olması gerektiğinden hareketle, Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren sanayileşmenin, teknik ve teknolojik gelişmenin sağlanması için başta maden kaynakları olmak üzere bir çok faktörün değerlendirilmesi doğrultusunda çalışmalara başlamışlardır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, 1923 yılında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresinde izlenecek ekonomik politika, özel sektör öncülüğünde gerçekleştirilecek bir sanayi hamlesi olarak benimsenirken, Kongrenin Sanayi ve Sorunları bölümünde, Sanayi Bakanlığının kurulmasından söz edilmektedir.

Bu doğrultuda 1924 yılında İş Bankası ve 1925 yılında Maden İşletme Ve Kredi sağlama amacıyla Sanayi ve Maden Bankası kurulmuştur. 1930’lu yılların başında özel sektör öncülüğünde, kamu tarafından desteklenerek kalkınma ve sanayileşme politikalarının başarılı olamayacağı anlaşılınca yeni bir değerlendirme ile Devletçilik Politikaları benimsenmiştir. 1930 ‘lu yıllara kadar gerek Osmanlı dönemi gerekse Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkenin doğal kaynaklarının tespitine yönelik bilimsel çalışmalar yapıldığını söylemek pek mümkün değildir. İşte bu belirsizliğin ortadan kaldırılması amacıyla ve iş arama çalışmalarından başlanması gerektiği bilinciyle; ATATÜRK ’ün direktifleri doğrultusunda;

14 Haziran 1935 yılında, işletilmeye elverişli maden yataklarının bulunması göreviyle Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ve “Madencilik, enerji üretimi ve dağıtımı alanlarında faaliyet göstermek üzere” ETİBANK, ülkemizin elektrik enerjisi potansiyelinin saptanması amacıyla Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİEİ) kurulmuştur.

1937 yılında temeli atılan Karabük demir Çelik Fabrikaları 1939 yılında üretime başlamış, hammadde ihtiyacının karşılanması için yapılan çalışmalar sonucunda 1938 yılında Divriği Demir yatağı işletmeye açılmıştır.

1930 ve 1940 yılları arasında devletin öncülüğünde sanayi, enerji ve doğal kaynakların aranması üretimi ve mamul maddeye dönüştürülmesi ile ilgili kurumsal alt yapı tamamlanmıştır.

1935 ‘ler den sonra madenciliğin gelişimi doğrultusunda önemli yatırımlar yapılmıştır. Bu dönemlerde sabit sermaye yatırımlarının yaklaşık %35’i bu sektörde gerçekleşmiştir.

Kamunun öncülüğünde, başta kömür, krom, alüminyum, bakır, bor, demir çelik ve manyezit cevherlerine yapılan yatırımlar, üretim artışları teknolojik ilerleme sağlamıştır. Ancak, ülkemiz sanayileşmeyi tam gerçekleştiremediğinden bu üretimler ya hammadde yada ara mamul üretimi düzeyinde kalmıştır.

1980 sonrası “KİT’lerin özelleştirilmesi” politikalarına paralel olarak, gerek yenileme ve gerekse yeni yatırımların yeterli düzeyde yapılmadığını belirtebiliriz. Kamu ağırlıklı sektör olan madenciliğin değil gelişmesi, tam tersi yerinde saydığı, hatta üretimde gerilemeler olduğu bir gerçektir. Sektörün içine düşürüldüğü bu durumdan kurtarılması için yeni bir anlayış ve yaklaşımların her yönüyle ele alınması kaçınılmazdır.

MADENCİLİĞİN SANAYİ VE ÜLKE EKONOMİSİNDEKİ YERİ

Madenlerimiz, enerji üretiminden, dayanıklı tüketim mallarına, elektronik sektöründen makine,savunma, kimya v uzay sanayisine kadar geniş bir alanda kullanılmakta, dolayısıyla ülke sanayisi için doğrudan hammadde ve mamul madde girdisi olarak ekonomimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

Madenciliğin özellikleri, ülke ekonomisindeki yerini daha açık bir şekilde belirtmektedir.

- Madenler yenilemeyen hammadde kaynakladır.

- Belirli madenler, dünyanın ancak belirli yerlerinde olup, sadece oralardan temin edilebilirler.

- Maden yatakları yeryüzüne eşit dağıtılmamış olup, genellikle kıt kaynaklar sınıfında yer alırlar.

- Madenlerin üretimi, hemen ve istenilen ölçekte mümkün değildir. Bu kaynakların aranması, yatırımın gerçekleştirilmesi, üretimi ve pazarlaması uzun bir zaman dilimine bağlıdır.

- Maden ürünlerinin yüksek oranda katma değer yaratması nedeniyle ulusal gelire etkisi, kısa vadede görülmekte ve kalıcı bir nitelik göstermektedir.

- Madencilik istihdam ağırlıklı bir sanayidir.

- Madencilik yatırımları genelde kırsal kesimde olduğu için şehirlere akımı önleyici ve sosyocoğrafik yapıyı düzeltici bir fonksiyonu vardır.

- Madencilik yatırımlarının %50-80 kadarı inşaat, elektrik ve makine sektörlerinden oluşur ve madencilik bu sektörlere lokomotif olur.

- Geçmiş dönemlerde ekonomik olmayan cevher yatakları gelişen teknoloji ve endüstriyel ilerlemelerle ekonomik maden işletmelerine dönüşmektedir.

Ülkemizdeki maden sektörünün bugünkü ve gelecekteki önemini anlayabilmek için Tablo 1 de verilen değerleri incelemek yeterlidir.

Tablo 1

* Türkiye’nin mevcut talebi

* Dünya ortalamasında tüketim halinde Türkiyenin talebi OECD ortalamasına gelmiş Türkiyenin talebi

* * Bedel * Bedel * Bedel

*

Maden cinsi

* *

Miktar(t) *

($).1000 *

Miktar(t) *

($).1000 *

Miktar(t) *

($).1000

Kömür (Petrol eşdeğer bazı)

11 452 000 1 431 500 50 784 000 6 348 000 150 000 000 18 785 000

Demir-çelik

* 7 780 000 1 800 000 8 160 000 1 900 000 15 300 000 3 596 000

Alüminyum

160 000 290 000 200 000 360 000 767 000 1 381 000

Çinko

* 22 000 26 500 78 000 94 000 300 000 360 000

Bakır

* 116 000 232 000 121 000 242 000 509 000 1 000 000

Kurşun

* 20 000 12 000 63 000 38 000 272 000 163 000

Kükürt

* 160 000 22 000 969 000 129 000 2 850 000 385 000

Soda

250 000 30 000 456 000 54 000 1 140 000 137 000

TOPLAM

* 3 844 000 * 9 165 000 * 25 807 000

*Tablodan çıkan sonuçlara göre;

- 8 ana maden hammaddesinin mevcut talebini temin edebilmek için 3.844 milyon $ kaynağa ihtiyaç vardır.

- Dünya ortalamasında tüketim yapacak bir Türkiye’nin bu hammaddelerin temini için ayıracağı kaynak 9165 milyon $ seviyesine yükselecektir.

- Sanayileşmiş ülkeler seviyesine gelecek bir Türkiye’nin bu hammaddelerin teminine ayırması gereken kaynak 25807 milyon $’dır.

İşte sorun buradadır. Madencilik sektörünü canlı tutarak bu ürünleri gerek ülke içerisinden, gerek ülke dışarısından üretemeyen bir Türkiye en az 9 milyar $, en yüksek 25 milyar $’ı tabloda belirtilen hammaddelerin temini için ödemek zorunda kalacaktır.

Ülkemizde bilinen maden yatakları çeşitlilik ve bazı maden rezervleri bakımından oldukça zengindir. Dünya bor rezervlerinin % 65’ine sahip olan ülkemizin, dünya pazarındaki payı %35 civarındadır. Krom, trona, manyezit, kömür, mermer gibi önemli rezervlerimiz bulunmakla beraber, bugün maden ihracatımız ithalatımızı karşılayamamaktadır. 1997 yılında maden ihracatımız 518 milyon $ iken ithalatımız 565 milyon $ olarak gerçekleştirilmiştir. 1980’li yıllardan itibaren uygulanan ekonomik politikalar sonucunda bugün kendi kaynaklarını verimli ve yeterince değerlendiremeyen TÜRKİYE Maden İthalatçısı bir ülke konumuna sürüklenmektedir.

Gelişmiş ülkelerden ABD madenciliğin GSMH’daki payı 285 milyar gelir ile %4.2, Almanya’nın 85milyar $ gelir ile %4.0’dür. Bu oranlar Kanada’da %7.5, Avustralya’da %8.7 civarındadır. 1997 yılında ülkemiz madencilik faaliyetlerinin GSMH’daki payı 2.2 milyar $ gelir ile % 1.13’dür. Maden çeşitliliği açısından önemli bir potansiyele sahip olan ülkemizde bu değerler madenciliğin ekonomi içerisinde hakkettiği yeri alamadığının önemli bir göstergesidir.

Türkiye mevcut maden potansiyeli açısından bazı madenler dışında zengin bir ülke değildir. Bu nedenle mevcut potansiyelini verimli bir şekilde değerlendirirken, madencilik sektöründe uluslar arası bağlantıları da profesyonelce sağlamak zorundadır.

Tablo : 2 Dünya Maden Rezervlerinde Türkiye’nin yeri

Dünya Maden Rezervlerinde Türkiye’nin Yeri

*

Maden Dünya Türkiye *

* (Bin ton) (Bin ton) %

Bor 1.275.000 803.000 62.98

Linyit 390.000.000 800.000 2.05

Trona 24.236.000 196.000 0.81

Krom2 3.500.000 31.000 0.75

Demir Cevheri 69.607.000 131.000 0.20

Bakır 341.000 2.200 0.40

Altın (Ton) 12.770 45.8 0.36

Boksit 28.047.000 87.400 0.31

Taşkömürü 650.000.000 1.100 0.17

Fosfat 34.000.000 39.000 0.12

Türkiye’de maden üretimleri istenilen kapasitede ve uç ürünlere yönelik nitelikte değildir. Madencilik sanayiinde mevcut üretim kapasitelerinin bile tam anlamı ile kullanılabildiğini söylemek mümkün değildir.

Çelik tüketimimiz 1997 yılında kişi başına 184 kg olmuştur. Bu değer Avrupa Birliği ortalaması olan 332 kg ’ın çok altındadır. 2000 yılında toplam yıllık demir-çelik tüketiminin kişi başına 200 kg ‘a çıkması hedeflenmiştir.

CUMHURİYET ÖNCESİ MADENCİLİK

EDREMİT-ALTINOLUK-PAPAZLIK

Antik çağlarda altın madeni olarak çalışılmış bu sahada yakın dönemlerde de Pb-Zn-Cu madenciliği yapılmıştır. Yeni açılan galeriler ile antik galeriler ortaya çıkmış antik galerilerden alınan kömür parçaları, seramik parçaları örnekleri üzerinde C.14 metodu ile yapılan yaş tayinlerinde madenin 2000 yıl önce çalıştığı, kayaç örneklerinin kimyasal analizlerinden de bu sahadan altın işletildiği saptanmıştır (Wagner, Öztunalı.v.d. 1982).

KEPSUT-BEYKÖY

Sahada eski maden kuyusu, işletme çukurları, yıkama olukları ve pasalar bulunmaktadır. Buradaki yıkama olukları ile işletme tekniği Çanakkale-Kartaldağ’daki antik altın madenindeki bulgularla benzerlik sunmaktadır. Kartaldağ’daki antik altın işletmesinin günümüzden 2000-2050 yıl önce yapıldığı belirlenmiştir (Wagner, Öztunalı v.d. 1982). Beyköy’de altın madeninin varlığı kimyasal analizlerle saptanmış olup, bu benzerliklere dayanarak günümüzden 2000 yıl öncelerinde işletildiğini söyleyebiliriz (Alpan, Pehlivan 1993).

ŞAMLI-ILICA

Sahada eski işletme çukurları, pasalar. eski izabe artıkları (curuf) ve bunlarla beraber eritme potası olarak kullanılmış tuğla parçaları bulunmaktadır. Curuflar içerisinde izabe ile olmuş metalik bakır tencereleri burada bakır madenciliğinin yapıldığını göstermektedir. Eski işletme çukurlarındaki işletme tekniği ile eritme potalarında kullanılan teknik günümüzden 1600-1800 yıl önce ullanılmıştır. RomaBizans madenciliğinin tekniği ile benzerlik göstermektedir. Fakat daha sonraki dönemlerde de aynı yerlerde madencilik faaliyeti izleri görülmektedir (Pehlivan 1993).

DURSUNBEY-DEMİRBOKU SIRTI

Sahada eski işletme çukurları, curuflar (eski izabe artıkları), seramik parçaları ve pasalar bulunmaktadır. Curuflar içerisinde eski izabe artığı metalik kurşun taneciklerinin görülmesi eski madenciliğin kurşun için yapıldığını işaret etmektedir. Burada kullanılan madencilik teknikleri Bizans Madenciliğinin teknikleri ile benzerlik göstermektedir. Daha sonraki dönemlerde de madencilik faaliyetleri izleri görülen bu sahada Cumhuriyet döneminde ve yakın tarihlerde de kurşun-çinko üretimi yapılmıştır.*Bu bilinenlere araştırıldıkça daha başka yerler de bulunup katılabilir.

BALYA

Balya Pb-Zn madeninin M.Ö. 500 yıllarında işletildiği arkeolojik bulgularla ispatlanmıştır. Osmanlılar döneminde Balya Madeni (Kocagümüş Madeni) tarihte gülle yapımıyla ünlenmiştir. 1839 yılına kadar Hazine-i Hassa (Devlet Hazinesi) adına işletilen madenin işletme imtiyazı bu tarihte kurulan "Balya Maden İşletmeleri’ne geçmiştir. Bu şirket 1867 yılında işletme imtiyazını "Lori um" adlı Fransız-Türk ortak şirketlerine aktarmış, böylece Balya madenlerine ilk yabancı sermayesi girmiştir. 1878 yılında Balya madeninin işletme imtiyazı 99 yıllığına Fransız uyruklu Riyol’e verilmiştir.

1892 yılında Balya ve Karaaydın (Yenice) yörelerindeki madenleri gümüşlü kurşun madenlerini işletmek amacıyla "Balya-Karaaydın Madenleri Osmanlı Anonim Şirketi" adlı Fransız-Osmanlı ortak şirketi kurularak Balya Madeni’nin işletme imtiyazını devralmıştır. Şirket aynı zamanda Mancılık yöresindeki kömür madeninin de işletme hakkını almıştır. 1901 yılında Mancılık kömür madeninde elektrik santralı kurarak, buradan elektrik gücünü Balya’ya getirmiştir. Bu Osmanlı İmparatorluğu’nda kurulan ilk elektrik santralıdır. Şirket çeşitli yıllarda 13 kez sermaye artırımına gitmiştir. 1924 yılından itibaren ismindeki "Osmanlı" sözcüğü yerine Türk sözünü kullanmıştır.1929 yılından itibaren zarar eden şirket 1935 yılında faaliyetlerini durdurmuş, 1940 yılında tasfiye edilmiştir (Ercan 1997).

Osmanlı döneminde 1815′te Bandırma- Sultançayır’da Boraks bulunmuş,1860 yıllarında Boraks ihracı yapılmaya başlanmıştır. Pandermit adıyla bilinen bu maden cevheri ham cevher olarak ihraç edilmekteydi.

CUMHURİYET DÖNEMİ

1923-1935 yılları arasında madencilikte eğitime ve madencilik kuruluşlarının oluşturulması çalışmalarına ağırlık verilmiştir. Atatürk döneminde ülkemiz yer altı servetlerinin devlet eliyle meydana çıkarılması ve değerlendirilmesi düşüncesiyle 1935 yılında "Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA)" kurulmuştur.

MTA tarafından Türkiye’nin birçok yerinde çok sayıda maden yatağı bulunmuş veya önceden bulunan yataklar geliştirilmiştir. Tespit edilen sahaların birçoğunda bugün üretim yapılmakta, bir kısım sahalar ise üretime hazırlanmaktadır.*

Balıkesir ili metalik maden yönünden önemli bir provenz içerisinde yer almakta olup, endüstriyel hammadde kaynakları yönünden de oldukça zengin bir ilimizdir. (Özellikle MTA’nın kuruluşundan günümüze uzanan süreç içerisinde ilimiz dahilinde yapılan arama çalışmaları sonucu bulunan yer altı kaynaklarımızın bir kısmı işletilip terkedilmiş, bir kısmı halen devlet ve özel sektör kuruluşları tarafından işletilmektedir.

İlimiz dahilinde bulunan metalik madenler, endüstriyel hammaddeler ve enerji hammaddeleri aşağıda belirtilmiştir.

Metalik Madenler

Demir : Havran-Eymir (işletiliyor) Merkez-Şamlı (işletiliyor), Ayvalık-Ayazmant

Kurşun-çinko-bakır : Altınoluk-Doyranlı (Papazlık Madeni), Kepsut-Serçeörerı, Dursunbey-Demirboku Sırtı, Balya

Antimuan -Civa : İvrindi-Korucu-Taşdibi, Gönen-Sebepli, Merkez-Demirkapı, Savaştepe

Altın : Havran-Küçükdere, Altınoluk-Doyranlı (Papazlık Madeni), Kepsut-Beyköy, Ayvalık-Bağyüzü (bu bölgelerde varlığı saptanan altın madeni henüz işletilmemektedir).

Manganez : Kepsut-Mezitler.

Krom : Dursunbey-Durabeyler-Çakırca Çatalçam Adaviran-Çamharmanı-Boyalıca.

Endüstriyel Hammaddeler :

Bor Tuzları : Bigadiç Hav. (işletiliyor), Susurluk-Sultançayırı.

Kaolen : Sındırgı-Düvertepe (işletiliyor), İvrindi K.Yenice Köyü.

Jips : Susurluk-Demirkapı.

Talk : Kepsut-Serçeören.

Wöllastonit : Kepsut-Serçeören.

Barit : Bigadiç-Davutlar.

Bentonit : Merkez-Çağış (işletiliyor),Konakpınar-Bereketli (işletiliyor)

Mermer : Marmara Adası (işletiliyor),Kapıdağ Yarımadası (işletiliyor).

Enerji Hammaddeleri

Linyit : Balya-Mancılık-Bengiler, Gönen-Şaroluk-Sebepli-Dursunbey-Odaköy-Çakırca, Merkez-Köteyli (işletiliyor).

*

MADENLER MİLLETİNDİR"

Bilindiği gibi 3213 sayılı Maden Kanununun bazı maddeleri değiştirilmeye çalışılmaktadır. 57. Hükümet döneminde konu TBMM’ye gelmiş, kamuoyu tarafından "talan yasası" olarak adlandırılan tasarı yoğun tepkiler sonucunda ve erken seçim kararı alındığı için yasalaşmamıştır. Tasarı ile ilgili olarak Bütçe Plan Komisyonu’nda yoğun tartışmaların yaşandığı hususu da* basına yansımıştır.Başbakanlığın 07.01.2003 tarihli TBMM Başkanlığı muhatap yazısından, MadenKanunu değişiklik tasarısının 57. Hükümetin düzenlediği şekliyle aynen* kabul edildiği ve yasalaştırılmak üzere Meclise intikal ettirildiği anlaşılmaktadır.

Bu değişiklik tasarısı yasalaştığı takdirde;

- Zeytinliklerin, ormanların, ağaçlandırma alanlarının, ulusal parkların, kıyıların, meraların,* tarım alanlarının, içme ve kullanma suyu barajlarının

koruma alanlarının, tarihsel ve doğal sit alanlarının ve turizm bölgelerinin kayıtsız koşulsuz madenciliğe açılması,

-* Bu konulardaki kararlara kimsenin karışmaması ve bu kararların yalnızca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca verilmesi,

- Aramalarda Çevre Etki Değerlendirmesinin* yapılmaması,

-Aramalarda araştırma geliştirme teşvik edilirken öteki aşamalarda bunun düşünülmeyişi,

- Çevre Etki Değerlendirmesi’nin de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın da ayrı kurallara göre incelenmesi,

-* Maden ocağından ihraç limanına kadar olan taşıma giderleri vergiden düşülerek tüvenan (ham) maden ihracatının özendirilmesi,

- Yine ihracatta;

- Vergi indirimleri ve gelir ve kurumlar vergisinden 5 yıl süre ile bağışıklık,

- Rezerv tüketimi karşılığında vergi indirimi,

- SSK işveren hissesinin devlet hakkından indirilmesi,

- Ucuz elektrik sağlanması, şeklinde tüm halka külfet olarak yüklenecek bir teşvik sisteminin getirilmesi,

- Kamu kuruluşlarının elindeki ruhsatların bölünmesi ve özel kesime açılması;

- Anayasaya aykırı olarak özel şirketler lehine kamulaştırma esasının getirilmesi,

- Korunması gereken Kültür ve Tabiat Varlıklarının tespitinin madencilere bırakılması,

- İzinsiz ve ruhsatsız çalışmaya yol açacak yeni düzenlemeler getirilmesi,

- Aşırı ve plansız üretime yol açılması, *gibi sakıncalı durumlar söz konusudur.

Bürokratik işlemlerin azaltılması, izin alımında çeşitli kurumlardaki karar süresinin sınırlanması, bazı bayındırlık alanlarında ruhsatların taksiri, ruhsatlarda değişikliklerin kolaylaştırılması, taban teminat kavramının getirilmesi, devlet hakkının yıllık satış tutarından kesilmesi, özel idarelere bundan pay ayrılması, kamunun bayındırlık projeleri için yapılacak madencilik işletmelerinden harç alınmaması, işletilmeyen sahalardan akçalı ceza alınması, MTA’nın havza bazında arama yapmasına imkan sağlanması gibi olumlu yönleri de bulunan tasarının temel mantığına katılmak mümkün değildir.

Tasarı ile yapılacak düzenlemeler kontrolsüz, plansız ve aşırı üretim nedeniyle fiyatların düşmesine neden olacaktır. Daha çok üretip daha az gelir elde edilecektir. Uluslararası firmaların isteğine uygun olan bu düzenleme ile ham maden ihracatına teşvik verilmesi, yerli sanayinin çökmesine neden olacaktır. Ucuz hammaddeyi temin eden uluslararası firmaların ülkemize yatırım yapması için bir nedenleri kalmayacağı gibi, yerli firmalara karşı rekabet avantajı elde edeceklerdir.

Tasarı yasalaştığı takdirde yüzyıllarca üzerinde hassasiyetle durularak oluşturulan zeytinliklerimiz talana açılacaktır. Maden arama adı altında yok edilecek zeytinliklerin eski haline getirilmesinin ne kadar zaman alacağını düşünmek bile istemiyoruz.

Zeytinlikler, ormanlar, ağaçlandırma alanları, ulusal parklar, kıyılar, meralar,* tarım alanları, içme ve kullanma suyu barajlarının koruma alanları, tarihsel ve doğal sit alanları ve turizm bölgelerinde madencilik yapılmasına ilişkin esasların belirlenmesinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yetkili olması buraların yerli ve yabancı madencilik firmalarının insafına terk edilmesi demektir. ETKB buralardaki madencilik faaliyetlerinin sınırlanmasından şikayetçidir. Nitekim bu şikayetleri resmi belgelere ve TBMM tutanaklarına yansımıştır. Maden firmaları ve ETKB bürokratları için, madenciliğin önündeki bu engeller kaldırılmalıdır. Oysa onların engel olarak gördükleri temiz çevre, temiz su, temiz hava, tarihi eserler ve temiz geçmiş ile temiz gelecektir. Birkaç uluslararası madencilik firmasının kirli emelleri için tüm bu temizliklerden vazgeçmemiz düşünülemez.

Tasarıda "Korunması gerekli taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının tespiti, Kültür Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır."* şeklinde bir değişiklik maddesi var ki tam bir skandal. Faaliyeti etkilenen kurum ve kuruluşlar, yani madencilik firmaları, korunması gereken Kültür ve Tabiat Varlıklarının tespitini yapacak.Demokratik hiçbir ülkede veya Kabile yönetimlerinde bile böyle bir düzenlemeyi bulamazsınız. Böyle bir tasarı ile kimse halkın önüne çıkmaya cesaret edemez.

Tasarı TBMM’den geri çekilerek, başta meslek odaları olmak üzere yerli madenciler, yerli sanayiciler, yerli sivil toplum kuruluşları ve diğer kamu kurumlarının görüşleri de alınarak yeniden düzenlenmelidir. Kamuoyundan kaçırılarak, gizlice yasalaştırılmaya çalışılmasının altındaki mantığı anlamak mümkün değildir.

Derneğimiz hazırlanacak yeni tasarının;

* Maden yataklarının akılcı madencilik ölçüleri ile işletilmesinin sağlanmasına,

* Ülkenin ihtiyaç duyduğu madenlerin aranmasının* teşvik edilmesine,

* Tüvenan (ham) olarak ihracata yönelik madenciliğin caydırılmasına, iç tüketimde kullanılacak üretimin teşvik edilmesine,

* Ülkenin stratejik çıkarları açısından önem taşıyan madenlerin üretiminin kamu çıkarı açısından planlanmasına,

* Maden ürünlerinin işlenerek ikinci ve üçüncü türev ürünlerinin ülke içinde elde edilmesinin sağlanacağı endüstrilerin* teşvik edilmesine,

* Korunacak maden havzalarının belirlenmesine,

* Madenciliğin gerektirdiği teknoloji ve donanımların ülke içinde üretiminin özendirilmesine,

* Madencilik işletmelerinde çalışan işçiler ve çevre halkının sağlığını korumaya yönelik önlemlerin alınmasına,

* Madenciliğin ayrı bir sektör olarak değil, sanayinin alt sektörü olarak ele alınması, bu bağlamda hammadde üretiminden nihai ürüne kadar olan üretim zincirinin ülke içinde tamamlanmasının hedeflenmesine, yönelik düzenlemeleri ihtiva etmesini Hükümetten beklemektedir. bilinmelidir ki, hammadde ihracı ile kalkınmış hiçbir ülke bulunmamaktadır.

Tüm kamuoyunu, Hükümeti ve diğer ilgilileri;

1991 yılında Ankara’da bir oteldeki sabah kahvaltısında "Karanlıklar Prensi" Richard Perle’in, zamanın Etibank Genel Müdürü’nün kulağına fısıldadığı "alıcı opsiyonunda hisse senedine dönüşebilir tahvil ihracı" yöntemiyle başta Bor madeni olmak üzere stratejik madenlerin ve kuruluşların sessiz sedasız özelleştirilmeye çalışılacağı ve aslında eski olan bu yöntemin yeniden ısıtılarak gündeme getirileceği hususunda uyararak, Perle’in, Parris’in adına çalıştıkları karanlık odakların karanlık emellerine karşı uyanık olmaya davet ediyoruz.

Yeraltının yabancılara* verilmesinin, otomatikman o* yerin üstünün de* verilmesi sonucunu doğuracağını, bununda ülkenin sessiz işgali anlamına geldiğini bilmeyenleri millet ve tarih asla affetmeyecektir.

Tarih milletinin yararına iş yapanları hep Kahraman olarak anmaktadır.

***************DEVLET DENETİM ELEMANLARI DERNEĞİ

GİRİŞ

Anadolu’muzun her tarafında, madenciliğin ilk olarak bu coğrafyada başladığını gösteren izler vardır. Ülkemizde varolan bazı kaynakların, özellikle Cumhuriyet öncesi dönemlerde verilen tavizler veya ayrıcalıklarla, bazen de hileli bir şekilde, batı ülkelerine taşınıp tüketildiği bilinmektedir. Bugün ülkemizin Dünyada daha fazla söz sahibi olabileceği, kıskançlıkla sahip çıkacağı belli başlı bir kaç kaynağı kalmıştır. Bunların en önemlilerinden birisi de “bor”dur.

En büyük maden varlığımız olan Bor, Osmanlı Devletinin son dönemlerinden beri yabancı ağırlıklı şirketlerin denetiminde kalmıştır. 1960′lı yıllardan itibaren yabancıların yanısıra, yerli dağınık ve küçük ölçekli firmaların neden olduğu rekabetin borlardan elde edilen ulusal geliri düşürmesi üzerine, 1978 yılında CHP tarafından çıkartılan 2172 sayılı yasa ile borla ilgili tüm faaliyetler tamamen Devlet adına, 1935 yılında büyük önder Atatürk’ün talimatı ile kurulan Etibank’ın tasarrufu altına girmiştir. Bilindiği üzere 1961 Anayasasının 161. Maddesi, bugünkü 1982 Anayasasının 168. maddesi (Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.) doğal kaynakların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu vurgulamış ve isterse Devletin, bu doğal kaynaklarını, ilgili Kanunlar çerçevesinde belli süreler için üçüncü şahıslara işlettirebileceğini hüküm altına almıştır. Bu sebeple 2172 Sayılı “Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Yasa Tasarısı” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal ve hükümet üyelerinin imzalarıyla TBMM gündemine getirilmiştir. 1978 yılında CHP tarafından çıkartılan 2172 sayılı yasanın özü Devletleştirme değil, Devletin belli kanunlar çerçevesinde vermiş olduğu İşletme Ruhsatı hakkının iptal edilmesidir.

Nitekim o dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal, C. Senatosunda konu ile ilgili ilgili olarak yaptığı konuşmada bu hususa açıklık kazandırmıştır: ”Ruhsat, kamulaştırma konusu olur mu? Rezerv, kamulaştırma konusu olur mu? Rezerv zaten devletin, şahsın değil. (…) Boraks’ı da devletçe işletmek istiyoruz, bu görüşte olanlar vardır, olmayanlar vardır. (…) Bunu açıkça söyledik, kimseyi de aldatmadık. Bu iddia ile yola çıktık” (C. Senatosu 3. 1. 1978, 76. Birleşim)

Yasanın hem Millet Meclisi’nde hem de Cumhuriyet Senatosu’nda görüşülmesi sırasında en önemli tartışmayı, bunun bir devletleştirmeyasası olup olmadığı ile madenlerin mülkiyetinin kime ait olduğu konusu oluşturmuştur. Yasanın bir devletleştirme yasası olmadığını savunan Prof. Dr. Muammer Aksoy görüşlerini şöyle ifade etmiştir: “(…)Bu sadece Atatürk milliyetçiliğinin kaçınılmaz sonucudur ve Atatürk, bütün 1 Kasım nutuklarında da hep milli maden ve madenlerin devletleştirilmesi üzerinde durmuştur. (…) Görüştüğümüz bu kanun, yalnız Türkiye’de Boraksların devletleştirilmesini sağlayabilse dahi belki tarihte hiçbir kanunun Türk devletine sağlayamadığı büyük yararları sağlanmış olacaktır. (…)Bu bir devletleştirme değil, iznin geri alınmasıdır” (1978 TBMM 169. Birleşim Tutanakları)

04.10.1978 tarih 2172 sayılı yasa ile bor madenlerinin Devlet tarafından aranması ve işletilmesine, eski bor maden ruhsatlarının da Devlete devredilmesine karar verilmiş, Devlete ait bor ruhsat sahalarının hiçbir hakkı, gerçek ve tüzel kişilere devretme yetkisi verilmez kaydı getirilmiştir. Böylece ülkemiz için hayati önem taşıyan bor madenlerinin ruhsatları, bu yasayla gerçek sahibi olan ülke halkı adına, işletilmek üzere Devletin tasarrufu altına alınmıştır.

2172 Sayılı yasa ile beklentilerin aksine, bor madenlerinin devletçe işletilerek pazarlanmasının ülke yararına olumlu sonuçlar verdiği, 12 Eylül rejiminin uygulandığı koşullarda bile kabul edilmiş, hazırlanan 2840 Sayılı Yasa, 4 Nisan 1983 tarihinde Danışma Meclisi’nde kabul edilerek, 12 Nisan 1983 tarihinde Milli Güvenlik Konseyi’nin onayı ile yürürlüğe girmiştir. Böylece halen yürürlükte olan bu yasa ile bor sahalarının kamu tarafından işletilmesi ve tek elden yönetilmesi bir kez daha yasal güvence altına alınmıştır. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden 6 ay sonra 2172 Sayılı yasa yürürlülükten kaldırılmıştır. 15 Haziran 1985 tarihinde kabul edilerek yayınlanan 3213 Sayılı Maden Kanununun 49. maddesinde ise “2840 Sayılı Maden Kanunu Hükümleri saklıdır. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve asfaltit madenlerinin aranması ve işletilmesi bu yasa hükümlerine tabidir. Bunların ihracatına ait usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca tespit edilir” hükmü getirilmiştir.

16 Şubat 1994 tarihinde yürürlüğe giren 3971 Sayılı Yasa ile 2840 Sayılı Yasa’nın ikinci maddesi değiştirilerek, “Bor tuzları ile uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır.” hükmü getirilmiş, trona ve asfaltit madenlerinin özel sektör tarafından aranması ve işletilmesine olanak sağlanmış, fakat bor tuzları yine devlet tekelinde bırakılmıştır.

Bugün, hükümetçe meclise getirilmek üzere hazırlıkları sürdürülen 3213 Sayılı Yasadaki bazı maddelerin değiştirilmesi çalışmalarında aşağıdaki tablonun göz önüne alınması mutlak bir zorunluluktur.

1- BOR NEDİR ?

Kökeni Arapça’da Buraq/ Baurach ve Farsça’da Burah kelimelerinden gelen ve simgesi (B) olan borun atom numarası 5, atom ağırlığı 10,81 ve ergime noktası 2190 ± 20 oC olup, periyodik sistemin üçüncü grubunun başında yer almaktadır. Yer kabuğunda toprak, kayalar ve suda yaygın olarak bulunan kristal ya da amorf yapıdaki bor miktarı, ortalama 10 ppm mertebesindedir. Doğada bulunan bor, kütle numaraları 10(%19,8) ve 11(%80,2) olan iki kararlı izotopun karışımından oluşmaktadır.

Bor, ilk defa 1808 yılında Gay-Lussac ve Jacques Thenard ile Sir Humphry Davy tarafından bor oksidin potasyum ile ısıtılmasıyla elde edilmiştir. Daha saf bor, ancak bromit veya klorit formlarının tantalyum filamenti vasıtasıyla hidrojen ile reaksiyona sokulmalarıyla elde edilmektedir. Kimyasal olarak ametal bir element olan kristal bor, normal sıcaklıklarda su, hava ve hidroklorik/hidroflorik asitler ile soy davranış göstermektedir. Öte yandan yüksek sıcaklıklarda saf oksijen ile reaksiyona girerek, bor oksit (B2O3), aynı koşullarda nitrojen ile bor nitrit (BN) , bazı metaller ile magnezyum borit (Mg3B2) ve titanyum diborit (TiB2) gibi endüstride kullanılan bileşikler oluşturabilmektedir.

1.1. Bor ve Bor Mineralleri

Bor, doğada serbest olarak bulunmaz. Bor elementi, doğada değişik oranlarda bor oksit (B2O3) ile 150′den fazla mineralin yapısı içinde yer almasına rağmen; ekonomik anlamda bor mineralleri kalsiyum, sodyum ve magnezyum elementleri ile hidrat bileşikleri halinde teşekkül etmiş olarak bulunur. Bor minerallerinden ticari değere sahip olanları; tinkal, kolemanit, üleksit, probertit, borasit, szyabelit, hidroborasit ve kernit’tir (Çizelge 2). Bor madenleri, topraktan çıkarıldıktan (tüvenan cevher), sonra kırma, eleme, yıkama ve öğütme işlemlerini müteakip, ilgili sanayilerin kullanımına hazır hale gelebilmektedir.

Ekonomik boyutlardaki bor yatakları, borun oksijen ile bağlanmış bileşikleri halinde daha çok Türkiye, ABD, Arjantin, Rusya, Kazakistan, Çin, Bolivya, Peru ve Şili’nin kurak, volkanik ve hidrotermal aktivitesi olan bazı bölgelerinde bulunmaktadır. Bor minerallerinin içeriğindeki yüzde B2O3 dağılımı farklı olduğundan, çizelge 3′de ekonomik olarak kullanılabilecek cevherlerin %100 B2O3 eşdeğerleri verilmiştir.

Ülkemizde işletilmekte olan başlıca bor minerallerinden (Çizelge 4) TİNKAL Eskişehir Kırka, KOLEMANİT Kütahya Emet, Balıkesir Bigadiç ve Bursa Kestelek, ÜLEKSİT ise Balıkesir Bigadiç’de bulunmaktadır.

Çizelge 3 ve 4’ten de görüleceği gibi şimdiye kadar yapılan arama sonuçlarına göre, % 100 B2O3 bazında, ülkemizin dünya toplam bor rezervlerindeki payı % 63, dünyada en büyük üretici durumundaki US Borax’ın kontrolü altındaki bor rezervlerinin (ABD ve Arjantin’deki rezervler) payı ise % 11 civarındadır. Bu veriler, Türkiye’nin dünyanın en büyük bor kaynaklarına sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Belirtilen bu değerler 10-15 yıl öncesine ait verilerdir.

Konu ile ilgili uzmanlar Eti Holding’in imtiyazı altındaki sahalarda yapılacak yeni arama çalışmalarıyla ülkemiz rezervlerinin en az iki katına çıkacağını belirtmektedirler.

Rezerv ömürlerine baktığımızda durum çok daha çarpıcıdır. Görünür ekonomik rezerv bazında, dünya tüketimini tek başına karşılama süresi yönüyle ülkemizin bor yatakları şu anda, US Borax kontrolündeki rezervlerin yaklaşık 7 katı olup, (Çizelge 3) analistlere göre son yıllardaki tüketim artış hızı da dikkate alındığında 80 yıl sonra, ülkemiz yataklarının, dünyada tek bor kaynağı olma olasılığı çok yüksektir.

Bor ve bor ürünleri ile ilgili olarak bugün için dünyada bir rezerv sorunu bulunmamaktadır. Bu sebeple, büyük rezervlere sahip olmak kendi başına bir anlam ifade etmemektedir. Bu rezervden sağlanacak faydanın en üst seviyeye çıkarılabilmesinin şartlarını oluşturmak çok daha önem kazanmaktadır.

Ülkemiz rezervlerinin ağırlıklı olarak kolemanitten oluştuğu bilinmektedir (Çizelge 4). Ülkemizde toplam 1,8 milyar ton dolayında bulunan kolemanite karşılık diğer ülkelerdeki toplam kolemanit rezervi miktarı ise 100 milyon ton civarındadır. Bu değer, üretimde kolemanit kullanımının daha ekonomik ve zorunlu olacağı öngörülen sanayi alanlarında, ileride ortaya çıkacak olan büyük avantajımızı da bu günden ortaya koymaktadır.

1.2. Bor Ürünleri

Bor cevherlerinin yapılarındaki kil bileşiklerinin arındırılması için yapılan yıkama ve zenginleştirme işlemi sonucu elde edilen ürün ham bor (konsantre) olarak tanımlanmaktadır. Bor mineralleri konsantre bor ve/veya öğütülmüş konsantre bor halinde piyasaya sanayi girdisi olarak belli miktarlarda sunulabilmekte, geriye kalanı ise sanayide rafine bor bileşikleri halinde kullanılmaktadır. (Çizelge 5)

Eti Holding’in konsantre ürün olarak pazarladığı ve rafine ürün üretiminde kullandığı iki çeşit konsantre bor cevheri vardır; Tinkal Konsantre ve Kolemanit Konsantre, Üleksit Konsantre, ülkemizde rafine ürün üretiminde kullanılmamakta olup sadece konsantre ürün olarak yurt dışına satılmaktadır.

Ülkemizde elde edilen başlıca rafine ürünler ise; (Çizelge 6)

1. Boraks Pentahidrat

2. Boraks Dekahidrat

3. Susuz Boraks

4. Borik Asit

5. Sodyum Perborat

olarak sıralanabilir.

Bor madenlerinden, kolemanitin sülfürik asit ile reaksiyonu sonucu borik asit, tinkalin rafine edilmesi ile boraks pentahidrat ve dekahidrat (boraks), boraks pentahidrat’ın kalsine edilmesi ile susuz boraks, tinkalin veya boraksın hidrojen peroksit ile reaksiyonu sonucu da sodyum perborat elde edilmektedir. Eti Holding’in üretim alanları içinde, konsantre cevherden rafine ürünlere geçiş, şematik olarak aşağıda gösterilmiştir.

Kolemanit Konsantre Tinkal Konsantre

Borik Asit Boraks Pentahidrat

Boraks Dekahidrat

Susuz Boraks

Sodyum Perborat

Bu ürünler dışında, genellikle yüksek teknoloji gerektiren yöntemler ile dünyada ticari olarak üretilen ve değişik kullanım alanları olan özel bor kimyasalları mevcuttur. 250 civarında sektörde nihai ürün olarak kullanılan bu ürünlerden en yaygın kullanım alanlarına sahip olanları; susuz borik asit, elementer bor, çinko borat, ferro bor, borazon, bor karbür, bor hidrit, bor karbit ve bor nitrür olarak sıralanabilir.

2- BOR VE ÜRÜNLERİNİN KULLANIM ALANLARI

Yeknesak ve çok spesifik kimyasal karakteristiklerinden dolayı, özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, bor kimyasının hızla gelişmesi sayesinde, bugün konsantre, rafine ürün ve nihai ürün şeklinde, en az 200′ünde alternatifsiz olmak üzere, 250′yi aşkın kullanım alanı oluşmuştur (Çizelge 7-8). Bor, ilave edildiği malzemelerin katma değerlerini yükseltmekte, bu nedenle bugün sanayinin tuzu olarak adlandırılmaktadır. Gelişen teknolojiler, bor kullanımını ve bora bağımlılığı artırmakta, borun stratejik mineral olma özelliği giderek daha da belirginleşmektedir.

3- BOR ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE TİCARETİ

Bugün, Eti Holding A.Ş. ve US Borax ikilisi toplam Dünya bor arzının % 70′ine yakınını karşılamaktadır. Şu anda bor ürünleri ile ilgili olarak Dünyada bir rezerv sorunu da bulunmamaktadır. Bu nedenle, Dünya bor pazarı, sınırlı üretici olması ve ürün grubunun birbirlerini ikame edebilme özelliklerinin ürün çeşitlendirmesi gerektirmesi nedeni ile, diğer maden ve metal pazarlarından çok ayrı bir yapıya sahiptir.

Dünya bor pazarının, diğer maden veya metal borsalarında, piyasa şartlarında oluşan fiyatlara göre alım-satım işlemlerinin gerçekleştirildiği bir Pazar olarak değerlendirilmesi büyük bir yanılgıdır. Bu piyasadaki fiyatlar, ürün ve pazar şartları dikkate alınarak belirlenen yapay denge fiyatlarıdır. Dolayısı ile sahip olduğumuz yüksek miktar ve kalitedeki rezervlerden sağlanacak faydanın en üst düzeye çıkarılabilmesi için, katma değerleri daha yüksek ürünlere yönelmek ve ülkemizde bor kullanan sanayileri kurmak büyük önem taşımaktadır.

3.1. Dünya Bor Üretimi

Dünya bor üretimi %100 B2O3 bazında 1.5 milyon ton civarında olup, bu üretimin %39′u US Borax (Borax Argentina dahil), %31′i de ülkemizde Eti Holding A.Ş. tarafından gerçekleştirilmektedir. (Çizelge 9) Bor üretiminde 1970′de 770.000 ton civarında olan üretim, 1995′den itibaren yılda 1,5 milyon tona yükselmiştir.

Bu artışın önemli bir kısmı Türkiye’deki üretim artışından ve rafine tesislerinden ileri gelmiştir. Ülkemizde bor üretimi 1970′de 122.000 ton B2O3′ten, son yıllarda 475.000 ton B2O3′e ulaşmıştır. ABD’nin bor üretimi ise tersine, nispeten sabit kalarak aynı dönem için üretim değerleri 510.00-730.000 ton B2O3 arasında değişim göstermiştir.

Tüvenan cevher üretiminde, Türkiye dünya üretiminin yarısından fazlasını gerçekleştirmektedir. (Çizelge 10) 1988-2000 yılları arası Türkiye’nin tüvenan cevher üretimi, devamlı olarak ABD’den fazla olmuştur. Tüvenan cevher üretim büyüklüğü rakam olarak fazla anlamlı değildir. Asıl olan yıllık 1.5 milyon ton dolayındaki % 100 B2O3 eşdeğeri pazarın, ne kadarını alabildiğimiz ya da koruyabildiğimizdir. Çünkü tüvenan ve konsantre cevher üretiminin artması demek, pazardan reel olarak aldığımız pay anlamında düşünülebilirse de çoğu kez gerçeği yansıtmaz.

Dünya bor rezervlerinin % 63′üne sahip olan ülkemiz, % 100 B2O3 bazında dünya bor üretiminde ABD’den sonra ikinci sırada yer almaktadır. (Çizelge 11)

3.2. Dünya Bor Tüketimi

Dünya bor tüketim miktarı, üretim gibi 1970′den bu yana ikiye katlanmış olup, bu miktara sabit yıllık artışlarla değil, daha ziyade yoğun talep dönemlerinin sonucu olarak ulaşılmıştır.

Dünya borat tüketiminin 43%’ü, Fiberglas ve Cam Sektöründe yaklaşık 640.000 tpy B2O3, 19%’u Deterjan Sektöründe yaklaşık 270.000 tpy B2O3, ,11%’i Seramik Sektöründe yaklaşık 166.000 tpy B2O3 tüketilmektedir (Çizelge 12). Kuzey Amerika’da Cam Endüstrisi tüketimin 50%’sini, Avrupa da Deterjan Endüstrisi tüketimin 85%’ini tüketir. Seramik Endüstrisinde, tüketim Latin Amerika ve Asya’da Avrupa ve Kuzey Amerika’dan fazladır. Ülkemizde bor tüketimi çok düşük seviyelerde olup dünya tüketiminin 1-2%’si civarındadır (Çizelge 13). 2000 yılında, ülkemizin bor tüketimi, 19.546 ton B2O3 olup, bunun 27%’si demir çelik, 12%’si cam ve cam elyafı, 38%’si seramik ve firit, 12%’si deterjan, 5%’i kimya ve 6%’sı da diğer sektörlerde tüketilmiştir. ABD’de 1999 yılında 416.000 ton B2O3 tüketilmiş olup bu tüketimin, 73%’ü cam endüstrisinde, 6%’sı sabun ve deterjan endüstrisinde, 3%’ü tarımda, 4%’ü yangın geciktirme endüstrisinde, 3%’ü seramik ve firit endüstrisinde ve 11%’i diğer sektörlerde kullanılmıştır.

3.3. Dünya Bor Ticareti

Bugün dünyada yaklaşık 1.2 milyar ABD doları kadar B2O3 pazarı bulunmaktadır. Eti Holding bu pazarın parasal bazda ancak 20-23 %’üne sahip olabilmiştir. Rakip US Borax şirketi, bu pazarın parasal bazda 65-70 %’ine sahiptir. Buradaki gelirle ilgili çelişkiyi, Eti Holding’in bu pazarı yeterince kontrol edememesi ve rakip şirketin ancak bize bıraktığı alanlarda hareket etmesinin yanı sıra, US Borax’ın pazarda sadece rafine bor ürünleri satması (konsantre bor satmamaktadır), Eti Holding in ise pazarda hem rafine hem de konsantre bor satması diye düşünebiliriz.

Dünya bor ticaretinde, Türkiye ve ABD, bor üretiminin %70′ini temin etmektedir. Ancak bor tüketim pazarını gelişmiş ülkeler oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türkiye ihracatının büyük çoğunluğunu bu ülkelere yapmaktadır. Dünya bor tüketiminin büyük bir kısmı Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’dadır (Çizelge 14). Bu iki bölge tüketimin yaklaşık %75′ini oluşturmaktadır.

Dünya Rafine Boraks (Boraks Pentahidrat, Boraks Dekahidrat, Susuz Boraks) kurulu kapasitesi yaklaşık 1.5 milyon ton civarındadır (Çizelge 15). Rafine Boraks üreten yaklaşık 12 ülke vardır. Rafine Borakslar sodyum kökenli bor minerallerinden üretilmektedir. 1997 yılı Rafine Boraks dünya üretiminin 90%’ı US Borax, Eti Holding, NACC (ABD) ve Çin tarafından yapılmış olup, bu üretimin 55%’i US Boraks tarafından gerçekleştirilmiştir. US Boraks hali hazırda kurulu kapasitesinin 75%’ini kullanmaktadır. Rafine Boraks üretimi, yaklaşık 1.2 milyon ton civarındadır. Bu üretimin 38%’i Avrupa’da , 45%’i ABD’de tüketilmektedir. Eti Holding, Rafine Boraks üretiminin yaklaşık 85%’ini pazarlamaktadır. Bugün Dünyada Boraks Pentahidrat üretecek olan tesislerin kurulu kapasitesinin 72%’si US Borax’a, 26%’sı Eti Holdinge aittir . Türkiye Rafine Boraks kapasitesini artırma çalışmalarına devam etmekte olup, bu sene devreye alınacak olan 160.000 ton/yıl kapasiteli Kırka’daki 3. Bor Türevleri Tesisi ile pazardaki payımızın daha da artacağı aşikardır. Bu durumda US Borax’ın kurulu kapasite payı 64%’e düşecek, Türkiye’nin payı ise 34%’e çıkacaktır. Türkiye’nin Rafine Boraks (Boraks Pentahidrat) kapasitesini artırması ile, bu pazarda, rekabetin daha yoğun ve sert olacağı aşikârdır.

Dünya borik asit tesislerin kurulu kapasitesi, yaklaşık 800 bin ton civarındadır (Çizelge 15). Borik asit üreten toplam 18 adet firma bulunmaktadır, bunlardan 14′ü kendi madenlerinden çıkardıkları hammaddeyi işlemekte, diğer 4 firma ise cevheri dışarıdan temin etmektedirler. Kurulu kapasitenin 30%u US Borax’a, 25%’i JSC Bor (Rusya), 11%’i Eti Holding’e, 8%’i Larderello, 6%’sı NACC’ye aittir. Böylece toplam kapasitenin 80%’i bu 5 firmaya ait olup geri kalan 20% diğer 13 adet firmaya aittir. Dünya borik asit üretiminde, ABD ülke ihtiyacından fazla üretim yapmakta buna karşılık Avrupa ise, ihtiyacının 75%’ini karşılayabilecek kadar üretim yapmaktadır. Bu nedenle, ABD Avrupa’ya göre daha az ithalat yapmakta ve büyük Pazar Avrupa’da oluşmaktadır. 1997 yılı Dünya üretiminin 37%’sini US Borax, 15%’ini JSC Bor, 9%’unu Larderello, 8%’ini Eti Holding, 8%’ini NACC gerçekleştirmiştir. Eti Holding, borik asit tesisini tam kapasite ile çalıştırmakta olup, ürettiği ürünün 90%’nını pazarlamaktadır. Türkiye borik asit kapasitesini arttırma çalışmalarına devam ederek önümüzdeki yıllarda devreye alınacak olan 100.000 ton/yıl kapasiteli Emet Borik Asit Tesisi ile pazardaki payını daha da artıracağı aşikardır. Türkiye’nin borik asit kapasitesini artırması ile, kapasite payı 21%’e çıkarken US Borax’ın payı 27%’ye, JSC Bor’un payı 22%’ye, Larderello’nun payı 6%’ya ve NACC’nin payı 5%’e düşecek ve zaten dünya tüketimine göre üretim fazlası olan bu pazarda rekabetin daha yoğun ve sert geçmesi kaçınılmaz olacaktır.

SONUÇ

Son dönemde ulusal madenciliğimiz dışlanmış, son üç yıldır ise, Cumhuriyet tarihinin en derin çöküntüsünü yaşamıştır…

Türkiye, başta bor mineralleri olmak üzere toryum, perlit, pomza, mermer, trona, volkanik tuzlar, volkanik killer, manyezit, feldspat, altın ve kromit’te dünya ölçeğinde önemli olan ve dış pazarlarda ciddi pay sahibi olabileceğimiz rezervlere sahiptir.

Kömür, demir, bakır, pirit, çinko, kurşun, boksit, tungsten ve endüstriyel ham madde nitelikli belirli alanlarda mevcut olan rezervler ise, iç pazarda değerlendirilmek üzere, ulusal ekonomi açısından önem taşımaktadır.

Bu potansiyele karşın, üretim ekonomisini dışlayan politikaların uygulamada olduğu son yirmi yıllık dönemde, özellikle son yıllarda, ülkemiz madenciliğinde gelişme sağlayacak adımlar atılmamış, yatırımlar yapılmamış ve madencilik sektörünün ulusal ekonomi içindeki payı giderek azalmıştır.

Son beş yıllık dönemde, ülkemizde madencilik ve taşocakçılığı sektörünün yarattığı katma değerin GSMH içindeki payı, ortalama yüzde 1′ler seviyesinde kalmıştır.

Bu dönemde, GSMH yıllık ortalama yüzde 0.2 oranında büyürken, madencilik sektörü yıllık ortalama yüzde 1.5 oranında küçülmüştür.

DSP+MHP+ANAP Koalisyon Hükümeti dönemini oluşturan son üç yılda ise, madencilik sektörü, üretimi yılda ortalama yüzde 6.9, katma değeri ise yılda ortalama yüzde 6.0 oranında küçülerek, ülke madenciliğinde Cumhuriyet tarihinin en derin çöküntüsü yaşanmıştır.

Tükenebilir nitelikte olan madenlerimiz için ulusal madencilik politikası uygulanarak, madencilik sektörü hızla geliştirilmelidir…

Maden kaynaklarının çok önemli bir özelliği, yenilenebilir nitelikli değil, kullanıma bağlı olarak zamanla tükenmeleri, yani tükenebilir türden doğal kaynak olmalarıdır.

Ülkemizin gelişmesinde, doğal kaynaklarımızın ekonomiye katkısını verimli şekilde sağlayacak ciddi, tutarlı bir madencilik politikasının uygulanmasına önemle ihtiyaç vardır.

Bu nedenle, özellikle stratejik nitelikli ve karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğumuz madenler ile ilgili politikaların, “Stratejik Makro Plan İlkeleri” ve “Öncü Sektör Politikaları” ile uyum içinde hazırlanacak “madencilik alt sektör master planları” çerçevesinde ve gelecek nesillerin hakları da kollanarak belirlenmesi gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 168. Maddesinde de belirtildiği üzere “Madenler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır”. Devlet bu işlev ve sorumluluğunun gereğini etkin olarak yerine getirmelidir. .

Bor, ulusal zenginliğimizdir. CHP, bu zenginliği korumaya ve geliştirmeye kararlıdır…

İleri sanayileşmenin ve enformatik çağın üretim süreci ve teknolojilerinde, bor türevlerinin kullanımı yaygınlaşmakta ve bor ürünlerine bağımlılık artmaktadır. Cam ve deterjan sanayiinden, enerji ve uzay teknolojisine kadar yüzlerce değişik alanda kullanılan bor, giderek artmakta olan stratejik özelliklere sahip bir madendir.

Bazı ülkeler, diğerlerine göre, maden kaynakları açısından, doğalarından kaynaklanan bazı avantajlara sahiptirler. Örneğin, Arap ülkelerinin çoğu birer petrol, Şili bakır, Brezilya demir ve Türkiye bir bor ülkesidir. Bu ülkeler, sahip oldukları bu hammadde kaynakları sayesinde, potansiyel olarak en azından baştan avantajlı durumdadırlar. Bu potansiyel ancak kararlı ulusal politikalar uygulanarak sürekli avantaja dönüştürülebilir.

CHP, dünya rezervlerinin yüzde 63′üne, dünya ticaretinin parasal toplamının ise sadece yüzde 20′sine sahip olduğumuz “bor mineralleri ve türevleri” üretimini daha da geliştirip, dünya bor ticaretinden daha büyük pay alarak Türkiye’yi bu alanda önder ülke yapmaya kararlıdır.

Bu amaçla CHP, bor ürünlerinin, üretimden yatırıma, pazarlamadan satışa izlenmesi gerekli kısa ve uzun vadeli politikaları ortaya koyacak bir Bor Master Planı hazırlayarak uygulamaya koyacaktır.

CHP, bor’un özelleştirilmesine izin vermeyecektir…

Bor madeni stratejik nitelikli ulusal kaynağımızdır, bu alanda kamu yararı ve ulusal çıkarların kararlı olarak korunmasını sağlayacak politikaların etkin olarak eşgüdümü, yönlendirilmesi ve denetimi ancak kamu işletmeciliği ile sağlanabilir.

Bu nedenlerle, 1978 yılında, borda kamu işletmeciliğinin temellerini atan CHP, bundan sonra da, bu yapının sürdürülmesinin güvencesini oluşturacak, bu konudaki özelleştirme dayatmalarına izin vermeyecek, bor kaynaklarımız çok uluslu şirketlerin oyunlarına alet edilmeyecektir.

Bor ürünleri alanında teknolojik yenilikler hedef alınarak, AR-GE faaliyetlerine önem verilmeli, ürün yelpazesi genişletilmelidir…

AR-GE faaliyetlerine özel önem verilerek, üniversiteler ve araştırma kurumları ile işbirliği yapılarak, laboratuar ve pilot çapta “uç ürün üretme” ye yönelik bilimsel çalışmalar yürütülerek, bor ürünlerinde yenilikler ve ürün yelpazesinde genişleme hedef alınmalıdır.

Bu anlayışla, CHP,

Etkin, yeni bir Bor Araştırma Merkezi’nin ETİ HOLDİNG, Üniversiteler ve TÜBİTAK’ın işbirliği ile kurulmasına,

Ulusal bor sanayiinde teknolojik yapılanma için gerekli kamu kaynaklarının tahsisine, ve bu amaçla kaynak yaratmaya,

öncelik verecektir.

Hedefimiz, ulusal üretim kapasitemizi artırmak, daha çok “rafine bor ürünü” üretmek, çevre ve doğanın korunmasına özen göstermektir…

Ülkelerin doğal kaynaklarından makro fayda sağlayabilmeleri için tek seçenekleri, onları, katma değeri yüksek nihai ürün haline dönüştürerek, makro ölçütlerle ülke ekonomisine en çok katkı sağlayacak bütüncül pazarlama stratejilerine yönelmeleridir.

CHP, bu ilkenin ülkemiz bor sanayiinde de, yeni ürün türlerini de kapsayacak şekilde uygulamaya geçirilmesini ve daha çok rafine bor ürünü üretimini hedef alacaktır.

Kalitesi yüksek ham borlarımız, ülkemizin rakip bor üreticilerine karşı üstünlüğüdür. Bu üstünlüğü sonuna kadar en uygun şekilde değerlendirmek gerekir. Diğer yandan, bu üstün nitelikli bor minerallerinden konsantre ve nihai ürün üretme sürecinde ortaya çıkan düşük kaliteli ham borların da, israf edilmeden, rafine edilerek değerlendirilmesi sağlanmalıdır.

CHP, diğer sektörlerde öngördüğü gibi madencilik sektöründe de, cevherden nihai ürüne üretim sürecinin tüm aşamalarında, çevre ve doğanın korunmasına gerekli özenin gösterilmesini sağlayacaktır…

Ham ve konsantre bor ürünleri pazarlamasında kamu tekelinden vazgeçilemez…

Bor konusunda ülkemizin çok uluslu tekeller ile etkin olarak rekabet edebilmesi ve dünya ticaretinden en büyük payı alabilmesi için, konsantre ve rafine bor ürünlerinin, iç ve dış piyasalarda pazarlanmasında, bu ürünlerin bir bölümünün birbirlerini ikame edebilme özelliklerini de dikkate alan,

Uzun vadeli istikrarlı satış politikaları geliştirilmesi,

Bu politikaların tek elden ve güçlü bir organizasyonla uygulamaya konulması,

zorunludur.

Bu amaçla CHP, 2840 sayılı yasanın “bor maden işletmeciliği tek elden yürütülecektir” ilkesinden asla ödün vermeyecektir.

Hedefimiz, uygun bir zaman kesitinde, dünya bor piyasasında önder ülke olmaktır…

Dünya bor rezervlerinin yüzde 63′üne sahip olan ve sahip olduğu rezervler genelde yüksek kaliteli bor cevheri içeren Türkiye, yüzde 20-25′lik bir dünya bor ürünleri ticaret payı ile yetinemez.

CHP, Türkiye’nin, dünya bor piyasasında en kısa zamanda önder ülke olmasını hedef alacak, bu konuda gerekli önlemleri kararlılıkla uygulamaya koyacaktır.

Bu amaçla ETİHOLDİNG/ETİBOR’un, dünya ölçeğinde dağıtım ve pazarlama ağı kurması, mevcut dış tekelci yapıya teslim olmaması sağlanacaktır…

Fazladan ihraç ettiğimiz her ton bor ürünü, halen dış piyasalarda uluslararası monopole yakın düzeyde etkinliğe sahip olan güçlü rakip kuruluşun, pastadaki payından bir miktar daha alma ve ülkemizin dünya bor pazar payının o ölçüde artması demektir.

CHP, bu gerçeği dikkate alarak, ETİHOLDİNG/ETİBOR’un uluslararası satış örgütlenmesinin, hedef pazarlara ilişkin politikaları da kapsayacak olan Bor Master Planı çerçevesinde, dinamik ve etkin bir yapıda yeniden organize edilmesini sağlayacaktır.

Bu düzenlemede, personel seçimi ve istihdamında bilgi ve becerinin ön planda tutulduğu, yeterliliğin sürekli geliştirilip sorgulandığı bir yapılanma ortaya konacak, saydamlık ve etkinlik temel hedef olarak alınacaktır.

CHP, bor ürünlerini girdi olarak kullanan yeni sanayilerin kuruluşunu özendirecek, BALIKESİR ve BANDIRMA yörelerine yakın “Özel Endüstri Bölgeleri” oluşturulmasını hedef alacaktır…

Rafine bor ürünlerinin yurtiçi talebini artıracak “Bor Kullanan Sanayii” yatırımları özendirilerek, ETİ HOLDİNG/ETİBOR ulusal sanayiinin ihtiyacını, uygun fiyatlarla, düzenli olarak sağlamalıdır…

CHP, konsantre ve nihai bor ürünlerini girdi olarak kullanan ileri ve öncü sektörlerin ülkemizde kurulması ve gelişmesine öncelik vererek, özendirecektir.

CHP, bu kapsamda, ilk aşamada, kolemanit ve üleksit’in doğrudan kullanılabildiği “tekstil tip cam elyafı”, “izolasyon tip cam elyafı”, “optik fiber glass” ve benzeri sanayilerin ülkemizde geliştirilmesini (bu sanayilerin diğer temel girdilerini oluşturan kaolen, silis ve doğal sodanın da ülkemizde yaygın olarak varlığı dikkate alınarak) destekleyecektir.

CHP, lkmiz sanayi kuruluşlarının, halen son derece düşük düzeyde olan ve gerekli uzlaşma ortamı yaratılamamış olması nedeniyle bir bölümü yurt dışı kaynaklardan karşılanmakta olan bor ürünleri talebini, istikrarlı ve piyasalarda rekabet olanağı sağlayacak fiyatlarla, kesintisiz olarak sağlanmasını hedef alacaktır.

CHP, ülkemizde mevcut veya yeni kurulacak “işletmelerin ihtiyacı olan bor ürünlerinin tümüyle yurt içinden karşılanması” ilkesini, gerekli uzlaşma ortamını yaratarak hayata geçirecektir.

ETİHOLDİNG, özerk, etkin, verimli bir yapıya kavuşturulacaktır…

Hepsinden öte, ETİHOLDİNG/ETİBOR’un “cevher ve ürün üretiminden pazarlama ve satışa” kadar, işlevlerini gereğince yerine getirebilmesi, dış piyasalarda uluslararası nitelikteki dünya devi rakipleri ile rekabet ederek üstünlük sağlayabilmesi için, CHP’nin yaşama geçireceği KİT Reformu kapsamında, “özerk, partizanlıktan arındırılmış, etkin, verimli, saydam, öz sermaye açısından güçlü ve çalışanlarının haklarına saygılı” bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.

CHP, ülke madenciliğine sahip çıkacak, borda, Türkiye’yi dünyanın önder ülkesi yapacaktır…

*

Maden Kanunu

06 Kasım 2007

MADEN KANUNU

5.06.1985 tarih 18785 sayili Resmi Gazetede yayimlanmistir.

Kanun No. 3213 Kabul Tarihi: 4.6.1985

Amaç

MADDE 1.- Bu Kanun madenlerin aranmasi, isletilmesi, üzerinde hak sahibi olunmasi ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usulleri düzenler.

Madenler

MADDE 2.- Tabiatta element (basit), bilesik (mürekkep) veya karisim (mahlut) halde bulunan, asagida yazili maddeler bu Kanuna göre maden sayilir.

I- ENERJI MADENLERI:

Maden kömürü (Linyitten Antrasite kadar her nevi kömür, asfaltit, bitümlü sist, bitümlü seyl), radyoaktif mineraller (Uranyum, Toryum, Radyum, Niyop, Lantan, Neodyum, Praseodyum, Selenyum).

II- METAL MADENLERI:

Altin, Bakir, Pirit, Kobalt, Nikel, Kursun, Çinko, Gümüs, Kadmiyum, Bizmut, nadir elementler (Indium, Galyum, Itriyum, Talyum, Germanyum), Kalay, Tantal, Tellür, Molibden, Tungsten (Wolframit, Selit), Demir, Manganez, Titan (Ilmenit, Rutil), Vanadyum, Arsenik, Civa, Antimuan, Krom, Platin, Iridyum, Palatyum, Osmiyum, Rutenyum, Rhadyum, Alüminyum (Boksit),

III- SANAYI MADENLERI:

3382 sayili kanunla degisik

(19493 sayili resmi gazetede yayimlanmistir)

Birlesiminde en az % 30 AI203 ihtiva eden Killer, Kaolen, Siferton, Bentonit (Illit, loglinit, Montmorillonit, notronit, Saponit, Hektorit, Baydilit), Atapuljit, (Poligorskit), Alünit (sap), Sodyum, Potasyum, Lityum, Kalsiyum, Magnezyum, (Anion ve katyon olarak) tuzlari (Tuz Kanunu hükümleri mahfuzdur), Vollastonit, talk, Steattit, Pirofillit, Diatomit, Dunit, Zeolit, Sillimanit, Andaluzit, Dumortiorit, Disten (Kyanit), Fosfat, Apatit, Amyant, Manyezit, Trona (Tabii Soda), Perlit, Grafit, Kükürt, Flüorit, Kriyolit, Zimpara tasi (Diyaspor), Barit Stronsiyum tuzu (Selestin), Kuvars, Kuvarsit ve birlesiminde en az % 90 SiO2 ihtiva eden kuvars kumu, Bor tuzlari (Kolemanit, Ulexit, Borasit, Tiskal, Pandermit) veya bünyesinde en az % 10 B203 bulunan diger bor mineralleri, Feldispat (Feldispat ve Feldispatoid grubu mineraller), Mika (Biyotit, Muskovit, Serisit, Lepidolit, Flogopit Vermikülit), kesilip parlatilarak kullanilacak olan mermer, oniks mermeri ve diger taslar, Dolomit, Nefelinli Siyenit, Pomza, Kalsedon.

Kesilip parlatilabilme özelligini tasimayan kaba insaat veya yol yapimi gibi vs. islerde kullanilan taslar bu Kanunun kapsami disindadir.

Ancak yürürlükte olan tasocagi ruhsat sahasinda isletmeye elverisli olan maddenin rezerv durumu da dikkate alinarak sanayiin hammaddesi veya ihraç konusu oldugunun, ruhsat sahibince belgelenmesi halinde bu madde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanliginin teklifi ve Bakanlar Kurulu karari ile Maden Kanunu kapsamina alinabilir.

[28.9.1989 tarih 20296 sayi ile Sepiolit (Lületasi)]

IV- KIYMETLI TASLAR:

Elmas, Korundum, Morganit, Zümrüt, Akuvamarin, Heliodor, Aleksandirit, Beril, Yakut (Rubi), Safir (Gök Yakut), Agat, Yosunlu Agat, Oniks, Sardoniks, Jasp, Karnolin, Heliotrop, Kantasi, Krizopras, Opal [Irize Opal (Aynul Sems)], Kirmizi Opal, Siyah Opal, Agaç Opalil, Kuvars kristalleri, (Ametist, Sitrin, Neceftasi (Dag kristali), Dumanli kuvars, Kedigözü (Maion), Avanturin, Venüs tasi, Gül Kuvars (Rose), Turmalin (Rubellit, Vardelit, Indigolit), Zirkon, Topaz, Aytasi (Moonstone). turkuaz (Firuze), Spodümen, Kehribar, Lazurit (Lapislazuli), oltutasi, Diopsit, Amorzonit, lüle- tasi, Labrodorit, Epidol (Zeozit, Tanzanit), Olivin (Zebercet), Spinel, Jadeit, Yesim veya Jad, Rodonit, Rodokrozit, Gröna Mineralleri (Spesartin, Grosüllar Hessonite, Dermontoit, Uvarovit, Pirop, Almandin), Diaspor kristalleri, Kemerreit.

Burada zikredilmemis bir madde Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanliginin teklifi ve Bakanlar Kurulu Karari ile bu Kanun hükümlerine tabi tutulur.

V- YUKARIDAKI MADENLERI IHTIVA EDEN VE BU MADENLERIN

ELDESINDE KULLANILAN GAZ VE SULAR:

Tanimlar

MADDE 3.- Kanunda geçen deyimler asagida açiklanmistir:

Bakanlik: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanligi

Ilgili Daire: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanligi Maden Dairesi.

Takaddüm Hakki: Maden hakki için ilk müracaat edene taninan öncelik.

Ihbar: Arama ve ön isletme ruhsat sahasinda olmamak kaydi ile evvelce tespit edilmemis bir maden zuhurunun ilgili daireye bildirilmesi.

Arama Ruhsati: Belirli bir alanda maden arama, faaliyetlerinde bulunula- bilmesi için verilen yetki belgesi.

Buluculuk: Herhangi bir ruhsat döneminde yönetmeliginde belirtildigi sekilde bir maden zuhurunun ortaya çikartilmasi.

Ön Isletme Ruhsati: Arama safhasindan sonra isletme dönemine hazirlik ve gerek duyulabilecek diger arastirmalarin yapilabilmesini saglamak için azami üç yil süre ile faaliyetlerin devamliligi amaci ile verilen yetki belgesi.

Isletme Ruhsati: Isletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen yetki belgesi.

Isletme Izni: Bir madenin isletmeye alinabilmesi için izin.

Beyan: ilgililerin resmi kuruluslara herhangi bir durumu belirlemek veya açiklamak maksadi ile vermis olduklari yazili belge.

Maden Sicili: Tüm madencilik faaliyetleri ile ilgili bilgilerin kaydedildigi yer.

Pasa: Mevcut ekonomik ve teknik sartlara göre isletilmesi mümkün olmayan, ancak isletme geregi istihsal edilen cevher.

Prospeksiyon: Madencilik arama faaliyetlerine mesnet teskil edecek ön bilgilerin toplanmasi isi.

Görünür Rezerv: Boyutlari, tenörü belirlenmis üretilebilir kesin cevher miktari.

Ekonomik Cevher: Günün teknik ve ekonomik sartlarinda kârli olarak degerlendirilebilecek cevher.

Kamulastirma: Isletme ruhsat süresi boyunca ruhsat alaninda kalan özel mülkiyet arazilerine madencilik faaliyeti için alinan kamulastirma karari.

Nezaret:Isletmelerin teknigine ve emniyet nizamnamelerine uygun olarak yürütülmesinin kontrolü.

Nezaretçi: Isletmelerin teknik ve emniyet yönünden nezaretini yapan sorumlu ve yetkili maden mühendisi.

Taksir: Ruhsat alanlarinin bu Kanun geregince küçültülmesi.

Münfesih: Haklarin hiç bir bildirime gerek kalmaksizin otomatik olarak

fesh olmasi.

Bilanço: Her isletme izni için ayri ayri yönetmelikteki örnege göre hazirlanacak ve sadece Devlet hakki, madencilik fon katkisi, ihbar ve buluculuk haklarinin hesaplanmasinda geçerliligi olan beyan niteliginde belgedir.

Faaliyet Raporu: Madencilik faaliyetlerinin yönetmeliginde belirtildigi üzere fenni nezaretçi tarafindan hazirlanan takdim metni.

Imalat Haritasi: Isletmelerde üretim yapilan yerleri, miktarlari ve yapilis seklini gösterir ölçekli beyan niteliginde harita.

Proje: Yeralti kaynaklarinin degerlendirilmesi amacina dönük belirli girdileri seçilmis bir teknoloji kullanarak mevcut ve potansiyel talebi karsilamak üzere mal ve cevher üretmek için çalismalari düzenleyen beyan niteliginde rapor.

Kantar Fisi: Cevher nakillerinde cevherin agirligini gösterir tarti makbuzu.

Sevk Fisi: 213 sayili Vergi Usul Kanununun 2365 sayili Kanunla degisik 240 inci maddesinin 1. inci fikrasinin (A) bendinde yer alan tasima irsaliyelerindeki bilgileri ihtiva eden beyan niteliginde belgedir.

Ihtisaslasmis Devlet Kurulusu: Maden Dairesi, MTA, TKI, TTK, ETI BANK, DIE Idaresi, DSI, Sanayi ve Ticaret, Tarim Orman ve Köyisleri Bakanligina bagli kuruluslar, TEK, Karayollari ve Türkiye Demir ve Çelik Isletmeleri Genel Müdürlükleri gibi madencilik faaliyetleri ile ilgili konularda ihtisas sahibi Devlet kuruluslari.

Maden Haklari: Madenlerin aranmasi, bulunmasi ve isletilebilmesi için verilen izinler ve maden yataklarinin bulunmasina yardimci olanlara taninan maddi imkanlar.

Teminat: Madencilik faaliyetlerinde Kanun hükümlerine ve teknige uygun çalismayi temin amaci ile alinan nakit karsiligi olan geçici ödeme.

Bilanço Brüt Kâri: Yönetmelikteki örnege göre hazirlanmis bilançoda, genel yönetim giderleri payi hariç tutularak hesaplanacak brüt kârdir.

Devlet Hakki: Maden istihraci ile saglanacak gelirden Devlet payina düsen kisim.

Madencilik Fonu: Madencilik faaliyetlerinde istikrari saglamak ve desteklemek amaci ile tesekkül ettirilmis fon.

Kritik Cevher Stoklari: Ekonominin buhranli dönemleri geçistirebilmesi için gerekli ekonomik büyüklükteki cevher stoklari,

Yeminli Teknik Büro: Denetim ve gözetim disinda yönetmelikte belirtilen görevleri yürütmek üzere kurulmus, çalisma alanlarinda ihtisas sahibi olmus Devlet güvenligi açisindan sakincasi bulunmayan mühendis ve personelden olusan büro.

Devletin hüküm ve tasarrufu

MADDE 4.- Madenler Devletin hüküm ve tasarrufu altinda olup, içinde bulunduklari arzin mülkiyetine tabi degildir.

Haklarin bölünmezligi, devir ve intikali

MADDE 5.- Madenler üzerinde tesis olunan ilk müracaat (takaddüm), ihbar, arama ruhsatnamesi, buluculuk, ön isletme ruhsati ve isletme ruhsati haklarinin hiç birisi hisselere bölünemez. Her biri bir bütün halinde muameleye tabi tutulur.

Maden ruhsatlari ve buluculuk hakki, devredilebilir. Durum maden siciline serh edilir. Devir muamelesi maden siciline serh edilmesi ile tamam olur.

Maden hak ve vecibeleri miras yolu ile intikal eder. Bu hak ve vecibeler, bütün mirasçilarin vekaletini havi bir vekaletname ile 6 nci maddede belirtilen niteliklere sahip mirasçilardan birine veya üçüncü bir sahsa devredilir. Mirasçilarin ittifak edememeleri halinde mirasçilardan birinin müracaati ile mahkeme mirasçilardan bu hakkin en ehil olana tahsisine veya bu da mümkün olmazsa ruhsatin satilmasina karar verir. Mahkeme bu hususu basit muhakeme usulü ile halleder. Eger dava söz konusu degil ise 6 ay içerisinde intikal islemleri tamamlanmayan ruhsatlar fesh edilir. Devir ve intikal islemlerinin ne sekilde yapilacagi yönetmelikte belirtilir.

Madenler üzerindeki haklarin devir ve intikali bu Kanun ve yönetmelikte gösterilen hükümlerin tatbikini geciktirmez.

Maden hakki

MADDE 6.- Maden haklari, medeni haklari kullanmaya ehil TC. vatandaslarina, madencilik yapabilecegi statüsünde yazili Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarina göre kurulmus tüzelkisiligi haiz sirketlere, bu hususta yetkisi bulunan kamu iktisadi tesebbüsleri. ile müesseseleri, bagli ortakliklari ve istirakleri ile diger kamu kurum, kurulus ve idarelerine verilir.

Maden haklari gerçek veya tüzel tek kisi adina verilir.

Devlet memurlari, diger kamu görevlileri, ilgili dairenin merkez ve tasra teskilatinda çalisan yevmiyeli ve mukaveleli personel, arama, ön isletme ve isletme ruhsati alamaz. .

Maden arama veya isletme hakkini haiz iken memur olanlar memuriyete geçislerinden itibaren 6 ay zarfinda bu haklarini devretmeye mecburdurlar.

3 üncü fikradaki yasaklamaya tabi olup, miras yoluyla kendisine maden ruhsati intikal eden mirasçi, durumundaki mani hal ortadan kalkmadigi takdirde 5 inci maddenin 4 üncü fikrasi hükmü uygulanir.

Maden faaliyeti izne tabi yerler

MADDE 7.- Memleket kara sinirlarindan itibaren ufken 500 metre mesafede maden arama, ön isletme ve isletme ruhsati verilmez. Kara sulari, iç sular ve bunlarin altindaki yerler bu tahdide tabi degildir. Belediye imar sahalari ve mücavir alanlar içindeki maden arama, ön isletme ve isletme faaliyetleri belediyeden müsaade alinmasi ile yapilir. Ruhsat alindiktan sonra belediye imar sinirlari içine alinan maden sahalari bu hükümden müstesnadir.

Orman, agaçlandirma alanlarinda, askeri yasak bölgelerde ve sit alanlari yakinlarinda madencilik faaliyetlerinde bulunulmasi ilgili Kanun hükümlerine göre izne tabidir. Amme hizmeti veya umumun istifadesine tahsis edilmis mahallerde ve bu tür tesislere ufken 60 metre, mesafe dahilinde arama, ön isletme ve isletme yapilabilmesi Bakanligin iznine baglidir.

Binalara ufken 60 metre, avlu, bag ve bahçelere 20 metre mesafede maden aramasi ve isletilmesi mülk sahibinin iznine baglidir. Bu madde hükümlerine tabi yerlerde izinsiz madencilik faaliyetinde bulunuldugunun tespiti halinde teminatin 1/3′ü irad kaydedilir. Tekerrürü halinde teminatin tamami irad kaydedilerek ruhsat fesh olunur.

Maden hakkinin verilmeyecegi durumlar

MADDE 8.- Yürürlükte olan arama, ön isletme veya isletme ruhsati verilmis maden sahasi üzerinde baska ruhsat verilmez.

Maden tesvik tedbirleri

MADDE 9.- Madencilik yatirimlari, kalkinmada birinci derecede öncelikli yörelerde yapilacak yatirimlara saglanan haklardan yararlandirilabilir.

Hangi madenlerin birinci fikrada belirtilen haklardan yararlanabilecegi, sartlari ve diger hususlar yönetmelikle tespit edilir.

Beyan usulü

MADDE 10.- Madencilik faaliyetlerinin bu Kanun hükümlerine göre devami süresince teknik ve mali konularda yapilan yazili beyanlar ile yetkili kisilerce tanzim edilen raporlar dogru kabul edilir. Teknik elemanlar sadece ihtisas sahibi olduklari konularda beyanda bulunabilirler ve beyanlari ile sorumludurlar. Ruhsat sahipleri ise teknik konular disindaki tüm beyanlardan sorumludurlar.

Beyanlardaki hata ve noksanliklar gerekçe bildirilmek sureti ile verildikleri tarihten itibaren 2 ay içerisinde düzeltilebilir. Ancak gerçek disi, yaniltici, kanun hükümlerinin icraatini engelleyen, haksiz surette hak iktisap eden veya hak iktisabina sebep olan teknik elemanlarin durumlarinin belirlendigi tarihten itibaren 3 yil süre ile bu Kanun nezdinde yapacaklari beyanlar geçersiz sayilir. Bu husus bagli olduklari meslek tesekküllerine ve ilgililere bildirilir.

Bu tür fiilleri isleyen veya islenmesine yol açan ruhsat sahiplerinin bir defaya mahsus olmak üzere teminatlari madencilik fonuna irad kaydedilerek 5 katina çikarilmasi teblig edilir. Teminatlarin tamamlanmamasi halinde 13 üncü madde hükümleri tatbik olunur. Bu fiillerin tekerrürü halinde konu ile ilgili ruhsatlari fesh olunarak teminatlari madencilik fonuna irad kaydedilir.

Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri mahfuzdur.

Faaliyetlerin denetimi

MADDE 11.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanligi, maden haklari ile ilgili bütün faaliyetlerin yürütülmesini ve vecibelerin yerine getirilmesini kont- rol ve denetimini yapmak ve yönlendirmek için teknik ve mali konulari yerinde incelemek maksadiyla ihtisaslasmis diger Devlet kuruluslarindan da yararlanarak inceleme raporu hazirlatir.

Birinci fikraya göre yapilan inceleme sonunda gerçek disi ve/veya yaniltici beyanda bulunduklari tespit edilenler hakkinda 10 uncu madde hükümleri uygulanir.

Inceleme yapacaklarin nitelikleri, incelemenin nasil yapilacagi ve raporlarin tanzimi ile diger hususlar yönetmelikte belirtilir.

Kantar ve sevk fisi

MADDE 12.- Her türlü madenin sevk fisi ve sevkiyat güzergâhi üzerindeki en yakin kantardan alinmis kantar fisi ile nakledilmesi mecburidir. Bu sekilde maden nakledilmediginde mahalli mülki amiri nakledilen madeni geçici olarak zapt eder ve gerekli tutanagi düzenleyerek evraki adli makamlara tevdi eder.

I inci fikradaki mecburiyete uymayanlar hakkinda nakledilen maddenin suç tarihindeki rayiç degeri üzerinden 5 kati agir para cezasina hükmolunur ve madenin müsaderesine karar verilir.

Karar kesinlestikten sonra müsadere olunan maden satilarak bedeli Madencilik Fonuna irad kaydedilir.

Tahkikat neticesinde ruhsat sahibinin I inci fikraya aykiri sekilde maden naklettigi tespit edildigi takdirde teminati Madencilik Fonuna irad kaydedilir.

Maden hakki olmayan kisiler tarafindan çikarilan cevherlere geçici olarak el konularak bunlar hakkinda I inci fikra hükümleri uygulanir. Bu sekilde maden çikarilmasi Devlet malina karsi islenmis fiil sayilir.

Harçlar ve teminatlar

MADDE 13.- Her türlü maden ruhsatinin alinabilmesi için Harçlar Kanununun belirledigi harçlar ile sartlar! ve miktarlari asagida belirtilen sekilde tespit edilecek teminatlarin ödenmis olmasi gereklidir. Saha terk edildigi takdirde teminatlarin kalan kismi iade edilir.

Teminatlar ruhsat alanlari ile orantili olarak arama ruhsati için hektar basina 250 lira, ön isletme ruhsati için hektar basina 500 lira, isletme ruhsati için hektar basina 1 .000 liradir. Bu miktarlar her yil bütçe kanunlarinda günün ekonomik sartlarina göre yeniden tespit edilir.

Ruhsat alanlarinin sinirlari iki defaya mahsus olmak üzere hak sahiplerinin müracaati ile degistirilebilir. Ayni sahsa ait bitisik sahalara ait ruhsatlar talep üzerine tek ruhsat altinda birlestirilebilir. Teminatlar son duruma göre yeniden tespit edilir. Ruhsat alanlarinin degistirilmesi, ruhsatlarin birlestirilme- si ile ilgili islemler yönetmeliginde belirlendigi sekilde yapilir.

Teminatlarin irad kaydedilen kisimlari ile bu Kanuna göre teminattan yapilan kesintiler 3 ay içerisinde tama iblag edilmedigi takdirde geri kalan teminat da irad kaydedilir. Ikinci 3 aylik dönem sonuna kadar teminat tekrar yatirilmadigi takdirde maden ruhsati feshedilir.

Devlet hakki

MADDE 14.- Maden sahasindan çikarilacak cevherlerden isletme yillik brüt kârinin % 5′i Devlet hakki olarak, % 5′i Madencilik Fon istiraki seklinde her yil Mart ayinin son günü aksamina kadar ilgili daire tarafindan tahakkuk ettirilerek, ruhsat sahibince Devlet hakki Hazineye, fon istiraki ise Etibank’a ödenir.

Çikardigi cevheri kendi fabrikasinda hammadde girdi olarak kullanan sirketler için Devlet hakkina esas olacak deger bilançoda maliyetin asgari % 30′u kadar brüt kâr kabul edilerek hesaplanir.

Devlet hakkinin ve fon istirakinin tahakkukuna esas teskil edecek bilanço yönetmelikle belirlendigi sekilde hazirlanir.

Ihbar ve buluculuk hakki

MADDE 15.- Resit her Türk vatandasinin daha evvel tespit edilmemis bir maden zuhurunu yürürlükte bulunan bir arama ve ön isletme ruhsat sahasinda olmamak üzere cins, yer ve ebadi ile birlikte ilgili daireye bildirme- si ile ihbar hakki dogar.

Ruhsat sahibi, arama, ön isletme ruhsatlari sürelerinde faaliyet raporu ile zuhurunu bildirdigi madenlerin de bulucusu sayilir.

Ihbar ve buluculuk hakki ile ilgili islemler yönetmelikte belirtilir.

Ihbar ve buluculuk hakki mevcut sahalarda o madenler için ön isletme ve/veya isletmeye geçildigi andan itibaren yillik isletme brüt bilanço kârinin % 1′i ihbar, % 2′si buluculuk hakki olarak her yil Mart ayinin son günü aksamina kadar i-ruhsat sahibi tarafindan ilgili daireye yatirilir. Süresi içinde yatirilmayan ihbar veya buluculuk hakki tutarlari ruhsat teminatlarindan kesilerek ilgili daire tarafindan hak sahibine ödenir.

Ayni yilin son günü aksamina kadar ihbar veya buluculuk hakki ile ilgili alacaklar, hak sahibince mücbir bir sebebe dayanmaksizin alinmadigi takdirde Madencilik Fonuna irad kaydedilir.

Ilk müracaat arama ruhsati

MADDE 16.- Madenler arama ruhsati ile aranir. Mermer için 250 hektara kadar, göl sularinin ihtiva ettigi madenler için 2.000 hektara kadar ayri ayri diger bütün madenler için ise alan sinirlamasi olmaksizin ve maden ismi belirtmeksizin tek ruhsat verilir.

Müracaatlarda öncelik hakki esastir. Müracaat ilgili daireye veya valiliklere I/25.000 ölçekli haritalarda koordinatlari verilen noktalarla sinirlandirilmis alanlar için yapilir. Talep edilen sahanin müsait olup olmadigi müracaatçiya bildirilir. Sahanin müsait olan kismina madde 13′e göre hesaplanacak teminat tutarinin onda biri kadari rezervasyon ücreti olarak madencilik fonuna yatirildigi takdirde, saha müracaatçi adina 15 gün süre ile kapali tutulur. Süresi sonuna kadar gerekli islemleri tamamlanmayan müracaatlar iptal edilir.

Islemleri tamamlanan, harç ve teminatlari yatirilmis müracaatlara arama ruhsati verilir.

Bu maddeye göre yapilacak müracaatlarin ve islemlerle arama ruhsatinin verilis sekli yönetmelikte belirtilir.

Arama faaliyeti dönemleri

MADDE 17.- Arama ruhsati 8′er aylik 3 arama dönemi ve 6 aylik proje hazirlik dönemi olmak üzere toplam 30 aydir. Bu süre uzatilamaz.

Her arama faaliyet dönemi son günü aksamina kadar ruhsat sahibi en az bir jeoloji ve bir maden mühendisi tarafindan hazirlanan arama faaliyet raporlarini, eger ön isletme ruhsati talebinde bulunacak ise en az bir maden mühendisi tarafindan hazirlanan ön isletme projesini isletme ruhsati talebinde bulunacak ise en az bir maden mühendisi tarafindan hazirlanan isletme projesini ilgili daireye vermek zorundadir.

Faaliyet raporlari veya projeler süresi içinde verildigi takdirde teminatin 1/4′e ruhsat sahibine iade edilir. Süre sonunda rapor veya projeler verilmedigi takdirde o döneme ait teminat Madencilik Fonuna irad kaydedilir.

Önisletme ve isletme ruhsati talebinde bulunulabilmesi için arama ruhsat

süresi son günü aksamina kadar bütün arama faaliyet raporlarinin teslim edilmis olmasi gerekir.

Sartlari yerine getirilmeyen arama ruhsatlari, süreleri sonunda feshedilir ve saha otomatik olarak yeni aramalara açilir.

Faaliyet raporlarinin ön isletme projesinin, isletme projesinin ne sekilde tanzim edilecegi ve ihtiva edecegi hususlar yönetmelikte belirtilir.

Aramanin sinirlari

MADDE 18.- Arama ruhsat sahibi, arama faaliyetinin teknik gereklerini yerine getirebilmek için çevresindeki ruhsat sahalarinda, saha veya isletme- ye zarar vermeyecek sekilde prospeksiyon yapabilir. Arama ruhsat sahibinin, prospeksiyon yaptigi isletme ruhsat sahalarinda daha evvel kayitlara geçmemis bir maden varliginin tespitinde 15 inci madde hükümlerine göre sadece ihbar hakki dogar.

Ön isletme ruhsati

MADDE 19.- Arama ruhsat sahibi arama ve rezerv tespit çalismalarinin olumlu bir gelisme gösterdigini, arama ve diger faaliyetlere bir süre daha devam edilmesi ile daha büyük isletme veya tesis kurma imkanlarinin dogabilecegini beyanla ön isletme projesi vererek ön isletme ruhsati talebinde bulunabilir.

Islemlerini tamamlayan arama ruhsat sahibi ön isletme ruhsati almaya hak kazanir.

Ön isletme ruhsati için müracaat islemleri, ön isletme projesinin ne sekilde tanzim edilecegi yönetmelikle düzenlenir.

Ön isletme faaliyeti

MADDE 20.- Ön isletme ruhsat süresi üç yildir. Bu süre uzatilamaz. Ön isletme faaliyet raporlarinin ruhsat verildigi tarihten itibaren azami birer yil ara ile ilgili daireye teslim edilmis olmasi gerekir. Teslim edilen faaliyet raporlari ile teminatlarin 1/3′ü iade olunur. Aksi takdirde Madencilik Fonuna irad kaydedilir.

Ön isletme faaliyet raporlarinin ne sekilde tanzim edilecegi yönetmelikte belirtilir.

Arama ve ön isletme dönemlerinde cevher istihraci

MADDE 21 .- Arama ve ön isletme ruhsat süresi boyunca ruhsat sahibi faaliyet raporlariyla tespit edilen görünür rezervin 1/10′una kadar cevheri istihraç edip satabilir. Fazlasi tespit edildigi takdirde 12 inci madde hükümleri uygulanir. Cevher istihraci bir maden mühendisi nezaretinde yapilir.

Sahalarin yeni aramalara açilmasi

MADDE 22.- Arama ruhsat süresi sonuna kadar ivhsat sahibi faaliyet raporlari ile isletilmeye elverisli cevher bulamadigini bildirmis veya ruhsatin herhangi bir döneminde kendiliginden sahayi terk etmis veya ön isletme veya isletme talebinde bulunmamis veya 17 inci madde hükümlerine göre ruhsati fesh olunmus ise, saha, arama süresinin hitaminda otomatik olarak yeni ara- malara açilir.

Bu suretle aramalara açilan saha ile ilgili bilgiler 60 gün süre ile ilgili daire ve vilayetlerde asilarak ilan edilir. Bu sür sonunda sahaya hiç talip çikmaz ise sinirlari paftalardan silinerek aramalara açilir, tek bir müracaat olursa 16 aci madde hükümlerine göre ruhsat hakki dogar. Yeni aramalara açilan sahaya ayni anda birden fazla müracaât olursa sahislardan, ilgili dairede aninda açik artirma seklinde Madencilik Fonuna en fazla parayi bagislayana ivhsat verilir.

Ön isletme ruhsatinin feshi

MADDE 23.- 20 enci madde hükümlerine göre verilmis ön isletme ruhsatlari, ruhsat sahibi ivhsat süresi sonunda isletme projesi vererek isletme ruhsati talebinde bulunmaz ise fesh olur.

Terk edilmis, herhangi bir sebeple hükümden düsmüs veya fesh olmus ön isletme ruhsatlari madde 30 hükümlerine göre ihale edilir.

Isletme ruhsati için müracaat

MADDE 24.- Ruhsat sahibinin, arama veya ön isletme ruhsat süresi sonuna kadar ilgili daireye müracaati ve isletme ruhsati talebinde bulunmasi ile isletme ruhsat hakki dogar.

Isletme ruhsati alinabilmesi için, raporlarla tespit edilmis isletmeye elverisli ekonomik cevherlerin bilahare gerektiginde taksire mesnet teskil edecek sekilde isletme sinirlarinin, isletmeye alinma siralarinin ve ilk isletmeye alinacak maden içinde isletme projesinin ilgili daireye verilmesi gerekir.

Isletme ruhsati verilmesi ile ilgili islemler, isletme sinirlarinin tespit sekli, isletme projesinin nasil hazirlanacagi ve neleri ihtiva edecegi yönetmelikte belirtilir.

Isletme ruhsat süresi

MADDE 25.- Isletme ruhsati süresi on yildan az olamaz. Bu süre talep üzerine ilgili daire tarafindan maden rezervlerinin kaynak israfina sebep olmayacak sekilde aranmasi, bulunan maden kaynak ve damarlarinin rasyonel bir sekilde isletilmesi için gerekli ve zorunlu yatirimlarin yapilmis ve tesislerin insa edilmis olmasi, tesislerin üretimi seferber edecek sekilde çalistirilmasinin saglanmasi ve benzeri sartlarin bulunmasi halinde uzatilabilir.

Ancak toplam süre altmis yili geçemez. Süre, ruhsatin verildigi tarihte baslar.

Isletme izni

MADDE 26:- Isletme ruhsat sahibi sahasinda herhangi bir maden için proje vererek isletme izni almadan isletme faaliyetinde bulunamaz.

Ilk isletme izni, 24 üncü maddeye göre isletme projesinin ilgili daireye tevdi üzerine isletme ruhsati ile birlikte verilir. Bu iznin verilis tarihinden itibaren alti ay içerisinde ruhsat sahibi madeni isletmeye almak zorundadir. Aksi takdirde ruhsat münfesih olur.

Isletme izninin verilis sekli yönetmelikte belirtilir.

Isletme izninin devir edilemeyecegi

MADDE 27.- Isletme izni devredilemez. Isletme ruhsati bir bütün olarak ve yönetmelikte belirtilecek esaslar çerçevesinde devredilebilir.

Madenlerin isletmeye alinmasi

MADDE 28.- Isletme ivhsat sahibi 24 üncü madde hükümleri uyarinca isletmeye alma sirasini bildirdigi madenleri, en fazla beser yil ara ile isletmeye almak zorundadir.

Degisik dönemlerde süresi içinde isletmeye alinmayan madenler ile ruhsat sahasi içinde henüz isletmeye alinmamis diger madenler 24 üncü maddenin 2 inci fikrasinda belirtildigi sekilde ruhsat sahibince bildirilmis taksir sinirlarina göre ilgili dairece taksir edilerek ruhsat alani sadece isletmeye alinmis madenleri içine alacak sekilde küçültülür.

Isletme faaliyeti

MADDE 29.- Bir isletme ruhsatindaki her isletme izni ile ilgili bütün faaliyetler ayri yürütülür.

Proje degisikliginin uygulamaya geçmeden ilgili daireye bildirilmesi zorunludur. Aksi halde 10 uncu maddeye göre islem yapilir.

Isletme süresince ruhsat sahibi her yil Mart ayi sonuna kadar her isletme izni için isletme faaliyet raporu, imalat haritasini, bilançosunu, arama faaliyet raporunu ve bir sonraki yil için üretim programini ilgili daireye vermek zorundadir.

Yukaridaki fikrada belirtilen hususlar iki defa yerine getirilmedigi takdirde isletme teminati Madencilik Fonuna irad kaydedilir. Üç yil içinde bütün noksanliklar tamamlanmamis ise ruhsat iptal olunur.

Isletme faaliyet raporlarinin imalat haritasinin, üretim programlarinin kimler tarafindan ne sekilde tanzim edilecegi yönetmelikte belirtilir.

Ihale

MADDE 30.- Herhangi bir sebeple düsmüs, terk edilmis veya taksir edilmis isletme ruhsat sahalari, ilgili dairede ve vilayetlerde Bakanlikça onay- lanmis listeler halinde 3 ay süre ile ilan edilerek; yine bu listelerde belirtilen tarihte, Bakanlikça öngörülen sartlarla ilgili dairede yapilacak açik artirma ile ihale edilir.

Açik artirmada taban fiyat ruhsat alimina tekabül eden teminat kadar olup, bu bedel üzerinden en yüksek degeri veren talip ruhsat almayâ hak kazanir.

Yapilan ihalede sahaya talip çikmaz ise saha, 3 ay süre ile bekletilerek teminat kadar meblâgi ihale bedeli olarak yatirmayi taahhüt eden ilk talibine verilir. 3 ay sonunda sahaya talip çikmaz ise otomatik olarak aramalara açilir.

Isletmede fenni nezaretçi

MADDE 31.- Isletme ruhsat sahibi isletme süresince en az bir maden mühendisini fenni nezaretçi olarak görevlendirmek zorundadir.

Fenni nezaretçinin görev, yetki, sorumluluklari ile diger hususlar yönet- melikte belirtilir.

Terk

MADDE 32.- Herhangi bir ruhsat döneminde, ruhsat sahibi sahasinda madencilik faaliyetinde bulunmayacagini ve ruhsat hakkindan vazgeçecegini dilekçe ile ilgili daireye bildirmek suretiyle terk talebinde bulunabilir.

Ancak dilekçeye son durumu gösterir raporu eklemek ve ayrica gerekli emniyet tedbirlerini yerine getirdigini belirtmek zorundadir. Bu durumun Bakanlikça yerinde tespit ve kabulünü müteakip geri kalan teminat kendisine iade edilir.

Terk edilen ruhsat sahalari sinirlari kaldirilarak yeni aramalara açilir. 30 uncu madde hükümleri mahfuzdur.

Tesislerin intikali

MADDE 33.- Arama, ön isletme ve isletme ruhsatinin fesh olunmasi, yürürlük sürelerinin bitmesi veya terk sebebiyle sona ermesi hallerinde ruhsat sahibine tazminat verilmeksizin kuyular, galeriler ve bunlarin muhafazasi için yapilmis olan iksa tesisleri Devlete intikal eder.

1 inci fikra sümulü disinda kalan tesis, vasita, alet ve malzeme ruhsat sahibine aittir.

Madencilik fonu

MADDE 34.- Madencilik, arama, teknolojik arastirma, gelistirme, proje, tesis, altyapi, istihsal ve ihracat finansman kredileri olarak kullanilmak üzere Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanligi nezdinde Madencilik Fonu adi ile bir fon kurulmustur.

Fonun kaynaklari sunlardir:

1 . Irad kaydedilen teminatlar.

2. Müsadere edilen cevher ve malzemelerin satisindan elde edilen gelirler.

3. Ihale gelirleri

4. Maden ithalat ve ihracatindan alinacak fon kesintileri.

5. Bütçeden ayrilacak ödenek. 6. Diger gelirler.

Fonun isleyisi Muhasebe-i Umumiye Kanunu, Devlet Ihale Kanunu ve Harcirah Kanunu hükümlerine tabi degildir. Fonun denetimi 20110/1983 tarih ve 72 sayili Basbakanlik Yüksek Denetleme Kurulu Hakkinda Kanun Hükmünde Kararname esaslarina tabidir. Fon, Bakanlar Kurulu Karari ile kritik madenlerin stoklanmasinda, yurt içi destekleme maden alimlarinda, zararina yapilacak maden ihraç baglantilarinin sübvansiyonunda kullanilabilir. Fonla ilgili hususlar Yönetmelikte belirtilir.

Inceleme masraflarinin karsilanmasi

MADDE 35.- Maden faaliyetleri . ve beyanlarin incelenmesi için yapilacak masraflar yönetmelikte belirtildigi sekilde, bilahare ruhsat sahibinden tahsil edilmek üzere Madencilik Fonundan karsilanir.

Pasa, bakiye yigini ve cüruflarin muhafazasi

MADDE 36.- Madencilik ve müteakip safhalarindaki faaliyetler sirasinda, cevher, metal veya ekonomik deger ihtiva eden, günün sartlarinda teknik veya ekonomik degerlendirmesi mümkün olmayan pasa, zenginlestirme bakiye yigini ve cüruflar, çevre kirliligi açisindan mahzur teskil etmiyorsa geçirildikleri son islemden çiktiklari sekliyle ayri ayri muhafaza edilir, Bu bakiye ve pasa yiginlarinin miktarlari, fiziki özellikleri, usulüne göre alinmis numunelerin analiz raporlari ve döküm alanlari, faaliyet raporlari, plan ve haritalarda gösterilir.

Isletme ruhsat alaninda isletme faaliyetinin zaruri neticesi olarak çikarilan tas ocagi malzemeleri isletme ruhsat sahibi tarafindan degerlendirilebilir.

Isletme ruhsatnamesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, sahadan çikarilmis fakat satilmamis cevherlerle, pasa ve bakiye yiginlari, cüruflar, ilgili daire tarafindan ihale edilerek satistan saglanan gelir, Madencilik Fonuna irad kaydedilir. Bunun ne sekilde yapilacagi yönetmelikte belirtilir.

Birinci fikraya aykiri hareket edenlerin teminatlarinin 1/3′ü kesilerek Madencilik Fonuna irad kaydedilir.

Mücbir sebeplerle tatil

MADDE 37.- Mücbir sebep veya beklenmeyen haller dolayisiyla ön isletme ve isletme ruhsat sahalarinda faaliyetin muvakkaten tatiline ruhsat sahibinin müracaati üzerine ilgili dairece karar verilebilir.

Muvakkat tatili gerektiren durumun ortadan kalkmasindan itibaren alti ay içinde ruhsat sahibi ruhsat sahasinda normal faaliyete geçmeye mecburdur.

2 inci fikraya aykiri hareket edenlerin teminatinin 1/2′si Madencilik Fonuna irad kaydedilir.

Sicilin teskili ve özellikleri

MADDE 38.- Bütün maden haklari ve faaliyetleri ile ilgili teknik ve mali konulari havi maden sicili, yönetmelikte belirtildigi sekilde ilgili daire tarafindan tutulur.

Maden haklarinin devir, intikal, haciz, rehin ve ipotek veya sona erme durumlari bu sicile islenir.

Maden sicili alenidir. Ilgililer sicil kayitlarinin maden sicil memurlarindan biri huzurunda gösterilmesini isteyebilir. Maden sicilindeki kayitlarin bilinmedigi iddia edilemez.

Madenler üzerinde iktisap edilecek haklar tescil edilmedikçe hüküm ifade etmez.

Cevherlerin rehni

MADDE 39.- Madenlerden çikarilan cevherler, arama, ön isletme ve isletme ruhsat sahibinin ilgili daireye yazili müracaatlari üzerine bildirildigi sahislara kabzedilmeksizin rehnedilebilir. Bu durum maden siciline kaydedilir.

Bu kabil cevherlerin rehin süresi içinde satisi, rehin alan sahislarin yazili muvafakati ile mümkündür.

Rehinle ilgili sicilin nasil tutulacagi ve diger islemler, yönetmelikte belirtilir.

Haciz ve ihtiyati tedbir

MADDE 40.- Madenin isletilmesinde gerekli olan kuyular, ocaklar ve galeriler ile makineler, binalar, yer altinda ve yer üstünde kullanilan her türlü nakil vasitalari madenin çikarilmasi, temizlenmesi, izabesi gibi cevherin kiymetlendirilmesine yarayan alet ve tesisler ve bir senelik isletme malzemesinin üzerine münferiden haciz veya ihtiyati tedbir konulamaz.

Ancak isletme hakki ile bir bütün teskil eden 1 inci fikrada yazili tesis, vasita, alet ve malzemenin tamâmi veya çikarilmis cevherlerle bu cevherlerin bakiyeleri ve cürufu üzerine haciz ve ihtiyati tedbir konulabilir. Üçüncü sahsin rehin haklari saklidir.

Bir madenin tamaminin icra yolu ile satisi 43 üncü maddede yazili usule tabidir.

Haciz ve ihtiyati tedbir dolayisiyla madenin faaliyetine müdahale edilemeyecegi

MADDE 41.- Madenin tamamina veya çikarilmis cevherlerle bakiye yigini ve cürufuna gerek haciz veya ihtiyati tedbir konulmasi ve gerekse bunlarin icraen satisina tesebbüs edilmesi hallerinde alacakli veya icra dairesince madenin faaliyeti durdurulamayacagi gibi bu faaliyete müdahale de edilemez.

Ipotek ve kapsami

MADDE 42.- Maden ön isletme ve isletme ruhsat sahibinin maden için yapmis oldugu borcunu veya ileride bu maksatla borçlanmasinin temini için maden üzerinde bir veya müteaddit derece ve sirada ipotek tesis olunabilir.

Ipotekli takyit edilmis ön isletme ve isletme ruhsatinin alanlarinda degisiklik oldugu takdirde mevcut ipotek, hiçbir muameleye tevessül edilme- den yeniden ita edilen ruhsat üzerinde de ayni sartlarla devam eder.

Ön isletme ve isletme ruhsati ile bir bütün teskil eden 40 inci maddenin birinci fikrasinda yazili tesis, vasita, alet ve malzemenin heyeti umumiyesi ipotegin sümulüne girer.

Tesis olunacak ipotek ruhsat süresini geçemez.

Ipotek alacaklisi, maden ön isletme ve isletme ruhsati ile kül teskil eden ve tapu sicilinde kayitli bulunan gayri menkuller üzerinde ön isletme ve isletme ruhsat sahibinin tasarruflarina mani olmak için umumi hükümler dairesinde tapu siciline serh verilmesini isteyebilir.

Maden isletme hakkinin sona ermesi halinde ipotegin hükmü 33 üncü maddenin birinci fikrasi sümulü disinda kalan tesis, vasita, alet ve malzemeye inhisar eder.

Maden ipotegi sicil kütügündeki ipotek kaydinin terkini ile sakit olur.

Ipotegin paraya çevrilmesi .

MADDE 43.- Ipotegin vadesi sonunda veya alacagin muacceliyet kesbetmis olmasi halinde alacakli alacaginin tahsili için ipotegin taalluk ettigi maden ön isletme ve isletme ruhsatini genel hükümler dairesinde sattirabilir.

Maden ön isletme ve isletme ruhsatini iktisap etmek isteyen talibin bu hakkin iktisabi için aranan kanuni sartlara haiz olmasi lazimdir. Talip bu sartlara haiz bulundugunu, Bakanliktan alacagi vesika ile ispat eder. Icra dairesi bu vesikayi ibraz etmis olan talipler arasinda satisi yapar.

Satisin neticesi icra dairesi tarafindan Bakanliga bildirilir. Keyfiyet madenin sicil kütügüne serh ve ipotek kaydi terkin edilir. Devir muamelesi bu surette tekemmül eder.

Sahsi mesuliyet

MADDE 44.- Maden ipotegiyle temin edilen alacaktan dolayi maden ön isletme veya isletme ruhsat sahibi sahsen de mesuldür.

Ipotekle takyit edilmis bir maden ön isletme veya isletme ruhsatinin ahara devri halinde, bu hakki devredenin borçluluk durumunda bir degisiklik husule gelmeyecegi gibi, alacagin teminatini teskil eden ipotek de aynen baki kalir.

Ancak, maden ön isletme veya isletme ruhsatini devralan sahis ipotekle temin edilmis olan borcu da sahsen kabul ve taahhüt ettigi ve alacakli, keyfiyetin Bakanlikça kendisine tebliginden itibaren, bir yil içinde hakkini evvelki borçluya karsi muhafaza eyledigini yazi ile bildirmedigi takdirde ön isletme veya isletme ruhsatini devreden evvelki borçlu borcundan kurtulur.

Medeni Kanuna atif

MADDE 45.- Türk Medeni Kanununun ipotege ait hükümleri maden

ipoteklerine de uygulanir.

Irtifak, intifa hakki ve kamulastirma

MADDE 46.- Maden arama dönemi içerisinde arama sahasi özel mülkiyete konu gayrimenkul üzerinde kullanma amacina münhasir olmak üzere belli süreler için madenci, Bakanliga müracaat ile irtifak ve/veya intifa hakki tesisi isteyebilir.

Irtifak ve/veya intifa hakki karsiligi, kamulastirma kanununa uygun olarak seçilecek bilirkisiler tarafindan tespit edilir.

Arama süresi sonunda ön isletme talebi söz konusu oldugu takdirde tesis edilen irtifak ve/veya intifa hakkinin süresi ön isletme süresini geçmemek kaydiyla uzatilabilir.

Faaliyetler sirasinda sahaya zarar verilmesi durumunda ruhsat sahibi adli merciler tarafindan tespit edilecek tazminati arazi sahibine ödemek ve sahayi kullanilabilir durumda terk etmekle yükümlüdür.

Isletme ruhsati safhasinda, isletme sahasi özel mülkiyete konu gayri- menkul taraflarca anlasma saglanmamasi halinde ivhsat sahibinin talebi üzeri- ne Bakanlikça 2942 sayili Kanun hükümlerine göre kamulastirilabilir.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlügü hizmetleri ile ilgili haklar

MADDE 47.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlügü herhangi bir ruhsat veya izne gerek kalmadan madencilik yapilabilecek bütün sahalarda 18. inci maddede belirtilen esaslar dahilinde arama faaliyetlerinde bulunabilir. Genel Müdürlük bu Kanun hükümlerine göre arama ve ön isletme ruhsatlari alarak faaliyet raporlari ile belirledigi zuhurlarin 24 üncü maddeye göre buluculuk hakkini kazanir. Bu durumda ruhsat süresi içinde ruhsatini devreder. Bu sürede devredilmeyen ruhsatlar fesh edilir.

Yeminli teknik bürolarin kurulusu, yetki alanlari ve sorumluluklari

MADDE 48.- Denetim ve gözetim disinda yönetmelikle tespit edilen görevleri yürütmek üzere gerektiginde yeminli teknik bürolar, Bakanligin izni ile kurulabilir.

Yeminli teknik bürolar, en az yedi yillik fiili meslek tecrübesi olan ve yönetmelikle tespit edilen mühendisler tarafindan kurulabilir.

Nüfus ve is yogunlugunun fazla oldugu il ve ilçelerde birden çok yeminli teknik büronun kurulmasi Bakanligin müsaadesine baglidir.

Bir ilçede, is azligi sebebiyle yeminli teknik büro kurulamadigi veya kurulmus büro kapandigi takdirde, çevre ilçelerden bir yetkili büro Bakanlikça görevlendirilebilir.

Yeminli teknik büro sahibi ve bu büroda çalisanlarla bunlarin ikinci dereceye kadar kan ve sihri hisimlarina arama, ön isletme, isletme ruhsati verilemez.

Yeminli teknik bürolarin teskili, bu bürolarda çalisacak personelin nitelikleri, hizmet karsiligi ücret tarifeleri, çalisma esaslari ve diger hususlar Bakanlikça çikarilacak yönetmelikte belirtilir.

Bu Kanunda yetki ve görev verilen yeminli teknik bürolar elemanlari bu görevlerini ifa ederken isledikleri suçlar dolayisiyla Devlet memuru sayilirlar ve Devlet memuru gibi cezalandirilirlar. Ayrica bu suçlari isleyen büro sahibi ise bürolari kapatilir, bir daha büro açamazlar. Suçu isleyen büroda çalisan ve suça istirak eden görevliler bu çesit bürolarda bir daha görev alamazlar.

Yeminli teknik bürolar Bakanligin denetimine tabidir.

MADDE 49.- 2840 sayili Kanun hükümleri saklidir. Ancak, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra bulunacak bor, trona ve asfaltit madenlerinin aranmasi ve isletilmesi bu Kanun hükümlerine tabidir.

Bunlarin ihracatina ait usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca tespit edilir.

MADDE 50.- Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra toryum ve uranyum madenlerinin aranmasi ve isletilmesi bu Kanun hükümlerine tabidir. Üretilen cevher Devlete veya Bakanlar Kurulunca tespit edilecek yerlere satilir.

Kaldirilan hükümler

MADDE 51 .- 6309 sayili Maden Kanunu ile ek ve degisiklikleri yürürlükten kaldirilmistir.

Maden Dairesi

MADDE 52.- Bu Kanunun yürürlüge girmesini müteakip 6 ay zarfinda Maden Dairesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanliginca, teknik ve idari bakimdan ihtiyaci kafi kadro ile teçhiz edilir.

GEÇICI MADDE 1.- Bu Kanunun yürürlüge girdigi tarihten önce her hangi bir nedenle hükümden düsmüs bütün GMD (Genel maden dosyasi) AR (Arama ruhsati), IT (ilk tetkik), PRT (Proje tetkik), IR (Isletme ruhsati), II (Isletme imtiyazi) safhasindaki ruhsatlar paftalardan silinerek sinirlarina bakilmaksizin otomatik olarak aramalara açilir.

Bu hüküm Osmanli Imparatorlugu zamanindaki meksuf madenlere ait ruhsatlar için de geçerlidir.

Müracaatlar Geçici 5 inci maddeye göre ilan edilen günden baslayip ilk hafta yapilacak müracaatlarin tamami ayni gün yapilmis kabul edilecektir. Aramalara açilan sahalarin Bakanlikça onaylanmis listeleri ise müracaat kabul tarihinden bir ay önce ilgili dairede asilarak bütün madencilere açik tutulacaktir.

Ayni sahaya ayni anda birden fazla müracaat var ise bunlardan açik artirma seklinde Madencilik Fonuna en fazla bagista bulunan ruhsati almaya hak kazanacaktir.

Isletme ruhsati ve isletme imtiyazi olan sahalarin buluculuk hakki saklidir.

GEÇICI MADDE 2.- Bu Kanunun yürürlüge girdigi tarihte yürürlükte bulunan GMD, AR, IT. PRT, IR, II safhasindaki bütün ruhsatlar 6309 sayili Maden Kanununda hangi madenler için verilmisse yalniz o madenlere mahsus olmak üzere kaldiklari yerden bu Kanun hükümlerine göre devam ederler.

GMD safhasindaki müracaatlar bu Kanunun yayimi tarihinden itibaren 5 ay içerisinde ilgili daireye müracaat ederek hak sagladiklari alana tekabül eden teminatlarini kanun geregi yatirmadiklari takdirde müracaatlari iptal olur.

Ruhsat süresi bitimine sekiz aydan az zaman kalmis, AR, IT, PRT safhasindaki ruhsatlar Kanunun yürürlük tarihinden itibaren sekiz ay içerisinde gerekli teminat ve harçlarini yatirarak Yönetmelikte belirtildigi sekilde arama faaliyet raporlarini, ön isletme projesini veya isletme projesini vererek, ön isletme ya da isletme ruhsati talebinde bulunmakla yükümlüdür.

Bu ruhsat sahipleri, ruhsat alanini ilgili daireye müracaatla bir defaya mahsus olmak üzere küçülterek isletme sinirlari dahiline girebilir.

Sahada ruhsat sahibinin buldugu ve bunu faaliyet raporlari ile tespit ve beyan ettigi baska madenler mevcut ve bu madenlere o sahada verilmis yürürlükte bulunan baska haklar yok ise, proje verilmesi suretiyle o madenler için de ön isletme veya isletme ruhsati sümulüne alinma hakki dogar.

Yürürlükteki isletme ruhsatlari ve isletme imtiyaz sahipleri projelerini sekiz ay içinde bu Kanunda belirtilen sartlara uygun sekilde tadil etmekle yükümlüdür. Ayrica, faaliyet raporlarini, bilançosunu Yönetmelikte belirtildigi sekilde tanzim etmek ve Devlet hakki, varsa buluculuk hakki, teminat ve harçlarini bu Kanun hükümlerine göre ödemek zorundadir. Ancak ödemelerin mükerrer olanlari borçtan mahsup edilir.

Süresi içinde tadilat yapmayan, vecibelerini yerine getirmeyen ruhsatlar feshedilir.

Yaniltici, eksik, yanlis beyanda bulunanlar hakkinda 10 uncu madde hükümleri uygulanir.

Bu madde geregi feshedilen ivhsatlarla ilgili alanlar, baska ruhsat yok ise otomatik olarak aramalara açilir.

O ruhsat sahasinda degisik kisilere ait baska ruhsat alanlari varsa ivhsat sahipleri de aralarinda anlasamazlarsa Madencilik Fonuna en büyük hibeyi yapan, o madenin kendi ruhsati içinde kalan kisminin, ruhsat sümulüne alinmasina hak kazanir. Teklif ruhsat sahiplerinin aninda ilgili dairede karsilikli beyani ve açik arttirma seklinde yapilir.

GEÇICI MADDE 3.- 6309 sayili Maden Kanunu geregince arza tatbik için ruhsat sahipleri tarafindan yatirilmis olan masraf avanslari bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle Madencilik Fonuna aktarilir.

GEÇICI MADDE 4.- 12.6.1987 tarih 3382 sayili kanunla yürürlükten kaldirilmistir.

GEÇICI MADDE 5.- Bu Kanunun yayimi tarihinden itibaren 6 ay süre ile hiçbir maden arama ruhsati müracaati kabul edilmeyecektir.

GEÇICI MADDE 6.- Vilayetler bu Kanunla ilgili islemleri yürütebilecek sekilde gerekli döküman ve ekipmanla teçhiz edilinceye kadar maden hak ve müracaatlari Ankara’daki ilgili daireye yapilir.

GEÇICI MADDE 7.- 2840 sayili Kanunun geçici maddesinde yer alan bor tuzlari sahalarinda eski ruhsat sahipleri tarafindan çikarilmis cevher, bakiye yiginlari, cüruf stoklari ve pasalar üzerinde bunlari çikaranlarin her türlü haklari için belirtilen 18 aylik pasa degerlendirme süresi 1986 Aralik ayi sonu olarak degistirilmis ve haklari ihya edilmistir. Adi geçen malzemelerin nakliyeleri, ödenecek Devlet hakki ile madencilik fon katkisi ve yapilacak beyanlar bu Kanun hükümlerine tabidir.

(12.6.1987 tarih 3382 sayili kanun ile ek)

GEÇICI MADDE 8.- 3213 sayili Maden Kanununun yayimi tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar Tasocaklari Nizamnamesine göre aldiklari ruhsatlari Maden Kanunu kapsamina intibak ettirenler, müktesep hak olarak Maden Kanunu kapsaminda kalabilir. 3213 sayili Kanun kapsamindan çikmak isteyenlerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanliginca Maden Sicilinden silinmek üzere müracaat etmeleri gereklidir. Sicilden silinen haklar tasocaklari Nizamnamesi hükümlerine göre isleme tabi tutularak yürütülür.

3213 sayili Maden Kanununun kapsamina alinmasi için intibak yaptirmamis olan ve Tasocaklari Nizamnamesine göre verilen ruhsatlarin 15.6.1985′den itibaren her türlü temdit ve ivhsat verme islemlerinin ise Tasocaklari Nizamnamesine göre yürütülmesine il özel idareleri yetkilidir.

Yürürlük

MADDE 53.- Bu Kanun yayimi tarihinde yürürlüge girer.

Yürütme

MADDE 54.- Bu Kanuni hükümlerini Bakanlar

kurulu yürütür.

14/6/ 1985

Maden Kanun Tasarısı

06 Kasım 2007

Maden Kanun Tasarısı ile durma noktasına gelen madenciliğin canlandırılması hedefleniyor.

MADENCİLİK TASARIDAN ÇOK ŞEY BEKLİYOR

MADEN KANUN TASARISI ÇÖZÜM OLACAK MI?

İHMAL EDİLEN SEKTÖRE, YENİ YASA NE GETİRİYOR?

Ülkemizde tamamen duran madencilik yatırımlarını yeniden canlandırmak üzere 3213 sayılı Maden Kanunu ve madenciliği engelleyen bazı kanunlarda değişiklik yapılamasını öngören Kanun Tasarısı mecliste görüşülmeyi bekliyor. Gerek bürokrasi gerekse de yatırım yetersizliği altında bunalan Türk madenciliği içine düştüğü dar boğazdan tasarıyla çıkmayı beklerken sektör temsilcileri tasarının bir çok yenilik getirse de eksik ve hatalı bir çok yanının olduğunu belirtiyor.

Madencilik Araştırma Merkezi Derneği Başkanı Muhterem Köse, tüm madenleri kapsayan tasarının olumlu taraflarının yanında gözden kaçan birçok hususun olduğuna dikkat çekiyor. Tasarının 27. maddesinin birinci fıkrasında yer alan görüntü kirliliği tanımının çevre kirliliği şeklinde değiştirilmesi gerektiğini belirten Köse “Çünkü görüntü kirliliğinden ne anlaşılacağı üzerinde ortak bir tanım yapılamaz” dedi. Köse, Türk madenciliğinin küçük ölçekli madencilik yapısını henüz kıramadığını teknik ve ekonomik yeterliliğin aranması gerektiğini vurgulayarak “Herkesin maden işletmesine izin verilmemelidir. Arama konusu serbest olabilir ancak işletme hakkı serbest oldukça Türk madenciliği gelişemez. Tasarıda bu yönde düzenlemeler getirilmelidir” şeklinde konuştu.

CENK ESEN

ANKARA- Türk madenciliğinin ana problemi yeni sermaye girişinin olmayışı iken bu sorunun altında yüzde 15 daha fazla vergilendirilme, Maden Kanunu ile verilen izinlerin diğer bakanlıklar tarafından engellenmesi, işletme ve üretim güvencesinin olmayışı biliniyor. Mecliste görüşülmesi beklenen yeni Maden Kanun Tasarısı’yla bu sorunların ne kadarının aşılacağını ise zaman gösterecek.

Ülkemizde tamamen duran madencilik yatırımlarını yeniden canlandırmak üzere 3213 sayılı Maden Kanunu ve madenciliği engelleyen bazı kanunlarda değişiklik yapılamasını öngören bir kanun tasarısı hazırlandı. Gerek bürokrasi gerekse de yatırım yetersizliği altında bunalan Türk madenciliği içine düştüğü dar boğazdan tasarıyla çıkmayı beklerken sektör temsilcileri tasarının bir çok yenilik getirse de eksik ve hatalı bir çok yanının olduğunu belirtiyor.

GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ TANIMI KARGAŞA YARATIR

Madencilik Araştırma Merkezi Derneği Başkanı Muhterem Köse, tüm madenleri kapsayan tasarının olumlu taraflarının yanında gözden kaçan birçok hususun olduğuna dikkati çekiyor. Tasarının 27. maddesinin birinci fıkrasında yer alan görüntü kirliliği tanımının çevre kirliliği şeklinde değiştirilmesi gerektiğini belirten Köse “Çünkü görüntü kirliliğinden ne anlaşılacağı üzerinde ortak bir tanım yapılamaz” dedi. Köse, Türk madenciliğinin küçük ölçekli madencilik yapısını henüz kıramadığını teknik ve ekonomik yeterliliğin aranması gerektiğini vurgulayarak “Herkesin maden işletmesine izin verilmemelidir. Arama konusu serbest olabilir ancak işletme hakkı serbest oldukça Türk madenciliği gelişemez. Tasarıda bu yönde düzenlemeler getirilmelidir” şeklinde konuştu.

ÖN İŞLETME RUHSATI BÜROKRASİYİ ARTIRIYOR

Arama ve ön işletme ruhsatlarının birleştirilerek bürokrasinin azaltılması gerektiğine işaret eden Köse “Şu anda arama ruhsatı 30 ay, ön işletme süresi 3 yıldır. Her iki ruhsat döneminin uygulamada bir farklılığı yoktur. Ön işletme ruhsatının ayrı bir dönem olarak değerlendirilmesi bürokrasiyi gereksiz yere arttırmaktan başka madenciliğe hiçbir katkısı yoktur” dedi. Arama ruhsatının 5 yıl olması ve ön işletme ruhsatının kaldırılması gerektiğini ifade eden Köse bu uygulama ile Enerji Bakanlığı’na bağlı Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün yükünün ve hem de bürokrasinin azalacağını belirtti. Ayrıca Köse yeni tasarı ile Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün yükünün arttığını, bölge teşkilatları olmayan müdürlüğün görevlerinin bir kısmının MTA’nın atıl olan 12 bölge teşkilatını bırakılabileceğini böylece müdürlüğün daha etkin olarak çalışabileceğini söyledi.

İŞLETME RUHSATI CİDDİYE ALINMALI

Türkiye’de madencilik sektörünün kurumsallaşması için en azından işletme ruhsatı verilirken teknik ve mali yeterlilik aranması gerektiğine dikkati çeken Köse “Tasarının 12. maddesinin sonunda ‘maden işletme ruhsatının verilebilmesi için teknik ve mali yeterlilik aranır’ ifadesi yer almalıdır. Söz konusu madeni işletecek teknik ve mali yeterliliği olmayanlara maden işletme izini verilmemelidir” diyerek konuştu.

“KAMUNUN AYRICALIKLARI SÜRÜYOR”

Kamu kurumlarının madencilik sektöründeki ayrıcalıklarının sürdüğünü vurgulayan Köse bu temelde başta Etibank, Zonguldak Taş Kömürü Kurumu, Maden Tetkik Arama Müdürlüğü konumunu koruyor. Devlet ve özel sektör arasındaki çifte standart sürüyor” dedi.

TASARININ GETİRDİĞİ YENİLİKLER ÖNEMSENMELİ

Yeni Maden Kanun Tasarısı’nda gözden kaçan hususların dışında sektörü temelden etkileyecek bir çok yenililik de öngörülüyor. Bunların başında kalker,kil, marn ve puzolanik kayaçların maden kanunu kapsamına alınması, madencilik yapacaklara ruhsat güvencesinin getirilmesi, maden arama faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirme (ÇED) kapsamı dışında bırakılması, bilimsel ve teknik esaslara uygun olarak yapılan madencilik faaliyetlerinin engellenmesinin önlenmesi, Maden Kanunu ile verilen izinlerin diğer bakanlıklar tarafından yasaklanmasının önlenmesi, yatırımların canlandırılması için teşviklerin getirilmesi geliyor.

Ce..ab…..21-5-2002

İşletme Projesi

06 Kasım 2007

İŞLETME PROJESİ

1 . GENEL BİLGİLER :

1.1. Ruhsat Sahibinin Adı , Soyadı : ……………………

1.2. Ruhsat Sahibinin Adresi : ……………………

1.3. Bağlı Olduğu V. D : ……………………

1.4. Vergi Numarası : ……………………

1.5. Projenin Amaç ve İştigal Konuları :

Projenin amacı , ………………ili , ………….. ilçesine bağlı , ………………. köyü civarında İR………………. , SİCİL ……………… Sayılı MADEN sahasının en rantabl şekilde işletilerek ülke ekonomisine katkıda bulunmaktır.

İç ve dış pazar taleplerine uygun kalitede ve standartta yarı mamul ve mamul malzeme haline getirilerek ; alüminyum (kil) madeni potansiyelini değerlendirme , insanlara doğal ve çağdaş bir ürün sunmak bu projenin başlıca gerekçesidir.

Projenin ikinci bölümünde , pazar durumu ve ekonomik bölümleri kapsamakta olup ; üçüncü bölümde sahanın jeolojisi , işletme durumu ve diğer teknik bilgiler , dördüncü bölümde ise öngörülen yatırımlar ayrıntıları ile verilmiştir.

Projeye konu olan İR ………….. Sayılı maden sahasında yatırımların tamamlanmış olması işletme dönemindeki istihsale dönük çalışmaların olumlu sonuç vermesi ve işletilebilir rezervin olması nedeniyle işletme ruhsatının alınarak üretim faaliyetine geçilmesinin ülke ekonomisine büyük yarar sağlayacağı tespit edilmiştir.

Bu nedenle yapılan çalışmanın dikkate alınarak tarafımıza işletme ruhsatı ve kil işletme izninin verilmesi de projenin amaçlarındandır.

1.6. Kuruluş Yeri :

İLİ : ………………

İLÇESİ :…………………

KÖYÜ : ………………..

1.7. Proje Tutarı :

İç Para : 47.569.368.000 TL

Dış Para : …………………..

Sabit Yatırım : 43.168.094.000 TL

İşletme Sermayesi : 4.401.274.000 TL

TOPLAM : 47.569.368.000 TL

1.8. Yatırım Başlama Tarihi :

Yatırım ilk işletme döneminde başlamış olup işletme ruhsatının alınmasından sonra devam edecektir.

1.9. Deneme İşletmesine Alma Tarihi :

İlk işletme dönemlerinde yeterince araştırmalar yapıldığında ayrıca bir deneme işletmesi gerekli görülmemiştir.

1.10. Kesin İşletmeye Alma Tarihi :

İşletme ruhsatının alınmasını takiben kesin işletme faaliyetine devam edilmesi planlanmaktadır.

Projenin Faydalı Ömrü :

Projenin faydalı ömrü her ne kadar 10 yıl olarak öngörülmüş olsa da , işletme ruhsatı sonucu rezerv durumu göz önüne alınarak temdit talebinde bulunulacaktır.

1.12. Toplam Görünür Rezerv :

Projenin teknik bölümünde de görüleceği gibi görünür rezerv miktarı 260 000 ton olarak hesaplanmıştır.

1.13. Toplam Hasılat Tutarı , Yıllık Gideri , Gayri Safi Kar :

Yıllık Hasılat Tutarı : 56.250.000.000 TL

Yıllık Toplam Gider : 38.659.021.470TL

Gayri Safi Kar :17.590.978.530TL

1.14. Düşünülen Finansman Kaynakları :

Yatırımın tamamının öz kaynaklardan sağlanması düşünülmektedir.

1.15. Projenin Planla İlişkisi :

6. Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde , madencilik sektöründe temel ilke yeraltı zenginliklerin araştırılıp işletilebilir hale getirilerek ekonomiye kaynak sağlamak olarak belirlenmiş ve bu amaçla kamu , özel ve yabancı her türlü kaynaktan faydalanılması özel sektör faaliyetlerinin teşvik edilmesi öngörülmüştür.

Proje madencilik ilke ve politikalarının yeraldığı yıllık kalkınma planıyla uyumlu bir projedir. Gerek 5. ve 6. Beş Yıllık Kalkınma Planında ve gerekse de 2001 yılı yıllık programında yerli kaynaklardan yaygın şekilde yararlanılması ve bu tür yatırımların özendirilmesi öngörülmüştür.

14 / 10 / 1984 Tarih ve 18553 Sayılı resmi gazetede yayımlanan 84 / 8630 Sayılı resmi gazetede yayımlanan DPT müsteşarlığının yatırımların özendirilmesi ve teşvikleriyle ilgili 85 / 1 Sayılı tebliği ile ve ilgili muafiyet yatırım indirimi ve orta vadeli kredilerle faiz farkı uygulaması şeklindeki amaçlarla teşvik edileceği belirtilmiştir. Ayrıca 3213 Sayılı Maden Kanunu’nun maden teşvik tedbirleri ile ilgili 9. maddesi “ madencilik yatırımları kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerde yapılacak yatırımlara sağlanan haklardan yararlandırılabilir ” ,hükmünü getirmiştir.

1.16. Projenin Bugünkü Durumu :

Ruhsat sahasında açık işletme yöntemiyle çalışmalar devam etmektedir. Sahada bulunan cevherin ekonomikliği ve yeterli rezerve sahip olduğu belirlenmiştir. Üretim yapılacak kil madeni depolanacak, talebin olması halinde veya yeterli stok meydana geldiğinde fabrikalara sevk edilecektir. Sahaya 6309 Sayılı Maden Kanunu döneminde alüminyum (kil) madeni adına müracat edilmiş 3213 sayılı maden kanununun geçici 2. maddesine göre de alüminyum madeni için intibak yapılarak 19.02.1989 tarihinde İR ……………. Sicil : …………………. ER : ………….. numara ile işletme ruhsatına bağlanarak alüminyum için işletme izni alınmıştır. Ruhsatımız , killerde Al2O3 oranını %30’a çıkaran 3382 sayılı kanunun yayınlandığı 25.06.1987 tarihinden önce alındığından ve 15.06.1985 tarihinde yayınlanan 3213 sayılı maden kanununda killerde Al2O3 oranı %15 ve üzeri olarak tanımlandığından ; ruhsatımızın %15 ve üzeri tüm killeri işletme müktesep hakkı bulunmakta olup, bu hususta Danıştay 8. Dairesinin vermiş olduğu kararlar bulunmaktadır. Bu nedenle de, işletme ruhsatımız ile birlikte kil işletme izni talebimiz de bulunmaktadır.

1.17. Projenin Ekonomik Hesapları :

Projenin Faydalı Ömrü : 10 Yıl

Projenin Görünür Rezervi : 195.000 ton

Yıllık Üretim Kapasitesi : 15.000 ton/yıl

Yıllık Amortismanlar : 4.353.400.000 TL.

Yıllık Hasılat : 56.250.000.000 TL.

Toplam Yıllık Gider : 38.659.021.470 TL.

Brüt Kar : 17.590.978.530 TL.

Devlet Hakkı : 1.759.097.853 TL

Net Kar : 11.596.852.596 TL.

İşletme Sermayesi : 4.401.274.000 TL

Yatırım Tutarı : 43.168.094.000 TL

BÖLÜM 2

2. EKONOMİK BİLGİLER :

2.1. Sektörün Tanıtımı ve Sınıflandırılması:

Ülkemizin jeolojik yapısı ve coğrafik konumu nedeniyle mevcut kil cevheri rezervinin teknik yöntemlerle aktif hale getirilerek değerlendirilmesi büyük kazançlar sağlayacaktır. Kil üretim projelerinin tasarlanması ve planlanması yapılacak işin ilk aşamada kil aranıp bulunması planlanmaya esas olacak şekilde varlığının ve özellliğinin tespit edilmesidir. Bu çalışmaların gereği gibi yürütülmesi, kil cevheri üretimini arttırarak ülke ihtiyaçlarına cevap vermesi ile ekonomiye katkıda bulunmak sektörün temel amacıdır.

2.2. Pazar Durumu :

2.2.1. Ürünün pazarlanma şekli:

İR…….. Ruhsat No’lu kil sahasından istihsal edilecek cevherleri ocak teslimi veya yakındaki bir stok sahasına sevk edilerek oradan piyasaya satışa sunulacaktır.

2.2.2. Pazar yerleri ve alternatifleri:

Sahadan istihsal edilen kil cevherleri doğrudan doğruya çevredeki seramik vb. fabrikalara hammadde olarak verileceğinden pazar problemi bulunmamakltadır. En önemli pazar Bozüyük, Bilecik, Söğüt, Kütahya ve Uşak’ta bulunan seramik fabrikalarıdır.

2.3. Öngörülen Fiyat Düzeyi :

İR …….. Ruhsat No’lu maden sahasından istihsal edilen seramik ve sağlık gereçleri, kil fiatları sürekli bir değişim göstermekle birlikte ocak teslimi 2.750.000 – 4.7500.000 TL/ton olarak değerlendirilebilir. Ortalama kil cevherleri satış fiatı 3.750.000 TL/ton olarak alınabilir.

2.4. Uygulanan Vergi, Resim ve Harçlar, Öngörülen Teşvikler :

Sahada üretimi gerçekleştirilecek kil cevheri hazırlanan projede brüt kar üzerinden %10 devlet hakkı olarak proje gelirlerinden proje giderlerinin farkı olarak brüt kar üzerinden gelir vergisi ve vergi üzerinden %7 çeşitli fon ödenecektir. Ayrıca mükellefiyet gereği KDV ve çeşitli stopaj vergilerinden sorumludur. 2001 yılı için 600.950.000 TL işletme ruhsat harcı saha hektarı başına 540.000 TL ‘den teminat yatıracaktır. Öngörülen teşviklerden mevcut gelişmelere göre faydalanabilinecektir.

2.5. Piyasa Mekanizması ; Borsalar, Simsarlar, Aracılar, Komisyoncular, Satış Örgütleri, Reklamcılar :

Sahada üretimi gerçekleştirilecek kil cevheri için pazar etüdü ruhsat sahibi tarafından yapılmıştır. Bu nedenle yukarıda bahsi geçen konular söz konusu değildir. Kil medenciliğinde bazı üreticiler ürettikleri kili ihraç etmektedir. Küçük üretici şirket ve şahıslar ise günün değerine göre en fazla fiyatı veren firmalara satmaktadır. İR……….Sayılı sahadan üretilen kil, ruhsat sahibinin ocak teslimi pazarlamasıyla Bilecik’te, Söğüt’de, Kütahya’da ve Uşak’ta kurulu fabrikalarda değerlendirilecektir.

2.6. Taşıma :

2.6.1. Ruhsat sahasına giriş ve çıkış durumu :

Ocağın bulunduğu yer ………. ili, ….…. ilçesi, …..…. köyü civarındadır. Kış aylarında yağış dolayısıyla ulaşım zorlaşmaktadır. Ruhsat bölgesi yılın 8 ayı çalışmaya uygundur. Bu aylar içinde ruhsat bölgesine giriş çıkış durumunda bir problem yoktur.

2.6.2. Ürünün taşınması :

İR. ………. maden sahasında istihsal edilen kil cevheri ruhsat sahibinin ocak stok sahasına depolanacak veya ocak teslimi satılacak olup nakliye giderleri söz konusu değildir.

2.7. Utuliteler :

2.7.1. Elektrik durumu:

Maden sahası meskün yer ……… köyüne çok yakın olmasına karşın ocakta elektriğe dayalı bir çalışma olmayacağından elektrik enerjisine ihtiyaç duyulmamıştır. Aydınlanma ve diğer işlerde elektrik ihtiyacı jenaratörlerden sağlanacaktır.

2.7.2. Su durumu :

Cevherin üretimi sırasında su çıkmamaktadır. Yağmur sularının problem olmaması için gerekli önlemler alınmıştır. Üretim anında suya ihtiyaç yoktur. Kişisel ihtiyaçlar için su ise ocak yakınındaki yerleşim bölgesinden su tankları ile taşınmaktadır.

2.7.3. Arsa durumu :

Ruhsattan yararlanabilmek ve madencilik faaliyetlerinde bulunabilmek için gerekli izinler alınmıştır. Ayrıca meskün sahadan uzak olduğu için arsa durumu söz konusu değildir.

2.8. İşçilik Durumu :

2.8.1. Madene Göre Yetişmiş Eleman Temini :

Yöre halkının geçim kaynağının tarım ve hayvancılığa dayanması ve bunun da iklim nedenleriyle yetersizliği halkı işçiliğe yöneltmesi nedeniyle düz işçi temininde zorluk söz konusu değildir. Kalifiye işçiler madencilik faaliyetlerinin yoğun olduğu yörelerden ve madencilik konusunda uzmanlaşmış olan yörelerinden temin edilmektedir.

2.8.2. Ücret düzeyi ve gelişme trendi :

Çalışma koşulları gözönünde bulundurulacak olursa bölge işçilik ortalamasının üstündedir. Ayrıca günün şartlarına uygun olarak değişiklik yapılacaktır. 2001 yılı itibarı ile kalifiye elemanlara 122.000.000 TL/AY ile 325.000.000 TL / AY bürüt ücret ödenecektir. İşçilerin ve personelin günlük ihtiyaçları saha sahibi tarafından karşılanacaktır. Sahada çalışacak personelin tamamı sigortalı olup , kanun gereği her ay konut edindirme yardımı ödenecektir.

2.8.3. Kurulacak organizasyonun büyüklüğü ve yeri :

Ruhsat sahasında yılda 15.000 ton kil cevheri üretiminin gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Ocakta günde iki vardiya ve yılda 8 ay olarak çalışılacaktır. Organizasyonun büyüklüğü sahadaki işletme çalışmaların gerçekleşmesine bağlı olup, orta çaplı bir kil işletmesidir. Organizasyonun büyüklüğü, sahadaki işletme çalışmalarının gelişmesine bağlı olarak büyüyecektir. Ocak aynalarının genişlemesi ve kademelerdeki istihsalin gerçekleştirilmesine bağlı olarak, çalışan elemanların sayısı artırılabilecektir. Proje ile ilgili tüm yatırımlar ruhsat sahibi tarafından yapılacaktır.

2.9. Resmi Dairelerle İlişkiler :

İşletme ruhsatının alınmasından sonra 10 yıllık dönem içinde, arama prospeksiyon rezerv çalışmaları ile istihsale dönük faaliyetler yapılmıştır. Bu dönem sürecinin bitmesi ve ekonomik kil rezerv varlığının var olması nedeniyle işleme sahasının temdit edilmesine böyle bir proje ile geçilmesi uygun görülmüştür. İşletme ruhsatı döneminde yapılan çalışmalar işletme faaliyet raporlarında belirtilmiştir.

Maden işleri Genel Müdürlüğü ile olan ilşkiler bugüne kadar olduğu gibi 3213 Sayılı Maden Kanunu çerçevesinde yürütülecektir.

Projeye mesnet olan saha İR…….. Sicil ……… Sayılı numara ile Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nde işlem görmektedir.

2.9.1. Vergi daireleri ile ilişkiler :

Yıllık ruhsat harcı o yılın ocak ayının 30. gününe kadar ödenerek makbuz aslı Maden İşleri Genel Müdürlüğü’ne verilmektedir. KDV, stopaj ve fonlar ilgili dönemlerinde ödenmektedir.

2.9.2. Çalışma Bölge Müdürlüğü ile ilişkiler :

İşyeri ilgili Eskişehir Bölge Müdürlüğü’nce tescili tamamlanmış olup 1475 Sayılı İş Kanunu Hükümleri ile ilişkiler sürdürülecektir.

2.9.3. SSK ile ilişkiler :

506 Sayılı Kanun Hükümleri ile ilişkiler sürdürülecektir.

2.9.4. Emniyet Müdürlüğü ile ilişkiler :

Her yıl , dışarıdan gelen işçilerin kimlik bildirimi yapılmaktadır ve bölge halkının rahatsız edilmemesi için Jandarma ile ilişkiler sürdürülecektir.

2.10. Projenin Kapsamı Ve Kuruluş Yeri :

2.10.1. Proje kapasitesinin seçimi :

İşletme günde tek vardiya çalışacaktır. Damar kalınlığının ekonomik kalınlıkta olması ve birkaç aynanın beraber çalışmasıyla 15.000 ton/yıl üretim kapasitesi hedeflenmekle beraber ilerki yıllarda bu üretim kapasitesinin artması muhtemeldir.

2.10.2. Proje kuruluş kapasitesinin neye göre seçildiği :

Kuruluş kapasitesi ; üretim tekniği , işletme biçimi , coğrafi ve topoğrafik konumu , finansman durumu ve cevherin durumu dikkate alınarak belirlenmiştir. Kilin pazar bulması kuruluş kapasitesinin artması muhtemeldir.

2.10.3. Kuruluş yeri seçimi :

Kuruluş yeri doğal olarak ocakların bulunduğu yer olarak seçilmiştir.

BÖLÜM 3

3. PROJENİN TEKNİK YÖNÜ :

3.1. İşletmenin Saha Sınır Koordinatları :

Pafta adı: 1/25.000 ölçekli 54 H 24 D3

1.Nokta 2.Nokta 3.Nokta 4.Nokta

Sağa (Y) :

Yukarı (X) :

5.Nokta 6.Nokta 7.Nokta 8.Nokta

Sağa (Y) :

Yukarı (X) :

3.2. Maden Yatağı İle İlgili Jeolojik Bilgi ve Geometrisi :

Bölgenin temelini palezoik yaşlı gnayslar oluşturmaktadır. Temel seriyi granit ve pegmatit damarları kesmektedir ve kesen bu birimlerde muhtemelen paleozoik yaşlıdır. Bölgede temel birimlerin üzerine mesozoik (jura/üstkratese) yaşlı kireç taşları ve bunların üzerinde de neojen gölsel sedimanter birimler gelmektedir. Sahada örtü neojen seri gölsel çökellerden meydana gelmiş olup, çakıltaşı-konglemera-kumtaşı şeklindedir. Kil yatağı sedimanter bir oluşum olduğundan, kil bantları yatay tabaka halindedir.

3.3. Rezerv Durumu :

Sahada işletme dönemlerinde yapılan çalışmalar neticesinde toplam görünür rezerv miktarı 195.000 ton üretilebilir rezerv hesaplanmış olup, bu rezervin 45.000 ton kadarı sağlık gereçleri, seramik sanayiinde kullanılan kili ve 150.000 ton kadarıda seramik sanayiinde kullanılan kildir. Rezerv durumu yapılacak üretim çalışmalarını detaylanmasıyla değişim gösterebilecektir.

Cevherleşmeye bağlı olarak 2.9 m kalınlığında döküm kili ve 2.3 m kalınlığında kumlu kil bantları olduğu tespit edilmiştir. Üretilebilir görünür rezervin 195.000 ton olduğu hesaplanmış, üretim zaiyatları da gözönünde bulundurularak işletme projesi yapılmış ve yatırıma karar verilmiştir.

Sahada bulunban döküm kilinin özelikleri:

Al2O3 : % 30-33

Fe2O3 : % 1-1.4

Atz. : % 11-12 ( 1140 derecede)

Gr/lt ağ. : 1725-1825 gr/lt

Kuru Muk. : 72-78 kg/cm2

Sahada bulunan kumlu kilin özellikleri:

Al2O3 : % 19-22

SiO2 : % 70-75

Fe2O3 : % 1-2

K2O : % 1-2

Na2O : % 0.5-1

Atz. : % 5-7

3.4. Mineralizasyon Türü Ve Dağılımı :

mineral adı: ort.tane büyüklüğü: ort.cevher içindeki miktar:

KAOLİNİT+İLLİT 1-5 mikron % 65-85

Yoğunluğu : 2.5 gr/cm3

Cevherleşme yaşı : Neojen

Cevher dokusu : Mat

Cevher rengi : Gri-bej

3.5. Cevher Gang Mineralleri ve Fiziksel Özellikleri :

Kil cevher zonunun üretilebilir kaliteli killer dışında kalan konglemera, kumtaşı ve silis kumu kısmı gang olarak değerlendirilmiştir. Cevher gang oranı % 15-35 oranındadır, cevherin ortalama yoğunluğu 2.5 gr/cm3 olarak tespit edilmiştir.

3.6. Maden Arama İçin Uygulanmakta Olan Program :

Üretim ile birlikte yapılan arama faaliyetleri neticesinde işletilebilir kil rezervi saptanmıştır. Şu anda işletme ruhsatını temdit etmek için bu proje tanzim edilmiştir. Kil madeni ocaklarında diğer maden ataklarında olduğu gibi jeolojik açıdan sahanın civarını jeolojisi çıkarılmıştır. Sahadaki cevherleşme oldukça belirgin olduğu gibi yarma ve basamak çalışması şeklinde arama çalışmaları yapılarak , sahadaki cevherleşmenin üretilmesi için gerekli hazırlık yapılmıştır.

3.7. Üretilebilir Rezerv :

Yapılan çalışmalar neticesinde görünür rezerv miktarı 195.000 ton olarak, muhtemel rezerv ise 400.000 ton olarak toplam 660.000 ton olarak bulunmuştur.

3.8. Numune Alma İşleri :

Çalışma alanı içerisinde işletme dönemleri süresince üretim yapılarak seramik fabrikalarına ve piyasaya arz edilmiştir.

3.9. Projenin Teknik Tanımı :

3.9.1. İşletme Yöntemi:

Üretim açık işletme olarak basamak usulü işletme yöntemi ile yapılmaya devam edilecektir. Oluşturulacak basamaklar 5 m’yi geçmeyecek şekilde ayarlanacaktır. İşletme esnasında kil seviyesine kadar bölgede traktör kepçe ile harfiyat çalışması yapılarak üst pasa alınacaktır. Kil bantları aralarında konglemera ve demir yumru, silis kumu pasalarının bulunması durumunda triyaj durumu söz konusu olmaktadır. Üretilen killer taşıyıcılarla ocak stok sahasına taşınmaktadır. Gerek örtü tabakaları ve gerekse cevher patlayıcı madde ile gevşetmeye gerek duyulmayacak kadar kolay kazılabilecektir.

3.10. Pasa Yüzdesi :

Kil bantları arasındaki pasa oranı % 15-35 arasındadır.

3.11. Üretilecek Cevher Veya Cevherin Nitelik ve Miktarı Varsa Yan Ürünleri ve Pasa :

Yılda 15.000 ton satılabilir kil cevheri istihsali sağlanacak olup başkaca bir cevher üretimi düşünülmemektedir. İstihsal edilip sevke hazır hale getirilecek kil cevherleri kamyonlarla stok sahasına kış aylarında da sevkiyat yapılabilmesi açısından sevk edilecektir.

3.12. Proje Öncesi Etüdler :

Sahada ilk İşletme ruhsat döneminde üretimin yanısıra genel prospeksiyon ve jeolojik etüd çalışmaları ve test etüdleri yapılmıştır.

3.12.1. Kaya sertliği ve su durumu : …………………………………

3.12.2. Kaya kütle özelliği :

Makroskobik olarak geniş sahada homojen bir görünüşe sahip olup kil oluşumunun yoğunluğu 2.5 gr / cm3 ’tür.

3.12.3. Bağ destek özelliği :

Kütle sağlam olup bağ destek özelliği işletme güvenliği açısından oldukça elverişlidir. Ocak aynasında kütle kolaylıkla sağlam olarak kendini tutabilmektedir.

3.12.4. Madenin ortalama tenörü :

Maden kanununa intibak edilerek yürürlüğe giren ruhsat alanında yer yer değişim gösteren kil bantları ve seviyeleri mevcuttur. Gerek seramik sanayiinde gerekse seramik yan sanayiinde geniş kullanım alanı bulan ve teknolojinin ilerlemesi ile de yeni yeni kullanım alanları bulan ilgili sahadaki döküm kili cevherinin Al2O3 tenörünün genellikle % 30-33 ve kumlu kil cevherinin Al2O3 tenörünün % 17-20 civarında olduğu gözlenmektedir.

3.13. Madenin Ömrü :

Daha önceki bölümlerde verildiği gibi görünür rezerv 195.000 ton olarak verilmiştir. Buna rağmen projelendirme 10 yıl üzerinden yapılmış olup temdit talebinde bulunulabilecektir.

3.14. İşletmeci Eleman İhtiyacı :

Gerekli eleman sayısı aşağıdaki gibidir.

Maden Mühendisi (Fenni Nezaretçi ) 1

Ocak Başçavuşu 1

Bekçi 1

Düz İşçi 4

TOPLAM 7

3.15. Üretim Akım Şeması :

İlgili sahadaki üretim çalışmalarının akım şeması: cevher kazılacak alanların tespiti, örtü tabakasının kaldırılması, traktör kepçe ile kazılarak pasa alanına boşaltılması, kil damarlarının martopikör ve kazma ile kazısı ve triyaja tabi tutulması şeklindedir.

3.16. Atıklar ve Çevre Kirliliği :

İstihsalde atık sorunu yoktur. Ortaya çıkacak hafriyat, ocak içinde topoğrafya dikkate alınarak doğaya zarar vermeyecek şekilde serilecektir.

3.17. Makina ve Teçhizat :

Projemizde öngörülen üretim yıllık 15.000 ton olarak öngörülmüştür. Bu üretim , açık işletme yönteminin uygulanmasında kullanılan makina ve aletlerle yapılacaktır.

Fiili çalışma günü 200 gün / yıl

Kilin yoğunluğu 2.5 gr / cm3

Vardiya sayısı 1 vardiya

Vardiyadaki çalışma saati 7 saat

Üretilecek cevher Kil

Yıllık istihsal 15.000 ton/yıl

Traktör kepçe ( ocak içi ve örtü tabakası temizliği yanında cevherlerin yüklenmesi vs.), kompresör ( delme işlemi için gerekli hava tabancalarının çalıştırılması işlemi için ), binek oto (şantiyeye ulaşım, acil ihtiyaçlar ve mübayaa işlemi için ), hava tabancası ( delme işlemi için ), pompa ( su tahliyesi için ), muhtelif el aletleri, su ve akaryakıt tankları kullanılacaktır.

3.18. Tesislerin Yerleşme Planı :

İşletmede şantiye binası , yemekhane , wc , banyo gibi sosyal amaçlı küçük çaplı bir seyyar bina mevcuttur.

3.19. Cevher İşletme Metodları, Mineraloji ve Petrografi, Ürün Niteliği, Standartlar, Teknik Verimlilikleri ve Randımanları :

Kil madeni sahasında kil cevheri üretimi için açık işletme yöntemi uygulanacak olup basamak yükseklikleri 5 m’yi geçmeyecektir. Kil damarlarının üzerindeki kumtaşı ve konglemeralardan oluşan örtü tabakaları traktör kepçe ile kazılacaktır.

Kil damarları ise martapikör ve kazma kürek ile kazılarak, kil damarları arasındaki konglemera, silis kumu ve demir yumruları triye edilerek satılabilir standartta kil cevherleri elde edilmeye çalışılacaktır.

3.20. Montaj İşleri :

İşletmede üretilecek ürünün montajı ile ilgili herhangi bir montaj işi olmayacaktır.

3.21. Teknik Yardım, Patent ve Know-How :

Dışarıdan herhangi bir teknik yardım alınmamaktadır. Ayrıca patente de gerek duyulmamaktadır.

3.22. Birim Üretim İçin Gerekli Unsurlar :

Birim üretim için gerekli unsurlar: makina teçhizatı, operatör işçi, kil damarlarının takibi ve triyajı ile pazarlanmasıdır.

3.23. Tecrübe İşletmesi :

Tecrübe işletmesine gerek duyulmamıştır. İşletme döneminde istihsale dönük hazırlık çalışmalar yapılmıştır.

3.24. Yatırım Uygulama Planı :

Kil madeni için gerekli olan malzeme ve ekipman , özellikle işletme safhasında temin edilmiştir. Kapasitenin artırılmasına paralel olarak , özellikle istihsal ve hazırlık ekip sayısının artırılması ile sağlanacaktır.

BÖLÜM 4

4. YATIRIM KALEMLERİNİN AÇIKLANMASI :

4.1. Maden Arama Yatırım Giderleri :

4.1.1. Ruhsat için müracaat :

Bu proje ile, 10 yıllık işletme ruhsatı talep edilmektedir.Talep harcı olarak 250.340.000 TL. Vergi Dairesi’ne yatırılarak makbuz aslı proje ekinde sunulmuştur.

4.1.2. Rezervasyon : ……………….

4.1.3. Teminat :

Maden Kanunu’nda işletme ruhsatı için öngörülen teminat miktarı ( 2001 yılı itibariyle )

540.000 TL/Hk. Üzerinden 2.079.000 TL. teminat Vakıflar Bankası Bahçelievler Şubesi ilgili hesabına yatırılacak olup , makbuz aslı proje ekinde sunulacaktır.

4.1.4. Ruhsat devir işlemleri :

Ruhsat devir işlemi söz konusu değildir.

4.1.5. Etüd, plan , faaliyet raporu , proje ve haritaların hazırlanması :

Maden Mühendisine 1.450.000.000 TL. işletme projesi, faaliyet raporları ve müşavirlik ücreti olarak harcama yapılmıştır.

4.1.6. Aramada kullanılan ekipman ve donatım :

Satın alınan malzeme ve ekipmanlar arama yapılırken de üretime yönelik hazırlık çalışmalarında bulunulduğundan maden yatırım gideri içinde verilmiş olup , burada miktar verilmemiştir.

4.1.7. Arama gideri :

Aramadaki faaliyetlerle ilgili personel ve işçilik gideri için 675.000.000 TL.

harcama öngörülmüştür.

4.1.8. Beklenmeyen arama giderleri :

Beklenmeyen arama gideri olarak 405.000.000 TL. öngörülmüştür.

4.2. Maden Fizibilite Yatırım Giderleri :

4.2.1. Rezerv etüd giderleri :

Bu kalem için 405.000.000 TL. harcama yapılmıştır.

4.2.2. Sondaj, yarma vs giderleri :

Sondaj bu aşamada düşünülmemektedir. Yarma giderleri de maden arama yatırım giderlerinde gösterilmiştir.

4.2.3. Nihai fizibilite giderleri : …………

4.2.4. Beklenmeyen proje giderleri : ………..

4.3. Maden Yatırım Giderleri :

4.3.1. Arsa alımı : ………….

4.3.2. Arazi düzenlenmesi :

Stok sahası , ocak ağzının ve pasa alanlarının , sosyal tesisler için gerekli alanın düzenlenmesi için 540.000.000 TL. harcama planlanmıştır.

4.3.3. İnşaat işleri :

Dışarıdan gelebilecek işçiler için mevcut yatakhaneye ek olarak yatakhane, yazıhane, ambar , depo , motorhane amaçlı binalar için 5.410.000.000 TL. harcama öngörülmüştür.

4.3.4. Ulaştırma giderleri :

Ocağa kadar yol mevcut olup, ayrıca ulaşım masrafı öngörülmemiştir.

4.3.5. Ana tesisler, makina ve donatımı :

ADI ADEDİ BİRİM FİYATI

(x1.000 TL. ) TOPLAM FİYAT

( X1.000 TL)

Kompresör 2 6.760.000 13.520.000

Hava Tabancası 2 811.000 1.622.000

Jenarötör 1 4.056.000 4.056.000

Pompa 1 2.028.000 2.028.000

TOPLAM 21.226.000

4.3.6. Yardımcı işletme makina ve donatımı :

Su tankı ve mazot tankı için 811.200.000 TL. harcama öngörülmüştür.

4.3.7. Makina ve donanımın taşıma giderleri :

Bu kalem için 405.000.000 TL. harcama yapılacaktır. Makina ve malzemelerin naklinde ücret olarak ödenecektir.

4.3.8. İthalat ve gümrükleme giderleri : …………

4.3.9. Montaj işleri : ……………

4.3.10. Taşıt araçları :

İşçiler ya şantiyede kalacak, ya da köylerin yakın olması nedeniyle yürüyerek gidip geleceklerinden , sadece şantiyede acil ihtiyaçlar için bir adet binek aracı hazır bulundurulacaktır. Bu iş için 5.408.000.000 TL. yatırım düşünülmektedir.

4.3.11. İhrazat giderleri :

Hazırlıklar arama safhasında yapılmıştır.

4.3.12. Beklenmeyen sabit yatırım giderleri :

Buraya kadar olan toplam giderin %10’u alınmıştır.

36.985.540.000 x % 10 = 3.698.554.000 TL

4.3.13. Detay proje ve mühendislik işleri : …………….

4.3.14. Yatırım yönetim gideri :

Yatırım saha sahibi tarafından yürütülecektir.

4.3.15. Teknoloji alma giderleri :

Küçük işletme olduğundan teknoloji almaya gerek duyulmamaktadır.

4.4. İşletmeye Alma Giderleri :

Pazar araştırması için 405.000.000 TL. gider öngörülmüştür.

4.5. Yatırım Dönemi Faizleri :

Kredi kullanılmayacağı için faiz gideri düşünülmemiştir.

4.6. Fiyat Kur Farkları :

Yatırım tamamlanıp üretime hemen geçileceğinden , kur farkı yoktur.

4.7. Döner Sermaye Giderleri : ………….

4.8. Beklenmeyen Sermaye Giderleri : ………….

4.9. İşletme Sermayesi Hesabı :

İşletme sermayesi hesabı aşağıdaki kabuller ışığı altında yapılmıştır.

1 aylık akaryakıt ve yağ giderleri 959.511.660

1 aylık personel ve işçilik giderleri 2.480.000.000

1 aylık bakım ve onarım stoğu gideri 132.662.500

1 aylık işletme malzemesi stoğu gideri 126.750.000

Yıllık ruhsat harcı 600.950.000

1 aylık yükleyici kirası 101.400.000

TOPLAM İŞLETME SERMAYESİ 4.401.274.160

YATIRIM TUTARI TABLOSU (x 1.000 TL)

Harcama Çeşidi İç para (TL) Dış Para TOPLAM

MADEN ARAMA YATIRIM GİD. 4.859.340 ………. 4.859.340

Ruhsat için müracaat 250.340 ………. 250.340

Rezervasyon ………. ………. ……….

Teminat 2.079.000 ………. 2.079.000

Ruhsat devir işlemleri ………. ………. ……….

Etüd-plan-proje tanzimi 1.450.000 ………. 1.450.000

Aramada kullanılan ekipman ve don. 675.000 ………. 675.000

Beklenmeyen arama giderleri 405.000 ………. 405.000

MADEN FİZİBİLİTE YATIRIM G. 405.000 ………. 405.000

Rezerv etüd giderleri 405.000 ………. 405.000

Sondaj,yarma vs. giderleri ………. ………. ……….

Nihai fizibilite giderleri ………. ………. ……….

Beklenmeyen proje giderleri ………. ………. ……….

MADEN YATIRIM GİDERLERİ 37.498.754 ………. 37.498.754

Arsa alımı ………. ………. ……….

Arazi düzenlenmesi 540.000 ………. 540.000

İnşaat işleri 5.410.000 ………. 5.410.000

Ulaştırma giderleri ………. ………. ……….

Ana tesisler,makina ve donatımı 21.226.000 ………. 21.226.000

Yardımcı işletme makina donatımı 811.200 ………. 811.200

Makina ve donatım taşıma giderleri 405.000 ………. 405.000

İthalat ve gümrükleme giderleri ………. ………. ……….

Montaj giderleri ………. ………. ……….

Taşıt araçlar alımı 5.408.000 ………. 5.408.000

İhrazat giderleri ………. ………. ……….

Beklenmeyen sabit yatırım giderleri 3.698.554 ………. 3.698.554

Detay proje ve mühendislik giderleri ………. ………. ……….

Yatırım yönetim giderleri ………. ………. ……….

Teknoloji alma giderleri ………. ………. ……….

İŞLETMEYE ALMA GİDERLERİ 405.000 ………. 405.000

Pazar araştırma etüdü 405.000 ………. 405.000

Personel eğitimi ………. ………. ……….

Malzeme gideri ………. ………. ……….

Stok düzenleme ………. ………. ……….

İşletme tesis giderleri ………. ………. ……….

YATIRIM DÖNEMİ FAİZLERİ ………. ………. ……….

FİYAT KUR FARKLARI ………. ………. ……….

DÖNER SERMAYE GİDERLERİ ………. ………. ……….

BEKLENMEYEN SERMAYE GİD. ………. ………. ……….

SABİT YATIRIM TUTARI 43.168.094 ………. 43.168.094

İŞLETME SERMAYESİ 4.401.274 ………. 4.401.274

PROJE GENEL TOPLAMI 47.569.368 ………. 47.569.368

BÖLÜM 5

5. İŞLETME DÖNEMİ GİDER VE GELİR TAHMİNLERİ

5.1. Yıllık İşletme Dönemi Giderleri :

5.1.1. Yıllık ruhsat harcı :

Projelendirme 10 yıl üzerinden yapıldığı için her yıl belirlenen yıllık ruhsat harcı yatırılacaktır. 2001 yılı için 600.950.000 TL/Yıl ruhsat harcı ödenerek makbuz aslı işletme projesi eki olarak sunulacaktır.

5.1.2. İşçilik ve personel giderleri :

Yıllık 15.000 ton kil üretiminin gerçekleştirilebilmesi için istihsalde ve yardımcı işlerde 7 kişi çalışması planlanmıştır.

Personel Adedi x ay Aylık Ücret (TL) Yıllık Ücret (TL)

Mühendis (Fen. N.) 1×8 150.000.000 1.200.000.000

Ocak çavuşu 1×8 660.000.000 5.280.000.000

Bekçi 1×8 290.000.000 2.320.000.000

Düz İşçi 4×8 345.000.000 11.040.000.000

TOPLAM 19.840.000.000 TL.

5.1.3. Kepçe kirası :

İşletmede yükleme ve dekapaj pasa döküm işlerinde kullanılmak üzere saati 1.352.000 TL. ‘den traktör kepçe kiralanacak olup, günde 3 saat ve yılda 200 gün çalışacağı dikkate alınırsa yılda 811.200.000 TL.kepçe kirası ödenecektir.

5.1.4. Akaryakıt , elektrik ve yağ giderleri :

İstihsal çalışmaları esnasında yakıt olarak motorin kullanılacaktır. Akaryakıt gideri yükleyici için hesaplanmıştır.

Akaryakıt Gideri = 0,06 x LF x HP x 3,785 x MF x S x G

LF = Losting faktörü ( Kepçe için = 0,5 ;Komp. Için :0.3 )

HP = Motor gücü ( Kepçe için = 50 ; Komp için :25 )

MF = Mazot fiyatı

S = Bir günde çalışma saati

G = Bir yılda çalışma süresi

Bunlara göre akaryakıt gideri :

Kepçe için akaryakıt gideri

= 0,06 x 0,5 x50 x 3,785 x 932.000 x 3 x 200 = 3.174.858.000 TL/yıl

Kompresör için akaryakıt gideri

= 0.06×0.3x25x3.785×932.000x4x200 = 1.269.943.200 TL/yıl

İki adet kopresör için 2×1.269.943.200 = 2.539.886.400 TL/yıl

Binek arabası için kullanıma bağlı olarak günde, 3.410.000 TL’lık

Ve yılda , 200×3.410.000 = 682.000.000 TL. akaryakıt gideri hesaplanmıştır.

Toplam akaryakıt gideri = 6.396.744.400 TL’dir.

Yağ gideri ve filtre = Akaryakıt gideri / 5 = 1.279.348.880 TL.

Toplam akaryakıt, yağ ve filtre gideri = 7.676.093.280 TL.

5.1.5. Bakım, onarım, yedek parça gideri :

Ana makina tutarının %5’i alınmış olup, 21.226.000.000 x 0,05 = 1.061.300.000 TL. olarak hesaplanmıştır.

5.1.6. Beklenmeyen işletme dönemi gideri :

Bu bölüme kadar olan toplamın %5’ i alınmış olup ;

Yıllık ruhsat harcı : 600.950.000 TL

İşçilik ve personel : 19.840.000.000 TL

Kepçe kirası : 811.200.000 TL

Akaryakıt, elektrik, yağ, filtre : 7.676.093.280 TL

Bakım onarım : 1.061.300.000 TL

Toplam : 29.989.543.2800 TL

29.989.543.2800 x 0.05 = 1.499.477.164 TL/Yıl olarak hesaplanmıştır.

5.1.7. Amortismanlar :

2791 Sayılı kanunun değişik 7. maddesi amortisman oranının %25’i aşmamak kaydıyla serbestçe tayin edilebileceğini belirtmektedir. Bu nedenle amortisman oranı makina teçhizatta %20 , binalarda %2 , amortisman süresi makinada 5 yıl olarak seçilmiştir.

Makina teçhizatın amortisman tutarı = 21.226.000.000 x 0,20

= 4.245.200.000 TL/Yıl

Bina amortisman tutarı = 5.410.000.000 x 0,02

= 108.200.000 TL/Yıl

Toplam Amortisman Tutarı = 4.353.400.000 TL/Yıl

5.1.8. İşletme malzemesi gideri :

Yapılan çalışmalardan edinilen deneyimlere göre 1 ton kil üretimi için matkap, hortum, kazma, kürek ve el arabası olarak ortalama 67.600 TL/ton gider söz konusu olup:

15.000 ton/yıl x 67.600 TL/ton = 1.014.000.000 TL/yıl olarak hesaplanmıştır.

5.1.9. Lastik gideri :

Kepçenin kiralık olması nedeniyle lastik gideri sadece binek aracı için düşünülmüştür. Bu da yılda 169.000.000 TL olarak tahmin edilmiştir.

5.1.10. Genel giderler :

Bu bölüme kadar olan toplamın , ( amortismanlar hariç ) %5’i alınmış olup ;

Yıllık ruhsat harcı : 600.950.000 TL.

İşçilik ve personel : 19.840.000.000 TL.

Kepçe kirası : 811.200.000 TL

Akaryakıt, elektrik, yağ, filtre : 7.676.093.280 TL

Bakım onarım : 1.061.300.000 TL

Beklenmeyen giderler : 1.449.477.164 TL

İşletme Malzemesi gideri : 1.014.000.000 TL.

Lastik gideri : 169.000.000 TL.

TOPLAM : 32.672.020.444 TL.

32.672.020.444 x 0,05 = 1.633.601.022TL. olarak hesaplanmıştır.

5.1.11. Nakliye giderleri :

Ocaktan istihsal edilen kaolen cevheri ocak içine stoklanacağından ya da ocak teslimi pazarlanacağından nakliye gideri söz konusu değildir.

5.2. Proje Gelirleri :

Ruhsat sınırları dahilinde üretimi planlanan kilin ocaktan teslim satış fiyatı 2.500.000 TL/ton olarak değerlendirildiğinde,

ocaktan sağlanacak yıllık gelir = 15.000 x 3.750.000 = 56.250.000.000 TL.’dir.

İŞLETME DÖNEMİ GELİR GİDER TABLOSU

AÇIKLAMALAR I.Beş Yıl ( TL ) II.Beş Yıl ( TL )

PROJE GELİRLERİ 56.250.000.000 56.250.000.000

PROJE GİDERLERİ 38.659.021.470 34.413.821.470

İŞLETME BRÜT KARI 17.590.978.530 21.836.178.530

%10 DEVLET HAKKI 1.759.097.853 2.183.617.853

VERGİ ÖNCESİ BRÜT KAR 15.831.880.677 19.652.560.677

KURUMLAR VERGİSİ 3.957.970.169 4.913.140.169

VERGİ MAT.ÖD.FONLAR 277.057.912 343.919.812

VERGİ SONRASI KAR 11.596.852.596 14.395.500.696

BÖLÜM 6

6. DEĞERLENDİRME BÖLÜMÜ :

6.1. Proforma Gelir Gider Tablosu :

Projenin proforma gelirleri Tablo 1’de özetlenmiştir.

Tablo 1 . Proforma Gelir Gider Tablosu : ( x 1.000.000 TL )

2001 2002 2003 2004 2005

Proje gelirleri 56.250 56.250 56.250 56.250 56.250

Proje giderleri 38.659 38.659 38.659 38.659 38.659

Proje karı 17.590 17.590 17.590 17.590 17.590

Uzun vadeli borç faizi ……… ……… ……… ……… ………

Brüt kar 17.590 17.590 17.590 17.590 17.590

Devlet hakkı 1.759 1.759 1.759 1.759 1.759

Vergi öncesi brüt kar 15.831 15.831 15.831 15.831 15.831

Kurumlar vergisi 3.957 3.957 3.957 3.957 3.957

Vergi üz.öd.fonlar 277 277 277 277 277

Vergiler toplamı 4.234 4.234 4.234 4.234 4.234

Kullanılabilir kar 11.596 11.596 11.596 11.596 11.596

2006 2007 2008 2009 2010

Proje gelirleri 56.250 56.250 56.250 56.250 56.250

Proje giderleri 34.413 34.413 34.413 34.413 34.413

Proje karı 21.826 21.826 21.826 21.826 21.826

Uzun vadeli borç faizi ………. ………. ………. ………. ……….

Brüt kar 21.826 21.826 21.826 21.826 21.826

Devlet hakkı 2.183 2.183 2.183 2.183 2.183

Vergi öncesi brüt kar 19.652 19.652 19.652 19.652 19.652

Kurumlar vergisi 4.913 4.913 4.913 4.913 4.913

Vergi üz.öd.fonlar 343 343 343 343 343

Vergiler toplamı 5.256 5.256 5.256 5.256 5.256

Kullanılabilir kar 14.395 14.395 14.395 14.395 14.395

6.2. Fonların Akış Tablosu :

Projenin fonlarının akışı Tablo 2’de özetlenmiştir. 10 yıl sonunda projenin 152.260.000.000TL’lik bir fon birikimi olacaktır.

Tablo 2. Fonların Akış Tablosu ( x 1.000.000 TL. )

2001 2002 2003 2004 2005

Kullanılabilir kar 11.596 11.596 11.596 11.596 11.596

Amortismanlar 4.353 4.353 4.353 4.353 4.353

Toplam 15.949 15.949 15.949 15.949 15.949

Borç taksitleri …………. …………. …………. …………. ………….

Teşekküle bırakılan fon 15.949 15.949 15.949 15.949 15.949

Kümülatif bakiye 15.949 31.898 47.947 63.796 79.745

2006 2007 2008 2009 2010

Kullanılabilir kar 14.395 14.395 14.395 14.395 14.395

Amortismanlar 108 108 108 108 108

Toplam 14.503 14.503 14.503 14.503 14.503

Borç taksitleri …………. …………. …………. …………. ………….

Teşekküle bırakılan fon 14.503 14.503 14.503 14.503 14.503

Kümülatif bakiye 94.248 108.751 123.254 137.757 152.260

6.3. Projenin Rantabilitesi :

Mali rantabilitesi Tablo 3’te gösterilmiştir. Projenin yıllık net fonları %50 ve %70 indirgeme oranlarına göre indirgenmiş ve aşağıdaki net bugünkü değerler (NBD) bulunmuştur.

% 50 indirgeme oranına göre NBD = 5.971.445.000 TL

% 70 indirgeme oranına göre NBD = -4.311.841.000 TL

Bu da işletmenin karlı olacağını göstermektedir.

Tablo 3. Mali Rantabilite Tablosu ( x 1.000.000 TL)

2001 2002 2003 2004 2005

1.NAKİT ÇIKIŞLAR

Yatırım Tutarı 43.168.094 ………. ………. ………. ……….

İşletme Sermayesi 4.401.274 ………. ………. ………. ……….

TOPLAM 47.569.368 ………. ………. ………. ……….

2.NAKİT GİRİŞLER

İşletme Sermayesi ………. ………. ………. ………. ……….

Hurda Değeri ………. ………. ………. ………. ……….

3.YILLIK NET FON -8.910.347 38.659.021 38.659.021 38.659.021 38.659.021

%50’ye göre İndirge. Oranı 1 0.667 0.444 0.296 0.198

İndirgenmiş Değer -8.910.347 25.785.567 17.164.605 11.443.070 7.654.486

%70’e göre İndirge. Oranı 1 0.588 0.346 0.204 0.120

İndirgenmiş Değer -8.910.347 22.731.504 13.376.021 7.886.440 4.639.082

2006 2007 2008 2009 2010

1.NAKİT ÇIKIŞLAR

Yatırım Tutarı ………. ………. ………. ………. ……….

İşletme Sermayesi ………. ………. ………. ………. ……….

TOPLAM ………. ………. ………. ………. ……….

2.NAKİT GİRİŞLER

İşletme Sermayesi ………. ………. ………. ………. 4.401.274

Hurda Değeri ………. ………. ………. ………. 4.316.809

3.YILLIK NET FON 34.413.821 34.413.821 34.413.821 34.413.821 43.131.904

%50’ye göre İndirge. Oranı 0.132 0.088 0.058 0.039 0.026

İndirgenmiş Değer 4.542.624 3.028.416 1.996.001 1.342.139 1.121.429

%70’e göre İndirge. Oranı 0.070 0.041 0.024 0.014 0.008

İndirgenmiş Değer 2.408.967 1.410.966 825.931 481.793 345.055

6.4. Duyarlılık Analizi

Projenin yatırım tutarındaki , satış fiyatındaki, işletme giderlerindeki değişimlere karşı duyarlılığı araştırılmıştır. Sonuçlar aşağıda özetlenmiştir. Duyarlılık analizi % 50 indirgeme oranına göre yapılmıştır.

Yatırım Tutarındaki Değişime Göre :

%20 azalması halinde Net Bugünkü Değer (NBD) = 14.582.607.000 TL

%20 artması halinde Net Bugünkü Değer (NBD) = -2.639.714.750 TL

Satış Fiyatındaki Değişime Göre :

%20 azalması halinde Net Bugünkü Değer (NBD) = -27.193.280.000 TL

%20 artması halinde Net Bugünkü Değer (NBD) = 39.136.168.000 TL

İşletme Giderlerindeki Değişime Göre :

%20 azalması halinde Net Bugünkü Değer (NBD) = 28.473.360.000 TL

%20 artması halinde Net Bugünkü Değer (NBD) = -16.530.469.000 TL

6.5. Risk Analizi

Tablo 4. Risk Analizi Tablosu

Sıra No Yatırım

Tut %20 İşletme

Gel. %20 İşletme

Gid. %20 Net Bugünkü

Değer (1000 TL) Olasılık Toplam Olasılık

1 - + - 70.249.248 0.3 100.000

2 0 + - 61.638.084 1.2 99.700

3 + + - 53.026.924 1.5 98.500

4 - + 0 47.747.332 2.4 97.000

5 - 0 - 37.084.524 0.15 94.600

6 0 + 0 39.136.168 9.6 94.450

7 0 0 - 28.473.360 0.6 84.850

8 + + 0 30.525.006 12 84.250

9 - + + 25.245.414 3.3 72.250

10 + 0 - 19.862.198 0.75 68.950

11 - 0 0 14.582.607 1.2 68.200

12 0 + + 16.634.253 13.2 67.000

13 - - - 3.919.799,5 0.05 53.800

14 0 0 0 5.971.445 4.8 53.750

15 + + + 8.023.088,5 16.5 48.950

16 0 - - -4.691.362,5 0.2 32.450

17 + 0 0 -2.639.714,5 6 32.250

18 - 0 + -7.919.308,5 1.65 26.250

19 + - - -13.302.526 0.25 24.600

20 - - 0 -18.582.116 0.4 24.350

21 0 0 + -16.530.469 6.6 23.950

22 0 - 0 -27.193.280 1.6 17.350

23 + 0 + -25.141.634 8.25 15.750

24 + - 0 -35.804.440 2 7.500

25 - - + -41.084.036 0.55 5.500

26 0 - + -49.695.192 2.2 4.950

27 + - + -58.306.360 2.75 2.750

Risk analizinde aşağıdaki kabuller ışığında 27 kombinasyonun %50 indirgeme oranına göre NBD değerleri gösterilmiştir.

Yatırım Tutarındaki

Değişim (%)

Olasılık (%)

-20

10

0

40

+20

50

Satış Fiyatındaki

Değişim (%)

Olasılık (%)

-20

10

0

30

+20

60

İşletme Giderindeki

Değişim (%)

Olasılık (%)

-20

5

0

40

+20

55

6.6. Projenin Milli Gelire Katkısı, İstihdam Etkisi ve Döviz Tasarrufu :

Net Kar = 11.596.852.500 TL.

İşçilik = 19.840.000.000 TL.

Amortismanlar = 4.353.400.000 TL.

Vergiler = 4.235.028.000 TL.

Projenin Milli Gelire Katkısı = 40.025.280.500 TL.

İşletmede toplam 7 işçi ve personel istihdam edilecektir. Bunlara yılda 19.596.852.500 TL. ödeme yapılacaktır. Ayrıca yapılacak yatırım , iç para olarak düşünülmüştür. Böylece çevre halkına ve yerli kaynakların değerlendirilmesi ile ülke ekonomisine gelir sağlayacaktır.

6.7. Diğer Değerlendirmeler :

6.7.1. Başabaş noktası analizi :

Değişken Giderler

İşçilik ve Personel (%90) = 17.856.000.000 TL.

Akaryakıt,Yağ ve Elektrik = 7.676.093.000 TL.

Kepçe kirası = 811.200.000 TL.

Tamir, Bakım Giderleri (%75) = 795.975.000 TL.

Genel Giderler = 1.633.601.000 TL.

İşletme Malzemesi Giderleri = 1.014.000.000 TL.

TOPLAM = 29.786.869.000 TL.

Sabit Giderler

Lastik Giderleri = 169.000.000 TL.

İşçilik ve Personel (%10) = 1.984.000.000 TL.

Tamir ve Bakım (%25) = 265.325.000 TL.

Beklenmeyen Giderler = 1.499.477.000 TL.

Ruhsat Harcı = 600.950.000 TL.

Amortismanlar Giderleri = 4.353.400.000 TL.

TOPLAM = 8.872.152.000 TL.

Toplam Yıllık Gelir = 56.250.000.000 TL.

Başabaş Noktası = Sabit Giderler / ( Yıllık Gelir – Değişken Giderler )

Başabaş Noktası = 8.872.152.000 / ( 56.250.000.000 – 29.786.869.000 ) TL.

Başabaş Noktası = % 33

Satış Hasılatı Olarak Başabaş Noktası = 0.33 x 15.000 ton

Satış Hasılatı Olarak Başabaş Noktası = 4.950 ton

Kapasite Olarak Başabaş Noktası = % 33

6.7.2. Yatırım karlılığı :

Yatırım Karlılığı = Net Kar

Toplam Gider

Yatırım Karlılığı = 11.596.852.596 / 38.659.021.470

Yatırım Karlılığı = % 29.99

6.7.3. Projenin geri ödeme süresi :

Geri Ödeme Süresi =

P.G.Ö.S. = 47.569.368.000 TL / ( 11.596.862.596 + 4.353.400.000 )

P:G:Ö:S. = 2.98 YIL

BÖLÜM 7

7. ORGANİZASYON :

7.1. Organizasyon Tipi :

Organizasyon, bir özel madencilik mükellefiyetidir.

Ruhsat Sahibinin Adı :

Ruhsat Sahibinin Adresi :

Ruhsat Sah.Vergi Dairesi :

Vergi Numarası :

7.2. Organizasyon Şeması :

Projenin yatırım döneminin başarılı bir şekilde tamamlanarak işletme faaliyetine geçilmesini sağlayıcı bir organizasyonel yapının kurulması faaliyetleri halen sürdürülmektedir. Projemizde gerek yatırım gerekse işletme döneminde görev alacak anahtar personelin oluşturulması, işletme ruhsat dönemi içerisimde büyük ölçüde tamamlanmıştır.

Projemizin uygulama safhasında projelendirme çalışmalarına başlanmıştır. Projemizin işletme ruhsatı ve işletme iznine mahzar görülmesi halinde hızla yatırım faaliyetine devam edilecektir. Ruhsat sahibi, projenin yatırım döneminde uygulamaların gecikmeden yürütülmesini sağlayıcı bir organizasyonel yapının kurulmasını sağlamaya çalışacaktır.

7.3. Proje İle İlgili Diğer Yatırımlar :

Proje ile ilgili başka yatırımlara gerek duyulmamaktadır.

7.4. Sonuç :

İşletme temdit projesinin incelendiğinde de görüleceği üzere yatırım konumuz ……………. adına tescil edilmiş bulunan İR……, Sicil …….. sayılı sahadan istihraç edilecek kil cevherlerinin triyaja tabi tutarak müşterilere, bölge ve ülke halkına sunmayı amaçlamaktadır.

ARAZİ RESTORASYON RAPORU

JEOLOJİK RAPOR

DUYARLILIK ANALİZİ GRAFİĞİ

BAŞABAŞ NOKTASI ANALİZİ GRAFİĞİ

BU İŞLETME TEMDİT PROJESİ 3213 SAYILI MADEN KANUNU HÜKÜM VE YÖNETMELİKLERİN GEREĞİNCE TANZİM EDİLMİŞTİR.

SAYGILARIMIZLA,

HAZIRLAYAN: RUHSAT SAHİBİ:

………….……………….. ………………………….

MADEN MÜHENDİSİ ………………………….

EK-1

………. İLİ, ….. İLÇESİ, …… KÖYÜ, CİVARINDAKİ İR……. RUHSAT NOLU SAHA İÇİN HAZIRLANAN JEOLOJİK RAPORDUR :

Bölgenin temelini paleozoik yaşlı gnayslar oluşturmaktadır. Temel seriyi granit ve pegmatit damarları kesmektedir ve kesen bu birimlerde muhtemelen paleozoik yaşlıdır. Bölgede temel birimlerin üzerine messozoik ( jura/üst kretase ) yaşlı kireç taşlarının tüf, kaolinizetüf ve bunların üzerinde de neojen gölsel sedimanter birimler gelmektedir.

Kil yataklanmaları altere olmuş tüflere bağlı olarak gelişmektedir. Neojen, gölsel sedimanter birimler; konglomera, kum taşı, killi kum taşı ve kil şeklinde ardalanma gösterirler. Bu ardışıklı seri yatay ve yataya yakın eğimle yataklanmıştır. Kil seviyeleri ekonomik olarak işletilebilinecek bir kalınlığa sahiptir. Geniş bir alanda kalın seviyeler şeklinde yüzeylenen kil yataklanmalarından alınan örneklerde yapılan kimyasal ve teknolojik incelemeler sonucunda, killerin seramik ve sağlık sektöründe çeşitli amaçlarla kullanılabilir nitelikte olduğu ve kil cevherinin de ilk on yıllık işletme döneminde ekonomik olarak değerlendirilebileceği saptanmıştır.

Bölgenin en genç birimleri ise kuaterner yaşlı alüvyonlarla teslim edilir.

Bölge alpin orojenezinin etkisinde kalmış olup, çeşitli yönlerde kesişen faylar özellikle neojen öncesi serileri etkilemişlerdir. Özellikle gölsel sedimanlarla örtülü alanlarda ki temeli oluşturan kayaçlar boyuna faylarla kesilmişlerdir.

DÜZENLEYEN: RUHSAT SAHİBİ:

………………………. ……………………….

JEOLOJİ MÜH. ……………………….

EK-2

……….İLİ, …… İLÇESİ, …… KÖYÜ CİVARINDAKİ ÖN.İR…… RUHSAT NOLU SAHA İÇİN HAZIRLANAN ARAZİ RESTORASYON RAPORUDUR :

1. KONU

Sanayileşme ilerledikçe insanoğlu doğayla daha fazla ilgilenmekte ve bunun zorunlu nedeni olarak yeryüzü ilk durumuna göre oldukça değiştirilmektedir.Özellikle maden işletmeleri gibi belirli bir süre sonunda tamamen kapatılan veya başka kesimde üretime başlayan faaliyet alanları için doğanın eski haline getirilmesi,yani restorasyonu özel bir önem taşımaktadır. İşte bu görünüşten hareketle ……….ili, ……….ilçesi, …….. köyü civarındaki İR……. Sayılı MADEN sahasında yapılacak işletme faaliyetinden sonra restorasyonun ne şekilde yapılacağı, bunun için gerekli yatırımın ve harcamaların derecesi bu restorasyon raporunun konusunu oluşturmaktadır.

2. İŞLETME DURUMU

Bahsi geçen İR…… No’lu MADEN sahası için hazırlanan imalat haritasında da görüleceği üzere sahada açık işletme madencilik yöntemiyle, çalışılacak yatağın durumu itibarı ile kil cevherleri mostra halinde yüzeylenmiştir. Cevherleşmenin oluşumu itibariyle sahada açık işletme madencilik yöntemi ile çalışılmasını zorunlu hale getirmiştir.

İşletme ruhsat aşamasında yapılan çalışmalar neticesinde yaklaşık 20 metre derinliğe kadar açık işletme yöntemiyle maden işletmeciliğinin yapılabileceği gözlenmiştir.

İşte bu açılan çukurlar doğanın şeklini bozabilecekve üretim faaliyeti tamamlandığında restosasyonu gerektirecektir. Boşaltma alnları ve işletme çukurları gibi doğayı tahrik edici faliyette bulunulması zorunlu olsada sadece ocak girişi ve ocak stok sahası ile sınırlı alan kullanılacaktır.

Saha alanında cevher istihracı neticesinde oluşacak bir miktar pasa ve dekapaj malzemeleri cevheri alınmış boşluklara boşaltılabileceğinden fazla bir boşaltma alnına gerek yoktur.

İşte bu açıdan ve açılacak çukurlarla doğanın şekli bozulmaktadır. İleride üretim faaliyeti gerektiğinden restorasyon gerekmektedir.

(EK–2)–2-

3. UYGULAMA ŞEKLİ

İlgili İR …… Sayılı sahadaki kil oluşumu boyunca bozulan alan sadece ocak alanı ile sınırlı olacağından ayrıca detaylı restorasyon işine de gerek duyulmamaktadır. Sadece ocaklar terk edileceği zaman ocak şevleri çevre halkı için bir tehlike arz etmeyecek şekle getirilecektir. Bu şekilde uzun vadede çevre bakımından sorun bulunmamaktadır. Ayrıca, ocak civarında cevher zenginleştirme gibi bir tesis te düşünülmemektedir.

Ayrıca ağaç dikimine uygun alanların tespiti ile arazinin eski haline getirilmesi amacına ağaçlandırma çalışmalarıyla doğanın yeniden kazanılması amaç olmakla beraber, endüstriyel bir gaye olarakta güdülmektedir. Böylece saha da üretim faaliyetlerinin tamamlanmasından sonraki görüntü yerine yeşil bir alan tesis edilerek hem bu günkü yapı yeniden oluşacak hem de bu alanların prodüktif bir hale getirilmiş olması sağlanacaktır. İşletme projesinde belirtildiği gibi bu iş için bu günün parasıyla 1.150.000.000 TL. ayrılmıştır.

Arz ederiz.

Saygılarımızla.

DÜZENLEYEN: RUHSAT SAHİBİ:

……………………………. ……………………….

MADEN MÜHENDİSİ ……………………….

Tüp Gaz (Lpg)

06 Kasım 2007

TÜP GAZ (LPG)

Tanım

LPG (liquiefied petroleum gas – sıvılaştırılmış petrol gazı çoğunlukla 3 ve 4 karbonlu (C3 ve C4) hidrokarbonları içeren ve düşük basınçlarda sıvılaşabilen gazları tanımlamakta kullanılan bir terimdir. Doğal haliyle LPG renksiz, kokusuz, toksik özelliği bulunmayan bir maddedir. Havadan daha yoğundur ve basınç altında sıvı halde depolanır. Kaçak oluşması durumunda kolayca fark edilmesi için içerisine kokulandırıcılar eklenerek kullanıma sunulur. Evsel, ticari ve endüstriyel yakıt olarak kullanımının yanısıra otogaz adi altında binek taşıtlarında kullanım alanı bulmaktadır. Ayrıca kullandığımız sprey kutuları içerisinde itici gaz olarak LPG kullanılmaktadır.

KİMYASAL BİLESİM

LPG propan (C3H8) ve bütan (C4H10) gazlarının yanısıra kokulandırma amacıyla düşük miktarda etil merkaptan (etan tiol) veya benzeri kükürtlü bileşikler içerir. Ülkemizde kullanıma sunulduğu sekliyle (tüpgaz ve otogaz olarak) LPG hacimce % 30 propan ve % 70 bütan içerir. Dökmegaz olarak konutlara ve endüstriye pazarlanan LPG ise ticari saflıkta propan içermektedir.

LPG KULLANIM EMNİYETİ

LPG yüksek derecede yanıcı bir maddedir ve atmosferik koşullara maruz kaldığında hızla patlayıcı hava – hidrokarbon karışımı oluşturur. LPG buharı havadan ağırdır. Yoğunluk farkı ve hava hareketi ile kaynağından uzaklaşarak açik alanlarda düşük kodlu bölgelerde, evlerde ise alt katlarda birikebilir.

LPG sistemlerinde oluşabilecek sıvı sızıntıları büyük hacimlerde yanıcı ve patlayıcı gaz karışımları oluşturabilir (yaklaşık olarak 1 birim hacim LPG (sivi) 250 birim hacim gaz oluşturur). LPG sıvısı deri veya göz ile temas ettiğinde soğuk yanıkları oluşur. Yüksek konsantrasyonda LPG buharını kısa süreli dahi olsa solumak baygınlığa ve/veya ölüme sebep olabilir. LPG buharının solunması burun ve boğazda tahrişe, basarisi ve mide bulantısına, kusmaya, bas dönmesine ve bilincin bulanmasına sebep olabilir. Kapalı veya havalandırması iyi olmayan ortamlarda LPG buharı bayılmaya ve boğulmaya sebep olabilir.

Evlerde ve is yerlerinde kullanılan LPG ülkemizde gövdesi iki veya üç parçanın birbirine kaynaklanması ile elde edilen tüpler içerisinde tüketime sunulmuştur. 2 (kamp tipi), 12 (ev tipi), 24 (ticari) ve 45 (sanayi) kg’ lik tüpler TS 55 normlarına uygun olarak imal edilirler.

TS 55 normlarına göre imal edilen tüplerin minimum patlama basıncı 80 bar olmalıdır (dolu bir tüpün iç basıncının 4-5 bar mertebesindedir). Tüpün çelik gövdesinin patlaması için uzun süreli olarak yüksek sıcaklık ile temas etmesi gereklidir.

Günlük konuşma dilinde tüp patlaması olarak bilinen olay, tüpten sızan gazin kapalı bir ortamda alev veya kıvılcım ile karsılaşarak patlamasından ibarettir.

Tüp gaz zehirlenmesi terimi ise iki farkli olayı anlatmak için kullanılır: 1) Havadan ağır olan gazin kapalı yerde birikmesi ile oksijensiz kalmak, 2) kapalı hacimlerde yanma sirasında oksijenin tamamına yakının tüketilmesiyle oksijensiz kalmak ve yetersiz oksijen sebebiyle ortaya çikan yanma gazların (örneğin karbon monoksit) solunması ile sonu ölümle biten zehirlenmelere maruz kalmak. Buna en güzel örnek şofben kaynaklı zehirlenmelerdir.

LPG tüplerinizi koyduğunuz mekan çok önemlidir. Tüpler doğrudan güneş ışığına maruz kalmamalidir. Tüpler radyatör ve soba gibi isi üreten cihazların yanına konulmamalıdır. LPG kullanan cihazların yanına kolayca tutuşabilecek maddeler koymayınız. Tüpler dik olarak tutulmalı ver hiç bir sekilde kullanım sirasında yana yatırılmamalıdır. Tüpler ocak veya şofben gibi cihazlardan daha alçak bir seviyede tutulmalıdır.

Tüpler kapalı ortamda saklanacak ise tabanda havalandırmayı sağlayacak delikler açılmalıdır. Bodrum gibi hava akiminin sağlanamadığı yerlere tüp konulmamalıdır.

Odalarda veya kapalı alanlarda LPG kullanılıyorsa (LPG sobası, ocak gibi) ortamda sürekli temiz hava akimi saglanmalidir.

LG tüpü ile cihaz arasında kullanılan hortum bağlantıları kelepçe ile yapilmalidir. Hortum eksiz ve yamasız olmalı ve 125 cm uzunluğunu geçmemelidir. Bağlantı hortumu düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir. Yıpranmış, çatlamış, yumuşamış veya sertleşmiş hortumlar derhal yenisi ile değiştirilmelidir. Bağlantı hortumunun üzerinde imal edildiği tarih yazılıdır. Bu tarih kontrol edilmeli ve hortum 3 yılını doldurmuş ise yenisi ile değiştirilmelidir.

Tüp basıncını kullanım basıncına düşüren regülatörler (dedantör) kullanım emniyeti açısından önemli cihazlardır. Bağlantı hortumunda veya LPG kullanan cihazda oluşabilecek yüksek debili kaçakların önüne geçebilmek için gerektiğinde gaz akısını durduran tipte dedantörler kullanılmalıdır.

Ham Petrolün Rafinerilerde islenmesi sirasında fuel-oil, motorin, gazyağı ve benzin elde edildiği gibi LPG’yi meydana getiren Bütan ve Propan gazlarda elde edilir.

Ülkemizde bu gazların küçük hacimlerdeki (5lt-105lt) basınçlı kaplarda depolanarak satışa sunulmasını sağlayan sisteme tüplügaz denir.

Tüplügaz özellikle mutfak kullanımı için çok uygun bir enerji kaynağı olup, tüketicilerin pişirme ve şofben ile su ısıtma gibi ihtiyaçlarını temiz ve zahmetsizce karşılayabilmektedir.

Ayrıca muhtelif tip soba ve cihazlar ile tüplü gazın ısıtmaya yönelik oldukça gelismis bir uygulama alanda bulunmaktadır.

TÜPLÜ GAZIN EMNİYETLİ KULLANIMI

Fiziki ve kimyevi özelliklerinden ötürü kullanımında çok dikkatli olunması gereken LPG’nin tüplü kullanımı, depolanması ve nakliyesi esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar aşağıdadır.

a) Dolu LPG tüplerini abonesi oldukları dağıtım şirketinin yetkili baş bayisi, yetkili bayisi veya yetkili tali bayisinden almalıdırlar.

b) Tüpün üzerinde, Türk Standardına uygun imal edildiğini gösteren TS 55 işaretini, TSE işaretini ve TS 5306 standardına göre periyodik kontrolünün yapılmış olması gereken tüplerde bu kontrolün yapıldığına dair işareti ile dağıtım şirketinin adi özellikle aranmalıdır.

c) Tüplerin üzerindeki LPG valfının TS 1862 standardına uygun oldugunu gösteren işaret aranmalıdır.

d) Pasli, şişkin, ezik, kesik, boyasız, çatlak, yangın hasarlı.. vb. tüpler kullanılmamalıdır.

e) Tüple cihaz arasindaki hortum bağlantısı eksiz ve gereği kadar uzunlukta olmalı, ancak uzunluğu 1,5 metreyi geçmemelidir.

f) Hortumun dedantöre ve yakıcı cihaza bağlantıları kelepçe ile yapılmalı, eskiyen, çatlayan yumuşayan, sertleşen veya imal tarihinden itibaren 3 yıl sonra kullanılan hortumlar yenisi ile değiştirilmelidir.

g) Yakıcı cihazın yakınında kolay tutuşabilen maddeler (kağıt, naylon, plastik, tül örtü, perde ve sıvı yakıtlar vb.) bulundurulmamalıdır.

h) Tüp yakıcı cihaz seviyesinden aşağıya konmalı ve dik konumda kullanılmalıdır.

i) Tüp doğrudan doğruya güneş ısınlarına maruz kalmamalı, kalorifer radyatöründen en az 2 m. ve soba gibi ısıtıcıların en az 4 m. uzağına konmalıdır.

i) Yakıcı cihaz, az havalanan küçük hacimli bir yerde bulunuyorsa burası sık sık havalandırılmalıdır. Ayrıca tüp hiçbir zaman çevre kotunun altında bulunan zeminden havalandırılmayan mahallerde bulundurulmamalıdır.

j) Tüp değiştirirken tüpün bulunduğu hacimde gaz birikmesi mevcutsa (gaz havadan agir oldugu için zeminden itibaren birikmeye baslar) bir havlu veya bir süpürge ile birikmiş gaz açik havaya sevk edilmelidir.

k) Yakıcı cihaza yeni tüp bağlarken yakınında yanmakta olan mum veya alev halinde yanan baska bir cisim varsa, tüp bağlama işlemi bu cisim söndürüldükten sonra yapilmalidir.

l) Cihaza yeni tüp bağlantısı yapıldıktan sonra bağlantı yerlerinde gaz kaçağı olup olmadığı sabun köpüğü ile kontrol edilmelidir. Kibrit, çakmak gibi açik ateş kaynakları kesinlikle kullanılmamalıdır. Kaçak varsa vanayı kapatıp dedantörü çıkarıp bayiye haber verilmelidir.

m) Gaz kaçağı halinde kibrit yakılmamalı, elektrik anahtarı çevrilmemeli, buzdolabı kapağı açılmamalıdır. Kıvılcıma neden olabilecek hareketlerden sakınılmalıdır.

n) Aşırı hava akimi ve yemek tasmaları cihaz alevini söndürerek gaz birikmesine sebep olur. Çok büyük tehlike arz eden bu durumla karsılaşmamaya dikkat edilmelidir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında önce vana kapatılmalı, daha sonra pencere, kapı ve benzeri havalandırma yerleri açılarak odanın havalandırılması ve biriken gazların dışarıya çıkması saglanmalidir. Bunlar yapılmadan kesinlikle cihaz kullanılmamalıdır.

o) Kullanılan veya yedek LPG tüplerinin dolap içerisinde bulunması durumunda, dolap kapağının altında havalandırma delikleri açılmalıdır. Yedek tüp kullanılan tüpün yanına konulmamalıdır. Her aile en fazla bir adet tüp yedekleyebilir.

p) Piknik tüpü üzerinde çapı 20 cm den büyük tencere vb. kaplar konulmamalıdır.

r) LPG tüpleri ve bunlarla birlikte kullanılan cihazlar, uyumak için kullanılan mahallerden yatmadan önce çıkarılmalıdır. Borusuz sobalar, kamping lamba ve sobalar yanar halde bırakılıp uyunmamalıdır.

SHRINK KAPAK ÖZELLİKLERİ:

İlk kez sizin tarafınızdan açılan shrınk kapak bir mühürdür ve tam doluluk garantisi verir.

Elektronik gaz kaçağı kontrolünden geçen tüplerimiz en son işlem olarak şirink kapak ile mühürlenir ve evlerinize ulaştırılır.

POLO ÖZELLİKLERİ:

Pololar üzerinde bulunan uyarı bilgileri ile abonelere yardımcı olmaktadır.

Polo üzerindeki 4.6 veya benzeri rakamlar tüpün boş ağırlığını gösteren dara ağırlığıdır ve 14.6kg olarak anlaşılmalıdır.

DETANTÖR ÖZELLIKLERI:

Ocak, şofben, soba ve ticari amaçlar için tasarlanmış 4 farkli detantör vardir.

size tüpün içindeki gazi tamamıyla kullanabilme imkanı sağlar.

Katalitik sobalar için özel dizayn edilmiş detantör sayesinde sobalarınızda koku problemi kalmaz.

Hortumda oluşabilecek ani çıkmalar, yırtılmalarda Gaz-Stop sistemi ile gazi otomatik keserek ekstra emniyet sağlar.

Detantör açikken tüpe takamazsınız takıldıktan sonra kullanım esnasında çıkaramazsınız bu oto kontrol sistemi sayesinde

Detantörünüz size ekstra emniyet sağlar.

Detantör sayesinde tüpler kullanıldığı yerde biter cihazlar (ocak, şofben, …vs.) arası taşımak zorunda kalmazsanız.

Detantörlerin 2 yıl kullanım garantisi vardir.

FIRIN BOYA:

Tüplerinin paslanmaya karşı özel olarak metalize edilen sacı, fırın boyalıdır. Her dolumda detarjan ve sıcak suyla yıkanır, size tertemiz teslim edilir.

Üretim ISO 9000 kalite güvence sistemi ve CE Avrupa kalite belgesinin alt yapısına uygun olarak yapılmaktadır.

Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Kalite ve İmalat Yeterlilik Belgesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Muayene Tamir Deney Yeterlilik Belgesi’ne uyulmaktadır.

Üretim tesisleri, Ulusal Çevre – Sağlık – Güvenlik Yasa ve prosedürlerine uygun olarak, ÇED (Çevre Etkileri önemsizdir Raporu), emisyon izni, deşarj izni gibi Çalışma Bakanlığı’nın izinlerine sahiptir.

SAC :

Tüplerin üretiminde kullanılan sac, sağlamdır ve yüksek basınca dayanıklıdır.

2kg, 12kg, 24kg, 45kg’lık tüplerin üretildiği tesislerimizde, yılda 1.000.000 adet üretim yapılmaktadır.

Üretim tesisimizde LPG ekipmanları konusunda dünyaca üne sahip saygın firmaların makina ve teçhizatı kullanılarak oluşturulmuştur.

Kullanılan tüm makina ve teçhizat, otomatik kontrollü bilgisayar desteklidir.


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy