Granitik Kayaların Mineralojisi,petrografisi, Tektonik Ve Jeokimyasal Sınıflandırılma

06 Kasım 2007

GRANİTİK KAYALARIN MİNERALOJİSİ,PETROGRAFİSİ, TEKTONİK VE JEOKİMYASAL SINIFLANDIRILMASI

Giriş

Granitler, yerbilimlerinde hemen her dönemde dikkatleri üzerine toplayan, gerek

bulunuşları, gerek oluşum şekilleri ve gerekse birlikte bulundukları maden yatakları-

mineralizyon zonları bakımından yerbilimcileri daima meşgul eden bir kayaç topluluğunu

oluşturmuşlardır. Arazi ve laboratuvar çalışmalarında genel ilkeleri açısından birbirine

benzemekle birlikte, temel alınan ölçütlerin farklı olmasından dolayı, çeşitli araştırıcı ve /

veya araştırıcı guruplarınca farklı granit tanımlamaları ileri sürülmüştür. Bu ölçütler ;

granitlerin jeolojik bulunuş şekilleri, yerleşme derinlikleri, yerleşme mekanizmaları, bir

orojenez evresi içinde yerleşme zamanları, mineralojik-jeokimyasal bileşimleri ve birlikte

bulundukları cevherleşmelerdir. Tanımlamaları ileri süren araştırmacı ve / veya araştırıcı

guruplarının ana uğraşı alanlarına bağlı olarak bu ölçütlerden birisini tek başına temel alanlar

olduğu gibi, bunların bir kaçını temel alan tanımlamalarda bulunmaktadır.

Özellikle, son yıllarda, ana ölçütler olarak mineralojik-jeokimyasal bileşim, jeolojik konum

ve köken malzemesi dikkate alınarak yapılan granit sınıflamaları yaygındır. Bazı araştırıcılar

buna ilave olarak cevherleşmeleri de göz önüne almışlardır. Oluşum şekilleri ile ilgili

araştırmalar ise, tamamen, sıvı bir eriyikten itibaren kristallenme esasına dayandırılmıştır. Bu

çalışmanın amacı, günümüzde yaygın olarak kullanılan granit tanımlama-sınıflanma

modellerini bir arada sunmak, birbirleriyle karşılaştırmak, levha tektoniği ve mağmatizma

çerçevesinde granitleri değerlendirmek ve nihayet bu kayaçlara bağlı olarak görülen maden

yataklarına topluca yaklaşımda bulunmaktır.bu amacın dışında kalan tanımlama ve sınıflama

modelleri için ise şu iki referans önerilebilir. Granitlerin yerleşme derinliklerine ve yerleşme

şekillerine göre sınıflandırılmasıdır.( Yılmaz 1979 ) Araştırıcı, ayrıca granit mağmalarının bir

takım fiziko-kimyasal özelliklerinden de bahsederek, yerleşme zonları-köken sorununun iç içe

olabildiği durumlara dikkati çekmiştir. Bu çalışmanın yanı sıra, yine granitlerin mağmatik

veya transformasyon ürünleri olup olmayacağı araştırılmıştır.

GRANİT TANIMINA KARŞI GRANİTOYİD

Şimdiye kadar kullanılan granit sözcüğü, bundan böyle granitoyid sözcüğü diye anılacaktır.

Çünkü, tanesel yapıya sahip olan, asidik ve ortaç bileşimleri ile mineralojik-petrografik ve

jeokimyasal bir topluluk oluşturan ve aynı jeolojik bulunuş şekillerine sahip olan derinlik

kayaçları, son yıllarda, hemen hemen tüm araştırmacılar tarafından granitoyid olarak

tanımlanmıştır.

GRANİT – RİYOLİT AİLESİ

Granitler ve riyolitler, silis ve alkalilerce zengin, buna karşılık kalsiyum, demir ve

mağnezyumca fakir kayaçlardır. Kimyasal bileşimlerindeki SiO2 miktarı genellikle % 66’ dan

fazladır. ( Asidik kaya ) Bu değer bulundurdukları silikatların içine giren SiO2 miktarından

fazla olduğundan, bir kısım SiO2 serbest ( > %20 ) halde kristalleşmiştir. ( kuvars, kristobalit,

tridimit )

Bu aile pegmatitler gibi çok iri taneli kayaçlardan, kripto kristalli ve camsal dokulu

volkaniklere kadar kalabalık bir kayaç grubunu kapsamına alır, iri kristalli çeşitlerinde bol

miktarda alkali feldspatlara rastlanır. Çoğunda asit plajioklas vardır.renk indisleri genellikle

20’ den küçüktür ve lökokrat – hololökokrat kayaçlar sınıfına girerler.

GRANİTLER

Yerkabuğunun derin zonlarında veya sığ derinliklerinde oluşmuş en önemli kayaçlardandır.

Tüm kristalli ( holokristalen ) ve faneritiktirler. ( taneleri gözle görülebilen )

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : Kuvars, alkali feldspat ( ortoz veya mikroklin ), asit plajioklas ( albit veya

oligoklas ) ve siyah mika ( biotit ). Bazen hornblend ve nadiren piroksen de bulunabilir.

GRANİT = KUVARS + ALKALİ FELDSPAT +ASİT PLAJİOKLAS +BİOTİT 

HORNBLEND

Esas minerallerin yüzde oranları şöyledir :

Kuvars : % 10 – 40

Alkali feldspat : % 30 – 60

Asit plajioklas : % 0 – 35

Mafik mineraller : % 10 – 35

( biotit, hornblend )

Plajioklas oranının artmasıyla kuvars monzonitlere ve granodioritlere geçilir. Granitler

içindeki kuvars en son kristalleşen minerallerden biridir. Bu sebeple ksenemorf ( öz şekilsiz)

taneler halinde, kendinden önce kristalleşmiş minerallerin aralarındaki boşlukları doldurur.

Renksiz, süt beyaz veya duman rengindedir. Ortoz genelde pembe renklidir. Bazen sarı,

grimsi, mavimsi veya süt beyaz renginde olabilir. Bilhassa karlsbad ( basit ) veya baveno

tipindeki basit ikizleri karakteristiktir. Plajioklas kristalleri ; süt beyaz renginde olup,

mikroskop altında polisentetik ikizleriyle rahatça tanınırlar. Alkali feldspatlardan önce

teşekkül etmiş bulunurlar ve idiomorf ile hipidiomorf kristaller halindedirler. Mafik

minerallerden ekseri biotite rastlanır. Bazı granitlerde hornblend ona eşlik eder. Nadir tiplerde

piroksen vardır.

Tali mineraller

Çoğu hallerde gözle farkedilmeleri imkansızdır. Ancak mikroskop altında teşhis edilebilirler.

Zirkon, sfen, apatit, rutil, topaz, manyetit, ilmenit.

Sekonder ( ikincil ) mineraller

Primer minerallerin ayrışması sonucu ortaya çıkarlar : kaolen, klorit, serisit, epidot, kalsit,

turmalin.

Yapıları

Granitler çoğunlukla 3 farklı doğrultuda diaklaz sistemine sahiptirler. Bu diaklazlar boyunca

kolayca bloklara ayrılırlar ve atmosferik nedenlerle aşınarak yuvarlak kümeler halini alırlar.

Granit mağmaları, yerkabuğu içinde yükselme ve yerleşmeleri esnasında, bir iç yapı da

kazanırlar.

QAP üçgen diyagramında kuvars’ın % 20 ile % 60 arasında olduğu tüm alanlar, genel olarak

“GRANİTOYİD” alanı olarak bilinir.

Granit ailesinin derinlik kayaları : Granit, Granodiyorit, Tonalit ( kuvarslı diyorit )’ tir.

Yarı derinlik kayaları : mikrogranit ( granit ve kuvars porfir ), mikrogranodiyorit

( granodiyorit porfir ), mikrotonalit ( tonalit porfir )’ dir.

Dayk ve damar sistemlerini temsil eden ; Aplit ve Pegmatit’ler de bu gruba dahildir.

Yüzey kayaları : Riyolit, Riyodasit ve Dasit’ tir.

GRANİTİK KAYALARDA DOKU

Kristallenme derecesine göre : Holokristalen

Kristal şekline göre : idiyomorfik ( öz şekilli ), hipidiyomorfik ( yarı öz şekilli ), ksenomorfik ( öz şekilsiz ).

Tanelerin boy ilişkisine göre : Granüler ( eş taneli ), Porfirik ( irili-ufaklı taneler )

Granitik kayalarda bazı özel doku türleri : orbiküler ( yüzüksü ), rapakivi dokusu, grafik ve mirmekitik doku

İnce kesitte granuler granit

El örneğinde holokristalen porfirik granit

Orbiküler doku Rapakivi dokusu Grafik doku Mirmekitik doku

Tek kristal içinde gözlenen dokular : pertitik doku, antipertitik doku ( alkali feldspat ve plajioklaslarda )

Deformasyon dokuları : dinamik metamorfizma doku türleri

GRANİTLERİN AYRIŞIM ÇEŞİTLERİ

Granit yapıcı mineraller arasında ayrışmaya en elverişli olanları feldspatlardır. Bu yüzden

çoğu zaman başka şekillere dönüşmüş olarak bulunurlar. Granitlerde görülen başlıca ayrışım

olayları şunlardır : serisitleşme, kaolenleşme, albitleşme, silisleşme, turmalinleşme,

sosüritleşme, kloritleşme, greyzenleşme’dir.

Serisitleşme : gerek alkali feldspat ve gerekse plajioklasların beyaz ve küçük mika pullarına

dönüşmesi olayıdır. Hidro termal eriyiklerin etkisiyle veya hafif metamorfizma sonucu ortaya

çıkar.

Kaolenleşme : feldspatların kil minerallerine dönüşmesine denir. Eğer ayrışım çok ilerlemiş

ise feldspatlar porselene benzeyen beyaz mat bir renge bürünürler. Kaolenleşme olayı hem

atmosferik nedenler ve hem de hidrotermal eriyikler sebebiyle meydana gelebilir.

Albitleşme : sodyumca zengin eriyiklerin etkisiyle, potasyumlu feldspatların kısmen veya

tamamen albite dönüşmesine denir.

Silisleşme : geç hidrotermal eriyiklerin tesiriyle kayaç içinde bol miktarda sekonder ( ikincil )

kuvars kristalleşmesine denir. Bilhassa cevherleşmiş zonlarda rastlanır.

Turmalinleşme : granitlerde görülen tipik olaylardan biridir. Kalay ve altın yataklarının

oluşumu esnasında aynı zamanda bol miktarda turmalin kristalleri de teşekkül eder.

Sosüritleşme : plajioklasların, albit, epidot ( zoizit ), kalsit, serisit ve kuvarstan ibaret bir

mineral grubuna dönüşmesine denir.

Kloritleşme : amfibol, biotit ve piroksen gibi mafik minerallerin klorite dönüşmesine denir.

Greyzenleşme : greyzen, granit familyasına ait tipik bir ayrışım kayacıdır. Esas olarak kuvars

ile muskovit ve zinvaldit’ten ( veya lepidolit ) oluşur. Fakat yer yer, ekonomik önemi olan

kassiterit, wolframit, fluorit konsantrasyonlarını kapsayabilir. Greyzenler, uçucu elemanlar ve

metallerce zengin pmömatolitlerin granitleri ayrıştırmasıyla ortaya çıkarlar. Nitekim bu

ergiyiklerin etkisiyle, granitlerin bütün feldspatları kaybolur ve yerlerine lityumlu mika

( lepidolit ), kassiterit, fluorit, topaz, turmalin, wolframit gibi mineraller çökelir. Bu olay şu

şekilde özetlenebilir.

Feldspatlar kassiterit + wolframit + fluorit + turmalin + topaz + …

Biotit Zinvaldit

Kuvars kuvars

Granit Greyzen

RİYOLİTLER

Granit bileşimli mağmalardan oluşmuş volkanik ( yüzey ) kayaçlardandır. Lav akıntıları,

dayklar, siller v.s şekiller altında bulunurlar. Bu muhtelif kütlelerin boyutları magmanın

viskozitesine ve soğuma hızına bağlı olarak değişir.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : kuvars, alkali feldspat ( sanidin, ortoz, anortoz ), plajioklas ( albit,

oligoklas), mafik mineraller ( biotit, hornblend, bazen piroksen ).

RİYOLİT = KUVARS + SANİDİN + OLİGOKLAS  BİOTİT  HORNBLEND

Sanidin miktarının azalmasıyla kuvarslı latit’e kuvars tenörünün azalmasıyla da trakitlere

geçilir.

Tali mineraller : tridimit, kristobalit, titanlı manyetit, sfen, zirkon, apatit.

Ayrışım ürünleri : kalsedon, kalsit, hematit, götit, limonit, lökoksen, klorit, kaolen, serisit,

epidot.

Mineralojik çeşitleri

a- Alkali Riyolitler : kuvars, sodyumlu sanidin, albit, alkali amfibol ve piroksen bileşimli

fenokristalleri ( iri ) vardır. Hamur maddesi ( matriks ) aynı minerallerin çok küçük

tanelerinden veya volkan camlarından oluşmuştur.

Grorudit, Paisanit, Kuvarslı bostonit bu gruba girerler.

b- Kalko – Alkali Riyolitler ( normal riyolitler ) : kuvars, sanidin veya ortoz, zonlu

plajioklas ( oligoklas veya andezin ), biotit ve hornblend fenokristallerini kapsar. Hamur

maddesi camsal, felsitik veya sferolitik bir dokuya sahip olabilir. Riyolitlerde silis

bakımından pek zengin bir hamur olmasına karşılık, kuvars bileşimli fenokristaller az

miktarda görülür.

Liparit, Nevadit isimli riyolitler normal riyolitlerdir.

Doku : porfirik ve fenokristalen ve bunları çevreleyen hamur ( matrix ) maddesinden

oluşur.

OBSİDYENLER : Riyolit bileşimli ve tamamen volkanik camdan oluşmuş kayaçlardır.

İçlerinde çok az ( < % 1 H2O ) veya hiç su bulunmaz. Camsal bir parlaklıkları olup, siyah

renklidirler.

PERLİT : Obsidyen gibi aynı kimyasal bileşimi olan fakat % 2 – 5 H2O ihtiva eden

camsal kayaçlardır. Sedef parlaklığında gri ile gri-siyah renklidir.

PESTAYN : % 5 ile 10 H2O ihtiva eder. Koyu renkli ve reçine parlaklığındadır.

Kimyasal bileşimi riyolitlerinki gibidir.

KUVARS PORFİR : Paleozoyik yaşlı riyolitlere verilen isimdir.

KUVARSLI MONZONİT VE GRANODİYORİTLER

Tüm kristalli ve faneritik kayaçlardır. Hacim olarak % 5’den fazla kuvars ihtiva ederler.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : kuvars, alkali feldspat ( ortoz, mikroklin ), plajioklas ( oligoklas, andezin ),

mafik mineraller ; biyotit, hornblend, bazen piroksen.

Tali mineraller : Apatit, ilmenit, manyetit, sfen, zirkon.

Ayrışım ürünleri : klorit, epidot, kalsit, kuvars, kaolen, serisit, lökoksen, plajioklaslar

sosüritize olabilir.

Dokuları : tüm kristalli, hipidiyomorf, ve taneli kayaçlardır. Mikroskop altında ekseri

poiklitik doku ve porfirik doku gösterirler.

KUVARSLI LATİTLER VE RİYODASİTLER

Kuvarslı latitler ( Dellenitler ), kimyasal bileşimi kuvarslı monzonitlere tekabül eden

volkanik kayaçlardır. Bunun gibi riyodasitler de granodiyorit bileşimli magmaların

yeryüzünde veya subvolkanik zonda katılaşmış şekilleridir. Her iki kayaç grubu da riyolitler

ile dasitler arasında yer alır.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : kuvars, alkali feldspat ( sanidin ), plajioklas ( oligoklas, andezin ), mafik

mineraller : biotit, hornblend, bazen piroksen.

Tali mineraller : manyetit, ilmenit, apatit, sfen, zirkon, tridimit, kristobalit.

Ayrışım ürünleri : klorit, epidot, kalsit, kuvars, hematit, serisit, kaolen.

Dokuları : porfirik, hamur maddesi afanitik ( taneleri gözle görülmeyen ) olup tüm kristalli,

yarı kristalli ve camsal olabilir.

KUVARSLI DİYORİT ( TONALİT ) – DASİT AİLESİ

Bu aileye giren kayaçlar alkali elemanlar ve silis bakımından granitlerden ve adamellitlerden

daha fakirdirler. Kuvarslı diyoritlere Tonalit adı verilmiştir. Dasitler ise kuvars ihtiva eden

andezitlerdir.

KUVARSLI DİYORİTLER ( TONALİT )

Tonalitler tüm kristalli ve faneritik kayaçlardır. Alkali feldspat ihtiva etmeyen bir granit

çeşidi olarak da tariflenebilir.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : plajioklas ( oligoklas, andezin ), kuvars, hornblend, az miktarda biotit ve

bazen de piroksen bulunabilir.

TONALİT = OLİGOKLAS + KUVARS + HORNBLEND  BİOTİT

Bu minerallerin yüzde oranları şöyledir :

Plajioklas : % 50 – 80

Kuvars : % 10 –35

Hornblend (  Biotit ) : % 10 – 35

Kuvarsın azalmasıyla normal diyoritlere geçerler. Eğer ortoz miktarı artarsa granodiyorit

olurlar.

Tali mineraller : manyetit, ilmenit, apatit, sfen, zirkon, pirit, ortoz.

Ayrışım mineralleri : klorit, epidot, kalsit, serisit, kaolen, limonit, lökoksen.

Doku : hipidiyomorf taneli, ve bazen porfirik, mikroskop altında mikrografik ve mirmekitik

dokulara rastlanır.

Mineralojik çeşitleri

Tronjemit : hololökokrat bir kuvarslı diyorit çeşididir. Esas olarak kuvars, oligoklas ve

biotitten oluşur.

Esterelit : porfirik dokulu ve hornblend bakımından zengin bir kuvarslı diyorit çeşididir.

DASİTLER

Açık renkli ve porfirik dokulu volkanik kayaçlardır. Mineralojik ve kimyasal bileşimleri bakımından kuvarslı diyoritlere benzerler.

Mineralojik bileşim

Esas mineraller : plajioklas ( oligoklas, andezin ), kuvars, mafik mineraller ( hornblend,

biotit,

bazen diopsit, hipersten gibi proksenlere rastlanır.

DASİT = PLAJİOKLAS + KUVARS + HORNBLEND  BİOTİT

Kuvarsın azalmasıyla andezitlere geçerler.

Tali mineraller : zirkon, apatit, sfen, tridimit, fayalit ( olivin ), sanidin, manyetit.

Ayrışma ürünleri : serisit, kaolen, kalsit, klorit, epidot, demir oksitler, zeolitler.

Doku : dasitler genellikle porfirik dokulu kayaçlardır. Fenokristalleri esas minerallerden

oluşur.

APLİT VE PEGMATİTLER

PEGMATİTLER

Çok iri taneli, açık renkli minerallerce zengin damar kayaçlarıdır.

Mineralojik bileşim

Mineralojik bileşimlerine göre pegmatitler üç gruba ayrılırlar :

Asit pegmatitler : granit, pegmatit

Siyenit bileşimli pegmatitler

Bazik pegmatitler : diyorit pegmatit ve gabro pegmatit

Asit pegmatitler : esas olarak kuvars, alkali feldspat ( ortoz, mikroklin ), asit plajioklas (

albit, oligoklas ), muskovit’ ten oluşurlar. Tali olarak : turmalin, topaz, fluorit, apatit,

kassiterit, rutil, kıymetli taşlar, nadir toprak mineralleri.

Siyenitik pegmatitler : esas olarak mikroklin ile alkali piroksen veya amfibolden ( aegirin,

akmit, arfvedsonit ) oluşurlar. Bazen nefelin, sodalit gibi feldspatoid minerallerine de

rastlanır.

Bazik pegmatitler : esas olarak bazik bir plajioklas ( andezin, labrador ), ile hornblend, veya

piroksenden meydana gelirler.

Doku : pegmatitler çok iri taneli ve tüm kristalli kayaçlardır. Ortoz ve kuvars kristalleri

arasında ekseri pegmatitik doku görülür.

APLİTLER

İnce taneli ve lökokrat damar kayaçlarıdır. Dayk halinde bulunurlar.

Mineralojik bileşim : esas olarak kuvars ve alkali feldspat ( ortoz, mikroklin ) ihtiva ederler.

Az miktarda beyaz mika ( muskovit ) bulunabilir.

Doku : allotriomorf kayaçlardır. Tüm mineralleri hemen hemen mikroskop altında ksenemorf

şekillidir. Aynı zamanda mozaik ve kendilerine özgü aplitik dokudadırlar.

KABUKTA YERLEŞME DERİNLİĞİNE GÖRE GRANİTLER

1- Epizon Granitleri : 0 – 6 km : Eriyikli sıcaklık etkisi ve komşu kaya kırılgandır. ( dayk ve damar )

2- Mesozon Granitleri : 6 – 12 km : birinden ötekine geçiş zonudur.

3- Katazon Granitleri : 12 – 20 km : Migmatit ( şistlerin arasında granitler )

KÖKENLERİNE GÖRE GRANİTLER

ANATEKSİ GRANİTLERİ : Bu tip granitler karışık, yan kayaçlarla beraber çeşitli yapı ve

şekillerde karışım gösterirler. Bazen bu karışım öyle bir şekil alır ki, yeni bir kayaç ortaya

çıkar, buna Migmatit denir. Bu kayaç içindeki pegmatit, aplit gibi kısımlara İchor adı verilir.

Bunlar yapısal yönden, üst üste veya yan yana bandlar halinde veya bazende gnays injeksiyon

halinde Arterit’leri oluştururlar.

Bu yapılar içinde damarlar birbirleriyle grift şekillerdedir. Buna Agmatit adı verilir. Bazen

de çok ince şekillerde, dağınık bulut görünümlüdür. Buna da Nebülit adı verilir.

Bu migmatit yapılar birinden diğerine geçişlidir. Örneğin bir arterit kıvrımlanma, breşlenme

sonucu bir agmatite dönüşür. Magmatiklerde, mağma oluşuklu damarlar, bir akma veya

foliasyon gösterirler, çok küçük ölçekte, bazen bu foliasyon diskordan ( uyumsuz ) durum

gösterir. İnjeksiyon geçirmiş granitik kısımlar küçük ölçekte kıvrımlanma, deformasyon,

ezilme gibi yapılar altında izlenir. Bu tür yapılara SENMİGMATİTİK KIVRIMLANMA adı

verilir.

Ayrıca, migmatitik kıvrımlar katılaşma öncesi oluşurlar. Bu olaylar sürecinde granitik

mağma ve yan kayaç yarı akışkan haldedir. Bu olaya Anateksi içinde rastlanır. Katılaşma

öncesi mağma, yan kayaçlar içine yarı plastik bir halde, bazen çatlak ve yarıkları, düzenli

düzensiz yapılarda girerler.

Ergimenin çok ileri safhasında granitik görünümler ve nebülitler belirir. Son safhada ise

yapılar silinerek granitik sade bir görünüm ( homojen ) kazanır. Anateksi olayı ile eski

kayaçlar yeniden gençleşir. Bu olaya Palinjenez adı verilir. Bu olay sonucu eski kayaca ait

tüm yapılar silinerek yeni bir görünüm ve bileşim kazanır. Bu arada, bazen eski kalıntı yapısal

izleri silik bir biçimde izlemek mümkündür.

2- GERÇEK MAGMATİK GRANİTLER : Bir mağmadan doğrudan kristallenme ile

gelişirler. Yöre kayalarla aralarında keskin dokanaklar vardır. Kontakt metamorfizma

geliştirirler.

3- METASOMATİK GRANİTLER : Granit bileşimine yakın bir kayaya dışardan katı ve sıvı halde malzeme eklenmesiyle gelişirler.

Mineralojik bileşim ve kimyasal özelliklerine göre

Alkali Granitler Kalkalkali Granitler

• Sodik (Na>K) Subalkali (Or>Plj)

• Potasik (K>Na) Monzonitik (Or=Plj)

Granodiyoritik (Plj>Or)

GRANİTLERİN TEKTONİK VE JEOKİMYASAL OLARAK

SINIFLAMASI

1- I TİPİ GRANİTLER

2- S TİPİ GRANİTLER

3- M TİPİ GRANİTLER

4- A TİPİ GRANİTLER

[A: molar Al2O3, C: molar CaO, N: molar Na2O, K: molar K2O

87Sr/86Sri: Initial Sr izotop oranı

18 O: Oksijen 18 izotopu]

I TİPİ VE S TİPİ GRANOTOYİDLER

Jeokimyasal özellikler

Sedimanter çevrim sırasında Na elementi deniz suyuna veya evaporitlere, Ca ise

karbonatlara göç etmektedir. Böylece ana sedimanter kütle Al bakımından

zenginleşmektedir. Ayrıca, sedimanter çevrim sırasında oluşan kil mineralleri

sedimantasyon ve diyajenez sırasında K elementini absorbe edeceklerinden, K miktarı da

bağıl olarak fazla olacaktır. Eser ( iz ) elementler açısından ise, yine sedimenter çevrim

sırasında Rb elementi Sr’ a göre zenginleşmektedir. Doğal olarak Rb elementi atomik

yarıçapı bakımından K’ a benzediği için, K’nın zenginleştiği yerde Rb’ da

zenginleşecektir. Bu özellik de Rb tarafından üretilen radyojenik Sr zenginleşmesine yol

açacaktır. İşte böyle bir sedimenter çevrim olayının etkisinde kalan kaynak malzemenin

kısmi erimesinden türeyen mağma, bu çevrim olayları sırasında oluşan jeokimyasal

farklılaşmaları yansıtacaktır. Yani bağıl olarak düşük Na / K oranı ve yüksek Al / ( K +

Na + Ca / 2 ) oranına sahip olacaktır. Ayrıca, kolayca anlaşılabileceği gibi, ilksel Sr87 /

Sr86 değerleri de bağıl olarak yüksek olacaktır.

Kıvrım kuşaklarında görülen I tipi granotoyidleri oluşturan mağmalar, bazaltik

bileşimdeki kayaçlardan türeyebileceği gibi, daha uygun olarak ortalama % 60 SiO2

içeriğine sahip bir mağmatik kayaçtan- yani tipik andezitik kayaçlardan da türeyebilir.

Herhangi bir sedimenter çevrim etkisinde kalmamış böyle bir mağmatik kayaçta bağıl

olarak yüksek Na / K oranının yanı sıra Na + K + Ca toplamının miktarı Al’ a göre bağıl

olarak yüksek olacaktır. Böyle bir kaynak kayaçtan kısmi erime yoluyla oluşan mağma da

hiç süphesiz yukarıdaki jeokimyasal özellikleri yansıtacak ve I-tipi granotoyidlerin

jeokimyasal özelliklerini oluşturacaktır.

Mineralojik özellikler

S – tipi granotoyidler’ in ana mafik minerali : biotit ve  muskovit içerir. ( iki mikalı

granit : granulit ) Tali mineral olarak : apatit, ilmenit, granat, kordiyerittir.

Granit ve löko monzogranitler ile temsil edilirler.

A / CNK > 1.1

87Sr / 86Sri > 0.707

18 O > % 9

Kıtasal çarpışma alanlarında yer alırlar.

I – tipi granotoyidler ise ana mafik mineral olarak : hornblend + biotit içerir. Tali mineral

olarak : manyetit, sfen ve apatit içerirler.

Genellikle granodiyorit, tonalit, monzonitik granit ile temsil edilirler.

A / CNK < 1.1’ dir.

87Sr / 86Sri < 0.706’dır.

18 O < % 9’ dur.

Aktif kıta kenarı magmatik kuşaklarında yer alır.

A – TİPİ GRANOTOYİDLER

Alkalin, anorojenik ve susuz özellikte olan granitoyidlerdir. Duraylı kratonlarda ve rift

alanlarında gelişir. Yaygın pertit oluşumları içerir. Yüksek Fe / Mg oranına sahiptirler.

Mineralojik özellikler

Gabo ve Mumbulla serileridir. Ana mineralleri : Kuvars, K+ feldspat ( ortoz ), plajioklas

( albit ), biotit’ tir.

Jeokimyasal özellikler

A – tipi granotoyidlerin MgO ve CaO içerikleri daha az iken, Na2O + K2O değeri daha

yüksektir. Bununla birlikte, SiO2 içeriği çok yüksek olan bazı I – tipi granitoyidlerin

Na2O + K2O miktarları hemen hemen A – tipi granitoyidlerinkine yakın değerler

alabilmektedir. Bütün SiO2 bileşim aralığı göz önüne alındığında Nb, Ga, Y, Ce, Zn ve Zr

gibi iz elementler A – tipi granitoyidlerde bol miktarda bulunmaktadır. Ayrıca Sr içerikleri

I – tipine oranla iki kat daha fazladır. Bunların yanı sıra, NTE ve Pb içerikleri yüksek iken

Sr ve Rb içerikleri I – tipi ile çakışabilmektedir. Bunların Ni, V, Co ve Cr içerikleri ise

düşüktür. F ve Cl elementlerinin A – tipi granitoyidlerin mağmalarında çok aşırı şekilde

zenginleşmiş olması gerekmektedir.

M – TİPİ GRANİTLER

Genellikle plajiogranitlerle temsil edilirler.

Egemen mafik mineralleri : hornblend, biyotit ve piroksendir. Alkali feldspat intersitisiyal ve

mikrografik dokuludur.

A / CNK < 1.0

87Sr / 86Sri > 0.704

18 O < % 9’ dur.

Ofiyolit dizilerinde ve seyrek olarak okyanusal ada yaylarında gelişir ve manto kökenlidir.

Granitoyidlerin ana tektojenetik grupları

1- Okyanus sırtı granitoyidleri ( ORG )

2- Volkanik yay granitoyidleri ( VAG )

3- Levha içi granitoyidleri ( WPG )

4- Çarpışma ürünü ( kollizyon ) granitoyidleri ( COLG )

Okyanus sırtı granitoyidleri : ofiyolitik topluluklar içinde görülen küçük granitoyid

çıkmalarından elde edilmiştir. Bu çıkmalara “okyanusal plajiyogranitler” denir. Bu terim,

okyanus sırtlarından çok, okyanusal kabuk içinde sokulum halinde bulunan granitoyidleri

tanımlamaktadır. ORG terimi, ofiyolitik dizilim gösteren okyanusal kabuğun bizzat bir

bölümünü oluşturan granitoyidleri tanımlamaktadır. Ana koyu renkli mineralleri :

Hornblend’dir. Bu gruba kuvars diyorit ve tonalit bileşimine sahiptir.

Volkanik yay granitoyidleri : Toleyitikten kalk-alkalin ve şoşonitik bileşime kadar

değişenbu kayaçlar, okyanusal konumdan kıtasal konuma kadar değişen tektonik

ortamlarda bulunabilmektedir. Kalk-alkalin kayaçların bol miktarda bulunduğu bu

örnekler aynızamanda toleyitik kayaç serileri de içerirler. Bu plütonların hepsi kalk-

alkalin, yüksek potasyumlu kalk-alkalin ve şoşonitik serilere aittir. Önemli koyu

mineralleri : biotit vehornblend’dir. Kuvars monzonit, granodiyorit ve dar anlamda granit

bileşimine sahiptir.

Levha içi granitoyidler : Bunlar, içine sokulum yaptıkları kabuksal malzemenin

durumuna göre alt gruplara bölümlenebilir. Bunlar ;

a- Normal kalınlığa sahip kıtasal kabuk içine sokulum yapan granitoyidler

b- Epeyce inceltilmiş kıtasal kabuk içine sokulum yapan granitoyidler

c- Okyanusal kabuk içine sokulum yapan granitoyidlerdir.

Kuvars siyenit, dar anlamda granit ve alkali feldspat granit bileşimine sahiptir.

Koyu renkli mineralleri : sodik amfibol  sodik piroksen, biotit + sodik amfibol

parajenezine kadar değişebilmektedir.

Çarpışma granitoyidleri : tipik olarak granit bölgesine düşen sin-tektonik bu

granitoyidler; muskovit içeren peralümino karakterli ve daha çok S-tipi granitoyidlerde

görülen özelliklere sahip granitoyidlerdir. Biotit ve hornblend içerir. Kıta-kıta, kıta-yay,

yay-yay çarpışmalarını teşkil ederler.

GRANİTLERİN PETROLOJİSİ

Granitleşme : Basit veya heterojen bileşime sahip kayaçların, mağmatik bir safha

geçirmeksizin, granitik bileşime ve tekstüre ( doku ) dönüşümü anlamında geniş çapta

kullanılmıştır.

Gerçekte bir granit mağması mevcuttur. Çeşitli bir çok olay, granitik bileşimli lakolit, dayk,

sil ve bir çok stok’un sıcak, az veya çok viskoz bir mağmanın kristalleşmesi sonucu meydana

geldiğini gerçekler.

Mağmatik granitik kayaçlara ait petrografik kriterleri şöyle özetlemiştir ;

1- Tekstürün bütünde üniform bir şekil bahis konusudur…

2- Münferit mineraller, özellikle ilk teşekkül edenler ekseriya hipidiyomorfiktir ve kesin sınırları vardır. Fenokristaller ise idiyomorfikdir.

3- Mineraller içinde mevcut enklüzyon şeklindeki kristaller, mağmadan ilk ayrılan ürünleri temsil ederler ve bunlar, genellikle içinde bulundukları minerallerle fiziko-kimyasal bir uygunluk gösterir.

4- Minerallerin yüksek sıcaklık formlarını, örneğin sanidin içerirler. Tipik düşük sıcaklık mineralleri de genel olarak döterik alterasyon zonları tarafından kuşatılırlar.

5- Kontaktlara ait ince kesitlerde mağmatik kütleler ve onun etrafında yer alan formasyonlar arasında, genellikle kesin bir farkın varlığı müşahede edilir.

6- Ksenolit ve ksenokristallerle, ilk mağmatik veya geç mağmatik safha kristalizasyonları arasında reaksiyonların mevcudiyeti görülebilir. Aynı kökenden gelen benzer enklüzyonlar ilksel mağmatik safhalar hakkında bilgiler verir.

7- Her zaman rastlanmayan tali minerallerin mevcudiyeti, bir safhada, farklı tipte mağmatik kayaçların varlığına işaret eder.

8- Değişim diyagramlarında kullanılan analizler, mağmatik diferansiyasyonun varlığını gösterir.

Granitleşme kavramı esas itibariyle ; yakında mevcut mağmatik kütlelerden gelen volatil

veya likitlerin etkisi altında veya bazı petrolojistlerin kabul etmedikleri gözenek boşluklarında

mevcut orijinal sıvıların, sıcaklığın yükselmesi ile aktif hale gelmesi sonucu, daha önce

mevcut kayaçların rekristalizasyonudur.

Granitleşme mekanizması; viskoz lav şekli dahil, mağmanın bütün tedrici geçişlerini ve

mevcut seyreltik hidrotermal çözeltilerin her türünü kapsamı içine alır.

Ayrıca, granitik bileşimli mağmanın varlığını gerçekleyen en öneli bulgular meyanında, geniş

sahalar kaplayan riyolitik kayaçların varlığı ve çık sayıda dayk, sil v.b gibi yapıların riyolitik

bileşim göstermeleridir.

GRANİT MAĞMALARI

Silis tenörü çoğunlukla % 60’dan fazla olan asit mağmalardır. Yer kabuğunun derin

zonlarındaki muhtelif kayaçların kısmi ergimesinden oluşurlar. Kimyasal bileşimleri geniş

sınırlar içindedeğişir. Kuvarslı diyorit’ten granodiyorit’e ve alkali granite kadar uzanan geniş

bir değişim aralıkları vardır.

K, Na ve Alüminyumca zengin, buna mukabil Fe, Mn, Mg ve Ca bakımından fakirdirler.

Kıtasal bölgelerde batolit veya stoklar halinde katılaşırlar.

Laboratuvar deneyleri, yer kabuğunu oluşturan çeşitli kayaçların yüksek sıcaklık ve basınç

altında kısmen ergiyerek, granit bileşimli mağmaların teşekkül edebileceğini doğrulamaktadır.

GRANİTLERİN KİMYASAL

BİLEŞİMİ

Oksit Ağırlık %

SiO2 70.18

TiO2 0.39

Al2O3 14.47

Fe2O3 1.57

FeO 1.78

MnO 0.12

MgO 0.88

CaO 1.99

Na2O 3.48

K2O 4.11

H2O+ 0.84

H2O- 0.03

P2O5 0.19

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Granitoyidler, Boztuğ Durmuş, MTA yayınları eğitim serisi no : 30

Granite petrology and the granite problem, Marmo.V

Petrografi ve Petroloji, Çoğulu H.Ersen, cilt .1 mağmatizma

Petrografi Prensibleri, Uz Bektaş

Petrografi Seminerleri, Uz Bektaş

Osman Serkan ANGI

Jeoloji Mühendisi ( İ.T.Ü )

serkanangi@mynet.com

Meyvecilik Kültürünüm Tarihçesi

06 Kasım 2007

1 I. MEYVECİLİK KÜLTÜRÜNÜM TARİHÇESİ

Türkiye birçok meyve türlerinin anavatanı ve meyvecilik kültürünün beşiğidir. Bugün, meyvecilik kültüründe önem kazanmış olan elma, armut, ayva, fındık, antepfıstığı, vişne, kiraz, erik, ceviz, badem, kestane, incir, üzüm ve nar gibi bir çok meyve türü bu topraklarda ortaya çıkmıştır. Kültürü yapılan meyve türlerimizden başka kuşLurnu, alıç, ivez, böğürtlen, muşmula, melengic, keçi boynuzu ve idris gibi bir çok yabani meyvelere de rastlamak mümkündür C Tablo 1).

Yapılan kazılardan anlaşıldığına göre 4-5 bin yıl önce Anadolu’ da yukarıda anılan meyve türlerinin yetiştirildiği ileri bir meyvecilik kültürü vardı. Ayrıca bu cağlarda Hin¬distan’da manço, Çin’de portakal, şeftali, brabîon hurması ve Amerika’ da avacado yetiştirildiği düşünül ursa;bu ülkelerin meyve türlerine büyük biir katkıda bulunmad^ı ancak kontrollü yetiştirme tekniğini ilerlettiği görülür.

Türkler batıya yaptıkları sefer ve gezilerle, Doğu.Asya meyvelerini batıya taşıyarak Dünye meyvecilik kültürüne çok değerli hizmetlerde bulunmuşlardır. Alman tabiat tarihi bi¬limcilerinden Hehn, esk Yunanlılar ve Romalıların, Etiler ve Finikeliler zamanından sonraki meyvecilik kültüründen bahse¬derken "…bu memleketlerdeki yabani ormanların yerinde simdi içerisinde dokunun meyve ağaçları yetişen ağaçları kurulmuş ve halkı tabiatın yabani ve ilkel kaynaklarının av ve mer’a ürünleri yanında, doğunun kültür meyvelerinin ferahlatıcı sularından zevk almaya başlamışlardır…" demektedir. Buradan anlaşı1 iyorki, Dünyanın en eski ülkelerinden sayılan Yunanlı¬lar bile, meyvecilik kültürünü Anadolu’ dan almışlar ve son¬radan Roma’ya ve oradan da Avrupa1 ya geçmiştir.

İnsanlık tarihi kadar eski olan Bağ-Bahce ziraatı için¬deki meyvecilik tarihide eskidir, önceleri göçebeler gördük¬leri yabani meyvelerin meyvelerini tüUetmeye başlamışlardır. Ancak taze meyvelerin kısa bir süre içinde görünüp kaybolma¬ları karsısında, bunları saklama gereğini duymuşlardır.önce¬likle ağaç üstünde kuruyan ve yere dökülen ceviz, fındık, ba¬dem meyveleri toplamakla işe başlamışlar sonraları ise, ken¬dileri kurutma ve saklama yoluna gitmişlerdir. Yabani olarak yetişen meyvelerden sürekli yararlanma istekleri ise göçebe¬leri bu meyvelerin oldukları yerlerde yerleşik hayat düzenine geçirmeye zorlamıştır. Bu nedenledirki çok eski zamanlarda Anadolu’da yabani meyve türlerinin cok fazla bulunduğu yüksek yaylalarla,kıyılar en eski kültür merkezleri konumundadırlar. Meyvecilik kültürünün sonraki gelişme periyodu ise; or¬manlarda yetişen gene agac ve fidanların sökülerek evlerinin yakınlarına meyve bahçeleri kurmakla başlamıştır. Bu nedenle öncelikle <*yvar elma, armut,kızılcık, badem ve erik gibi mey¬ve ağaçlarından kurulu*çi tler yapılmıştır. Daha sonraları ise yenilen meyvelerin atılan çekirdeklerden ve dip sürgünlerin¬den yeni bitkilerin oluşabildiğini gördükten sonra çoğaltma tekniğini öğrenmişlerdir. îleriki yıllarda ise iri «eyvelerin tohumlarından daha iyi meyve aldıklarını farkettikten sonra ise bir ıslah metodu olan seleksiyonla üstün özellikle yeni bireyler’elde etmişlerdir. Tabii bu durumu bitkinin vegetatif kışlalarından faydalanarak da yapmışlardır. Kesilen bitki parçalarının toprağa değdikleri yerde köklenmelerini ve ye¬şermelerini görmeleri ise bunlara çelikle çoğaltmayı; dalları

kırılan ve -seyrek meyve araçlarındaki meyvelerin daha iri ve kaliteli olması budama ve terbiyp şekillerini? birbirine sür¬tünen ve sürtündükleri yerden iki dalın kaynadığının görül¬mesi gibi olaylar ise meyvecilign ileri bir teknlojisi olan asıyla çoğaltmayı öğretmiştir. Meyvecilik kültürünün daha ileri aşaması ise, doku kültürüyle çoğaltma, bitki fizyoloji¬si (hormonların ve bitki büyümeyi düzenleyici maddelerin, iyo-nize radyasyonun kullanımı gibi), kimya ve bitki ıslahı (me-lezlemels:-, kendilemeler ve mutasyonlarla üstün özellikli yeni bireylerin elde edilmesi) vb. alanlardaki gelişmelerle; hasat sonrası soğuk teknolojisindeki gelişmelerin meyveciliğe uygulanmaya başlandığı dönemleri oluşturur.

Yukarıda belirtilen tarihsel gelişimin bir çok aşaması¬nı memleketimizde görmek mümkündür. Bugün bile hala yurdumu¬zun bir çok yöresinde yabani meyvelerden hem doğal haliyla hemde onları aşılayarak yararlanma yoluna gitmektedirler, ör¬neğin, yabani zeytinler, melengiçler, mahlep, kuşburnu, kı¬zılcık, böğürtlen gibi.

özet olarak söylemek gerekirse, Türkiye bugün de butun bu gelişme asamalarıyla ve çok farklı ekolojilere sahip olma¬sı nedeniyle, muzdan, şeftali, hurma ve elmaya kadar binbir meyveyi bünyesinde barındıran meyvecilik kültürünün tarihi bir müzesi durumundadır.

II. DÜNYADft YETİŞTİRİLEN MEYVE TÜRLERİ VE TÜRKIYENİN TÜR VE CESIT ZENGİNLİSİ

Dünya üzerinde yetiştirilen meyve türlerinin sayısı 138′i bulmaktadır. Bunlardan 85 tanesi tropik ve subtropik, kalanı sıcak ve soğuk mutedil iklim bölgelerinde yetiştiril¬mektedir.

Türkiye çok değişik iki imleriyle çok sayıda tür ve çe¬şitleri bünyesinde barındırır. Bu şekilde yurdumuzda yetişen meyve tür sayısı, yeni ürünlerle birlikte 75′in üzerindedir. Bu türlerin büyük çoğunluğunun orjini Anadolu olup, turunç¬gillerin büyük çoğunluğu, şeftali, kivi, ananas, pikan gibi bazı meyve türleri ise çok önceden veya yakın zamanlarda yur¬dumuza başka ülkelerden getirilmişlerdir. Türkiye’de görülen bu büyük tür zenginliği yanında, büyük bir çeşit bolluğuda vardır.Bu şekilde elmalarda çeşit sayısı 500, armutlarda 600, eriklerde 200, kirazlarda 1500 ve şeftalilerde ise 100′ üze¬rindedir. Dünyadaki çeşit sayıları ise bunların çok üzerin¬dedir, örneğin, kirazlarda 1500, şeftalilerde ise 2000′ e yakın çe?it vardır.

Türkiyenin bu çeşit zenginliği, tür zenginliği gibi ıs-lahçılar için, damızlık materyali sağlayan kaynakları oluş¬turur. Gerçekten Erwin Baur 1927′ de Kocaeli bölgesinden topladığı değişik erik tiplerini Almanya’ya götürmüş, aynı şekilde Kanada’lı Hunter Karadeniz bölgesinde Fusikladiuma dayanıklı Demir eî’nasî çeşidinden faydalanma yolları aramış¬tır. Ayrıca çeşit bolluğumun sayesinde değişik ekolojilere uyum sağlayan üstün kaliteli çeşitleri ayırarak . buralarda yetiştirme imkanları ortaya çıkar. Bu kaynakları korumak ama¬cıyla gen bankaları yanında, kolleksiyon .bahçeleri tesis edilmelidir. ..-•■■. " -.-.••: -■ • .-■’•:■; :■ • ..-■ ■■;

III. MEYVECtLîSÎN YURT EKONOMİSİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ ‘

Tarımda bir üretim dalının memleket ekonomisindeki ye¬rini belirtmek için;

— üretim dalının kapladığı alan,

— Bu daldaki gelirlerin milli gelir içerisindeki yeri,

— Dıs ticaretteki yeri,

— Bu üretim dalı ile geçinen nüfus, ._ .

— Nüfus beslenmesindeki önemi,

— Endüstriye sağladığı hammaddeler bakımından durumu ve

— Yurt topraklarının korunması ve güzellestirilmesindeki yeri’ nin bilinmesi önem kazanır.

Bu durumlara aşağıda kısaca değinilmiştir. Bahçe Bitki¬leri yet istir ici1 i ğı Meyvecilik, Bağcılık ve Sebzecilik ola¬rak incelenecektir.

1. Meyveciliğin Kapladığı Alan

Yurdumuzun hemen hemen her yerinde meyvecilik yapılmak¬tadır. Ancak değişik bölgelere adapta olmuş ve çoğunlukla ka¬litesini o yörelerde bulan meyvelerimiz, meyvecilik için daha büyük önem arzeder. örneğin, Karadeniz bölgemizde kıyı boyun¬ca uzanan fındıklıklar ve mandarin bahçeleri, Marmara ve Ege Bölgelerinin incir ve zeytiniikleri,Akdeniz kıyısının turunç¬giller ve muz bahçeleri, Güney Doğu Anadolu bölgemizin Antep- . fıstıkları ve zeytinlikleri gibi. Anadolu içerlerine doğru gidildikçe sulak vadiler ve yaylalık alanlarda ceviz, elma, armut, kiraz, vişne vd. meyve bahçelerini görmek mümkündür.

1392 yılı verilere göre 773452 kilometre kare olan toplam yüzölçümümüzün X40′ ını işlenebilir alanlar, ‘/.I’ ini sebze alanları ve 7.3—4′ ünü (bağ alanları hariç) meyve alanları oluşturur (Anonymous., 1382; Anonymous., 1392a).

Mevcut tarım alanları içinde X6′lık meyvecilik alanında üretilen meyve türlerinin dağılımı ve 10 yıllık değişimi de

Tablo 3.’ te verilmiştir.

Tablo 3. ZS’lık meyvecilik alanında üretilen meyve türlerinin dağılımı ve 10 yıllık değişimi

Şenel meyve alanımız 1992 yılına kadar düzenli olarak artmış ve 1932 yılında 1.565.000 hektarlık meyve alanında, 10.381.700 ton meyve üretimi gözlenmiştir. Bu üretim mikta¬rının genel olarak ve tek tek meyve türlerine göre dağılımı ise S’-yledir.

Tablo 4-. 1392 yılı meyve üretim miktarının meyve grupları ve genel meyve üretimi içindeki dağılımı.

Tablo 5. 1932 yılı üretim miktarlarına göre meyve grupları içindeki türlerin, grup üretimi içindeki dağılımı

2. Meyveciliğin Milli Gelir İçindeki Payı ve İhracattaki Yeri

2.1.Dünya meyveciliğinin genel görünümü

Son istatistikı vsrilere göre dünya meyve üretimi yakla¬şık 222 milyon tcı olup, bu üretimin 7. 34′ü Asya, 7. 24′ü Ame¬rika, 7. 14′ü Avrupa, 7. 8′i Afrika kıtalarına ait olmuştur.

En fazla üretim yapan ülkeler arasında Cin, ABD, italya ‘ve Türkiye yer almaktadır. En çok üretilen ürünler ise tu¬runçgiller, muz. elma, armut ve şeftali gibi ürünlerdir. Bu üretim içinde ülkemizin elma ve armut üretimi dünya ülkeleri arasında orta sıralardadır.

Dünya’da en iyi kalitede yetiştirdiğimiz incir, üzüm gi¬bi türlere ait veriler yalnızca bu ürünlerin kurutulmuş hal¬lerine aittir. Kuru kayısı, kuru incir ve fındık gibi ürün¬lerde en önemli üreticiler arasında yer alırken (birinci sı¬radayız) yaş meyve üretim acısından ise çoğu ülkeler bizden önde gelmektedir.

Dünya meyve üretimi ve bunun kıtalara göre dağılımı tab¬lo <5. ‘de belirtilmiştir.

Tablo <f. Dünya meyve üret iminim: 1000 ton) kıtalara göre dağılımı ve oranları (.’/.’)

Tabloda da görüldüğü gibi son 6.yıl içinde (13B6-1991) genel dünya meyve üretimi miktarında önemli bir değişim olma¬mıştır. Ancak son yıllara doğru az da olsa meyve üretiminin arttığı gözlenmektedir. En fazla üretim; 221.845.000 ton ile 1991 yılında, en az üretim ise 193.065.000 ton ile 19B7′ de yapılmıştı,’.

Kıtalar bazında ele aldığımızda Asya kıtasında en çok üretim yapılmaktadır ki Dünya meyve üretiminin 7. 35-40′ im oluşturmaktadır. Bunu sırayla Amerika, Avrupa, Afrika ve Ok¬yanusya kıtaları izlemektedir.

Kıtalar içinde en fazla turunçgil üretimini Brezilya, elma üretimini Cin, Türkiye ve Fransa, muz üretimini Hindis¬tan, Brezilya, şeftali üretimini Amerika ve fındık üretimini Türkiye yapmaktadır

Dünya’da üretimi en çok yapılan meyvelere dikkat edildi¬ğinde bu türlerin genelde tropik ve subtropik türler olduğu, dolayısıyla bu özelliğe sahip Ekvator ve Akdeniz kuşağı ülke-

leri bunların basında geldiği görülmektedir (Anonymous 1993c, Anonymous 1993d, Anonymous 1093e).

2.2. Dünya’ da üretimi en fazla yapılan meyveler

Tablo 7-’nin incelenmeliyle de görülüyor ki, dünyada en fazla üretimi yapılan meyvelerin basında turunçgiller (porta¬kal, mandarin, limon), muz, elma, armut ve şeftali gibi tür¬ler gelmektedir(Anonymous., 198£; Anonymous., 1987; Anonysous., 1988; Anonymous., 1989a; Anonymous., 1990a; Anonymous., 1991b).

Tablo 7-Dünya’da en fazla üretilen meyvelerin üretim miktar¬larının (1000 ton) yıllara göre dağılımları ve’ dünya meyve üretimi içindeki oranları (.’/.’).

Bu önemli türler arasında birinci sırayı yaklaşık 50 milyon ton ile portakal ve sırayla 44 milyon ton ile muz, 40 milyon ton ile elma ve bunları armut, mandarin, şeftali ve limon izlemektedir. Bu meyvelerin üretim miktarları Dünya meyve üretimiyle kıyaslandığında görülüyor ki portakal üreti¬mi 7. 21-28, muz üretimi V, 21-22, elma üretimi 7. 19-21, armut 7. 5, mandarin "/. 4, şeftali V. 4, limon 7. 3′lük kısmını oluş¬turmaktadır. 7. 21′lik kısmını oluşturan diğer meyve türleri¬nin tek tek oranları ise X 3′ün altındadır. Bu grup içerisin¬de de antepfıstığı, ceviz, fındık, kayısı, erik, badem ve kestane meyveleri yer alır.

Sözü edilen bu meyve türlerinin üretim ve ihracatını ürün bazında ele alarak incelemeye çalışalım (Anonymous, 1990K;Anonymous, 1991c; Anonymous, 1992b).

NOT: Tablolardaki verilerden aynı yıllara ait veriler arasındaki farklılıklar, yararlanılan kaynaklardan ortaya Çıkmıştır.

2.2.1. Portakal ve mandşrin üretimi ve ihracatı

Dünya portakal ve mandarin üretimi ihracat ve gelir du¬rumunu gösteren tablo aşağıda verilmiştir.

En fazla üretimi yapılan meyvenin portakal olduğu daha önce belirtilmiş idi. Tabloda da görüldüğü gibi dünya porta¬kal ve mandarin üretim miktarı yaklaşık 62 milyon ton olup bunun yaklaşık 5.5 milyon tonu ihraç edilmektedir. İhraç edi¬len bu miktar portakal ve mandarin üretiminin 7. 9′luk kısmını oluşturmaktadır. Bundan elde edilen gelir de 2.7 milyon dolar civarındadır.

Kıtalar arasında portakal ve mandarin üretimi sırayla Amerika, Asya, Avrupa, Afrika ve Okyanusya kıtaları yer al¬maktadır, ülkeler arasında ise en çok Brezilya, ABD üretim yapmakta ve bunun 7. 7"sini ihraç ederek yine ABD birinci sı¬rayı almaktadır (Kaliforniya, Florida gibi eyaletler).

Tablo S . Dünya turunçgil üretiminin (portakal + mandarin )

kıta/ulke olarak dağılımı, ihraç miktarı(lOOOton), üretime oranıC/.) ve elde edilen gelir (1000 t)

2.2.2. Muz üretimi ve ihracatı

Muz, Dünya’da üretilen en önemli meyvelerin ikincisini oluşturur. Ortalama 40- 44 milyon ton üretimi yapılan muzun ortalan) 7. 21′ lik kısmı ihraç edilmektedir. Bundan sağlanan gelir ise yaklaşık 2.5 – 3 milyon dolardır.

En fazla ı*uz üreten ülkelerin basında Brezilya ve Mek¬sika gelmekte, ancak en fazla ürün ihraç eden ülkelerin ba¬sında ise Ekvator, Filipinler ve Honduras gelmektedir. Bu ülkeler ürettikleri muzun 7. 25-92′sini ihraç ederek yaklaşık, Ekvator 600 bin dolar, Filipinler 160 bin dolar ve Honduras 300 bin dolar gelir sağlamaktadır (Tablo 9).

Tablo 9.Dünya muz üretiminin kıta/ülke olarak dağılımı, ihraç miktarı (1000 ton) üretime oranı (7.) ve elde edilen gelir C1000 *)

2.2.3. Elma üretimi ve ihracatı

Dünya’da üretimi yapılan en önemli meyveler arasında yer alan elmanın durumunu gösteren tablo aşağıda gösterilmiştir.

Elmanın üretim miktarı 39.5-40 milyon ton ile muzdan sonra gelmektedir. Ancak ihraç miktarı ve bundan elde edilen qelir, muz’a oranla oldukça düşüktür ki 3.6-3.9 milyon ton île X 9-1O’ luk kısmı ihraç edilmektedir. Bu ihraçtan da yak¬laşık 2.3 milyon dolar gelir sağlanmaktadır.

En fazla elma üreten ülkeler Cin ve USA olup ihracatta ön sırayı, Fransa ve USA almaktadır. Fransa ihraç ettiği üründen yaklaşık 600 bin dolar, USA ise 28O bin dolar gelir elde etmektedir.

Tablo 10.Dünya elma üretiminin kıta/ülke olarak dağılımı, ihr^c miktar ı < 1000 ton) üretime oranı (7.) ve elde edilen gelir (1000 $)

2.2.4. Armut üretimi ve ihracatı

Armut üretim miktarı 3.4 milyon ton olup, Dünya meyve ü— retiminin 7. 4-5′lik kısmını oluş turur. Bunun 7. 10′u ihraç edi¬lerek 740 bin dolar gelir sağlamaktadır.

Armut üretiminin kıta/ülkelere göre dağılımı ise. Tablo 11′ deki gibidir.

Tablodan da anlaşılacağı gibi en fazla armut üretimi As¬ya kıtasında yapılmaktadır ki, Dünya armut üretiminin "/. 42′ sini oluşturmaktadır, ülkeler bazında da .Cin üretimde ilk sı¬rada yer alır. Ancak en fazla armut ihraç eden ülkeler;Arjan-tin, USA ve Fransa’dır. Arjantin 1991 yılında 155 bin ton ar¬mut ihraç ederek 80 bin dolar; USA 120 bin tonluk ihracıyla 75 bin dolar gelir sağlamıştır.

Tablo 11. Dünya Armut üretiminin kıta/ülke olarak dağılımı, ihraç miktarı(100O ton) üretime oranı <7.) ve elde edilen gelir (1000 *)

2.2.5. Şeftali üretimi ve ihracatı

Dünya meyve üretiminin 7. 4′ünü şeftali oluşturmakta ve yaklaşık 8.6 milyon ton üretimi yapılan şeftalinin 7. ’3′ luk kısmı ihraç edilmektedir (Tablo 7. ve İl). En fazla şeftali üreten ülkelerin basında italya ve USA gelir. Yine aynı ülke¬ler en çok şeftali ihraç edenlerin basında yer alır.Buna göre İtalya ortalama 1.5 milyon ton şeftali üretmekte ve 7. 29-30′ unu ihraç ederek, yaklaşık 500 bin dolar gelir sağlamaktadır.

2.2.6. Limon üretimi ve ihracatı

Tablo 13′de de görüldüğü gibi dünya üretim miktarı S.6 milyon ton dolayındadır. X 2-16′sı ihraç edilen limonun en fazla üretimi ve ihracı Amerika kıtasında yapılmaktadır, üretimde en basta italya ve USA yer alırken, en fazla limon ihraç eden İsyanya’dır ki ortalama 350 bin ton ile üretiminin 7. 60′ını ihra, ederek 180 bin dolar gelir sağlamaktadır.

Tablo 12. Dünya şeftali üretiminin kıta/ülke olarak dağılımı, ihraç miktarı(1000 ton) üretime oranı (7.) ve elde edilen gelir C1000 $)

Tablo 13. Dünya limon üretiminin kıta/ülke olarak dağılımı, ihraç miktarı (1000 ton) üretime oranı (7.) ve elde edilen gelir (1000 $)

2.2.7. Diğer meyve turları

Bu grupta inceleyecaşimiz meyve türleri; daha önce be¬lirttiğimiz önemli meyvelerin dışında kalan türlerdir. Ancak ülkemiz için fındık, kuru incir, kuru üzüm ve kuru kayısı en fazla öneme sahiptir.

ülkemiz fındık üretiminde Dünya’ da birinci sırada yer almakta ve en kaliteli fındık çeşitlerini üreterek fındıkta tekel durumundadır.

1391 istatistiklerine göre Dünya’da 483.353 ton üretimi yapılan fındığın 330.000 tonu Türkiye’de üretilmektedir (.’/. 68.2′sini oluşturur). Yine Dünya kuru incir üretiminin 7. 50′ sini Türkiye üreterek basta gelmektedir (Anonymous, 1993 e).

Tablolar dikkatle incelendiğinde üretimi fasla olan USA, Brezilya ve Cin gibi ülkeler yetiştiricilik acısından uygun ekolojilere sahip olması yanında yetiştiricilik ile ilgili teknik bilgileri yıllar öncesinde tamamlamış ülkelerdir.

üretimi artıran temel faktörlerin basında uygun anaç ve cesit secimi gelmektedir. Bu ülkelerde özellikle standart çe¬şitler tespit edilmiş ve istenilen miktarda, aynı kalitede ürün çıkarma imkanına sahip olmuşlardır. Diğer yandan kalite¬li ürün sldesinde en önemli şart olan bodur anaç kullanılma¬sına çok önceleri başlanmıştır, örneğin Roma tadımcıları M.’d. 3. yüzyıllarda tanışmışlar ve bunları bahçelerinde yetiştir¬mişlerdir. Buradan da Avrupa, Asya, ingiltere, Çin ve Japonya ya götürülmüştür. 1800′lü yıllarda ise öncelikle kayısı, kiraz, elma, armut ve portakal gibi ürünlerde kullanımı iyice yaygınlaşmıştır (Tukey, 1983).

Dünya meyveciliği acısından Türkiye’nin yerine bakıldı¬ğında son 6 yıllık <86-91) dağılıma göre özellikle kuru mey¬velerde ilk sıralarda yer alırken yas meyve üretim ve ihraca¬tında (Turunçgiller hariç) epeyce gerilerdedir. Turunçgiller gibi bir kac tür dışında diğer türlerde rakip olacak durumda değildir. Oysa Dünya’nın cok çeşitli ve en güzel iklimlerine sahip olan ülkemizde gerek üretim ve gerekse kalit-e acısından yeterli potansiyel imkanlarına sahiptir. Ancak üretim ve ih¬racatla ilgili sorunların çözümünde cok yavaş ilerlemektedir, örneğin, kalitenin artırılması ve maliyetin düşürülmesinde en basta olması gereken ve sık dikime imkan veren bodur anaç kullanımı Çin, İngiltere ve Avrupa’da 18. yüzyılda yaygınlaş¬tığı halde (Bilinmesi M.ö. 3. yüzyılda olmuştur) ülkemizde ise halen örnek bahçelerden öte gidememiştir.

Yine ihracatçı ülkelerde ihraç ettikleri her ürünler için tam donanımlı paketleme evleri olduğu halde; ülkemizde mevcut peketleme evlerinin hepsi (1 tanesi hariç) turuncgil paketleme evidir. 31 adet, 370 ton/saat kapasiteli paket ev¬lerinin 30′u narenciye, 1 tanesi de elma-armut paketleme evi¬dir. Bu paketleme evlerinin bulunduğu illler; Hatay, Adana, İçel, Antalya, Mutjla, İzmir ve Bursa’ dır (Anonymos, 1382).

ülkemiz bir cok meyve türünün gen merkezi olduğu halde standart çeşitlerin olmayışı nedeniyle istenilen miktar ve kalitede üretime, son yıllarda yeni yeni başlamaktadır, örne¬ğin, her ceviz ağacı bir cesit gibi değerlendirilse her şart¬lara dayanıklı ve her talebi karşılayabilecek çeşitleri bul¬mamız mümkündür. Ancak bu ürünü talep eden ülkelere, aynı ka¬litede yeteri kadar ürün verememekteyiz. Oysa ceviz üretim ve ticaretinde Fransa, ttalya ve ABD’nin önde gelmesi o ülkeler¬de seleksiyon yoluyla üstün özellikli çeşitlerin öncelikle

seçilmiş olmasındandır.Bu standart çeşitlerden örneğin, Kali¬forniya’da iyi bakımlı ve verim çağındaki ceviz bahçesinden 500 kg/da .aaac bası İOO kg) verim alınmaktadır. Yurdumuzda ise 21 yıllık ortalamalara göre tamamı tohumdan üretilmiş bu¬lunan ceviz varlığımızda aaac başına verim 30 kg olmaktadır (Çelebioğ/u, 1985, Sen, 1980).

özellikle yas meyvelerde kayıpları önleyen en önemli uy¬gulama olan soğukta muhafaza işlemi; ülkemiz koşullarında, soğutma ve ısıtmanın çok pahalıya gelmesi nedeniyle yeterli düzeyde uygulanamamaktadır (Hasat anında ve sonraki uygulama¬larda). Ekolojimizin uygun olması ve pazar ülkelere yakınlığı nedeniyle (Ortadoğu ülkelere gibi özellikle standart çeşit ve anaç, nakliye ve pazarlama ile ilgili işlemler halledilirse, turfanda ürünlerde Avrupa’dan önce dıs piyasalara meyve pa¬zarlamamız mümkün olabilecektir).

3. ihraç Ettiğimiz Meyve Türleri va önemi

İhracatta Dünya ülkeleriyle rekabet edebileceğimiz en önemli tarım ürünlerimiz arasında fındık, üzüm, kayısı, antep fıstığı ve incir gibi meyvelerimiz gelmektedir. Ekolojimizin uygun olması nedeniyle bu meyvelerimizin kalitesi de diğer ülkelerde yetişen meyvelerin kalitesinden cok daha iyi dir.örneğin tombul fındık çe¬şidi ve sarı lop incir çeşidinin Dünyada bir benzeri yoktur. Bu nedenledir ki ihracattaki sorunları hallettiğimiz ölçüde bu ürün¬lerimize sürekli talep olmaktadır.

Bunun yanında ihracatta önemli bir paya sahip olmayıp, ancak kalitesi açısından benzeri olmayan antep fıstığı gibi ürünleri¬mizde ise standart, çeşit ve ypterli üretim sağlanabilirse şimdi olduğu gibi ileride de alıcıları mutlaka çıkacaktır. Benzeri du¬rum cevizlerimizde de görülmektedir. Bu haliyle bile ihraç etti¬ğimiz ürünlerimiz içerisinde yukarıda anılan meyvelerimize ilave¬ten turunçgiller, elma, şeftali, kestane gibi meyvelerimizden de önemli düzeyde gelir elde etmekteyiz.

3.1. Meyve ihracatımıza genel bir bakış

İhracatta Dünya ülkeleriyle rekabet edebileceğimiz en önemli tarım ürünlerimiz arasında fındık, üzüm, kayısı, antep fıstığı ve incir gibi meyvelerimiz gelmektedir. üzüm, kayısı ve incirin tamamına yakınını kuru olarak ihraç etmekteyiz. İleri bu konulara değinilecektir. Yas meyveler içinde ise yalnızca önemli düzeyde turunçgiller, bunun yanısıra şeftali, elma, yas üzüm, kayısı, vişne vb. ürünler satmaktayız. Turunçgillerden ihraç ettiğimiz türlerden portakal, mandarin ve limon’un 1991 yılı üretimi toplam 1138000 ton olup, bunun 163000 tonunu portakal ve mandarin olarak ve 1310OO tonunu da limon olarak ihraç etmektedir.Toplam turunç-runçgil ihracatı 294000 ton dur. Muz, elma, armut ve şeftali ile birlikte turunçgillere hariç toplam yas meyve ihracatımız 384000 dur. Su halde turunçgiller yas meyve ihracatımızın yaklaşık X75′ sini oluşturmaktadır. Aynı yıla ait fındık, a.fıstığı, kestane, ceviz, badem, kuru üzüm, kuru incir ve kuru kayısının toplam ih¬raç miktarları 360150 tondur.

VGenel ihracat gelirleri ile ilgili bilgiler tablo 14.’ de verilmiştir.

Tablo 14. Şenel olarak tarım ürünleri, bahçe bitkileri

ürünleri, meyve vt sebze ürünleri ihracatının ( genel ihracat içindeki oranı CGÎO)—milyon * **

" : Tarımsal Yapı ve üretim 1984-93, ÎGEME-1993 ve T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Şenel Müdürlüğü Ekonomik Raporları- Ankara, yayınlarından hazırlanmıştır.

Tablo.14′de görüldüğü gibi son 10 yılda ihracatımızda 7. 100 lük bir artış gerçekleşmiştir. Tarım ürünlerindeki ihracat artı¬sı ise ‘/. 70 civarında olmuştur. Bahçe bitkileri (sebze ve meyve) ihracatımızdaki artış ise "/. £0 civarındadır. Ancak tabloda da gö¬rüldüğü gibi genel ihracatımızdaki artısın fazla olması nedeniyle tarım ürünlerinin payı oransal olarak azalmıştır.

Genel ihracatımız yıllara göre düzenli bir artış gösterirken, tarım ürünleri ihracatımız yıllara göre genel bir artış göster¬mekle birlikte 1931 yılında maximum düzeye ulaşarak 2.7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bahçe bitkileri ihracatımızda dal-ç,-alanmalar görülmüştür. Meyve ihracat ımızdak i durum ise 1984, 1985, 1986, 1987 yıllarında 600 milyon dolar seviyesinde seyre¬derken 19B8 de 900 milyon dolara çıkmıştır. 1983 da 750 milyon dolara düsmüs, 1^30,1991 1992 ve 1993 yıllarında ise 1 milyar dolar seviyesinde seyretmiştir.

Sebze ihracatımız 1986 , 1931, 1992 ve 1993 yıllarında 130 ^ milyon dolar civarında iken 1984, 19B5, 1987, 1988, 1989 yılla-, rında ise 70—30 milyon dolar arasında olmuştur.

Yıllara göre gerek tarım ürünleri gerekse bahçe bitkileri ürünleri ihracatımızın dalgalanmasının nedenlerinin arasında öncelikle üreti»ıi etkileyen ekolojik faktörler gelir. Bunların yanında ihracat sırasında ülkeler arası karşılaşılan bazı sorun¬lar ve prensip anlaşmaları da sayılabilir, örneğin; ülkemizde her yıl yaklaşık 140 bin ton çekirdeksiz kuru üzüm üretilmektedir." İhracata ayrılan miktar 7. 70 civarındadır. Geleneksel pazarları— rımız AT ülkeleri, Rusya ve İskandinav ülkeleri olmuştur. Ancak

AT yine kendi üyesi olan Yunanistan’ın çekirdeksiz kuru üzümle¬rini himaye ettiğinden, ortaklık Uısı ülkelerden gelen çekirdek¬siz kuru üzümlere muhtelif kısıtlamalar getirmiş ve Türkiye AT ülkelerine eskisi kadar çekirdeksiz kuru üzüm satamaz duruma gel¬miştir. Çekirdeksiz kuru üzümde HT dışındaki ülkelere yapılan sa¬tışlarda ihracatlarımız " arasında sık sık görülen asın rekabet, Çekirdeksiz kuru üzüm fiyatlarının gereksiz yere düşürülmesine ve hatta bazen maliyetinin altına satış yapılmasına yol açmaktadır CAnonymous, 1993 g).

3.2. İhraç meyvelerimiz ve önemi

ihracatımızda büyük öneme sahip meyvelerimizi 4 gurup al¬tında toplayabiliriz. Bunlar: sert kabuklular, kurutulmuş mey¬veler, turunçgiller ve diğerleridir.

Genel meyve ihracatımız içinde bu gurupların payları Tablo.15′ da gösterilmiştir.

Tablo 15 . Genel meyve ihracat imizCGMI)[(milyon ♦)] içindeki sert kabuklu meyveler, kurutulmuş meyveler, turunçgiller ve diğer meyve türlerinin oranı**

* : Tarımsal Yapı ve üretim 1984-93, ÎGEME-1993 ve T.C. • ;

Sanayi ve Ticaret Eakanlığı Teşkilatlandırma Genel " ‘

Müdürlüğü Ekonomik Rapor’arı- Ankara, yayınlarından •’■ ■ ; ■hazırlanmıştır.

Tablo 15.’de de görüldüğü gibi en önemli ihraç ürünleri arasında 1.sırayı sert kabuklular, 2. sırayı kurutulmuş meyveler 3. ‘sırayı turunçgiller ve 4. sırayı diğerleri almaktadır. Bu

değerlere değinelim; ……

3.3. Sert kabuk3u meyve türleri

Sert kabuklu meyvelerimiz meyve ihracatımızın X50-60′ lık kısmını oluşturmaktadır. Bu nedenle en fazla öneme sahip meyve¬lerimiz şart kabuklu meyve türlerimizdir.

Sert kabuklu meyvelerimiz içinde ihracatımıza konu olan meyvelerimiz; fındık, antep fıstığı, kestane, ceviz ve bademdir. Bu meyvelerimizin önen» durumları ise; X 30 lık payla fındık, 7. 3 lük payla antep fıstığı, 7.7 lik kısmını ise ceviz, badem va kes¬tane oluşturur.

3.3.1. Fındık ihracatımız

Fındık ihracatımızın durumunu gösteren tablo aşağıda göste¬rilmiştir.

Tablodan da anlaşılacağı gibi son 10 yılda fındık ihracatın¬daki yıllara göre değişimler tutarlı değildir. 1984 yılından bu yana fındık ihracatımız 90 bin ton ile 195 bin ton arasında de¬ğişmiştir. 1990 ve 93 yıllarında en yüksek fındık ihracatımız gerçekleşirken 1985 ve 1987 yıllarında en düşük fındık ihracatı¬mız gerçekleşmiştir.

Tablo li. Fındık üretimi, ihracatı, ihraç edilen fındığın üretim¬deki, ihraç edilen meyveler arasındaki, genel ihracattaki ve bahçe bitkileri içindeki payları.

- : Tarımsal Yapı ve üretim 1984-93, ISEME-1993 ve T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Genel Müdürlüğü Ekonomik Raporları- Ankara, yayınlarından haz ir lanmışt ir.

Fındık ihracatımızdan yıllık ortalama olarak 400 milyon dolar civarın^ gelir sağlanmıştır.Bu gelir genel ihracatımızın X4 ünü, bahçe bitkileri ihracatımızın 7.45′ ini ve meyve ihracatımızın da 7.50 sini oluşturmaktadır.

üratilsn fındığın 7.3O’ini AT ülkeleri ithal etmektedir. En fazla fındık ihraç ettiğimiz ülke 7.50 lik payla Almanya’dır. Al¬manya’yı, Avusturya, isviçre, Çe rslavakyd ve diğer ülkeler iz¬ler. Fındık satışımızın X99.7′ sini iç fındık oluşturur <Anony-mous, 1993 f).

3.3.2. Diğer sert kabuklular

Antep Fıstığı ihracatımızın son 10 yıllık ortalaması 4 bin ton civarında gerçekleşmiştir.

Antep Fıstığı kabuklu ve.kabuksuz olarak ihraç edilmektedir. iç Antep Fıstığı kendi arasında sarı ıc, gül iç, yeşil iç ve sarı soyulmuş yeşil iç seklindedir. ihracatımızda son 10 yılda önemli azalmalar olmuştur. 1985 yılındaki ihracatımız 5732 ton iken di¬ğer yıllarda devamlı düşerek 1933 yılı ihracatımız 371 ton olarak gerçekleşmiştir CAnonymous, 1993 j ).

Antep Fıstığı ihracatımızın büyük bölümünü kabuklu fıstık oluşturmaktadır, ihracatımızın genel değerlendirmesi yapıldığında değer olarak Antep Fıstığının ortalama 1993 yılı fiyatı 5 dolar/ kg’dır.Diğer sert kabuklu meyvelerimizin ihracat durumu ise orta¬lama olarak kestaneden 3 milyon dolar, cevizden 4 milyon dolar, bademden ise 2 milyon dolar civarında ortalama gelir sağlanmış¬tır.

Keîtane, ceviz ve badem ihracatımızda son 10 yılda çok önemli düşüşler gözlenmiştir.

3.4. Kurutulmuş meyveler

Kurutulmuş meyvelerimiz de ihracatımızda önemli bir yere sa¬hiptir. Ihrac edilen meyvelerimiz içinde ikinci sırada yer alır. Kurutulmuş meyveler genel iry=yve ihracatımızın 7.25 ini oluşturur. Kurutulmuş meyveler imizin içerisinde kuru kayısı, kuru incir ve kuru üzüm önemli bir yer almaktadır. Bu meyvelerimizin payları ortalama olarak; kuru üzüm 7.50, kuru kayısı 7.25 ve kuru incir X25 tir.

3.4.1. Kuru üzüm

Kuru üzüm ihracatımız, meyve ihracatımızın 7.15 ini oluştur¬maktadır. Genel, ihracatımızın ise 7.1 dir. Yıllara göre kuru üzüm ihracatımız tabloda gösterilmiştir.

Genel olarak kuru üzüm ihracatımız ortalama 120 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Kuru üzüm ihracatımızdan elde edilen gelir 100—15O milyon dolar arasındadır.

1’386-87 yılarında 100 milyon dolar civarında seyreden ihra¬catımız 1990 yılında 150 milyon dolar olmuştur. 1991 yılında el¬de,ettiğimiz gelir 140 milyon dolar,1992 de ise 135 milyon dolara düşmüştür.

Kuru üzüm ihraç ettiğimiz en önemli ülke ingiltere olup, bu ülkeyi sırayla Hollanda, italya ve Almanya izlemektedir.

Dünya kuru üzüm üretimijnde yaklaşık 350 bin tonla Amerika birinci olup, bunu Türkiye, Iran, Afganistan, Australya ve Sili izler. Ancak Türkiye ihracatta 15O bin tonla birinci sıralarda yer alir.Dünya kuru üzüm ihracatının X70′ini ABD gerçekleştirir-ken,Türkiyenin en önemli rakibi Yunanistan’dır CAnonymous, l’astî)..

Tablo 17- Kuru üzüm üretimi, ihracatı’, ihraç edilen kuru üzümün üretimdeki, ihraç edilen meyveler arasındaki, genel ihra¬cattaki ve bahçe bitkileri içindeki payları .

- : Tarımsal Yapı ve üretim 1384-33, îöEME-1333 ve T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Şenel Müdürlüğü Ekonomik Raporları- Ankara, yayınlarından hazırlanmıştır.

3.4.2. Kuru tneir

ülkemiz, Dünya kuru incir ihracatının X70-75′ini karşıla¬maktadır. Bu nedenle ülkemiz kuru incir ihracatında tekel pozis¬yonundadır.

Kuru incir ihracatımızın yaklaşık 7.60′ı Almanya, Fransa, İngiltere, italya ve isveç olmak üzere 5 Avrupa ülkesine yapıl¬maktadır (Anonymous, 1993 h; Anonymous, 1993 n ).

Yıllara göre Kuru tncir ihracatımız aşağıdaki tabloda veril¬miştir .

Tabloda da görüldüğü gibi genel meyve ihracatımızın ortalama V. 6′ sı, bahçe bitkileri ihracatının X 5′i kuru incirdir. Genel ihracatımızdaki kuru incirin payı ise 7. 0.5′ dir.

Kuru incirden elde ettiğimiz gelir ise 1984 – 87 yıllarında 35 milyon dolar iken 19B8 yılında 7. 90 artarak 61 milyon dolar olmuştur. 1989 yılında 44 milyon dolara düşen gelirimiz diğer yıllarda 60 milyon doların üzerinde seyretmiştir.

Tablo 18. Kuru incir üretimi, ihracatı, ihraç edilen kuru incirin üretimdeki, ihraç edilen meyveler arasındaki, genel ihracat¬taki ve bahçe bitkileri içindeki payları.

* : Tarımsal Yapı ve üretim 1984-93, tQEME-1993 ve T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Şenel Müdürlüğü Ekonomik Raporları- Ankara, yayınlarından hazırlanmıştır.

3.4.3. Kuru kayısı

Dünya kuru kayısı ihracatının V, 60′lık kısmını ülkemiz ka»— sılamaktadır. Ortalama 50-60 milyon dolar civarında gelir sağla¬dığımız kuru kayısı ihracatımız son yıllarda artış göstermiştir (Anonymous, 1993 i;Anonymous, 1393 m).

Yıllara göre kuru kayısı ihracatımız aşağıdaki tabloda ve-r ilmişt i r.

Tablo 19′d» do’ görüldüğü gibi kuru kayısının genel meyve ih¬racatımız içindeki payı ortalama olarak 7. 7, bahçe bi tk i ler indeki payı V. 6 ve genel ihracat ımızdaki payı ise ‘/. 0.5′ civarındadır. Kuru kayısı ihracatımız yıllara göre artmıştır ve en yüksek değe¬rine 1993 yılında ulaşmıştır. 1990 ve 1993 yıllarındaki üretimden fazla gelişen ihracatımızın nedenin bir önceki yıllardaki stokla¬rın ihracatından ileri geldiği tahmin edilmektedir.

Kuru kayısı ihraç ettiğimiz ülkeler son yıllarda artış gös¬termiştir. Birinci sıray’ı ABD almakta olup, bunu sırasıyla Al¬manya, Fransa,tngi1 tere, Hollanda, İsrail ve diğerleri izlemek¬tedir . .. ■ .

22

Tablo 19. Kuru kayısı üretimi, ihracatı, ihraç edilen kuru

kayısının üretimdeki, ihraç edilen meyveler arasındaki, genel ihracattaki ve bahçe bitkileri içindeki payları.

3.5. Turunçgiller

Tablo 20.Turunçgi1 üretimi, ihracatı, ihraç edilen turunçgillerin üretimdeki, ihraç edilen meyveler arasındaki, genel ihracat¬taki ve bahçe bitkileri içindeki payları.

: Tarımsal Yapı ve üretim 1984-93, 1SEME-1993 ve T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teşkilatlandırma Genel Müdürlüğü Ekonomik Raporları- Ankara, yayınlarından hazırlanmıştır .

Genel meyve ihracatımızda 3. sırada bulunan turunçgillerin genel meyve ihracatımız içindeki payı 7. 12"lerdedir. üretim po¬tansiyelimiz çok yüksek olduğu halde yeterli derecede ihracatı¬mızın olmadığı görülmektedir.

Tablo 20.’ de de görüldüğü üzere ürettiğimiz turunçgillerin ortalama olarak 7. 20′sini ihraç etmekteyiz. İhraç ettiğimiz tu¬runçgillerin miktarı 1990 yılında en yüksek düzeye çıkmış ve bu yılda 142 milyon dolarlık bir gelir sağlanmıştır. En düşük ihra¬catımızın gerçekleştiği yıl 1985 yılı olup, bu yılda B0 milyon dolarlık bir gelir elde edilmiştir.

ülkemiz turunçgil meyveleri ihracatı içinde limon sn önemli paya sahiptir. Limon ihracatının üretime oranı 7. 35′ tir. Limon ihracatımızı yaklaşık olarak 116 bin ton ile mandarinler izlemek¬tedir. Mandarin ihracatını üretime oranı ise 7. 33′ tür.

1989 yılı ve takibeden yıllarda portakal ihracatımız ince¬lendiğinde 10-20 bin tonlara varan düşüş gözlenmektedir. Turunç¬gil meyveleri içinde en düşük ihracat/üretil oranı 7. 10.7′ ile portakala aittir.

Altıntop üretim ve ihracatımız ilgine bir gürünüm arz etmek¬tedir, ihracat/üretim oranının 1990 yılında 7, iİ2 olarak gerçek¬leştiği göze çarpmaktadır. Bu yapı altıntop ı hracat ı nı n" pomelo ihracatı ile birlikte değerlendirilmesinin sonucudur.

ülkelere göre ihracatımız incelendiğinde Türkiye limon ihra¬catının 7. 98′ini 18 ülkeye; 1991 yılında eski SSCB hariç Doğu Av¬rupa ülkelerinin toplam ihracat içindeki payı 7. 40.9, AT’nin payı ise 7. 30.5 olmuştur.

Mandarin ihracatı 33 ülkeye yapılmaktadır.En önemli mandarin ihraç ettiğimiz ülkeler Avusturya, Cekoslavakya, Almanya, S.Ara¬bistan va eski Yugoslavya’yı sayabiliriz.

Portakal ihracatımızda 1991 yılında "/. 15 lik pay ile S.Ara¬bistan birinci sıradadır. Bu ülkeyi eski Yugoslavya, Avusturya Lüksemburg ve Polanya izlemektedir.

Altıntop ihracatımızın 7. 76′ sim AT, 7. 24′ünüde Doğu Avrupa ülkelerine yönelmiştir.

3.6. Diğerleri

Bu grupta inceleyeceğimiz ürünler yas meyveler olup bu grupta bir çok meyve türümüz vardır. Ancak bu meyvelerimiz içinde elma, şeftali, armut, kiraz, taze üzüm ve taze incir en fazla öneme sahiptir.

Bu grup genel olarak ele alındığı zaman meyvö ihracatımızda ki payı 7. 10-15 arasında değişmektedir. Bu meyvelerimizden elde ettiğimiz gelir yıllara göre tutarlı değildir. Artış azalıştan çok fazladır. Yıllara göre ihracatımız göz önüne alındığı zaman 1986-87 de 46 milyon dolar, 1984-35-88-90 yıllarında ortalama 80 milyon dolar, 1993 te 65 milyon dolar, 1992 de 75 milyo n dolar, 1989 da 90 milyon dolar olarak gerçekleşmiş ve 1992 yılında en yüksek ihracat gerçekleştirilerek yaklaşık 115 milyon dolarlık gelir sağlanmıştır (Anonymous, 1994; Gündüz, 1993).

Bu gruptaki meyvelerimizi ele aldığımız zaman, elma bu grubun 7. 25 lik kısmını oluşturmaktadır. Ancak elma ihracatımız ortalama 20 milyon dolar olarak gerçekleşirken, 1990 ve 1991 yıllarında 7. 60′ lık bir artış göstererk 33 milyon dolar olarak gerçekles-mis-Çi”- Kiraz, B milyon dolarlık bir ihracat ile bu grupta ikinci sırada,taze üzüm 7 milyton dolarlık bir ihracat ile üçüncü sırada, 4 milyon dolar ile dördüncü sırada olan inciri, şeftali erik ve kayısı takibeder. Bu grupta ayrıca muz, hurma, avakado, nar, ya¬ban mersini, taze kayısı ve vişne bulunur.

4. Meyvecilikte Geçinen Nüfus

1989 yılında 55.4 milyon olan ülke nüfusumuzun "/. 55′ i tarım, 7.14.12′si sanayi ve 7.30.8′ini hizmet sektöründe is¬tihdam ediJ.^iği ortaya çıkmıştır CAnonymous, 1990). Meyveci¬lik uğrası diğer tarım ürünleri yetiştiriciliklerinin bir çoğu ile ic ice olduğundan, yalnızca meyvecilikle geçinen nüfusun belirlenmesi oldukça zordur.

5. Meyveciliğin Memleket Nüfusunun Beslenmesindeki önemi

insan beslenmesinde meyveler cok eskiden beri önemli bir yer tutmaktadır. İnsan beslenmesinin fizyolojik ve biyo¬lojik temellerinin aydınlatılmasıyla meyvelerin insan bes-lenmesindeki değerleri iyice anlaşılmıştır. Cünki meyveler sağladıkları kalori, içerdikleri tuz ve vitaminler ve iştiha üzerine yaptıkları etkiler bakımından büyük önem kazanırlar.

Araştırmalara göre çeşitli yasta ve türde faaliyette bulunan erkek ve kadınların günlük kalori ihtiyaçları farklı¬dır, örneğin, günde ortalama 8 saat orta iste çalışan bir in¬sanın 3600 kaloriye ihtiyacı vardır. Bunu tamamlayabilmesi için ise 135 g protein, 100 g yağ ve 540 g karbonhidrat al¬ması gerekir. Başlıca kalori kaynakları karbonhidratlar, pro¬teinler ve yağlardır. Vücutta bir gram karbonhidrat yanmasıy¬la 4, proteinin yanmasıyla 4 ve yağın yanmasıyla 9 kalori enerji açığa çıkar. Bir insanın alması gereken besin maddesi oranları ise ortalama protein Z15, yağ 7.25 ve Karbonhidratlar 7.60′ dır. Meyvelerimizi kuru ve yas olarak gözönüne aldığı¬mızda; genelde yaş meyvelerimizde, bazı yağlı" meyvelerimiz hariç yağ,oranı cok düşüktür. Bu durum özellikle şişmanlar, kalp rahatsızlığı olanlar ve diye yapanlar için iyi bir özel¬liktir (Günay, 1992).

Meyvelerimizde meyvelere eksilik veren asitler bulunur. Meyvelerde bulunan organik asitler aynı zamanda meyvenin ol¬gunluk düzeyini ve kalitesini de belirler ( Suda çözünebilir toplam kuru madde/ Asitlik = Olgunluk Oranı). Meyvelerimizde en cok görülen organik asitler tartarik asit<üzüm ve üzümsü meyvelerde), sitrik asit < Turunçgiller ), malik asit < Elma, armut, şeftali, kiraz vb.) ve askorbik asit (C-vitamini) gibi asitlerdir. Organik asitler insan sağlığı bakımından öneme sahip olmakla beraber, meyvede de önemli görevleri de vardır. Bunlar; meyvelerde solunumda kullanılırlar, olgunlaşma devre¬sinde pektin parçalanmasıyla ortaya çıkan katyonlarla nötrle-sirler, hücrelerde tuz halında kristalleşirler <0ksalat, tar¬tarat vb.). Organik asitler ayrıca bazı durumlarda hasattan sonra seker sentezinde de kullanılırlar. Meyveler yüksek kar¬bondioksitti ortamlarda, -ganik asitlerin yardımıyla çeşitli şekillerde doğrudan karbc Jioksit bağlarlar (Karaçalı, 1990).

Vitaminlerin besi ime üzerine etkileri anlaşıldıktan sonra, vitamin yüklü meyvelerimizin değeri iyice anlaşılmış¬tır. Vitaminler< Vital : Hayati, Canlı anlamındadır), beslen¬me miktarları bakımından cok küçük fakat beslenme acısından etkili maddelerdir. îrrsan beslenmesinde önemli olan vitamin¬lerden insanın günlük A vitamini ihtiyacı yaklaşık 5OOO IB C=:IU), B vitamini 1.5 mg ve C vitamini 10-75 mg’ dir. D vita¬mini ise meyve ve sebzelerde bulunmaz. 1 IU birimi, O.0003 — mg’a esdeğerdirCGünay, 1982). A vitaminince zengin meyveleri-; miz arasında mango, kayısı, üzüm ve erik (özellikle bu meyve-

lerin kurutulanlarında daha fazladır) sayılabilir. Vitamin B hurma, pikan, ceviz ve bademde; C vitamini ise özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştırki kuşburnun-da oldukça fazla bulunmaktadır, örneğin türlere göre değiş¬mekle birlikte 25 – 5000 mg arasında değişir ( User, 1967; Gadzeva, 1968; ötles \«= Colakoğlu, 1987 ). Bundan başka frenk üzümü, kiwi, çilek ve turunçgillerde C vitamini acısından zengin sayılırlar.

Meyveler ayrıca selülozik maddelerce de zengin oldukla¬rından sindirim sistemi üzerine de olumlu etkileri vardır.

S. Endüstriye Sağladığı Hammadde Bakımından önemli Meyvelerimiz

Meyvelerimiz bir cok tarım endüstrisinin hammaddesini sağlar. Bunlar; meyve suyu, konserve, pekmez, reçel,şekerleme ve her türlü pasta sanayii, alkollü içkiler, kurutma, derin dondurma ve 1iyofilizasyon endüstrileridir.

Meyve suyu endüstrisinde kullanılan başlıca meyveler elma, turunçgiller, vişne, üzüm, şeftali, kayısı ve nardır. Bu meyvelerimiz içinde de en büyük paya şeftali, kayısı ve vişne sahiptir.

Türkiyede meyve suyu sanayii kapsamında yer alan tesis¬ler olarak 1927 yılında R.Minare, 1954 yılında Tamek, 1958 yılında ise Dimas ve Tasko Birlik’ in yatırım çalışmaları başlatılmış ve bunlar sırasıyla 1962, 1963 (3 tesis) ve 1968 yıllarında faaliyete geçirilmişlerdir. Ayrıca Tarım Bakanlığı bünyesinde yer alan Bursa, Çanakkale, Antalya ve Yalova Ens¬titüleriyle Ege ve Ankara Ziraat Fakültelerinde kurulan küçük kapasiteli meyve suyu pilot tesisleri eğitim ve araştırma amacıyla Birinci Kalkınma Planı dönemi içinde 1963 ve 1968 yılları arasında faaliyete geçirilmişlerdir(Anonymous, 1985).

1986 yılı itibariyle meyve suyu sanayiinde ticari ve sa¬nayi anlamda 23 tesisin bulunduğu ve yıllık kapasitelerinin 36OOOO ton meyvenin islenmesi ve 636 milyon şişe dolum imka¬nına ulaştığı belirtilmektedir. 19B8 yılı mevcut 23 tesiste 11100 ton turunçgil meyve suyu konsantreleri ve 3S52O ton diğer meyve suyu konsanterelfiri ile 82020 ton meyve pulpu ve 170410 ton meyve suyu dolum imkanının bulunduğu bildirilmek¬tedir.

ülkemizdeki meyve suyu tüketimi yaklaşık 1 litre dola¬yında iken, gelişmiş ülkelerde kişi basına 20-30 litre civa¬rındadır.

Meyve suyu denildiğinde meyve oranı X100 olan yani hic bir katkı maddesi bulundurmayan içecek grubu anlaşılır. Ancak meyve oranı 7.50′den fazla olan ve ve seker katkılı ve katkı¬sız tipler de möyve suyu olarak kabul edilir.

Meyve nektarı meyve oranı X25-50 arasında değişen, meyve şerbeti (drip! ise, 7.6-30 arasında değişen doğal meyve suyu içeren içecekleri kapsamaktadır. Ayrıca meyve oranı en az 7. 4 olan ve limonata olarak tanımlanan bir içecek grubu da bulun¬maktadır.

Meyve suları üç grupta toplanır, bunları .

^ •■ . • ■. ■ ./’-,

1. Nektar tipi(pulp) meyve suları i Şeftali, çilek, kayısı, ■«;

armut, erik ve kızılcıktan imal edilen ve içinde meyve

etinide bulunduran meyve sularıdır. Bunun için meyveler

önce pulp adı verilen meyve püresi veya meyve ezmesi haline dönüştürülür. Pulpa su, seker ve gerektiğinde asit ilavesiyle nektar elde edilir.

2. Berrak meyve suları : Vişne, üzüm, elma va nar gibi meyve¬lerden elde olunan meyve suları durultulur ve filtreden geçirilerek berraklık kazandırılır.

3. Narenciye (bulanık) meyve suları : Portakal, mandarina, limon vs greyfut suları olup bunlar bulanık meyve suları olarak tanımlanır.

Tablo 21.Yıllar itibariyle meyve suyu sektörünün kapasite ve üretimi

Kaynak :Uras, N., Iy91. T.Sınai Kalkınma Bankası "Gıda

Sektöründe Yeni Öelismeler ve Beklentiler", İstanbul.

Meyve konsantreleri ATA ürün olup, suda çözünebilir kuru madde oranı en az X 65 olmalıdır. Pratikte bir birim meyve konsantresinden 4-5 birim meyve suyunun elde edildiği varsa¬yılmaktadır. Randıman ise 100 kg meyveden elde edilen meyve suyu miktarına denmektedir. Meyve sularının randımanı yakla¬şık elma ve armutlarda 7.75, vişnede 7.73, kayısı V3 şeftalide "/.70, turunçgillerde ise 7.50′nin altında olup, portakalda 7.40-45, limonlarda 7.34-38 ve altıntoplarda ise 7.35-40 arasındadır. .

Teorik olarak meyve suyu üretiminin ekonomik olabilmesi için, sofralık olarak pazarlanma özelliği taşımayan standart meyvelerin islenmesi lazım. Bunlar küçük ve sekil yönünden kusurlu olabilir fakat hiç bir zaman çürük, ezik ve bozulmuş olmamaları gerekir, islenecek meyvelerde her şeyden önce sağ¬lamlık, olgunluk ve tazelik aranmalıdır.

Yurdumuzda yetiştirilen elma çeşitleri üzerinde yapılan araştırmalara göre, elma suyu üretimi için Amasya, Starking, Golden Delicious, Hüryemez, Ferik ve Yalova çeşitlerinin kullanıldığı ancak bunlardan Starking dışındakilerin tercih edildiği belirtilmektedir.

Armut çeşitleri içinden Uilliam ve Malatya çeşitleri;

Ayvalardan Limon, Ekmek ve Haven (en uygunu) reşitleri-Vişnelerde Kütahya Cen uygunu), Tekirdağ ve Macar çeşitleri; Kayısılarda, ülkemizde meyve suyu üretiminde arocıası, kuru maddesinin yüksekliği ve fiyatça düşük olması nedeniyle daha çok zerdali kullanılmaktadır. Ucuz ve yeterli olarak temin edilmesi durumunda Tokaloğlu çeşidi de tercih edilmektedir. Şeftalide, J.Hale, Hale Haven ve Solden Jubilee çeşitleri tercih edilmekle birlikte Dixired ve Elberta çeşitleri de kullanılmaktadır. Eriklerde ise meyve suyu sanayiinde koyu kırmızı renkli olanlar tercih edilmektedir. Bunlardan Santa Rosa, Klimaks, R.C.Violette, President ve R.Verte çeşitleri sayılabilir,

Turunçgil meyvelerinden ise portakallarda Kozan yerlisi, Valencia, Washington navel ve Kan portakalları, Finike, Trab¬lus, Adana Yerli ve Mersin Yerli; Altıntoplarda Mars Seed-less, Duncan; Limon suyuna ise Interdonat, Lamas ve Kütdiken çeşitleri is leranektedir.

Tesislerde islanen meyveler içinde 1990 yılında islenen İ23O23 ton y^9 meyvenin en fazlası elma (7.62.5), vişne (7.13.7), şeftali (7./.8), portakal (7.5.7), kayısı C/.4.3), ki¬raz <X3.&), üzüm (XI.5) ve çilek (7.0.8) gibi meyvelerden olu¬şurken; erik, mandarina ve kuşburnu qibi meyvelerin oranı ise 7.0.1 düzeyinde olmuştur (Bingöl, 1933).

Bu meyvelere ilaveten armut, erik, ananas ve karışık meyveler konserve sanayii içinde de yer alırlar. Pekmez en¬düstrisi için en önemli hammadde üzüm yanında, dut’ta bir ~~~’ hammaddedir. üzüm ayrıca alkollü içkilere sanayiinin temel maddesidir. Bunun yanında her türlü meyve şarap, likör ve rakı endüstrisinde de kullanılabilmektedir.

Pasta VB şekerleme endüstrisinde yas meyvelerimiz yanın¬da özellikle badem, fındık, antepfıstığı ve kestane gibi kuru meyvelerimizin kullanımı daha yaygındır. Bu sanayii için ham¬madde- olabi lecek ürünlerimizin talebinin devamı için, kalite yanında, standart ürün ve yeteri kadar üretim, temiziik,amba¬laj ve reklam faktörleri oldukça önemlidir.

Derin dondurma endüstrisi günümüzde oldukça yaygıslaş-mıs, liyofilizasyon ise son yıllarda gelişmeye başlamıştır.

Liyofilize olmuş ürünlerde nem miktarı yaklaşık X 2 ‘ dir. Bu teknoloji oldukça pahalı olup, buz haldeki nemin sıvı hale geçmeden ürünün suyunun aniden buharlastirıİması esasına dayanır.

Derin dondurma endüstrisi ise günümüzde oldukça yaygın olup, ürünleri taze haline en yakın set .ide muhafaza eden bir sistemdir, özellikle taze olarak bir çok endsütriye hammadde olabilecek meyvelerin, ileride kullanılması amacıyla en çok başvurulan bir yömtemdir. Ayrıca son yıllarda derin donduru¬larak yas meyvelerin satısıda yapılmaktadır.Bu satışta kiraz, vişne, erik ve kayısı gibi meyvelerin yadında çilek satışla¬rı artmaktadır. îhracatı Geliştirme Merkezinin verilerine gö¬re, 1932 yılında bu şekilde anılan meyveler vd. olarak 36193 ton dondurulmuş ürün satılmış ve karşılığında yaklaşık 33 milyon Amerikan doları gelir elde edilmistir(Anoymous, 1993).

7. Meyveciliğin Yurt Topraklarının Korunması ve Güzelleçtirilmesindeki Yeri

Meyve ağaçları yalnız yüksek ver imleriyle sağlık ve re¬fah kaynacı olmakla kalmazlar, aynı zamanda yurdu ağaçlandı¬rarak ve güzelleştirerek de insanlara çalışma ve yaşama gücü katarlar. Yurdun bir çok yerinde ormanların harap olmalarıyla çıplak kalan tepe ve yamaçlar, bu alanlarda rahatlıkla yetiş-tirilebilen meyvelerimizle ağaçlandırılabilir ve aynı zamanda hem bir gelir kaynağı hem de yurdun güzelleştirilmesine kat¬kıda bulunulmuş olur. özellikle kıraç alanlarda rahatlıkla yetişebilen ve oldukça iyi verim alınabilen badem, antepfıs¬tığı, üzüm, zeytin ve kayısı gibi meyvelerimiz rahatlıkla bu¬ralarda bu amaçla kullanılabilirler. Zaten hali hazırda buna benzer alanlarda antepfıstığı ve badem gibi meyvelerimiz ye¬tiştirilmekte olup, bü yöre insanları için önemli bir gelir kaynağı durumundadır (Güleryüz, JS79).

IV. MEYVECÎLÎSÎN EKOLOJİK SORUNLARI

Meyve ağaçlarımızın herhangi bir yerde yetişebilmeleri ve kaliteli ürün verebilmeleri1 ve meyvelerini olgunlaştıra-bilmeleri için iklim ve toprak faktörleri oldukça önemlidir.

Yörelere uygun tür ve çeşit secimi yaparken öncelikle yurdumuzun bir cok yörenin tabi florasında yetiştirilen mey¬veleri gözden geçirebiliriz. Ancak yeni alanlarda meyvecili¬ğin yapılması gerektiği durumlarda ise uygun olmayan düşük sıcaklık, toplam sıcaklık, ilkbahar gec ve sonbahar ilk don¬ları gibi bazı sorunlarla karşılasabibi1iriz-Bununla birlikte bir cok yöredeki mikro klimalar meyveciliğin o yörede yapıl¬ması acısından oldukça önemli yerlerdir.

A. EKOLOJİK FAKTÖRLER

1. Sıcaklık

l.a. Hava sıcaklığı

Bir bitkinin herhangi bir yerde yet iştir i lebilmesi için; ürünün belli bir sıcaklık toplam isteğininin karşılanması ge¬rekir. Yapılan araştırmalara göre elmalar şeftalilere, şefta¬liler zeytinlere, zeytinlerde hurmalara göre daha az bir sı¬caklık toplam istekleriyle gelişebilmekte ve meyvelerini ol¬gun 1 astı rab i 1 inektedirler.

Meyve ağaçlarının ihtiyaç duydukları yıllık sıcaklık toplamı yaprak dökümünden ciceklenmeye, çiçeklenmeden meyve¬lerin olgunlaşmasına ve meyve olgunlaşmasından yaprak dökümü¬ne kadar olmak üzere üç periyotta dikkate alınır. Yıllık sı¬caklık toplamı hesap edilirken, o meyvfe çeşidinin o bölgede gelişmesi için minumum sıcaklık olarak kabul edilen sıcaklık derecesi baz alınarak, bu derecenin üstünde gecen saatler toplanarak hesaplanır. Bu derece çoğunlukla + 7 veya +7.2 °C» dir. Sıcaklık toplamının yeterli olmadığı yerlerde ağaçlar düzenli olarak çiçek açamadıkları gibi, meyvelerini de olgun-iatıramazlar ve sonbaharın iik donlarından zarar görmektedir¬ler, örneğin, özellikle hurmalarda ve karadeniz bölgesinde yetiştirilen portakallarda bu durum gözlenmekte; hurmaların olgunlasamadığı ve portakalların ise daha ekşi olduğu görül-

mektedir.

Meyvelerin bir yerde yetiştirilmelerinde ayrıca optimum, minumum ve maksimum sıcaklık istekleri de göz önüne alınır. Optimum ortalama sıcaklık deyince, meyve ağaçlarının fotosen¬tez, respirasyor, absorbsiyon, transpirasyon gibi fizyolojik olayların yerine getirilmelerindeki en uygun sıcaklık derece¬leri anlaşılır. Türlerin optimum sıcaklık istekleri farklı¬dır, örneğin, Kayısılar elmalara, antepfıstıkları kayısılara, zeytinler kayısılara ve hurmalar ise zeytinlere göre daha yüksek optimal sıcaklık isterler. Optimal sıcaklığın hesap¬lanmasında daha cok büyüme periyodundaki sıcaklık ortalamalı-rı dikkate alınmalıdır.

Optimalin üzeri ve altındaki sıcaklıklarda ise meyve ağaçları yaşamlarını sürdürebilir fakat gerek ağaçta gerekse meyvelerde gelişim bozukları baş gösterir, örneğin optimalden yüksek sıcaklıklarda meyve dökümleri artar ve suyun az bulun¬duğu durumlarda stomaların kapatılması onucu fotosentez ora¬nı düşer ve yeterince karbonhidratça beslenemediklerinden ka¬lite bozulur. Optimalin altındaki sıcaklıklarda ise; büyüme ve verimliliğin azaldığı görülür. Düşük sıcaklık nedeniyle meyve alacalarında yeteri kadar karbonhidrat depolanamadığın-dan ağaçların sonbahar ilk donları ve kıs soğuklarına daya¬nımı azalır. Bu gibi durumlarda meyve ve dalların olgunlaş¬masını daha da geciktiren geç sulamalar, aşırı azotlu gübre¬lemeler ve derin budamalardan kaçınmak gerekir. Meyvelerde görülen soğuk zararının şiddeti tür ve çeşit yanında, ağacın fizyolojik durumu, organları, toprak faktörleri, sıcaklık de¬recesinin şiddeti ve süresi ve anaç gibi faktörlere de bağlı olarak değişir.

Kış sonlarında dondan ileri gelen zararlanmalar çoğu kez, bu zamanlarda hayaların ısınması sonucu meyve ağaçları¬nın kış dinlenmesinden çıkmaları ve böylece düşük sıcaklıktan . za,ra,r görmeleri şeklinde olur. Bu zarar daha ziyade badem ve erik qibi üşüme ihtiyacı az olan meyve türlerinde sıkça görü¬lür.

l.b. Toprak sıcaklığı

Meyve yetiştiriciliğinde toprak sıcaklığının etkisi doğ¬rudan ve dolaylı olmaktadır. Toprak sıcaklığının her meyve tür ve çeşidi için optimal derecede bulunmasıyla kök teşekkü¬lü artar. Sıcaklışın .çok yükselmesi veya düşmesiyle kök olu¬şumu olumsuz yönde etkilenir. Sıcaklığın +35 "C nin üzerine çıkıp zararlandırması çok ender görülmekle birlikte, düşük sıcaklığın zararlarına daha çok rastlanmaktadır. özellikle toprak yüzeyinin karla örtülü olmadığı ve toprak sıcaklığının -1O»C nin altına düştüğü yerlerde köklerdeki etkisi daha öl¬dürücü olmaktadır.

Toprak sıcaklığı, köklerin topraktan su ve suda erir maddelerin alınmalarına da etki eder. Genel olarak düşük sı¬caklıkta suyun toprakta haraketi azalmakta ve köklerce alımı güçleşmektedir.Bazande topraktaki su düşük sıcaklık nedeniyle donmakta ve ağaçlar donmuş suyu alamamaktadır. Su olduğu hal¬de bu suyun alınamaması bitkilerde, özellikle kurak olan böl¬gelerde kuru ve rüzgarlı geçen günlerde şiddetli transpiras-yon nedeniyle susuzluktan kurumalara neden olabilir (fizyo¬lojik kuraklık). Bu gibi yerlerde kış’ sulamaları yapılarak, toprakta özellikle köklerin çevresindeki su miktarını artır— mak ve böylece ağacın su düzenini kurmasına yardımcı olmak

Kümes Ekipmanları

06 Kasım 2007

KÜMES EKİPMANLARI

Tavukçulukta ekipmanların ayrı bir önemi vardır. Çoğu tavukçuluk ekipmanları, bugün üstün bir teknoloji ile yapılmakta ve hazır olarak satılmaktadır. Satın alınırken, amaca en uygun tipin seçilmesi gerekir. Ancak bunlar arasında, bazı işletmeler tarafından yapılabilecek olanları da vardır. Bu durumda tek tek ekipmanların teknik özelliklerinin bilinmesi gerekir. Tavukçuluk ekipmanlarının büyüklük ve dizaynları farklıdır. Hatta bir ekipmanın, örneğin yemliğin bile farklı büyütme dönemleri için kullanılacak büyüklük,tip ve özellikleri olabilmektedir. Ancak bütün ekipmanlar için geçerli olabilecek bazı temel özelikler vardır. Ekipman seçiminde önemli olan hususlar aşağıda verilmiştir:

a- Fayda değeri: Ekipman yararlı ve çalışır durumda olmalıdır.

b- Yapı özelliği: Bir çok ekipman işletmede monte edildiğinden, parçalanıp toplanabilir bir yapıda olmalıdır.

c- Sağlamlık: Tavukçuluk ekipmanları, uzun süre kullanılabilecek şekilde sağlam olmalıdır.

d- Kullanışlılık: ekipmanlar, komplike olmamalıdır. Kullanım kılavuzuna ihtiyaç duyulmamalı, kullanan işçiler kolayca kavrayıp öğrenebilmeli, kullanabilmeli ve küçük arızaları kolayca tamir edebilmelidirler.

e- Yıllık bakım masrafları: Ekipmanların yıllık bakım masrafları düşük olmalıdır. Çünkü yumurtanın maliyetinde gerek amortisman, gerekse yıllık bakım-onarım giderleri önemlidir. Ucuz ekipman olarak daha yüksek bakım-onarım giderleri ödemek ve kısa süre kullanmak yerine, uzun ömürlü ve yıllık bakım-onarım giderleri düşük ekipman almak çok daha ucuzdur.

f- Taşınabilirlik: Tavukçulukta kullanılan ekipmanların çoğu taşınabilir, yani bir yerden diğer yere kolayca nakledilebilir özellikte olmalıdır.

g- Bulunabilirlik: Seçilecek sabit, portatif ve taşınabilir özellikteki ekipmanlar ve yedek parçaları kolayca bulunabilir olmalıdır.

h- Yemliklerin yem zayiatını azaltıcı nitelikte olması: Hayvanlar, uygun şekilde yapılmış yem zayiatı azalacaktır. Böyle yemlikler yemin hayvan tarafından yemlik dışına saçılmasını asgariye indirileceğinden, yem zayiatı azalıp yemden tasarruf edilecektir.

I- Ekipmanların işgücünü azaltıcı özellikte olması: modern ekipmanlar kümeste ihtiyaç duyulan işgücünü azaltıcı nitelikte olmalıdır.

i- Gübre muhafaza ve kirliliğin önlenmesi: Gübrenin hem çevreyi kirletme özelliği hem de satılabilir değeri vardır. Bu nedenle gübre, uygun muhafaza yöntemi kullanılarak, en karlı şekilde elden çıkarılmalıdır.

j- Ekipmanlar, yapısal olarak karmaşık olmamalı sık sık arıza yapmamalı ve istenen fonksiyonları tam olarak sağlayabilmelidir.

k- Ekipmanlar kolay temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir nitelikte olmalıdır.

Kümeslerde Isıtma Sistemleri ve Ana Makineleri

Çevre kontrollü olmayan kümeslerde genellikle ısıtma odun yakıtı ile gerçekleştirilir. Kümesin büyüklüğüne göre yeterli soba kurulabilir, ısıtmada dikkate alınacak sıcaklık civciv seviyesinde ölçülmelidir.

Sobaya ve diğer ısıtma ekipmanlarına alternatif olarak çeşitli tip ana makineleri bulunmaktadır. Yer tipi veya çok katlı ana makineleri, tavana asılanlar, yere konulanlar, elektrikli, fuel oil’le ısıtılanlar, doğal gazlı, gaz yağı ile çalışan ana makineleri ve infrared lambalar bunlar arasında sayılabilir.

a- Çok katlı ana makineleri: çok katlı ana makineleri kafes şeklindedir. Genellikle 6 katlı, ikili bloklar halinde, ısıtma sistemi elektriklidir. Her katta, ön ve arkada yemlik ve suluklar bulunur. Kolayca çıkarılıp, temizlenip takılabilirler.

Civciv burada iki, en fazla üç hafta kalıp kümes ya da kafeslere nakledilirler. Bugün için yaygın değildir ve yerlerini diğer ısıtıcılar almıştır.

b- Gazlı ana makineleri: Yaygın olarak kullanılan bir ana makinesi tipidir. Isıtıcı, 2-2.5 m çapında kubbe şeklindeki bir kapağın içine yerleştirilmiştir. Her biri için 500-750 civciv hesaplanabilir.

c- Düz şapka tipi ana makineleri: Isıtıcının üzerinde bulunan kapak düzdür. İsmini de bu özelliğinden almıştır. Isıtıcı tarafından radyant isi meydana getirilir. Yaklaşik 1.2 m çapındadırlar ve zeminden 60 cm yükseğe asılırlar. Her ısıtıcı için 500 civciv hesaplanır.

d- Katalizörlü (katalitik) ana makineleri: Bir katalizör tarafından meydana getirilen kimyasal reaksiyonla ısı üretimi esasına dayalı gazlı ısıtıcılardır. Temiz ve alevsiz bir ısı sağlarlar. Toz ve rutubetten etkilenmezler.

e- İnfrated ana Makineleri: İnfrarad tuğlalı ana makineleri, ısıtıldığında infrared ışınlar veren, ısıya dayanıklı bir tuğla altındaki özel bir ısıtıcı ile ısı verirler. Bu ana makinelerin şapkalı ve şapkasız olmak üzere çeşitli tipleri vardır. Isı verme güçleri diğer ana makinelerinden biraz daha düşüktür. İnfared lambalar yataklığın üzerine 45-70 cm yükseğe asılırlar. 60-100 civciv için 250 watt’lık bir ifnrared lamba yeterli olmaktadır.

f- Gazyağı ile çalışan ana Makineleri: diğer yakıtların bulunmadığı veya gazyağının ucuz olduğu yerlerde kullanılan geniş bir şapka ile örtülü ana makineleridir.

g- Elektrikli ana makineleri: Elektriğin pahalı olmadığı yerlerde kullanılan ısıtıcılardır. Isıtıcılar bir şapka altında yerleştirilmiş olup, ısı bir termostatla ayarlanabilir. Bazı modellerinde şapkanın üstüne yerleştirilen bir fan ile üstten taze hava alınarak, aşağıya veya civcivlerin üstüne iletilir. Yaklaşık 2500 watt’lık elektrik gücü, bu ısıtıcılar için yeterli olabilir.

Kümeslerde ısıtma değişik şekillerde yapılmaktadır. Bunlar:

a- Sıcak hava sistemi: Kümese sıcak hava akımı verilerek yapılan bir ısıtma sistemidir.

b- Zemin ısıtma sistemi: Bu sistemde betondan yapılmış kümes tabanı altına döşenen borulardan geçen sıcak su ile ısıtılır. Kümesin dışına yerleştirilen termostatlı kazandan borulara su verilir. Bazı durumlarda beton zeminin, tabana yerleştirilmiş elektrik telleriyle ısıtılması mümkündür. Zemin ısıtma sisteminde yataklık kullanılmaz. Civciv büyütme kümesinden zemin ısıtma sistemi kullanılıyorsa, bütün zemin ısıtılmaz. Ancak kümesin ortasındaki hat üzerinde 2.5 m genişlikteki bir alan ısıtılır. Bütün zeminin ısıtılması durumunda, civcivlerde zayıf tüylenme görülecektir.

c- Sıcak su borularıyla ısıtma: Bu sistemde ihtiyaç duyulan ısıyı sağlamak için yerden 30 cm yükseklikte su boruları yerleştirilir. Kümes dışında bir odada bulunan termostatlı bir sıcak su kazanından bu borulara sabit sıcaklıkta su verilir. Ayrıca kümesin ortasında, boruların altına da bir termostat yerleştirilir. Böylece kümeste sıcaklık düştüğünde, kazandan sıcak su çekilerek istenen sıcaklığa ulaşılacaktır. Kümesin orta hattında, zemine yakın olarak 4-8 kadar su borusu yerleştirilir. Borulardan çıkan ısının da civcivlere yöneltilmesi için boruların üzerine kapaklar yerleştirilir. Su boruları, kümesin ön veya arka tarafına yerleştirilmemelidir.

d- Merkezi ısıtma sistemi: Kalorifer sistemiyle bütün kümesin merkezi olarak ısıtılması esasına dayanır. Isıtıcılarla veya ana makineleri ile yapılan ısıtma ile tüm kümesin ısıtılması arasında bazı farklılıklar vardır. Tüm kümesin ısıtılması durumunda, kümes içi sıcaklık ısıtıcılar altında civciv seviyesindeki sıcaklıktan birkaç derece daha düşük tutulmaktadır. Tüm kümesin ısıtılması durumunda, kuluçkadan çıkmış günlük civcivler için sağlanan sıcaklık yaklaşık 29C iken, ısıtıcılar altında civciv seviyesinde istenen sıcaklık 32C’dir.

İlk günlerde civcivleri ısı kaynağına yakın tutabilmek için civciv büyütme çemberleri kullanılır. Büyütme çemberleri bir daire oluşturacak şekilde, ısı kaynağına yaklaşık 75 cm mesafede yerleştirilir. Civcivler büyüdükçe daha fazla alan sağlanması amacıyla çemberlerin çevrelediği alan genişletilebilir. Soğuk havalarda büyütme çemberlerinin yekpare olması, sıcak havalarda ise bir miktar hava sirkülasyonunun sağlanması amacıyla ağ gözlü olması tercih edilir.

İlk günlerde bütün civcivlerin, üşüdüklerinde ısı kaynağına yaklaşmasını öğrenmeleri pek kolay değildir. Civcivlere ısı kaynağının yerini öğretmek ve teşvik etmek için, ısıtıcı civarına küçük bir ışık kaynağı (atraksiyon lambası) yerleştirilebilir. Bu ışık kaynağı, her ısıtıcı için 7.5 watt’lık normal elektrik ampulü olabilir. İlk 2-3 günden sonra civcivler ısıtıcıların yerini öğrenecek ve alışacakları için bu ışık kaynağı kaldırılır.

Yemlikler

Yemlikler kolay doldurulabilir, kolay temizlenebilir, yem zayiatını asgari düzeyde tutulabilir,içlerine hayvanların giremeyeceği şekilde olmalıdır. Ayrıca, içlerine hayvanlar tarafından yataklık materyali bulaştırılmayacak şekilde, fakat rahatça yem yiyebilecekleri yükseklikte düzenlenmelidirler. Bugün farklı ihtiyaçlara göre yapılmış çok çeşitli yemlik tipleri bulunmaktadır. Bu ekipmanların otomatik olanları hem işgücünden tasarruf sağlarlar, hem de yemi temiz ve taze özellikte tutarlar. Ancak bu otomatik ekipmanların kullanılabilmesi için, elektrik kesilmelerine karşı işletmede jeneratör bulunması zorunludur.

Yemlikler aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:

Şekillerine Göre Yemlik Tipleri: Şekil itibariyle üç tip yemlik bulunmaktadır:

a. Oluk tipi yemlikler

b. Yuvarlak yemlikler

c. Borulu yemlikler

Otomasyon Tiplerine Göre Yemlik Tipleri: Otomasyon durumuna göre yemlikler üç grupta toplanır:

a- Basit yemlikler: Bunlara oluklu, tekne veya yalak şeklindeki yemlikler de denir. Oluklu yemlikler genellikle 12 m uzunlukta olurlar ve elle doldurulurlar. Be yemliklerin üzerleri, hayvanların yemlik içine girmelerini ve yem zayiatını önleyecek şekilde yapılırlar. Gerek yarı otomatik olan askılı, gerekse otomatik yemliklerin, basit yemliklerde bulunmayan büyük avantajları vardır. Elle doldurulan basit yemliklerde daha fazla işgücüne ihtiyaç duyulur.

b- Yarı otomatik yemlikler: Bu yemliklere askılı yemlikler de denir. Askılı yemliklerde 20-40 cm çaplı bir silindir kısmı ile bu silindirin, üzerine oturduğu yine daire şeklinde derince bir tabla kısmı vardır. Üstten konan yem, silindirin altı ile tabla arasındaki boşluktan akar. Bu yem hayvanlar tarafından tüketilip seviyesi düştükçe yemin akması da devam eder. Bu yemlikler tavana asılırlar ve ismini de buradan almışlardır. Bu yemliklerin doldurulması için yem arabaları kullanılır.

c- Otomatik Yemlikler. Bu yemlikler,hayvanların yem yiyebilecekleri askılı bir tava, taban veya oluktan ibarettir. Otomatik yemliklerin çeşitli firmalarca imal edilmiş değişik tipleri bulunmaktadır. Kafes ve yer sistemlerinde kullanılabilir. Yem, yem deposundan yemliklere otomatik yemlikler, ticari sürüler için en uygun sistemdir ve her zaman hayvanlara taze temiz yem sağlanması avantajına sahiptirler.

Her yaş döneminde hayvanlara yeterli miktarda yemlik alanı sağlanmalıdır. 0-6 haftalık civciv büyütme döneminde, uzun yemliklerde hayvan başına 5 cm yemlik alanı hesaplanır. 7-20 haftalık dönemde 5-7.5 cm ve yumurtlama döneminde 10 cm olarak hesaplanır. Uzun yemliklerde yemliklerin her iki tarafı da kullanılabilecekse oluk uzunluğu iki yemlik alanı sağlayacaktır.

Yuvarlak yemliklerde ihtiyaç duyulan yemlik alanı daha azdır. Yukarıda belirtilen üç yaş dönemi için yuvarlak yemliklerde hayvan başına ihtiyaç duyulan yemlik alanı 1.5-2, 3.5-4 ve 4.5 cm kadardır. 100 yumurta tavuğu için 18-22 kg kapasiteli 6 adet askılı yemlik hesaplanabilir.

Kafes sisteminde üç yaş dönemi için hayvan başına yemlik alanı ihtiyaç sırasıyla 4.5-5.56, 5.5-7 ve 7.5-10 cm olarak hesaplanabilir.

Suluklar

Tavukların tükettikleri yemin 2-3 katı suya ihtiyaçlarının bulunması, suyun ve sulukların önemini göstermektedir. Kullanılan su ekipmanları ve suluk sistemleri suyu temiz tutabilmeli, kolaylıkla temizlenebilmeli, mümkün olduğunca etrafa su sıçramasını önleyebilecek şekilde olmalı ve sıcak havalarda suyu serin tutucu, soğuk havalarda da suyu donmaktan koruyucu özellikte olmalıdırlar. Sulukların temiz tutulabilmesi, su sıçramasının önlenmesi ve yataklığın ıslanmaması için, suluk yüksekliğinin hayvanların omuzları hizasında tutulmasına dikkat edilmelidir.

Bugün ticari üretim işletmelerinde çeşitli tip suluklar kullanılmaktadır. Suluklar otomasyon durumuna göre üç kısma ayrılırlar:

a. Basit suluklar

b. Yarı otomatik suluklar

c. Tam otomatik suluklar

Suluklar şekilleri itibariyle de dört gruba ayrılırlar:

a. Uzun, oluk şeklindeki suluklar

b. Yuvarlak silindir şeklindeki suluklar

c. Çanak suluklar

d. Damaklıklı suluklar

Oluk Suluklar: Genellikle "V" şeklindedirler ve kümes zemini üzerinde yükseklikleri 5-40 cm arasında ayarlanabilir. Bu sulukların üst kısmı, hayvanların sıçramalarını önleyecek şekilde yapılırlar. Bazen da diş kısma konulan tel parmaklık ile su sıçramalarının azaltılmasına çalışılır. Çalışma sistemleri genellikle şamandıra ile sağlanır. Bu sulukların suyun akması ve durması için kullanılan düzeneğe göre çeşitli tipleri bulunmaktadır. Bu suluklarda suyun derinliği 1.5 cm’yi geçmemelidir. Bu sağlanmadığı takdirde, suluktaki su daha kısa zamanda kirletilecektir.

Yuvarlak Suluklar: Yaygın olarak kullanılan suluklardır. Yuvarlak suluklar depolu yarı otomatik, ya da bir depoya su borusu hattı ile bağlı olarak tam otomatik tipte olurlar. Yuvarlak suluklar arasında en çok kullanılan askılı suluklardır. Askılı suluklar tavana asılan plastik veya metalden yapılmış yuvarlak suluklardır. Tavana bağlı oldukları ip veya zincir, uzatılıp kısaltılarak yerden yükseklikleri ayarlanabilir.

Kap veya Çanak Suluklar: Bunlar 5-15 cm çapında ve 2.5-7.5 cm derinlikte küçük suluklardır. Bu sulukların da, suyun suluklara akmasında kullanılan düzenek çeşidine göre çeşitli tipleri bulunmaktadır.

Damlalıklı (Nipel) Suluklar: Damlalıklı suluklar bir haftalık yaştan önce kullanılmazlar. Bu suluklar, hayvanın gagasının teması ile su damlama esasına göre çalışırlar. Damlalıklı suluklar, kafes sisteminde yaygın olarak kullanılan suluklardır.

İlk 1-2 hafta içinde 100 civciv için 4-5 litrelik bir civciv suluğu hesaplanır. 2-6 haftalık yaşta oluk suluklarda hayvan başına 1-1.5 cm suluk mesafesi hesaplanır. Bu dönemde 100 hayvan başına bir adet askılı otomatik suluk kullanılır. 6-10 haftalık yaşta hayvan başına oluklu suluklar için 2 cm, 10-20 haftalık yaşta da 2.5-3 cm hesaplanır. Askılı yuvarlak otomatik suluklar kullanılıyorsa, 100 hayvan başına bir suluk yeterlidir. Yumurta verim döneminde, uzun suluklarda hayvan aşına 3 cm suluk alanı hesaplanır. Yuvarlak askılı çanak ve damlalıklı sulukların her biri için sırasıyla 20-25, 8-12 ve 8-10 adet piliç hesaplanabilir. Kafes sisteminde 0-6, 6-20 haftalık yaşlar ve yumurta verim döneminde kap veya damlalıklı suluk başına 20, 10 ve 5 hayvan hesaplanır.

Tünekler

Tünekler, daha çok ekstansif sistemde kullanılan ve hayvanların özellikle geceleri tünemeleri için kullanılan yapılardır. Entansif sistemde hem büyütme, hem de yumurtlama kümeslerinde tüneğe ihtiyaç duyulmaz ise de, özellikle küçük sürülerde kullanılabilir. Hatta kafes sisteminde dahi tünek uygulamasını görmek mümkündür.

Tünek yapımında kullanılan en yaygın materyal tahtadır. Tünekler genellikle 5-x5, 5×7.5 veya 5×10 cm kesitli, köşe ve sivri keskin kenarları yuvarlaklaştırılmış tahtalardan yapılırlar. Böylece hayvanların kolay ve daha rahat durmaları sağlanır. Bu tahtalar 30-40 cm aralıklarla birbirine paralel olarak yerleştirilirler. Tünekler normal olarak gübre çukurunun üst kısmına yerleştirilirler.

Hayvanların tünekte rahat edebilmeleri için, büyüklüklerine göre yeterli alan sağlanmalıdır. Bunun için hafif ırk ve hatlarda hayvan başına 20 cm, ağır ırk veya hatlarda ise hayvan başına 25 cm yerleşim mesafesi hesaplanmalıdır. Tüneklerin yerden yüksekliği hafif ırk ve hatlar için 60-80 cm, ağır ırk ve hatlar için ise 40-60 cm olmalıdır. Tüneklerin altında gübre birikeceğinden bu gübrenin periyodik olarak toplanması gerekir. Ancak tüneklerin altında gübre çukurunun bulunması daha uygundur. Böylece tavukların gübre ile teması azaltıldığından daha kaliteli gübre ve daha temiz yumurta elde edilir. Gübre çukuru, kümeste sağlık koruma önlemleri bakımından da önemlidir.

Diğer Kümes Ekipmanları

Kümeslerde yukarıda özellikleri verilen ekipmanlar yanında, birçok ekipman ve malzemeler kullanılmaktadır. Bunlar aşağıda verilmiştir.

a. Su saati.

b. Yem alarm saati

c. Gübre toplama ve yataklık kaldırma ekipmanı, gübre kurutucuları.

d. hijyen ekipmanları

e. Yakma makineleri ve imha çukurları

f. Hayvan yakalama ekipmanları, canlı ve ölü tavuk taşıma sandıkları.

g. Gaga kesim makineleri.

h. Jeneratör

ı. Aydınlatma makineleri

j. Havlandırma sistemi

k. yem tankları

a-) Su saati

Tavukçuluk işletmelerinde hayvan günlük su tüketiminin ölçülmesi için su saati kullanılır.Bu amaçla geliştirilmiş ve ticari olarak satılan çeşitli tipte su saatleri bulunmaktadır.

b-)Yem alarm saati

Otomatik yemleme ekipmanları kullanıldığında sistemin sürekli çalışması yerine kesintili olarak yem verilmesini sağlayan ve yem nakil mekanizması ile bağlantılı bir alarm saati kullanılabilir.Bu saat ile otomatik yemleme sisteminin çalışmaya başlaması ve durdurulması sağlanır.Bu sistem,ayrıca yemleme ekipmanlarının daha uzun süre kullanılması sağlanır.

c-)Gübre toplama ve yataklık kaldırma ekipmanları

Tavukçuluk işletmelerinde gübre bazen bir problemdir.Bazı işletmelerde kolayca değerlendirilir.Ancak gübrenin kümeste,toplanması,depolanması nakli ve değerlendirilmesi ,tavukçuluk işletmeleri için çok önemlidir.Bunun içinde ekipmanlara ihtiyaç duyulur.Uygulanan yetiştirme sistemine bağlı olarak gübre periyodik olarak hayvanlar kümesteyken depolanacağı gibi verim dönemi sonunda hayvanlar kümesten çıkarıldıktan sonra bu gübre kaldırılabilir.Bu gübrenin kaldırılmasında çeşitli ekipmanlar ve sistemler geliştirilmiştir.

Hayvanlar kümesteyken özel gübre toplama sistemleri hariç,gübrenin toplanması zordur.Ancak yer sisteminde kümes boşaltıldığında, yataklık kaldırılması için yükleyiciler ve benzeri ekipmanlar geliştirilmiştir.

Gübre kurutucular

Tavukçuluk işletmelerinde gübre ve değerlendirilmesi bir problem olabilir..Elde edilen gübrenin kurutulması için gübre kurutucular geliştirilmiştir.Bunlar gübreyi kurutmakta, pasrarizasyon işlemi uygulamakta,böylece elde edilen ürün yem katkı maddesi olarak satılmaktadır.

d-)Temizlik ve sprey ekipmanları:

Kümeslerde temizlik ve dezenfeksiyon önde gelen bir işlemdir.İşletmelerde hem dezenfektanların hem de sineklere karşı infektisitlerin kullanılmasında güçlü bir püskürtücü ve diğer temizlik ekipmanları bulunmaktadır.

e-)Yakma makineleri ve imha çukurları

Yakma makineleri

Sağlık koruma ve hastalık koruma çerçevesinde ölü hayvanların yakılması tavukçular tarafından tavsiye edilen bir yöntemdir.Uygun şekilde yapılmış yakma makineleri ile koku,hastalık,sinek veya su kirlenmesi problemi olmaktadır.İşletmede yapılabilecek tipleri olduğu gibi ticari olarak yapılan ve satılan tipleri de bulunmaktadır.

İmha çukurları

İmha çukurları,yaklaşık 1,80-2,2m derinlik ve 1,20-1,25m genişlikte ,yer altında ,hava ve su geçirmeyen özellikle kapakla örtülmüş hayvanın içine konulabilecek yapılardır.

f.) Hayvan yakalama ekipmanları, canlı ve ölü tavuk taşıma sandıkları

Başarılı yöneticiler kümeslerde de hayvanların C.A’larını izlerler ve her dört haftada bir örnekleme ile uygun oranda tartım yaparlar.Bu işlemin yapılabilmesi için yakalama çitlerine ve çengellere ihtiyaç duyulur.

Canlı tavuk taşıma sandıkları;

tavukçuluk işletmelerinde büyüme yumurtlama kümesleri ayrı olduğunda hayvanların taşınmasında canlı tavuk taşıma sandığına ihtiyaç duyulur.

Ölü tavuk taşıma sandıkları

Kümeste ölen hayvan konacağı ve elden çıkarılmak üzere taşınacağı sandıklara ihtiyaç duyulur.Bu sandıkların iyice kapanabilir kolayca temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir özellik ve tipte olmasına dikkat edilir.

g-) Gaga kesim makineleri.

Et ve yumurta tavukçuluğunda gaga kesimi yaygın bir uygulamadır.Gaga kesimi genellikle 7-14 günlük yaşlarda olmakla beraber nadiren de olsa ihtiyaç duyulduğu herhangi bir yaşta da uygulanan bir işlemdir.

h-) Jenaratör

Bir tavukçuluk işletmesinde elektrik kesintisi duyumlarında yemlik, suluk, yumurta toplama ve benzeri sistemlerle aydınlatma için jenaratör bulunması gerekir.

I-) ışık ayar saati:

Suni aydınlatma diğer kümeslerde olduğu gibi yumurtlama kümeslerinde de gerekli olup tespit edilen bir aydınlatma programının uygulanabilmesi için ışıkların belirli bir saatte açılıp kapanması gerekmektedir.

j-)Havalandırma sistemi:

Birçok havalandırma yöntemleri içerisinde mekanik sistem en iyisi olandır.

Mekanik havalandırmanın emici ve basıcı sistem olmak üzere iki temel esası vardır. İhtiyaç duyulacak fan miktarı, kullanılacak fanların kapasitesine, hava giriş deliklerine ve kümeste ihtiyaç duyulacak havalandırma miktarına bağlıdır.

k. yem tankları:

Bir nevi yem deposu olarak kullanılan bu tanklar, kümeslerin hemen yanında veya civarında yerleşirler.

Havalandırmanın Prensibi

06 Kasım 2007

1.1 HAVALANDIRMANIN PRENSİBİ

Sıcak hava, soğuk havaya nazaran daha fazla rutubet absorbe edebilme kabiliyetindedir. Kış aylarında hayvanların neşrettikleri ısı sebebiyle havalandırma giriş deliklerinden barınak içerisine giren havanın sıcaklığı bir miktar yükselir ve dolayısıyla rutubet absorbe etme kabiliyeti de artar. Barınak havasında ve altlıkta mevcut rutubetin bir kısmını absorbe eder. Havalandırma çıkış bacasından çıkıp giderken de bu rutubeti beraberinde alıp götürür. Dışardan gelen bu hava akımı içerde uzun müddet kalırsa, izolasyon yapılmamış soğuk duvarlar ve canlar ila teması halinde sıcaklığını kaybeder ve içeriye ilk girişte ısınması sebebiyle absorbe ettiği rutubeti bu defa soğuması sebebiyle cam, duvarlar ve tavan üzerine bırakır. Barınak içinde gereğinden daha hızlı bir hava cereyanı mevcut ise, hayvanların neşrettiği vücut ısısı ile yeteri kadar ısınmadan dışarı atılacaktır. Bu sebeple rutubet absorbsiyon kabiliyeti artırılamayacağından ortamın fazla rutubetinin dışarı atılması temin edilemez.

Hayvanların vücut ısılarından bir miktarını ortama neşretmeleri sebebiyle çevrelerindeki hava ısınır. Isınan havanın, hacmi genişler, yani birim hacim ağırlığı azalır ve ısınan hava yükselmeye çalışır. Bu sebeple barınak dışındaki soğuk ve birim hacim ağırlığı fazla olan hava havalandırma giriş deliklerinden barınak içine girerek içerideki sıcak havayı yukarıya doğru kaldırır» Hayvanların ısı neşri devamlı olduğundan yukarıya doğru hava akımı da devamlıdır. Bu sıcak hava çatıdaki havalandırma bacasından barınağı terk eder. Yükselen ve barınağı terk etmek için havalandırma bacasına yönelen havanın soğumamasını temin için çıkış bacasının çok iyi izole edilmiş olması gerekir.

1.2 – HAVALANDIRMA SİSTEMİNİN ESASLARI

Havalandırma sisteminin esasları aşağıda gösterilmiştir:

- Havalandırma sisteminde uygun şekilde yerleştirilmiş yeterli sayıda ve ebatta hava giriş delikleri mevcut olmalıdır,

– İçeriye giren havaya; döşeme veya tavanı yalayıp geçmeyecek, dışarıya doğru akışı güçleştirmeyecek ve hayvanların üzerinde hava cereyanı hasıl etmeyecek şekilde yön verilmelidir.

- Dışarıya atılacak havanın binayı uygun bir hızda terk etmesini temin edecek kapasitede bir hava çıkış deliği mevcut olmalıdır. Bu çıkış deliği uygun bir fan, muntazam planlanmış bir delik veya çatı aşıkları arasında bu maksatlar için bırakılmış açıklıklar olabilir,

- Rüzgarın olup olmaması havalandırma sisteminin iyi bir şekilde çalışmasına engel olmamalıdır,

- Havalandırma sistemi ani hava değişikliklerinde dahi çok az bir bakım ile çalışabilmelidir.

1.3 – HAVALANDIRMA SİSTEMLERİ

Hayvan barınaklarında genellikle iki tip havalandırma sistemi kullanılır. Bunlardan birisi tabii havalandırma (tabii çekimli), diğeri ise suni (elektrikle çalışan, mekanik, fanlı veya cebri çekimli) havalandırmadır. Çeşitli bölgelerde ve çeşitli tipteki barınaklarda havalandırma sisteminin seçimi aşağıdaki faktörler dikkate alınarak yapılmalıdır:

-Hayvan barınağında elektrik bulunup bulunmaması,

-Barınak kapasitesi,

-Barınak tasarımı„

-Yörenin iklimi,

-Barınaktaki yetiştirme sistemi.

1.3.1.1 Tabii Havalandırma Tesislerinin Kapasite Hesabı

Barınak yapımından gaye, hayvanları kötü çevre şartlarının etkilerinden koruma ve yüksek verim elde edebilmek için onlara uygun çevre sağlamaya çalışmaktır. Barınaklarda istenilen uygun sıcaklık ve rutubet Çizelge-2′de verilmiştir.

ÇİZELGE –2 barınaklarda havalandırma değerleri

Barınaklarda istenilen uygun sıcaklık rutubet

C % 500 Kg canlı ağırlığın neşrettiği rutubet

g/saat 500 Kg canlı ağarlığın neşrettiği

CO2 500 kg canlı ağırlığın saatte hava ihtiyacı

m3/saat

Sığır ağılları

Serbest ahırlar

Dana ahırları

At tavlaları

Koyun ağılları

Keçi ağılları

Tavuk kümesler 10-14 80-75

6-10 80

8-12 80

8-14 80-75

6-10 80

10-14 80-75

13-21 75-70 300

300

300

300

300

300

1600 160

160

160

160

160

160

360 100-125

100-125

100-125

100-125

100-125

100-125

500

Barınaklarda bunların dışında müsaade edilebilecek azami gaz miktarları metre küpte litre olarak C02 için 3,5; NH3 için 0,1; H2S için 0,02’dir. Barınaklardaki havalandırma tesislerinin kapasitesi içeride barındırılacak hayvan sayısına, türüne, barınak hacmine göre değişir, Barınaklardaki uygun havalandırma sınırı hayvanların neşrettikleri rutubet ve CO£ miktarı dikkate alınarak tayin edilir.

1.3.1.2 Rutubete Göre Değiştirilmesi Gereken Hava Miktarının Hesaplanması Rutubete göre, gerekli olan hava miktarı aşağıdaki formüle göre bulunur:

Burada;

Vx -Rutubete göre, gereken hava miktarı (m^/saat), xH£=Hayvanların neşrettikleri rutubet miktarı toplamı, (g/saat) Çizelge-2,

X=Barınak içindeki havanın mutlak rutubeti (g/m3),

Xç=Dışardaki havanın mutlak rutubeti (g/m3)dir.

Barınak içindeki ve dışındaki havanın mutlak rutubet miktarları Çizelge-3′de

verilmiştir,

ÇÎZELGE -3 760 mm Civa Basıncında Havadaki Mutlak Rutubet Miktarı

Hava Sıcaklığı°C

(Xi) % 100 nisbi rutubette (g/m3)

(Xi) % 85 nisbi rutubette (g/m3)

(Xi) % 70 nisbi rutubette (g/m3)

20

17,29

14,72

12,10

18

15,39

13,08

10,77

16

13,65

11,60

9,56

14

12,07

10,26

8,45

12

10Ç65

9,05

7,46

10

0,39

7,98

6,57

8

8,26

7,02

5,78

6

7,25

6,17

5,08

4

6,36

5,41

4,45

2

5,56

4,72

3,89

0

4,84

4,12

3,39

-1

4,49

3,82

3,14

-3

3,83

3,26

2,68

-5

3,25

2,76

2,28

-7

2,75

2,34

1,92

-0

2,33

1.98

1,63

-11

1,96

1,67

1,37

1.3.1.3 Hayvanların Neşrettikleri C02 Miktarına Göre Saatte Değiştirilmesi

Gerekli Hava Miktarının Hesaplanması

Hayvanların neşrettikleri C02 miktarına göre saatte değiştirilmesi gereken hava miktarı aşağıdaki formülle hesaplanabilir.

Burada;

VK =Atılması gerekli hava miktarı, (m3/Saat)

KHi=Hayvanların neşrettikleri C02 miktarı toplamı (Litre/Saat) (çizelge-2)

Ki =Barınak içindeki havanın ihtiva ettiği CO? miktarı (Litre/m3)

Kd =Dış havanın ihtiva ettiği CO2 miktarı (Litre/m3) (Dış havadaki C02 miktarı

ortalama olarak 0,3 Litre/m3 olarak kabul edilir) dır.

Barınaklardaki maximum gaz miktarları Çizelge-2’de verilen değerleri geçmemelidir, 1.3.1.4 Barınak Havası Değişim Sayısı ve Havalandırma Bacasında Hava Akımı Hızı

1.3.1.4.1 Barınak Havası Değişimi Sayısı

Yaz aylarında barınaklara giren taze hava ile barınak havası arasında sıcaklık farkı az olduğundan yaz havalandırmasında kış havalandırmasına nazaran daha hızlı, hava akımına lüzum vardır (Çizelge-4).

ÇİZELGE -4 Hayvanların Neşrettikleri Su Buharı Esas Alınarak B.H.B. (500 Kg) Başına Saatte Değiştirilmesi Gereken Hava Miktarı

Kış havalandırması m3/saat

Kış hava sıcaklığıC

-9 -12 -15 Geçiş mevsimleri havalandırması (ilkbahar-Sonbahar) m3/saat Yaza havalandırması

M3/saat Beher beş için lüzumlu Hacim m3

At-Sığır Tavuk 49 45 42

203 190 180 114

604 240

2250 20

50

Hızlı hava akımı hayvanlara zararlı olduğundan yaz aylarında barınak içinin fazla sıcaklığını azaltmak için cereyan yapmayacak şekilde hava akımı artırılmalıdır. Hayvan barınaklarında havanın değişim oranı aşağıdaki formülle hesaplanır:

Burada;

k =Hayvan barınağı havasının değişim sayısı

Vh=Havalandırıcının hava kapasitesi (m3/Saat)

V=Hayvan barınağı iç hacmi,(m3)

dir.

1.3.1.4.2 – Havalandırma Bacasında Hava Akımı Hızı

Havalandırma bacalarındaki ortalama hava akımının hızı aşağıdaki formüllerden biri

ile hesaplanır:

Burada;

W=Hava akımının hızı, (m/Saniye)

g =Yer çekimi ivmesi,(m/Saniye)

h =Hava giriş ve çıkış boşlukları arasındaki mesafe (m),

ya= dış havanın yoğunluğu

yi=iç havanın yoğunluğu,(kg/m3)

Burada;

W =Hava akım hızı (m/saniye),

h=Havalandırma bacası yüksekliği (m) (Hava giriş ağzı seviyesinden baca tepesine kadar olan yükseklik),

t1=tç hava sıcaklığı,(°C), t0-=Dış hava sıcaklığı, (°C)

-Hava bacalarına ait hesaplanmış bazı ölçüler Çizelge-5′te verilmiştir.

ÇİZELGE -5 Hava Bacalarının Ölçüleri

Barınaktaki Hayvanların Toplam Canlı Ağırlığı Kg

Sığır Tavuk

Hayvanların Farklı Yüksekliklerdeki Hava

Bacalarının Çapları

(cm)

4m 6m 8m 10m

2000 375

52

47

44

42

3000 562

63

58

54

51

4000 750

74

67

62

59

5000 937

82

74

69

66

6000 1125

90

81

76

72

7000 1312

97

88

82

78

8000 1500

-

94

88

83

9000 1687

-

100

93

88

10000 1875

-

-

98

93

1.3.1.5 – Hava Bacasının ve Hava Deliklerinin Kesit Alanı Hesabı

1.3.1.5.1 – Hava Bacası Kesit Alanı Hesabı

Hava bacası kesit alanı aşağıdaki formülle hesaplanır:

Burada;

B – Hava bacasının toplam alanı, <m2)

Vh = Havalandırıcıların toplam hava kapasitesi, (m3/Saniye)

W = Hava akımının hızı (m/Saniye)dır.

1.3.1.5.2 – Hava Deliği Kesit Alanı Hesabı

Hava deliklerinin kesit alanı ise aşağıdaki formülle hesaplanır:

Burada;

D = Hava delikleri toplam alanı,(m2)

B = Hava bacalarının toplam alanı, (m2)

dır,

1.3.1.6 – Hava Giriş Delikleri

Hava giriş delikleri, bina içerisine giren taze havayı, duvarlar boyunca tavana doğru yöneltecek şekilde planlanmalıdır, Bu suretle, giriş deliğinden barınak içersine giren taze havanın duvar boyunca yukarı doğru yönelip tekrar zemine doğru dönmesiyle barınak içerisindeki hayvanları rahatsız edecek şekilde bir hava cereyanı meydana getirmesi önlenmiş olur. Hava giriş deliklerinin uygun boyutları 5×75; 7,5×50; 10×37,5; 12,5×30; veya 15×25 cm ve toplam alanı da 375 cm2 olmalıdır. Çizelge-6′da tabii havalandırma sistemli barınaklarda, barınak alanlarına göre ihtiyaç duyulan çıkış bacası boyutları, çıkış bacası H açıklığı (Madde 1.3.1.7) ve hava giriş deliği sayıları verilmiştir.

ÇÎZELGE -6 Farklı Barınak Alanlarına Göre ihtiyaç Duyulan Havalandırma Çıkış Bacası Ölçüleri ve Hava Giriş Deliği Sayıları

Hava giriş delikleri genellikle hava çıkış bacalarından ve hava çıkış fanlarından (düşey mesafe olarak) 2,40 m den daha yakına yapılmamalıdır.

Hava giriş deliklerinin binanın tek veya çift cephesine yapılması, daha ziyade barınak genişliğine, hakim rüzgar istikametine ve hayvan duraklarının barınak içerisindeki yerine bağlıdır

Genişliği 6,5m den daha az, tünekleri kümesin gerisinde olan yapılarda hava giriş delikleri binanın ön yüzüne yapılmalıdır.

Genişliği 6,5 m den daha fazla kümeslerde binanın arka tarafına konulmuş olan tüneklerin hemen altına tavuk dışkılarının toplanacağı bir dışkılık tahtası yerleştirilmişse, binanın arka cephesine de bu tahtaların altına gelecek şekilde giriş delikleri açılabilir.

Genişliği O m den fazla olan kümeslerde tünekler genellikle binanın ortasına konulmalı bu sebeple binanın ön ve arka cephelerine de hava giriş deliği açılmalıdır

Hava giriş delikleri çeşitli şekillerde yapılabilir.

1.3.1.6.1 – Pencere Altı Açıklıkları

Pencere altlarına bırakılacak açıklıklar hava giriş deliği olarak kullanılabilir.

(Şekil-1)

Hassas Tarım’

06 Kasım 2007

‘HASSAS TARIM’

Ahmet TEKBAŞ*

GİRİŞ

Tarım, ülkemizde uzun yıllardır bilişim sektörünün ilgi alanı dışında kalmış olmasına karşın, gelişmiş ülkelerde özellikle bilişim teknolojilerinin gelişimiyle insana, bitkiye, hayvana, çevreye duyarlı, üretimde kalite ve verimlilik artışına olanak sağlayan ciddi bir evrim geçirmektedir.

Tarımsal üretimde insan gücünden hayvan gücüne ve daha sonra da traktör gücüne geçiş sürecinin devamı olarak değerlendirilen ‘Hassas Tarım’ (Precision Farming) bilişim çağının gelişen teknolojilerinin ekonomik ve çevre ile bütünleşik üretim faaliyetlerinde kullanımını ifade etmektedir.

Hassas tarım, girdi kullanımının azaltılması konusundaki baskılar altında, geliştirilmiş bilgi ve kontrol sistemlerinin kullanımıyla etkinliğin arttırılması sayesinde kaynak israfının önüne geçmeyi, ürünün brüt getirisini artırmayı ve üretimden kaynaklanan çevresel kirliliği en aza indirmeyi amaçlamaktadır.

HASSAS TARIM NEDİR?

Verimlilik potansiyelleri esas alınarak, tarla ve bu tarlalara ait alt bölümlerin işletilmesidir ve tarımsal işletmecilik teknolojisinin esasını oluşturur.Hassas uygulamalı tarımla tarladan elde edilen ham veriler kullanabilir verilere dönüştürülerek girdilerin eniyilenmesi ve ürün veriminin arttırılması için işletmecilik kararlarında değişiklik yapılması sağlanır.

KLASİK TARIM HASSAS TARIM

•Arazideki toprak karakteristikleri ve verim heterojen değişim göstermesine rağmen homojenmiş gibi işletilmekte •Arazideki toprak karakteristiklerini ve verimin heterojenliğini dikkate alarak işletilmesini sağlar

•Bundan dolayı uniform girdi uygulanmakta •Bundan dolayı değişken oranlı girdi uygulamasına olanak sağlar

•Ortalama bilgiye dayalıdır •Spesifik bilgiye dayanır (alana özgüdür).

•Değişken tür ve miktarlarda uygulama yapılmamakta ve bu girdi arazideki alt bölgelerin bir fonksiyonu olarak ele alınamadığından ürün performansı arttırılamamaktadır. •Değişken tür ve miktarlarda uygulama arazideki alt bölgelerin bir fonksiyonu olarak ele alındığından ürün performansını arttırma potansiyeline sahiptir.

Hassas Uygulamalı Tarım;

• Değişken düzeyli teknoloji (Variable Rate Application Technology,VRAT),

• Reçeteli Tarım (Prescription Farming),

• Yerine göre tarım (Site Specific Farming),

• Yerine göre ürün işletmeciliği (Site Specific Crop Management),

• Uzaktan algılama destekli tarım (Remote Sensing Agriculture),

• Hedef Tarım (Target Farming),

• Hücresel Tarım (Grid Farming)

Gibi değişik kavramlarla da ifade edilmektedir.

NEDEN HASSAS TARIM ?

Çünkü;

• Aynı miktar girdi kullanımıyla daha fazla ürün verimi,

• Azaltılmış girdi kullanımıyla aynı miktarda ürün verimi ve

• Azaltılmış girdi kullanımıyla daha fazla ürün verimi elde edilebilmektedir.

HASSAS UYGULAMALI TARIMIN BİLEŞENLERİ

Hassas uygulamalı tarıma etki edebilecek pek çok faktör bulunmaktadır.Bu faktörler Şekil 1’de özetlenmektedir.

Ekonomik Zorunluluklar Yasalar Çevresel Etkiler

Azaltılan Girdiler

Araç Konumlandırma Sistemi

Coğrafik Bilgi Sistemi

Coğrafik Bilgi Sistemi

Geliştirilmiş Kontrol

Hassas Tarım

İşletmecilik Bilgi Sistemi

Karar-Destek Sistemi

Alet Kontrol ve Görüntüleme

Artan Verimlilik

Ürün Modelleri ve Tarlanın Geçmişi

Daha Az Kayıp İyileştirilmiş Brüt Miktar Daha Az Çevresel Etki

Şekil 1. Hassas Uygulamalı Tarım Sisteminin Bileşenleri

Hassas uygulamalı tarımda başarı, kullanılan teknolojinin düzeyine bağlıdır.Bu nedenle,mevcut en iyi teknolojilerin kullanılmasına gereksinim vardır ve Hassas Uygulamalı Tarım Teknolojisi (Precision Farming Technology,PFT) sistemin en önemli ölümünü oluşturmaktadır.

PF’ de kullanılan teknolojilerin temel unsurları üç ana grup altında toplanabilir(Şekil 2):

1. Veri toplama (data collecting),

2. Veri işleme ve karar verme (data processing and decision making) ve

3. Değişken düzeyli uygulama (variable rate application)

Veri Toplama Teknolojileri Veri İşleme/Karar Verme Teknolojileri Uygulama Teknolojisi

Küresel Konum Belirleme

Ürün Verimi Görüntüleme Ürün Verimi Haritalama

Coğrafik Bilgi Sistemi

Değişken Düzeyli uygulama

Toprak Örnekleme Toprak Özelliği Haritalama

Ürün ve Toprak Koşullarını İzleme

Uzaktan Algılama

Şekil 2. PF teknolojilerinin kısımları

VERİ TOPLAMA

Küresel Konum Belirleme Sistemi

Küresel konum belirleme sistemi; bir cismin veya insanın yeryüzündeki gerçek konumunu belirlemek için kullanılan uydu teknolojisini ifade eder.

Hassas uygulamalı tarımda GPS teknolojisi, üretim alanından toplanan toprak özellikleri veya diğer agronomik karakteristiklerin yerinin tam olarak bilinmesine izin verir.GPS; Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı tarafından 1973 yılında geliştirilmiştir.Başlangıçta sadece askeri amaçlı olan bu sistem daha sonra sivil ve ticari kullanıma da açılmıştır.Bir GPS dört bölümden oluşur.Bunlar;

Uydu birimi

1. Konum-kontrol birimi

2. İletim birimi

3. Kullanıcı birimidir.

Uydu:Bu birim, dünya yüzeyinden yaklaşık 20.000 km uzaklıkta her bir yörüngeye 4 uydu düşecek şekilde 6 yörüngede toplam 24 adet NAVSTAR (Navigation by Satellite Timing and Ranging) uydusundan oluşur.Her bir uydu,günde iki kez dünyanın çevresini dolanır.

Konum-Kontrol:Bir ana kontrol istasyonu, bir verici istasyonu ve dört adet alıcı istasyonundan oluşan bu birimin görevi; uydu yörüngesindeki yeni parametrelerin hesaplanması, sürekli olarak GPS uydularının hareketlerinin izlenmesi ve uydu saatinden kaynaklanan hatlarının düzeltilmesi gibi sistemin istenilen biçimde çalışmasına yönelik düzenlemeleri yapmaktadır.

Veri İletimi:Uydu ve kullanıcı arasında, uydu sinyalinin kat etmesi gereken aralıktan oluşan birimdir.Bu birim; iyonosfer ve troposferin meydana getirdiği dünya atmosferidir.

Kullanıcı:Sonsuz sayıda GPS alıcılarından oluşur.

Verim Görüntüleme-Haritalama Sistemleri

Ürün verim ve kalitesi; üretim sezonu boyunca bitki büyüme ve gelişmesine etki eden bütün faktörlerin ortak etkisinin bir sonucudur.Ürün ait verim ve kalite haritaları, üretim alanındaki mevcut bölgesel değişkenliği ifade eden göstergelerdir.Hassas tarımın amacı bölgesel değişkenliğin etkisini azaltmaktır.

Ürün veriminin verim monitörü ile görüntülenmesi, ilgili verimin kaydedilmesi ve daha sonra verim haritasının oluşturulması, hassas tarım uygulamasının en önemli kısmını oluşturur.Çoğunlukla kabin içerisinde yer alan verim monitörleri iki önemli işlevi yerine getiren küçük bir bilgisayardan başka bir şey değildir.İlki, sürekli olarak duyargalardan gelen ve verimin hesaplanmasında kullanılan ürün akış miktarı, ürün nem içeriği, hız vb. bilgilerinin okunmasıdır.Diğeri ise toplanan bu bilgilerin kaydedilmesidir.

Verim ölçüm yöntemlerinin büyük bir bölümü, ürün ağırlığının hasat sırasında ve hasat sonunda belirlenmesi esasına dayanır.Tarımsal ürünler farklı nem içeriklerinde farklı ağırlıklara sahip olduğundan, ürün veriminin ölçülmesinde ürün neminin de belirlenmesi zorunludur.

Ürün Verimini Belirlemede Kullanılan Yöntemler

Üç temel yöntem kullanılmaktadır.

1. Hasat sonrası verim ölçüm yöntemi:Hasat edilen ürünün ağırlığı, depolama yerindeki tartım düzenleri veya tartım sistemine sahip taşıyıcılarla belirlenir.Çiftçi tarladan hasat edilen ürünün taşındığı her bir tarım arabasını tartar ve bunu kaydeder.Tartım aşamasında ürün nem içeriği değeri de belirlenip kaydedilmelidir.Kaydedilen bu verileri kullanarak, tarım arazilerinin verim haritaları oluşturulabilir.

2. Yığın tipi verim ölçüm yöntemi:Bu yöntem genellikle tahıllar için kullanılmaktadır.Ürün miktarının ölçümü, ürünün hasat deposundan tarım arabasına boşaltılması sırasında gerçekleştirilir. Hasat sonrası ve yığın tipi verim ölçüm yöntemlerinde ürün veriminin hesaplanabilmesi için hasat edilen alanın belirlenmesi gerekmektedir.

3. Hareketli verim ölçüm yöntemi:Bu tip bir sistemle ürün verimi, ürünün hasat edilmesi sırasında sürekli olarak (anlık) ölçülür ve kaydedilir.Bu sistemler genellikle her bir veri noktasını ayrı ayrı kaydeder.Bu yöntemle belirlenen verim değeri yer belirleme verisiyle birleşirse, seçilen birim alan için Hassas Uygulamalı Tarımsal Üretim Yönteminde kullanılmak üzere verim haritaları oluşturulabilir.

İlerleme Hızı Duyargası Ürün Nem Duyargası Ürün Miktarı Duyargası

DPGS

PCMCIA Kartı

Bilgisayar ve Monitör

Hasat Başlığı Duyargası Haritalama Yazılımı

Ürün Başlığı Duyargası İş Genişliği Duyargası Ürün Yoğunluğu Duyargası Verim Haritası

Şekil 4. Verim Görüntüleme Haritalama Sisteminin Elemanları

TOPRAK ÖRNEKLEME

Verim açısından önemli olan toprak örnekleme ve analizi; toprak organik madde içeriği gibi bir çok faktörün ölçümü ile ilgilidir.

Otomatik olarak çalışan ve DPGS sistemiyle donatılmış bir araç, üzerinde bulunan hidrolik esaslı bir sondayı toprağa daldırmakta ve istenilen derinlikten aldığı toprağı etiketlendirmektedir.Bu tip araçların kullanılmasıyla toprak örnekleme işlemi daha kısa sürede ve standart olarak gerçekleştirilebilmektedir.

Uzaktan Algılama

Uzaktan algılama, farklı amaçlı yerel ve zamansal değişimler üzerinde değerlendirmeler yapmak üzere fiziksel temas olmaksızın nesnelerin durumunu görüntüleme ve değerlendirme olarak tanımlanabilir. Uzaktan algılama, hassas uygulamalı tarım için önemli bir işletmecilik aracı olma özelliğine sahiptir. Uzaktan algılama tarımda son 30 yıldan beri kullanılmaktadır.

Uzaktan algılama; bitki ile fiziksel temasın zor olduğu veya bitkiye zarar verme durumunun söz konusu olduğu durumlarda bitkilerin uzaktan algılanabilmesi, geniş alanların görüntüsünün hızlı ve tekrarlanabilir bir şekilde daha az işgücü ile alınabilmesi ve tüm yetiştirme periyodu boyunca kullanılabilmesi nedeniyle geleneksel tarla gözlemlemesine alternatif olarak kullanılabilmektedir. Sorunların önceden saptanması ve gereğinin yapılmasıyla muhtemel ürün kayıplarının önlenmesi uzaktan algılama görüntülerinin kullanılmasıyla mümkün olabilir.

Coğrafik bilgi sistemleri

Hassas uygulamalı tarımda; verim, toprak özellikleri, hastalık ve zararlı durumu vb. birçok veri elde edilmektedir. Bu verilerin elle işlenmesi ve analizi çok zor ve zaman alıcı olduğu için, verilerin işleme tabi tutulması, görüntülenmesi ve analiz edilmesi için vazı özel bilgisayar sistemleri kullanılır. Verilerin saklanması ve analizini sağlayan bu tip sistemler, Coğrafik Bilgi Sistemleri (Geographic Information Systems, GIS) olarak adlandırılır.GIS, basit bir bilgisayar yazılımından çok, oldukça gelişmiş bir teknolojidir. Bir GIS veri tabanı sistemi, konumsal bilgi ve koordinat sistemi ile tarla sınırları, verim, pH, besin elementi düzeylerinin vb. gibi tarlaya ve bitkiye ait özelliklerini (veri bileşenlerini) içerir.

Değişken Düzeyli Uygulama (VRA)

- Değişken düzeyli uygulama yöntemleri

Değişken düzeyli uygulamaları ( VRA) yerine getirilmesi ile ilgili olarak iki temel yöntem vardır.

- Harita esaslı ( map-based) ve

- Duyarga esaslı ( sensor-based) yöntem

Her iki yöntem de tarla ve ürün koşullarını, tarlanın her yerinde eşit duruma getirmek için girdilerin değişik miktarda uygulanmasının amaçlamaktadır.

Harita esaslı VRA sistemi, tarlanın elektronik haritasında bulunan bilgileri ( konum ve uygulama miktarı bilgisi) esas alarak, girdi ile ilgili uygulama miktarını değiştirir.

Duyarga esaslı VRA sistemi, uygulama haritası uygulama aracına yerleştirilen duyargalardan elde edilen verileri kullanır. Duyargalar, toprak veya ürünle ilgili özellikleri algılar ve bunu bilgisayara aktarır.

Bir değişken oranlı sistem.taşınır bilgisayar uygulama haritasını saklar ve traktörde yer alır.Kontrol sistemi (solda)hidrolik ünite sağda yer almaktadır

SONUÇ

Daha önce sadece sivil toplum örgütlerinin faaliyet alanları ile sınırlı kalan çevre bilinci son yıllarda ulusal ve uluslar arası referansları olan bir duyarlılık halini almıştır.Diğer taraftan,tarımsal üretim alanlarında tarım dışına kayma ile meydana gelen gerileme ve ulusların artan nüfuslarının beslenme ve barınma gereksinimlerini karşılamak amacıyla, optimum girdi kullanımına olanak sağlayacak etkin işletmecilik uygulamalarına olan gereksiniminde bilinmektedir.

Tarımsal üretimle ilgili 1980‘li yıllarda yapılan toplantılarda yüksek sesle dile getirilen kavram; Sürdürülebilir Tarım(Sustainable Agriculture, ) olmuştur.Sürdürülebilirlik kavramı ; ülkeleri aşarak dünya genelini ilgilendiren ve hükümetlerin çevre politikasının esasını oluşturan bir olgu haline gelmiştir.Buna göre, sürdürülebilir ürün yetiştirmede çevrenin korunması ve mümkün olduğu kadar az zarar verilmesi temel amaçtır.

Bir değişken oranlı sistem.taşınır bilgisayar uygulama haritasını saklar ve traktörde yer alır.Kontrol sistemi (solda)hidrolik ünite sağda yer almaktadır

LİTERATÜR

1. Hassas tarım ders notları Yrd.Doç.Dr.Ufuk TÜRKER

2. Ziraat Mühendisleri Odası Sunum-2005 Prof.Dr.Mustafa VATANDAŞ- Prof.Dr.MetinGÜNER-Yrd.Doç.Dr.Ufuk TÜRKER

3. ‘Tarımda Yeni Teknolojiler’ Kamil Okyay SINDIR

4. ‘Alansal Değişikliğin Hassas Tarım Teknolojilerinden Yararlanarak Belirlenmesi’ Ufuk TÜRKER,İbrahim GÜÇDEMİR,Armağan KARABULUT,Çetin ARCAK.

Devekuşu Yetiştiriciliği

06 Kasım 2007

DEVEKUŞU YETİŞTİRİCİLİĞİ

Dünya nüfusundaki hızlı artış, beslenme sorununun önemini ortaya koy maktadır. Bu durum, insanları yeni kaynakları aramaya ve alternatif besin maddelerine yönelik araştırmalar yapmaya ihtiyaç duyar hale getirmek tedir. İnsanoğlunda yenilik arayışı ve daha iyisini üretme isteği vardır. Söz konusu isteğin gerçekleşmesi, bilimsel çalışmalar ve teknolojik ilerleme lerin uygulanması ile mümkün olacaktır. 20. Yüzyılda bilim ve teknolojideki gelişmelerin parelelinde, hayvancılık önemli seviyelerde mesafe kaydet miştir. İnsanların sağlıklı ve ye-terli ölçüde beslenmesi için hayvansal pro teinler gereklidir.

Bilinen hayvansal protein kaynaklarına alternatif olması ve ülkemizin hayvansal protein açığının kapa- tılmasına katkıda bulunması amacıyla, her yönüyle ekonomik bir kanatlı hayvan olan Devekuşu yetiştiriciliği önemli olmaktadır.

Devekuşu kanatları küçülen ve uçma yeteneğini kaybeden kuşlar sınıfına giren koşocu-yürüyen kuş- lardandır. Bu günkü yaşadığı bölgeler Afrika’nın doğusu ile güneyindeki sıcak ve kurak iç bölgelerdir. Eski çağlarda Büyük Sahradan Orta Asya çöllerine kadar uzanan geniş bir alanda yaşadığı bilinmektedir.

Yaklaşık 13-14 cm gaga uzunluğuna sahip olup ağzında diş yoktur. Kafası vücuduna oranla küçük boy-nu uzundur. Boyları 2-2,8 m arasında değişir. İki tırnaklı uzun ve güçlü bacaklara sahiptir. Baş boyun ve bacaklar sert ince, kanatlar ile gövdesi gösterişli ve tüylüdür. Göğüs kemeği bulunmamaktadır. Erginlerenin canlı ağırlığı 110-160 kg. arasında değişmektedir. Bunun doğada özgürce yalnız Afrika’nın doğusu ve güneyinde rastlanmak- tadır. Gerektiğinde ortalama 60 km/saat süratle koşmakta hatta 90 km/saat hıza dahi ulaşabildiği bildirilmektedir. Ayakları ile tekme atarak, gagası ile darbe vurarak kendisini korur. Ortalama 60/70 yıl yaşarlar. Bakım ve besleme ortamına göre 20-30 yıl damızlıkta kullanılabilirler.

Evcilleştirilmeleri, tüylerinin kadın giysilerinde kullanılmasıyla başlamıştır. Bu gün deresi eti ve tüyü İçin, başta Güney Afrika olmak üzere ABD, Avustralya, Kanada, Çin, Zimbabve, Bostvana, Namibya, İsrail ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çiftliklerde yetiştirilmektedir.

Ülkemizde Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesinde ve Kırşehir ile Antalya’da damızlık verebilecek ka- pasitede üretim yapılmaktadır. Ancak ülkemiz için oldukça yeni bir hayvancılık dalıdır. Giderek meraklı üretici sayısı artmaktadır.

ÜRETİMİ :

Devekuşlarının üretimi, tabii kuluçka ve kuluçka makinalarında yapılmaktadır. Yılda 40 ila 100 arası yumurta veren dişiler erkeklerine nazaran daha ufak yapılı olup, grimsi-kahve renklidir. Erkekleri ise siyah renkli olup kanat ve kuyrukta beyaz renkli gösterişli tüyler bulunur. Dişiler 2-2.5 yaşında, erkekler 2.5-3 yaşında eşeysel olgunluğa erişirler. Dişiler genellikle Nisan-Eylül döneminde yumurtlarlar. 2-3 gün arayla yumurtlar, iki haftalık bir aradan sonra tekrar tekrara yumurtlarlar. 1100-1800 gr. Ağırlığındaki yumurtalardan yaklaşık 50 kada-rı damızlık değerdedir. Bakım ve beslenme durumuna göre ve yumurta verimi artabilir. Yumurtalardaki döllülük oranının artması için 1 erkek 2 dişi şeklindeki eşlemelerde her iki cinsiyetinde aynı yaş grubunda olmasına dikkat edilmelidir. Erkekler çiftleşme öncesi dişinin etrafında kanatlarını açarak dans eder. Bu dönemlerde sinirli ve sal- dırgan olurlar.Kuluçkalık yumurtalar 13-18 C derecelik % 22-25 nemli odalarda, temizlenip dezenfekte edilerek depolanır. Uygun koşullarda 7-14 gün süreyle muhafaza edilebilir. Kuluçka süresi 42 gün olup, döllük oranı %70, ku-luçka randımanı %75 civarındadır. Kuluçka ısısı 36.2 C’dir. Fümigasyondan sonra hazır durumdaki kuluçka ma-kinalarına yerleştiri len yumurtalar 14 günde döllülük kontrolüne 39. günde de inficar bölümü ne alınırlar. Çıkan civcivlerin ilk üç aylık dönemi en kritik devredir. Bu dön emde %30 lara varan ölümler olabilir. Üç aylık dönemi atlatan civcivlerin yaşama gücü oldukça yüksektir. Devekuşu yumurtası 24-25 tavuk yumur tasına eşdeğer büyük-lüktedir. Daha ziyade damızlık olarak kullanılması nın yanı sıra yemeklik olarak’da kullanılmaktadır.

Devekuşu 9-12 aylık olduklarıda ( yaklaşık 90-110 kg) kesilirler. Eti kırmızı renkli olup, yağsız ve koles-terolü düşük, yumuşak bir ettir. Avrupa ve Amerika’da yaygın olarak kullanılmaktadır. Kilosunun 17-18 dolardan

Satıldığı ifade edilmektedir. Yağ oranı % 3, kolesterol miktarı ise dana etinin yaklaşık % 55-60’ı kadardır. Et ran-dımanı % 40-50 arasında olup en kıymetli kısımları butlarıdır.Derisi devekuşunun en değerli ürünüdür. Sığır derisinden 3-5 kat daha dayanıklıdır. Kalite olarak timsah .Ve fil derisi ile karşılaştırılabilecek düzeyde olup, suya karşı dayanıklı yumuşak bir deredir. Güney Afrika’daki çiftliklerin gelirini % 75 ini deri, % 20 sini et ve % 5 ini ise tüyleri teşkil etmektedir. Derisinden, şapka, eldiven, çanta ve bot yapılmaktadır. Tüylerinin, moda sektöründe süslü giysi ve şapka yapımlarında kullanılması evcilleş-tirilmesinin başlangıcı olmuşsa da bugün, eskisi kadar önem taşımamaktadır. Ancak yine de 8 ayda bir kesilen tüy-ler bir gelir kaynağı olmaya devam etmektedir.

SEVK VE İDARESİ :

Devekuşu yetiştiriciliği için üreticiler aşağıdaki sistemlerden birini seçebilirler. Bu, üreticinin imkan- larına göre belirlenir.

a-) Ekstansif Sistem : Doğal koşullarda, açık alan yetiştiriciliği.

b-) Yarı Entansif Sistem : Yarı kapalı yarı açık alan yetiştiriciliği.

c-) Entansif Sistem : Tamamen kapalı barınaklarda yapılan yetiştiricilik.

Devekuşları için en uygun ısı 18-20 C dir. Yaşantılarını daha soğuk ve daha sıcak ortamlarda da sür- dürürler. Ancak soğuk ve yağışlı ortamları pek sevmezler. Verimli bir üreme sezonu için sıcak ortamı tercih eder- ler. İstenen seviyede bir üretim için besleme, bakım ve çevre ısılarına dikkat etmek gerekmektedir. Devekuşlarını stresten uzak tutmalı, sevk ve idaresi yumuşak ve dikkatli yapılmalıdır. Ani korku ve sert davranışlara meydan ve- rilmemelidir. Bu durum yumurta verimindeki ani düşmelerle kendini gösterir.

Erkekleri üreme mevsimi dışında dişilerle bir arada bulundurulmamalıdır. Dişi ve erkekler çiftleşme dönemleri dışında birbirlerini görmediği takdirde daha yüksek cinsel aktiviteye sahip olurlar. Devekuşu çiftlikleri

enaz 2 m yüksekliğindeki çitlerle çevrilmeli, barınakların yüksekliği ise 3 m den alçak olmamalıdır. Merada otla-tılmaları için 10-15 hayvana 1 hektar, dinlenme ve gezinti için ise 40 hayvana 1 hektar arazi düşünülmelidir.

BESLENME :

Devekuşu yetiştiriciliğinde büyük gider yem gideridir. Bu nedenle kısmen de olsa meraya dayalı besle-me daha ekonomiktir. Merada buldukları ot tohumları, yeşil ot türleri yanında ufak böcek gibi bir takım canlıları da yerler. Diğer kanatlılarda olduğu gibi dengeli beslenmeleri çok önemlidir. Toz yemler burun deliklerine kaçma- ması nedeniyle pek sevilmez. Hayvanın yaşa göre düzenlenmiş rasyonlarla ve mutlaka peletlenmiş yemlerle bes-meleri gerekir. Fakat bu fabrika yemlerinde bilhassa vitamin ihtiyaçlarına çok dikkat edilmelidir. Yeşil yonca ve diğer yeşil ot veya sebze çeşitlerinin kıyılarak yemlerine karıştırılması yemi daha lezzetli ve iştah açıcı hale geti-recektir.

Yemin Temel Besin Maddeleri :

A-) Enerji Maddeleri : Karbonhidratlar (tahıllar) ve yağlar.

B-) Proteinli Maddeler : Bakla, Soya fasulyesi, Yer fıstığı gibi yağlı tohumlar ve küspeler.

C-) Vitaminler : Sentetik vitaminler ve yeşil yemler.

D-) Mineral Maddeler : Kemik unları, kireç taşı, midye kabukları ve fosfor ihtiva eden kalsiyum bileşikleri ile tuz.

Bu besin maddelerinin karma yemlerdeki oranlarını yaş gruplarına göre dengeli bir şekilde düzenle-mek gerekir. Civciv, Piliç ve anaç yemleri özellikle kapalı sistemlerde titizlikle hazırlanmalıdır. Yumurtlama döneminde kesinlikle yem değişikliklerine gidilmemelidir.

Civcivlerin Beslenmesi : Yumurtadan çıktıktan sonra ilk 3-4 gün yiyeceğe ihtiyaç duymazlar. Yumur-ta sarısındaki besin maddeleri bu süre içindeki ihtiyaçlarını karşılar. Bu süre sonuna doğru yem yemeye başlarlar. Kümes ısıları tavuk civcivi gibi düzenlenebilir. Yani ilk hafta 35 C daha sonra 20 C ye kadar azaltılarak düzenle-nir. Yeme alıştırma genelde lapa türü hazırlanmış yemlerle yapılmalı daha sonra fabrikalarda hazırlanmış “Deve-kuşu Civciv Yemi “ verilmelidir. Bu yemler minimum % 18 proteinli, 2600 Kcal/kg enerji, sindirimi kolay, bakteri mantar yönünden temiz olmalıdır. 1-2 hafta sonra bu yemlerin içine kaliteli yeşil yemler ilave edilebilir. Yemler-deki kalsiyum oranı % 2 yi geçmemelidir. Fazla kalsiyum bacak bozukluklarına sebep olabilir. Civciv yemi 40-50 gramla başlayarak yaş ilerledikçe 500-600 grama çıkarılır. İçme sularının temizliği de çok önemlidir. Temizliğe çok dikkat edilmeli su kapları günde birkaç kez yıkanmalıdır.

Piliçlerin Beslenmesi : Civcivler 6 aylık olduktan sonra piliç devresine geçerler. Damızlıkta kullanıla-cakları 2 yaşına kadar bu döneme uygun “Devekuşu Piliç Yemi “ ile beslenmelidir. %16/17 proteinli 2450 Kcal/kg enerjili % 2-2.5 oranında kalsiyum ve bunun 1/3 oranında fosfor ihtiva etmesi gereken bu yemlerde selüloz miktarı civciv dönemine göre daha yüksek olabilir. Ancak yeşil yem veya vitamin düzeylerine çok dikkat edilmelidir.

Damızlığa ayrılacak hayvanların yağlandırılmaması için yemlerin kalori düzeyi titizlikle kontrol altında tutulmalıdır. Yedikleri yem miktarı günlük 1 kg dan, giderek 3 kg a kadar yükseltilir. Yemlerin yapısı pelet şeklin-de olmalı ve imkanlar ölçüsünde yeşil yemlerle lezzetlendirmeye çalışılmalıdır.

Damızlıkların Beslenmesi : Dişiler 2 yaşında, erkekler ise 2.5- 3 yaşında damızlık olarak kullanılırlar. Dişiler 18-20 aylıkken yumurtlamaya başlarlar ise de 2 yaşından önce çiftleştirmeye alınmamalıdır. Günlük yem tüketimleri 5 kg’ a kadar yükseltilebilir. Kaliteli kaba yemlerle takviye edilerek “ Devekuşu Damızlık Yumurta Yemi “ verilmelidir. Bu yemler, minimum % 15 protein, 2450-2500 Kcal/kg enerji, % 3-4 oranında kalsiyum %0.35-0.40 fosfor ihtiva eden, bakteri ve küf yönünden temiz olmalıdır.

Ergin hayvanlar günde 1-1.5 kg taş yu-tarlar bunu hazımı kolaylaştırmak için yaparlar. Her yaş dönemi için hazırlanan yemlerde vitamin düzeyi çok iyi ayarlanmalıdır. Sağlıklı bir döl verimi için, bilhassa serbest otlama imkanı olmayan yetiştiricilikte bu çok önemlidir. Yemler, diğer dönemlerde olduğu pelet şeklinde olan, içme suları ve su kaplarını temizliğine dikkat edilmelidir. Bütün yem çeşitlerinde önemli olan yemlerin ekonomik olmasıdır.

Hastalıkları :

Devekuşunun belli başlı hastalığı bulunmamaktadır. En çok ilk üç aylık ölümleri kayda değerdir. Kuluç-da yeteri kadar sıcaklık ve nem verilmemesi, havalandırma sorunları, yumurtaların gereği kadar çevrilmemesi, ka-buk altının artmasına çıkan civcivlerinde yaşama gücünün düşük olmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra A,B, C, ve biotin gibi önemli vitaminlerin eksiklikleri tüm kanatlılar gibi Devekuşlarında da çeşitli anomaliler meydana getirirler. İlk üç aylık dönemi atlatan civcivlerin yaşama gücü yüksektir. Ancak en çok görülen bir sorunda ayak bozukluklarıdır.

Kaynak:Tarım bakanlığı

Arıların Hayatı

06 Kasım 2007

ARILARIN HAYATI 1

…Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi? (Yasin Suresi, 73)

İç savaşlar, toplu katliamlar, gözünü kırpmadan adam öldüren insanlar, sokaklarda yatan çocuklar, evi barkı olmadığı için soğuktan donan insanlar, çocuk yaşta cinayet işleyenler, aile içinde yaşanan problemler, gençlik çeteleri, yolsuzluklar, …

Günlük yaşamın bir parçası haline gelen bu gibi toplumsal sorunlar düşünüldüğünde hepsinin temelinde ortak bir eksikliğin olduğu görülecektir. Bütün bu sorunların ortaya çıkmasına neden olan adaletsizlik, dolandırıcılık, sahtekarlık, merhametsizlik gibi kötü ahlak özelliklerinin temelinde yatan da yine bu eksikliktir.

Bu önemli eksiklik insanların düşünmemeleri ve dolayısıyla gerçekleri görememeleridir. Bu gibi kişiler için ön planda olan kendi çıkarları, kendi yaşamlarıdır. Çevrelerinde yaşananlar onları ilgilendirmez. Ara sıra düşündükleri sınırlı konular da yine kendileri ile ilgilidir. Bu nedenle kendi doğru ve yanlışlarının sınırları içinde bir yaşam sürerler. Günlük yaşamın akışı içinde yaptıklarını yeterli gören bu kişiler dünyada bulunuş amaçları gibi hayati önemdeki konuları akıllarına bile getirmezler.

Çevrelerindeki canlıların özelliklerini, nasıl olup da böyle kusursuz bir çeşitliliğin ortaya çıktığını, kendi vücutlarını, gökyüzündeki dengeleri kısacası hiçbir şeyi düşünmezler. Dolayısıyla da bunların Allah tarafından "tasarlanmış", yani "yaratılmış" olduğunu fark edemezler. Tüm evrenin yaratıcısı olan üstün güç sahibi Allah’ı gereği gibi takdir edemezler. Neden yaratılmış olduklarının ve Allah’a karşı sorumlu olduklarının bilincine varmazlar. Oysa Kuran’da düşünmenin önemini, ancak düşünen kimselerin öğüt alacağını vurgulayan pek çok ayet vardır. Bir ayette düşünen ve bunun sonucunda Allah’ın kudretinin farkına varan kişilerden şöyle bahsedilir:

Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 190-191)

İşte Balarısı Mucizesi kitabının amacı da Allah’ın yaratılış mucizelerinden birini daha tanıtarak bu düşünce tembelliğini kırmaktır. Bununla birlikte balarısının kitap konusu olarak seçilmesinin de çok önemli bir nedeni vardır. Balarıları Kuran’da Allah’ın dikkat çektiği canlılardandır. Allah Nahl Suresi’nde arıların Kendi vahyi ile hareket eden canlılar olduklarını şöyle bildirmektedir:

Rabbin balarısına vahyetti:

Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)

Görüldüğü gibi ayetlerde kendine ev edinen, meyvelerden yiyen ve bal üreten arılara dikkat çekilmektedir. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de görüleceği gibi kovandaki arılarla ilgili benzer işlerin tümü işçi arılar tarafından yapılmaktadır. Bir arı kovanında işçi arılar, kraliçe arı ve erkek arılar bulunur. Kovandaki hemen hemen her türlü işle görevli olan işçi arılardır. Bununla birlikte kraliçe arının, kovanın devamlılığını sağlamak gibi son derece önemli bir görevi vadır. Erkek arılarınsa kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kısa yaşam süreleri içinde bu görevlerini yerine getirirler ve hemen arkasından ölürler.

Arıların özelliklerinin detaylı olarak inceleneceği bu kitapta ayrıca arıların aralarında nasıl anlaştıkları, kovandaki on binlerce arının nasıl olup da problemsiz bir şekilde yaşadıkları, yönlerini nasıl buldukları, nasıl bal ürettikleri gibi daha birçok konu ayetlerle birlikte ele alınacaktır. Evrim teorisinin iddia ettiği gibi ne doğada ne de arıların hayatında başıboş ve tesadüfi bir "yaşam mücadelesi" olmadığını da ilerleyen bölümlerde bir kere daha göreceğiz.

Arı kovanındaki hayat

Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 4)

Yirmi bin türden oluşan geniş bir familyaya sahip olan arılar, hayvanlar dünyasındaki en çarpıcı mühendislik ve mimarlık bilgisine sahip, sosyal hayatları ile diğer pek çok canlıdan ayrılan, aralarındaki iletişim ile kendilerini inceleyen bilim adamlarını hayretler içinde bırakan canlılardır.

Bu kitabın konusu olan balarıları ise diğer arılardan farklı özelliklere sahiptir. Koloniler halinde ağaç kovuklarında veya benzeri kapalı mekanlarda kendilerine yuva yaparlar. Bir arı kolonisi, bir kraliçe, birkaç yüz erkek ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir.

Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer dişiler erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar.

Erkekler ise, dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.

Arı kovanındaki hayatın her aşamasında bir düzen vardır. Larvaların bakımından, kovanın genel ihtiyaçlarının teminine kadar her görev hiç aksamadan yerine getirilir. Bu düzenin en belirgin örneklerinden biri de kovandaki yavruların bakımı sırasında ortaya çıkar. Diğer arıların yavrulara gösterdikleri özen ve sergiledikleri özverili davranışlar detaylı olarak incelendiğinde bu konu daha iyi anlaşılacaktır.

Arıların yuvalarına gösterilen özen

Bazı canlı türlerinde yavruların bakımı diğerlerine göre daha fazla özen gerektirir. Özellikle yumurta, larva, pupa gibi değişik evrelerden geçerek erişkin hale gelen canlılarda, her evrede farklı yönde bir bakım uygulanır.

Arılar da farklı büyüme evrelerinden geçerler. Arı yavruları, sırasıyla larva ve pupa evrelerini tamamlayarak erişkin hale gelirler. Kraliçe arının yumurtaları bırakması ile başlayan bu dönem boyunca arı yavrularına son derece özenli ve dikkatli bir bakım uygulanır.

Arı kovanlarındaki yavruların bütün sorumluluğu işçi arılara aittir. İşçi arılar öncelikle kraliçenin yumurtlaması için peteklerin içinde özel olarak belirlenmiş bir bölgede kuluçka hücreleri hazırlarlar. Bu hücrelere yumurtlamak için gelen kraliçe arı, hücrenin temizliğini ve uygunluğunu kontrol ettikten sonra her peteğe birer yumurta bırakarak ilerler.

Yumurtaların gelişimi için gerekli olan şartların sağlanmasından, yumurtadan çıkacak larvaların ihtiyaçları olan besin maddelerinin temin edilmesine, hücre sıcaklıklarının sabit tutulmasından, özel hücre kontrollerine kadar pek çok şey özel olarak ayarlanır. İşçi arılar, detaylı metodlar kullanarak larvalara çok dikkatli bir bakım uygularlar

İşçi Arıların Larvalara Uyguladıkları Titiz Kontrol

Kraliçe arının büyük bir hassasiyetle hücrelere yerleştirdiği arı yumurtaları yaklaşık 3 gün içinde gelişirler. Bu sürenin sonunda hücrelerden beyaz kurt şeklindeki arı larvaları çıkar.1 Yumurtadan çıkan bu canlıların gözleri, kanatları ve bacakları yoktur. Dış görünüş olarak balarısına hiç benzemezler.

İşçi arılar bu yeni doğmuş larvaları son derece dikkatli ve özenli bir şekilde beslerler. Öyle ki tek bir larvanın büyüme dönemi boyunca yaklaşık 10.000 kere işçi arılar tarafından ziyaret edildiği tespit edilmiştir.2 Larvalar yumurtadan çıktıktan sonraki ilk üç günleri boyunca arı sütü ile beslenirler. Larva dönemi arıların sürekli beslendikleri ve beden olarak en çok geliştikleri dönemdir. Arı larvaları bu dönemdeki düzenli beslenme sonucunda 6 gün içerisinde ilk ağırlıklarının 1500 katına kadar ulaşırlar.3

Kraliçe arının yumurtaları bırakmasından 3 gün kadar sonra kurt şeklindeki arı larvaları ortaya çıkar. Arı larvaları, 6 gün içinde ilk ağırlıklarının 1500 katına ulaşır ve neredeyse bulundukları hücrelere sığmaz olurlar (solda). Bu noktadan sonra büyüme durur ve pupa aşaması başlar.(sağda)

Kovanda bulunan binlerce larvaya karşılık bir o kadar da dadı işçi arı vardır. Sürekli hareket halinde olan bu dadı arılar yumurtaları ve larvaları kolaylıkla kontrol altında tutarlar. Kovanda binlerce arı larvası olmasına ve bu larvaların beslenme şekillerinin günlere göre değişiklik göstermesine rağmen hiç karışıklık çıkmaz. Larvaların hangisinin kaç günlük olduğu, hangisinin ne ile besleneceği gibi detaylar işçi arılar tarafından hiç atlanmaz.

Bu son derece şaşırtıcıdır, çünkü hücrelerde kraliçe arı tarafından farklı dönemlerde bırakılan ve farklı büyüklüklere sahip olan pek çok yumurta vardır. Ve yavru arılar özellikle larva döneminde kaç günlük olduklarına göre bir beslenme programına tabi tutulurlar. Buna rağmen dadı arılar larvaların beslenmesinde bir problem yaşamazlar.

Arı kovanındaki özel hazırlanmış peteklerde büyümeye devam eden larvaların yedinci günlerinde şaşırtıcı bir olay gerçekleşir. Larva yemek yemeyi keser ve bakıcı arılar larvanın bulunduğu hücrenin ağzını mumdan yapılmış, hafif kubbeli bir kapak ile tamamen kapatırlar.4 Bu sırada larva da kendi ürettiği bir madde ile bulunduğu odanın içinde etrafına koza örerek kendini buraya adeta hapseder.5

Arı larvaları bu şekilde pupa evresine bir geçiş yaparlar. Pupa döneminin detaylarına geçmeden önce dikkatle incelenmesi gereken nokta, koza örülen maddenin yapısıdır.

Arı larvalarının kafalarında bulunan çift taraflı ipek bezleri sayesinde ürettikleri bu maddenin özelliği; hava ile temasa geçmesinden kısa bir süre sonra sertleşmesidir. Diğer bir özelliği ise içerdiği "fibroin" isimli protein sebebiyle kuvvetli bir bakteri öldürücü ve enfeksiyon önleyici etkisi olmasıdır. Arılar üzerinde araştırma yapan bilim adamları, bu canlıların ördükleri koza sayesinde larvaların mikroplardan korunduklarını tahmin etmektedirler.

Kozanın örülmesinde kullanılan ağ, farklı kimyasal maddelerin belirli oranlarda karışımından oluşmaktadır.

1-Elastik bir protein olan "Fibroin" % 53.67. (Bu bileşik, glikol (% 66.5), lösin (% 1.5), arjinin (% 1), tirozin (% 10)’den meydana gelir.)

2-Jelatin yapısında yine bir protein olan "Serizin" % 20.36. (Bu madde serin (% 29), alanin (% 46) ve lösin (% 25)’den meydana gelmiştir.)

3-Diğer proteinler % 24.43

4-Mum % 1.39

5-Yağ ve reçine % 0.10

6-Renk maddesi % 0.05 6

Arı larvalarının koza ördükleri bu ipeğin formülü her arıda aynı şekilde üretilir. Milyonlarca yıldır bütün arı larvaları son dönemlerinde ördükleri kozalarında yukarıdaki formüle sahip olan ipeği kullanır. Ayrıca arı larvaları bu karmaşık yapılı maddeyi her zaman değil, sadece ihtiyaçları olan büyüme dönemlerinde üretmeye başlarlar. Bunlar göz önünde bulundurularak düşünülecek olursa akla pek çok soru gelecektir. Örneğin larvaların vücudundaki bu kimyasal madde nasıl ortaya çıkmıştır? Gözü, kanadı, beyni, olmayan, bir et parçasından farksız, henüz dünyayı hiç görmemiş, nasıl şartlarda bir yaşam süreceğini bilmeyen bir larva kendi başına karar verip, böyle bir şey oluşturabilir mi? Örneğin kimyasal maddenin koruyucu formülünü larvanın kendisi mi bulmuştur? Üretimini larva kendi kendine mi başarmıştır? Bu kimyasal maddeyi larvanın vücuduna kim yerleştirmiştir?

Solda, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan arı larvalarının anatomik yapıları görülmektedir. Bir et parçası şeklindeki böyle bir canlının kendi kendine karar vermesi ve gelişmesi için gerekli kimyasal maddeleri üretmesi kuşkusuz imkansızdır.

Yavru arıların gelişim aşamaları

Elbette ki koza örmede kullanılan ipeğin oluşmasını; hareket bile etmeyen, bakımı başka canlılar tarafından sağlanan, göremeyen, duyamayan, sadece çok basit yaşamsal fonksiyonlara sahip olan larvanın kendisi sağlamış olamaz. Böyle bir şeyin iddia edilmesi elbette ki bilimsellikten ve akılcılıktan uzaklaşmak olacaktır. Çünkü bu iddia arı larvasının kimyasal madde oluşturabilecek bilgilere sahip olduğu, matematiksel hesaplar yapabildiği gibi çıkarımların kabul edilmesi demektir. Bu ise bilimsel olmaktan çok hayali bir iddia olacaktır.

Yalnız burada vurgulanması gereken son derece önemli bir nokta vardır. Söz konusu canlı şuur sahibi bir canlı olsa da değişen bir şey yoktur. Çünkü hiçbir canlının kendi vücudunda var olmayan bir sistemi kendi kendine oluşturması söz konusu değildir. Örneğin insan, doğadaki akıl sahibi yegane varlıktır. Ama buna rağmen bir insanın çok basit formüllü de olsa bir kimyasal madde üretimini sağlayacak sistemleri kendi vücudunda oluşturması mümkün değildir. Bu durumda akıl ve bilinç sahibi insanların yapamayacağı bir şeyi bir böceğin yapabileceğini iddia etmek de kesinlikle akla ve mantığa sığmayacak bir davranıştır.

"Larvanın koza üretiminde kullandığı ipek nasıl meydana gelmiştir?" sorusunun cevabını verebilmek için öncelikle ipeği oluşturan maddeleri tekrar hatırlayalım. Bunlardan biri olan fibroin; glikol, lösin, arjinin ve tirozin maddelerinin belirli oranlarda birleşmesiyle meydana gelen bir maddedir. İpeği oluşturan maddelerden başka biri olan serizin ise serin, alanin ve lösin’in çok hassas yüzdelerde biraraya gelmesiyle oluşur. Arı larvalarının koza örerken kullandıkları ipeğin yapısındaki maddeler sadece bu kadar değildir. Bundan başka mum, yağ ve reçine gibi maddeler de ipeğin yapısında bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi ipeğin oluşması için çok sayıda maddenin belirli oranlarla biraraya gelmesi gerekmektedir. Bir deney yapalım ve ipeği oluşturan maddelerden en basit yapılı olanını ele alarak bu maddenin kendi kendine oluşmasını bekleyelim. Ne kadar beklersek bekleyelim, ne gibi işlemler yaparsak yapalım sonuç asla değişmeyecektir. Ve günlerce, aylarca, yıllarca hatta milyonlarca yıl boyunca beklense de, değil bu maddelerden tek bir tanesi, bu maddeleri oluşturan atomlardan tek bir tanesi bile tesadüfen oluşamayacaktır. Bu durumda koza örmede kullanılan ipeği oluşturan maddelerin her birinin tesadüfen ortaya çıktığını ve daha sonra yine tesadüfen biraraya gelerek ipek oluşturduklarını iddia etmekse tamamen akıl ve mantık ölçülerinden uzaklaşmak olacaktır.

İpeğin oluşumu bir arının yumurtadan çıkıp, uçabilir hale gelmesi için gerekli olan pek çok mekanizmadan sadece bir tanesidir. Larvanın arıya dönüşebilmesi için bütün mekanizmaların aynı anda bir bütünlük içinde çalışması gereklidir. Herhangi bir eksiklik arının gelişememesine yani, ölümüne neden olacaktır. Bu da arı neslinin zaman içinde yok olması demektir. Bu durumda varılan sonuç, arıların evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde kendiliklerinden ortaya çıkmadıkları, bir anda tüm sistemleriyle birlikte var olduklarıdır. Bu da arıların bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını bize gösterir. Bu Yaratıcı tüm evrene hükmeden, üstün bir aklın sahibi olan Allah’tır.

Arıların ne gibi özelliklere sahip olmaları gerektiğini belirleyen ve bunların tümünü eksiksiz bir şekilde onlarda var eden, larvaya nasıl koza öreceğini ilham eden, kısacası arıların her hareketine hükmeden Allah’tır.

Pupa Dönemi

İşçi arıların üzerine mumdan hafif kubbeli bir kapak örmeleriyle birlikte larva, pupa dönemine girer. Arı pupası, bulunduğu hücrenin içinde 12 gün boyunca kalır.7 Bu süre içinde hücrede dıştan herhangi bir değişiklik gözlenmez. Oysa hücrenin içindeki pupa sürekli büyüme halindedir. Arı yumurtası kraliçe arı tarafından hücreye bırakıldıktan tam üç hafta sonra hücrenin kapağı yırtılır ve içinden uçmaya hazır bir şekilde balarısı çıkar. Bundan sonra pupanın dış yüzeyi ölü bir kabuk olarak hücrede kalır. Pupadan çıkan balarısı yaklaşık 6 hafta sürecek ömrüne bu hücrenin içinde geçirdiği gelişim evrelerinin sonucunda başlar.8 Balarısı hücreden ne larvaya ne de pupaya benzemeyen, bambaşka bir canlı olarak çıkar. Balarısının, son aşamanın tamamlanması ile birlikte, yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyacağı sistemlerde hiçbir eksik olmadan pupadan çıkması, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Arının herşeyi pupanın, yani küçük kapalı bir mekanın içinde oluşmuştur. Örneğin uzun uçuşlarında kullanacağı özel yapılı kanatları, yapacağı işlere uygun tasarlanmış gözleri, düşmanlarına karşı kullandığı iğnesi, salgı bezleri, balmumu üretmesini sağlayacak sistemi, üreme sistemi, polen toplamaya yarayan tüyleri kısacası bütün vücut sistemleri eksiksiz olarak arının pupa evresini geçirdiği kozanın içinde gelişir.

Bir arının tüm fiziksel özellikleri, pupa evresindeki kapalı mekanın içinde oluşur. Pupadan çıkan bir arının kanatları, gözleri kısacası tüm vücut sistemi dış dünyadaki yaşamı için hazırdır.

Larvanın pupa içinde nasıl olup da bir arıya dönüştüğünü sorular sorarak inceleyelim. Arı yumurtalarının pupa dönemindeki büyüme evreleri ilk olarak nasıl ortaya çıkmıştır? Bu süreci belirleyen kimdir ya da nedir? Arının kendisi midir, evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfler midir, yoksa hepsinin üstünde başka bir güç müdür?

Bu soruların cevabı aslında açıktır. Kozanın içindeki canlının dışarıda neye ihtiyaç duyacağını bilerek kendinde gerekli değişimleri oluşturduğunu iddia etmek anlamsızdır. Kendi kendine gelişen tesadüflerle bir canlıdaki göz, sindirim sistemi, enzim, hormon gibi yapıların oluşması kesinlikle mümkün değildir. Pupanın içine dışarıdan herhangi bir müdahalenin yapılması ise söz konusu bile değildir.

Her balarısı, bulunduğu hücrenin içinden bütün vücut yapıları tamamlanmış olarak çıkar. Ne tesadüfler ne de arının kendisi böyle bir oluşumu gerçekleştiremez.

Hücresinin kapağını açarak dışarı çıkan bir arının tüyleri ilk anlarda ıslaktır.

Bir süre sonra bu tüyler kurur ve arı kovan içindeki görevlerini yerine getirmeye başlar.

Pupa evresinde arının her organının eksiksiz bir şekilde, tam gerektiği fonksiyonlarla tamamlanmasını sağlayan ne tesadüfler ne de arının kendisidir. Böyle kusursuz bir oluşum ancak üstün bir güç sahibi tarafından gerçekleştirilebilir ki, bu benzersiz gücün sahibi, yaratmada hiçbir ortağı olmayan Allah’tır.

İŞ BÖLÜMÜ VE KOVAN DÜZENİ

Bir kovanda sayıları 10.000 ile 80.000 arasında değişen arı yaşar. Birarada yaşayan arı sayısının fazlalığına rağmen aralarındaki kusursuz iş bölümü ve disiplin sayesinde, kovandaki işlerde hiçbir aksama olmaz ve kovan içinde hiçbir kargaşa da yaşanmaz.

Arılar arasındaki düzen son derece dikkat çekicidir. Bu nedenle bilim adamları kovandaki düzenin nasıl sağlandığı, iş bölümünün neye göre belirlendiği, bu kadar kalabalık bir topluluğun nasıl olup da rahatlıkla birlikte hareket ettiği gibi sorulardan yola çıkarak arılar üzerinde çok detaylı araştırmalar yapmışlardır. Elde ettikleri sonuçlar araştırmacılar açısından son derece düşündürücü olmuştur. Özellikle canlıların tesadüfen ortaya çıktığını iddia eden evrim savunucuları bu sonuçlar üzerine teorilerinin içine düştüğü çelişkileri sorgulamak zorunda kalmışlardır.

Evrim teorisinin temel iddialarından olan "yaşam mücadelesi" kavramı evrimciler tarafından sorgulanan çelişkilerden sadece bir tanesidir. Evrimcilere göre doğadaki her canlı kendi çıkarlarını korumak için savaşır. Ayrıca bu çarpık anlayışa göre bir canlının, yavrularına bakma sebebi de neslini devam ettirme isteğinden, yani içgüdüsünden başka bir şey değildir. Zaten evrimcilere göre açıklayamadıkları tüm canlı davranışlarının sebebi "içgüdü"lerdir. Bu içgüdülerin nasıl ortaya çıktığı sorusunun mantıklı bir cevabı ise evrimciler tarafından verilememektedir.

Evrimciler içgüdünün doğal seleksiyon denen evrim mekanizması ile kazanılmış bir özellik olduğunu iddia ederler. Doğal seleksiyon, "bir canlı için faydalı olan her türlü değişimin diğerlerinin arasından seçilerek o canlıda kalıcı hale gelmesi ve bu şekilde bir sonraki nesle aktarılması" anlamına gelmektedir. Ancak dikkat edilirse burada kastedilen seçimin yapılması için bir bilinç ve bir karar mekanizması gerekmektedir. Yani bir canlının önce bir davranışta bulunması, ardından bu davranışın kendisine uzun vadede çok ciddi yararlar sağlayacağını tespit etmesi ve ardından da yine bilinçli bir kararla bu davranışı sürekli hale getirerek "içgüdüleştirmesi" gerekmektedir. Ancak kuşkusuz böyle bir karar mekanizması doğadaki canlılardan hiçbirine ait olamaz. Değil kendileri için yarar getirecek olan bir davranışı seçip sürdürmeleri, onların kendi içinde bulundukları durumdan dahi haberleri yoktur.

Örneğin bu içgüdü konusunu bir önceki bölümde incelediğimiz koza örme örneği üzerinde düşünelim. Söz ettiğimiz gibi, belirli bir vakit geldiğinde işçi arılar peteğin tepesini kapatırken, larva da kendi etrafına kozasını örmektedir. Ve Afrika’da yaşayan da, Avustralya’da hayatını sürdüren de olsa tüm balarıları, milyonlarca yıldır aynı işlemi yerine getirmektedirler. Yani bu, tüm balarılarının sahip olduğu bir içgüdüdür. Peki ama arı larvaları ve işçi arılar, larvalar için en uygun gelişme ortamının kozanın içi olacağını nasıl tespit etmişlerdir? Bunları kendi hesaplamaları ve seçimleri ile yapmaları mümkün müdür?

İşte bu noktada evrimcilerin kendi içlerinde büyük bir çelişkiye düştükleri açığa çıkmaktadır. Çünkü iddia ettikleri gibi bir seçimi ancak üstün bir güç sahibi yapabilir; ancak bilinçli bir varlık bu canlılara tam ihtiyaçları olan özellikleri ve içgüdüsel davranışları verebilir. Bunu kabul etmekse bir Yaratıcı’nın varlığını kabul etmek demektir. Yani, doğadaki kusursuz tasarım Allah’a aittir ve canlıların "içgüdü" olarak tanımlanan tüm davranış biçimleri Allah’ın onlara ilhamıdır. Evrimciler de aslında bu gerçeğin farkındadırlar. Arı gibi küçük ve bilinçsiz bir canlının bu olağanüstü yeteneklere kendi iradesiyle sahip olamayacağını onlar da bilirler. Ama evrimciler Allah’ın üstün gücünü gördükleri, kendi iddialarının imkansızlığının da farkına vardıkları halde teorilerini savunmaktan vazgeçmezler.

Geçmişte de bu zihniyeti taşıyan insanlar yaşamıştır. Hz. Musa döneminde peygamberin gösterdiği apaçık mucizeleri görmezlikten gelen ve Allah’ın apaçık varlığını inkar etmekte direnen insanlar olmuştur. Allah bu insanların içinde bulundukları durumu şöyle haber vermiştir:

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)

EVRİMCİLERİN İTİRAFLARI

Bilim adamları, doğadaki canlıları incelediklerinde bir değil, iki değil, yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca canlı türünün, birbirinden çok farklı yaratılış delilleri ile karşılaşmışlardır. Ve bu yüzden de içgüdü iddialarının anlamsızlığını defalarca itiraf etmek zorunda kalmışlardır.

Genetikçi Gordon Taylor’ın aşağıdaki sözü evrimcilerin içinde bulundukları bu çıkmazı açıkça ortaya koymaktadır:

İçgüdüsel bir davranış ilk olarak nasıl ortaya çıkıyor ve bir türde kalıtımsal olarak nasıl yerleşiyor diye sorsak, bu soruya hiçbir cevap alamayız.9

Charles Darwin’in oğlu Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin isimli kitapta babasının bu konuda yaşadığı zorlukları şöyle anlatmıştır:

Çalışmanın (Türlerin Kökeni’nin) 3. Bölümü’nde birinci kısım tamamlanıyor ve hayvanların alışkanlıkları ile içgüdülerindeki varyasyonlardan söz ediyor… Bu konunun yazının başlangıç kısmına dahil edilmesinin sebebi, içgüdülerin Doğal Seleksiyon’la gerçekleştiği fikrini imkansız olarak değerlendiren okuyucuların aceleyle reddetmemesini sağlamak. Türlerin Kökeni’nde yer alan "İçgüdüler Bölümü" özellikle teorinin en ciddi ve en açık zorluklarını içeren konu".10

Evrim teorisinin içgüdüler karşısında içine düştüğü durum Charles Darwin tarafından çeşitli şekillerde itiraf edilmiştir. Örneğin Darwin hayvanlardaki içgüdülerin teorisini yıktığını Türlerin Kökeni adlı kitabında şöyle ifade etmektedir.

İçgüdülerin çoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görülecektir.11

Yine Charles Darwin başka bir ifadesinde içgüdülerin gelişemeyeceği hakkında şöyle söylemektedir:

Şu tahmin üzerimde ağır basıyor. İçgüdüler, yapılar kadar hassas bir değişime uğramıyorlar. Kitabımda da belirttiğim gibi, içgüdü veya yapının ilk olarak bilinçsiz aşamalarla değişmesini anlayabilmek oldukça zordur.12

Teorinin kurucusu olan Darwin canlılarda görülen karmaşık ve faydalı davranışların doğal seleksiyon yoluyla kazanılmış olmasının imkansız olduğunu da çok defalar itiraf etmişti. Ancak saçma olmasına rağmen bu iddiayı neden sürdürdüğünü de şöyle açıklamıştı:

Sonunda, yavru guguğun üvey kardeşlerini yuvadan atması, karıncaların köleleştirmesi… gibi içgüdüleri, özellikle bağışlanmış ya da yaratılmış içgüdüler olarak değil de, bütün organik yaratıkların ilerlemesine yol açan genel bir yasanın, yani çoğalmanın, değişmenin, en güçlülerin yaşamasının ve en zayıfların ölmesinin küçük belirtileri olarak görmek, mantıklı bir sonuç çıkarma olmayabilir, ama benim hayalgücüm için çok daha doyurucudur.13

Evrim teorisinin savunucuları, üstün bir Yaratıcı’nın varlığını kabul etmemek uğruna her türlü yola başvurabilmektedirler. Nitekim teorinin kurucusu Charles Darwin, yukarıdaki sözlerinde, içgüdülerin yaratılmış olduğunu kabul etmemenin mantıksız olabileceğini, ama yine de hayalgücüne dayanarak inkarda diretmenin kendisi için daha "doyurucu" olduğunu ifade etmiştir. Buradan çıkan sonuç, yukarıda verdiğimiz ayette geçen, "vicdanen kabul ettiği halde inkar etme" saplantısının açık bir örneğidir.

Charles Darwin’in örnek olarak verdiği guguk kuşlarının ve köleci karıncaların ortak özellikleri; amaçları doğrultusunda bir taktik belirlemek ve bu taktiğe uygun planlar yaparak, bunları eksiksiz uygulamaktır. Başka bir canlıyı kandırmak için taktik belirlemek, karşı tarafın zayıf noktalarını tespit ederek içten çökertecek planlar yapmak gibi özellikler ancak akıl, planlama ve muhakeme yeteneği sonucunda gerçekleşecek özelliklerdir. Oysa ne karıncalar ne de guguk kuşları akla ve muhakeme yeteneğine sahip değildirler. Bu konularda bir eğitimden geçmemişlerdir. Uyguladıkları taktikleri başkalarından da öğrenmemişlerdir. Bu konuyla ilgili bir bilgi birikimine de sahip değildirler. Hiçbir şekilde düşünme yeteneği olmayan bu canlılar sahip oldukları özelliklerle birlikte Allah tarafından yaratılmışlardır. Allah’ın kendilerine ilhamı sayesinde akıl ve muhakeme gerektiren bu gibi işleri yapabilmektedirler.

Balarılarının bilinçli davranışları Darwin’i açmaza sürükleyen konulardan biridir. Ama yalnızca balarıları değil birçok canlının bilinçli davranışları, evrim teorisi tarafından açıklanamaz. Örneğin dişi guguk kuşları yumurtalarını farklı türde bir kuşun yuvasına bırakarak büyütürler. Ve bu şekilde yumurtaların bakımını başka kuşların üstlenmesini sağlamış olurlar. Yuvadaki diğer yumurtalardan önce dışarı çıkan yavru guguk kuşu –yuvaya sonradan dahil olmasına rağmen –ilk iş olarak yuvadaki diğer yumurtaları aşağıya atar. Bunu yaparken de yuvanın asıl sahibi olan kuşun yuvada bulunmadığı zamanı seçer. Yavru guguk bu şekilde kendisini garanti altına almış olur. İşte Darwin’i zorda bırakan olaylardan biri, yavru gugukların doğar doğmaz yaptıkları bu bilinçli harekettir.

Aynı şekilde bazı karıncaların başka karınca türlerinin larvalarını kaçırarak köleleştirmesi de Darwin’i çıkmaza sürükleyen hayvan davranışlarındandır. Köleci karınca olarak adlandırılan bu karıncaların en önemli özellikleri savaştıkları koloninin larvalarını çalarak, daha sonra bu larvaları kendi işlerinde kullandıları köleler haline getirmeleridir. Köleci karıncalar bunu yaparken karşı koloninin salgıladığı alarm kokusunu taklit ederek savaştıkları koloni üyelerinin paniğe kapılmasını sağlarlar. Bu sayede saldırıya uğrayan koloninin üyeleri kaçarken, köleci karıncalar da köle olarak kullanacakları larvaları ve besin depolarını ganimet olarak alırlar.

Yukarıdaki resimlerde dişi guguk kuşu (ilk resim), yavru guguk diğer yumurtayı yuvadan atarken (ikinci resim) ve yumurtanın bırakıldığı yuvanın asıl sahibi kendisinden büyük yavruyu beslerken (üçüncü resim) görülüyor.

En sondaki resimde köleci karıncalar görülüyor. Hayvanlardaki şuurlu davranışlar, canlıların tesadüfen ortaya çıktığı düşüncesini savunmaya çalışan evrim savunucularını zor durumda bırakmaktadır. Öyle ki bu konuda yaptıkları açıklamalar, evrimin geçersizliğini ortaya koyan birer itiraf niteliği taşımaktadır.

"İçgüdü" İddiasına Balarılarından Bir Darbe

Evrimciler ne kadar görmezlikten gelseler de doğadaki canlıların davranışları, onların iddialarını yalanlamaktadır. Balarıları da yaşadıkları sosyal düzenle, sahip oldukları bilinçli davranışlarla evrimci iddialara darbe vuran canlılardandır.

Arı kovanlarında asla evrimcilerin iddia ettikleri gibi bir "yaşam savaşı"na rastlanmamaktadır. Tam tersine arılar arasında son derece fedakar ve işbirliği içinde davranışlar vardır. Kovandaki genel düzen dikkate alınarak yapılacak bir karşılaştırma arıların akıllı, fedakar ve disiplinli davranışlarının bu canlıların kendilerinden kaynaklanmadığını, tesadüfen de oluşamayacağını anlamak için yeterli olacaktır.

Sayı olarak bir kovandaki arıların sayısı kadar insanın birarada, aynı mekanda yaşadığı ve bu kişilerin her türlü ihtiyaçlarını kendilerinin karşıladıkları düşünülecek olursa, arıların yaptıkları işin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bir arı kovanındaki en alt limiti dikkate alarak, 20.000 kişinin birarada kapalı bir alanda yaşadığını varsayalım. Temizlik, beslenme, güvenlik ve bunlara benzer daha pek çok konuda çok fazla problem çıkacaktır. Tam anlamıyla bir düzen ancak kuvvetli bir organizasyonla yapılan işbölümünden sonra sağlanacaktır.

Kısacası arıların kurduğu düzeni insanların kurması oldukça zahmet gerektiren bir işlemdir. Oysa bir arı, hücresinden ilk çıktığı andan itibaren bu düzeni nasıl sürdüreceğini, düzendeki görevini, nerede, ne zaman, nasıl davranması gerektiğini bilir. Üstelik bu canlıları yönlendiren, onlara neler yapmaları gerektiğini bildiren başka arılar yoktur. Bu canlılar hiçbir eğitim de almazlar ama son derece disiplinli bir şekilde görevlerini yerine getirirler. Çünkü arılar bu özelliklerle birlikte Allah tarafından yaratılmışlardır. Daha önce Nahl Suresi’nde de gördüğümüz gibi Allah onlara yapacakları işi "ilham etmiştir". Karanlık bir kovanda on binlercesi birarada yaşayan arıların aralarındaki düzeni ve kusursuz disiplini sağlayan, sonsuz bir güç ve ilim sahibi olan Allah’tır.

KOVANIN EN ÇALIŞKAN ELEMANLARI: İŞÇİ ARILAR

Kovandaki işlerin aksamamasında ve düzenin sağlanmasında en büyük etken işçi arılardır. Sayının çokluğu nedeniyle arı kovanlarında yapılması gereken çok fazla iş vardır. Yavru arıların bakımı, temizlik, beslenme, yiyecek toplama ve depolama, güvenlik gibi pek çok işten işçi arılar sorumludur. Kraliçe gibi dişi olan işçi arılar hücrelerinden çıkar çıkmaz, büyük bir hızla kovanın işlerine koyulurlar. İşçi arıların görevlerinin detaylarına geçmeden önce, yaptıkları belli başlı işler şöyle maddelendirilebilir:

1. Kovanın temizliği

2. Arı larvalarının ve yavrularının bakımı

3. Kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi

4. Bal yapılması

5. Peteklerin inşası ve onarım işleri

6. Kovanın havalandırılması

7. Kovanın güvenliği

8. Nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve depolanması

On binlerce arının yaşadığı kovandaki düzen, her bireyin üzerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmesi ile sağlanmaktadır. Peki kovanda nasıl bir düzen vardır? Arılardaki görev dağılımı nasıldır ve neye göre belirlenmektedir?

Bu soruların cevaplarını araştıran Alman böcek bilimci Gustav Rosch yaptığı bir dizi deney sonucunda, işçi arıların kovanda aldıkları görevlerin yaşlarıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiştir. Buna göre işçi arılar hayatlarının ilk 3 haftasında birbirinden tamamen farklı görevler alırlar.14 Bu dönemler;

- Birinci dönem: 1. ve 2. gün

- İkinci dönem: 3-9. günler

- Üçüncü dönem: 10-16. günler

- Dördüncü dönem: 17-20. günler

- Beşinci dönem: 21. gün ve sonrası olarak gruplanabilir.

Gerçekte arıların görevlerinin belirlenmesinde sadece yaş etken değildir. Her arının belli sorumlulukları olmasına rağmen acil durumlarda arılar hemen görevlerinde değişiklik yapabilirler. Bu, arı kovanı gibi kalabalık bir topluluk için son derece önemli bir avantajdır. Eğer arılar arasındaki görev dağılımı katı kurallara bağlı olsaydı, beklenmeyen bir olayla karşılaşıldığında koloni zor durumda kalabilirdi. Örneğin kovana büyük bir saldırı olduğunda sadece gardiyan arılar savaşa katılsalardı, diğerleri kendi işlerine devam etselerdi elbette ki bu kovan açısından tehlikeli olurdu. Oysa böyle bir durumda koloninin büyük bir bölümü savunmaya katılır ve öncelikle kovan güvenli hale getirilir.

Aslında arıların ani görev değişimleri sağlık konusunda görev yapan bir kişinin, birdenbire mimarlık ya da mühendislik yapar hale gelmesinden farklı değildir. Burada bir karşılaştırma yapalım ve öncelikle insanlar için düşünelim. Değişik konularda görev alabilen kişiler zeki olarak nitelendirilirler. Bir insan için normal olan bu özellikler bir böcek için söz konusu olduğunda elbette durum değişmektedir. Çünkü insanlar değişik alanlarda eğitim alarak ya da belli bir tecrübe neticesinde bir bilgi birikimi ve deneyim kazanabilirler. Ama burada söz konusu olan arılardır. Arıların yetenekleri ve bilgi birikimleridir. Bunun olağanüstü bir durum olduğu açıktır. Bu durumda şu soruyu sormak gerekir: Arılardaki bilgi birikimi ve yeteneklerin açıklaması nedir? Onlara kim tarafından verilmiştir?

Arılardaki bu yeteneklerin nedeni evrim teorisi savunucularına göre ya tesadüflerdir ya da "tabiat ana"nın onlara bir hediyesidir. Evrimciler doğa ya da tabiat ana olarak nitelendirdikleri gücün arıları usta birer mimar, usta birer bakıcı, usta birer bal üreticisi haline getirdiğini iddia ederler. Oysa kuşların, böceklerin, sürüngenlerin, ağaçların, taşların, çimenlerin, çiçeklerin oluşturduğu "doğa " kavramı tesadüfleri kullanarak bir arı meydana getiremez. Bir arının kanadını, arılardaki peteklerin hepsini aynı ölçülerde altıgenlerden yapabilecek bir yeteneği, arıların üreme sistemini kısacası arının tek bir vücut parçasını bile yaratamaz. Çünkü doğanın kendisi de Allah tarafından yaratılmıştır. Doğayı oluşturan her parça tüm detaylarıyla birlikte Allah tarafından tasarlanmıştır.

Arılar da yeryüzündeki bütün canlılar gibi Allah’ın ilhamıyla hareket ederler. Yaptıkları bilinçli hareketlerin, sahip oldukları yeteneklerin tek kaynağı budur.

Çok sayıda arının yaşadığı bir kovandaki hemen hemen tüm işlerden işçi arılar sorumludur. Kovandaki düzen de işçi arıların üzerlerine düşen sorumlulukları tam olarak yerine getirmeleri ile sağlanır. On binlerce arıya nasıl davranacaklarını ilham eden, herşeyden haberdar olan Allah’tır.

1.özet

06 Kasım 2007

1.Özet

Bu projenin amacı günümüz telekomünikasyon yapısını ve ihtiyaçlar doğrultusunda bu yapının gelişmesini anlatmaktır. Bu yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek yapı olarak B-ISDN kapsamında ATM teknolojisi ele alınmıştır. ATM protokolü kendine has katman yapısı ve anahtarlama teknolojisini içermektedir. ATM’de veri iletişiminde hücre adında özel bir yapıya sahip paketler kullanılmaktadır. ATM, kendine has topolojisinin yanında varolan sistemlerle de uyumludur.

2.Giriş

Bilgisayar teknolojisinin ve dolayısıyla bilgisayar ağlarının büyük bir hızla gelişmesi sonucu, bilgisayarların kullanım amaçları ve üstlendikleri hizmetler eskisine oranla çok daha geniş bir alana yayılmıştır. Bu gelişime paralel olarak da yeni kullanım alanları doğmuş ancak bir süre sonra varolan yapılar bu yeni taleplere karşılık veremez hale gelmişlerdir. Şu anda ihtiyaç duyulan pek çok servis (ses, görüntü, klasik veri iletimi, interaktif servisler vb.) yüksek hızlarda iletim kapasitesi gerektirmektedir.

Veri iletişiminde ortaya çıkan ilerlemeler (VLSI-Very Large Scale Integration, fiber optik ve anahtarlama teknolojilerindeki gelişmeler) bu ihtiyaçlara cevap verebilecek B-ISDN yapısının oluşmasına imkan sağlamıştır.

ITU-T (International Telecommunication Union), B-ISDN için transfer modu olarak ATM’i önermiştir. ATM ve B-ISDN teknolojisi aynı zamanda varolan sistemlere de adapte edilebilir olması açısından da avantajlıdır.

3.-GÜNÜMÜZ TELEKOMUNİKASYON ALTYAPISI ve B-ISDN

Bugünün telekomunikasyon ağlarının herbiri spesifik hizmetler vermek üzere tasarlanmıştır. Bunun anlamı, herbir telekomunikasyon hizmeti için en az bir ağın olması ve bu ağların hedeflediği spesifik servisi sağlamak amacıyla tasarlanıp çalıştırıldıklarından dolayı, çoğunlukla başka amaçlar için kullanılmaya uygun olmamalarıdır. Örneğin, X.25 veri iletişimi ağları uçtan uca gecikme ve kayma değerlerinin kontrol edilememesi nedeniyle, gerçek zamanlı ses iletişimi için uygun değildirler. Ayrıca, bir ağ içinde, belli zamanlarda boş duran birtakım kaynaklar da başka amaçlar için kullanılamamaktadır. (Örneğin, varolan telefon ağlarının TV yayını için uygun olmamaları sebebiyle günün geç saatlerinde ses iletim ihtiyacının düşük olmasına rağmen, kablolu TV yayını için kullanılamaması.)

Sonuçta birbirinden bağımsız ve farklı birçok iletişim ağı ortaya çıkmış ve bu durum, ağların kullanım esnekliğini ve etkinliğini düşürmüştür. Buna paralel olarak da bu tür ağların tasarım, bakım, üretim maliyetleri de yükselmiştir. Bu ağlara örnek verecek olursak :

• Düşük hızlarda (300 kb/sn) bilgi transferi sağlayan teleks ağları,

• POTS (Plain Old Telepnone Service) adıyla da bilinen ve PSTN (Public Switched Telephone Network – Anahtarlamalı Telefon Ağı ) üzerinden sağlanan iki yönlü ses iletişimi için tasarlanan ağlar,

• X.25 ve benzeri PSDN (Public Switched Data Networks ) paket anahtarlamalı veri ağları,

• CATV (Community Antenna TV), kablolu televizyon ağları,

• LAN (Local Area Networks ), yerel iletişim ağları

Yukarıda örnek verdiğimiz telekomunikasyon ağları ve varolan ihtiyaçlar gözönüne alındığında, bu altyapının yetersiz kalacağı açıktır. Özellikle gelecekte kullanılması düşünülen video-telefon, video-konferans, video-kütüphane ve benzeri servisleri düşünürsek, bu tür ihtiyaçları karşılayacak iletişim ağlarının servis türünden bağımsız, genişbantlı tek bir ağ olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Bu alandaki çalışmalar seksenli yılların başlarında başlatılmış ve ISDN (Integrated Switched Digital Networks) olarak adlandırılmıştır (Şu anda N-ISDN Narrowband ISDN olarak anılmaktadır). Bu ağların bant genişliğinin arttırılmasıyla hertürlü ses, veri, hareketli video ve yüksek çözünürlükte TV iletiminin entegre edilmesi sağlanmış ve gelişen yapı B-ISDN (Broadband ISDN) olarak adlandırılmıştır.

B-ISDN yapısını olanaklı kılan faktörler, fiber-optik teknolojisinin gelişerek iletişim hatlarında geniş çapta kullanılır olması ve yarı iletken teknolojisinde sağlanan ilerlemeler olarak gösterilebilir. Böylelikle, yeni geliştirilen yapıda, iletim ortamının daha güvenilir olması ve hata kontrolunun ağ içinde yapılması gerekliliğinin ortadan kalkması ile daha etkin ve maliyeti düşük yeni bir aktarım biçimi kullanılabilmiştir. İşte bu yeni teknoloji ATM (Asynchronous Transfer Mode) olarak adlandırılmaktadır.

ITU-T (Eski adıyla CCITT) tarafından da yapılan araştırmalar sonucu 1988 yılında ATM’ in B-ISDN için en uygun aktarım protokolu oldugu belirlenmiştir.

ITU-T tarafından B-ISDN yapısı ile verilmesi düşünülen hizmetler şöyle sıralanabilir:

• HDTV(High Definition TV) Yüksek çözünürlüklü TV servisleri,

• Videokonferans servisleri,

• İstek üzerine video (Video on Demand) servisleri,

• Karşılıklı iletişime dayalı (interaktif) servisler,

• Mesaj servisleri,

• Veri transfer servisleri.

4.-ATM NEDİR ?

Her türden veriyi yüksek hızlarda taşıyabilen anahtarlanmış, hücre tabanlı aktarım protokolüdür. ATM her türden network trafiğini (veri, ses video ve TV sinyalleri) 53-byte’lık hücreler halinde iletir.

4.1-ATM Anahtarlamanın Tarihçesi

ATM’in başlangıcından bu yana gelişimi Şekil-1’de görülmektedir :

Şekil-1

4.2-Transfer Modları

Transfer modu, bir telekomunikasyon ağında kullanılan iletim (transmission), çoklama (multiplexing) ve anahtarlama (switching) tekniklerinin toplamına verilen isimdir. Network dünyasında transfer modu konusunda temel olarak iki kutup bulunmaktadır. Bunlar devre anahtarlama ve paket anahtarlamadır.

Devre ve paket anahtarlama belirtildiği gibi iki uç noktadır ve birbirlerine karşı avantaj ve dezavantajlara sahiptirler. Zamanla bu iki zıt yöntemin de diğer yöntemin avantajlarını kullanan varyasyonları ortaya çıkmıştır. Aşağıda bu metodların başlıca açıklamaları bulunmaktadır.

4.2.1-Devre Anahtarlama (Circuit Switching):

Bu transfer modu özellikle telefon ağlarında kullanılır. N-ISDN ‘de de bu yöntem kullanılmaktadır.

Devre anahtarlamanın temeli, bir iletim sırasında sadece ilgili bağlantı tarafından kullanılabilen adanmış sabit kapasiteli bir kanal oluşturmaktır.

Belirli zaman aralıklarında (125 µs gibi) sabit uzunlukta bit kümeleri gönderilir (8 bit, 1000 bit gibi). Bu kümelerin her birine ‘time slot’ denir ve bunlar birleştirilerek çerçeveleri (frame) oluştururlar. (Çerçeveler de belirli aralıklarda tekrarlanır. Bu çerçevelerin içindeki her time slot, devam ettiği sürece belirli bir bağlantıya adanır. Ancak bağlantı kapatıldığında ilgili slot başka bir uygulamanın kullanımına sunulabilir.) Pür hat anahtarlamalı sistemlerde her time slot’un barındırabileceği bit miktarı aynıdır ve sabittir. Yani her servis için sabit bir bit hızı vardır.

Devre anahtarlamalı sistemlerde bir hat, bağlantı boyunca bir uygulamaya adandığından dolayı sistemde oluşacak gecikmeler ancak iletim hattındaki yayılma gecikmesine bağlıdır.

4.2.2-Multirate Circuit Switching:

Devre anahtarlamasının kısıtlamalarını ortadan kaldırmak için tasarlanan bu yöntemde, bir bağlantı için birden fazla time slot kullanılabilmektedir. Ancak birden fazla time slot kullanılırsa bunların senkronize edilmesi zorunluluğu ortaya çıkar.

Başka bir problem de ‘basic rate’in seçilmesindedir. Eğer bu değer büyük seçilirse (örneğin 2 Mbit/s) küçük hat genişliği gerektiren servisler (ses 64 kbit/s) gereksiz yere kaynak tüketmiş olacaklardır. Bu değer küçük seçilirse de (1 kbit/s) büyük bant genişliği gerektiren servisler (HDTV 144 Mbit/s) için çok fazla miktarda kanalın kontrol edilmesi gerekecektir; bu da işleri çok karmaşık hale getirir. Bu soruna üretilen çözüm ise bir çerçeveyi farklı bit oranları olan slotlara bölmektir.

Böyle bir sistemde her farklı time slot için özel bir tür anahtar kullanılmalıdır (farklı bit rate’lerden dolayı). Abonenin gelen/giden bilgisi anahtarlara/anahtarlardan yönlendirilmeden önce multiplex/demultiplex işleminden geçirilmelidirler (Bu işlem farklı bit rate’deki kanalların ilgili anahtara yönlendirilmesi için yapılır).

Farklı bit rate’ler kullanılabilmesine karşın bunların sabit değerler olmasından dolayı, servislerin ihtiyaçlarında oluşacak değişikliklere karşı esnek olması beklenemez (Bant genişliği ihtiyacının artması, sıkıştırma teknolojisindeki gelişmelerden dolayı ihtiyacın azalması vb.).

Bu sistemler doğal olarak hat anahtarlamanın dezavantajlarını da içerirler (Kaynakların ihtiyaç dışında meşgul edilmesi vb.).

4.2.3-Paket Anahtarlama (Packet Switching):

Bu transfer modunda kullanıcının bilgileri paketler halinde taşınır. Bu paketlerde kullanıcının bilgisine ek olarak başlık (header) denen ve yönlendirme (routing), hata kontrol ve akış kontrol için kullanılan bilgileri içeren saha da bulunur.

Eski bağlantıların güvenliği düşük olduğundan dolayı bu tip sistemlerde ileri düzeyde hata kontrolü yapılır (İçinden geçilen her node’da paket içeriği, hatalara karşı kontrol edilir…). Her node ‘da hatalı paketler için tekrar gönderim isteği yapılır.(ARQ -Automatic Repeat Request)

Paket boyutları değişkendir. Dolayısıyla kompleks akış kontrolü gerektirirler. Ancak iletişim hızı düşük olduğundan bu pek sorun yaratmamaktadır.Protokollerin karmaşıklığından ve tekrar gönderme işleminden dolayı yüksek hız gerektiren servislerde ve gerçek zamanlı uygulamalarda pek kullanılmazlar.

4.2.4-Frame Relaying:

Frame Relaying, iletim hatlarının güvenilirliği nedeniyle, ağ içinde paket anahtarlamalı sistemlere (X.25) oranla daha az fonksiyonelliğe sahiptir (Daha kısıtlı hata kontrol ve düzeltme yapılır). Bu da ağ içi anahtarlama noktalarında daha hızlı bilgi işleme imkanı sağlar.

Paketlerin tekrar gönderimi ancak uç noktalar arasında yapılır (yani aradaki node’lar paketlerin tekrar gönderimini istemez). Buna karşın node’larda paketler hala hatalara karşı kontrol edilirler. Bunun nedeni hatalı paketlerin iletimine devam edilmesinin bir anlamının olmamasıdır.

4.2.5-Cell Relaying(Fast Packet Switching-ATM):

Fast Packet Switching (ATM), birçok varyasyonu içeren bir kavramdır. Ancak bunların temel karakteristiği aynıdır: Ağda minimum fonksiyonellikle paket anahtarlama.

Gönderici ve alıcı arasında bir senkronizasyon yoktur. Senkronizasyon, gerektiğinde boş paketlerin eklenip çıkarılmasıyla sağlanabilir.

ATM’de ağ içinde CRC ya da ARQ türünden hata kontrol fonksiyonları yoktur. Hat anahtarlamada olduğu gibi hataların düzeltilmesi uç noktalardaki protokollere bırakılmıştır.

ATM ‘in Frame Relay’den en önemli farkı, ATM’de verilerin sabit ve küçük boyutlu paketler (hücreler) halinde iletilmesidir. Frame Relay de ise paket boyu değişkendir.

5.-ATM HÜCRE YAPISI

ATM’de bilgi aktarımı için kullanılan temel birim 53 byte’lık sabit uzunlukta olan ve hücre (cell) olarak adlandırılan özel bir tür pakettir. Hücrelerin ilk 5 byte’lık kısmı başlık (header) olarak adlandırılır ve hücrenin ağ içinde ilerleyebilmesi için gerekli olan temel bilgileri taşır. (Paket anahtarlama yönteminde bulunan ve ileri düzeyde fonksiyonellik sağlayan alanlar hücre başlıklarında olabildiğince azaltılmıştır). Başlığın fonksiyonelliğinin düşük düzeyde tutulması da ATM anahtarlarına yüksek hızda işlem yapma imkanı verir. Geriye kalan 48 byte ise iletilecek olan bilgiyi içerir.

5.1- ATM’deki Hücre Tipleri

Unassigned Cells: Trafik olmadığı durumda, ATM tabakası tarafından gönderilen boş paketlerdir. Bantgenişliğini doldurmak veya senkronizasyon amaçlı kullanılırlar. Aynı zamanda IDLE hücreleri vardır. Bu hücrelerin özelliği fiziksel tabaka tarafından yaratılmalarıdır. ATM tabakasına çıkmazlar, fiziksel katmanlar arasındaki senkronizasyonda kullanılırlar.

Meta-Signaling Cells: Ağ ile bir oturum kurmakta ve oturum servislerini saptamada kullanılırlar.

General Broadcast Cells: UNI’deki tüm istasyonlara gönderilen paketleri belirlerler.

Point-to-Point Signaling Cells: ATM tabakasında noktadan noktaya bağlantı sağlayan UNI veya NNI arayüzü hücrelerini belirlerler.

F4 ve F5 Hüceleri: Sırasıyla VP ve VC bakım hücrelerini belirlerler.

Resource Management Cells: VC üzerinde hızlı kaynak yönetimi için ayrılmışlardır.

ILMI (Interim Local Management Interface) Cells: ATM kullanıcı aygıtlarının durumlarını ve UNI’deki VP ile VC konfigürasyonu ile ilgili bilgileri taşırlar.

5.2-Neden Sabit Uzunluk ?

Bir sistemde sabit uzunlukta hücreler kullanıldığında etkinlik, gönderilecek bilginin uzunluğuna göre değişir. Eğer gönderilecek bilgi küçük miktarlardaysa ve hücrelere bölündüğünde son hücrede büyük oranda (30-40 byte) boşluk kalıyorsa bu iletişimdeki oranı pek yüksek olmaz. Ancak gönderilecek bilgi 48 byte’ın tam katıysa yani hücrelerin hepsi tamamen doluysa maximum etkinliğe (%90.5) ulaşılabilir. (Maximum etkinliğin %90.5 olmasının sebebi gönderilen 53 bytelik her hücrenin 5 byte’ının başlığa ayrılmış olmasıdır. 48/53=0.905…)

Değişken uzunlukta hücreler kullanılınca sistemde neredeyse %100 ’lük etkinliğe ulaşılır. Ancak, farklı uzunluktaki paketlerin kuyruklama için buffer’da etkin olarak saklanması oldukça zordur ve komplike algoritmalar gerektirir. Bu kompleks buffer işlemleri de yüksek hız gerektirir. Bu tür pratik nedenlerden dolayı degişken uzunlukta hücre kullanımı engellenmiştir.

Sabit uzunluktaki hücrelerde kalan boşluklar sistem etkinliğine olumsuz yönde etki eder, ancak B-ISDN’de sunulacak servislerin zaten yüksek miktarda bilgi iletimine ihtiyaç duyması bu olumsuzluğu ortadan kaldırır.

5.3-Neden 53 Byte ?

Hücre boyunun seçilmesinde farklı faktörler rol oynamıştır. Uzun bilgi alanları iletimin etkinliğini artırır. Çünkü her başlıkla beraber gönderilen bilginin miktarı artar ve böylece başlıklardan kaynaklanan overhead’ın oranı azalır.Ancak bilgi alanının boyu arttıkça paketleme sırasındaki gecikme de (packetization delay) artar. Uzun hücreler kullanıldığında ağ içindeki gecikmenin de belirli limitleri aşması daha kolay olur (Örneğin telefon görüşmeleri için bu gecikme sınırı 25 ms’dir). Bu da ses iletiminde yankı önleyicilerin kullanılmasını zorunlu kılar. Ayrıca uzun hücreler anahtarlarda kullanılan geçici depolama alanlarının büyük olmasını gerektirir. (Hücre kayıplarını önlemek için kuyruklar hücre boyutundan bağımsız olarak belli miktarda hücreyi saklayabilecek kapasitede olmalıdırlar)

Bütün bu etkenler göz önüne alınarak hücredeki bilgi sahasının boyunun 32 ya da 64 byte civarında olması öngörülmüştür (Avrupa ses iletimindeki kolaylığından dolayı 32, Amerika ve Japonya ise etkinliğinden dolayı 64 byte’lık boyutlarda ısrar etmişlerdir). Sonuçta 48 byte bilgi + 5 byte başlık olmak üzere 53 byte hücre boyutu olarak kabul edilmiştir.

6.-ATM KATMANLARI

ATM ‘in üzerinde kurulduğu fiziksel tabaka yapısı SONET/SDH, DS3 veya FDDI olabilir. ATM, fiziksel ortamdan bağımsızdır ancak geniş tabanlı genel taşıyıcı olarak, eş zamanlı bir iletim yapısı olan SONET (Synchronous Optical Network) tercih edilir. SONET Bellcore tarafından üretilmiş ve ANSI (American National Standards Institue) tarafından standartlaştırılmıştır. SONET, fiber kablo üzerinde yüksek hızda dijital sinyal iletimini sağlamak için tasarlanmıştır. Verileri 51.84 Mbps hızda taşımak için standart çoklama biçimini kullanır. Ayrıca optik sinyal standardını, farklı kaynaklardan karşılıklı bağlantı için kullanır. Geniş işlem yapma, yönetim ve bakım özelllikleri vardır. Esnek yapısıyla, gelecekte varolacak yeni teknolojilere ayak uydurabilir.

Fiziksel tabakanın üzerinde ise ATM ve AAL (ATM Adaptation Layer) olmak üzere iki tabaka bulunur. AAL, ATM ile diğer katmanlar arasında arayüz görevini yürütür. AAL, CS (Convergence Sublayer) ve SAR (Segmentation and Reassembly Sublayer) den oluşur. SAR farklı uzunluk ve formattaki PDU (Protocol Data Unit) ‘ları (yani iletilecek veri paketlerini) 48 okteklik (sekizlik) parçalara ayırır. CS’nin fonksiyonları AAL tarafından işlenen trafiğin tipine göre değişir.

Gönderici taraftaki ATM tabakasında, SAR’dan gelen 48 sekizlik bilgiye 5 byte’lık hücre başlığını ekler. Ağ içindeki anahtarlardaki ATM tabakaları VPI ve VCI bilgilerini kullanarak yönlendirme işlemlerini gerçekleştirir. Alıcıdaki ATM tabakası 5 byte’lık başlık bilgisini çıkarır ve AAL’ e iletir.

6.1- AAL Katmanı Tarafından Desteklenen Trafik Sınıfları

ATM AAL katmanı, değişik trafik tiplerini desteklemek için 5 tane değişik trafik sınıfına sahiptir. Her trafik tipi için kaynak ve varış noktaları arasında herhangi bir zaman ilişkisi olmasının gerekip gerekmediği, bit hızının karakteristiği ve bağlantı uyumlu olup olmadığı, trafik tipleri için birbirinden farklıdır.

6.2 -AAL Tipleri

AAL, trafik tiplerini desteklemek amacıyla AAL farklı protokolllere sahiptir.

6.2.1-AAL-1

A Sınıf trafiği destekler ve PDU yapısı 48 sekizlikten oluşur. Payload(Kullanıcı Verisi), 46 veya 47 sekizlik olabilmektedir. SNP (Sequence Number Protection), SN üzerinde hata kontrolü yapar. SNP sahası, ancak 1 bitlik hataları düzeltebilmektedir. Payload ise CSI (Convergence Sublayer Indication) , işaretci sahanın kullanıp kullanılmayacağını gösterir. CSI’nın sıfır olması işaretçinin kullanılmadığını ve kullanıcı verisinin 47 sekizlik olduğunu gösterir. İşaretçi, verilerin hücre içinde yerleşimini tutmaktadır.

6.2.2- AAL –2

Sınıf-B trafiğini destekleyen protokoldür. Başlık kısmında SN (Sequence Number) ve IT (Information Type) bulunur. IT sahası, BOM (Beginning Of Message), COM (Continuation of Message) ve EOM (End Of Message) sahalarından oluşur. Kuyruk kısmında, LI (Length Indicator) sahası Payload sahasındaki sekizlik sayısını tutar, CRC’de hata kontrolünde kullanılır.

6.2.3 – AAL-3/4

İlk olarak, bağlantı uyumlu VBR trafiğini destekleyen AAL-3 ve bağlantısız VBR trafiği için AAL-4 protokolleri tanımlandı. Sonra bu iki tip birleştirilerek, AAL-3/4 protokolü tanımlandı.

SN, IT, LI ve CRC sahaları AAL-2 protokolünde kullanılan yapıyla aynıdır, ama AAL-3/4 ‘te bu sahaların uzunlukları bellidir. MID (Message IDentification) sahası, belli bir bağlantıdan gelen trafiğin birleştirilmesinde kullanılır.

6.2.4- AAL-5

Forum tarafından yüksek hızda, bağlantı uyumlu servis kullanıcılarına hizmet veren, az overhead’e sahip, hata bulma oranı yüksek olan protokoldur. Frame Relay trafiğinde uygundur.

6.2.5-AAL-6

ATM-Forum tarafından ortaya çıkarılan, MPEG kodlu video için tanımlanacaktır.

Şekil-2 : B-ISDN protokol katmanları ve üstlendikleri görevler görünmektedir.

7.-ATM’DE BAĞLANTI YAPISI

ATM’de mantıksal bağlantılar, sanal kanal bağlantıları (VCC-Virtual Channel Connection) olarak adlandırılır. VCC, B-ISDN ‘in en temel birimidir. Bir VCC , iki son kullanıcı arasında ağ aracılığıyla kurulur. Değişken oranlarda (variable rate), sabit boyutlu hücreler full-duplex (çift yönlü) akışla bağlantı üzerinden taşınır. VCC ‘ler aynı zamanda kullanıcı-network exchange (kontrol sinyalleme) ve network-network exchange (network yönetimi ve yönlendirme ) için kullanılır. Şekil-3’te sanal bir ATM bağlantısının kesiti gorulmektedir

Şekil-3

Sanal yol (VP-Virtual Path) kavramı, yüksek hızlı ağlarda kontrol harcama-larının yüzdesinin bütün network harcamaları içinde yüksek yüzdelere artması sonucu geliştirilmiştir. Sanal yol tekniği, network içinde ortak yolları paylaşan bağlantıları gruplayarak (VPC-Virtual Path Connection) kontrol masraflarını azaltmaya yarar. Network yönetim işlemleri bundan sonra çok sayıdaki bireysel kanallar yerine az sayıdaki bağlantı gruplarına uygulanabilir.

VPC ’lerin kulanımından doğan avantajlar :

 Basitleştirilmiş network mimarisi (Ağ ortamındaki fonksiyonların VPC ve VCC kavramlarına göre sınıflandırılmalarından dolayı işlemler daha basitleşir),

 Artırılmış network performansı ve güvenilirlik (Ağ daha az iletişim birimiyle uğraşır),

 Azaltılmış işlem ve kısa bağlantı kurulma zamanı (Bağlantı işlemlerinin büyük kısmı VPC ilk kez oluşturulurken yapılır. Var olan bir VPC’ye VCC’ler eklemek çok az bir işlem gerektirir),

 Geliştirilmiş ağ servisleri. [2]

ATM’de veri bağlantıları VCI ve VPI ile tanımlandıktan sonra, verilen herhangi bir yöne giden sanal yollar çoklanarak fiziksel hatta verilir. Sanal kanal bağlantıları son kullanıcılar arasında anlamlıdır. Fakat bu bağlantı tanımlayıcıları, hücreler ATM ağı içinde ilerlerken değişebilir. Bu yüzden belli bir VCI değerinin kullanıcı açısından bir önemi yoktur. Sorumluluk ATM ağındadır.

VC ve VP ile oluşan bağlantı yapısı şöyledir: İki kullanıcı için kontrol işlemi tek tek bütün sanal kanallar yerine sadece VP bazında yapılabilir. Yani, bütün kanallar yerine sadece bir yol (path) incelenir.

İki nokta arasında sonuçta oluşan bağlantının tümü Şekil-4 ‘te ifade edimiştir.

Şekil-4

8.-ATM ANAHTARLAMA

ATM anahtarlamasındaki temel fikir mantıksal bir kanaldan anahtara giren bilginin yol üzerindeki bir sonraki noktaya iletilmesi için başka bir ATM kanalına yönlendirilmesidir. Genelde bir anahtardan çıkan çok sayıda mantıksal ATM kanalı olmasından dolayı, yönlendirmeden önce ilgili çıkış kanalı seçilmelidir. Bu seçim, giriş portunun numarasına ve hücrenin VPI, VCI değerlerine bağlı olarak yapılır.

8.1 -ATM Anahtarları

Anahtara ulaşan her hücrenin giriş port numarasına,VPI ve VCI değerlerine bakılır. Ardından, bu değerlerden yararlanılarak yönlendirme tablosundan hücrenin çıkış portu ve yeni VPI, VCI değerleri bulunur. Yeni bulunan VPI ve VCI değerleri; hücre, anahtardan çıkmadan önce başlıktaki eski değerlerin yerlerine yerleştirilir. Sonunda da hücre, tablodan bulunan çıkış portuna yönlendirilir.

Bir anahtara genelde birden çok porttan hücre girdiğinden, bu hücrelerin çıkış portlarının çakışması olasıdır. Böyle bir durumda ilgili çıkış portu boşalıncaya kadar kimi hücreler geçici olarak bir tampon alanda saklanmak zorundadırlar. Bu hücreleri sıraya sokma işlemi kuyruklama olarak adlandırılır.

ATM anahtarları, sanal yol (VP) ve sanal kanal (VC) anahtarları olmak üzere kendi aralarında ikiye ayrılırlar. Sanal yol anahtarları yönlendirme sırasında sadece başlıktaki VPI değerini yenilerler. Halbuki sanal kanal anahtarları başlıktaki hem VPI hem de VCI degerlerini yenilerler.

Anahtarlar için böyle bir ayrıma gidilmesinin nedeni ağ içindeki ara noktalarda yapılan işi azaltarak anahtarlamayı hızlandırmaktır. Ara noktalarda sanal yollar değişmekte ancak bunların içerdiği kanallar aynı kalmaktadır. Böyle durumlarda sadece VPI değerlerini inceleyen bir anahtar kullanmak daha etkin bir yoldur.

Şekil-5 ’te sanal yol ve sanal kanal anahtarlarına örnek görülmektedir.

Şekil-5

Sonuç olarak bir ATM anahtarının temel görevleri aşağıdaki üç maddede toplanabilir:

1. Hücreleri yönlendirmek (routing),

2. Gerektiğinde hücreleri kuyruklamak (queing),

3. Gelen hücrelerin başlıklarındaki VPI ve VCI değerlerini yönlendirme tablosundaki karşılıkları ile değiştirmek.

8.2-ATM Anahtarlarının Performansını Etkileyen Faktörler

Bağlantı Bloklama (Connection Blocking)

Bağlantı bloklama özelliği, anahtardaki bağlantı sayısının ve yükün çok fazla olmasından dolayı giriş portundan gelen bilgilerin bir çıkış portuna yönlendirilememesi durumunda bağlantının reddedilmesi anlamına gelir.

Hücre Kayıpları (Cell Loss)

Eğer anahtar içindeki kuyruklara hücreler çok hızlı ve çok sayıda gelirse, kuyruklarda taşma olacak ve bu da bazı hücrelerin kaybolmasına neden olacaktır. ATM anahtarları tasarımcıları, hücre kaybolma olasılığını 10-8 ile 10-11 arasında tutmaya çalışmaktadır.

Hücre Eklenmeleri (Cell Insertion)

ATM anahtarı içinde bazı hücreler yanlış yönlendirme sonucunda, başka bir mantıksal bağlantıya gidebilirler. Böylece bazı çıkış portlarında gereksiz hücre birikmesi olabilir. Bu tip bir olayın olması olasılığı da 10-11 ile 10-14 arasın tutulmaya çalışılmaktadır.

Anahtarlama Gecikmesi (Switching Delay)

Hücrelerin anahtar içinden geçerken mümkün olduğunca hızlı geçmesi gerekmektedir. Aksi halde, gecikme duyarlı gerçek zamanlı verilerin iletiminde sorunlarla karşılaşılacaktır. Bu gecikmeler, 10 ve 1000 ms arasında değerler alabilmektedir. Bu değerler birtakım olasılıklarla birlikte de verilebilmektedir. Örneğin, 10-10 değerinde 100 ms gecikme sözü, “anahtardaki gecikmenin 100 ms’den fazla olması olasılığı 10-10 dan azdır” anlamına gelmektedir.

9.-ATM TOPOLOJİSİ

ATM, yapı ve geliştirme bakımından esnek bir topolojiye sahiptir. Bunun yanında varolan ağ topolojilerine uygulanabilir ve etkin bir yapı oluşturulabilir. ATM’in topoloji yapısında iki türlü arabirimden sözedilir. Bunlardan birincisi Public UNI (Public User-to-Network Interface – Genel kullanıcı-ağ arayüzü), bir diğeri ise Private UNI (özel UNI) olarak adlandırılmaktadır.

Şekil-6 ’te ATM ağ topolojisinin genel olarak yapı mantığı verilmiştir

NETWORK

B-TE1-2: Broadband Terminal Equipment

B-NT1-2: Broadband Network Termination

B-TA : Broadband Terminal Adapter

CPE : Customer Premises Equipment

ATM

network

B-L/ET

B-NTI

B-NT2

B-TA

B-TE1/

B-TE2

ATM

endpoint

ATM

endpoint

TA

private ATM

switch

private

UNI

public

UNI

public ATM

switch

CPE

R

SB

TB

UB

NETWORK

Şekil-6

Şekil-7’de ATM’in topoloji yapısı temel alınarak oluşturulmuş örnek bir Yerel Bilgisayar Ağı (LAN) görülmektedir:

Şekil-7

9.1-ATM Yerel Bilgisayar Ağları (ATM LANs) ve ATM LAN

Emulasyonu

ATM gelecekteki genişbant çoklu-ortam servislerinin destekleyecek bir teknolojidir. Bununla beraber, iletişimde IEEE 802 tabanlı yerel ağlar ve bu ağlar üzerinde kullanılan uygulamalar günümüzde oldukça yaygındır. Bu yüzden ATM’in ilk aşamada bir LAN teknolojisi olarak IEEE 802 ağlarıyla uyumlu olması gerekir. Bu uyumun sağlanması için ATM, veri bağlantı katmanı gibi düşünülerek, varolan ağ katmanları, bu yeni bağlantı katmanını destekleyecek şekilde geliştirilmektedir. Böylelikle ATM üzerinde IP ve benzeri diğer protokoller çalışabilmektedir.

Varolan LAN uygulamalarının ATM ağlarında desteklenebilmesi için bir başka çözüm ATM LAN Emulasyonudur. LAN Emulasyonu, bağlantı uyumlu ATM ağları üzerinde bağlantısız IEEE 802 ağları servislerinin nasıl gerçekleştirilebileceği üzerinde durur. Diğer bir deyişle, noktadan noktaya bağlantı sağlayan ATM anahtarının sanal paylaşılmış iletim ortamı görüntüsünü vermesini sağlamaktır. LAN Emulasyonu, ATM uç sistemleri ve ATM-LAN köprülerinde ağ katmanının altında gerçekleşir.

9.1.1-LAN Emulasyonu Mimarisi

LAN emulasyon servisi aşağıdaki birimlerden oluşmuştur:

LAN Emulasyon istemcisi (LAN Emulation Client – LEC)

Bu birim, LAN ile ATM ağı arasındaki köprüdür. Kendilerine bağlı olan LAN’lardan gelen mesajları kabul eder. Eğer mesaj “broadcast” veya “multicast” ise mesajı “BUS” adı verilen ve aşağıda açıklanan birime gönderir.

BUS (Broadcast and Unknown Server)

Bu birim ATM ağına bağlı tüm LEC’ler ile bağlantılıdır. BUS, “broadcast” bir mesaj aldığında, bu mesajı bağlı olduğu tüm LEC’lere gönderir. LEC’ler ise mesajı kendilerine bağlı LAN’lardaki ilgili adreslere ulaştırır. “Multicast” mesajlar ise, BUS tarafından sadece belli bir grup LEC’e yollanır.

LAN Emulasyon Sunucusu (LAN Emulation Server – LES)

LES’in amacı, LE-ARP (LAN Emulation Address Resolution Protocol) desteklemektir. LE-ARP protokolü, bir LEC’in gelen bir MAC (Media Access Control) adresinin içeren başka bir LEC’in ATM adresini bulmasını sağlamaktadır. Bir LEC, bilinmeyen bir çerçeveye (karşılık gelen ATM adresi bilinmeyen bir MAC adresi) rastlandığında LES’e LE-ARP sorgusu gönderir. LES de, bu sorguyu diğer LEC’lere gönderir. Bu sorguyu alan tüm Lec’ler belirtilen MAC adresinin kendilerinde olup olmadığının kontrol eder, eğer kendisinde ise kendi ATM adresini de belirterek, LES’e cevap gönderir. LES de ilgili LEC’e haber vererek adres çözümleme işini bitirir.

10.-ATM ‘İN DEZAVANTAJLARI

ATM pahalı bir teknolojidir. ATM anahtarların liste fiyatları temel konfigürasyon için 9000$ ‘dan başlayarak tam kurulu bir sistemde 350.000$ ‘a kadar çıkan bir çeşitlilik göstermektedir. Fakat yakın bir zamanda bu teknolojinin ucuzlaması ve yaygınlaşması beklenmektedir .

ATM, yeni bir teknoloji olduğundan henüz gerekli donanım ve yazılım desteği yeterli değildir. Bunda en önemli etken standartların oluşmamasıdır. Özellikle yazılım konusunda büyük eksiklikler bulunmaktadır. "ATM teknolojisi henüz olgunlaşma evresindedir. Endüstri uzmanları, olgunlaşması için iki ya da üç yıllık bir süre olduğunu tahmin etmektedir. " [6]

ATM anahtarları, router(Yönlendirici) tarafından verilmekte olan hizmet sınıflarının pek çoğunu kendi yapısı içinde kullanıcılara sunmaktadır. Fakat henüz standartların oluşmaması yüzünden aşağıda sıralanan, router ‘ın yapabildiği fonksiyonları anahtarlar henüz yapamamaktadır .

1. Güvenli WAN Erişimi: Yönlendiriciler diğer ağlara bağlanma konusunda şimdilik tek güvenilir cihazlar olarak kabul edilmektedir.

2. Güvenlik Duvarları(Firewall): Yönlendiriciler network’ün belirli alanları dışında kullanıcı erişimini sınırlama özelliğine sahiptir. Bu, ortaya çıkan bir sorunun ağın başka bir bölümüne intikal etmesini engellemektedir.

3. Çoklu Protokol Desteği: Yönlendiriciler, tipik bir heterojen network’lerde bulunan bütün protokolleri ( IP, IPX, SNA ve Apple Talk gibi) çalıştırabilmektedir.

11.-ATM ‘İN AVANTAJLARI

1. ATM hızla gelişen bir teknolojidir. ITU-T ve ATM Forum, standartlaşma çalışmalarında bulunmaktadır . Gelecekte belirecek talepler şimdiden birçok büyük firmanın bu konuda araştırmalara başlamasına yol açmaktadır. Büyük firmalar bu konuda iş yapan küçük firmaları kendi bünyelerine katarak bu konuda çalışmalarını hızlandırmaktadır. Bay Networks, Cisco ve 3Com gibi büyük Network Firmaları bu pastadan daha büyük bir pay kapabilmek için savaşmaktadır. [6]

2. ATM ile verileri çok büyük hızlarda taşımamız mümkündür. Hızı artırıcı amaçlı olarak hata kontrolü minimum düzeyde tutulur. Bu durumda, hata kontrolü kullanıcının sorumluluğuna bırakılmaktadır.

3. Video, ses, TV, text gibi türlü veri tiplerinin hepsini destekleyen ve bütün ağların bir ortamda entegrasyonu için taban sağlayacak BISDN için ITU-T tarafından switching (anahtarlama) modeli olarak ATM seçilmiştir.

4. ATM, fiziksel (taşıma) ortamından bağımsızdır. Kablolar koaksiyel kablo olabileceği gibi fiber de olabilmektedi. Fiziksel katman olarak SONET tavsiye edilmektedir.

5. ATM var olan sistemlerle uyumludur. Bu, onun her tür ağ ortamıyla sorun olmadan konuşabilmesini sağlamaktadır.

6. ATM, veri iletiminde esnektir. Değişken bit hızlarını destekler niteliktedir.Kullanıcı isteğine göre iletişim hızı belirlenir. "Hatta bazı anahtarlar, kullanıcılara ait bant genişliği de sunabilirler". [6]

ATM ağında hata oranı ve gecikme değeri bildirilerek belli bir kalitede hizmet alınabilir. Bu bilgiler, ağa bağlanıldığında kullanıcı tarafından ağ ortamına bildirilir. İstenilen şey hız ise hata oranı göz önüne alınmayabilir, hata oranı önemliyse o zaman hızdan ödün vermek gerekecektir .

7. ATM, sabit boyutlarda ve küçük hücreleri anahtarladığından ağ kaynaklarını optimum kullanabilir. "Devre anahtarlamadaki gibi devre bütün bağlantı için kapatılmaz. Paket anahtarlama tekniği kullanılarak sadece bilgi transfer edilirken devre kullanılır" [1]. Diğer taraftan anahtarlar, yalnızca iletişimin gerekli olduğu düğümler (nodes) arasında kurduğu bağlantılarla, ağ bant genişliğinin etkin kullanımını sağlamaktadır. [6]

8. ATM ağ yapısı büyümeye elverişlidir.

9. ATM onu yorumlayan firmaya göre bazı değişiklikler taşıyabilir. Belirli şartları sağladıkları sürece değişik ATM -lan’lar birbirleriyle iletişim yapabilirler.

10. ATM istatistiki çoklama tekniğini kullanarak çok kullanıcının veri trafiğini tek bir ağ üzerinde birleştirir. Bunu da en etkin şekilde yapar.

11. ATM anahtarlama, yönlendiricilere göre daha kolay anlaşılır, uygulaması kolay ve daha ekonomik bir çözümdür. Yönlendiricilerin mevcut yazılımlarının düzeyi, karmaşılığı, mimarisi ve fiyatı anahtarlar karşısında devre dışı kalmalarına yol açmaktadır. [6]

12. ATM anahtarları , mevcut ağ ekipmanı üzerinde hiç değişiklik yapmadan ya da çok küçük bazı değişiklikler yaparak ağa eklenebilir.

12.-SONUÇ

B-ISDN teknolojisinin, varolan iletişim ihtiyaçlarının karşılanması ve gelecekte varolabilecek ihtiyaçların karşılanmasına yönelik esnekliği düşünüldüğünde geleceğin iletişim teknolojisi olacağı açıktır. Ancak, bu yapıyı olanaklı kılan ATM altyapısındaki maliyet ve tam standartlaşamama gibi dezavantajlardan dolayı henüz bu teknolojiye tam olarak bir geçiş sağlanamamıştır.

13. KAYNAKÇA

[1] DE PRYCKER, MARTIN ;“Asynchronous Transfer Mode, Solution For Broadband ISDN”, Ellis Harwood, 1993

[2] STALLINGS, William ;“Networking Standards A Guide to OSI, ISDN, LAN and MAN Standards”

[3] ERDUR, Cenk ; “İleri Bilgisayar Ağları ATM Semineri Raporu” , 20.5.96

[4] ATEŞ, Ahmet Feyzi ; “B-ISDN, ATM ve Diğer Gelişen Teknolojiler “, 27.5.96

[5] ÇIMENSEL, Ahmet ; “ATM Networks Semineri (Bölüm1)” , 13.5.96

[6] STEPHEN, P. Klett Jr. ; ComputerWorld Dergisi Sayı 298 , Sayfa 43-48 , 1995

[7] GAGE, Beth ; ComputerWorld Dergisi Sayı 305 , Sayfa 27-37 , 1995

[8] Çeşitli Internet Kaynakları (Başlangıç Noktası -“http://www.yahoo.com”)

[9] EBRAHIM, Zahir ; “A Brief Tutorial on ATM“

14.-EK-Mini Sözlük

* AAL: ATM Adaptation Layer

* ANSA: Advanced Networked Systems Architecture

* ASIC: Application Specific Integrated Circuit

* ATM: Asynchronous Transfer Mode

* AUU: ATM User User indication, "the bit", end of AAL5 block marker

* AVA: ATM Video Adaptor

* B-ISDN: Broadband Integrated Services Digital Network

* CAC: Connection Admission Control

* CBR: Constant Bit Rate

* CCITT: Comitée Consultatif International Télégraphique et Téléphonique

(now the ITU-TS)

* CLP: Cell Loss Priority (a bit in a B-ISDN cell header)

* CRC: Cyclical Redundancy Check

* DAN: Desk Area Network

* E1: 2 Mbit/sec

* E2: 8 Mbit/sec

* E3: 34 Mbit/sec

* EATM: EISA ATM (an adaptor)

* EDL: Ethernet Data Link

* FDDI: Fiber Distributed Data Interface

* FAS: Framing and Sequencing

* FIFO: First In First Out

* GFC: Generic Flow Control (a 4 bit field in a B-ISDN cell header)

* H.261: A constant bit rate video compression standard.

* HEC: Header Error Check (an 8 bit CRC in a B-ISDN cell)

* IOC: Input Output Controller

* IP: Internet Protocol

* ISDN: Integrated Services Digital Network

* ISO: International Standards Organisation

* ITU: International Telecommunication Union

* LAN: Local Area Network

* MAC: Media Access Control

* MAN: Metropolitan Area Network

* MPEG: Motion Picture Experts Group (a video compression standard)

* NOSSDAV: Network and Operating System Support for Digital Audio and

Video ("nose dive")

* NNI: Network Network Interface

* OC3: 155 Mbit/sec

* OC12: 622 Mbit/sec

* OSI: Open Systems Interconnection

* PDU: Protocol Data Unit (a packet)

* PLT: Payload Type (a 3 bit field in a B-ISDN cell header)

* PTM: Packet Transfer Mode

* Q.93B: The Standard (i.e. awful) ATM signalling protocol

* QOS: Quality of Service

* SAR: Segmentation and Reassembly

* SDH: Synchronous Digital Hierarchy

* SDU: Service Data Unit (a packet)

* SOC: Start of Cell

* SONET: Synchronous Optical Network

* SPROING:To Break

* STM: Synchronous Transfer Mode

* STS1: 155 Mbit/sec

* STS4: 622 Mbit/sec

* T1: 1.5 Mbit/sec

* T3: 45 Mbit/sec

* TDM: Time Division Multiplexing

* UNI: User Network Interface

* VC: Virtual Channel or Virtual Circuit

* VCI: Virtual Circuit Identifier (also Virtual Channel Identifier)

* VP: Virtual Path

* VPI: Virtual Path Identifier

* WAN: Wide Area Network

Atm

06 Kasım 2007

ATM

1.1 Telekomünikasyonun Baslangici

Iletisim denildiginde, bilginin degisimi veya bilginin dagitimi anlasilmaktadir. Mesaj ise degistirilen veya dagitilan bilgidir. Önceleri haberlesebilmek için insanlarin yanyana gelmeleri gerekmekteydi. Yazinin bulunmasiyla mesajlarin bir yerden baska bir yere ulastirilabilmesi mümkün hale geldi. Bu da telekomünikasyon olarak bilinen uzaktan iletisimi mümkün hale getirdi. Çok önceleri, telekomünikasyon, mesaji tasiyan kisinin hizina ve gidebilecegi uzakliga bagli iken telgraf ve telefonun bulunmasiyla elektronik iletisime geçildi. Böylece uzaklik ve zaman kavramlari ortadan kaldirilmis oldu.

Telekomünikasyon denildiginde genellikle uzaktan yapilan iletisimde kullanilan teknoloji anlasilmaktadir. Ancak bu tanim, daha genis anlamlari da kapsamaktadir. Bu ayni zamanda kullanicilar arasinda degistirilen bilgilerin tasindigi ortamlari, kullanicilari birbirlerine baglayan yollari ve herhangi bir yerde yaratilan bilginin bir baska yerde kullanilabilmesini saglayan teknolojiyi de ifade eder.

Bu bölümde mesaj ve data ortaklasa kullanilmaktadir. Iki nokta arasinda bir mesajin tasinabilmesi için üç bilesene gerek duyulur.

Bunlar;

1. Mesaji yaratan kaynak,

2. Mesajin tasinacagi Iletim ortami (veya iletisim yolu),

3. Mesajin alicisi

Olarak tanimlanabilir.

Mesaj kaynaktan aliciya ulastirilmadan önce bazi önemli konularin çözülmesi gerekmektedir. Bunlardan birincisi, verici ile alici arasinda kullanilacak iletim yöntemi, ikincisi mesajin iletiminde kullanilacak teknik ve ücüncüsü ise vericinin, sebekeye erismekte kullanacagi kontrol tipidir.

1.1.1 Iletim Yöntemi

Verici tarafindan bir mesaj iletildigi zaman alici tarafda, hangi bilginin iletildiginin belirlenebilmesi için bazi aygitlarin bulunmasi gerekmektedir. Iki tür iletim yöntemi kullanilmaktadir. Bunlar eszamanli ( synchronous) ve eszamansiz (asynchronous) iletim yöntemeleridir. Es zamansiz iletim yöntemi, mesajlarin klavye benzeri aygitlarla üretildigi uygulamalarda kullanilir. Bu iletim yönteminde datalar bagimsiz karekterlerden olusur ve herbirinde baslangiç ve bitis bitleri bulunur. Baslama ve bitis bitleri, alici tarafta eszamanlama amaciyla kullanilir. Bu eszamalama gereksinimi, karekterler arasinda geçen zamanin bilinememesinden kaynaklanmaktadir. Dolayisiyla alici uzunca bir süre hiç bir data almadan beklemek durumunda olacaktir. Baslangiç biti aliciyi uyarir ve bitis biti alindiginda alici bekleme durumuna geçer.

Genel olarak eszamsiz iletim yöntemi, karekterler arasindaki zaman araliginin belli olmadigi durumlarda kullanilir. Eszamanli iletim yöntemi ise örnegin bilgisayardan bilgisayara önceden birlestirilmis genis data bloklarinin iletilmesi durumunda kullanilmaktadir. Bu durumda genis data bloklari çerçeveler halinde iletilmektedir. Her çerçeve basangiç biti ile baslar ve bitis bitleri ile sona erer. Baslangiç ve bitis bitleri birden çok karakter için kullanildigindan eszamanli iletim, eszamansiz iletime göre çok daha etkin bir iletim yöntemidir. Ayrica yüksek hizdaki datalarin iletimi için çok daha uygundur.

1.1.2 Data Akis Yönü

Kaynaktan alici tarafa dogru akan datanin yönüne göre iletisim sistemini karakterize eden üç ayri yöntem bulunmaktadir. Bunlar; simpleks, yari dubleks ve tam dubleks yöntemlerdir. Simpleks yöntemde data sadece bir yönde akar. Bu da genellikle kaynaktan alici yönüne dogrudur. Yari dubleks yöntemde, data ayni anda olmaksizin iki yönede de akar. Tam Dubleks yöntemde data ayni anda her iki yönde de akar. Tam dubleks sisteme, karsilikli çalisan bir çift simpleks olarak bakilabilir.

1.1.3 Sebeke Topolojisi

Tipik bir haberlesme ortaminda çok sayida alici ve verici bulunmaktadir. Genellikle dügüm noktalari olarak adlandirilan bu aygitlar birbirlerine bir sebeke olusturmak üzere linklerle baglanirlar. Sebeke topolojisinde çesitli konfigürasyonlardan söz edilir. Bunlar; noktadan noktaya (point-to-point), çoklu indirmeli (multidrop), dizi (bus), halka veya döngü ( ring veya loop), yildiz, dalbudak ( tree) ve örgü (mesh) yapilardir.

Noktadan noktaya topolojide bir bag (link) iki dügümü kalici olarak birbirine baglar. Ilerde de görülecegi üzere bu yapi diger topolojilerin temelini olusturmaktadir. Sekil 1.1 (a)’da görüldügü gibi A ve B birbirlerine noktadan noktaya biçiminde baglanmistir. Sekil 1.1 (b)’de ise C, D, E ve F dügümleri birbirlerine bir noktadan çok noktaya seklinde baglanmislardir.

Çoklu indirmeli topolojide ikincil olarak adlandirilan belli bir sayidaki dügüm, tek bir bagi paylasarak birincil noda baglanmistir. Çoklu indirmeli bag ayni zamanda çoklu noktali bag olarak da adlandirilabilir. Sekil 1.2, A dügümünün birincil dügüm, b-f dügümlerinin ikincil dügüm oldugu bir yapiyi göstermektedir.

Dizi topolojisinde bütün dügümler bir dizi sekilde tek bir baga baglanmistir. Çoklu indirmeli topolojiye benzemekle birlikte birincil ve ikincil dügümler bulunmamaktadir. Bütün dügümler birbirleriyle akran (peer) durumundadir. Sekil 1.3’de görüldügü üzere bagin iki sonlandirma ucu bulunmaktadir. Ethernet bu yapiya verilebilecek en iyi örnektir.

Halka topolojisinde dügümler ardisik olarak birbirlerine baglanir ve Sekil 1.4’de görüldügü gibi ilk dügümle son dügüm birbirine baglanarak döngü tamamlanir. Jetonlu halka bu yapiya verilebilecek en iyi örnektir.

Yildiz topolojisi, noktadan çoklu noktaya topolojisinin aynisidir. Her dügüm bir ana dügüme ( hub), noktadan çoklu noktaya baglanti seklinde baglanmistir. Ana dügüm sebekedeki haberlesmeyi denetlemektedir.

Dal budak topoloji, dizi topolojisinin genellestirilmis seklidir. Sekil 1.5’de gösterilen bu yapida, çok sayidaki dizi kollandirilmis baglarla birbirlerine baglanmistir. Dal budak yapi Sekil 1.5’de gösterilmistir. Bu yapida üst uç (head end) olarak adlandirilan özel bir dügüm bulunur. Bilgiler buradan kullanicilara dogru gönderilir. Kablo-TV sebekesi bu topolojiye verilebilecek en güzel örnektir.

Örgü topolojisinde belli sayidaki dügümler birbirlerine rastgele baglanmistir. Dügümler anahtarlama görevi yaparlar ve bir dügümün ürettigi bilgi digerine aktarilarak alicisina ulastirilir. Sekil 1.6 da görüldügü üzere aboneler dogrudan bir dügüme baglanmislardir.

1.1.4 Kapsama Alani

Sebekeler kapsadiklari alana göre de siniflara ayrilirlar. Bunlar; yerel sebekeler ( LAN-Local Area Network), metropoliten alan sebekeler (MAN-Metropolitan Area Network) ve Genis Alan Sebekeler (WAN-Wide Area Network) seklinde isimlendirilmektedir. Sadece bir katta veya bir binanin birkaç katini kapsayacak sekilde gerçeklestirilen ve yüksek hizda çalisan sebekeler LAN olarak adlandirilir. Ethernet veya Jetonlu Halka bu sebekelere verilebilecek örneklerdir. MAN ise LAN’lardan olusan ve bir yerleskeyi kapsayan sebeklerdir. Fiber Dagitimli Data Arabaglantilari ( FDDI) ve Dagitimli sira çiftli Dizi (FQDB) bu sebeklerde kullanilan sistemlerdir. WAN ise çok daha genis alanlari hatta ülkeyi bütünüyle kapsayan sebekedir. Telefon sebekesi buna verilebilecek bir örnektir.

1.1.5 Data Iletim Teknikleri

Kaynaktan aliciya bilgi iletimi baslica iki farkli yöntem kullnilarak yapilir. Bunlar anahtarlama (switching) ve yayma (broadcasting) yöntemleridir. Anahtarlama teknigi kullanilan sebekelerde data alicidan vericiye ulasana kadar çok sayida ara anahtarlama dügümünden geçer. Anahtarlama teknigi olarak devre anahtarlamasi veya paket anahtarlamasi kullanilmaktadir.

Devre anahtarlamali sebekede alici ile verici arasinda, iletisim süresince bagli kalan bir devre kurulur. Bu teknikte iletisime baslanmadan önce bu devrenin kurulmasi ve iletisim bittikten sonra da çözülmesi gerekmektedir. Bunun iyi tarafi, devre bir defa kurulduktan sonra haberlesmenin gecikmesiz olarak sürdürülebilmesidir. Iyi olmayan tarafi ise, kurulmus olan devrenin kapasitesinin her zaman yeterince kullanilamamasidir. Devre anahtarlamali sebekeleri telefon haberlesmesinde kullanilmaktadir.

Paket anahtarlamasi, eski bir teknik olan mesaj anahtarlamasinin gelistirilmis bir seklidir. Mesaj anahtarlamsinda her masajda bir baslik (header) bulunur. Bu baslikta kaynagin ve alicinin adres bilgileri bulunmaktadir. Mesajlar önceden herhangi bir ön yönlendirme yapilmaksizin sebekeye gönderilir. Bu mesajlar sebeke içerisinde kaynaktan aliciya ulasana kadar “sakla ve aktar” seklinde iletilir. Mesaj bir dügüme geldiginde öncelikle hata kontrolu yapilir ve mesaj içerisinde hata varsa dikkate alinmaz. Hata yoksa diger mesajlarla birlikte siraya konulur ve diger dügüme aktarilir. Dügümler “ yollandirma algoritmasi” olarak adlandirilan çok iyi tanimlanmis bir algoritma kullanirlar. Bu algoritma, mesaji alacak bir sonraki dügümün belirlenmesine yarar. Bu tekniktedki en önemli sorun çok farkli olabilen gecikme süreleridir. Kisa mesajlar uzun mesajlarin arkasinda çok uzun sürelerde bekleme durumunda kalabilmektedirler. Dolayisiyla bu teknik gerçek zamanli uygulamalar için tercih edilmezler.

Paket anahtarlamasinda transfer edilecek mesajlar paket olarak adlandirilan birimlere bölünürler. Daha sonra her paket kaynaktan aliciya sakla ve aktar yöntemiyle gönderilir. Paket anahtarlamasi data haberlesme sebekelerinde kullanilir. Paket anahtarlamasinin iki çesidi bulunmaktadir. Bunlar, datagram servisi ve sanal devre anahtarlamasidir. Datagram servisinde çoklu paket mesajindaki her paket her bir dügüm noktasinda birbirinden bagimsiz olarak yönlendirilir. Sonuçta her paket aliciya düzensiz olarak ulasir ve tekrar siraya sokulmasi gerekir. Sanal devre anahtarlamasinda ise ayni mesaj içindeki paketler ayni yolu kullanir ve aliciya, gönderilme sirasina göre ulasirlar. Paket anahtarlamasi, data iletiminde devre anahtarlamasina göre sebekenin daha verimli kullanilmasini saglar.

Yayin (broadcast) sebekelerinde ise ara anahtarlama noktalari bulunmaz. Bir kullanicinin aldigi bütün bilgileri diger kullanicilar da almaktadir. Bu çesit sebekeye en iyi örnek yerel aglardir.

1.1.6 Sebeke Erisim Teknikleri

Kullanilan data iletim teknikleriyle yakindan ilintili olan iki farkli erisim türü bulunmaktadir. Bunlar yayin sebekesi erisimi ve anahtarlama sebekesi erisimidir. Yayin sebekesi erisimi ise yine ikiye ayrilabilir. Bunlar, rastgele erisim ( random access) ve sirali erisim (polling veya controlled access) dir. Rastgele erisim genellikle paket anahtarlamali sebekelerde kullanilir. Bu uygulamada, iki veya daha çok kullanici ayni haberlesme baglantisi kullanir. Bu baglanti bos oldugu zaman paket göndermeye baslayabilir. Eger iki veya daha çok kullanici ayni anda paket gönderilerse gönderilen paketler birbirleriyle çarpisacaklarindan hiç biri alicisina ulasamaz. Bu sorunun çözümü için ayni anda sadece bir vericiden paket gönderilmesini saglayacak kurallar bulunmaktadir. Rastgele erisimin bir uygulamasi Ethernet sebekelerinde kullanilmaktadir.

Sirali sistemde iletim, kullanicinin sirasi geldiginde paketlerini göndermesi seklinde sürdürülür. Dolayisiyla paketlerin birbirleriyle çarpismasi önlenmis olur. Bu teknikte, merkezi siralama ve dagitilmis siralama olmak üzere iki farkli yönetm kullanilmaktadir. Merkezi siralamada bir kontrol dügümü iletim siralamasini belirler ve kullanicilardan sirasiyla paketlerin alinmasini saglar. Kullanici sirasinin geldigini belirten isareti aldiktan sonra verise geçer. Dagitilmis siralamada ise merkezi bir kontrol birimi bulunmamaktadir. Bunun yerine jeton olarak adlandirilan bir paket kullanicidan kullaniciya geçerek sirasinin geldigini bildirir. Jetonu alan kullanici önce gönderecegi paketi gönderiri daha sonra jetonu belirlenmis olan bir siraya uygun olarak bir sonraki kullaniciya aktarir. Kullanicini eger gönderecek paketi yoksa sadece jetonu bir sonraki kullaniciya aktarir. Bu islem bütün kullanicilar dolasilincaya kadar sürer.

Anahtarlamali sebekelerde ise iki türlü erisim teknigi bulunmaktadir. Bunlar, anahtarli erisim ve paket anahtarli erisimdir. Devre anahtarlamali erisimde üç faz bulunmaktadir. Birincisi faz olan devre kurma fazinda, daha önceden belirlenmis kurala göre alici ile verici arasinda bir devre olusturulur. Ikinci faz olan data aktarma fazinda alici ile verici arasinda data iletilir. Devre çözme fazi olan üçüncü fazda alici ile verici arasindaki devre çözülür. Paket anahtarlamali erisimde kullanici paketi hazir oldugu anda bunu aliciya gönderebilir. Bunun için devre kurulmasina gerek bulunmamaktadir.

1.1.7 Çoklama ( Multiplexing)

Çogu uygulamada bir haberlesme baglantisi, tek bir kullanicinin gereksiniminden daha fazla kapasiteye sahiptir. Bu durumda, bu baglantinin çoklanarak kullanilmasi daha uygun olmaktadir. Çoklama, frekans veya zaman araliginda yapilabilmektedir. Frekans araliginda yapildiginda Frekans Paylasimli Çoklama (FDM), zaman araliginda yapildiginda Zaman Paylasimli Çoklama (TDM) olarak adlandirilir.

FDM tekniginde toplam band genisligi bagimsiz kanallara bölünür. Herhangi bir kullanici, kanalin birinden kendi bilgisini iletirken diger kanali etkilemez. Dolayisiyla bir baglanti içindeki kanallar ayni anda farkli kullanicilara tahsis edilmesidir. Sekil 1.7’de görüldügü üzere FDM teknigi frekans spektrumunun paylasimidir.

TDM tekniginde ise transmisyon zamani, herbiri esit süreli zaman araliklarina bölünmektedir. Her kullanici kendisine ayrilmis zaman araligi içerisinde kendi bilgisini iletir. Alici tarafda ise data akimi, bu araliklara göre tekrar çözülür ve her zaman araliginda alinan data kendi alicisina yönlendirirlir. Sekil 1.8 , N adet kullanici için TDM teknigini göstermektedir.

Her zaman araliklari her zaman sabit oldugundan bu TDM teknigi genel olarak eszamanli (synchronous) TDM olarak bilinir. Bu araliklar, bilgi göndersin veya göndermesin belli kullanicilar için ayrilmistir. Dolayisiyla baglanti her zaman etkin olarak kullanilamaz. Bu olumsuzlugun ortadan kaldirilmasi için istatiksel çoklama ( veya eszamansiz TDM ) teknigi kullanilmaktadir. Genel olarak paket anahtarlamasinda kullanilan bu teknikte her kullaniciya bir zaman araligi ayrilmayip sadece aktif olanlara ayrilir. Aktif kullanicinin gönderdigi her pakette bir baslik ( header) bulunur. Bu baslikta alicinin adresi bulundugundan çözücü gelen paketleri adreslerine göre yönlendirir. Sekil 1.9’da 6 kullanicili istatiksel çoklama teknigi gösterilmistir. Bu teknikte, paketler istatiksel çoklayiciya geldiginde siraya alinmakta ve ilk gelen ilk gönderilir kuraliyla alici tarafa iletilmektedir.

Istatiksel çoklamada ana baglantinin etkin kullanimini artirmak için “ asiri yükleme” yöntemi kullanilmaktadir. Bu yöntemde, ayni ana baglantiyi kullanan kullanicilarin baglanti hizlarinin toplamindan daha az bir ana baglanti kapasitesi seçilmektedir. Sekil 1.10’da da gösterildigi üzere istatiksel çoklayicilaya yapilmis olan baglantilarin toplam kapasitesi 6×128 kbit/s olmasina ragmen ana baglantinin kapasitesi 256 kbit/s olarak tutulmustur. Dolayisiyla asiri yükleme orani 3 dür.

1.2 Data Haberlesme Sebeke Mimarisi

Data haberlsmesi, datalari isleyen makinalar arasinda data mesajlarinin alisverisi demektir. Bir makinadan diger makinaya mesajin aktarilmasi siradan bir islem degildir. Makinalar arasindaki haberlesmenin basitlestirilmesi için Uluslararasi Standart Organizasyonu (ISO) tarafindan, Açik Sistem Arabaglantisi (OSI) olarak adlandirilan 7 katmali bir mimari model önerilmistir. OSI modeli, farkli üreticiler tarafindan üretilen bilgisayar sistemlerinin ortaklasa kullanilarak çesitli haberlesme hizmetlerinin nasil saglanmasi gerektigini göstermektedir. Modeldeki her katman, belirli data haberlesme islevlerini saglamaktadir.

OSI modeli, makinalar arasinda akan karmasik bilgileri, birbirinden bagimsiz fonksiyonlara ayirmayi amaçlamistir. Bu bagimsizligi saglamak için de bir üst katman, bir alt katmandan saglanan hizmete bagli hale getirilmistir. Bu modelin iyi bir tarafi da, herhangi bir katmanda, diger katmanlara etki etmemek sartiyla teknolojik olarak degisiklik yapilabilmesine imkan taninmasidir.

Her bir katman, belirlenmis olan fonksiyonlari saglacak katman birimlerinden meydana gelir. Bunlar hizmet tanimlari ve protokol sartlaridir. Her katmandaki birimler diger tarafdaki makinada bulunan eslenik birimlerle mesaj alis-verisinde bulunur. Sekil 1.11, yedi katmanli OSI referans modelini göstermektedir.

Katmanlarda yapilan islevler asagida gösterilmistir;

• Fiziksel Katman: Baglatinin kurulmasi, sürdürülmesi ve kesilmesi için gerekli olan isaretlesme ile elektriksel ve mekaniksel standartlarin belirledigi en alt katmandir. Burada konnektörün sekli, elektriksel sinyalin siddeti, bit sekli ve bit eszamanlamasi belirlenir. Tipik fiziksel katman protokolu olarak ITU-T x.21 ve RS 232 gösterilebilir.

• Veri Bagi Katmani: Bag üzerinden iletilecek bilginin belli bir formata (çerçeve ) uygun olarak hazirlandigi katmandir. Çerçeve içindeki hatali bitleri tesbit eden ve düzeltilmesi için tekrar iletim talep eden katmandir. Belirgin veri bagi protokollari olarak HDCL ve SDLC gösterilebilir.

• Sebeke Katmani: Bu katman, datanin alicisina yollandirilmasindan ve sebeke adreslenmesinden sorumludur. Tipik sebeke katmani protokolu olarak IP gösterilebilir.

• Ulasim Katmani: Haberlesmekte olan uç sistemler arasindaki baglantilarin sayisindan ve performansindan bagimsiz olarak datanin hatasiz olarak alis-verisini saglayan katmandir. Ulasim katmani protokolu olarak TCP gösterilebilir.

• Oturum Katmani: Bu katman baglantinin kurulmasi, isletilmesi ve çözülmesinden sorunludur. Belli birimlerden meydana gelmis datanin alis-verisini kontrol eder ve servis kesildiginde alis-verisi tekrar baslatir.

• Sunus Katmani: Alis-verisi yapilan datayi, uç sistemlerin anlayacagi sekle çevirir.

• Uygulama Katmani: Uç kullanici uygulamalarini saglar. Bu katmanda kullanilan protokollara örnek olarak X.400 ( Elektronik mesaj protokolu) ve X.500 ( Rehber servisi) gösterilebilir.

En alt üç katman ( Fiziksel, Veri Bagi ve Sebeke katmanlari) sebeke islevlerini saglar. Kaynak, arabirimler ve alici dügümleri arasinda yapilan haberlesme bu yedi katman araciligi ile saglanir. Fiziksel katman disindaki verici tarafdaki katmanlar, bir üst katmandan aldiklari dataya protokol kontrol bilgisi ( PCI) ekler. Bunlar alici uçdaki eslenik katman tarafindan servisin geregini yerine getirmek için kullanilir.

N katmani tarafindan bir alt katmana (N-1) gönderilen data, N-1 servis data birimi ( SDU) olarak adlandirilir. N-1 katmaninda, N katmanindan gelen SDU’ya ilgili PCI eklenir ve N-1 katmanina ait protokol data birimi (PDU) olusturulur. Olusturulan bu (N-1)_PDU daha sonra N-2 katmanina gönderilir. Sekis 1.12 bu islemi göstermektedir.

Her katmandaki birim bir üst katmandaki birime Servis Erisim Noktasi (SAP) üzerinden baglanmistir. N katmanindaki bir birimin bir üst katman olan N+1’e baglanti noktasina N+1 SAP adi verilir.

Sekil 1.13 alici, verici ve ara dügümden olusan baglantida OSI islemini ve eslenikler arasi iletisimi göstermektedir.

1.2.1 X.25 Sebeke Mimarisi

ITU-T Tavsiyesi olan X.25, paket anahtarlamali data sebekesi ile data uç teçhizati (DTE) arasindaki ara birimi ve erisim protokollarini tanimlar. DTE için örneki olarak bir data uç birimi ile bir bilgisayar verilebilir. Bir X.25 sebekesinde data uç cihazi, data devresi sonlandirma cihazi (DCE) üzerinden paket anahtarlmali data sebekesine baglanir. DCE, DTE’nin paket anahtarlamali sebekeye erisimini kontrol eder. X.25 tavsiyesinde ayrica DTE ile DCE arasindaki baglantida uyulmasi gereken arabirim özellikler belirtilir.

X.25 3 seviyeli bir mimariye sahiptir ve bu seviyeler OSI referans modelindeki en düsük üç katmana karsilik gelmektedir. Bu üç seviye asagidaki gibidir:

• Fiziksel Seviye (veya 1. Katman): DTE ile DCE rasindaki fiziksel baglantinin saglanmasindan sorumludur. Bu baglanti ITU-T Tavsiyeleri olan X.21, X.2bis veya V.24 kullanilarak gerçeklestirilebilir.

• Data Bagi Seviyesi ( veya 2. Katman): OSI modelindeki data bagi katmanina esdeger olup ayni zamanda çerçeve seviyesi olarak da adlandirilir. DTE ile DCE arasinda uygun bir data transmisyonunu saglamakla görevlidir. Bu islevini yerine getirirken HDLC protokolunun bir bileseni olan Dengeli Bag Erisim Protokolunu ( LAPB) kullanir.

• Paket Seviyesi (veya 3. Katman): OSI modelindeki sebeke katmanina karsilik gelir. Sanal devrenin kurulmasindan, çözülmesinden ve paket formatlarinin olusturulmasindan sorumludur.

X.25 sebekesi hem kalici sanal devreyi, hem de anahtarlanmis sanal devreyi destekleyen baglanti yönelimli bir sebekedir. Anahtarlanmis sanal devrede, çagiriyi yapan DTE devreyi kurar, X.25 arabirimi üzerinden data iletimini saglar ve devreyi çözer. Kalici sanal devrede ise devrenin kurulmasina ve çözülmesine gerek yoktur. Sekil 1.14 X.25 Sebeke Mimarisini göstermektedir.

1.2.2 Internet Mimarisi

Internet dünyadaki en genis data sebekesidir. Çok sayidaki paket anahtarlamali sebekelerin birbirlerine baglanmasindan meydana gelmektedir. Sekil 1.15 Internet katmanlarini ve OSI modeline uyumunu göstermektedir.

Katmanlar:

• Sebeke Erisim Katmani: Bu katman için özel bir protokol tanimlanmamistir. Kullanilmakta olan sebekelerin Data Bagi ve Fiziksel Katman protokollarinin bu amaça uygun oldugu düsünülerek sebeke erisimi için belirli bir tanimlamaya gidilmemistir. Dolayisiyla LAN, X.25, Çerçeve Aktarmali veya ATM için kullanilan protokollar bu amaçla kullanilabildiginden sebeke erisim katmani uygulamaya bagimli olmaktadir.

• Internet Katmani: Bu katman sebeke katmaninin üst parçasidir. Bu katman için tanimlanmis olan Internet Protokolu (IP) basit bir baglantisiz datagram protokoludur. Hatayi düzeltme islevi görmez. Ancak her bir IP paketinde hata kontrolu yapar ve hatali olan paketi gönderici tarafa bildirmeden gözardi eder. IP data parçalanmasini desteklediginden protokol data birimlerinin (PDU) iki veya daha

fazla küçük parçaya bölünmesine izin verebilir. Bu haliyle çok da uygun olmayan bir protokoldur. Bir IP datagraminin alicisina ulasip ulasmadiginin garantisi bulunmamaktadir.

Internet katmani bir adresleme düzeni belirler ve bu da sebekenin ve sebekeden paket alan host makinanin açikca tanimlanmasina olanak saglar. 4 sinif IP adresi bulunmaktadir. Bunlar A, B,C ve D siniflaridir. Herbiri 32 bitlik adres kullanir. A, B ve C sinifi IP adreslerinde ilk kisim sebekenin ID’sini, ikinci kisim ise sebeke içerisindeki host’un ID’sini tanimlar. D sinifi adresler ise çok kullanicili gruplar için ayrilmistir. A, B veya C sinifi IP aderesleri olan kuruluslar IP adresindeki host ID kismini bölüp alt sebekeler olusturabilirler. IP çikis kapisi olarak adlandirilan yollandirma birimleri, IP adresindeki sebeke ID kismini kullanarak IP datagramlarini yönlendirirler.

• Ulasim Katmani: Bu katman için iki protokol tanimlanmistir. Bunlar Transmisyon Kontrol Protokolu (TCP) ve Kullanici Datagram Protokoludur (UDP).

TCP baglanti yönelimli bir protokol olup alici ile verici arasinda güvenilir bir data transferi saglar. Sira numaralari ile protokol data birimlerini taniyarak datanin alici tarafda dogru alinmasini garanti altina alir. Kaynak tarafindaki hosta belli bir sayida kredi göndererek data akis kontrolu saglar. Genellikle pencere degeri olarak adlandirilan bu sayi alici tarafdaki TCP tarafindan belirlenir ve data oktedlerinin sayilarina karsilik gelir. Kaynak tarafdaki host, alis bilgisi kendisine gelmeden gönderme yapabilir. Data oktedlerinin bu sayisi gönderildiginde kaynak host alindi bilgisi gelene kadar göndermeyi durduracaktir. Bu alindi bilgisinin içinde bir sonraki pencere bilgisi de bulunmaktadir. TCP alinan bütün paketlerin hata kontrulu yapar ve kullanici islemcisine hatadan arindirilmis paketleri gönderir. Eger bir pakette hata varsa mevcut penceredeki hatali paket ve ondan sonra gelen bütün paketler gözardi edilir. Bu durumda alis tarafdaki host veris tarafdaki hosta, hatali paketin sira numarasi ile baslayan bir pencere degerini belirten teyid mesaji gönderir. Kaynak tarafdaki host hatali gönderilmis olan paketi ve ondan sonra gönderilmis olan paketleri tekrar gönderir. Kaynak tarafdaki host, pencerenin degerine ulasmak için yeni paketler de göndermek durumundadir.

UDP, TCP’ye göre daha basittir. Güvenli baglanti gerektirmeyen uygulamalar için tasarimlanmistir. Baglanti yönelimli olmayan bir protokol olup hata giderme ve akis kontrolu saglama özelligi bulunmamaktadir. Her paketteki hataya bakar, yoksa alicidaki kullanici islemcisine gönderir. Eger hata varsa sessizce gözardi eder ve baskaca bir islem yapmaz. TCP ve UDP genellikle IP ile birlikte TCP/IP veya UDP/IP seklinde belirtilir.

• Kullanici Islem Katmani: Bu katman uç kullaniciya hizmet sunulabilmesi için gerekli olan uygulamalari ve teknolojileri belirler. Bu katman için tanimlanmis olan uygulama protokollari asagida belirtilmistir:

• Basit Posta Transfer Protokolu (SMTP): Iki host arasinda TCP kullanilarak elektronik posta alis verisi için kullanilan protokoldur.

• Telnet: Bir kullanicinin bulundugu yerdeki bilgisayarini kullanarak uzaktaki bilgisayar sistemine girmesine olanak veren bir servistir. TCP kullanir.

• Dosya Transfer Protokolu (FTP): Bir bilgisayardan diger bir bilgisayara dosya aktarimina olanak taniyan bir protokoldur. TCP kullanir. Seçime bagli olarak da kullanicinin dogrulanmasi için ID ve sifre imkani bulunmaktadir.

• Basit Sebeke Yönetim Protokolu( SNMP): Is istasyonlari, yollandiricilar, uç sunucular gibi sebeke elemanlarinin tek bir sebeke yönetim biriminden gözlenmesini ve kontrolunu saglayan bir protokoldur. UDP kullanir.

• Uzak Islem Çagrisi (RPC) : Müsteri-Sunucu sistemlerinde kullanilan bir protokoldur. Yerel bir bilgisayar sisteminde kosturulan bir müsteri islemi sirasinda uzak uçta bulunan bilgisayarda bazi islemlerin yaptirilmasina olanak tanimaktadir. UDP kullanir.

• Basit Dosya Transfer Protokolu (TFTP): FTP’ye göre daha basit bir dosya transfer protokoludur. Kullanicinin dogrulanmasi imkani bulunmamaktadir. UDP kullanir.

Sekil 1.16 kullanici islemi protokollari ile ulasim katmani protokollari arasindaki iliskiyi göstermektedir.

1.2.3 SS7 Sebeke Mimarisi

Katmanli mimari kavrami Numara 7 Isaretlesme Sistemi (SS7) için de geçerlidir. Bu sistem iki telefon kullanicisi arasinda baglantinin kurulmasi, yönetimi ve çözülmesine olanak taniyan özel bir isaretlesme sistemi olup akilli sebeke (IN), tümlesik hizmetler sayisal sebekesi (ISDN) ve hücresel mobil telefon sebekesi de dahil olmak üzere çok genis bir alanda kullanilmaktadir. Mimarisi bölümler halinde düzenlenmis (Sekil 1.17) olup her bir bölüm, karsilik gelen bir OSI katmanindan daha fazla islevi yerine getirir.

Bu kisimlarda gerçeklestirilen islevler asagida açiklanmaktadir:

• Mesaj Transfer Bölümü (MTP): Bu bölümde üç katman bulunmaktadir. OSI modelindeki ilk üç katmanin rolünü üstlenerek mesaj transferini saglar.

• Isaretlesme Baglantisi Kontrol Bölümü (SCCP): OSI referans modelindeki 3. Katmanin kalan islevlerini yerine getirir. Ayni zamanda baglanti yönelimli ve baglantisiz servisleri saglar ve adres bilgilerinin çevirisini yapar. MTP hizmetlerini kullanir.

• ISDN Kullanici Bölümü (ISUP) : Santrallar arasinda devre anahtarlamali sebeke hizmetlerinin kontrolunu saglar. Bazan SCCP’nin hizmetlerini kullanir. Bazan da SCCP’yi gözardi ederek dogrudan MTP hizmetlerini kullanir.

• Islem Yetenekleri Uygulama Bölümü (TCAP): Bu bölüm OSI modelindeki 7. Katmanin bir parçasina karsilik gelmektedir. Devreye ait olmayan bilgilerin transferini saglar. Akilli sebekelerde 800/888/900’lü numaralarinin çevirisi için gerekli kayit sorgulamasini yapmak amaciyla kullanilir. TCAP, SCCP hizmetlerini kullanir.

• Isletme, Bakim ve Yönetim Bölümü (OMAP): SS7 tabanli haberlesmenin gerçeklestirilmesi için gerekli olan sebeke birimlerinin gözlenmesi, esgüdümü ve kontrolu için gerekli olan islemleri yerine getirir. OSI modelindeki uygulama katmanina karsilik gelir.

1.3 Tümlesik Hizmetler Sayisal Sebekesi (ISDN)

Haberlesme sebekesi kullanicilara çesitli hizmetler sunar. Bunlar; ses, data ve video hizmetlerini içerir. Telefon sebekesi devre anahtarlamali bir sebeke olup ses iletimi için tasarlanmis. Paket anahtarlamali sebekeler de data iletimi için tasarlanmistir. Tümlesik hizmetler sayisal sebekesi ise adindan da anlasilacagi üzere ses, data ve video hizmetleri için tasarlanmistir. Farkli hizmetler için farkli sebekelerin kurulmasi yerine tek bir sebeke üzerinden bütün hizmetlerin verilmesi amacina yönelik olarak gelistirilen ISDN’de, iki farkli arabirim ( yani hizmet) bulunmaktadir. Bunlar; Temel Hiz Arabirimi (BRI) ve Birincil Hiz Arabirimi (BRI)’dir.

BRI’da iki adet tam çift yönlü ( full-dublex) 64 kbit/s’lik tasiyici kanali (B) ve bir adet tam çift yönlü 16 kbit/s’lik data kanali (D) bulunur. Toplam hizi 144 kbit/s’dir. D kanali ayni zamanda delta kanali olarakda adlandirilmaktadir. Bu hizmet bazan 2B+1D olarak da anilmaktadir. Kapasite olarak kisisel gereksinimler ile küçük is yerlerinin gereksinimlerini karsilayabilecek bir boyuttadir. PRI’da ise 30 adet tam çift yönlü 64 kbit/s’lik B kanali ve bir adette 64 kbit/s’lik D kanali bulunmaktadir. Büyük isletmelerin gereksinimlerini karsilamak için tasarlanmis olup B kanallari ses ve data için, D kanali ise isaretlesme ve paket data transmisyonu için kullanilabilmektedir.

1.3.1 ISDN Referans Konfigürasyonu

ISDN referans konfigürasyonu kavramsal bir konfigürasyon olup ISDN için çesitli fiziksel kullanici erisimlerini anlamamiza yardimci olmaktadir. Referans konfigürasyonu için iki farkli yön bulunmaktadir. Bunlar; Islevsel kümeler ve referans noktalaridir. Bir ISDN islevsel kümesi, ISDN kullanicisinin erisimi için gerekli olabilecek islevlerden olusmaktadir. Bu islevler bir veya daha fazla sayida cihaz tarafindan saglanabilmektedir. Bir ISDN referans noktasi ise iki islevsel küme arasinda kavramsal bir arabirimdir. Referans noktasi bazan cihazlar arasindaki fiziksel baglanti noktasina karsilik gelmekte, bazan da referans noktasina karsilik fiziksel bir nokta bulunmamaktadir.

ISDN referans konfigürasyonu iki ana islev sinifi tanimlar. Bunlar sebeke uçlandirma islev kümeleri ve uç cihazlar islev kümeleridir. Uç cihazlari, sayisal ve analog telefonlar gibi kullanici cihazlarlaridir. Sebeke uçlandirma cihazlari ise ISDN’ne baglanti saglayan cihazlardir. Üç çesit uç cihazi islev kümesi, iki çesitte sebeke uçlandirma islev kümesi bulunur. Bu bes çesit islev kümesi asagida açiklanmistir:

• 1. Sebeke uçlandirmasi (NT1): OSI referans modelindeki 1. Katmana karsilik gelen islevleri kapsayan islev kümesidir. NT1 kamu sebekesine giris olanagini ve kullanicinin bulundugu yer ile yerel santral arasindaki fiziksel baglantinin uçlandirilmasini saglar.1. Katmanda oldugu gibi bagin performansini gözler, zamanlama ve 1. Katman çoklama islevi görür.

• 2. Sebeke uçlandirmasi (NT2): Yerel anahtarlama ve çoklama hizmeti saglayan islev kümesidir. NT2 cihazi akilli bir çihaz olup OSI referans modelindeki 3. Katmana kadar olan çesitli islevleri saglar. NT2 çihazlarina örnek olarak PBX, çoklayici, ana bilgisayar, ve uç kontrol saglayici gösterilebilir. NT2’ler genellikle istege bagli olarak kullanilir ve temel hiz arabirimi ile kullanilabilecek özelliktedirler.

• 1. Tip Uç cihazi (TE1): Temel ISDN özelliklerini saglayan islev kümesidir. TE1 cihazlari, ISDN uyumlu cihazlar olup ISDN protokolu kullanarak ISDN hizmetlerini destekler. Bunlara örnek olarak ISDN telefonlar ve ISDN isistasyonlari verilebilir.

• 2. Tip Uç cihazi (TE2): ISDN disi islevleri saglayan islev kümesidir. TE2 cihazlari ISDN uyumlu olmayan cihazlar olup ISDN’ne bir uç adaptörü ile baglanabilen analog telefon veya kisisel bilgisayarlar gibi cihazlardir.

• Uç adaptörü (TA): ISDN uyumlu olmayan cihazlarin sebekeye baglanabilmesini saglayan islev kümesidir. Bir TA cihazi, gerekli protokol degisimini yaparak TE2 cihazlarinin ISDN arayüzüne baglantisini saglar.

ISDN referans noktalari ise farkli islev kümeleri arasindaki haberlesme protokollarini belirler. Dört farkli tipde referans noktasi vardir.

• R Referans Noktasi: ISDN uyumlu olmayan uç cihazi (TE2) ile uçlandirma adaptörü arasindaki arayüzdür.

• S Referans Noktasi: ISDN uç cihazi ( TE1 veya TA) ile sebeke uçlandirma cihazi (NT1 veya NT2) arasindaki arayüzdür.

• T Referans Noktasi: Kullanicidaki cihaz (NT2) yerel döngü uçlandirmasi (NT1) arasindaki arayüzdür. Eger NT2 yoksa ISDN uç cihazi (TE1 veya TA) S/T Referans Noktasi olarak adlandirilir. Bu durumda NT1 ve NT2 islevleri ayni cihaz içinde birlestirilmislerdir.

• U Referans Noktasi: Yerel döngü ile yerel santral arasindaki arayüzdür. Eger NT1 cihazi servis saglayici tarafindan temin ediliyorsa U noktasindan sözetmeye gerek yoktur. U referans noktasinin herhangi bir standarti da bulunmamaktadir.

Sekil 1.18 islev kümeleri ve referans noktalari ile birlikte referans konfigürasyonunu göstermektedir. Bir temel hiz arayüzünde sekiz adede kadar ISDN uç cihazi ( TE1 veya TA) bir pasif dizi (veya S dizisi) üzerinden sebeke uçlandirma çihazina (NT2) baglanabilir. Örnek olarak, bir ISDN telefon, bir ISDN faks makinasi ve bir ISDN is istasyonunu ayni temel hiz arayüzüne baglamak mümkündür. Dizi üzerine baglanmis cihazlar TE sorgulamasi olarak bilinen bir yöntem kullanarak sürekli olarak dinlemede bulunurlar ve hizmet talep eden bir mesaji algilayip B kanalina baglanabilirler.

Sekil 1.19’da ise BRI ve PRI baglantilarini birlikte gösterilmistir. BRI için iki telli baglanti gerekirken PRI için dört telli baglantiya gerek duyulmaktadir.

1.4 Genis Band ISDN

BRI ve PRI hizlari hernekadar çesitli servisleri destekleselerde bu hizlardan daha yüksek hizlara gereksinim duyan hizmetler yayginlasmaktadir. Bunlar arasinda multimedia haberlesmesi, yüksek çözünürlüklü televizyon, yüksek çözünürlüklü görüntü Iletimi ve video Konferans hizmetleri sayilabilir. Genis Band olarak adlandirilan bu hizmetleri desteklemek için 622 Mbit/s’lik bir hiza kadar çikma imkani olan Genis Band ISDN (B-ISDN) hizmeti tanimlanmistir.

Yüksek hizlida çalisan B-ISDN, bilinen devre modlu ve paket modlu data iletim sekillerinden daha farklidir. Devre anahtarlamali sayisal sebekelerde band genisligi belirli sayida kanal (veya aralik) ihtiva etmektedir. Bir uygulama bir araliktan daha fazla band genisligi gerektiriyorsa daha fazla aralik tahsis edilerek bu gereksinim karsilanabilmektedir. Her bir hizmete veya uygulamaya ayrilan belirli sayidaki araligi yönetmek çok zor degildir. Ancak genis bandli hizmetler için tahsis edilecek çok sayidaki araligi yönetmek oldukca zorlasacaktir. Ayrica her bir uygulamaya tahsis edilen zaman araligi bu hizmet devam ettigi sürece bir baska hizmet için kullanilamayacaktir. Bu

olumsuzlugu ortadan kaldirmak için kullanilmakta olan paket anahtarlamali sebekelerde ise hata ve akis kontrolu için çok sayida yazilim tabanli isleme gerek duyulmakta, bu da zamana duyarli uygulamalar için büyük gecikmelere neden olmaktadir.

Bu olumsuzluklar göz önüne alinarak Eszamsiz Aktarim Modu (ATM) olarak adlandirilan yeni bir aktarim modu tanimlanmis ve B-ISDN uygulamasinda anahtarlama ve iletim yöntemi olarak kullanilmaya baslanmistir. Paket anahtarlamali iletim modunda oldugu ATM’de iletim, sabit boyutlu ve hücre olarak adlandirilan paketler halinde yapilmaktadir. Istatiksel çoklamada oldugu gibi sebekenin imkanlari daha verimli kullanilmakta, ancak sistem devre anahtarlamali olarak çalismaktadir. ATM’de bir iletim dönemi için baslangiçda servis kalitesi üzerinde anlasmaya varildigindan dönem boyunca servis garantisi bulunmakta ancak iletim kapasitesi bu bu dönem için ayrilmamaktadir.

1.5 ATM Uygulamalari

Telekomünikasyon Isletmecileri ve kurumsal kullanicilar bu sebekeleri olusturmak için büyük yatirimlar yapmakta ve altyapilarini bu yeni teknolojiye uygun hale getirmektedirler. Ancak daha önceden farkli teknolojiler için olusturduklari altyapilarini hemen bu teknolojiye uygun hale getirmeleri de beklenmemektedir. Bu nedenle baslangiçda bu teknoloji ana tasiyici linklerinde kullanilacak ve zaman içerisinde de uç kullanicilar tarafindan kullanilmaya baslayacaktir.

Diger tarafdan bu teknolojinin yaygin olarak kullanilmasini desteklemek için olusturulan organizasyonlarin yaptiklari çalismalar sonucunda üç çesit kullanim alani olusacagi ve bunlara uygun çözümler aranmasi gerektigi ortaya çikmistir.

Bunlar;

• ATM LAN

• ATM Omurga ( veya ATM WAN)

• ATM Ana Ofis ( CO)

Olarak siniflandirilmistir.

Bu üç çesit kullanim yerinin özelligine göre ATM Anahtarlama Cihazlari tasarlanmaya baslanmistir. ATM LAN için tasarlananlarda kapasite 2.5 Gbit/s olup tek basina kullanilabilecek yapidadir. Bunlar LAN’lari, merkezleri (hub) ve ATM uyumlu is istasyonlarini birbirine baglamak üzere kullanilmaktadir. ATM LAN anahtarlama cihazlari az sayida port ihtiva etmektedir. Bunlara bazan is grubu ATM anahtarlari da denilmektedir.

ATM WAN ise ATM LAN’lari birbirlerine baglayan ana omurgalarda kullanilmaktadir. 2.5 Gbit/s’den 10 Gbit/s’e kadar kapasiteleri bulunmaktadir. Çok sayida giris portlari vardir.

Kamu sebekelerinde çok sayida kullaniciya hizmet etmek sözkonusu oldugundan ATM CO’nun anahtarlama kapasitesinin 10 Gbit/s’den daha büyük olmasi ve çok sayida portu olamasi gerekmektedir. Ayrica bu sistem üzerinden çesitli hizmetler verileceginden bunlara uygun olmasi ve çerçeve anahtarlamali hizmetler ile devre anahtarlamali hizmetleri desteklemesi gerekmektedir. Sekil 1.20’de çesitli ATM Anahtarlama sistemleri arasindaki iliskiyi göstermektedir.

BÖLÜM 2

ATM Temel Bilgisi

2.1 Giriş

Birinci bölümde, B-ISDN için tasarlanan ATM’in bağlantı yönelimli, yüksek hızlı anahtarlama ve çoklamaya uygun bir yapıda olduğu belirtilmişti. ATM2in iyi taraflarından biri de kullanılan teknolojinin belli bir standardta olması ve ATM teçhizatının birbirlerine uyumlu olmasıdır. Diğer bir iyi tarafı ise her çeşit trafiği tekdüze olarak kabul edebilmesidir. Aynı yöntemle ses, video, çoklu ortam ve LAN trafiği geçirilebilmektedir. Çok farklı servisleri desteklemesi nedeniyle ATM şebekeleri geleceğin teknolojisi olarak kendini göstermektedir.

TDM ve İstatiksel çoklamanın iyi olan yönlerinin kullanılmasıyla ortaya çıkmış olan bu teknoloji ile, TDM özelliğinin sağladığı servis garantisi, istatiksel çoklamanın sağladığı kaynakların etkin kullanılması mümkün olmakta ayrıca gerçek zamanlı ve gerçek zamansız uygulamalar için uygun bir ortam yaratılmaktadır.

Bu bölümde B-ISDN mimarisi incelenecek ve ATM ile ilgili temel bilgiler verilmeye çalışılacaktır.

2.2 B-ISDN Mimarisi

B-ISDN katmanlı bir mimari yapıya sahip olup bu yapı B-ISDN Protokolu Referans Modeli ( PRM) olarak adlandırılmaktadır. Bu modelde üç düzlem bulunmaktadır.

Bunlar;

1. Kullanıcı Düzlemi: Akış kontrolu ve hata düzeltme mekanızmaları da dahil olmak üzere kullanıcı bilgilerinin transferi ile ilgili düzlemdir.

2. Kontrol Düzlemi: Çağırı ve bağlantı kontrol işlevlerinin yerine getirildiği düzlem olup devrenin kurulması, gözetimi ve devrenin çözülmesi ile ilgili işaretleşmelerden sorumludur.

3. Yönetim Düzlemi: Şebekenin gözetimden sorumludur.

Protokol referans modeli Şekil 2.1’de olduğu gibi genellikle üç boyutlu bir diyagramla gösterilmektedir.

Kullanıcı düzlemi ve kontrol düzlemi üç katman içermektedir. Bunlar; ATM Uyarlama Katmanı, ATM Katmanı ve Fiziksel Katmandır. ATM Uyarlama Katmanı (AAL) her iki düzlemde farklı olmakla birlikte ATM katmanı ve Fiziksel Katman iki düzlem için aynıdır.

Bu katmanların işlevleri ise;

• ATM Uyarlama Katmanı :uygun servis karakteristiklerini temin eder ve datayı 48 oktetlik birimlere böler. Bunlara aynı zamanda yük (payload) adı da verilir. Bu yükler ATM katmanına geçirilir. Kontrol Düzlemindeki AAL’yE İşaretleşme ATM Uyarlama Katmanı (SAAL) denmektedir. 4. Bölümde bu katman daha ayrıntılı olarak açıklanacaktır.

• ATM Katmanı (ATM) : Uyarlama katmanından bu yükleri alır ve bunlara 5 oktetlik bir başlık bilgisi ekleyerek hücre oluşturur. Eklenen bu başlık hücrenin doğru bağlantı üzerinden gönderilmesini temin eder.

• Fiziksel Katman (PYH) :Elektriksel veya optik karakteristikleri belirler, şebeke arayüzünü oluşturu ve bu bitleri hatta gönderir. Fizksel katman iki alt katmandan meydana gelmiştir.

1. Transmisyon Yakınsama Alt-Katmanı (TC) fiziksel ortamdan bağımsız olarak iletim çerçevesinin oluşturulması ve çözülmesi, hücrelerin SDH çerçevelerine yerleştirilmesi ve çekilmesi hücre sınırlarının belirlenmesi ve bulunması, hücre başlığının hata işlemleri ile boş hücrelerin eklenmesi ve çıkarılması işlevlerini yerine getirir.

2. Fiziksel Ortama Bağlı Alt-Katmanı, bit zamanlaması ve hat kodlaması gibi ortama bağlı olan işlevleri yerine getirir.

Yönetim düzlemi iki işlevden oluşmaktadır. Bunlar; Katman Yönetimi ve Düzlem Yönetimidir. Katman Yönetimi katmanlı bir yapıya sahip olup her biri özel işlemleri yerine getirir ve bakım (OAM) ile ilgili bilgileri ilgili katmanlara akıtır. ( OAM akışı Bölüm 6 da tartışılacaktır) Düzlem yönetimi katmanlı bir yapıya sahip değildir ve katmanlar arasındaki eşgüdümü sağlar.

Şebeke içerisindeki paket ve hücre akışı ve arayüzlerin dizilişi Şekil 2.2’de gösterilmiştir.

2.3 ATM Hücre Başlığı

Daha önce de belirtildiği gibi bir ATM hücresi 48 oktetelik bir bilgi alanına (yük) ve 5 oktetlik bir başlığa sahiptir (Şekil 2.3).

ATM Katmanı tarafından eklenmiş olan başlık Şekil 2.4’de gösterildiği üzere bazı alanlardan meydana gelmektedir. Bu alanlar; genel akış kontrolu (GFC), sanal yol belirleyicisi ( VPI), sanal kanal belirleyicisi (VCI), yük tipi (PT) ve hücre kaybı önceliği ( CLP)’ dir.

Bu alanların özel işlevleri aşağıda belirtilmiştir:

• Genel Akış Kontrolu (GFC): 4 bitlik bu alan henüz kullanıcı-ağ arayüzü (UNI) için tanımlanmamıştır. Şebekeden şebekeye arayüzde ( NNI) ise bu alan VPI’ın bir parçası gibi kullanılır ve ilave adres kapasitesi sağlar.

• Sanal Yol Belirleyicisi (VPI): 8 bitten oluşan bu alanda 256 sanal yol tanımlanabilir. Her sanal yol (VP) sanal kanallardan (VC) meydana gelmektedir. Sanal yol, farklı VCI’lara sahip kanalların demetidir.

• Sanal Kanal Belirleyicisi (VCI): 16 bitlik bir alandan meydana gelmekte olup aynı VP içerisinde 65536 kanala kadar tanımlama yapma imkanı sağlar.

• Yük Tipi (PT): 3 bitlik bu alan 8 farklı tipdeki yükü tanımlamaya imkan tanır. Bu yük tipleri Yük Tipi Belirleyicisi (PTI) tarafından tanımlanır. PTI kodları Tablo 2.1’de gösterilmiştir.

Bu alandaki en önemli bit 3. Bittir.”0” olması halinde bunun data hücresi, “1” olması halinde ise bunun Bakım-İşletme (OAM) hücresi olduğunu gösterir. Data hücrelerinde 2.bit tıkanıklığı göstermekte olup bunun “0” olması halinde bir tıkanıklığın sözkonusu olmadığı, “1” ise tersi tıkanıklığın bulunduğu anlaşılır. Data hücrelerindeki 1. Bit “0” ise Servis Data Biriminim (SDU) 0 tipindeki hücre olduğunu, “1” ise SDU’nun 1 tipi hücre olduğunu gösterir.

• Hücre Kaybı Önceliği (CLP): 1 bitlik bu alan şebeke sıkışıklığında bir hücrenin gözardı edilip edilmeyeceğini belirtir. CLP=1 ise bu hücre gözardı edilebilir. Aksi takdirde gözardı edilemez.

• Başlık Hata Kontrolu ( HEC): 8 bitten oluşan bu alan başlıktaki diğer bitlerin hata düzeltmesi için kullanılır. HEC, ATM anahtarına çoklu hataları bulma ve tekli hataları düzeltme imkanı sağlar.

Kullanıcı-Şebeke Arayüzü (UNI) hücre yapısı Şekil 2.5’de gösterilmiştir.

ATM bağlantı yönelimli bir teknoloji olduğundan ATM hücrelerinin taşınması için kullanılan iki yönlü haberleşme ortamına bir sanal kanal adı verilir. VPI ve VCI kombinasyonu ise bir hücrenin ait olduğu sanal kanalın tanımlanması için etiket görevi yapar. Dolayısıyla aynı sanal kanala ait hücreler aynı VPI ve VCI’ya sahiptir. Şebeke açısından bakıldığında ise ATM katmanının iki hiyerarşik katmana bölündüğü, bunların üst düzeyli olanına sanal kanal, alt düzeyli olanına da sanal yol dendiği ortaya çıkmaktadır. Şekil 2.6 ATM Katmanını göstermektedir.

GFC alanı UNI hücrelerinde kullanılmaz. Ancak NNI hücrelerinde VPI alanının bir parçası gibi kullanılır ve VPI alanının toplam 12 bit olmasına yarar. NNI hücre yapısı Şekil 2.7’de gösterilmiştir. Bunun bir iyi tarafı NNI dizeyinde tanımlanmış olan sanal yol sayısını 256’dan 4096’ya kadar artırmasıdır. Bu da sanal yol sayısının 15 defa artırılması anlamında olup servis sağlayıcılar her ATM anahtarında bunları tanımlayabilirler.

BÖLÜM 3

ATM ŞEBEKESİ

3.1 Giriş

Bir ATM şebekesi belli sayıdaki ATM anahtarlarının noktadan noktaya ATM bağları ile birbirlerine bağlanması ile meydana gelmektedir. Anahtarlar iki farklı arayüzü desteklemektedir. Bunlar; Kullanıcı-Şebeke arayüzü (UNI) ve Şebeke-Şebeke arayüzü (NNI) dür. UNI bir ATM uç sistemini şebekeye bağlar, NNI ise farklı şebeke sistemlerine ait iki ATM anahtarını birbirine bağlar.

ATM şebekeleri bağlantı yönelimli olduklarından datanın vericiden alıcıya iletilmesinden önce sanal bir devrenin kurulması gerekmektedir. Bölüm 2’de tartışıldığı üzere ATM’de şebekenin yollandırılmasında sanal kanal (VC) ve sanal yol (VP) kavramları kullanılmaktadır. Bir sanal kanal tanımlayıcısı (VCI) tarafından belirlenen VC, birbiriyle haberleşen iki ATM birimi arasındaki bağlantıdır. Bu da bir veya daha fazla sayıdaki ATM bağından meydana gelen bir birleştirmedir. Bir VC belli bir nitelikte hizmet sağlar. Sanal Yol Belirleyicisi (VPI) tarfından tanımlanan bir VP ise iki uç nokta arasındaki belli sayıdaki VC’lerden meydana gelmektedir. VPI ve VCI’ların sadece yerel olarak önemi vardır ve her bir anahtarda yeniden şekillendirilir. Şekil 3.1 fiziksel bağlar, VP ve VC’ler arasındaki ilişkiyi göstermektedir.

Sanal kanallar iki türlü oluşturulabilir. Bunlar;

• Kalıcı Sanal Kanal (PVC): Uygun VPI/VCI değerlerinin belirlenmiş verici ve alıcılar için şebeke işleticileri tarafından programlanmasıyla oluşturulan bir bağlantı şeklidir. Dolayısıyla, PVC’ler önceden belirlenir ve belli bir zaman içerisinde kurulurlar.

• Anahtarlanan Sanal Kanal ( SVC): Belli bir işaretleşme ile kısa bir süre içerisinde otomatik olarak kurulurlar.

Bazı VPI/VCI çiftleri özel işlevler için önceden belirlenmiştir. Bunlar;

• (VPI, VCI) = (0,5) : İşaretleşme için

• (VPI, VCI) = (0,16) : tümleşik yerel yönetim arayüzü için ( 6. Bölümde açıklanacaktır)

• (VPI/VCI) = (0, 17) : LAN taklit şekillenimi sunucusu için ( 9. Bölümde açıklanacaktır)

• (VPI/VCI) = (0, 18) : Özel Şebeke-Şebeke arayüzü için ( 8. Bölümde açıklanacaktır)

• (VPI/VCI) = (0, 19) ve ( 0, 20) : Özel amaçlar için kullanılmak üzere ayrılmıştır.

3.2 VP ve VC Anahtarlaması

Bir ATM şebekesi sanal yol düzeyinde, sanal kanal düzeyinde veya her iki düzeyde de hizmet sağlayabilir. Sanal yol düzeyinde hizmet sağlayan bir şebekede bir anahtarlama cihazı, belirli bir sanal yol belirleyecisine ve sanal kanal belirleyecisine sahip bir hücreyi aldığı zaman bu hücreyi kendinden sonra gelen anahtarlama cihazına aktarmadan önce sanal yol belirleyici değerini tekrar şekillendirmek üzere bir tabloya bakar. Bu durumda sanal kanal belirleyici değeri yeniden şekillendirilmez. Bu tipdeki anahtarlamaya sanal yol anahtarlaması ( VP Anahtarlama) denir.

Aynı şekilde sanal kanal düzeyinde hizmet veren bir şebekede bir anahtarlama cihazı, belirli bir sanal yol belirleyecisine ve sanal kanal belirleyecisine sahip bir hücreyi aldığı zaman bu hücreyi kendinden sonra gelen anahtarlama cihazına aktarmadan önce bu hücreye yeni bir sanal yol belirleyici değeri ve yeni bir sanal kanal belirleyici değeri atar. Bu tipdeki anahtarlamaya sanal kanal anahtarlaması ( VC Anahtarlama) denir. Şekil 3.2 VP Anahtarlama ve VP Anahtarlama prensiplerini göstermektedir. Şekil 3.2.a’da sanal kanalla numaralarını değiştirmeden sanal yol belirleyici numaraları yeni değerlerini almaktadır. Diğer taraftan Şekil 3.2.b’de ise sanal you belirleyici değerleri ile sanal kanal belirleyici değerleri tekrar değiştirilmektedir.

Sanal bir kanal (VC), ATM hücrelerinin tek yönlü olarak taşındığı bir imkanı belirtmektedir. Bir sanal kanal bağı (VC Link) ise bir VCI değerinin tahsis edildiği, değiştirldiği veya kaldırıldığı iki ardışık ATM birimi arasında ATM hücrelerinin tekyönlü olarak taşındığı ortamı ifade eder. Bir başka deyişle bir VC bağı, ardışık iki VC anahtarı veya bir ATM uç sistemi ile bir VC anahtarı arasında tanımlanır. VC bağlarının bütününe ise Sanal Kanal Bağlantısı (VCC) denir. Benzer şekilde, bir VP bağı VPI değerlerinin tahsis edildiği, değiştirildiği veya kaldırıldığı ardışık iki ATM birimi arasında ATM hücrelerinin taşındığı tek yönlü bir ortamı ifade eder. Dolayısıyla bir VP bağı bir ATM uç sistemi ile bir VC anahtarı, bir VC anahtar ile bir VP anahtarı veya iki ardışık VP anahtarı arasında tanımlanır. VP bağlarının toplamına Sanal Yol Bağlantısı (VPC) denir.

3.3 ATM Kullanıcı-Şebeke Arayüzü İşaretleşmesi

ATM şebekesi bir anahtarlanmış bir şebeke olup bağlantı yönelimli olarak çalışmaktadır. Bu nedenle kullanıcıya (veya uç sisteme) talep halinde anahtarlanmış bağlantı sağlamak zorundadır. Bu da işaretleşmenin rolünü ortaya çıkarmaktadır. Kullanıcı-Şebeke arayüzü (UNI) düzeyinde ATM Forum tarafından belirlenmiş olan spesifikasyonların son versiyonu olan UNI 4.0 bu bölümde incelenecektir.

İki uç sistem arasında bir bağlantı sağlanabilmesi için bu iki uç sistemin de şebeke tarafından öncelikle tanınması gerekmektedir. Adresleme yöntemi uç sistemlerin belirlenmesi açısından uygun bir mekanizma oluşturmaktadır.

3.3.1 ATM Adreslemesi

Bir ATM adresi bir veya daha fazla uç sistemin şebeke içerisinde tanımlanmasını sağlar. İki çeşit adres kullanılmaktadır.

Bunlar;

1. Kişisel adres: Sadece bir uç ATM sistemini belirler.

2. Grup adres: Bir veya daha fazla ATM sistemini belirler.

Özel şebekelerdeki bir ATM sisteminin adres formatı OSI Şebeke Hizmet Erişim Noktası ( NSAP)’ndan sonra modellenir. Bu şekildeki adresler dağıtılmış yönetime ve etkin yol kullanımına izin verecek şekilde hiyerarşik şekilde yapılandırılmıştır. Bir adresin özet yapısı Şekil 3.3’de gösterilmiştir. Bu 20 oktetlik bir format olup iki ana bölümden oluşmaktadır: Başlangıç Alanı Bölümü (IDP) ve Alan Özel Bölümü (DSP).

IDP, DSP’nin değerini belirleme ve tahsis etme yetkisi olan kurumu tanımlar. DSP ise şebeke işleticisi tarafından belirlenen adres bilgisidir. Her iki bölümün de farklı alt bileşenleri bulunmaktadır.

3.3.1.1 IDP Bileşenleri

IDP’nin iki bileşeni bulunmaktadır. Bunlar; Yetkili Format Belirleyicisi ( AFI) ve Başlangıç Alanı Belirleyicisi ( IDI)’dir. AFI 1 oktetlik bir alan olup IDI’ya değer tahsis etmekle sorumlu şebeke adresleme yetkilisini belirler.

IDI iki oktetlik bir alan olup adres alanını ve DSP değerini vermekle sorumlu şebeke adresleme yetkilisini belirler. AFI değerine uygun olarak tercüme edilir ve aşağıda verilmiş olan formatları belirler.

• ICD: 2 oktetlik bir alan olup uluslararası bir organizasyonu belirtir. Kodlar ISO 6523’e uygun olarak İngiliz Standart Organizasyonu tarafından verilir.

• DCC: 2 oktetlik bir alan olup adresin kayıtlı olduğu ülkeyi belirler. Bu kodlar ISO 3166’da verilmiştir.

• E.164: 8 oktetlik bir alan olup telefon numaralarını içeren ISDN numaralarını belirler.

IDC ve DCC formatları organizasyon tabanlı özel bir numaralama planı kullanmak isteyen kurumlar için faydalıdır. E.164 formatı ise coğrafi olarak kamu ISDN/telefon numaralama formatı bulunan idareler için kullanışlıdır. Şekil 3.4 IDP yapısını göstermektedir.

3.3.1.2 DSP Bileşenleri

DSP, yüksek mertebe DSP (HO-DSP) ve düşük mertebe DSP olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Düşük mertebe DSP’de uç sistem belirleyicisi (ESI) ve seçici (SEL) bulunmaktadır. Şekil 3.5 DSP yapısını göstermektedir.

HO-DSP’de birbirine bağlanmış ATM şebekeleri üzerinden hiyerarşik yollandırmayı kolaylaştıracak bir adreslemeyi öngören alt alanlar bulunmaktadır. HO-DSP’nin kullanımına bir örnek olarak US GOSIP formatı verilebilir. Bu IDI değeri 0005 olan ICD formatı ile tanımlanır. HO-DSP alt alanları Şekil 3.6’da gösterilmiştir.

Bu alt alanlar;

• DFI ( Alan Formatı Belirticisi, 1 oktet): Adresin anımsatılması için yapısal ve yönetimsel koşulları belirler.

• AA ( İdari Sorumlu, 3 oktet): Adres belirlemede yetkili otoriteyi tanımlar.

• RSVD ( Rezerve edilmiş, 2 oktet): Henüz kullanılmamaktadır.

• RD ( Yollandırma alanı, 2 oktet): ICD+DFI+AA önekindeki özel bir alanı tanımlar.

• AREA ( Alan, 2 oktet): RD içerisindeki özel bir alanı tanımlar.

• ESI ( Uç sistem belirleyicisi, 6 octet): Bir alan içerisindeki uç sistemi tanımlar.

• SEL ( Seçici, 1 oktet): ATM yollandırılması için kullanılmaz. Uç sistem tarafından alıcı tarafdaki sistemin üst katmanlarındaki protokol birimini belirlemek için kullanılır.

Bu adresleme şekillerinden hangisinin daha iyi olduğu konusunda henüz bir fikir birliği bulunmamaktadır. Ancak çoğu üretici ICD veya DCC formatını kullanmaktadır.

3.3.2 UNI 4.0 İşaretleşmesi

UNI 4.0 İşaretleşmesi (veya UNI 4.0) ITU-T Q.2931 ve Q.2110 tavsiyelerine uygundur. UNI 4.0 tarafından sağlanan temel işlevler aşağıda verilmiştir:

• Noktadan noktaya çağırı desteği,

• Noktadan çoklu noktaya çağırı desteği,

• Anahtarlanmış sanal yol hizmeti,

• Kanat birleştirme olanağı ( Buradaki kanat, kurulmuş olan bağlantıyı keserek veya kesmeyerek noktadan çoklu noktaya yapılmış bir bağlantıya saplama yapılması anlamındadır),

• ATM grubunun bir parçası olan bir uç sisteme noktadan noktaya bağlantı talebi imkanı,

• Grup adresleme imkanı,

• Proxy ( vekil) işaretleşme ( proxy işaretleşme temsilcisi olarak adlandırılan bir kullanıcı tarafından işaretleşme imkanı olmayan bir veya daha fazla kullanıcı adına işaretleşme yapma imkanı), Aynı ATM adresini kullanan çoklu fiziksel arayüzleri destekleyen bir yüksek mertebe uç sistemine bu imkan tanınabilmektedir.

• Çoklu işaretleşme kanalları ( Çoklu ILMI kanalı desteği gerektiren tek bir UNI üzerinden çok sayıdaki kullanıcının desteklenebilmesi imkanıdır. Bu da tek bir UNI üzerinde çok sayıda sanal UNI’lerin yaratılması imkanını vermektedir.)

• Çerçeve atılması desteği,

• Noktadan noktaya yapılan çağırılar için ABR işaretleşmesi,

• Trafik parametrelerinin karşılıklı olarak görüşülmesi,

• Bireysel Servis Kalitesi (QoS) parametrelerinin işaretleşmesi,

• İlave servisler ( Doğrudan Dahili Arama-DDI, Çağırı Yapan Tarafın Tanıtımı – CLIP, Çağırı Yapan Tarafın Gizlenmesi-CLIR, Bağlantı Yapılan hattın tanıtımı, bağlantı yapılan hattın gizlenmesi, alt adresleme, kullanıcıdan kullanıcıya işaretleşme.

Kaynaktan alıcıya bir bilginin gönderilmesi işlemi üç aşamalı bir işlemleyapılmaktadır.

Bunlar;

• Çağırı/Bağlantı kurulması aşaması

• Data aktarılması aşaması

• Çağırının/Bağlantının çözülmesi aşaması

3.3.2.1 Çağırı/Bağlantı Kurulması

Çağırı/Bağlantı kurulması aşaması aşağıda belirtilen adımlarla gerçekleştirilir;

1. Çağırı yapan taraf (veya kaynak ucu sistemi) kaynak anahtarına bir SETUP mesajı göndererek çağırıyı/bağlantı kurulması işlemini başlatır. Her SETUP mesajında kaynağın ve alıcının adresi ile bilgi elemanları (IE) bulunur. Bunlar kullanıcının şebekeden talep ettiği hizmetin niceliksel yönlerini tanımlayan parametrelerdir.

2. Kaynak anahtarı bu mesajı aldığı zaman mesajı analiz eder ve talep edilmiş olan QoS’ye bağlı olarak bu çağırıyı karşılayıp karşılayamayacağını kararlaştırır. Eğer talebi karşılayabilecekse alış tarafı üzerindeki anahtara bir SETUP mesajı gönderir. Sonra da çağırıyı yapan uca doğru CALL PROCEEDING (Cağırı İlerliyor) mesajı gönderir ve bu çağırıyı yapan uca SETUP mesajının teyidi anlamına gelir. Eğer anahtar çağırıya hizmet veremezse çağırıyı çözme aşamasına geçer.

3. Herhangi bir geçiş (transit) anahtarı bu SETUP mesajını aldığında talep edilen hizmeti verebilecek durumdaysa bir sonraki anahtara SETUP mesajı gönderir ve geriye doğru CALL PROCEEDING mesajını gönderir. Aksi takdirde çağırıyı çözme aşamasına geçer.

4. Alıcı tarafda bulunan anahtar SETUP mesajını aldığında çağırı talebine karşılayabilecek durumdaysa alıcıya mesaj gönderir ve geriye doğru da CALL PROCEEDING mesajı iletir.

5. Alıcı tafardaki uç sistem bu mesajı aldığında CALL PROCEEDING mesajı gönderir ve bağlantı talebi işlemine başlar. Eğer bu mesajı kabul edebilecek durumdaysa verici tarafa doğru bir CONNECT mesajı gönderir. Bu mesaj daha sonraki anahtara doğru gönderilir ve alıcı uç sistemine CONNECT ACK ( Bağlantı Teyidi) mesajını gönderir.

6. CONNECT mesajını alan her anahtar bu mesajı bir geridekine iletir ve bu mesajı aldığı anahtara da CONNECT ACK mesajını gönderir.

7. Kaynak tarafdaki uç sistem CONNECT mesajını aldığında bağlı olduğu anahtara CONNECT ACK mesajı gönderir ve böylece çağırı/bağlantı kurulması aşaması tamamlanmış olur.

Şekil 3.7 sadece bir geçiş anahtarı bulunan bir şebekede yukarıda belirtilen bilgilerin akış diyagramını göstermektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi SETUP mesajı bir takım IE bilgisi taşır. Bunlar çağırının/bağlantının nasıl sağlanacağının belirlenmesi için kullanılır. Bazı IE’ler zorunlu olmakla birlikte diğerleri opsiyoneldir. Zorunlu IE’de ATM trafik tanım bilgisi, genişband taşıyıcı imkanı bilgisi ve QoS bilgisi bulunmaktadır. Diğer IE’lerin içinde ise minimum kabul edilebilir hız bilgisi, AAL parametre bilgisi ve uçtan uca geçiş gecikmesi bilgisi bulunmaktadır.

3.3.2.2 Data Transferi

Çağırı/Bağlantı kurulma aşaması tamamlandıktan sonra kaynak ile alıcı arasındaki bilgi transferi kurulmuş olan VCC üzerinden gerçekleştirilir.

3.3.2.3 Çağırı/Bağlantı Çözülmesi

Bu aşama herhangi bir tarafın şebekeye RELEASE ( Çöz) mesajı göndermesiyle başlatılır. Kaynak tarafın çağırı/bağlantı çöz mesajı gönderdiğini varsayarsak aşağıda açıklanan bilgi akışı meydana gelecektir;

1. Kaynak ucundaki sistem kaynak anahtarına RELEASE mesajı gönderir.

2. Kaynak anahtar geçiş anahtarına RELEASE, kaynak uç sistemine de RELEASE ACK ( Çöz Teyidi) mesajı gönderir.

3. Geçiş Anahtarı RELEASE mesajı aldığında bunu alıcı anahtarına aktarır ve kaynak anahtarına da RELEASE COMPLETE ( Çözme Tamamlandı) mesajı gönderir.

4. Alıcı Anahtarı RELEASE mesajını aldığında bunu alıcı uç sistemine gönderir ve geriye doğru da RELEASE COMPLETE mesajı iletir.

5. Alıcı uç sistemi RELEASE mesajı aldığında alıcı anahtarına RELEASE ACK mesajı gönderir ve çözülme aşaması tamamlanır.

Bu işlem Şekil 3.8’de gösterilmektedir.

BÖLÜM 4

ATM TRAFIK SINIFLANDIRMASI

4.1 Giris

Trafik siniflandirmasi için çesitli yöntemler bulunmakta olup ITU-T ve ATM Forum kullanici trafigini farkli kriterler kullanarak siniflandirmistir. Bu bölümde bu farkli trafik siniflandirma düzenleri incelenecektir. Ayrica bu düzenlerin birbirleri ile olan ilgisi gözden geçirilecektir.

4.2 Kullanici Hizmet Siniflari

Kullanici düzleminin en üst katmaninda ITU-T Komitesi hizmet siniflarini tanimlamak üzere üç farkli parametre tanimlamistir. Bunlar;

• Kaynak ile alici arasindaki zamanlama iliskisi ( gerekli veya degil)

• Bit hizi ( sabit veya degisken)

• Baglanti modu ( Baglanti yönenimli veya baglantisiz)

Bu parametrelere bagli olarak kullanici trafigi için dört mümkün sinif tanimlanabilmektedir.

• A Sinifi: Devre benzesimi veya CBR görüntü gibi baglanti yönelimli sabit bit hizli hizmetler ( CBR).

• B Sinifi: Kaynak ile alici arasinda zaman iliskisi olan baglanti yönelimli degisken bit hizli hizmetler (VBR)

• C Sinifi: Baglanti yönelimli dosya transferi gibi kaynak ile alici arasinda zamanlama iliskisi olmayan baglanti yönelimli VBR hizmetleri

• D Sinifi: LAN data gibi baglantisiz VBR hizmeti

Bu hizmet siniflari Sekil 4.1’de özetlenmistir.

4.3 ATM Uyarlama Katmani Trafik Tipleri

AAL ( ATM Uyarlama Katmani) ITU-T tarafindan tanimlanmis olan bu dört çesit trafik sinifini da desteklemektedir. Ancak AAL islevleri hizmete özel olup bu dört sinif hizmete karsilik gelen 1 den 4’e kadar AAL tipi belirlenmistir. Ayrica AAL3 ile AAL4 birlestirilerek AAL3/4 olusturulmus, bunun da daha basit ve daha etkin bir versiyonu olan AAL5’de tanimlanmistir. AAL’lerin bu dört tipi asagida belirtilen sekilde tanimlanmaktadir;

• ATM Uyarlama Katmani Tip 1: ATM’e ses benzesimi veya DSn (n=0, 1 veya 3) tarfigi imkani veren CBR hizmeti,

• ATM Uyarlama Katmani Tip 2: Kaynak ile alici arasinda zaman iliskisi olan VBR hizmetleri ( Bu hizmet çesidi için henüz standart tanimlanmamistir.)

• ATM Uyarlama Katmani Tip ¾: Kaynak ile alici arasinda zamanlama iliskisi olmayan VBR hizmeti.

• ATM Uyarlama Katmani Tip 5: Baglantisiz trafik.

Kullanici katmani protokol referans modeli Sekil 4.2’de gösterilmistir.

4.3 Hizmet Kalitesi (QoS) Siniflari

Hizmet Kalitesi (QoS) bir sanal baglanti üzerinden geçen trafigi karakterize eden ve kullanici tarafindan algilanan ATM performans parametrelerine karsilik gelmektedir. Bunlar;

• Hücre Kaybi Orani ( CLR): Kaybolan hücrelerin gönderilmis olan toplam hücrelere oranidir.

• Hücre Hata O

Adsl Nedir

06 Kasım 2007

ADSL nedir ?

ADSL nasıl çalışır ?

ADSL Hangi Problemleri Çözüyor, Ne Tür Yenilikler Getiriyor.

ADSL Aboneliği için gerekenler

ADSL Donanım

ADSL Servisi verilen Telekom Merkezleri

Türk Telekom ADSL Tarifesi

Bulunduğunuz bölgede ADSL servisinin verilip verilmediğini online kontrol edin

ADSL nedir ?

Asymmetric Digital Subscriber Line (Asimetrik Sayısal Abone hattı) yeni bir genişband komünikasyon teknolojisinin adıdır. ADSL ile internete ve uzak ağlara, normal telefon hattınızı kullanarak yüksek hızlarda bağlanabilirsiniz.

Aynı hat uzerinde aynı anda telefon/ses ve Data /Internet haberlesmesi saglamaktadır, 11Mbitlere varan dosya cekme hizina sahiptir.

ADSL nasıl çalışır ?

Normal telefon görüşmelerinizi yaparken yada faks çekerken kullanılan frekans aralığı 0 kHZ ile 4 kHz arasında değişir. ADSL data iletimi için 4 kHz ile 1100 kHz aralığını kullanır. Farklı frekans aralıkları kullanıldığı için internete bağlıyken aynı anda telefon görüşmelerinizi de yapabilirsiniz. Telefon görüşmelerinin ve data iletiminin birbirinden ayırılabilmesi için splitter denen ayırıcıya ihtiyaç vardır. Bu tur aynı hattan birden fazla servisin degisik frekanslarda tasınmasına Broadband cozumler denir,

ADSL Hangi Problemleri Çozuyor, Ne Tur Yenilikler Getiriyor.

• Meşgul sesine son veriyor, telefon ve Data haberlesmesi aynı anda saglaniyor.

• Bağlantı kurmak için telefon numarası çevirmeye, işiniz bitince bağlantıyı bitirmeye gerek kalmiyor,

• Bağlantının isteğiniz dışında kopmasına, Servis saglaycı uzerinde bos hat aramiyorsunuz

• Standart Modemle en fazla 56K olan hız probleminiz ortadan kalkıyor, 128Kbps’den baslayan hizlarla Turkiye sartlarında 2Mbps’e kadar ulasabiliyorsunuz. Video ses cok kolay hızlı iletiliyor,dosya veya web sayfası acarken modeme gore en az 3 kat daha hızlısınız.

• İnternete bağlıyken telefonunuz meşgul olmuyor sizi disaridan arayanlar internet baglantınızı kesmenizi beklemiyor, yada İnternet icin ayri bir telefon hattı almanıza gerek kalmiyor.,

• Internet erisimi icin kontur yada saat hesabı yapmiyorsunuz,

* Hızla ilgili bir karşılaştırma yaparsak; 16 MB’lık bir resim dosyasını çevirmeli ağ bağlantınız (56Kbps) ile 74 dakika , ISDN(128Kbps) ile 17 dakika ADSL (1,5Mbps) ile 21 saniyede indirebilirsiniz. Yani büyük dosyaları indirmek, CD kalitesinde online müzik dinlemek, video konferans, uzaktan eğitim ve multiplayer oyunlar gibi hız gerektiren uygulamalar işkence olmaktan çıkıyor.

* Çevirmeli ağ üzerinde yaşadığınız, bağlantı kopması ya da günün bazı saatlerinde yavaşlama gibi bağlantı problemleri ADSL’in sürekli ve sabit hızıyla tarihe karışıyor.

* ADSL size performansı düşmeyen özel bir hat verir, kablo modemde olduğu gibi hattınızı komşularınızla paylaşmak zorunda kalmazsınız. Yani internet hızınız komşularınıza bağlı değildir. Bu özel hat size paylaşılmayan daha güvenli bir bağlantı sağlar.

* İnternete sürekli bir bağlantı sağlanır. Bağlantıyı koparma, tekrar bağlanma gibi kavramlar yoktur. Yani size kararlı ve sürekli bir bağlantı sağlar.

* ADSL, network ortamında da rahatlıkla internet erişimine ve data paylaşımına olanak sağlıyor.

* Kurulum maliyeti mevcut telefon hattı kullanıldığı için çok ucuzdur. Aynı nedenle bu hizmet diğerlerine göre daha kısa bir süre içinde gerçekleşmektedir. Türk Telekom A.Ş. size sağladığı sabit hız oranında aylık sabit bir ücret talep etmektedir. Sadece Türk Telekom A.Ş. ye bir ücret ödenir.

ADSL Aboneliği için gerekenler

Bagli oldugunuz Turk telekom birimine basvurarak ilgili bolgede ADSL Servisi verilip verielemdigi ogrenilmesi, veriliyorsa sonraki islemleri geciyorsunuz.

 ADSL başvuru formunun doldurulması

 Hizmetin sunulacağı telefon hattına ait fatura ve ödendi belgesi fotokopisi

 Başvuru şahıs adına yapılacaksa, nüfus cüzdanı fotokopisi

 Başvuru şirket adına yapılacaksa, imza sirküleri

 Şirket adına işlemleri takip edenin nüfus cüzdanı fotokopisi ve yetki belgesi

Telekom ADSL hattınızı sagladıktan sonra donanım ve seckin teknik destek icin Datateknik ve Bayilerine ulasabilirsiniz.

İlgili Telekom Müdürlüğüne başvurarak ADSL abonesi olabilirsiniz.

ADSL Donanım

ADSL teknolojisinden yararlanmak için kaliteyi ve maliyeti önemsiyorsanız ZyXEL in Turk Telekom Onaylı Prestige ailesi size uygun çözümler sunuyor.. Bir bilgisayar ı internete bağlamak için Zyxel Prestige 630 USB yeterlidir.

Zyxel Prestige 642R Serisi Ethernet uzerindne bir ve birden fazla bilgisayari ADSL olarak internete baglamak icin kullanılır(IP sharing yapar)

Zyxel Prestige 641 , Prestige 642’nin yaptıklarına ek olarak birden fazla noktaya Multible ADSL PPPOE PVC uygulamları icin kullanılır.

ADSL Servisi verilen Telekom Merkezleri

ADSL Hizmeti Verilen Yerler asagidaki listede belirtilmekte , Telekom biriminiz Listede bulunmuyorsa ayrıca bagli oldugunuz Telekom yetkililerine sorabilirsiniz

POP No Merkezi

POP1 Ankara-Ulus

POP2 Ankara-Balgat

POP4 Ankara-Küçükesat

POP5 Ankara-Yenişehir

POP6 Ankara-Çankaya

POP9 Ankara-Kavaklıdere

POP10 Ankara-İskitler

POP12 İstanbul-Gayrettepe

POP13 İstanbul-Ataköy

POP14 İstanbul-Ayazağa

POP15 İstanbul-Bahçelievler

POP16 İstanbul-Beyoğlu

POP17 İstanbul-Fatih

POP18 İstanbul-Levent

POP19 İstanbul-Şişli

POP20 İstanbul-Tahtakale

POP24 İstanbul-Beşiktaş

POP28 İstanbul-Kasımpaşa

POP30 İstanbul-Okmeydanı

POP31 İstanbul-Acıbadem

POP32 İstanbul-Kadıköy

POP33 İstanbul-Kartal

POP34 İstanbul-Dudullu

POP36 İstanbul-Bostancı

POP37 İstanbul-Erenköy

POP41 İzmir-Konak

POP42 İzmir-Bornova

POP44 İzmir-Karşıyaka

POP45 İzmir-Çiğili

POP49 İzmir-Kemalpaşa

POP58 Çanakkale

POP140 Ankara-Bahçelievler

Turk Telekom ADSL Tarifesi

ADSL Erişim (Her Bir Port için)

HIZI (Kbps) BAĞLANTI ÜCRETİ AYLIK ÜCRET

128/32 13.000.000 37.000.000

256/64 13.000.000 127.000.000

512/128 13.000.000 387.000.000

1024/256 13.000.000 1.040.000.000

2048/512 13.000.000 1.760.000.000

ADSL Teknolojisi Üzerine bilgiler

Uzun bir süre Internet erişimi için dail-up’a mahkum kalan ülkemizde, Internet yaygınlaştıkça alternatif bağlantı yöntemlerinin de kendilerini göstermeye başladıklarını gördük.

Ülkemizdeki Dial-up Harici Internet Servisleri

Maddi durumu yerinde olanlar veya firmalarda çalışanlar için uydu yüksek download hızıyla göz doldururken upload hizmetinin iyi olmaması yüksek fiyatının yanına tuz biber oldu.Geçen senenin ortalarında hizmete giren Kablolu Internet, ilk zamanlarda çok sorunluyken zaman geçtikçe yerini sağlamlaştırdı ve özellikle Internet kafeler tarafından da keşfedildikten sonra yaygın olarak kullanılmaya başlandı.Modem fiyatının makul seviyelerde olması, saat başına ücretlendirme yerine aylık sabit ücrete dayalı olması kablo Internet’i cazip kılarken kablo TV olmayan binalara kurulumu için hat çekilme zorunluluğu bazılarımızın gözünde büyüdü ayrıca bantgenişliğinin abonelerce ortaklaşa kullanılması abone sayısı fazla olan bölgelerde kablo Internet’in hızının düşmesine sebep oldu.Tabii İzmit gibi az aboneye sahip bölgelerde hız hala oldukça yüksek (35 Kilobyte!! diye duymuştum ama..)

ADSL Hizmeti

6-7 ay önce ülkemizde Türk Telekom tarafından bir Internet bağlantı servisi daha hizmet vermeye başladı: ADSL. Birçoğumuza yabancı gelen bu hizmet Telekom tarafından reklamının yapılmaması, modem fiyatının oldukça yüksek olması gibi sebeplerden pek kullanıcı bulamadı ve meraklı bilişimciler arasında bilinmeyen, esrarengiz ama hep merak edilen bir servis olarak yerini aldı.Abone olanlar da altyapının daha tam oturmamasından nasiplerini aldılar.Geçen sene ilkbahar aylarında "Yazın ADSL modemlerin fiyatları düşecekmiş!" söylentisi yayıldı.O zamanlar piyasada tek ADSL modem bulunuyordu o da 350$+ fiyatlı Alcatel 1000 modemiydi. Bu söylentiler doğru çıktı ve yaz aylarında ülkemize Alcatel olsun diğer firmaların olsun bir çok ADSL modem geldi ve fiyatları 150$’a kadar düşürdüler.

Bu gelişme yeni şeyleri denemeye niyetli bilişimciler için çok iyi bir fırsattı, ayrıca kablo Internet’in aylık bedelinin ADSL’den 8-10 Milyon pahalılaşmasıyla ADSL tekrar gündemimize geldi ama nasıl?

ADSL Teknolojisi

ADSL kısaltmasının açılımı Asymetrical Digital Subscriber Line’dır. Güzel dilimize bu kelimeleri "Asimetrik Dijital Abone Hattı" olarak çevirebiliriz. ADSL DSL ailesinin asimetrik bir versiyonudur. DSL’lerin genel özellikleri kullanıcıya adanmış hat (dedicated line) olmalarıdır. Yani DSL’lerde bir hat, sadece hangi kullanıcıya ayrılmış ise o kullanıcı tarafından kullanılabilir. DSL’lerin bu özelliği bağlantı hızlarının sabit olması sonucunu doğurur. Bantgenişliği anlatılırken hep araç yolu benzetmesi kullanılır bizde bu kuralı bozmayalım ve DSL ‘ler için şöyle bir benzetme yapalım: Şehir dışından İstanbul’a(Internet ağı) gitmeye çalışıyorsunuz ve İstanbul’a gitmek için sadece sizin arabanızın gidebileceği bir yol var. Bu yol geniş duvarlarla üç bir yandan kapalı kimse giremez.

ADSL’in DSL ailesinden farkını teşkil eden "A" harfi yani asimtrik olmak ise upload ve download hızlarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanıyor.Türk Telekom’un ADSL tarifeleri kısmında görülen 128/32, 256/64 gibi hız ifadelerinde ilk yazılan download hızı(kbit) ikinci yazılan ise upload hızıdır(kbit). Yine otoyol örneğine dönecek olursak İstanbul’a gidişinizdeki yolunuz ile İstanbul’dan evinize dönüşteki yolunuzun büyüklüğü aynı değildir.

ADSL kullanan tanıdığınız varsa veya biraz araştırma yapmışsanız ADSL’in bulunduğu telefon hattından aynı anda Internet bağlantısı ve telefon görüşmesinin yapılabileceğini duymuşsunuzdur. ADSL bağlantı yöntemi, abonenin Internet’e bağlanması için telefon hattındaki boş olan yerleri kullanır. Telefon görüşmeleri belirli frekans aralıklarında yapılırken telefon hatlarının diğer frekansları normalde kullanılmaz. ADSL bu boş frekansları kendi ihtiyacına göre bölerek Internet bağlantısıyla telefon görüşmesinin karışmasını engeller.Bir bağlantıyı frekanslarına göre bölme yöntemi olan FDM(Frequency Division Multiplexing=Frekans Bölmeli Çoklama) ülkemizdeki ADSL bağlantısının kullandığı yöntemdir.Bu yönteme göre telefon görüşmeleri için ayrılmış frekans aralığı dışındaki frekans aralığı da upload/download’lar için birbirine eşit olmayan iki parçaya bölünür. Yani FDM ADSL’de aynı anda telefon görüşmesi, download, ve upload yapılabilir.Ülkemizde kullanılmayan bir diğer ADSL frekans bölme yöntemi de Echo-Channeled ADSL’dir. Bu yöntem upload ihtiyaçlarının genellikle kullanılmadığını varsayarak download frekans aralığının ihtiyaca göre upload aralığını da kullanabilmesini sağlar. Ama tam tersi geçerli değildir yani ihtiyaca göre upload download alanına giremez. Bu frekans ayırımları kısaca aşağıdaki gibidir.

(POTS: Telefon hattının kullandığı alan; Upstream:Upload alanı; Downstreamownload alanı)

Yalnız, telefon hatlarıyla çakışmayan ADSL, fax sinyalleriyle karışabilmektedir. Bir hatta ADSL modem, telefon, ve fax paralel olarak bulunuyorsa fax’ın açık olduğu durumlarda telefon hattına dışarıdan yapılacak bir aramada ahizeyi kaldırırsanız fax sinyalini duyacaksınız ve ADSL Internet bağlantınız kopacaktır.

Türk Telekom ADSL Altyapısı

ADSL’in teknolojik özelliklerinden bahsettikten sonra ADSL’in bizi en çok ilgilendiren kısmına, ülkemizdeki durumuna bakalım.

6 aylık bir hizmet olan ADSL Türk Telekom’un TTNet sisteminin bir alt kolu olarak kendini gösteriyor. Altyapısı dünyada ADSL teknolojisinde oldukça ileri bir noktada olan Fransız Alcatel firmasının Türkiye departmanı tarafından yapılmıştır. Sistemin montesi esnasında ülkemizdeki ilk ADSL hizmeti olacağından ne kadar rağbet göreceği tam belirlenememiş ve bu yüzden oldukça kısıtlı sayıda aboneye hizmet verecek şekilde dizayn edilmiştir. 4 ilimizde (Ankara,Çankkale,İstanbul,İzmir) toplam 32 ASAM birimi üzerinden hizmet veren ADSL’in illere göre ASAM dağılımı şöyledir:

Ankara Çanakkale İstanbul İzmir

8 1 18 5

Yukarıda adı geçen ASAM birimi kullanıcıların TTNet altyapsındaki ATM ağına bağlanmalarını sağlayan çoklayıcı arabirimdir. Bir ASAM’ın üzerinde 1 ila 3 adet şasi adı verilen kısım bulunabilir. Her şasi içinde 12 ADLT(ADSL modeminin bağlantığı kart) kartı ve her karttada 4 port (4 farklı modem desteği) bulunur. Yani biraz çarpma toplama yapıldığında bir şasinin 48 kullanıcıya hizmet verebildiği görülür. Bir bölgedenin ASAM’ındaki şasi sayısı bölgedeki kullanıcı sayısına göre değişirken bazı bölgelerimizde sürpriz şasi sayıları olabilmektedir. Ülkemizdeki ADSL hizmetinde şimdilik toplam olarak 2928 port vardır, yani Türk Telekom ADSL hizmeti şimdilik 2928 kullanıcıya hizmet verebilmektedir.Bu sayı 48′e bölündüğünde 61 adet şasi’nin bulunduğu görülür ki bu da ortalama olarak bir ASAM’da 2 şasi bulunduğunu yani her merkezin ortalama olarak 96 kullanıcıya hizmet verebildiği görülür.

Muhtemelen bazılarımızın aklına bu noktada "Benim bağlı olduğum merkez doluysa başka merkezden hizmet alırım." diye bir düşünce geçecek. ADSL bağlantısı telefon hattından yapıldığından belli uzaklıktan sonra veri kaybı olabilmektedir.(2,5 Km gibi) Bu yüzden Türk Telekom ADSL’de bir ASAM kendisi merkezli 2,5 Km yarıçaplı bir kürede hizmet verebilmektedir. Teorik olarak ASAM bu kürenin dışında hizmet vermez mi? Verir fakat bağlantının hızının ne kadar olacağını garantileyemez. Bu yüzden Bostancı-Erenköy gibi yakın merkezler arası bile geçiş olamamaktadır. Port sayısının az olmasından sonra ADSL’in en kısıtlayıcı özelliği bu mesafe limitidir.

ADSL Modemleri ve Splitter’lar

Diyelim ki bulunduğunuz bölge’de ADSL ASAM’ı mevcut ve boş yer var. ADSL aboneliğine başvurdunuz ve abone oldunuz. Şu anda ADSL hattınızı kullanabilmeniz için tek bir adım kaldı: ADSL Modem satın alınması.

Yazının başında da bahsettiğim gibi ADSL ülkemizde ilk çıktığı zaman piyasadaki tek modem Alcatel 1000 idi. Ethernet kartı üzerinden bağlantı ile çalışan bu modem fiyat bakımından hala gayet yüksek bulunuyor. Alcatel firmasının Alcatel 1000′den sonra Speedtouch ailesi piyasaya geldi. USB’si Internal’ı External’ı Ethernet bağlantılı olanı bulunan bu aile hem fiyatının makul olması hem de rahat bulunabilirliği açısından gayet başarılı.(Internal’ı 150$+KDV’den başlıyor)

Ülkemize yazın başlangıcıyla Alcatel’den başka firmaların da modemleri piyasaya çıktı. Fiyat konusunda bir kısmı Alcatel Speedtouch’lardan bile daha makul olan bu modemlerin ufak bir sorunu var. ADSL sisteminin altyapısı Alcatel tarafından yapıldığı için Alcatel harici firmaların modemlerinde zaman zaman uyum sorunları olabiliyor. Bu tamamen ADSL altyapısından kaynaklanan bir problem firmaların modemlerinin kalitesinden olan bir problem değil.Ayrıca İstanbul Anadolu yakasında oturanlar için ufak bir not daha;Alcatel bile olsa USB modemlerin uyum sorunu çıkarma ihtimalleri var haberiniz olsun.

Splitter konusunda ise ilk bilinmesi gereken "olması lazım" bir ürün olmadığı. Splitter’ın yaptığı işlem Internet bağlantınız esnasında telefonunuzu da kullanabilmenizi sağlamak. Sisteminizde splitter olsun olmasın dışarıdan yapılacak bir telefon araması sonucunda hattınız meşgul görünmeyecek fakat ahizeyi kaldırdığınızda dial-up’da olduğu gibi hattınız kesilecek. Çok basit bir birim olan splitter’a telefon hattınızın kablosunu, ADSL modeminize gidecek telefon kablosunu ve telefon’a gidecek kabloyu takıyorsunuz. Yalnız burada bir sorun var o da splitter’larda kabloların gireceği yerlerin standart telefon hattı kutularında olduğu gibi jack’li olmaması. Bu işlemi biraz elektrik bilgisi olabilen arkadaşlar yapabilir, yakınızda öyle bir tanıdığınız birisi yoksa en yakın elektrikçiye sadece hangi kablonun nereye takılacağını söyleyerek bu problemi aşabilirsiniz.(Splitter’ın üst kapağını açtığınızda hangi kablonun nereye takılacağına dair bulunan birkaç şekil yardımcı olacaktır.)

ADSL Bağlantı Kurulumu

Donanım seviyesi bu kadar bilgiden sonra bir ADSL bağlantısının nasıl yapıldığına bakabiliriz. ADSL bağlantısı için bulunduğunuz ilin bölge baş müdürlüğüne başvurmanız gerekiyor. (İstanbul Anadaolu yakası için Acıbadem, Avrupa yakası için Gayrettepe Türk Telekom) Burada görevlilere ADSL’i bağlatmak istediğiniz telefon numarasını söyledeğinizde hattınızın ADSL bağlantısına uygun olup olmadığına bakılıyor. Eğer sizin telefonunuza hizmet veren santral ADSL için bir POP noktası ise ve orada boş port var ise hattınız ADSL’e uygun demektir. Sözleşmeyi sadece ADSL özelliği açılacak telefonun üzerine kayıtlı olduğu kişi yapabiliyor.Bürokratik prosedürde istenilenler:

• Nüfus Cüzdanı.

• Nüfus Cüzdanının bir fotokopisi.

• Telefonun son dönemlerden, ödenmiş bir faturası.

Bu istenilenleri verdiğiniz zaman bir form doldurarak abonelik sürecinizi başlatıyorsunuz. Abone olurken hattınızın hızını seçmenin yanısıra, statik IP isteyip istemediğinizi seçiyorsunuz. Açıkçası ev kullanıcıları için pek iyi olmasa da devamlı aktif olan ağ’lara yapılacak ADSL bağlantıları için gayet güzel. Bu noktadan sonra ADSL açtırma ücretini ödeyerek işlemlerinizin bir kopyasını alıyorsunuz. Telekom şubelerinden yaptıracağınız tüm işlem bundan ibaret.

Modeminizi evinizde kurdunuz ve opsiyonel olan splitter’ı da sisteminize eklediniz veya eklemediniz. İş emri başvurusu yapıldıktan ortalama 1 hafta sonra size telefon ile bağlı olduğunuz bölge başmüdürlüğünden hattınızın açıldığını söylüyorlar, kullanıcı adınızı ve parolanızı seçtikten sonra hattınız açılmış oluyor. Modem’inizin kullanma kılavuzundaki gibi bağlantı ayarınızı yapınca (ki bu aslında normal bir dial-up bağlantı yapmak gibi farkı yok.) hattınızı kullanmaya başlıyorsunuz. Aylık ADSL abonelik ücretini telefonunun faturasında görüyorsunuz. Yani özellikle bağlantınızın ilk ayında önceki dönem faturalarınıza göre ciddi bir fark görürseniz hiç şaşırmayın. Açıkçası aylık ücretin ödenmesi için ayrı fatura olmaması benim çok hoşuma gitti. Zaten sayıca bol miktarda olan faturalara bir de ADSL faturasının eklenmesi lüzumsuz yük olurdu, bu ufak ama karışıklık engelleyici sistem için Türk Telekom’u kutluyorum.

Öneriler, Notlar

• Bir teknik problem olma durumunda (modem uyuşmaması, hattın kurulamaması) bağlı olduğunuz bölge başmüdürlüğünü aradığınız zaman kullanıcı adınızı sormak yerine hat no’nuzu soracaklardır. İşemrinizin sağ üst köşesinde bulabileceğiniz TTNET numarası olarak yazılan bu numara sizin hattınızın kodu olarak kullanılacak.

• Hattınız ilk açılırken bir süreliğine (2 saat ila 2 gün) hattınız kopuk olacak. Bu data santrallerinde yapılan normal bir işlemdir işleminizin yapıldığını gösterir. (Tabiiki 2 gün’e uzarsa yavaş yavaş yapıldığını da gösterir.)

• ADSL modemleri aldığınızda normalde alıştığımız renkli estetikli bir kutu görmek yerine beyaz basit bir kutu görebilirsiniz bu ürününüzün kullanılmış veya kaçak olduğunu göstermez.

• ADSL sistemi hala yeni bir sistem olduğundan problemleri bulunmakta. Zaman zaman merkezi arızaların olması muhtemeldir. Genelde 1-3 saatte çözülür.(en kötü ihtimal) Örnek: Erenköy bölgesinde Ağustos ayı boyunca toplam 2,5 saatlik 2 kesilme oldu.

Özet

Hattan düşmelerin olmadığı, stabil, güvenilir bir hat olan ADSL büyük ve çok sayıda dosya download’ı yapan kişiler için idael. Ayrıca dial-up Internet’lerdeki telefon parasını düşünecek olursanız ADSL’in 128/64′lük hattı gayet mantıklı geliyor. Günde ortalama 2-3 saat Internet kullanan bir kişi için ADSL hemen hemen aynı fiyata geliyor. Genellikle upload yapan kişiler için ADSL, upload hızını 4-5Kbyte’dan 7-8Kbyte çıkaracak ve 24 saat devamlı bağlantı imkanı sunacak. Download’larda hız 4-5Kbyte’dan 12-16Kbyte’a çıkacak ki bu 3 ila 4 kat hız demek. Ve unutulmaması gereken en önemli nokta hattın tamamının size ait olması başka kullanıcıların durumunun sizi kesinlikle etkilemeyecek olması. Ayrıca kullanıcı adınız veritabanında sadece sizin telefonunuz üzerinden gelirse kabul edilir bu yüzden bağlantınızın çalınması gibi bir durum da bulunmamakta.

Öte yandan. 150$+KDV dan başlayan modem fiyatları ile ADSL modemler hala normal modemlerden oldukça pahalı. Sistemin altyapısının tam oturmamış olması ara sıra genel sorunların çıkabileceği manasına geliyor. Sistemin maksimum kullanıcı sayısının az olması da problemlerin en önemlisi.

Uzun Vadede ADSL

Internet’in dünyadaki öneminin her geçen gün artması hızlı, güvenilir ucuz ve devamlı bağlantıları ön plana çıkarıyor. Bu bakımdan uzun vadede ADSL iyi bir yatırım gibi görünüyor. Ayrıca duyduklarıma göre 2002 ortalarında yapılacak yeni bir ihale ile ADSL sisteminin kapasitesi 100-300 bin’leri bulacak. Eğer bu rakama ulaşılır, o zamana kadar ADSL altyapısının problemleri azalır ve iyi bir reklam yapılırsa dial-up şirketleri zor günlerine başlarlar veya alternatif ADSL’ler, daha iyi hizmetler ülkemize gelir ve Internet bağlantısı konusunda ülkemizde büyük gelişmeler olur. Ama burası Türkiye; hayallere kapılmanın mekanı değil……

Bu bilgilerin derlenip toplanmasına ve bu makalenin yazılmasına yardımcı oldukları için tüm Acıbadem Türk Telekom Data Teknik Destek Servisi ve Kadıköy Data Santrali çalışanlarına teşekkürlerimi sunarım.

ADSL İÇİN GEREKEN SARTLAR

• Aynı hat üzerinden yüksek hızlı internet erişimi ve normal telefon servisi.

• 8Mbps ‘e kadar dışarıdan data çekme hızı,

• 1Mbps’a kadar data gönderme hızı

• Windows95, Win98, NT, Mac OS, Unix, Linux destekler

• PC/LAN’ınızı Ethernet veya ATMF(isteğe bağlı) ile bağlanır

• Birçok kullanıcı birtek ADSL bağlantısını ve WAN IP adresini paylaşmasını sağlar

• Yazılım kurulumu yok

• Daima bağlı (bridged) ve çevirmeli ağ (PPP) modları

• Tüm genel ağ operatörleriyle bağlantı için uygundur

• ADSL standartlarına uyumlu (ANSI T1.413 Issue2, G.dmt,G.lite)

• Browser temelli hızlı başlangıç programı


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy