Dış Politika Ve Dış Ekonomik İlişkilerin Yönetimi

06 Kasım 2007

Dış Politika ve Dış Ekonomik İlişkilerin Yönetimi

________________________________________

Genel olarak

Dış politika bir ülkenin dış dünya ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkileri başta olmak üzere her çeşit ilişkilerinin yönetimi olarak da tarif edilebilir. Bu çerçevede, dış ekonomik ilişkiler özellikle Batı dünyasında dış politikanın her zaman en önemli unsurlarından biri olagelmiştir. Avrupa tarihi dini-siyasi hakimiyet savaşlarının olduğu kadar ticari ilişkiler oluşturma ve ekonomik nüfuz yayma çabalarının da tarihidir. 18. ve 19. asır klasik diplomasi dönemlerinde, İngiltere imparatorluğu ve diğer emperyalist-kolonyalist güçler, genişlemelerini silah güçleri yanında tüccarlarının bankerlerinin ve girişimcilerinin maharetine de borçludur.

Günümüzde dış politika ile dış ekonomik ilişkiler daha da iç içe geçmiş durumdadır. Bununla beraber, ekonomik ilişkilerin dış politikadaki

ağırlığı, ilgili ülkenin dünyadaki yeri, tarihsel gelişimi, ekonomisinin yapılı, dış ekonomik koşullara bağımlılık nisbeti ve hatta siyasi rejimi gibi çeşitli unsurlara göre değişmektedir. Örneğin, aynı zamanda siyasi-askeri bir süper güç olan ABD’nin yanında, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin dış politikaları siyasi-ekonomik faktörlerin karşılıklı etkileşiminin dengeli bir biçimde yönetilmesine dayanmaktadır. Buna karşı Japonya ve hala Almanya daha çok ekonomik gücü aracılığı ile nüfuz kazanmaya çalışmaktadır. Belçika, Hollanda gibi küçük boy AB ülkelerinde de ülkeler zaman zaman dış politikalarında uluslararası etik, insan hakları vs gibi konuları ön plana taşısalar da ekonomik çıkarlar dış politika darın en başta gelen etkenidir. Bu yönde uç örnekler olarak Singapur ve Hong Kong gibi sebebi mevcudiyeti dış ekonomik ilişkilere bağlı olan ülkeler gösterilebilir. Bunlarda dış politika tamamen dış ekonomik ilişkilerle özdeşleşmiştir. Öte yandan, otoriter rejimlere sahip veya demokrasinin henüz yerleşmemiş olduğu ülkelerde, çoğunlukla popülist-milliyetçi söylemlere dayanan ‘sözde siyasi’ gerekçelerle ekonomik çıkarlar, hatta toplumun asgari ekonomik gereksinmeleri feda edilebilmektedir.

Ülkemizde

Batı’dan farklı olarak, ülkemizde ekonomik ilişkilerin belki de en önemli-bir dış politika aracı ve hatta aynı zamanda amacı olduğunun tam olarak anlaşılması uzun zaman almıştır. Osmanlı imparatorluğu döneminde İstanbul, ekonomi ve ticareti hemen hemen hiçbir dönemde dış siyasette rol oynayabilecek bir unsur olarak görmemiş, hatta Padişah ve yönetimin üzerine eğilmesine değmez konular olarak yaklaşılmıştır. Biraz da genelleme yaparak, imparatorluğun dış dünya ile ekonomik ilişkileri, yükselme döneminde fethedilen topraklardan vergi, çöküş döneminde ise Batı’dan borç alınmasına inhisar etmiştir denilebilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında da dış ekonomik ilişkiler bir politika aracı olarak ön planda değildir. O zamanlar, ülkenin ekonomik gücünün sınırlı ol-ması yanında, genç Cumhuriyet önceliği kendisini dünyaya kabul ettirmeye, yani siyasi ilişkilerini geliştirmeye vermektedir.

1950 sonrası DP döneminde dış dünyaya bakış yine ağırlıkla siyasidir. Dış ekonomik ilişkiler Soğuk Savaşta Batı’nın stratejik sınır bekçisi niteliğimiz gereği özellikle ABD’nin çizdiği rotaya bağımlıdır. Bu arada, siyasi-stratejik gerekler ülkemizin diğer Batı kurumları yanında, sanayileşmiş ülkeler kulübü OECD’ye de üye olmasını sağlamıştır. Gerek ekonomimizin yapısı ve düzeyinin gerek ekonomik politikalarımızın sadeti o zamanlar değil uzun süre bu üyelikle bağdaşmamasına rağmen, stratejik bedelini ödediğimiz bu üyelik ülkemiz için yararlı olmuştur.(Hele şimdi politikalarımız da Batı ile uyumlu iken bu üyelikten çok daha fazla yararlanmamız mümkündür). DP iktidarı sonlarında ekonomik bunalım dönemlerine girildiğinde, dış ekonomik ilişki kavramı dış irdim bulma ile eş anlamlı hale gelmiştir. Nitekim OECD üyeliğimiz aslında asıl amacından farklı olarak bu kurumda bizim için Yardım Konsorsiyomu kurulmasına da yaramış, bu çerçevede hem 1960 öncelde hem de sonrasında çeşitli kereler, politikalarımız değişmediği için sadece ‘taşıma suyla değirmen döndüren’ elverişli şartlı krediler sağlanmıştır.

1960-1980 döneminde yine içe dönük, ithal ikamesine dayalı ekonomik ilitikalar1 yürürlüktedir. Dış ekonomik ilişkilere, açılımdan çok sınırlama ve savunma güdüsüyle yaklaşılmaktadır, ithalatı kısma, yabancı sermayeyi durdurma, döviz kontrolü tek geçerli politikalar sayılmaktadır. Dönem sonuna doğru yine özellikle ödemeler dengesizliği kaynaklı bunalım başgösterince, tekrar ekonomik ilişkiler eşittir dış yardım formülüne geri dönülmüştür. Her hal ve karda dış ekonomik ilişkiler iç ekonominin ipoteği altındadır ve dış politikanın imkanlarını artıracağına sınırlamaktadır.

Bu dönemde Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık ilişkisine girilmesi ekonomik olmaktan çok bir siyasi tercihin eseridir. 1964 Ankara Anlaşmasının ve 1973 Katma Protokolünün gümrük birliği ve ekonomik bütünleşmeye gidişi öngören anlayışının, ülke ekonomisinin yönetimine olduğu kadar dış ekonomik ilişkilerimize de yansıması gerektiğinin bilincine varılmamış, o zamanlar ekonomik felsefe, yapı ve politikalarımızla önemli ölçüde çelişen bu metinler pek sınırlı ölçüde hayata geçmiştir. Bu arada, uluslararası düzeyde 1970′lerin başındaki, özellikle ana madde fiyatlarının artması sayesinde gelişme yolundaki ülkelerin sanayileşmiş ülkelere bağımlılıklarını azaltma girişimi başlattıkları ortamda, ülkemizde de dış siyasi unsurlardan nisbeten daha bağımsız bir dış ekonomik ilişkiler politikası gütme tartışması yaşanmışsa da, gerek İç siyasi mülahazalar gerek uluslararası düzeyde gelişme yolundaki ülkeler hareketinin 1974 petrol krizi sonrası geçerliğini kaybetmesi nedeniyle, bu konu gündemden düşmüştür.

Nihayet, 1980′den itibaren ülkemizdeki köklü ekonomik politika değişikliği sonucu serbest piyasa ekonomist kurallarının ve dışa açılma ve ihracata dönük politikaların yerleşmesi ve meyvelerim vermesi ölçüsünde dış ekonomik ilişkilerimiz de dış politikamızın en önemli bir aracı ve amacı olarak bugünkü yerini almaya başlamıştır.

2000 yılında Türkiye’nin dış ilişkileri, gelişmiş demokrasilere benzer şekilde, salt siyasi ilişkiler yanında, askeri, ekonomik, kültürel, sosyal vs gibi son derece çeşitli alanları kapsayan karmaşık bir ilişkiler yumağı oluşturmaktadır. AB’ne adaylığımız ve entegrasyon süreci bu yumakta özel bir yere sahiptir. Dış politikamız ise tüm bu ilişkileri, bunların karşılıklı etkilerini de hesaba katarak yönetmek zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Bu çerçevede, dış politikaya etkisi belki de en fazla olan- bununla beraber başta ekonomik gücümüz ve politikalarımız olmak üzere kendisi de diğer çeşitli faktörlerden etkilenen dış ekonomik ilişkilerimizin yönetimi başlıbaşına önem taşımaktadır.

Dış ekonomik ilişkilerin yönetimi

Türkiye’de dış ekonomik ilişkiler yönetiminin geçirdiği aşamalar

Cumhuriyetin ilk yıllarında, dış politikamız hemen hemen tamamen Atatürk tarafından şekillendirilmiş ve yönlendirilmiştir. Uygulamayı yeni oluşturulan Dışişleri yürütmeye çalışmaktadır. Genellikle dış ilişkiler ile dış ekonomik ilişkilerin yönetilmesi arısında kurumlar açısından belirgin bir görev taksimi yoktur. Dış temsil tektir ve Dışişlerinin uhdesindedir. Dış siyasi ilişkiler dış ticaret ve yabancı ülkelerle mali ilişkileri yönlendirmektedir ve gerektiğinde bu ilişkiler hükümet,daha doğrusu Devlet Başkanlığı düzeyinde koordine edilmektedir. Tek parti döneminde de bu yapı hemen hemen benzer şekilde sürmüştür. Esasen bu dönemlerde bir "kuruluş ve yeni yapılanma" sürecinden geçen Türkiye henüz idari açıdan da bugünkü karmaşık dış ilişki gerekleriyle de karşı karşıya değildir. Bir diğer unsur da, Dışişleri dışındaki devlet kurumların da dış dünya ile temas edebilecek lisan bilir elamanların azlığıdır.1950-1960 DP iktidarı döneminde ise, dış ekonomik ilişkilerin yürütülmesi hemen hemen münhasıran Dışişleri Bakanı ve Bakanlığı tarafından üstlenilmiştir. O kadar ki, Dışişleri Bakanlığı iç ekonomik politikaları dahi etkilemeye başlamış,bu iktidarın son yıllarında dış ticaret politikalarını tespit eder ve dış kredi ve hazine operasyonlarını yönetir olmuştur.

DP İktidarına ve icraatına kökten bir tepki olan 27 Mayıs 1960 darbesi Dışişlerinin dış ekonomik ilişkilerdeki neredeyse mutlak hakimiyetine de -yine tepki olarak -son vermiştir. Bu amaçla,darbeden henüz bir ay geçtikten sonra Temmuz başında çıkarılan ’13 sayılı’ Kanun,dış ticari ve dış mali ilişkilerde Dışişlerinin temsil yetkisini almış,bu konulardaki temsili,müzakerelerin yürütülmesini ve heyet başkanlıklarını ilgili Bakanlıklara vermiş,Dışişlerine sadece heyetlerde yer alam imkanını tanımıştır. Kanun bu hükümleriyle bu defa aşırıya giderek ‘dış temsilde birlik’ ilkesini bozmuş,dış ilişkilerde uzun süre yetki karışıklığı yaratmıştır. Bununla beraber, yine diğer kurumlarda dış ilişkilerde yetişmiş kadroların henüz bulunmaması nedeniyle Dışişlerinin dış ekonomik ilişkilerde hukuken değilse de fiilen nüfuzunun bir kısmını geri alması en azından dış muhataplar yönünden bu karışıklığı bir ölçüde hafifletmiştir.

Bu durum 1969 yılına kadar sürmüş,bu tarihte çıkarılan ve halen yürürlükte olan 1173 sayılı ‘Milletlerarası Münasebetlerin Yürütül-nesi Hakkında Kanun’ ile dış ekonomik ilişkilerde de temsil birliği, aşağıda değineceğimiz bazı istisnalar dışında, tekrar sağlanmış, Dışişleri Bakanlığının bu alanda da nazım rolü hukuki bir çerçeveye oturtulmuştur.1970′lerden bu yana, iç durumdaki çalkantılar yanında, Türkiye’nin dış ekonomik ilişkilerinin de giderek çeşitlendiği ve dış politikamızda ön plana çıktığı yıllar, aynı zamanda, dış ekonomik ilişkilerin yönetimi konusunda Dışişleri Bakanlığının öncü konumunun giderek sarsılmaya çalışılmasına, bu Bakanlık ile Maliye (Hazine) ve dış ticaret kurumları yanında Devlet Planlama Teşkilatı arasında bir rekabet ortamının oluşmasına sahne olmuştur. Siyasi iktidarların insicamı ve gücü ile yaklaşımlarına bağlı olarak azalan veya artan bu rekabetin ortaya çıkmasında bir diğer unsur da Dışişleri dışındaki diğer sözkonusu kurumlarda dış ilişkilere lisan vs yönünden yatkın yeni kadroların sür’atle yetişmeye başlaması ve bu kadroların kendilerini kabul ettirme çabalarıdır. Nadiren yararlı sayılabilecek, çoğu zaman ise devlet mekanizmasının etkinliğini, kurumlararası ahenk ve koordinasyonu zedeleyen bu rekabet, 1970′lerden 1980′lerin sonlarına kadar özellikle Avrupa Birliğine (o zamanlar AET ve AT) karşı izlenecek politikalar konuşu etrafında yoğunlaşmış, siyasilerin rakip bürokratlarca yanıltılarak kendi amaçları yönünde alet edildiği durumlar dahi görülmüştür. Sözkonusu bürokrasi içi sürtüşmeler bugün nispeten azalmış olmakla beraber el’an sürmektedir.

Bugünkü durum

-Mevzuat yönünden

Dış ekonomik ilişkilerin yönetimi yetkisi en üst düzeyde doğal olarak genel siyaset çerçevesinde TBMM kontrolündeki Hükümete aittir. Yürütücü-uygulayıcı olarak idarenin (bürokrasinin) bu alanda ne şekilde teşkilatlandırıldığı ve hangi kurumun hangi yetkilerle donatıldığı Hükümet içinde Bakanlar arasındaki iş bölümü ile de irtibatlıdır.

Halen belirleyici genel çerçeveyi çizen kanun, daha önce de değinilen, 5 Mayıs 1969 tarihli ve 1173 sayılı ‘Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanun’dur. Bu kanun, genel ilke o firak, Türkiye Cumhuriyetinin yabancı devletler ve temsilcilikleri ile temas ve müzakerelerini yürütme yetkisini Dışişleri Bakanlığına vermiştir. Bu şekilde, dış ilişkilerde temsil birliği prensibi kabul edilmiş ve dış ekonomik ilişkiler dahil dış ilişkilerin yönetimi için dışa karşı esas muhatap olarak Dışişleri Bakanlığı kabul edilmiştir. Bu yetki, Kanunda da belirtildiği gibi, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın Uluslararası Hukuk ve Anayasa gereğince sahip oldukları yetkileri etkilememektedir.

Dışişlerinin bu yetkisinin ve dış temsil birliğinin bir istisnası da vardır.O da Kanunun birinci maddesinde yer aldığı şekliyle, ‘statülerinde üyelerinin ve ortaklarının belli bir Bakanlık veya merci ile muamelatta bulunacağı belirtilen milletlerarası kurullarla, bunların temsilcilikleri, temsilciler ve sair merciler ile yapılacak temaslar, müzakereler ve milletlerarası andlaşmaların, Dışişleri Bakanlığı ve diğer ilgili bakanlıklarla işbirliği dahilinde sorumlu bakanlık veya merci eliyle yapılabilmesi’dir. Diğer bir deyişle, dış durum ve şartlara bağlı belirli bir durumda Dışişleri Bakanlığı dışındaki bakanlık ve mercilere dış temsil ve yürütme yetkisi verilmekte, ancak bunun da Dışişleri Bakanlığı ve diğer ilgili bakanlıklarla işbirliği halinde yapılması gerekmektedir. Bu hüküm esas itibarile dış ekonomik ilişkilerle ilişkili olup IMF ve Dünya Bankası ile sayıları daha sonra artan bölgesel bankalara prensipte ülkelerin hazine ve merkez bankası yetkililerinin muhatap olması geleneğine cevap verme gereğine dayanmaktadır.

1173 sayılı Kanun’da öngörülen diğer önemli bir ilke de dış ilişkilerin yürütülmesinde kurumlararası ahenk ve işbirliğinin sağlanmasıdır. Kanun bu amaçla, diğer öngörüleri yanında, bakanlıklararası komite ve kuralların kurulmasını da düzenlemektedir.

Dış ekonomik ilişkilerin yönetimi ile ilgili diğer halihazırdaki mevzuat, esas itibarile, Dışişleri Bakanlığı Teşkilat Kanunu yanında, bu tarz ilişkilerle ilgili diğer kurumlar olan Hazine Müsteşarlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın teşkilat ve görevlerim düzenleyen Kanun ile Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatının kuruluşunu düzenleyen Kanun Hükmünde Kararnamelerdir. 1983 yılında ardarda KHK’lar ile yürürlüğe sokulan ve bilahare Dışişleri Bakanlığı ile Hazine ve Dış ticaret Müsteşarlıkları için 1994 yılında Kanunlaşan bu üç metindeki dış ekonomik ilişkilerin yürütülmesi ile ilgili ilke ve hükümleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür:

Dışişleri Bakanlığı dış politikayı uygulamak ve Türkiye Cumhuriyetinin yabancı devletler uluslararası kuruluşlarla ilişkilerin! yürütmekle yetkilidir. Bu kapsayıcı yetkiye dış ekonomik ilişkiler de doğal olarak dahildir. Dışişleri Bakanlığı bu çerçevede, tüm dış temas ve müzakereleri yürütür ve gerekli anlaşmaları yapar. Anılan Bakanlık aynı zamanda diğer Bakanlık ve kuruluşların dış politikayı etkileyen faaliyetlerin dış politikaya uygunluğunu ve bu kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamakla da görevlidir. Yabancı devletler ve milletlerarası kuruluşlar nezdinde temsil işlerini yürütmekle yetkili makam yine Dışişleri Bakanlığıdır. Hemen hemen münhasır bu yetkilerdeki yegane istisna, 1173 sayılı Kanunun ilgili hükmünün yansıması olarak, mali, iktisadi ve diğer teknik konularda ilgili kurumlarca yürütülmesi gereken veya statülerinde başka Bakanlık ve mercilerin muhatap olması öngörülen uluslararası kuruluşlarla yapılacak- dış temas ve müzakerelerdir. Bu durumlarda da Dışişleri Bakanlığı bu temas ve müzakerelerin dış politikaya uygunluğunu gözetir ve gerekirse bunlara katılır.

Hazine Müsteşarlığı,ikili ve çok taraflı ekonomik ilişkiler,uluslararası ve bölgesel ekonomik ve mali kuruluşlarla ilişkiler,yabancı ülke ve kurumlardan hibe ve borç alınması ve verilmesi,sermaye akımlarının düzenlenmesi,yurt dışı müteahhitlik hizmetleri,kambiyo rejimi,yatırım ve yatırım teşviki alanlarındaki faaliyetleri yürütmekle görevlidir.Bu çok geniş kapsamlı yetkilerin 1173 sayılı Kanuna yapılan bir atıfla bir ölçüde sınırlanmış olduğu söylenebilir.

Dış Ticaret Müsteşarlığı, Kanundaki ifadeye göre,dış ticaret politikalarının tesbitine yardımcı olmak ve bu politikalar çerçevesinde ihracat,ihracatı teşvik,ithalat,yurt dışı müteahhitlik hizmetleri yanında,’ikili ve çok taraflı ticari ve ekonomik ilişkileri’ düzenlemek,uygulamak ve uygulamaları izlemek ve geliştirmekle yetkilidir.

Maliye Bakanlığı Teşkilat KHK’sında , bu Bakanlığın genel görevleri arasında dış ekonomik ilişkilerle ilgili bir husus yer almamakla beraber,Gelirler Genel Müdürlüğünün görevleri arasında ‘milletlerarası vergi ilişkilerinin yürütülmesi,ikili ve çok taraflı vergi anlaşmalarının yapılması’ sayılmaktadır.

Devlet Planlama Teşkilatı KHK’sında DPT’nin görevleri arasında uluslararası kuruluşlarla iletişim halinde stratejiler geliştirmek de yer almakta,ayrıca DPT’de görevi ‘bölgesel,çok taraflı ve ikil ekonomik ilişkilerin kalkınma planları ve yıllık programlarda belirtilen ilke,hedef ve politikalarla uyumlu şekilde yürütülmesi için gerekli çalışmaları yapmak,gelişme yolundaki ülkelere teknik yardım faaliyetlerini yürütmek,GYÜ’ler ve özellikle İslam ülkeleri arasında ekonomik ve ticari işbirliği amacıyla kurulan teşkilatlarla ilgili çalışmaları yapmak ve gerekirse sekreterya hizmetlerini yürütmek’ olan bir Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü bulunmaktadır.

Yukarıdaki makamlara ek olarak,diğer birçok Bakanlık ve kamu kuruluşunda da, farklı kapsamda görevleri olan ‘Dış İlişkiler’ birimlerinin de bulunduğu, bunların ihtisas konularına göre bazı dış temaslar yaptığı bilinmektedir.

Görüleceği üzere,mevzuatımız bu alanda esas temsil ve yönetim yetkisini Dışişleri Bakanlığına tanımış olmakla beraber,bu yetkiye istisnalar da getirilmekte,ayrıca,yetki sürtüşmesine yol açabilecek belirsizlikler de bulunmaktadır (örneğin,yurt dışı müteahhitlik hizmetleri konusuyla hem Hazine hem de Dış Ticaret Müsteşarlıklarının meşgul olması öngörülmektedir.

-Uygulama yönünden

Bir yandan mevzuattaki istisna,karışıklık ve belirsizliklerin etkisiyle,diğer yandan ülkemiz dış ekonomik ilişkilerinin gerek ülke bazında gerek konu çeşitliliği açısından merkeziyetçi bir yaklaşımla yönetilmesinin giderek zorlaşması nedeniyle Dışişleri Bakanlığının bu alandaki yetkisi ve hatta rolü giderek yıpranmaya başlamıştır. Bunda yukarıda değinilen,’rakip’ kurumlar kadrolarının güçlenmekte olmasının da payı vardır.İdare düzeyinde etkin koordinasyon mekanizmalarının bulunmaması veya gereği gibi çalıştırılamamasının da etkisiyle,bugün dış ekonomik ilişkilerde bir ölçüde bir temsil çokluğu ve yönetim çakışmalarından söz edilebilir.Bu durum,dağınıklık olarak nitelendirilemez ise de, ülkemizin bu konulardaki etkinliğini azaltacak boyuttadır.

AB ile ilişkiler ve dış ekonomik ilişkilerin yönetimi

AB ile ilişkilerimizin yönetimi başlıbaşına kapsamlı bir inceleme konusudur.Burada sadece,bu ilişkilerin dış ekonomik ilişkilerimizin önemli bir bölümünü kapsayan ve bunları her hal ve karda etkileyen niteliği vurgulanmak istenmiştir. AB ile ilişkilerimizin tarihinde çoğu zaman

bu ilişkinin çok yönlü ve ülkenin adeta tüm hayatım kapsayan ‘bütünleşme süreci niteliğinden çok ekonomik yön ön planda olmuş, ilişki herhangi bir dış ekonomik ilişki olarak algılanmıştır. Bunun bir sonucu olarak da, AB ile Dışişleri Bakanlığı yanında daha çok ekonomik Bakanlık ve kurumlarımız ilgilenmiş, dolayısıyla bu konu yukarıda değimin bürokrasi içi rekabet ve sürtüşmelerin de odak noktasında olmuştur. Adaylığımızın kabulünden sonra daha kapsamlı olarak ele alındığı görülen, devletin ve özellikle idarenin AB ile ilgili organizasyonu konusundaki gelişmeler, aynı zamanda dış ekonomik ilişkilerimizde temsil ve yürütme yetkisi sorunlarına yaklaşımların da bir tarihçesidir denilebilir.

Kamu-Özel Sektör İşbirliği

Türkiye’nin dış ilişkileri ve özellikle dış ekonomik ilişkilerinin kapsamı genişledikçe ve giderek çok yönlü ve karmaşık hale geldikçe, bu ilişkile-

1 sadece devletin, üstelik de ‘temsil birliği kuralı’ nedeniyle belirli ölçü-merkeziyetçi olmak zorunda bir bürokrasinin yönetmesi giderek güçleşmiş, özel sektör kuruluşlarının bu alandaki etkinliği ve görünürlülüğü artmıştır. Bu da, doğal olarak kamu ile özel sektör arasında koordinasyon ve işbirliğini de zorunlu kılmıştır.

Ülkemizde -bir çok Batı ülkesinin aksine- kamu-özel sektör ilişkileri un süre sıkıntılı bir dönemden geçmiş, bu kesimler arasında ‘işbirliği’ uzun süre dahi güçlükle oluşmuştur. Bunda birinci neden, özel sektörün tun yıllar ekonomide ve de dış ilişkilerde ağırlık taşıyamıyacak kadar zayıf kalmış olmasıdır. Bu sektör ancak devlet himayesinde ve devletten yarrarlanarak mevcudiyetini sürdürmüş, bunu bir alışkanlık haline de getirmiştir. Ancak 1980′den sonra başlayan dönemdedir ki bu sektör Yavaş yavaş şahsiyet kazanmaya, kendi ayakları üzerinde durmaya, ekonomik hayattaki rolünü artırmaya başlamıştır. Bu süreç devam etmekle beraber, bugün artık özel sektörün başlıbaşına dış ekonomik ilişkilerde etkin bir konum kazandığı bir gerçektir.

Kamu-özel sektör işbirliğini güçleştirmiş olan ikinci neden daha ziyade ideolojiktir.Türkiye için Cumhuriyetin kuruluşu ve İkinci Dünya Savaşı yılları başta olmak üzere ekonominin ayakta durması için devletçilik,devletin önceliği ve hakimiyeti uzun yıllarca geçerli olmuştur.Bu dönemlerde özel sektör ve iş dünyası -Osmanlı geleneğinin de etkisiyle-bir nevi ikinci sınıf sayılmış,hatta özel ticari ve ekonomik faaliyetlere neredeyse kuşku ile bakılmıştır (maskeli,şişman ,purolu muhtekir tüccar tiplemeleri karikatürlerde 80′li yıllara kadar sürmüştür).Bu zihniyet çerçevesinde ,siyasi ve idari devlet yetkilileri özel sektörle ilişkilerine son derece mesafeli yaklaşırlar,yurt dışı faaliyetleri dahil özel sektörle ilişkilerine son derece mesafeli yaklaşırlar,yurt dışı faaliyetleri dahil özel şirketleri savunur ve destekler gözükmekten kesinlikle kaçınırlardı.Böyle bir ortamda,sağlıklı bir kamu-özel sektör işbirliğinden sözetmek doğal olarak mümkün değildi.

Özel sektörün dış ekonomik ilişkilerde önemli rol sahibi olduğu gerçekliği ilk olarak ve yine sınırlı şekilde, Ortak Pazar ile ilişkilerin kurulup gelişmeye başladığı yıllarda anlaşılmaya başlamıştır.AET ile ilişkiler için özel sektör üst kuruluşlarının İktisadi Kalkınma Vakfı’nı kurmaları ve bu vakfın Brüksel’de bir temsilcilik açması bu çerçevede zikredilebilir.Aynı şekilde AET ile Katma Protokol müzakerelerinde özel sektörün de görüşlerine az da olsa başvurulmuştur. Bu arada, 1970′lerden itibaren tekstil ihracı güçlükleri başladığında AET’ye devlet yerine tekstil ihracatçı birliklerinin muhatap olmasının kararlaştırılması bu açıdan önemli bir adım olmuştur.

Kamu-özel sektör ilişkileri ve işbirliğinin 1980′lerden itibaren değişmeye başladığı bilinmektedir. Devletin iş hayatına yaklaşımındaki tabular -bugün hala izlerine rastlansa dahi-yavaş yavaş kalkmış,siyasi mekanizma olsun bürokrasi olsun özellikle dış ekonomik ilişkilerde özel firmalarımızın faaliyetlerini destekleme gereğim kabule başlamıştır. Bu zihniyet değişikliği giderek daha geniş ölçüde uygulamaya da yansımakta, devlet kurumları ihracat konularında olsun yurt dışı ihalelerde olsun ağırlığını özel firmalarımızdan yana koymakta tereddüt etmemektedir. Aynı şekilde, özel sektör de genellikle dış ilişkilerde devletle işbirliğine ve dış politikalarımızla ahenk içinde olmaya itina göstermektedir.

2000 yılında Türkiye’nin dış politikasında dış ekonomik ilişkilerin yeri yönetimine ilişkin bazı saptama ve değerlendirmeler.

Yirmi Birinci asra girerken, Türkiye’nin son derece kapsamlı, çeşitli ve karmaşık dış ilişkiler yumağı içinde dış ekonomik ilişkiler belki de en önemli yere sahiptir. Bugünün gerçeği dış siyaset ile ekonomik ilişkilerin birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığı, bunların karşılıklı etkileşim içinde bulunduğudur. Her dış politika adımında bir dış ekonomik ticari kollama unsuru olduğu gibi, her dış ekonomik faaliyette de dış siyaseti destekleme veya en azından ahenk içinde olma kaygısı bulunur.

Uluslararası ilişkilerde -siyasi-askeri araçların en azından görünürlüğünün azaltılması eğilimi gözönünde tutulduğunda ekonomik araçlar en b yük rolü oynamaktadır. Bu ilişkiler diğer bir ülkenin siyasi tutumunu etkilemek için bir baskı aracı olarak kullanılabildiği gibi, siyasi sorunların çözümü için de etkili bir olumlu araç oluşturabilmektedir. Ülkemiz de bunun ekonomik unsur1arın karşılıklı etkileşimini hesaba katan bir dış politika yürütme anla-y mı benimsemiştir.

Ancak, ‘ekonomi diplomasisi’ gibi kavramlar kulağa hoş gelse ve dış politikaların her şeyden önce ekonomik çıkarların hizmetinde olduğunu ileri sürüldüğü görülse de, bu karşılıklı etkileşimin bir sınırı olduğunu kaydetmek gerekir. O da ülkenin siyasi-güvenlik çıkarlarının mutlak önceliğidir. Dolayısıyla dış politika yürütülürken bu iki unsur arasında bir tercih durumu ortaya çıktığında,siyasi-güvenlik çıkarlarımızı korumak için ekonomik çıkarlardan fedakarlık gerekebilecektir. Demokratik bir rejimde bu tercihin nerede ve nasıl oluşacağı bellidir.

Ancak şimdiye kadar hiç bir demokratik ülkede de salt ekonomik çıkarlar için güvenliğin tehlikeye atılması gereğinin savunulduğuna rastlanmamıştır.Bu konuda,ülkemizde zaman zaman dış ekonomik çıkarlarımızın aslında getiri belli olmayan siyasi mülahazalarla yeteri kadar savunulamadığı iddiaları ileri sürülse de, bu iddiaların veya eleştirilerin pek çoğunun,uzun vadeli düşünmek ve genel toplum menfaatlerini gözönünde tutmak sorumluluğu bulunmayan özel çıkar sahibi çevrelerden kaynaklandığı da bir gerçektir.Ayrıca,yine bir çevrelerin çıkarları doğrultusunda hiç de yetkili olmadıkları bazı ‘dış politika’ inisiyatifleri aldıkları ve bu şekilde asıl dış politika aktörlerinin etkinliğini sarstıkları da görülmemiş değildir.

Bu çerçevede,Türk dış politikasının dış ekonomik ilişkiler unsuru arız edilebilecek etkinlikte yönetilmekte midir?

İlke olarak,dış ekonomik ilişkilerimizin etkin biçimde yönetilmesi için yukarıda işaret edilen bazı aksaklıklarına karşın-gerekli hukuki çerçeve vardır. Siyasi düzeyde ve bürokraside dış politika-ekonomik ilişkiler irtibatının bilinci ve bunlar arasında ahenk ve karşılıklı destek gereği anlayışı yerleşmektedir. Bu yaklaşımı benimsemiş kadrolar da mevcuttur. Ancak,uygulamaya gelince,ulaşılan nisbeten olumlu düzeye rağmen belirli aksaklıkların sürdüğü de bir gerçektir.

Bu aksaklıkların başında gerek devlet içinde gerek devlet-özel sektör ilişkilerinde koordinasyon ve ahengin tam yeterli olmaması gelmektedir. Siyasi düzeyde son yıllarda uzun süre hüküm süren istikrarsızlıklar,doğal olarak bu düzeyde,diğer konularda olduğu gibi dış ekonomik ilişkilerde de koordinasyonu büyük ölçüde olumsuz yönde etkilemiştir.İdari düzeyde ise özellikle Dışişleri Bakanlığı ile Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıkları ve DPT arasındaki rekabet bu siyasi istikrarsızlığın da etkisiyle bürokrasi içinde koordinasyonu zaman zaman bir dağınıklık görüntüsü verecek ölçüde aksatmıştır. Bu koordinasyon eksikliğinin etkileri daha ziyade dış temaslar açısından gözlenmiş,bazen yabancı kurumları Türk muhataplarının yetkisi hakkında tereddüde düşüren durumlarla karşılaşılmış,bazen de ekonomik menfaatlerimiz yeteri kadar siyasi destekten mahrum kalmıştır.

Bu durumun ticari ilişkilerde daha az ölçüde,mali ve parasal ilişkilerde daha fazla görüldüğü söylenebilir.Özellikle IMF ve Dünya Bankası’yla diğer uluslararası mali kurumlar ile ilişkilerde Dışişleri Bakanlığına ve diğer kurumlara bilgi akışı ve ilgili makamlar arası koordinasyon hemen hemen yok gibidir.Bugünkü uluslararası ortamda Türkiye’nin dış politikasını örneğin IMF ile ilişkiler gibi büyük ağırlık taşıyan bir unsurdan bağımsız olarak yürütmenin güçlükleri,hatta sakıncaları açıktır.Öte yandan,büyük boyutlara ulaşan savunma sanayiimizin ve önemli kısmı dıştan sağlanan savunma ihtiyaçlarımızın dış politikamız için önemli araçlar oluşturduğu herkes tarafından kabul edilmekle beraber,uygulamada bu aracın,yine koordinasyon eksikliği dolayısıyla tam etkinlikle kullanıldığı söylenemez.Aynı şekilde,bugün belirli boyutlara ulaşmış olan dış yardımlarımızın koordinasyonunun sağlanamamış olması bu yardımların dış politikamız aracı olarak kullanılmasını kısıtlamaktadır.Diğer bir örnek müteahhitlik hizmetleriyle ilgilidir.Bu konudaki faaliyetlerle ilgili bilgiler Dışişlerine,hatta bazen diğer ilgili makamlarımıza çoğu kez sadece ihtilafların ortaya çıkması halinde intikal etmektedir.

Bütün bu durumlarda,önemli olan,sık sık görüldüğü şekilde son anda siyasi düzeyde alelacele karar alınması şeklinde ortaya çıkan uygulama yerine, ilgili idari ve siyasi makamlar arasında sürekli bir koordinasyon sonucu sağlıklı kararlara ulaşılmasıdır.Gerçekten,diğer bir çok konuda olduğu gibi,dış ekonomik ilişkilerde de koordinasyonsuzluk çoğu kez siyasi karar mercilerinin karar vermeleri için gerekli bütün verilere sahip olmalarını zorlaştırmaktadır.İdari düzeyde görüş ayrılıkları olan bir konuya bu düzeyde bir çözüm aramak yerine,doğrudan siyasi mekanizmayı kendi görüşüne iknaya çalışmak alışkanlığı el’an yaygındır.Bu durumlarda siyasiye erişirliği daha fazla olan kurumun görüşü karar haline gelmektedir.Bu da her zaman en sağlıklı çözüm olmamaktadır.Öte yandan,koordinasyon yapıldığı hallerde bile genellikle kurumların görüşlerinde ısrarlı olmayı yeğledikleri,konsensüs sağlanmış gözüken hallerde dahi sonradan buna uyulmadığı gözlenmektedir.

Sözkonusu koordinasyon eksiklik ve aksaklıkları tahlil edildiğinde,mevzuat siyasi istikrarsızlık gibi unsurlar yanında,özellikle bürokrasi düzeyinde işbirliği kültürünün gelişmemiş olmasının da rolü olduğu görülebilir.Bürokraside bir anlamda ‘kendi kalesini savunma’ gelenek ve refleksi geçerlidir.Kişisel düzeyde de bürokrat,bilgisini paylaşmak ve yerine bu bilgiyi ‘kendini göstermek’ için kullanmak amacıyla arkadaşlarından saklamak eğilimindedir.Böylece idarede gerek kurumlar gerek bürokratlar arasında saydamlık genellikle asgari düzeyde kalmaktadır.Bu durumun istisnaları tabiatile vardır ancak kaideyi bozmamaktadır.

Kamu ve özel sektör arasında gerek içte gerek dışta koordinasyon ve işbirliğinin gelişmesi ise bugün daha çok özel sektör kuruluşlarının inisiyatifine ve kendi aralarındaki koordinasyonunun ölçüsüne bağlıdır (serbest rekabet kurallarının cari olduğu farklı bir çerçevede faaliyet gösteren bu kuruluşlar arası işbirliği ve koordinasyon konusunda bir görüş belirtilmemesi yeğlenmiştir) Her hal ve karda kamuda bu kuruluşlarla işbirliğine direnç oldukça azalmıştır. Hatta devletin bazı dış siyasi çıkarlarımız için özel sektörümüzün artan yurt dışı gücüne başvurduğu durumlar çoğalmaktadır. TÜSİAD başta olmak üzere yurtdışında da etkili faaliyet gösteren özel sektör üst kurumlarının -özellikle son olarak AB’ye adaylığımızın kabul ettirilmesi sürecinde olduğu gibi-devletimiz ile yaptığı yararlı işbirliği örneklerinin artacağından kuşku yoktur.

Sonuç olarak denilebilir ki,

-Ülkemizde dış ekonomik ilişkiler özellikle 1980′lerden bu yana sür’atle önemini artırmış ve dış politikamızın hem en ağırlıklı unsurlarından hem de araçlarından bir haline gelmiştir.

-Bu ilişkilerin yönetimi yine son yirmi yıldır,kamu-özel sektör işbirliğinin de artmasıyla iyiye doğru bir gelişme göstermiştir. Bugün devlette bu alanda yetişmiş kadrolar da artmıştır. Özel sektörümüz ise dışta dinamizmini kabul ettirmiştir. Dünya ekonomisiyle bütünleşmemiz ve AB’ye entegrasyonumuz sürecinin hızlanması bu konuda da olumlu katkı yapmaktadır.

-Bununla beraber,bu yönetimin henüz istenen ölçüde bir etkinliğe ulaştığı söylenemez.

-Mevzuatımızdaki çelişkiler ve belirsizlikler,siyasi ve idari düzeyde koordinasyon eksikliği ve aksaklıkları,bürokraside saydamlığın azlığı ve işbirliği zihniyetinin tam gelişmemiş olması ile-tüm toplumumuzda görülen-konsensüs kültüründen uzaklık,diğer birçok konuda olduğu gibi bu alanda da etkinliğimizi azaltan başlıca unsurlardır.

-Bu sakıncaların azalması ve dış ekonomik ilişkilerde Türkiye’nin Batılı gelişmiş ülkeler etkinliğine ulaşmasında esas çözüm,mevzuat değişikliğinden çok,tam demokratik açık toplum ortamında ve ülkemiz çıkarları konusunda oluşacak konsensüs doğrultusunda,gerek devlet ve özel sektör içinde gerek bunlar arasında işbirliği ve koordinasyon kültürünün yerleşmesine bağlıdır.

-AB adaylığımız,diğer alanlar yanında,dış ekonomik ilişkiler yönetiminin de tam üyelik hedefimiz ışığında gözden geçirilmesini ve gereken ayarlamaların yapılmasını gerektirmektedir. Ayrı bir inceleme konusu olan bu alanda AB üyesi ülkelerdeki dış ekonomik ilişkiler yönetimi-dış politika etkileşimi,kamu-özel sektör ilişkileri,insan kaynaklarının yönetimi gibi konulardaki durum ve uygulamalar bize ışık tutabilir.

Dış Pazarda Dağıtım Kanallarının Seçimi

06 Kasım 2007

1. DIŞ PAZARDA DAĞITIM KANALLARININ SEÇİMİ

1.1. Giriş

Üretimin en son tüketiciye ulaşmasını sağlayan yola dağıtım kanalı denir. Dağıtım kanalından beklenen fayda tüketiciye mal ve hizmetlerin zamanında ve istenilen yerde, istenilen şartlarla tesliminin sağlanmasıdır. Dağıtım kanallarının seçimi bir yandan malın özellikleriyle, diğer yandan müşterinin nitelikleri ve coğrafi dağılımı ile ilgilidir.

Uluslar arası düzeydeki işletmelerin dağıtım kanallarının seçimi, hem iç pazardaki hem de dış pazardaki dağıtım kanallarının yapısıyla da ilgilidir.

Dağıtım kanallarının iyi seçilmemesi alış fiyatlarını olumsuz yönde etkileyecektir. Ekonomik gelişme ile beraber dağıtım kanallarının yapısında değişiklikler olur. Bugün için geçerli olan bir dağıtım kanalı yakın bir gelecekte işletme içi riskli bir durum olabilir.

1.2. Dağıtım Kanallarında Taşıma

Araçlarının seçimi büyük önem taşımaktadır. Malların deniz yoluyla taşınması diğer taşıma şekillerine göre çok daha ucuzdur. Özellikle yükte ağır, pahada hafif mallar için tercih edilmektedir.

Karayolu, deniz ve demiryollarının tersine yükte hafif, pahada ağır ve kısa sürede taşınması gereken mallarda tercih edilmelidir.

Demiryolu bugün birçok ülkede en güvenilir taşıma aracı olarak kabul edilir.

Havayolu taşıması ise şüphesiz diğerlerine göre en hızlı ve pahalı vasıtadır. Bu nedenle kıymetli malların taşınmasında kullanılmalıdır.

Taşıma vasıtalarının seçiminde önemli olan fayda ve maliyet arasındaki denge noktasının bulunmasıdır.

Dış Pazarda Karşılaşılan Sorunlar

Dağıtım kanallarında karşılaşılan sorunlar şunlardır:

1. Dağıtım sistemlerinin pazarlara göre farklı olması.

2. Pazara olan uzaklık.

3. Karmaşık pazarlar.

4. İhracatçı firma kaynakları.

5. Belirsizlik.

1.3. Dış Pazarda Kanal Seçimini Etkileyen Ölçütler

Dış pazarda kanal seçimini etkileyen faktörler şunlardır:

1.3.1. Tüketicilerin Özellikleri

Tüketicilerin nerede, nasıl v ene zaman satın alma davranışı göstereceği dağıtım noktasını belirlemektedir. Örneğin; ülkemizde genç nüfus oranının yüksek olması kimi mamullerin gençler tarafından daha çabuk benimsenmesine yardımcı olabilir.

1.3.2. Kültür

Ev sahibi ülkenin kültürü dağıtım kanalı seçimini etkileyen diğer bir unsurdur. Kimi pazarlar kültür yapılarına bağlı olarak girilmesi güç olan pazarlardır. Örneğin; Avrupa topluluklarında yaygın olarak kullanılan domuz etinin Türk pazarına girip satılması pek kolay değildir.

1.3.3. Rekabet

Dağıtım kanallarının etkinliği ve yeterliliği rekabetin karşılanmasında önemlidir. Örneğin; rekabetin karşılanması ve dağıtım kanallarının yeterliliği için TOFAŞ otomobil firması iç ve dış pazarda çok sayıda şube açmıştır.

1.3.4. Firma Amaçları ve Firma Yapısı

Firmanın Pazar payı ve kârlılığı benimsenmesine göre kanal türü belirlenebilir. Firmanın pazara sunduğu mamulün özellikleri kanal seçimini etkilemektedir. Örneğin; çorba gibi ürünler uzun dağıtım kanallarından geçerek tüketicilere ulaşmaktadır.

1.3.5. Sermaye ve Maliyet

İhracatçı firmanın finansal gücü kanal yapısını etkilemektedir. Güçlü bir finansmana sahip ise kanalın denetimini elinde tutabilir. Maliyet ise, kanalın oluşturulması ve sürümlenen mamulün pazarda tutunmasını sağlamak amacıyla yapılan harcamaları kapsamaktadır.

1.3.6. Pazarı Kapsama ve Kontrol

Kapsama, bölgelerin sayısını ve burada pazarlanan üretici mamullerin sayısıyla tanımlanmaktadır. Firmaların piyasaya sürdüğü mamullerin yapısına bağlı olarak kanalda kontrol değişebilir. Satış sonrası sağlanan hizmetler üretici firmaya bağlı olduğundan kontrolde üretici firmalarındır.

1.3.7. Süreklilik ve İletişim

İhracatçı firma pazarlama karmasında süreklilik sağladığında pek sorun doğmamaktadır. Ancak karmanın herhangi bir elemanında iletişimsizlik olduğunda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin; kışın hava şartlarının elverişsizliği nedeniyle ulaşım yollarında aksamalar olacağından bir firma pazara mamul gönderemeyecektir. Bu firmanın süreklilik ve iletişimini zedeler.

2. DAĞITIM KANALLARI VE SEÇENEKLERİ

2.1. Doğrudan İhracat

Doğrudan ihracatta firma kendi ihracat departmanını, satış elemanlarını kullanarak ihracat yapmaktadır. Dağıtım kanalı üzerinde yüksek oranda kontrol olanağı sağlanmaktadır. Satış sonrası hizmetlerin önemli olduğu mamullerde tercih edilen veya yaygın kullanılan bir yöntemdir.

Doğrudan ihracata siparişe göre üretilen mamuller, ev gereçleri, modaya bağlı mamulleri örnek olarak gösterebiliriz.

Doğrudan ihracatta ele alınabilecek unsurlar şunlardır:

 Birimi Fiyatı: Birim fiyatı yüksek olduğunda acenteler ya da araçlar, düşük fiyatlı olduğunda distribütör yada toptancılar kullanılır.

 Esneklik: Fiyat esnekliği üreticiye bağlıdır.

 Satınalma Sıklığı: Sık alımı olmayan mamullerde acente ve distribütör kullanılır.

 Standardizasyon: Bir mamulün kimi ülkelerce kabulü, o ülkenin standartlarını karşılamasına bağlıdır. örneğin; Coca Cola firması Diet Cola’yı Japon pazarına sunduğu zaman Japonlar tarafından şiddetle karşı çıkılmıştır. Bunun nedeni Japonların sağlıksız görünüşü ve diet kelimesinin onlara hastalık ve zayıflığı çağrıştırmasıdır. Bunun üzerine Coca Cola firması diet kelimesini kaldırıp onun yerine light (zariflik) kelimesini kullanmıştır.

 Teknik Özellikler: Mamulün dağıtımını yapan kuruluşlar mamulün teknik özelliklerini bilmek zorundadırlar.

 Kurma (Montaj): Bir fabrikanın yabancı bir ülkeye kurulması gerekli ekipmanın oraya götürülerek monte edilmesi, yüksek hizmet ve karmaşık bir süreç getirmektedir. Örneğin; Renault Firmasının Türkiye’de fabrika kurması yüksek hizmet ve karmaşık bir süreç gerektirmektedir. Fabrikanın nerede kurulacağı, elemanların yetiştirilmesi, getirisinin ve götürüsünün ne olacağı üretici firmanın sorumluluğundadır.

 Müşterilerin Sayısı: Mamul müşteri temeline dayalı olmaktan çok satışa dayanırsa müşteri sayısı sınırlı olabilir. Örneğin; De Beer’s mücevheratçısı fiyatı düşünmez, fiyattan çok kâr, prestij ve müşteri tatminini düşünür. Bu yüzden de müşteri sayısı sınırlıdır.

 Siparişin Büyüklüğü: Mesafe kısa olduğu zaman doğrudan satış, fazla olduğunda tasarrufa göre satış yapılır. Örneğin; Büyük siparişler için elde edilen yararlar ve kat edilen yol karşılaştırılır ve dengelenir.

2.1.1. Doğrudan İhracatta Kullanılan Aracı Kuruluşlar

2.1.1.1. Yurtdışı Satış Büroları (MEA – Manufacturer’s Export Agent):

Yurtdışı satış büroları müşteri ile ana firma arasında köprü görevi yapmaktadır. Bu bürolarda çalışan personel ihracatçı firmanın ücretli personelidir.

Bu personel pazara yakın olduğu için pazardaki değişimlerden haberdar olur. Örneğin; dış ticaret sermaye şirketlerinin Rusya, Orta Asya Ülkeleri, Avrupa ve birçok ülkelerde satış büroları bulunmaktadır.

2.1.1.2. Yurtdışı Satış Temsilcilikleri

Merkezden ayrı ve bağımsız bir yönetime sahiptir. Daha çok depolama, sevkiyat ile birlikte düşünülmesi gerekir.

2.1.1.3. Gezici Satış Elemanları

Aktif olarak elemanların dış pazarları sürekli dolaşarak talep yaratmasıdır. Gezici satış elemanları, mamullerin tanıtımları, imaj yaratma, talebin yaratılması ve satışın yapılması, Pazar, rakipler vb. çeşitli konularda bilgilerin toplanması gibi faaliyetleri gerçekleştirmektedir.

Dış pazarda bu elemanların kullanılması oldukça pahalıdır.

Ayrıca; ihracat yapılan ülkede kullanılan kanal üyeleri de olabilir. Bunlar:

1. Acente:

Dış pazara ilk çıkışta kullanılan acente ihracatçı firmaya o yabancı ülke sınırları içinde bir ücret ya da komisyon karşılığı müşteri bulmada ve satışları gerçekleştirmede yardımcı olmaktadır. Acente ödemelerden sonra komisyon almaktadır.

İhracatçının acente ile çalışmasında şu yararlar vardır.

 Yerel alıcılarla doğrudan ilişki kurma olanağının yaratılması.

 Satış politikaları, fiyatlar ve müşteri seçimleri tamamen ihracatçının elindedir.

 Acentenin çalışmaları doğrudan postalama, reklam ve sergilerle desteklenebilir.

Acente ile çalışmanın sakıncaları da şunlardır:

 Hiçbir zaman firmanın arzuladığı performansı göstermezler.

 İşletmenin mamulüne ilişkin çalışmaları kısıtlı olabilir.

2. Distribütör:

Tacir aracı olup firmanın müşterisidir. Kendi adına mamulleri alıp satmaktadır. Üretici distribütöre mamullerini peşin, kredili ya da vadeli verebilir. Mamulü kendi alıp sattığı için servisler kendi sorumluluğundadır.

Distribütörle çalışmanın yaraları:

 Mamulün tek ithalatçısı olarak daha çok miktarda mamul olabilir.

 Çeşitli müşteri riskleri en aza indirilebilir.

 Mamullerin satışını arttırmada etkin bir rol oynayabilir.

Distribütör ile çalışmanın zararları:

 Distribütörlerden mamul olan müşterilerin izlenmesi güçtür.

 İskonto uygulamalarında etkinlik çok zayıf olabilir.

 Mamulün tek satıcısı olduğu için kendi pazarında ihracatçının markası ile bütünleşebilir.

 Finansal yapısı işletme sermayesi kısıtları mamulün ithal ve satışında yer alabilir.

2.2. Dolaylı İhracat

Üretici ve tüketici arasında doğrudan bir ilişki kurulması söz konusu değildir. Bu yüzden de Pazar konusunda tam bilgilenmeleri olanaksızdır. En büyük avantajı ise mamullerin yurt içinde satılıyor gibi müşteri bulma sorununun olmaması ve çeşitli faaliyetlerden kaçınma olanağının olmamasıdır.

2.2.1. Export Houses

Üstencilere kendi ülkelerinde kur farkı ve dağıtımından kaynaklanan sorunlara en küçükleyecek türde ödeme olanağı sağlayan kuruluşlardır.5

2.2.2. Teyid Büroları (Conforming Houses)

Sevkiyat ve finansman konularında hizmet veren deniz aşırı ana firma adına hareket eden bağımsız ticari kuruluşlardır.

2.3. Dağıtım Kanalında Yer Alan Diğer Aracılar

2.3.1. Toptancılık

toptancılar, işlevler bakımından tüm ülkelerde aynı olmasına karşın etkinlik bakımından farklıdır.kimi, ülkelerde birçok toptancının olmasına karşın (örneğin Japonya gibi), kimi ülkelerde birkaç toptancı (örneğin Finlandiya gibi) çalışmaktadır. Ancak bu kapsama pazarın büyüklüğü ile orantılıdır.

2.3.2. Perakendecilik

üretilen ürünlerin son kullanıcıya ya da tüketiciye ulaştırılmasında önemli rol oynayan aracı kurumların arasında yer almaktadır. Perakendecilikte giderek yaygınlaşan ve üreticilere kontrol olanağı sağlayan bir gelişme ise kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması sonucunda ortaya çıkmıştır. Geleneksel uluslar arası perakendeciliğin yapısı ise toptancılara oranla büyük farklılıklar göstermektedir. Çünkü ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerinden daha fazla etkilenmektedir.

Dış pazarda perakendeci birimler seçilirken şunlara bakmak gerekir:

 Perakende birimlerin sayısı ve iş hacimleri.

 Perakende tarafından verilen hizmetler.

 Envanter olanakları.

 Mamulün demosu.

 Mamulün tanıtımı.

 Kredi olanakları.

 Elemanların eğitimi.

 Bilgi sistemi.

2.3.3. Franchising

Tanınmış bir markanın oluşmuş bir imajın belli bir bedel karşılığında, belli standartlar içinde ve eğitim verilerek yatırımcıya kullandırılmasıdır. Bir işletme ve pazarlama sistemidir.

Hizmet sektöründe yoğun olarak kullanılmaktadır. Küçük işletmeler için çok verimli olmaktadır. Sistem 3 ana noktada oluşmaktadır.

1. Marka için ödenen bedel.

2. Görünümde, hizmetle, üründe standart.

3. Eğitim.

Franshisor, Franchiseelere kuruluş öncesi ve sonrası destek vermekte, işletmenin hedef ve politikaları uygun alım kaynakları, tüm işletmeler için geçerli reklam, mamul ve hizmet standartlarının sürekliliğini sağlama vs. konularda destek vermektedir.

Franchising birçok türde olabilir. Gelişim sürecine göre, imtiyaz hakkını verilme biçimine göre gruplara ayrılmaktadır.

Henüz Franchising yasası bulunmamaktadır.

KAYNAKLAR

Doç. Dr. Eyüp AKTEPE, “Uluslar arası Pazarlama”, Atatürk Üniversitesi Yayınları.

Doç. Dr. Mehmet KARAFAKIOĞLU, Uluslararası Pazarlama Yöntemi Teori Uygulama ve Örnek Olaylar, Dünya Yayınları, 1984.

Doç. Dr. Ruhi GÜRDAL – Doç. Dr. Sahavet GÜRDAL, “Uluslararası Pazarlama”, Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Eylül,1995.

Türkiye’de İç ve Dış Ticaretin Gelişmesini Engelleyen Faktörler, Ankara Ticaret Odası Araştırma Yayınları, No: 1, Ankara.

Dış Kaynaklardan Yararlanmanın Türleri

06 Kasım 2007

DIŞ KAYNAKLARDAN YARARLANMANIN TÜRLERİ

Dış kaynaklardan yararlanma farklı sektörlerde yaygınlaşan ve giderek daha fazla işi kapsamına alan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Otomotiv, beyaz eşya, gıda, perakendecilik, konfeksiyon, inşaat, ilaç sektöründe dış kaynaklardan yararlanma oranı oldukça yüksektir. Hem hizmet hem de mal üreten işletmelerin içinde yer aldığı bir sistem olarak dış kaynaklardan yararlanma hemen her işe uygulanabilmektedir: muhasebe, insan kaynakları, bilgi işleme sistemleri, ambalaj, depolama, yemek, taşıma, postalama-dağıtım, pazarlama, güvenlik, temizlik, otomobil kiralama vs.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde birçok firma tarafından gerçekleştirilen bu uygulamaya ilişkin birkaç örnek aşağıda verilmektedir:

Yakın bir geçmişte Wolkswagen tarafından satın alınan Rolls-Royce firması dış kaynaklardan yararlanma uygulamalarını sıkça kullanılan bir şirketti. Rolls-Royce 1993 fiyatlarıyla 319.300 Dolar olan Spur 2 Touring Limuzin’i de içine alan dünyanın en pahalı otomobillerini üretmekteydi. Firmanın 1991 ve 1992 yıllarında üretim harcamalarından dolayı uğradığı zarar 150 milyon dolar civarındaydı. Bu kayıplardan sonra firma yetkilileri tarafından alınan ilk karar, dış kaynaklardan yararlanma yoluyla yan ürünler tearik etmek için diğer firmalara sipariş vermek olmuştur. Bu kararı alınmasından sonra Rolls-Royce firması, kendi temel yeteneği olarak belirlediği motor,boya, deri ve ahşap işçilikleri dışındaki otomobilin tüm parçalarını diş kaynaklardan yararlanma yolu ile tedariki firmalardan sağlama yoluna gitmiştir.

Spor ayakkabısı piyasasında dünyanın en büyük ismi olan Nike firmasının dış kaynaklardan yararlanması % 100 oranında gerçekleşmektedir. Spor ayakkabısı işinin hem üretim hem de pazarlama aşamalarında geçerli olmak üzere, modaya ve teknolojiye uygun olması için yüksek bir esnekliğe sahip olması gerekmektedir. Nike bu amaçla üretim öncesi ar-ge çalışmalarına büyük bir önem vermektedir. Aynı zamanda üretim sonrası pazarlama faaliyetleri de ön plandadır. Nike pazarlama konusunu temel yeteneği olarak belirleyerek spor ayakkabısı üretiminin % 100’ünü dış kaynaklardan yararlanarak yapmaktadır.

Dış kaynaklardan yararlanma artık günümüzde işletmeler için önemli bir strateji olmuştur. ABD’nin on büyük sanayi şirketinden üçü imalatlarının yarıdan fazlasını dış kaynaklardan yararlanma yoluyla gerçekleştirmektedirler. Yine ortalama bir şirketin dışarıdan satın alınan parça, gereç ve hizmetlere harcadığı para, 1995’te dört yıl önceki düzeyin yaklaşık beş katına varmaktadır. ABD’de otomobil üreticileri günümüzde kullandıkları çeliğin tamamını dışarıdan alıyor ve kendi arabalarında bulunan aksamın ancak yarıdan azını imal ediyorlar. Chrysler’in dış kaynaklardan yararlanma oranı % 70’i bulmaktadır.

Bilgisayar sektöründe yaşanan amansız rekabetin en büyük oyuncularından birisi olan IBM de dış kaynaklardan yararlanma uygulamalarına sıça başvuran firmalardan birisidir. Toplam çalışan sayısı 100 bin olan dev şirket, global veri ağları, ürün ve sistem destekleri konusunda dünya lideri konumunda bulunmaktadır. IBM’in, bilgi işlem alanındaki en son trendleri sergilemek amacıyla Londra’da Avrupa basın organlarına verdiği konferansta en temel trend olarak ‘dış kaynaklardan yararlanmayı’ göstermesi günümüz iş dünyasında dış kaynaklardan yararlanmanın önemini anlamamızda önemli bir gösterge olabilir. IBM’e göre yakın gelecekte, bilgi, işlem şirketlerinin % 90’ı, enformasyon teknolojilerinin büyük bir kısmını dış kaynaklardan yararlanma yoluyla elde edecektir. IBM Global Services Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Genel Müdürü, ‘Değişimin hızı ve artan rekabet, şirketlerin enerjilerini ve dikkatlerini kendi çekirdek işlerine odaklamalarına zorluyor. Rekabet avantajı için teknolojiyi kullanmak istiyorlar ve bilgi birikimine sahip diğer firmalarla stratejik ortaklıklar geliştirmeye bakıyorlar’ diyerek, dış kaynaklardan yararlanmaya yol açan faktörleri özetlemektedir.

Dış kaynaklardan yararlanma üretimin düşük maliyetle yapılabilmesine imkan sağlayan ve buna bağlı olarak küresel kaynakların işletme için en verimli olacak şekilde kullanılmasını sağlayan bir uygulamadır. Bir şirket pazarlama konusunda anlaşmalar imzalayarak söz konusu malı uzak doğuda bir fabrikadan elde etme yoluna gidebilir. Mesela, Seagate Technology kişisel bilgisayarlar için düşük maliyette hard-disk sürücüleri satar. Şirketin büyük başarısının arkasında yatan gerçek, pazarladığı ürünleri Asya’dan düşük maliyetle temin etmesindedir. Asya’dan bu şekilde temin edilen ürünlerin satışa hazır hale getirilmesi ve satılması ile ilgili diğer tüm işlemler ise ABD’ de gerçekleştirilir.Dünyada dış kaynak kullanımı (outsourcing) her geçen gün artıyor. Global olarak, finansal hizmetlerde önümüzdeki yıl için yaklaşık 20 milyar dolarlık bir artıştan bahsediliyor. Türk sigorta sektörü de dış kaynak kullanımını etkin bir şekilde yapıyor. Kasım ayında sektörde yaptığımız araştırmaya göre, sektörün yaklaşık olarak yüzde 70’i outsource hizmetlerinden yararlanıyor. Finansal hizmetler sektöründe, iş süreçlerinde outsourcing pazarının 2005 yılı sonuna kadar yıllık bileşik yüzde 10 oranında büyümesi ve yaklaşık 20 milyar dolarlık bir artış kaydetmesi bekleniyor. Önümüzdeki yıllarda, özellikle global finansal hizmetlerin iş süreçlerinde dış kaynak kullanımına olan talebin diğer sektörlerin taleplerinden daha fazla olması bekleniyor. 2001 yılında global finans hizmetlerinde 37 milyar dolar civarında olan outsourcing kullanımının 2004 yılı sonunda yaklaşık 52 milyar dolar, 2005 yılında da yaklaşık 57 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Bireysel emeklilik ve sigorta şirketlerinden eğitimi outsource edenlerin, genelde kendi bünyelerinde veremeyecekleri kişisel gelişim eğitimlerini (iletişim, ekip çalışması, liderlik, vb.), finansal eğitimleri, CRM vb. uygulamaları ve İK gibi uzmanlık eğitimlerini şirket dışı firmalardan aldıklarını görüyoruz. Buna göre, şirketlerin yüzde 83’ü eğitimi kısmi olarak outsource ediyor, geriye kalan yüzde 17’si de kendi bünyesinde eğitim veriyor.

Bireysel emeklilik ve sigorta şirketlerinin büyük çoğunluğu kampanya yönetimi, temel grafik gibi pek çok projeyi kendi kaynaklarıyla yürüterek, reklam tasarım ve uygulaması ile medya planlaması için genelde reklam ajanslarıyla çalışıyorlar. Örneğin, Below The Line işleri (broşür, matbu evrak gibi basılı malzemelerin tasarımı) ve medya satın almaları hizmetlerini ajanslara outsource ediyorlar.

Poliçe basımı, hasar değerlendirmesi ve provizyon hizmetleri gibi bazı teknik uzmanlık gerektiren alanlarda da outsource hizmetinden faydalanan şirketler var. Baskı, zarflama ve kurye gibi satın alma konularında da profesyonel hizmet alanlar var. Bireysel emeklilik ve sigorta şirketleri, genelde insan kaynaklarını outsource ederken, personel seçimi ve SSK, KDV girişleri gibi rutin dışı işler için İK firmalarından yararlanıyorlar. Buna göre, şirketlerin yüzde 33’ü İK’yi kısmen, yüzde 6’sı tamamen outsource ediyor. Geriye kalan yüzde 61’i ise, bu hizmeti hiç outsource etmemeyi yeğliyor.

Bazı şirketler müşteri hizmetlerinde kendi bünyelerinde kurdukları departmanı, bazıları da bu hizmeti outsource ederek 444’lü numaraları kullanıyorlar.

Bununla birlikte daha önce de belirtildiği gibi, işletmelerin dış kaynaklardan yararlanma uygulamasına gitmelerini sadece maliyet endişelerine bağlamamak gerekmektedir. Şüphesiz maliyet önemli olmakla beraber, dış kaynaklardan yararlanmanın önemli nedenleri arasında kendi temel yeteneklerini daha etkin olarak kullanabilecekleri yeni teknolojiler sağlama, yeni bilgilere ulaşma olarak ele almak gerekir. Yeni ürün geliştirme, tasarım, imalat, dağıtım, pazarlama, tanıtım gibi fonksiyonların dış kaynaklardan yararlanmaya tabi tutulmasıyla, bu konularda işletme yeni teknolojilere ulaşma imkanına kavuşacaktır. Bir inşaat işletmesini ele alırsak; bu işletmenin temel yeteneği tasarım olan başka bir işletmeden bu tasarım hizmetini alması, yani dış kaynaktan yararlanma uygulaması başlatması, bu inşaat işletmesine tasarım ile ilgili yeni teknolojilere, bilgiye ve çağdaş gelişmelere ulaşma imkanı verecektir. Tasarım işinde uzmanlaşmış bu firma, söz konusu inşaat işletmesinin tasarı sorunlarının çözümünde yeni yaklaşımlar getirmek, yeni teknikler uygulamak suretiyle inşaat işletmesinin daha başarılı olmasına yardım edecektir. Benzer şekilde bu tasarım işletmesi de, bilgisayar uygulamalarını dış kaynaklardan yararlanmaya tabi tutmuş olabilir. Böylece ortaya bir ilişkiler şebekesi çıkacaktır. Bu tür örnekleri pek çok endüstri dalında görmek mümkündür.

Bugün birçok işletme dış kaynaklardan yararlanmanın yüksek üretim, düşük maliyet ve değişen piyasa şartlarına hızla ayak uydurabilmek için gerekli esnekliği sağladığını keşfetmiştir.

Dünyada dış kaynak kullanımı (outsourcing) her geçen gün artıyor. Global olarak, finansal hizmetlerde önümüzdeki yıl için yaklaşık 20 milyar dolarlık bir artıştan bahsediliyor. Türk sigorta sektörü de dış kaynak kullanımını etkin bir şekilde yapıyor. Kasım ayında sektörde yaptığımız araştırmaya göre, sektörün yaklaşık olarak yüzde 70’i outsource hizmetlerinden yararlanıyor.

Dış Ticaret

06 Kasım 2007

İÇİNDEKİLER

A) GİRİŞ 1

B) DIŞ TİCARET ÜZERİNE KONULAN VERİLERİN AMAÇLARI VE ETKİLERİ 1

1. Dış Ticaret Üzerine Konulan Vergilerin Amaçları 1

2. Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Yeni Yatırım Kararlarına Etkisi 3

3. Dış Ticaretin Gelişmesi Ve İthalat İmkanları 6

4. Advalorem Ve Spesifik Gümrük Tarifeleri 7

5. Az Gelişmiş Ülkelerde Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Yeri Ve Önemi 9

C) DIŞ TİCARET ÜZERİNDEN ALINAN VERGİ ve FONLAR 11

1. İTHALATTAN ALINAN VERGİ VE FONLAR 11

a) Gümrük Vergisi 12

b) Dış Ticaretten Alınan Muamele Vergisi 15

c) İthalde Alınan İstihsal Vergisi 16

d) Katma Değer Vergisi 17

e) Ek Vergi 18

f) İthalde Alınan Damga Resmi 20

g) Rıhtım Resmi 21

h) Belediye Hissesi 22

ı) Gümrük Ardiye Ücreti 23

i) Fonlar 24

- Akaryakıt Fiyat istikrar Fonu (A.F.i.F.) 25

- Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (K.K.D.F.) 26

- Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (D.F.l.F.) 27

- Toplu Konut Fonu (T.K.F.) 28

- Tütün Fonu (Tütüncülüğü Geliştirme Fonu) 28

- Madencilik Fonu 29

2) İhracatla İlgili Vergiler 31

a) İhracatta Vergi İadesi 31

b) Gelir ve Kurumlar Vergilerinde İhracat Muaflığı 33

c) Vergi, Resîm ve Harçlar İstisnası 34

D) DIŞ VE İÇ EKONOMİK GELİŞMELER 34

1) Dünya Ekonomisi 34

2) Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler 36

E) YATIRIM TEŞVİKLERİ 46

F) SONUÇ 49

KAYNAKÇA 52

A) GİRİŞ

Ülkeler çeşitli amaçlara ulaşmak için birbirinden farklı olarak dış ticaret üzerinden vergi almaktadır. Az gelişmiş ülkelerde dış ticaret üzerinden alman vergiler devlet bütçesi için önemli bir gelir kaynağıdır. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi arttıkça dış ticaret üzerinden alınan vergilerin gelir kaynağı olarak önemi azalmakladır. Ancak ekonomiye müdahale ederek ödemeler dengesinin bozulmaması, yerli üretimi korumak ve teşvik etmek, dış rekabete karşı korumak ve uluslararası ticareti kendi ekonomik kalkınmaları yararına bir araç olarak kullana¬bilmek gibi nedenlerle dış ticaret üzerinden alınan vergiler ayrı bir önem kazanmaktadır.

İster önemli bir gelir kaynağı olduğu için, ister çeşitli koruma amaçları nedeniyle yürürlüğe konulmuş olsun, dış ticaret üzerinden alınan çeşitli vergi ve fonlar vardır.

Araştırmada,; dış ticaret üzerinden alınan vergilerin teorik incelemesi yapılarak, söz konusu vergilerin amaçları ve etkileri tartışılmıştır. Dış ticaret üzerinden alınan vergilerin az gelişmiş ülkeler açısından yeri ve önemine de¬ğinilmiş, ve az gelişmiş ülkeler yönünden dış ticaret üzerinden alınan vergiler tartışılmıştır. Türkiye’de ithalatın ve ihracatın vergilendirilmesi üzerinde durulmuş, özellikle dış ticaret üzerinden alınan vergilerin yıllar itibariyle incelemesi yapılmıştır.

B) DIŞ TİCARET ÜZERİNE KONULAN VERİLERİN AMAÇLARI VE ETKİLERİ

1. Dış Ticaret Üzerine Konulan Vergilerin Amaçları

Dış ticaret üzerine konulan vergilerin, dış ekonomi politikası açısından çeşitli amaçları bulunmaktadır. Bu amaç¬lardan birisi dış ödemeler dengesini düzeltmektedir. Dış ticaret üzerinden alınan vergilerle ekonomiye müdahale edilerek ödemeler dengesinin düzeltilmesi istenilmektedir. Bunun gerçekleşmesi içinde ülkenin sabit bir döviz kuru ve fiyat seviyesi, effektif talep hacmine (ve bunun gibi) mutlaka sahip olması gerekmek¬tedir.

Döviz kuru gerçekçi değilse ekonomi kaynak israfına uğrar. Fakat gerçekçi bir döviz kuru mevcut olsa dahi; geliş¬mekte olan ülkeler, ithalatın bünyesini kalkınma gereklerine uygun hale getirmek (bazı malların ithalatını kısıtlamak veya yasaklamak şeklinde) için, ithal kısıtlamalarına, yeni kurulmuş endüstrilerini korumak için ağır oranlı gümrük vergilerine, yeni endüstri mamullerine dış pazar bulmak için ihracat sübvan¬siyonlarına ve dış talebi esnek olmayan geleneksel ihraç malla¬rının ihracat değerini arttırmak için ihracat vergilerine ihtiyaç duyarlar.

Dış ticaret üzerinden alınan vergiler ithalatı kıstığı ölçüde ödemeler dengesi üzerinde olumlu etki doğurur. Bu bakım¬dan gümrük tarifeleri ödemeler bilançosu açık veren ülkelerin çok yaygın biçimde başvurdukları bir araçtır.

Dış ticaret üzerinden alınan vergilerin ikinci amacı; yerli üretimi korumak ve teşvik etmektir. Ekonomi içindeki dahili üreticileri dış rekabetten korunak ve serbest rekabetin, ithalata kota ve tarifeler koyarak bir ölçüde ülke içindeki üreticiler için yıkım olmasını önlemek olabilir. Amaç sadece otonomi değildir. Yani tam anlamı ile kendi kendine yeterli bir ekonomi politikası izlenmesi, bir ekonominin tüm olarak uluslararası ticaret ve sermaye akışlarından soyutlanması ve ihtiyaç duyulan herşeyin ülke içinde üretilmeye çalışılması değildir. Zaten çağımızda bu anlamda bir dış ekonomi politikası amacı bulunmamaktadır.

Yeni kurulmuş endüstrileri koruttuk için yüksek oranlı gümrük vergilerine, yeni endüstri mamullerine dış pazar bulmak için ihracat sübvansiyonlarına ve dış talebi esnek olmayan geleneksel ihraç mallarının ihracat değerini arttırmak için ihracat vergilerine ihtiyaç vardır.

Günümüzde gelişmekte olan ülkeler, uluslararası ticareti kendi ekonomik kalkınmaları yönünde bir araç olarak kullanmak arzusundadırlar. Bu açıdan yeni kurulan genç sanayileri dış rekabetten korumak için ithalata tarife ve miktar kısıtlamaları koyarken, diğer taraftan kalkınmaları için gerekli yatırım malları ithalatlarını arttırmaktadırlar. Ayrıca ithalatı teşvik ederek ekonomik kalkınmanın dış finansmanının bu yoldan sağlan¬ması arzulanmaktadır.

Ancak gümrük tarifeleri dış rekabeti sınırlandırarak, yerli üreticileri daha etkin üretim yöntemlerini araştırmak konusunda yavaş davranmaya, uyuşukluğa ve tembelliğe sürükleye¬bilir. Sırtını gümrük duvarlarına dayamış ve cazip kârlar sağ¬layan bir üreticiyi etkin davranmaya sevk etmek oldukça güçle¬şir. Bu nedenle gümrük tarifeleri ile yerli üreticiye ko¬ruma sağlanırken dozajın iyi ayarlanması gerekmektedir.

Dış ticaret üzerinden alınan vergilerin üçüncü önemli amacı da; devlet bütçesine gelir sağlamaktır. Gelişmekte olan ülkelerde yerli sanayilerin korunması için genellikle ithalattan yüksek oranda vergi alınmaktadır. Az gelişmiş ülkelerin bir kısmı önemli hammaddelerin üretimini yapmakta ve böylece de ihracattan da önemli oranda vergi almaktadır. Bu maddelerin talep esnekliği sert olduğundan, ihracatta bir azalma da ortaya çıkmamaktadır.

Dış ticaret üzerine konulan vergilerin, konusunun yaka¬lanmasının kolay olması, tarh ve tahsili işlemlerinin kolay ve maliyetinin düşük olması nedeniyle vergi hasılatı yüksek olmaktadır. Bu nedenle gümrük vergileri devletin önemli bir gelir kaynağını teşkil etmektedir.

Gümrük vergilerinin devletin vergi gelirlerini arttırmak için kullanılması gerektiğini ileri sürenler, özellikle vergi¬lendirilecek kaynakları kıt olan ülkelerde uygulanmasını öner¬mektedirler. An çak vergileme ölçüsünün iyi ayarlanmaması halinde, amaçlanan geliri temin etmek bir yana, yüksek gümrük tarife¬lerinin ithalatı engelleyerek, bu gelirlerde düşüşlere bile neden olabileceğini de özellikle vurgulamaktadırlar.

2. Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Yeni Yatırım Kararlarına Etkisi

Vergilemenin temel amacı bir kısım kaynakların ekonomi¬nin özel kesimden kamu kesimine naklidir. Kullanılan vergi çeşidi ne olursa olsun vergilemede daima böyle bir kaynak nakli söz konusudur. Böyle olunca, vergileme tabiatı gereği özel kesim yönünden sınırlayıcı olur.

Yatırım Mallarının Fiyatını Değiştiren Vergiler:

Yalnızca yatırım mallarından alınan ya da diğer üretim faktörleri ile birlikte yatırım mallarına da konan bir dolaylı vergi kısmen ya da tamamen bu malların fiyatına aksedecektir.

Böyle bir vergi konmadan önce, kârını azamileştirecek sermaye ve diğer üretim unsurlarını kombinezonunu tesbit etmiş ve arzulanan sermaye stokuna ulaşmak için belli bir yatırıma karar vermiş bir müteşebbis bakımından vergi nedeni ile sermaye mallarının fiyatında meydana gelen artış; sabit sermaye kul¬lanmanın maliyetini değiştirecek ve yatırım planlarında deği¬şikliği gerektirecektir.

Yatırım mallarının fiyatını değiştiren dolaylı vergi¬lerin en belli başlı örneği gümrük vergileridir. Özellikle yatırım mallarının önemli bir kısmının ithal edilmek suretiyle sağlandığı durumlarda gümrük vergilerinin konulup kaldırılması yada oranlarının değiştirilmesi yatırım maliyeti yönünden büyük önem taşır. Aynı şekilde bu vergiler bir defada tahsil ediliyorsa, yatırım kararları üzerinde etkisi olacağı da hiç şüphesizdir. Gümrük vergi oranlarının yüksekliği ölçüsünde de bu önem artar. Gümrük vergileri bu etkiyi yapan vergilerin en belli başlısı ise de tek örneği değildir. Memleket içinde üretilen yatırım mallarının üretim ya da kullanımını hedef alan herhangi bir dolaylı vergi de benzer sonuçlar yarata¬caktır.

Şayet, devlet yatırımlarının teşviki gayesini hedef alan bir politika içinde ise ve bu politikasını vergi sistemi ile ahenkleştirme çabasını taşıyorsa; bu durumda yatırım mallarının yurda hiç bir gümrük ödemeden veya çok düşük bir oran dahilinde gümrük ödeyerek girmesine müsaade edilebilir.

Vergi muaflıkları ile yeni yatırım kararları üzerine etki etmek istenilmektedir. Vergi muaflıkları yatırım için gerekli sermayeyi azaltarak yatırımları etkilemek yerine ya¬tırımın gelecekte sağlayacağı vergi sonrası gelirler toplamını arttırmaya yönelmiştir. Bu yolla teşebbüslerin kârlılıklarının yükseleceği ve böyle bir tedbir olmadan teşebbüslerce giri¬şilmeyecek bazı yatırım projelerinin çekici hale geleceği umulmaktadır.

Diğer taraftan yatırımcılar bakımından katlanılması gereken bir başka önemli fedakârlık da gümrük vergilerinden doyabilir. Özellikle yatırım mallarının büyük bir kısmının ithal malı olması zorunluluğu varsa ve bu malların fiyatları ağır bir gümrük duvarı nedeniyle yükseltilmiş ise gümrük ver¬gisinden muaflık yatırımcılar için önem taşıyan bir teşvik tedbiri olabilir. Hele gümrük vergileri gelir sağlama amacından çok yerli müteşebbisleri korumak gibi bir amaç güdüyorsa yeni yatırımlar için gümrük vergisinden muaflık daha kolay savunu¬labilir. Ancak gümrük vergileriyle ilgili olarak gözden kaçı¬rılmaması gereken bir noktada şudur ki; gelir ve kurumlar vergilerinden muaflık yatırımın ilerde getireceği gelirleri hedef aldığı halde, gümrük muaflığı yatırım maliyetini, ilk masrafları etkilemektedir.

Yatırımlar içindeki ithalat payının yüksekliği ile bu ithalat için ödenecek gümrük vergilerinin yüksekliğinden doğan sonuç, gümrük vergilerinden muaflığın ilgili yatırımlar maliyetinde önemli bir düşme sağladığıdır. Bir başka deyişle gümrüklerde alınan vergilerden tam ve kısmi muaflık uygulaması gerek potansiyel gerekse bir yıllık uygulama sonuçları bakımın¬dan yatırım maliyetlerini düşürmekte önemli bir tedbir olarak göze çarpmaktadır.

Muaflıkların sağladığı avantajlardan faydalanıra dere¬cesi, zorunlu olarak, sektörler arasında çok değişik olmakta¬dır. Yatırımları geniş ölçüde inşaata dayanan yada makina-teçhizat ihtiyaçları iç üretimle karşılanan teşebbüsler böyle bir avantajdan mahrum kalır ve muhtemelen içerde üretilen yatırım mallarının yüksek nisbi fiyatlarına katlanırken, geniş ölçüde ithalata dayalı yatırımlar teşvik edilmiş olacaktır.

Gümrük vergilerinden muaflığın yatırım maliyetini düşü¬rücü etkisi yalnız teşebbüslerin kârlılığını yükseltmekle kalmaz, ayrıca Türkiye’de yatırımları engelleyen çok ciddi bir faktör olan finansman güçlüklerini gidermeye yardım eder.

3. Dış Ticaretin Gelişmesi Ve İthalat İmkanları

Gümrük vergileri hasılatında artış, ithalatın artışına bağlıdır. İthalat, bir yandan ihracata ve ödemeler bilançosunu dengeye sokan diğer kalemlere, örneğin işçi dövizleri ve dış yardımlar gibi kalemlere bağlıdır.

Dış ticaretten doğan açıklar dış yardım sağlamak sure¬tiyle kapatılabilir. Ancak bu yardımlar, kolaylık temin edilmemekle ve temin edilenlerin gelecek yıllara iadesi söz konusu olmaktadır. Dış yardım sağlanamadığı zaman, ödemeler bilançosu açık verecek veya ithalat imkânları daralacaktır.

Dünya piyasasında belli bir fiyat üzerinden satılan malların maliyetleriyle ihraç fiyatları arasında önemli bir kâr marjı varsa bu fazlayı bir üretim, aşırı kâr veya ihracat vergisi aracılığıyla devlete mal etmek gerekir. Söz konusu malı üreten bir yabancı şirket ise, vergi toplam tasarruf seviye¬sinin yükselmesine yol açar. Çünkü yabancı şirket kârlarını yurt dışına çıkaracaktır.

Az gelişmiş ülke ihracat vergisini, dünya fiyatlarındaki büyük yükselişlerin (dalgalanma) iç fiyatları etkileyerek eko¬nomide yaratabileceği dengesizliği önlemek, bu suretle ihracat¬çı ve yerli üreticilerin eline geçen havadan inme kârların bir kısmını devlet bütçesine aktarmak amacıyla uygulanmıştır.

Dünya fiyatları büyük dalgalanmalar gösteren hammadde ve gıda maddelerinin iç fiyatlarının dış fiyatlara tabi olarak dalga¬lanmasına müsaade edilmesi iç ekonomik dengeyi tehlikeye dü¬şürür. Ayrıca beklenmedik fiyat yükselişleri dolayısıyla elde edilen havadan inme kârların vergilenmesi sosyal adalet açısın¬dan gereklidir. Bu suretle şahsi tasarruflar azalabilirse de kamu tasarrufları artabilir ve dayanıklı lüks tüketim malları gösteriş için tüketim ve lüks inşaatın yerini kamu yatırımları alır.

Belli bir kaç zirai mahsul üzerine konulan ihraç vergi¬lerinin uzun vadeli etkisini bu mahsuller yerine daha kârlı olan diğer mahsullerin yetiştirilmesini teşvik olduğu belirtil¬miştir. Çünkü uzun vadede dünya piyasasında çeşitli hammadde fiyatları arasında denge oluşacağından havadan inme kârlar kalkar ve bu maksatla konulmuş ihracat vergisine lüzum kalmaz. Bazı mahsullerin üretimi azalırken, diğerlerinin üretiminin artması genel ekonomi politikasına uygun ise (Türkiye’de fındık ve tütünde olduğu gibi) ihracat vergisi, ek bir fayda sağlamış olur.

Belli bazı arz ve talep şartlarının mevcudiyeti halinde ihracat vergisine başvurmak milli ekonomi politikası açısından zorunludur. Eğer ihraç mallarına olan talep ve ihraç mallarının arzı esnek değilse, ihracat vergileri ihracat döviz gelirle¬rinin artmasına yol açar.

Johson bir ülkenin mallarına olan dış talebin, uzun vadede, rakip ülkelerin arz esneklikleri dolayısıyla esnek olduğu iddia edilir. Belli bir iklim şartı ve toprak çeşidi isteyen mahsuller için rakip ülkelerin uzun vadede de kali¬te rekabeti yapmalarına imkân yoktur. Söz konusu mal bir ham¬madde ise ekonomik fiyatla onu ikame edecek yeni bir malın imali her zaman mümkün olmaz. Ayrıca uzun vadede oluşabilecek piyasa kayıpları ve zararlarının bugünkü değeri, kısa ve orta vadede elde edilecek kârların bugünkü değerine kıyasla önem¬sizdir. Kalkınma faaliyetlerine kısa ve orta vadede de verilecek hız uzun vadede de sonucu tayin eden en önemli unsurdur.

Johson, dış dünyanın belli bir ülkeye turizm ve işçi için talebinin esnek olmadığını; bu itibarla ihraç mallarından ziyade bu iki hizmetin ihracını vergilemek gerektiğini belir¬tir. Bunun için turizm ve işçi dövizlerinin resmi kanallara intikalini sağlayacak tedbirler almak gerekir.

4. Advalorem Ve Spesifik Gümrük Tarifeleri

Gümrük tarifeleri başlıca advalorem ve spesifik olmak üzere ikiye ayrılır. Advalorem vergiler ithal edilen malın değeri üzerinden alınır. Bunlar genellikle ithal malının CIF (mal bedeli, sigorta, navlun) fiyatının belirli bir yüzdesi şeklindedir. Spesifik vergiler ise ithal edilen nalın fizik birimleri başına sabit miktarlarda tahsil edilir. Örne¬ğin, ithal edilen bir otomobilin CIF fiyatı üzerinden % 60′ oranında vergi alınırsa, bu advalorem bir vergidir. Eğer vergi ithal edilen her bir otomobil başına 100.000.-TL olarak tahsil edilirse, bu spesifik bir gümrük vergisi olur.

Üçüncü bir şekil de gümrük tarifelerinin karma olarak yani hem spesifik, hem de advalorem esasa göre konulmasıdır. Örneğin ithal edilen otomobilden 50.000.-TL spesifik vergi, % 50 oranında da advalorem vergi alınması gibi.

Advalorem vergiler, genel olarak pahalı imalât sanayi ürünleri için uygun iken, spesifik vergiler standart mallar için daha faydalı bir gümrük vergi türüdür. Advalorem vergiler, yüksek fiyatlı imalât sanayi ürünlerine, spesifik vergilere oranla daha etkili bir şekilde uygulanabilir. Çünkü tek bir advalörem oran, yurtiçi sanayine özellikle artan fiyatlar karşısında uygun bir koruma sağlayabilir. Bu vergiler birim başına sabit bir miktar olduğu için malın fiyatı yüksel¬dikçe verginin fiyata oranı gittikçe azalır. Advalorem vergiler; fiyatın bir yüzdesi olduğundan fiyatlar artsa da, azalsa da verginin koruyucu gücü değişmez. Oysa fiyatların hızla yükseldiği bir ortamda eğer spesifik vergi tarifesi yürürlükte ise, devletin vergi getirinde hiç bir artış olmaz. Çünkü alınan vergiler miktarlara bağlı kaldığından, fiyat hareketlerini izlemekte çok başarısız kalır. Özellikle fiyat artışları do¬layısıyla ithalat azalmış ise, devletin gümrük vergi gelirinde bir düşme de gözlenebilir.

Advalorem vergilerle karşılaştırıldığında spesifik vergiler, vergilemede adalet ilkesine ters düşerler. Spesifik vergiler, bir malın düşük kalitelilerini, yüksek kalitelilerine oranla daha fazla oranda vergileme sonucunu yarattığından sakıncalıdır. Çünkü fiziki birim başına alınan vergi o malın kalitesi düşük olduğu için daha ucuza satılan türleri üze¬rinde daha fazla yük getirir. Bu özellik, sadece, kalitece iyi olmayan malların satınalınmasını baltalamakla kalmaz, düşük gelir grupları üzerindeki vergi yükünü de nisbi olarak ağırlaştırmak yönünde etkili olur. Dolayısıyla vergi adaletine ters düşen sonuçlarla karşılaşılır.

Fiyatların hızla yükseldiği yıllarda spesifik oranların etkinliği büyük ölçüde azalır. Bu durumda, gümrük vergilerinin satış fiyatına oranı fiyatları yükseldikçe düşer. Tarifelerin sık sık gözden geçirilip yeniden düzenlenmesi bürokratik zor¬luklar nedeniyle pratik bir çözüm şekli olamayacağından, hızlı bir enflasyonist gidişin söz konusu olduğu yıllarda spesifik tarifeler anlam ve ağırlığından çok şey kaybeder.

Ancak spesifik vergilerin bu sakıncalarına karşılık lehinde söylenecek başlıca noktalar; uygulamasın m kolay olma¬sı, malın fiziki birimi gibi objektif kıstaslara dayanması ve anlaşmazlıklara fazla yol açmamasıdır. Fakat daha öncede belirtildiği gibi bazı malların değer, kullanma şekli ve kalite bakımından çok değişik türleri bulunduğundan, bunlar için ayrı oranlar belirlemek ve uygulamak çok zaman alıcı ve güç bir işlem niteliğini taşıdığı gibi ekonomik kalkınmaya paralel olarak mamuller de değiştikçe yeni tarifelerin hazırlanmasını zorunlu hale getirir. Bu nedenle de günümüzde bazı istisnalar dışında spesifik tarifeler yerini advalorem tarifelere bırak¬mıştır.

Advalorem vergilerin en önemli sakıncası ise, vergi matrahını teşkil eden değerin belirlenmesinde ortaya çıkmak¬tadır. Uygulamada bu değer FOB ve CIF fiyat olarak iki şekilde belirlenmektedir. FOB fiyatı, malın satıcının limanında gemiye yüklendiği andaki fiyatıdır. CIF fiyatı ise, malın alıcı ülkenin limanına ulaştığı andaki fiyatıdır ve FOB fiyatına göre daha fazladır. Çünkü, bu fiyat maliyet ile birlikte taşıma ve sigorta giderlerini de kapsamaktadır.

Bazı ülkelerde ise, tarife bünyesi hem spesifik ve hem de advalorem unsurlardan oluşmaktadır. Bu durumda tarife aslında advalorem nitelikte olmakla birlikte gümrük vergisi birçok malda belli bir spesifik yükün altına düşemez.

Karma tarife, daha çok ucuz mallar üzerinden gelir sağlamak amacıyla kullanılmakladır. Bazen de ihracatçı ülke¬lerin giriştikleri dampingler yüzünden malların gerçek değe¬rinin bilinmemesi de bu tarife sistemine geçilmesine neden olmuştur. Karma gümrük vergileri daha çok hammaddesi vergi¬lendirilmiş mamul mallara uygulanır. Spesifik vergi burada telâfi edici vergi niteliğindedir. Hammadde sanayine vergi ile getirilen korumayı dengeler. Advalorem vergi ise, tamam¬lanmış malları üreten sanayi dalına koruma sağlar.

5. Az Gelişmiş Ülkelerde Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Yeri Ve Önemi

Gelişmekte olan ülkelerde, dolaylı vergiler genel bütçe gelirlerinin önemli bir oranını teşkil etmektedir. Bu vergi¬lerin genel gelirlere oranı bazı ülkelerde % 60 – %70′e ulaşmakta; gelişme devreleri tamamlandıkça, dolaylı vergiler ora¬nında bir azalma olmakta ve gelişmiş ülkelerde, Gelir ve Kurumlar Vergileri gibi dolaysız vergiler, gelir bütçelerinde önemli bir yeri işgal etmektedir.

Tüketimi hedef alan vergiler; tüketimin yegâne kaynak¬ları olan üretim ve ithalatçı dayanmaktadır .

Gelişmekte olan bazı devletler; ekonomilerinde çok önemli yer işgal eden bazı üretimlerinden "İhracat Vergisi" almakta iseler de; bu vergi önemini gitgide kaybetmektedir. Ancak, ihracat vergisi konusu olacak malın, dünya pazarlarında her zaman aranan yani fiyat elastikliği az olan bir monopol malı olması gerekmektedir. Örneğin, kauçuk, kahve, bakır, krom gibi mallar.

Az gelişmiş ülkeler yönünden dış ticaret üzerinden alınan vergilerin önemli iki etkisi bulunmaktadır. Bunlardan birisi gelişmekte olan ülkelerde yeni doğmuş sanayinin, yüksek gümrük vergi ve resimleriyle korunması, ikincisi ise, bu vergi ve resimlerin gelişmekte olan ülkeler için en verimli bir gelir kaynağı olduğu hususudur.

Gümrük vergi ve resimlerinde bir artış olması, vergi oranları değişmediği sürede, bir memlekete daha fazla mal ithal edildiğini ifade eder; bu da milli ekonomi ve özellikle sanayi yönünden sakıncalar ortaya çıkarır. Bir memlekete; daha fazla ithal malının gelmesi, yerli üretimi azaltır, şayet ithal malları fiyatları -gümrük vergileri ödendikten sonra dahi- yerli fiyatlardan düşük ise; yerli üretimin gerilemesi¬ne neden olur. Bizde sık sık bu durum müşahade edilmekte; yerli sanayi, ithal kotalarının genişletilmesi veya kotaya yeni ithal malları dahil edilmesi şeklinde bazı tahditlere maruz kalmaktadır.

Bu konuda ele alınacak diğer bir husus da; gümrük vergi¬leri ile ödemeler dengesi ilişkileridir. Ödemeler dengesini sağlamakta güçlük çeken bizim gibi ülkelerde, gümrük vergile¬rinden meydana gelecek gelirler belli sınırlar içinde kalmakta¬dır. İthal imkanları -ihracata, işçi dövizlerine, dış yardımlara- kısa bir ifade ile ödemeler dengesi imkânlarına bağlı olduğundan ve çok defa ithal edilecek mallar planlı ekonominin gereğine göre ayarlandığından esasında yeni kurulmuş sanayin korunması devamlı şekilde yapılagelmektedir.

Gelişme yolunda olan ülkelerin kullanmakta oldukları ticaret politikası araçları, ithalat vergileri ve resimlerini, ihracat vergilerini ve ihracata verilen sübvansiyonları, katlı kur tatbikatını, girdilerin ve çıktıların nisbi fiyatlarını değiştirmek suretiyle, yeni yatırım dahil, kaynak tahsisi üzerinde etki yapmakta, ithal ikamesi ya da ihraç faaliyetlerini teşvik etme veya teşvik etmeme yönünde işlemektedir.

Daha önceki bölümde de belirttiğimiz gibi, bir ülkenin yurt dışından ithal ettiği hammadde, yardımcı madde veya mamul madde niteliğindeki mallara, ithal anında uygulanan gümrük vergi ve resimleri tarife engeli olarak tanımlanmıştı.

Şimdi gelişme yolundaki ülkelerin kullandıklar ticaret politikası araçlarından biri olan bu tarife engellerinin ekono¬mik nedenlerinin neler olduğuna bakalım.

Sanayi, tarım ve hizmet sektörlerinde henüz uluslararası rekabete açılabilecek derecede gelişmemiş olan ve topluca ekonomik faaliyetleri cılız bir görünüm arzeden gelişme yolun¬daki ülkeler gelişmiş ülkelere göre tarife engellerini azalt¬makta kıskanç davranmak zorundadırlar.

Bu tür ülkelerin belirli bir süre tarife engellerini etkin olarak kullanması, yurt içinde müteşebbisleri şemsiye altına saklayacak ve gerekli deneyimleri kazanmalarına yol açabilecektir. Ancak, koruma dozunun ayarlanabilmesi, bu tür ülkeler için. hayati önem taşımaktadır. Makul kabul edilebilecek bir dozun üzerinde korumaya yönelirse, hemen her sektörde ithal ikamesi anlayışının yerleşmesi ve bir daha kıskacından kurtulunamayacak hastalıklı sektörlerin oluşturulması kaçınıl¬mazdır. Aşırı boyutlarda kabul edilecek bir koruma marjının yerli müteşebbisi eri rehavete sürükleyebilecek ve zaten kıt olan üretim faktörlerini ziyan edebilecektir.

C) DIŞ TİCARET ÜZERİNDEN ALINAN VERGİ ve FONLAR

1. İTHALATTAN ALINAN VERGİ VE FONLAR

İthalattan alınan vergiler özellikle koruyucu karak¬teriyle gelişmekte olan ülkeler için büyük önem taşır. Bu vergilerin etkin bir biçimde uygulanmasıyla, yerli sanayi dış ülkelerin rekabetine karşı himaye edilebilir. Bu vergiler esas itibariyle yerli üretimden alınmadığından, iç üretim de dolaylı olarak özendirilmiş olur. Çeşitli yatırım ve ara mallar ile sektörlere uygulanan farklı vergi oranları, sanayi sektöründe yatırımların yönlendirilmesine ve yerli girdi kullanımının özendirilmesine olanak sağlar. İthal vergilerine ilişkin muafiyetler büyük ölçüde dış finansmanı gerektiren yatırımlarda maliyetlerin daha başlangıç aşamasında yükselmesini önler.

Dış ticaret üzerinden alınan vergileri mal ve hizmet¬lerin gümrüklerden giriş ve çıkışlarına göre ithal vergileri ve ihracat vergileri olarak sınıflandırabiliriz.

Türkiye’de dış ticaretten alınan vergiler daha çok ithalata dayalı olan vergilerdir. bununla beraber zaman zaman ihracattan alınan vergiler de konulmuştur.

İthalatta alınan en önemli vergi, gümrük vergi sidir. Bunun yanında uygulanmış İthalat Muamele Vergisi, İthalde Alınan İstihsâl Vergisi, İthalat İstihlâk Vergisi gibi vergi¬lerde vardır. Ayrıca Damga Resmi, Belediye Hissesi ve İstan¬bul, İzmir ve Trabzon limanlarından ithal edilen eşyadan alınan Rıhtım Resmi de bu arada sayılabilir. Bu vergilerden bir kısmı çeşitli kanunlarla yürürlükten kalkmıştır. Bir kısım vergi, resim ve fonlarda çeşitli değişikliklerle uygulanmaya devam etmektedir.

Ülkemizde dış ticaret vergileri incelendiğinde İkinci Dünya Savaşı sırasında kısa bir dönem uygulana alanı bulan Gümrük Çıkış Vergisinin dışında bir ihracat vergisi görülme¬mektedir.

a) Gümrük Vergisi

Gider vergileri içinde yer almasına rağmen teknik ve yapısal özellikleri sebebiyle her zaman ayrı bir inceleme konusu olan gümrük vergisi mal ve eşyaların bir ülkenin sınırından geçişi (ithal, ihraç veya transit şeklinde) anında miktar veya değer üzerinden alınan vergilerdir.

Bazı yazarlar gümrük vergilerini "hudut vergileri" şeklinde tanımlamaktadırlar. Burada sözü geçen sınır her zaman için siyasal sınırla çoğu kez birleşmekte ve siyasal sınır aynı zamanda gümrük sınırı olmaktadır.

Gümrük vergileri, malların gümrük sınırını aşması dolayısıyla alınmaktadır, âlların bu sınırı aşması dolayı¬sıyla, ithalat gümrük vergisi, ihracat vergisi ve transit gümrük vergisi alınmaktadır. Ancak bugün için uygulamada bazı istisnalar hariç, sadece ithalat dolayısıyla sınırı aşan mallardan gümrük vergisi alınmaktadır. Günümüzde hatta ihracattan ve transitten vergi alınması bir yana, işlenmek üzere yurda sokulan ve sonra yurt dışına çıkartılan mallardan vergi dahi alınmamaktadır. Bu konuyu gerçekleştirmek için iki yöntemden yararlanılmaktadır. Birincisi, eskiden "reddi rüsum usulü" denilen usuldür. Bu usulde, mal memlekete girerken alınan vergi malın çıkışında geri verilmektedir. ikinci usulde, "geçici kabul" usulüdür. Buna göre, malın belli bir süre sonra memleketten çıkartılması kaydıyla hiç vergi alınmamaktadır.

Gümrük vergisinin mükellefi, Gümrük Vergisi Kanununun 2 nci maddesine göre;" Türkiye Cumhuriyeti gümrük hattından geçen veya eşya geçiren her şahıs, bu kanun ile buna dayanı¬larak çıkarılan tüzükler, kararname ve yönetmelikler hüküm¬lerine uymakla mükelleftir." şeklinde tanımlanmış ve vergi mükellefiyetinin başlangıcı da 3 ncü madde de yer almıştır.

Vergiye esas olan tarife; 4 ncü madde de; Gümrük Vergisi, 3 ncü madde gereğince ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihte, eşyanın bulunduğu hal ve maliyetine göre o tarihte, yürürlükte bulunan Gümrük Giriş Tarife Cetvelindeki nispet, had ve esaslara göre hesaplanır

1615 sayılı Gümrük Vergisi Kanununda çeşitli istisna ve muafiyetler tanınmıştır. Karşılıklı olmak kaydıyla diplo¬matik muafiyetler, hediyelik eşyaya tanınan genel muafiyetler, sınır ahalisine tanınan muafiyetler, turistik kolaylıklar gibi muafiyetler tanınmıştır.

Uygulamada gümrük vergisi, Gümrük Giriş Tarife Cetvel¬lerinde yazılı esas ve oranlar üzerinden alınmaktadır.

Spesifik tarifenin uygulanmasında eşya gruplar halinde numara almak suretiyle işlem yapılmaktaydı. Ancak bu tarife uygulamasında (veya eşya sınıflandırması) vergi ağırlık, hacim ve uzunluk üzerinden vergiye tabi tutulurdu. Bu sistem eşya fiyatlarına yansımadığı için gümrük vergi hasılatının artması ancak yapılan ithalat miktarındaki artışına bağımlı bulunmaktaydı. Kıymet esası bundan tamamen farklıdır. Kıymeti esas alındığı için ithal edilecek eşyanın kıymet artışları otomatikman vergilenmektedir. İthal hacmi artmasa bile vergi hasılatında azalmalar bahse konu değildir.

Ticaret o konu teşkil etmeyen insan bile tabii havanın dışında yeryüzünde mevcut ve bulunabilecek her türlü eşya bu pozisyonların birisinde yeralmaktadır. Gümrük Giriş Tarife izahnamesi olan Nomanklatör (01, Pozisyonundan ) başlayarak 21 Bölümde (99) pozisyonunda sona ermektedir.

İzahname ana hükümlerin dışında Tarife Pozisyonlarının açıklanmasını yapmaktadır. Bu ana esere istinaden ithal edilecek eşyaya uygulanacak tarife pozisyonları ile bunların alt pozisyonları (supozisyonlar) karşılarında uygulanacak vergi oranları gösterilerek kanuna dayandırılan şekline de Gümrük Giriş Tarife Cetveli denilmektedir.

Türk Gümrük Mevzuatına göre, memleket sınırları içine ithal edilen, tarifelerde yazılı her türlü eşya, verginin konusunu teşkil eder. Türkiye’den ihraç edilen eşya ile transit olarak geçen eşya, ekonomik nedenlerle vergi dışı bırakılmıştır.

Gümrük Kanununa tabi eşyayı geçiren kimse anılan Kanuna göre verginin mükellefidir. Vergi, mükellefin beyanı üzerine yetkili giriş gümrüğünce, ithal eşyanın kıymeti (ithal eşyanın gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatı ) veya ağırlık ya da hacmine göre tarh ve tahakkuk ettirilir. Vergi mükellefiyeti beyannamelerin tescil tarihinde başladığına göre, normal fiyat beyannamelerin verildiği tarihteki fatura fiyatıdır. Verginin oran ve hadleri Gümrük Giriş Tarife Cetvelinde yer almıştır.

Gümrük vergisi, Vergi Usul Kanunu kapsamı dışında kaldığından, bu vergi ve buna bağlı olarak gümrüklerce alınan diğer vergilere ilişkin itiraz, usul ve yolları özel hükümlere -tabidir. Bu hükümler 1615 sayılı Gümrük Kanununun 78 – 84 ncü maddelerinde belirtilmiştir.

Gümrük Kanununun 78 nci maddesi ve Gümrük Yönetmeliğinin 408 nci maddesine göre; gümrük vergisi tahakkuklarına karşı şu sebeplerle itirazda bulunulabilir;

1. Eşyanın vergi tahakkukuna esas tutulan teknik mahiyet ve niteliklerinin tayin ve tespitinde isabetsizlik bulunması (ikinci tahlil yapılmışsa itiraz edilemez.)

2. Eşyanın tarifeye tatbikinde hata edilmesi,

3. Kıymet esasına göre vergiye tabi eşyanın kıymetinin yanlış tayin ve tespit olunması,

4. Milletlerarası Anlaşmaların yanlış tatbik edilmiş veya hiç itibara alınmamış bulunması,

5. Muaflık hükümlerinin yerine getirilmemiş veya yanlış tatbik edilmiş olması,

6. Ağırlık esaslarının uygulanmasında hata edilmesi,

7. Eşyanın menşeinin yanlış tespit olunması, itiraza konu teşkil etmektedir. Bunlar dışında başka sebepler ileri sürülemez.

İtiraz, yazılı imza veya yazılı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde, tahakkuku yapılan gümrük idaresine yapılır. Bağlı bulunduğu Başmüdürlük ve Gümrükler Genel Müdürlüğüne kadar intikal eder. Mükellefin haklı bulunduğu itirazlar bir üst idare tarafından değerlendirilip sonuçlandırılır. Gümrükler Genel Müdürlüğünün karalarına karşı idari yargı yolu açıktır.

b) Dış Ticaretten Alınan Muamele Vergisi

Dış ticaretten gümrük vergisi dışında bir çok vergi alınmıştır. İthalat ve ihracattan, umumi istihlâk vergisi çerçevesinde % 2,5 oranında bir vergi alınmaktaydı. Daha sonra bu verginin yerine ikame edilen, 1927 – 1957 yılları arasında uygulanan Muamele Vergileri çerçevesinde, ithalat ve ihracatı vergileme devam etmiştir. 1931 yılındaki yeni Muamele Vergisi ile de ihracat, Muamele Vergisi dışında tutulmuş, ithalattan vergi alınmasına devam edilmiştir.

İthalat için alınan Muamele Vergisi Gümrük Vergisine göre 1941 yılına kadar önemsiz olmuştur. Bu yıldan sonra ise, gerek Muamele Vergisi ve gerekse 1957′den itibaren İthalde Alınan İstihsal Vergisinin, Gümrük Vergisi kadar vergi geliri sağladığı görülmektedir.

c) İthalde Alınan İstihsal Vergisi

İthalde Alınan İstihsal Vergisi, Gider Vergileri Kanunu içinde yer almaktadır. Kanuna ekli I, II, III ve IV numaralı tablolarda yazılı maddelerin Türkiye’ye ithali verginin konusuna girmektedir.

Vergi, tablolarda gösterilen had ve oranlarda alınmak¬tadır. Petrol ürünleri, kahve ve kibrit gibi maddeler maktu (ölçü esası) diğer maddeler ise nisbi olarak (değer esası) vergiye tabidir.

Verginin mükellefi, verginin konusuna giren maddeleri Türkiye’ye ithal eden gerçek ve tüzel kişilerdir.

İthalde Alınan İstihsal Vergisinde verginin matrahı; değer esası, miktar esası olmak üzere iki gruba ayrılmakta¬dır. Değer esasında verginin matrahı, ithal edilen malların gümrüklü değeri olup, gümrüklü değer; ithal edilecek eşyanın gümrük vergisine esas olan değeri , gümrük vergisi ve bu vergi ile birlikte hesaplanan belediye payı ve gümrük idare¬sine ödenen diğer vergiler ve resimler (İstihsal Vergisi dışında) ile mal gümrükten geçirilinceye kadar ödenen sair giderler (mal bedeli üzerinden alınan para birim veya fiyat farkı dahil) toplamından oluşmaktadır. Ölçü esasına göre verginin matrahı ise; vergiye tabi maddelerin ağırlık veya hacmidir.

Gider Vergileri Kanununa bağlı dört adet tablodaki eşya tasnifi, Gümrük Giriş Tarife Cetvelindeki tasnifin aynı değildir. Fakat bu tabloların bazı pozisyonlarında gümrük tarife pozisyonlarına doğrudan doğruya atıflar vardır.

Bundan başka İthalde Alınan istihsal Vergisi, Vergi Usul Kanununun 2 nci maddesi ile, bu kanunun kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu sebeple ve Gider Vergileri Kanunu hükümleri icabı, İthalde Alınan İstihsal Vergisi gümrük idarelerince uygulanmakta ve yine bu sebeple, bu verginin uygulanmasında bir çok bakımdan Gümrük Kanunu hükümleri nazara alınmakta¬dır.

Katma Değer Vergisi Kanununun 01.01.1985 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte, 1957 yılından beri uygulanmak¬ta olan ithalde Alınan İstihsal Vergisi yürürlükten kalkmıştır .

d) Katma Değer Vergisi

Katma Değer Vergisinin (KDV) 47 – 52 nci maddeleri, "Gümrük İdarelerince Alınan Katma Değer Vergisi" ile ilgilidir. İthal sırasında alınan KDV gümrük makbuzunda ayrıca gösterilir.

1615 sayılı Gümrük Kanununun 65 nci maddesinde, ithal eşyanın gümrük vergisine esas olan kıymeti; "Gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başladığı tarihteki normal fiyatıdır," şeklinde tanımlanmış, "normal fiyat"tan, birbirinden müstakil bir alıcı ile bir satıcının tam ve serbest, rekabet şartları içinde uyuştuğu varsayılan fiyatın, anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.

Eksik alınan KDV hakkında da Gümrük Kanunundaki esaslara göre işlem yapılır. KDV’nin 48 nci maddesine göre; bu kanuna göre vergisi ödenmeyen veya eksik ödenerek yurda soku¬lan eşyaların hiç alınmamış veya eksik alınmış KDV’leri hak¬kında Gümrük Kanunundaki esaslara göre işlem yapılır.

(3297 sayılı Kanunun 14 ncü maddesiyle eklenen fıkra) ithal edilen eşya ile ilgili olarak; KDV’den istisna olduğu halde yanlışlıkla alınan veya fazla alındığı anlaşılan KDV, indirim hakkına sahip olmayan mükelleflere, Gümrük Kanununa göre iade olunur.

Kısaca İthalde Alınan KDV’nin bütün işlemleri "Gümrük Vergisi" işlemlerine benzerlik göstermektedir.

Katma Değer Vergisi Kanununun 21 nci maddesine göre ithalatta matrah;

a- İthal edilen malın gümrük vergisi tarhına esas olan kıymeti, gümrük vergisinin kıymet esasına göre alınması veya malın gümrük vergisinden muaf olması halinde sigorta ve navlun bedelleri dahil (CIF) değeri, bunun belli olmadığı hallerde malın gümrükçe tesbit edilecek değeri,

b- İthalat sırasında öd on en her türlü vergi , resim, harç ve paylar,

c- Fiili ithalata kadar- yapılan diğer giderler ve munzam sigorta ücreti, Destekleme ve Fiyat istikrar Fonu ve Konut Fonuna katılıra payları gibi ödemeler ile mal bedeli üzerinden hesaplanan ve yine fiili ithalata kadar oluşan fiyat farkı ve kur farkı gibi ödemeler dikkate alınarak tesbit edilir.

e) Ek Vergi

KDV’de bazı malların ithali veya imalatçıları tara¬fından teslimi ek vergiye tabidir. Ek Vergi, malların ithal veya imalat safhalarında tek aşamada alınmaktadır. Ancak imalatın birden fazla aşamada yapılması halinde vergi, ek vergiye tabi bir malın tüketimine hazır hale getirildiği anda alınacaktır.

İthal edilen veya imal edilen mallardan tütün mamul¬ler % 50, her türlü alkollü içkiler % 50, sair şarap ve bira % 15, her türlü alkolsüz içkiler ve özü t l er % 15 Ek Vergiye tabidir.

Ek Verginin matrahı; KDV’nin matrahını oluşturan unsurlardan teşekkül eder. Söz konusu verginin tarh, tahakkuk ve ödenmesi ile vergilendirmeye ilişkin diğer hususlar hakkın¬da Katma Değer Vergisi Kanununun hükümler’i uygulanır. Ek Vergi matrahına KDV dahil edilmeyecektir. Ancak KDV matrahına Ek Vergi dahildir. Kanunun 24/b maddesinde belirtilen "vergi" tabiri Ek Vergiyi de kapsamaktadır.

Mükelleflerin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesap¬lanacak KDV’den Ek Vergi indirilemez. Mükellefler satış faturalarında Ek Vergiyi ayrıca göstermeye mecburdurlar. İthal sırasında ödenen Ek Vergi ise, gümrük makbuzlarında ayrıca gösterilir.

Ek Verginin tarh, tahakkuk ve ödenmesi ile vergilen¬dirilmeye ilişkin diğer hususlarda Katma Değer Vergisi Kanununun hükümleri uygulanacaktır. Bu hükme göre Ek Vergiye tabi malların vergilendirilmesinde aşağıdaki esaslara göre işlem yapılacaktır.

1- İşletmede üretilen Ek Vergiye tabi bir maddenin, yine isletmede üretilen Ek Vergiye tabi olmayan maddeler için kullanılması veya sarfı Katma Değer Vergisi Kanununun 3/b maddesi gereğince "teslim sayılan haller" kapsamında ek Vergiye tabi olacaktır.

2- Katma Değer Vergisi Kanununun istisna hükümleri Ek Vergi bakımından da geçerlidir. Buna göre, Ek Vergi mükel¬lefi olan imalatçı veya ithalatçılar, istisna kapsamına giren teslimlerinde Ek Vergi tahakkuk ettirmeyeceklerdir. Bu istisnalar sözü edilen Kanunun 32 nci maddesine girenlerle ilgili teslimlerde ise iktisap sırasında ortaya çıkan ve fatura veya benzeri vesikalarda ayrıca gösterilen Ek Vergiler mükel¬lefin varsa vergiye tabi satışları üzerinden hesaplanan Ek Vergiden indirilir, indirilmeyen kısım ise genel hükümler çer¬çevesinde mükellefe iade edilir..

Ek Vergi, KDV’de olduğu gibi her safhada alınmamakta; bu vergiye tabi malların sadece imalatçıları tarafından teslimlerinde veya ithalinde alınmaktadır.

Ayrıca, Katma Değer Vergisi Kanununun 52 nci maddesine göre; gümrük vergisinin maktuen alındığı hallerde, tek ve maktu tarife, ithalde Alınacak Katma Değer Vergisi ‘de dahil edilmek suretiyle tespit olunur.

f) İthalde Alınan Damga Resmi

1963 yılında Beş Yıllık Kalkınma Planı için gerekli kaynakları sağlamak amacıyla alınan tedbirlerden biri de, ithal malının gümrük vergisine esas olan değerinden % 5 oranında bir Damga Resmi alınmaktaydı. Başlangıçta geçici olarak uygu¬lanan bu verginin daha sonra alınmasına devam edilmiştir.

15 ŞUBAT 1963 tarih ve 185 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereğince alınan Damga Resmi, Birinci Beş Yıllık Plan devresi sonu olan 31 ARALIK 1967 tarihine kadar uygulanmıştır. 7 ŞUBAT 1967 tarih ve 828 sayılı Kanunla Damga Resmi yeniden yürürlüğe konulmuş ve bu resmin oranının Bakanlar Kurulunca % 15′i geçmemek üzere tesbit edileceği hükme bağlanmıştır.

27 MART 1969 tarih ve 1137 sayılı Kanunun 36 nci maddesi ile bu resmin oranının % 25′i geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca tespit olunacağı ve Gümrük Kanununun Dış Ticaret Rejimi veya Türk Parası Kıymetini Koruma Mevzuatı hükümleri dışında yapı¬lacak ithalata %- 100 Damga Resmi uygulanacağı hükmü getirilmiştir. 828 sayılı Kanununda İkinci Beş Yıllık Plan dönemi sonu olan 31 ARALIK 1972 tarihine kadar uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

"7 ŞUBAT 1967 tarih ve 828 sayılı Kanunun 2 nci Madde¬sinin Değiştirilmesi Ve Yürürlük Süresinin Uzatılmasına Dair" 26 ARALIK 1972 tarih ve 1648 sayılı Kanunla; Damga Resmi ora¬nının % 25′i geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca ithalatın yapıl¬dığı ülkelere göre farklı oranlarda tespit olunacağı ve yürür¬lük süresinin Üçüncü Beş Yıllık Plan dönemi sonu olan 31 EKİM I977 tarihine kadar uygulanacağı kabul edilmiştir. 31 EKİM 1990 tarih ve 3675 sayılı İthalde Alınan Damga Resmi Hakkında Kanunun 1 nci maddesi gereğince de, ithal edilen malların CIF bedelinin % 10′u oranında Damga Resmi tahsil edilmektedir.

Eşya Avrupa Birliği veya GATT üyesi ülkelerden ithal edilmişse, malın 12 yıllık listede yer alması halinde vergi oranı % 22,5; 22 yıllık listede yer alması halinde ise vergi oranı % 24 olarak uygulanmakta; öteki ülkelerden ithal edil¬mişse % 25 oranına tabi tutulmaktadır.

Burada dikkati çeken nokta; Katma Protokol gereğince 12 ve 22 yıllık listelerde yer alan mallar için gümrük vergi¬sinden yalnızca Avrupa Birliği’den yapılan ithalata indirim uygulanmaktadır . Eş etkili bir vergi olarak İthalat Damga Resminde bu indirimi Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden gelen eşyaya uyguladığımız gibi, GATT’a üye ülkelerden yaptığımız ithalata da uygulanmaktadır.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 3 ncü maddesinde mükellefi, "Damga vergisinin mükellefi, kağıtları imza eden¬lerdir. Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların Damga Vergisini kişiler öder." şeklinde belirtil¬miştir. İthalde Alınan Damga Resmi, ithal edilen her çeşit maldan alınan bir çeşit gümrük vergisidir. GATT anlaşmasının gümrüklerin arttırılması konusunda getirdiği sınırlamalar nedeni ile adı damga resmi olarak konulmuştur. Bu vergiye GATT’da büyük itirazlar yapılmış ise de, dahili bir vergi karakterinde olduğu ileri sürülerek savunulmuştur. Bu vergi aracılığıyla, satılan dövizlerin ithalatçıya maliyeti, yükseltilmiş olmaktadır.

Anılan resim, gümrük vergisi zammı niteliğinde olduğun¬dan, geçici bir süre için ve belirli dönemlerle uygulanmak¬tadır.

3675 sayılı İthalde Alınacak Damga Resmi Hakkında Kanu¬nun 1 nci maddesinin yedinci fıkrasında sayılan kanunlar ile uluslararası anlaşmalarla gümrük vergisinden muaf tutulmuş veya istisna edilmiş eşyaya ilişkin ithalat bu resimden de muaftır. Resmin mükellefi, gümrük vergisinin mükellefi olan gerçek ve tüzel kişidir. Eşyanın gümrük vergisine esas kıymeti ise eşyanın matrahını oluşturmaktadır. Matraha gümrük vergisi dahil değildir.

g) Rıhtım Resmi

10.08.1951 tarih ve 5842 sayılı Denizcilik Bankası Kanununun 37 nci maddesi gereğince, yabancı memleketlerden İstanbul, İzmir ve Trabzon limanları vasıtasıyla ithal olunacak bütün malların girişinde İstihsal Vergisine tabi olunacak bütün malların girişinde İstihsal Vergisine tabi olanlardan bu vergi ve matrahı üzerinden ve ithalde Alınan İstihsal Ver¬gisine tabi olmayanların CIF, kıymeti üzerinden % 2,5 nisbetinde Rıhtım Resmi alınmaktaydı.

1967 tarih ve 827 sayılı Rıhtım Resmi Kanununa göre resmin konusu, yabancı ülkelerden Türkiye’ye deniz yoluyla taşınmak suretiyle ithal olunan malları kapsamaktaydı. Resmin mükellefi gümrük vergisinin mükellefi olan kişidir. Resmin matrahı; kıymet esasına ve ölçü esasına göre İstihsal Vergi¬sine tabi mallarda İstihsal Vergisi matrahı ve gümrüklü kıymet, İthalde Alınan İstihsal Vergisine tabi olmayan malların ise CIF kıymeti olmaktadır.

Rıhtım Resminin başlıca özelliği, gelirinin yalnızca genel bütçeye ait olmamasıdır. Kanuna göre, Denizcilik Bankası, Devlet Demir Yolları ve Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından işletilen liman, rıhtım ve iskelelerden yapılan ithalattan alınan rıhtım resmi gümrük idarelerince bu kuruluşlara verilir. Vergi sistemimizde KİT’lerin tahsil ettiği veya pay aldığı tek verginin Rıhtım Resmi olduğu söylenebilir.

Bir süre sonra Rıhtım Resmi, Ulaştırma Altyapıları Resmine dönüştürülmüştür. 1989 tarih ve 3571 sayılı Kanunla değişik 1967 tarih ve 827 sayılı Ulaştırma Altyapıları Resmi Kanununun 1 nci maddesi gereğince, denizyolu ile yapılan itha¬latta % 4, kara ve demiryolu ile yapılan ithalatta ise, % 3 oranında Ulaştırma Altyapıları Resmi tahsil edilmektedir. Bakanlar Kurulu bu nisbetleri, her bir taşıma türü itibariyle ayrı ayrı veya topluca iki puan kadar arttırmaya veya indir¬meye yetkilidir. Ulaştırma Altyapıları Resminin matrahı; mal¬ların CİF değeri, Gümrük Vergisi, Belediye Hissesi, İthalde Alınacak Damga Resmi, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu, Toplu Konut Fonu tutarları ile diğer masraflar toplamıdır.

h) Belediye Hissesi

1981 yılında yürürlüğe giren 2464 sayılı Kanundan önce yürürlükte olan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 2 nci maddesine göre gümrük vergisiyle birlikte alınır yani gümrük vergisinin üzerinden hesaplanan % 15 oranında belediye payı alınır.

Bu paralar gümrük emanet hesabında toplanarak İçişleri Bakanlığı emrine İller Bankasına yatırılır. % 80′ i belediyeye ait hisse olup, nüfus sayımı neticelerine göre belediyeler arasında dağıtım olur. Bakiyesi belediyelerarası fon olarak İçişleri emrine verilir.

Belediye Hissesinin, tahakkuk ve tahsili gümrük vergisi ile birlikte yapılır.

ı) Gümrük Ardiye Ücreti

Gümrük ardiye ücreti, gümrüklere bırakılan ve belli bir müddet çekilmeyen ithal eşyası üzerinden alınır.

1334 tarihli eski Gümrük Kanunu 39 ve 42 nci madde¬leriyle gümrüklere bırakılan ithal eşyasından, gümrüklerde kalış süresine göre, ardiye ücreti alınması esası getirmiş ve bu ücrette değişiklik yapma konusunda, Bakanlar Kuruluna yetki vermişti. 1949 tarihli 5382 sayılı Gümrük Kanununun 107 nci maddesinde de, gümrükçe işletilen antrepolara konulacak eşyadan alınacak ardiye; hamallık ve açıcılık gibi hizmetler karşılığı ücretler, Ticaret Bakanlığının mütalâası alınmak suretiyle Gümrük Tekel Bakanlığınca tesbit edilir, denil¬miştir.

Ardiye ücreti muayyen bir müessese tarafından alınma¬makta olduğundan bunları aşağıda gösterilen şekilde toplamak mümkündür.

İstanbul, İzmir ve Trabzon Liman İşletmeleri Denizcilik Bankası Kanunu ile liman, anbar ve antrepo işletmesi inhisarına göre limanlardaki ardiye ücretlerini tahsil ederler. Kendilerine mahsus tarifeleri vardır.

İskenderun, Mersin ve Haydarpaşa Limanları Devlet Demiryolları aracılığıyla işletildiğinden bunların da ardiye ücretleri mevcuttur.

İstanbul, Yeşilköy, Galata yolcu salon ambarları başta olmak üzere Türkiye’nin diğer yerlerinde ve Denizcilik Bankası veya sair müesseselerce işletilmeyen mahallerde ambarlar gümrük idaresi tarafından işletilmektedir.

i) Fonlar

Adının vergi olmamasına rağmen günümüzde uygulanış şekli ile dolaylı bir vergiye dönüşmüş olan fonlar Türk Vergi Sisteminin acil çözüm bekleyen önemli sorunlarından birisidir.

Fon, aslında eskiden beri varolan bir ödenti türüdür. Ülkemizde uygulanmakta olan fonların ortak özelliği, istisnai nitelikte olmaları ve toplam kamu gelirleri içinde önemsiz bir paya sahip bulunmalarıdır. Sözü geçen karakterdeki ve nitelikteki fonların konulmasındaki gerekçe ise, bazı hizmet¬lerle ilgili olarak ani kararlar alınmasının zorunlu olduğu hallerde yürütme organının uzun formalitelere gerek kalmadan kolayca ve süratle harcama yapabilmesidir. Ayrıca belli kay¬naklardan sağlanan gelirin yine bu kaynaklarla ilgili hizmet¬lere tahsis edilmesi de, bütçenin "adem-i tahsis" ilkesine aykırı düşmesine rağmen, bazen ancak istisnai olması kaydıyla yararlı görülebilmektedir.

Buna rağmen, Türkiye’de 1983 sonrasında başlatılan fon uygulanası giderek ismi fon olan bir dolaylı vergiye dönüş¬müş ve kamu gelirleri içindeki nisbi payı önemli ölçüde art¬mıştır. Halen, fonların tutarı toplam vergi gelirlerinin % 30′unu aşmıştır.

Fon sistemi ile mali sektör arasında bütçe dışı fonlarda izlenen gelişmeye paralel olarak kurulmuş bulunan ilişkiler ile fonlara kaynak yaratmak amacıyla ithalat ve ihracat üzerin¬den alınan fon kesintileri, fon sisteminin ekonomik ve mali etkileri açısından oldukça önemli hususlar olarak ortaya çık¬maktadır. Özellikle, dış ticaret üzerine konan gümrük vergisi niteliğindeki fon kesintileri bunların dış ticaret üzerindeki çok yönlü etkilerinin (örneğin ticaret saptırıcı ve kaynak dağıtımını değiştirici etkileri gibi) yanı sıra Türkiye Avrupa Birliği ilişkisi üzerindeki etkileri açılarından büyük önem arzetmektedir.

Toplu Konut Fonu, Kamu Ortaklığı Fonu, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu, Geliştirme ve Destekleme Fonu, Savunma Sanayi Destekleme Fonu, Gelir İdaresini Geliştirme Fonu 1983′den sonra kurulan fonlar içinde en önemli olanlarıdır.

Dış ticaret üzerinden alınan fonların başlıcaları; Akar¬yakıt Fiyat İstikrar Fonu, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu, Toplu Konut Fonu, Tütün Fonu ve Madencilik Fonudur. Şimdi bunları kısaca inceleyelim.

- Akaryakıt Fiyat istikrar Fonu (A.F.i.F.)

14.06.1989 tarihli ve 3571 sayılı Kanunun 15 nci maddesi ile değişik 10.09.1960 tarihli ve 79 sayılı Kanunun 5 nci maddesine dayanarak çıkarılan ve 09.08.1991 tarihli ve 91/2195 sayılı Kararla değişik 23.06.1989 tarihli ve 89/14264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın 6 nci maddesi gereğince, süper ve normal benzin, gazyağı, motorin, jet yakıtı, 5 ve 6 nolu fuel oil’in gümrük fiyatı ve gümrüklü ithal fiyatı üzerinden % 5 nisbetinde Akaryakıt Fiyat istikrar Fonu alınmaktadır.

Bilindiği gibi, vergi ya ölçü esasına göre "spesifik" ya da değer esasına göre "advalorem" alınır. Bu bakından, akaryakıt fiyatlarını ve Fiyat artışlarını iki bölümde incelemek gerekmektedir.

1- Akaryakıt Fiyat istikrar Fonu’na Tabi Ürünler:

Likit Petrol Gazı (12 kg.lık tüp satış fiyatı), süper benzin, normal benzin, gazyağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel – oil,

2- Akaryakıt Fiyat istikrar Fonu’na Tabi Olmayan Ürünler:

Nafta, jet yakıtı, solvent, asfalt, madeni yağ, c-oil, A.F.İ.F.’ra tabi olanlar ve olmayanlar şeklinde iki kısımda incelenmesinin, tüketim miktarlarının ve vergi biçimlerinin farklı olmasındadır.

A.F.İ.F.’in yasal dayanağı, 79/1960 sayılı Kanun ve Bakanlar Kurulunun 83/7508/1983 sayılı kararıdır.

A.F.İ.F.’nün matrahı üretilen ve ithal edilen akarya¬kıtın (gümrük vergisi dahil) rafine satış fiyatıdır. 1960 yılındaki oran % 3,5, 1989 ve sonrasındaki uygulana oranı ise % 5′dir.

Bu fonun alınmasındaki amaç, fiyat istikrarının sağ¬lanmasıdır. Bu nedenle A.F.İ.F,’a tabi olmayan ürünlerin rafi¬neri gümrüksüz satış fiyatına zaman zaman zamlar yapılmakta¬dır. A.F.İ.F., ihtiyaç duyulduğunda yapılacak ithalat gider¬lerini, fonun idaresinde sorumlu Petrol işleri Genel Müdürlü¬ğünün ilgili giderlerini ve likit petrol gazı sübvansiyonu için kullanılmaktadır.

- Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (K.K.D.F.)

7 HAZİRAN 1988 tarih ve 19835 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 12 MAYlS 1988 tarih ve 88/12944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile "Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu" kurulmuştur.

Bu kararnameye ek olarak çıkartılan 28 AĞUSTOS 1990 tarih ve 20619 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 19 AĞUSTOS 1990 tarih ve 90/454 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul kredisi vadeli akreditif ve mal mukabili ödeme şekline göre yapılan ithalatta % 1 oranında Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu tahsil edilmektedir.

Bakanlar Kurulunun bu oranı sınırsız olarak yükseltme veya indirme yetkisi bulunmaktadır.

Bu fonun matrahı, bankalarca verilen TL. kredi faizleri, bankaların kendi kaynaklarından döviz üzerinden ikraz anlaş¬ması ile kullandıkları krediler, kabul kredili, vadeli akredi¬tif ve mal mukabili ithalat bedeli ve Merkez Bankasınca eksik karşılık oranları ve diğer rasyolarla ilgili bankalara tahak¬kuk ettirilen cezai faizlerdir. K.K.D.F.’nü 1984′de % 6, 1990 ve sonrasında % 1 oranında uygulanmaktadır.

K.K.D.F.’nün amacı, genel kredi hacmi içindeki çeşitli kredilerin sektör ve konu itibariyle kalkınma planları ve yıllık program hedeflerine uygun olarak yönlendirilmesidir.

Teşvikli yatırımlara kredi desteği vermek ve ihtisas kredileri için kullanılmaktadır. Bu fon Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı idaresinde olup, Merkez Bankasında toplanmak¬tadır.

1992 MART ayından bu yana kaynaklarının tamamı Yatırım¬ları ve Döviz Kazandırıcı Hizmetleri Teşvik Fonuna aktarıl¬maktadır.

- Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (D.F.l.F.)

Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Bakanlar Kurulu Kararına ek 25/1980 sayılı Karara göre; ithal edilen malların CİF değeri üzerinden 1983′de % 2, 1986′da % 4, 1987′de % 6 ve 13 EKİM 1988 tarih ve 88/13384 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre de % 10 oranında D.F.İ.F. alınmaktadır.

Bakanlar Kurulu’nun bu oranı artırma ve indirme yetkisi sınırsız olup, ayrıca ürünlerine göre farklı nispetler tesbit etme yetkisi de vardır.

Bu fon iç piyasaların düzenlenmesi ve fiyat istikrarı¬nın sağlanması amacıyla uygulanmaktadır. D.F.İ.F.’nü, tarımsal girdilerin sübvansiyonunda, ihracatın geliştirilmesinde, ihra¬cata yönelik yatırımların finansmanında, ihracat sigortasının finansmanı ve ilgili faaliyetleri desteklemede kullanılmak¬tadır. 1985 öncesinde pay prensibi geçerli olan bu fon Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından idare edilmektedir. İthalat üzerindeki fon paylarının % 50′si Geliştirme ve Des¬tekleme Fonuna, % 50′si de Toplu Konut Fonu’na aktarılmak¬tadır.

D.F.İ.F,’nün matrahı, bedelsiz ithalat için ek primlere, ihraç işlemlerinde Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu gereği alınan kur farklarına, doğrudan ithal edilen petrol ürünlerinin CIF ithalat bedeline, 6326 sayılı Kanunun 5 nci maddesine göre ithal edilen petrol ürünlerinin gümrüksüz rafi¬neri satış fiyatına, KİT, İDT’ler ile genel ve katma bütçeli kuruluşların yıllık yatırım programlarına giren projeleri için yapılan ithalatın CIF değerine, 1615 sayılı Kanuna (mad. 132/2) göre ödenen gümrük vergileri matrahı ve damga pulları itha¬latından oluşmaktadır.

- Toplu Konut Fonu (T.K.F.)

2976 sayılı Kanuna dayanılarak, 1984 tarihli ve 2985 sayılı Kanunla Toplu Konut Fonu kurulmuştur. Çeşitli kaynak¬ları bulunan bu fona her yıl Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından çıkarılan ithalat Rejim Kararlarında belirtilen madde ve mamüllerin ithalatında söz konusu kararlarda belirle¬nen oran ve miktarlarda Toplu Konut Fonu tahsil edilmek¬tedir.

Fayda prensibinin olmadığı karakteristik fonlardan birisi olan Toplu Konut Fonu’nun gelir kaynakları da şöyledir:

- İthal malların CİF ithalat bedeli (daha önce D.F.İ.F.’da toplanan ithalat fon kesintilerinin % 50′si)

- Akaryakıt Tüketim Vergisinin % 14′ü

- Tekel idaresinin ithal ettiği maddeler için fon kesin¬tileri (% 50′si Geliştirme ve Destekleme Fonuna aktarılır.)

- Bazı petrol ürünleri ithalatından alınan fon kesintileri (B.K.K. 89/14267)

- Tütün Fonu (Tütüncülüğü Geliştirme Fonu)

2 MAYIS 1991 tarih ve 91/1755 sayılı Karar gereğince, Best ve Tekel 2000 sigarası gibi ithal ve yerli tütün karışımı ile elde edilen sigaralarda kullanılan yabancı tütünün ithali sırasında CIF bedeli üzerinde 5000 $/Ton tutarında Tütün Fonu alınmaktadır.

Üretilmiş halde ithal edilen sigortaların ithalatında ise, 20 sigaralık paket başına CIF bedel üzerinde 0,40 $ fon alınmaktadır.

Fona yapılacak ödemenin mükellefi , söz konusu mamullerin ithalatçılarıdır.

Bakanlar Kurulu’nun fon alınacak miktarı belirleme konusunda yetkisi sınırsızdır.

- Madencilik Fonu

4 Haziran 1985 tarihli ve 3215 sayılı Maden Kanunu’nun 34 ncü maddesiyle kurulan fonun kaynağı, maden ithalat ve ihracatında yapılan fon kesintileridir.

Maden ithalatında yapılacak fon kesintisi, 22 AĞUSTOS 1985 tarihli ve 18850 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Maden Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 51 nci maddesi uya¬rınca, ithal edilen maddenin gümrük resmine esas bedelinin % 2,5′i oranındadır.

3824 sayılı Kanunla 1 OCAK 1993 tarihinden itibaren; ithalde Alınan Damga Resmi, Belediye Hissesi, Ulaştırıra Altya¬pıları Resmi, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu kaldırılmıştır. Böylece ithal mallarına uygulanan vergi, resim ve fon sayısı azaltılarak bir sadelik sağlanmıştır. İthalattan alınan vergi¬lerin daha net görülmesi sağlanmıştır. Bununla birlikte, bu vergi ve resimlerin kaldırılmasıyla uğranılacak kayıplar Toplu Konut Fonu oranlarındaki yeni düzenlemeyle telâfi edilmeye çalışılmıştır. Ad-Hoc Komite toplantılarında Toplu Konut Fonu’nun 1993 yılından itibaren beş yıl içinde tedricen kaldırılacağı, Birliğe bindirilmiştir. 1991 yılında toplam ithalatın % 2,47′si oranında tahsil edilen Toplu Konut Fonu, 520 Milyon Dolar olmuştur.

İTHALAT-DIŞ TİCARETTEN ALINAN VERGİLER

(Milyon TL)

1970 1975 1980 1985 1989 1990 1991 1992 1993 1994

1. Toplam Vergi Gelirleri Tahsilatı 23,003 95,009 749,849 3,829,117 25,550,320 45,399,534 78,642,800 141,602,000 264,272,900 594,800,000

2. Genel İthalat Tutarı ($) 886 4,739 7,909 11,343 15,792 22,302 21,047 22,870 29,429 10,842

3. Genel İthalat Tutarı (TL) 9,598 68,987 613,267 6,994,754 33,573,792 58,155,141 95,130,000 151,043,528 194,393,020 149,682,625

4. Dış Ticaretten Alınan Vergiler 5,567 19,907 73,332 746,056 4,246,099 8,057,358 12,848,269 23,090,00 46,213,000 89,575,000

5. Dış Ticaretten Alınan Toplam Vergi Gelirleri Oranı (4/1) 24,2 20,9 9,1 19,5 16,6 17,7 16,3 16,5 17,5 15,0

6. Dış Ticaretten Alınan Vergilerin Genel İthalata Oranı (4/3) 58,0 28,8 12,0 12,4 12,6 13,8 13,5 15,3 23,7 59,8

7. Dış Ticaretten (Alınan Vergiler (İthalde Alınan KDV hariç) 362,319 1,961,370 3,335,887 4,569,828 8,090,000 15,228,000 24,717,000

8. Dış Ticaretten Alınan (İthalde Alınan KDV hariç) Toplam Vergi Gelirlerine Oranı (7/1) 9,5 7,7 7,3 5,8 5,8 5,8 4,2

9. Dış Ticaretten Alınan Vergiler (İthalde Alınan KDV hariç) Genel İthalata Oranı (7/3) 6,0 5,8 5,7 4,8 5,3 7,8 16,5

Kaynak: TC. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü, Vergi İstatistikleri Yıllığı 1982-1991, Tablo: 22, s:24

T.C. Maliye Bakanlığı 1995 Mali Yılı Bütçe Gerekçesi, ANKARA, Ekim 1992, s:56

2) İhracatla İlgili Vergiler

Uluslararası ticaretin ve dolayısıyla ihracatın temeli pazar bulma ve pazarları paylaşma sorununda düğümlenir. Pazar Bulabilmenin ön koşulu uygun fiyat verme ve öteki ülke malla¬rıyla bu konuda rekabet edebilmedir. Bu koşul herşeyden önce malların vergi yükünden arınmış olarak dünya piyasasına çık¬masını gerektirir.

İhracat için üretim yapılan bazı malların içinde ithal malı üretim faktörleri vardır. Ülkenin uygulamış olduğu gümrük vergisi dolayısıyla ihraç ürünü içindeki ithal malı, o ürünün fiyatını şişirecektir. Aynı durum, ithal mallarındaki dahili vergi yükünün ağırlaştırılması durumunda da ortay çıkar. Bu durumda ihracatçıların dış pazarlarda fiyat yönünden rekabet edebilmeleri için bu yüklerinden kurtulması gerekmektedir. Gerçekten, bir ihraç ürünü içindeki ithal malının gümrük vergi¬sine konu olması, ihracatçının yurt içinde ürettiği malın değe¬rine oranla daha fazla vergi ödenmesini gerektirerek gerçek korumanın negatif olmasına yol açmaktadır. Mesela, bir mal içinde ithalatın payı % 40 ve gümrük vergisi % 25 ise, ürünün tümü üzerinden nominal vergileme % 10 olacaktır. Bu oran, ürün içindeki payına bağlıdır. Dolayısıyla, eğer bu ürün teşvik edilmek isteniyorsa, en azından % 10 oranındaki negatif koru¬nu, oranına eş değer bir oranda ihracat subvansiye edilmelidir. Bu ise başlıca iki şekilde olur; ihracatta vergi iadesi ve vergi muafiyet ve indirimi.

Her ülke bu konuda çeşitli vergi indirim ve muaflıkları uygulamak suretiyle bu amaca ulaşmaya çalışır.

Vergi sistemimizde de ihracatı özendirmeye yönelik çe¬şitli hükümler bulunmaktadır.

a) İhracatta Vergi İadesi

Uluslararası ticaretin vergilendirilmesinde temel kural ihraç edilen ürünlerin ihraç eden ülkede vergiden istisna edil¬mesi, buna karşılık yalnızca varış ülkesinde vergilendirilmesidir.

İhracatta vergi iadesi, dar anlamda ülke içinde üretilen ürünlere ihraç gücü kazandırmak, diğer ülkelerin aynı cins ve kalitedeki ürünleriyle dış piyasalarda rekabet imkanı sağlamak; geniş anlamda uzun dönemde ve ihracatı teşvik tedbirle¬rinin tümü içinde ihracatın yapısını değiştirmek, işlenmiş ürün ihracatının toplam ihracat içindeki oranını yükseltmeyi amaçlamaktadır. Vergi iadesi uygulaması ile, ihracatın toplam hacminin arttırılması ve çeşitli ürünlere selektif vergi iadesi uygulanması ile ihraç ürünlerine çeşitlilik kazandırılmak is¬tenmektedir. Sistemde, ihracatta vergi iadesine konu olan ürü¬nün üretim süreci içinde ödenen ithal maddelerine ilişkin güm¬rük vergileri ile bunun dışında kalan diğer bütün vergi (özel¬likle vasıtalı vergiler), resim, harç ve benzer etkiler yaratan mükellefiyetler kısmen veya tamamen ihracatçıya iade edilmek¬tedir. Bu ödeme, ürünün üretim süreci esnasında ödenen vergi , resim ve harçlardan daha fazla olmamaktadır . Vergi iadesi re¬jiminde ürünün üretim süreci içindeki tüm mali yüklerin bütün ihraç ürünleri için geri verilmesi de söz konusu olmamaktadır.

Türkiye’nin uluslararası ticarete gerektiği ölçüde katı¬labilmesinin ve kalkınma çabalarını sürdürebilmesinin başta gelen koşullarından birisi de, ihracatını ekonominin gerekle¬rine uygun düzeye çıkarabilmesidir.

Bu amacın gerçekleşmesi herşeyden önce ihraç ürünlerine dünya pazarlarında rekabet gücü sağlamasına bağlıdır. Bu ise ihraç ürünlerinin uluslararası pazarlarda vergi yükünden arın¬mış olarak çıkmasını gerektirir.

"Destination İlkesi" olarak bilinen ve GATT, Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlarca da benimsenen bu kural, Türkiye’de "ihracatta vergi iadesi rejiminin" temelini oluş¬turur.

Bu ilkeden hareket edilerek 1963 yılında 261 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bu yasaya göre (mad.1), özellikle sanayi ürünlerimize ihraç gücü kazandırmak amacıyla, bunların belge¬lenecek ihraç fiyatlarında yer alan vergi ve benzeri yüklerin, muafiyet veya vergi iadesi yoluyla giderilmesi konusunda Bakan¬lar Kuruluna yetki verilmektedir.

Bu yetkiye dayanılarak çıkarılan çeşitli kararnamelerle vergi iade rejimi düzenlenmiştir. İhracatçılara "vergi iadesi" adı altında ülkeye kazandırdıkları dövizin TL. karşılığının ihracat türlerine göre değişen belli oranlarına kadar doğrudan ödeme yapılması; ihracatı teşvik aracı olarak kullanılmıştır.

İhracat teşvikleri 1980′l i yıllar boyunca seçilen dışa açık ekonomi oluşturma temel stratejisi doğrultusunda devam ettirilmiştir. Fakat, özellikle uygulamada karşılaşılan sorun¬lar ve kötüye kullanma nedeniyle ihracatta vergi iadesi NİSAN-ARALIK 1988 döneminde kademeli olarak tümüyle kaldırılmıştır. Ancak ihraç edilen malın bünyesindeki her türlü vergi ihracatçıya iade edilmektedir.

b) Gelir ve Kurumlar Vergilerinde İhracat Muaflığı

İhracatta vergi muafiyet ve istisnası sisteminde ise, vergi iadesinden farklı olarak tahakkuk eden gümrük, gelir, satış ve istihsal, ihracat ve diğer benzeri vergi, resim ve harçlar tahsil edilmeyip tescile tabi tutulmakta veya garanti edilmektedir. Bu vergileri ödemiş olan üretici, eğer o ürünü ihraç ederse, ihraç anında vergi yükümlülüğü ortadan kalkmak¬tadır.

Gelir Vergisi Kanununun 7/1 ve Kurumlar Vergisi Kanunu¬nun 12/1 maddelerinde dar mükellefler için muafiyetler getirilmiştir.

İhracat kazançlarında muaflık veya istisnaya yer vermek suretiyle döviz kazandırıcı işlemlerin özendirilmesi aslında tartışılan bir konudur. GATT gelişme yolundaki ülkeler için bu konuda bir sınırlama getirmemiştir. Gelişmiş ülkeler için yasaklama olduğu halde, bazı Avrupa ülkeleri bu yola gitmiş, bazı ülkeler ise, ihracat kazançlarına vergi ertelemesi sağ¬layarak bu sonucu dolaylı olarak elde etmiştir.

Yalnızca mal ihracı değil, Kurumlar Vergisi Kanununun 8/8 maddesindeki turizm istisnasında olduğu gibi hizmet ihracı da dahil olmak üzere döviz kazandırıcı işlemlerin özendirilebilmesi bakımından bu yol büyük bir potansiyel önem taşı¬maktadır.

c) Vergi, Resîm ve Harçlar İstisnası

1970 yılında çıkarılan 7/1117 sayılı Karar ve buna ek olarak 1973 yılında çıkarılan 7/5821 sayılı Kararnamelerde, ihracat işlemleriyle ilgili kağıtlarla ihracat garantili yatırım kredilerinin alınışına ilişkin işlemler damga vergisi ve harçtan istisna edilmiştir. Böylece ihracat işlemlerinin ve ihracata yönelik yatırımların maliyetleri

Uluslararası Ticarette Ödeme Şekillerinin Önemi

06 Kasım 2007

1. ULUSLARARASI TİCARETTE ÖDEME ŞEKİLLERİNİN ÖNEMİ

Uluslararası Ticarette iç ticarette olduğu gibi sadece belirli ödeme şekilleri olmayıp farklı ülkeler, farklı paralar, aradaki mesafenin uzaklığı gibi sebeplerden dolayı daha fazla ve farklı ödeme şekilleri söz konusudur. Bu ödeme şekilleri alıcı ve satıcı arasında karşılıklı olarak tespit edilmektedir. İç ticarette ödeme peşin, vadeli yada mal karşılığında (Bazen) olmaktadır. Bunun dışında farklı bir ödeme şekline rastlanmamaktadır. Uluslararası Ticarette ise risklerin fazla olması sebebiyle satıcı ve alıcı kendilerini haklı olarak garanti altına almaya çalışmaktadırlar.

Ödeme şekilleri, Uluslararası Ticarette işlemin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini belirler. Ödeme şekilleri üzerinde anlaşamayan taraflar diğer konulan görüşmezler. Bir alıcı ve satıcı görüşmeye başladığı zaman sırasıyla aşağıdaki konulan görüşürler.

Alıcının malı alıp almayacağını belirleyen bu konular;

İstediği Kalitede Mal İstenen mal ( Quality of the goods – Required goods)

Alıcı eğer aradığı mallar konuştuğu satıcı tarafından üretiliyorsa zaman harcayacak, firmayı ziyaret edecek yada numune isteyecektir. Eğer istediği mal üretilmiyorsa diğer konulara geçmeyecektir. Yada ilgilendiği firma istediği malı üretemeyecekse başka firma arayacaktır.

Uygun Fiyat ( Price – Reasonable Price )

Malın kalitesi kadar önemli olan fiyatın da makul olması gerekir.

Ödeme Şekli (Payment Terms)

Fiyat da anlaşılmış olsa dahi eğer ödeme şeklinde mutabakat sağlanamazsa işlem gerçekleşmeyecektir. Alıcı açısından ilk defa mal alacağı satıcının önereceği ödeme şekli oldukça önem taşımaktadır. Alıcı hiç tanımadığı satıcıdan gerekli garantileri / güveni almadan ödemede istenen noktaya gelmeyecektir.

II.BÖLÜM

2. ULUSLARARASI ÖDEME ŞEKİLLERİ

Uluslararası ticarette uygulanacak ödeme şeklinin belirlenmesi ülkelerin mevzuatla, alıcı ve satıcı arasındaki ilişkilere, mal çeşidi ve meblağı gibi unsurlara bağlıdır.

Taraflar güvence, maliyet, mevzuat vs. yönlerinden durumlarına en uygun olan ödeme şeklini seçip aralarında mutabakata vardıktan sonra bu ödeme şeklinin gereklerine uygun olarak yükümlülüklerini yerine getirirler.

İşte satış sözleşmesine göre alıcının mal bedelini nasıl ödeyeceğini gösteren şekillere “Ödeme Şekilleri” denir.

Uluslararası ticarette,

A. Akreditifli,

B. Vesaik Mukabili,

C. Mal Mukabili

olmak üzere üç çeşit ödeme şekli vardır. “Kabul Kredili”, “Peşin Ödeme” “Prefinansman” dış ticaretin finansmanıyla ilgili kavramlar olup ödemenin şeklini değil zamanını belirtir. Yine “Özel Takas”, “Bağlı Muamele” ve “Faktoring” de dış ticaretin finansman tekniklerinden bazılarıdır.

DIŞ TİCARETTE MAL BEDELİNİN ÖDENME ŞEKİLLERİ

Uluslararası ticarette, bir malın, satıcısı ile alıcısının ayrı ayrı ülkelerde bulunmaları, tarafların birbirlerini genellikle yeterince tanımamaları, ayrıca ülkelerin farklı ekonomik sistemlere sahip oluşu ve piyasa yapılarının farklılıkları, ülkelerarası mesafelerin uzaklığı vb. özellikler uluslararası ticareti iç ticarete oranla daha riskli hale getirmesinin yanı sıra, ülkelerarası ticarette ödeme yöntemleri ve sevkıyat şartları da değişiklikler göstermektedir. Bu itibarla, ihracatçı ve ithalatçı arasında yapılan satış sözleşmesinde, mal bedelinin ödenme şeklinin açıkça belirtilmesi, ayrıca mal bedelinin alıcıdan tahsil ve satıcıya ödenmesi amacıyla, esasen dış ticaretin finansmanında önemli bir yer işgal eden bankaların da, aracılık görevi üstlenmesi, bütün ticari işlemlerin mümkün olduğunca belgelere bağlanması taraflar arasında ortaya çıkabilecek muhtemel anlaşmazlıkların önlenmesine ve rizikoların asgariye indirilmesine yardımcı olmaktadır.

Dış ticarette, karşılaşılabilecek rizikoların derecesi, satış sözleşmesinde yer alan şartlara bağlıdır. İthalatçı, sevk edilen malın sözleşme esaslarına uygunluğuna ilişkin bir tereddüdünün bulunması halinde, peşin ödeme yerine ödemenin malın teslimi ve tetkikinden sonra yapılmasını talep edebilir. İhracatçı ise, alıcının itibarını ve ödeme gücünü bilemeyeceği için mal bedelinin peşinen ödenmesini veya karşılığında bir teminat gösterilmediği takdirde, sözleşme konusu malı sevk edemeyeceğini de bildirebilir.

Dış ticarette, satıcı ve alıcı arasındaki satış sözleşmesini müteakip karşılaşılan başlıca aşamalar, sırasıyla; satıcının malı sevk etmesi, alıcının malı teslim alması, alıcının mal bedelini ödemesi ve bazı durumlarda da alıcının mal bedelini ödeyeceğine dair satıcıya garanti vermesidir. Ticari ilişkilerde en önemli aşama ödeme aşaması olup, bu aşamanın gerçeklemesi ile birlikte satış sözleşmesinin ortaya çıkardığı ticari ilişki de sona ermiş olmaktadır.

Ancak, söz konusu aşamalar uluslararası alım ve satım işlemlerinde sırasıyla gerçekleşmemekte, muhtelif ödeme şekillerine göre değişiklikler arz etmektedir. Örneğin: vesaik mukabili ödeme ve mal mukabili ödeme işlemlerinde, satıcı malını sevk ettikten sonra, vesaik mukabili ödemede ikinci aşamada mal bedelini tahsil etmekte, mal mukabili ödemede ise ikinci aşamada alıcı malı teslim almaktadır.

Dış ticari ilişkilerde; peşin ödeme, vesaik mukabili ödeme, kabul kredili ödeme, mal mukabili ödeme, konsinyasyon satışa ilişkin ödeme, akreditifli ödeme ve karşılıklı ticarete dayanan ödeme şekilleri yaygın bir kullanım alanı bulmaktadır.

Uluslararası ticarette, mal bedelinin ödenmesi şekillerinin çoğunda ortak bulunan hüküm, genellikle sevk edilen malı temsil eden vesaiklerin ancak malın bedelinin ödenmesi üzerine alıcıya teslim edilebileceğinde odaklaşmış bulunmaktadır. Diğer taraftan, ödeme şekilleri, ihracatı dolaylı olarak finanse etme araçları olduğu için de, önemlilik arz etmektedirler.

Yukarıda belirtilen ödeme yöntemlerinin hangisinin kullanılacağı, mal ve sektör bazında yerleşik geleneklere, alıcı ve satıcı arasındaki güven derecesine, ülkelerin ekonomik ve ticari politikalarına, ödeme güçleri vb. faktörlere bağlıdır.

Çalışmamızın bu bölümünde; mal bedellerinin ödenme şekillerinin usul ve esasları üzerinde durulmuş, ayrıca ülkemiz dış ticaret ve kambiyo mevzuatı hükümleri uyarınca yürürlükteki uygulamalara yer verilmiş bulunulmakladır.

1- Peşin Ödeme:

Advance payment, Cash in advance, Cash before delivery)

Peşin ödeme, ihracat gerçekleşmeden mal bedelinin ithalatçı tarafından gönderilmesi ve daha sonra satış sözleşmesi konusu olan malın sevk edilmesidir. Mal bedelinin bu şekilde ödenmesi genellikle birbirlerini iyi tanıyan alıcı ve satıcı arasında olmaktadır. Peşin ödeme, bazen, alıcının satıcının ülkesine gelerek mahallinde görüp beğendiği malları alması sonucunda da gerçekleşmektedir. Tamamıyla güvene dayanan bu ödeme şekli, satıcıya finansman kolaylığı getirmesine karşılık alıcı açısından oldukça risklidir. Zira, satıcı mal bedelini peşin aldığı halde, yüklemeyi zamanında ve mukavele şartlanma uygun bir şekilde yapmaktan kaçınabilmekte, dolayısıyla bu durum alıcının malları zamanında ve/veya mukavelede öngörülen kalitede teslim almasını engelleyebilmektedir. Bu nedenle, alıcının bu kabil bir ödeme şeklini kabul etmeden önce, satıcıya güvenmesi ve satıcının yükümlülüğünü yerine getireceğine inanması gerekir. Ayrıca, alıcının ithalatçı ülkenin ekonomik ve politik gelişmelerini yekinen izlemesi ve kambiyo mevzuatını bilmesi zorunludur. Bu tür ödeme şeklinde, alıcı, satıcının ülkesindeki yasalar müsaade ettiği takdirde, kendisini riskten koruyabilmek amacıyla, satıcıdan geri ödeme garantisi de isteyebilir.

Peşin ödeme, uygulamada aşağıda belirtilen şekillerde söz konusu olmaktadır:

Havale, Çek ve Efektif ile Ödeme:

Alıcı, ithal edeceği malın bedelini ülkesindeki bir bankaya ulusal para olarak yatırır. Banka, satıcının ülkesindeki muhabirine mal bedeline eşit olan paranın satıcıya ödenmesi talimatını verir. Satıcı, mahalli (muhabir) bankadan bu paranın karşılığı ulusal parasını tahsil eder, ve bir döviz alım bordrosu düzenlenir, bilahare sözleşme kapsamına giren malları alıcıya sevk eder.

İhracatta Peşin Ödeme:

Ülkemizde, peşin ödemede, dövizlerin bir bankaya veya özel finans kuruluşuna satılması esastır. Ancak, işlenmemiş altın ihracatında ihracat bedelinin yurda getirmesi yükümlülüğü aranılmamaktadır. İhracat bedellerinin beyan edilen Türk Lirası veya döviz üzerinden yurda getirilmesi esas olup, Türk Lirası üzerinden yapılan ihracat karşılığında döviz getirilmesi de mümkündür.

İhracat bedelinin, fiili ihraçtan önce tahsil edildiği bu ödeme şeklinde, peşin bedeller, bankalar aracılığı ile havale şeklinde, ithalatçı veya ihracatçı veya bunların adına hareket ettiğini beyan eden üçüncü kişilerce (Türkiye’de veya dışarıda yerleşik) çek (seyyah çeki hariç) ve efektif olarak tahsil edilebilmekte ve bu amaçla düzenlenen, döviz alım belgelerinin üzerinde, bedellerin hangi ihracatçı adına geldiği, bedelin peşin ihracat bedeli olduğu, gönderilme şekli (havale, çek veya efektif) ve peşin bedelin süresinin belirtilmesi zorunludur. Ayrıca, peşin bedelin alışı, TL ve A.B.D. doları dışındaki bir konvertibl döviz cinsinden yapılmışsa alışı yapılan dövizin, döviz alım belgesinin düzenlendiği tarihte T.C.Merkez Bankası çapraz kur A.B.D. doları karşılığı, bu belgenin arka yüzüne kaydedilir ve kapatmada bu tutar esas alınmaktadır.

Getirilen peşin bedeller karşılığında ihracat; bedeli gönderen (veya getiren) ithalatçıya, veya ithalatçının bilahare beyan edeceği bir diğer ithalatçıya, yapılabilir. Peşin bedel karşılığında ihracatın bir yıl içinde yapılması zorunludur. Ancak bazı tarım ürünlerinin (meyan kökü, tütün, üzüm ve incir) ihracı amacıyla getirilecek peşin bedellerin kullanım süresi (18 ay), gemi inşa ve ihracının (hazır gemi hariç) finansmanı amacıyla getirilecek peşin bedellerin kullanım süresi (24 ay) olabilmektedir. Bu kabil ihracat için gelmiş bedeller karşılığında başka bir mal ihraç edilmek istenirse, kullanım süresi (12 ay) ile sınırlıdır.

Peşin bedelin bir yıldan kısa vadeli olması halinde bir yıla kadar olan süre uzatma işlemleri bankalarca yapılabilmektedir. Ayrıca, yukarıda belirtilen tarım ürünlerinde getirilen peşin bedellerin kullanım süresi (18 aya), gemi inşa ve ihracı amacıyla getirilen peşin bedellerin kullanım süresi ise (24 aya) kadar uzatılabilmektedir. Diğer taraftan, mücbir sebepler ile kabul edilebilecek haklı durumların varlığı – halinde Hazine Müsteşarlığı’nca ek süre verilebilmesi de mümkündür.

Teşvik belgeli olarak yapılan gemi, komple fabrika ve tesisleri ihracatında bedelin peşin olarak gelmesi halinde, peşin bedellerin kullanım süresi, teşvik belgesi süresi (ek süreler dahil) kadardır. İhracat süresinin uzatılması halinde peşin bedellerin kullanım süresi de buna paralel olarak bankalarca uzatılabilmektedir. Peşin bedellerin (alıcı firma prefinansmanı dahil) üçüncü kişilere devri mümkün bulunmamaktadır.

Peşin bedellerin, ihracat taahhüdünün kapatılması aşağıdaki şekillerde ve mutlaka ihracattan sağlanan bedellerle kapatılması gerekmektedir:

Mal İhracı:

Mal ihracında, ihracatçılarca, gümrük beyannamesine ihracatın peşin bedel karşılığı yapıldığı belirtilir. Gümrük idareleri; ihracatçıdan döviz alım belgesinin firma nüshasını talep etmekle ve bu belgenin arkasına gümrük beyannamesinin tarih, sayı ve tutarını kaydetmekle yükümlüdürler.

Mahsuben İade:

Peşin bedeller, kullanım süresi ve fiili ihraç tarihinden itibaren (180 gün) içinde kalmak ve Türk Liraları ihracatçıya ödenmemek kaydıyla, akreditifli, vesaik mukabili, mal mukabili veya kabul kredili ödeme şekillerine göre yapılan ihracat bedelleriyle, ihracat; aracı ihracatçı vasıtasıyla yapılmış ise aracı ihracatçının onayı alınmak kaydıyla aracı adına gelen fiilen yapılmış ihraç bedelleriyle, iade edilmek suretiyle mahsuben ödenebilir.

Ancak, peşin bedeller; alışının yapıldığı tarihten önce fiili ihracı yapılmış ihracat bedelleriyle, diğer bir peşin bedel veya prefinansman kredisiyle, veya Türk Lirası üzerinden alışı yapılmış ise konvertibl döviz olarak getirilen ihracat bedelleriyle, mahsuben iade edilememektedir.

Tasfiye Suretiyle İade:

Peşin bedeller, peşin dövizi gönderenin dışında üçüncü bir kişiye yapılan ihracat ile ilgili, birbiriyle irtibatlı ve düzenleme tarihleri peşin dövizlerin kullanım süresi (ek süreler dahil) içinde kalan gümrük beyannamesi ile döviz alim belgesi ibraz edilmek suretiyle tasfiye yoluyla iade edilebilir. Ancak, peşin bedeller; alışın yapıldığı tarihten önce fiili ihracatı ve bedelinin alışı yapılmış (Türk Lirasına çevrilmiş) ihracat bedelleriyle, veya vadesinden sonra bedelinin alışı yapılmış (Türk Lirasına çevrilmiş) ihracat bedelleriyle, tasfiye suretiyle iade edilemez. Tasfiye suretiyle iadeyi yapan banka ile peşin dövizin alışını yapan bankanın farklı olması halinde bu bankalar aralarında haberleşmek suretiyle nezdlerindeki belgelere yukarıda belirtilen kayıtları koymakla yükümlüdürler.

Peşin Bedellerin İadesi:

Peşin bedeller karşılığında mal ihraç edilemez veya ihracattan sağlanan bedellerle mahsuben veya tasfiye suretiyle iadesi mümkün olmaz ise bu paralar döviz satışı yapılmak suretiyle veya alacaklının kabulü halinde Türk Lirası ile iade edilebilir. Ancak, Türk Lirası üzerinden alışı yapılan peşin bedelin konvertibl bir döviz cinsinden iadesi mümkün değildir. Peşin bedel (ihracat akreditiflerinin peşin ödemeye imkan veren kısımları dahil) faiz şartıyla gönderilmiş ise faiz tutarının mal ihracı suretiyle ödenmesi mümkün olup bu tutar için aynı kur üzerinden döviz alım belgesi ve döviz satım belgesi veya Türk Parası transfer belgesi düzenlenir. Faiz tutarının mal ihracıyla ödenemeyen kısımları prefinansman hükümlerine tabi tutulmaktadır.

İthalatta Peşin Ödeme:

Peşin ödemeye ilişkin transfer talepleri, bankalarca talebi izleyen beş (5) işgünü içinde Türk Parası transfer belgesi veya döviz satım belgesi düzenlenmek suretiyle sonuçlandırılır. İthalatçılar ödemeyi müteakip (180 gün) içinde gümrük beyannamesi ve faturaya istinaden hesap kapatma talebinde bulunurlar. Bankalarca gümrük beyannamesi ve fatura ile döviz satım belgesi veya Türk Parası transfer belgesi arasında uygunluğun sağlanması yönünden gerekli inceleme yapıldıktan sonra ithalat hesabı kapatılır. Bankalar bu belgelerin birer kopyalarını nezdlerine saklamakla yükümlüdürler.

Prefinansman:

İthalatçının ihracatçıyı, ihracat öncesi finanse etmesi anlamına gelen prefinansman, konvertibl dövizlerle ve en fazla bir yıl vadeli olur. Ancak, bazı tarım ürünlerinin (meyan kökü, tütün, üzüm ve incir) ihracatı amacıyla sağlanan kredilerin vadesi (18 ay), gemi inşa ve ihracatının finansmanı için kullanılacak kredilerde (hazır gemi hariç) bu süre (24 ay), ihracatı teşvik belgesi kapsamında gemi, komple fabrika ve tesis ihracının finansmanı amacıyla sağlanan kredilerin vadeleri belge süresi (ek süreler dahil) kadardır. Ayrıca, bu sürelerin, mücbir sebepler ile kabul edilebilecek haklı durumların mevcudiyeti halinde uzatılabilmesi mümkündür.

Prefinansman’da ithalatçı, ihracatçının bankasından garanti ister. Şayet mal sevk edilemez ise, ihracatçının bankası peşin faizle (Libor faizi) birlikte ana parayı alıcıya geri ödemek zorundadır, Banka böylece ihracatçı adına kefil olmaktadır. Ancak bunu sağlayabilmek için ihracatçının bankanın kredi müşterisi olması gerekir. Banka sağladığı bu garanti karşılığında ihracatçıdan genellikle aylık yüzde bir oranında komisyon almakta, ihracatın gerçekleştirilememesi halinde banka ana para ve faizini satıcıdan tahsil etmektedir.

İhracatta kullanılmak üzere getirilecek prefinansman dövizlerine, döviz cinsine göre Libor faiz oranı ve azami yüzde 1.25’e kadar faiz farkı (spread) verilebilir. Bunun uygulanabilmesi için, ihracatçıların ve döviz gönderen ve getirenlerin döviz alışı yapılmadan önce libor faizi uygulanıp uygulanmayacağını belirtmeleri gerekir.

Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışında ayni, nakdi, gayri nakdi kredi, garanti ve kefalet temin etmeleri serbesttir. Bankalar ve özel finans kuruluşları, kredi. teminine garanti vererek veya vermeksizin aracılık edebilmektedirler. Prefinansman kredileri; ihracatçı firmalarca, yurt dışındaki alıcıdan veya uluslararası finans kuruluşlarından sağlanarak ihracat ve döviz kazandırıcı işlemlerle ilgili mal ve hizmet alımının finansmanında kullanılan, ana para, faiz ve masrafları ihracat ve döviz kazandırıcı işlemlerden edinilen dövizlerle ödenmesi gerekli kredilerdir. Prefinansman konusu döviz, bankalar ve özel finans kurumları aracılığı ile havale şeklinde veya ithalatçı, ihracatça veya uçuncu şahıslarca her nevi çek veya efektif olarak Türkiye’ye getirilebilir. Prefinansman kredileri, amirin muvafakatı alınmak, fiili ihracattan önce ve bir defada yapılmak ve kullanım suresi içinde gerçekleştirilmek kaydıyla devredilebilir ve bu devir işlemi prefinansman kredisinin özelliğini değiştirmez. Prefinansman kredilerine ilişkin işlemler T.C.Merkez Bankası tarafından belirlenen usul ve esaslara göre yürütülmektedir.

İhracat ile ilgili malın finansmanında kullanılmak üzere firmalarca yurt dışındaki alıcıdan sağlanarak Türkiye’deki bankalar tarafından alışı yapılan bu krediler, fiili ihracın yapılmasıyla ihracat bedeli haline gelmektedir. Prefinansman kredisine göre yapılacak ihracatta, gümrük beyannamesi’nin üzerine ihracatın prefinansmanlı ödeme şekline göre yapıldığının belirtilmesi zorunludur. Süreler dahil diğer hususlarda ise peşin bedel hükümleri uygulanmaktadır.

İhracat hesabı, peşin ve alıcı prefinansmanı ödeme şekillerinde bedelin alışını yapan bankalar nezdinde kapatılmaktadır.

Kırmızı Şartlı Akreditif:

Kırmızı şartlı akreditif (Red clause L/C); ihraç olunacak malın satın alınması ile yükleme masraflarının karşılanması amacıyla akreditif lehtarına (ihracatçıya), aracı bankanın avans mahiyetinde, peşin ödemede bulunma yetkisini veren bir akreditiftir. Bu kabil bir akreditifte belirtilen miktar dövizin Türk Lirası karşılığını, ihracatçı teminat göstermeden veya makbuz ve benzeri belgelerin karşılığında yetkili bankadan alabilmektedir. Ülkemizde bazı tarımsal bedellerin ödenmesinde red clause akreditifler kullanılmaktadır. Türkiye’de bir ithalatçının red clause akreditifli bir ithalat yapabilmesi için kambiyo mevzuata uyarınca, alıcı ülkedeki muteber bir bankanın garantisi gereklidir. Kırmızı şartlı akreditifli ilişkin hususlara akreditifli ödeme bölümünde yer verilmiş bulunulmaktadır.

Yeşil Şartlı Akreditif:

Yeşil şartlı akreditif (Green clause L/C), aynen kırmızı şartlı akreditif gibi satıcıya peşin ödeme yapılmasına olanak sağlamaktadır. Ancak, bu tip akreditifte, peşin ödeme, malların depolandığını gösteren ve banka adına düzenlenmiş veya bankaya devredilmiş bulunan bir depo makbuzu karşılığında yapılmaktadır. Böylece, banka ithalatçının riskini bir ölçüde azaltmakta ise de risk tamamen ortadan kalkmamakta ve nihai sorumluluk yine alıcı üzerinde kalmaktadır. Yeşil şartlı akreditife ilişkin diğer hususlar akreditifli ödeme bölümünde yer almaktadır.

Kırmızı ve yeşil şartlı akreditifler temelde ihracatı finanse etme görevi görmektedirler. Böylece, ihracatçı ülkedeki kredi faizlerinin ithalatçı ülkedekinden yüksek olduğu zamanlarda, ihracatçılar için düşük maliyetli finansman imkanı sağlanmaktadır.

E- Peşin Ödeme (Cash in Advance/Advance Payment)

Satış sözleşmesine göre alıcının henüz mallan teslim almadan bedelini ödemesidir. Bu tür ödemelerde alıcının satıcıya kredi tanıması söz konusudur.

Bu nedenle peşin ödeme satıcı açısından en fazla tercih edilen bir ödeme metodudur. Ancak, bu ödeme yönteminin alıcı için aynı derecede elverişli ve güvenli olduğu söylenemez. Alıcı, parasını peşin ödediği malı teslim almamak, değişik veya düşük kaliteli mal gönderilmesi gibi risklerle karşı karşıya kalabilir.

Getirilen peşin bedeller karşılığında ihracat,

- bedeli gönderen veya getiren ithalatçıya,

- bedeli gönderen veya getiren ithalatçının bilahare beyan edeceği bir diğer ithalatçıya yapılabilir.

Peşin bedel karşılığı ihracatçının 1 yıl içinde yapılması gereklidir. Ancak, meyan kökü, tütün, kuru üzüm ve kuru incir ihracı amacıyla getirilecek peşin bedellerin kullanım süresi 18 ay, gemi inşa ve ihracatçının (hazır gemi hariç) finansmanı amacıyla getirilecek peşin bedellerin kullanım süresi 24 ay olabilir.

Peşin bedelin vadesinin başlangıç tarihi DAB’nin düzenlendiği tarihtir. Peşin bedelin 1 yıldan kısa vadeli olması halinde 1 yıla kadar olan süre uzatma işlemleri bankalarca yapılabilir. Meyan kökü, tütün, üzüm ve incir ihracı amacıyla getirilen peşin bedellerin kullanım süresi 18 aya, gemi inşa ve ihracı amacıyla getirilen peşin bedellerin kullanım süresi de bankalarca 24 aya kadar uzatılabilir.

Alışı 1 Mart 1996 (dahil) tarihinden itibaren yapılan peşin bedellerin (alıcı firma prefinansmanı dahil) üçüncü kişilere devri mümkün bulunmamaktadır.

Peşin bedellerin ihracatçı veya yurt dışında yerleşik kişiler adına açılan DTH’lere alınması ve bu hesaptan kısım kısım dahi olsa alışının yapılması mümkün olduğu gibi DTH’ye alman peşin bedellerin fiili ihraç tarihinden sonra gerçekleşen ihracatın bedeli olarak da alışı yapılabilir. Bu durumda ihracat bedelinin en az % 7 fiili ihraç tarihinden itibaren 90 gün içinde alışının yapılması halinde ihracat hesabı kapatılarak bakiye tutarlar ihracatçıların serbest kullanımına bırakılır.

Peşin bedellerin ihraç taahhüdü, aşağıdaki şekillerde ve mutlaka ihracattan sağlanan bedellerle kapatılır.

Mal İhracı:

Mahsuben İade:

Peşin döviz gönderenin dışında bir başka alıcıya yapılan ihracatın bedelinin alışı yapılmadan dövizleri gönderene iade edilmesidir. Mahsuben iade de kullanılacak dövizlerin, peşin dövizlerin kullanım süreleri için de kalmak kaydıyla fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günlük süre içinde tahsil edilmiş olması gerekir. Aksi halde bu sürenin dışında elde edilen dövizler üzerin de ihracatçının tasarruf hakkı kalmamaktadır.

Peşin bedeller,

1) Alışının yapıldığı tarihten önce fiili ihracı yapılmış ihracat bedelleriyle,

2) Diğer bir peşin bedel veya prefinansman kredisiyle,

3) TRL üzerinden alışı yapılmış ise konvertibl döviz olarak getirilen ihracat bedelleriyle mahsuben iade edilemez. Mahsup işlemi sırasında, mahsup tarihindeki aracı banka alış kurları üzerinden DAB ve DSB veya TPTB düzenlenir.

Tasfiye Suretiyle İade:

Peşin bedeller dövizi gönderenin dışında üçüncü bir kişiye peşin dövizlerin kullanım süresi (ek süreler dahil) içinde yapılan ihracata ait GB ibraz edilmek suretiyle tasfiye yoluyla iade edilebilir. Ancak GB konusu ihracat bedeli dövizlerin tahsil süreleri içinde alışının yapılmaması halinde söz konusu peşin dövizlere ilişkin DAB’nin düzenlendiği tarihten itibaren prefinansman hükümleri uygulanır.

Peşin bedeller alışının yapıldığı tarihten önce fiili ihracatı ve bedelinin alişı yapılmış (TRL’ye çevrilmiş) ihracat bedelleriyle tasfiye suretiyle iade edilemez.

Tasfiye suretiyle iade işleminde tasfiye tarihindeki banka satış kurlarından DSB veya TPTB düzenlenir.

Peşin Bedellerin İadesi:

Peşin bedeller karşılığında mal ihraç edilemez, ihracattan sağlanan bedellerle mahsuben veya tasfiye suretiyle iadesi mümkün olmaz ise bu paralar döviz satışı yapılmak suretiyle veya alacaklının kabulü halinde TRL’yle iade edilebilir.

TRL üzerinden alışı yapılan peşin bedelin konvertibl bir döviz cinsinden iadesi mümkün değildir.

‘Peşin ödenen mal bedelleri, iade edilmeleri veya ihracatın süresi içinde (ek süreler dahil) gerçekleştirilmemesi halinde DAB’nin düzenlediği tarihten itibaren prefinansman hükümlerine tabi tutulur.

Vesaik Mukabili Ödeme:

(Cash against documents, Docurnents against payment-D/P)

Vesaik mukabili ödeme, satıcı ile alıcı arasında yapılan sözleşmeye istinaden ihraç ve diğer sevk vesaikinin, mal bedelinin ödenmesi üzerine alıcıya teslim edilmesini ifade eden bir ödeme şeklidir. Vesaiklerin alıcıya, poliçe kabulü, banka avali veya banka garantisi karşılığında da teslimi mümkün olup, bu tür vesaik mukabili ödemenin usul ve esasları ise, kabul kredili ödeme bölümünde incelenmiş bulunmaktadır.

Vesaik mukabili ödemede, satıcı ve alıcı arasına, satıcının vesaikleri ibraz ettiği yetkili bankası ile vesaikleri ödeme karşılığında alıcıya teslim edecek muhabir banka girmektedir. Satıcı vesaikleri yetkili bankasına ibraz ettiğinde, bu banka vesaiklerin tahsil emrinde belirtilen vesaiklerle ayni olup olmadığını kontrol, ederek, muhabirine gönderir. Muhabir belgeleri aldığında gecikmeksizin bedelin ödenmesi için durumu alıcıya bildirir. Alıcı ödemeyi, satış sözleşmesinde belirtilen para cinsi ile muhabir bankaya yaptığında, vesaikler kendisine teslim olunur. Alıcı ödemeyi kendi ülkesinin para cinsi ile yapıyorsa, bu para birimi konvertibl dövize çevrilip transferi yapıldıktan sonra ilgili vesaik alıcıya verilir. Bu ödeme şeklinde, yetkili bankanın sorumluluğu vesaiklerin muhabir bankaya intikal ettirilmesi ve transfer edilen bedelin alıcıya ödenmesi, muhabir bankanın sorumluluğu ise ödeme karşılığında vesaiklerin alıcıya teslimi ve tahsil edilen bedelin satıcının yetkili bankasına transferi ile sınırlı olup, alıcının ödeme yapmaması durumunda her iki banka yönünden doğabilecek herhangi bir risk bulunmamaktadır.

Vesaik mukabili ödeme işleminin yürütülmesinde yer alan taraflar aşağıda belirtilmektedir:

- Satıcı (mudi) (Drawer) : Mali sevk eden ve sevkıyata ilişkin vesaikleri yetkili

bankasına ibraz eden kişidir.

- Yetkili banka (Remitting bank): Satıcının tahsil için verdiği vesaikleri alıcının

ülkesindeki muhabirine gönderen bankadır.

- Muhabir banka (Collecting bank): Alıcıya vesaikleri ibraz ederek karşılığında tahsilatı

gerçekleştiren ve bedeli yetkili bankaya transfer

eden (tahsil veya ibraz) bankasıdır.

- Alıcı (muhatap) (Drawee): Kendisine ibraz edilen vesaikler karşılığında ödemeyi

gerçekleştirerek vesaikleri alan taraftır.

Vesaik mukabili ödeme işleminin yürütülmesinin safhaları aşağıdaki şekilde gerçekleşmektedir:

- Satıcı (mudi) ve alıcı (muhatap), bir satış sözleşmesi yaparlar, bu sözleşmeye istinaden satıcı malları sevk eder ve vesaikleri tahsil edilmek üzere, bir tahsil emrİ ile birlikte yetkili bankasına teslim eder. Bu banka vesaikleri bir tahsil talimatına (römiz mektubu) iliştirerek yurtdışındaki muhabirine (tahsil veya ibraz bankası) gönderir.

Muhabir banka, vesaiklerin kendisine ulaştığı hususunda alıcıya bilgi verir, bedelin tahsili veya tahsil talimatında başka bir şart varsa buna uyarak, alıcıdan bedeli tahsil ve vesaikleri alıcıya teslim eder. Tahsil edilen bedel, tahsil talimatına uygun olarak, yetkili banka aracılığı ile alıcıya ulaştırılır.

- Alıcı, bedelini ödeyerek muhabir bankadan teslim aldığı vesaikler ile malları gümrükten çeker.

Vesaik mukabili ödeme şeklinde işlemlerin yürütülmesi için devrede bulunan yetkili banka ve muhabir bankanın yükümlülükleri aşağıda açıklanmıştır:

- Bankalar, iyi niyetle hareket etmek ve gereken dikkati göstermek, aldıkları belgelerin tahsil emrinde belirtildiği gibi olup olmadıklarını incelemek, eksik görülen belgeler varsa, durumu geciktirmeksizin tahsil emrini veren tarafa bildirmekle yükümlüdürler. Satıcının talimatını yerine getirmek amacıyla vesaikleri tahsile gönderen yetkili banka, satıcının tahsil için belirlediği bankayı kullanmak zorundadır. Böyle bir belirleme yoksa, yetkili banka, ibraz veya tahsil için, bu işlemin yapılacağı ülkede kendisinin belirleyeceği bir bankayı kullanır.

- Satıcının talimatını yerini getirmek amacıyla, diğer bankaların hizmetlerinden yararlanan bankalar, satıcının hesabına, riski de ona ait olmak üzere hareket ederler. Tahsil ile ilgili bankalar, mektupların, telgrafların, telekslerin vb. belgelerin postada gecikmesinden, kaybolmalarından, tercüme hatalarından, ayrıca savaş, grev, lokavt vb. durumlarda işlerin aksamasından dolayı hiçbir yükümlülük altına girmezler.

- Satış sözleşmesi konusu mallar önceden muhabir bankanın onayı alınmadan bu bankaya gönderilemez. Muhabir bankanın izni alınmaksızın, alıcıya ödeme veya kabul karşılığı teslim edilmek üzere, muhabir bankanın adresine sevk edilen malları, bu banka teslim almakla yükümlü olmayıp, sorumluluk ve risk, malları gönderene aittir.

Vesaik mukabili Ödeme, basit ve ucuz bir sistem olması genellikle ödemenin, mal mukabili ödemeden, daha süratli oluşu nedeniyle uluslararası ticari ilişkilerde yaygın ve yoğun bir kullanım alanı bulmuştur.

Vesaik mukabili ödeme, satıcının, bedeli tahsil edilmeden önce malını sevk edecek kadar alıcıya yakinen tanıdığı ve güvendiği, ancak malların alıcının mülkiyetine geçmesinden önce malların bedelinin tahsil edilmesini garanti altına almak istediği bir ödeme şeklidir.

Vesaik mukabili ödemede, mal bedeli, mallara ilişkin vesaikler muhabir bankaya ulaşınca, çoğu kez malların alıcının ülkesine varışından önce ödenmektedir. Zira, mali temsil eden vesaikler malların yüklendiği taşıma araçlarından daha süratli olan posta servisleriyle gönderilmektedir. Bu tür ödeme şekli, alıcı yönünden güven vericidir. Çünkü, alıcı vesaikleri inceleyip sipariş şartlarına uygunluğuna kanaat getirmeden önce ödeme yapmayacaktır. Bankalar, ödemenin yapılmasını taahhüt etmemekle birlikte, ödeme yapılmadan önce malın mülkiyetini devre yarayan vesaikleri alıcıya teslim etmemeleri ise satıcı yönünden güvence unsuru oluşturmaktadır.

Ancak, satıcı, bu tür ödeme şeklinde, alıcı kadar güvencede değildir. Zira, alıcının mal bedelini ödeyememesi veya ödemekten kaçınması, malları kabul etmemesi, alıcının iflası, alıcının ülkesindeki kambiyo mevzuat değişiklikleri sonucu ithalatın gerçekleştirilememesi, transferin gecikmesi veya transfer için izin alınamaması, alıcının ihmali veya kazı hukuki nedenlerle malların çekilemeyip gümrüklerde beklemesi ve geçecek bu süre esnasında bozulması veya fiyatlarındaki düşme malların satıcıya iadesi ayrıca ulusal veya yerel düzeydeki hukuk kurallarına öncelik tanınması, dolayısıyla Uluslararası Ticaret Odası (MTO)’nın “Vesikali Krediler için Yeknesak Kurallar (UCP-500)’ın vesaik mukabili ödemede uygulanamaması, bu tür ödeme şeklini, satıcı yönünden, oldukça rizikolu hale getirmiş bulunmaktadır.

Ülkemizde Vesaik Mukabili Ödeme Uygulaması:

Ülkemizde yürürlükteki kambiyo mevzuatı hükümleri uyarınca ihracat ve ithalat işlemlerinde vesaik mukabili ödeme ve buna ilişkin hesapların kapatılmasına dair usul ve esaslar aşağıda belirtilmektedir:

1- İhracat İşlemleri Yönünden:

İhracat bedellerinin vesaik mukabili ödeme şekline göre tahsilinde, uluslararası kurallar ile bankacılık teamülleri uygulanmaktadır. Vesaik mukabili ödeme şekilli ihracatta malların fiili ihraç tarihinden itibaren ihraç bedellerinin (180 gün) içinde bankalara satılması zorunludur. Sürelerin hesap işlemin yapıldığı gün hesaba katılmaz, hesaplama ertesi günden itibaren başlar. İhracat bedelinin tahsil edildiği tarih döviz alım belgesinin düzenlendiği tarihtir.

Alıcı firmanın yerleşik olduğu veya ihraç bedelinin geldiği ülke ile gümrük beyannamesi üzerinde belirtilen malın gideceği ülkenin farklı olması halinde, ihraç bedelinin tahsil süresi malın gideceği ülke esas alınarak belirlenir.

Vesaik mukabili ödemede, ihracat bedellerinin süresi içinde tahsil edilerek bankalara satılmasına engel olan mücbir sebep hallerinde bu durumu tevsik eden belgelerle başvurulduğu takdirde mücbir sebep hallerinin devamı müddetince ilgili kambiyo müdürlüklerince üçer aylık dönemler itibariyle ek süre verilebilmektedir. Mücbir sebep halleri dışında kalan haklı durumların varlığı halinde ihracat bedelinin tahsiline ilişkin ek süre talepleri Hazine Müsteşarlığı’na yapılır. Anılan Müsteşarlık, uygun görmesi halinde bedellerin tahsil süresini uzatabileceği gibi konvertibl döviz olarak gelen bedellerin alışında uygulanacak kumda belirleyebilir.

Gümrük beyannamesinde ödeme şeklinin vesaik mukabili olarak beyan edildiği durumda, ihracat bedelinin %70’lık kısmının (90 gün) içinde tahsil edilmesi halinde ihracat hesabı kapatılarak bakiye %30’a tekabül edilen kısmı ihracatçılar serbestçe tasarruf edebilirler. İhracat hesapları, gümrük beyannamesi, fatura ve yurtdışına döviz ödenmesini gerektiren belgeler ile bedelin tahsiline ilişkin döviz alım belgesinin bir araya gelmesiyle bankalarca kapatılır. İhracatçının satış sözleşmesi uyarınca ibraz etmesi zorunlu olan diğer belgeler, bankalar ile alıcı ve satıcı arasındaki özel hukuk ilişkisiyle ilgili olup kambiyo mevzuatına tabi değildir. İhracat hesabı gümrük beyannamesine ilişkin bilgilerin gönderildiği bankalar nezdinde kapatılır. Fiili ihraçtan sonra bedellerin tahsil edildiği ödeme şekillerinde ihracat bedelleri farklı bir bankaya gönderilmiş ise bu banka ihracat hesabının takibini yapan bankaya bilgi verir.

İhracat bedellerinin süresi dışında ancak (10 iş günlük) ihbar süresi içinde gelmesi halinde ihracat hesabı, ek süre alınmasına gerek bulunmaksızın ve ilgili kambiyo müdürlüğü’ne ihbar yapılmaksızın bankalarca DFIF’e kur farkı tahsil edilerek kapatılır. Kambiyo müdürlüğü’ne ihbar yapılmış ise ihracat hesabı kapatılarak bu husus kambiyo müdürlüğü’ne bildirilir. Bankalar, düzenleyecekleri döviz alım belgeleri üzerine gümrük beyannamesindeki bilgileri kaydetmekle yükümlüdürler. İhracat bedellerinin tahsil sürelerinin uzatılması ihracat hesaplarının kapatılma sürelerini de uzatmaktadır. Süresi içinde (verilen ek süreler dahil) kapatılmayan ihracat hesapları aracı bankalarca (10 iş günü) içinde, kapatılmayan ihracat hesapları için ihbar mektubu, ile ilgili kambiyo müdürlüğü’ne ihbar edilir.

İthalat İşlemleri Yönünden:

Vesaik mukabili ödeme şekline göre yapılacak ithalatta, uluslararası kurallar ile bankacılık teamülleri uygulanmaktadır. Vesaik mukabili ödeme şekilli ithalatta, sevk belgelerine istinaden yapılacak başvuru üzerine, bankalarca mal bedelinin tahsil edildiği gün Türk Parası transfer belgesi veya döviz satım belgesi düzenlenerek transfer yapılır. Ancak, ithalatçıya ithal bedeli olarak döviz veya Türk Lirası üzerinden düzenlenmiş çek verilmez. İthalatçılar transferi müteakip (180 gün) içinde transferi yapan bankaya gümrükçe tasdikli gümrük beyannamesi ve faturayı ibraz ederek hesabı kapattırmak zorundadırlar. Bankalar, döviz satım belgesi veya Türk Parası transfer belgesi ile gümrük beyannamesi ve faturanın birer fotokopilerini saklamakla yükümlüdürler.

Bankalar, süresi içinde hesabını kapatmayan ithalatçıları, kapatılmayan ithalat hesapları için kambiyo ihbar mektubu ile ilgili kambiyo müdürlüğü’ne ihbar ederler. Kambiyo müdürlüğü, kendilerine intikal ettirilen açık ithalat hesaplarının kendileri veya Hazine Müsteşarlığı tarafından kapatılması halinde ilgili bankaya durumu bildirir.

Vesaik mukabili ödeme( Documentary collection veya Cash Against Documents) Vesaik mukabili ödeme, ithalatçı satın alacağı malın bedelini o malı temsil eden bir belgeye dayanarak ödeme şeklini ifade eder.

Tahsil (Collection) mali ve ticari belgelerin alınan talimat uyarınca

a. Ödemenin ve/veya kabulünün sağlanması veya

b. Ödeme ve/veya kabul karşılığında belgelerin teslimi veya

c. Diğer şartlara bağlı olarak belgelerin teslimi için bankalarca işleme alınmasıdır.

Belgeler mali belgeler ve/veya ticari belgeleri ifade eder.

a) Mali Belgeler (Financial Documents) poliçeleri, bonoları, çekleri ve para ödenmesinin sağlanması için kullanılan diğer benzer belgeleri ifade eder.

b) Ticari Belgeler (Commercial Documents) faturaları, taşıma belgeleri, tasarruf (sahiplik) yetkisi veren belgeler ve diğer benzer belgeler veya mali olmayan diğer her hangi tür belgeleri ifade eder.

Temiz tahsil (Clean Coilection) ticari belgelerin eşlik etmediği mali belgelerin tahsili anlamına gelir.

Belgeli tahsil (Documentary Collection)

- Ticari belgelerin eşlik ettiği mali belgelerin,

- Mali belgelerin eşlik etmediği ticari belgelerin tahsili anlamına gelir.

Tahsil İşleminin Tarafları

A. Amir (The Principal) Bir tahsili işleme alması için bir bankaya tevdi eden taraftır. İthalatçıyla yaptığı sözleşme gereğince malı sevk ederek vesaiki bankasına getirip bedeli tahsil edilmek üzere teslimini talep eden müşteridir.

B. Gönderi Bankası (The Reniitting Bank) Amirin tahsili tevdi ettiği bankadır. Vesaiki bir römiz mektubu (tahsil talimatı/collection order) ekinde muteber bir muhabirine gönderip poliçe veya vesaik bedelinin tahsili karşılığında muhatabına teslimi ve bedelinin hesabına alacak kaydedilmesi hususunda talimat veren bankadır.

C. Tahsil Bankası (The Collecting Bank) Tahsil işleminin yürütülmesin de devreye sokulan ve gönderi bankası dışındaki her hangi bir bankadır. Tahsil bankası ihracat bedelini tahsil etmek şartıyla vesaikin alıcıya teslimini sağlamakla yükümlüdür.

D. İbraz Bankası (The Presenting Bank) Muhataba ibrazda bulunan tahsil bankasıdır.

Tahsil eden bankanın kendisine gönderdiği vesaiki muhataba vererek bedelini alan bankadır. Bu meblağı tahsil eden bankanın emrine amade tutar. Tahsil eden banka ise tahsile gönderen bankanın verdiği talimat doğrultusunda hareket ederek ilgili hesabın alacak kaydını sağlar ve gönderi bankasına bilgi verir.

Eğer tahsil ve ibraz işlemleri aynı banka tarafından yerine getiriliyor ise bu bankaya “The Presenting Bank” denir ve ibraz bankası genelde aynıdır.

Muhatap (Drawee) Tahsil talimatı uyarınca kendisine ibrazın yapılacağı kişidir. Tahsil vesaikinin ve buna bağlı olan poliçenin bedeli ödenmek kaydıyla teslim edildiği kişi, ithalatçıdır. Kendisine gönderilen vesaiki kabul etmek, bedelini ödemek zorunda değildir. Bu sebeple taraflar arasında yer verilmemiştir.

Vesaik Mukabili İşlemin Yürütülmesi

1- Amir (ihracatçı) ve muhatap (ithalatçı) bir satış sözleşmesi yaparlar.

2- Amir malları gönderir ve belgeleri tahsil edilmek üzere ve bir tahsil emriyle birlikte bankasına (gönderi bankası) verir.

3-Gönderi bankası bu belgeleri bir tahsil talimatı (römiz mektubu) ekinde muhabirine (tahsil veya ibraz bankası) gönderir.

4-Tahsil veya ibraz bankası belgelen bedelinin tahsili veya poliçenin kabulü karşılığında ya da tahsil talimatında başka bir şart varsa buna uyarak muhataba teslim eder

5- İthalatçı teslim aldığı belgelerle malları gümrükten çeker

6- Tahsil edilen para yine tahsil talimatına uygun şekilde ihracatçıya ulaştırılır.

Kabul Kredili Ödeme:

(Documentary acceptance, Documents against acceptance-DİA)

Kabul kredisi, satıcı ile alıcı arasında yapılacak bir anlaşma ile ithal edilecek mal bedelinin ödenmesinin, malın gönderilmesinden belli bir süre sonraya bırakılmasıdır. Bir diğer ifadeyle, satıcı veya satıcının bankası tarafından düzenlenen vadeli bir poliçenin alıcı tarafından kabulünden itibaren açılan vadeli bir akreditif türüdür. Vadeler, alıcı ve satıcı arasında saptanmakla birlikte, genellikle ülkeler vadelere sınırlamalar getirmişlerdir.

Kabul kredili ödemede; satıcı, malları sevk etmeyi müteakip alıcı firma üzerine vadeli bir poliçe düzenler ve bu poliçeye mallar ile ilgili vesaikleri (örneğin ; konişmento, fatura, sigorta poliçesi vb.) ekleyerek alıcının kabulüne sunulmak üzere kendi ülkesindeki yetkili bir bankaya teslim eder. İlgili banka, söz konusu poliçe ve vesaikleri, alıcının ülkesindeki muhabirine gönderir. Muhabir banka, poliçe ve vesaikleri alıcının kabulüne sunar, alıcı poliçeyi kabul ettiği takdirde, poliçenin arkasına “kabul edilmiştir” ibaresini yazarak imzalar ve muhabir bankaca malları temsil eden vesaikler alıcıya teslim olunur, kabul edilen poliçe ise tekrar satıcıya gönderilir. Poliçenin kabulü sonucunda “gayrı kabili rücu” tipinde bir akreditif durumu söz konusu olmaktadır. Bu ise, satıcının ödemenin yapılacağı konusunda güvencede olması demektir. Satıcı, bu poliçeyi vadesi doluncaya kadar elinde tutup, bedelini alıcıdan vade sonunda alabileceği gibi, bir bankaya da ıskonto ettirebilir.

Satıcının, sevk vesaikine iliştirdiği poliçeler vadesiz ve vadeli olmak üzere iki şekilde düzenlenmektedir. Vadesiz poliçelerde, satıcı, sözleşme konusu malların sevkini müteakip vadesiz bir poliçe düzenlemekte ve bu poliçeyi tahsil için kendi ülkesindeki bankaya sevk vesaikleri ile birlikte teslim eder. Banka, alıcının ülkesindeki muhabir bankaya poliçe ve sevk vesaiklerini alıcıya iletilmek üzere intikal ettirir. Muhabir banka, poliçe bedeli kendisine tamamen ödendiği takdirde vesaikleri alıcıya teslim eder ve poliçe bedelini satıcıya transfer eder. Bu usul vadeli poliçeye göre daha güvenlidir.

Vadeli poliçe, mal bedelinin vesaiklerin ibrazından belli gün sonra (30, 60, 90 veya 180 gün gibi) ödenmesi anlamındadır. Vesaiklerin ibrazından belli gün sonra ödemenin yapılacağını öngören bir poliçe söz konusu ise, bu alıcıya malları satıp bedelini ödemesi için belirli bir süre kredi açılması demektir. Satıcının böyle bir satışta fiyatlamasını, kredi süresi esnasındaki para kaybını önlemek amacıyla bir faiz oranını da kapsayacak şekilde yapması gerekir. Bu hususun, poliçeye bir madde ilavesiyle sağlanması mümkündür. Poliçedeki zaman tanımının, açık ve hesaplanabilir olması için, tam yapılması gerekir. Örneğin; poliçe üzerindeki ibarenin “90 gün içinde” değil, “poliçe tarihinden itibaren 90 gün sonra” şeklinde olması veya poliçenin üzerindeki vadenin açık tarihi (14 Mayıs 1996) yazılmalıdır.

Uluslararası ticari ilişkilerde, kabul edilmiş bir poliçe borcun hukuki delili sayılır. Zira, alıcı, borcunu vadesinde ödemediği takdirde, uluslararası piyasada önemli bir itibar kaybına uğrayacaktır. Satıcı, alacağının ödenmemesi riskine karşı, ibraz bankasından veya birinci sınıf bir diğer bankanın aval’ını veya garantisini isteyebilir. Aval, ticari senetlerden doğan bir borcun ödenmesini sağlamak üzere senet (poliçe) yüzüne şerh ve imza konulmasıdır, Aval veren kişi (veya banka) kim için yükümlülük altına girmişse, onun gibi sorumludur. Aval şerhinde, avalın kim için verildiğinin açıkça belirtilmesi gerekir.

Diğer taraftan, kabul edilmiş bir poliçe satıcıya finansman sağlamada yardımcı olabilmektedir. Vadeli bir poliçe, vadesinden önce keşideci tarafından bankası aracılığı ile ıskonto ettirildiğinde ıskonto işlemi cari ıskonto haddinden yapılır. Iskonto değeri, ıskonto oranına ve poliçe vadesinden önce poliçenin ne kadar süre ıskonto ettirilmediğine bağlıdır. Satıcının ıskonto yoluyla sağladığı finansmana “vesikalı iştira kredisi” denilmektedir. Ancak, alıcının poliçe bedelini ödemesi ile bu bedelin satıcının bankasına ulaşması arasındaki zaman kaybının önlenebilmesi amacıyla uygulamada daha çok “avans kredisi” tercih edilmektedir. Taraflar aralarındaki anlaşma uyarınca., alıcının bu kredinin faizini de ödemesini kararlaştırabilirler.

Satıcının ıskonto veya avans yoluyla finanse edilmesinde banka riski çok düşük düzeydedir. Zira, banka, müşterisini ve hesabının durumunu yakınen bildiği gibi, poliçe bedelinin alıcı tarafından ödenmemesi halinde satıcıya başvurabilme hakkına da sahip bulunmaktadır. Poliçe işlemlerinde bankaların rolü, kendilerinin ve muhabirlerinin sistemleri içerisinde, uzmanlık servisi şartları ile sınırlandırılmıştır. Zira, bankalar bu kabil işlemlerin tüm safhalarında müşterilerinin çıkarlarını ve ticari ilişkilerini korumaya gayret etmelerine rağmen satışta tam bir ihmal durumunda sorumluluk kabul etmezler. Diğer taraftan, bu ödeme yönteminde bankaların (aval veya garanti vermemişlerse) satış işleminin aksaksız bir şekilde gerçekleşmesini garanti edecek herhangibir yükümlülükleri sözkonusu değildir. Bankalar sadece satıcının kendilerine ibraz ettiği vesaiklerin alıcının ülkesindeki muhabirlerine ulaştırılması ve tahsil emrindeki talimatlar uyarınca alıcıya teslimi sorumluluğunu taşımaktadırlar.

Kabul kredili, ödeme, uygulamada bazı riskleri de beraberinde getirmektedir. Zira, vadeli bir poliçe kabul edilmez ise, malların iadesi veya bir başka alıcıya devredilebilmesi amacıyla yabancı ülkede depolanması ve sigortalanması satıcıya büyük külfet yükleyecektir. Diğer taraftan, kabul karşılığında sevk vesaiki alıcı tarafından temin edilip, mallar alıcının mülkiyetine geçmiş ve poliçe bedeli ödenmemiş ise yurtdışında yoğun bir hukuki’ muameleye girilmesi gerekecektir. Bu kabil bir durumun peşinen önlenmesi için satıcı düzenleyeceği poliçenin alıcının ülkesindeki bir banka tarafından kabul edilmesi şartını öne sürebilir. Böylece alıcının itibarı bankanın itibarı ile desteklenmiş olacak, alıcı vadenin bitiminden önce poliçe bedelini bankaya ödemek zorunda kalacaktır. Ayrıca, alıcı ödeme gücüne ve isteğine sahip olduğu halde hükümetin bazı kambiyo kısıtlamalarını uygulamaya koyması alıcının ödeme yapmasını engelleyebilir. Bu nedenle, satıcının bankasının, vesaiklerin sorumluluğunu üzerine almadan önce bu tip ihtimallerin ortaya çıkması halinde yapılacak işlemlere ilişkin olarak satıcıdan talimat istemesi gereklidir.

Poliçelerin düzenlenmesindeki usul ve esaslar, çalışmamızın finansman belgeleri bölümünde, yer almaktadır.

A- Ülkemizde Kabul Kredili Ödeme Uygulaması:

Ülkemizde yürürlükteki kambiyo mevzuatı hükümleri uyarınca ihracat ve ithalat işlemlerinde kabul kredili ödeme ve buna ilişkin hesapların kapatılmasına dair usul ve esaslar aşağıda belirtilmektedir:

1- İhracat İşlemleri Yönünden:

a) Kabul Kredili Ödeme (Poliçe):

Kabul kredili ödeme şekline göre gerçekleştirilecek ihracat için düzenlenen poliçeler, akreditifli, vesaik mukabili ve mal mukabili ödeme şekilleri ile ilgili usullere göre işleme tabi tutulabilir. Poliçeler; konvertibl bir döviz cinsi veya Türk Lirası üzerinden olmak ve senedin ciro edildiği tarihteki iskonto oranı, uluslararası para piyasasında geçerli faiz oranını aşmamak kaydıyla yurt içindeki veya dışındaki bankalara iskonto ettirilebilir.

Konvertibl bir döviz cinsi üzerinden düzenlenmiş poliçelerin yurt içinde veya dışında fiili ihraçtan itibaren (90 gün) içinde iskonto ettirilmesi halinde poliçe bedelinden, ihracatla ilgili giderlerin (komisyon, ardiye, depolama, antrepo, gümrük resmi, harç ve faktoring masrafları, iskonto giderleri, muhabir banka masrafları vb.) düşülmesinden sonra kalan tutarın %70’ini aşan kısmı ihracatçının serbest kullanımına bırakılır. Türk Lirası üzerinden düzenlenmiş poliçelerin yurt dışında iskonto ettirilerek konvertibl bir döviz cinsi üzerinden tahsili halinde de aynı usul uygulanmaktadır.

Poliçelerin “keşideciye rücu edilemiyeceği” şartını taşıması halinde döviz alım belgeleri, poliçelerin, Türkiye’deki bankalarca iskonto edilmesi halinde, muhabirleri nezdindeki hesaplarının senet vadesinde alacaklandırıldığı tarihte değil, iskonto tarihinde senet bedelinin tamamı üzerinden düzenlemekte ve üzerine iskonto tutarıyla ilgili not konulmaktadır. Poliçelerin, yurt dışında iskonto ettirilmesi halinde en erken senet bedelinin net tutarının muhabirleri nezdindeki hesaplarına alacak verildiğinin öğrenildiği tarihte senet bedelinin tamamı üzerinden düzenlenmekte ve iskonto tutan kadar aynı kur üzerinden döviz satım belgesi veya Türk Parası transfer belgesi düzenlenmektedir.

İhracatçının talebi var ise serbest kullanıma bırakılabilecek en çok %30’luk tutar, iskontonun yurtiçinde veya dışında yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın senet bedelinden iskonto tutarı, düşüldükten sonra kalan bedel üzerinden hesaplanır. Türkiye’deki bankalarca iştira edilen senet bedelleri vadesinde muhabir hesaplarına alacak geçtiğinde ayrıca döviz alım belgesi düzenlenmez. İhracat hesabı, senetlerin iskontosunu takiben bankalarca kapatılır.

Rücu edilebilir poliçelerin, Türkiye’deki bankalarca iskonto edilmesi halinde döviz alım belgeleri, iskonto tarihinde değil muhabirleri nezdindeki hesaplarının senet vadesinde alacaklandırıldığı tarihte senet bedelinin tamamı üzerinden düzenlenir ve üzerine iskonto tutarıyla ilgili not konularak ihracat hesabı kapatılır. Poliçelerin, yurtdışında iskonto ettirilmesi halinde döviz alım belgeleri, en erken senet bedelinin net tutarının muhabirleri nezdindeki hesaplarına alacak verildiğinin öğrenildiği tarihte senet bedelinin tamamı üzerinden düzenlenir ve iskonto tutarı kadar aynı kur üzerinden döviz satım belgesi veya Türk Parası transfer belgesi düzenlenerek ihracat hesabı kapatılır.

Kabul kredili işlemlerde, satıcının talep veya kabul etmesi halinde poliçenin tabi tutulduğu hükümler dahilinde bononun da kullanılması mümkün bulunmakta olup, bunların iskontosu halinde rücu edilebilir poliçelere dair esas ve usullere göre işlem yapılır.

Vadeli Akreditifler:

Şartlarna uygun vesaikin ibraza kaydıyla, ayrıca poliçe veya bono aranmaksızın vadeli akreditiften doğan alacakların temlik edilmek suretiyle yurtiçindeki veya dışındaki bankalara iskonto ettirilmesi halinde keşideciye rücu edilemiyeceği şartını taşıyan poliçelere dair esas ve usullere göre işlem yapılır.

Eximbank Tarafından Sigorta Kapsamına Alınmış İhracat:

Sigorta kapsamına alınmış ihracat bedeli alacakların yurt içindeki veya yurt dışındaki bankalara temlik edilmek suretiyle iskonta ettirilmek halinde keşideciye rücu edilemeyeceği şartını taşıyan poliçelere dair esas ve usullere göre işlem yapılır.

Bedeli Garanti Edilmiş Mal Mukabili İhracat:

Bedel getirme sürelerini aşmayan ve yurt dışında yerleşik bir banka tarafından bedellerinin gönderilmesi garanti edilmiş bulunan mal mukabili ihracatta, ihraç bedeli alacakların temlik edilmek suretiyle iskonto ettirilmesi halinde keşideciye rücu edilemeyeceği şartını taşıyan poliçelere dair esas ve usullere göre işlem yapılır.

Kredili İhracat:

İhraç bedellerinin, kambiyo mevzuatımızda öngörülen bedel getirme sürelerinin dışında tahsiline imkan veren kredili ihracatta, satış sözleşmesindeki sürelere uygun bedellerin tahsili için poliçe veya bono düzenlenmesi halinde, bu poliçe ve bonoların iskonto ve tahsiline ilişkin hususlarda kabul kredili ödeme şekline göre işlem yapılır.

Yukarıda belirtilen bütün iskonto işlemlerinde, zorunlu döviz devirleri alacakların fiilen tahsilinden sonra yapılmaktadır.

İthalat İşlemleri Yönünden:

Akreditifli, vesaik veya mal mukabili olmak üzere yapılabilecek kabul kredili ödeme şeklinde düzenlenecek poliçelerin vadeleri kabul tarihinden başlamak üzere herhangi bir süre ile sınırlı olmaksızın serbestçe belirlenir.

Poliçe bedellerinin vadelerinde bankalarca transferini müteakip 180 gün içinde ithalat hesabı

Aval ve Kabul Kredisi (Acceptance Credit)

Aval kredisinde bankanın alıcı tarafından kabul edilen poliçeye aval verme si söz konusudur. Kabul kredisinde ise banka, poliçenin muhatabı olarak poliçeyi kabul eder.

Banka, aval kredisinde kefil, kabul kredisinde ise asıl borçlu olarak satıcıya karşı poliçenin vadesinde ödeneceğini alıcı hesabına garanti etmektedir. Bu nedenle her iki halde de bankaca alıcıya bir gayri nakdi kredi açılması söz konusu dur.

Kabul kredisi, satın aldığı mal bedelinin ithalatçı tarafından malı teslim al dığı sırada değil belirlenen bir vade içinde ödeneceğini satıcıya garanti etmek üzere açılan ve lehdarın ibraz edeceği vadeli bir poliçenin bankaca kabulü veya avalize edilmesi suretiyle gerçekleşecek olan bir çeşit akreditiftir. Ancak bir öde me şekli olmayıp ithalatçı ve ihracatçiların banka kredilerinden yararlandrnlmalan şekilleri arasında yer alan kabul kredisinin bu tanımı daha ziyade kabul kredili akreditifleri kapsar. İthalat bedellerinin ödenmesinde, akreditifte olduğu gibi ve saik mukabii ve mal mukabili ödeme şekillerinde de kabul kredisinden yararla nılması m

Ithalatçı satın aldığı malların bedelini peşin ödemek istemez, satıcı da bu malların bedeli üzerinden düzenleyeceği poliçelerin ancak bir banka tarafından kabulü veya avalize edilmesi sağlandığı takdirde vadeli satışa razı olursa ithalatçı, kendi bankasına başvurarak satıcımn keşide edeceği poliçeleri kabul etmesini veya kendisi tarafından kabul edilecek poliçelere aval vermesini isteyebilir.

Bu talep üzerine banka, bir “Kabul veya ava! kredisi” açmayı uygun gör düğü takdirde satıcı, poliçeyi alıcı üzerine değil poliçeyi kabul edecek olan bu banka üzerine keşide edecek veya satıcının alıcı üzerine keşide edeceği ve alıcının kabul imzası koyacağı poliçeye banka ava! verecektir.

Poliçeyi ithalatçının kabul etmesi ticari kabulü (trade acceptance), poliçeyi bankanın kabul etmesi veya ithalatçı tarafmdan kabul edilen poliçeye bankamn aval vermesi de banka kabulünü (banker’s acceptance) oluşturur.

Bankamn kabul ettiği veya aval verdiği poliçeyi iskonto ettirmek suretiyle ihracatçı da kolaylıkla finansman sağlamak imkanım bulur.

İthalatçı tarafından ibracatçı lehine açtınlan kabul kredilerinde poliçeye ka bul veya ava! imzası koyan bankanıu ihracatçıya karşı rücu (geri isteme) hakkı yoktur. Banka poliçe bedelini ancak ithalatçıdan tahsil edebilecektir. İthalatçı, bankaca kabul veya avalize edilen poliçelerin bedellerini karşılayacak parayı poli çe vadelerinden önce bankaya yatırmakla yükümlüdür.

Kabul Kredili Akreditifli İşlemler:

İthalatçı ile ihracatçı arasında bir alım-satım sözleşmesi yapılır. Bu sözleş mede vesaikin, kararlaştırılan vadeyle satıcı tarafından düzenlenecek poliçenin veya poliçelerin kabulü karşılığında alıcıya teslim edileceği, alıcmın satıcı lehine sözleşmeye uygun şartlarla bir akreditif açtıracağı hükmü de yer alır.

Lehine açılan kabul kredisinden ihracatçımn yararlanabilmesi, kredi şartla nna ve usulüne uygun belgeleri kabul kredisinin süresi içinde bankaya vermesine bağlıdır.

Kabul kredili akreditif teyitli ise amir banka, lehdar tarafından akreditifi teyit eden muhabir banka üzerine çekilmesini ve bu bankaca, vesaikin şartlarına uygunluğu tespit edildikten sonra kabul edilmesini istemiş olacaktır.

Vesaik uygun olduğu takdirde muhabir bankaca, vesaik alıkonularak poliçe kabul edilir ve lehdara gönderilir. Poliçenin vadesi akreditifi açan bankaya bildiri lir. Vesaik akreditifi açan bankaya gönderilir. Poliçe vadesinde bedeli ithalatçıdan tahsil edilir.

Teyitsiz kabul kredili akreditifte ise amir banka, akreditifm muhabir banka ca lehdara sadece ihbar edilmesini, akreditif şartlarına uygun vesaikle birlikte lehdarm ai(redıtif amiri üzerine çekeceği poliçenin de kendisine gönderilmesini • istemiş ve poliçenin, alıcı tarafından kabul edildikten sonra bankaca avalize edile rek geri gönderileceğini bildirmiş olacaktır.

Muhabir bankanın, kabul kredisi açan bankaya gönderdiği vesaik akreditif şartlarına uygun bulunduğu takdirde poliçe alıcıya kabul ettirilir ve vesaik ithalat çıya verilir. Aym zamanda bankaca poliçeye aval verilerek muhabir bankaya gön derilir. Muhabir banka bu poliçeyi lehdara verecek ve lehdar bankaca kabul edil miş veya aval verilmiş olan bu poliçeyi iskonto ettirerek mal bedelini bir iskonto gideri karşıhğmda poliçenin vadesinden önce elde edebilecekiir.

Kabul Kredili Vesaik Mukabili İşlemler:

Kabul Kredili Ödeme

a) Bu ödeme şekline göre gerçekleştirilecek ihracat için düzenlenen poliçe ler, akreditifli, vesaik mukabii ve mal mukabii ödeme şekulleriyle ilgili usullere göre işleme tabi tutulabilir.

b) Poliçeler,

- Konvertibl bir döviz cinsi veya TRL üzerinden düzenlenmiş olmak ve

- Senedin ciro edildiği tarihteki iskonto oram uluslararası para piyasasmda geçerli faiz oranım aşmamak kaydıyla yurt içindeki veya dışmdaki bankalara iskonto ettirilebilir.

c.1) Poliçelerin “keşideciye rücu edilemeyeceği” şartını taşıması halinde DAB’ler poliçelerin,

- Türkiye’deki bankalarca iskonto edilmesi halinde muhabirleri nezdindeki hesaplanmn senet vadesinde alacaklandırıldığı tarihte değil iskonto tarihinde senet bedelinin tamamı üzerinden düzenlenir ve üzerine iskonto tutarıyla ilgili not ko

nulur. -

- Yurt dışında iskonto ettirilmesi halinde en erken senet bedelinin net tuta rının muhabirleri nezdindeki hesaplarına alacak verildiğinin öğrenildiği tarihte senet bedelinin tamamı üzerinden düzenlenir ve iskonto tutarı kadar aym kur üze rinden DSB veya TPTB düzenlenir.

Türkiye’deki bankalarca iştira edilen senet bedelleri, vadesinde muhabir hesaplarına alacak geçtiğinde ayrıca DM3 düzenlenmez.

İhracat hesabı, senetlerin iskontosunu takiben bankalarca kapatıhr.

c.2) “ edilebilir “poliçelerin,

- Türkiye’deki bankalarca iskonto edilmesi halinde DAB’ler, iskonto tari hinde değil muhabirleri nezdindeki hesaplarının senet vadesinde alacaklandırıldığı tarihte senet bedelinin tamamı üzerinden düzenlenir ve üzerine iskonto tutanyla ilgili not konularak ihracat hesabı kapatılır. Ancak DAB’ler bu poliçelerin yurt dışındaki muteber bir bankanın (HM ‘ce belirlenen kontrgarantisi kabul edilecek OECD ülkeleri bankaları) garantisini veya kabuhinü veyahut muhatap (ithalatçı) lehine verilmiş aval notunu taşıması kaydıyla iskonto tarihinde de düzenlenebilir.

- Yurt dışmda iskonto ettirilmesi halinde DAB’ler en erken senet bedelinin net tutarının muhabirleri nezdindeki hesaplarına alacak, verildiğinin öğrenildiği tarihte senet bedelinin taınaniı üzerinden diizenlenir ve iskonto tutan kadar aym kur üzerinden DSB veya TPTB düzenlenerek ihracat hesabı kapatılır.

Vl Mal Mukabili Ödeme:

(Cash on delivery)

Mal mukabili ödeme, alıcmm satın aldığı malın bedelini, malın satış sözleşmesinde belirtilen yarma yerine gelmesinden sonra ödemesi şeklini ifade eder. Bu ödeme şeklinde mal bedeli; malın vanşında veya boşaltılmasmdan önce veya sonra, veyahut konsinye satışlarda, ithalatçı tarafindan emaneten alınan maim satışının gerçekleşmesini müteakip ödenir (örnek: 74).

Mal mukabii ödemede, malın sevkedilip ithalatçı tarafından teslim alınmasından sonra sevk vesaiki tahsil için alıcı tarafından yetkili bankaya verilmektedir. Malın teslim alınmasını müteakip malın zilyetliği hukuken alıcıya geçmekle birlikte malın mülkiyeti, sevk vesaikinin yetkili bankaca yurtdışındaki muhabirine gönderilmesi ve ahcmın mal bedelini ödemesi üzerine, alıcıya devrolunmaktadır. Alıcının, mah vanş limanı gümrüğünden çekip satması ve ödemeden kaçmması veya ödeme yapmaması sözkonusu olabileceği için bu tür ödeme satıcı açısmdan fazla risk taşmıaktadır.

Mal mukabili ödemede, maim sevk ve teslim alınması sarasmda geçen süre esnasında satıcı, alıcıya faizsiz kredi vermiş durumundadır. Böylece, alıcı ithalatınm finansmanı amacıyla kredi temin etme zorunluluğundan kurtulmakta, mal satıldıktan sonra ödeme yapacağı için finansman kolaylığı sağlamış bulunmaktadır.

Mal mukabili ödeme ile konsinyasyon yoluyla ödeme arasında önemli bir fark vardır. Konsinye satışta, mal kesin satışta bulunulmadan yurtdışında bir alıcıya (konsinyatör) sevk edilmektedir. Konsinyatör, günün piyasa şartlanna göre malı hangi fiyattan satarsa bedelini o fiyattan satıcıya ödemektedir. Mal mukabili ödemede de ihraç edilen malın bedeli mal ithalatçı ülkeye gittikten sonra yapılır, fakat ithalatçı yüklemeden itibaren (90 gün) vadeli bir poliçe hazırlamakta, poliçenin kabulü karşılığında, ithalatçı mal bedelini ödemeden vesaiki almakta ve üç ay içinde mali satıp mal bedelini vadesi içinde ödemektedir.

Mal mukabili ödeme, uluslararası rekabet piyasasında, alıcıların hakim olduğu dönemlerde ortaya çıkmıştır. Satıcmın bu ödeme şeklini seçebilmesi için, alıcıya güvenmesi ve mali yönden güçlü olduğuna inanması gerekir. Böyle bir güven ancak uzun yıllar birbirleriyle düzenli olarak ticaret yapmış kişiler arasında oluşur. Ayrıca, satıcmın, alıcının ülkesindeki siyasi ve ekonomik istikrara da güvenmesi zorunludur. Zira, istikrarsız yönetimlerde, bilhassa kambiyo rejimlerinde transferi geciktirecek veya durdurabilecek değişikliklerin yapılması olasılığı satıcı için büyük bir risktir. Bu itibarla, satıcı ancak mali açıdan güçlü olduğu dönemlerde bu kabil bir ödemeyi kabul edebilir. Çünkü, satıcı bu ödeme şeklini benimsemekle yabancı bir ülkedeki alıcıya faizsiz kredi açmış olmaktadır.

Mal mukabili ödemede, ödeme, vadesi geldiğinde doğrudan veya banka aracılığı ile yapılabilir. Mal bed güvence altına alınması, satıcının alıcı üzerine çekeceği poliçenin muhabir banka tarafindan kabul edilmesi veya alıcının kabul ettiği poliçeye muhabir bankanın aval vermesi suretiyle de mümkün bulunmaktadır.

A- Ülkemizde Mal Mukabi!i Ödeme Uygulaması

Ülkemizde yürürlükteki kambiyo mevzuatı hükümleri uyarınca ihracat ve ithalat işlemlerinde mal mukabili ödeme ve buna ilişkin hesaplann kapatılmasına dair usul ve esaslar aşağıda belirtilmektedir:

1-İhracat İşlemleri Yönünden:

Ülkemizde, Bakanlar Kurulu’nca ilan edilmiş ve edilecek tutarlarda Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’na prim kesintisi yapılan malların (örneğin: her türlü iç ve kabuklu findık, zeytinyağı, çavdar, meyan kökü, işlenmiş deri ve kösele dışında kalan pikle deri dahil hertürlü hayvan derileri ve postları) ihracı mal mukabili ödeme şekline göre yapılamaz. Malı temsil eden vesaikin bedeli tahsil edilmeksizin veya yurtdışındaki muhabir bankalarca ödeneceğine dair garanti altına alınmaksızın alıcıya teslimi mümkün değildir.

Alıcı üzerine keşide edilen poliçelere muhabir bankalarca aval verilmesi veya kabul edilmesi, yabancı ülkelerdeki muteber ihracat sigorta kurumlarının veya factoring şirketlerinin garantisi, yeddiernin makbuzunun (trust receipt) temin edilmesi de garanti hükmündedir. DFIF’e prim kesintisi yapılan malların ihracmda, ihracat bedellerinin fiili ihraçtan sonra efektif olarak getirilmesi mümkün değildir. Ancak, efektif olarak getirilen peşin bedeller ve prefinansman kredileri karşılığında bu tür malların ihracı mümkündür.

Sözkonusu malların ödeme şeklinin mal mukabili olarak beyan edildiği gümrük beyannamelerinin ibraz edilmesi veya bu beyannamelere ilişkin bilgilerin bankalara gönderilmesi halinde bankalar, durumu ilgili kambiyo müdürlüğü ve ihracatçı birliğine bildirmekle yükümlüdürler.

Mal mukabili ödeme şeklinde, uluslararası kurallar ile bankacılık teamüllen uygulanmaktadır. Bu ödeme şeklinde; ihracat bedellerinin, fiili ihracat tarihinden itibaren (180 gün) içinde yurda getirilmesi ve bankalara satılması zorunludur. Sürelerin hesaplanmasında işlemin yapıldığı gün hesaba katılmaz, hesaplama ertesi gün başlar. İhracat bedelinin tahsil edildiği tarih döviz alım belgesinin düzenlendiği tarihtir. İhracat bedellerinin, mücbir sebep halleri tahtında, süresi içinde tahsil edilerek bankalara satılmasının mümkün olmaması durumunda, kambiyo müdürlüklerince üçer aylık dönemler itibariyle ek süre verilebilmektedir. Mücbir sebep halleri dışında kalan hakli durumlarm Varlığı halinde ek süre talepleri Hazine Müsteşarlığı’na yapılmaktadır. Anılan Müsteşarlık, uygun görmesi halinde bedellerin tahsil sürelerini uzatabileceği gibi konvetibl döviz olarak gelen bedellerin alışında uygulanacak kuru da belirleyebilmektedir.

Mal mukabili ödeme şeklinde; ihracat hesapları, gümrük beyannamesi, fatura ve yurt dışından döviz ödemesini gerektiren belgeler ile bedelin tahsiline ilşkin döviz alım belgesinin biraraya gelmesiyle kapatılır. İhracatçınm, satış sözleşmesi gereğince ibraz etmesi zorunlu olduğu diğer belgeler bankalar ile alıcı ve satıcı arasmdaki özel hukuk ilişkisiyle ilgili olup kambiyo mevzuatı hükümlerine tabi değildir.

Mal mukabili ödeme şeklinde; ihracat hesabı, gümrük beyannamesine ilişkin bilgilerin gönderildiği bankalar nezdinde kapatılır. Fiili ihraçtan sonra bedellenn tahsil edildiği ödeme şekillerinde ihracat bedelleri farklı bir bankaya gönderilmiş ise, bu banka ihracat hesabının takibini yapan bankaya bilgi vermekle yükümlüdür. Diğer taraftan, ihracat bedellerinin tahsil sürelerinin uzatılması ihracat hesaplarının kapatılma sürelerini de uzatmaktadır.

2- İthalat İşlemleri Yönünden:

Mal mukabii ödeme; bankalar ve özel finans kurumlarının kendi kaynaklarından veya döviz tevdiat hesaplarından bankacılik teamüllenne ve alicı ile satıcı arasındaki sözleşmeye uygun şekilde Türk Parası veya döviz ile yapıhr. Mal mukabili ödeme şekline göre yapılacak ithalatta, mal bedeli ile birlikte veya “Görünmeyen İşlemlere İlişkin Hükümler” çerçevesinde faiz transferi yapılması da mümkündür.

Bedeli fiili ithalden önce ödenen veya ödeneceği taahhüt edilen ithalata ilişkin hesapların (180 gün) içinde kapatılmasımn zorunlu olmasına mukabıl, mal bedelinin fiili ıthalden sonra odendığı ıthalatta, ithalat taahhüt hesaplarınm takibi yapılmaz. Her ne kadar, mal mukabili ödeme şeklinde, bankalarca ithalat hesabınin takibi ve kapatılması zorunluluğu olmamakla birlikte firmalarca mal bedelinin transferi için bankalara baş

Dış Ticarette Ödeme Şekilleri

06 Kasım 2007

DIŞ TİCARETTE ÖDEME ŞEKİLLERİ

Dış ticaret işlemlerinde malların bedelleri konvertibl dövizlerle ödenir. Uluslararası ticarette kullanılan ödeme şekillerinin bazıları daha çok satıcının, bazıları ise daha çok alıcının yararınadır. Bundan dolayı kullanılacak ödeme şekli taraflar arasında yapılacak pazarlık sonucu belirlenir ve varılan anlaşmaya göre tarafların bankaları aracılığı ile ödeme gerçekleştirilir.

Uluslararası ticarette kullanılan ödeme şekilleri şunlardır;

• Peşin ödeme

• Mal Mukabili Ödeme

• Vesaik Mukabili Ödeme

• Kabul Kredili Ödeme

• Akreditifli Ödeme

A) PEŞİN ÖDEME

Peşin ödeme, ithalatçının ihracat gerçekleşmeden önce mal bedelini ihracatçıya ödemesidir, ihracatçı mal bedelini tahsil ettikten sonra mallan sevk eder. Bu ödeme şeklinde ithalatçı malları almadan önce ödeme yaptığı için risk altındadır. İhracatçının ise hiçbir riski yoktur.

Peşin ödeme ihracatçı açısından en ideal ödeme şeklidir, ihracatçıya malları hazırlamak ve sevk etmek için ihtiyaç duyduğu fonları önceden kazandırır.

Peşin ödeme 2 şekilde gerçekleşmektedir.

• Havale şeklinde Ödeme

• Nakit Ödeme

1) Havale Şeklinde Ödeme

Havale şeklinde ödemede, ithalatçı firma bankasına ihracatçı adına mal badeli kadar bir tu¬tarı transfer etmesi için talimat verir. Kendi ülkesindeki para cinsinden mal bedelini öder. İhracat¬çının bankasına ulaşan havale o ülkedeki para birimi cinsinden ihracatçının hesabına kaydedilir. Daha sonra ihracatçı malları ithalatçıya gönderir.

2) Nakit Ödeme

İthalatçı, ihracatçının ülkesinde ihracatçının bankasına mal bedelini öder. Ödemenin yapıldı¬ğı banka döviz alışının ne için yapıldığını kaydederek bir döviz alım bordrosu tanzim eder. İhracat¬çı daha sonra malları ithalatçıya gönderir.

1. Alıcı firma kendi bankasına mail bedeli ile ilgili ödemeyi yapar,

2. Alıcının bankası transferi satıcının bankasına gönderir,

3. Satıcının bankası ödemeyi satıcı firmaya yapar,

4. Satıcı firma malları alıcı firmaya sevk eder.

B) MAL MUKABİLİ ÖDEME

Mal mukabili ödeme şeklinde, mallar ihracatçı tarafından hiçbir tahsilat yapılmadan ithalatçı¬ya gönderilmektedir.

İthalatçı tarafından mallar gümrükten çekilmekte ve ödemesi daha sonra yapılmaktadır.

Bu ödeme şeklinde ihracatçı parasını tahsil etmeden malları gönderdiği için risk altındadır, it¬halatçı açısından ise avantajlı bir ödeme şeklidir. İthalatçıya malları sattıktan sonra mal bedeli öde¬me imkanı sağlamaktadır.

Bu ödeme şeklinde ithalatçı mal bedelini vadesinde nakit ödemeyip ihracatçının göndermiş olduğu poliçeyi kabul ederse ödeme şekli "Kabul Kredili Mal Mukabili" olur.

1. Satıcı firma malları alıcı firmaya gönderir,

2. Alıcı firma mal bedelini kendi bankasına yapar,

3. Alıcının bankası transferi satıcının bankasına gönderir,

4. Satıcının bankası ödemeyi satıcı firmaya yapar.

C) VESAİK MUKABİLİ ÖDEME

Vesaik mukabili ödeme, malı temsil eden vesaikin ithalatçı firmanın bankası tarafından mail bedelinin tahsili halinde ithalatçıya teslimini gerektiren ödeme şeklidir.

Bu ödeme şeklinde ihracatçı malları sevk etmekte ve mallar ile ilgili vesaiki tahsil emri ile kendi bankasına veya ithalatçının bankasına vermektedir. Bu tahsil emrinde vesaikin hangi şartlarca ithalatçıya teslim edileceği, faiz ve komisyonun kime ait olacağı, tahsil edilen mal bedelin nasıl transfer edileceği, mal bedelinin ödenmemesi halinde ne yapılacağı gibi konular yer almaktadır. İthalatçı, tahsil emrinde belirtilen koşullarda mal bedelini bankasına ödeyerek vesaiki teslim alır ve malları gümrükten çeker.

Bu ödeme şeklinde ithalatçı mal bedelini nakit olarak ödemeyip, ihracatçının düzenlediği poliçeyi kabul ederse ödeme şekli "Kabul Kredili Vesaik Mukabili" olur.

1. Satıcı firma mallar ile ilgili yükleme işlemini tamamlar,

2. Satıcı firma kendi bankasına vesaiki ibraz eder,

3. Satıcının bankası vesaiki alıcının bankasına gönderir,

4. Alıcı firma ödemeyi kendi bankasına yapar,

5. Alıcı firma bankasından vesaiki teslim alır,

6. Alıcının bankası mal bedelini satıcının bankasına gönderir,

7. Satıcının bankası satıcı firmaya ödemeyi yapar.

D) KABUL KREDİLİ ÖDEME

Kabul Kredili Ödeme, ithalatçının ihracatçı tarafından keşide edilen poliçeyi kabul ederek malları almasını sağlayan ödeme şeklidir. Bu ödeme şeklinde ihracatçı ithalatçıyı belirli bir süre fi¬nanse etmekte yani ödemenin ileri bir tarihte yapılmasına olanak vermektedir. Böylece ithalatçı malları sattıktan sonra ödeme yapma imkanına sahip olacaktır.

İhracatçı tarafından keşide edilen poliçe ithalatçı ve ihracatçı arasında yapılan anlaşmaya gö¬re 3 şekilde kabul edilir.

• İthalatçı tarafından kabul edilir.

• Amir banka veya muhabir banka tarafından kabul edilir.

• İthalatçı tarafından kabul edilir, amir banka tarafından aval verilir.

Bu ödeme şeklinde ihracatçının tahsilat için poliçe vadesini beklemeden poliçeyi iskonto et¬tirme olağanı vardır.

Kabul kredili ödeme şekli mal mukabili, vesaik mukabili ve akreditifli ödeme şekilleri ile birlik¬te olur.

1. Satıcı firma mallar ile ilgili yükleme işlemini tamamlar,

2. Satıcı firma kendi bankasına vesaiki ibraz eder,

3. Satıcının bankası vesaiki alıcının bankasına gönderir,

4. Alıcı firma poliçeyi kabul ederek kendi bankasına teslim eder,

5. Alıcı firma bankasından vesaiki teslim alır,

6. Alıcının bankası poliçeyi satıcının bankasına gönderir,

7. Satıcının bankası poliçeyi satıcı firmaya teslim eder.

E) AKREDİTİFLİ ÖDEME

Akreditif, ithalatçının talebine dayanarak bir banka tarafından ihracatçıya verilen belirli şartla¬rın yerine getirilmesi koşulu ile sattığı mal ve hizmetlerin bedelini ödeyeceğini garanti eden bir taahhütdür. Bu şartlar genellikle malların sevk edildiğini gösteren vesaikin ibrazıdır.

Akreditif hem ihracatçıyı hem de ithalatçıyı korumaktadır. İhracatçı malları sevk ettiği takdir de mal bedelini tahsil edeceğini, ithalatçıda sevkiyat yapılmadan önce ödeme yapılmayacağını bi¬lir.

Akreditif ithalatçının bankası tarafından açılır. Akreditifte istenen şartlar kuşat mektubu adı ve¬rilen bir belge ile ihracatçının bankasına bildirilir. İhracatçı sevkiyatı yapıp, akreditif de belirtilen ko¬şulları yerine getirip gerekli vesaiki bankaya ibraz ettiğinde mal bedelini tahsil eder.

Akreditifler ile ilgili uygulama esasları Milletlerarası Ticaret Odası’nın 500 nolu "Vesikalı Kre¬diler, Yeknesek Teamüller ve Uygulamalar" isimli yayınının 1993 revizyonunda belirlenmiştir.

a) AKREDİTİFTE TARAFLAR

1) Akreditif Amiri

Akreditif açtıran kişi veya kurumdur. Akreditif amiri malın alınması için satıcı ile sözleşme ya¬par ve bu sözleşme ile akreditifin açılmasını kararlaştırır. Amir, akreditife dayanarak lehtara öde¬yeceği miktarı bankaya ilk talepte vermeyi yüklenir.

2) Akreditif Lehdarı

Lehine akreditif açılan, ihraç ettiği malın bedelini akreditif şartlarına uygun olarak ibraz ettiği vesaik karşılığında aracı bankadan tahsil veya düzenlediği poliçenin kabulünün aracı banka kana¬lı ile temin eden taraftır.

Akreditif lehdarının aracı bankaya verdiği vesaik, aracı banka tarafından uygun bulunmazsa, ancak amirin vesaikteki farklılıkları kabul ettiğine dair bankasına gönderilecek talimata göre para¬sını alır.

3) Amir Banka

Akreditif amirinden aldığı talimata dayanarak akreditif açan bankadır. Akreditifin açılması, kü¬şat mektubunun amir banka tarafından aracı bankaya gönderilmesi ile gerçekleşir.

Amir banka küşat mektubunda belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde akreditif bedelini ödeyeceğini veya ihracatçı tarafından düzenlenecek poliçeyi kabul edeceğini taahhüt eder.

Amir bankanın amir ile lehdar arasındaki satış sözleşmesi ile bir ilgisi yoktur. Ancak bankanın sorumluluğu akreditifin şartlarına bağlıdır. Banka risk altına girmemek için ödemede bulunurken akreditif şartlarına tamamen uyulmuş olup olmadığını büyük bir dikkatle araştırmak zorundadır.

4) Aracı Banka (İhbar Bankası, Teyid Bankası – Ödeyen Banka)

"Amir bankanın akreditif açtığı, yani küşat mektubunu gönderdiği bankadır. Bu banka akredi¬tifi ihracatçıya bildiriyorsa aynı zamanda ihbar bankasıdır.

İhracatçı akreditifi açan bankanın itibarını yetersiz bulduğu takdirde kendi ülkesinde bulunan bir bankanın da keşide edilecek poliçenin ödeneceğine dair tahhütte bulunmasını isteyebilir.

Akreditif bedelinin amir banka tarafından ödenmediğinde kendisi tarafından ödeneceğini leh¬tara taahhüt eden bankaya teyit eden banka denir. Uygulamada çoğunlukla akreditif teyid edildi¬ğinde ihbar eden banka ile teyid eden banka aynı banka olur.

b) AKREDİTİF TÜRLERİ

1) Cayılamaz Akreditif (Gayri Kabili Rücu Akreditif)

Akreditif şartlarına tamamen uyarak, belli süre içinde çekilecek poliçelerin akreditif açan ban¬ka tarafından kabul ve tediye edeceğine dair kesin taahhüdü ifade eden akreditiftir. Gayri kabili rücu akredif lehtarın izin ve kabulü olmadan iptal olunamaz veya değiştirilemez.

Ancak cayılamaz olduğunun akreditifte açıkça belirtilmesi gerekir. Aksi halde bir vade bulu¬nursa bile akreditif cayılabilen türden sayılır.

Gayri kabili rücu (cayılamaz) bir akreditif, açılışı yahut teyidi hukuken soyut borç vaadi niteli¬ğini taşır.

Bu borç da anlaşmaya uygun belgelerin ibrazı şartının gerçekleşmesiyle ödenebilir hale gelir.

2) Cayılabilir Akreditif (Kabili Rücu Akreditif)

Lehtara haber verilmek şartıyla veya buna gerek olmadan her an iptal edilebilen akreditifler¬dir. Gayri kabili rücu oldukları açıkça belirtilmeyen akreditifler belli bir vadesi de olsa kabili rücu ol¬maktadır. Cayılabilir akreditifte, bankayla lehdar arasında hukuken borç doğurucu bir ilişki yoktur. Akreditif diğer bir bankaya veya şubeye devredilirse akreditif amiri olan alıcının cayma beyanı son olarak akreditifi elinde bulunduran bankaya geçtiği andan itibaren hüküm ifade eder. Banka da caymadan habersiz olarak daha önce ödemede bulunmuş veya akreditif tutarını kapsayan bir po¬liçeyi kabul etmişse, cayma artık hükümsüz kalır.

3) Teyidli Akreditif

İhbar (aracı) bankası, akreditifi lehdara ihbar ederken amir bankanın talimatına dayanarak kendisi de taahhütte bulunabilir. Böylece akreditif açan bankanın taahhüdü yerine getireceği hu¬susunda muhabir banka da sorumluluk yüklenirse buna teyitli akreditif denir. Burada lehdar yani satıcı, ihbar yapan bankaya karşı da akreditifi açan bankanın taahhüdüne ilave olarak, doğrudan doğruya bir istem hakkı elde eder. ihbar bankası amir tarafından teyitli açılan akreditifi lehdara te¬yitli olarak bildirmek zorunda değildir.

Akreditif açan banka, muhabirine, açılan cayılamaz akreditife ayrıca teyidinin eklenmesini de ister. Muhabir bankanın talimatı kabul ve akreditifi teyit etmesiyle, teknik anlamda hukuken iki akreditif vücut bulmuş olur, ama lehdara yapılacak ödeme yine tektir.

4) Teyidsiz Akreditif

Bu çeşit akreditiflerde muhabir banka akreditifi lehdara sadece ihbar eder. Herhangi bir teyid veya taahhütte bulunmaz. Lehdara ödeme ise amir bankanın talimatına göre yapılır.

5) Bir Defa Kullanılmakla Hükmünü Kaybedip Kaybetmemesine Göre Akreditif

a) Adi Akreditif

Bu tip akreditifte, akreditif talimatında açıklanan limit, keşide olunan poliçelerle bir defada kul¬lanılınca akreditif hükmünü kaybeder.

b) Rotatif (Devreden) Akreditif

Açılan akreditifin bir miktarı veya tamamı kullanıldıkça veya poliçe bedelleri ödendikçe eski miktarlara göre otomatikman yenilenen akreditiflerdir. Yenilenmenin amacı, ihracatçının akreditif¬ten aynı şartlarla yararlanarak ilk akreditif şartlarına uygun olmak kaydıyla yeniden ihracat yapabilmesidir.

Rotatif akreditif, ithalatçı tarafından amir bankaya verilen özel talimatla açılır. Genellikle rota¬tif akreditifler aynı cins malı tek bir ihracatçıdan kısım kısım ithal eden ithalatçılar tarafından kulla¬nılır.

c) Devredilebilir Akreditif

Lehdar tarafından üçüncü bir şahsa devredilebilen akreditiflerdir. Bunun için akreditif açılış mektubunda devredilebilir olduğu açıkça belirtilmelidir. Açıkça belirtilmemişse akreditifin devredilmemesi şarttır. Devirde ilk akreditifteki esas şartlar değiştirilmemekte, sadece miktar, mal fiyatı, akreditif vadesi ve sevk tarihi tarafların kabulü ile değiştirilebilmektedir.

Bu tür akreditiflere genellikle ilk lehdarın malın üreticisi değil, komisyoncusu olduğu durum¬larda başvurulmaktadır.

d) Bölünebilir Akreditif

İthalatçının yabancı ülkeden satın almak istediği malları tek bir firma sağlayamıyorsa, ithalat¬çı bölünebilir akreditif açar. Böylece açılan akreditif kısımlara ayrılarak lehdarlara devredilebilir.

6) Ödeme Şekline Göre

a) İbrazından Ödemeli Akreditif

Gerekli belgelerin ibrazında lehdara ödemede bulunulması şartıyla açılan akreditiftir.

İthalatçı tarafından açılan akreditif cayılamaz ve teyitli ise, teyit bankası, (akreditifte belgele¬rin ibrazında ödeme yapılması öngörülüyor ise) ihracatçının belgeleri ibrazında kuvertürün gelip gelmemesine bakmaksızın ödeme yapmakla yükümlüdür.

İthalatçı tarafından açılan akreditif cayılamaz ve teyitsiz ise, ihbar bankasının ihracatçıya ödeme yapması için amir bankanın talimatı gerekir.

Bazı cayılamaz ve teyitsiz akreditiflerde vade akreditif açan bankada sona erer. Bu durumda ihracatçıya ödeme, belgeleri kendi bankasına teslim ettiğinde değil, belgelerin amir bankaya gel¬mesinden, incelenmesinden ve bedelin ihracatçının bankasına ödenmesinden sonra yapılır.

İbrazında ödemeli akreditifte ithalatçı ödemeyi bankası ile olan anlaşmaya göre ya akreditif açıldığı tarihte, ya da ihracatçının malı sevk edip, belgeleri kendi bankasına teslim ettiği zaman yapmaktadır.

b) Kabul Kredili Akreditif

Kabul kredili akreditifte ihracatçı malları ihraç ettikten sonra sevk belgeleri ile birlikte (anlaş¬maya göre) teyit bankası, amir banka veya akreditif amiri tarafından kabul edilmek üzere bir poli¬çeyi kendi bankasına verir.

Poliçe kabul edildikten sonra ihracatçıya geri verilir. İhracatçı isterse poliçeyi iskonto ettirir, is¬terse vadesine kadar bekler ve vadesinde parayı tahsil eder. İthalatçı ise poliçenin kabulünden sonra belgeleri bankadan alır.

c) Vadeli Akreditif

Bu tür akreditifte lehdara ödeme, belgeleri ibraz ettiğinde değil, belgeler alıcıya teslim edildikten sonra belirli bir vadede yapılır. Vadeli akreditiflerde satıcı belgeleri kendi bankasına ibraz ettiği zaman bunların bedeli yerine, bu belgelerin bedelinin akreditifte belirtilen vade sonunda kendi¬sine ödeneceğine dair teyit bankasından bir taahhütname alır.

İhracatçı bu tür akreditifte parasını almak için vade sonuna kadar beklemek zorundadır, ihra¬catçının kabul kredili akreditifte poliçeyi vadesinden önce bankasından iskonto ettirme imkanı ol¬masına karşılık, bu tür ödeme şeklinde taahhütnamenin iskontosu mümkün değildir.

Bu tür akreditiflerde akreditif vadesinden başka ödeme vadesi vardır, ithalatçı mal bedelini bu vadede öder, ihracatçı bundan sonra tahsil eder.

7) Süresine Göre

a) Süreli Akreditif

Akreditif amirinin, ihracatçıya ödeme yapılabilmesi için bir süre tayin etmesi halinde açılan ak¬reditiflere sürekli akreditif denir.

b) Süresiz Akreditif

İhracatçıya ödeme yapılması için belirli bir sürenin mevcut olmadığı akreditiflere süresiz ak¬reditif denir.

c) Karşılıklı Akreditif

Birbirinden bağımsız iki ayrı akreditif işleminden oluşan ilk akreditifin lehtarının ikinci akredi¬tifin amiri olduğu ve ilk akreditifin tutarından ikincisinin ödendiği işlemdir. Karşılıklı akreditifte lehdar, akreditifi kendisine ihbar eden bankaya başvururarak, kendi lehine açılmış bulunan akreditifi teminat olarak göstermek suretiyle ikinci bir lehdar lehine akreditif açılmasını ister. Banka kabul et¬tiği takdirde ilk akreditifin şartlarına bağlı olarak yeni akreditif açar.

Lehtarın üretici olmaması veya sipariş aldığı malı kendisinin yetiştirememesi durumunda kul¬lanılan akreditif şeklidir.

d) Red Clause Akreditif

İhraç olunacak malın satın alınması ve masrafları için akreditif lehdarına aracı bankanın avans mahiyetinde peşin ödeme yapmasının mümkün olduğu akreditif türüdür. Bu şartın akreditif talimatında açıkça belirtilmiş olması gerekmektedir.

Akreditif lehdarına verilen avans malların sevkinden sonra aracı banka tarafından yapılacak ödemeden mahsup edilir.

e) Green Clause Akreditif

İhracatçıya malı sevketmesinden önce banka tarafından yapılan ödemelerin, malların mülki¬yetini bankaya devreden ambar teslim makbuzları ile garanti altına alınmasını sağlayan akreditif türüdür.

f) İ.Stand By Akreditif

Bir taahhüdün yerine getirilmediğini belgeleyen vesaikin bankaya ibrazından sonra tahsilatın yapılabildiği akreditif türüdür.

Dış Ticarette İşletmelerin Gümrük Ve

06 Kasım 2007

DIŞ TİCARETTE İŞLETMELERİN GÜMRÜK VE

GÜMRÜKLEME SORUNLARI

GÜMRÜK

Tanımı: Gümrük kelimesi hem anlamı hem de konusu itibariyle Türkiye’deki mamul ve mahsullerin yabancı memleketlere ve yabancı memleket ve mahsullerinde Türkiye’ye ithal ve ihraç edilmesi sırasında ithal ve ihraç eşyasının çıkarıldığı, getirildiği daire anlamında kullanıldığı gibi genel kullanımda bu kelime ithal ve ihraç eşyasından alınan her türlü vergi resim ve harçları ifade eder.

Amacı: Dış ticaret ilişkilerin de ülke ekonomisine yarar sağlamak amacıyla vergi, resim ve harçların alınması ve bu işlerin bir düzen çerçevesinde yürütülmesini amaçlamaktadır.

Görevleri: Gümrük müsteşarlığının görevleri şunlardır.

a. Gümrük politikasının hazırlanmasına yardımcı olmak, gümrük politikasını uygulamak,

b. Gümrük Kanunu ve gümrüklerle ilgili diğer mevzuat ile uluslar arası sözleşmeler hükümlerinin uygulanmasını sağlamak,

c. Gümrük tarife oranlarının tespitine yardımcı olmak, gümrük vergileri ve gümrüklerce alınan diğer gelirler ve fonların tarhı, tahakkuk ve tahsilini sağlamak ve kontrol etmek.,

d. Gümrük kontrolüne tabi kişi, eşya ve araçların muayene ve kontrolünü yapmak, bu işlemlerin etkin ve süratli yapılmasını sağlayacak tedbirler almak,

e. Gümrüklerle ilgili istatistiki bilgileri toplamak ve değerlendirmek,

f. Gümrük denetimine tabi kişi, eşya ve araçların muhafazasını sağlamak, gümrükte giriş ve çıkış işlemlerine tabi eşyanın, saptanmış olan norm ve standartlara uygunluğunu denetlemek,

g. Kara hudutlarındaki gümrük kapıları ile pasavan kapılarında, gümrük teşkilatı bulunan hava ve deniz limanlarında ve serbest bölge ve çeşitli antrepo ve iç gümrük sahalarında ve gümrük bölgelerinde gümrük muhafaza görevleri ile kaçakçılığın men, takip ve tahrik görevlerini yerine getirmek,

h. Diğer yer ve sahalarda da gerektiğinde ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak kaçakçılığı men, takip ve tahrik etmek.

i. Milletler arası kuruluşların Müsteşarlık hizmetlerine ilişkin çalışmalarını takip etmek, bu konularda görüş oluşturmak yurtdışı ve yurtiçi faaliyetlerini yürütmek,

j. Çeşitli kanunlarla müsteşarlığa verilen görevleri yapmak,

k. Bu görevleri yerine getirecek meslek memurlarını yetiştirmek, ve bu konudaki düzenlemeleri yapmak,

l. Yukarıdaki görevlerin uygulanmasını takip etmek, değerlendirmek, incelemek ve değerlendirmek hükmünü öngörmektedir.

TARİH BOYUNCA GÜMRÜKLERİMİZ

İlk çağlardan günümüze gelinceye kadar hemen her dönemde, belirli bir medeniyet seviyesine ulaşan tüm toplumlarda uluslar arası ticaret varolmuştur. Uluslar arası ticaretin olduğu bütün yerlerde ise gümrükler ve gümrük vergisi vardır.

OSMANLI İMPARATORLUĞU ÖNCESİ DÖNEM:

Türklerin, Osmanlılardan ve hatta İslamiyet’ten önce de, diğer ülkelerle ticari ilişkiler içinde olduklarına ve bu ilişkiler gümrük uygulamalarının ve gümrük kurumlarının bulunduğuna dair, sınırlı da olsa, bazı bilgiler mevcuttur. İslamiyet’ten önce gümrüklerimizle ilgili olarak elde, ancak genel nitelikte bilgiler bulunmaktadır. İslamiyet’ten sonra Selçuklular dönemi de gümrüklerimiz açısından ayrı özellikler taşımaktadır. Nitekim, Selçuklular’da ve daha sonra Anadolu Beylikleri ile İlhanlılar döneminde gümrüklerde, İslam gümrük kurallarından çok., örf kurallarının ve özellikle diğer ülkelerle yapılan ticaret anlaşmalarının uygulandığı anlaşılmaktadır. Selçuklular dönemi ayrıca Türklerin Bizans’la doğrudan ilişkide bulundukları bir dönemdir. Tarihçiler, Büyük Hun Devleti’nin (M.Ö. 161-126) belirli vergi sistemleri ile ticari ilişkilerinin ve gümrüklerinin olduğunu, Göktürkler’de (552-744) gümrük kurumlarının olduğunu Saman Oğullarında gümrük vergisinin eşyanın kıymeti üzerinden değil yük üzerinden, alındığını, muntazam bir gümrük teşkilatlarının bulunduğunu, gümrük müfettişliği müessesesinin olduğunu, Karahanlılar’ın da Samanoğulları’nın gümrük teşkilatlarını aynen devam ettirdiklerini, Gazneliler’de gümrük terimlerinin bulunduğu ve Anadolu Beylikleri’nde de gümrükler ile gümrük vergisi olduğunu kaydetmektedir.

OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

A-TANZİMAT ÖNCESİ DÖNEM:

B-TANZİMAT DÖNEMİ:

Osmanlı İmparatorluğu’nda tanzimat öncesi dönemde gümrük vergilerinin toplanması usulüne göre müteahhitler aracılığıyla yapılıyordu. Ancak, mühezzimlerin kendilerine büyük menfaatler sağlamaları dolayısıyla bu konuda çeşitli şikayetler de vaki oluyordu.

Bu şikayetlerin de etkisi ile iltizam usulü 1840 yılında terk edildi ve emanet usulü uygulamasına geçildi. İstanbul ve çevresi için “İstanbul Emtia Gümrüğü” kuruldu ve öteki yörelerde de maaşlı memurlar görevlendirildi.

C-İKİNCİ MEŞRUTİYET DÖNEMİ:

Tanzimat döneminde 1861 yılında kurulan Rüsumat Emaneti, İkinci Meşrutiyet döneminde, 1909 yılında çıkarılan bir Nizamname ile kaldırılmış ve gümrükler, “Rüsumat Umum Müdürlüğü” adı altında, ancak, ita amirliği yönünden bağımsız olarak yeniden Maliye Teşkilatına bağlanmıştır.

İkinci Meşrutiyet döneminde, Gümrük Muhafaza Teşkilatı ve kaçakçılıkla mücadele yönünden önemli çalışmalar olmamıştır. Esasen, ö dönemde yaşanan Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı nedeniyle gümrüklerimiz kapalı durumda bulunmaktaydı.

III-CUMHURİYET DÖNEMİ

İkinci Meşrutiyet döneminde teşkilatın yapısında değişiklik yapılması ve gümrüklerin Umum Müdürlük şeklinde Maliye Vekaleti’ne bağlanmasından sonra, gümrüklerin bu teşkilat yapısı cumhuriyetin ilk dokuz yılında da aynen sürdürülmüştür. Ancak Cumhuriyet dönemi gümrüklere sahip çıkılan ve gümrüklerle ilgili köklü tedbirlerin alındığı bir ayrı dönem olmuştur. Diğer taraftan, Cumhuriyet öncesi 1918 senesinde uygulamaya konulan Gümrük Kanunu, günün değişen ekonomik şartları karşısında yetersiz kaldığından, bu konuda da yapılan yeni çalışmalar sonucu hazırlanan tasarı kanunlaştı. 2 Mayıs 1949 tarihli 5383 sayılı olan bu kanun Cumhuriyet döneminin ilk Gümrük Kanunu’dur. 1962 yılında günün ekonomik şartlarından kaynaklanan gereklilik nedeniyle yeni bir gümrük kanunu çalışmalarına başlanmış ve hazırlanan tasarı 1962 yılında yasama organına gönderilmiş, ancak tasarı o günlerde kanunlaşamamış daha sonra yapılan değişikliklerle yeni bir tasarı halinde yasama organına gidilmiş ve tasarı kanunlaşmıştır. Hazırlanan ve halen yürürlükte bulunan 19 Temmuz 1972 tarihli 1615 sayılı Gümrük Kanunu, 1 Şubat 1973 tarihinde uygulamaya konulmuştur. Gümrük ve Tekel Bakanlığı 1983 senesinde kaldırılmış. 13.12.1983 günlü 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Maliye ve Gümrük Bakanlığı kurulmuş ve Gümrük ve Tekel Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı da yeni kurulan bu bakanlığın bünyesi içinde aynen yer almıştı. Ancak o tarihte Tekel Müdürlüğü’de KİT haline dönüştürüldüğünden Çay Kurumu Genel Müdürlüğü ile birlikte Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nın teşkilat yapısında bakanlığın bağlı kuruluşu haline gelmişlerdir. Gümrük ve Tekel Bakanlığı bünyesinde iken Genel Müdürlük olarak organize edilmiş olan Tasfiye Genel Müdürlüğü’de, Maliye ve Gümrük Bakanlığı Teşkilatında, önce Merkez’de Tasfiye Dairesi Başkanlığı olarak düzenlenmiş, daha sonra da 15.5.1984 tarihli 3007 sayılı Kanunla Tasfiye işleri, Döner Sermaye İşletmeleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Tarihi gelişimi içinde, 1983 yılında Maliye Bakanlığı ile birleştirilen ve bir anlamda tekrar Maliye Bakanlığı’na bağlanmış olan Gümrük Teşkilatı’nın bu yapısı 1993 senesine kadar sürmüş, 2.7.1993 günlü 485 sayılı “Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile Gümrükler tekrar Maliye Banlığı’ndan ayrılarak Başbakanlığa bağlı bir Müsteşarlık olarak organize edilmişlerdir.

Cumhuriyet döneminde ve yakın tarihte Teşkilatımız açısından gerçekleştirilen en önemli çalışmalardan birisi de, Avrupa Topluluğu ile Türkiye arasında sağlanan “Gümrük Birliği” konusunda olmuştur. Türkiye ile o zamanki İsmiyle-Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında 1.12.1964 tarihinde yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile başlayan 23.11.1970 tarihinde imzalanan ve 01.01.1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol’le devam eden bir sürecin sonucu olarak, Türkiye-Avrupa Topluluğu 36’ncı Ortaklık Konseyi’nin 06.03.1995 günlü kararı ile 01.01.1996 tarihinde başlamak üzere taraflar arasında bir “Gümrük Birliği” tesisi öngörülmüştür. İki veya daha fazla ülkenin bir araya gelerek kendi toprakları arasında malların serbest dolaşımını sağlamaları, gümrük vergilerini karşılıklı kaldırmaları ve üçüncü ülkelere karşı aynı Gümrük Vergilerini uygulamaları anlamına gelen Gümrük Birliği nedeniyle Türk Gümrük Mevzuatının Avrupa Birliği mevzuatına yakınlaştırılması gerekiyordu. Başlatılan ve sonuçlandırılan çalışmalar sonucu bu uyum sağlanarak mevzuatımıza yansıtılmış ve öngörülen 01.01.1996 tarihinde Gümrük Birliği uygulamaları Türk gümrüklerinde başlatılmıştır

GÜMRÜKLER SINIFLARINA GÖRE ÜÇE AYRILIRLAR;

1.Sınıf Gümrükler: Giriş, çıkış aktarma transit, kabotaj ve diğer her türlü gümrük işlerini yapmaya yetkili olan gümrüklerdir.

2.Sınıf Gümrükler: Laboratuar tahlili ihtiyacı göstermeyen, eşyanın giriş istemi ile çıkış, transit, aktarma ve diğer her türlü gümrük işlemlerini yapmaya yetkili olan gümrüklerdir.

3.Sınıf Gümrükler: Yalnız yolcu ve yolcu beraberinde gelen eşya ile gümrükler genel müdürlüğünce tespit edilen eşyanın giriş, çıkış, transit, aktarma ve diğer her türlü gümrük işlemlerini yapmaya yetkili olan gümrüklerdir.

İşletmeler malların mahiyetine göre işlemlerini bu gümrüklerde yaparlar.

DÜNYA TİCARETİNDEKİ GELİŞMELER VE GÜMRÜK İDARESİNİN MODARNİZASYONU

2003’lü yıllar bilişim teknolojisindeki akıl almaz gelişmeler, iletişimin önüne geçilemez, yaygınlığı ile insan ve eşya taşımacılığında erişilen düzey, dünyayı küçük bir platform haline getirmiştir. Kısaca küreselleşme adlandırılan bu yapısal gelişimin kısa süre içinde hukuksal düzenlemeleri de beraberinde getirdiğini ve bir süre sonra bölgesel entegrasyonların ulusal birliklerin yerini alacağını görmemezlikten gelemeyiz.

Dünya ticaretindeki gelişmeler, Klasik Ticaret Yöntemlerine göre örgütlenmiş olan dış ticaret ve gümrük idarelerinin de sözü edilen gelişim sürecine uygun olarak yeniden yapılanmaları kaçınılmaz zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

1930’lu yılların kapalı ekonomi modeline göre örgütlenen Türk Gümrük idaresi, zamanla ekonomide görülen yapısal değişikliklere karşın, mevcut idari yapısını bu yönde değiştirememiştir. Keza, yürürlükte olan Gümrük Kanunu 1973 yılında yürürlüğü girmiş ve zamanla ufak değişikliklere uğramış olsa da GATT anlaşmasından taahhütlerimizi içerek çapta bir değişikliğe uğramamıştır. Keza, Avrupa Birliği ile sağlanan Gümrük Birliğinin gerektirdiği mevzuat uyumu da henüz gereken düzeyde sağlanabilen hale gelmiştir.

Gümrük işlemleri de bilgisayarlı işlem yürüten 2 pilot idare dışındaki Gümrük İdarelerinde manuel olarak yapılmaktaydı. Bu şekildeki bir yapı içinde çağdaş hizmet üretilmesi mümkün bulunmamaktaydı. Bu tespitler ışığında modernizasyonun kaçınılmaz olduğunu gören müsteşarlığımız “Gümrük İdaresinin Modernizasyonu Projesi” adı altında bir proje geliştirmiş ve projenin realize edilmesi için gerekli kaynakları temin etmiştir.

Gümrük İdaresinin Modernizasyonu Projesini amaçlarını şöylece sıralamak mümkündür.

1. Dış ticaret ile uğraşanlara daha iyi hizmet verilecektir. İthalatçı ve ihracatçıların gümrük idarelerinde karşılaştıkları sorunlar askeri düzeye indirilecek; beyana itibar edilmesi esas olacak ve gümrüklerdeki hizmet kalitesi yükseltilecektir.

2. Gümrük denetimlerinin etkinliği artırılacaktır.Denetimler hudut kapılarından ülke sathına yaygınlaştırılacak;ithal ve ihraç eşyanın belge eksikliği nedeniyle gümrüklü sahalarda bekletilmesi uygulamasından vazgeçilerek,noksanlıkların bilahere tamamlatılması ve denetimlerin bu aşamada yapılması yönünde düzenlemeler yapılacaktır.

3. Gümrük mevzuatının yeksenak uygulanması yönünde gerekli önlemler alınacaktır.Kanun,tüzük,yönetmelik,tebliğ,genelge gibi hukuki düzenlemelerle yürürlüğe konulan siyasi veya idari iradenin emrettiği hükümlerin,taşrada yürütülen uygulamalara da aynen yansıtılması sağlanacak;keyfi uygulamalara son verilecektir.

4.Gümrük vergilerinin tahsilatında karşılaşılan sorunların giderilmesi için yeni düzenlemeler getirilecek ve vergi kaybı oluşturan uygulamalara son verilecek etkin bir yapı oluşturulacaktır.Ayrıca,protokol imzalanan bankalar aracılığıyla da gümrük vergilerinin tahsilatına imkan oluşturacak ve dış ticaret erbabının sadece gümrük veznelerine bağımlı kalmaları uygulamasına son verilecektir.

5. Gümrük personelinin nicelikten çok niteliğe önem veren bir politika izlenecek;meslek içi eğitimle mevcut personelin nitelikleri arttırılır iken, yeni alına personelin daha nitelikli olmasına özen gösterilecektir.

6. Dış ticaret istatistiklerinin daha doğru ve zamanında üretilmesi için gerekli önlemler alınacak; bu istatistiklerin ekonomik ve siyasi karar organlarına daha erken ulaşması için çaba gösterilecektir.

Bu amaçlara ulaşmak için dış ticaret politikalarına hızla yanıt veren esnek bir teşkilat yapısına ihtiyaç vardır. Böyle bir yapılanma için hazırlanan aşama aşama yürürlüğe sokulan uygulamalara da değinmekte yarar görünmektedir.

* Gümrük işlemlerini teknolojik yeniliklerden yaralanılarak yapılması yönündeki uygulamaların en kısa sürede yaşama geçirilmesi ve bilgisayar kullanımının yanı sıra, gümrük idarelerinin modern muayene ve araştırma gereçleri ile donatılması yönündeki çalışmalar günümüzde tam anlamıyla uygulanır hale gelmiş sayılmaktadır..

* Eşyanın gümrüklerde fiziki kontrolünün sınırlandırılması ve risk analizleri ile belirlenmiş eşya muayenelerinin yapılması yönünde düzenlemeler yaşama sokulmuştur. Bu kapsamda yürürlüğe konulan bir tebliğ ile ‘teslimden sonra kontrol yöntemi’ne tabi tutulacak firmalara ‘sonradan kontrole tabi ithalatçı’ belgesi verilmeye başlanılmıştır.

*dış ticaret işlemlerinde ithalatçı-ihracatçı-komisyoncu kesimi ile gümrük idareleri arasındaki ilişkilerin,hizmetin daha iyi yürütülmesi bakımından geliştirilmesi ve karşılıklı bilgi akımının güçlendirilmesi amacıyla ‘Gümrük Sorunları Danışma Komitesi’ kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır.

*Bürokrasinin ve zaman kaybının asgariye indirilmesi amacıyla Müsteşarlık merkezinde yetki ve sorumlulukların mümkün olduğu ölçüde gümrük baş müdürlüğüne ve gümrük müdürlüklerine devredilmiştir..

* Türkiye’nin GATT Anlaşmasından kaynaklanan ve Türkiye ile AB arasında oluşturulan GB sonucunda üstlendiğimiz taahhütleri yerine getirmek amacıyla hazırlanan 247 madde ve 6 geçici maddeden oluşan Gümrük Kanunu Tasarısı hazırlanmış ve TBMM’ ye sunulmuştur. Tasarının bu dönemde yasalaşması muhtemel görülmektedir.

* Türkiye Gümrük İdaresinin yeniden yapılanmasına ilişkin olarak hazırlanan teşkilat yasa taslağı siyasi otoriteye sunulmuştur.

Tüm bu düzenlemelerin eş zamanlı olarak yürürlüğe konulması halinde, GM’ı, çağdaş bir hizmet veren bir kamu kuruluşu niteliği kazanmış olacaktır.

GÜMRÜKLERİN OTOMASYONU

Bilindiği gibi,birçok kamu kuruluşlarında olduğu gibi gümrük idarelerimizde de işlemle manuel olarak yürütülmekteydi. İşlemleri tamamlanan beyannameler bu idarelerdeki bilgisayar sistemlerine yüklenilmekte ve Ankara’daki bilgisayar merkezine gönderilerek dış ticaret istatistikleri üretilmekteydi. İşlem hacmi düşük olan idarelerdeki beyannameler ise bilgisayar sistemi bulunan en yakın idareye gönderilmekte ve buradan sisteme yüklenilmekteydi. Bunun dışında bazı gümrük idarelerinde özel işlemlere yönelik küçük bilgisayar sitemleri(örneğin, hudut kapılarındaki taşıt takip sistemleri)kullanılmaktadır.

Bilgisayar ve veri iletişim teknolojilerinin hızla yaygınlaştığı günümüzde, firmalar arasında bilgi transferinin büyük yararlar sağlayacağı keşfedilmiş ve bu konudaki çalışmalar derinleştirilmiştir. Farklı ortamlarda çalışan uygulama yazılımları arasında belli standartlarda veri aktarılması teknik olarak oldukça basit bir uygulamadır.Tüm yapılacak olan veri alışverişi yapmak istediğiniz kuruluşla aynı masaya oturarak nasıl bir standar da bilgi aktaracağınızı tartışmak ve bir transfer programı yazmaktır. Ancak, aynı veriyi bir üçüncü kuruluşla paylaşmak istediğiniz zaman konu daha karmaşık bir hale gelmektedir. Çünkü bir önceki kuruluşla belirlediğiniz standartları bu kuruluşa da uygulatmanız zor olacaktır. Bu tartışmalarda karşılaşılan temel problemler,verinin formatı ve içeriğidir. Buradan yola çıkılarak verinin belli bir formatta ve içeriğinin de herkes tarafından anlaşılacağı bir mesaj yapısında aktarımını sağlayacak bir veri değişim teknolojisi olan EDI bulunmuştur. EDI, bilgisayar uygulamalarının daha düşük kullanım masrafıyla ve daha fazla verimlilikle birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlamak amacıyla geliştirilmiştir.

EDI NEDIR ?

EDI, farklı kuruluşlardaki uygulamalar arasında yapısal veri değişimi şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımda yer alan yapısal veri değişimi, EDI’ın iş dünyasında kullanılan kağıt belge değişiminin yerine geçtiği anlamına gelir ve Elektronik Ticaret konusu ile doğrudan ilgilidir. EDI uygulamalarında veri, yapısal bir formatta transfer edilmektedir. Bu formata EDIFACT (İdari, Ticaret ve Nakliyata İlişkin Elektronik Veri Değişimi) adı verilir ve dünya çapında ticaretin kolaylaştırılması konusunda kurulan BM 4.Çalışma Grubunun bir girişimidir. Yaklaşık on yıl önce, uluslararası ticaretin etkinliğini artırmak amacıyla, ticari verilerin içeriğine elektronik yoldan ulaşabilmek için bir dünya standardına gereksinim duyularak bu girişim başlatılmıştır. Standartlaşma süreci ise UN/EDIFACT formatına ilişkin ISO standartlarının ilk yayınlandığı 1987 yılında başlamıştır .

EDI’IN YARARLARI

EDI’ın giderek küçülen ve firmalar arasında etkileşimin önemli bir sorun olduğu bir dünyaya getireceği yararlar hakkında çok şeyler yazılmıştır. EDI’ın en genel ve klasik anlamda yararı , belgelerin varacakları yere ulaşma süreleri ve buna bağlı olarak sipariş sürelerinin azaltılması şeklinde belirlenmiştir. Bir başka anlatımla, her şeyin zamanında yapılarak hiçbir kaynağın boşa harcanmaması planlanmaktadır. EDI’ın doğrudan sağladığı diğer bir yarar da , iletişimde insan unsuruna olan gereksinimi ortadan kaldırmasıdır. Dolayısıyla , büyük sorunlara neden olabilecek insan hataları ve diğer hatalar azaltılabilecektir.

İki kuruluş arasında yapılan bir yazışma örneği üzerinden EDI’ın yararını anlatmaya çalışırsak; EDI dışında bir ortamda hazırlanan yazı zarflanarak posta yoluyla diğer kuruluşa gönderilecektir. Bu yazının ,EDI yoluyla gönderilmesi tercih edildiğinde, yazı mesaj standardına dönüştürülerek posta hizmetlerine gerek kalmadan bir bilgisayar uygulamasından diğerine elektronik yoldan kısa süre içinde gönderebilecektir.

Tüm bu yararları başlıklar halinde toparlamak gerekirse EDI ;

• Hızlı ve doğru veri akışını,

• Daha etkin denetim yöntemlerinin geliştirilmesini,

• Üretkenliğin ve karlılığın artmasını,

• İş ilişkilerinin geliştirilmesini,

• Müşteri memnuniyetinin ve rekabet gücünün arttırılmasını sağlayacaktır.

EDI’IN KULLANIM ALANLARI

• Ticaret alanında; endüstri, üretim, finans, bankacılık, sigortacılık,

• Ulaştırma alanında; kara, demir, hava, denizyolu, dağıtım, yer hizmetleri ve depolama,

• Kamu sektöründe; gümrük, uluslararası ve ulusal ticaret, istatistik,

alanlarında kullanılmaktadır.

EDI’ın en önemli kullanım alanlarından olan dış ticaret sektöründe EDI kullanımı ile gümrük idaresi ile gümrük partnerleri (ithalatçı/ihracatçı şirketler, gümrük komisyoncuları), bankalar, diğer kamu kuruluşları ve uluslararası kuruluşlarla elektronik olarak veri alışverişi sağlanmaktadır.

Yukarıdaki şemada , dış ticarette katılımcılar arasında EDI kullanımları açıklanmıştır. Yani bir malın siparişinden başlayarak, sevkiyatından, banka işlemlerine ve en son gümrük işlemlerine kadar her aşamada EDI kullanımı mümkündür. Bu kullanımı gümrük işlemleri açısından ele alırsak, EDI’ın amacı gümrük işlemlerini yapmaya yetkili gümrük komisyoncuları veya ithalatçı/ihracatçı firma temsilcilerinin beyan bilgilerini gümrük bilgisayarına elektronik ortamda kendi bürolarından belli standartda transfer etmelerini sağlamaktır.

Bu uygulama ile ;

1. Gümrüklü sahaya eşyaların gelişi ile ithalatçı ve ihracatçılar beyanlarını hızlı bir şekilde gümrük idaresine verebilecekler ve gümrük idaresi beyanı ve gerekirse eşyayı minimum gecikme ile kontrol edebilecektir.

2. Gümrük beyannameleri , gümrük idaresinin bilgisayarına yeniden veri girişi yapılmadan aktarılacak ve vergiler sistem tarafından hesaplandıktan sonra rahatlıkla kontrol edilebilecektir.

3. Daha gerçekçi istatistikler alınabilecektir.

4. İşlemler basitleşecektir.

5. Gümrük Müdürlüklerinde her gün iş takip eden yüzlerce komisyoncu ve firma görevlisi sayısı EDI uygulaması ile süratle azalacak ve gümrük personeli üzerindeki fiziki iş yükü minimum seviyeye inecektir.

1998 yılı başlarında ilk kez Atatürk Havalimanı Gümrük Müdürlüğü’nde uygulanmaya başlanmış olan , gümrük işlemlerine ilişkin BİLGE adlı yazılıma kendi bürolarından erişmek isteyen firmalar yaklaşık olarak 1998 yılı ortalarında da EDI sisteminden yararlanmaya başlamışlardır.

EDIFACT (EDI for Administration, Commerce and Transportation) Standardları

Yukarıda bahsedilen Elektronik Veri Değişimi kapsamındaki mesajlar Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen UN/EDIFACT standartları kullanılarak gönderilecektir. Bu standart kapsamında çeşitli kuruluşlar tarafından kullanılmak üzere mesajlar yayınlanmaktadır . Kuruluşlar veri alışverişlerinde bu standartları kullanan yazılımlar ile kendi verilerini standart mesajlara dönüştürerek, çeşitli iletişim ortamlarından veri transferlerini yapmaktadır. Bu transferlerde kullanılan iletişim protokolleri , ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü) tarafından onaylanan ve tanınan X25,X400 gibi protokollerdir.Fiziksel bağlantılarda ise kiralık hatlar,TURPAK veya Dial-Up bağlantılar tercih edilmektedir.

UN/EDIFACT mesajları içerisinde gümrük sektöründe kullanılan uluslararası mesajları şunlardır;

CUSCAR ( Customs Cargo Messages)

Gümrük Kargo Mesajları; Gümrük İdaresi ve taşıyıcı firmalar arasında kullanılan mesajdır. İçeriğinde taşıyıcı firma tarafından gümrük idaresine gönderilen özet beyan (manifesto) bilgileri vardır.

CUSDEC ( Customs Decleration Messages)

Gümrük Beyannamesi Mesajları; İthalatçı/İhracatçı ve Gümrük Komisyoncuları ile Gümrük İdaresi arasında kullanılan mesajdır. İçeriğinde gümrük idaresine verilen gümrük beyannamesi bilgileri vardır.

CUSRES ( Customs Response Messages)

Gümrük Cevap Mesajları; Gümrük İdarelerinden CUSDEC ve CUSCAR mesajlarına yöneltilen cevapları içeren mesajlardır .

CUSREP ( Customs Report Messages)

Gümrük Taşıma Raporu Mesajları; Her tür taşıma şekli için detaylı bilgileri içerir. Taşıyıcı firma ile gümrük idaresi arasında kullanılır. Her bir mesaj sadece bir taşımanın verilerini içerir ve aracın varışından sonra gönderilir. Boş konteyner ve yolcu sayısının da gümrük idaresine rapor edilmesinde kullanılır.

Ortamda kendi bürolarından belli standartta transfer etmelerini sağlamaktır.

Bu uygulama ile ;

1.Gümrüklü sahaya eşyaların gelişi ile ithalatçı ve ihracatçılar beyanlarını hızlı bir şekilde gümrük idaresine verebilecekler ve gümrük idaresi beyanı ve gerekirse eşyayı minimum gecikmeyle kontrol edebilecektir.

2.Gümrük beyannameleri, gümrük idaresinin bilgisayarına yeniden veri girişi yapılmadan aktarılacak ve vergiler hesaplandıktan sonra rahatlıkla kontrol edilebilecektir.

3.Daha gerçekçi istatistikler alınabilecektir.

4.İşlemler basitleşecektir.Gümrük Müdürlüğünde her gün iş takip eden yüzlerce komisyoncu ve firma görevlisi sayısı EDI uygulaması ile süratle azalacak ve gümrük personeli üzerindeki fiziki iş yükü minimum seviye inecektir.

BİLGE Sisteminin Yaygınlaştırılması

Pilot uygulaması başarıyla sürdürülen BİLGE sistemi ve EDI sisteminin diğer gümrük idarelerine de yaygınlaştırılması amacıyla,dış finansman kaynağı Dünya Bankasından sağlanan uluslar arası bir finansman sağlanmıştır. İhale kapsamında Türkiye düzeyinde 18 gümrük başmüdürlüğü ile 47 gümrük müdürlüğüne bilgisayar sistemleri yerleştirilecek ve gümrük işlemleri bilgisayar ortamında yürütülmeye başlanacaktır. Bu idarelerin bilgisayar sistemine kavuşmasıyla birlikte Türkiye’deki tüm dış ticaret işlemlerinin %90’ı bilgisayar ortamında yürütülür olacaktır. Söz konusu ihale kapsamında yazdırılacak olan Gümrük Veri Ambarı(Customs Data Warehouse ) yazılımı sayesinde dış ticaret istatistikleri çok hızlı ve doğru olarak üretilecek;günlük olay bazındaki sorgulamalardan hemen sonuç almak mümkün olabilecektir.

Böylece,Tür Gümrük İdaresi gerek uluslar arası kuruluşlar nezdinde,gerekse Türkiye’de faaliyet gösteren dış ticaret kesimi nezdinde güvenilir ve saygın bir kamu kuruluşu olma yolunda önemli mesafeler almıştır.

GÜMRÜKLERDE ARANILAN BELGELER

Gümrük idarelerinde yürütülerek sonuçlandırılan çeşitli işlemlerle ilgili olarak aranılan belgeleri,işlemler bazında ve bu işlemle ilgili olarak özellikle ibrazı gereken belgeler olarak incelemek yaralı olacaktır.

GELEN VE GİDEN TAŞITLARIN KOTROLÜ

Gelen giden kara,demiryolu,deniz ve hava taşıtlarının kontrolü işlemlerine gümrük idarelerince özellikle aranan ve incelenen belgeler aşağıda sıralanmıştır.

1- Asıl manifesto:

Asıl manifesto,konşimentolara göre gemide tutulan yük defteri ve çıkış ve limanda yetkili resmi mercilerce onaylanmış olan yük beyannameleridir.

2- Müfrez Manifesto:

Bir manifesto muhteviyatının,aynı liman içinde birden fazla yetkili gümrük emrindeki sundurmalara boşaltılması halinde,manifestonun verildiği gümrük idaresince,diğer gümrük idarelerine çıkarılan eşya için verilen belgedir.

3- Konşimento:

Deniz yoluyla yapılan taşımalarda,geminin kaptanı veya donatanı veya mümessili tarafından yükletene verilen ve geminin,kaptanın,yükletenin ve taşıyıcının kimliği(gemini tabiiyeti),yükleme ve boşaltma limanlarını yüklene malın cinsi,ölçüsü,sayısı,markası ve diğer mahiyetlerini,navlun şartlarını belirten belgedir.

4-Yük Senedi:

Kara nakliyatında,konşimento yerine,taşıyıcılar tarafından tanzim edilen taşıyıcı,gönderen ile gönderilenin adı,soyadı ve adresini,eşyanın adedi,cinsi ve ağırlığını,ambalajın şekli ve vasfını,taşıma şartlarını içeren belgedir.

5-Soru Kağıdı:

Limana gelen veya limandan ayrılan gemilerinin kaptanlarını o limandaki gümrük muhafaza idaresine teslim etmek zorunda oldukları ve geminin hangi limanlara uğrayarak geldiği,ne kadar nerelere gideceği,memlekete girmesi yasak olan eşyanın gemide bulunup bulunmadığı,limana yük veya yolcu çıkarıp çıkarmayacağı,bu limandan yük veya yolcu alıp almayacağı,gibi sorulara karşılık gemi kaptanının beyanlarını kapsayan kağıttır.

6-Boş Gitme Kağıdı:

herhangi bir yük almadan,boş gidecek taşıtların,işletme sahip,acente ve kaptanları tarafından gümrük idaresine verilmesi zorunlu olan belgedir.

B- GİRİŞ REJİMİ

1-Tek Tip Gümrük Beyannamesi:

Gümrük rejimlerinin yazılı beyanı için kullanılan ve sekiz nüshadan ibaret olan beyannamenin 1. Nüshası ihracat ve/veya transit işlerinde kullanılır. 2. Nüshası istatistiki amaçla kullanılır. 3.Nüsha ihracatta gümrük idaresince mükellefe verilir. 4. Nüsha,transit rejiminde çıkış idaresinde kalacak nüshadır. 5.Nüsha,transit rejiminde,varış gümrük idaresince çıkış gümrük idaresine gönderilecek teyit nüshasıdır. 6.Nüsha,ithalat işlemlerinde kullanılır. 7.Nüsha istatistiki amaçla düzenlenen nüshadır. 8.Nüsha ise ithalatta gümrük idaresince mükellefe verilen nüshadır.

2- Orijinal Fatura:

Kesin satışlarda,satıcı firma ve diğer hallerde eşyayı gönderen firma tarafından mahallinde düzenlenmiş ve tanzim yeri,tarihi,satıcı ve gönderici firmanın adı ve adresi,eşyayı satın alanın ve gönderilenin adı ve adresi,ödeme şartları,satış bedeli ve teslim şartı,eşyanın cinsi,nevi ve miktarı,eşyanın birim fiyatı ile eşyanın teslim ve ödeme yeri gibi hususları kapsayan belgedir.

3-Ayrıntılı Fatura (Spesifikasyon):

kıymetleri üzerinden vergiye tabi tutulan eşya,birden fazla kap içinde geldiği ve aynı zamanda çeşitli cins ve kıymette ne miktar eşya bulunduğunu gösteren ve orijinal faturaya uygun olarak ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olan belgedir.

4-Çeki Listesi :

bir fatura kapsamı eşyanın çeşitli cins ve nevide ve çeşitli ağırlıktaki kaplara konulması halinde her kapta ne miktar eşyanın bulunduğunu göstermek amacıyla düzenlene belgedir.

5- Ordino:

gümrüklerden mallarını çekmek isteyen kimselerin,ellerinde bulunan konşimento ve acentesine kara taşıtlarında taşıyıcı veya bunun mensup olduğu idareye veya firmaya ibrazı ederek,tanzim edilmesini istedikleri belgedir.

6-Küşad Dilekçesi:

Mal sahiplerinin beyannamelerini düzenleyebilmek için eşya kaplarını tartmak,bunları açıp eşyayı muayene etmek,numune almak ihtiyacında bulundukları takdirde,bu amaçla gümrük idaresine verdikleri dilekçedir.

7- İşlenmiş Tarım Ürünlerinin Beyan Formu Analiz Raporu:

işlenmiş ürünlerinin ithalinde,sanayi ürünlerindeki tarım paylarını belirten ve beyannameye eklenmesi gereken bir belgedir.

8-İstek Kağıtları:

Hacimleri veya ağırlıkları veya cinsleri itibariyle Gümrük Müsteşarlığınca tayin ve tespit dilen bazı eşya,belirlenmiş bazı şartlarla,sundurma ve antrepolara konuşmaksızın,gümrük idareleri denetimi altında ve göstereceği yerlerde,sahiplerinin sorumluluğu altında gümrük işlemlerine tabi tutulabilir (supalan işlem)

9- Navlun Makbuzu ve Sigorta Poliçesi:

FOR,FOT,FAS,FOB satış şekillerinde,taşıma şartlarıyla ücretin yazılı bulunduğu taşıma makbuzu ve eşyanın satış mahallinden Türkiye’de ithal mahalline kadar taşınması

Dolayısıyla hazırlanmış, sigorta şartları ile ödenecek ücreti gösterir. Sigorta poliçesinin C.Et.F satış şeklinde ise sadece sigorta poliçesinin, mükellefin imza ve kaşesini taşıyan birer fotokopisinin beyannameye eklenmesi gerekir.

10-Tahakkuk Varakası

Sözle yapılan beyanlarda beyana konu eşyanın gümrük işlemlerinde kullanılan belgedir.

Beyan, tahakkuk varakası üzerine ilgili gümrük memuru tarafından tespit olunarak, sahibine, mümessiline veya vekiline imza ettirilerek tescili yapılır.

11. Diplomatik Mektuplar / Takrir:

Diplomatik muaflık veya imtiyazlardan yararlanan yabancı devlet başkanları ve aileleriyle refakatlerine memur olanların, yabancı diplomatların ve elçilerin kendi adlarına gelecek eşya için, karşılıklı olmak şartıyla, misyon şefleri tarafından yazılan ve Dışişleri Bakanlığına vize edilen mektuplardır.

12. Çetele Kağıdı

Eşyanın, mal sahiplerine teslim edilen miktarını, kap sayısını ve ambalajsız gelenlerde ise adet veya kilo itibarıyla miktarını gösteren bir belgedir.

13. Mümessillik / Distribütörlük Mukavelesi

Alıcı ile satıcı arasındaki ticari ilişkiyi düzenleyen ve gösteren bir belgedir.

14. Proforma Fatura

Satılacak olan malın, satılmasından ve tesliminde önce, niteliğini ve birim fiyatını göstermek üzere, satıcı tarafından düzenlenen faturadır.

C- TRANSİT AKTARMA REJİMİ

1. İrsaliye

Yolcuların, beraberlerinde bulunan veya sundurma ve antrepolardan çıkarılan eşyasının, herhangi bir suret ve vasıta ile giriş işlemi yapılmak üzere, diğer bir gümrüğü sevkinde tanzim olunan belgedir.

2. Tır karnesi

Eşyanın topluluk gümrük bölgesi içerisinde bir noktadan diğerine, Tır Sözleşmesi Sistemi içerisinde taşıması, halinde, kullanılan ve IRU (Uluslar Arası Karayolu Taşımacıları Birliği) tarafından basılarak üye ülkelerin kullanımına sunulan karnedir.

3. Giriş Konteyner kayıt ve Takip Formu

Ülkemizde ikamet eden veya yerleşmiş bir kişi tarafından, satış, kira, leasing veya benzeri bir anlaşma yoluyla getirilen ve Gümrük Müsteşarlığı’nca geçici muaflık rejiminden yararlanılmasına izin verilen konteynerlerin kayıt ve takibi amacıyla kullanılan bir belgedir.

4. Çıkış konteyner Kayıt ve Takip Formu

Yurt dışına dolu veya boş olarak geçici çıkartılacak konteynerlerin kayıt ve takibi amacıyla konteyner sahipleri, işletmecileri veya bunların temsilcileri tarafından düzenlenen ve gümrük idareleri tarafından kabul edilen belgedir.

5. ATA Karnesi

Eşyanın, topluluk gümrük bölgesi içinde bir noktadan diğerine, ATA Sözleşmesi çatısı altında taşınması halinde, beyanname hükmünde kullanılan belgedir.

6. CIM Sevk Pusulası

Topluluk transit rejiminin uygulanabildiği yerlerde, bu rejim altındaki demiryolu ile yapılan işlemlerde beyanname yerine kullanılan belgedir.

7. Karayolu Taşıtı Uygunluk Belgesi

Karayolu ile uluslar arası eşya taşımacılığı yapan taşıtların, TIR sözleşmesi hükümlerine uygun olarak imal edildiğini gösterir, gümrükler Başmüdürlüklerince iki yıllık bir süre ile verilen belgedir.

8. CMR Belgesi

Kamyon ile yapılan uluslar arası taşımalarda,ş Karayoluyla Uluslar arası Eşya Taşıma Sözleşmesine İlişkin Anlaşma Hükümleri gereği, düzenlenen bir taşıma senedidir.

Karayolu Taşıma Belgesi (CMR), malların nakliyeci firma tarafından belirtilen yere taşınmak üzere teslim alındığını gösteren bir belgedir.

9. ATR Dolaşım Belgesi

Türkiye veya toplulukta serbest dolaşıma bulunan eşyanın, Katma Protokolde öngörülen tercihli rejimden yararlanabilmesini sağlamak üzere, ihracatçı ülke yetkili kuruluşlarınca düzenlenip, gümrük idaresince vize edilen belgedir.

ATR Dolaşım Belgesi, Türkiye’den Topluluğa veya Topluluktan Türkiye’ye doğrudan nakledilen eşya için düzenlenir.

10. EUR 1 Belgesi

Türkiye ile AKÇT ülkeleri menşeli ürünlerin, anlaşma hükümlerinden yararlanabilmesini sağlamak üzere ihracatçı üye ülke, gümrük idareleri veya bu idarelerce yetkili kılınan kuruluşlarca usulüne uygun olan gümrük idarelerince vize edilen menşe sertifikasıdır.

11. Havayolu Taşıma Belgesi

Taşımaya konu eşyanın mülkiyetini temsil etmeyen, sadece, eşyanın uçak ile belirli bir yere gönderilmek üzere teslim alındığını gösteren belgedir. Bu belgede havayolu şirketi veya acentesi tarafından, eşyanın gönderildiği tarih ile uçuş numarası da gösterilir.

D. ANTREPO – SUNDURMA REJİMİ

1. Taahhütname Teminat

Gümrük Müsteşarlığının izniyle, genel veya özel antrepo açıp işletecek gerçek ve tüzel kişiler Gümrük Yönetmeliği’nde yazılı zorunlulukları yerine getirteceklerine dair, formülüne uygun ve noterden onaylı bir taahhütnameyi, işlem bakımından bağlı bulundukları idaresine vermeleri zorunludur.

Yine Müsteşarlık, sözü edilen gerçek ve tüzel kişilerden buralara konacak, eşyadan alınacak vergi resim ve ceza haklarını korumak üzere, uygun göreceği teminatı da isteyebilir.

2. Sundurma Giriş Listesi

Sundurmaya alınan eşya için, boşaltmayı yapan işletmelerin yetkili memurları veya boşaltmaya yetkili diğer deniz, kara ve hava araçlarının sahipleri veya kaptan, pilot, acente, şoför, sürücü veya yetkili adamları tarafından düzenlenen belgedir.

3. Yolcu Sundurma Alındısı

İşlemi derhal yapılmayacak olan yolcu eşyası, yolcu salonu bulunan yerlerde gümrük emrine verilen salon sundurmalarına alındığında, görevli muayene memuru tarafından doldurulup, sundurma memurunca da imzalanan ve gümrük idaresinin resmi mührünü taşıyan belgedir.

4. Çıkış Kontrol Fişi

İşletmelere ait sundurmalardan çıkan bir ordino kapsamı eşya için, gümrük memuru tarafından düzenlenerek, işletme sundurma memuru tarafından da imzalanan bir belgedir.

5. Rezerve Tutanağı

Kırık veya tamire muhtaç kaplar ile dağınık eşyanın, sundurma ve antrepoya alınır alınmaz, gümrük muayene memuru, ilgili boşaltma memuru, gümrük sundurma/antrepo memuru önünde muayene edilerek, mevcut durumun saptandığı bir belgedir.

E. ÇIKIŞ REJİMİ

1. Orman / Tekel Nakliye Tezkeresi

Orman ürünlerinin ihracı için istihsal yerinden tekele tabi eşyada ise bu idarece tanzim olunarak verilen belgelerdir.

2. Kumanya Listesi

Çıkış yapan deniz, kara ve hava nakil araçlarına verilecek kumanyalarının kayıtlı olduğu belgedir. Bu belge beyanname addolunarak gümrük işlemleri bunlar üzerinde yürütülür.

3. Standardizasyon Kontrol Belgesi

Çıkışı standardizasyon kontrolüne tabi tutulmuş maddelerin (Antep fıstığı, pamuk, yemeklik zeytin yağı, palamut vb.) ihracatında aranılan belgedir. Bu belgeye sahip olmayan mezkur maddelerin çıkışına gümrüklerce hiçbir suretle izin verilmez.

4. Yabancı Ülkelere Seyahat Edenlere Ait Geçici Çıkış Beyannamesi ve Taahhütnamesi

İkametgahı Türkiye’de bulunan Türk ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin, yabancı memleketlere geçici olarak çıkaracakları ve en geç iki yıl içerisinde geri getirilecek, kendilerine ait taşıtlar için, düzenlenen belgedir. (Triptik veya Gümrük geçiş karnesi ibraz edilmediği takdirde)

F. POSTA REJİMİ

1. Kolilerin Gümrüğe bildirilmesine Mahsus Listeler

Posta kolilerinin gümrük işlemlerinin yapılacağı posta iş yerlerinde, gümrük idaresine beyanında kullanılan ve sıra numarası, kolinin çıkış ülkesi, kolinin sayısı, marka ve numarası, kolinin hangi yolla geldiği gibi bilgilerinin kayıtlı bulunduğu belgedir.

2. Deklarasyon Anduan

Posta yoluyla gelen ve ticari nitelikte bulunmayan hediyelik, numunelik, zat ve aile ihtiyaçlarını karşılayan ve benzeri eşya için, sahipleri tarafından düzenlenen ve beyanname yerine geçen belgedir.

3. Arz Listesi

Yeşil etiketli mektuplar ile yeşil etiketli diğer haberleşme gönderilerden küçük ve basılmış kağıtları kapsayan posta çantalarından, vergiye tabi olanlarının, gereğinin yapılabilmesi amacıyla, posta idaresince gümrüğe bildirildiği listedir.

G. SINIR REJİMİ

1. PASAVAN:

Sınırın her iki tarafında 5 kilometrelik bir bölgede oturan şahısların, 5 veya 10 kilometrelik saha dahilinde, arazilerin tarım yapabilmelerini sağlamak üzere, ilçe kaymakamlıklarınca verilen ve giriş – çıkışlarda kullanabilecekleri bir belgedir.

Pasavan sahipleri yolcu sayılmadıklarından, Gümrük Kanunu’nun yolculara sağladığı muaflıklardan yararlanamazlar.

H. TURİSTİK KOLAYLIKLAR

1. Triptik Karnesi:

Turistik kolaylıklardan yararlanacak şahısların taşıtlarının, bir kerelik giriş ve çıkışları için kullanılan bir belgedir.

2. Gümrüklerden Geçiş Karnesi:

Turistik kolaylıklardan yararlanacak şahısların taşıtlarının, birden fazla ülkeden giriş ve çıkış yapacak olması halinde düzenlenen karnenin hangi tarihe kadar geçerli olduğunun, hangi kurum tarafından verildiğinin, karne sahibine ve araca ilişkin bilgilerin de kaydedildiği bir belgedir.

3. Yabancı Taşıtlar İçin Geçici Giriş Belgesi/II Numaralı Triptik:

Turistik kolaylıklardan yararlanacak şahısları yabancı taşıtları için düzenlenen ve Türkiye için geçerli olan bir belgedir. Triptik karnesindeki bilgilerden başka, turistin ana, baba adı ile doğum yer ve tarihin de ihtiva eder.

4. Mülkiyet Belgesi

Yabancı veya Türk uyruklu turistlerin triptik, II numaralı triptik yabancı taşıtlar için Gümrük Kanununun getirdiği en önemli yenilik, gümrük uygulamalarının basitleştirileceğidir. Basitleşmiş usul ve sonradan kontrol hükümleri işlemlere çabukluk kazandırılması bakımından önemle uygulanması gereken hususlardır ve eğer uygulama alanı yaratılırsa, hem mükellef hem de gümrük idaresinin işlemlerini önemli ölçüde azaltacağı açıktır. Gümrük Kanununda ilk defa gümrük işlemlerinin bilgi işlem makineleriyle uygulamalarına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Gümrüğe sunulan eşyanın geçici depolama süresi;yani sundurma bekleme süresi dört ay bulunmakta iken, yeni kanun ile denizyolu ile gelen eşya için 45 güne, diğer bir yolla gelen eşya için 20 güne indirilmiştir. Bu suretle eşya yığılmaları önlenmiş,gümrük işlemlerinin daha süratli bir şekilde tamamlanması öngörülmüştür.

Gümrüğe verilen beyannamenin takip süresi ise, iki aydan bir aya indirilmiştir. Yeni kanunda ekonomik etkili gümrük rejimlerine yeni bir yapılanma ile yer verilmiştir. Eşyanın iki yıl süre ile antrepoda kalma süresi kaldırılmış, antrepo rejimi süresi sınırsız kılınmıştır.

Geçici ithalat rejimi düzenlemesi ile geçici kabul yolu ile girecek eşyaya kolaylıklar getirilmiştir.

Yeni kanunda, ihracatla ilgili hükümlere çok az yer verilmiş olmakla beraber, yönetmelik ve genelgelerle ihracatın çok geniş kolaylıklarla yapılabileceğine işaret edilmiş bulunmaktadır. Örneğin; yalnız fatura ile beyanname verilmeden, beyanla ihracat yapılabileceğine değinilmiştir.

Gümrüklerde Ortak Gümrük Tarifesi dışında bir vergi uygulanmayacağı için şeffaf ve tek tip bir düzen kurulacak. Sanayicilere gümrük vergisinden muaf olarak mal ithal hakkı verilecek. Bu malların işleneceği özel bölgeler kurulacak. Bu bölgelerde Gümrük İdaresinin gözetimi altında üretilecek olan ürünlerin içeri satışı sonrasında vergi ödenecek. Bu uygulama da sanayicilerin vergilerini düşürecek. Eşyanın geçici depolanması rejiminde yaılan düzenleme ile gümrüklerde geçici depolama süresi kısalacak. Böylelikle stokçuluk önleneceği gibi söz konusu malların ekonomiye kısa sürede katkısı da sağlanacak. Bugüne kadar yasal çerçeve kazandırılmayan Dahilde İşleme Rejimi’ne yasal çerçeve kazandırılacak. Geçici İthalat Rejimi libere edilerek üretimde kullanılacak bir makinenin vergisi ödenmek kaydıyla geçici ithali serbest olacak. Bir kısım mallar kullanım amacına göre tasnif edilerek lüks tüketim vergilendirijecek, sosyal amaçlı tüketim özendirilcek. Özel kuruluşlara antrepo işletme serbest hale getirilerek ekonomik gelişmeye katkıda bulunacak. Fikri ve sınai hakların ihlaline izin verilmeyecek, taklit mallar mahkemeler sonuçlanana kadar gümrüklerde tutulacak.

Gümrük vergilerinden muaf olacak, istisna mallar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek. Hariçte İşleme Rejimi ile yurtdışında üretilmek üzere gönderilen eşyanın işlevini gerçekleştirebilecek ikame ürünün ithaline olanak sağlayacak. Gümrüklerde keyfilik dönemi sona erecek. Bürokrasi de bütünüyle azaltılacak. Serbest bölgelerin faaliyet esaslarında herhangi bir değişiklik olmayacak.

Yabancı sermayenin Türkiye’ye karşı ilgisi artacak. Yerli ve yabancı yatırımcılara açık ve bağlayıcı bilgi verm zorunluluğu getirildi. Gümrük idareleri tarafından verilecek bu bilgiler 6 yl bağlayıcı olacak. Gümrük birliği disipline edilecek; rastgele ticaret dönemi bitecek. Fonksiyonel olmayan gümrükler kapatılacak.

Yeni Yasa Neler Getiriyor?

Gümrük tarifesi yeniden tanımlandı. Gümrük vergilerinden muafiyet tanınacak haller uluslararası yükümlülüklerimiz göz önüne alınarak yeniden düzenlendi.

- Mevcut uygulamadaki “Sundurma Rejimi” “Eşyanın Geçici Depolanması” adı altında yeniden düzenlendi.

- Gümrük Kanunu’na Dahilde İşleme Rejimi’ne ilişkin hükümler dahil edildi.

- Türkiye’deki daha önce hiç uygulaması bulunmayan “Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi” Türk Gümrük Mevzuatı kapsamına alındı.

- Hariçte İşleme Rejimi ile yurtdışında üretilmek veya tamir edilmek üzere gönderilen eşyanın işlevini gerçekleştirebilecek ikame ürünün ithaline olanak sağlandı.

- Geçici İthalat Rejimi hükümlerine göre, daha önce kanunda tadat edilen eşya yerine hemen hemen tüm eşyanın bu rejimden yararlanarak yurda geçici ithaline olanak tanındı.

- Kanunun getirdiği bir diğer yenilik de, bir kısım eşyanın nihai kullanım amacına yönelik tam veya kısmi muaf olarak ithaline imkan tanındı.

- Antrepo Rejimine getirilen bir yenilik, gümrük kontrolleri aynı kalmak kaydıyla, antrepo işleticisi kamu kuruluşlarının yanı sıra özel kuruluşlara da genel veya özel antrepo işletme hakkı tanındı.

- Fikri ve sınai hakların ihlalinin önüne geçilebilmesi için gümrük idarelerine yetki ve sorumluluk veren hükümler getirildi.

- Gümrük cezaları enflasyon nedeniyle yaptırım gücünü kaybetmişti. Bu bakımdan maktu para cezası miktarlarının arttırılması öngörülerek bu sağlandı.

- Gümrük Müsteşarlığı, “muteber dış ticaret” dönemine geçecek. Müsteşarlık tarafından belirlenecek kriterlere uyan “düzgün,çalışan” sanayicilere ithalatçı-ihracatçı belgesi verilecek. Bu kuruluşların işlemleri gümrüklerde hızlı bir biçimde sonuçlandırılacak.

- Sonradan kontrol sistemi ile sanayici malını muayene ettirmeden yurda sokacak ve hızla üretime geçilecek. Gümrük idaresi ihtiyaç duyarsa gelip kontrolünü üretim süreci sırasında yapacak. Böylelikle güvene dayalı bir sistem kurulacak.

İthalatçı Ve İhracatçıların Gümrüklerde Yaşadıkları Belli Başlı Sorunlar

- Gümrüklerin birbirinden farklı olarak çalışmaları, farklı uygulama sürdürmeleri.

- Gümrüklerde evrakların geçersiz olarak fazla beklemeleri, işlemlerin uzun süre zaman alması.

- Mevzuatlarda sık sık değişikliklerin meydana gelmesi, bu değişikliklerin takip edilememesi.

– Gümrüklerde çalışan memurların duyarsızlığı.

– Aynı malın G.T.İ.P’sinin değişiklik göstermesi.

– Saat 4’ten sonra veya Cumartesi Pazara çıkması gereken malların gümrük kontrolünde memurların çalışmaması veya açıktan mesai alarak çalışması.

– İthalatta malın antrepoda uzun süre bekletilmesi ve çeşitli evrakların (Şirketin Sanayi Odası kaydı, Ticaret Odası kaydı. Şirketin kuruluşunu gösteren Ticari Sicil Gazetesi, Vekaletname, İmza Sirküleri, Teminat Mektubu ve diğer ithalat belgeleri İstenmesi, bu evrakların hazırlanmasından doğan zaman kaybı.

- Makine ithalinde 15-20 gün, iplik ithalinde 4-7 gün mal antrepoda kalabiliyor.

- Bazı gümrük kanunlarını elediler ama açmadılar.

Denizli ATGS-Dış Ticaret A,Ş Ada Çorap-İç Giyim Senan SOYLAR İsmail PLATİN

EGE SERBEST BÖLGE’DE GÜMRÜK SORUNLARI SEMİNERİ

Ege Serbest Bölge, Gaziemir Feyza PAKER Dış Ekonomik İlişkiler Müdürlüğü

Uzman Yardımcısı

EGE SERBEST BÖLGE’DE GÜMRÜK SORUNLARI

Ege Serbest Bölge’de Gümrük Sorunları konulu seminer, 26.01.2001 tarihinde Ege Serbest Bölge Kurucuları Derneği’nin organizasyonu ile ESBAK Yönetim Kurulu üyesi Sayın Mümtaz BADEMLİ tarafından Gaziemir Ege Serbest Bölge Teknoloji Merkezi’nde verilmiştir. Seminer ana başlıklar altında sunulmuş olup, konular sunuş sırasına göre aşağıda yer almaktadır.

"SERBEST BÖLGELERİN STATÜSÜ"

Gümrük Kanunu ve Gümrük Birliği Anlaşmasına aykırı olarak, Serbest Bölgelerde üretilen eşyanın statüsü, söz konusu malın Türkiye’ye veya Avrupa Birliği’ne satışına bağlı olarak farklı değerlendirilmektedir. Aynı eşya, Türkiye’ye satıldığı zaman 3.ülke tarifesinden, Avrupa’ya satıldığında ise ortak gümrük tarifesinden işlem yapılmaktadır. Örnek olarak,

A) Serbest Bölge’de TİCARETİ yapılan 100 USD Dolarlık malın

-80 USDlik bölümü üçüncü ülke menşeli ve

-20 USD da depolama giderleri ile kar olarak düşünüldüğünde, eşyanın kendisi üçüncü ülke menşeli bile olsa, Türkiye’ye ithalinde depolama giderleri ve kar üzerinden gümrük vergisi ödenmemektedir. Bununla birlikte,

B) Serbest Bölge’de ÜRETİLEN 100 USD Dolarlık malın

-80 USDlik bölümü Türkiye menşeli girdi ve -20 USD Dolar da serbest bölgede üzerine konulan işçilik, imalat giderleri ve kar şeklinde düşünülürse, söz konusu 20 USD Dolar üzerinden Türkiye’ye ithalinde üçüncü ülke tarifesinden gümrük vergisi ödenmektedir.

C) Aynı eşyanın,

-20 USDlik bölümü AB menşeli girdi

-30 USDlik bölümü Türk menşeli girdi

-42 USDlik bölümü 3 ülke menşeli girdi

-8 USDlik bölümü de Türk menşeli Serbest Bölge girdisi

Avrupa Birliği menşeli girdiler 20 $ Gümrük % 0

Türkiye menşeli girdiler 30 $ Gümrük % 0

Üçüncü ülke menşeli girdiler 42 $ Gümrük % 4

Türk menşeli Serbest Bölge girdileri 8 $

Elektrik,su, işçilik,devlete kira

Gümrük : …

Avrupa Birliği menşeli girdiler20 $ ,Gümrük % 0, Üçüncü ülke menşeli girdiler42 $, Gümrük % 4

Türkiye menşeli girdiler30 $, Gümrük % 0 , Türk menşeli Serbest Bölge girdileri8$,

Elektrik, su, işçilik, devlete kira, Gümrük : olduğunda, AB’ye satıldığında; 42 USDlik bölüm üzerinden %4lük gümrük vergisi (1,68 $) ödenmektedir.Türkiye’ye satılması halinde; 50 USDlik (42 USDlik bölümü 3 ülke menşeli girdi+8 USDlik bölümü de Türk menşeli Serbest Bölge girdisi) bölüm üzerinden % 14lük gümrük vergisi (7 $) ödenmektedir.

Eğer, önce Avrupa Birliği ülkelerinden birine ihraç edilir, sonra Türkiye’ye geri gönderilirse başka bir gümrük vergisi ödenmeden Türkiye’ye ithal edilebilmektedir.

Bir başka deyişle,bu durumda, Ege Serbest Bölge’deki firmalar 3.ülke menşeli girdileri Avrupa Birliği’nde serbest dolaşıma sokarak bu ülkelere gümrük ve navlun ödemekte ve sonra imalatta kullanmaktadır. Bu durumda, Türkiye’de ödenen vergi 8 $ üzerinden % 14 (= 1.12$) tutmakta ve böylelikle toplam gümrük maliyeti 7 $’ dan 2.8 $’a inmektedir. Türkiye gelir kaybına uğramakta, Avrupa Birliği ülkeleri ise Türk İş adamlarından vergi tahsil etmektedir.

2000 yılında, bu şekilde, Ege Serbest Bölgesi’nden Avrupa Birliği ülkelerine ödenen vergi tutarının 12.000.000$ seviyesinde olduğu tahmin edilmektedir.

ÇÖZÜM ÖNERİSİ:

Yasal mevzuatın doğru uygulanması ile birlikte,

1) Üçüncü ülke menşeli girdilerin Ortak Gümrük Tarifesi üzerinden vergilerinin Türkiye’de tahsil edilmesi

2) Türk Serbest Bölgeleri’nin T.C. Gümrük Bölgesi içinde olduğunun kabul edilmesi

"SERBEST BÖLGEYE EŞYA KONMASI ESASLARI"

Gümrük Yönetmeliğine göre, gümrük rejimine tabi tutulmayacak eşyanın Serbest Bölge’ye getirilmesi bir beyana ve işleme tabi olmaması gerekirken Türkiye’den tedarik edilen en basit eşyanın Serbest Bölge’ye getirilerek kullanılması türlü güçlükle karşılaşmaktadır. (örn:sandalye, bilgisayar) Eğer eşya daha önce Türkiye’ye ithal edilmişse,

-Eşyanın ilk ithalatındaki gümrük giriş beyannamesi veya

-Eşyayı satın aldığınız firmanın yevmiye defteri

-Envanter defteri istenmektedir. Kısacası, çok basit bir işlem karmaşık ve uzun bürokratik uygulamalara tabi tutulmaktadır. Bir çok Ege Serbest Bölge Kullanıcısı firma bu nedenle Türkiye’den eşya tedarik edeceği yerde yurtdışından getirtmeyi tercih etmektedir.

ÇÖZÜM ÖNERİSİ :

Türkiye’den yasal bir fatura ile tedarik edilmiş, KDVsi ödenmiş ve değeri 500 ABD Dolarından az olan eşyanın, bürokratik işlemlere tabi olmadan bölgeye getirilebilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, aynı eşyanın geri götürülmesi sözkonusu olduğunda ithalat rejimine tabi olması normal sayılmalıdır.

"SERBEST BÖLGEYE LİMANDAN BÜYÜK HACİMLİ MAL NAKLİ"

Bir ordino kapsamında sekiz konteyner malını limandan serbest bölgeye getirmek isteyen kullanıcı bir firma, serbest bölge girişinde limandan gelen konteynerleri getiren TIRların sırayla dizilerek giriş için işlem yaptırmasını beklemekte, bu da bölgenin girişinde sorun yaratmakta, zaman kaybına neden olmaktadır. İşlem çoğunlukla, gümrük müdürlerinin anlayışı sayesinde yürümektedir.

ÇÖZÜM ÖNERİSİ :

Anılan konu hakkında herhangi bir çözüm önerisi getirilmemiş, bununla birlikte yazılı bir çözümün gerekliliği önemle vurgulanmıştır.

"İMALAT MAKİNALARININ TAMİRAT AMACI İLE TÜRKİYE’YE GÖNDERİLMESİ"

Serbest Bölge’de yerleşik ve fiilen faaliyet göstermekte olan firmaların tamirat gerektiren makinelerinin gerektiğinde acilen Türkiye’ye gönderilerek geri getirilmesini düzenleyen ve denetleyen uygulaması kolay şeffaf bir sisteme ihtiyaç duyulmaktadır.

ÇÖZÜM ÖNERİSİ :

Anılan konu hakkında herhangi bir çözüm önerisi getirilmemiştir.

"ÜRETİM ATIKLARI VE ATIL STOKLAR"

Serbest Bölge’de imalat faaliyetleri sonucu ortaya çıkan, imalat talaşı, sac parcaları gibi yeniden değerlendirilmeye müsait atıklar ekonomiye kazandırılmamakta, hatta çevre kirliliğine yol açmaları söz konusu olmaktadır.

Zaman içinde oluşan atıl stokların defter değerinin altında satılarak ekonomiye kazandırılması mümkün olmamaktadır.

"ENVANTER DEFTERLERİ"

Gümrük Yönetmeliği uyarınca tutulması gereken Envanter Defterleri’nin bilgisayar ortamında

tutulmasına izin verilmesi talep edilmektedir.

"GÜMRÜK BEYANNAMELERİ"

2001 yılı ile birlikte gümrük beyannameleri bilgisayar ortamında doldurulabilmektedir. Söz konusu işlem için gereken bilgisayar programının 3-4.000 $ civarında tutması nedeniyle her kullanıcı bu avantajlı durumdan istifade edememektedir. Bu nedenle, Gümrük İdarelerinin ofislerinde bulunan bilgisayarlar kullanılmakta ve bu da oluşan kuyruklarda beklemeyi gerektirdiğinden uygulama hedefin dışına çıkmaktadır. Bununla birlikte, Ege Serbest Bölge Kullanıcıları bu konuda oldukça şanslı sayılmaktadır çünkü ESBAŞ tüm bölgeye Internet servisi sağlamaktadır.

"FON TAHSİLATLARI"

Fon tahsilatlarının Serbest Bölge’ye çok da yakın olmayan Vakıfbank şubesinden yapılmakta olması değinilen bir diğer sorundur. Özellikle zaman ve işgücü kaybına neden olan bu uygulamanın, bir bilgisayar ve personel görevlendirilerek sözkonusu ödemelerin hesaplar arası virman yaptırmak suretiyle değiştirilmesi talep edilmektedir.

Sayın Mümtaz BADEMLİ’nin sunumu sırasında ve sonrasında kullanıcı firma temsilcilerinin katılımı sonucu tespit edilen diğer sorunlar ise şu şekildedir;

1) Gemilere hizmet veren (örn. catering) firmaların mal tesliminde yaşadığı sorunlar

2) Ölçü ve tartı aletlerinin Ege Serbest Bölgesinden ithal edilememesi sorunu

3) Serbest Bölge Ceplerinin tesis edilmesi

4) Serbest Bölgede mesaiye bıraktırma sorunları

5) Havaalanından aktarma ile gelen mallarda cebren tahakkuk ettirilen haksız yolluk ve taksi ücretleri sorunu

6) Serbest Bölgelere transit gelen gıda ürünlerinin sağlık sertifikaları konusu

7) 500 USD’nin altındaki işlerde kapsam sorunu

8) Kurye ve Posta ile gelen giden örnek malzemelerde karşılaşılan sorunlar

GÜMRÜK BEYANNAMESİNE EK GEREKLİ DİĞER BELGELER racatta Belge veya İzin Veren Kurulu:

1- Gümrük Müsteşarlığı

2- Milli Savunma Bakanlığı

3- Sağlık Bakanlığı

4- Tarım ve Köy işleri Bakanlığı

5- Orman Bakanlığı

6- Çevre Bakanlığı

7- Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü

8- Valilikler

9- İhracatçı Birlikleri

10- Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi ve Ticaret Odaları

11- Bankalar

İhracatta Alınması Gerekli Belge ve İzinler:

• Dahilde İşleme İzin Belgesi

• Hariçte işleme İzin Belgesi  (1)

• Standart Kontrol Belgesi

• Ticari Kiralama

• ATR Belgesi

• EUR.1 Belgesi  (2.12)

• GSP Formu (Form A)  (1.12)

• Gümrük Beyannamesi

• Bedelsiz İhracat  (2.11)

• Harp. Silah ve Mühimmat

İhracatı (3)

• Afyon ve Haşhaş kellesi ihracatı

• Uyuşturucu Maddelerin İhracatı  (5)

• Uluslar arası Orijin ve Bitki Sağlık Sertifikası

• Hayvansal Ürünlerle İlgili Sağlık Sertifikası

• Gübre İhracatı

• Tohum İhracatı

• Tohum İhracatı

• Su Ürünleri İhracatı

• Yarış atları ihracatı  (6)

• Yem İhracatı

• Zirai Mücadele İlaç ve Aletleri

• Veteriner İlaçları İhracatı

• Doğal Çiçek Soğanları ihracatı

• Damızlık Büyük ve Küçük Baş Hayvan İhracatı

• Av Hayvanları İhracatı (7)

• Tehlikeli Atıkların İhracatı  (8)

• Şeker İhracatı (9)

• Sınır Ticareti Belgesi (10)

• Kayda Bağlı İhracatı

• Konsinye İhracat

• Kredili ihracat (11)

• Takas (Bağlı Muamele)

• Kotaya Tabi Ürünlerin İhracatı

• Halı Ekspertiz Raporu

• Hediyelik Eşya İhracatı

• Lületaşı İhracatı (12)

NTVMSNBC’DE YAYINLANAN KONUSMA

Kotaların kalktığı, vergi oranlarının düştüğü, korumacılık modelinin terk edilmeye başlandığı çağımızda, serbest ticaret politikalarının en önemli göstergelerinden biri olarak, ülkelerin gümrük mevzuatlarındaki liberalleşmeyi ve gümrük uygulamalarındaki basitleştirilmiş işlemleri gösterebiliriz.

Dünya ticaretindeki liberalleşme eksenindeki değişim, gümrük uygulamalarının ülkeler nezdinde artık sadece vergisel boyutta algılanmaması gerekliliğini gündeme getirmiştir.

Gümrükler, gelişmiş dünya ülkelerinde, uluslar arası ticareti düzenleyen bütün ekonomik ve ticari faaliyetler çerçevesinde değerlendirilen ve ticareti engelleyici olmaktan çok, kolaylaştırıcı bir işleve sahiptir. Pek çok ülkede, gümrüklerin varlığı hissedilmeden dış ticaret yapılmakta ama ilgili ülkeler de gerekli yasal takipleri mükellefin işini zorlaştırmadan yapabilmektedirler.

Gümrükler, gelişen dünya ticaretinde, birer engelleyici unsur olmaktan çıkmıştır ve Türkiye’de de çıkmak zorundadır.

TÜRKİYE’DEKİ DURUM

Türkiye’de ise halen gümrüklerdeki bürokratik zorluklarla ve ticareti engelleyici hususlarla karşılaşıyor olmamız, dünya ticaretinden daha fazla pay almak yolunda çaba harcayan Türkiye için bir utançtır diye düşünüyoruz.

Avrupa Birliği’ne girme yolunda olan Türkiye’nin, özellikle 1.1.1996 tarihli Gümrük Birliği sözleşmesinden bugüne kadar gümrüklerle ilgili yapmış olduğu düzenlemeler elbette ki yadsınamaz.

Bugün gümrük işlemlerinin yüzde 98’i elektronik ortamda gerçekleştirilmekte ve yüzde 80’e yakını da gümrük müşavirlerinin bürolarından elektronik veri transferiyle yapılmaktadır. Bu tür gelişmeler sevindirici olmakla birlikte, maalesef istenen ve özlenen seviyede değildir.

Gümrük işlemlerinde yaşanan zorluklara verilebilecek en güzel örnek, gümrüklerin mükelleflerden istediği belgelerin sayısıdır.

Değişik sektörler ve ürün grupları için toplamda 30’a yakın belge istendiğini düşünecek olursak, ortaya çıkan bürokrasiyi daha iyi hayal edebiliriz. Her bir belgenin de değişik bir idareden alındığını ve her belge için de ayrıca bir dizi bürokratik sürecin karşımıza çıktığını hatırlatmak isteriz.

İMAJI İYİLEŞTİRMEK İÇİN BÜROKRASİ

Gümrüklerde ticareti kolaylaştırıcı yeniden yapılanma süreci için, gümrüklerin imajının düzeltilmesi yönünde adımlar atılması da zorunluluk arz etmektedir. Bürokrasinin azaltılması yönündeki çabaların, gümrüklerimiz üzerine çöreklenen kötü imajın değiştirilmesi açısından da faydalı olacağını düşünüyoruz.

Türkiye’de bugüne kadar devlet dairelerine ilişkin oluşan genel imajın sebeplerinin arasında bürokrasinin hantallığının da olduğunu unutmamak gerekir.

Bürokrasinin azaltılması yönündeki çabaların, kimi zaman gündeme geldiği iddia edilen keyfi uygulamaları da ortadan kaldırmada önemli olduğunu inkar edemeyiz.

ORTAK VERİTABANI OLUŞTURULMALI

Gümrüklerimizdeki iş yükünün azaltılması ve bürokrasinin ortadan kaldırılması için, özellikle son günlerde Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)’nin ortaya attığı bir dizi öneriyi yerinde ve anlamlı bulduğumuzu belirtmek isteriz.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin açıkladığı gibi, gümrükler, vergi daireleri ve bankalar arasında ortak bir veri tabanı oluşturulması ve bilgi alışverişinin online olarak sağlanması oldukça önemli bir adım olacaktır.

Oluşturulacak bu türden bir veritabanı ile mükellefin omzundan ciddi bir iş yükü kalkacak ve özellikle ihracatçıların KDV iadesi için gerekli işlemleri daha hızlı gerçekleştirmeleri sağlanmış olacaktır.

TİM’in altını çizdiği bu ortak veritabanı projesinin, ihracatçı birlikleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi diğer kamu kurum ve kuruluşları ile de entegrasyon içinde olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu entegrasyonun, teşvik uygulamalarında, Dahilde İşleme İzin Belgesi taahhütlerinin kapanmasında da önemli faydaları ve kolaylaştırıcı etkisi olacaktır.

MEVZUATTAKİ DÜZENLEMELER SÜRMELİ

Türkiye’nin 1.1.1996 tarihinde Gümrük Birliği’ne girmesi süreciyle birlikte gümrük mevzuatında da köklü ve yerinde bir değişim olmuştur.

Mevzuat yönünden yapılan bu önemli değişim hamlesinin devam ettirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Özellikle 30’lu yıllardan kalma ve gümrüklerimizin üzerine bir kabus gibi çöken 1918 sayılı Kaçakçılık Kanunu’nun yeniden gözden geçirilmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’nin gelişen ve liberalleşen dünya ticareti ortamında kendisine yakıştıramayacağı nitelikteki bu kanunun revizyonu şarttır.

GÜMRÜK MÜŞAVİRLİĞİ YENİLENMELİ

Gümrükleme işlemleri ve gümrüklerimiz konusu gündeme geldiğinde, gümrük müşavirlik mesleğinin sorunlarına da değinmeden geçmek büyük bir eksiklik olur kanısındayız.

Gümrük müşavirlik mesleğinin sorunlarının ciddi biçimde ele alınması ve sektörün yeniden yapılanması kaçınılmazdır. Sektörün bilgi ve imaj eksikliğinin giderilmesi, mesleğin onuru ve geleceği açısından önemlidir diye düşünüyoruz. Gümrük müşavirlerinin arzu ettiği odalaşma faaliyetlerinin hızlanması şarttır.

Türkiye’nin dış ticaretinin gelişmesi açısından gümrüklerimizin modernizasyonu konusunda ciddi kafa yorulması ve konuyla ilgili bütün kesimlerin bir araya gelerek ortak bir platformda sorunların masaya yatırılması gerekliliğinin altını bir kere daha çiziyoruz ve gümrük yazarı Sayın İhap Subaşı’nın o veciz sözünü bir kere daha hatırlatmak istiyoruz: “Gümrükler, bir ülkenin namus kapılarıdır.”

GÜMRÜK KOMÜSYONCULARININ ULUSLARARASI ÖRGÜTLENMESi VE RÜŞVET HAKKINDA GÖRÜŞLERİ

* Gümrük Müfettiş Yardımcısı

IFCBA Sekreteri Carol West’in “Gümrüklerdeki Dürüstlük Sorunları: Arusha Deklerasyonunun Eyleme Dönüşmesi” isimli tebliğinden çevirilmiştir.

Genellikle IFCBA olarak bahsedilen Uluslararası Gümrük Komisyoncuları Dernekleri Federasyonu mesleği altı ülkede, (Avustralya, Kanada, Japonya, Kore, Yeni Zelanda ve Amerika’da) temsil eden derneklerin, Hawai’de Pasifik Havzası Gümrük Komisyoncuları Konferansı’nda buluştukları 1989’da ortaya çıktı. Toplantıda bu dernekler, sektörün gelecekteki sorunlar hakkında strateji oluşturabileceği uluslararası profesyonel bir ‚alışma Ağı kurmaya karar verdiler. Organizasyon, Kasım 1990’da Singapur’da düzenlenen ilk resmi konferans ile resmen kuruldu.

Bu tarihten sonra Arjantin, Filipinler, Bulgaristan, Şili, Fiji, Honduras, Macaristan, Hindistan, Endonezya, ıtalya, Litvanya, Estonya, Malezya, Meksika, Portekiz, ıspanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Moğolistan, Jamaika ve Uruguay IFCBA’ya katıldı.*

Şu anda 26 ülke federasyona üyedir. Ücretle çalışan görevlisi bulunmamakta ve örgüt, tamamiyle üye kuruluşlarının üyelik hizmetleri karşılığındaki gönüllü desteğine dayanmaktadır. Halen IFCBA’nın Sekreterya hizmetini Kanada Gümrük Komisyoncuları Derneği yürütmektedir.

1989’daki mütevazi kuruluşundan sonra IFCBA, gümrük yönetimleri ve ulusal, bölgesel ve uluslararası seviyedeki diğer düzenleyici otoritelerce tanınan bir birlik haline geldi.

IFCBA’nın amaçları, genel olarak belirtilecek olursa, 3 tanedir:

1. Ulasal gümrük komisyoncuları dernekleri arasında uluslararası seviyede işbirliğini teşvik ve kolaylaştırma;

2. Ulusal gümrük komisyoncuları derneklerini etkileyen sorunlar hakkında bilgi ve fikir alışverişine yardımcı olma;

3. IFCBA’

Dış Ticarette Depolama Ve Dağıtım

06 Kasım 2007

DIŞ TİCARETTE DEPOLAMA VE DAĞITIM

Dış ticaret,ülke ekonomileri açısından,maddi getiri yaratma,iş potansiyelini ve buna bağlı olarak istihdam,üretim hacmi,gayri safi milli hasıla gibi iktisadi olguları geliştirici etkiye sahip önemli bir faktördür.Dış Ticaretin gelişmesi,bu kanalla ülke ekonomisine kazandırılan dövizin,yerel paranın değerini arttırmasına ve dönem sonu cari dengenin sağlanmasına etken oluşturmaktadır.

2002 yılının ilk 9 aylık dış ticaret değerlerine baktığımızda,2001 yılında yaşanan ekonomik krize rağmen,gelişmenin olumlu bir çizgi çizdiğini ve ümit verdiği söylenebilir.

İ H R A C A T İ T H A L A T

Aylar 2001 2002 Değişim Oranı(%) 2001 2002 Değişim Oranı(%)

Ocak 2,236 2,553 14,2 4,072 3,337 -18,0

Şubat 2,516 2,366 -6,0 3,594 2,966 -17,5

Mart 2,546 2,727 7,1 3,109 3,495 12,4

Nisan 2,616 2,737 4,6 3,038 4,020 32,3

Mayıs 2,885 2,903 0,6 3,559 4,247 19,3

Haziran 2,562 2,694 5,2 3,299 3,828 16,0

Temmuz 2,484 3,014 21,4 3,437 4,536 32,0

Ağustos 2,579 2,840 10,1 3,502 4,368 24,7

Eylül 2,596 3,121 20,3 3,425 4,207 22,8

TOPLAM 23,020 24,956 8,4 31,034 35,005 12,8

Kaynak: DİE (1)

Tablodan da anlaşıldığı gibi cari açık ilerleyen dönemlerde azalmaktadır.

Makro düzeyde bu denli olumlu etkileri olan dış ticaretin,mikro düzeyde,firma düzeyindeki etkileri özellikle likit kaynak oluşturması açısından azımsanamayacak düzeydedir.

Dış ticaret,ihracat ve ithalat olarak iki kısma ayrılır.İhracat ülke içinde üretilen bir malın,ülke dışına satılması ve buna karşılık ülkeye döviz girişi anlamına gelir.İthalat ise,ülke dışında üretilen bir malın,ülke içerisine getirilip,burada satışa sunulması ve buna karşılık ülke dışına döviz çıkısı anlamına gelir.

Söz konusu malın yurt içine ve dışına nakli hava yolu,deniz yolu veya kara yolu ile gerçekleşir.Taşınan malın mahiyeti,miktarı,kabullenilen nakliye masrafına ve en önemlisi malın gönderileceği ve teslim edileceği ülkelerin coğrafi yapısına göre bu üç nakliye yolundan biri seçilir.Eğer bu iki ülkenin de denize kıyısı varsa,mevcut limanlar ile dağıtım gerçekleşir.Aksi takdirde hava yolu veya kara yolundan biri seçilir.Kara yolu ile dağıtım ile kastedilen sadece TIR kamyonlarla nakliye değil buna ilaveten tren yolu nakliyesi de kastedilmektedir.

Malın nakliyesinden önce ve sonra,hem firmaların kendi depolarında hem de şartlar gerektirdiği taktirde özel veya umumi antrepolarda bu mallar depolanır.Depolama işlemi bugünkü bilinen ismi ile lojistik,kendi çapında ayrı bir sistemdir.Malların düzgün stoklanmasından,bilgisayar sistemine kaydı,malların giriş/çıkışının kontrolü kendi başına büyük bir iştir.Bu nedenle nakliye ve depolama kendi içerisinde birbirinden bağımsız olsa da,bütün olarak incelendiğinde birbirine bağlı ve bütünü oluşturan ana parçalar niteliğindedir.

Sonuçta genel olarak baktığımızda dış ticaretin ve dış ticarette etken rol oynayan dağıtım ve depolamanın ne kadar önemli olduğu,hem ülke ekonomisi,hem firma geleceği ve tüm bunlara bağlı olarak kişilerin hayat standardı açısından anlaşılmaktadır.

İlerleyen kısımlarda,böylesine etkin bir role sahip olan dış ticaretin ise çekirdek düzey olan firmalar arasında nasıl başladığı ve ilerlediği ve konumuz olan dağıtım ve depolama kısmı ağırlıklı olmak üzere incelenecektir.

A)DIŞ TİCARETTE DAĞITIM ŞEKİLLERİ:

Dış ticaret işlemleri esnasında alıcı (ithalatçı) ile satıcı (ihracatçı) arasında düzenlenen satış sözleşmesinde satılan malın alıcıya hangi suretle teslim edileceği kayda bağlanmalıdır.Uygulamada karşılaşılan pek çok anlaşmazlıktan birisi de satılan malın teslimat şeklinin sözleşmede açıklıkla belirtilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.Çünkü malın teslimatı denildiğinde tarafların aklına çok farklı hususlar gelebilmektedir.Dış ticaret işlemlerinde malın teslimatı dendiğinde tarafların aklına çok farklı hususlar anlaşılabilmektedir.Bu nedenle eksiksiz bir satış sözleşmesi bu gibi hususlara da açıklık getirmek zorundadır.

Dış ticaret işlemlerinde taraflar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek ve malın teslimatı sırasında yapılacak harcamaların ve ortaya çıkabilecek hasar ve rizikoların kime ait olacağını tespit etmek maksadıyla Uluslar arası Ticaret Odası kısa adı INCOTERMS olan Ticari Terimlerin Yorumlanması için Uluslar arası Kurallar (The International Rules for the Interpretation of Trade Terms) adlı bülteni yayımlamıştır.Taraflar arasında aktedilecek olan satış sözleşmesinde bu yayında kullanılan uluslar arası ticari terimlerle teslimat işlemlerinin nasıl gerçekleştirileceğinin belirtilmesi sorunları asgari düzeye indirecektir.

İhracatçı ve ithalatçı firmalar,malın yurt dışındaki alıcıya teslim edilmesi ifadesini öncelikle şu sorular ışığında cevaplandırmalı ve daha sonra uluslar arası terimlerden kendi şartlarına uygun olanını satış sözleşmesine kaydetmelidir.

1) Satılan mal alıcıya nerede teslim edilecektir?

2) Taşıma giderleri kime ait olacaktır?

3) Taşıma sırasında ortaya çıkabilecek herhangi bir zararı kim tazmin edecektir?

4) Sigorta giderleri kime ait olacaktır?

5) Gerek ihracat ve gerek ithalat işlemleriyle kim ilgilenecek ve bu işlemlerden doğacak masrafı kim karşılayacaktır?

Her ihracat ve ithalat işleminde taraflar yukarıdaki sorulara açıklık getirmek zorundadır.Şartlar tespit edildikten sonra INCOTERMS ’den kendilerine uygun olanını seçerek satış sözleşmesine yazmak,en doğru davranış olacaktır,zira ortaya çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlık halinde uluslar arası kabul görmüş,standart terimler tarafların haklarını aramalarında daha gerçekçi ve adil bir yol izlenmesini mümkün kılabilecektir.

BELLİ BAŞLI DAĞITIM ŞEKİLLERİ:

A) EX WORKS (TİCARİ İŞLETMEDE TESLİM):

İhracatçının Sorumlukları:

1) İhracatçı,belirlenen bir tarihte malları kendi işletmesinde alıcıya verilmek üzere hazır eder ve alıcıya burada teslim eder.

2) Bütün masraflar alıcıya ait olmak üzere,alıcı isterse,kendi ülkesindeki bir taşıma şirketi ile anlaşarak ithalatçıya yardımcı olur.

3) İthalatçının kendi ülkesindeki mevzuata yabancı olmasını göz önünde bulundurarak gerekli gümrük işlemlerinde de ithalatçıya yardımcı olması adettendir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen tarihte ihracatçının işletmesinden malları teslim alıp mal bedelini öder.

2) İhracat ve ithalat için gerekli bütün belgeleri düzenleyip bunlardan doğacak olan masrafları karşılar.

3) Gerek ihracat ve gerekse ithalat için ödenen bütün vergi,resim ve harçları öder.

4) Taşıma,sigorta gibi masraflar kendisine ait olup, yolda malın başına gelebilecek herhangi bir hasardan dolayı ihracatçıyı sorumlu tutamaz.

B) FCR (FREE CARRIER – BELİRLENEN YERDE TAŞIYICIYA TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) İhracatçı,malların gümrük işlemlerini tamamlar ve bundan doğacak masrafları karşılar.

2) Belirlenen yerde malları taşıyıcıya teslim eder.Bu yere gelene kadar ortaya çıkan tüm masraf,hasar ve riziko ihracatçıya aittir.

3) İthalatçının talep etmesi halinde,belirlenen yerden sonraki nakliye işlemleri için,masraflar alıcıya ait olmak üzere taşıma sözleşmesi yapılabilir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen yer ve zamanda malları ihracatçıdan teslim alır ve bu andan sonra doğacak tüm masrafları karşılar.

2) Malların kendi ülkesine girişi sırasındaki bütün ithalat işlemlerini yürütür ve gümrük vergilerini öder.

C) CPT (CARRIAGE PAID TO NAMED PLACE OF DESTINATION – VARIŞ YERİNE KADAR NAVLUN ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen yer ve zamanda malların ithalatçının elinde olmasını temin edecek şekilde malları hazır edip masrafları kendine ait olmak üzere bir taşıma şirketi ile anlaşır.

2) İhracat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak masrafları karşılar.

3) İthalatçıya gerekli işlemlerin yapıldığını ve muhtemel varış tarihini bildirir.

4) Malların taşıma giderleri ödendikten ve ilk sevkiyat yapıldıktan sonra ortaya çıkabilecek hasar ve rizikolardan sorumlu değildir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Malların ithalat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.

2) İhracatçının malları taşıma acentesine teslim etmesinden sonra ortaya çıkabilecek navlun dışındaki masraf ve riskleri karşılar.

3) Malların taşınması sırasında herhangi bir üçüncü ülkeden transit geçiş söz konusu işe bu işlemlerden doğacak gümrük masraflarını karşılar.

4) Şayet ihracatçının ödediği navlun ücretine malların varış yerindeki boşaltma masrafları dahil değil ise bunları da kendisi karşılamakla mükelleftir.

D) CIP (CARRIAGE AND INSURANCE PAID TO NAMED PLACE OF DESTINATION – VARIŞ YERİNE KADAR NAVLUN VE SİGORTA PRİİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen yer ve zamanda malların ithalatçının elinde olmasını temin etmek amacıyla gerekli ihracat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak masrafları karşılar.

2) Varış yerine malların ulaşabilmesi için gerekli olan taşıma işlemlerini gerçekleştirip navlun ücretini öder.

3) Malların güvenli taşınabilmesi için gerekli olan sigorta işlemlerini yapar ve sigorta primini öder.

4) Malların muhtemel varış tarihini ithalatçıya bildirir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Malların ithalat işlemlerini gerçekleştirir ve bundan doğacak olan tüm masrafları karşılar.

2) Şayet ihracatçının ödediği navlun ücretine masrafları dahil değil ise,boşaltma masraflarını ödeyerek malları teslim alır.

E) DDU (DELIVERED DUTY UNPAID – BELİRLENEN VARIŞ YERİNDE GÜMRÜK VERİGİSİ ÖDENMEMİŞ OLARAK TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Malların belirlenen varış yerinde tespit edilen tarihte hazır olabilmesi için gerekli olan ihracat işlemlerini yerine getirir ve bundan doğacak masrafları karşılar.

2) Belirlenen yere malların zamanında ulaşabilmesi için bir taşıma acentesi ile anlaşır ve navlun ücretini öder.

3) Varış yerine kadar ortaya çıkabilecek olan tüm riskleri kabul etmiş sayılır.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Malları belirlenen varış yerinde teslim alabilmek için gerekli olan ithalat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.

2) Malı kendi ülkesindeki belirlenen yerde teslim aldıktan sonraki bütün riskleri üstlenir.

F) DDP (DELIVERED DUTY PAID – BELİRLENEN VARIŞ YERİNDE GÜMRÜK VERGİSİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen varış yerinde malların zamanında ithalatçıya teslim edilebilmesi için gerekli olan ihracat ve ithalat işlemlerini yerine getirir ve bu işlemlerden doğacak olan bütün masrafları karşılar.

2) Malların belirlenen varış yerine kadar taşınması için gerekli olan taşıma sözleşmesini yapar ve navlunu öder.

3) İthalatçının ülkesindeki varış yerine kadar olan bütün riskleri ve masrafları üzerine aldığını kabul eder.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) İthalatçı,bu teslim şekline göre adeta kendi ülkesindeki bir satıcıdan mal satın alır gibidir.Bu nedenle tek sorumluluğu malın bedelini ihracatçıya ödemek ve belirlenen yerde malı teslim almaktır.

G) DAF (DELIVERED AT FRONTIER – SINIRDA TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen gümrük sınır kapısında malların tespit edilen zamanda alıcıya teslim edilebilmesi için gerekli olan ihracat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.

2) Malların belirlenen sınırda teslim edilmesi aşamasına kadar olan taşıma ücretini öder.Bu andaki karşılaşılabilecek olan bütün zarar,ziyan ve riskleri üstlenir.Bu nedenle söz konusu yere kadar olan sigorta işlemleri ve masrafları da satıcıya aittir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Malları sözleşmede belirtilen sınırda teslim alarak,gerekli ithalat işlemlerini gerçekleştirir ve bunlardan doğacak masrafları karşılar.

2) Malların teslim alınmasından sonraki taşıma,sigorta benzeri masrafları karşılar, riskleri üstlenir.

H) FAS (FREE ALONGSIDE SHIP – GEMI YANINDA TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Malları sözleşmede belirtilen tarihte hazır ederek tespit edilen geminin yanına getirir.

2) Malların gemi yanına gelene kadar tabi olduğu taşıma giderlerini karşılar.

3) İhracat işlemlerinin gerçekleştirilmesinde ithalatçıya yardımcı olur.Zira ihracat işlemleri ve işlemlerden doğacak masraflar bu satış şekline göre ithalatçıya aittir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) İhracat ve ithalat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğan tüm masrafları karşılar.

2) Belli bir taşıma acentesi ile anlaşarak,navlunu ödenmiş olarak belirlenen yerde gemiyi hazır eder ve geminin yükleme yapacağı tarihi ve limanı ihracatçıya bildirir.

3) Malların geminin yanına gelmesini müteakip ortaya çıkacak tüm masraf,risk ve hasardan sorumludur.

I) FOB (FREE ON BOARD – GEMİ KÜPEŞTESİNDE TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen yerde,tespit edilen geminin küpeştesinde malların teslimatının gerçekleştirilmesini temin maksadıyla ihracat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.

2) Malın belirlenen tarihte,istenen gemiye yüklenmesi işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.Malın yüklendiğini ithalatçıya bildirir ve belgeleri yollar.

3) Malın gemiye yüklenmesine kadar olan bütün taşıma,sigorta benzeri masrafları üstlenir.Malların küpeşteye yüklenmesinden sonraki benzeri masraflar ve riskler alıcıya aittir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Taşıma acentesi ile anlaşarak,navlunu öder ve belirlenen tarihte geminin yükleme yapılacak limanda olmasını temin eder.

2) İthalat işlemlerini gerçekleştirir ve bu masraflardan doğacak olan masrafları karşılar.

3) Malların gemi küpeştesine yüklenmesini müteakip ortaya çıkacak bütün masraf ve riskleri üstlenir.

J) DES (DELIVERED EX SHIP – GEMİDE TESLİM):

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Malları belirlenen tarihte ve yerde hazır bulundurabilmek için ihracat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.

2) Tespit edilen limanda malların alıcıya teslim edilebilmesi için bir taşıma acentesi ile anlaşarak navlunu öder ve malları gemiye yükler.Muhtemel varış tarihini alıcıya bildirir ve belgeleri yollar.Bu taşıma esnasında ortaya çıkabilecek tüm masraflar,riskler alıcıya aittir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Satış sözleşmesinde belirtilen tarih ve limanda gemi bordasında teslim eder.Bu andan itibaren bütün boşaltma,taşıma vb. masraflar ve riskleri üstlenir.

2) Gerekli ithalat işlemlerini gerçekleştirerek bu işlemlerden doğan masrafları karşılar.

K) DEQ (DELIVERED EX QUAY DUTY PAID – GÜMRÜK VERGİSİ ÖDENMİŞ OLARAK RIHTIMDA TESLİM)

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen yerde ve tarihte malları alıcıya teslim etmek amacıyla ihracat ve ithalat işlemlerinin her ikisini de gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.

2) Tespit edilen rıhtımda malların teslim edilmesi amacıyla bir taşıma acentesi ile anlaşarak,navlunu ve sigortası ödenmiş olan malın sevkiyatını gerçekleştirir.

3) Varış limanına mal geldiğinde,gümrük işlemlerinide gerçekleştirerek,ithalatçının ülkesinde malı serbest halde alıcıya teslim eder.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Satıcının yabancılık çekmesini önlemek amacıyla,istek üzerine ve adet olarak masrafları ihracatçıya ait olmak üzere ithalat işlemlerinde yardımcı olur.

2) Satıcıdan malı belirlenen rıhtımda teslim aldıktan sonraki bütün masrafları üstlenir.İthalatçı için bu tür bir satış şekli kendi ülkesindeki herhangi bir satıcıdan mal almaya benzediği için çok fazla riski ve masrafı yoktur.

L) CFR (COST AND FREIGHT – VARIS LİMANINA KADAR NAVLUN ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM)

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Satış sözleşmesinde belirlenen limanda malları hazır ederek ihracat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğan masrafları karşılar.

2) Taşıma şirketi ile anlaşma yaparak malların varış limanına kadar olan navlun giderini öder.

3) Mallar gemiye yüklendikten sonraki masraflar,sigorta da dahil olmak üzere ithalatçıya aittir.

4) Malların gemiye yüklenmesi sırasındaki masrafları üstlenir.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Malların kendi ülkesindeki varış limanına gelmesi süreci içindeki navlun dışındaki masrafları ve sigorta bedelini üstlenir.

2) Varış limanındaki boşaltma masraflarını öder.

3) İthalat işlemlerini gerçekleştirerek bu işlemlerden doğacak tüm masrafları karşılar.

M) CIF (COST,INSURANCE AND FREIGHT – VARIŞ LİMANINA KADAR NAVLUN VE SİGORTA BEDELİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM)

İhracatçının Sorumlulukları:

1) Belirlenen tarihte malların alıcının eline geçmesi amacıyla bir taşıma şirketi ile anlaşarak navlunu ve sigorta primi ödenmiş olarak malı gemiye yükler.Yüklemeden doğacak masrafları karşılamakla da mükelleftir.

2) İhracat işlemlerini gerçekleştirir ve bu işlemlerden doğacak olan masrafları karşılar.

İthalatçının Sorumlulukları:

1) Kendi ülkesindeki belirlenen limanda malları teslim alır.Boşaltma masraflarını karşılar.

2) İthalat işlemlerini gerçekleştirerek gerekli masrafları öder.

3) Malların gemi küpeştesini geçmesini müteakip navlun ve sigorta primi dışında kalan bütün masraf ve riskleri üstlenir.

4) Bu satış şeklindeki sigorta denizcilikte kullanılan en dar kapsamlı sigorta olduğu için, alıcı istersen masrafları kendine ait olmak üzere daha geniş kapsamlı bir sigorta yapabilir ve ek primleri öder.

Bu kısma kadar anlatılan tüm teslim şekilleri INCOTERMS tarafından öngörülen ve dünya çapında geçerliliği olan denizyolu ve karayolu taşımacılığı için geçerli teslim şekilleridir.Her birinin farklı özellikleri ve ayrıcalıkları bulunmaktadır.

B) DIŞ TİCARETTE DEPOLAMA

Ülkemizin 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren gümrük birliğine girmiş olması süreciyle birlikte artık ithalat ve ihracatçılarımız bir mevzuat gündeme gelmiş olup bu tarihten itibaren yapacaklarımız için yeni bir mevzuat gündeme gelmiş olup bu tarihten itibaren yapacakları ithalat ve ihracat işlemlerinin söz konusu mevzuat kapsamında hangi gümrük rejimine tabi olduğunu iyi tetkik etmeleri gerekmektedir.

Avrupa Birliği Gümrük Mevzuatı,gümrük birliğine üye ülkeleri gümrük politikaları açısından tek bir ülke veya tek bir gümrük bölgesi olarak düşünmektedir.

Buna göre,Türkiye de artık gümrük birliğine dahil olmuş bir ülke olarak gümrük sınırları itibari ile diğer üye ülkelerle aynı statüye sahip olmuş olup yeni bir kavram gündeme gelmiştir: Üçüncü ülke kavramı.Topluluk üyesi olmayan bir ülkeyi ifade eden üçüncü ülke kavramı,yeni ortaya çıkan rejimlerin anlaşılması için oldukça önemli olup gözden uzak tutulmasında fayda vardır.

GÜMRÜK REJİMLERİ

Gümrük birliği mevzuatı çerçevesinde gümrük rejimlerine bakıldığında karşımıza şu rejim türleri çıkmaktadır:

1) Serbest Dolaşıma Giriş Rejimi

2) Antrepo (Depolama) Rejimi

3) Dahilde İşleme

4) Gümrük Kontrolü Altında İşleme Rejimi

5) Geçici İthalat

6) Hariçte İşleme Rejimi

7) Transit Ticaret Rejimi

8) Kesin İhracat

Bu gümrük rejimlerinden antrepo rejimi,dahilde işleme rejimi,gümrük kontrolü altında işleme rejimi,hariçte işleme rejimi ile geçici ithalat ekonomik etkili gümrük rejimleri ismiyle ortak bir adlandırmaya da tabi tutulmaktadır.Söz konusu olan bu rejimler kapsamında gerçekleştirilecek olan işlemler için öncelikle ilgili mercilerden izin alınması gerekmektedir.Her rejim için söz konusu olan izin,farklı prosedürleri gerektirdiği gibi değişik izin formlarının doldurulması da zorunlu kılmaktadır.

Biz konumuz olan ve bu rejimlerden en önemlisi olan antrepo (depolama) rejimini ele alacağız.

ANTREPO REJİMİ

Antrepo kelimesi bilindiği gibi,malların gümrük sınırları dahilinde muhafazası amacıyla konulduğu yerleri ifade etmekte olup bir tür depo işlevi gören açık veya kapalı mahallerdir.Avrupa Birliği Gümrük Kanunu’na göre ise her topluluk üyesi ülkenin gümrük idarecilerince uygun görülen koşullarda ve yerlerde açılan,gümrük denetim ve gözetimi altında bulunan yerlere gümrük antreposu adı verilmektedir.Ancak aynı kanuna göre bir yerin gümrük antreposu sayılabilmesi için bir diğer önemli şart da söz konusu yerin antrepo rejimi kapsamında işlem görülen bir yer olması gerekliliğidir.

Antrepo rejimi adı altında bir rejim türünün belirlenmiş olmasının en büyük sebebi gümrük antreposu statüsündeki bir yerin Avrupa Birliği Gümrük Kanunu çerçevesinde görmüş olduğu önemli işlev ile açıklanabilir.Bu işlevi şu şekilde belirleyebiliriz:

Antrepolar,ithalatçı konumundaki işletmelerin ithalat vergisini geciktirmelerine imkan tanıyan bir işleve sahiptir.Antrepo rejimi dahilinde ithalatı gerçekleştirilen malların ithalatçıya tanıdığı en büyük avantaj budur.

Bu rejimi ve olayın işleyişini ise şu şekilde açıklamak mümkündür:

İthalatçı konumundaki bir firma,üçüncü ülke menşeli bir malın topluluk dışı bir ülkeden ithali esnasında malın tamamını ülkesine sokarak bütün ithalat vergilerini ödemek istemiyorsa,malları bir gümrük antreposuna yerleştirmek suretiyle ithalat vergisini ödemez.Sadece malların bulunduğu zaman için antrepoya ardiye masrafı öder.Malları yurt içinde müşteri bulup sattıkça parti parti antrepodan çeker ve ithalat vergisini her parti mal için öder.Diğer bir ifade ile ithalatçı,bu rejim sayesinde üçüncü bir ülkeden satın aldığı malları fiili olarak ithal etmesine karşın,resmi olarak ithal etmemiş kabul edilmektedir.Bu da ona ithalat vergisi,resim ve harç gibi benzeri masrafları erteleme imkanı tanımaktadır.

Avrupa Birliği Gümrük Kanununa göre antrepolar iki türlü olabilmektedir:

1) Genel Antrepolar

2) Özel Antrepolar

Genel Antrepolar, herkes tarafından kullanılabilen,değişik ithalatçı veya ihracatçıların mallarının depolanmasına imkan tanıyan yerlerdir.Genel antrepoların sahibi devlet olabileceği gibi,özel kişilerinde antrepo açmaları mümkündür.

Özel Antrepolar ise tek bir şahsın veya tek bir firmanın sadece kendi mallarını depolamak amacıyla açtığı kendine ait özel depoları ifade etmektedir.Diğer bir deyişle sadece antrepo işleticisi tarafından eşya konulmasına imkan tanıyan antrepolardır.

Gümrük kontrolleri açısından antrepolarda asıl önemli olan husus,stok kontrollerinin sağlıklı ve doğru tutulmasıdır.Gümrüklerin asıl takip ettikleri ve dikkat ettikleri nokta depolanan malların miktarlarıdır.Bu nedenle antrepolar işleticisinin ve depo sorumlusunun yetkileri açısından bakıldığında altı tip olarak karşımıza çıkmaktadır.

1) A TİPİ ANTREPOLAR:

Bu tip antrepolarda stok kontrollerinin tutulması ve gümrüğe karşı olan sorumluluklar açısından yetki depo sorumlusuna verilmiştir.

2) B TİPİ ANTREPOLAR:

Malı depoya koyan kişinin sorumluluğunun söz konusu olduğu antrepolardır.Mallar emanet veren kişi tarafından depolama amaçlı bir beyanname sunularak gümrüklü antrepo işlemine tabi tutulur ve sorumluluğu da böylece mal sahibi veya malı emanet eden kişi üstlenmiş olur.

3) C TİPİ ANTREPOLAR:

A tipi antrepolarla oldukça benzer olan bu tip antrepolarda sorumluluk depolayan kişiye aittir.Ancak C tipi antrepolar uygulamada daha çok depocu ile mal sahibinin aynı kişiler olması halinde geçerli olan bir antrepo türünü ifade eder niteliktedir.

4) D TİPİ ANTREPOLAR:

Bu tip antrepolar daha çok malların çekilmesi sırasındaki formaliteleri azaltmak amacıyla açılır.Maların her çekimi esnasında gümrüğe bildirmek dahi gerekmemekte olup sadece aylık beyannameler ile gümrüğe bilgi verilmesinin yeterli olduğu ve sorumluluğun depolayan ile mal sahibinde bulunduğu bir antrepo türüdür.

5) E TİPİ ANTREPOLAR:

Bir tür özel antrepo olan E tipi antrepolarda mallar gümrüğe çekimi esnasında bildirilmeden çekilir ve sadece belli periyotlarla gümrüğe rapor edilir.Bir tür geçici depolama niteliğinde karşımıza çıkmaktadır.

6) F TİPİ ANTREPOLAR:

Bu antrepolar,gümrük kontrolü altında işletilen yerlerdir.Buraya konulan mallar için stok kontrolü yapılmasına resmen gerek yoktur.Buralar oldukça nadir kullanılan yerlerdir.Uygulamada çoğunlulukla gümrükçe el konulan mallar için kullanıldığı gözlenmektedir.

İthalatçının ithalat vergisini ertelemesini veya yurt dışından satın aldığı malı iç piyasada pazarladıkça parti parti ithal etmesini mümkün kılan antrepo rejimi hükümleri çerçevesinde dış ticarete konu olan malların antrepolarda bulunma süresi de sınırsızdır.İthalatçılar istedikleri süre dahilinde mallarını buralarda tutabilecekleri gibi,istedikleri zaman da istedikleri miktarda malı serbest dolaşıma sokabilirler.

Sıralana bütün bu faydalarından dolayı özellikle ithalatçılarımız kendilerine mahsus antrepo açmak veya genel antrepolara mal koymak isteyebilirler.Ancak gümrük idareleri,antrepoların belirli özelliklerde olmasına dikkat edeceği için bu hususun göz önünde bulundurulması şarttır.Buna göre açılacak bir antreponun şu özellikler taşıması gerekmektedir:

1) İçine konulacak eşyanın iyi biçimde korunmasına elverişli bir yer olması.

2) Teknik özelliklere sahip olması

3) Giriş çıkışlarının emniyetli,güvenli ve kapalı olması

4) Eşyanın giriş çıkış esnasında kontrolerinin yapılası için gerekli gözetleme işleminin kolaylıkla yapılabilmesine imkan tanıması.

Antrepoların bu tür fiziki özellikleri taşımasının yanında,işleticilerin izin başvurusuyla birlikte şu bilgileri de ilgili gümrük idarelerine vermeleri gerekmektedir:

1) Başvuruda bulunan kişinin adı,adresi

2) Açılması istenen antrepo tipinin ne olduğu

3) Antrepoya konulacak eşyanın gümrüğe hangi yolla ibraz edileceği

4) Antrepo açılma sebebi

5) Stok kayıtlarının tutulma şekli

6) Stok kayıtlarının saklanacağı yer

7) Malların antrepolarda tahmini kalış sürelerinin ne olacağı

8) Antrepo için uygun görülen binanın özellikleri

9) Elleçleme işlemi yapılıp yapılamayacağı

10) Geçici çıkarma işlemi yapılıp yapılamayacağı

11) Antrepoda bulunan eşyanın hangi gümrük rejimiyle bağlantılı olarak işlem görüp görmeyeceği

Dış ticarette firmalar için maliyetleri etkileyici birer pazarlama stratejisi olarak değerlendirebileceğimiz dağıtım ve depolama konuları inceledik.

Türkiye’nin kendi sektöründe öncü firmalarından olan DURA NAKLİYAT LTD.ŞTİ., 1988 yılında temelleri atılan ve karayolu taşımacılığın temel taşlarını atan öncü kuruluşlarının biridir.

DURA NAKLİYAT LTD.ŞTİ.,yeni teknolojilerin takibi ve yeniliklere açık bir şirket olarak araştırma geliştirme çalışmalarına öncelik vermesi ile Rusya ve BDT ülkelerine ithalat ve ihracat gerçekleştirerek ülke ekonomisine döviz girdisi sağlamakta, Türkiye’nin adını yurtdışında başarı ile taşımaktadır.

DURA NAKLİYAT LTD.ŞTİ.’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği birçok başarıdan biride 1999 yılında Rusya-Türkiye arasında gerçekleştirilen toplam ihracatın %25 ini tek başına gerçekleştirmiş olmasıdır.

DURA NAKLİYAT LTD.ŞTİ. yönetim kurulu başkanı ve Uluslar arası Nakliyatçılar Derneği (UND) yönetim kurulu üyesi olan Sayın Dursun Kaplan ile konumuz ile ilgili olarak yaptığımız görüşmede bize şunları söyledi:

“Türkiye,özellikle son 15 senedir kendini tanımaya başlayan,öz varlıklarını,iş gücünün farkına varan ve gelişmekte olan bir ülkedir.Gün geçtikçe iç pazar mevcut,gelişmişliği tamamlamış büyük firmalarca hakimiyet altına alınmış ve yeni yatırımcılar için yeterli pay kalmamıştır.

Kendini yönetim,pazarlama gibi önemli konular her zaman geliştiren firmalar sadece Türkiye pazarı ile yetinmeyip,tüm dünyayı kendi pazarları olarak görmeye başlamıştır.Tabi bu da Türkiye’ye başta döviz girişi ve yeni istihdam yaratmak açısından büyük faydalar sağlamıştır.Örneğin,tekstil ve tarım sektöründe Türkiye’nin sahip olduğu öncülük özelliği,Türkiye’yi ve firmaları adım adım geliştirmiş ve bir dünya devleti haline getirmiş ve dünya çapında firmalar yaratmıştır.Bunun gibi birçok alanda da henüz keşfedilmemiş veya yatırım yapılamamış alan bulunmaktadır. Bu konulara yatırımcıların el atması hem kendileri için hem de Türkiye için çok büyük faydalar sağlayacaktır.Ülke yönetimine bu konuda düşen en büyük vazife,bu yatırımcılara gerekli desteği ve teşviği sunmasıdır.”

DURA NAKLİYAT LTD.ŞTİ.,olarak kendilerinin de kendi sektörlerine yönelik yeni yatırımlar yaptıklarını veya müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı amaç edindiklerini dile getiren Sayın KAPLAN,her geçen gün sahip oldukları TIR kamyonlarını güncellediklerini,bunun yanında müşterilerine ihracat ve ithalat konuların danışmanlık yaptıklarını,anlaşmalı oldukları genel ve özel antrepolarla ithalatçılarına yeni imkanlar sunduklarını dile getirdi.Geleceğe yönelik düşündükleri birçok yatırımlarının olduğunu da dile getiren Sayın KAPLAN,özellikle Avrupa ve Türki Cumhuriyetlerine yönelik yatırımlarını arttıracaklarını dile getirdi.

Dış ticarette dağıtım ve depolama,dünyaya açılan tüm Türk firmaları için gün geçtikçe çok daha önem kazanan hem Pazar yaratmak hem sunduğu avantajlar sayesinde mevcut pazarlarda tutunması açısından önemli konulardır.Öyle ki,firmalar artık dış ticarete yönelik oluşturdukları departmanlarla yeni pazarlara açılmayı çok daha profesyonel olarak sürdürmektedir.

KAYNAKÇA

1)Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE),Dış ticarette dokuz aylık bilanço,Ankara,2002.

2)DÖLEK.A.,Mevzuat Işığında Dış Ticaret İşlemleri ve Piyasa Uygulamaları,İstanbul,1999.

3)ÇINAR.H.,Örneklerle Yatırım ve İhracat Teşvikleri,İstanbul,2000.

4)HOROZ LOJİSTİK A.Ş.,İnternet sitesi

5)SOLMAZ LOJİSTİK A.Ş.,İnternet sitesi

Dış Ticaret

06 Kasım 2007

1) Giriş

1.1. Tanım

1.2. Kapsam

2) Dış Ticaret Üzerine Konulan Vergilerin Amaçları

3) Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Ekonomik Etkileri

3.1. Koruma Etkisi

3.2. Tüketici Etkisi

3.3. Gelir Etkisi

3.4. Yeniden Dağıtım

4) Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Fiyatlara ve Nihai Tüketiciye Yansıması ve Sermaye Kararlarına Etkisi

4.1. İthalat Üzerinden Alınan Vergiler

4.2. İhracat Üzerinden Alınan Vergiler

5) Gelişmiş Ülkelerde Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Yeri ve Önemi

6) Az Gelişmiş Ülkelerde Dış Ticaret Üzerinden Alınan Vergilerin Yeri ve Önemi

7) Sonuç

8) Kaynakça

2. GİRİŞ

Ülkeler çeşitli amaçlara ulaşmak için birbirinden farklı olarak dış ticaret üzerinden vergi almaktadır. Ülkemizde de dış ticaretten alınan vergiler milli gelir bünyesinde yer alan önemli kalemdir.

2.1. Staj Yeri

MAKO Elektrik San. A.Ş. (KOÇ GRUBU)

2.2. Staj Süresi

7 Temmuz 2003 – 18 Temmuz 2003

8 Eylül 2003 – 19 Eylül 2003

2.3. Staj Konusu

Dış ticaret üzerine konulan vergilerin amaçları, etkileri, yeri ve önemi

2.4. Stajın Amacı ve Önemi

Staj, öğrencilere görmüş oldukları bilgileri uygulamaya yani uygulamalı araştırma yapmaya sevkeder. Akıldaki soruların fiilen çözümünü gerçekleştirmeyi amaçlar. Ayrıca öğrenciyi iş hayatı hakkında bilgilendirir. Seçeceği iş kolu ile ilgili ön bilgi verir ve onu yönlendirir.

3. ARAŞTIRMA PROBLEMİNİN TANIMLANMASI

Az gelişmiş ülkelerde dış ticaret üzerinden alınan vergiler devlet bütçesi için önemli bir gelir kaynağıdır. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi arttıkça dış ticaret üzerinden alınan vergilerin gelir kaynağı olarak önemi azalmaktadır. Ancak ekonomiye müdahale ederek ödemeler dengesinin bozulmaması, yerli üretimi korumak ve teşvik etmek, dış rekabete karşı korumak ve uluslararası ticareti kendi ekonomik kalkınmaları yararına bir araç olarak kullanabilmek gibi nedenlerle dış ticaret üzerinden alınan vergiler ayrı bir önem kazanmaktadır.

3.1. Önemlilik

Gelişmiş ülkeler ve özellikle az gelişmiş ülkeler ekonomik hedeflere ulaşmak için dış ticaret üzerinden alınan vergilerden (ithalat üzerinden alınan vergiler) önemli bir gelir kaynağı elde etmektedir.

Ayrıca bütçe açıklarının finansmanı açısından da önem arz eder.

3.2. Yenilik

Konuyla ilgili olarak bakanlık (Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası, DTM) bünyesinde çalışmalar yapılmıştır. Araştırmaya değer bir konu olarak görülmüş. Bu yüzdendir ki tez ve makalelere konu olmuştur. Kısacası, konu yeni değildir.

3.3. Sınırlılıklar

Yapılacak araştırmada, sadece Türkiye kapsamında dış ticaret üzerine konulan vergilerin amaçları, yeri ve önemi incelenecektir.

3.4. Varsayımlar (Sayıltılar)

Bu araştırmada aşağıdaki varsayımdan hareket edilecektir.

- Araştırmada sorunlara her ne kadar özüm önerileri sunulmaya çalışılsa da Türkiye’deki ekonomik koşulların olabildiğince enflasyondan arındığı varsayılmaktadır.

3.5. Tanımlar ve Kısaltmalar

- DTM: Dış Ticaret Müsteşarlığı

4. STAJ YÖNTEMİ

4.1. Araştırma Modeli

Araştırma, deneme modelindedir. Vergilerin dış ticaret üzerine etkileri araştırıldığından dolayı bu iki konu arasındaki nedensellik bağı incelenmektedir.

4.2. Evren ve Örneklem

Araştırma, dış ticaret üzerine konulan vergilerin amaçları, etkileri, yeri ve önemini ele almaktadır. Araştırma evresi dış ticaret kavramı dış ticaret üzerine konulan vergiler ise araştırmamızdaki örneklemimizdir.

4.3. Verilerin Toplanması

Araştırmada, kullanılacak veriler için gazeteler, internet veri tabanları, makaleler, Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi kurumların web sayfalarından yararlanılacaktır.

4.4. Verilerin Çözümlenmesi

Elde edilecek veriler birleştirilerek araştırmacının da katkılarıyla yeniden düzenlenecektir.

5. KAYNAKÇA

1) KARASAR, Niyazi, Bilimsel Araştırma Yöntemi

2) KARLUK, Rıdvan, Uluslararası İktisat

3) SEYİTOĞLU, Halil, Uluslararası Ekonomi

4) www.dpt.gov.tr

5) www.maliye.gov.tr

6) www.dtm.gov.tr

Dış Ticaret

06 Kasım 2007

Ticareti, üretilen mal ve hizmetlerin belirli bir ücret karşılığı son kullanıcılara ulaştırılmasını sağlayan alım-satım faaliyetlerinin tümü olarak tanımlayabiliriz. Bu alım-satım işlemleri devamlı olarak tekrarlanmakta, işlemlerin içine birçok firma ve kuruluşun hizmetleri katılmakta ve bu işlemler karşılığında çeşitli ödemeler yapılmaktadır. Ticaret genel olarak,iç ve dış ticaret olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki yönteminde aynı olmasına karşın, dış ticareti iç ticaretten ayıran bazı durumlar vardır.

Dış Ticaret, malların ve sermayenin ulusal sınırların dışına akışıyla ilgilidir. ihracat ve ithalat olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. İhracat, üretimi gerçekleştirilen bir malın o ülkenin mevzuatına uygun bir şekilde başka bir ülkeye gönderilip, bedelinin yurda getirilmesidir. İthalat ise, bir malın bedelinin ödenerek yurda getirilmesidir. İhracatta para akışı içeri, mal akışı dışarı doğrudur.

Küreselleşme süreci ile birlikte dünyada ihracat sürecinde kullanılan belgeler, tanımlar ve uygulamalar standartlaştırılmaktadır. Türkiye de Gümrük Birliği Anlaşmasıyla birlikte bu standartlaştırma sürecinin içinde yer alarak, standartlara uymak için kanun ve yönetmeliklerinde değişiklikler yapmıştır.

Bu proje kapsamında, Dış ticaretin tanımı ve dış ticaret ile ilgili kavramlar, dış ticaretle ilgili bilgilerin kaynakları ve dış ticareti teşvik eden kuruluşlar hakkında bilgi verilmiş, ihracatta teslim şekilleri, ödeme araçları ve bu ödemelerin finansman yolları açıklanmaya çalışılmış, ihracatın yapılabilmesi için şirketler tarafından hazırlanan ihracat belgeleri iç belgeler ve dış belgeler olarak tanımlanıp açıklanmaya çalışılmış, Dış ticaretle ilgili terimler ve açıklamaları ve ihracatta kullanılan kısaltmalar yer verilmiştir. Bilkont Dış Ticaret ve Tekstil A.Ş. nin İhracat süreçleri ve organizasyon yapısı mercek altına alınarak incelenmiştir. Son bölümde ise dış ticaretle ilgili hazırlamış olduğum proje ile ilgili değerlendirmelerim yer almaktadır.

2. DIŞ TİCARET

2.1. Dış Ticaretin Tanımı Ve Dış Ticaretle İlgili Kavramlar

Dış ticareti, üretilen mal ve hizmetlerin belirli bir ücret karşılığı son kullanıcılarına ulaştırılmasını sağlayan alım-satım faaliyetlerinin tümü olarak tanımlayabiliriz. Söz konusu alım-satım faaliyetleri devamlı olarak tekrarlanmakta, işlemler bütünü içine birçok kuruluşların hizmetleri katılmakta, bu hizmetler karşılığında çeşitli ödemeler yapılmaktadır.

Dış ticarette kullanılan para birimleri farklıdır. Dış ticarette, bir borcun ödenmesinde her para birimi karşı tarafça kabul edilmeyebilir. Böylece ithalatçının, ihracatçıya olan borcunu ödeyebilmesi için kendi ülkesinin parasını, ihracatçının kabul edebileceği bir para birimine dönüştürmesi gerekir.

Dış ticarette ülkeler birbirleriyle ticari işlemler yapmaktadırlar.Yurt içinde yapılan ticarette kazanan ve kaybeden kimseler aynı ülkenin insanları olduğu ve ülke çapında bir zarar söz konusu olmadığı halde, uluslararası ticaretin zararlı sonuçları doğrudan doğruya yurt ekonomisini etkiler.Ülke ziraat ve sanayiinin dış rekabete karşı korunmasında, ülke mahsul ve mamullerinin yabancı piyasalarda rekabet etmeleri imkanlarının hazırlanmasında, dış ödemeler dengesinin kurulmasında, ülkenin ekonomik durumunda sürekli bir denge sağlanmasında dış ticarete verilecek yönün ve bu alanda alınacak önlemlerin rolü küçümsenemez.

Devletler ; gümrük tarifelerini gelir sağlamak amacıyla olduğu kadar yurt içindeki üretimi koruyacak şekilde hazırlayacak, mal ve ülke itibariyle ithalat-ihracat kontenjanları koymak, ithalatı ve ihracatı lisansa tabi tutmak, mal veya ülke itibariyle ihracata ambargo uygulamak, bir malın belli bir ülkeye ihracına engel olmak, döviz alım satımını devletin denetimi altına almak ve dış ödemelerin hükümetin iznine tabi tutmak suretiyle uluslararası ticaretin ülke aleyhine sonuçlanmasını önlemeye çalışırlar.

2.2. Dış Ticarette Temel Bilgi Sistemleri

Bugünün şartları, ülkeleri kapalı birer ekonomi olarak çalışmaktan uzaklaştırmış ve uluslararası platformda yeni sorunlarla mücadele verecek etkin yapılar ve bilgi sistemleri kurmaya zorlamıştır. Bu çetin ortamda etkin bir uluslararası pazarlama yaparak ihracatını arttırabilen ülkeler, refah seviyelerini yükseltme konusunda bir hayli yol almışlardır.

Uluslararası çevre denildiğinde değişik para birimleri, gelir seviyeleri, diller, kültür farklılıkları, ticari yasa ve kurallar gibi birçok yeni bilgi ihtiyaçları karşımıza çıkmaktadır.

Dış Ticaret için gerekli olan bu temel bilgileri aşağıdaki şe¬kilde özetleyebiliriz:

a. Ülke: Pazarlama faaliyetinin başlatılarak sürdürüleceği ülke ile ilgili

hem genel, hem de pazarlama konusunu yakından ilgilendiren bilgiler. Bu bil¬giler hedeflenen pazarın genel çerçevesini gösterir.

b. Konum: Pazarın konumu önemlidir. Yakın olması ulaşım masraflarını etkileyecektir. İklim, gerek pazarlanacak olan ürünün türünü, gerekse de pazar¬

lama yapacak kişileri etkileyecektir. Coğrafi konum, ulaşım yöntemini etkileye- ,

çektir. Hatta yakın çevrede yer alan rakip ülkeler, fiyatlarımızı dahi etkileyecektir.

c. Doğal Kaynaklar ve Ekonomik Faaliyet: Doğal kaynak ve ekonomik

faaliyet, o ülkeye yönelik pazarlama bakış açısını doğrudan etkileyecektir.

d. Nüfus özellikleri: Nüfus ve özelliklerinin de pazarlama faaliyeti açı¬sından önemi büyüktür. Tahmini satış miktarım belirlemede, ürün cinsini be¬lirlemede, yaş, cinsiyet, eğitim ve kültür özellikleri çok önemlidir.

e. Altyapı: Altyapı bilgisi; bir yandan pazara girme konusunda bir takım

Kolaylıkların derecesini anlamamızı, öte yandan ülkenin kalkınma düzeyi hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar. Burada kastedilen ulaşım imkanları, enerji kaynakları, eğitim müesseseleri gibi altyapı öğeleridir.

f. Ticari Politika: Bir ülkenin ticari politikasının, Dış Ticaret

stratejisinin şekillenmesinde çok büyük önemi vardır. Ülkeler bazı ülkelerle ticareti yasaklamış veya kotalar koymuş olabilir. Gümrük birlikleri ve ekono¬mik entegrasyon kuralları söz konusu olabilir. Aynı durum, pazarlama faaliyeti sapacağınız ülke için de geçerli olabilir. Gümrük kısıtlamaları, çok çeşitli ver¬giler, etiketleme ve paketleme, standardizasyon kuralları koymuş olabilir.

g. Pazar Yapısı: Her ülkenin kendine has bir pazar yapısı mevcuttur. İnsanları, aile yapıları, özel ve kamu kuruluşları, pazarın işleyişi, mali yapısı ile ilgili bilgiler, başarılı bir Dış Ticaret için temel bilgileri teşkil eder.

h. Rekabet: Rekabet iç üreticiden ve diğer ülkelerden gelebilir. Satmaya çalıştığımız mamulün hedeflenen ülkedeki iç üretimi, genellikle önemli ithalat kısıtlamalarının bir habercisidir. (Akat, 2001)

2.3. Dış Ticarete Ait Bilgi Kaynakları

Dış Ticarette önemli olan sadece bilgilerin türünü saptamak değil, aynı zamanda bilgi kaynaklarını da bulup onlara ulaşabilmektir. Bu kay¬nakları şöyle sıralayabiliriz:

2.3.1. Dış Ticareti Geliştirme Ofisleri

Daha çok ihracatı geliştirme amacı ile kurulmuşlardır. Hem ilgili ülke hem de ticari faaliyette bulunan ülkeler ile ilgili geniş kütüphaneleri mevcuttur ve araştırmalar yaparlar. Örneğin, Türkiye’de İhracatı Geliştirme Merkezi (iGEME)gibi.

2.3.2. Ticaret Ateşelikleri

Bulunduğu ülkelerle ilgili bilgi toplama faaliyetleri ile birlikte ticari ta¬nıtma faaliyetlerinde de bulunurlar, adresler temin ederler, ilişkilerin kurulma¬sında yardımcı olurlar.

2.3.3. Bankalar

Yurt dışında ofisleri olan bankalardan da gerek rakipler ve gerekse ülke¬lerin mali yapıları hakkında bilgi toplamak mümkün olabilir. Örneğin, İş Ban¬kası ve Yapı Kredi Bankası bülten ve raporları.

2.3.4. Hedef Ülkelerin Resmi Kuruluşları

Bu kuruluşların yayınladıkları gizli olmayan rapor ve istatistikler elde edilip değerlendirildiği takdirde, önemli bir takım pazar bilgilerini elde etmek mümkün olabilir.

2.3.5. Uluslararası Kuruluşlar

Bu kuruluşlar; ülkelerle ilgili olarak kapsamlı istatistikler, bilgiler ya¬yınlamaktadır. Bu tür kuruluşlara örnek olarak aşağıdakileri sayabiliriz:

a.Uluslar arası Ticaret Merkezi (International Trade Center-ITC)

Cenevre’deki bu kuruluş; belli mamuller için piyasa araştırmaları, genel ülke pazar profilleri, iki aylık bültenler (International Trade Forum) yayınla¬makta ve ihracatla ilgili özel bilgi isteklerini cevaplandırmaktadır.

b.Birleşmiş Milletler (United Nations-UN)

Ticaret, sanayi ve çeşitli ekonomik konularda istatistik serileri ve piyasa gelişmesi ile ilgili özel raporlar yayınlamaktadır. Ayrıca Birleşmiş Milletler Ekonomik Komisyonları (UN Economic Commissions) ilgilendikleri coğrafi bölgelerle ilgili istatistik ve özel araştırmalar hazırlamaktadır.

c.Gıda ve Tarım Organizasyonu(Food and Agriculture Organization-FAO)

Birleşmiş Milletler’in Roma merkezli bu yan kuruluşu, tarımla ilgili ista¬tistik serileri ve gıda mamulleri için pazar raporları yayınlamaktadır.

d.Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (Organization for Economic Cooperation and Development-OECD)

Türkiye’nin de üyesi olduğu bu kuruluş dış ticaret, sanayi, bilim ve tek¬noloji, gıda, taşımacılık gibi alanlarda ülke ekonomi araştırmaları, istatistik bültenleri ve raporları hazırlamaktadır.

e.Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (United Nations Conference on Trade and Development-UNCTAD)

Bu konferansın yayınları arasında uluslararası ticaret, ticaret engelleri, ti¬caret tercihleri gibi konular yer almaktadır.

f.Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund-IMF)

Yayınları arasında ülke ve uluslararası döviz mevduatı, ticaret engelleri, dış ticaret, mali ve ekonomik gelişmeler yer almaktadır. (UNCTAD ve IMF’ye bir sonraki konuda daha geniş olarak tekrar değinilecektir.) (Kozlu, 1993)

2.3.6. Ticaret Odaları

Bu odalar da dış ticareti geliştirme merkezinin yaptığı çalışmalara benzer çalışma ve faaliyetlerde bulunurlar. Aslında konuları iç ticaret olup, dış tica¬retle de ilgilenirler.

2.3.7. Yabancı Gazeteler ve Mecmualar

Hedef ülke ile ilgili olarak elde edilebilecek ticari ağırlıklı gazete ve mecmualardan, genel ekonomik eğilimler üzerine fikir sahibi olmak mümkün¬dür.

2.3.8. Fuar ve Sergiler

Hem rakipler ve ürünler ile ilgili- bilgiler, hem de müşterilerle doğrudan lemas sonucu elde edilecek bilgiler, bu tür organizasyonlar aracılığı ile temin edilebilir. Aynı zamanda satış faaliyetini de gerçekleştirmek mümkün olabilir.

2.3.9. Dış Ticaret ile İlgili Seminer ve Konferanslar

Bu tür organizasyonlarda; hem genel olarak dış pazarlama konusunda ge¬rekli bilgiler aktarılır, hem de dış pazarlarda edinilen tecrübeler iletilir.

2.3.10. Dünya Ticaret Merkezleri

Dünya Ticaret Merkezleri; bilgi alışverişi yolu ile uluslararası ticaretin s «yılması, gelişmesi ve etkin bir biçimde faaliyetlerin yürütülmesi amacını güderek çeşitli ülkelerde kurulmuş olan, politik niteliği olmayan ve kar amacı gütmeyen ticari işletmelerdir. Bu merkezler birçok hükümet kuruluşunu ve ticari kuruluşları içine almaktadır. (Akat, 2001)

2.4. Uluslararası Ticareti Teşvik Eden Kuruluşlar

Uluslararası işletmeciliği dolayısı ile de çok uluslu şirketleri yakından il¬gilendiren ve etkileyen, belli başlı fonksiyonları uluslararası ticareti artırma amaçlı olan kuruluşlardan bazıları ve özellikleri aşağıda sıralanmıştır.

1. Ticaret ve Tarifeler Genel Anlaşması (General Agreement on Tarif/s and Trade-GATT)

1929′da patlak veren büyük ekonomik buhrandan sonra, başta ABD ol¬mak üzere, ileri gelen batılı devletler, dünya ticaretini genişletmek için çalış¬malar yapmışlardır. İşte bu doğrultuda Havana Görüşmeleri başlatılmış ve Uluslararası Ticaret Organizasyonu’nun (ITO’nun) kuruluşunu öngören Havana Anlaşması imzalanmıştır. Fakat bu anlaşmanın, ABD’de bile kongreden geçiri¬lememesi üzerine, Batılı ülkeler; hizmetleri, gümrük engellerini ve ticareti da¬raltıcı diğer kısıtlamaları kaldırma düşüncesiyle "Hazırlık Komitesi" kurmuş¬lardır. Böylece 1947 yılında Tarife Görüşmeleri başlamıştır.

Genel Anlaşma kuralları, akit yapan ülkelerin kendi aralarındaki ticari ilişkilerini düzenler. Bunların uygulanmasının denetimi, GATT’ın devamlı ve önemli bir görevidir. Ayrıca, danışma ve uzlaşmayı sağlayıp, görüş farklılıkla¬rını gidermeyi, üyelerin ticari menfaatlerine zarar gelmesini önlemeyi hedefler.

2. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (United Nations Conference on Trade and Development-UNCTAD)

Dünya temel madde ihraç fiyatlarının 1950-1962 yılları arasında % 7 oranında düşmesi, buna karşın sanayi ürünleri fiyatlarının % 25 oranında artma¬sı, dış ticarette fiyat sorununun uluslararası düzeyde çözüme kavuşturulması için Birleşmiş Milletler bünyesinde bu sorunlarla ilgilenecek bir kuruluşun oluşturulmasını gerekli kılmıştır. Ancak bu amaçla kurulan UNCTAD’ın he¬defleri, baştan beri temel madde ticareti sorunlarını aşmıştır. UNCTAD daha genel anlamda, az gelişmişliğin ve az gelişmişlerin sorunlarının dile getirildiği bir forum olmuş ve az gelişmiş ülkelerin (AGÜ) ortak menfaatleri için zaman zaman mücadeleler verdiği bir uluslararası platform görünümü kazanmıştır.

UNCTAD’ın çalışmaları, merkezi Cenevre’de bulunan bir Sekretarya, bu¬nun altında yer alan ve görevi UNCTAD Konferanslarını hazırlamak ve iki konferans arasında kararları uygulamaya koymak olan bir Ticaret ve Kalkınma Konseyi ile Konseye bağlı çalışma komitelerince yürütülmektedir. Başlıca ça¬lışma komiteleri; Temel Maddeler, Mamul Maddeler, Teknoloji Transferleri, Denizcilik ve Finansman Komiteleridir.(Alpar, 1998)

3. Dünya Bankası(WorldBank-WB) Grubu

Dünya Bankası Grubu adı altında; Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası, Uluslararası Kalkınma Birliği ve Uluslararası Finansman Kurumu, uluslara¬rası para ve kalkınma projelerinde faaliyet göstermektedir.

3. l. Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (International Bank f ör Reconstruction and Development-IBRD)

IBRD’nin kuruluşuna, 1944 Temmuzunda ABD’de Bretton Woods’da dü¬zenlenen BM Parasal ve Mali Konferansı sonucunda karar verilmiştir. Banka¬nın amacı "üye ülkelerin imar ve ekonomik gelişme çabalarına destek sağla¬maktır". Bu desteğin iki ana yolla sağlanması öngörülmüştür. Bunlar, özel ser¬maye yatırımlarının söz konusu ülkelere yönlendirilmesine yardımcı olmak ya da banka kaynaklarından bu ülkelere dolaysız biçimde sermaye transfer etmek¬tir. Bankanın kredi vermede kullandığı fonların üç ana kaynağı vardır. Bunlar ülkelerin sermaye katılımları (iştirakleri), gelişmiş Batılı ülkelerin sermaye piyasalarından yapılan borçlanmalar ve kredilerin işletilmesinden elde edilen net gelirlerdir

3.2. Uluslararası Kalkınma Birliği (International Development Association-IDA)

IDA 1960 yılında kurulmuştur. Kuruluş amacı "dış kaynaklara ihtiyaç duyan ancak sağladığı kredileri geri ödemede güçlükle karşılaşan" AGU’ye kredi açmaktır. Dünya Bankası’na üye olan tüm ülkeler IDA’ya katılabilir.

IDA fonları başlıca üç kaynaktan sağlanır; bunlar üye ülkelerin sermaye katılımları, Dünya Bankası net gelirlerinden transferler ve IDA’nın zengin üye¬lerinin katkılarıdır. AGÜ, katılımlarının büyük bölümünü kendi paralarıyla yapabilir.

IDA’nın ayrı bir kuruluş olarak oluşturulması ihtiyacı, IBRD’nin izlediği kredi politikasının "bankerce özellikler" taşıması sonucu belirmiştir. IBRD kredilerinden, gerekli kıstaslara sahip olmadıkları için yararlanamayan AGÜ’nün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan IDA kredileri en yoksul ülkelere yönelmiştir.

3.3. Uluslararası Finansman Kurumu (International Finance Corporation-IFC)

Uluslararası Finansman Kurumu 1956′da kurulmuştur. İmkanlarından an¬cak IBRD üyeleri yararlanabilir. IFC, yasal ve mali yönden IBRD’den ayrıdır, idari yönden ise ona bağımlıdır.

IFC’nin kuruluşunda temel amaç "kredi verilen ülkelerde özel kesimin gelişmesinin teşviki ve bunun için yerli ve yabancı sermayenin harekete geçi¬rilmesidir". IBRD tarafından özel kesime verilen kredilerde devlet garantisinin aranması, bazı ülke hükümetlerinin bu garantiyi sağlamaktan kaçınması, ayrıca IBRD’nin orta ve daha çok uzun vadeli kredi vermeye yetkili kılınmış olması, IFC’nin kurulmasının ana nedenidir.

IFC, AGÜ’nün özel kesimiyle birlikte özel kuruluşlarını da finanse eder. Sermayesinde devlet katkısı bulunan kuruluşlar da özel kuruluş niteliğini taşı¬dığı sürece bundan yararlanabilir. Başlangıçta IFC, girişimleri doğrudan doğru¬ya kredi vererek finanse ediyordu, sonradan statüde yapılan bir değişiklikle Kurum’a hisse senedi alma yetkisi de verilmiştir. IFC, özel kuruluşların doğru¬dan finansmanını sağlamasının yanısıra, yatırım araştırmaları yapar, kalkınma bankalarının sermayelerine katılarak onların alanlarını genişletir. IFC kredile¬rinde devlet garantisi aranmaz. Kredi faizi, tek tek yatırımların özellikleri gözönüne alınarak belirlenir. Kredilerde vade genellikle 15-20 yıl arasında de¬ğişmektedir. IFC’nin kaynakları; üyelerinin sermaye katkıları, net gelir ve IBRD’den alınan borçlardan oluşmaktadır.

4. Uluslararası Para Fonu (InternationalMonetary Fund-IMF)

Uluslararası Para Fonu’nun kurulmasına yol açan nedenleri 1930′lu yıllarda aramak gerekir. Büyük buhran yılları olarak bilinen bu dönemde uluslararası ekonomik ilişkiler tam bir darboğaz içine girmişti. Buhranın milli gelir ve istihdam düzeyleri üzerinde yarattığı daraltıcı etkilerden kurtulabilmek ve kü¬çülen dünya piyasalarındaki mevcut paylarını koruyabilmek için, çoğu ülke bir yandan rekabetçi devalüasyonlara başvuruyor, öte yandan kendi pazarını dış rekabetten korumak için gümrük tarifelerini yükselterek, miktar kısıtlamaları getiriyor ve ithalatta döviz tahdidine gidiyordu.

Bütün bu uygulamaların sonucunda dünya ticaret ve üretiminin daha da daraldığı izlenmekteydi. Komşuyu Fakirleştirme Politikası (Beggar the Neighbour Policy) adı verilen söz konusu uygulamaları, her ülkenin kendi dışındaki ülkelere karşı yürürlüğe koyması, mantıksal olarak başka bir sonuç veremezdi. Bu dönemin bir başka özelliği de dünya ticaretinin, serbest dövizle ticaretten, "kliring" ve "takas" anlaşmalarıyla yapılan ticarete kaymasıydı.

Yaşanan, bu deneyimler sonucunda yeni bir uluslararası para sisteminin kurulmasına ihtiyaç duyuldu. Bu amaçla l-22Temmuz 1944 tarihleri arasında, ABD’nin Bretton Woods kasabasında 44 ülkenin delegasyonlarıyla Uluslararası Para Fonu’nun kurulması kararlaştırıldı. IMF’nin amaçları ise, şu şekilde sırala¬nabilir:

 Uluslararası parasal konularda üyeler arası danışma ve birlikte hare¬ketin gerektirdiği mekanizmayı oluşturarak uluslararası işbirliğini teşvik etmek.

 Uluslararası ticaretin dengeli gelişmesini sağlamak ve bu yolla yüksek

istihdam ve reel gelir düzeylerinin gerçekleştirilmesine, üretken kapasitenin

geliştirilmesine katkıda bulunmak.

 Kambiyo istikrarını ve gerekli kambiyo düzenlemelerini sağlamak ve

rekabetçi devalüasyonları önlemek.

 Çok yanlı bir ödeme sistemi kurabilmek için ulusal paraların tam konvertibilitesini gerçekleştirmek ve kambiyo kısıtlamalarını kaldırmak.

 Üye ülkelerin, dış dengesizlikleri gidermek amacıyla kısıtlayıcı ön¬lemlere başvurmamaları için, geçici olmak kaydıyla mali kaynaklar bulmak.

 Dış ödemelerdeki dengesizlikleri hem süre hem de hacim yönünden azaltmak.

5. Dış Finansman Sağlayan DiğeıKuruluşlar

Dış Ticarette dış finansman sağlayan diğer kuruluşların başlıcaları olarak İslam Kalkınma Bankası ve Asya Kalkınma Bankası’ndan bahsedilebilir.

5.1. İslam Kalkınma Bankası (Islamic Development Bank-IDB)

İslam Kalkınma Bankası 1975′te kurulmuştur. Bankanın amacı: İslam ül¬kelerinin kalkınma çabalarına yardımcı olmak, bunun için kaynak sağlamak ve üyeler arasındaki ticari ve sınai işbirliğini geliştirip güçlendirmektir.

İslam Kalkınma Bankası çalışmalarını teknik düzeyde yürüten komiteler de kuruluşun organları arasındadır. Bunlar; Yönetim, Faaliyet ve Mali Komite¬lerden oluşmaktadır. Kuruluş; üye ülkelerin finansman başvurularını, yatırım ve projelerin fi¬zibilite raporlarıyla birlikte teknik, ekonomik ve mali yönlerden inceleyerek kurala bağlar. Finansman işlemlerinde fail ve taahhüt ücreti alınmaz. Banka, yatırım projelerini, hisse salın almak yoluyla, sermayeye katılımla ya da kar payı karşılığı kaynak sağlayarak finanse etmektedir. Bankanın kar payında, projenin sağlayacağı kar üzerinden finansmana katılma oranı esas alınır. Bu suretle geri ödeme yapıldıkça bankanın kar payı azalmaktadır.

Bunun dışında başka finansman biçimleri de vardır. Bunlar; kiralama, satmalına kredisi, taksitli satış, kısa vadeli finansman ve teknik yatırımlardan oluşmaktadır

5.2. Asya Kalkınma Bankası (Asian Development Bank-ADB)

Asya Kalkınma Bankası, 1966 yılında bölge ülkeleri arasındaki ekono¬mik ve mali işbirliğini özendirmek ve geliştirmek amacıyla kurulmuştur. Sağla¬dığı kaynakların en büyük bölümü tarımda, kalan kısmı da enerji, madencilik ve sanayi kesimlerinde kullanılmıştır.

6. Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (Organization of Petroleum Exporting Countries-OPEC)

14 Eylül 1960 tarihinde ortak bir petrol üretimi ve fiyatı politikası izle¬mek üzere Bağdat’la imzalanan bir anlaşmayla kurulmuştur.Kuruluşun amacı "petrol fiyatlarını yükseltmek, özel petrol şirketlerinden daha büyük gelir payları sağlamak ve fiyatları iyileştirmek için üretim ayarlama planları üzerinde çalışmaktır". Günümüzde OPEC eski etkinliğini büyük ölçüde kaybetmiş ve dağılma noktasına gelmiş bir kartel görünümündedir. (Akat, 2001)

3. İHRACATTA İŞLEMLER

3.1. İhracatta Teslim Şekilleri

Ticari terimlerin, her ülkede değişik şekilde yorumlanmasının (hukuksal anlaşmazlıklar sonucu) hem zaman hem de para kaybına neden olduğu düşün¬cesinden hareketle ve bu terimlerin standart kurallara bağlanması amacıyla bazı uluslararası çalışmalar yapılmıştır. Bunların en önemlisi "INCOTERMS"dir.

Incoterms’in amacı; ticari terimlerin her ülkede farklı olarak yorumla¬nıp, uygulanmasından doğan anlaşmazlık ve güçlüklerin mümkün olduğu ölçü¬de ortadan kaldırılmasıdır.

Uluslararası Ticaret Odası (ICC), INCOTERMS kitapçığını ilk kez 1936 yılında yayımlamıştır. Kitapçıkta yer alan kurallar sırasıyla 1953, 1967, 1970, 1976 ve 1980 yılında revize edilerek günümüz şartlarına uygun hale getirilmiş¬tir. Günümüzde geçerli olan kitapçığın yayın tarihi 01.07.1990′dır. Burada te¬rimlerin tanımlanmaları özlü ve açık bir biçimde yeniden düzenlenmiştir. (ITO, 1993)

Incoterms’de yeni düzenlemeye göre, gelişmelere de uygun olarak, ticari terimler aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi, dört gruba ayrılmıştır.

• Bunlardan birincisi (E Grubu), satıcının bizzat kendi kuruluşunda mallarını alıcıya sunması durumudur.

• İkincisi (Fgrubu), satıcıdan mallarını alıcı tarafından tespit ve tayin edilen taşıyıcıya teslim etmesi istenir.

• Üçüncüsü (C grubu), satıcı, taşıma işlemi için kendisi sözleşme yap¬masına rağmen, malların yüklenmesi ve yola çıkmasından sonra meydana gele¬bilecek ek masrafları kendisi üstlenmez.

• Dördüncüsü (D grubu) ise, malların varış ülkesine kadar taşınmasıyla ilgili bütün masrafların ve risklerin satıcıya ait olmasıdır.

Tablo 3.1. Ticari Terimler

GRUP E Çıkış • EXW işyerinde Teslim Ex-works

GRUP F Ana Taşıma Ödenmemiş • FCA Taşıyıcıya Teslim

Free Carrier

• FAS Gemi Doğrultusunda Teslim Free Alongside Ship

• FOB Gemi Bordasında Teslim Free On Board

GRUP C Ana Taşıma Ödenmemiş • CFR Mal Bedeli ve Navlun Cost and Freight

• CİF Mal Bedeli, Sigorta ve Navlun Cost, Insurance and Freight

• CPT Taşıma Ücreti Ödenmiş Olarak Teslim Freight Carriage Paid To

• CİP Taşıma ve Sigorta Bedeli Ödenmiş Olarak Teslim Freight Carriage and Insurance Paid To

GRUP D Varış • DAF Sınırda Teslim Delivered at Frontier

• DEŞ Gemide Teslim Ex Ship

• DEC) Rıhtımda Teslim Ex Quay

• DDU Gümrük Resmi Ödenmeksizin Teslim Delivered Duty Unpaid

• DDP Gümrük Resmi Ödenmiş Teslim Delivered Duty Paid

Dış ticaret işlemleriyle ilgili olarak, bazı sözleşmelerde alıcının, satıcının ülkesindeki ihracat işlemlerini (EXW, FAS); bazı sözleşmelerde de satıcının, alıcının ülkesindeki ithalat işlemlerini (DEQ ve DDP) yürütmesi gerekebilir. Bu tür durumlarda alıcı ve satıcı ihracatta veya ithalatta konabilecek yasaklar¬dan doğabilecek riskleri de karşılıklı olarak paylaşmak durumundadırlar. Öyle durumlar olabilir ki, alıcı, malları EXW çerçevesinde satıcının kuruluşundan, ya da FAS çerçevesinde gemi doğrultusunda teslim almak istediği halde malla¬rın ihraç işlemlerinin satıcı tarafından yerine getirilmesini tercih edebilir. Eğer durum bu ise, işlemi tanımlayan terime bir de, "Çıkış işlemi tamamlanarak" ibaresi eklenir. (Ataman Ve Sümer, 1993)

3.1.1. İş Yerinde Teslim/ Ex-works (EXW)

Bu satış şeklinde pozisyon itibarıyla ithalatçı zayıf iken ihracatçı güçlü konumda bulunmaktadır. İhracatçının pozisyonunun güçlü olması malın satış fiyatına herhangi bir ihracat rizikosu ya da nakliye masrafını eklemeye gerek bırakmamaktadır. Fakat her zaman bazı rizikolar söz konusudur.

İthalatçı ya da temsilcisi sözleşmeye göre belirtilen belli tarih ya da zaman aralığında satıcının işyerinde ya da mağazasında malları teslim alır. Teslim ile birlikte malla ilgili masraf ve rizikolar ithalatçıya geçer. Bu tür satışın dahili bir satıştan farkı olmadığı için, ihracat ile ilgili formalitelerin yerine getirilmesi ve belgelerin hazırlanması görevi de ithalatçıya ya da onun temsilcisine aittir.

3.1.2. Gemi Bordasında Teslim/ Free On Board (FOB)

İhracat malının, ihracatçı tarafından, satış sözleşmesinde belirtilmiş olan yükleme limanında geminin güvertesinde alıcıya teslimini ifade eder.Mallarla ilgili kaybolma ve hasar rizikoları, mal gemi küpeştesini geçtiği andan itibaren, ihracatçıdan alıcıya geçer. Satıcı, ithalatın gerçekleşmesi için bütün belgeleri sağlamaya mecburdur. (Kozlu, 1993)

3.1.3. Free On Rail (FOR)

İhracat malının demiryolunda, vagonda teslimini ifade eder.Mal tam bir vagon yükü kadarsa, mutat tipte bir vagon tutmak ve malı yüklemeyi istasyon kurallarına uygun surette ve masrafları kendisine ait olmak üzere yapmak ; mal daha az ise demiryolu idaresi tarafından gösterilen bir vagon’a yüklemek ve FOB’da belirtilen diğer unsurları yerine getirmekle ihracatçı yükümlüdür.

3.1.4. Gemi Doğrultusunda Teslim/ Free Alongsıde Shıp ( FAS)

Malların yükleme limanında rıhtımda, geminin yanında teslimini ifade eder. FOB’dan farkı malın rıhtımda teslim edilmesidir.Diğer hususlar FOB’un aynıdır.

3.1.5. Taşıyıcıya Teslim/ Free Carrier (FCA)

Günümüzde taşıma teknolojisindeki yeniliklerin etkisi ile birden fazla taşıma türünün içerdiği kombine ya da multi model taşıma sisteminin giderek yaygınlaşması FCA teslim şeklinin gelişmesine neden olmuştur. bu taşıma sisteminde örneğin, mal Eskişehir ‘ den konteynır içinde önce trenle Haydarpaşa Garına, oradan gemiye yüklenerek Hamburg ‘ a, oradan da konteynır tıra yüklenerek alıcının adresine ulaşmaktadır. Böyle bir durumda ihracatçı bu taşıma sistemini bizzat yapan ya da yapılmasını sağlayan taşıyıcıya mallarını teslim etmekle risk ve masrafları ithalatçıya yüklemiş olur. Taşıyıcı da bu durumda tek konşimento keser. Tek konşimento düzenlenmeseydi her bir taşıma türü için ayrı ayrı navlun ve konşimento kesilmesi gerekecektir ki, böyle bir işlem şekli akılcı olmayarak, gereksiz masraflara sebep olacaktır.Burada ihracat ile ilgili formaliteler satıcı tarafından yerine getirilir.

3.1.6. Mal Bedeli Ve Navlun/ Cost And Freight (CFR):

Belirtilen Varış Limanında Mal bedeli ve navlunu ödenmiş olarak teslim. Bu teslim şeklinde CFR ‘ den sonra varış limanının ismi yer almaktadır.Örneğin, CFR Hamburg gibi. İhracatçı sözleşmede belirtilen tarihte malı gemiye yükler. Yükleme, liman masrafları ve navlun ihracatçıya ait olup, sigorta primi ithalatçıya aittir. Bazı alıcıların mal sigortasını kendi sigortacısına yaptırmak istemeleri, bazı Asya ve Güney Afrika ülkelerindeki mevzuatın sigortaların yerli şirketlerce yapılmasını şart koşmaları, CFR teslim şeklinin doğmasında temel etkendir.

CFR ‘ de belirtildiği gibi masraflar varış limanına kadar ithalatçı ‘ya ait iken, rizikolar ihracatçının malı yükleme limanında teslimi ile birlikte ithalatçı ‘ ya geçmektedir. Başka bir deyişle rizikolar, masrafa göre daha önceden ithalatçı ‘ ya geçmektedir. Oysa FOB ‘ da riziko ve masrafın devri aynı ana tesadüf etmektedir.CFR teslim şekli deniz taşımacılığı ile birlikte kara, hava ve demiryolu taşımacılığı için de kullanılmaktadır.

3.1.7. Mal Bedeli, Sigorta ve Navlun/ Cost, Insurance And Freıght (CIF)

(Belirtilen Varış Limanında) Mal bedeli sigortası ve navlunu ödenmiş olarak teslim. Bu teslim şekli CFR ‘ye benzemekte ancak ondan farkı ; ihracatçı navlun bedeli yanında sigorta primlerini de ödeyerek, masrafları malın fiyatına yansıtmaktadır. Malın, CIF bedelinin % 10 ‘ u değerinde sigorta ettirilmelidir. CIF teslim şekli, denizyolu taşımacılığı ile birlikte kara, hava ve demiryolu taşımacılığı için de kullanılmaktadır.

3.1.8. Taşıma Ücreti Ödenmiş Olarak Teslim/ Freight Carriage Paid To (CPT)

CPT teriminden sonra varış yerinin ismi yer almaktadır. Birden fazla taşıma sistemini konu alan kombine taşımacılıkta kullanılan bir teslim şeklidir. CPT gemi ile taşımada kullanılan CFR ‘ın çoklu taşıma sisteminde karşılığıdır. Bu teslim şeklinde de navlun bedelini satıcı karşılayacak ve malın fiyatına yansıtacaktır. Hasar ve ziyan rizikosu malın ihracatçı tarafından ilk taşıyıcıya teslimiyle birlikte ithalatçıya geçmektedir.

3.1.9. Taşıma Ve Sigorta Bedeli Ödenmiş Olarak Teslim/ Carriage And Insurance Paid To (CIP)

Belirtilen Varış Yerine Kadar. Navlun ve Sigorta Primi Ödenmiş olarak Teslim. CPT teslim şekline benzemektedir ancak ondan farkı, ihracatçı malın navlun bedeli yanında mal bedelinin %110 değerindeki sigorta primini de ödemek zorundadır. Tek taşıma türünün kullanıldığı CIF ‘den farkı, CIP ‘de denizyolu taşımacılığı da dahil olmak üzere diğer taşıma türlerinin kombine olarak birlikte kullanılmasıdır.

3.1.10. Sınırda Teslim/ Delivered At Frontier (DAF):

Bu teslim şeklinde mallar antlaşmada belirtilen sınırda, gümrükten önce alıcının emrine hazır bulundurulur.Hudut satıcının gümrüğü olabileceği gibi, alıcının ya da herhangi bir ülkenin gümrüğü de olabilir.Sınıra kadar masraf ve rizikolar ihracatçıya, sınırdan sonra ise ithalatçıya aittir.Bu terim özellikle mal, demiryolu ya da karayolu ile taşındığında kullanılsa da diğer taşıma türleri için de kullanılır.

3.1.11. Gümrük Resmi Ödenmeksizin Teslim/ Delivered Duty Unpaid(DDU)

Gümrük vergisi ödemeksizin teslim. Anılan teslim şeklinde ihracatçı, ithalatçının ülkesinde ve adı belirtilen yerde malları ithalatçıya teslim etmekle yükümlüdür.Ancak burada gümrük vergisinin ödenmesi söz konusu değildir.Teslim yerine kadarki tüm masraf ve rizikolar ihracatçıya aittir.

3.1.12. Gümrük Resmi Ödenmiş Teslim/ Delivered Duty Paid(DDP)

Belirtilen varış yerinde teslim. Gümrük vergisi ödenmiş olarak teslim. Yukarıda bahsettiğimiz ödeme şeklinden tek farkı sadece gümrük vergisinin de ihracatçı tarafından ödenerek, belirtilen yerde malın teslimini ifade etmektedir.

3.1.13. Rıhtımda Teslim/ Delivered Ex-Quay (DEQ)

Belirtilen Varış Limanında teslim. Rıhtımda Teslim(DEQ). Bu teslim şeklinde ihracatçı malı satış sözleşmesinde belirtilen rıhtımda ithalatçıya teslim etmektedir. Rıhtıma kadarki masrafı ve rizikolar ihracatçıya aittir.

3.1.14. Gemide Teslim/ Delivered Ex Ship(DES)

Belirtilen Varış Limanında ve Gemide Teslim. Bu teslim şeklinde ihracatçı varış limanında gemide malları ithalatçıya teslim etmektedir. O ana kadarki masraf ve rizikolar ihracatçıya ait iken teslim anından sonra masraf ve rizikolar ithalatçıya geçmekte ve gemiden malın boşaltma masrafları da dahil edilmek üzere alıcı tarafından karşılanmaktadır. DES ‘in CİF ‘ten farkı ; DES ‘de masraf ve riziko varış limanında gemide teslim ile birlikte ithalatçıya devredilirken, CIF de ithalatçının hasar ve ziyana ilişkin rizikosu yükleme limanındaki gemi güvertesine teslim ile başlamakta, ancak masraf devri DES ‘de olduğu gibi varış limanında gemide olmaktadır. Bu önemli farka dikkat edilmelidir. (www. foreingtrade.gov.tr)

3.2. Dış Ticarette Ödeme Şekilleri:

İthalatçıyla anlaşarak malı hazırlayan ihracatçı, mal bedelinin ödenmesini düşünmek durumundadır.Eğer ürettiği malın karşılığını zamanında alamazsa ihracatçı oldukça zor bir duruma düşer.Bu yüzden ithalatçıların ödeme şekilleri hakkında yeterince bilgi sahibi olmaların gerekmektedir.Böylece karşılaşa bilinecek rizikoları enaza indirmiş olurlar. Uluslararası ticarette ödeme şekillerini dört grupta toplanabilir. (Akat, 2001)

3.2.1. Peşin Ödeme (Cash/ Advance Payment) Ve Prefinansman

Peşin ödeme şeklinde, alıcı önce parayı göndermekte, daha sonra mal gitmektedir.Kuşkusuz burada, alıcının ihracatçıya tam güvenmesi gerekmektedir.Bu yolla ihracatçı mal sevkıyatında bulunmadan parayı almakta, yaptığı işlerin finansmanını ithalatçı vasıtasıyla sağlayabilmektedir.Öte yandan, peşin ödeme alıcı için satıcı için olduğu kadar elverişli ve güvenilir değildir. Alıcı, parasını peşin ödediği malı teslim alamamak, değişik veya düşük kalitede mal gönderilmesi gibi riskleri üstlenmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, peşin ödeme güvene dayanır. Bununla beraber ithalatçı kendini garanti altına almak isteyebilir. Bu bakımdan peşin dövizi garantili ve garantisiz peşin döviz olarak ayırabiliriz. Garantisiz peşin dövizde, ithalatçı ihracatçıya bankanın herhangi bir garantisini istemeden dövizi göndermektedir. İhracatçı malı göndermediği ya da parayı iade etmediği takdirde ihracatçı bankanın bir sorumluluğu yoktur. Garantili peşin dövizde ise ithalatçının bankası, ihracatçı adına havale yaparken, anlaşmaya uygun malın zamanında gönderilmediği ya da para iade edilmediği takdirde gönderilen peşin dövizin faizi ile birlikte ithalatçıya geri gönderileceğine dair ihracatçının bankasından garanti istemektedir. Buna prefinansman adı verilir.Prefinansman da garantör banka ithalatçı tarafından gönderilen parayı, ihracatçıya teslim etmeden önce teminat mektubu ister. Bu tür garantilerin haricinde, bankaların sorumluluk taşıyarak işleme dahil olduğu bir peşin ödeme, avans ödemesi şeklinde "red clause" veya "green clause" akreditifler ile de yapılabilmektedir. (Akat, 2001)

3.2.2. Mal Karşılığı Ödeme Şekli/ Cash Against Goods

Peşin ödemenin tersine, ihracatçı bedelini almadan malı alıcıya göndermekte ve bu bakımdan ithalatçıya tam bir güven duymaktadır. İhracatçının en çok risk üstlendiği ödeme şeklidir. İhracatçı malını sevk ettikten sonra sevkıyata ilişkin vesaiki doğrudan veya bedelsiz teslim edilmek kaydıyla bir banka aracılığı ile veya doğrudan ithalatçıya göndermektedir.

İthalatçı vesaiki teslim alarak, bununla malları gümrükten çekmekte, mal bedelini ise aralarındaki anlaşma uyarınca belirlenen süre sonunda belirlemektedir. Mal bedelinin ödenmeme riski her zaman vardır.

Mal karşılığı ödeme, ihracatçıyı değil ithalatçıyı finanse eden bir ödeme şeklidir. İhracatçının mal karşılığı ödeme şeklini kabul edebilmesi için mal bedelinin ödeneceğine inanması gerekmektedir. Güvence bankaların garantisiyle sağlana bilinir. Ödemenin zamanında yapılacağına ilişkin bir garanti alıcının bankası vasıtasıyla satıcıya verilmekte olup, mal karşılığı ödemede oldukça sık görülmektedir. Mal karşılığı ödemenin en sık rastlandığı durumlar aşağıda kısaca belirtilmektedir.

 Alıcı (ithalatçı), satıcının (ihracatçı) bir temsilcisi veya şubesidir.

 Alıcı ile satıcının alım – satım ilişkisi yıllardır sürüyor olabilir.

 Satıcının pazarlık gücü olmadığı gibi, piyasa koşulları buna zorluyor olabilir.

Mal karşılığı ödemede, alıcı ile satıcı olmak üzere iki taraf mevcuttur. Vesaikin alıcıya gönderilmesinde bankalar hiç devreye girmeyebilir. Satıcının vesaiki doğrudan alıcıya göndermesi mümkündür. Vesaik banka aracılığı ile alıcıya gönderilse bile bedelsiz teslim söz konusu olduğundan bankaların hiçbir yükümlülüğü bulunmamakta, satıcı tüm sorumluluğu yüklenmektedir. Ancak işlemin uygulanışına göre, bankalar devreye girebilir. Ülkelerdeki mevzuata bağlı olarak, mal karşılığı ödeme dahi olsa vesaikin bankalar aracılığıyla alıcıya gönderilmesi gerekebilmektedir. Böyle bir durumda bankalar genel mevzuat yükümlerini yerine getirdikleri gibi vesaikin muhataba ulaşması hususunda güvence teşkil etmektedirler. Bankalar, mal karşılığı işlemde ihracat bedelinin ödenmesi aşamasında devreye girerler. Burada bankalar sadece havale işlemine taraf olmaktadır. Sadece kendilerine verilen paranın lehdar’a ulaştırılması hizmetini yaparlar. Görüleceği gibi mal karşılığı ödemede bankalar vesaik ve özellikle akreditif karşılığı ödemeye göre en az yükümlülüğe sahiptir. Sadece ödemenin yapılacağına dair garanti vermeleri halinde sorumlulukları değişmekte, ancak o zamanda üstlendiği rol ve verdiği hizmet ödeme şeklinden çıkmakta, garantör olmaktadır.

3.2.3. Banka Denetiminde Mal Karşılığı Ödeme Şekli

Daha öncede belirtildiği gibi, mal karşılığı ödemede bankalar taraf olmamakta, sadece havale işleminin doğru bir şekilde gerçekleştirilmesinden sorumludurlar. Vesaikin alıcıya ulaştırılması ve mal bedelinin ödenmesi işlemine bankaların katıldığı bir "mal karşılığı ödeme", vesaik karşılığı ödemeden pek farklı değildir. Yalnız satıcının bedelsiz teslim talimatı nedeniyle, bankaların vesaikin tevdi edilmesinde bir sorumluluğu vardır. Vesaik karşılığı ödemede vesaik, sevkıyat tutarının ödenmesi poliçenin alıcı tarafından kabul karşılığında alıcıya teslim edilirken, mal karşılığı ödemede bedelsiz olarak teslim edilmektedir.

3.2.4. Kabul Kredili Ödeme

Temel olarak alıcı finanse etmeyi amaçlayan, söz konusu olan işlemde geçen poliçenin ıskonto edilmesi halinde satıcıya da kaynak sağlayan, alıcının mal bedelini, malı teslim alınca değil de belli bir vade sonunda ödediği bir yöntemdir. Vadeli akreditifler gibi vadeli mal alım-satımında kullanılmaktadır. Kabul kredili ödemede, vade, kambiyo senetlerinden poliçe vasıtasıyla belirlenmekte olup diğer poliçelerden tek farkı, genellikle poliçe bedelinin vadesinde ödeneceği hususunda bir bankanın dönülemez taahhüdünü oluşturmaktadır.

Vadeli mal alım-satımlarına yönelik dış ticaret işlemlerinde ithalatçı ile ihracatçı arasında ortaya çıkabilecek muhtemel sorunların önlenmesi ve işlemin devamlılığının sağlanabilmesi için bankaların aracılığına başvurulmaktadır

3.2.5. Akreditifli Ödeme Şekli/ Letter of Credit-L/C

Akreditif, ithalatçı tarafından bankasına verdiği talimatla açılmaktadır.Ancak ithalatçının bankaya verdiği talimatın özünü, alıcı ile satıcının yaptığı anlaşma belirlemektedir. Bu bakımdan ihracatçının, açılacak akreditifi belirleyebilmesi ve kendi lehine oluşturabilmesi için, ithalatçı ile yapacağı sözleşmede etkin olması, aktif olması ve belirlenmedik konu bırakmaması gereklidir.

Akreditif, dış ticarette en yaygın şekilde kullanılan bir ödeme şeklidir. Akreditif’i en basit şekilde bir " Koşullu havale " olarak tanımlayabiliriz. Alıcı yani ithalatçı, ihracatçının gönderdiği proforma faturayı bankasına ibraz ederek, gerekli belgelerin zamanında ithalatçının bankasına gönderilmesi karşılığında ödeme yapılacağını belirten bir taahhüttür. " Koşulların belgelerle kanıtlanması " hususu akreditiflere ilişkin en önemli özelliklerden birisidir. İşleme ödeme aracı olarak giren bankalar belgelerin kapsadığı mal, hizmet veya diğer işlemleri dikkate almayarak sadece belgeler ile ilgilenmektedir. Bir akreditifte en az dört taraf mevcuttur.

1. Akreditif Amiri (Aplicant, Orderer, Principal): Amir ithalatçı olup, kendi bankasına akreditif açtırma talimatı veren taraftır.

2. Amir Banka (Opening Bank, Issuing Bank): İthalatçının talimatı üzerine ihracatçı lehine akreditif açan ve bunu ihracatçının bankasına bildiren taraftır.

3. İhbar Bankası (Advising Bank): Gelen akreditifi ihracatçıya ihbar eden yerli bankadır.

4. Lehdar (Beneficiary) : Adına akreditif açılan, malı gönderip parasını tahsil edecek olan taraf yani ihracatçıdır.

Şekil 3 1 Basit bir akreditife şeması

Akreditif akışı aşağıda belirtildiği gibidir.

1. İthalatçının kendi bankasına akreditif açtırma talimatını vermesi,

2. Akreditif metninin mektup, telex, swift ile ihbar bankasına gönderilmesi,

3. Akreditifin ihracatçıya ihbar edilmesi,

4. Yükleme yapıldıktan sonra dokümanların ihbar bankasına ibrazı,

5. Dökümanların ya da vesaikin kontrol neticesi pozitif olduğunda, eğer ihbar bankası aynı zamanda bir teyit ve ödeme bankası ise ödemenin yapılması, değilse evrakın amir bankaya mal bedeli tahsili için gönderilmesi.

6. Akreditifin teyitsiz olması durumunda, mal bedelinin tahsili için evrakın amir bankaya gönderilmesi, teyitli olması durumunda ödeme ya da rambursman talimatı gereğince paranın tahsil edilmesi ve evrakın amir bankaya gönderilmesi,

7. Akreditif bedelinin tahsili karşılığında evrakın ithalatçıya teslim edilmesi,

3.2.6. Vesaik Mukabili Ödeme Şekli/ Cash Against Documents

Dış ticarette oldukça sık rastlanan ödeme şekillerinden biri de vesaik karşılığı ödemedir (documantary collectıons). Bu ödeme şeklinde mallar ithalatçıya gönderilirken, orjinal evrak ihracatçının bankasına verilmekte, ihracatçı bankası ya da aracı banka ihracatçıdan aldığı talimata dayanarak, orijinal evrakı ithalatçının bankasına yani muhabir bankaya römiz mektubu (remıttance letter) ekinde gönderir. Bu mektubda bedeli ithalatçıdan tahsil edildikten sonra, evrakın kendisine verileceği talimatı yer almaktadır. Böylece ithalatçı, mal bedelini ödemeden orijinal evrakı bankadan alamayacağı için, gümrükten malları çekemeyecektir. Burada ihracatçı için bir garanti bulunmaktadır. Ancak bu garantiyi fazla abartmamak gerekir.

Vesaik ödemede bulunan tarafları şu şekilde açıklayabiliriz.

Amir (principal): Tahsil işlemi için vesaiki bankasına veren ihracatçı firma.

İhracatçının Bankası (Remitting Bank): Amirin vesaiki verdiği banka

Muhatap(Drawee):Vesaikin tahsil ve kabul için ibraz edildiği alıcı (ithalatçı) ‘dır.

İthalatçının Bankası/ Muhabir Banka (Collectıng Bank): Tahsil işlemine aracılık eden banka.

Vesaik Mukabili ödemenin riskleri: Alıcı ile satıcı vesaik mukabili ödeme şeklinde anlaşsalar dahi, ithalatçı siparişi verdikten ve ihracatçı üretime başladıktan, hatta malı sevk ettikten sonra, malı almaktan vazgeçebilir, mal kendi gümrüğüne gelse dahi mal bedelini ödemeyerek evrakı bankadan almayabilir.

3.3. Akreditif Türleri

3.3.1. Fonksiyonlarına Göre Akreditife Türleri

A. Cayılabilir, Kabili Rücu Akreditif (Revcable L/C)

Eğer açılan akreditif cayılabilir nitelikte ise, ihbar bankasına ve dolayısıyla ihracatçıya haber vermeksizin akreditif, amiri ve dolayısıyla ithalatçı bankası tarafından iptal edilebilmekte ya da şartları değiştirilebilmektedir. Bu bakımdan ihracatçı açısından güvencesi olmayan bir akreditiftir. (Tumay, 1986)

B. Dönülemez, Gayrikabili Rücu Akreditif (Irrevocable L/C)

Bir akreditifte varolan dört tarafın onayı olmaksızın iptal edilemeyen ve değişiklik yapılamayan akreditife, gayrikabili rücu akreditif adı verilir. Akreditif koşulları yerine getirildiği takdirde, ihracatçı malın bedelini mutlaka tahsil edeceğinden, güvenilir bir akreditiftir.

C. Teyitsiz Akreditif (Unconfirmed L/C)

Teyitsiz akreditifte, eğer akreditif vesaik görüldüğünde ödemeli ise, ihracatçı yükleme belgelerini kendi bankasına verdiği zaman, mal bedelini tahsil edememekte, bankası tahsil için evrakı akreditif bankasına göndermektedir.Akreditif bankası, gelen evrak koşullara uyduğunda, ödemeyi havale etmektedir.Vadeli ve kabul kredili akreditifte de, ihracatçının bankasi herhangi bir kabul ya da ödeme taahhüdü vermeksizin, evrakı olduğu gibi ithalatçının bankasına göndermektedir. Teyitsiz akreditifte, ihracatçının bankası herhangi bir sorumluluk yüklenmemekte, bir bakıma ithalatçının bankasının uzatılmış bir kolu olarak faaliyet göstermektedir.

D. Teyitli Akreditif (Confirmed L/C)

Teyitli akreditifte, ihracatçı sevk evrakını kendi bankasına verdiğinde mal bedelini alabilmekte, vadeli akreditifte vade sonunda parasını tahsil etmekte, kabul kredilide ise kendi bankasından aval alabilmektedir. Herhangi bir anlaşmazlık olduğunda yerli hukuk uygulanır.Teyitli akreditifin bir başka avantajı da akreditif vadesi Türkiye’de dolarken, teyitsizde vade, ithalatçının ülkesinde dolacağından, evrak gönderme süresinden yararlanılmış olunur.

E. Döner Akreditif (Rotatif, Revolving L/C)

Eğer ithalatçı aynı türden malı aynı ihracatçıdan sürekli alıyor ise, bu takdirde örneğin bir yıllık akreditif açtırarak parasını bağlamasına gerek yoktur. Açılan akreditif kullanıldığında, talimata gerek kalmaksızın, otomatik olarak yenilenir.

F. Devredilebilir Akreditif (Transferable L/C)

Akreditif metninde " transferable " sözcüğü mevcut ise, kendisine akreditif açılan ihracatçı, bu akreditifi bir başkasına devredebilir. Transferable akreditif ancak bir kez olarak devredilebilir. Başka bir değişle, ikinci lehdar kendisine devredilen akreditifi yeniden bir başkasına devredemez. Bu kural alıcıyı korumak içindir. Eğer açılan akreditif aynı zamanda kısmi yüklemelere de olanak sağlıyorsa, (bu durumda akreditif metninde " partial shipment allowed " ibaresi yer alır.) ilk lehdar aynı akreditifi birden fazla kişilere aktarabilir. (Kozlu, 1993)

G. Arka Arkaya Akreditif (Back to Back Credit)

Bu durumda alıcı, ithalatçı lehine devredilmez akreditif açmakta, ihracatçıda açılan bu akreditifi kredi garantisi olarak göstererek, sattığı malı kendisine satan imalatçı adına yeni bir alım akreditifi açtırmaktadır. Eğer ihracatçı açtırmış olduğu alım akreditifini kendi finansman olanakları ile karşılasa idi böyle bir karşı akreditif söz konusu olamazdı. Transferable akreditife oranla karşılıklı akreditif açtırmak ihracatçı için daha pahalıdır. Karşılıklı akreditifin içerik kazanması için hem satış hemde alış akreditiflerinin ödemelerinin aynı bankada yapılabilmesi gerekir. İmalatçı malı yükleyip evrakı bankaya verdikten sonra, satış akreditif bedelinin ihracatçıya düşen kar kısmı ayrılır ve kalanı imalatçıya ödenir. Daha sonra satış akreditifin tamamı karşı bankadan tahsil edilir. Kuşkusuz bankaların satış akreditif bedelini tahsil edebilmesi için, satış akreditifinin süresinin alış akreditifinin süresinden daha uzun olması gerekir.Karşılıklı akreditifler, ithalat açısından da kullanılabilirler. (Kozlu, 1993)

H. Peşin Akreditif (Red Clause, Down Payment L/C)

Peşin akreditifte, akreditif tutarının tamamı ya da bir kısmı, mal sevkıyatı yapılmadan ihracatçıya kullandırılır. Akreditife dayanarak tek bir yükleme yapıldığında peşin alınan bedelin akreditif tutarından mahsubu gerekir. Kısmi yüklemelerde ise, hangi yükleme ya da yüklemelerde mahsub edileceğinin belirtilmesi gerekir. Peşin akreditif garantili ya da garantisiz olur. Garantisizde, ihracatçının bankası peşin kısmı, ihracatçıdan bir garanti almaksızın kendisine öder. İhracat gerçekleşmezse ödediği parayı amir bankasından tahsil eder. Garantilide, ödenen peşin kısmı için ihracatçıdan garanti alınır. Peşin döviz alındığı halde ihracat gerçekleşmez ise, bu peşin dövizin Kambiyo mevzuatına göre 1 yıl içinde geri iadesi gerekir.

3.3.2. Ödeme Şekillerine Göre Akreditifler

A. Görüldüğünde Ödemeli Akreditifler (Sight L/C)

Bu tür akreditifte belgeler görüldüğünde ; teyitli akreditifte ihracatçının bankasında, teyitsizde ise ithalatçının bankasında ödenir.

B. Vadeli Akreditif (Deferred L/C)

Müşteriye vade tanınarak vade sonunda mal bedeli tahsis edilir. Teyitli akreditif olduğunda vade sonunda yerli bankadan, teyitsiz akreditifte ise ithalatçının bankasından mal bedeli tahsis edilir. Bu durumda belli bir sürenin sonunda mal bedelinin alınacağına dair bankadan bir yazı alınabilir. Ancak böyle bir belge kıymetli evrak niteliğinde olmadığından poliçe gibi kırdırılmaz. Vade sonunda mutlaka mal bedeli tahsis edileceğinden, malı alan ithalatçının malın kaliteli olmadığını iddia ederek, mal bedelini ödememesi gibi bir husus söz konusu değildir. Eğer ihracatçı vadeyi beklemeden para tahsil etmek istiyorsa, alıcı banka adına vadeli poliçe tanzim etmek durumundadır.

C. Kabul Kredili Akreditif (Acceptance L/C)

Banka adına çekilmiş vadeli poliçeyi ihracatçı isterse kırdırarak peşin mal bedeline kavuşabilir.Kambiyo mevzuatımıza göre, vadeli ve kabul kredili akreditiflerde vade en çok 180 gündür.

3.3.3. Teminat Akreditifi (Standby L/C)

Şimdiye kadar gördüğümüz akreditif türlerinde, bir işin yapılması karşılığında akreditif açılıyor ve bedeli tahsil ediliyordu. Standy akreditifte ise, işin yerine getirilmemesi halinde akreditif kullanılmaktadır. Örneğin bir Türk firması Libya ‘da bir ihaleye katılmaktadır. Türk firması ihaleyi kazandığında, eğer ihaleyi zamanında yerine getiremezse, Libya firması tarafından kullanılmak üzere akreditif açmaktadır. Bu tür bir akreditif teminat mektubu niteliğinde olmaktadır.

3.4. İhracatta Finansman Şekilleri

İhracatçının siparişi aldıktan sonra, malı sevkıyata hazır hale getirebilmesi için, imalat aşamasında girdiler satın almak ve işçi ücretlerini ödemek veya aldığı malı aynen ihraç etmek istediğinde, bu malı almak için belli bir nakdi sermayeye ihtiyacı bulunmaktadır. Bu nedenle herhangi bir ihracatçının kendi öz kaynaklarının yanında, dış kaynak bulma olanakları konusunda bir bilgiye sahip olması gerekmektedir. İhracatta finansman şekillerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

3.4.1. İthalatçının İhracatçıyı Finanse Etmesi

Bu finansman şeklinde mal henüz gitmeden ithalatçı, mal bedelini önceden satıcıya göndermektedir. Peşin havale, peşin döviz veya akreditiflerde "Red Clause " türü, bu imkanı sağlamaktadır. Daha önce de gördüğümüz gibi bu tür finansman "Prefinansman" olarak adlandırılmaktadır. Prefinansman kanalıyla gelen döviz hesabının 1 yıl içinde kapanması şarttır. Tüm kredilerde olduğu gibi, Türkiye açısından bir kredi olması sebebiyle KKDF’ye tabidir. Bu oran peşin dövizde %6 ‘dır.

3.4.2. Döviz Kredisi (DKR)

Prefinansmanda ülkeye peşin dövizi getiren ihracatçı firma olmasına karşın, DKR’de bankalar bizzat dışarıdan döviz temin ederek bu dövizi, mal ve hizmet ihracatı ile uğraşan firmalara kullandırmaktadır. Bu tür dövizlerin faizi ; Türkiye para piyasasında ortalama olarak döviz bazında %15 – %17 oranında olmaktadır. Kambiyo mevzuatımıza göre bankalar, bu dövizi en fazla 1 yıl süreli kredi olarak getirtebilirler. Dolayısıyla bankalar bu krediyi, müşterilerine verirken 3 – 6 ay gibi anlaşmaya bağlı olarak süreler belirlemekte ve gerektiğinde bu süreleri 1 yıla kadar uzatabilmektedirler.

İhracatçıların döviz kredisi alabilmeleri için, her şeyden önce birlikte çalıştıkları banka ile ticari ilişkilerinin iyi olması gerekir. Bir anlamda ihracatçı, kendi adına kredi tahsis ettirir. Böyle bir kredi tahsisi için ayni ve nakdi teminatlar müşteriden alınır.

Kredi tahsisinden sonra diyelim ki, ihracatçının aylık sürede DKR ‘ye ihtiyacı varsa, bu sürede ne kadar ihracat yapacağını beyan etmesi gereklidir. Bu bakımdan bankacı açısından, böyle bir krediyi kullanırken karşılaşacağı ilk risk, ihracatın yerine getirilmemesi ile ilgilidir. İhracatçının taahhüdü yerine getirmediği durumda, ihracat nedeniyle alınmayan her türlü resim ve harçlar, faizi ile birlikte geri alınır.

İhracatçı, 3 aylık süre içinde gelen ihracat bedellerini krediye mahsub edebilir ; böylece döviz alış kuru ile satış kuru arasındaki zarardan korunmuş olur. Ya da sürenin sonunda ana para ile faizi kadar TL ‘yi bankaya getirerek, döviz satış kuru üzerinden borcunu kapatır. Bu durumda DKR ‘nin bankacılar açısından ikinci riski, TL riskidir. Yani dışarıdan mal bedelinin gelmemesi ya da süre sonrasında TL olarak bedelin ödenmemesi sonucu kredi karşılığının bankaya geri gelmemesidir. Kuşkusuz böyle bir durumda banka, ipoteği nakde çevirecektir. DKR ‘de taahhüt edilen dövizin %100 ‘ü nispetinde kredi verilir. Eximbank kredisinde ise bu oran %50 ‘dir.

3.4.3. Kısa Vadeli İhracat Kredi Sigortası (Eximbank Kredisi)

İhracatçılar mal bedelinin tahsil edilememesi riskine karşı 1 yıllık muhtemel ihracatlarını Exımbank’a sigorta ettirebilirler. Bu sigorta programının işleyişi aşağıda adım adım izah edilmiştir.

1 . İlk olarak ihracatçı 12 sayfadan oluşan SKO2 formunu doldurur. Bu formda ihracatçı 12 ay içinde yapılması muhtemel toplam ihracatını göstermek zorundadır. Yıl içindeki sapmaların Eximbank’a bildirilmesi gerekir. Eximbank, teyitsiz akreditif, vesaik mukabili ve mal mukabili türü ödemelerde mal bedelinin %90′ını ödemektedir. Eximbank sigorta kapsamına dahil edilmeyen ödeme şekilleri peşin, prefinansman ve teyitli akreditiftir. Peşin ve prefinansmanda zaten alıcı riski yktur, teyitli akreditifte ise alıcı riskini Türkiye’deki bir banka üstlendiğinden sigorta kapsamı dışına alınmışlardır.İhracatçı SKO2 formunu doldurduktan sonra, istenilen belgeleri ve poliçe tanzim ücretini ödediğine dair banka dekontunu Forma ekleyerek Eximbank’a gönderir.

2 . Eximbank SKO2 formunu aldıktan sonra, formdaki bilgileri kabul ederse, ihracatçıya 2 nüsha SKO3 "Kısa Vadeli İhracat Kredi Sigortası Genel Poliçesi Kabul Formu" gönderir. İhracatçı şartları kabul ederse, Formu imzalayarak bir nüshasını Eximbank’a, diğer nüshasını da kredi için talepte bulunacaksa aracı bankaya ibraz eder.

3 . Eximbank SKO3 formunu aldıktan sonra, SKO1 formunu yani " Sigorta Genel Poliçesi " ni imzalayarak ihracatçıya gönderir.

4 . Kabul formu ile kapsama alınan ülkedeki alıcılara yapılacak sevkiyatların risk kapsamına alınabilinmesi için sevkiyat tarihinden önce ihracatçı SKO4′ nolu " Alıcı Limit Formu " doldurarak Eximbank’a gönderilir.

5 . Eximbank SKO4 formunu aldıktan sonra her alıcı için istihbaratta bulunur. Gereken bilgileri çalıştığı enformasyon kuruluşuna göndererek, alıcı hakkında rapor ister. Burada alıcı için gelen raporların mali analizi yapılır. İhracatçının ithalatçı ile çalışacağı ödeme şekli ve alıcının durumu gözönüne alınarak limit belirlenir. Durum SKO5 nolu " Alıcı Limiti Onayı " formu ile ihracatçıya gönderilir.

6 . Alıcı limiti alındıktan sonra ihracatçı sevkiyata başlamakta ve bir ay içinde yapılan ihracatlar SKO6 nolu " Aylık Sevkiyat Formu " na işlenir ve en geç takip eden ayın 10′una kadar Eximbank’a gönderilir.

7 . Eximbank Aylık Sevkiyat Formunu aldıktan sonra, hesaplanan sigorta prim tutarı, sigortalıya (ihracatçıya) SKO7 nolu " Prim Bildirim Formu " ile bildirilir.

8 . Eğer vadesi gelipde ödenmemiş alacaklar sözkonusu ise her ayın sonu itibariyle SKO8 nolu " Vadesi Geçmiş Alacaklılar Aylık Bildirim Formu " doldurarak takip eden ayın onuna kadar Eximbank’a bildirir. Bunun üzerine Eximbank faaliyete geçerek alacağın tahsili için her türlü gayreti gösterir.

9 . Poliçe kapsamına giren herhangi bir zararın ortaya çıkması halinde, sigortalı zararın kesinleşmesini müteakiben SKO9 nolu " Tazminat Talep Formunu " doldurarak Eximbank’a müracaat eder. Limitte öngörülen şartlar dahilinde Türk Eximbank tarafından sigortalıya yazılı ihbarın yapıldığı ayın ilk günü geçerli olan T.C.M.B döviz alış kuru esas alınarak fatura bedelinin %90 nisbetinde tazminat ödenir. Bu durumda ihracatçı o işlemle ilişkili haklarını Eximbank’a devreder. Eximbank yasal tatbikata geçer ve eğer mahkemeyi kazanırsa, masraflarını düştükten sonra geri kalan parayı belirtilen kur üzerinde ihracatçıya öder.

3.4.4. Kısa Vadeli Kredi Programları (Eximbank Kredisi)

Eximbank ihracatçılara kısa vadeli Türk lirası kredileri ile dövize endeksli döviz kredileri vermektedir.

Kısa vadeli Türk lirası kredisi alabilmek için, ihracatçının gelecek 1 yıllık ihracatını Eximbank’a sigorta ettirmesi gerekir. Kabul formunun bir nüshası Eximbank’a gönderilmekte, diğer nüshası ise TL kredisi için aracı bankaya ibraz edilir.

Eximbank TL kredilerini doğrudan ihracatçılara kullandırmayıp, bankalara tahsis ederek kullandırmaktadır. Dolayısıyla ihracatçı kredi için kendi bankasına müracaat ederek, bakiye varsa kullandırılmaktadır. Eximbank, kredinin ana para ve faizinin geri ödenmesinde aracı bankayı sorumlu tuttuğundan, ihracatçının ilkin çalıştığı bankada kredisinin olması gerekir, aksi halde Eximbank kredilerinden yararlanamaz. Aracı Bankada tahsisin ve müşterinin kredisinin bulunması halinde ;

- Müracaat Formu ,

- Firma taahhütnamesi ,

- Muvafakatname’yi, ihracatçılar aracı bankaya sunarlar, aracı bankada bu belgeleri Exımbank’a iletir, Eximbank talebi uygun görürse, kredi ertesi işgünü aracı bankaya ödenir, aracı bankada en geç ertesi işgünü krediyi firmanın hesabına aktarır. Verilen kredinin süresi 120 gündür.

Eximbank ilk defa ihracat yapacak olan girişimcilere ve iç piyasaya yönelik olarak çalışmakta iken, ihracata dönük olarak çalışmayı planlayan firmalara, ihracata hazırlık aşamasında, Sevk Öncesi ve Hedef Pazar İhracat Kredileri ‘ne ve İhracat Döviz Kredisine bağlı olarak, ilk Adım İhracat Kredisi adı verilen ihracat kredisi kullandırılır.

3.4.5. Factoring Ve Forfaiting

1. Factoring

İhracatçı mal mukabili ya da kabul kredili olarak mal sattığında, alacak hakkını aracı factor kuruluşuna satmaktadır. Factoring halinde ihracat bedelinin, evrakın factor ‘a verilmesi ile birlikte %80 ‘i ödenmektedir. Bu işlemde %3 – %5 dolayında komisyon verilmekte, geri kalan bedel ise factor kuruluşunca tahsil edildikten sonra ihracatçıya ödenmektedir. Factoring firmasının böyle bir kredi işlemine girebilmesi için, alıcıların istihbaratını yapıp, alıcı limitini belirlemesi gereklidir. Bu limitin üzerindeki limitler değerlendirilmemektedir. Malların istenilen kalitede yapılmaması sebebiyle alıcının bedeli ödememesi durumunda, factoring kuruluşu verdiği bedeli geri almaktadır. Müşterinin iflası halinde ise factoring kuruluşu, meydana gelecek kayıp riskini üstlenmektedir.

Factoring ‘te 4 taraftan söz edilebilir.

- Kredili mal satışı yapan ihracatçı ,

- Kredili mal alışı yapan ithalatçı ,

- Kredili satış için aval veren muhabir banka (ithalatçının bankası)

- Alacak hakkını satın alan banka (Factor)

Factoring yurt içi ve yurt dışı factoring olarak iki bölüme ayrılır.Yurt içi Factoring’ te 3 taraf vardır ;

- Alıcı Firma

- Satıcı Firma

- Factoring Kuruluşu

Factoring kuruluşu, muhabir bankası aracılığıyla yurt içindeki alıcı firma hakkında bilgi toplar ; istihbaratın olumlu olması halinde satıcı firmaya kredi limiti vererek, factoring yapmaya hazır hale gelir. Tahsil işlemi factoring kuruluşu tarafından ya vadesinde gerçekleştirilir ya da satıcı firmanın peşin ödeme istemesi halinde faturanın %70 – 80 bedeli, satıcı firmaya avans olarak ödenir ki, bu iskonto işlemi olmaktadır. İç factoring ‘te factoring kuruluşu borcun ödenmemesi durumunda doğacak riski üstlenmez, satıcıya rücu edebilir. Yurt dışı factoringte ise, factoring kuruluşu borcun vadesinde ödenmemesi halinde, riski üstlenir ve satıcıya rücu edemez (without recourse).

Son yıllarda önemleri artan küçük ve orta boy firmalar için, factoring uygun bir finansman yoludur. Küçük ve orta boy firmalar, büyük organize firmalar gibi finansman sorunlarını rahatça çözümleyemezler ; muhasebe sistemleri eskidir, kredi bulmaları kolay değildir, …vb gibi sorunlar bu firmalar için finansman sıkıntısı doğurmaktadır. Bu açıdan factoring sistemi, önem arzetmekedir.

Factoring ‘in başlıca avantajlarını şöyle sıralayabiliriz ; İhracatı arttırır, müşteriye " açık kredi " şeklinde 90 güne kadar kredi imkanı tanır, factoring şirketinin sahip olduğu pazarlama imkanlarından yararlanabilir, rekebet artar, büyüme dış kaynaklar yerine satışlarla finanse edilir.

Factoring işlemleri batı ülkelerinde yasal düzenlemelere tabidir. Türkiyede ise yasal bir düzenleme olmayıp, işlemler mevcut hukuki sisteme göre yürütülmektedir. Factoring’e ilişkin yasal bir düzenleme bulunmaması, uygulamada bazı sorunların doğmasına neden olmaktadır. Örneğin, yürürlükteki mevzuata göre, ihracat hesaplarının 180 gün içinde kapatılması gerekmektedir. Dolayısıyla factoring işlemleri için azami vade 180 gündür. Oysa uluslararası uygulamada factoring ‘e tanınan süre 270 gündür.

2. Forfaiting

Sermaye malları genellikle pahalı araçlardır. Bunların ithalatçısı kısa dönemde ödeme yapamayabilir. Diğer bir deyişle, pahalı sermaye mallarında çoğunlukla uzun vadeli finansmana ihtiyaç doğar. İhracatçının mali gücü ithalatçıya kredi sağlamaya yetse de bunu arzu etmeyebilir. Çünkü finansman uzun bir dönemi kapsar. Bu dönem


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy