Kalite Yönetim Sistemi

06 Kasım 2007

Üretim süreci sonunda elde edilen ürün dünyadaki en kaliteli ürün olabilir. Fakat müşteriler bu ürünü zamanında ve daima uygun standartta alamıyorlarsa, tercihlerini değiştireceklerdir.

Hizmetler mükemmel olabilir. Fakat müşteriler beklentilerinin daima eksiksiz karşılanmadığını düşünüyorlarsa tercihlerini değiştireceklerdir. Etkin bir kalite yönetimi, esnek ve rahat uygulanabilen sağduyulu bir dokümantasyon ve kayıt sistemi geliştirilerek müşterilerin sürekli memnuniyetini kazanmayı garantiler.

Bir yönetim sisteminin etkinliği yalnızca insanların yeteneklerine değil

aynı zamanda bunun nasıl kullanıldığına bağlıdır. Etkin yönetim kaliteli yönetimdir.

ISO 9001

1- Mevcut durumun tespiti :

Genellikle her kuruluşta formal/ yarı formal / informal işleyen bir kalite sistemi vardır. Bu mevcut sistemi tespit etmek, işe yarayan uygun yönlerini belirlemek ve bunu kurulacak kalite sistemine temel teşkil etmek uygun bir başlangıç olacaktır.

2- Eğitim :

Referans alınacak yönetim sistemi standardını uygun seviyelerde öncelikle kilit çalışanlara tanıtmak, bu çalışmanın 2. basamağını oluşturmaktadır. Eğitim faaliyetlerinde; tüm detayların aynı şekilde ve aynı yoğunlukta her çalışana aktarılmasından ziyade seviyelendirilmiş yetki ve sorumluluklara uygun detay ve içerik aktarılmalıdır. Ancak bu şekilde mevcut kaynaklar (eğitimci, eğitime katılan zamanı ve ilgili maliyetler) etkin bir şekilde kullanmış ve herkes gerekli gereksiz detaylara boğulmamış olur.

3- Nasıl ki bir kalite sistemi bir kişinin bir bölümün uygulayacağı bir şey değilse, kurulması aşamalarında da bir kişinin bir bölümün performans göstermesi yeterli olmayacaktır. Bu nedenle formatı ne olursa olsun temel prensip , kalite sistemi kurulurken mümkün olduğunca katılımı sağlamak olmalıdır. Bu konuyla ilgili pratik uygulama genellikle kuruluşun büyüklüğüne göre çalışma takımları oluşturmaktır. Bu takımlar ilgili birimlerin , sistemlerin / dokümantasyonun kurulmasında oluşturulmasında aktif olarak görev alacaktır. Sistemi , danışmanın veya kalite sistemi sorumlusunun dikte ettirmesindense ; bu yaklaşım, ileriki uygulama aşamalarında kullanıcıların sistemi sahiplenmesi açısından uygun olacaktır.

4- Kalite sistemi oluşum planı :

Kalite sistemi faaliyetlerini organize edecek takımın ve bu takıma destek verecek diğer birimlerin zaman ve gücünü en etkin şekilde kullanabilmek için ele alınacak konuların ve sorumluların belirlenmesi ve bunun bir zaman çizelgesine dökülmesi aşamasıdır. Bu plan, çizelge zaman zaman gözden geçirilmeli ve gerekiyorsa güncellenmelidir.

5- Kalite Yönetim Sisteminin Kurulması :

Artık gruplar çalışmaya başlar ve sistem yavaş yavaş oluşur.

6- Kalite yönetim sistemi oluşumunun tamamlandığı kararı verildikten sonra alt sistemlerin planlandığı gibi çalışıp çalışmadığının, birbirleri ile uyumunun, etkinliğinin kontrol edildiği iç tetkikler yapılmalıdır. Burada tespit edilen uygunsuzluklar / gelişmeye açık alanlar bir plan dahilinde ele alınmalıdır.

7- Yönetimin kalite sistemini, iç tetkikleri gözden geçirmesi, düzeltici / önleyici ve destekleyici kararlarla sistemin etkinliğini, devamlılığını sağlaması gerekmektedir.

1. KALİTE YÖNETİM SİSTEMİ

1.1 Genel Şartlar

Organizasyon, bu Uluslararası Standardın şartlarına uygun bir Kalite Yönetim Sistemi (KYS) oluşturmalı, dokümante etmeli, yürütmeli ve sürekliliğini sağlamalı ve etkinliğini sürekli geliştirmelidir.

Organizasyon :

a) KYS için gerekli olan prosesleri ve bunların organizasyon içindeki uygulamalarını saptamalıdır.

b) Bu proseslerin sırasını ve birbirleriyle olan ilişkilerini belirtmeli

c) Bu proseslerin işleyişinin ve kontrolünün etkinliğini temin etmek için gereken kriterler ve metotları belirlemeli

d) Bu proseslerin işleyişini ve izlenmesini sürdürmek için gerekli kaynakların ve bilgilerin hazır olmasını sağlamalı.

e) Bu prosesleri izlemeli, ölçmeli ve analiz etmeli, ve

f) Bu proseslerin sürekli gelişimi ve planlanan sonuçlarına ulaşmak için gereken faaliyetleri yürütmelidir.

Bu prosesler organizasyon tarafından bu Uluslararası Standardın şartlarına uygun olarak yönetilmelidir.

Organizasyon, ürünün şartlara uygunluğunu etkileyen herhangi bir prosesi dışarıya yaptırmayı tercih ettiğinde, bu tip proseslerin üzerinde kontrolü sağlamalıdır. Bu tip dış kaynaklı proseslerin kontrolü KYS içinde tanımlanmalıdır.

NOT: Yukarıda bahsedilen KYS için gereken proseslere, yönetim faaliyetleri, kaynakların temini, ürünün gerçekleştirilmesi ve ölçme prosesleri de dahil edilmelidir.

1.2 Dokümantasyon Şartları

1.2.1 Genel

KYS dokümantasyonu aşağıdakileri içermelidir:

a) Bir Kalite Politikasının ve Kalite Hedeflerinin dokümante edilmiş beyanı

b) Bir Kalite El Kitabı (KEK)

c) Bu Uluslararası Standardın gerektirdiği dokümante edilmiş prosedürler

d) Proseslerinin etkin planlanmasını, işleyişini ve kontrolünü temin etmek için organizasyon tarafından ihtiyaç duyulan dokümanlar

e) Uluslararası Standardın gerektirdiği kayıtlar

NOT 1: Uluslararası Standartta “dokümante edilmiş prosedür” ifadesi görüldüğü yerde, prosedürün oluşturulması, dökümante edilmesi, yürütülmesi ve sürekliliğinin sağlanması anlaşılmalıdır.

NOT 2: KYS dokümantasyonunun kapsamı

a) Organizasyonun büyüklüğü ve faaliyetlerin tipine,

b) Proseslerin karmaşıklığı ve birbirleriyle ilişkilerine, ve

c) Personelin yeterliliğine.

bağlı olarak organizasyondan organizasyona değişebilir.

NOT 3: Dokümantasyon herhangi bir formda yada ortamda olabilir.

1.2.2 Kalite El Kitabı

Organizasyon

a) Varsa hariç tutulanların detaylarını ve haklı sebebini içeren KYS’nin kapsamını

b) KYS için oluşturulan dokümante edilmiş prosedürleri yada bunlara atıfları

c) KYS prosesleri arasındaki ilişkilerin bir tanımını içeren bir kalite el kitabı oluşturmalı ve sürekliliğini sağlamalıdır:

1.2.3 Doküman Kontrolü

KYS’nin gerektirdiği dokümanlar kontrollü olmalıdır. Kayıtlar özel tip doküman statüsündedir belirtilen şartlara uygun olarak kontrol edilmelidir.

a) Dokümanların yayınlamasından önce yeterliliğini onaylamak

b) Gerektiğinde dokümanları gözden geçirmek ve güncelleştirmek ve yeniden onaylamak

c) Dokümanlardaki değişiklerin ve güncel revizyon durumlarının belirlenmesini sağlamak

d) Uygulanabilir dokümanların ilgili versiyonlarının kullanım noktalarındaki bulunabilirliğini sağlamak

e) Dokümanların okunaklı ve kolaylıkla tanınanabilir olmasını sağlamak

f) Dış kaynaklı dokümanları tanımlanmasını ve dağıtımının kontrollü olmasını sağlamak

g) Yürürlükten kalkan dokümanların istenmeyerek kullanılmasını engellemek ve herhangi bir sebepten ötürü alıkonuluyorsa uygun tanımlamaları yapmak için gereken kontrolleri tanımlayan dokümante edilmiş bir prosedür oluşturulmalıdır.

1.2.4 Kayıtların Kontrolü

KYS’nin şartlara uygunluğunun ve etkin işleyişinin kanıt oluşturmak için kayıtlar oluşturulmalı ve muhafaza edilmelidir.. Kayıtlar okunaklı, kolayca tanınabilir ve tekrar ulaşılabilir olmalıdır. Kayıtların tanımlanması, muhafazası, korunması, tekrar ulaşılması, saklama süresi ve elden çıkarılması için gerekli kontrolleri tanımlayan dokümante edilmiş bir prosedür oluşturulmalıdır.

2. Yönetim Sorumluluğu

2.1 Yönetim Taahhüdü

Üst yönetim :

a) Yasal ve düzenleyici şartlar kadar müşteri isteklerinin karşılanmasının önemini de organizasyona duyurarak

b) Kalite politikasını oluşturarak

c) Kalite hedeflerinin oluşturulmasını sağlayarak

d) Yönetim gözden geçirmelerini yürüterek

e) Kaynakların bulunabilirliğini sağlayarak KYS’nin geliştirilmesi ve uygulanması ve etkinliğinin sürekli arttırılması için yaptığı taahhüdüne kanıt sağlamalıdır.

2.2 Müşteri Odağı

Üst yönetim, müşteri şartlarının belirlenmesini ve bu şartların müşteri memnuniyetinin arttırılması amacıyla karşılanmasını temin etmelidir.

2.3 Kalite Politikası

Üst yönetim, kalite politikasının :

a) Organizasyonun amacına uygun olmasını

b) KYS’nin şartlarına uymak ve etkinliğini sürekli artırmak için bir taahhüt içermesini

c) Kalite hedefleri oluşturulması ve gözden geçirilmesi için destekleyici bir çerçeve sağlamasını

d) Organizasyon içinde duyurulmasını ve anlaşılmasını

e) Sürekli uygunluk için gözden geçirilmesini temin etmelidir.

2.4 Planlama

2.4.1 Kalite Hedefleri

Üst yönetim, ürün şartlarını karşılamak için gerekenler dahil kalite hedeflerini organizasyon içindeki ilgili fonksiyon ve seviyelerde oluşturulmasını sağlamalıdır. Kalite hedefleri ölçülebilir ve kalite politikası ile tutarlı olmalıdır.

2.4.2 KYS Planlaması

Üst yönetim :

a) KYS planlamasını, kalite hedefleri ile birlikte 4.1’de verilen şartların karşılanması için yürütülmesini

b) KYS için değişiklikler planlanıp uygulandığında KYS’nin bütünlüğünün sürdürülmesini sağlamalıdır.

2.5 Sorumluluk – Yetki ve İletişim

2.5.1 Sorumluluk ve Yetki

Üst yönetim sorumluluk ve yetkileri tanımlanmasını ve organizasyon içinde duyurulmasını sağlamalıdır.

2.5.2 Yönetim Temsilcisi

Üst yönetim, diğer sorumluluklarının yanı sıra :

a) KYS için gerekli olan proseslerin oluşturulması, yürütülmesi ve sürekliliğinin sağlanmasını temin etmeyi

b) KYS performansı ve gelişimi için gerekenleri üst yönetime rapor etmeyi

c) Organizasyonun her kesiminde, müşteri şartlarından daha fazla haberdar olunmasını sağlamayı

içeren yetki ve sorumluluklara sahip olacak, yönetimin bir üyesini tayin etmelidir.

NOT: Yönetim temsilcisinin sorumluluğu, KYS ile ilgili konularda dış kuruluşlarla ilişkilerini de içerebilir.

2.5.3 İç İletişim

Üst yönetim organizasyon içinde uygun iletişim proseslerin oluşturulmasını ve bu iletişimin KYS’nin etkinliği konusunda gerçekleşmesini temin etmelidir.

2.6 Yönetimin Gözden Geçirmesi

2.6.1 Genel

Üst yönetim, organizasyonun KYS’ni , sürekli uygunluğunu, yeterliliğini ve etkinliğini sağlamak üzere belirli aralıklarla gözden geçirmelidir. Bu gözden geçirme gelişim için fırsatları değerlendirmeyi ile kalite politikası ve kalite hedeflerini içerecek şekilde KYS ‘de ihtiyaç duyulan değişiklikleri kapsamalıdır.

YGG kayıtları muhafaza edilmelidir.

2.6.2 Gözden Geçirme Girdisi

YGG girdileri :

a) Denetimlerin sonuçları

b) Müşteri geribildirimleri

c) Proses performansı ve ürün uygunluğu

d) Önleyici ve düzeltici faaliyetlerin durumu

e) Daha önceki YGG’lerin takip faaliyetleri

f) KYS’ni etkileyebilecek değişiklikler

g) Gelişme için öneriler konularında bilgileri içermelidir.

2.6.3 Gözden Geçirme Çıktısı

YGG çıktıları:

a) KYS ve proseslerinin etkinliğinin geliştirilmesi

b) Müşteri şartları ile ilgili ürünlerin geliştirilmesi

c) Kaynak ihtiyaçları ile ilgili her türlü karar ve faaliyetleri içermelidir.

3. Kaynak Yönetimi

3.1 Kaynakların Temini

Organizasyon:

a) KYS’ni yürütmek ve sürekliliğini sağlamak ve etkinliğini sürekli artırmak

b) Müşteri gereksinimlerini karşılayarak müşteri memnuniyetini arttırmak için gerekli kaynakları belirlemeli ve temin etmelidir.

3.2 İnsan Kaynakları

3.2.1 Genel

Ürün kalitesini etkileyen işleri yürüten personel, uygun öğretim, eğitim, beceri ve deneyim açılarından yeterli olmalıdır.

3.2.2 Yeterlilik – Bilinç ve Eğitim

Organizasyon:

a) Ürün kalitesini etkileyen işleri yürüten personelin için gerekli yeterliliği belirlemeli

b) Bu ihtiyaçları karşılamak için eğitim sağlamalı yada başka faaliyetler gerçekleştirmeli

c) Gerçekleştirilen faaliyetlerin etkinliğini değerlendirmeli

d) Personelin, gerçekleştirdiği faaliyetlerin ilişki ve öneminden ve kalite hedeflerini yakalamak için nasıl katkıda bulunduklarından haberdar olmalarını sağlamalı

e) Öğretim, eğitim, beceri ve deneyim ile ilgili uygun kayıtları tutmalıdır.

3.3 Altyapı

Ürün şartlarına uygunluğu yakalamak için, organizasyon gerekli altyapıyı belirlemeli, sağlamalı ve sürdürmelidir. Altyapı uygulanabildiğinde şunları içerir:

a) Binalar, çalışma alanı ve ortak hizmetler

b) Proses teçhizatı (yazılım ve donanım)

c) Destekleyici hizmetler (taşıma veya iletişim gibi)

3.4 Çalışma Ortamı

Organizasyon, ürün şartlarına uygunluğu yakalamak için gerekli çalışma ortamını belirlemeli ve idare etmelidir.

4. Ürünün Gerçekleştirilmesi

4.1 Ürünün Gerçekleştirilmesinin Planlaması

Organizasyon, ürünün gerçekleştirilmesi için gerekli olan prosesleri planlamalı ve geliştirmelidir. Ürünün gerçekleştirilmesi planlaması, KYS içinde bulunan diğer proseslerin şartlarıyla uyumlu olmalıdır.

Ürünün gerçekleştirilmesinin planlamasında , organizasyon uygun olduğu taktirde;

a) Ürün için kalite hedeflerini ve şartlarını,

b) Prosesleri, dokümanları oluşturma gereklerini ve ürüne özgü kaynakların teminini,

c) Ürüne özgü istenilen doğrulama, geçerlilik , izleme, inceleme ve test işlemlerini ve ürün kabul kriterlerini,

d) Gerçekleştirme proseslerinin ve son ürünün şartları karşıladığına dair kanıtları sağlayan gerekli kayıtları belirlemelidir.

Bu planlamanın çıktısı organizasyonun çalışma metotlarına uygun bir formda olmalıdır.

NOT 1: KYS’nin proseslerini (ürünün gerçekleşmesi proseslerini de içeren) ve özel bir ürün, proje veya sözleşme için kullanılan kaynakları açıkça belirten bir doküman, Kalite Planı olarak gösterilebilir.

NOT 2: Organizasyon, 4.3’te verilen şartları da ürünün gerçekleştirilmesi proseslerinin geliştirilmesi için kullanabilir.

4.2 Müşteri Bağlantılı Prosesler

4.2.1 Ürün Şartlarının Belirlenmesi

Organizasyon :

a) Teslimat ve teslimat sonrası sonrası faaliyetleri de içeren müşteri tarafından belirlenen şartları

b) Müşteri tarafından belirtilmemiş ancak, biliniyorsa, belirlenen veya planlanan kullanım için gereken şartları

c) Ürüne ait yasal ve düzenleyici şartları

d) Organizasyon tarafından belirlenen diğer ek şartları belirlemelidir.

4.2.2 Ürün Şartlarının Gözden Geçirilmesi

Organizasyon ürün şartlarını gözden geçirmelidir. Bu gözden geçirme , organizasyonun müşteriye bir ürün sunma taahhüdünden önce (Örneğin: tekliflerin sunulması , siparişlerin veya sözleşmelerin kabul edilmesi , sözleşmelerdeki veya siparişlerdeki değişikliklerin kabul edilmesi) yapılmalıdır ve aşağıdakileri sağlamalıdır:

a) Ürün şartlarının tanımlanmasını

b) Sözleşme veya sipariş şartları ile daha önce belirlenen şartlar arasındaki farklılıkların giderilmesini

c) Organizasyonun ürün şartlarını karşılayabilecek yeterlilikte olmasını.

Gözden geçirme sonuçlarının ve gözden geçirmeden sonra ortaya çıkan faaliyetlerin kayıtları muhafaza edilmelidir.

Müşteri, şartlarını yazılı olarak vermediği durumlarda, bu şartlar kabul edilmeden önce organizasyon tarafından teyit edilmelidir.

Ürün şartları değiştiğinde, organizasyon ilgili dokümanların değiştirilmesini ve ilgili personelin değişiklikler konusunda bilgilendirilmesini temin etmelidir.

NOT : Bazı durumlarda, Internet satışları gibi, her sipariş için resmi bir gözden geçirme pratik olmaz. Bunun yerine gözden geçirme ,kataloglar veya reklam malzemeleri gibi, ilgili ürün bilgilerini kapsayabilir.

4.2.3 Müşteri ile İletişim

Organizasyon, müşterilerle iletişim için

a) Ürün bilgisi

b) Değişiklikleri içeren araştırmalar, sözleşmeler veya siparişler

c) Müşteri şikayetlerini içeren müşteri geri bildirimi ile bağlantılı etkin düzenlemeleri belirlemeli ve yürütmelidir.

4.3 Tasarım ve Geliştirme

4.3.1 Tasarım ve Geliştirme Planlaması

Organizasyon ürünün tasarım ve geliştirilmesini planlamalı ve kontrol etmelidir. Tasarım ve geliştirme planlaması sırasında organizasyon :

a) Tasarım ve geliştirme aşamalarını

b) Her bir tasarım ve geliştirme aşamasına uygun gözden geçirmeyi, doğrulamayı ve geçerli kılmayı

c) Tasarım ve geliştirme için sorumlulukları ve yetkileri belirlemelidir.

Organizasyon, etkin iletişimi ve sorumlulukların açıkça belirlenmesini sağlamak için tasarım ve geliştirme faaliyetlerinde yer alan değişik gruplar arasındaki bağlantıları (geçişleri) düzenlemelidir.

Planlama çıktıları, uygun olduğu takdirde, tasarım ve geliştirme ilerledikçe güncellenmelidir.

4.3.2 Tasarım ve Geliştirme Girdileri

Ürün şartları ile ilgili girdiler belirlenmeli ve kayıtları tutulmalıdır. Bu girdiler :

a) İşlevsel şartlar ve performans şartları

b) Uygulanabilir yasal ve düzenleyici şartlar

c) Uygun olduğu takdirde, daha önceki benzer tasarımlardan elde edilen bilgiyi

d) Tasarım ve geliştirme için gerekli diğer şartları kapsamalıdır.

Bu girdiler yeterlilik açısından gözden geçirilmelidir. Bu şartlar eksiksiz, belirgin ve çelişkisiz olmalıdır.

4.3.3 Tasarım ve Geliştirme Çıktıları

Tasarım ve geliştirme çıktıları, tasarım ve geliştirme girdilerine göre doğrulanabilmesine olanak verecek bir şekilde sağlanmalı ve kullanımdan önce onaylanmalıdır.

Tasarım ve geliştirme çıktıları :

a) Tasarım ve geliştirme girdi şartlarını karşılamalı

b) Satın alma, imalat ve servis sağlama için uygun bilgileri sağlamalı

c) Ürün kabul kriterlerini içermeli veya bunlara atıfta bulunmalı

d) Ürünün güvenli ve uygun kullanılması için gerekli özellikleri belirlemelidir.

4.3.4 Tasarım ve Geliştirme Gözden Geçirmesi

Uygun aşamalarda, tasarım ve geliştirmenin sistemli olarak gözden geçirilmeleri planlanan düzenlemelere uygun bir şekilde gerçekleştirilmelidir.

a) Tasarım ve geliştirme sonuçlarının şartları karşılaması yeteneğinin değerlendirilmesi

b) Problemlerin belirlenmesi ve gerekli faaliyetlerin önerilmesi.

Bu şekildeki gözden geçirmelerdeki katılımcılar, gözden geçirilen tasarım ve geliştirme aşamaları ile ilgili birimlerin temsilcilerini içermelidir. Gözden geçirme sonuçlarının ve gerekli her faaliyetin kayıtları muhafaza edilmelidir.

4.3.5 Tasarım ve Geliştirme Doğrulaması

Doğrulama, tasarım ve geliştirme çıktılarının tasarım ve geliştirme girdi şartlarını karşılamasını temin etmek için, planlanan düzenlemelere uygun olarak yapılmalıdır. Doğrulama sonuçlarının ve gerekli her faaliyetin kayıtları muhafaza edilmelidir.

4.3.6 Tasarım ve Geliştirme Geçerliliği

Tasarım ve geliştirmenin geçerliliği, nihai ürünün belirlenen uygulama veya bilinmesi halinde tasarlanan kullanım için şartları karşılayabilme yeteneğine sahip olmasını sağlayacak şekilde, planlanan düzenlemelere uygun olarak yapılmalıdır.

Elverişli durumlarda, geçerlilik ürünün tesliminden veya uygulanmasından önce bitirilmelidir. Geçerlilik sonuçları ve gerekli her faaliyetin kayıtları muhafaza edilmelidir.

4.3.7 Tasarım ve Geliştirme Değişikliklerinin Kontrolü

Tasarım ve geliştirme değişiklikleri belirlenmeli ve kayıtları tutulmalıdır. Değişiklikler, uygun olduğu takdirde, gözden geçirilmeli, doğrulanmalı ve geçerliliği sağlanmalı ve uygulamaya konmadan önce onaylanmalıdır.

Tasarım ve geliştirme değişikliklerinin gözden geçirilmesi, değişikliklerin, sevk edilmiş ürüne ve ürünü oluşturan parçalara etkilerinin değerlendirilmesini kapsamalıdır.

Değişikliklerin gözden geçirilmesi sonuçlarının ve gerekli her faaliyetin kayıtları muhafaza edilmelidir.

4.4 Satın Alma

4.4.1 Satın Alma Prosesi

Organizasyon, satın alınan ürünün belirlenen satın alma şartlarına uygunluğunu sağlamalıdır. Tedarikçiye ve satın alınan ürüne uygulanan kontrolün şekli ve derecesi satın alınan ürünün, takip eden ürün gerçekleştirme veya nihai ürün üzerine olan etkisine bağlı olmalıdır.

Organizasyon, kendi şartlarına uygun ürün sağlama yeteneğine göre tedarikçileri değerlendirmeli ve seçmelidir. Seçme, değerlendirme ve yeniden değerlendirme kriterleri oluşturulmalıdır. Değerlendirme sonuçlarının ve değerlendirmeden doğan gerekli her faaliyetin kayıtları muhafaza edilmelidir.

4.4.2 Satın Alma Bilgisi

Satın alma bilgisi, uygun olduğu takdirde :

a) Ürün, prosedür, proses ve teçhizat kabul şartlarını

b) Personel niteliği şartlarını

c) KYS şartlarını içerecek şekilde satın alınacak ürünü tanımlamalıdır.

Organizasyon, belirlenen satın alma şartlarının yeterliliğini, tedarikçiye bildirmeden önce sağlamalıdır.

4.4.3 Satın Alınan Ürünün Doğrulanması

Organizasyon, satın alınan ürünün belirlenen satın alma şartlarını karşıladığından emin olmak için gerekli olan inceleme ve diğer gerekli faaliyetleri tesis etmeli ve yürütmelidir.

Organizasyonun veya organizasyonun müşterisinin, tedarikçinin sahasında doğrulamaları gerçekleştirmeyi istemesi durumunda, organizasyon istenilen doğrulama düzenlemelerini ve ürünün gönderilmesine izin veren metotları satın alma bilgisinde belirtmelidir.

4.5 Üretim ve Hizmet Temini

4.5.1 Üretim ve Hizmet Temini Kontrolü

Organizasyon, kontrollü şartlar altında, üretim ve hizmet teminini planlamalı ve yürütmelidir. Kontrollü şartlar, uygun olduğu takdirde

a) Ürün karakteristiğini tanımlayan bilginin mevcudiyetini

b) Gerekli olabilecek iş talimatlarının mevcudiyetini

c) Uygun teçhizatın kullanımını

d) İzleme ve ölçme cihazlarının mevcut bulunmasını ve kullanımını

e) İzleme ve ölçmenin yürütülmesini

f) Ürün çıkışı, teslimat ve teslimat sonrası faaliyetlerin yürütülmesini kapsamalıdır.

4.5.2 Ürün ve Hizmet Temini Proseslerinin Geçerliliği

Son çıktının izleme ve ölçmeyle doğrulanamadığı durumlarda organizasyon, ürün ve hizmet temini proseslerini geçerli kılmalıdır. Bu, kusurların ancak ürünün kullanımından yada hizmetin verilmesinden sonra ortaya çıktığı prosesleri içerir.

Geçerlilik, bu proseslerin planlanmış sonuçlara ulaşmak için yeterliliğini göstermelidir.

Uygun olduğu takdirde, organizasyon bu prosesler için :

a) Proseslerin gözden geçirilmesi ve onayı için tanımlanmış kriterleri

b) Teçhizatın ve personel niteliklerinin onayını

c) Özel metotların ve prosedürlerin kullanımını

d) Kayıtlar için şartları

e) Tekrar geçerli kılmayı içeren düzenlemeler oluşturmalıdır.

4.5.3 Tanımlama ve İzlenebilirlik

Uygun olduğu takdirde, organizasyon, ürünün gerçekleştirilmesi süresince uygun yöntemlerle ürünü tanımlamalıdır.

İzleme ve ölçme şartlarına göre, organizasyon ürünün durumunu tanımlamalıdır. İzlenebilirlik bir şart olduğunda, organizasyon ürünün tek olarak tanımlanmasını kontrol etmeli ve kayıt altına almalıdır.

NOT: Bazı endüstriyel sektörlerde, konfigürasyon yönetimi, tanımlama ve izlenebilirliği yürütmek için bir araçtır.

4.5.4 Müşteri Mülkiyeti

Organizasyon, kendi kontrolü altında olduğu yada organizasyon tarafından kullanıldığı sürece, müşteri mülkiyetine gereken özeni göstermelidir. Organizasyon, kullanılması yada ürüne dahil edilmesi için temin edilen müşteri mülkiyetini tanımlamalı, doğrulamalı, korumalı ve muhafaza etmelidir. Müşteri mülkiyetinin kaybolması, zarar görmesi ya da kullanım için uygun olmaması durumunda müşteriye rapor edilmeli ve kayıtlar tutulmalıdır.

NOT: Müşteri mülkiyeti, müşterinin fikri mülkiyetini de kapsayabilir.

4.5.5 Ürünün Muhafazası

Organizasyon, iç proses süresince ve istenilen yere teslimata kadar ürünün uygunluğunu muhafaza etmelidir. Bu muhafaza, tanımlamayı, taşımayı, paketlemeyi, depolamayı ve korumayı içermelidir. Muhafaza, ürünü meydana getiren parçalar için de uygulanmalıdır.

4.6 İzleme ve Ölçme Cihazlarının Kontrolü

Organizasyon, üstlendiği izleme ve ölçmeyi, ve ürünün belirlenen şartlara uygunluğunun kanıtını sağlamak için gereken izleme ve ölçme cihazlarını belirlemelidir.

Organizasyon, izleme ve ölçmenin yapılmasını sağlayan prosesler oluşturmalı ve bu proseslerin izleme ve ölçme şartlarıyla tutarlı bir şekilde yürütülmesini sağlamalıdır.

Gerekli olduğunda, geçerli sonuçları temin etmek için, ölçme teçhizatı :

a) Ulusal veya uluslararası ölçüm standartlarıyla izlenebilen ölçüm standartlarına göre, belirlenmiş aralıklarla veya kullanımdan önce kalibre edilmeli yada doğrulanmalıdır; böyle standartların olmadığı durumda, kalibrasyon ve doğrulama için kullanılan esaslar (basis) kayıt edilmeli

b) Gerektiğinde ayarlanmalı yada yeniden ayarlanmalı

c) Kalibrasyon durumunun belirlenmesini sağlamak için tanımlanmalı

d) Ölçme sonucunu geçersiz kılacak ayarlamalara karşı korunmalı

e) Taşıma, muhafaza ve depolama sırasında oluşabilecek hasar ve bozulmadan korunmalıdır.

Ek olarak, teçhizatın şartlara uymadığının tespit edildiği durumlarda, organizasyon önceki ölçme sonuçlarının geçerliliğini değerlendirmeli ve kaydetmelidir. Organizasyon, teçhizat ve etkilenen herhangi bir ürün için gerekli faaliyetleri yerine getirmelidir. Doğrulama ve kalibrasyon sonuçlarının kayıtları muhafaza edilmelidir.

Belirlenen şartların izlenmesinde ve ölçümünde kullanıldığında, bilgisayar yazılımının yeterliliğinin istenilen uygulamayı karşılayıp karşılamadığı teyit edilmelidir. Bu ilk kullanımdan önce yapılmalı ve gerektiğinde tekrar teyit edilmelidir.

5. Ölçme – İzleme ve İyileştirme

5.1 Genel

Organizasyon:

a) Ürünün uygunluğunu kanıtlamak

b) KYS’ne uygunluğunu sağlamak

c) KYS’nin etkinliğini sürekli iyileştirmek için gereken izleme, ölçme, inceleme ve iyileştirme proseslerini planlamalı ve yürütmelidir.

Bu ; istatistiksel teknikleri de içeren uygulanabilir metotların ve bunların kullanım alanlarının belirlenmesini kapsamalıdır.

5.2 İzleme ve Ölçme

5.2.1 Müşteri Memnuniyeti

KYS’nin performansının ölçümlerinden biri olarak, organizasyon, kendisinin müşteri şartlarını karşılayıp karşılamadığına ilişkin müşterinin algılayışına dair bilgiyi izlemelidir. Bilgiyi elde etmek ve kullanmak için uygulanan metotlar belirlenmelidir.

5.2.2 İç Denetim

Organizasyon, KYS’nin

a) Planlanan düzenlemelere, bu uluslararası standardın şartlarına ve organizasyon tarafından oluşturulan KYS şartlarına uygun olup olmadığını

b) Etkin olarak yürütüldüğünü ve sürekliliğinin sağlanıp sağlanmadığını

belirlemek için planlanmış aralıklarda iç denetimler yapmalıdır.

Bir denetim programı, denetlenecek proseslerin ve alanların durum ve önemini, ve daha önceki denetim sonuçlarını da dikkate alarak planlanmalıdır. Denetim kriterleri, kapsamı, sıklığı ve metotları belirlenmelidir.

Denetçilerin seçimi ve denetimlerin yönetilmesi denetim prosesinin objektifliğini ve tarafsızlığını temin edecek şekilde olmalıdır. Denetçiler kendi işlerini denetlememelidir.

Denetimlerin planlanması ve yürütülmesi, sonuçların raporlanması ve kayıtların muhafaza edilmesi için sorumluluklar ve şartlar dokümante edilmiş bir prosedürde tanımlanmalıdır.

Denetlenen alandan sorumlu yönetim, tespit edilen uygunsuzlukların ve nedenlerinin giderilmesi için faaliyetlerin zamanında gerçekleştirilmesini sağlamalıdır. Takip faaliyetleri, yapılan faaliyetlerin doğrulanmasını ve doğrulama sonuçlarının raporlanmasını içermelidir

5.2.3 Proseslerin Ölçüm ve İzlenmesi

Organizasyon KYS proseslerinin izlenmesi ve uygun olduğu takdirde ölçülmesi için uygun metotlar uygulamalıdır. Bu metotlar, proseslerin planlanan sonuçlara ulaşmak için yeterliliğini göstermelidir. Planlanan sonuçlara ulaşılamadığında, ürünün uygunluğunu sağlamak üzere, uygun olduğu takdirde düzeltme ve düzeltici faaliyet gerçekleştirilmelidir.

5.2.4 Ürünün Ölçüm ve İzlenmesi

Organizasyon, ürünün karakteristiklerinin ürün şartlarını karşıladığını doğrulamak için izlemeli ve ölçmelidir. Bu, ürün gerçekleştirme prosesinin uygun aşamalarında planlanan düzenlemelerle uygun olarak yapılmalıdır.

Kabul kriterlerine uygunluğun kanıtı sağlanmalıdır. Kayıtlar, ürünün dışarı çıkmasına izin veren yetkili kişileri belirtmelidir.

Planlanan düzenlemeler tatmin edici şekilde tamamlanmadan, aksi durumda ilgili bir yetkili, ve uygun olduğunda müşteri, tarafından onaylanmadıkça, ürün çıkışına ve hizmet verilmesine devam edilmemelidir.

5.3 Uygun Olmayan Ürünün Kontrolü

Organizasyon, ürün şartlarına uymayan ürünler tanımlanmasını ve istem dışı kullanım veya sevkıyatının engellenmesini kontrol etmeyi sağlamalıdır. Uygun olmayan ürünle ilgilenen yetkililer için kontroller ve ilgili sorumluluk ve yetkiler dokümante edilmiş bir prosedürde tanımlanmalıdır.

Organizasyon uygun olmayan ürünle aşağıdaki bir yada daha fazla şekilde ilgilenmelidir :

a) Tespit edilen uygunsuzluğun giderilmesi için gerekli faaliyetleri uygulayarak

b) İlgili bir makam ve gerektiği takdirde müşteri tarafından uygun olmayan ürünün kullanımı, çıkışı veya kabulüne izin vererek

c) Orijinal tasarlanan kullanımını veya uygulamasını engellemek için gerekli faaliyetleri yürüterek.

Uygunsuzluğun tabiatı ve izleyen faaliyetlere ait, elde edilen ayrıcalıkları da içeren kayıtlar muhafaza edilmelidir. Uygun olmayan ürün düzeltildiğinde, şartlara uygunluğun gösterilmesi amacıyla tekrar doğrulama işlemine tabii tutulmalıdır. Uygun olmayan ürün sevkıyattan yada kullanıma başladıktan sonra tespit edilirse, organizasyon, uygunsuzluğun etkilerine, veya potansiyel etkilerine, uygun faaliyetleri gerçekleştirmelidir.

5.4 Veri Analizi

Organizasyon KYS’nin uygunluğunu ve etkinliğini göstermek ve KYS’nin etkinliğinin sürekli geliştirilebileceği alanları değerlendirmek için uygun verileri belirlemeli, toplamalı ve analiz etmelidir. Bu veriler, izleme ve ölçme sonucu olarak ve diğer ilgili kaynaklardan üretilenleri içermelidir.

Verilerin analizi:

a) Müşteri memnuniyeti

b) Ürün şartlarına uygunluk

c) Önleyici faaliyet fırsatlarını içeren proses ve ürün karakteristikleri ve eğilimleri, ve

d) Tedarikçiler ile ilgili bilgi sağlamalıdır.

5.5 İyileştirme

5.5.1 Sürekli İyileştirme

Organizasyon, KYS’nin etkinliğini: kalite politikasını, kalite hedeflerini, denetim sonuçlarını, veri analizini, düzeltici ve önleyici faaliyetleri ve yönetim gözden geçirmesini kullanarak sürekli iyileştirmelidir.

5.5.2 Düzeltici Faaliyet

Organizasyon, tekrarlanmasını önlemek amacıyla uygunsuzlukların sebebini ortadan kaldırmak için önlem almalıdır. Düzeltici faaliyetler karşılaşılan uygunsuzlukların etkilerine uygun olmalıdır.

a) Uygunsuzlukların gözden geçirilmesi (müşteri şikayetleri dahil)

b) Uygunsuzlukların sebeplerinin belirlenmesi

c) Uygunsuzlukların tekrarlanmamasını sağlamak üzere yapılacak faaliyetler için gerekliliğinin değerlendirilmesi

d) Gerekli faaliyetlerin belirlenmesi ve yürütülmesi,

e) Yapılan faaliyetlerin sonuçlarının kayıtları

f) Yapılan düzeltici faaliyetin gözden geçirilmesi için şartları tanımlayan dokümante edilmiş bir prosedür oluşturulmalıdır.

5.5.3 Önleyici Faaliyet

Organizasyon, potansiyel uygunsuzlukların ortaya çıkmasını önlemek üzere, bunların sebeplerini ortadan kaldırmak için faaliyetleri belirlemelidir. Önleyici faaliyetler potansiyel sorunların etkilerine uygun olmalıdır.

Dokümante edilmiş bir prosedür aşağıda tanımlanan şartları yerine getirmek için oluşturulmalıdır:

a) Potansiyel uygunsuzluklar ve sebeplerinin belirlenmesi

b) Uygunsuzlukların ortaya çıkmasını önlenmek üzere yapılacak faaliyetler için gerekliliğin değerlendirilmesi

c) Gerekli faaliyetlerin belirlenmesi ve yürütülmesi

d) Yapılan faaliyetlerin sonuçlarının kayıtları

e) Yapılan önleyici faaliyetin gözden geçirilmesi için şartları tanımlayan dokümante edilmiş bir prosedür oluşturulmalıdır.

6. Genel Hatları İle ISO 9001:2000 Standardı

2000 yılı revizyonu, her biri Proses/Süreçler için gerekli temel yapı taşlarından birini konu alan beş kural bölümü’nü kapsamaktadır. Bunlar:

Kalite Yönetim Sistemi:

Bu bölüm, yönetim sisteminin temelini oluşturan genel kurallar ve dokümantasyon kuralları hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Genel kurallar, yönetim sistemi süreçlerini, bunların birbirini nasıl etkilediklerini, Süreçleri yürütmek için hangi kaynaklara ihtiyacınız olduğunu, ve Proses/Süreçleri nasıl ölçüp izleyeceğinizi incelemenizi istemektedir.Bölümün ikinci kısmı, sistemi etkili olarak çalıştırmak için gereken dokümantasyon ve bu dokümantasyonun nasıl kontrol edileceği konusundaki kuralları belirtmektedir.

Yönetim Sorumluluğu:

Sistemlerin yönetimi, kuruluş içinde stratejik bir yeri olan "Üst Yönetim"in sorumluluğundadır."Üst Yönetim" müşterinin şartlarını stratejik düzeyde bilmeli ve bu şartları, yasal ve mevzuat şartlarıyla birlikte karşılamayı taahhüt etmelidir."Üst Yönetim" politikalar da oluşturmalı; bu politikalarında başarılı olmak için hedefler belirlemeli ve hedeflere nasıl ulaşılacağını planlamalıdır.

"Üst Yönetim" ayrıca iyi işleyen bir iç iletişimin olmasını ve yönetim sisteminin düzenli olarak gözden geçirilmesini sağlamalıdır.

Kaynak Yönetimi:

Bu bölüm, Proses/Süreçleri yürütmek için gereken insan kaynaklarını ve fiziksel kaynakları kapsamaktadır.Personelin görevlerini yerine getirebilecek yetenekte, fiziksel kaynaklar ve çalışma ortamının müşteri şartlarını karşılayacak yeterlikte olması gerekir.

Ürün/Hizmet Gerçekleştirmesi:

• Ürünü üretmek yada hizmeti sağlamak için gereken Proses/Süreçlerdir.

• Proses/Süreç girdisini çıktıya dönüştürme eylemidir.

• Bir imalat kuruluşu için bu, örneğin demir cevherini maden eritme ocağı aracılığıyla çeliğe dönüştürmektir.

• Hizmet kuruluşu için aynı şey, bir ürünü ya da kişiyi bir yerden başka bir yere, örneğin taksi ile taşımak olabilir.

Ölçüm, Analiz ve İyileştirme:

Bunlar, müşteri açısından sistem performansı bilgileri edinmek için sistemlerin, iç tetkikler yolu ile yönetim sisteminin, Proses/Süreçlerin ve ürünün izlenmesini kolaylaştırıcı ölçmelerdir. Bunların performansla ilgili bir hata yada eksikliği de kapsayacak biçimde analiz edilmesi, gerektiğinde sistemlerin ve ürünlerin iyileştirilmesinde kullanılacak değerli bilgiler sağlayacaktır.

6.1. ISO 9001 – 9002 – 9003 ‘ün farkları nelerdir?

ISO 9000, İmalat ve Hizmet endüstrilerinde kalite güvencesi için kurulmuş kapsamlı bir standartlar kümesidir. Standartlar firmadan firmaya değişiklikler göstermektedir. İmalat sürecinin, tasarım da dahil olmak üzere toplamı ile uğraşan bir firmada, sadece muayene ve test süreçleriyle uğraşan bir firmaya göre ele alınması gereken çok sayıda husus vardır. Her iki firma da, büyüklüğü ne olursa olsun (8 veya 80.000 çalışanı olan) kendi kalite sistemlerini ISO yoluyla belirleyebilir.

ISO 9001 ; en geniş modeldir. Tasarım, imalat, montaj ve servis sistemlerini kapsar. (kendi ürün ve servisini tasarlayan firmalar)

ISO 9002 ; imalat, montaj ve servis sistemlerini kapsar. (bir başkası tarafından tasarlanmış ürünü imal eden firmalar, hizmet veren firmalar)

ISO 9003 ; sadece son ürünün muayene ve testini kapsar. (tasarım ve üretimi olmayan firmalar) Standartlar geniş kapsamlı, doğal, mantıksal, kolay anlaşılır formatta hazırlanmıştır.

6.2. ISO 9001:2000 Nedir?

ISO 9001: 2000 ; yıllardır varlığını bildiğimiz ve dünyanın her yanında 300000′i aşkın kuruluş tarafından uygulanmakta olan bir kalite yönetim standardının en son baskısıdır.

Bu standart :

 Bir kuruluşun müşterilerinin beklentilerini ve/veya yürürlükteki mevzuat şartlarını karşılayan bir ürünü veya hizmeti sürekli olarak sağlama yeteneğine sahip olduğunu göstermek

 Sistemi etkili şekilde uygulayarak müşteri memnuniyetini sağlamak, sürekli iyileştirme Proses/Süreçleri geliştirmek ve yanlışlıkları veya yanılmaları önlemek için

kuruluşların ihtiyaç duyduğu bir kalite yönetim sisteminin asgari şartlarını belirler.

Başarılı bir kuruluş;

 Rekabet üstünlüğü sağlamak ve bunu etkili ve verimli bir şekilde yapmak için müşterilerinin ve çalışanlar, tedarikçiler, mal sahipleri ve toplum gibi diğer ilgili tarafların ihtiyaçlarını ve beklentilerini tanımlamak ve bunları yerine getirmek

 Tüm performans ve yeteneklerini başarıyla yürütmek, sürdürmek ve iyileştirmek ihtiyacındadır.

6.3. ISO 9001:2000 Belgelendirmesinde Görülen Yararlar Ve Avantajlar Nelerdir?

ISO 9001: 2000 standardını uygulamanın avantajlı ve zorlu yanları vardır. Bunlar aşağıda özetlenmektedir;

 Verimlilik artışı

 Sürekli iyileştirme

 Daha az kayıp yoluyla iyileştirme

 Önemli Proses/Süreçlerin tutarlı biçimde kontrolü

 İyi çalışma uygulamalarının geliştirilmesi ve standardizasyonu

 Pazarlamayla daha fazla önem verilmesi ve iyileştirilmiş halkla ilişkiler

 Onaylı Tedarikçi Listelerine alınmak için gereken şartların yerine getirilmesi

 Yeni personelin eğitimi için araç sağlanması

 Etkili risk yönetimi

 Olanaklarla ilgili bir kültür sunmak için araç sağlanması

 Dünya çapında tanınma potansiyelinin artırılması

6.4. ISO 9001:2000 Belgelendirmesinde Görülen Zorluklar Nelerdir?

 Alınması ve korunmasının pahalı olması

 Belge almanın uzun zaman gerektirmesi

 Geliştirmenin zaman alması

 Uygulanmasının güçlüğü

 Değişime, kuruluşun direniş göstermesi

 Değişime, personelin direniş göstermesi

 Sistem için duyulan coşkuyu sürdürmenin güçlüğü

 Daha çok dokümantasyon gerektirmesi

6.5. ISO 9000:1994 Standartları Serisi Neden Değişiyor?

Bir standardın birkaç yılda bir revizyonu olağan bir uygulamadır. Standardlar, ilerleyen dünyaya, ayak uydurmak zorundadır. ISO 9000:1994 standartlar serisinin 2000 yılında revize edilmesi, 1994 basımı yayımlanmadan önce planlanmıştır.

Dünyada, ISO 9000:1994 serisinden daha çok etki yaratan standart sayısı birkaçı geçmez. Uyandırdığı ilgi, bu seriyi kaçınılmaz olarak iyileştirmeye yönelik birçok öneriye yol açmıştır.

Revizyon işlemine girişmeden önce sorumlu komite, revize edilen standart da hangi konuların ele alınacağını belirlemek için kapsamlı çalışmalar yürütmüştür. ISO 9000:1994 standartlar serisi ile ilgili kaygıların bazıları aşağıda belirtilmektedir:

 Sonuçlardan çok dokümanlara önem verilmesi

 Müşteri memnuniyeti ve iyileştirme konularının özel olarak ele alınmamış olması

 Yalnızca imalat konusunda değil standardın günümüzde küresel ve evrensel olarak kullanılıyor olması

 ’20 Eleman’ın en iyi yapıda olmaması

 Seride çok fazla standart olması

 Başka standartları tekrar etmesi ve/veya bunlarla uyumlu olmaması (Ör: ISO 14001)

Kullanıcı ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamak için geliştirilerek revize edilen standart , bu kusurları giderme çabasındadır.

6.6. Yeni Standardın ISO 9000:1994 Standartlar Serisinden Farkları Nelerdir?

2000 Yılı Revizyonu bir standartlar ailesini kapsamaktadır;

• ISO9000:2000 – Kalite Yönetim Sistemleri: Kavramlar ve Sözlük

• ISO9001:2000 – Kalite Yönetim Sistemleri: Şartlar

• ISO9004:2000 – Kalite Yönetim Sistemleri: Performans İyileştirme Kılavuzu

Kuruluşlar, tasarımla uğraşıp uğraşmadıklarına bakılmaksızın değerlendirilecek ve kendilerine ISO 9001:2000′e göre belge verilecektir.

ISO 9004:2000, bir kalite yönetim sistemi uygulama konusunda rehberlik sağlamaktadır. ISO 9001:2000 ile tutarlı olmasına karşın, belgelendirme yada sözleşme amaçlı kullanımı düşünülmemiştir.

6.7. Yeni Standardın ISO 9000:1994 Standartlar Serisinden Farkları Nelerdir?

Revize edilen standardın köklü bir değişiklik göstermediğini ve birçok bölümünün 1994 serisine göre önemli ölçüde değiştirilmediğini kabul etmek gerekir.Bununla birlikte yeni standart, aşağıda belirtilen kavramsal değişiklikleri sunmaktadır:

• En önemlisi, prosedüre dayanan bir yönetim yaklaşımından ayrılmasıdır. ‘Proses/Süreç’ tabanlı bir yaklaşım ile ‘ne’ yaptığınızdan ziyade, faaliyetlerinizi ‘nasıl’ kontrol ettiğinizi belirtmeniz gerektiğini ifade etmektedir.

• Standard , kullanılmasını ve anlaşılmasını kolaylaştıran yapısı ve yaklaşımı ile şimdi daha basittir.

• Bir faaliyetin dokümante edilmesi ve ilgili personelin yeterliliği arasında denge gerektiren standart, şimdi büyük bir esneklik kazanmıştır.

Sunuluşu da farklı olan standart daha önce yer vermediği belirli konular içermektedir. Bu konular daha sonra tartışılacak olmakla birlikte dikkate değer görülen birkaçı aşağıda belirtilmektedir:

• Bir bakıma yapay olan ‘20 eleman’ın 5 ana başlık altında toplanması:

1. Kalite yönetim sistemi

2. Yönetim sorumluluğu

3. Kaynak yönetimi

4. Ürün/hizmet gerçekleştirme

5. Ölçme analiz ve iyileştirme

• Sürekli iyileştirme

• Müşteri şikayetleri yerine ‘Müşteri memnuniyeti’ne geçiş.

6.8. Yeni Standardın Yararları Nelerdir?

Gerek benimseyen kuruluşlar, gerekse bu kuruluşların müşterileri için standardı daha uygun hale getirmesi açısından, bu revizyonun yararlı olduğuna inanılmaktadır.Yeni standardın Proses/Süreç yönetimine yönelmesi ve 20 elemanın kaldırılması, kuruluşların işlerine göre biçimlenmelerine ve işin yeniden tasarlanmasındaki tuzaklardan kaçınmalarını sağlayan bir kalite yönetim sistemi uygulamalarına yardımcı olacaktır. Dokümantasyondan çok ürün/hizmet gerçekleştirme ve müşteri memnuniyeti üzerinde durulması, eski standardın yanlış noktalarda yoğunlaştığı eleştirilerine bir karşılık oluşturmaktadır.Sürekli iyileştirmeye yer verme ihtiyacı, sorumluluk duygusuyla hareket eden kuruluşların zaten kabul ettikleri bir konu olarak belirlenmiş ve revize edilen standarda yansıtılmıştır.Önemli değişikliklere ek olarak, bir araya geldiğinde yeni standardı kullanıcıya dost kılan birçok ufak iyileştirme de yapılmıştır.

6.9. ISO 9001:2000 Standardının Yapısı Hakkında Genel Yorumlar

Birinin eksik olması durumunda kontrollü bir Proses/Sürecin gerçekleşmesi mümkün olmayacağından, bu beş temel yapı taşının her biri, her Proses/Süreç için gereklidir. Yeni standart da kabul edilen bu durum, kalite sistemini bir Proses/Süreçler dizisi olarak gören değişikliği simgelemektedir.

Değişiklik, ISO 9000:1994 standartlar serisi şartlarına uygunluğu tetkik etmekten ziyade, kuruluşun Proses/Süreçlerini ve oluşumu sırasında, çıktılarını inceleyen ve tetkik eden iç yada dış tetkikçiler gerektirecektir.

Yeni standart gerek iç, gerekse dış tetkikçiler için tetkik yöntemlerinde önemli değişiklikler de gerekli kılmaktadır. Tetkik, güçlü kanıtlardan çok, soru sormaya dayalı, daha öznel, daha az nesnel hale gelecektir.

Tetkikçi, bir “Proses/Süreç Tetkiki" yapmak için işe girdilerden başlayacak, nasıl kontrol edildiğini incelemek ve çıktının isteneni karşıladığını doğrulamak amacıyla, Proses/Süreci, çeşitli aşamalarında takip edecektir.

Bu türden bir Proses/Süreç, örneğin bir müşteri siparişi alındığı zaman harekete geçmek ve siparişin, üretilmesi istenen ürüne dönüştürülmesi için atılacak adımlar olabilir. Buradaki girdi, müşteri siparişi, çıktı da ürünün kuruluş tarafından imal edilmesini olanaklı kılan iç dokümanları, kaynakları ve malzemeleridir.

Bir kuru temizleyicinin, temizleme sürecinin doğrudan gerektirdiği kimyasal maddeleri satın almak için atacağı adımlar, sürece başka bir örnek olarak gösterilebilir.

Girdi, kimyasal maddeleri satın alma ihtiyacı, çıktı ise kimyasal maddelerin tedarikçiden teslim alınması olacaktır. Bu bakımdan tetkikçinin Proses/Sürece bakması, girdileri belirlemesi, nasıl kontrol edildiğini gözden geçirmesi ve çıktıları incelemesi gerekecektir. Proses/Sürecin kontrol ediliş biçimi, mekanizmaların dokümante edilmiş prosedürler dışında incelenmesini gerektirebilir.

Bu tür kontrol mekanizmaları, örneğin, kontrol çizelgeleri, Proses/Süreç akış şemaları yada çalışanların yeterliklerini sağlamak amacıyla eğitilmeleri ile oluşturulabilir.

Kuruluşun Prosesi/Süreci kontrol etmeye karar verdiği araç ne olursa olsun, tetkikçi, kontrol mekanizmasının gerçekten etkili olduğuna ilişkin kanıt arayacaktır. Etkinliğin en son kontrolü, Proses/Süreç nihai sonucunun girdilere uygun olup olmadığının araştırılmasıdır.

Kimyasal maddelerin teslim alınması, bir satın alma Proses/Süreci nihai sonucuna örnek olarak gösterilebilir. Sipariş, doğru ürünün sağlanması için yeterli bilgiyi içermemekte yada bu bilgi eksik kalmakta ise, çıktı kabul edilebilir bulunmayabilir. Müşteri, talep ettiği kimyasal maddeleri alamayabilir. Bu durumda Proses/Süreç, istenen çıktıyı vermemiş olacaktır. Talep edilen kimyasal maddelerin teslim alınmasını sağlamak için Proses/Süreçte bazı değişikliklerin yapılması gerekecek, bu yolla Proses/Süreç çıktısı kabul edilebilir kılınacaktır. Bu nedenle, bir Proses/Sürecin tetkiki sırasında Proses/Süreç çıktısının (örneğin alınan kimyasal maddelerin), kuruluşun şartlarını karşıladığını ve bunları temin etmek için uygulanan Proses/Sürecin, kuruluşun tanımladığı kontrollü koşullarda yürütüldüğünü tetkikçinin belirlemesi gerekecektir.

Proses/Süreçlerin tetkik edilmesi, kuruluşun müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak bir ürün veya hizmeti sağlamak için gereken çeşitli fonksiyonları yürütme faaliyetlerinin mantıklı bir tetkiki ile sonuçlanmalıdır. Bu nedenle, bu değişikliği çok olumlu görmek gerekir.

6.10. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Kurma Adımları

1-Mevcut Durum Tespiti : Genellikle her kuruluşta formal/ yarı formal / informal işleyen bir kalite sistemi vardır. Bu mevcut sistemi tespit etmek, işimize yarayan uygun yönlerini belirlemek ve bunu kurulacak kalite sistemine temel teşkil etmek uygun olacaktır.

2-Eğitim :Referans alınacak yönetim sistemi standardını ki biz burada ISO 9001:2000 hedefliyoruz. Uygun seviyelerde öncelikle kilit çalışanlara tanıtmak bu çalışmanın 2. basamağı olmalıdır. Eğitim faaliyetlerinde tüm detayların aynı şekilde aynı yoğunlukta her çalışana aktarılmasından ziyade seviyelendirilmiş yetki ve sorumluluklara ,uygun detay ve içerik aktarılmalıdır. Ancak bu şekilde mevcut kaynaklarımızı (eğitimci, eğitime katılan zamanı ve ilgili maliyetler) etkin bir şekilde kullanmış ve herkesi gerekli gereksiz detaylara boğmamış oluruz.

3- Katılım : Nasıl ki bir kalite sistemi bir kişinin bir bölümün uygulayacağı bir şey değilse,

kurulması aşamalarında da bir kişinin bir bölümün performans göstermesi yeterli olmayacaktır. Bu nedenle formatı ne olursa olsun temel prensip , kalite sistemi kurulurken mümkün olduğunca katılımı sağlamak olmalıdır. Bu konuyla ilgili pratik uygulama genellikle kuruluşun büyüklüğüne göre çalışma takımları oluşturmaktır. Bu takımlar ilgili birimlerin , sistemlerin / dokümantasyonun kurulmasında oluşturulmasında aktif olarak görev alacaktır. Sistemi danışmanın veya kalite sistemi sorumlusunun dikte ettirmesindense bu yaklaşım, ileriki uygulama aşamalarında kullanıcıların sistemi sahiplenmesi açısından uygun olacaktır.

4- Kalite Sistemi Oluşum Planı : Kalite sistemi faaliyetlerini organize edecek takımın ve bu takıma destek verecek diğer birimlerin zaman ve gücünü en etkin şekilde kullanabilmek için ele alınacak konuların ve sorumluların belirlenmesi ve bunun bir zaman çizelgesine dökülmesi aşamasıdır. Bu plan, çizelge zaman zaman gözden geçirilmeli ve gerekiyorsa güncellenmelidir.

5- Kalite Yönetim Sisteminin Kurulması :Artık gruplar çalışmaya başlar ve sistem yavaş yavaş oluşur.

6- Tetkik : Kalite yönetim sistemi oluşumunun tamamlandığı kararı verildikten sonra alt sistemlerin planlandığı gibi çalışıp çalışmadığının, birbirleri ile uyumunun, etkinliğinin kontrol edildiği iç tetkikler yapılmalıdır. Burada tespit edilen uygunsuzluklar / gelişmeye açık alanlar bir plan dahilinde ele alınmalıdır.

7- Etkinlik : Yönetimin kalite sistemini, iç tetkikleri gözden geçirmesi, düzeltici / önleyici / destekleyici kararlarla sistemin etkinliğini, devamlılığını sağlaması.

Ürününüz dünyadaki en kaliteli ürün olabilir. Fakat müşterileriniz bunu zamanında ve daima uygun standartta alamıyorlarsa, tercihlerini değiştireceklerdir.

Hizmetleriniz mükemmel olabilir. fakat müşterileriniz beklentilerinin daima eksiksiz karşılanmadığını düşünüyorlarsa tercihlerini değiştireceklerdir. Etkin bir kalite yönetimi, esnek ve rahat uygulanabilen sağduyulu bir dokümantasyon ve kayıt sistemi geliştirilerek müşterilerinizin sürekli memnuniyetini kazanmanızı garantiler. Bir yönetim sisteminin etkinliği yalnızca insanların yeteneklerine değil aynı zamanda bunun nasıl kullanıldığına bağlıdır. Etkin yönetim kaliteli yönetimdir.

UYGULAMA

AKCAN Dişli San. ve Tic. Ltd. Şti.

Otomotiv sanayinde, özellikle otomobil, kamyon, traktör ve benzerlerinde kullanılan her türlü dişli çark, kamalı mil, aks ve benzeri parçaların , dişli kutuların, dişli pompaların, şanzımanların, diferansiyellerinin ve benzerlerinin, bunlarla ilgili her türlü makine, alet ve yedek parçalarının imalatını yapan bir kuruluştur.

İkitelli Organize San. Böl.

ESKOOP Sanayi Sitesi

A – 2 Blok No : 116

Küçükçekmece – İSTANBUL

Tel : ( 90-212 ) 549 28 63 pbx

( 90-212 ) 549 50 10 pbx

Fax : ( 90-212 ) 549 50 15

Dış Ticaret Müsteşarlığından:

06 Kasım 2007

Dış Ticaret Müsteşarlığından:

İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ

(98/9)

BİRİNCİ KISIM

Genel İşlemler

Başvuru

Madde 1 – 26/1/1995 tarihli ve 4067 sayılı Kanunla onaylanan Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması Eki GATT 1994’ün VI’ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma (Anti-Damping Anlaşması) ile 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 8/9/1989 tarihli ve 89/14506 sayılı Karar ile 27/9/1989 tarihli ve 20295 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmelik’ten oluşan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Mevzuat hükümleri çerçevesinde, Ortadoğu Rulman Sanayi ve Ticaret A.Ş., Avrupa Birliği ve Japonya menşeli “en büyük dış çapı 30 mm.yi geçen, 52 mm.yi geçmeyen bilyalı rulmanlar”ın Türkiye’ye dampingli fiyatlarla ithal edildiği ve bu durumun yerli sanayide zarara neden olduğu iddiası ile gerekli önlemin alınması için başvuruda bulunmuştur.

Bu bağlamda, başvuru üzerine damping fiyatlı ithalat ile bu ithalatın yerli üretim dalı üzerinde zarara neden olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla, 29/6/1997 tarihli ve 23034 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin 97/3 sayılı Tebliğ ile açılan soruşturma, Anti-Damping Anlaşması ile anılan Mevzuat hükümleri çerçevesinde Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmüş ve tamamlanmıştır.

Yapılan işlemlerin özeti

Madde 2- Başvurunun uygun şekilde belgelendirildiğinin ve yeterli delilleri içerdiğinin anlaşılması ve İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu’nca soruşturma açılmasına karar verilmesini takiben Anti-Damping Anlaşması’nın 5.5 maddesi uyarınca, Avrupa Birliği’nin Türkiye nezdindeki Daimi Temsilciliği’ne (Ankara), Avrupa Birliği’nin I Nolu Genel Müdürlüğü’ne (Brüksel) ve ilgili ülkelerin büyükelçiliklerine (Ankara) bildirim yapılmıştır.

Avrupa Birliği ve Japonya’daki ihracatçıların sayısının fazla olması nedeniyle; soru formları, şikayetin gizli olmayan örneği ve anılan Tebliğ’in resmi olmayan çevirisi, Anti-Damping Anlaşması’nın 6.1.1 maddesi hükümleri gereğince, Avrupa Birliği’nin Türkiye nezdindeki Daimi Temsilciliği’ne (Ankara), Avrupa Birliği’nin I Nolu Genel Müdürlüğü’ne (Brüksel) ve ilgili ülkelerin büyükelçiliklerine (Ankara) gönderilmiştir. Avrupa Birliği’nden FAG Grubu, NTN Grubu, NSK-RHP, SKF Grubu ile Japonya’dan NSK Ltd. firmalarından soru formlarına cevap alınmıştır.

Buna ek olarak soru formları, ilgili ürünün bilinen ithalatçılarına da gönderilmiştir. İthalatçıların yalnızca 24’ünden cevap alınmıştır. Söz konusu ithalatçılar: Afacan Otomotiv A.Ş., Çağlayanlar Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş., Elsan Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Epa Ticaret Makina Sanayi ve Turizm İşletmeleri A.Ş., Eren Rulman Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., Gamak Makina Sanayi A.Ş., Garbal Adi Ortaklık, Garel Hırdavatçılık Sanayi ve Ticaret A.Ş., MAKO Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş., NeSeKa Rulman Sanayi İthalat Pazarlama A.Ş., OES Ticaret A.Ş., Oto Serdar Kollektif Şti., Özevren Rulman Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Öztan Makina Aksamı Sanayi ve Ticaret A.Ş., Polat Rulman Pazarlama ve Ticaret A.Ş., Renault Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış A.Ş., Rulmanevi Ltd.Şti., TOFAŞ, Saygılı Rulman Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., SKF Türk Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., Silkar Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., Birlik Rulman Pazarlama ve Ticaret Ltd.Şti., Tezsan Takım Tezgahları Sanayi ve Ticaret A.Ş., Temsa Termomekanik Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş.’dir.

Anti-Damping Anlaşması’nın 6.1.1 maddesi hükümleri gereğince işbirliğine gelen firmalara talep edilen bilgi ve belgeleri vermeleri için 30 günlük süre tanınmıştır. Söz konusu sürenin uzatılması yönünde anılan süre içinde gelen makûl talepler karşılanmıştır.

Soruşturmanın başlatılmasından sonra, bazı üretici/ihracatçılar ORS’nin dampingli olduğu iddia edilen ürünün ithalatçısı olduğunu, bu nedenle anılan Yönetmelik’in 27 nci maddesi hükümleri gereğince yerli sanayi içinde değerlendirilmemesi gerektiğini iddia etmiştir. Söz konusu iddia araştırılmış, ORS’nin üretimi bulunan rulmanları ithal etmediği, ancak, üretimi olmayan bazı tip rulmanları kendi ihtiyacı için ithal ettiği ve yalnızca bir kez ekonomik darboğazda olan bir müşterisinden alacağını tahsil etmek için soruşturma konusu ürünleri ithal ettiği tespit edilmiştir. Diğer taraftan, Anti-Damping Anlaşması’nın 4.1 (i) maddesinde "üreticiler aynı zamanda dampingli olduğu iddia edilen ürünün ithalatçılarıysa, ‘yerli sanayi’ terimi diğer üreticiler olarak yorumlanabilir” denilmekte olup, takdiri soruşturmayı yürüten makama bırakmaktadır. Bu bağlamda, ORS’nin esas faaliyet alanının rulman imalatı olduğu cihetle yerli üretim dalını temsil ettiği anlaşılmıştır.

Elde edilen bilgi ve belgelerin doğrulanması ve ek bilgi temin edilmesi amacıyla Anti-Damping Anlaşması’nın 6.7 maddesi hükümleri gereğince aşağıda belirtilen firmaların idari ve üretim merkezlerinde yerinde doğrulama soruşturması yapılmıştır.

a) Yerli Üretici: Ortadoğu Rulman Sanayi ve Ticaret A.Ş., Ankara

b) İthalatçı: SKF Türk Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., İstanbul

c) Üreticiler/İhracatçılar: FAG Grubu/Almanya, NSK-RHP/İngiltere, NTN Grubu/Almanya, SKF Grubu/İtalya, Fransa, Belçika; NSK Ltd./ Japonya

Anti-Damping Anlaşması’nın 6.9 maddesi hükümleri çerçevesinde ilgili taraflara (üretici/ihracatçı, yerli üretici, Avrupa Birliği ve Japonya Büyükelçilikleri ile ithalatçılara) soruşturma sonucunda alınacak karara esas teşkil eden bilgi ve bulguları içeren nihai bildirimde bulunulmuş ve konuya ilişkin karşıt görüş ve savları alınmıştır.

Anti-Damping Anlaşması’nın 6.2 maddesi hükmü gereğince üretici/ihracatçı NTN, NSK-RHP, NSK-Japan ve SKF ile ithalatçı OES firmalarının temsilcileri ile dinleme toplantıları yapılmıştır.

Soruşturma dönemi

Madde 3- a) Damping belirlemesi için 1/6/1996 ile 31/5/1997,

b) Zarar belirlemesi için 1/1/1994 ile 31/12/1997,

tarihleri arasındaki dönem, soruşturma dönemi olarak kabul edilmiştir.

Soruşturma konusu ürün

Madde 4- Soruşturma, 8482.10.90.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonunda yer alan Avrupa Birliği ve Japonya menşeli “en büyük dış çapı 30 mm.yi geçen bilyalı rulmanlar” için başlatılmıştır.

Soruşturmanın açılış Tebliği’nde de belirtildiği üzere, söz konusu gümrük tarife istatistik pozisyonu yalnızca bilgi için verilmiş olup, ürünün sınıflandırılmasında bağlayıcı değildir.

1998 yılına kadar “en büyük dış çapı 30 mm.yi geçen bilyalı rulmanlar”ın ithal istatistikleri 8482.10.90.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılmıştı. 1998 yılı başından itibaren, söz konusu bilyalı rulmanlar için ayrı gümrük tarife istatistik pozisyonları ihdas edilmiştir:

a) 8482.10.90.00.11 en büyük dış çapı 30 mm.yi geçen 52 mm.yi geçmeyen bilyalı rulmanlar,

b) 8482.10.90.00.12 en büyük dış çapı 52 mm.yi geçen 100 mm.yi geçmeyen bilyalı rulmanlar ve

c) 8482.10.90.00.13 en büyük dış çapı 100 mm.yi geçen bilyalı rulmanlar.

Şikayet, “en büyük dış çapı 30 mm.yi geçen 52 mm.yi geçmeyen bilyalı rulmanlar” ile sınırlıdır. Bu itibarla soruşturma, şu an geçerli 8482.10.90.00.11 gümrük tarife istatistik pozisyonunda yer alan “en büyük dış çapı 30 mm.yi geçen 52 mm.yi geçmeyen bilyalı rulmanlar”ı kapsamaktadır.

Soruşturma sırasında bazı bilyalı rulman tiplerinin soruşturmadan çıkartılması yönünde talepler alınmıştır. Söz konusu talepler, özel kullanımı olan ve Türkiye’de üretilmediği iddia edilen eksenel bilyalı rulmanlara ilişkindir. Yapılan araştırmalar neticesinde, eksenel bilyalı rulmanların Türkiye’de üretilmediği anlaşılmıştır. Ayrıca, tek sıra açısal temaslı rulmanlar ile radyal bilyalı rulmanların üretiminin bulunduğu, ancak, ithalatının yerli üretim dalı üzerinde zarara yol açabilecek büyüklükte olmadığı belirlenmiştir.

Bu değerlendirmeler ışığında, soruşturma 8482.10.90.00.11 gümrük tarife istatistik pozisyonunda yer alan “en büyük dış çapı 30 mm.yi geçen 52 mm.yi geçmeyen sabit bilyalı rulmanlar” ile sınırlandırılmıştır.

Soruşturma alanında yer alan bütün ürün tipleri temelde aynı tezgahlarda üretilmektedir. Soruşturmaya konu olan standart rulmanların sayısı oldukça fazla olup, talebe bağlı olarak özel yapısal değişikliklerin yapılması mümkündür. Ancak, standart tipler ile özel tipler aynı temel fiziksel özelliklere sahiptir. Rulmanların ana parçalarını iç ve dış bilezik, kafes ve çeşitli sayıdaki bilyalar oluşturmaktadır. Müşterinin talepleri doğrultusunda metal veya plastik kafes ve çeşitli yağlar kullanılabilmektedir. Rulmanların işlevi, sürtünmeyi azaltarak makine parçalarının daha hızlı ve daha düzgün hareket etmesini sağlamaktır. Soruşturmaya konu olan bilyalı rulmanlar; elektrik motorlarında, otomobil parçalarında, elektrikli ev eşyalarında kullanılmaktadır. Bilyalı rulmanlar, tüketime konu olan nihai ürünlerin imalinde kullanılan ara ürünlerdir. Bilyalı rulman talebi, nihai ürün (otomobil, elektrik motorları, çamaşır makineleri gibi) talebine doğrudan bağlıdır. Bilyalı rulmanlar, nihai ürünün maliyetinde ihmal edilebilir bir paya sahiptir.

Benzer ürün

Madde 5- En büyük dış çapı 30 mm.yi geçen, 52 mm.yi geçmeyen bilyalı rulmanların; aynı fiziksel özelliklere, işlevlere, kullanım alanlarına ve dağıtım kanallarına sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda, Anti-Damping Anlaşması’nın 2.6 maddesi hükümleri gereğince yerli üretim dalı tarafından üretilen ürünler ile Avrupa Birliği ve Japonya’nın iç piyasalarında satılan ve Türkiye’ye ihraç edilen ürünlerin her bakımdan benzer ve karşılaştırılabilir olduğu anlaşılmıştır.

Ürünün örneklemesi

Madde 6- Soruşturma konusu ürün tiplerinin sayıca çok fazla olması nedeniyle Anti-Damping Anlaşması’nın 6.10 maddesi hükümleri çerçevesinde örnekleme yöntemi uygulanmıştır.

Örnek ürün tipleri, seçim sırasında eldeki mevcut verilere göre istatistiksel geçerlilik esasında belirlenmiştir. Bu çerçevede, soruşturmaya konu 30-52 mm dış çapında sabit bilyalı rulmanlar içerisinde piyasada tahminen ağırlık bazında %66 (adet bazında %68) oranında yer tutan beş temel tip rulman örnek olarak seçilmiştir. Bunlar 6200 serisinden 6201ZZ, 6202ZZ, 6203ZZ, 6204ZZ, 6205ZZ (ön ek ve son eklerini de içermektedir) tip rulmanlardır. Soruşturma sırasında seçilen örnek rulmanlar konusunda ilgili taraflardan herhangi bir farklı öneri veya itiraz alınmamıştır. Aksine bir ihracatçı firma, rulmanların ön ek ve son ekleri bakımından kapsamının daraltılmasını talep etmiştir.

Gümrük vergileri ve diğer yasal yükümlülükler

Madde 7- Avrupa Birliği menşeli soruşturmaya konu olan ürünler gümrük vergisinden muaftır. Japonya menşeli olanlara ise, CIF bedelin % 8,2’si oranında gümrük vergisi uygulanmaktadır.

İKİNCİ KISIM

Dampinge İlişkin Belirlemeler

Aynı grupta yer alan firmalar

Madde 8- Aynı ülkede veya bütünleşmiş pazarda yerleşik ilişkili firmalar veya aynı grubun sahip olduğu firmalar tek bir firma olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, söz konusu firmalar için tek damping marjı hesaplanmıştır.

Örneklemede yer alan ürün tiplerinin karşılaştırılabilirliği

Madde 9- Örnek olarak seçilen 6201ZZ-6205ZZ temel tipleri göstermektedir. Söz konusu temel tiplerin ön ekinin veya son ekinin olduğu çok sayıda alt tipleri de mevcuttur.

Örneğin, örneklemede yer alan 6201ZZ, söz konusu tip ile ön ekli veya son ekli olan tipleri göstermektedir.

Bu husus göz önünde bulundurularak, yerli sanayi tarafından üretilen ürünler ile Avrupa Birliği ve Japonya pazarında satılan ve Türkiye’ye ihraç edilen ürünlerin temel özelliklerinin aynı olması nedeniyle benzer ve karşılaştırılabilir olduğu tespit edilmiştir.

BİRİNCİ BÖLÜM

Normal Değer

%5 Temsil testi

Madde 10- Anti-Damping Anlaşması’nın 2.2 maddesi hükümleri gereğince, ihracatçı ülkenin iç piyasasında tüketime konu olan benzer ürün satışlarının ithalatçı ülkeye toplam satışlarının %5 veya daha fazlasını oluşturması halinde söz konusu satışlar normal değerin belirlenmesine esas teşkil etmektedir. Bu test hem genel, hem de ürün tipi bazında uygulanmıştır.

Normal ticari işlemler testi

Madde 11- Anti-Damping Anlaşması’nın 2.2.1 maddesi hükümleri gereğince, örnekleme seçilen her bir tipin iç satışlarının, normal ticari işlemler içinde gerçekleşip gerçekleşmediğini, dolayısıyla normal değerin tespitinde kullanılıp kullanılmayacağını belirlemek için normal ticari işlemler testi uygulanmıştır.

Buna göre;

a) Bilyalı rulmanların ağırlıklı ortalama net satış fiyatının ağırlıklı ortalama birim maliyetinin üzerinde olması ve birim maliyetin üzerindeki satışların, toplam satışların %80’i veya daha fazlasını oluşturması halinde normal değer, soruşturma dönemi boyunca gerçekleşen tüm işlemlerin (kârlı ve kârsız) ağırlıklı ortalaması,

b) Bilyalı rulmanların ağırlıklı ortalama net satış fiyatının, ağırlıklı ortalama birim maliyetinin üzerinde olması ve birim maliyetin üzerindeki satışların, toplam satışların %80’inden daha azını oluşturması halinde normal değer, soruşturma dönemi boyunca gerçekleşen yalnızca kârlı işlemlerin ağırlıklı ortalaması,

Bilyalı rulmanların ağırlıklı ortalama net satış fiyatının, ağırlıklı ortalama birim maliyetinin altında olması halinde normal değer, oluşturulmuş değer,

esasında belirlenmiştir.

İç piyasa satışlarına dayanan normal değer

Madde 12- Anti-Damping Anlaşması’nın 2.2 maddesi hükümleri gereğince, normal değer, her bir tip için ihracatçı ülkenin iç pazarında bağımsız alıcılara yapılan normal ticari işlemler sonucunda ödenen veya ödenmesi gereken fiyatlar esasında tespit edilmektedir.

Oluşturulmuş değere dayanan normal değer

Madde 13- Oluşturulmuş değer, sınai maliyet artı satış, genel ve idari giderlerin dahil edildiği üretim maliyetine makul bir kâr marjının eklenmesi ile belirlenmektedir.

Kâr marjı, Anti-Damping Anlaşması’nın 2.2.2 maddesine uygun olarak, bütün örnek ürünlerdeki sadece normal ticari işlem kabul edilebilen satışlar esas alınmak suretiyle ağırlıklı ortalama yöntemiyle hesaplanmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM

İhraç Fiyatı

İhraç fiyatı

Madde 14- İhraç fiyatı, ihracatçı firmaların Türkiye’deki bağımsız müşterilere satışlarının bulunması halinde öncelikle bu tür satışlarda ürüne fiilen ödenen fiyat esasında belirlenmiştir. Ancak, ihraç fiyatının bulunmadığı veya ihracatçı ile ithalatçı veya üçüncü taraf arasında bir ortaklık ilişkisi veya telafi edici sözleşme bulunduğu durumlarda, ihraç fiyatı, Anti-Damping Anlaşması’nın 2.3 maddesi uyarınca, ithal ürünlerin bağımsız bir alıcıya ilk kez yeniden satıldığı fiyat esas alınarak oluşturulabilmektedir. Buna göre, bütün ihracatçı firmalar için ihraç fiyatı, bağımsız müşterilere satışları esas alınarak belirlenmiş ve bu tür satışların mevcut olması nedeniyle de oluşturulmuş ihraç fiyatı yöntemine başvurulmamıştır.

Bu uygulama neticesinde, üretici/ihracatçı SKF Grubu ile bu firmaya ait ithalatçı SKF-Türk firması arasındaki satışlar güvenilir bulunmadığından hesaplama dışında kalmıştır. Bu duruma firma itiraz etmekle beraber, Anlaşma’ya göre bir zorunluluğun bulunmaması, soruşturmanın bu aşamasında bağımsız alıcıların denetlenmesinin mümkün olmaması ve sağlıklı bir hesaplama yapılmasının güç olması nedenleriyle SKF-Türk firmasının bağımsız alıcılara satışlarından geriye doğru hesaplama yöntemiyle ihraç fiyatı oluşturulması uygun görülmemiştir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Karşılaştırma

Karşılaştırma

Madde 15- Adil bir karşılaştırmanın yapılabilmesini teminen söz konusu ürün tipleri için normal değer ile ihraç fiyatı fabrika çıkış aşamasında belirlenmiştir.

Buna ek olarak, ilgili taraflarca ileri sürülen fiyat karşılaştırmasını etkileyen hususlara gerekli özen gösterilmiştir.

Bu itibarla, Anti-Damping Anlaşması’nın 2.4 maddesi hükümleri gereğince taşıma, sigorta, yükleme ve bindirme masrafları, paketleme maliyeti, ödeme koşulları, ticari aşama farklılığı, indirim, geri ödeme, banka masrafları ve diğer satış giderlerinden doğan farklara ilişkin belgelendirilen, uygulanabilir ve haklı görülen ayarlamalar yapılmıştır.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Damping Marjları

İşbirliğine gelen firmalar için damping marjları

Madde 16- İşbirliğine gelen firmalar için damping marjları ayrı ayrı tespit edilmiştir.

Anti-Damping Anlaşması’nın 2.4.2 maddesi hükümlerine uygun olarak damping marjları, soruşturma döneminde gerçekleşen işlemler esasında belirlenen ağırlıklı ortalama normal değer ile ağırlıklı ortalama ihraç fiyatının karşılaştırılması sonucunda belirlenmiştir.

Ancak, anılan Anlaşma’nın söz konusu hükümleri çerçevesinde ihraç fiyatının değişik alıcılar, bölgeler veya zaman süreleri esnasında önemli ölçüde farklılık göstermesi halinde işlem bazında ihraç fiyatı, ağırlıklı ortalama normal değer ile karşılaştırılmıştır.

Bu çerçevede, işbirliğine gelen firmalar için CIF ihraç fiyatı bazında hesaplanan damping marjları şu şekildedir:

AVRUPA BİRLİĞİ :

SKF : %44,19

FAG : %15,92

NSK-RHP : %19,61

NTN : % 1,28 (eşik orandan küçük)

JAPONYA :

NSK : % 8,14

İşbirliğine gelmeyen firmalar için damping marjları

Madde 17- İşbirliğine gelmeyen Avrupa Birliği’nde yerleşik firmalara işbirliğine gelen firmalar için belirlenen en yüksek damping marjının uygulanması kararlaştırılmıştır.

Japonya’da yerleşik işbirliğine gelmeyen firmalara, işbirliğine gelen tek bir firma olması ve işbirliği seviyesinin çok düşük bulunması nedeniyle, işbirliğine gelen firma için ürün tipi bazında tespit edilen en yüksek damping marjının uygulanmasına karar verilmiştir.

Bu kapsamda, işbirliğine gelmeyen firmalar için CIF ihraç fiyatı esasında hesaplanan damping marjları şu şekildedir:

AVRUPA BİRLİĞİ :

Diğerleri : %44,19

JAPONYA:

Diğerleri : %16,16

ÜÇÜNCÜ KISIM

Zarara İlişkin Belirlemeler

BİRİNCİ BÖLÜM

Dampingli İthalat

Zararın belirlenmesinde önemli hususlar

Madde 18- Zarar belirlemesi, Ocak 1994 ile Aralık 1997 arasındaki döneme ilişkin verilerin incelenmesi sonucunda belirlenmiştir.

“En büyük dış çapı 30 mm.yi geçen bilyalı rulmanlar” 1998 yılı başına kadar 8482.10.90.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonunda yer aldığından ithalat, toplam tüketim, pazar payları gibi zarara ilişkin veriler söz konusu gümrük tarife istatistik pozisyonuna aittir. Bu nedenle, münhasıran ilgili ürünlere ilişkin verilerin açık olarak görülebilmesi mümkün olmamıştır.

Diğer taraftan, zarar incelemesinde 1997 yılının ikinci yarısının dahil edilmesinin sakıncaları olduğu yönünde itirazlar alınmıştır. Ancak, 1997 yılının bir bütün olarak alınmasının amacı tüm zarar göstergelerinde daha uzun bir dönemi incelemek ve en güncel bilgileri kullanmaktır. Zarar göstergelerinin yalnızca yerli üreticiden alınan bilgiler ile sınırlı olmadığı ve özellikle ithalatın genel gidişi ve fiyatları üzerinde yerli üreticinin hiçbir etkisi olmadığı gerçeği, incelemelere 1997 yılının ikinci yarısının da dahil edilmesi kararında etkili olmuştur.

İthalatın etkisinin toplu olarak değerlendirilmesi

Madde 19- Avrupa Birliği ve Japonya menşeli bilyalı rulman ithalatı eşanlı olarak soruşturmaya konu olduğundan, anılan ülkeler menşeli ithalatın etkisinin toplu olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususu Anti-Damping Anlaşması’nın 3.3 maddesi hükümleri çerçevesinde incelenmiştir.

Japonya menşeli ithalat için hesaplanan damping marjının Anti-Damping Anlaşması’nın 5.8 maddesi hükümlerinde belirtilen eşik orandan fazla olduğu ve Japonya menşeli ithalatın toplam ithalat içindeki payının yine mezkûr Madde’de tarif edilen ihmal edilebilir düzeyin üstünde olduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca, Avrupa Birliği ve Japonya menşeli bilyalı rulmanların birbirleriyle ve de yerli ürünle Türkiye pazarında rekabet halinde bulundukları ve söz konusu ürünlerin dağıtım kanallarının ortak veya benzer olduğu belirlenmiştir. Buna ilave olarak, pazardaki fiyat esnekliğinin yüksek olduğu, piyasadaki en düşük fiyatlı rulmanların Japon menşeli olduğu, Avrupa Birliği kaynaklı ithalatın fiyatının ise sürekli düşüş eğiliminde bulunduğu tespit edilmiştir. Avrupa Birliği ve Japonya menşeli ithalatın, yerli üreticinin fiyatlarını kırdığı da anlaşılmıştır.

Bu bulgular ışığında, toplu değerlendirme yapılmasının uygun olacağı sonucuna varılmıştır.

İç tüketim

Madde 20- Yerli üreticinin toplam iç satışlarına toplam ithalat miktarını (Devlet İstatistik Enstitüsü verileri) eklemek suretiyle Türkiye pazarında toplam tüketim miktarı yaklaşık olarak tespit edilmiştir. Buna göre, 1994 yılında 2890 olan toplam tüketimin, 1995 yılında 3515 tona, 1996 yılında 4069 tona ve 1997 yılında 5124 tona ulaştığı ve dolayısıyla tüketimin 1994-1997 yılları arasında %77,30 oranında arttığı görülmüştür.

Genel ithalat miktarı ve piyasa payı

Madde 21- 1994 yılında 1381 ton olan toplam ithalat, 1995 yılında 1628 ton, 1996 yılında 2004 ton ve 1997 yılında 2776 ton olmuştur. Toplam ithalatın 1994 yılında %47,78 olan piyasa payı 1997 yılında %54,18’e ulaşmıştır.

Avrupa Birliğinden yapılan ithalat ve piyasa payı

Madde 22- 1994 yılında 1137 ton olan Avrupa Birliği menşeli ithalat, 1995 yılında 1328 ton, 1996 yılında 1455 ton ve 1997 yılında 2164 ton olmuştur. Avrupa Birliği menşeli ithalatın piyasa payı ise 1994’te %39,34, 1995’te %37,78, 1996’da %35,76 ve 1997’de %42,23 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Japonyadan yapılan ithalat ve piyasa payı

Madde 23- 1994 yılında 107 ton olan Japonya menşeli ithalat, 1995 yılında 130 ton, 1996 yılında 253 ton ve 1997 yılında 154 ton olmuştur. Japonya menşeli ithalatın piyasa payı ise 1994’te %3,70, 1995’te %3,70, 1996’da %6,22 ve 1997’de %3,00 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Avrupa Birliği ve Japonyadan yapılan ithalatın toplu değerlendirilmesi

Madde 24- Avrupa Birliği ve Japonya’dan toplam ithalat, 1994-1997 yılları arasında %86,33 oranında artarak 2318 tona ulaşmıştır. 1996’dan 1997’ye yıllık değişim oranı ise %35,71’dir. Avrupa Birliği ve Japonya menşeli ithalatın, toplam pazar payı 1994 yılında %43,04 iken 1995 yılında %41,48’e düşmüş daha sonraki dönemde ise istikrarlı bir artış göstererek 1997 yılında %45,23’e ulaşmıştır.

İthalatın hacimsel artışında, 1995 yılı başında DTÖ Kuruluş Anlaşması’na taraf olmamız ve 1996 başında AB ile gümrük birliğine girmemiz neticesinde gümrük vergilerinin AB için sıfırlanması ve üçüncü ülkeler için önemli ölçüde azaltılmasının etkili olduğu tahmin edilmektedir.

Soruşturma döneminde fiyatların gelişimi ve fiyat kırılması

Madde 25- Yapılan incelemede, soruşturma döneminde Avrupa Birliği menşeli rulmanların fiyatının %16-26 oranında düştüğü, bu düşüşü Avrupa Birliği piyasasında da bir ölçüde hakim konumda bulunan SKF Grubunun başlattığı ve diğer bazı ihracatçıların bunu takip ettiği tespit edilmiştir. Japonya menşeli rulmanların fiyatının ise soruşturma döneminde yaklaşık sabit kaldığı belirlenmiştir.

Diğer taraftan, aynı dönemde Avrupa Birliği menşeli rulmanların gümrüklü fiyatının, yerli üreticinin fiyatlarını ortalama %17,1 oranında, Japonya menşeli rulmanların ise yaklaşık %24,3 oranında kırdığı (yerli üreticinin fiyatının altında oluştuğu) müşahade edilmiştir.

İKİNCİ BÖLÜM

Yerli Üreticinin Durumu

Genel bilgi

Madde 26- Yerli üreticinin soruşturma alanına giren ürünlerdeki zararının belirlenmesinde yardımcı olacağı düşüncesi ile 30-52 mm. dış çapında sabit bilyalı rulmanların cirosunun toplam ciro içindeki payı hesaplanmıştır. 1994-1997 döneminde bu oranın %37-34 arasında değiştiği görülmüştür. Yerli üreticinin kâr ve kârlılığına ilişkin zararın belirlenmesinde bu önemli husus göz önünde bulundurulmuştur.

Üretim

Madde 27- Soruşturma kapsamında yer alan ürünlerde yerli üretim, 1994-1997 yılları arasında yaklaşık %51 oranında artmıştır. Buna karşılık, 1997 yılında soruşturma alanındaki üretim bir önceki yıla göre yaklaşık 28 ton azalmıştır. Ancak, bu durumun yerli üreticinin ihracatındaki azalıştan kaynaklandığı görülmüştür.

Yurtiçi satışlar ve pazar payı

Madde 28- 1994-1997 yılları arasında iç satışların düzenli bir artış gösterdiği görülmektedir. Toplam iç satışlar, 1994-1997 yılları arasında yaklaşık %56 oranında artarken, aynı dönemde soruşturma alanında gerçekleşen iç satış artışı %75 oranındadır. 1997 yılında soruşturma alanındaki iç satış, bir önceki yıla oranla yaklaşık %11 artmıştır. Bununla birlikte, yerli üreticinin 1994-1997 arasında pazar payı ise %52,22’den %45,82’ye gerilemiştir. Bu durum, tüketim artış hızının (%77,30) yerli üreticinin satışlarındaki artış hızından (%55,60) daha büyük olmasının doğal bir sonucudur.

İhracat

Madde 29- Soruşturma alanındaki ürünlerin ihracatı, soruşturma alanındaki ürünlerin toplam cirosu içinde %23 paya sahiptir. İhracat 1995 yılından itibaren azalma eğilimi göstermektedir. 1997 yılında soruşturma alanındaki ürünlerin ihracatı bir önceki yıla göre 35 ton azalmıştır.

Stok

Madde 30- Soruşturma alanındaki ürünlerin stoklarında üretim miktarına kıyasla kayda değer bir olumsuzluk görülmemektedir.

İstihdam

Madde 31- İstihdamda dampingli ithalatın neden olduğu herhangi bir olumsuz gelişme görülmemektedir. Üretim kapasitesinin arttırılmasına rağmen, istihdamda 1996-1997 yılları arasında 8 kişilik bir azalma olmuştur. Bu durum, firmanın üretim verimliliğini arttırdığına işaret etmektedir.

Üretim kapasitesi ve kapasite kullanım oranı

Madde 32- Yerli üretimin 1994-1996 döneminde kapasite kullanım oranı (KKO) 27 puan artmıştır. KKO’daki artışa ve genişleyen pazara bağlı olarak yerli üretici takip eden yılda kapasitesini %50 oranında büyütmüştür. Ancak, bu durum KKO’yu menfi yönde etkilemiştir.

Kâr

Madde 33- 1994-1997 yılları arasındaki dönemde yerli üreticinin faaliyet kârı reel anlamda yaklaşık %17 oranında düşerken, brüt kârı ve net kârı hemen hemen sabit kalmıştır (fiyatları reel baza getirmek için Devlet İstatistik Enstitüsü Toptan Eşya Fiyat Endeksi kullanılmıştır). Faaliyet kârındaki düşüşün brüt ve net kâra aynı oranda yansımamasının nedeni, yerli üreticinin öz kaynaklarını kullanmasıdır. Dolayısıyla, diğer faaliyetlerden elde ettiği gelirler brüt ve net kârındaki aşınmayı bir ölçüde engellemiştir. Öte yandan, 1997 yılında faaliyet kârının azalmasında amortisman giderlerinin en önemli etken olduğu belirlenmiştir.

Kârlılık

Madde 34- Yerli üreticinin kârlılığının makul seviyelerde olduğu görülmektedir. Firmanın kârlılık seviyesinin, 1995 yılı baz alındığında azaldığı izlenimi edinilmekle birlikte, 1994, 1996 ve 1997 seviyelerinin birbirine yakın olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, yerli üreticinin yeni yatırımlara gitmesi öz varlıklarını hızlı çoğaltması gereğini ortaya çıkarmış, dolayısıyla öz varlık kârlılığı düşmüştür.

Maliyet ve satış fiyatları

Madde 35- 1995-1997 yılları arasındaki dönemde örnek ürünlerde reel anlamda ticari maliyet, %25-35 oranında düşerken, satış fiyatı %38-54 oranında düşmüştür. Diğer bir ifade ile, yerli üretici maliyetlerine paralel olarak satış fiyatlarında gerekli ayarlamayı yapamamıştır. Ancak, bu durumda yine yıllar itibariyle koruma oranlarının düşmesiyle piyasada fiyat rekabetinin şiddetlenmesinin etken olduğu düşünülmektedir.

Örnek ürünlerin ağırlıklı ortalama iç piyasa satış fiyatlarındaki gelişim

Madde 36- Haziran 1996-Aralık 1997 döneminde örnek ürünlerin iç piyasa satış fiyatları reel anlamda, % 28-39 oranında gerilemiştir. 1997 yılının sonunda bazı tiplerdeki satış fiyatı, maliyetin de altına düşmüştür. İç satış fiyatlarındaki bu gelişim, fiyat baskısının varlığına işaret etmektedir. Son dönemde yerli üretici, fiyatlarını düşürerek dampingli ithalat ile rekabet etmek mecburiyetinde kalmıştır. Yerli üreticinin fiyatlarındaki gelişim ile dampingli ithalatın fiyatlarındaki gelişim birbirine paralel bir seyir izlemektedir. Bu durum, yerli üreticinin pazardaki mevcut yerini korumak için dampingli ithalatın fiyatlarını takip ettiğini göstermektedir.

Değerlendirme

Madde 37- 1994-1997 arasında yerli üreticinin üretim ve iç satış miktarı yıllar itibariyle artmıştır. Bu dönemde yatırımlarını devam ettiren yerli üretici, 1997 yılında kapasitesini %50 oranında büyütmüştür. Yerli üretici, bu veçhelerden olumlu gelişmeler kaydetmiştir. Öte yandan, firmanın kâr ve kârlılık oranları belirgin bir olumsuzluğa işaret etmemektedir.

İç satışların artış hızının ithalatın artış hızının gerisinde kalması neticesinde yerli üretici bir miktar pazar kaybına uğramıştır. Ancak, satışlar artarken bir ölçüde pazar kaybına uğranması, kesin bir zarar göstergesi olarak değerlendirilememektedir.

1994-1997 döneminde yerli üreticinin iç piyasa satış fiyatları reel olarak gerilemiştir. Bu sonucun oluşmasında, dampingli ithalatın yanı sıra verimliliğin artması ve koruma oranlarının azalmasının da payı olduğu düşünülmektedir.

Dampingli ithalatın fiyatlarının yerli üreticinin iç piyasa satış fiyatlarının altında olması (fiyat kırılması) nedeniyle, son dönemde yerli üreticinin fiyatlarının baskı altında kalmasında bir etmen olabileceği düşünülmektedir. Ancak, bu husus tek başına zarar konusunda kanaat oluşturmaya yeterli olmamaktadır.

DÖRDÜNCÜ KISIM

Dampingli İthalat İle Zarar Arasındaki Nedenselliğe

İlişkin Belirlemeler

Nedensellik

Madde 38- Anti-Damping Anlaşması’nın 3.5 maddesi hükümleri gereğince, Avrupa Birliği ve Japonya menşeli dampingli ithalatın miktarı ve fiyatının yerli üreticinin üzerindeki etkisi ve ayrıca bunların haricinde zarara neden olabilecek diğer unsurlar incelenmiştir.

Dampingli ithalatın zarar üzerindeki etkisi

Madde 39- Avrupa Birliği ve Japonya menşeli ithalatın yıllar itibariyle önemli miktarlarda artış gösterdiği, buna mukabil pazar payının, 1994 ile soruşturma dönemi arasında hemen hemen değişmediği, ancak 1997 yılında bir önceki yıla göre %3,25 arttığı tespit edilmiştir.

Soruşturma döneminde dampingli ithalatın yerli üreticinin fiyatlarını kırdığı ve ayrıca bazı ihracatçı firmaların son dönemlerde fiyatlarını aşağı çektiği belirlenmiştir.

Üçüncü ülkelerden ithalatın zarar üzerindeki etkisi

Madde 40- Üçüncü ülkelerden ithalat 1994-1997 döneminde yaklaşık %234 oranında artmıştır. Sonuç olarak üçüncü ülkeler, pazar paylarını aynı dönemde %4,20 arttırarak % 8,94’e çıkarmışlardır. Yerli üreticinin pazar kaybının aynı dönemde %6,40 olduğu dikkate alındığında bunun önemli bölümünün üçüncü ülkelerden kaynaklandığı görülmektedir.

Üçüncü ülkelerin her birinin ayrı ayrı Türkiye pazarında önemli bir paya sahip bulunmadığı ve fiyatlar üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Bunun ötesinde, yerli üretici ile birlikte yalnızca Avrupa Birliği ve Japon üreticilerin perakende pazarında dağıtım kanallarına sahip olduğu ve fiyatların söz konusu üreticiler tarafından belirlendiği de anlaşılmıştır. Dolayısıyla, yerli üreticinin fiyatlarındaki gelişim üçüncü ülkeler menşeli ithalattan kaynaklanmamaktadır.

Korumanın kaldırılması ve gümrük birliğinin zarar üzerindeki etkisi

Madde 41- Bilindiği üzere, 1995 yılı başında DTÖ Kuruluş Anlaşması’na taraf olmamız ve 1996 yılı başında Avrupa Birliği ile gümrük birliğine girmemiz neticesinde gümrük vergileri AB için sıfırlanmış ve üçüncü ülkeler için önemli ölçüde azaltılmıştır. Bu gelişme, şüphesiz ithalatın artmasına yol açmıştır. Aynı zamanda, Türkiye ekonomisinin büyümesi ve pazarın genişlemesi de bu artışa katkıda bulunmuştur.

Genel koruma oranlarının indirilmesi ile ithal rulmanların maliyetinin ucuzlaması yerli sanayiinin rekabetle karşılaşmasına ve dolayısıyla fiyatlarını daha rekabetçi seviyelere çekmesine yol açmıştır.

Ancak, ithalatta koruma oranlarının indirilmesi ile ihracatçıların pazarda kurulu fiyat düzeyini avantaj kabul edip fiyatlarını bir nebze arttırması veya en azından sabit tutması beklenirken ve üretim maliyetlerinde herhangi bir azalma bulunmazken, başta SKF Grubu olmak üzere bazı ihracatçıların fiyatlarını aşağı çektiği müşahade edilmiştir. Bu bağlamda, ithal fiyatlarındaki bu gelişim sadece gümrük birliğinin etkisi ile açıklanamamaktadır.

Diğer unsurların zarar üzerindeki etkisi

Madde 42- Yerli sanayiye zarar verebilecek dampingli ithalat dışında başka unsurların olup olmadığı hususu da irdelenmiş, fakat başka bir unsur tespit edilememiştir.

Değerlendirme

Madde 43- Soruşturma konusu ülkelerden yapılan ithalatın dampingli olduğu belirlenmiş olması nedeniyle zarar ile dampingli ithalat arasındaki illiyet bağının irdelenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede:

a) Avrupa Birliği ve Japonya kaynaklı ithalatın hacim itibariyle arttığı ancak, pazar payının önemli bir artış göstermediği,

b) İthalattaki artışın bir ölçüde pazarın genişlemesine ve bir ölçüde gümrük vergilerinin ortadan kaldırılması ile gümrük birliğine bağlanabileceği,

c) Japonya’dan yapılan ithalatın Türkiye piyasasında önemli bir yer tutmadığı,

d) Yerli üretim dalının üretim miktarı, yurtiçi satışları ve yatırımlarının olumlu bir gelişme gösterdiği; stokları ve istihdamında ise bir olumsuzluk bulunmadığı,

e) Yerli üreticinin 1997 yılındaki kâr ve kârlılığındaki azalmanın büyük ölçüde yeni yatırımlar sonucu amortisman giderlerindeki artıştan kaynaklandığı,

f) Yerli üreticinin fiyatlarının aşağı doğru eğiliminin koruma oranlarının indirilmesi ile ortaya çıkan rekabetin bir sonucu olabileceği,

g) Yerli üreticinin fiyatlarının satış sonrası piyasada ithal ürünlere kıyasla çok daha ucuz olduğu,

h) Dampingli ithalatın son dönemde yerli üretici üzerinde oluşturduğu fiyat baskısı ile fiyat yıpranmasının, zarara ilişkin diğer göstergelere henüz yansımaması nedeniyle tek başına bir zarar kanaati oluşturmaya yeterli bulunmadığı,

hususları tespit edilmiştir.

BEŞİNCİ KISIM

Sonuç

Karar

Madde 44- Avrupa Birliği ve Japonya menşeli bilyalı rulmanlara ilişkin 97/3 sayılı Tebliğ ile açılan damping soruşturmasının, dampingli ithalatın bu aşamada yerli üretim dalı üzerinde belirgin bir zarara neden olmadığı gerekçesiyle herhangi bir önlem alınmaksızın kapatılmasına İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu tarafından 27/11/1998 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.

Yürürlük

Madde 45- Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 46- Bu Tebliğ hükümlerini Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.

Franchısıng

06 Kasım 2007

FRANCHISING

Franchising’in Tanımı:

Franchising özellikle 1970′li yıllardan sonra sözleşmeler yoluyla dünya çapında yaygınlaşmış bir ticari ilişki şeklidir. Hukukçuların ve uluslararası kuruluşların franchising’i değişik şekillerde tanımlamış olmalarına rağmen esasen tüm tanıtımların temelde içerdiği ve ifade ettiği kavram hemen hemen birbirinin aynıdır.

Genel bir ifadeyle franchising, kendini kanıtlamış kuruluşların ürettikleri mal ve hizmetleri, deneyim ve bilgi birikimlerini bir sözleşme karşılığında bağımsız müteşebbislere aktararak hedef tüketicilere ulaştıkları işletmecilik modelidir.

“ Bir ana işletmenin (franchisor), belirli süre ve koşullar altında pazarda denenmiş ve başarıya ulaşmış bir ürünün veya hizmetin, bağımsız bir firmaya (franchisee), isim hakkı ile birlikte bu ürün veya hizmet ile ilgili bilgi, teknoloji, işletme yönetimi ve organizasyonu, dağıtım ve pazarlama teknolojileri gibi konularda tanıdığı imtiyaza franchising denir.”

"Franchising, bir işletme çerçevesinde yapılan satış faaliyetlerinde denenmiş ve kendini ispat etmiş bir markanın desteği ve güvencesi altında iş yapan, birbirinin kopyası, dağıtım müesseselerinin mal ve hizmetlerin dağıtımına yönelik olarak belli bir bedel karşılığında söz konusu isim marka ve sistemin sahibi olan franchisor ile girmiş oldukları bağımsız bir ticari ilişki türüdür."

“ Franchising; ana firmanın, belirli bir bölgede ve belirli bir süre için, belirli ayrıcalıkları kullanma hakkını bir diğer firmaya verdiği; yönetim, organizasyon, eğitim ve tedarik konularında yardım sağladığı bir pazarlama ve dağıtım yöntemidir.”

Franchising, hukuken birbirinden bağımsız iki taraf arasında sözleşme ile yapılır.

Franchisor: Kendi alanında başarılı olmuş, belirli kalite standartlarını tutturmuş, tanınmış bir markadaki ürün yada hizmetin, işletme sisteminin sahibidir. Yani franchisor, anlaşmanın tarafı olan üretici firmadır.

Franchisee: Belirli bir süre ve belirli bir bedel karşılığında franchise verenin ticari yada hizmet markasını, işletme sistemini, diğer sınai ve mülkiyet haklarını kullanma hak ve zorunluluğunu üstlenen bağımsız bir işletmecidir.

Franchising sözleşmesinde ana firma, anlaşmaya konu olan mal yada hizmeti franchise alana sunmasının yanında, ona bazı yönetim, pazarlama ve danışmanlık hizmetleri de sağlar. Karşı taraf yani franchisee ise sermayesini, piyasa bilgisini ve kişisel çabalarını ortaya koyar. Franchisee, yıllık satışların belirli bir yüzdesini ve diğer belirli ücretleri ana firmaya öder ve ana firmanın standartlarını aynen koruyarak faaliyetlerini sürdürür. Franchising türü anlaşmalar, daha çok patente konu olmayan mallarda uygulanmaktadır.

 Çok uluslu işletmeler, şube açarak da ülke dışında faaliyet gösterebilirler. Ancak şube açmak işletmeye ek bir maliyet yükleyecektir. Franchising yoluyla yabancı pazarlara girmek isteyen ana işletmeler ise, hiçbir maddi yatırım yapmadan kendi isimlerini taşıyan işyerlerini oluşturabilmektedirler. Dolayısıyla franchising sistemi ile yabancı pazarda faaliyet göstermek daha kolay ve risksizdir.

FRANCISING’İN ÖZELLİKLERİ

 Franchising, bir pazarlama ve dağıtım yöntemidir.

 Franchisig’in amacı; karşılıklı güven ve sürekli bir iş ilişkisi içinde her iki tarafın birbirinden yararlanmasını sağlamaktır.

 Franchising, yasal ve finansal açıdan birbirinden bağımsız en az iki taraf arasında sözleşme ile yapılır ve taraflar arasında sürekli bir ilişki ile kurulur. Taraflar arasında yapılan bu sözleşmede sözleşmenin süresi, tarafların yükümlülükleri, franchisee’in faaliyetini sürdüreceği bölgenin sınırları gibi konular belirtilmelidir. ( Türkiye’de franchising sözleşmesi ile ilgili özel bir kanuni düzenleme yapılmadığından, taraflar arasındaki sözleşme Borçlar Kanununun genel hükümlerine tabidir. )

 Franchising sözleşmesinde her ne kadar tarafların bağımsızlığından söz edilse de, franchise alan, ana firmaya bağlıdır. Bu nedenle franchisee açısından hukuken var olan bir bağımsızlık olmasına karşın, fiilen yarı bağımlılık söz konusudur. Franchisee’in bu bağımlılığı da; ana firmanın sisteminin standartlarının korunması için, ana firmanın belirlediği sözleşme şartlarına bütünüyle uymak zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.

 Franchisor, eşi olmayan bir ürüne yada işletme sistemine sahiptir. Francisor, franchisee ile arasında yapmış olduğu anlaşmaya dayanarak başarılı olmasını sağlayan iş yöntemlerini kullanma hakkını ya da formülü gizli olan ürünün satış hakkını sözleşme ile franchisee alana verir.

 Oluşturulan franchising sistemi ile; franchisee, ana firmanın adı ve sözleşmede belirtilen koşullar altında faaliyetini sürdürür. Franchising sisteminin başarılı olabilmesi için, ürün yada hizmetin markası ve adının, bunların kalite standartlarının her bir franchise birimi için aynı olması gerekir. Her bir franchise birimi, görünüş ve hizmet sunma şekliyle birbirinin aynısı olduğu için, franchising sistemi, müşteriler açısından birbirinden farksız işletmelerden oluşan bir bütündür. Her bir franchise biriminin birbiri ile aynı yapı ve özellikte olması için, ana firmanın ürün yada hizmete ilişkin her aşamayı franchise alana ve personeline öğretmesi gerekir. Bu nedenle de, franchise alan kendi mağazasını açmadan önce, kendisine franchise veren firma tarafından belirli sürelerle eğitime tabi tutulur.

 Franchise alan, ana firmanın sahip olduğu ürün yada hizmete ilişkin çeşitli hakları kullanması sebebiyle ana firmaya belirli ücretler öder. Bunlar:

_ Başlangıç ücreti: Franchise sistemine girebilmek ve marka adını kullanabilmek için franchisee’in başlangıçta ödediği ücrettir.

_ Royalty : Franchisee’in ana firmanın kendisine verdiği eğitim ve diğer sürekli yardımlar karşılığında ödemiş olduğu ücrettir.

“ Royalty, lisans anlaşmalarında yabancılara ait bir yeniliği kiralayan veya onun patentini satın alanın bunun karşılığında yaptığı ödemedir.”

_ Reklam ücreti

_ Ana firmadan alınan malzeme ücretleri

 Franchising sisteminin başarılı olabilmesi için; ana firmanın franchise vermeden önce hedef pazarında ürün yada hizmete olan talebi önce kendi pilot birimlerinde denemesi ve ardından sonuca göre franchise vermesi gerekir.

 Franchising sistemi, bu sistemin tarafları olan franchise alan ve veren açısından bazı avantajlar ve dezavantajlar içermektedir.

Ancak öncelikle franchising sisteminin yararları şu şekilde sıralanabilir:

FRANCHİSİNG’İN YARARLARI

 Franchising sisteminin önemi, özellikle dünyada global ekonomik bütünleşmeye doğru gidilmesiyle kendini hissettirmiştir.

“Pazarların globalleşmesi ile pazar bölümlendirme, yerel markalar ve küçük ölçekli üretimin yerini standardizasyon, standart mal ve markaların global düzeyde, büyük ölçekli olarak daha düşük maliyetlerle üretilmesi almıştır.”

Franchising sistemi ile ana işletmeler, hiçbir maddi yatırım yapmadan yabancı pazarlarda kendi isimlerini taşıyan işyerlerini oluşturabilmektedirler. Bu nedenle kendi pazarında doygunluğa ulaşmış ve yayılmak isteyen başarılı firmalar için franchising, denetim kolaylığı ve standardizasyon sağlaması gibi özellikleri ile tercih edilmektedir.

 “Kendi işini kurmak için gerekli yeteneği ya da güveni kendinde bulamayan, iş tecrübesi olmayan, tasarruflarını kendisine ait bir iş kurarak değerlendirmek isteyen küçük yatırımcıların franchise alarak işe başlamaları, yeni bir iş kurmaya göre daha kolay ve daha az maliyetlidir.”

Franchising, yeni bir iş kurmak için gerekenden daha az nakit yatırımı gerektirdiğinden küçük yatırımcıları destekler. Böylece ana firma da, ürün ya da hizmetlerinin dağıtımını kendi amaçlarına uygun küçük girişimciler aracılığıyla daha az bir maliyetle gerçekleştirir.

 Franchising, ekonomiye katkıda bulunan bir araçtır. Franchising, çok farklı iş alanlarında uygulanabildiğinden yeni iş alanlarının açılmasına katkıda bulunur. Bu yolla ülke içinde yan sektörler gelişme gösterir ve istihdam imkanı sağladığı için ekonomik büyümeye yardımcı olur.

 “ Franchising sistemi, ana firmanın kalite ve standartlarını aynen sürdüren franchise birimlerinin sayılarının artmasıyla, ürün ve hizmetlerde kalite ve teknoloji düzeyinin yükselmesini sağlar.”

 Franchising sistemi sayesinde, uluslararası alanda ünlü olan, kaliteli ürün veya hizmetin taklit edilmesi engellenmiş olur.

 Ana firma, franchising zincirindeki her bir birime işyerlerini açmadan önce kendi ürün yada hizmeti hakkında bilgi verir, girişimciye ve personelini belli bir eğitimden geçirir. Böylece, eğitimli bir personel ile, müşterilere kaliteli, güvenilir ve tutarlı hizmet sunulur.

 Franchising sayesinde ürün veya hizmetin kalitesi ve standardı yüksek olduğu için, diğer firmalar da sundukları ürün veya hizmetin kalitesini artırmaya çalışırlar.

FRANCHISING’İN FRANCHISE ALAN AÇISINDAN AVANTAJLARI

 Küçük firmaların franchise alarak işe başlamaları, yeni bir iş kurmaya göre daha daha kolay ve daha az maliyetlidir. Ayrıca franchising sistemi ile, kendi başlarına kredi bulmakta zorlanabilen küçük yatırımcılar, ana firmanın desteğiyle kredi bulabilmektedirler. Yani franchising sistemi ile; küçük yatırım sahipleri için daha kolay iş kurma olanağı sağlanmış olur.

 Franchising işlemine konu olan iş, franchise olarak verilmeden önce pilot birimlerde denenir ve başarılı olursa franchise olarak verilir. Bu nedenle söz konusu iş, zaten belirli bir potansiyele ulaşmıştır. Bu durumda franchise almak isteyen yatırımcı, piyasada ticari adı ve markası tanınmış ve başarılı olmuş bir işletmenin ürün yada hizmetiyle işe başlar. Böylece, tek başına işini kurmak isteyen yatırımcıya göre pazara daha kolay girer. Çünkü franchise alan firma, ana firmanın hazır müşteri potansiyelinden yararlanmaktadır.

 Kendi işini kurmak için gerekli yeteneği yada güveni kendinde bulamayan, fazla iş tecrübesi olmayan küçük yatırımcılar için franchise alarak işe başlamak daha uygundur. Çünkü franchise veren ana firmalar, franchise verdikleri kişilere birimlerini açmadan önce ve daha sonra yönetsel eğitim programları, sürekli rehberlik, test edilmiş bir ürün yada hizmetin pazarlama programlarını sağlarlar. Böylece, ana firmanın deneyimlerinden yararlanma olanağına sahip olan küçük yatırımcıların hata riski azalır. Ana firmanın franchise alanlara sağlamış olduğu bu eğitim programları ile franchise alan firmalar, büyük bir firmanın sahip olduğu avantajlarla işe başlarlar.

 Franchise alan firma, ana firmanın bölgesel ve ülke çapında yapmış olduğu reklamlardan ve promosyonlardan yararlanır. Reklam kampanyaları ana firma tarafından düzenlenmekte ve kontrol edilmektedir. Ancak franchise alan firma da, bu reklam ve promosyon maliyetlerini paylaşır ve aylık satışlarının belli bir yüzdesini ana firmaya öder (reklam ücreti). Etkili bir reklamın satış üzerindeki etkisi büyüktür. Kendi işini kuran yatırımcı, reklam ile ilgili tüm maliyetlere tek başına katlanırken franchise alan firma ana firmanın yaptığı reklamlardan yararlanma avantajına sahiptir.

 Franchise alan firmalar, franchising sistemi içinde ana firma ile birlikte hareket ederler. Bu nedenle karşılaşılan riskler ve sorunlar paylaşılmaktadır.

 Franchise alan firmalar, ürün yada hizmet satışında ana firmanın müşteri potansiyelinden yararlandıkları için satışlarını bir şekilde garantilemiş sayılırlar. Buna bağlı olarak da franchising, küçük yatırımcıların piyasadaki büyük şirketlerle rekabet etmelerinde en etkili araçlardan biridir.

 Franchising işlemine konu olan mal ile ilgili malzemeler, franchise veren tarafından alınmaktadır. Ana firma büyük miktarlarda malzeme aldığı için miktar indiriminden yararlanmakta ve buna bağlı olarak da franchise alanların maliyetleri azalmaktadır.

 Bir rekabet ortamı içinde yer alan işletmelerin ürünlerini sürekli olarak geliştirmeleri gerekir. Bu da, Araştırma-Geliştirme (AR-GE) faaliyetleri ile mümkündür. Franchise alan firma, ana firmanın değişen ekonomik koşullar çerçevesinde daha iyi rekabet edebilmek için yaptığı araştırma ve geliştirme programından hiçbir masraf yapmadan yararlanır.

 Franchise alan, kendi bölgesinde başkalarının faaliyette bulunmalarını engelleyen kanuni maddelerin sözleşmede bulunması ile diğer franchise alanların rekabetine karşı korunur. Franchise alana belirli bir bölgenin verilmesi ile, artık ana firmanın aynı bölge içinde başka yatırımcılara franchise vermesi engellenmiş olur ve aynı franchise ağında olan franchise alanlar birbirlerinin bölgelerine giremezler.

 İş başarısızlıklarının en önemli nedenlerinden birisi de, iş tecrübesizliğidir. Ana firmanın franchise verdiği kişilere birimini açmadan önce verdiği eğitimin yanında franchise alan firmaların kendi aralarındaki dayanışmaları da sistemin başarısını artırmaktadır. Franchise alan firma, faaliyette bulunurken karşılaştığı problemleri diğer franchise alan firmalar ile paylaşmakta ve onların tecrübelerinden yararlanmaktadır.

 Franchise alan, her ne kadar franchisor ile arasındaki franchising anlaşması itibariyle ana firmaya fiilen yarı bağımlı olsa da, hukuken tam bağımsızlık söz konusudur. Yani franchise alan kendi adına ve hesabına çalışmaktadır. Bu nedenle franchise alan, yöneticilere göre daha iyi motive olmakta ve daha istekli çalışmaktadır.

ANA FİRMA

BAŞLANGIÇ ÜCRETİ

KARŞILIĞINDA ROYALTY

KARŞILIĞINDA

FRANCHİSE

ALANA

Ticari isim ve marka kullanma hakkı,

Yer seçiminde yardım,

Eğitim programları,

Mağaza dizaynı ve dekorasyonu,

Muhasebe sistemi sağlar. Merkezi satın almalar,

Tedarik,

Stok kontrol,

Ulusal promosyon,

Yönetim danışmanlığı sağlar.

FRANCHISING’İN FRANCHİSE ALAN AÇISINDAN DEZAVANTAJLARI

 Franchising sistemine katılmak için ödenmesi gereken başlangıç maliyetleri çok yüksektir. Franchising sistemine giriş ücretleri 20000$ ile 50000$ arasında değişmektedir.

 Franchise alan firma, franchising anlaşması gereği iş için gerekli malzeme ve ekipmanı ana firmanın belirlediği mağazalardan almak zorundadır. Bazen ana firmanın belirlemiş olduğu bu mağazalar, franchise alanın kendi bölge tedarikçisine göre daha pahalı olabilmektedir. Ancak franchise alan aralarındaki sözleşme gereği, ilgili malzemeleri ana firmanın belirlediği yerlerden almak zorundadır. Ana firmanın buradaki amacı standardizasyonun sağlanmasıdır. Franchise zincirindeki halkalardan birinin diğerleri ile tutarlı olmaması sistemi bütünüyle başarısızlığa itebileceğinden, bazı durumlarda zarara yol açsa bile ana firmaya bağımlı kalınması zorunludur.

 Franchise alanlar hukuken bağımsız olmalarına karşın fiilen franchising sözleşmesinin belirlediği sınırlar içinde ana firmaya bağımlıdırlar; yani bir yarı bağımsızlık söz konusudur. Franchise alan ana firma tarafından sürekli olarak denetlenerek kontrol edilmektedir. Ana firmanın buradaki amacı da yine standardizasyonun sağlanmasıdır. Bütün franchise birimlerinin aynı olması ve standardizasyonun sağlanarak sistemin bir bütün olarak korunabilmesi için, ana firmanın franchise alan firmaları sürekli bir denetime tabi tutması gerekmektedir. Bu da çeşitli işletme bilgilerinin ve mali tabloların devamlı olarak takip edilmesi ile mümkündür. Ancak devamlı bir kontrol altında bulunma franchise lan açısından sıkıntı verici bir durumdur.

 Franchising sözleşmesi de başlı başına franchise alanlar için sıkıntı doğurabilmektedir. Şöyle ki;

Franchising sözleşmesinin uzun ve karmaşık olması, franchise alan tarafından sözleşme maddelerinin tam olarak anlaşılamamasına neden olabilmektedir.

Sözleşme süresinin belirlenmesi de, franchise alan açısından sıkıntı yaratabilmektedir. Bazen ana firma sözleşme süresinin sonunda sözleşmeyi yenilememekle ana firmayı tehdit edebilmektedir.

 Sözleşmenin çok sıkı olması da franchise alanın olumsuz etkilemektedir. Çünkü bu durum franchise alanların gelişmelerini engellemektedir.

 Sözleşme de bazı boşlukların olması da ana firmanın lehine olacaktır. Bu olumsuzluklarla karşılaşmamak için franchise alanın sözleşme hükümlerine dikkat etmesi gerekir. Örneğin aynı bölgede birden fazla franchise alanın olmayacağına dair bir hükmün sözleşmede olmaması halinde franchise alan firma zorlu rekabet koşulları ile karşı karşıya kalacaktır.

 Franchise ödentisinin iyi belirlenmemesi durumunda franchise alan firma daha faaliyetine başlamadan zarar edebilmektedir. Franchise alan aylık satışlarının belirli bir yüzdesi olan royalty bedelini ana firmaya ödemek zorundadır. Royalty oranlarının çok yüksek olması halinde franchise alanlar zarar eder duruma geçebilirler. Bu nedenle franchise ödentisinin uygun bir biçimde belirlenmesi gerekir.

 Franchise alanlar, kendi bölgelerinde sattıkları ürünün içeriğinde değişiklik yapamazlar. Standardizasyonun sağlanması için; tüm ürün çeşitlerinin yapılışının franchise zincirindeki her işletmede aynı olması gerekir. Franchise alan, ana firmanın belirlediği kurallara uyarak standartları korumak zorundadır. Örneğin ürünün içeriği ile ilgili bir şikayeti olan franchisee, bunu ana firmaya bildirebilir; ancak ana firmanın onayı olmaksızın ürün içeriğinde herhangi bir değişiklik yapamaz.

 Franchising sistemi kendi içinde bir bütün teşkil etmektedir. Bu nedenle örneğin franchise alanlardan herhangi birinin sonradan itibar kaybetmesi, başarılı diğer franchise alanları da olumsuz etkileyecektir. Bu durum potansiyel müşteri kaybına yol açabilecektir.

 Ana firmanın franchise almak isteyenlere tam ve doğru bilgi vermemesi halinde, franchise alanların beklentileri karşılanmayabilir. Örneğin ana firmanın sistemini çok övmesi durumunda, sisteme yeni katılanlar aradıklarını bulamadıkları takdirde başarısız olabilirler. Bu nedenle de; ana firmanın sisteme katılmadan önce franchise almak isteyenlere doğru bilgi vermesi gerekir.

 Franchise alan işi bırakmak istediğinde işi istediğine devredemez veya satamaz. Böyle durumlar ile ilgili düzenlemeler, tümüyle franchisor tarafından yapılır. Franchise alanların satış ve devir konularında bir keyfiyete sahip olmamalarına karşın, ana firma istediği zamanda ve istediği kişiye franchising sisteminin tümünü satabilir. Ancak bu durum da, franchise alanlar açısından bir dezavantaj teşkil eder. Çünkü ana firmanın sistemi bir başkasına satması durumunda, yönetim değişecek bu da beraberinde sistem ile ilgili bazı iç değişiklerin olmasına neden olacaktır. Bu, franchise alanları rahatsız edici bir durumdur.

 Franchising sisteminin en çok tercih edilme nedenlerinden biri de, yetersiz bilgi ve tecrübeye sahip olan küçük yatırımcının işe başlamadan önce ana firma tarafından belirli bir eğitime tabi tutulmasıdır. Zaten franchise alanların başarılı olarak birimlerini idare edebilmeleri büyük ölçüde ana firmanın verdiği eğitime bağlıdır. Ancak ana firmanın iş yerini açmadan önce franchise alanlara ve onların personeline yeterli eğitimi vermemiş olması sistemin başarısını engeller. Bu durumda franchise alanlar, çeşitli zorluklarla karşılaşacaktır.

 Franchising sistemi, çok geniş bir ağdan oluşan bir sistemdir. Farklı bölgelerde faaliyet gösteren francise alanların tümü ana firma tarafından denetlenmekte ve onlara bağlı olmaktadır. Sistem ile ilgili kararların tümü de, franchisor tarafından verilmektedir. Ancak bu durumda bazen bazı sakıncalara neden olabilmektedir. Şöyle ki; ana firmanın bulunduğu yer, franchise alan işletmelerin bulunduğu yerden farklıdır. Bu da, ana firmaların franchise alanların bölgesel koşullarını tam olarak anlamamalarına neden olabilir. Franchise alan, yerel pazarı ana firmadan daha iyi tanımakta ve bilmektedir. Bu açıdan franchise verenin her önerisine uyma zorunluluğu, bazen sistemin başarısını olumsuz etkileyebilir.

 Franchise alanların sistemin bir parçası olarak ödemek zorunda oldukları ücretlerden biri de, reklam ücretidir. Sistem ile ilgili reklam ve promosyon çalışmaları, ana firma tarafından yapılmaktadır. Ancak bazı durumlarda franchise alanlar kendi aralarında anlaşarak da reklam ve promosyon çalışmalarını yapabilmektedirler. Reklamların ana firma tarafından yapılması halinde, yapılan reklam ile ilgili bedel franchise alanlardan temin edilir. Ancak ana firmanın yapmış olduğu reklam kampanyalarının amacına ulaşmaması halinde, franchise alanlar ana firmaya ilgili reklam ücretini vermek istemeyebilirler.

FRANCHISING’İN FRANCHİSE VEREN AÇISINDAN AVANTAJLARI

 Bir işletmenin pazar payını genişletmesi oldukça maliyetlidir. Ancak kendi alanında tanınmış ve başarılı olmuş bir işletme için pazar payını artırmanın bir yolu da, küçük yatırımcılara franchising vermektir. Bu yolla ana firma, büyük sermaye yatırımları yapmak zorunda kalmadan ve yaptığı masrafların kendisine çabuk bir şekilde geri dönebilmesinin mümkün olduğu bir yöntemle pazar payını genişletir. “ Franchising yoluyla ana firma, franchise alan yatırımcıdan aldığı sermayenin büyük bir oranını kendi işini geliştirmek için kullanır.” Franchising sistemi sayesinde pazarda geniş bir yer almak isteyen ana firma, bu ihtiyacını franchise vermek suretiyle gerçekleştirdiği için şirketin sermayesi azaltılmamış olur. Ve böylece ana firma, şirketin sahipliğini azaltmadan uluslararası platformda faaliyet sürdürür.

 Franchise veren firma, sisteme katılmak isteyen küçük yatırımcıları seçerken titiz davranır. Seçtiği bu yatırımcılara işyerlerini açmadan verdiği eğitim sayesinde de, onların gelişmesine olanak tanımış olur. Franchise alan yatırımcıların iyi ve dürüst çalışmaları sonucunda, franchise veren firmanın kazancı artacak ve bu durumda franchising sisteminin başarısı artacağından zincir daha da büyüyecektir. Ana firmanın daha da büyümesi anlamına gelen bu durumda, ana firma pazarda daha iyi tanınan bir şirket olarak daha büyük bir rekabet gücüne sahip olacaktır.

 Ana firmanın rekabet gücünün artması sebebiyle işletme, herhangi bir pazara daha kolay girer ve etkili olur. Ana firma yabancı pazarlara franchise vermek suretiyle girmektedir. Franchise verdiği işletme sahipleri de, bölgelerindeki pazarı ana firmaya göre daha iyi tanımakta ve bilmektedirler. Ana firma, yabancı pazarlara açılırken karşılaşabileceği güçlüklerden kendi bölgelerini iyi tanıyan küçük yatırımcılara franchise vererek kurtulmuş olacaktır.

 Franchising sistemine konu olan mal veya hizmet için gerekli malzeme ve ekipmanlar ana firma tarafından temin edilmektedir. Bu durumda ana firma büyük miktarda malzeme satın aldığı için, pazarlık gücünü kullanarak miktar indiriminden de yararlanacaktır.

 Yabancı pazarlara açılmak isteyen işletmeler için, pazar payına sahip olmak istedikleri ülkelerde uygulanan kotalar, hükümet düzenlemeleri, vergiler gibi bazı engellemeler söz konusu olabilmektedir. Bu durumlarla karşılaşmak istemeyen işletmelerin de, tercih ettiği yöntemlerin başında franchising gelmektedir.

 Franchising yöntemi ile ana firmanın genel giderleri ( bina, personel bulma, aydınlatma, havalandırma, ısıtma v.b ) azalmaktadır. Çünkü franchise alanlar kendi işletme giderlerini yüklenirler ve kendi personellerini bulurlar.

 Franchising sisteminde girişimciler kendi işyerlerinde çalıştıkları için ayrıca yönetici bulmaları gerekmemektedir. Bu yerlerde çalışan kişiler kendi işyerlerinin sahipleri olduklarından yöneticilere göre daha iyi motive olmakta ve daha verimli çalışmaktadırlar. Bu da sistemin yani ana firmanın başarısını artırmaktadır.

 Franchisorler, belli kalite standartlarını tutturmuş olan ürün yada hizmetin sahibidirler. Rekabet içindeki bir ortamda bu ürün yada hizmetler taklit edilebilmektedir. “ Franchise alan işletmeler, ürün veya hizmetler taklit edilmeden önce satış yaptıklarından dolayı taklit önlenmiş olmaktadır.”

 Yatırım riski, franchise alan ve veren arasında paylaşılmaktadır.

FRANCHISING’İN FRANCHISE VEREN AÇISINDAN DEZAVANTAJLARI

 Franchising sisteminde, zincir içindeki her bir birimin sunmuş olduğu mal veya hizmet açısından standardizasyonun sağlanmış olması gerekmektedir. Bu amaçla da ana firmanın franchise alan diğer firmaları sürekli bir kontrol altında tutması gerekmektedir. Ancak franchise alanlar çalıştıkları yerde bir yönetici değil, bağımsız birer iş adamıdırlar. Bu nedenle bazen bazı prosedürleri yerine getirmeyebilmektedirler. Standardizasyonun bozulması, sistemin bütününün başarısızlığına yol açacağından bu, franchising’in franchise veren açısından doğurduğu en büyük dezavantajdır.

 Franchising sisteminin başarısı, onu oluşturan her bir birimin başarısı ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle franchise alan firmaların doğru seçilmesi gerekir. “ Franchise alanın yanlış seçilmesi standartların bozulmasına ve müşteriye karşı zayıf bir imajın yaratılmasına –neden olarak ana firmanın itibarını zedeler.”

 Ana firma, franchise vereceği firmalara sözleşmeye konu olan mal veya hizmet ile ilgili her türlü bilgiyi öğretmektedir. Franchise alanlar, bu sistemin bir parçası olarak iş ve onunla ilgili konularda tecrübe sahibi olurlar. Daha sonra franchise alanlar sistemden ayrılıp ana firmadan öğrendiklerinden yaralanarak, aynı ürün yada hizmetle pazara girerek ana firma ile rekabete girişebilmektedirler. Bunun engellenmesi içinde, franchise alanın sözleşme süresi bittikten sonra belirli bir süre boyunca aynı sektörde faaliyet göstermeyeceğine dair hükmün sözleşmede yer alması gerekir.

 Franchising’in franchise veren için avantajlarından birisi, franchise alan birimlere ilişkin personel seçilmesi gibi konuların franchise alanlar tarafından yerine getiriliyor olmasıdır. Böylece ana firma, rutin işlemler veya yönetim problemleriyle uğraşmak zorunda kalmamaktadır. Ancak franchise alanın personelini dikkatli bir biçimde seçmemesi halinde kalitede bozulmalar meydana gelecektir. Bu da, ana firmanın imajını zedeleyen bir durumdur.

 “ Franchising sözleşmesine göre; franchise alan, franchise verenin sürümünü destekler ama sürümünü artırma borcu altına girmez. Franchise alanın bölgesindeki müşteri potansiyeli daha fazla olsa da sözleşme koşullarına uyduğu sürece, ana firma franchise alanın yerini bir başkasıyla değiştiremez. Oysa kendi satış mağazasındaki yöneticinin satış performansından memnun kalmazsa yerini rahatlıkla değiştirebilir. Yeni bir yönetici bulabilir.”

 Franchising sözleşmesinin yapılması, kazanç paylaşımını da beraberinde getirmektedir. Ana firma, franchise alandan sağladığı ücretle yetinmektedir. Franchise alanın yapmış olduğu satışların belirli bir yüzdesini (royalty), ana firmaya vermesi gerekir. Ancak franchise alanlar bazen yapmış oldukları satışları düzenli olarak bildirmemekte ve buna bağlı olarak da ödemeleri gerekenden daha az oranda royalty ödemesi yapmaktadırlar.

 Franchise alan ve veren arasında kar, ciro, şirket imajı gibi konularda uyuşmazlıklar olabilir.

FRANCHISE SİSTEMİ

Ana firmanın diğer işletmelere franchise vermesi sonucunda franchise alanlar ile ana firma arasında oluşan ilişki 3 farklı açıdan sınıflandırılabilir. Bunlar;

 Ekonomik ilişki : Ekonomik ilişki, ana firmanın diğer firmalara franchise vermesi sonucunda onlardan aldığı çeşitli ücretleri içermektedir. Bu ücretler ise;

_ Öncelikle ana firma, franchise hakkına sahip olmak isteyen işletmelerden franchise ücreti alır. Bu başlangıç ücreti, franchise alan işletmelerin işe başlarken tanınmış bir marka adını, ismini elde etmelerini, faaliyet yöntemlerini, işin idare edilmesinde uyulması gereken prosedürlerin öğretilmesi amacıyla verilen eğitim ile yeni bir franchise birimi açma maliyetlerini içerir ve başlangıçta ödenir.

_ Ana firma, franchise verdiği diğer işletmelerden royalty ve lisans ücreti de alır. Royalty, ana firmanın franchise verdiği işletmelere sürekli hizmet sağlaması karşılığında onlardan aylık brüt satışlarının belirli bir yüzdesi(genellikle % 5) olarak aldığı ücrettir. Lisanslama ücreti ise, franchise verenin ticari markasını kullanmak karşılığında ödenen ücrettir.

Royalty ücreti, karın değil brüt satışların üzerinden alınmaktadır. Böylece, franchise alan işletmelerin kaliteyi bozarak, maliyetlerini azaltarak düşük seviyede satış yapsalar da bunu normal kar elde ediyorlarmış gibi göstermeleri engellenerek, ana firmaya bu durumu düzeltme imkanı sağlanmaktadır.

_ Bazen franchise alan firmalar kendi aralarında anlaşarak franchise işlemine konu olan mal veya hizmet ile ilgili reklamları üstlenebilirler. Ancak genellikle söz konusu mal veya hizmet ile ilgili reklam ve promosyonlar ana firma tarafından yapılır ve franchise alan işletmeler de bunun karşılığında reklam ücreti öderler.

_ Bazı firmalar, kendi ürünlerini kendileri imal etmektedir. Böyle bir durumun varlığı halinde, malzemeler franchise alan işletmelere satılmaktadır. Örneğin Coca-Cola’nın kazançlarının büyük bir bölümü formüllü şurubun franchisee olarak seçtiği şişeleme tesislerine satışından doğmaktadır.

_ Teçhizatın, binanın kiralanması veya satışından elde edilen gelir

_ Genel olarak bütün firmaların almamasına karşın muhasebe hizmetleri için alınan ücretlerdir.

 Faaliyetin yürütülmesi ve prosedürlerin takip edilmesi anlamında oluşan yönetsel ilişki :

Franchise veren firma, franchise verdiği işletmelere yönetim bakımından yardımcı olmalıdır. Yönetsel açıdan yardım;

_ pazar araştırmasını

_ yer seçimini

_ yerleşim yerinin planlanmasını

_ dekorasyonun sağlanmasını

_ yönetici ve personele eğitim programları sağlanmasını

_ reklam ve genel faaliyet bilgilerini içermektedir.

 Hukuki ilişki ( Sözleşme ilişkisi )

“ Franchise sözleşmesi, ana firmanın kendisine ait üretim, pazarlama ve işletme sistemini oluşturan fikri ve sınai unsurları franchisee’ye kullandırma(lisans) haklarını tanıyarak kendi işletme organizasyonuyla bütünleştirme(entegre etme) borcu altına girdiği, franchisee’nin ana firmanın belirlediği şartlara uyarak, kendisine kullanma hakkı verilen fikri ve sınai unsurlardan yararlanarak, sistemdeki mal ve hizmetlerin sürümünü kendi adına ve hesabına yapmayı ve desteklemeyi, franchisor’a belirli bir ücret ödemeyi taahhüt ettiği sürekli bir borç ilişkisi kuran, kanunda düzenlenmemiş ve her iki tarafa da borç yükleyen bir sözleşmedir.”  Franchising sözleşmesi düzenlenmeden önce, franchise alan ve verenin üzerinde durması gereken bazı unsurlar vardır.

 Franchise veren açısından:

Franchise veren ana firma açısından üzerinde durulması gereken en önemli konu, franchise almak isteyen yatırımcıların doğru seçilmesidir. Bir bütün olan franchise sisteminde, birimlerden herhangi birinin başarısızlığı sistemi bütünüyle etkileyeceği için franchise verilecek yatırımcıların belirlenmesi sırasında şu noktalara dikkat edilmelidir:

_ Yatırımcının franchise biriminin oluşturulması için gerekli finansmanı sağlayacak mali güce sahip olması gerekir.

¬_ Ana firma franchise verirken yatırımcının kişisel özelliklerini de dikkate alır. Bu özelliklere örnek olarak yatırımcının dürüst olması,uzun saatler çalışmaya istekli olması, gayretli ve içten olması gibi özellikler verilebilir.

¬ _ Genellikle yatırımcının çok tecrübeli olması aranan özellikler arasında yer almaz. Çünkü yatırımcıya işe başlamadan önce zaten iş ile ilgili eğitim verilmektedir. Bazı durumlarda yatırımcının önceden bir iş tecrübesine sahip olması aranan bir özellik olabilmektedir. Ancak ana firma, franchise almak isteyen yatırımcıların önceden aynı tür işte çalışmış olmasını istemeyebilir. Çünkü aynı alanda çalışmış tecrübeli kişiler, franchise verenden yardım almak istemeyerek prosedürleri takip etmeyebilirler.

_ Bazı işlerde franchise alanın belli bir yaşın altında olması tercih edilir.

_ Bazı işlerde eğitim durumu önemli bir faktör olarak franchise alacak yatırımcılarda aranmaktadır.

Franchise almak isteyen bir yatırımcı, franchise veren tarafından sisteme uygun biri olup olmadığının saptanması açısından bir takım incelemelere tabi tutulur. Öncelikle franchising sisteminin, franchise almak isteyen yatırımcı için uygun olup olmadığı belirlenmelidir. Daha sonra da girişimcinin aranan özelliklere sahip olup olmadığı ve sürekli bir organizasyona ayak uydurup uyduramayacağı belirlenmelidir.

 Franchise alan açısından:

Bir girişimci yatırım yapmaya karar verdiği zaman önünde bazı alternatifler bulunmaktadır.

_ Yatırıma sıfırdan başlamak

_ Hazır bir işyeri satın almak

_ Franchise almak gibi

Öncelikle girişimci hedefini belirleyip neden bir yatırım yapmak istediğine karar vermelidir. Kendi hedefleri ile franchising almak örtüştüğü takdirde franchise almaya kesin karar vermelidir. Ayrıca franchise alma kararı kendi hedeflerine uygun olsa dahi üzerinde durdurması gereken başka konular da vardır. Örneğin karar vermeden önce iyi bir araştırma yaparak franchise verenleri karşılaştırmalıdır. Bu konuda hataya düşmemek için konu ile ilgili her türlü bilgiyi incelemeli, uzmanlara danışmalıdır.

 Francise almadan önce, franchise veren şirket arasında seçim yaparken franchisee şu konulara dikkat etmelidir:

i. Franchisor’ün deneyiminin türü

ii. İşin tam tanımlanması esası

iii. İşi yürütebilmek için gerekli olan optimal çalışma saati ve personel

iv. Franchise veren kimdir? Geçmiş deneyimleri nedir? Çalıştırdığı yöneticilerin mesleki tecrübeleri nedir?

v. Sistem içinde franchise alanlar işi nasıl yürütüyorlar?

vi. Yatırım bedeli nedir?

vii. Devam eden yatırım maliyetleri ne kadar yüksektir?

viii. Franchisor’den alınması gereken ürün ve hizmetler var ise, kimden nasıl alınacaktır?

ix. Franchise ilişkisini başlatan şartlar nasıl düzenlenecek ve nasıl yenilenecektir?

x. Firmanın finans durumu ve finans sistemi nasıldır?

Franchise veren ana firma, franchise almak isteyen yatırımcıda aradığı özellikleri bulmuşsa ve ona franchise vermeye karar vermişse; yatırımcı da kendi hedefleri doğrultusunda franchise almaya ve kendisine franchise veren firmanın kendisi için en uygun firma olduğuna karar vermişse franchising sistemi oluşacaktır. Tarafların karşılıklı anlaşmaları franchising sözleşmesi ile tasdiklenerek sistem işler hale gelir.

FRANCHİSİNG SÖZLEŞMESİ

Franchising, birbirinden bağımsız iki taraf arasında meydana getirilen sözleşmesel bir ilişkidir. Franchising’in doğumunu sağlayan belge franchisor ile franchisee arasındaki sözleşmedir. Franchising’in sözleşmesi bağlayıcılığı olan ve her iki tarafa da karşılıklı hak ve yükümlülükler getiren hukuki bir belgedir. Bu sözleşmenin ( Franchise Contract ) çok detaylı ve hemen her hususu kapsayacak şekilde kaleme alınması normal ve olağan bir uygulamadır. Franchise Sözleşmesi, Borçlar Yasamızda düzenlenmiş değildir. Bu düzenlemenin olmadığı diğer ülkelerdeki gibi Türkiye’de de bu tür sözleşmeler sözleşme özgürlüğü prensibi uyarınca ve fakat hukuk düzeninin içinde kalmak kaydıyla taraflar arasında serbestçe düzenlenirler. Franchise Sözleşmesi’nin satış, kira, vekalet, hizmet, hasılat kirası sözleşmeleri gibi Borçlar yasasında yer alan sözleşme türlerine benzer yanları olduğu gibi, Ticaret Kanunumuzda yer alan acentelik ilişkisine benzemektedir.

Franchising özelliği olan bir lisans anlaşmasıdır. Bir firma, başka ülkedeki diğer firma ile franchising anlaşması yaparak, malının o piyasadaki pazarlamasını tek firma olarak onun aracılığıyla gerçekleştirir.

Franchise veren firma, kendi işletme sistemini başarıyla uygulayacak girişimciler ile arasındaki ilişkinin nasıl olacağını sözleşme ile belirler. Franchising sözleşmesinin, franchise sistemi içindeki önemi oldukça büyüktür. Çünkü franchising yönteminde belirli bir sistem içinde hareket edilir ve bu sistemin dışına çıkılmaz.

“ Franchising sözleşmesi, her sözleşmeden bir takım unsurları içerse de hiç birine tam olarak benzemeyen, sürekli bir borç ilişkisi kuran, karma nitelikte bir anlaşmadır ve sözleşmedeki konular Borçlar Hukukunun kira, hasılat kirası, istisna akdi, hizmet ile ilgili çeşitli maddelerine girmektedir.”

Taraflar arasındaki ilişkiye hayatiyet veren belirli bir süre boyunca karşılıklı hak ve sorumlulukları düzenleyen sözleşme çok önemli olduğundan; franchise sözleşmesi hazırlanırken göz önünde bulundurulacak en temel husus, tarafların üzerinde anlaştıkları her şeyi tüm hak ve yükümlülüklerini şüpheye mahal bırakmayacak biçimde düzenlemeleridir. En azından 5 ile10 yıl sürecek bir ilişkinin kurulmakta olduğu unutulmamaları sözleşme buna göre açık kapı bırakmayacak şekilde, açık ve anlaşılır şekilde kaleme alınmalıdır. Tipik bir Franchise Sözleşmesi’nde bulunan hükümler şu şekildedir:

• Franchise alan ve verenin birbirlerine karşı olan hak ve yükümlülükleri

• Franchise alanın sahip olması gerekli olan nitelikler

• Franchise satış birimlerinin fizibilite açısından sahip olması gereken özellikler

• Franchise verenin, franchisee’ lere sağlayacağı destek ve eğitim imkanı

• Sözleşmenin süresi

• Sözleşmenin yenilenmesinin yada iptalinin koşulları

• Sistemin üçüncü bir kişiye satılıp satılamayacağı ile ilgili şartlar

• Franchise verenin, franchise alanı denetim derecesi

• Franchise alanlardan ücretin nasıl ve ne kadar alınacağı

• Franchise verenin sağlayacağı eğitim ve danışmanlık kapsamının ne olacağı

• Taraflar arasında koordinasyonun nasıl sağlanacağı

• Bölgesel haklar gibi konular yer almalıdır.

Franchising sözleşmesi, bir çok şikayetin de kaynağı olabilmektedir. Sözleşmenin çok uzun ve karmaşık olması, franchise alanın sözleşmeyi çok iyi anlamamasına neden olabilmektedir. Ayrıca sözleşmede yasal boşluklar da olmamalıdır. Aksi takdirde söz konusu boşluklar, sözleşmenin tek taraflı çalışmasına neden olabilmektedir. Bunların dışında franchising sözleşmesinin belli bir süreye dayanması da bazı problemlere neden olabilmektedir. Süreli olarak düzenlenmiş bir franchising sözleşmesi, franchisee’ler için bir tehdit unsuru olabilmektedir. Çünkü bazen ana firma, süresi bitmiş olan sözleşmeye dayanarak sözleşmeyi uzatmamakla franchise alan firmaları tehdit edebilmektedirler. Bu gibi aksaklıklara neden olmamak için franchising sözleşmesinin usulüne uygun bir biçimde düzenlenmiş olması gerekmektedir.

Franchising sözleşmesi, sözleşmenin taraflarına bazı haklar ve yükümlülükler getirmektedir. Bu hak ve yükümlülükler şöyle sıralanabilir:

FRANCHİSE VERENİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

 Franchise alan, franchise başarılı olmuş işletme sisteminin imajına sahip olmak için sözleşme yapar. Müşterilerin gözünde ana firma ile franchise verdiği zincir işletmelerin imajının aynı olması için ana firma; marka, işletme adı, mal veya hizmeti tanıtıcı işaretlerini, üretim, pazarlama ve işletme ile ilgili sırlarını özetle işletme sistemini franchise alana kullandırmak zorundadır. Franchise alan firma, tanınmış bir marka adının hiç bilinmeyen bir isme göre daha fazla satış yapacağı düşüncesiyle franchising sistemine girdiği için, ana firma da franchise alana bu imkanı tanımalıdır.

 Franchise veren, franchise alana danışmanlık, eğitim, uzmanlık yardımı sağlamalı ve desteklemelidir. Ayrıca franchise alanı ve personelini eğiterek franchise biriminin kurulması aşamasında ve sonrasında pazar araştırması yapmakla, mali-teknik yardım, işletme ve yönetim yardımı yapmakla, reklam ve promosyonlarda franchise alanın işletmesine yer vermekle yükümlüdür.

 Ana firma, franchise alana belirli bir bölgede faaliyette bulunma hakkı verir ve bu bölge içerisinde başka biriyle franchise anlaşması yapamaz. Ancak franchise alanları koruyan bu hususun ayrıca franchising sözleşmesinde yer alması gerekir.

FRANCHİSE VERENİN HAKLARI

 Franchisee’in uygulamasını denetleme hakkı

 Frachisee’in muhasebe kayıtlarını inceleme hakkı

 Franchisee’in işyerini kontrol etme hakkı

 Belirli dönemlerde franchisee’den raporlar ve bilgiler talep etme hakkı

 Franchisee’ye sözleşme süresince ve sözleşme sona erdikten sonra belirli bir süre için rekabet yasağı getirtme hakkı

 Franchisor’a ait know-how ve ticari sırların saklı tutulması zorunluluğu

 Franchise konusu olan marka, isim, know-how ve diğer belirleyici maddi ve gayri maddi hakların sahibi olmak veya bunları başkalarına kullandırma hakkını verebilmek için malikin lisans ve onayına sahip olma hakkı

 Franchisee’ye eğitim hizmetleri ve sözleşme süresince teknik veya ticari yardım hizmetlerinde bulunmak

 Franchisee’ye sürekli destek sağlamak

FRANCHİSE ALANIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

 Franchise alan, sözleşmede belirtilen belirli bir satış hacmine ulaşmalı ve bunu gerçekleştirmek için de gerekli çabayı göstermelidir. Franchise veren, bu doğrultuda gerekli çabayı göstermeyen franchisee’e karşı ifa davası açarak sözleşmede kararlaştırılan belirli miktardaki malın kendisinden veya belirlediği üçüncü bir kişiden satın alınmasını ve bedelinin ödenmesini isteyebilir.

 Franchise alan, mal ve hizmetlerin satışını kendi adına ve hesabına yaparken sürümünü artırma borcu altına girmez.

 Franchise alan, kendisine sunulan sistemi kullanarak üretim, pazarlama, işletme sistemindeki fikri ve sınai değerlerden, know-how’dan yaralanmalı ve elde ettiği ticari sırları saklamalıdır.

 Franchise alan, ürünleri ve hizmetin başarılı standart kalitelerini sürdürmelidir. Ayrıca franchise alan ve personeli, franchise verenin sağladığı eğitim programlarına, kurslara katılmak zorundadır.

 Franchise alan, franchise verenin sistemini kullanması ve sağladığı destekten yaralanması karşılığında belirli bir ücret ödemekle yükümlüdür.

 Franchise alan, sözleşme devam ettiği sürece ve sözleşme bittikten sonra belirli bir süre, franchise veren firma ile rekabet etmeme yükümlülüğü altındadır. Franchise alan sözleşme süresince ana firmanın ürünü dışında benzer ürünleri satamaz ve benzer bir sistem kurarak taklit edemez.

 Franchise alan, diğer franchise alanların bölgelerine girerek rekabet edemez.

 Franchise alanın teminat gösterme, işyerini sigorta ettirme gibi yükümlülüğü de vardır.

FRANCHİSE ALANIN HAKLARI

 Ana firmanın sahip olduğu know-how’ı ve buna bağlı ticari sırları kullanma hakkı

 Markayı kullanma hakkı

 Belirli bir bölgede satış yapabilme hakkı

 Ana firmadan sürekli destek ve hizmet alma hakkı

Franchising sözleşmesinde yer alan unsurlar

“ Franchise veren X ile franchise alan Y, aşağıdaki koşullarda anlaşmaya varmışlardır.

1. Konu, kapsam, bedel

X şirketi, bu sözleşme ile franchise alana sözleşmede yazılı koşullar çerçevesinde ve ……………………. bedeli karşılığında …………………………… sınırlarında belirlenen bölgede sistemi kullanma konusunda lisans hakkı vermektedir. Lisans ücreti KDV dahil ……………….’den oluşmaktadır. Bu sözleşme tarafların imzalamasıyla yürürlüğe girmektedir ve feshedilmedikçe ……………………..yıl sonunda yürürlükten kalkar. Taraflar feshetmedikçe ……………………… sürelerle kendiliğinden uzar.

2. X şirketinin hakları

3. Y franchise alanın yükümlülükleri

4. X şirketinin yükümlülükleri

5. Franchise verenin sistemi, sözleşmeyi değiştirme hakkı

6. Sözleşmenin sona ermesi koşulları (Lisans alanın yükümlülüğünü yerine getirmemesi,sözleşmeyi devretmesi

7. Devir (Ana firmanın yazılı izni olmadan lisans alanın sözleşmeden doğan hak, yetki ve yükümlülüklerini devretmesi)

8. Bildirimler ( Adres, telefon, teleks değişliklerinin karşı tarafa bildirilmesi )

9. Sözleşmede yapılacak her türlü değişikliğin, her iki tarafın yetkililerince imzalanmadıkça hüküm ifade etmemesi

10. Yetkili mahkeme “

LİSANS VE LİSANS SÖZLEŞMESİ

PATENT

“ Patent, yeni bir mal, üretim yöntemi ya da herhangi bir yenilik bulan kimseye bu yeniliğe yalnız kendisinin sahip olması, başkalarının onu kullanmasını veya kopya etmesini engelleme hakkı veren bir ayrıcalık, bir imtiyazdır.”

 Türkiye’de yürürlükte olan İhtira Beratı Kanunu’nda her hangi bir buluşa patent verilebilmesi için, buluşun tüm dünyada yeni olması ve sanayiye uygulanabilir olması yeterli kabul edilmektedir. Bugün bütün çağdaş patent yasalarında patent verilebilme kriterleri arasında yer alan ve “buluş basamağı” olarak adlandırılan “tekniğin bilinen durumunun aşılması” kriteri bugünkü yasada yer almamaktadır.

Türk patent sistemi, genel hükümleri itibariyle patentin incelemesiz verildiği ve ispat yükümlülüğünün başvuru sahibine bırakıldığı bir sistem iken daha sonra yapılan bir değişiklikle incelemesiz sistemi terk edilerek gerektiğinde yurt içindeki ve dışındaki kuruluşlarda incelemesi yapılması esasına dayanan bir sisteme geçilmiştir. Türk vatandaşları tarafından yapılan başvuruların büyük bir kısmı üniversitelerde incelenmektedir. Patent incelemesinde görev alan eğitim kuruluşlarındaki elemanlar tarafından hazırlanan raporlar; bu elemanların tüm iyi niyetlerine rağmen, dökümantasyon ve bilgisayar veri tabanlarını kapsayan altyapı eksikliği, patent incelemesinde uygulanması gereken yöntem ile ilgili bilgi eksikliği gibi sebeplerle yetersiz kalmakta ve yoruma açık olmaktadır. Yabancı uyruklu başvuru sahiplerinin başvuruları ise; Avrupa Patent Ofisince yapılmaktadır.

TÜRK PATENT SİSTEMİNDE AKIŞ ŞEMASI

PATENT

MÜRACAATI

İNCELEME

KARARI

YERLİ MÜRACAATLAR YABANCI MÜRACAATLAR

ÜNİVERSİTE

WIPO AVRUPA PATENT OFİSİ

İNCELEME ÜCRETİNİN ÖDENMESİ

İNCELEME RAPORU

OLUMLU

RAPOR OLUMSUZ

RAPOR

TESCİL KARARI RED

PATENT İTİRAZ/TALEP DEĞİŞİKLİĞİ

PATENT VERİLMESİ

Patent, iki şekilde verilebilmektedir.

 Uzun ve incelemeli patent verilmesi

İncelemeli patent verilmesi şu süreci izlemektedir:

 Başvuru

 Başvurunun şekli şartlar açısından incelenmesi

 Şekli şartlara uygunluk kararı

 Olumlu karar  Olumsuz karar

 Araştırma yapılması talebi  Şekli eksiklerin bildirilmesi

 Başvurunun yayınlanması

 Araştırma raporunun düzenlenmesi

 Araştırma raporunun tebliği ve yayınlanması

 Patent verilmesi

İncelenerek patent verilmesi için;

1. Buluşun yeni olup olmadığı

2. Tekniğin bilinen durumunun aşılıp aşılmadığı

3. Sanayide uygulanabilir olup olmadığı gibi kriterler incelenir ve bu incelemenin sonucunda patent verilir.

 Kısa ve incelemesiz patent verilmesi

İncelemesiz patent verilmesi ise şu süreci izlemektedir:

 İncelemesiz patent verilmesi

 Üçüncü kişilerin görüş bildirmesi

 Yedi yıl süreli patent verilmesi

 Yedi yıl içinde inceleme talep edilmemesi Yedi yıl içinde inceleme talep edilmesi

 Patent hakkının sona ermesi  İncelemeli sisteme geçiş

Bu iki yöntemden herhangi biri ile patent verilmesi sonucunda, mali kaynakları kısıtlı olan buluş sahiplerine ucuz, süratli; ancak süresi kısıtlı bir koruma sağlanmaktadır. Ancak istenildiğinde kısıtlı bir süre için geçerli olan patent, gerekli şartlar yerine getirilmek ve incelenmek şartıyla uzun süre için(20 yıl) bir koruma sağlamaktadır.

Yayın ve Üçüncü Kişilerin İtirazları

İnceleme sırasında, buluş konusunun bu niteliklere sahip olup olmadığı konusunda üçüncü kişiler tarafından, süresi içinde yapılan itirazlarda değerlendirilmektedir.

“ Patent yasasına göre; patent verilmeden önce buluşla ilgili tarifname, tarifname özeti, istemler ve varsa resimlerin yayınlanmasına ve üçüncü kişilerin patent verilmesine ilişkin görüşleri bildirmelerine imkan verecek bir sistem benimsenmiştir. Böylece çeşitli meselelerin çözümü için mahkemeye gitmeye gerek kalmayacağı gibi, hak sahipleri tarafından açılacak uzun ve külfetli davalar da ortadan kalkmış olacaktır. “

Süreler

İncelemesiz olarak verilen patentin süresi yedi yıl, incelenerek verilen patentin süresi ise yirmi yıldır. İncelemesiz patent sistemine göre verilen patent için yedi yıllık süre içinde inceleme talebinin yapılması ve inceleme sonucunun olumlu olması halinde patent süresi yirmi yıla tamamlanmaktadır.

LİSANS

Yeni bir mal, tasarım veya üretim yöntemi icat etmiş ve bunun patentini almış kişi veya firma ile, bu yeniliğin belirli koşullarda kullanılmasını sağlamak için lisans hakkına sahip olmak gerekir ki; bu da bir sözleşme yapılması ile mümkündür. Bu sözleşmeye de lisans sözleşmesi adı verilmektedir.

“ Lisans sözleşmesi; yeni bir teknoloji veya ticaret ünvanının patentine sahip firma ile başka bir firma arasında yapılan ve bu hakların ikincisi tarafından bir ücret karşılığında ve belirli bir süre kullanılmasını(kiralanmasını) öngören sözleşmedir.”

“ Lisans sözleşmesi; başarılı bir firmanın sahip olduğu üretim süreci, patent, ticari sırlar, ticari marka, teknoloji, teknik, know-how, firma ismi veya pazarlama teknikleri gibi maddi olmayan varlıklarını başka bir ülkedeki işletmeye belirli bir ücret karşılığında ve belirli bir süre şartına bağlı olarak kullanması için verdiğini göstermek üzere düzenlenen sözleşmedir.”

Lisans sözleşmeleri genellikle bir süreyle sınırlıdır; ödemelerin kar veya satış hacmi üzerinden yapılması kararlaştırılabilir. Anlaşmada, daha sonra ortaya çıkacak yeniliklerin de kiralayana aktarılması hususunda bir hüküm bulunabilir.

Lisans sözleşmeleri, uluslararası teknoloji transferinin önemli yollarından biridir. Bu kanaldan yararlanarak az gelişmiş bir ülke ileri ülkelerdeki gelişmiş teknolojilere kavuşma olanağı tercih eder.

Lisans sözleşmesinin tarafları lisansör ve lisansiye’dir.

Lisansör: Patent, lisans veya marka sahibidir. Yani lisans sözleşmesi ile haklarını kiraya veren kişidir.

Lisansiye: “Patent, lisans, know-how veya markayı lisansörden alıp kullanan kişi veya firmalardır.”

Kiraya verene yapılacak olan ödemelere de royalty adı verilir.

Tescilli bir markanın kullanım hakkının (lisans) tescil edildiği mal veya hizmetlerin bir kısmı veya tamamı, lisans yoluyla üçüncü kişilere verilebilir. Lisans inhisari lisans veya inhisari olmayan lisans şeklinde verilebilir.

İnhisari lisans söz konusu olduğu zaman, lisans veren başkasına lisans veremez ve hakkını açıkça saklı tutmadıkça kendisi de markayı kullanamaz. Lisans sözleşmesinde aksi kararlaştırılmamışsa inhisari lisansa sahip olan kişi, üçüncü kişiler tarafından marka sahibinin markadan doğan haklarına tecavüz edilmesi durumunda, marka sahibinin yasalar uyarınca açabileceği davaları kendi adına açabilir.

İnhisari olmayan lisans sahiplerinin dava açma hakkı yoktur.

Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa lisans sahipleri, lisanstan doğan haklarını üçüncü kişilere devredemez veya alt lisans veremez. Lisans hakkı alan kişi, markanın koruma süresinde markanın kullanılmasına ilişkin her türlü tasarrufta bulunabilir.

Marka sahibi, talimatlarıyla uygunluk içinde, lisans alan tarafından üretilen malın veya sunulan hizmetlerin kalitesini garanti edecek önlemleri alır.

Sözleşme şartlarının lisans alan tarafından ihlali halinde, tescilli bir markadan doğan haklar, lisans alana karşı, dava yoluyla ileri sürülebilir.

Lisans markalar siciline kayıt edilmediği sürece, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

 Lisans sözleşmesinin yapılması ile lisansiye; patent sahibinin sahip olduğu yeni mal, tasarım veya üretim yöntemini kullanma hakkını elde eder. Ancak lisans sözleşmesinin patent siciline kayıt edilebilmesi aşağıda sayılanlarla Enstitü’ye başvuruda bulunulmalıdır.

a. dilekçe

b. taraflarca imzalı, imzalan onaylı lisans sözleşmesi

c. ücret listesinde belirtilen ücretlerin ödendiğini gösterir belge

d. vekaletname

 Yeni bir mal, tasarım veya üretim yöntemi icat etmiş ve bunun patentini almış kişi veya firmanın sahip olduğu yeniliği kullanabilmek için lisans hakkına sahip olmak gerekir. Lisans hakkına sahip olmanın zorunlu kılınmasının temel amaçları şunlardır:

• Yabancı yatırımları teşvik etmek ve güven sağlayıcı bir ortam yaratmak,

• Yeni teknolojilerin üretilmesi için bir motive unsuru olmak,

• Yeni teknolojilerin sanayiye başarıyla uygulanması için bir ortam yaratmak,

• Teknoloji transferi için bilgi ve doküman oluşturup transferi kolaylaştırmaktır.

NOT:

Franchising ve lisanslama birbirinden farklı kavramlar olmalarına karşın şu benzer özelliklere sahiptirler:

 Franchising ve lisans sözleşmelerinin her ikisi de iki tarafa borç yüklemektedir. Franchisor’ün ve lisansörün sahip oldukları bilgi ve tecrübeleri franchisee ve lisansiye’ye aktarmaları, eğitim vermeleri, ad, markalarını kullanma haklarını karşı tarafa vermeleri gibi.

 Tarafların rekabet etmeme yükümlülükleri vardır.

 Franchise veren ve lisansör, karşı tarafı denetleyebilirler; franchise ve lisans alanların kayıtlarını bağımsız denetim firmalarına denetletebilirler.

 Franchisee ve lisansiye, kullandıkları haklara karşılık brüt satışları üzerinden royalty ücreti öderler.

 Franchisor ve lisansor, karşı tarafı eğitip, işyerini kurmada gerekli yardımı yapmalıdır.

 Franchisee ve lisansiye, kendi adına ve hesabına hareket eder.

 Her iki tarafında sır saklama yükümlülükleri vardır.

Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkileri

06 Kasım 2007

GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Süleyman UYAR

Araştırma Görevlisi

Pamukkale Üniversitesi

İ.İ.B.F.

Dünyada ve Türkiye’de ekonomik gelişmeler baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. Günümüzde artan dünya ticaret hacmi ve gittikçe şiddetlenen rekabet ile birlikte, şirketlerin pazar paylarını yükseltme çabaları hızla artmaktadır. Bu rekabet ortamında ayakta kalabilmek uluslararası alanda başarılı olmaya bağlıdır. Bu durumdan en az kayıpla çıkmayı hedefleyen sanayileşmiş ve yeni sanayileşen ülkeler ekonomik güvenliklerine daha fazla önem vermeye başlamışlardır. Yaşanan globalleşme sürecinde uluslararası ticarette mal, miktar kısıtlaması gibi engellerin azaldığı ve bölgesel entegrasyonların güçlendiği görülmektedir. Ülkelerin konumları gerek küresel bazdaki organizasyonlarda (Dünya Ticaret Örgütü) yer almak ve gerekse bölgesel oluşumlara (Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği) katılmakla sürekli değişmektedir. Bu bağlamda Avrupa ülkeleri arasında karşımıza çıkan en önemli ekonomik bütünleşme AB’dir. Çalışmamızın amacını, özellikle 1990 sonrasında belirginlik kazanan küreselleşme eğilimi ile birlikte ortaya çıkan bölgeselleşme hareketlerinin, bu hareketin bir parçası olarak Türkiye’yi nasıl etkilediğini tespit etmek oluşturmaktadır.

GB, Türkiye’nin Avrupa Topluluğu ile başlangıcı 1960’lara uzanan ortaklık ilişkisinin temel taşlarından biridir. GB’nin çerçevesi 1963 yılında yürürlüğe giren Ankara Anlaşması ile çizilmiş, detayları ise Katma Protokol ile belirlenmiştir. 6 Mart 1995 tarihli Ortaklık Konseyi Kararı ile 22 yıl süren geçiş dönemi tamamlanmış, taraflar GB’nin tesis edilmesi için gerekli koşulların oluştuğuna karar vermişler ve böylece 1 Ocak 1996 tarihi itibariyle Türkiye-AB arasındaki GB tamamlanmıştır. GB sadece sanayi ürünlerini ve işlenmiş tarım ürünlerini kapsamakta, geleneksel tarım ürünleri GB’nin kapsamı dışında bulunmaktadır. GB ile Türkiye, AB’den gelen sanayi ürünlerine uyguladığı tüm gümrük vergileri ve eş etkili tedbirleri ortadan kaldırmış, uygulamakta olduğu miktar kısıtlamalarına da son vermiştir. Üçüncü ülkelerden ithal edilen ürünler için ise, birliğin ortalama gümrük tarifesi kabul edilmiştir. Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin almış olduğu Gümrük Birliği kararı, Türkiye ekonomisinin 1980’li yıllardaki liberalizasyonundan sonra, ekonominin tamamını etkileyen en önemli gelişme olmuştur. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Birliği, Türk ticaret ve rekabet mevzuatı ile politikalarında çeşitli değişikliklere yol açmış Türk ekonomisi için yeni fırsatlar yarattığı gibi çaba gerektiren unsurlar da doğurmuştur. GB’nin kabul edilmesinden sonraki süreçte dinamik ve statik etkileri çerçevesinde Türkiye ekonomisini etkilemesi kaçınılmaz olmuştur. Çalışmamızda da bu güne kadar geçen süre içerisinde GB’nin Türkiye ekonomisi üzerinde ne gibi sonuçlar doğurduğunu tespit etmeye çalışacağız.

1. Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkileri

Yürürlüğe girdiği 01.01.1996 tarihinden itibaren geçen yaklaşık dört yılı aşkın bir zaman zarfında getirmiş olduğu köklü değişimler ile GB, mikro düzeyde işletmeleri, makro düzeyde de genel ekonomik yapıyı etkilemiştir. Bu bölümde GB’nin Türkiye ekonomisi üzerinde ortaya çıkardığı olumlu ve olumsuz etkiler, dinamik ve statik etkiler çerçevesinde ortaya konmaya çalışılacaktır.

1.1. Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Sonuçlarının Statik Etkiler Açısından Değerlendirilmesi

Faktör donanım, teknolojik seviye ile talep yapısı gibi parametrelerin sabit kaldığı varsayımı altında gümrük birliğinin, birlik içinde kaynakların yeniden dağılımı sebebiyle ortaya çıkan etkilerine statik etkiler denmektedir. Çalışmamızın bu bölümünde GB’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini tespit etmek için; statik etkiler kapsamında ele aldığımız ticaret yaratıcı etki, ticaret saptırıcı etki, gelir dağılımı etkisi ile kamu gelirleri etkisi ve işlem maliyetleri etkisi istatistiksel veriler çerçevesinde incelenecektir.

1.1.1.Üretim Etkisi

1.1.1.1. Ticaret Yaratıcı Etki

Ticaret yaratıcı etki GB dolayısıyla yüksek maliyetli üretimin yerini, birlik içinde daha verimli ülkenin almasıdır. Birliğe üye ülkeler arasındaki ticarete uygulanan tarife ve kotaların kaldırılması sonucu, ticarete konu olan malların fiyatı düşer. Birlik içinde ticaret yaratılmasına bağlı olarak birlik üyeleri, daha ucuz kaynaktan daha fazla tüketim yapma imkanına kavuşur. Böylece üyeler arasındaki ticaret hacmi yükselmiş olur. GB’nin uygulandığı ilk dört yıla ilişkin süreçte ticaret yaratıcı etki tablo 2-2 yardımıyla açıklanabilir.

Tablo 1: Dış Ticarete Ait Temel Göstergeler (Milyon $)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999

İhracat 13.593 14.714 15.345 18.106 21.635 23.122 26.261 26.881 26.587

İthalat 21.047 22.870 29.428 23.270 35.705 42.733 48.558 45.921 40.687

İhr-İth -7.453 -8.156 -14.083 -5.163 -14.073 -19.611 -22.297 -19.039 -14.100

İhr+İth 34.640 37.585 44.773 41.376 57.344 65.856 74.819 77.802 67.274

İhr/İth 64.6 64.3 52.1 77.8 60.6 54.1 54.1 58.5 65.3

Kaynak: DPT, Ekonomik ve Sosyal Göstergeler(1950-1998), s.33-38, www.dtm.gov.tr/türkiye-ab ilişkileri ilişkileri/dış ticaret, Şubat 2000.

Tabloya göre, 1995 yılında ihracat 21.635 milyon $ iken, 1999 yılında yaklaşık yüzde 20 artarak 26.587 milyon $’a çıkmıştır. Aynı yıllar arasında ithalat ise yüzde 13 artarak 35.709 milyon $’dan 40.687 milyon $’a çıkmıştır. 1995 yılında 14.073 milyon $ olan dış ticaret açığı, 1997’de 20.646 milyon $’a çıkarken, 1998’de 19.039 milyon $’a, 1999’da da 14.100 milyon $’a düşmüştür. Dış Ticaret hacmi ise 1995’te 57.344 milyon $’dan, yüzde 17 artarak 1999’de 67.274 milyon $’a çıkmıştır. İthalatın ihracatı karşılama oranı da 1995’te yüzde 60.6 iken, 1996 ve 1997’de yüzde 54.1’e düşmüş, 1998’de yüzde 56.6’ya, 1999’da ise yüzde 66.9’a çıkmıştır.

1998 yılında dış ticaret rakamlarında, 1997 yılına göre gerçekleşen iyileşmenin temelinde ekonomik krize bağlı olarak ithalat miktarında görülen gerileme yatmaktadır. Tablo 2-2 deki veriler, GB’nin ticaret yaratıcı etkisinin birlik lehine doğduğunu göstermektedir. Türkiye aleyhine ortaya çıkan bu etkide başlangıçta ithalatın ihracattan daha büyük bir paya sahip olduğu görülmektedir. Türkiye ekonomisinin AB ekonomisine göre rekabet gücü daha düşük olduğundan başlangıçta ithalatın ihracattan hızlı artması doğaldır. Zamanla ortak üretim, teknoloji transferi, bilgi akışı ve Ar-Ge faaliyetlerinin artmasıyla Türkiye ekonomisi daha iyi performans gösterecektir. Bu durumda ticaret yaratıcı etki daha çok Türkiye’nin lehine dönecektir.

1.1.1.2. Ticaret Saptırıcı Etki

Üçüncü ülke mallarına karşı konan ortak tarife sonucu bu ülkelerin mallarının pahalı hale gelmesi ticaretin birlik içine kaymasına neden olur. Ticareti birlik dışından birlik içine kaydıran bu etkiye ticaret saptırıcı etki denir. Bu etki sonucu birlik dışında kalan ülkelerle yapılan ticaret hacminde daralma ortaya çıkmaktadır. GB sonucunda ticaret saptırıcı etkinin ne ölçüde gerçekleştiğini tablo yardımıyla açıklayalım.

Tablo 2: Ülke Gruplarına Göre Dış Ticaret(Milyon $)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

İhracat

AB 9.362 9.769 9.501 11.215 13.831 14.427 15.583 16.913

D.OECD 2.014 1.832 1.902 2.580 2.753 2.878 3.335 3.475

Türk Cum. 132 334 605 559 742 958 1.136 1.073

O.Doğu 1.850 1.972 1.989 2.108 2.132 2.245 2.382 2.196

K.Afrika 692 632 597 725 900 985 980 1.500

D.Ülkeler 1.558 2.007 2.656 3.498 4.031 4.610 6.180 5.200

İthalat

AB 9.897 10.656 13.875 10.915 16.861 23.138 24.870 24.090

D.OECD 5.292 5.882 7.237 5.248 7.540 7.953 9.945 9.382

Türk Cum. 132 238 344 320 301 329 408 456

O.Doğu 2.491 2.968 2.799 2.530 2.687 3.243 2.726 1.956

K.Afrika 480 575 381 629 1.142 1.618 1.813 1.493

D.Ülkeler 2.755 3.051 4.793 3.628 7.176 7.345 8.797 8.543

Kaynak: İTO, Rakamlarla Türkiye Ekonomisi, Yayın No:1999/42, s.28-30.

Tablo 2’ye göre 1994 yılından sonra Türkiye’nin AB ile olan ihracat ve ithalatı önemli ölçüde artmıştır. Özellikle ithalattaki hızlı artış 1997 yılına kadar sürmüştür. 1995 yılında 16.861 milyon $ olan AB ithalatı 1997 sonunda yüzde 45 artarak 24.090 milyon $’a çıkmıştır. Aynı yıllar arasında ihracat ise, yüzde 19 artarak 13.831 milyon $’dan 16.613 milyon $’a çıkmıştır. 1995 yılında görülen ihracat-ithalat artışını ekonominin 5 nisan krizinden çıkıp gelişme göstermesine ve yüksek devalüasyona bağlamak mümkündür.

GB’den önce de dış ticaretin büyük kısmını AB ile yapan Türkiye’nin bu eğiliminde 1995-1999 yılları arasında bir değişiklik olmadığı gibi, üçüncü ülkelerle olan ticaretinde de önemli bir farklılık gözlenmemiştir. İlk dört yıla ilişkin dış ticaret verileri GB’nin ticaret sapmasına işaret etmemektedir. Türkiye’nin AB dışındaki diğer ülke ve ülke grupları ile de ikili ilişkileri olduğu için ticaret saptırıcı etkinin belirli şekilde ortaya çıkmadığı görülmektedir.

1.1.2. Tüketim Etkisi

GB sonucu gümrükler indirilince nispi olarak daha ucuza gelen yabancı mallar daha fazla talep edilmektedir. GB sonucu birlik içinde pahalıya üreten üye ülkenin ve OGT sonucu ürünleri pahalı hale gelen birlik dışı ülkelerin üretimi azalmaktadır. Üretim etkisindeki bu değişikliğe bağlı olarak birlik içi fiyat herhangi bir ülkenin fiyatının altında kalırsa, bu ülke vatandaşlarının satınalma güçleri artacağından birlik içi ithalat artacaktır. Bu ithalat artışı da GB’nin tüketim etkisini ortaya çıkarır.

Sermaye malları, ara mallar ve tüketim mallarına ilişkin ihracat 1994 yılından sonra düzenli bir şekilde artmıştır (bkz. Tablo 2-4). GSMH ve ithalat artışı aynı zamanda tüketim etkisini gösterir. GB’nin üretim ve tüketim etkisini tablo 2-4 yardımıyla açıklamaya çalışalım.

Tablo 3: İhracat ve İthalatın Mal Gruplarına Göre Dağılımı (Milyon $)

1994 1995 1996 1997 1998

İhracat

Tüketim Malları 9.153 11.840 12.354 13.890 14.374

Ara Mallar 8.225 8.960 9.745 11.032 11.128

Sermaye Malları 721 830 1.105 1.314 1.363

İthalat

Tüketim Malları 1.381 2.416 4.226 5.334 5.325

Ara Mallar 16.565 25.077 28.736 31.871 29.574

Sermaye Malları 5.220 8.119 10.365 11.051 10.651

Kaynak: DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı-1998, s.503.

Tablo 3’e göre, 1994-1998 yılları arasında tüketim malları, ara mallar ve sermaye malları ihracatı önemli ölçüde artmıştır. 1994 yılında 9.153 milyon $ olan tüketim malı ihracatı yüzde 63 artarak 14.374 milyon $’a, aynı dönem 8.225 milyon $ olan ara malı ihracatı yüzde 35 artarak 11.128 milyon $’a, sermaye malı ihracatı da yüzde 89 artarak 721 milyon $’dan 1.363 milyon $’a çıkmıştır. İthalat ise istikrarsız bir seyir izlemiştir. Özellikle ara malları ithalatı olmak üzere tüketim ve sermaye malları ithalatı 1995 yılında hızla artmıştır. Tüketim ve sermaye malları ithalatı izleyen yıllarda azalan oranlı bir gelişme göstermiştir. Ara mallar ithalatı da 1997 yılına kadar artmış, 1998’de bir önceki yıla göre yüzde 7 azalarak 29.574 milyon $’a inmiştir.

Tüketim malları, ara mallar ve sermaye malları ithalatı GB’nin kabul edildiği ilk iki yılda önemli ölçüde artmıştır. Bu artış izleyen yıllarda da devam etmiştir. Bu gelişmeler GB’nin tüketim etkisinin ortaya çıktığını göstermektedir.

1995-1998 döneminde dış ticareti en hızlı gelişen sektörler elektrikli ve elektronik makine ve cihazlar, makine ve kimya sanayii olmuştur. Bitkisel ve hayvansal ürünler ithalatı artarken, su ve orman ürünleri ithalatı azalmıştır. Madencilik ve taşocakçılığı sektöründe yer alan yakıt maddeleri ithalatı sürekli artmıştır. 1998 yılı içinde en önemli ihracatçı sektörler; hazır giyim, tekstil, gıda, tarım ve ana metal sanayidir. 1995 yılından sonra ithalat miktarında görülen dalgalanma, Türkiye’de ithalata dayalı sanayinin yeterince istikrar kazanmadığının, sanayiinin günlük politikalardan önemli ölçüde etkilendiğinin ve GB’nin uygulandığı ilk yıl ithalata dayalı sanayideki kararsızlığın bir göstergesidir.

1.1.3. Ticaret Hadlerine Etkisi

Ticaret hadleri birliğe üye ülkeler arasındaki iş bölümünün doğuracağı refah yükselişinden her ülkenin alacağı payı belirler. GB sonucu ticaretin artması birlik içi üretim ve geliri arttırırken, birlik dışında bunun tersi ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte birlik içinde ucuza üreten üye ülkenin üretim ve geliri artarken, pahalıya üreten ülkenin üretim ve geliri de azalmaktadır. Dolayısıyla gelir bir yandan birlik dışından birlik içine, diğer yandan pahalıya üreten ülkeden ucuza üreten ülkeye yeniden dağılırken, birlik içi ticaretin serbestleşmesiyle ihracata çalışan sektörlerin geliri nispi olarak artmaktadır.

Tablo 4: Dış Ticaretin Sektörel Dağılımı(Milyon $)

Tarım ve Ormancılık Maden. ve Taşocakçılığı Sanayi

İhracat İthalat İhracat İthalat İhracat İthalat

1994 2.301 881 263 3.353 15.517 19.031

1995 2.133 1.901 391 4.090 19.089 29.706

1996 2.454 2.170 227 5.89 20.237 35.981

1997 2.679 2.419 404 5.138 23.132 40.907

1998 2.690 2.128 363 3.757 23.790 39.915

Kaynak: DİE, Haber Bülteni, Mart 1999, s.13.

Tablo 4’e göre 1994 yılından sonra Türkiye’nin tarım-ormancılık ve madencilik-taşocakçılığı dış ticareti fazla değişmezken, sanayi ürünleri dış ticareti hızla artmıştır. Bu dönemde sanayi ürünleri ihracatı 1994 yılında 15.517 milyon $ iken, bu değer yüzde 53 artarak 1998 yılında 23.790 milyon $’a çıkmıştır. İthalat ise aynı dönemde yüzde 109 artarak 19.031 milyon $’dan 39.915 milyon $’a çıkmıştır. 1994’te 3.514 milyon $ olan sanayi ürünleri dış ticaret açığı, 1998 yılında yüzde 588 artarak 16.125 milyon $’a ulaşmıştır. Bu rakamlar, GB’den sonra sanayi ürünleri ithalatındaki artışın, ihracat artışlarından daha hızlı gelişme gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu artışın üç önemli nedeni vardır. Bunlar;

• Ekonminin GSMH’nin yüzde 6.1 oranında küçüldüğü 5 Nisan ekonomik krizinden çıkıp gelişme göstermesi,

• 6 Mart tarihinde imzalanan gümrük birliği anlaşmasından sonra piyasanın büyüyeceği, rekabetin ve dış ticaretin artacağı beklentisi,

• Sanayi mallarının üretim esnekliğinin diğer üretim alanlarına oranla daha büyük olması.

Tüm bunlar Türkiye’de gelirin sanayi sektörü lehine yeniden dağılmasının birer nedenidir. Türkiye’de sanayi sektörü ithalat miktarının ihracat miktarından daha hızlı artması; bu ürünleri birlik içinde ucuza üreten gelişmiş ülkelerin üretim ve gelirinin arttığını, gelir dağılımının gelişmiş ülkeler lehine, Türkiye aleyhine geliştiğini göstermektedir. Ticaret hadleri Türkiye aleyhine sonuçlanmıştır.

1.1.4. Kamu Gelirleri Etkisi

Üyeler arasında tarifelerin sıfırlanması üye ülkelerin vergi kaybını doğurur. Yine üçüncü ülkelere karşı uygulanan ortak tarife, üye olunmadan önceki tarifeden küçük olur veya bu ülkeden ithalat önemli ölçüde azalır ise bu durumda da vergi kaybı ortaya çıkar. GB öncesi Türkiye’de ithalattan gümrük vergisi ve toplu konut fonu olmak üzere iki tür vergi alınmaktaydı. GB ile bunların ikisi de kaldırılırken üçüncü ülkelere karşı OGT uygulanmaya başlanmıştır. Ancak tarım ürünleri, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ve EURATOM kapsamındaki ürünler bu uygulamanın dışında kalmış, buna rağmen GB kısa dönemde sadece kamu gelirlerini azaltmakla kalmayıp, kamu giderlerini arttırmasına da neden olabilir. İstatistiki veriler incelendiği zaman 1994’te yüzde 2.31 olan dış ticaret vergileri/GSMH oranı, 1995’te yüzde 2.48, 1996’da 2.58, 1997’de de 2.61 olmuştur. Bu sonuçlara göre GB’nin dış ticaret vergi gelirlerini azaltıcı etkisinin ortaya çıktığını söylemek oldukça zordur. Aksine GB sonrası ulusal üretimin artmasına bağlı olarak vergi gelirlerinin arttığını söylemek mümkündür.

1.1.5. İşlem Maliyetleri Etkisi

GB sonucu tarife ve kotaların kalkması nedeniyle, gümrüklerde çalışan personel sayısı, gümrükleme giderleri ve bürokratik engeller azalacaktır. O zaman dış ticaret işlemleri daha kısa zamanda gerçekleşecek ve dış ticaretle uğraşanların zaman maliyeti düşecektir. Aşağıdaki tablolarda gümrükleme giderleri ve gümrüklerde çalışan personel sayısına ilişkin istatistiksel değerler gösterilmiştir.

Tablo 5: Gümrükleme Giderleri (Milyar TL)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997

Kanunları Uygulama 108 202 289 653 1,093 1,955 4,164

Kaçakçılık ile Mücadele 54 108 155 335 481 931 1,958

Kontrol Hizmetleri 9 13 21 48 77 143 247

Kaynak: Osman Demir, GB’nin Değerlendirilmesi, Dış Ticaret Dergisi, Yıl:3, Sayı:11, 1998, s.50.

Tablo 5’e göre 1991-1997 döneminde gümrükleme giderleri her yıl yaklaşık 2 kat artmıştır. Bu artış GB’nin uygulanmaya başlandığı yıllardan sonra da devam etmiştir.

Tablo 6: Gümrük Müsteşarlığı Personel Sayısı

1994 1995 1996 1997

Memur 10.102 10.102 10.102 10.102

Sürekli İşçi 202 89 89 89

Geçici İşçi 25 13 13 9

Sözleşmeli İşçi - - 78 88

Kaynak: Osman Demir, a.g.e. s.51.

Tablo 6’ya göre Gümrük Müsteşarlığı personel sayısı 1995 yılında, 1994 yılına göre biraz azalmış, bunun yanında izleyen yıllarda önemli bir değişme göstermemiştir. 1996 ve 1997 yıllarında sözleşmeli personel istihdam edilmiştir. Yukarıdaki iki tabloya göre GB’nin işlem maliyetlerini azaltıcı etkisinin doğmadığını söylemek yanlış olmaz. Ancak, eğer bürokratik işlemlerde bir azalma olmuş ve dış ticaretle uğraşanların zaman maliyetleri azalmışsa, o zaman ekonominin bütünü açısından işlem maliyetlerinin azaltıcı etkisi doğmuş olabilir.

Gümrükleme giderleri ve personel sayısında meydana gelen azalmanın nedeni, gümrük modernizasyonu ve otomasyonu kapsamında yapılan çalışmalardır. Bu çalışmalar tamamlanıp yeterli uzmanlaşma henüz sağlanamadığı için bu veriler, olması gerekenden büyüktür. Gümrük işlemlerinin otomasyonu için Fransa’dan SOFİX adlı yazılım satın alınmıştır. Pilot uygulama eğitim çalışmaları, Atatürk Havalimanı Giriş-Çıkış Gümrük Müdürlüklerinde başlamıştır. Pilot uygulamanın ardından Türkiye genelinde bilgisayar ağı kurulacaktır. Böylece 53 gümrük idaresi bilgisayarlı sisteme geçecek ve ihracat-ithalat işlemlerinin yaklaşık yüzde 95’i bu kapsama alınacaktır. Otomasyonun ileri aşamalarında ticaret çevresi ve gümrük idaresi arasındaki bilgi akışı elektronik ortamda gerçekleştirilecektir. Bu çalışmalar sonucunda işlem maliyetlerinde bir azalma gerçekleşecek, gümrükleme giderleri ve personel sayısı belli bir oranda azalacaktır.

1.2. Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Sonuçlarının Dinamik Etkiler Açısından Değerlendirilmesi

GB’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri dinamik etkilerden olan; ölçek ekonomileri etkisi, rekabet etkisi, teknolojik gelişme etkisi, dışsal ekonomiler etkisi, yabancı sermayeyi ve yatırımları teşvik etkisi başlığı altında değerlendirilecektir. Dinamik etkiler sürekli oldukları, orta ve uzun vadede ekonominin yapısında önemli değişmeler meydana getirdikleri için çoğu kez statik etkilerden daha önemli sayılırlar.

1.2.1. Rekabet Etkisi

Kamu teşebbüsleri ve ticari nitelikteki devlet tekellerinin, birlik vatandaşları ile Türk vatandaşları arasında ayrım yapmaz hale gelmesi, ticari nitelikli devlet tekellerinin yeniden düzenlenmesi, İhracatta Gözetim ve Koruma Önlemlerinin Değerlendirme Kurulu oluşturularak ithalatta haksız rekabetin önlenmesi ve Rekabet Kurulu’nun kurulması gibi çalışmalar aracılığıyla firmalara eşit rekabet koşulları sağlanarak tekelleşmenin önlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda özellikle otomotiv ana ve yan sanayii, tarım araçları, elektrikli ve elektronik eşya, makine, metal, ağaç ürünleri, mobilya, kağıt ve kağıt ürünleri ile basım sanayi dallarında rekabetin daha da artması beklenmektedir.

GB ile üyeler arasında tarife ve kotalar kalkınca yerli üreticiler dış rekabete açılmış olurlar. Böylece ülke içindeki eksik rekabetçi oluşumlar ortadan kalkar. Düşük verimle çalışan kalitesiz malları pahalıya üreten firmalar, ya bu sorunlarını ortadan kaldırırlar ya da endüstriyi terk etmek zorunda kalırlar. Her üye ister istemez mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu alanlarda üretime yönelir. Aşağıdaki tabloda Türkiye’de sanayi dallarına göre rekabet gücü gösterilmiştir.

Tablo 7: Sanayi Dallarına Göre Rekabet Gücü

Küçük Ölçek Orta Ölçek Büyük Ölçek

Rekabet Rekabet Rekabet Rekabet Rekabet Rekabet

Gücü(%) Düzeyi Gücü(%) Düzeyi Gücü(%) Düzeyi

Taşıt Araçları 32.4 R 50.3 R 47.5 R

Elektriksiz Makine 34.5 - 57.4 R 21.3 R

Elektrikli Makine 27.8 - 42.9 R 75.6 R

Demir Çelik Dışı Metal - - 20.6 - 34.5 R

Metal Eşya 38.1 R 20.6 R 49.3 R

Taş+Toprak 87.0 R 81.8 R 61.3 R

Demir Çelik Ana Sanayi 41.9 - 70.8 R 27.2 R

Lastik-Plastik 12.0 - 51.7 R 58.6 R

Porselen Cam - - 24.1 R 54.4 R

Kimyasal Ürün 62.9 R 39.9 R 55.1 R

Petrol Ürünleri - - 76.2 R 36.2 R

Orman Ürünleri-Mobilya 0.0 - 5.6 R 84.8 R

Kağıt-Basım 0.0 - 43.2 R 74.4 R

Giyim 46.7 R 36.3 R 82.6 R

Kürk, Deri, Ayakkabı 0.0 - 36.9 - 44.4 -

Gıda, İçki, Tütün 13.8 R 58.3 R 48.2 R

Dokuma 43.1 R 55.2 R 68.7 R

Kaynak: Osman DEMİR, a.g.e. s.52.

(-) Rekabet Gücü Yok, (R) Eş Düzeyde Rekabet Gücü Var.

Tablo 7’ye göre Türkiye’de sanayi üretiminde küçük ölçekten büyük ölçeğe doğru gittikçe, rekabet gücü artmaktadır. Küçük ölçekli işletmelerde rekabet üstünlüğü olan sanayi dalları; taş ve toprağa dayalı bazı ürünler ile kimyasal ürünlerdir. Orta ölçekli işletmelerin rekabet üstünlüğü olan sanayi dalları; elektriksiz makine, taş ve toprağa dayalı ürünler, petrol ürünleri, gıda, içki, tütün ve dokuma’dır. Büyük ölçekli işletmelerin rekabet üstünlüğü olan sanayi dalları ise; elektrikli makine, taş ve toprağa dayalı sanayi, lastik-plastik, orman ürünleri, kağıt, basım, giyim ve mobilyadır. Türkiye’nin AB ülkelerine oranla mukayeseli üstünlüğü daha çok tarımsal ürünlerde olmasına karşın, tarımsal ürünler GB kapsamı dışında tutulmuştur. Yukarıda belirtilen rekabet gücü yüksek sanayi dallarında, GB sonrası verimlilik ve üretim artarken, rekabet gücü olmayan sanayi dallarında faaliyet gösteren işletmeler pazar paylarını kaybetmişler, üretimleri düşmüş, çoğu da kapanmak zorunda kalmıştır.

GB’nin Türk ticaret ve rekabet politikalarının AB ile uyumunu öngörmesi ve AB rekabet politikalarının çok büyük bölümünün Türkiye’yi de kapsaması nedeniyle, Türk ekonomisinde kapsamlı kurumsal değişiklikler meydana getirecektir. Özellikle rekabet kuralları ile fikri mülkiyet haklarının korunması alanlarındaki Türk mevzuatının iyileştirilmesi sonucunda, Türkiye’de ekonomik faaliyetlerin gelişebilmesi için daha uygun mevzuat çerçevesi oluşacaktır.

1.2.2. Ölçek Ekonomileri Etkisi

Ölçek ekonomileri, firmaların büyüklüğünden kaynaklanan faktör maliyetlerinin düşmesi ve verimlilik ile üretimin artması sonucu ortaya çıkar. Geniş pazarlar, yeni satış teknikleri, makine ve donanım bolluğu, kaliteli işgücü ve uzmanlaşma ölçek ekonomisini oluşturur.

GB sonrası birlik içi piyasa genişlemesi sonucu, artan talebi karşılamak için firmaların üretimlerini arttırmaları gerekir. O zaman firmalar, eğer atıl kapasiteleri varsa, bu atıl kapasitelerini kullanarak ortalama maliyetlerini minimize edecek optimal ölçeğe varabilirler. Eğer atıl kapasiteleri yok ise, kapasite arttırıcı yeni yatırımlara yönelirler. GB sürecinde ölçek ekonomiler etkisinin ortaya çıkabilmesi için bu güne kadar geçen süre yeterli sayılamayacak kadar kısadır. Bu etki zamanla kendini gösterecek ve rekabet gücü yüksek çok sayıda büyük firma doğabilecektir.

1.2.3. Dışsal Ekonomiler Etkisi

Ölçek ekonomileri, rekabet ve teknolojik gelişme etkilerinin bir sonucu olarak bazı firmaların verimliliği ve ürünlerinin kalitesi artar. Bu firmalardan girdi alan diğer firmalar, daha ucuza ve daha kaliteli girdi elde ederler. Böylece ekonominin genel performansı artar. Örneğin AB ile yapılan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu ürünleri ile ilgili anlaşmada, Türkiye’de kapasite fazlası olan uzun mamullerden yassı mamullere dönüşümle ilgili projeler sayesinde sektörün yeniden yapılanmasına yönelik yabancı yatırımların artacağı ve teknoloji transferinin gerçekleşerek dışsal ekonomilerin doğacağı, bu güne kadar gerçekleşmese bile uzun dönemde dışsal ekonomilerin ortaya çıkacağı beklenmektedir.

1.2.4. Teknolojik Gelişmeye Etkisi

1980’de ihracatın dörtte birinden fazlası mamul maddelerden, geri kalanı hammaddelerden oluşurken; günümüzde ihracatın dörtte üçü mamul maddelerine dönüşmüştür. Bu gelişmelere rağmen, Türkiye, emek-yoğun, ilkel mallar ihracatçısı bir ülke konumundan çıkamadığı, toplam ihracatının yüzde 40’ının tekstil ürünlerinden oluştuğu ve yaptığı ithalat üzerinden ihracat yapabilen tek sektörün tekstil olduğu bir konumdadır. OECD verilerine göre yüksek teknolojili mallarda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 10, orta- yüksek teknolojili mallarda yüzde 23, orta-ilkel teknolojili mallarda yüzde 77, ilkel teknolojili mallarda yüzde 225’tir. Yarıdan fazlasını KOBİ’lerin oluşturduğu tekstil sektöründe çalışanların büyük kısmı kayıt dışı ve vergisiz çalışan kadınlardır. Çünkü Türkiye yoksul ülkelerden pazara gelen mallarla fiyat rekabetini ancak böyle sağlayabilmektedir. Ar-Ge yatırımları büyük finansman ihtiyacı gerektirdiğinden, Türkiye gibi gelişme yolundaki ülkelerde Ar-Ge ve teknolojik gelişmeye yeterli önem verilmemekte ve gerekli kaynak ayrılmamaktadır. Örneğin Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ye oranı AB ülkelerinde yüzde 2, ABD’de yüzde 2.8, Japonya’da yüzde 3 iken, bu oran Türkiye’de sadece yüzde 0.5’tir. Türkiye gibi ileri teknolojileri henüz üretemeyen bir ülke için alternatif çözüm yolu, gelişmiş ülkelerdeki teknolojiyi veya gelişmiş teknolojileri taklit etmektir.

Birlik içinde pazarın büyüyüp rekabetin artması, firmaları teknoloji geliştirmeye, gelişmiş teknolojiye sahip diğer firmalarla ortak üretime ve daha çok Ar-Ge faaliyetlerine yöneltmektedir. Böylece bilgi akışı ve teknolojik gelişme hızlanacaktır. Yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması ülkelerin rekabet gücünü olumlu yönde etkiler ve daha ucuz, daha kaliteli üretim yapmak olanaklı hale gelir. GB ile Pazar payları genişleyen buna rağmen pazarda rakibi artan firmaların yapması gereken, üretim kalitesini ve verimliliği arttıracak, maliyetleri azaltacak yeni teknolojilerin hayata geçirilmesi, bunun içinde Ar-Ge yatırımlarının arttırılmasıdır..

1.2.5. Yatırımları Özendirme ve Sermaye Etkisi

Birlik içi ticaret serbestleşip pazarın büyümesi, bir yandan birlik içi sermayenin daha verimli ve daha karlı olan üye ülkelere, diğer yandan birlik dışı sermayenin birlik içine yönelmesine neden olur. Birlik içi yatırım, üretim ve gelir artar. Doymamış iç pazarı, ucuz hammadde ve işgücü, Ortadoğu, Karadeniz ve Asya ile olan bağlantıları Türkiye’yi yatırımlar için cazibe merkezi haline getirmektedir. Bu bağlamda GB’nin Türkiye’ye giren yabancı sermaye yatırımlarını uyarması beklenmektedir. Ayrıca GB içindeki Türkiye’den pay almak isteyen Japonya, ABD ve Uzak Doğu ülkeleri için de sermaye yatırımı açısından çok büyük öneme sahiptir. Son yıllarda Uzak Doğu’dan gelen yabancı sermaye artışı bunu doğrulamaktadır.

Tablo 8: Yabancı Sermaye Yatırımları(Milyon $)

1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998

İzin Verilen 1.967 1.820 2.125 1.488 2.938 3.837 1.687 1.645

Fiili Giriş 910 912 797 837 931 937 873 982

Kaynak: İTO, Rakamlarla Türkiye Ekonomisi, s.15.

Tablo 8’den de görüleceği gibi ülkemize giren yabancı sermaye yatırımlarının yıllara göre değişimi düzensiz bir seyir izlemektedir. Sadece 1995 ve 1996 yıllarında üst üste 2 yıl yabancı sermaye önemli ölçüde artış göstermiş, diğer yılarda bir yıl artarken bir yıl azalmıştır. Ayrıca GB’ye geçişten sonra yabancı sermaye girişinde beklenen patlama olmamıştır. 1991-1998 yılları arasında ülkemize giren yabancı sermaye yatırımları izin verilen sermayenin çok altındadır. Her ne kadar 1995 ve 1996 yıllarında izin verilen sermaye artsa da giren sermayede beklenen artış olmamıştır. Bunun en önemli nedeni AB teşvik mevzuatıdır. Çünkü AB’de hem devlet yardımları hem de topluluk fon ve kredileriyle sağlanan önemli teşvikler vardır. Örneğin geri kalmış bölgelerin kalkındırılmasında kullanılan Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu , mesleki eğitim, istihdam ve gençlere kariyer kazandırmada kullanılan Avrupa Sosyal Fonu, tarımsal yapıyı iyileştirmede ve tarımsal üretimi güvence altına almada kullanılan Avrupa Tarımsal Yön Verme ve Garanti Fonundan yapılan teşvik ödemeleri oldukça önemlidir. Türkiye AB’ye tam üye olmadığı için bu fonlardan yararlanamamaktadır. 1998 yılı itibariyle Türkiye’ye giren yabancı sermaye izinlerinin yüzde 98’ini imalat sanayi ve hizmet sektörüleri, geri kalan yüzde 2’sini de tarım ve madencilik sektörleri oluşturmaktadır. Yine 1998 yılında verilen toplam 1.645 milyon $’lık yabancı sermaye izinlerinin 1.562 milyon $’ını OECD ülkeleri bunun da yaklaşık yarısını AB ülkeleri oluşturmaktadır.

GB’nin uygulanmaya başlamasından bu güne kadar geçen süreç içerisinde GB’den beklenen olumlu sonuçlar tam anlamıyla sağlanabilmiş değildir. Türkiye’nin, GB’nin olumlu sonuçlarının ortaya çıkmasını engelleyen ya da geciktiren sorunları vardır. Bu sorunlar makro ve mikro ekonomik sorunlardır. GB’nin statik ve dinamik etkilerinin incelendiği yukarıdaki konularda genellikle makro ekonomik sorunlara değinilmeye çalışılmıştır. Mikro ekonomik sorunların en önemlisi de Türk işletmelerinin yönetim sorunlarıdır. İşletmelerin, iç sorunlarını halledip küreselleşen dünyada yoğun rekabet şartlarında ayakta kalabilecek politikalar üretmeden GB’nin tüm sorunları gidererek, bir sihirli değnek gibi pembe tablo ortaya koymasını beklemek doğru olmaz. Genel değerlendirmeye göre, statik etkiler açısından GB’nin Türkiye’nin lehine ya da aleyhine olduğunu kesin olarak söylemek güçtür. Çünkü ticaret arttırıcı etki ile üretim ve tüketim etkilerindeki olumlu değişmelerin GB’den mi, yoksa 5 Nisan ekonomik krizinden sonra yaşanan sıçramadan mı kaynaklandığını belirlemek olanaksızdır. Tarifelerin kaldırılmasına rağmen kamu, önemli gelir kaybına uğramamış, yukarıda statik etkiler başlığı altında verilen tablo ve yorumlardan da anlaşılacağı gibi GB’ye girildikten sonra Türk üreticisinin, güçlü AB üreticisi karşısında rekabet edemeyip iflas edeceği, dolayısıyla Türkiye’nin GB’den zarar edeceği tezi doğrulanmamıştır.

Dinamik etkiler göz ününde bulundurulduğunda, GB’nin uzun dönemde Türkiye’nin lehine olacağı söylenebilir. Çünkü doymamış iç pazarı, genç nüfusu, doğal zenginlikleri ve stratejik coğrafi konumu ile Türkiye uzun vadede GB’yi kendi lehine çevirebilecektir. GB’nin dinamik etkileri diye adlandırılan ölçek ekonomileri etkisi, rekabet etkisi, yabancı sermayeyi ve yatırımları teşvik etkisi Türkiye’ye bu şansı verebilecek güçtedir.

Türkiye’nin GB’den umulan yararı sağlayabilmesi için Ar-Ge’ye, ileri teknoloji istihdamına, ileri teknolojiye sahip yabancı firmalarla ortak üretime, bilgi akışına ve eğitime gereken önem verilmelidir. Devlet, özelleştirme sürdürülerek hantal ve politik müdahalelerle rasyonel olmayan yönetime zorlanan kamu işletmeciliğinden kurtulmalı; özel kesimin verimliliği ve rekabet gücü arttırılarak altyapı yatırımları gecikmeden yapılmalıdır. Tüm bunları gerçekleştirmek için her şeyden önce ekonomik ve siyasal istikrarın sağlanması gerekmektedir. Özellikle siyasal istikrar sağlanmadan ve buna bağlı olarak ekonomik iyileşme göstermeden GB’den sihirli reçete beklenmemelidir.

Sonuç

20. yy’da hızla gelişen küreselleşme eğilimiyle, ülkeler bir yandan bu eğilimin beraberinde getirdiği yoğun rekabetten korunabilmek ve dünya ile bütünleşme sürecini hızlandırabilmek amacıyla çeşitli zamanlarda ekonomik bütünleşme sürecine girmişlerdir. Bu süreç içerisinde dünya ticaretinde önemli değişimler yaşanmış, artan küresel rekabet ortamında ülkeler dış ticaret politikalarını yeniden düzenlemişlerdir. Özellikle dış ticareti kısıtlayan tarife ve kotalar giderek azalmış, serbest ticaret anlayışı uluslararası ticarete hakim olmuştur. İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle sanayileşmiş batılı ülkeler, dünya ticaretinde çok yönlü denkleşmeye imkan sağlamak, dış ticareti canlandırmak amacıyla ekonomik bütünleşme sürecine girmişler ve çeşitli organizasyonlar kurmuşlardır. Bu bağlamda ortaya çıkan organizasyonların en önemlisi kuşkusuz Avrupa Birliği ve üyeler arasında uygulanan Gümrük Birliği’dir.

Cumhuriyetin ilanından sonra tüm alanlarda yönünü batıya çeviren Türkiye, özellikle ekonomik alanda AB ülkelerinin önemli bir partneri olmuş ve bu ülkelerin oluşturdukları organizasyonlar içinde yer almak istemiştir. Türkiye’nin 1963 yılında başlayan birlik macerası 1996 yılında GB’nin kabul edilmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. GB’nin uygulanmaya başlandığı yıllarda Türkiye için; üçüncü ülkeler aleyhine yüksek oranlı ticaret sapması olacağı ve özellikle Türk firmalarının açılan yüksek rekabete dayanamayacağı varsayımı ortaya atılmıştı.

Türkiye ekonomisi için GB’nin sonuçları değerlendirildiğinde, statik etkiler açısından, ikinci bölümde ele alınan istatistiksel veriler, ticaret yaratıcı etkinin birlik lehine Türkiye aleyhine ortaya çıktığını göstermektedir. Ticaret saptırıcı etkinin ise ortaya çıktığını söylemek güçtür. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret hacminin yarısını hala AB ülkeleri oluştururken, üçüncü ülkelerle olan ticaret hacminde önemli farklılıklar gözlenmemiştir. Tüketim, sermaye ve ara mallara ilişkin ithalat rakamlarında görülen artış tüketim etkisine işaret ederken, özellikle sanayi malları ithalatında görülen büyük artış ticaret hadlerinin birlik lehine Türkiye aleyhine ortaya çıktığını göstermektedir.

Dinamik etkiler açısından ise olumlu sonuçların ortaya çıkması için geçen süre henüz yeterli değildir. Türkiye’de faaliyet gösteren işletmelerin büyük çoğunluğu KOBİ’lerden oluşmaktadır. Bu işletmelerin sermaye yapıları ve pazar payları, büyük çaplı Ar-Ge harcamalarıyla oluşacak teknoloji hamlesine, üretim artışına bağlı olarak ortaya çıkacak dışsal ekonomi ile ölçek ekonomisi etkisine ve uluslararası alanda çok büyük rekabet sağlayacak tekniklere olanak verecek seviyede değildir. Yabancı sermayede de bu güne kadar beklenen patlama yaşanmamıştır.

Çalışmamızda ele alınan GB’nin dinamik ve statik refah etkileri sonucunda, dört yıldan bu yana işlemekte olan Gümrük Birliği çerçevesinde özellikle rekabet alanında sözü edilen endişe verici sonuçlar ortaya çıkmamış, üçüncü ülkeler aleyhine büyük oranlı bir ticaret sapması oluşmamıştır. Bunun yanında son gelişmeler GB’nin potansiyel olumlu etkilerinin hayli geniş kapsamlı olduğunu ve yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir.

Genel değerlendirmeye göre, statik etkiler açısından GB’nin Türkiye’nin lehine ya da aleyhine olduğunu kesin olarak söylemek güçtür. GB ile Türk üreticisinin, güçlü AB üreticisi karşısında rekabet edemeyip iflas edeceği, dolayısıyla Türkiye’nin GB’den zarar edeceği tezi doğrulanmamıştır. Dinamik etkiler göz ününde bulundurulduğunda, GB’nin uzun dönemde Türkiye lehine olacağı söylenebilir. Çünkü doymamış iç pazarı, genç nüfusu, doğal zenginlikleri ve stratejik coğrafi konumu, uzun vadede GB’yi Türkiye’nin lehine çevirebilecektir. GB’nin dinamik etkileri diye adlandırılan ölçek ekonomileri etkisi, rekabet etkisi, yabancı sermayeyi ve yatırımları teşvik etkisi Türkiye’ye bu şansı verebilecek güçtedir.

Kaynakça

ARSLAN Turgut, GB’nin Türk Ekonomisine Etkileri, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Denizli 1997.

ÇİMEN, Ahmet,GB ve AT-Türkiye İlişkileri, Merkez Bankası Yayınları, Ankara 1996.

DEMİR Osman, “GB’nin İki Yılı”, Dış Ticaret Dergisi, Sayı:11, Yıl:3, Ekim 1998.

DİE, Haber Bülteni, Mart 1999.

DİE, Türkiye İstatistik Yıllığı-1998, Ankara.

DPT, Ekonomik ve Sosyal Göstergeler 1950-1998, Ankara 1999.

DTM, Dış Ticaret Bülteni, Haziran 1999.

Gümrük Vakfı,Geçmişten Geleceğe Gümrüklerimiz, Yayın No:2, Ankara 1998.

İTO, Rakamlarla Türkiye Ekonomisi, Yayın No:1999/42.

KARLUK Rıdvan,Türkiye Ekonomisi, Beta Yayınları, İstanbul 1997.

KAZGAN Gülten, Ekonomide Dışa Açık Büyüme, Altın Kitaplar Matbaası, İstanbul 1988.

PAKSOY Mustafa, “Avrupa Birliği İle Bütünleşme Sürecinde Türk İşletmelerinin Karşılaştıkları Yönetim Sorunlarının Belirlenmesine İlişkin Bir Araştırma” 6. Ulusal İşletmecilik Kongresi, Akdeniz İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 12-14 Kasım 1998, Antalya 1998.

SEYİDOĞLU Halil, Uluslararası İktisat, Güzem Yayınları, 9. Baskı, İstanbul 1993.

TUNCA Zafer, “Gümrük Birliği Kapsamında Türk Sanayii’nin Rekabet Gücü”, Banka ve Ekonomik Yorumlar Dergisi, Eylül 1996.

www.die.gov.tr/projeler.html, 2000

www.dtm.gov.tr/turkiye-ab ilişkileri/dış ticaret, 2000

İnternet Çağında Değişen Bankacılık

06 Kasım 2007

İNTERNET ÇAĞINDA DEĞİŞEN BANKACILIK

Dijital çağ ve internet günümüzün en popüler kavramlarından biri olmuştur. İnternet ve BT teknolojileri Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlığın yaşadığı en önemli aşama olarak kabul edilmektedir. 21. yüzyıl şirketler ve diğer organizasyonların interneti stratejik planlarının merkezine yerleştirecekleri bir yüzyıl olacaktır. Bu gelişme, diğer mallardan farklı olarak elektronik ortamda transfer edilebilen ve dağıtımı yapılabilen finansal ürünler için daha fazla geçerlilik kazanmaktadır. Finansal kurumlar, sanal nitelikte kabul edilebilecek olan para ile iş yapmaktadırlar. Dolayısıyla internet ortamına en kolay taşınabilecek ve kullanıma en uygun olan ürünlerin finansal hizmetler sektörüne ait olduğunu ifade edebiliriz. İnternet bankacılığı konusundaki hızlı gelişim süreci de bu trendi kanıtlar mahiyettedir.

E-bankacılığın geleneksel bankacılık sektörü üzerinde çok önemli etkileri mevcuttur. İşlemlerin büyük ölçüde fiziksel olmaması ve on-line ortamda yapılması, işlem maliyetlerinin düşürülmesine ve hizmetlerin iyileştirilmesine olanak sağlamaktadır. Sunulan hizmetin iyileştirilmesi ve hizmet sunuş hızı daha fazla müşteriye ulaşmayı ve neticede daha fazla fon toplayarak bunun piyasaya arzını sağlayacaktır. İnsan kullanılmadan gerçekleştirilen bu işlemler; maliyetleri, harcanan zamanı, gecikmeleri ve hataları azaltacaktır. Dolayısıyla e-banking, bankacılığın daha etkin bir yapıya kavuşmasına katkıda bulunacaktır. Gerçekten de geleneksel bankacılıkta ortaya çıkan maliyetleri, internette gerçekleştirilen bir işlemin maliyetiyle karşılaştırdığımızda, internet ortamında gerçekleşen maliyetlerin şubelerde gerçekleşen maliyetlerin %1’i olduğu görülmektedir.

İnternet coğrafi sınırların ötesinde tüm dünyaya açılan bir penceredir. Böyle olunca internet kendi doğal ortamında bankalara coğrafi bir genişleme imkanı sunmaktadır. İnternetin sınırı yoktur ve web siteleri tüm dünyadaki müşterilerine hizmet sunabilmektedirler. Bu hem fon toplamayı ve hem de fon kulllandırmayı evrensel bir boyuta taşıyarak bankacığın global bir yapı kazanmasına sebebiyet verecektir. Ayrıca bankaların yeni bir pazara, yeni bir coğrafyaya girerken birleşme, satınalma gibi zorluklarını azaltmaktadır.

Diğer taraftan finansal piyasalar giderek çok daha açık hale gelmektedir. Hiç kuşku yok ki bu trend hızla devam edecektir. Böylece internet sayesinde çok sayıda uluslararası banka diğer piyasalara girebilecek ve oradakilerin ekmeğini elinden alabilecektir. Rekabetin çok şiddetleneceği böyle ortamlarda yerel bankalar var olma mücadelesi verecektir. Yerel bankalar için bir çözüm yolu olarak güçlü uluslararası bankalarla işbirliği yolunu seçmek mümkün görünmektedir. Bu durumda bile yerel bankalar bir katma değere sahip olabileceklerdir.

İnternetten yararlanan bankalar için bir diğer olumlu sonuç, ürün ve hizmetlerini genişletme imkanı bulabilmeleri, yeni ve mevcut müşterilere bankacılık hizmetlerinden çok daha fazlasını verebilmeleri, çarpraz satış yapabilmeleridir. İnternet yoluyla finansal süpermarket oluşturmak ve farklı ürünleri eş zamanlı olarak sunmak farklı fiyatlama yoluyla daha cazip ve kolay hale getirilebilmektedir. Böylece daha fazla ve kaliteli ürünle daha hızlı hizmet sunabilmektedirler. Zamanla birçok bankacılık ürününün web’e uyarlanmasıyla bankalar, mevduat toplamada ve değişik alanlarda krediler kullandırarak fon kullandırmada önemli adımlar atmakta ve bu süreç devam etmektedir. Ancak burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta, sözü edilen bu fırsatların yanısıra internet yoluyla yapılacak finansal hizmetlerin maliyetlerinin düşük olması piyasaya girmeyi de kolaylaştırdığından, rekabeti arttırarak bu da piyasada kar marjlarının düşmesine neden olabilecektir. Müşteriler, on-line bağlantı sağladıklarında tüm finansal siteleri ziyaret etme olanağı bulacak ve çok kısa bir sürede ürünlerle ilgili fiyat araştırması yapabilecek, dolayısıyla tam rekabetin önemli şartlarından biri olan enformasyon maliyetlerinin sıfıra yakın olma şartı gerçekleşecektir. Bu durum ise kar marjlarının baskı altına alınmasının diğer bir nedeni olacaktır.

Teknolojideki gelişmeler ve rekabetin hızla artmasıyla banka müşterileri de davranış ve tercihlerini değiştirmeye başlamıştır. Öncelikle daha fazlasını istemeye başlayan müşteriler, çok fazla seçenek olması nedeniyle daha az sadık olmaya başlamışlardır. Müşterilerin birkaç tedarikçiyi dolaşıp ürün ve hizmetlerini karşılaştırması her zamankinden daha kolaydır. Böylece ihtiyacına en uygun cevabı verecek bankaya kolayca ulaşan müşteri saldırgan bir strateji izleyerek yüksek mevduat faizi ve düşük faizli kredi dağıtan bankalara yönelecektir. Bu durum 150 yıllık geçmişi olan geleneksel bankacılık sektörü için ciddi bir tehdittir. Bu tehditi bertaraf etmek için birçok geleneksel banka, internet bankacılığı konusunda girişimler yapmaktadırlar. Ancak izlenen strateji savunmacı bir stratejidir ve mevcut konumu ve müşterileri elde tutmak için başvurulan bir yoldur.

Tüm bu değerlendirmeler dikkate alındığında, internet kanalıyla sunulan hizmetlerin her geçen gün çeşitlenip artması, bankaları ister istemez bu konuda yatırım yapmaya itmektedir. Çok büyük çaplı e-banking projelerini finanse eden bankalar yeni oluşan bu rekabetçi dünyada yerlerini almak, müşterileri tutmak ve karlarını sürekli hale getirmek çabasındadırlar. Bankaların internet bankacılığına yatırım yapmalarının en az dört gerekçesi bulunmaktadır. İlki, kimsenin internet bankacılığının gelişeceğinden kuşku duymaması, ancak tek bilinmezliğin gelişmenin hızında olmasıdır. İkincisi, bankaların internet bankacılığı alanında en kârlı faaliyetlerinin ellerinden alınacağı korkusunu taşımaları. Üçüncüsü, bankaların kendi aralarında rekabet etme zorunlulukları, son olarak ise banka sermayedarlarının, teknoloji hisselerinin yükselmesi buna karşın diğer hisselerin gerilemesi karşılığında dot.com firmasına sahip olarak hisselerinin yükseldiğini görmek istemeleridir.

İnternetin elektronik doğası, alternatif ödeme sistemlerine izin vermektedir. Bankaların e-ticaret ödeme akışlarını kontrol etmeleri mümkün görünmektedir. Bireyler ve firmalar sahip olmuş oldukları kredi kartları vasıtasıyla internet üzerinden alışveriş yapabilmektedirler. Böylece bankalar, firma ve kişilerin sahip olmuş oldukları kredi kartları vasıtasıyla internet üzerinden işlem hacimlerini arttırabileceklerdir. Öte yandan internetin yapısı gereği tüm dünyaya açık bir network olması, internet üzerinden gerçekleştirilecek bankacılık işlemlerinin riskli olabileceği korkusunu gündeme getirmiştir. Günümüzde bu riskleri ortadan kaldırmak ya da kontrol altına almak için birçok teknik ve standart geliştirilmiştir.

Ülkemiz açısından internet bankacılığının geldiği son noktayı irdeleyecek olursak, Türkiye’de bankacılık sektöründe internet kullanımının iki şekilde gerçekleştirildiğini görürüz. Bankaların büyük bir bölümü internette bir site oluşturarak, kurumları, ürünleri ve hizmetleri hakkında bilgi vermekte, şube ve ATM adresleri ile çeşitli faiz oranlarını müşteriye sunmaktadırlar. Daha çok bankaların kendini tanıtma ve sunduğu hizmetlerini müşterilerine internet yoluyla pazarlama amacıyla kullanılan bu siteler interaktif bir yapıya da sahip değillerdir. Bir çeşit elektronik broşür görevi gören bu siteler reklam amaçlı kullanılmaktadır.

Bazı bankalar ise (Akbank, Garanti Bankası, İşbankası, Pamukbank, Osmanlı Bankası) kurdukları siteler ile hem müşterilerini ürün ve hizmetler hakkında bilgilendirmekte, hem de müşterilere nakit yatırma ve çekme dışında neredeyse tüm bireysel bankacılık hizmetlerini gerçekleştirebilecekleri bir internet bankacılık hizmeti sunmaktadırlar. Rekabette yerini almak isteyen bir çok banka da internet bankacılığı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmaya başlamışlardır.

Bugüne kadar faiz gelirleri ile giderleri arasındaki spreadden kazanan Türk Bankacılık sistemi yeni ekonomik programın öngördüğü hedeflerin gerçekleştirilmesine paralel olarak reel faizlerin ve enflasyonun düşmesiyle birlikte gerçek bankacılık yapmaya başlayacaklardır. Bu noktada ise ücret ve komisyon üretebilen bankalar öne çıkacağından bankacılık hizmetlerinin önemi artacak ve dolayısıyla müşterisi olan, müşteriden ücret ve komisyon alabilecek, geniş kitlelere bankacılık hizmeti verebilen bankalar daha avantajlı ve daha şanslı olacaklardır. Bu bakımdan teknoloji çok önemli ve özellikle de internet bankacılığı gibi alternatif dağıtım kanallarıyla hem daha fazla müşteriye ulaşma, hem de birim maliyetleri düşürmek mümkün gözükmektedir. Gelecekte tüm bankaların yapmaya çalışacağı şey, ki günümüzde çok hareketlendiğini görüyoruz, işlemleri şubeden dışarı doğru çıkarmak, alternatif dağıtım kanallarına yönlendirmek olacaktır.

Gümrük Birliği’nin Türkiye Ekonomisine Etkileri

06 Kasım 2007

GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİLERİ

Gümrük Birliği hakkında öğrenmek istediğimiz bilgileri soru- cevap olarak öğrenelim;

SORU 1 : Gümrük Birliği nedir ?

SORU 2 : Türkiye-AB arasındaki Gümrük Birliği nedir ?

SORU 3 : Türkiye-AB Gümrük Birliğinin çerçevesi nedir?

SORU 4 : Topluluğun Ortak Ticaret ve Ortak Rekabet Politikalarının esasları nelerdir?

SORU 5 : Türkiye-AB Gümrük Birliği hangi ürünleri kapsamaktadır?

SORU 6 : Türkiye-AB Gümrük Birliğini düzenleyen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararının içeriği nedir?

SORU 7 : Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) nedir?

SORU 8 : OGT uyumu nedir?

SORU 9 : Trafik Sapması nedir?

SORU 10: Hassas Ürün nedir?

SORU 11: Hassas ürünlerde uygulanacak olan OGT’ ye uyum takvimi nedir?

SORU 12: Hassas ürünlerde Türkiye’nin OGT hadlerinin üzerinde vergi uygulayabilmesinin dayanağı nedir?

SORU 13: Hassas ürünlerin tespitinde hangi kriterler dikkate alınmıştır?

SORU 14: "Köprü Mevzuat" nedir? Türkiye açısından ne önem taşımaktadır?

SORU 15: A.TR, EUR.1 ve Tek İdari Belge’ yi kullanım alanları nelerdir ?

SORU 16: Menşe kuralları nedir ?

SORU 17: Menşe kümülasyonu nedir? Bu konu Türkiye açısından ne önem taşımaktadır?

SORU 18: "Üçgen Trafik" (triangular traffic) nedir ?

SORU 1 : Gümrük Birliği nedir ?

Gümrük Birliği, en genel ifadeyle, taraflar arasındaki ticarette mevcut gümrük vergileri, es etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarıyla, her türlü es etkili tedbirin kaldırıldığı ve ayrıca, birlik dışında kalan üçüncü ülkelere yönelik olarak da, ortak gümrük tarifesinin uygulandığı bir ekonomik entegrasyon çeşidi olarak tanımlanmaktadır.

Başlıca Ekonomik Entegrasyon Çeşitleri

Serbest Ticaret Bölgesi – Gümrük Birliği – Ortak Pazar- Ekonomik Birlik

Üye Ülkeler Arasında Gümrük Vergisi, Es Etkili Vergiler ve Miktar Kısıtlamalarının Kaldırılması

Üçüncü Ülkelere Yönelik Olarak Ortak Gümrük Tarifesi Uygulanması

Üye Ülkeler Arasında Üretim Faktörlerinin Serbest Dolaşımı

Üye Ülkeler Arasında Ortak Ticaret, Ekonomi, Para vb. Politikaların Uygulanması

Gümrük Birliğinin sınırları içinde malların hiç bir engellemeyle karsılaşmadan serbest dolaşımı esastır. Bu nedenle, gümrük birliği tarafları arasında herhangi bir ayırımcılığın ortaya çıkmamasını teminin, ortak rekabet kuralları ile ortak ticaret politikalarının geliştirilmesi de gerekmektedir. Ancak bu çerçevede birlik üyeleri, serbest rekabet ortamında, eşit koşullarda üretim ve ticaret yapabileceklerdir. Bu nedenle, günümüzde gümrük birlikleri, dünya ekonomik ortamındaki gelişmelere paralel olarak, klasik tanımını aşarak daha geniş bir anlamda ele alınmaktadır.

SORU 2 : Türkiye-AB arasındaki Gümrük Birliği nedir ?

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin temeli, Roma Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra 1959 yılında Türkiye’nin AB’ ye katılmak üzere müracaatı ile resmen atılmıştır. Ankara Anlaşması Türkiye’nin AB’ ne katılımını üç aşamada öngörmektedir. Bunlardan ilki olan "Hazırlık Döneminin” ertesinde, Katma Protokol’ ün 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, toplam 22 yıl sürecek olan "Geçiş Dönemi", diğer bir ifadeyle Gümrük Birliği süreci, hukuken başlamıştır. AB Geçiş Döneminin hemen başında, 1971 yılı itibariyle, Türkiye menşeli sanayi ürünlerinin gümrük vergilerini sıfırlarken, Türkiye’nin AB kaynaklı sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini tedricen sıfırlaması öngörülmüş ve böylece Gümrük Birliği’nin fiilen yürürlüğe girmesi için 22 yıllık bir süre tanınmıştır.

Türkiye’nin 14 Nisan 1987 tarihinde yaptığı tam üyelik başvurusu ertesinde taraflar arasında teknik ve siyasi platformda yürütülen görüşmelerin sonuçları, Gümrük Birliği’nin tamamlanması ve sürdürülmesi için gerekli koşulları belirleyen bir "Gümrük Birliği Kararı" altında toplanarak, Türkiye-AET Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında kabul edilmiştir. Böylece, 22 yıllık Geçiş Dönemi, 1.1.1996 tarihi itibariyle son bulmuş ve Türkiye’nin AB’ ye katilimi yolunda "Son Dönem"e girilmiştir.

Türkiye-AB Gümrük Birliğinde de sanayi ürünlerinin kaynak kuralları olmaksızın, serbest dolaşımı; eşit koşullarda ticaret yapılabilmesi ve serbest rekabet ortamının sağlanması ile mümkün olacaktır.

SORU 3 : Türkiye-AB Gümrük Birliğinin çerçevesi nedir?

Türkiye-AB Gümrük Birliği, genel gümrük birliği tanımını asarak, tarafların birbirlerine uyguladıkları gümrük vergileri ile es etkili vergilerle, ikili ticaretin önündeki her türlü engeli kaldırmaları ve üçüncü ülkeler kaynaklı ürünlerde ortak bir gümrük vergisi tahsil etmeleri hususlarını içermekle kalmayıp, dünya ticaretinde GATT kuralları bazında gelişen yeni koşullar ve AB’ nin 1992 yılında hayata geçirdiği Tek Pazar uygulamaları çerçevesinde, Topluluğun Ortak Ticaret ve Ortak Rekabet Politikalarının temel unsurlarına uyumu da kapsamaktadır.

SORU 4: Topluluğun Ortak Ticaret ve Ortak Rekabet Politikalarının esasları nelerdir?

Topluluğun Ortak Ticaret Politikası’nın araçları,

• Ortak Gümrük Tarifesi,

• İthalatta Ortak Kurallar,

• Dampingli İthalata Karşı Korunma,

• Sübvansiyonlu İthalata Karşı Korunma,

• Miktar Kısıtlamalarının (Kotaların) İdaresi,

• Haksiz Ticari Uygulamalara Karşı Topluluk Haklarının Korunması,

• İthalatta Uygulanan Diğer Mevzuat

• Ticari Markaların Korunması ve Taklit Ürünlerin Serbest Dolaşıma Girmesinin Önlenmesi,

• Çeşitli Standart ve Teknik Şartlara İlişkin Düzenlemeler,

• Tekstil ve Konfeksiyon Ürünleri İthalatında Özel Düzenlemeler,

• İhracatta Ortak Kurallar,

• Resmi Destekli İhracat Kredileri, olarak özetlenebilir.

Bu çerçevede, Türkiye, Topluluğun yukarıda bahsi geçen mevzuatına uyum sağlarken ayni zamanda, AB’ nin üçüncü ülkelere yönelik olarak uyguladığı otonom ve tercihli rejimleri de adapte etmektedir. Bu husus, 6 Mart 1995 tarih ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nda da öngörülerek, Türkiye’ye, Topluluğun tercihli anlaşmalarını tedricen üstlenmesi konusunda 5 yıllık bir süre tanınmıştır.

Topluluğun Ortak Rekabet Politikası’nın amaçları arasında,

• Rekabeti önlemeye, sınırlamaya veya bozmaya yönelik işletmeler arası anlaşmaların ve monopollerin oluşumunun ve piyasaya hakimiyetlerinin kötüye kullanılmasının önlenmesi,

• Devletin sübvansiyon uygulamalarının kısıtlanması veya yasaklanması,

bulunmaktadır.

Bu çerçevede, Türkiye tarafından,

• Teşebbüsler arasında rekabeti bozucu veya kısıtlayıcı anlaşmaların ve hakim durumun kötüye kullanılmasının önlenmesini sağlayacak mevzuatın geliştirilmesi,

• Fikri, sınai ve ticari mülkiyetin korunmasına ilişkin yasaların çıkarılması ve bu alanda bazı uluslar arası sözleşmelere taraf olunması,

• Belli kuruluşları ve ürünleri teşvik etmek suretiyle rekabeti bozan veya bozma tehdidi oluşturan her türlü devlet yardımının kaldırılması, gerekmektedir. Türkiye, yukarıda özetlenen mevzuatların ilk ikisini tamamen, üçüncüsünün de önemli bir bölümünü hayata geçirerek, Gümrük Birliğine girmiş bulunmaktadır.

SORU 5 :Türkiye-AB Gümrük Birliği hangi ürünleri kapsamaktadır?

Gümrük Birliği, esas itibariyle sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Ancak, hassas maddeler olarak nitelendirilen bazı sanayi ürünlerinin üçüncü ülkelerden ithalatında Topluluk tarafından uygulanan OGT hadlerine uyum, kademeli olarak 1.1.2001 tarihi itibariyle gerçekleştirilecektir.

Diğer taraftan, Topluluğun 3448/93 sayılı Konsey Yönetmeliği ekinde listelenen İşlenmiş Tarım Ürünleri de Gümrük Birliği kapsamında yer almaktadır. Söz konusu ürünlerin ithalatında, Topluluk sistemi ile uyumlu olarak oluşturulan yeni mevzuat çerçevesinde, Toplu Konut Fonu (diğer bir ifadeyle tarım payı) bütün ülkeler kaynaklı ürünler için uygulanırken, Gümrük Vergisi Oranı (diğer bir ifadeyle sanayi payı) sadece üçüncü ülkeler menşeli ürünlerde uygulanmaktadır.

Tarım ürünlerinin serbest dolaşımının sağlanması ancak, Türkiye’nin, Topluluğun Ortak Tarım politikasına uyumu ertesinde mümkün olabilecektir.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Anlaşmasına dahil ürünlerde ise, AB ile Türkiye arasında bir Serbest Ticaret Alanı oluşturulmasını öngören Anlaşma 21 Aralık 1995 tarihinde parafe edilmiştir.

SORU 6: Türkiye-AB Gümrük Birliğini düzenleyen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın içeriği nedir?

6 Mart 1995 tarih ve 1/95 sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararı (Gümrük Birliği Kararı), koşulları Katma Protokol’le belirlenmiş bulunan Geçiş Dönemi’ni sona erdirmekte, Gümrük Birliğinin henüz tamamlanmamış unsurları ile bu birliğin tamamlanmasından sonra islerliğini sağlamaya yönelik tedbirleri ve takvimi içermektedir. Söz konusu metin,

• Malların serbest dolaşımı ve ticaret politikası,

• Gümrük vergilerinin, miktar kısıtlamalarının ve es etkili vergi ve tedbirlerin kaldırılması,

• OGT ve tercihli tarife politikası,

• İşlenmiş tarım ürünleri,

• Tarımsal ürünler ,

• Gümrüklere ilişkin hükümler,

• Mevzuatın yakınlaştırılması (fikri, sınai ve ticari mülkiyetin korunması, rekabet, devlet yardımları, kamu ihaleleri, vergilendirme),

• Yerleşme hakki ve hizmetler,

• Kurumsal hükümler,

• Türkiye-AB Gümrük Birliği Komitesi,

• Danışma ve karar prosedürleri,

• Uyuşmazlıkların çözümü,

• Korunma tedbirleri,

• Genel ve son hükümler ile eklerden, oluşmaktadır.

Ortaklık Konseyi’nin 6 Mart 1995 tarihli toplantısında 1/95 sayılı Gümrük Birliği Kararının yanı sıra,

• Taraflar arasındaki ilişkilerin Ortaklık Anlaşmasının öngörmediği alanlarda da güçlendirilmesini amaçlayan bir Tavsiye Kararı,

• Türkiye’nin üçüncü ülkelere karşı 1 Ocak 2001 tarihine kadar Ortak Gümrük Tarifesinin üzerinde vergi uygulayacağı hassas ürünleri içeren 2/95 sayılı Karar,

• Türk ekonomisinin Gümrük Birliğine bağlı olarak geçireceği değişiklikler esnasında ihtiyaç duyacağı mali yardim ve işbirliğinin çerçevesini belirleyen Topluluk Deklarasyonu, kabul edilmiştir.

SORU 7: Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) nedir?

OGT, AB’nin üçüncü ülkelere uyguladığı gümrük tarifesidir.

Topluluğu kuran Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg; uygulamakta oldukları gümrük vergilerinin aritmetik ortalaması üzerinden 1 Temmuz 1968 tarihinde Ortak Gümrük Tarifesi’ni oluşturmuşlardır.

OGT, her yıl, Armonize Sistem Nomenklatürüne dayanan Kombine Nomenklatür bazında, bir Konsey Yönetmeliği ekinde yayınlanmakta ve AB üyesi ülkelerin, tarifeleri tek başına değiştirmesine imkan bulunmamaktadır.

Gümrük vergisi oranları Otonom ve Konvansiyonel olmak üzere iki sütuna bölünmüştür. Otonom gümrük vergileri, kanuni vergileri göstermektedir. Konvansiyonel gümrük vergileri ise, GATT’a konsolide edilmiş olan tavizli vergiler olup, "en ayrıcalıklı ülke" statüsünü haiz ülkelerden yapılan ithalata uygulanır. Genel olarak konvansiyonel vergiler, otonom vergilerden daha düşüktür. Ancak, vergilerin kısmen veya tamamen askıya alınması gerektiğinde, bu işlem otonom vergiler üzerinden yapılmaktadır. Zira, konvansiyonel vergiler değiştirilebilir vergiler değildir. OGT, GATT Çok Taraflı Ticaret Müzakereleri çerçevesinde indirilmekte olup, son olarak Uruguay Round müzakerelerinde AB taahhütlerine bağlı olarak ortalama % 3.5 seviyesine düşürülmesi kararlaştırılmıştır.

SORU 8: OGT uyumu nedir?

OGT uyumu, Katma protokolün imzalandığı tarihte ( 23 Kasım 1970) yürürlükte olan (fiilen uygulanmakta olan) Türk Gümrük Vergileri (TGV) ile uyumun yapıldığı tarihteki OGT hadleri arasındaki farkın Katma Protokol takvimi çerçevesinde yüzdesel olarak azaltılması anlamına gelmektedir.

Başka bir deyişle:

OGT uyumu sonucunda ulaşılan oran = TGV – ((TGV – OGT ) x uyum yüzdesi)

seklinde formüle edilebilmektedir. Bu formülün uygulandığı süreç sonunda, Türk Gümrük Tarifesi AB’nin OGT’ sine tam olarak eşitlenmiştir.

SORU 9: Trafik Sapması nedir?

Ticaretin normal seyrinin, ülkelerin farklı tarife ya da tarife dışı önlemler uygulaması sebebiyle yön değiştirmesidir.

Gümrük Birliklerinde, üyeler arası ticareti engelleyen ya da kısıtlayan gümrük vergileri ve tarife dışı engeller (kota, tarife kontenjanı vb.) kaldırılmaktadır. Ayrıca, üyelerin, Gümrük Birliği dışındaki ülkelere karşı ortak bir diş tarife uygulama yükümlülüğü bulunmaktadır. Böylelikle, üçüncü ülkelere karşı farklı tarife uygulaması nedeniyle, malların yön değiştirmesi önlenmektedir.

Örneğin, A ve B’nin bir serbest ticaret bölgesinin üyeleri olduklarını varsayalım. A ülkesi ayni mal için "0" vergi uygularken, B ülkesi % 20′lik bir vergi tahsil etmektedir. Bu varsayımlar altında, üye olmayan bir ülkenin ihracatçısı, B ülkesine yönelik ihracatını, mali için gümrük ödemeyeceği A ülkesi üzerinden gerçekleştirmeyi kazançlı bulabilir. Ancak, bunun ön koşulu, A ile B ülkesi arasındaki sigorta ve taşıma masraflarının, ticaretin normal seyrinde, B ülkesinde tahsil edilmekte olan gümrük vergilerinin üzerinde bulunmamasıdır.

Yukarıda örneklenen ticaret sapmasının diğer sonuçları söyle özetlenebilir:

• A ülkesinin B ülkesi mallarına göre daha düşük vergi uyguladığı mallarda bir ticaret sapması söz konusu olduğunda, A ülkesi B’nin zararına bir gümrük vergisi geliri elde edecektir.

• Üye olmayan ülkelerin malları, A ülkesine olduğu gibi B ülkesine de gümrükten muaf olarak girdiğinden, B ülkesi, ilgili üçüncü ülkeye karşılıksız bir ödün vermiş sayılmaktadır.

• A ülkesi, ticaret sapmasından kaynaklanan ekstra sigorta ve yükleme geliri de elde edebilir. Ayrıca, ithal girdileri isleyerek B ülkesine ihraç eden A ülkesi üreticileri, A ve B ülkeleri arasındaki taşıma giderlerini üstlenmek durumunda bulunmadıklarından, bir maliyet avantajı da kazanacaktır.

Gümrük Birliklerinde Ortak Gümrük Tarifesi aracılığıyla çözümlenen bu sorun, Serbest Ticaret Bölgelerinde; bir ülkeden diğerine giden malların menşeinin araştırılması ve menşe şahadetnamesi istenmesi yoluyla önlenmektedir.

Ortak Gümrük Tarifesi uygulaması, Gümrük Birliklerinin Serbest Ticaret Bölgelerinden farklı olarak menşe ilkesi yerine serbest dolaşım ilkesine dayanması ile ilgilidir. Bir diğer ifadeyle, birlik içinde üretilen malların yanı sıra, üçüncü ülkelerde üretilerek birliğe ithal edilen, gümrük vergisi ve es etkili vergi veya resimleri ödenmiş ve bu vergi veya resimleri tam veya kısmi bir iadeden yararlanmamış ve ithal formaliteleri tamamlanmış mallar da serbest dolaşımda sayılır.

Bu sebeple birliğin taraflarından birinin, herhangi bir ürün için OGT seviyesinden farklı bir vergi tahsil etmesi durumunda, örneğin teşvik rejimi altında muaf girdi ithal edilmesi gibi, bu ürünün birliğin diğer üyelerine gönderilmesi sırasında, OGT ile bahse konu vergi arasındaki farkın "fark giderici vergi" adi altında tahsil edilmesi gerekecektir.

SORU 10: Hassas Ürün nedir?

Türkiye-AB Gümrük Birliği’nden sonra Türkiye’nin üçüncü ülkeler kaynaklı ithalatında, Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) hadleri üzerinde gümrük vergisi uyguladığı sanayi ürünleri, hassas ürünler olarak nitelendirilmektedir.

Gümrük Birliğinin temel şartlarından biri olan, Birliği oluşturan tarafların diğer (üçüncü) ülkelerden ithalatlarında ortak bir gümrük tarifesi uygulamaları hususu, Türkiye-AB Gümrük Birliğinde, bazı istisnai sanayi malları itibariyle, 5 yıl süreyle ertelenmiş bulunmaktadır. Bu süre içerisinde Türkiye, Gümrük Birliğinin fiilen yürürlüğe girdiği 1.1.1996 tarihi itibariyle Topluluğun OGT hadleri üzerinde vergi uygulayabilecektir. Söz konusu uygulama bir takvim çerçevesinde gerçekleştirilecek olup, 1.1.2001 tarihinde OGT oranlarına tam uyum sağlanmış olacaktır. Listesi ekli hassas ürünlerin AB’ den ithalatında menşe kriteri aranacaktır.

SORU 11: Hassas ürünlerde uygulanacak olan OGT’ ye uyum takvimi nedir?

Söz konusu takvim, Türkiye’nin 1.1.1996 tarihi itibariyle uygulayacağı "Başlangıç Vergilerinden”, 5 yıl süreyle belli oranlarda indirim yaparak OGT hadlerine uyumunu düzenlemektedir. Bu takvime göre, hassas ürünün,

• Başlangıç Vergisi (BAV) ile Topluluğun OGT haddi arasındaki farkın % 10′unun Başlangıç Vergisinden düşülmesi suretiyle elde edilecek vergi oranı, 1.1.1997 tarihi itibariyle (Matematiksel ifadesi ile: Uygulanacak Oran (UYO)=BAV-0.10*(BAV-OGT));

• BAV ile OGT haddi arasındaki farkın % 20′sinin BAV’ dan düşülmesi suretiyle elde edilecek vergi oranı, 1.1.1998 tarihi itibariyle (UYO=BAV-0.20*(BAV-OGT));

• BAV ile OGT haddi arasındaki farkın % 35′inin BAV’ dan düşülmesi suretiyle elde edilecek vergi oranı, 1.1.1999 tarihi itibariyle (UYO=BAV-0.35 * (BAV-OGT));

• BAV ile OGT haddi arasındaki farkın % 50′sinin BAV’ dan düşülmesi suretiyle elde edilecek vergi oranı, 1.1.2000 tarihi itibariyle (UYO=BAV-0.50* (BAV-OGT));

• Topluluk OGT haddi, 1.1.2001 tarihi itibariyle,

uygulanacaktır.

SORU 12: Hassas ürünlerde Türkiye’nin OGT hadlerinin üzerinde vergi uygulayabilmesinin dayanağı nedir?

Gümrük Birliğinden sonra Türkiye’nin, Topluluğun OGT hadleri üzerinde vergi uygulayabilme yetkisi, Katma Protokolün 19/2 maddesinden kaynaklanmaktadır. Bu madde hükmü çerçevesinde Türkiye, 1967 yılı toplam ithalatının değer olarak % 5′ini asmayan bir kısım maddeler için, Türkiye-AB Ortaklık Konseyinde danışmalarda bulunduktan sonra, Gümrük Birliği ertesinde de üçüncü ülkeler menşeli maddelerin ithalatında OGT hadleri üstünde vergi uygulayabilecektir. Ayrıca, bu durum 6 Mart 1995 tarih ve 1/95 sayılı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi Kararı’nın 15′nci maddesi ile teyit edilerek, Türkiye’nin üçüncü ülkelere uyguladığı ve OGT hadlerinden daha yüksek olan gümrük tarifelerini 1 Ocak 2001 tarihine kadar muhafaza edebileceği kararlaştırılmıştır.

SORU 13: Hassas ürünlerin tespitinde hangi kriterler dikkate alınmıştır?

Hassas ürünlerin tespitinde,

• Söz konusu sektördeki tevsi, modernizasyon ve teknoloji yenileme yatırımlarının durumu,

• Koruma oranlarındaki hızlı bir düşüşün ilgili sektördeki yerli üreticilerin rekabet gücünü olumsuz etkileme olasılığı,

• Yurt içi üretimin emek yoğun olması ve ölçek ekonomilerine ulaşılamamış olması,

• İthalatın özellikle üçüncü ülkeler kaynaklı olması ve ithalat artısının rekabet edebilirliğini olumsuz yönde etkilemesi,

• Ek bir koruma ile potansiyel rekabet gücüne kavuşacak sektörler,

dikkate alınmıştır.

SORU 14: "Köprü Mevzuat" nedir? Türkiye açısından ne önem taşımaktadır?

Türkiye ile AB arasında oluşturulan Gümrük Birliği’nin uygulama esaslarını belirleyen 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın ilgili maddeleri, Türkiye’nin Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren AB’nin gümrük işlemleriyle ilgili ana mevzuatını benimsemesini öngörmektedir. Ancak, bu mevzuat esas olarak üçüncü ülkelere karşı uygulanmak üzere adapte edilmiştir. Oysa, AB ile Türkiye arasında ticarette kuralları düzenleyecek ayrı bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu çerçevede, Topluluk ile Türkiye arasında uygulanacak hükümleri belirleyecek bir "Köprü Mevzuat"in üzerinde çalışmalar tamamlanmak üzeredir. Burada "Köprü" nitelemesi, söz konusu mevzuatın, tarafların birbirinden bağımsız (fakat birbiriyle uyumlu) gümrük mevzuatını bağlantılı hale getirmeyi amaçlamasından kaynaklanmaktadır. Metinde, Ortak Gümrük Tarifesi ve tercihli ticaret politikaları, taraflar arasındaki ticarette uygulanacak gümrük hükümleri, ürünlerin serbest dolaşıma girmesi alanında idari işbirliği, gümrük belgelerinin verilmesi için basitleştirilmiş işlemler ve bu belgelere ilişkin diğer hükümler, yolcu beraberinde getirilen maddeler ile postayla gönderilen mallar, üçüncü ülkelerle ticarette uygulanacak gümrük hükümleri, hariçte isleme rejimi ve iade edilen mallara ilişkin maddeler yer almaktadır.

SORU 15: A.TR, EUR.1 ve Tek İdari Belge’ yi kullanım alanları nelerdir ?

Türkiye ile AB arasındaki ticarette, malların karşılıklı olarak tanınan tavizlerden yararlanmaları ATR.1 ve ATR.3 Dolaşım Belgelerinin düzenlenmesine bağlıdır.

Gümrük Birliği ile birlikte, Topluluk gümrük bölgesi ile Türk gümrük bölgesi arasında bir irtibat kuracak olan köprü mevzuat çerçevesinde, bu belgeler ATR Belgesi adi altında kullanılmaya devam edecektir.

EUR.1 Belgesi, serbest ticaret anlaşmaları kapsamında taraf ülkeler menşeli ürünlerin tavizlerden yararlanmaları sağlayan bir belge olup, halihazırda yalnızca Türkiye’nin EFTA ülkeleri ile akdettiği Serbest Ticaret Anlaşması çerçevesinde kullanılmaktadır. Ayrıca, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ürünlerinde, Türkiye ile Topluluk arasında parafe edilen Serbest Ticaret Anlaşması kapsamı ürünlerin ticaretinde de EUR.1 belgesi düzenlenecektir. Benzer şekilde, Türkiye, Topluluğun üçüncü ülkelerle yaptığı tercihli anlaşmaları üstlendikçe, akdettiği serbest ticaret anlaşmaları kapsamında bu belge tanzim edilecektir.

Tek İdari Belge, Topluluğun ticari işlemlerinde kullandığı, AB ile yaptıkları Tek İdari Belge Konvansiyonu ile EFTA ülkelerinin de kullanmaya başladığı, ülkemizde kullanılan Gümrük Giriş-Çıkış Beyannamelerinin ve Serbest İhracat Beyannamelerinin fonksiyonunu üstlenmiş bir belgedir.

Türkiye, Gümrük Birliği kapsamında ve ticari formalitelerin azaltılmasına bağlı olarak, 29 Aralık 1995 tarih ve 22508 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 1615 sayılı Gümrük Kanununun uygulanmasına dair Yönetmelikte bazı değişiklik ve ilaveler yapan Yönetmelikle, kullanıla gelen Gümrük Giriş ve Çıkış Beyannamelerini kaldırarak, "Gümrük Beyannamesi" adi altında Tek İdari Belgenin kullanımına başlamıştır.

Diğer taraftan, 6 Ocak 1996 tarih ve 22515 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İhracat Rejimi çerçevesinde, İhracat Beyannamesi kaldırılarak, ihracat işlemlerinde, "Gümrük Beyannamesi üzerinde İhracatçı Birliklerinin onayının aranması" uygulamasına geçilmiştir. Ayni Resmi Gazetede yayımlanan 96/1 sayılı Tebliğle, İhracatçı Belgesi uygulamasına da son verilmiştir.

Paralel şekilde, gerek Gümrük Birliği gerek Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmasından kaynaklanan yükümlülüklerimiz kapsamında, 31 Aralık 1995 tarih ve 22510 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İthalat Rejimi ile, İthalatçı Belgesi ve İthal Müsaadesi kaldırılmıştır.

SORU 16: Menşe kuralları nedir ?

GATT üyesi ülkeler, birbirlerine karşılıklı olarak tavizli vergiler uygulamaktadırlar. Ancak, bu tavizli vergilerin uygulanması, ihracatçı ülkenin menşeini taşıyan ürünler bakımından söz konusu olmaktadır. Başka bir ifade ile, ithal edilmiş ürünlerin herhangi bir işlem görmeksizin karşı tarafa ihracı GATT kuralları çerçevesinde teşvik edilen bir unsur değildir. Bu noktadan hareketle, ithal edilmiş bir ürünün ne ölçüde islenmesi halinde menşe kazanacağı konusunda kuralların belirlenmesi gerekmiştir. GATT kuralları çerçevesinde, ithal edilmiş bir malin menşe değiştirebilmesi için, malin islenmesinden sonra gümrük tarifesinin (4′lü Armonize Sistem tanımlamasının) değişmesi, belirli bir oranda katma değer artısı sağlanmış olması veya önemli ölçüde işlem görmesi gibi hususlar düzenlenmiştir.

Yukarıdaki genel kuralın dışında, ikili tercihli ticaret anlaşmaları ve serbest ticaret bölgesi anlaşmaları çerçevesinde veya tek taraflı (örn. GSP) olarak verilen tavizlerin uygulanması daha siki menşe kurallarına bağlanabilmektedir. Bu bağlamda, yüksek katma değer katkısı veya önemli ölçüde değişime uğramış olmak kaydı gibi hususlar daha siki kurallara bağlanmıştır. Yukarıdaki hususların hepsi AB menşe kurallarında yer almakta olup, AB’nin tercihli rejimlerinin üstlenilmesi paralelinde Türkiye’nin üçüncü ülkelere vereceği tavizler de ayni kurallara tabi olacaktır.

SORU 17: Menşe kümülasyonu nedir? Bu konu Türkiye açısından ne önem taşımaktadır?

Menşe kurallarının kümülasyonu, ülkelerin aralarında uyguladıkları tercihli ticaret rejimlerinin bir uzantısını teşkil etmektedir. Normalde, tercihli ticaret ilişkisi içersindeki iki ülke arasında ticarete konu olan bir ürünün tercihli rejimden yararlanabilmesi için, ihracatçı ülke menşeini taşıması gerekmektedir. Örneğin, bir ürünün Türkiye ile EFTA ülkeleri arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması çerçevesinde tercihli bir rejimle Türkiye’den EFTA’ YA ihraç edilebilmesi için Türk menşeli olması koşulu aranmaktadır. Bunun sağlanabilmesi için, eğer söz konusu ürünün bünyesinde yabancı girdi kullanılmış ise, Türkiye’de bu girdilerin Türk menşeini kazanmalarını sağlayacak derecede kapsamlı bir işlemden geçmeleri gerekmektedir.

Diğer taraftan, benzeri tavizler içeren tercihli anlaşmalar birden fazla ülke ile imzalanabilmektedir. Bu durumda, örneğin doğrudan ihracatta ayni tavizden yararlanma hakkına sahip olan ülkeler, birbirleri menşeli ürünleri satarken tavizden yararlanamamaktadırlar. Bu hususa bir çözüm olarak, AB, Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri ile imzaladığı Avrupa Anlaşmalarına, "menşe kümülasyonu" hükmünü koymuştur. Bu hüküm çerçevesinde, bahse konu ülkelerin üçüncü ülke menşeli girdilerin islenmesi sırasındaki katkıları, menşe kuralları çerçevesinde ihtiyaç duyulan toplam yerli katkı payında birbirlerine eklenebilmektedir (kümüle edilebilmektedir).

Türkiye’nin, Gümrük Birliği’nin tamamlanması kapsamındaki yükümlülüklerinden biri, AB’nin üçüncü ülkelerle imzalamış bulunduğu tercihli ticaret anlaşmalarını üstlenmektir. Türkiye’nin bu ülkelerle imzalayacağı anlaşmalarda Topluluğunkine benzer biçimde menşe kurallarının kümülasyonuna ilişkin hükümlerin yer alması, ayrıca, Türkiye ile Topluluk arasındaki ticari ilişkiler açısından da konuya açıklık getiren bir düzenlemenin yapılması; aralarında menşe kurallarının kümülasyonu bulunan ve bulunmayan ülkelerin ticareti esnasında Gümrük Birliği’nin islemesi nedeniyle ortaya çıkabilecek trafik sapmalarının önlenebilmesi

açısından büyük önem taşımaktadır.

18: "Üçgen Trafik" (triangular traffic) nedir ?

Hariçte işleme Rejimi kapsamında hammadde ve ara malların üçüncü ülkelere islenmek üzere gönderilmesi ve islendikten sonra yeniden ithal edilmeleri mümkün bulunmaktadır. Bu çerçevede üretilmiş olan mallar, ithal işlemlerinin tamamlanmasını müteakip serbest dolaşıma girmekte ve AB’ye (Türkiye’ye) ihraç edilebilmektedir.

Yukarıda özetlenen sistemde, üçüncü ülkede islenen malin önce ithal edilmesi ve bilahare karşı tarafa ihracının mümkün olması, esasen gereksiz bir işlem yaratmaktadır. Gümrük Birliğinin tarafları arasında bu gereksiz işlemin kaldırılmasını teminen, Köprü Mevzuatı ile taraflardan birisi tarafından hariçte islenmek üzere üçüncü ülkelere gönderilmiş malların, islendikten sonra doğrudan diğer tarafa ithalini mümkün kılan bir sistem oluşturulması öngörülmüş olup, bu sisteme "üçgen trafik” denmiştir.

KAYNAKLAR:

1) Küreselleşme ve Gümrük Birliği ( Nusret Ekin)

2) Türkiye Ekonomisi (Doç. Dr. Süreyya Hiç)

3) Türkiye Ekonomisi (Prof. Dr. Rıdvan Karluk)

4) Uluslar arası İktisat (Prof. Dr. Tamer İşgüden)

5) Uluslar arası İktisat (Charles P. Kindleberger)

Tarife Dışı Kısıtlamalar

06 Kasım 2007

TARİFE DIŞI KISITLAMALAR

MİKTAR KISITLAMALARI: KOTALAR

Tanım ve Kapsam

KOTA: Uluslararası ticarette ithaline izin verilecek mal miktarının hükümet tarafından miktar veya değer olarak sınırlandırılmasıdır.

Tarifeler, serbest uluslararası ticarete getirilen önemli bir kısıtlamadır. Tarifeler dışında miktar kısıtlamaları diğer bir deyişle kotalar, tarife dışı kısıtlamalar içinde en önemli olanıdır. Kota, gümrük tarifesinden farklı olarak, ithalat miktar veya değeri üzerine mutlak bir sınırlama getirir. Aslında Bhagwati’nin de belirttiği gibi kota bir çeşit tarifedir. Aralarındaki tek fark, kotanın maliyetleri dikkate almaksızın otomatik bir koruma sağlamasıdır. Gümrük tarifeleri, ithal malı fiyatlarını arttırarak bu malların ithalatını dolaylı yoldan etkilerken, ülkeye girecek mal miktarını doğrudan doğruya sınırlandırır. Kota uygulamasının sebebi, ülkenin dış ticaretinde meydana gelen açığı gidermek amacıyla ithalata ayırt edici bir kontrol sistemi getirmektir.

Kotalar, uygulamada çeşitli şekillerde uygulanır. Mesela Türkiye 1996 yılında 1.000 adet otomobil ithal etmeye karar vermiş ise, bu "ithal kota"sıdır. Aynı şekilde Türkiye 1996 yılında ülke ihtiyaçlarım düşünerek 100.000 ton krom cevheri ihraç etmeyi planlıyor ise, bu "İhraç kota"sıdır. Bu tip kotalara "global" veya "ayırım yapmayan" (non-discriminatory) "Kotalar” denir. Çünkü, kota sınırları içinde kalmak şartıyla ithalat ve ihracat her ülkeden yapılabilir. Sınıra ulaşıldıktan sonra ithalat veya ihracata izin verilmez.

Buna karşılık "seçici" (selective) veya "ayırımcı" (discrimatory) kotalarda toplam hacim sınırı yanında ülke ayırımı da yapılır. Türkiye eğer 1096 yılında Almanya’dan 1.000 otobüs motoru ithal etmeyi planlıyor ise bu selektif bir kotadır. Uygulamada bu tip kotalar ülkeler arasındaki iki yanlı ticaret anlaşmaları ile belirlenir. Diğer bir kota şekli ise tarife kotalarıdır. Tarife kotasında ithal olunacak malın miktar veya değeri üzerine limit konur ve bu sınır içindeki ithalata düşük tarife uygulanır. Sınır aşıldığında ithalat yüksek tarifeden yapılır. Mesela Türkiye 1996 yılında ithal edeceği ilk 1000 otomobile % 20 advalorem tarife uygular. Bu sınırın, üzerindekilerden ise % 50 gümrük vergisi alır.

Bu ayırımda esas olarak global veya ayırım yapmayan kotalar üzerinde durulacaktır. Bu tip ithal kotaları aslında tarifelere çok benzemektedir. Çünkü, bir ülke belli bir malın arz ve talep eğrilerinin şekli konusunda bilgi sahibi ise ve bu eğriler gayri esnek değilse tarife ve kota arasında çok az fark vardır. Kota sonucu tüketim ve yeniden dağıtım etkileri tarifelerde olduğu gibi olur, fark sadece gelir etkisinde görülür.

Kotalar dünyada ilk defa 1929-1930′larda uygulamaya konulmuştur. Tarifelerin daha eski tarihlere kadar gitmesinin sebebi, hükümetlerin tarifeler ile kolay gelir elde etmek istemeleridir. Oysa kotalar, doğrudan gelir sağlayıcı bir fonksiyona sahip değildir. 1930 yılında dünyada ilk defa kota uygulayan ülke olan Fransa, arzı-gayri esnek olan buğday fiyatını kota ile yükselterek buğday üreticisini korumak istemiştir. Bu tarihte Avustralya, buğday ürünü fazlasını Avrupa’ya satmak ve buğday stoklarını elden çıkarmak, buna karşılık Fransa kendi buğday üreticisini korumak amacındadır. Fransa kota yerine gümrük tarifesi uygulasaydı, arz fiyatlara karşı esnek olmadığından yurt içi üretim artmayacak ve ithalat azalmayacaktı. 1930′lardan sonra kotalar çeşitli amaçlarla kullanılmış, özellikle gelişme yolunda olan ülkelerde yaygın bir uygulama alanı bulmuştur.

İthal Kotalarının Kısmi Denge Analizinde Ekonomik Etkileri

İthal kotaları aynen gümrük tarifelerinde olduğu gibi ithal hacmini sınırlandırarak ekonomide ithal mallarının fiyatlarını artmasına yol açmakta ve bu sebeple gümrük tarifelerine benzer etkiler yaratmaktadır.

Kotalar, ithalatı kısarak ihracatçı ülkede arz esnekliklerininde küçük olması durumunda ticaret hadlerinin ülke lehine dönmesine sebep olabilir. Kotalar hükümete gelir sağlayıcı bir etkiye sahip değildir. Kotalar iç piyasada mal arzını kısıtlayarak iç fiyatlarının dünya fiyatlarının üzerine çıkmasına yol açar ve “kıtlık rantı"na sebep olur.

Kotalar;

- İthal malının dahili fiyatını yükseltmekte,

- ithalatı kısıtlamakta,

- İthal malına talebi düşürmekte,

- İthal malının dahili üretimini arttırmakta,

- Reel gelirin yeniden dağıtımına yol açmaktadır.

Kota uygulamasıyla doğan gelir ya hükümete kalmakta ya da ithalatçılar ile yabancı ihracatçılar arasında paylaşılmaktadır.

Tarife ve Kotaların Karşılaştırması

Tarife ve kotalar arasında hükümete gelir sağlamanın dışında da bazı önemli farklar vardır. Kotalar, tarifelerden farklı olarak ithalatı kesin olarak kısıtlar.Tarife ise ithalatı aynı oranda sınırlamaz.Tarife uygulayan ülkeye ihracat yapan üreticiler, ihraç fiyatlarını düşürüp verginin bir kısmını kendi üzerlerine alarak ithalatın azalmasına engel olabilir. Eğer ihracatçı ülkede ihraç malının arz ve talep esneklikleri düşükse, gümrük tarifeleri ithalatı kısıtlamada yararlı bir araç olamaz. Çünkü ithalatçı ülkede tarifeler yükseldikçe ihracatçılar fiyatlarını düşürür. Bunun sonucunda ticaret hadleri ihracatçı ülkenin aleyhine gelişir ama ihracatçı ülkenin ihracat hacminde bir azalma meydana gelmez. Dolayısıyla gümrük tarifesi sebebiyle ticaret hadleri ülke lehine değişir fakat yerli üreticiler kota uygulamasında olduğu gibi kesin olarak korunmaz.

Tarife ve kotaların karşılaştırmasına ilişkin bu açıklamalarımızdan sonra şimdi, kotaların tarifelere karşı üstün olduğu noktaları görelim. Kotalar, tarifelere göre daha fazla esnekliğe sahiptir. Hükümetler, ekonominin içinde buIunduğu duruma göre süratle kota uygulamasına gidebilirler. Kotalar, geçici nitelikte olduklarında ihtiyaç ortadan kalktıktan sonra kolaylıkla kaldırılabilir. Gümrük tarifelerinin konulması ve kaldırılması ise süre alır. Çünkü tarifeler, yasalar konur. Yasaların çıkarılması süratli davranılmasını engeller. Ayrıca, tarifelerin kaldırılmasına karşı olan toplumdaki çeşitli baskı grupları tam olarak ekonominin serbestleşmesine engel olur. Kotaların ithalatı sınırlandırma etkisi kesindir. Kota miktarının dışında ülkeye mal girişi olmaz. Özellikle ithal talebinin fiyat esnekliği l den küçük yani ithal talebinin esnekliği sert ise, tarifeler ile ithalat kısıtlanamaz. Çünkü, tarifeler ithalatı ne kadar pahalılaştırırsa pahalılaştırsın, yurt içi ithal malı tüketimini ortadan kaldıramaz. Kotalar, ithalatı istenen ölçüde daralttığı için ticaret bilançosunu düzeltme, ithal ikamesi sanayi dallarında üretimi arttırma ve işsizliği gidermede tarifelere göre daha üstün ve etkindir.

Gümrük tarifelerinin kotalara karşı ustun olduğu tarafları ise şöyle sıralamak mümkündür.Önce kotaların aksine gümrük tarifeleri ekonomide serbest piyasa düzeninin işleyişini aksatmaz.Kota uygulamasında fiyat mekanizmasının işleyişi bozulur ve ekonomide yanlış kararlar alınabilir. Gümrük tarifesi sonucunda tarifeye tabi malın dahili fiyatı tarife oranı kadar yükselir. Fakat tüketici bu malı yüksek bir bedel karşılığında satın alabilir.

Kota uygulamasında ülkeye mal girişi kesin olarak kısıtlanmadığından, dahili tüketici çok yüksek fiyata razı bile olsa istediği malı bulamaz. Bu durum ekonomide karaborsa ve kaçakçılığı teşvik ederek toplumsal düzeni bozar. Kotalar, aynı zamanda dış rekabeti tamamen ortadan kaldırdığı için yerli üreticileri tekelciliğe yöneltir. Tarife uygulamasında azda olsa ülkeye ithal malı girer ve bu durum ithal ikamesi sanayi dallarını düzenlemekle yararlı olur.

Kotaların yukarıda sayılan sakıncalarından dolayı Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), bazı özel durumlar dışında kotaların dış ticaret politikası aracı olarak kullanılmasını yasaklamıştır. GATT’ın dört temel ilkesinden biri, milli sanayileri gümrük tarifelerinden başka araçlarla korumamayı amaçlar. İthalatın kotalara bağlanması, GATT Anlaşması’nda, ancak ödemeler dengesi açıklarım kapatabilmek için istisnai durumlarda ülkenin başvurulabilecekleri bir tedbir olarak öngörülmüştür.

KOTALAR VE DIŞ TİCARET HADLERİ

Tarifelerde olduğu gibi kotalar da ülkenin ticaret hadlerinin düzeltilmesi amacıyla kullanılabilir. Fakat kota uygulanarak ticaret hadlerinin iyileştirilmesi durumunda sonuç tarife ile iyileştirmeden oldukça farklıdır.eğer ihracatçılar serbest bir şekilde rekabet ederken ithalatçılar arasında çatışma varsa ithalatçılar bu gelire sahip olur. Eğer hem ihracatçılar ve hem de ithalatçılar arasında çatışma varsa kota uygulamasından doğan gelirin paylaşılması konusunda belirsizlik söz konusu olur. Özetle, kota uygulaması sonucunda potansiyel olarak ticaret hadlerindeki düzelme, İngiltere’nin (yabancı ülke) teklif eğrisi ile bu ülkenin misillemede bulunup bulunmamasına bağlıdır.

GATT/WTO ÇERÇEVESİNDE KOTALAR

GATT/WTO sisteminde bazı şartlarda kota uygulamasına gidilebilir.Genel Anlaşma’ya güre geçici ödemeler dengesi zorluğu çeken ülkeler, bir süre için ithalatlarını kısıtlayabilirler. Bu çerçevede Genel Anlaşma’da gelişmiş ülkeler için 12. madde, gelişme yolunda olan ülkeler için ise 18/B maddesi yer almaktadır. Ödemeler dengesi sorunlarıyla ilgili olarak GATT içinde özel bir komite mevcuttur. Komite, başvuruda bulunan ülkenin durumuna göre ayrıntılı bir araştırına gerçekleştirir ve bunun için IMF ile işbirliği yapar. Sıkı kurallara tabi 12. madde çok az kullanılmış ise de, gelişme yolunda olan ülkeler 18/B maddesine sürekli başvurmuşlardır.

Gelişme yolunda olan ülkelerin başvurularının %80′i kabul edilmiştir. Ödemeler Dengesi Komitesi’nin son yıllarda onayını daha zor verdiği ve özellikle bu onayı G. Kore gibi GATT Sistemi içinde gelişme yolunda olan ülke statüsü taşıyan fakat bu statüsü uygulamada tartışmalı ülkeler için esirgediği gözlenmektedir. Güney Kore benzeri ülkeler için uygulamanın Genel Anlaşma’nın 18/B maddesinden 12. maddesine doğru kaydırılmasına çalışılmaktadır. Genel Anlaşma’nın 18/B maddesine göre uygulanan kota ile bir üründen ithal edilebilecek miktar, dolaysız bir şekilde sınırlanmaktadır. Dolayısıyla, kota bağlayıcı olduğu sürece ekonomideki ayarlama yurt içi fiyatın yükselmesi ile sağlanmaktadır. Kota gümrük vergisine eşdeğer bir etkiye yol açmakta, fakat kota karlarından yararlanacak kesim genelde gümrük vergisinden yararlanacak kesimden farklı olmaktadır.

GATT/WTO çerçevesinde kotalar, ithal yasaklarının yanında ithalatı izne tabi tutmayı veya şartlı ithal izinlerini de kapsamaktadır. GATT/WTO’a göre ancak kamu güvenliği veya sağlığı gibi durumlarda ithal yasakları tam olarak uygulanabilir. Şartlı ithal izinleri ise, bir malın ithalatına ancak ihracat yapma veya diğer yollarla döviz getirme gibi şartların gerçekleşmesi durumunda izin verilmesi sistemidir. İthalat şartlara bağlı olduğundan, ithal edilebilecek miktar kısıtlanmaktadır.

İHRACATTA KOTA VE TARİFE KONTENJANI BELİRLENMESİ VE İDARESİNE İLİŞKİN KARAR

Karar Sayısı: 95/7616

Madde 1 – Bu Karar; uluslararası anlaşmaların hükümlerine uygun şekilde tek taraflı olarak veya ikili ya da çok taraflı tercihli ticaret anlaşmalarına dayanılarak alınacak önlemler çerçevesinde;

a) İhracatta uygulanabilecek kotalar ve bu kotaların idaresini düzenleyen kurallara,

b) Türkiye’den yapılan ihracatta uygulanabilecek tarife kontenjanlarına ve bu kontenjanların kullanımına,

c) Diğer ülkelerin Türkiye’den yaptıkları ithalata kota (halihazırda ABD ve Kanada’ya yönelik tekstil ve konfeksiyon ihracatında uygulananlar hariç) veya tarife kontenjanı uygulamaları ve söz konusu kota ve tarife kontenjanlarının dağıtımının Türkiye’ye bırakılması halinde bunların dağıtımına,

ilişkin usul ve esasları kapsar.

Madde 2 – Bu karar’da geçen;

Tarife kontenjanı : Bir üçüncü ülke tarafından Türkiye’den ithal edilen mal ya da mal grubunun gümrük vergisi oranlarında belirli bir miktar veya değer için indirim yapılması ya da muafiyet sağlanmasını veya Türkiye’nin bir ma! veya mal grubunun ihracatında belli bir oranda vergi veya eş etkili tedbir uygulaması halinde bu oranlarda belirli bir miktar veya değer için indirim yapılması veya muafiyet sağlanmasını,

Kota : ihracatta miktar ve/veya değer kısıtlaması uygulanması halinde, bir takvim yılı içinde veya muayyen bir dönem itibariyle yapılmasına izin verilen ihracatın miktar ve/veya değerini ifade eder.

Madde 3 – Bu Karar’ın 1. maddesi hükümleri çerçevesinde uygulanacak ihracat kotaları ve tarife kontenjanlarının miktar ve/veya değeri, dağıtım ve başvuru usul ve esaslarını belirlemeye Dış Ticaret Müsteşarlığı (İhracat Genel Müdürlüğü) yetkilidir. Belirlenecek esaslar Yönetmelikle düzenlenerek Resmi Gazete’de yayımlanır.

Madde 4 – Bu Karar çerçevesinde yapılacak kota veya tarife kontenjanı tahsislerinde ihracatçılar adına düzenlenecek belgeler teminata bağlanabilir. Teminata bağlamaya ve teminat oranına Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan’ın teklifi ile Bakanlar Kurulu’nca karar verilir.

Madde 5 – Bu Karar;

a) Kamu ahlâkı, kamu düzeni veya kamu güvenliğinin; insan, hayvan ve bitki sağlığı ve yaşamının; sanatsal, tarihsel veya arkeolojik değer taşıyan ulusal hazinelerin veya sınai ve ticari mal varlığının korunması amacıyla belirli yasakların, miktar kısıtlamalarının veya denetim engellerinin,

b) Kambiyo ile ilgili işlemlerin,

c) Uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerin,

d) ihracat Rejimi Kararı ve Yönetmeliği ile ihracata ilişkin diğer mevzuatın bu Karar’a aykırı olmayan hükümlerinin, uygulanmasını engellemez.

Madde 6 – Bu Karar’da yer alan hususlarla ilgili olarak uygulamaya yönelik Yönetmelik ve Tebliğ çıkarmaya Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yetkilidir.

Madde 7 – Bu Karar 1.1.1996 tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 8 – Bu Karar’ı Dış Ticaret Müsteşarlığımın bağlı olduğu Bakan yürütür.

İHRACATTA KOTA VE TARİFE KONTENJANI BELİRLENMESİ VE İDARESİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK

Amaç, Kapsam, Dayanak

Madde 1- Bu Yönetmelik, İhracatta Kota ve Tarife Kontenjanı Belirlenmesi ve İdaresine İlişkin 25.12.1995 tarih ve 95/7616 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, uluslararası anlaşmaların hükümlerine uygun şekilde tek taraflı olarak veya ikili ya da çok taraflı tercihli ticaret anlaşmalarına dayanılarak alınacak önlemler çerçevesinde;

a) ihracatta uygulanabilecek kotalar ve bu kotaların idaresini düzenleyen kurallara,

b) Türkiye’den yapılan ihracatta uygulanabilecek tarife kontenjanlarına ve bu kontenjanların kullanımına,

c) Diğer ülkelerin Türkiye’den yaptıkları ithalata kota (halihazırda ABD ve Kanada’ya yönelik tekstil ve konfeksiyon ihracatında uygulananlar hariç) veya tarife kontenjanı uygulamaları ve söz konusu kota ve tarife kontenjanlarının dağıtımının Türkiye’ye bırakılması halinde bunların dağıtımına,

ilişkin usul ve esasları kapsar.

Tanımlar:

Madde 2 – Bu Yönetmelikle geçen; ‘

a) Bakanlık: Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlığı,

b) Müsteşarlık: Dış Ticaret Müsteşarlığını,

c)Genel Müdürlük: Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdürlüğünü,

d)İhracatçı Birliği : Dış Ticaret Müsteşarlığına bağlı İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliklerini,

e)Kota Uygunluk Belgesi : Karar kapsamında kotaya tabi malların ihracı için İhracatçı Birliklerince verilen belgeyi,

f)Fiili ihraç : İhracat Yönetmeliğinde yapılan fiili ihraç tanımında belirtilen durumları,

g)Referans Dönemi : Kota dağıtımında geleneksel ticaret akışı yöntemi kullanılması halinde Tebliğ ile belirlenecek dönemleri,

h)Geleneksel ihracatçılar: Referans dönemi içinde kota konusu malları ihraç eden ihracatçıları,

ı)Tarife kontenjanı : Bir üçüncü ülke tarafından Türkiye’den ithal edilen mal ya da mal grubunun gümrük vergisi oranlarında belirli bir miktar veya değer için indirim yapılması ya da muafiyet sağlanmasını veya Türkiye’nin bir mal veya mal grubunun ihracatında belli bir oranda vergi veya eş etkili tedbir uygulaması halinde bu oranlarda belli bir miktar veya değer için indirim yapılması veya muafiyet sağlanmasını,

j)Kota : ihracatta miktar ve/veya değer kısıtlaması uygulaması hafinde, bir takvim yılı içinde veya muayyen bir dönem itibariyle yapılmasına izin verilen ihracatın miktar ve/veya değerini, ifade eder.

KOTA DAĞITIM USUL VE ESASLARI

Madde 3- Kota miktarı ve/veya değerleri, kotaların dağıtım tarih ve kriterleri, talep edilebilecek asgari ve azami miktar ve/veya değerler başvuru usul ve esasları Müsteşarlıkça (İhracat Gene! Müdürlüğü) belirlenerek Resmi Gazete’de yayımlanır.

KOTA DAĞITIM YÖNTEMLERİ

Madde 4- Genel Müdürlük kota dağıtımında aşağıdaki yöntemlerden belirleyeceği bir veya birkaçını bir arada uygulayabilir.

A – Geleneksel Ticaret Akışı Yöntemi

a) Bu yönteme göre kota tahsisi yapılması halinde, kotanın bir bölümü geleneksel ihracatçılara, kalan kısmı ise diğer ihracatçılara ayrılır.

b) Geleneksel ihracatçılar, referans dönemi olarak belirlenen dönemde gerçekleştirdikleri ihracat miktarı ve değerini kanıtlayan gümrük beyannamelerinin gümrük idarelerince onaylı bir örneğini kota tahsis başvurularına ekleyeceklerdir.

c) Geleneksel ihracatçılara aşağıdaki kriterler çerçevesinde kota tahsisi yapılabilir.

1-) toplam başvuru ile talep edilen miktar ve/veya değer, geleneksel ihracatçılar için ayrılan paya eşit veya daha az ise, talepler tam olarak karşılanır.

2-) Toplam başvuru ile talep edilen miktar ve/veya değerin geleneksel ihracatçılara ayrılan paydan fazla olması durumunda, kota dağıtımı, her başvuru sahibinin referans döneminde gerçekleştirdiği ihracat miktar ve/veya değeri gözönüne alınarak oransal hesaplama yöntemi ile yapılır.

d) Geleneksel ihracatçılara ayrılan pay için yeterli başvuru olmaması durumunda, başvuruda bulunan diğer ihracatçılar artan miktar ve/veya değerden Genel Müdürlüğün belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde yararlandırılırlar.

B- Başvuru Sırasına Göre Eşit Oranda Kota Tahsis Yöntemi

Başvuru sırasına göre eşit oranda kota tahsis yönteminde İhracatçı Birliği, toplam kota.miktar ve/veya değerini veya bir kısmını, ürünün yapısını ve ekonomik miktarını dikkate alarak belirleyeceği eşit oranlarda başvuru sahiplerine, başvuru sıralarını dikkate alarak dağıtır.

C- Talep Edilen Miktar ve/veya Değerle Orantılı Kota Tahsis Yöntemi

Müsteşarlıkça belirlenecek kota dağıtım tarihindeki;

a) Toplam başvuru ile talep edilen miktar ve/veya değerlerin, dağıtılacak kota miktarı ve/veya değerine eşit ya da daha az olması halinde talepler tamamen karşılanır.

b) Toplam başvuru ile talep edilen miktar ve/veya değerlerin dağıtıma konu kota miktarı ve/veya değerini aşması durumunda başvurular, talep edilen miktar ve/veya değerler ile orantılı olarak karşılanır.

D- Müsteşarlıkça Ürünün Yapısı ve Ekonomik Miktarları Dikkate Alınarak

Belirlenecek Yöntem.

Müsteşarlık (ihracat Genel Müdürlüğü), gerekli gördüğü durumlarda ürünün yapısı ve ekonomik miktarını ve belirlenen kota miktarı ve/veya değerini dikkate alarak, farklı bir kota tahsis yöntemi belirleyebilir.

Kota Tahsis Başvurusu

Madde 5- Kota tahsis başvuruları;

a) İhracatçı firma unvanı ve tam adresi (Telefon, Telefaks No ve İhracatçı Birliği Üye No.su dahil),

b) Teminat alınması halinde teminatın yetkili bankalara yatırıldığını gösteren banka dekontunun aslı,

c) Ürün tanımı

- Malın "İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Gümrük Giriş Tarife Cetveli"ne uygun ticari tanımı,

- 12′li bazda Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (G.T.İ.P),

– gerek duyulması halinde tip ve standardı

d) ithalatçı ülke (giriş ülkesi), alıcı firma unvanı ve tam adresi (Telefon ve telefaks no dahil),

e) Talep edilen kota miktarı ve/veya değeri,

f) İhracat için öngörülen tarih veya tarihler ile yer veya yerler (liman, gümrük kapısı),

g) Daha önceki dönemlerde aynı mal için kotadan pay alınıp alınmadığı, alınmış ise gerçekleştirilen ihracatın miktarı ve/veya değerine ilişkin bilgiler,

h) Başvuruda bulunan ihracatçının başvuru bilgilerini doğru olarak verdiğine ve ihracat uygunluk belgesinin kısmen veya tamamen kullanılmaması halinde Müsteşarlıkça belirlenecek süreler içerisinde ilgili İhracatçı Birliğine iade edileceğine, aksi takdirde geciken her bir iş günü için müteakip kota taleplerinin belirlenecek oranlar dahilinde daha az karşılanacağının kabul edildiğine dair bir taahhütname (Ek:l),

ile birlikte yazılı olarak, belirlenen asgari ve azami miktar ve/veya değerler dikkate alınarak ilgili İhracatçı Birliğine yapılır. İhracatçı Birliğince gerekli görülmesi halinde ek bilgiler istenebilir.

Kota Tahsis Başvurularının Sonuçlandırılması

Madde 6- Kota tahsis başvuru tarihinin bitiminden önce usulüne uygun olarak yapılan kota tahsis başvurusu ilgili İhracatçı Birliğince 60 (altmış) günü aşmayacak bir süre içinde sonuçlandırılır. Kotadan pay verilmesi uygun görülen ihracatçılar için Kota Uygunluk Belgesi düzenlenir.

Kotaların Yeniden Dağıtımı

Madde 7- Kullanılmayan veya dağıtılamayan kotaların yeniden dağıtımına ilişkin usul ve esaslar Müsteşarlık (ihracat Genel Müdürlüğü) tarafından belirlenir.

Belirlenen yıl veya dönem içerisinde kullanılmayan kotalar ertesi yıla veya döneme aktarılamaz.

Kota Uygunluk Belgesi

Madde 8- Yukarıda belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde kota tahsisi yapılan ihracatçılara, Kota Uygunluk Belgesi verilir.

Kota Uygunluk Belgesinin geçerlilik süresi ait olduğu kota dönemiyle sınırlıdır, bir sonraki kota dönemine ve/veya bir başka firmaya devredilemez. Kota Uygunluk Belgelerinin geçerlik süresinin bitiminden itibaren Müsteşarlıkça belirlenecek süreler içerisinde ilgili ihracatçı Birliğine iadesi zorunludur. Kota Uygunluk Belgesi aldığı halde, Belgenin geçerlilik sûresi içerisinde ihracatını en az % 80 oranında gerçekleştirmeyen belge sahiplerine aynı yıl içerisinde yeniden kota tahsisi yapılmaz (Mücbir sebep durumları hariç). Genel Müdürlük söz konusu ihracatçılara müteakip yılın kotalarından tahsis yapılmamasını da kararlaştırabilir.

ihracatçı Birliği tarafından, 5 (beş) nüsha olarak düzenlenen Kota Uygunluk Belgesinin 4 (dört) nüshası başvuru sahiplerine verilir. 3 üncü nüsha ihracat müsaadesini düzenleyen İhracatçı Birliğinde kalır. Başvuru sahipleri 4 üncü nüshayı ilgili gümrük idaresine, 5 inci nüshayı aracı bankaya tevdi eder. İhracatın gerçekleştirildiğine dair ilgili gümrük idaresince onaylı 1 inci nüshayı ise, fiili ihraç tarihinden itibaren Müsteşarlık tarafından belirlenecek süre içerisinde ilgili ihracatçı Birliğine iade eder.

Kota Uygunluk Belgesinin Aranması

Madde 9- Kota Uygunluk Belgesi, gümrük beyannamesi düzenlenmesi aşamasında ilgili ihracatçı Birliğince, fiili ihraç sırasında ilgili Gümrük İdaresince aranır. Kota Uygunluk Belgesine istinaden düzenlenecek gümrük beyannamelerinin süresi, Kota Uygunluk Belgelerinin geçerlilik süresinden fazla olamaz ve uzatılamaz.

Kota Uygunluk Belgesinde Değişiklik Yapılması

Madde 10- Miktar kotası uygulanması halinde fiili ihracat sırasında, malın birim fiyatının, toplam değerinin Kota Uygunluk Belgesinde kayıtlı birim fiyatını ve malın toplam değerini aşması, ihracatın yapılmasını engellemez. Ancak, Kota Uygunluk Belgesinde kayıtlı kotadan fazla ihracat yapılamaz. İhracatçı Birliklerinde kayda aldırılan gümrük beyannamelerinde kayıttan sonra sadece lehte fiyat değişikliği yapılabilecektir. Lehte fiyat değişikliği talepleri ilgili ihracatçı Birliğince sonuçlandırılır.

Kota Uygunluk Belgesinin Kaybedilmesi

Madde 11- Kota Uygunluk Belgesinin kaybedilmesi halinde, Belge sahibinin başvurusu üzerine, İhracatçı Birliğince üzerine "kaybından dolayı yeniden düzenlenmiştir" şeklinde şerh düşülerek, yeni Kota Uygunluk Belgesi düzenlenebilir. Bu durum, ilgili İhracatçı Birliğince Gümrük idarelerine bildirilir ve Kota Uygunluk Belgesinin aslıyla işlem yapılmaz.

Tarife Kontenjanı

Madde 12- Tarife kontenjanı kullanım usul ve esasları Müsteşarlık tarafından yayımlanacak Tebliğ ile düzenlenir.

Türkiye’den ihraç edilen ürünlere üçüncü ülkeler tarafından uygulanan tercihli tarifeden yararlanan maddelere ilişkin tarife kontenjanlarının kullanımı Müsteşarlıkça kota düzenlemelerine tabi tutulabilir.

Kota ve Tarife Kontenjanı Tahsislerinin Teminata Bağlanması

Madde 13- 95/7616 sayılı Karar çerçevesinde yapılacak kota ve/veya tarife kontenjanı tahsislerinde ihracatçılar adına düzenlenecek belgeler teminata bağlanabilir. Teminata bağlamaya ve teminat oranına Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan’ın teklifi ile Bakanlar Kurulu’nca karar verilir.

Sair Durumlar

Madde 14- İhracatta kota ve tarife kontenjanına ilişkin olarak Bu Yönetmelikte belirlenen konular dışında kalan hususlar 95/7616 sayılı Karar hükümleri çerçevesinde Müsteşarlıkça sonuçlandırılır.

Yönetmeliğin Uygulanması

Madde 15- Bu Yönetmelik’te yer alan hususlarla ilgili olarak uygulamaya yönelik Tebliğ çıkartmaya Müsteşarlık yetkilidir.

Uygulanacak Müeyyideler

Madde 16- Müsteşarlık Denetim Birimince;

a) Kota veya Tarife Kontenjanı konusu ihracat işlemlerine esas olan belgelerde tahrifat yapıldığının,

b) Sahte belge kullanıldığının,

c) Kota Uygunluk Belgesinin veya Tarife Kontenjanı Tahsisinin üçüncü kişilere devredildiğinin,

d) Kota Uygunluk Belgesi’nde belirlenen miktarın ve/veya değerin veya Tarife Kontenjanı Tahsisinin aşıldığının,

e) Verilen taahhütnamelere aykırı davranıldığının belirlenmesi durumunda, ihracat Rejimi Kararı’nda öngörülen müeyyidelerinden biri veya birkaçı uygulanabilir. Uygulanan müeyyidelerden firmanın uyarılması dışındakiler Resmi Gazete’de yayımlanır.

Yürürlük

Madde 17-Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme

Madde 18- Bu Yönetmeliği Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan yürütür.

SERBEST KOTAYA MÜRACAAT ŞARTI:

Hassas tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde sadece sanayici-ihracatçı firmalar serbest dağıtımlara müracaat edebilirler. Sanayici-ihracatçı firmaların müracaat edilen kategorideki mal cinsine ilişkin asgari 4 katı kurulu kapasite raporu, her ay 15 işçi (kategori 361 için 25 işçi) çalıştırmak üzere son 4 aylık SSK bildirimine göre toplam 60 işçi (kategori 361 için 100 işçi) çalıştırdığını ve bildirgenin asgari 1500 işgününü kapsadığını gösterir belge ile asgari 10 HP (kategori 361 için 20 HP) makine parkı bulunduğuna dair Sanayi ve Ticaret Odalarından alınmış rapor ve yeni kurulmuş firmalarda ise en az 4 ay önce kurulmuş olma şartı aranır.

Hassas olmayan kategorilerde serbest kota müracaatlarında sanayici-ihracatçı olma şartı aranmaz. Sadece hassas konfeksiyon kategorilerinde aylık dağıtıma geçildiğinde ve hassas tekstil kategorilerinin aylık dağıtımlarında dağıtılacak aylık kota miktarının dağıtıma başvuran firmaların çalıştırdıkları toplam işçi sayısına bölünmesi ile tespit edilen yeni katsayıların uygulanması yolu izlenerek işçi sayısı ile orantılı olarak firmalara kota tahsis edilecektir. Ancak bu aşamada, işçi sayısındaki 45 işçilik üst sınırı dikkate alınır ve tahsis edilen miktar o kategorideki azami limiti geçemez.

Hassas kategorilerde (kategori 361 ve 369-S hariç) firmaların serbest dağıtımlara başvurabilmeleri için past kotalarının belirli dönemlerde aşağıda yer alan oranlarda fiili ihracatın gerçekleştirdiğine dair belgeleri Birliklere ibraz etme şartı aranır.

PAST VE SERBESTTE ASGARİ MÜRACAAT FİYATLARI:

Tüm tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde asgari ihraç fiyatları gerek görülmesi halinde ilgili Ortak Yönetim Kurullarınca yeniden belirlenebilecektir. Hassas olmayan kategorilerde asgari ihraç fiyatı uygulaması zorunluluğu bulunmamakta olup, yıl içinde oluşabilecek gelişmelere istinaden hassas kategori kapsamına alınması halinde, bu kategorilerde aşağıda belirtilen asgari ihraç fiyatları uygulanacaktır.

SERBEST KOTADA REALİZASYON VE KOTA BELGESİ

KAYDINI MÜTEAKİP İADE :

Tüm kategorilerde, kota belgesinde kayıtlı miktarın % 100′ünün fiili ihracatının yapılması gereklidir. Aksi takdirde, firma kota belgesinin geçerlilik süresinin bitiminden itibaren 3 (üç) ay serbest dağıtıma müracaat edememe cezası alır. Ancak, hassas kategorilerde firma gerçekleşmeyen kısma ait FOB tutarının % 1′i (bir) oranında nispi aidat yatırmak suretiyle ve kullanılmayan kısma ait orjinal belgelerin ibrazı şartıyla cezadan kurtulur.

Hassas olmayan tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde tüm belgelerin iadesi kaydıyla herhangi bir ceza uygulanmaz.

Cezai müeyyideler (devir cezası hariç) uygulama dönemi ile sınırlı değildir.

SERBEST DAĞITIMDA YENİDEN KOTA ALMA :

Hassas olarak belirlenmiş tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde, firmanın çalıştırdığı işçi sayısıyla orantılı olarak azami limitler kadar kota alan firmaya, yeni başvurusu halinde daha önce kayda aldırmış olduğu kota belgelerindeki miktarın ihracatı gerçekleştirilen kısmı kadar yeni kota tahsis edilir. Ancak bu limitler dahilinde onaylanan ve madde 20′de belirtilen ihraç süresi sona eren kota belgesindeki kayıtlı miktarların % 100′ünün fiili ihracatını Birliklere ibraz edemeyen firmalara o kategoride yeni kota tahsis edilmeyecektir. (Madde 16 hükümleri saklı kalmak kaydıyla). Kota belgesinde kayıtlı miktarın % 100′ünün yüklemesinin madde 20′de belirtilen sürede tamamladığını ispatlayan ve kullanılmayan kısma ait orijinal kota belgelerini Birliklere iade eden firmalar ise defalarca yeni talepte bulunabilir.

Hassas olmayan tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde, azami limitler dahilinde kata belgesindeki kayıtlı miktarın %100′ünü süresi içinde fiili ihracatının gerçekleştirildiğine dair belgeleri ibraz edemeyen veya kullanamadığı kısma ait orijinal belgeleri iade edemeyen firmalara yeni kota tahsisatı yapılmaz.

SERBEST KOTADAN KAYDA ALDIRILAN KOTA BELGELERİNDE YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER:

Tekstil ve Konfeksiyon kategorilerinde, serbest kotadan kayda aldırılan kota belgelerinde ihracatçı ve imalatçı değişikliği yapılamaz. Ancak, ihracatçı değişikliği,pay sahibi-imalatçı değişmemek kaydıyla, belgenin ihracatçısı imalatçısı ile aynı olacak şekilde değiştirilebilir. (Kota belgesindeki miktarın tamamı için)

Kota belgesinin kaydını müteakip vaki olacak ithalatçı değişikliği talepleri ilgili Birliklerce sonuçlandırılır. Asgari müracaat fiyatlarının altına inen aleyhte birim fiyat değişikliği konusundaki talepler, ilgili firmanın gerekçelerini kapsayan evrakına istinaden ilgili Yönetim Kurulunca sonuçlandırılır ve Ortak Yönetim Kuruluna bilgi verilir.

SERBEST DAĞITIMA MÜRACAAT EDENİN KİMLİĞİ:

Serbest dağıtımlara başvuruyu doğrudan firma yapabildiği gibi, genel veya özel vekaletnameye haiz kişiler de yapabilir.

KOTA BELGESİ SÜRESİ:

Tüm tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde past performans bölümünden kayda bağlanmış kota belgelerinin süresi 90 gündür. Serbest bölümden kayda bağlanmış konfeksiyon kategorilerinde kota belgelerinin süresi 21 (yirmi bir) gün, tekstil kategorilerinde ise 90 (doksan) gündür. Tüm tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde kota belgesinin süre sonunun resmi tatile rastlaması durumunda söz konusu süre belge süresini takip eden ilk iş günü akşamına kadar uzamış sayılır.

İHRACATIN PAST PERFORMANSA SAYILMASI

Hassas tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde, gerek past gerekse serbest bölümden yapılan ihracatın, izleyen yıl past performans hesaplarında dikkate alınması için; Gümrük Beyannamesi üzerinde yüklemenin yapıldığı gümrükte son mührün vurulmasını müteakip, en geç bir ay içinde kapatılmış Gümrük Beyannamesi ile birlikte kota belgesi suretinin Birliklere ibrazı gerekmektedir. Hassas olmayan tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde ise bu süre izleyen yılın Şubat ayı sonuna kadardır.

ÜRETİM SERBEST BÖLGELERİNDEN İHRACAT :

Üretim serbest bölgelerinden ABD ve Kanada’ya yönelik kısıtlamaya tabi tekstil ve konfeksiyon ürünleri ihracatında uygulanacak kota dağıtım esasları aşağıda yer almaktadır;

a) Üretim serbest bölgelerinden kotaya tabi mal ihracında yalnızca hassas olmayan kategorilerde serbest dağıtıma müracaat edilebilir. 2000 yılı,uygulama dönemi içerisinde bir kategorinin "hassas kategori" kapsamına alınması halinde serbest bölge kaynaklı ihracat yıllık kotanın % 50′sini aşamaz.

b) Madde 6 ve 14′de belirtilen şartlara haiz firmaların past performans haklarını kullanabilmelerini ve serbest dağıtımlara müracaat edebilmelerini teminen, ABD için vizeli fatura ve Kanada için ihracat Bilgi Belgesi almak üzere, ilgili kotanın Türk menşeli mal ihracatında kullanılacağına dair taahhüt şerhinin de yer aldığı bir kullandırım dilekçesi ile ihracatçı Birliklerine başvurulur.

c) Kaydı metaakip ihraç süresi içinde ihracatın gerçekleştirildiğini teyit amacıyla, malların çıkışının yapıldığını gösterir Serbest Bölge Gümrük Müdürlüğü’nce tasdikli kota belgesi, Serbest Bölge İşlem Formu, Menşe Şahadetnamesi ve Ekspertiz raporunun genel hükümler çerçevesinde belirtilen sürede Birliğe ibrazı halinde ihracat, 2001 yılı past performans hesabında dikkate alınır.

d) Bu şekilde yapılacak ihracatın % 50′si 2001 yılı past performans hesabında dikkate alınır, past performans hesabı genel hükümler çerçevesinde yapılır.

e) Türkiye serbest bölgelerinde gördüğü işlem veya değişikliği müteakip, bu bölgelerden çıkartılacak malın menşei; malın %100 oranında değer artışına uğratılmış olması yani serbest bölge çıkış FOB fiyatının en az %50′sinin. Türkiye serbest bölgelerinde veya ülkemizde yaratılmış olması yada söz konusu malın GTİP’ında değişiklik olması kriterlerinden yalnız biri dikkate alınarak tayin edilir. Bu husus ilgili oda eksperlerince düzenlenecek bir rapor ile de teyit edilir.

f) (c) ve (e) şıkları çerçevesinde menşe şahadetnamesinin ilgili Birliğe ibraz edilmemesi veya ibraz edilen belgenin (e) şıkkında belirtilen kriterlere uygun olmadığının tespiti halinde, ilgili firmalara yürürlükte bulunan İhracat Rejim Kararı’nda belirtilen müeyyideler uygulanır.

g) Üçüncü ülke menşeli malların ülkemiz kotalarının kullanılması suretiyle ihracına izin verilmez.

h) Yukarıda belirtilmeyen hususlarda genel esaslara ilişkin hükümler geçirlidir.

MUNZAM AİDAT :

Gerek past, gerekse serbest bölümden kota belgesinin kayda alınması sırasında FOB döviz değerinin belge tasdik tarihindeki T.C. Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden TL. karşılığının % 0.05 (binde yarım) oranında munzam aidat nakden tahsil edilir. Tahsil edilen munzam aidatlar Ortak Fon Hesabında toplanır ve ancak Müsteşarlığın talimatıyla kullanılabilir.

CEZAİ MÜEYYİDELER VE BİRLİKLERİN KONTROLÜ :

Firmaların ihracatlarına ilişkin Gümrük Beyannameleri’nde, vizeli fatura veya İhracat Bilgi Belgeleri’nde tasdik edilen imalatçıdan farklı imalatçı bulunması halinde söz konusu belge ile ilgili olarak 2001 yılında past tahakkuk ettirilemez. Belge serbest kota kapsamında ise, firma bu durumun tespitini takip eden 3 ay boyunca serbest dağıtıma kabul edilmez.

Gerekli görüldüğü hallerde, firmaların Kota Dağıtım Esasları dahilinde Birliklere ibraz ettikleri belgelerin ve beyanlarının doğruluğu, gerek firma mahallinde gerekse belgeleri düzenleyen ilgili kurumlarla temasa geçilerek Birliklerce kontrol edilir.

Bu kontroller sonucunda firmaların,

- Belgelerde tahrifat yaptıkları,

- Gerçeğe aykırı belge ibraz ettikleri,

– Yanıltıcı beyanda bulundukları hususlarının tespiti halinde Yönetim Kurullarınca,

– Firmanın mevcut past kotalarının süreli veya süresiz olarak dondurulması ve/veya iptali,

PAST PERFORMANSTAN ONAYLANAN KOTA BELGELER YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER :

Tüm tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde, past performans bölümden kayda aldırılan kota belgelerinde;

-İmalatçı değişikliği, pay sahibi değişmemek kaydıyla belgedeki miktarın tamamı için yapılabilir.

-İhracatçı değişikliği ise; pay sahibi değişmemek kaydıyla, belgenin ihracatçısı imalatçısı ile aynı olacak şekilde belgede değişiklik yapılabilir.

-İthalatçı değişikliği sınırsız olarak yapılabilir.

-Fiyat değişikliği, asgari ihraç fiyatlarının altına inmemek kaydıyla, leyhte ve aleyhte yapılabilir.

KULLANILMAYACAK PAST PERFORMANS KOTALARIN BİRLİĞE İADESİ :

Past performans bölümden pay alan firmalar kayda aldırmadıktan past performans haklarını 1Ocak – 28 Haziran 2002 İhracatçı Birliğine iade ederse, iade edilen kotanın % 50′si fiili ihracatı gerçekleştirilmiş gibi izleyen sene past performans hesabı Haziran 2002 tarihinden sonraki iadeler için herhangi bir past performans hakkı doğmaz.(Madde 8 hükümleri saklı kalmak kaydı)

SERBESTTEN KAYDA ALDIRILAN KOTA BELGELERİNDE YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER :

Tüm tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde, serbestten kayda aldırılan kota belgelerinde;

-İmalatçı değişikliği yapılamaz.

-ihracatçı değişikliği, pay sahibi-imalatçı değişmemek kaydıyla, belgenin ihracatçısı imalatçısı ite aynı olacak seki değiştirilebilir. (Kota belgesindeki miktarın tamamı için)

-ithalatçı değişikliği sınırsız olarak yapılabilir.

Ancak, tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde serbest kota doluluk oranının %70′e ulaşması halinde kayda bağlanan kota belge yapılamaz.

-Asgari ihraç fiyatlarının altına inmemek kaydıyla leyhte ve aleyhte fiyat değişikliği yapılır.

SERBEST DAĞITIMA MÜRACAAT EDENİN KİMLİĞİ :

Serbest dağıtımlara başvuruyu doğrudan firma yapabildiği gibi, genel veya özel vekaletnameye haiz kişiler de yapabilir.

KOTA BELGESİ SÜRESİ :

Past Performans Kota Belge Süresi:

Tüm tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde past performans bölümden kayda bağlanmış kota belgelerinin süresi; 90 gündür.

KOTA BELGESİ (ABD İÇİN VİZELİ FATURA, KANADA İÇİN İHRACAT BİLGİ BELGESİ) :

ABD Tekstil ve Hazır Giyim Anlaşması kapsamında bulunan tüm kategorilerde gönderilecek her ihracat partisinde, ABD ülkemiz ite ABD arasında imzalanmış mevcut Vize Anlaşması uyarınca vize aranmakta olup, tüm anlaşmalı kategorilerde öncesinde îhracatçı Birliklerince, Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın 27.1.1987 tarih ve 341 sayılı talimatı uyarınca vize verme işlemi yerine getirilecektir.

Kanada Anlaşması kapsamında bulunan tüm kategorilerde gönderilecek her ihracat partisinde. Kanada Gümrük Makamlarınca ülkemiz ve Kanada arasında mevcut Anlaşma uyarınca ihracat Bilgi Belgesi aranmakta olup, tüm anlaşmalı kategorilerde yapılacak her yüklen Birliklerince Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın Kanada’ya yönelik Bilgi Belgesi konusundaki 8.6.1987 tarih ve 2399 sayılı talimatı üye düzenlenir.

CEZAİ MÜEYYİDELER VE BİRLİKLERİN KONTROLÜ :

Firmaların ihracatlarına ilişkin Gümrük Beyannamelerinde, Vizeli Fatura veya ihracat Bilgi Belgeleri’nde tasdik edilen ima bulunması halinde söz konusu belge ile ilgili olarak 2003 yılında past tahakkuk ettirilmez. Belge serbest kota kapsamında ise durumun tespitini takip eden 3 ay boyunca serbest dağıtıma kabul edilmez.

Gerekli görüldüğü hallerde, firmaların Kota Dağıtım Esasla n dahilinde Birliklere ibraz ettikleri belgelerin ve beyanlarının c mahallinde gerekse belgeleri düzenleyen ilgili kurumlarla temasa geçilerek Birliklerce kontrol edilir.

Bu kontroller sonucunda firmaların, Belgelerde tahrifat yaptıktan,

- Gerçeğe aykırı belge ibraz ettikleri,

- Yanıltıcı beyanda bulundukları hususlarının tespiti halinde yönetim kurullarınca,

- Firmanın mevcut past kotalarının süreli veya süresiz olarak dondurulması ve/veya iptali,

- Firmanın serbest dağıtımlara süreli veya süresiz kabul edilmemesi, cezalarının bir veya birkaçı uygulanır.

Bu durumun tespit edilmesi halinde konu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliklerince Cumhuriyet Savcılıklarına intikal ettirilir.

DAĞITIMLARA İLİŞKİN OLARAK BİRLİKLERCE YAPILMASI GEREKENLER :

Kotaların serbest bölümünden yapılan tahsisleri konusunda, Birlikler sürekli olarak temasta bulunur ve tahsisat miktarı %90′a ulaştığında kotanın aşılmamasını teminen daha sıkı koordinasyon sağlanır ve kota miktarının sonuna ulaşıldığında dağıtım durdurularak, keyfiyet Koordinatör Birliklerce Müsteşarlığa bildirilir.

Aylık Dağıtım yapılan hassas kategorilerde, serbest bölümden yapılan her dağıtımda müracaat miktarları ile firmalara tahsis edilen miktarlar Müsteşarlığa bildirilir ve durum üyelere duyurulur.

Tüm kategorilerde yapılan tahsis ve fiili ihracata ilişkin istatistik! bilgiler haftalık olarak, izleyen hafta Perşembe günü Türkiye genelini gösterir şekilde Koordinatör Birlikçe Müsteşarlığa iletilir ve ayrıca tüm Birliklerce ilan edilir.

Tüm kategorilere dahil maddeler için tespit edilen kotalar dahilinde yapılacak ihracatın denetimi, mevcut kayıt sistemi çerçevesinde sürdürülür. Kota tahsisleri ile bu kotaların kullandırılmasına yönelik işlemler, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon, Denizli Tekstil ve Konfeksiyon, Ege, Akdeniz, Uludağ, Antalya ve Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliklerince; Koordinatör İhracatçı Birliği Genel Sekreterliğinin koordinasyonu altında, ilgili Genel Sekreterliğin yetki ve sorumlulukları içerisinde yürütülür.

Uygulama dönemi içerisinde, Ortak Yönetim Kurulu Kararına istinaden 2002 Yılı Kota Dağıtım Sistemine ilişkin olarak yapılması talep edilen değişiklikler Müsteşarlıkça sonuçlandırılacak olup, sonuçlandırılmasını müteakip 15 gün içerisinde yürürlüğe girer, talep edilen değişiklikler bu süre dikkate alınarak yapılır ve üyeler sirküler yoluyla, gerektiğinde gazete ilanı ile değişiklikler hususunda bilgilendirilir.

Yukarıda bahse konu, İhracatçı Birliklerince yapılacak kotaların dağıtımı ve kullandırılmasına yönelik işlemlerin izlenmesi amacıyla İhracat Genel Müdürlüğü’nün uygun göreceği personel gerekli görülebilecek zamanlarda ilgili Birliklerde inceleme yapabilir.

KOTALARIN SOSYAL MALİYETİ

Gümrük tarifelerinin dışında uluslar arası serbest ticarete getirilen bir diğer engelde kotalardır. Kota, bir ülkenin belirli bazı mallarda bir yıl içerisinde ithal edilebilecek mal miktarına getirdiği sınırlamadır. Bir malın ithalatına getirilen kotanın o mala ilişkin uluslar arası ticareti, o malın üretimini ve fiyatını etkilediğini görebilmek için bir örnek ele alalım:

Türkiye’nin bir yıl içerisinde İsviçre’den ithal edebilecek saat miktarını 6 milyon adetle sınırlandırdığını kabul edelim. Kotanın yürürlüğe girmesinden önce saatin fiyatı 10 TL (veya 30 İsviçre Frangı) ve İsviçre’den ithal edilen saat miktarı 10 milyon adet iken, getirilen kota Türkiye’nin İsviçre’den ithal edebileceği saat miktarı 6 milyon adetle sınırlandırmaktadır.

YÜRÜRLÜĞE KONAN KOTALARIN ULUSLARARASI TİCARET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ NEDİR?

Hem gümrük tarifeleri hem de ithalat kotaları uluslar arası ticaret hacmini daraltmakta, fiyatları yükseltmekte, yerli sektörü dış rekabetten korumakta ve bir bütün olarak ülkenin yaşam standardını düşürmektedir. Bir çok durumda kota uygulaması yerli sektörün tamamıyla yabancı rekabetten kurtulmasına neden olur. Bunun dışında yasaklayıcı olmayan bir gümrük tarifesi devlete bir getir bırakırken kota uygulanması durumunda devlet hiçbir gelir elde edememektedir.

TÜRKİYE’DE UYGULANAN KOTALAR

ABD ve Kanada’ya yönelik kısıtlamaya tabi tekstil ve konfeksiyon ürünleri ihracatında 2000 yılında uygulanacak "Kota Dağıtım Sistemi Esaslarının;

3 üncü maddesi, "Tekstil ve konfeksiyon kategorilerinin hepsinde past performans hesabının tamamı miktar üzerinden yapılır.

2000 yılı uygulama döneminde kategori 338/339/638/639-S ve 351/651′de serbest bölümden 54 dolar/dz’nin altında kayda bağlanan kota belgeleri 2001 yılı past performans hesabında dikkate alınmaz. Ayrıca, kategori 338/339/638/639-S’te serbest bölümden 54 dolar/dz’nin üzerinde kayda bağlanan kota belgelerinin ise %40 oranında past performans tahakkuk ettirilir."

8′inci maddesi, "Tüm kategorilerde past performans bölümden pay alan firmalar kayda aldırmadıkları past performans haklarını 1 Ocak -30 Haziran 2000 tarihleri arasında ilgili İhracatçı Birliğine iade ederlerse, iade edilen kotanın % 50′si fiili ihracat gerçekleştirilmiş gibi izleyen sene past performans hesabında dikkate alınır. 30 Haziran 2000 tarihinden sonraki iadeler için herhangi bir past performans hakkı doğmaz.(9 uncu madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla.)"

11′inci maddesi, "Tekstil ve konfeksiyon hassas kategorilerinde past performans bölümden kayda aldırılan kota belgeleri, kayda alındığı ay içerisinde, orijinalinin iadesi ve kullanılmadığın belgelenmesi kaydıyla iade edilebilir ve iadeye konu kotanın tamamı firmaya bilahare kullandırılır. (kategori 361 ve 369-S hariç) Kayda alınan aydan sonra iade yapılması halinde ise, iade edilen miktar serbest havuza döner, ihraç süresinin dışında iade yapılması halinde ise, iade edilen miktar serbest havuza döner ve iade edilen miktarın üç katı, firmanın 2001 yılı past performans kotasından düşülür. Hassas olmayan kategorilerde ise past performans ihraç süresi içerisinde iade edilen miktar firmanın past performans kotasına döner, past performans ihraç süresinden sonra iade edilen miktar serbest havuza döner."

12 inci maddesinin son paragrafında yer alan “tüm kategorilerinde bu tarihten başlayarak her gün bakiyelerin duyurulması şartıyla serbest dağıtımlar sürekli bakiye dağıtımı şeklinde yapılacak olup kayda bağlanan belgelerde yükleme süresi 21 gündür”ifadesi “ Tüm kategorilerde bu tarihten başlayarak her gün bakiyelerin duyurulması şartıyla serbest dağıtımlar sürekli bakiye dağıtımı şeklinde yapılacaktır.

Öyleyse elimizi kolumuzu bağlayan bir engel değil?

Zaman zaman bizi sıkıştırmıştır. bu doğru ama ihracatı çok kısıtladığı da söylenemez. Yine de bir takım teknik sorunlar çıkardığı kesin. Bugüne kadar hiç kimse kotasızlıktan mal yollayamaz durumda olmamıştır. Onun dışında bizim asıl başka sorunlarımız var. Örneğin üretim maliyetlerinin yüksekliği daha büyük sorun. Marka desteği, pazarlama desteği sağlanması lazım. Kotadan daha çok tartışmamız gerekenler bunlar olmalı.

Kemal Akın, şube şefi arkadaşları Günay Demirtaş ve Aysun Çiftçi ile birlikte.

Kota dağıtım yetkisi kimde?

Hükümetler arası yapılan anlaşmalar gereği yetki Devlet Bakanlığında onun adına da Diş Ticaret Müsteşarlığı yetkili.DTM’da bu konuda ITKIB’i görevlendirmiş. Yani koordinatör biziz. Türkiye geneli kota dağıtımı, raporlanması, fiili ihracatın düzenlenmesi gibi faaliyetleri de biz yapıyoruz.

Dağıtım kriterleri nasıl belirleniyor?

Her yılın ikinci yarısından itibaren gelecek yıla ilişkin çalışmalar baslar. Bu yıl da böyle olmuştur. Temmuz -Ağustos aylarında alt komiteler toplanır, sistemin aksayan yönleri belirlenir böylece alt yapı hazırlanır. Ekim -Kasım gibi Müsteşarlığa, onaylanmak üzere iletilir. Uygun görülürse sektöre bildirilir. Birlikler bu kriterleri belirlerken sürekli sektörle temas halinde olmaya dikkat etmiştir.

Uygulamada karşılaştığınız en büyük güçlük nedir?

Kotanın bir teknik engel olduğunu konuşmuştuk, kota dağıtım talimatlarını bakın 30-40 maddelik detaylar içeriyor. Kısıtlı bir miktarı homojen olmayan bir topluluğa dağıtıyorsunuz hepside ayni havuzdan kota almak durumunda hatta ayni alanda faaliyet gösteren firmalar bile homojen değil, pantolonu ele alin örmecisi, dokumacısı var. Böyle olunca zaman zaman problem oluyor. Ayrıca Firmalar uygulamalarında GB sonrası ihracat departmanlarını kapattılar veya küçülttüler. Bu isi müşavirlerine bıraktılar ya da bir kişiyi görevlendirdiler. Fakat isin içine kota girince işlemlerini yetiştirememeye başladılar. Eğer kuryelerine bırakmışlar ise genelde yeterli duyarlılık gösterilememiş.

Süreli olaylar bunlar, çok dikkat edilmesi lazım. Bilhassa hassas kategorilerde hassas olunması şart. Çünkü kotalı ihracat özellikle bazı kategorilerde çok teknik.

Bu teknik isi yapacak teknik donanımınız ve personeliniz yeterli mi?

Bizim teknik olarak hiçbir eksikliğimiz yok, personel olarak da öyle. Türkiye geneline tek bir merkezden bu hizmeti vermemize rağmen çok sağlıklı bir yapılanmaya sahibiz.

Düzelti: Geçtiğimiz sayıda ITKIB Genel Sekreter Yardımcıları ile yapılan röportajda "ITKIB” devlete bağlı olmakla birlikte yönetim kurulları ile özel sektöre de yakın, bu durum çalışma koşullarını nasıl etkiliyor?’ seklindeki soruda Sami Kurt’a ait cevap "Yüzde 75 devlet yüzde 25 özel sektör" olarak yanlış dizilmiştir. Doğrusu "yüzde 75 özel sektör, yüzde 25 devlet mantığında çalışıyoruz" olacaktır. Düzeltir, Özür dileriz.

ITKIB Kotalı işlemler Uygulama Şube Müdürü Kemal Akın Her sabah kota kalktı haberleriyle uyanıyoruz

Hazır giyim sektörü dendiğinde akla ilk gelen kelime kota olsa gerek, Amerika’nın iç pazarını korumak gerekçesiyle tüm dünyada uyguladığı bu kısıtlamalar kimine göre bir öcü, kimine göre ise dünya ticaretinde bir denge unsuru. Tüm Türkiye’ye tek merkezden bu kotaları dağıtan birimin Müdürü Kemal Akın’a göre ise daha öncelikli sorunlarımız var.

Bu şubede hangi işlemler yapılıyor?

Amerika ve Kanada’ya yönelik Türkiye genelinde kotaların dağıtımını organizasyonu ile kotalı tekstil, konfeksiyon belgelerinin kayıtlarını yapıyoruz.

Ayrıca konfeksiyon ve hazır giyim ürünlerine ilişkin gümrük idarelerinden intikal ettirilen kıymet araştırma işlemleri sonuçlandırılıyor.

Kaç kişiyle veriliyor bu hizmet?

Ben ve iki şef arkadaşımla birlikte 12 kişi çalışıyor. Diğer şubelerle kıyaslandığında büyük bir şube diyebiliriz.

2005′ten sonra bu şube ne is yapacak?

2005 aslında bir sembol, buna sendrom da diyorlar, Gümrük Birliği’ne girerken de bu tartışmalar yaşanmıştı.2005′te tüm dünyada kotalar kalksa bile bizim için her şey bitmeyecek. Başka tarife dişi engeller çıkacak Dünya ticaretine yön veren yeni kısıtlamalar mutlaka olacaktır.

Kotalar dünya ticaretinde neyi belirtiyor?

Kotalar ABD, Kanada gibi ülkelerin kendi iç pazarlarını korumak amacıyla uyguladıkları kısıtlamalar. Ancak dünya libaralizminin basını çeken bu ülkelerin söylemleriyle karşılaştırıldığında kota kavramını anlamak çok mümkün değil.

Eğer küresel bir dünyaya doğru gidiyorsak, kotalar dünya ticaretinin önünde ciddi bir engel. Üstelik kotaları belirlerken ticaret dişi bazı unsurlarda dikkat çekiyor. Örneğin bazı ülkelere ayrıcalıklar tanınmış, bazılarıyla tercihli anlaşma yapılmış, sonra gelmiş bizi kısıtlamış.

ABD’nin kota uyguladığı ülkeler içinde Türkiye’nin durumu nasıl, avantajlı bir konumda mi?

ABD’nin Türkiye’den ithalatı toplam ithalat potansiyeli içinde yüzde l. 5, bilmiyorum artık bunu nasıl değerlendirmek lazım. Halbuki bizim üretebilecek gücümüz var orada hazır müşterimiz de var, çok daha fazlasını gönderebiliriz aslında.

2005′ten sonra kotasız bir dünyada Dengeler yeniden oluşacak…

Türkiye’nin ihraç kalemleri arasında en önemli yere sahip olan tekstil ve konfeksiyon ihracatının da can damarını ABD teşkil etmektedir. Dünyanın en büyük ve cazip alicisi durumunda olan ABD’nin kendi iç pazarını korumak amacıyla uyguladığı kotalar yulardır dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de sorun yaratmaktadır. Gerçekleştirilen bu büyük arzın karşısındaki sinirli talep, hep tartışma konusu olmuş,kotalar bir gün kalksa Amerikan pazarının kısa süre içinde ele geçirilebileceği fikri yerleşmiştir dışardan bakanların kafalarına. Daha yılın ilk aylarında dolan pantolon gibi kategorilerde bu görüş doğru gibi görünse de tüm kategorilerde olaya bakıldığında durumun tam da böyle olduğu söylenemez.

Amerika pazarının fiyata karşı gösterdiği hassasiyet ve ekonomik sebeplerin dışında bazı bölge ve ülkelere tanıdığı ayrıcalıklar bu kez kotalardan da büyük sorunlar yaratabilir ülkemiz için.İşte 2005 yılının yaklaşmasıyla daha sık tartışılmaya başlayan kotasız ticaretin önemli açmazı da burada gizlidir.

Yıllar içinde üretim ve pazarlamada belirli bir kalite tutturmuş olan Türk tekstil ve konfeksiyon sektörü uzun zamandır ülkenin içinde bulunduğu genel ekonomik sorunlara bağlı olarak ciddi derecede kan kaybetmiştir. Kotaların kalkmasından sonra pazar mücadelesi vereceği ülkelere göre son derece yüksek isçilik maliyetleri ve dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş son derecede pahalı enerji girdileri ile zorlanan Türkiye, maalesef SSK gibi KDV gibi bürokratik sorunlarla da mücadele etmektedir.

Kotaların kalkması ve tek belirleyenin büyük ölçüde fiyat olmasıyla bu sorunlar eskisinden daha etkili bir şekilde hissedilecektir.

Bu yüksek maliyet ile kotasız bir Amerika pazarında Uzak Doğu ülkelerine karşı tutunmak hiç de kolay olmayacaktır. Kotaların kalkmasından sonra yaşanabilecek olumsuzlukları böylece saydıktan sonra önemli bir avantaja da değinmek gereklidir. Türkiye söz konusu Uzak Doğu ülkelerine karşı belirgin bir kalitede mal ve hizmet üretmektedir. Moda marka kavramına ağırlık vererek, tek avantajı fiyat olan ülkelere karşı önemli bir üstünlük sağlayabileceği de açıktır. Unutmamak gerekir ki sahip olduğu deneyim ve büyük potansiyelle Türkiye, rekabet koşulları yeniden sağlandığında ve devletten gerekli desteği aldığında kotasız bir pazarda da tutunacak güce sahiptir ancak kotalar kalktıktan sonra durum hiç de zannedildiği gibi güllük gülistanlık olmayacaktır.

Bir an kotaların olmadığını farz edelim sektörün durumu ne olurdu?

Kota bir engel ama tartışıldığı kadar olmasa gerek. Bir anlamda disipline eder bir tarafı da var. Zaman, zaman kalkmasın diyen insanlarla da karsılaşıyoruz. Tabii bir de rakiplerimiz açısından bakmak lazım. Çin’e de bu kotalar uygulanıyor, bu da bizim için bir denge anlamına geliyor. Olaya ürün açısından değil biraz bürokratik açıdan bakarsak asil zorluk burada ortaya çıkıyor. Zaten sistemin işleyişini zorlaştıran bir bürokrasi varken bir de buna yeterince karmaşık olan kota bürokrasisi giriyor.

Kaç kategoride kota uygulanıyor?

Tekstil ve konfeksiyonda 40-50′nin üzerinde kategoride kota uygulanıyor. Biz bunların 5-6 tanesinde zorlanıyoruz yani hassas kategori olarak görüyoruz. Gömleği yüzde 20-28 oranında doldururken pantolonda çok ciddi bir sıkışıklık içindeyiz.

Türkiye’de tekstil sektörünün gelişmesi açısından bakıldığında kotaların kalkması ile ihracatın artacağı görünen bir gerçektir. Tüm sat inal ma ofisleri faaliyete geçtikleri yıldan itibaren alim süreçlerinde her yıl siparişlerini hedefledikleri büyüme payı doğrultusunda belirler. 2001 yılı için ne yazık ki kota problemleri yüzünden bu büyüme payı gerçekleştirilememektedir. Kota probleminin üstesinden gelinebildiğinde tekstil sektöründe büyük gelişmeler yaşanacak ve ihracat artacaktır.Düşük fîyatlı mallar ile tüketilen kotalar nedeniyle yüksek fîyatlı mallar bazında siparişler yüklenememektedir. Tüm kategorilerde yılın ikinci yarısında yaşanan ambargolar sonucunda Türkiye pazarından yapılacak alımlar farklı ülkelerde değerlendirmeye alınmaktadır. Türkiye’de tekstil sektörü yurtdışındaki rakipleri ile fiyat, kalite ve üretim hızı yönünden rekabet etmeye çabalarken, kota engelinin ortadan kalkması doğal olarak ihracat miktarını artıracaktır. Teknolojinin durmaksızın ilerlediği sektörde yapılacak atılımlar zamanında gerçekleştirildiğinde anlam taşırlar. Rakiplerimiz teknolojik açıdan durmaksızın ilerlerken ülkemizde üreticiler bas etmeleri gereken problemler nedeniyle bu yenilenmeyi takip edemeyecek duruma gelmişlerdir. Sivil toplum örgütleri lobi faaliyetleri ile kotaların kaldırılması konusunda daha fazla çaba ve faaliyet göstermelidirler.

Kotaların Sosyal Maliyet

06 Kasım 2007

KOTALARIN SOSYAL MALİYET

Gümrük tarifelerinin dışında uluslar arası serbest ticarete getirilen bir diğer engelde kotalardır. Kota, bir ülkenin belirli bazı mallarda bir yıl içerisinde ithal edilebilecek mal miktarına getirdiği sınırlamadır. Bir malın ithalatına getirilen kotanın o mala ilişkin uluslar arası ticareti, o malın üretimini ve fiyatını etkilediğini görebilmek için bir örnek ele alalım:

Türkiye’nin bir yıl içerisinde İsviçre’den ithal edebilecek saat miktarını 6 milyon adetle sınırlandırdığını kabul edelim. Kotanın yürürlüğe girmesinden önce saatin fiyatı 10 TL (veya 30 İsviçre Frangı) ve İsviçre’den ithal edilen saat miktarı 10 milyon adet iken, getirilen kota Türkiye’nin İsviçre’den ithal edebileceği saat miktarı 6 milyon adetle sınırlandırmaktadır.

YÜRÜRLÜĞE KONAN KOTALARIN ULUSLAR ARASI TİCARET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ NEDİR?

Hem gümrük tarifeleri hem de ithalat kotaları uluslar arası ticaret hacmini daraltmakta, fiyatları yükseltmekte, yerli sektörü dış rekabetten korumakta ve bir bütün olarak ülkenin yaşam standartını düşürmektedir. Bir çok durumda kota uygulaması yerli sektörün tamamıyla yabancı rekabetten kurtulmasına neden olur. Bunun dışında yasaklayıcı olmayan bir gümrük tarifesi devlete bir gelir bırakırken kota uygulanması durumunda devlet hiçbir gelir elde edememektedir.

GÜMRÜK TARİFELERİ VE KOTALARIN NEDEN OLDUĞU OLUMSUZLUKLAR NELERDİR?

Son olarak ihracata sağlanan teşvikler, devletin yerli üreticilere uluslar arası ticarette bir avantaj sağlamak amacıyla kullandığı bir diğer araçtır. İhracat Teşvikleri de uluslar arası serbest ticarete getirilen bir engel niteliğindedir. Bir ülkede ihracata uygulanan teşvikler ve diğer önlemler ilgili ülkelerin genellikle karşı önlemler alması ile sonuçlanmaktadır.

İHRACAT TEŞVİKLERİNİN ULUSLAR ARASI TİCARETE GETİRİLEN BİR SINIRLAMA OLARAK GÖRÜLMESİNİN NEDENİ NEDİR?

Gümrük tarifeleri, kotalar ve uluslar arası ticarete getirilen diğer kısıtlamaların topluma getirdiği sakıncalar bu kadar fazla iken, devletler neden hala bu tür kısıtlamaları sürdürmeye devam etmektedir? Bunun için kimileri mantıklı, kimileri ise akılcı olmayan bir çok neden sayabilmek mümkündür. Bu nedenlerin en önemlisi; ülkedeki belirli bir sektörün ulusal savunma amacıyla korunması gerektiğidir. Örneğin İsviçre radar üretiminde Türkiye’ye göre karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olsa bile, radar üreten firmaların ulusal savunma açısından zorunlu olduğu düşünülüyorsa yerli radar üreten firmaları serbest uluslar arası ticarete açmak doğru olmayabilir. İsviçre açısından bu durum pek hoş karşılanmayacak olsa da ulusal savunma açısından bu kadar önemli bir aracı yabancı bir ülkeden ithalat yoluyla edinmek ulusal çıkarlara aykırı olabilir. Zira böylesine önemli bir araçta uluslar arası politik nedenlere bağlı olarak ithalat güçlükleri yaşanabilir.

TÜRKİYE’DE UYGULANAN KOTALAR

ABD ve Kanada’ya yönelik kısıtlamaya tabi tekstil ve konfeksiyon ürünleri ihracatında 2000 yılında uygulanacak “Kota Dağıtım Sistemi Esasları”nın;

3 üncü maddesi, “Tekstil ve konfeksiyon kategorilerinin hepsinde past performans hesabının tamamı miktar üzerinden yapılır.

2000 yılı uygulama döneminde kategori 338/339/638/639-S ve 351/651’de serbest bölümden 54 dolar/dz’nin altında kayda bağlanan kota belgeleri 2001 yılı past performans hesabında dikkate alınmaz. Ayrıca, kategori 338/339/638/639-S’te serbest bölümden 54 dolar/dz’nin üzerinde kayda bağlanan kota belgelerinin ise %40 oranında past performans tahakkuk ettirilir.”

8’inci maddesi, “Tüm kategorilerde past performans bölümden pay alan firmalar kayda aldırmadıkları past performans haklarını 1 Ocak –30 Haziran 2000 tarihleri arasında ilgili İhracatçı Birliğine iade ederlerse, iade edilen kotanın % 50’si fiili ihracat gerçekleştirilmiş gibi izleyen sene past performans hesabında dikkate alınır. 30 Haziran 2000 tarihinden sonraki iadeler için herhangi bir past performans hakkı doğmaz.(9 uncu madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla.)”

11’inci maddesi, “Tekstil ve konfeksiyon hassas kategorilerinde past performans bölümden kayda aldırılan kota belgeleri, kayda alındığı ay içerisinde, orijinalinin iadesi ve kullanılmadığın belgelenmesi kaydıyla iade edilebilir ve iadeye konu kotanın tamamı firmaya bilahare kullandırılır.(kategori 361 ve 369-S hariç) Kayda alınan aydan sonra iade yapılması halinde ise, iade edilen miktar serbest havuza döner. İhraç süresinin dışında iade yapılması halinde ise, iade edilen miktar serbest havuza döner ve iade edilen miktarın üç katı, firmanın 2001 yılı past performans kotasından düşülür. Hassas olmayan kategorilerde ise past performans ihraç süresi içerisinde iade edilen miktar firmanın past performans kotasına döner, past performans ihraç süresinden sonra iade edilen miktar serbest havuza döner.”

12’inci maddesinin son paragrafında yer alan “Tüm kategorilerde, bu tarihten başlayarak her gün bakiyelerin duyurulması şartıyla, serbest dağıtımlar sürekli bakiye dağıtımı şeklinde yapılacak olup, kayda bağlanan belgelerde yükleme süresi 21 gündür.” İfadesi, “Tüm kategorilerde, bu tarihten başlayarak her gün bakiyelerin duyurulması şartıyla, serbest dağıtımlar sürekli bakiye dağıtımı şeklinde yapılacaktır.”

16’ıncı maddesi “Tüm kategorilerde, kota belgesinde kayıtlı miktarın % 100’ünün fiili ihracatının yapılması gereklidir. Aksi takdirde, firma kota belgesinin geçerlilik süresinin bitiminden itibaren üç ay serbest dağıtıma müracaat edememe cezası alır. Ancak hassas kategorilerde firma gerçekleşmeyen kısma ait orijinal belgelerin ibrazı şartıyla cezadan kurtulur.

Hassas olmayan tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde tüm belgelerin iadesi kaydıyla herhangi bir ceza uygulanmaz.

Cezai müeyyideler (devir cezası hariç) uygulama dönemi ile sınırlı değildir. Tüm kategorilerde serbest bölümden alınan paylar hiçbir suretle devredilemez ve devralınamaz.

20’inci maddesi, “Tüm konfeksiyon ve tekstil kategorilerinde past performans bölümden kayda bağlanmış kota belgelerinin süresi 90 gündür. Serbest bölümden kayda bağlanmış konfeksiyon kategorileri ve tekstil kategorilerinde kategori 361 ve 369-S için kota belgelerinin süresi 21 gün, diğer tekstil kategorilerinde ise 90 gündür. Tüm tekstil ve konfeksiyon kategorilerinde bu Uygulama Esaslarında belirtilen süre sonlarının, resmi tatile rastlaması durumunda, söz konusu süre, takip eden ilk iş günü akşamına kadar uzamış sayılır.” Şeklinde değiştirilmiş, diğer taraftan;

10’uncu maddesinin son paragrafında yer alan “Serbest bölümden alınan paylar hiçbir surette devredilemez ve devralınamaz.” İfadesi çıkartılmış ve;

2’inci maddesinin dördüncü paragrafında yer alan “Serbest bölümden gerçekleştirilen ihracatlarda ise,” ifadesinin sonuna, “(3’üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla)”

14’üncü maddesinin ikinci paragrafının sonuna, “(Kategori 361 kiralama yoluyla sağlanan kapasiteler dikkate alınmaz.)”

15’inci maddesinin birinci parafının sonuna ise, “(Ortak yönetim kurulunca asgari ihraç fiyatları FOB olarak belirlenir.)” ifadesi eklenmiştir.

12- SERBEST KOTA DAĞITIM DÖNEMLERİ

TEKSTİL

1999 uygulama yılı serbest bölümden belge onayına 04.01.1999 tarihinde başlanacak olup, kategori 410/624’de serbest kota miktarı 10 aya bölünerek ekim ayına kadar her ayın üçüncü iş günü aylık serbest kota dağıtımı yapılacaktır.

Diğer kategorilerde serbest dağıtımlar sürekli bakiye dağıtımı şeklinde yapılacaktır.

KONFEKSİYON

1999 uygulama yılı serbest bölümden belge onayına 04.04.1999 tarihinde başlanacak.

Tüm kategorilerde, bu tarihten başlayarak her gün bakiyelerin duyurulması şartıyla, serbest dağıtımlar sürekli bakiye dağıtımı şeklinde yapılacak olup, kayda bağlanan belgelerde yükleme süresi 21 gündür.

13-SERBEST DAĞITIMLARDA AZAMİ LİMİTLER

ABD TEKSTİL

Kategori Katsayı 15-44 işçi için

Limit 45 ve daha fazla

işçi için üst sınır

200 2.222 işçi sayısı * katsayı 100.000 KG

219 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

300/301 2.222 işçi sayısı * katsayı 100.000 KG

313 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

314 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

315 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

317 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

326 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

361 666 işçi sayısı * katsayı 30.000 adet

369-S 888 işçi sayısı * katsayı 40.000 KG

410/624 666 işçi sayısı * katsayı 30.000 m2

604 2.222 işçi sayısı * katsayı 100.000 KG

611 4.444 işçi sayısı * katsayı 200.000 m2

617 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

625 2.222 işçi sayısı * katsayı 100.000 KG

626 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

627 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

628 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

629 22.222 işçi sayısı * katsayı 1.000.000 m2

KANADA TEKSTİL

Kategori kat sayı 15-44 işçi için

Limit 45 ve daha fazla

işçi için üst sınır

41A 4.444 İşçi sayısı * katsayı 200000 adet

A1B 4.444 İşçi sayısı * katsayı 200000 adet

ABD KONFEKSİYON

Kategori Katsayı 15-44 işçi için

Limit 45 ve daha fazla

işçi için üst sınır

335 800 işçi sayısı * katsayı 36000adet

336/636 1.066 işçi sayısı * katsayı 48000adet

338/339/638/639 800 işçi sayısı * katsayı 36000adet

338/339/638/639-S 800 işçi sayısı * katsayı 36000adet

340/640 1.066 işçi sayısı * katsayı 48000adet

341/641 1.066 işçi sayısı * katsayı 48000adet

342/642 1.066 işçi sayısı * katsayı 48000adet

347/348 1.066 işçi sayısı * katsayı 48000adet

350 533 işçi sayısı * katsayı 24000adet

351/651 533 işçi sayısı * katsayı 24000adet

352/652 2.133 işçi sayısı * katsayı 96000adet

448 533 işçi sayısı * katsayı 24000adet

KANADA KONFEKSİYON

Kategori Katsayı 15-44 işçi için 45 ve daha fazla

Limit İşçi için üst sınır

5 1.111 işçi sayısı * katsayı 50000adet

5A 1.111 işçi sayısı * katsayı 50000adet

9 4.444 işçi sayısı * katsayı 200000adet

2000 YILI ABD VE KANADA’YA YÖNELİK

HASSAS KATEGORİLERDE

SERBEST KOTA MİKTARLARI

(01.11.2000 İTİBARİYLE)

SERBEST KOTA MİKTARLARI

338/339/638/639 360.020 adet konfeksiyon

338/339/638/639-S 4407959 adet konfeksiyon

350 1.091.553 adet konfeksiyon

351/651 568.220 adet konfeksiyon

300/301 4.993.414 adet tekstil

369-S 1.099.246 adet tekstil

410 54.131 m2 tekstil

624 193.703 m2 tekstil

NOT: *hassas kategorilerde uygulanan sürekli dağıtım sistemine, kotaların günlük olarak duyurulması kaydıyla, serbest kotaya ayrılan miktar bitinceye kadar devam edilecektir.

KAYNAKÇA:

1. İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi Kaynakları

2. Türkiye Ekonomisi Doç. Dr. Süreyya Hiç

3. Uluslar arası İktisat Doç. Dr. Müfit Akyüz

4. Uluslar arası İktisat Charles P. Kindleberger

5. Türkiye Ekonomisi Nurhan Yentürk

Dış Pazarda Dağıtım Kanallarının Seçimi

06 Kasım 2007

DIŞ PAZARDA DAĞITIM KANALLARININ SEÇİMİ

1. DIŞ PAZARDA DAĞITIM KANALLARININ SEÇİMİ

1.1. Giriş

Üretimin en son tüketiciye ulaşmasını sağlayan yola dağıtım kanalı denir. Dağıtım kanalından beklenen fayda tüketiciye mal ve hizmetlerin zamanında ve istenilen yerde, istenilen şartlarla tesliminin sağlanmasıdır. Dağıtım kanallarının seçimi bir yandan malın özellikleriyle, diğer yandan müşterinin nitelikleri ve coğrafi dağılımı ile ilgilidir.

Uluslar arası düzeydeki işletmelerin dağıtım kanallarının seçimi, hem iç pazardaki hem de dış pazardaki dağıtım kanallarının yapısıyla da ilgilidir.

Dağıtım kanallarının iyi seçilmemesi alış fiyatlarını olumsuz yönde etkileyecektir. Ekonomik gelişme ile beraber dağıtım kanallarının yapısında değişiklikler olur. Bugün için geçerli olan bir dağıtım kanalı yakın bir gelecekte işletme içi riskli bir durum olabilir.

1.2. Dağıtım Kanallarında Taşıma

Araçlarının seçimi büyük önem taşımaktadır. Malların deniz yoluyla taşınması diğer taşıma şekillerine göre çok daha ucuzdur. Özellikle yükte ağır, pahada hafif mallar için tercih edilmektedir.

Karayolu, deniz ve demiryollarının tersine yükte hafif, pahada ağır ve kısa sürede taşınması gereken mallarda tercih edilmelidir.

Demiryolu bugün birçok ülkede en güvenilir taşıma aracı olarak kabul edilir.

Havayolu taşıması ise şüphesiz diğerlerine göre en hızlı ve pahalı vasıtadır. Bu nedenle kıymetli malların taşınmasında kullanılmalıdır.

Taşıma vasıtalarının seçiminde önemli olan fayda ve maliyet arasındaki denge noktasının bulunmasıdır.

Dış Pazarda Karşılaşılan Sorunlar

Dağıtım kanallarında karşılaşılan sorunlar şunlardır:

1. Dağıtım sistemlerinin pazarlara göre farklı olması.

2. Pazara olan uzaklık.

3. Karmaşık pazarlar.

4. İhracatçı firma kaynakları.

5. Belirsizlik.

1.3. Dış Pazarda Kanal Seçimini Etkileyen Ölçütler

Dış pazarda kanal seçimini etkileyen faktörler şunlardır:

1.3.1. Tüketicilerin Özellikleri

Tüketicilerin nerede, nasıl v ene zaman satın alma davranışı göstereceği dağıtım noktasını belirlemektedir. Örneğin; ülkemizde genç nüfus oranının yüksek olması kimi mamullerin gençler tarafından daha çabuk benimsenmesine yardımcı olabilir.

1.3.2. Kültür

Ev sahibi ülkenin kültürü dağıtım kanalı seçimini etkileyen diğer bir unsurdur. Kimi pazarlar kültür yapılarına bağlı olarak girilmesi güç olan pazarlardır. Örneğin; Avrupa topluluklarında yaygın olarak kullanılan domuz etinin Türk pazarına girip satılması pek kolay değildir.

1.3.3. Rekabet

Dağıtım kanallarının etkinliği ve yeterliliği rekabetin karşılanmasında önemlidir. Örneğin; rekabetin karşılanması ve dağıtım kanallarının yeterliliği için TOFAŞ otomobil firması iç ve dış pazarda çok sayıda şube açmıştır.

1.3.4. Firma Amaçları ve Firma Yapısı

Firmanın Pazar payı ve kârlılığı benimsenmesine göre kanal türü belirlenebilir. Firmanın pazara sunduğu mamulün özellikleri kanal seçimini etkilemektedir. Örneğin; çorba gibi ürünler uzun dağıtım kanallarından geçerek tüketicilere ulaşmaktadır.

1.3.5. Sermaye ve Maliyet

İhracatçı firmanın finansal gücü kanal yapısını etkilemektedir. Güçlü bir finansmana sahip ise kanalın denetimini elinde tutabilir. Maliyet ise, kanalın oluşturulması ve sürümlenen mamulün pazarda tutunmasını sağlamak amacıyla yapılan harcamaları kapsamaktadır.

1.3.6. Pazarı Kapsama ve Kontrol

Kapsama, bölgelerin sayısını ve burada pazarlanan üretici mamullerin sayısıyla tanımlanmaktadır. Firmaların piyasaya sürdüğü mamullerin yapısına bağlı olarak kanalda kontrol değişebilir. Satış sonrası sağlanan hizmetler üretici firmaya bağlı olduğundan kontrolde üretici firmalarındır.

1.3.7. Süreklilik ve İletişim

İhracatçı firma pazarlama karmasında süreklilik sağladığında pek sorun doğmamaktadır. Ancak karmanın herhangi bir elemanında iletişimsizlik olduğunda sorunlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin; kışın hava şartlarının elverişsizliği nedeniyle ulaşım yollarında aksamalar olacağından bir firma pazara mamul gönderemeyecektir. Bu firmanın süreklilik ve iletişimini zedeler.

2. DAĞITIM KANALLARI VE SEÇENEKLERİ

2.1. Doğrudan İhracat

Doğrudan ihracatta firma kendi ihracat departmanını, satış elemanlarını kullanarak ihracat yapmaktadır. Dağıtım kanalı üzerinde yüksek oranda kontrol olanağı sağlanmaktadır. Satış sonrası hizmetlerin önemli olduğu mamullerde tercih edilen veya yaygın kullanılan bir yöntemdir.

Doğrudan ihracata siparişe göre üretilen mamuller, ev gereçleri, modaya bağlı mamulleri örnek olarak gösterebiliriz.

Doğrudan ihracatta ele alınabilecek unsurlar şunlardır:

 Birimi Fiyatı: Birim fiyatı yüksek olduğunda acenteler ya da araçlar, düşük fiyatlı olduğunda distribütör yada toptancılar kullanılır.

 Esneklik: Fiyat esnekliği üreticiye bağlıdır.

 Satınalma Sıklığı: Sık alımı olmayan mamullerde acente ve distribütör kullanılır.

 Standardizasyon: Bir mamulün kimi ülkelerce kabulü, o ülkenin standartlarını karşılamasına bağlıdır. örneğin; Coca Cola firması Diet Cola’yı Japon pazarına sunduğu zaman Japonlar tarafından şiddetle karşı çıkılmıştır. Bunun nedeni Japonların sağlıksız görünüşü ve diet kelimesinin onlara hastalık ve zayıflığı çağrıştırmasıdır. Bunun üzerine Coca Cola firması diet kelimesini kaldırıp onun yerine light (zariflik) kelimesini kullanmıştır.

 Teknik Özellikler: Mamulün dağıtımını yapan kuruluşlar mamulün teknik özelliklerini bilmek zorundadırlar.

 Kurma (Montaj): Bir fabrikanın yabancı bir ülkeye kurulması gerekli ekipmanın oraya götürülerek monte edilmesi, yüksek hizmet ve karmaşık bir süreç getirmektedir. Örneğin; Renault Firmasının Türkiye’de fabrika kurması yüksek hizmet ve karmaşık bir süreç gerektirmektedir. Fabrikanın nerede kurulacağı, elemanların yetiştirilmesi, getirisinin ve götürüsünün ne olacağı üretici firmanın sorumluluğundadır.

 Müşterilerin Sayısı: Mamul müşteri temeline dayalı olmaktan çok satışa dayanırsa müşteri sayısı sınırlı olabilir. Örneğin; De Beer’s mücevheratçısı fiyatı düşünmez, fiyattan çok kâr, prestij ve müşteri tatminini düşünür. Bu yüzden de müşteri sayısı sınırlıdır.

 Siparişin Büyüklüğü: Mesafe kısa olduğu zaman doğrudan satış, fazla olduğunda tasarrufa göre satış yapılır. Örneğin; Büyük siparişler için elde edilen yararlar ve kat edilen yol karşılaştırılır ve dengelenir.

2.1.1. Doğrudan İhracatta Kullanılan Aracı Kuruluşlar

2.1.1.1. Yurtdışı Satış Büroları (MEA – Manufacturer’s Export Agent):

Yurtdışı satış büroları müşteri ile ana firma arasında köprü görevi yapmaktadır. Bu bürolarda çalışan personel ihracatçı firmanın ücretli personelidir.

Bu personel pazara yakın olduğu için pazardaki değişimlerden haberdar olur. Örneğin; dış ticaret sermaye şirketlerinin Rusya, Orta Asya Ülkeleri, Avrupa ve birçok ülkelerde satış büroları bulunmaktadır.

2.1.1.2. Yurtdışı Satış Temsilcilikleri

Merkezden ayrı ve bağımsız bir yönetime sahiptir. Daha çok depolama, sevkiyat ile birlikte düşünülmesi gerekir.

2.1.1.3. Gezici Satış Elemanları

Aktif olarak elemanların dış pazarları sürekli dolaşarak talep yaratmasıdır. Gezici satış elemanları, mamullerin tanıtımları, imaj yaratma, talebin yaratılması ve satışın yapılması, Pazar, rakipler vb. çeşitli konularda bilgilerin toplanması gibi faaliyetleri gerçekleştirmektedir.

Dış pazarda bu elemanların kullanılması oldukça pahalıdır.

Ayrıca; ihracat yapılan ülkede kullanılan kanal üyeleri de olabilir. Bunlar:

1. Acente:

Dış pazara ilk çıkışta kullanılan acente ihracatçı firmaya o yabancı ülke sınırları içinde bir ücret ya da komisyon karşılığı müşteri bulmada ve satışları gerçekleştirmede yardımcı olmaktadır. Acente ödemelerden sonra komisyon almaktadır.

İhracatçının acente ile çalışmasında şu yararlar vardır.

 Yerel alıcılarla doğrudan ilişki kurma olanağının yaratılması.

 Satış politikaları, fiyatlar ve müşteri seçimleri tamamen ihracatçının elindedir.

 Acentenin çalışmaları doğrudan postalama, reklam ve sergilerle desteklenebilir.

Acente ile çalışmanın sakıncaları da şunlardır:

 Hiçbir zaman firmanın arzuladığı performansı göstermezler.

 İşletmenin mamulüne ilişkin çalışmaları kısıtlı olabilir.

2. Distribütör:

Tacir aracı olup firmanın müşterisidir. Kendi adına mamulleri alıp satmaktadır. Üretici distribütöre mamullerini peşin, kredili ya da vadeli verebilir. Mamulü kendi alıp sattığı için servisler kendi sorumluluğundadır.

Distribütörle çalışmanın yaraları:

 Mamulün tek ithalatçısı olarak daha çok miktarda mamul olabilir.

 Çeşitli müşteri riskleri en aza indirilebilir.

 Mamullerin satışını arttırmada etkin bir rol oynayabilir.

Distribütör ile çalışmanın zararları:

 Distribütörlerden mamul olan müşterilerin izlenmesi güçtür.

 İskonto uygulamalarında etkinlik çok zayıf olabilir.

 Mamulün tek satıcısı olduğu için kendi pazarında ihracatçının markası ile bütünleşebilir.

 Finansal yapısı işletme sermayesi kısıtları mamulün ithal ve satışında yer alabilir.

2.2. Dolaylı İhracat

Üretici ve tüketici arasında doğrudan bir ilişki kurulması söz konusu değildir. Bu yüzden de Pazar konusunda tam bilgilenmeleri olanaksızdır. En büyük avantajı ise mamullerin yurt içinde satılıyor gibi müşteri bulma sorununun olmaması ve çeşitli faaliyetlerden kaçınma olanağının olmamasıdır.

2.2.1. Export Houses

Üstencilere kendi ülkelerinde kur farkı ve dağıtımından kaynaklanan sorunlara en küçükleyecek türde ödeme olanağı sağlayan kuruluşlardır.5

2.2.2. Teyid Büroları (Conforming Houses)

Sevkiyat ve finansman konularında hizmet veren deniz aşırı ana firma adına hareket eden bağımsız ticari kuruluşlardır.

2.3. Dağıtım Kanalında Yer Alan Diğer Aracılar

2.3.1. Toptancılık

toptancılar, işlevler bakımından tüm ülkelerde aynı olmasına karşın etkinlik bakımından farklıdır.kimi, ülkelerde birçok toptancının olmasına karşın (örneğin Japonya gibi), kimi ülkelerde birkaç toptancı (örneğin Finlandiya gibi) çalışmaktadır. Ancak bu kapsama pazarın büyüklüğü ile orantılıdır.

2.3.2. Perakendecilik

üretilen ürünlerin son kullanıcıya ya da tüketiciye ulaştırılmasında önemli rol oynayan aracı kurumların arasında yer almaktadır. Perakendecilikte giderek yaygınlaşan ve üreticilere kontrol olanağı sağlayan bir gelişme ise kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması sonucunda ortaya çıkmıştır. Geleneksel uluslar arası perakendeciliğin yapısı ise toptancılara oranla büyük farklılıklar göstermektedir. Çünkü ülkenin ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerinden daha fazla etkilenmektedir.

Dış pazarda perakendeci birimler seçilirken şunlara bakmak gerekir:

 Perakende birimlerin sayısı ve iş hacimleri.

 Perakende tarafından verilen hizmetler.

 Envanter olanakları.

 Mamulün demosu.

 Mamulün tanıtımı.

 Kredi olanakları.

 Elemanların eğitimi.

 Bilgi sistemi.

2.3.3. Franchising

Tanınmış bir markanın oluşmuş bir imajın belli bir bedel karşılığında, belli standartlar içinde ve eğitim verilerek yatırımcıya kullandırılmasıdır. Bir işletme ve pazarlama sistemidir.

Hizmet sektöründe yoğun olarak kullanılmaktadır. Küçük işletmeler için çok verimli olmaktadır. Sistem 3 ana noktada oluşmaktadır.

1. Marka için ödenen bedel.

2. Görünümde, hizmetle, üründe standart.

3. Eğitim.

Franshisor, Franchiseelere kuruluş öncesi ve sonrası destek vermekte, işletmenin hedef ve politikaları uygun alım kaynakları, tüm işletmeler için geçerli reklam, mamul ve hizmet standartlarının sürekliliğini sağlama vs. konularda destek vermektedir.

Franchising birçok türde olabilir. Gelişim sürecine göre, imtiyaz hakkını verilme biçimine göre gruplara ayrılmaktadır.

Henüz Franchising yasası bulunmamaktadır.

KAYNAKLAR

Doç. Dr. Eyüp AKTEPE, “Uluslar arası Pazarlama”, Atatürk Üniversitesi Yayınları.

Doç. Dr. Mehmet KARAFAKIOĞLU, Uluslararası Pazarlama Yöntemi Teori Uygulama ve Örnek Olaylar, Dünya Yayınları, 1984.

Doç. Dr. Ruhi GÜRDAL – Doç. Dr. Sahavet GÜRDAL, “Uluslararası Pazarlama”, Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi, Eylül,1995.

Türkiye’de İç ve Dış Ticaretin Gelişmesini Engelleyen Faktörler, Ankara Ticaret Odası Araştırma Yayınları, No: 1, Ankara.

Siyasi İstikrarsızlığın

06 Kasım 2007

SİYASİ İSTİKRARSIZLIĞIN

DIŞ TİCARETE OLUMSUZ ETKİLERİ

1. İSTİKRARSIZLIK

1.1. İstikrarsızlığın Temel Unsurları

İstikrarlı bir sistem, zaman içerisinde ya değişmez veya düzgün bir biçimde değişir. Herhangi bir sistemin yavaş ve düzgün bir biçimde değişmesi ise sistemin geleceğini öngörülebilir yapar. Buna karşılık istikrarsız sistemlerde değişim hızlı ve öngörülmesi çok zor, hatta imkansız bir biçimde ortaya çıkar. Sistem analizinde istikrarsız sistemler kaotik sistemler olarak adlandırılırlar. Kaotik (istikrarsız) sistemlerle istikrarlı sistemler arasındaki ekonomik olarak en önemli fark kaotik sistemlerdeki öngörülmesi mümkün olmayan hızlı değişimlerdir. İstikrarlı sistemlerde sürprizler yoktur veya çok azdır; buna karşılık istikrarsız kaotik sistemlerde sürekli sürprizler olur, beklenmedik olaylar gerçekleşir. İstikrarsızlığın hakim olduğu bir ortamda ileriyi görmek, öngörüde bulunmak ve bunlara dayanarak iş planları ve programları yapmak mümkün değildir.

Daha da önemlisi, kaotik sistemlerde sürprizlerin çokluğunun getirdiği bir başka sonuç da yapılan her yeni gözlemin enformasyon değerinin yüksekliğidir. Bu bağlamda beklenmedik olayların (sürprizlerin) sıkça gerçekleşmesi geçmişte yapılmış bulunan gözlemlerin yaşanmış bulunan tecrübelerin enformasyon değerini düşürür. İstikrarsız bir ortamda geçmiş, geleceğe çok az ışık tutar. Geleceğin öngörülmesinde yaşanan bu zorluklar nedeniyle ileriye dönük belirsizlikler yüksektir. Belirsizliklerin yüksekliği riski arttırır ve dolayısı ile geleceğe dönük sözleşmelerde bu riskin (sözleşmenin bütün tarafları için) kompanse edilmesi gerekir. Bir örnek vermek gerekir ise ekonomik istikrarı yerleştirmiş ve sürdüren ülkelerdeki (A.B.D., Almanya, İsviçre, Japonya gibi) reel faiz oranları istikrarsızlığın kural olduğu ülkelerde (Meksika, Arjantin, Rusya, Türkiye gibi) geçerli olmaz.

Serbest piyasa ekonomilerinde riskler arttıkça söz konusu risklerin daha yüksek oranlarda kompanse edilmeleri gerekir, aksi halde taraflar ya bu riskleri üstlenmeyi reddederler veya bu risklerin bir üçüncü kurum tarafından (devlet) üstlenilmesini isterler.

Türkiye’de ekonomik istikrarsızlığı doğuran sebeplerin başında siyasi istikrarsızlık gelmektedir.

Burada kast ettiğimiz demokratik rejimde zaman zaman yaşamış olduğumuz kesintiler değildir. İktisadi yaşam bakımından daha önemli olan siyasi istikrarsızlığın kökeninde ekonomik hayatı düzenleyen kuralların çok hızlı ve genellikle beklenmedik bir biçimde değişmesine olanak sağlayan hukuki yapı yatmaktadır. Yönetime esneklik sağlamak gibi, genelde kabul edilebilir bir gerekçe ile, çok dar bir siyasi-bürokratik kadroya ülkemizde ekonominin temel düzenlemelerini çok hızlı ve önceden öngörülmesi mümkün olmayan bir tarzda değiştirebilme yetkisi verilmiştir. genelde bu yetkiler siyasi olarak Başbakan veya Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı, bürokratik olarak Hazine Müsteşarı, Merkez Bankası Başkanı ve benzeri bürokratlar tarafından kullanılır. Geçtiğimiz on yıl içerisinde ülkemizde beş Başbakanın, yaklaşık on kadar da Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanının görev yaptığı göz önüne alındığında, farklı dünya görüşlerine sahip bu kimselerce getirilen düzenlemelerin ne denli çelişkili olacağını (ve gerçekten de olduğunu) ve bu çelişkili düzenlemelerin ne denli bir istikrarsızlığa yol açacağını (ve gerçekten de açtığını) düşünmek mümkündür.

Ülkemizde ekonomik istikrarı kurabilmek ve sürdürebilmek için gerekli temel koşulların birincisinin “aşırı derecede yetkili hükümet ve bürokrasi” beklentimizden vazgeçmektir. Yetki ehil kişiler tarafından ve doğru amaçlarla kullanıldığı takdirde bir fayda sağlar. Ancak verilen yetkilerin her zaman ehil kişilerce ve doğru amaçlar uğruna kullanılacağını garantiye almak mümkün değildir. İstikrarlı sistemlerin en önemli özelliklerinden birisi de sistemi, ehliyetsiz kişilerden ve yanlış amaçlı yetki kullanımlarından korumuş olmalarıdır. Bu da sisteme yeterli dozda kontroller ve dengeler (checks and balances) konularak sağlanabilir. İstikrarlı sistemlerde sistemin yanlış kararlar ve uygulamalar karşısında çökmesini önleyecek mekanizmalar bulunmakta ve bu mekanizmalar insanları sistemin istikrarına inandırmaktadır. Bu mekanizmaların sistemdeki karar alma sürecini yavaşlattığı ve bu yavaşlık nedeniyle bazı toplumsal fırsatların kaçabileceği muhakkaktır. Diğer taraftan istikrarsızlığın getirdiği maliyetler, toplumsal açıdan bakıldığında kaçan fırsatların maliyetlerinin mutlaka çok üzerindedir.

Türkiye’de yukarıda değinilen türden, sistemi koruyucu mekanizmalar kurulamamıştır. Bu mekanizmaların yokluğu nedeniyle kamu yönetiminin yetkilerinin ehliyetsiz kişilerce veya yanlış amaçlar doğrultusunda kullanılması sonucu ülkemizde istikrarı sağlamak mümkün olmamıştır.

Kamu yönetiminin "hata" kelimesinin sözlük anlamını aşan fakat dil alışkanlıklarından kaynaklanan bir hata neticesinde "hata" olarak ifade edilmeğe devam eden sürekli "hatalar" yapması sonucunda toplum gözünde güvenilirliğini, itibarını ve kredibilitesini kaybetmiş olması ülkemizin, ekonomik istikrar bağlamında, bir başka talihsizliğidir. Bu olgu bir istikrar programını uygulayabilmenin siyasal çözümünü son derecede güçleştirmiş bulunmaktadır.

1.2. Türkiye’de Ekonomik İstikrarsızlık

Türkiye’de ekonomik istikrarsızlığın en açık bir göstergesi Türk parasının iç ve dış değerindeki sürekli ve yüksek oranlı düşüştür. Ekonomik istikrarsızlık zaman zaman ödemeler dengesi krizi şeklinde de kendisini göstermişse de istikrarsızlığın en belirgin göstergesi kronik enflasyon ve devalüasyon sürecidir. Özellikle son on beş yıl süresince ülkemizde paramızın iç ve dış değeri süratli bir şekilde düşmüş, bu düşüş zaman zaman hızlanmış, zaman zaman yavaşlamış, bazen düşüş hızı belli bir istikrara kavuşmuş, bazen de bu düşüşler kaotik bir biçimde gerçekleşmiştir.

Politik basiretsizliğin bir göstergesi olan kaotik değer kayıplarının olduğu dönemleri bir kenara bırakacak olursak, milli paramızın düzenli fakat sürekli on-beş yıldır değer kaybetmesinin sebepleri nelerdir? Bu sorunun cevabını tatminkar bir biçimde vermeden herhangi bir istikrar programını hazırlamak ve uygulamaya kalkmak kanımızca akıntıya kürek çekmekten farksız olacaktır.

Ülkemiz uzun yıllar enflasyonun sebeplerini yanlış yerlerde aramıştır. iyi niyetle olsa dahi, kamu sorumluluğu olan kimselerce enflasyonun sebepleri olarak gösterilen ve bugün dahi gösterilmeye devam edilen, bir takım yanlış gerekçeler toplumumuzun yanlış bir şekilde yönlendirilmesine sebep olmuş ve neticede toplumda istikrar programı uygulamasına karşı bir tepki oluşmuştur.

Özellikle bazı siyasi kişilerce, bilerek veya bilmeyerek, ortaya konulan ve bilimsel bir tutarlılıktan yoksun gerekçeler ve çözüm önerileri toplumsal enerjimizin israf edilmesine yol açmış ve gerçekçi çözümlerin uygulanmasını geciktirmiştir. Ancak son yıllarda kamu oyunda hakim olmaya başlamış bulunan genel görüş enflasyonun temelinde yüksek kamu açıklarının yattığıdır.

Türkiye’de enflasyonun temelinde ve dolayısıyla de istikrarsızlığın temelinde yatan üç unsur bulunmaktadır. Bunların birincisi milli gelirimize göre yüksek seviyede süren kamu açıklarıdır. Kamu açıkları geçtiğimiz yıllar içerisinde sürekli bir şekilde yükselmiş bulunmaktadır. Bütçe bazında bakıldığında, milli gelire kıyasla gelirler artmış ancak giderler daha da fazla artmıştır. Enflasyonun temelinde yatan ikinci unsur, Türkiye’deki kanunlar ve uygulamalar gözönüne alındığında, kamu açıklarının kolaylıkla para basılarak finanse edilebilmesidir. Geçtiğimiz yılların tecrübelerinin açıkça gösterdiği gibi kamu açıklarının para basılarak finanse edilebilmesine olanak sağlayan mevzuat ve zihniyetin mevcudiyeti, kamu yönetiminin mevzuatın verdiği bu imkanı kullanmaktan kaçındığı dönemlerde dahi, enflasyonun düşürülmesine mani teşkil etmiştir. Kamu açıklarının para basılmadan finanse edildiği dönemlerde dahi para basılmasına olanak sağlayan mevzuatın varlığı enflasyonist beklentilerin kırılmasını önlemiş ve enflasyon indirilememiştir. (1993 ve 94 yıllarında yaşanan ekonomik kriz kamu açıklarının para basılmadan finanse edildiği dönemlerde dahi "bugün basmasalar da yarın basabilirler" düşüncesiyle enflasyonist beklentilerini değiştirmeyen ekonomik birimlerin haklılığını ortaya koymuştur). Son olarak, enflasyonun ve dolayısıyla istikrarsızlığın temelinde yatan üçüncü unsur da ülkemizdeki finansal sistemin boyutlarının, milli gelirimize kıyasla, küçük olmasıdır. 1987-1994 yılları arasında bütçenin finansmanı için gerekli tutarın aynı yıl içerisinde para arzındaki artışa oranı yüzde 25 ile yüzde 50 arasında değişmiştir. Bir diğer ifade ile bütçenin finansmanı için gerekli kaynak tutarı bankacılık sisteminin, aynı yıl içerisinde, yarattığı yeni finansal kaynakların 1987′de yüzde 25′inden 1993′te yüzde 50′sine yükselmiştir. Bu çok yüksek bir orandır ve finansal sistemin boyutlarının yetersizliğini ortaya koymaktadır.

Özetlemek gerekirse, Türkiye’de enflasyonun temelinde yüksek kamu açıkları, bu açıkların kolaylıkla parasallaştırılmasına olanak veren hukuki düzen ve zihniyet ve bu parasallaşma sürecinin göreli olarak küçük bir finansal sistem altında gerçekleşmesi yatmaktadır.

1.3. Türkiye İçin Bir İstikrar Programının Altyapısı

Türkiye için ekonomik istikrar bir hayal midir? Hayır. Bir hayal değildir, ancak ekonomik istikrara gidiş ve ekonomik istikrarın kalıcı bir biçimde yerleştirilmesi zor ve uzun bir süreçtir. Teknik olarak yapılması gerekenler gayet iyi bilinmelidir. Ercan Uygur’un çalışması ekonomik istikrar sorununa bir bütün olarak bakılması gerektiğini ve istikrarın siyasal irade sağlandıktan sonra orta vadeli olarak nasıl sürdürülmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ortaya çıkan en belirgin husus kısmi istikrarın sürdürülmesindeki zorluktur. Diğer bir deyişle istikrar topyekün olmalıdır.

Ayrıca açık bir kambiyo rejimi altında uygulanması gereken politikalar kapalı bir kambiyo rejimine kıyasla son derece farklıdır. Kapalı kambiyo rejiminde para basarak faizleri düşürmek ve bu suretle, geçici bir süre için ekonomiyi canlandırmak ve büyümeyi artırmak mümkündür.

Aynı uygulamayı açık bir kambiyo rejimi altında yapmaya kalkarsak sonuç hüsrandır, ekonomik krizi kucağınızda bulursunuz. Özetlersek istikrarsızlığın kurallarıyla istikrar sağlanamaz. İstikrarı sağlamak istiyorsak önce istikrarsızlığa yol açan parasal rejimi ve bu rejimin altında yatan kuralları değiştirmemiz gerekir.

Diğer bir yaklaşımda para politikası uygulamaları buna göre istikrarın sağlanabilmesi ve sürdürülebilmesi için kamu açıklarının para basılarak finanse edilebilmesine yol açan düzenlemelerin değişmesi gerektiğidir.

Burada her iki yaklaşımın da vardığı sonuç aynıdır: Kamu açıklarının para basılarak finanse edilmesini önlemek.

Konunun diğer bir boyutu da Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler. Gümrük Birliğinin ekonominin genel dengesi üzerindeki en önemli kısıt olan ödemeler dengesini etkileyecek olması. Bu çerçevede Avrupa ile kaçınılmaz olarak artan bir dozda bütünleşecek olan Türkiye’de ekonomik istikrarın acil olarak yerleştirilmesi gerekir.

Bir de istikrarın kurulabilmesi için sadece ekonomik sahalarda düzenlemeler yeterli değildir. Aynı zamanda siyasi zorluklarında giderilmesi gerekir. Özellikle “seçilmişler – atanmışlar” arasındaki çekişme olarak görülen siyasi ve bürokratik yetki paylaşımı sorunu çözülmeli ve istikrar programını hazırlayacak ve uygulayacak kadroların devletin mekanizmalarına son derecede hakim, bu mekanizmaların zaaflarını bilen ve devletin daha etkin çalışabilmesi için gerekli yeni uygulamaları geliştirebilecek niteliklerde olmaları gerektiğidir.

Görüldüğü gibi yazıların tümünde ortaya çıkan görüş istikrarı sağlayabilmek için istikrarsızlığın nedenlerini doğru teşhis etmek ve bu teşhisi takiben de istikrarı sağlayacak uygulamaları ve düzenlemeleri vakit kaybetmeden ve bilinçli bir şekilde yürürlüğe koymak zorunludur. Bütün bunların demokratik bir çerçevede yapılabilmesi için de siyasilerin kendisini istikrara adamış olmaları ve bu konuda son derece tutarlı olmaları ve istikrar anlayışına ters düşen uygulamalardan özenle kaçınmaları zorunludur.

1.4. Sonuç

Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda istikrara yönelmesi mutlaka gerçekleştirilmelidir. İstikrarsızlık, ister sistemik boyutta, isterse piyasalar boyutunda olsun, toplumumuza giderek ağırlaşan bir maliyet yüklemeye başlamıştır. Bu maliyet sonucunda toplumsal refah düşmekte, sosyal gerilimler artmakta ve politik olarak toplumumuz giderek kutuplaşmaktadır. Popülist politikacılar her geçen gün artan bir dozda devlet aygıtını kullanarak toplumun çeşitli kesimleri arasında kaynak aktarımları yapmakta ve böylece olu.san kamu açıklarını finanse edebilmek için de kamu açıklarının para basılarak finanse edilmesine olanak veren mekanizmaları değiştirmeye yanaşmamaktadırlar. İstikrarsızlık giderek yaygınlaşmakta ve bütçe disiplini ortadan kaybolmaktadır.

İstikrar sağlanabilmesi için öncelikle bütçe disiplininin yeniden kurulması esas olmalıdır. 0 halde bütçe disiplinini sağlamanın (ve dolayısı ile kamu açıklarının azaltılmasını sağlamanın) ilk koşulu hükümetin para arzını belirleme konusundaki yetkisinin (doğrudan veya dolaylı) kaldırılmasıdır.

Bu bağımsız bir M.Bankası oluşturarak sağlanabilir. Ancak MB’nın bağımsızlığı parasal istikrarın sağlanmasında gerekli bir koşul olmakla birlikte yeterli bir koşul değildir.

Merkez bankası hükümetten bağımsız olarak ta enflasyon yaratabilir. Örneğin kamu oyunda popüler olmak isteyen bir merkez bankası yönetimi ihracatçıların talepleri doğrultusunda paranın dış değerini düşürmeyi veya sanayicilerin talepleri paralelinde faiz oranlarını düşük tutmayı yeğleyebilir. Sonuç gene yüksek dozlu enflasyon olacaktır.

Daha da önemlisi, kamuya doğrudan kredi vermeyen bir merkez bankası gene de, hükümetin politikalarını desteklemek kisvesi altında, kamunun finansmanını dolaylı bir şekilde de olsa üstlenebilir. Örneğin ticari bankalara açtığı "düşük faizli" kredilerin hacmini hu bankaların kamuya açtığı kredilerle ilişkilendirerek böyle bir görevi yerine getirebilir. Yahut ta Türk bankalarının yurtdışı şubelerini veya yurtdışı ortaklıklarını muhabirleri arasına alarak bunlara yüksek meblağlı döviz depo edebilir ve böylece söz konusu bankaların açtıkları kredileri finanse edebilir. Ehliyetsiz yönetim veya yanlış amaçlı uygulamaların doğuracağı sonuçları, ülkemiz şartları da göz önüne alındığında, merkez bankacılığı uygulaması altında önlenmesi zordur.

Önemli olan nokta, toplumda ve politikacılarda “Borçlanmaktan korkma; sıkışırsan basar parayı ödersin” zihniyetinin yerini “borçlanmaktan kork; sıkışırsan ileride vergileri arttırmak zorunda kalırsın” zihniyetine bırakmasıdır.

2. ŞİMDİYE KADAR TÜRKİYE’DE YAŞANAN KRİZLER

2.1. Hayali Altın Şirketi Krizi

1895 ‘de yaşandı. O zamanki Borsa şimdikine göre çok daha gelişkindi. Güney Afrika’da altın madeni bulduk diyen sahtekarların kurdukları şirketin hisse senetleri kapatılmıştı. Olay asılsız çıkınca çok kişi yandı. Güven bunalımını önlemek için Borsa 4 ay kapatıldı. Bunun sarsıntısı yıllarca sürdü.

2.2. 1929 Dünya Krizinde

Amerika’da balonun ipleri kopunca, İstanbul Borsası sallandı. O zamanlar, döviz alış verişi Borsada serbestçe yapılıyordu. Sonuçta bu işlem kısıtlandı. İlk kambiyo kontrol mekanizması kuruldu. Borsanın tadı kaçtı. Bugüne kadar da oksijen çadırında yaşadı.

2.3. Tasarruf Bonosu Olayı

1960 ‘dan sonra çıkarılan tasarruf bonoları ücretliler tarafından yok pahasına elden çıkarılıyor. Bu ortamda bankalar kök tutuyordu. Çok para vuran oldu. 1967’de bonolardan vergi alınması kararı üzerine bir kısmı battı.

2.4. Hastaş Olayı

Büyük reklamlarla “konut yapacağım” diye kurulan “Halka açık şirket”in hisse senetleri kapatılmıştı. Bir gazetenin olayı kurcalaması üzerine bu işe para yatıran binlerce kişinin yanmasına yol açtı. Şirketlere olan güven sarsılmıştı.

2.5. Bankerzedeler Olayı

Şimdiye kadar yaşadığımız en büyük güven kriziydi. 1980 istikrar önlemlerinden sonra yükseltilen faiz ortamında piyasa bankerleri büyük işler çevirmeye başladılar. Haziran 1982’de banker piyasasında kriz patladı. Binlerce bankerzedenin milyarları battı.

2.6. 5 Nisan Kararları

Önce Amerikan derecelendirme şirketleri Standart and Poors ile Moody’s Türkiye’nin kredi değerliliğini düşürdüler. Aynısını Japonya’da yaptı. Faiz haddi kontrol altına alınarak Türkiye’ye sıcak para getirenlerin “saadet zinciri kırılmak istendi, bütçe açıklarını azaltmak üzere Hazine’ye ait menkul sermaye iratlarına %5 gelir vergisi stopajı getirildi. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Uyması da mümkün değildi. Bu dönem Türkiye ekonomisi için oldukça acı olmuş, krize neden olmuştur. Tansu Çiller hükümetinde bu kriz sonrası 5 Nisan kararları paketi açıldı. Kit ve Tekel ürünlerini büyük zam yapıldı. Yıllık %406 faizle Hazine Bonosu satıldı ve bütçenin Merkez Bankası’ndan alacağı avansa sınır getirildi. Ekonomi küçülürken enflasyon yükselmiştir. Krize giren ekonomiyi düzeltmek için açılan paket başarılı olmadı.

2.7. 2000 Aralık

Hükümetin kararsızlıkları ve piyasadaki likitide krizi piyasaların yeniden darboğaza girmesine neden olmuştur. Kredilerini durduran mali sektör, yükselen faizlerin cazibesi, yatırımları caydırmıştır. Üretim durgunluk içinde kalmıştır. Bundan en çok etkilenen ihracat sektörü olmuştur.

Hükümet daha da borçlandı ve bu borçların faiz yükü de arttı. Birçok holding yatırımlarını durdurdu. Çünkü yarının ne getireceği konusunda tedirginliğe düşmüşler ve siyasetçilere güvenlerini yitirmişlerdir. İhracat ve dış ticaret dengesi için yapılan hiçbir tahmin tutmadı. Hükümet IMF için yeni paket hazırladı.

2.8. 2001 Mart

Cumhurbaşkanı Sezer’in; Devlet Denetleme Kurulu’nu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bünyesindeki Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu kapsamına alınmış bankalarla ilgili işlemlerin denetlemesiyle görevlendirmesi üzerine Ecevit denetimin denetimi yapılıyor deyip Cumhurbaşkanı Sezer’i eleştirdi. Ve bu gerilim 19 Şubat 2001’de Milli Güvenlik Kurulu’nda Sezer’in Anayasayı al oku diyerek Ecevit’e fırlatmasıyla daha da artmıştır. Ecevit’in bu yaşanan tatsız olayı medya aracılığıyla tüm Türkiye’ye ve dünyaya anlatması ekonomi piyasasının yeniden altüst olmasına neden oldu. Ekonominin düştüğü durum ve halkın ayaklanması tarihte ilk defa bu kadar acıydı. Bu krizin maliyeti 16 milyar dolar oldu.

3. TÜRKİYE’DE 23 VE 80 YILLARI ARASI DIŞ TİCARETİN DURUMU

3.1. 1923 – 1930 Arası Dış Ticaretin Durumu

1923 yılında 8 yıl süren savaş ve 4 yıllık bağımsızlık mücadelesinden yeni çıkmış; kömür, bakır, kurşun işletmeleri, Feshane, Hereke, Zeytinburnu gibi devlet fabrikaları, yabancılara ait mensucat, çimento ve zeytinyağı işletmelerinden ibaret olan sanayiinin büyük çoğunluğu İzmir ve İstanbul çevresinde bulunduğundan, işgal ordularınca büyük hasara uğratılmıştır. Bunlara ek olarak dış ticaretin gelişimi açısından önemli olan fiziki alt yapının durumun da pek parlak değildir. İmparatorluktan Cumhuriyete 4.138 km. demiryolu kalmıştır. İzmir ve İstanbul dışında ise ticarete elverişli liman mevcut değildir.

Lozan antlaşmasının dış ticaret rejimi ile ilgili bölümleri de genç Cumhuriyetin karşı karşıya bulunduğu bir diğer sorunu oluşturmaktadır. İlk kez 1929 yılında ulusal bir gümrük tarifesi uygulanmaya başlamıştır.

1923 yılında ihracat 50,8 milyon dolar, ithalat 86,9 milyon dolar iken bu rakamlar 1930 yılında sırayla 71,4 ve 69,5 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Bu dönemde 1930 yılı hariç olmak üzere tüm yıllarda dış ticaret dengesi sürekli açık vermiştir.

İhracatın sektörel dağılımına bakıldığında ise tarımsal ürünlerin payının %86 olarak gerçekleştiği görülmektedir. İhraç ürünlerimizin tamamına yakın bölümünü yaprak tütün, üzüm, pamuk, fıstık, zeytin yağı, tiftik, gülyağı olmuştur.

3.2. 1930 – 1950 Arası Dış Ticaretin Durumu

1933-1938 dönemi hızlı bir sanayileşme ve inşa dönemidir. Devletin fabrika kurmak ve işletmek suretiyle ekonomik hayata aktif müdahalesi olmuştur. Devlet ekonomiye 5 yıllık Ekonomik Planlarla müdahale etmiştir. 1933-1937 yılları arasında 1. Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmış olup, plan kapsamında Kayseri, Nazilli, Ereğli, Malatya İplik ve Dokuma; İzmir Kağıt Sanayi, Kütahya Seramik Fabrikası, Karabük Demir Sanayi, İzmit Süper Fosfat, Isparta Gülyağı fabrikaları kurulmuştur. Ancak İkinci 5 Yıllık Sanayi Planı hazırlanmasına rağmen, İkinci Dünya Savaşının çıkması üzerine uygulanamamıştır.

Bu dönemlerde ihracat da dahil olmak üzere dış ticaret ve dış ekonomik ilişkiler, 1930 tarihinde çıkarılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu yine aynı tarihli 1705 sayılı Ticarette Tahsis’in Men’i ve İhracatın Murakebesi ve Koruması Hakkındaki Kanun ve bu Kanunda değişiklik yapan ve 1936 tarihinde çıkarılan 3018 sayılı Kanun ile düzenlenmiş, bir başka değişle kontrol altına alınmıştır.

1946 yılında TL %116 oranında develüe edilmiş, böylelikle 1 Dolar = 2.80 TL olmuştur. İthalattaki sınırlamalar azaltılmış, 1947 yılında Dünya Bankası Uluslarararsı Para Fonu (IMF) Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve Gümrük Tarifeleri ve ticaret Genel anlaşmasına taraf olunmuş ve 1949 yılında yeni bir Gümrük Kanunu yürürlüğe girmiştir.

1946 yılında yapılan devalüasyona rağmen, ithal sınırlamalarının kaldırılması ve ihraç mallarımızın arz elastikiyetinin düşük olması nedeniyle 1947 yılında başlamak üzeri dış ticaret dengesi açık vermeye başlamıştır.

1930 yılında 71,4 milyon dolar olan ihracat ilk kez 1937 yılında 100 milyon doları aşarak 109,2 milyon dolar olmuştur. 1950 yılına gelindiğinde ise bu rakam 263,4 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Yine aynı şekilde 1930 yılında 69,5 milyon dolar olan ithalatımız 1938 yılında 118,9 milyon dolar, 1950 yılında ise 285,7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

3.3. 1950-1960 Arası Dış Ticaretin Durumu

Dış ticaret açığının sürekli artması neticesinde 1958 yılından sonra bazı istikrar tedbirleri alınmış, büyük oranlı bir devalüasyonla birlikte 1 dolar = 9 TL olmuştur. İthalat tarife ve miktar kısıtlamaları ile kontrol altına alınmıştır. 1957 yılında 345 milyon dolar seviyesine kadar yükselen ihracat, tarımsal gelişmenin durması, yükselen iç fiyatlara rağmen sabit kur politikasının sürdürülmesi ve sübvansiyon politikalarının ihracatı caydırıcı şekilde uygulanması neticesinde 1958 yılında 247 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Bu dönemin temel özellikleri;

- Kronik dış açık,

- Geniş çapta hava şartlarına bağımlı bir ihracat ve dış yardım kredi imkanları ile sınırlanan ithalat hacmi’dir.

Bu gelişmelerden sonra 1945 yılında %0,34 olan ülkemiz ihracatının dünya ihracatındaki payı 1958 yılında %0,23’e gerilemiştir.

Bu dönemde ihracatın %70 kadarını tarımsal malla almıştır.

3.4. 1960 – 1970Arası Dış Ticaretin Durumu

Bu dönemde dış ticaret stratejisi olarak “İthal ikameci” politikalar uygulanmaya başlanmıştır ve bu yolla sanayileşmeye çalışılmıştır. 1960-1970 yılları arasında ithal ikamesi stratejisi çok daha yoğun bir şekilde uygulanmış ve ihracat özendirilmekten ziyade caydırılmış ve sadece iç pazara yönelik üretim yapan sanayiler kurulmuş, bu sanayilerde yüksek koruma duvarlarıyla korunmaya çalışılmıştır.

Bununla birlikte, ihracat I. Beş Yıllık Plan hedeflerini aşmış, ancak yapısında değişim olmamıştır. Sanayi ürünlerinin payı dönem boyunca artmamış hatta bazı yıllar azalmıştır. 1963 yılında İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi kurulmuştur.

Görüldüğü üzere 1923 ila 1970 yılları arasında büyük ölçüde bir kriz yaşanmamıştır. Ama son 50 yıl içinde büyük bir sistemle gelişen ekonomik bozulmalar, yanlış siyaset ve siyasette bir istikrar sağlanamaması gibi problemler doğmuş ve bu günlere kadar etkisi devam etmiştir.

Ama size Türkiye ile birlikte tüm dünyayı etkisi altına alan 1929 krizini biraz açmak istiyorum.

Amerika’nın Florida Eyaletinde devlet tahvilleri pazarlayan bir aracı şirketin batmasının duyulması üzerine Ohio Eyaletinde 71 bankanın kapatılmasına yol açan bu kriz, doları da peşinden sürüklemiştir.

Bu dönemde vurguncu sermaye New York Borsası’na girmiştir. Örneğin otomobil tutkusu dünyaya sarmaya başlarken, demiryolları ve kamu hizmetlerine ait hisse senetleri üzerinde borsa oyunları yoğunlaştı. Bunların fiyatları aşırı derecede şişmişti. İşte tüm bu gelişmeler büyük bir kriz doğurmuş ve Türkiye ile tüm dünyayı da kötü etkilemiştir.

1929 Krizinden Çizgiler :

 Önce bankalar battı. 1929’da 642, 1930 da 1.345 ve 1931 de 2.298 banka iflas etti.

 1929 da 22.909 iflas yaşandı. 1932 de bu sayı 31.822ye çıktı.

 Binlerce kişi intihar etti.

 1928 de 100 olan sınai üretim indeksi 54’e indi. Üretim 4 yılda yapı yarıya düştü.

 1929 da 1,5 milyon olan işsiz sayısı 1933 de 12,6 milyona çıktı.

 İşsizlik yardımı isteyen kitleler yürüyüşler düzenlediler.

 Amerika’nın ihracatı 1929 da 5 milyar 241 milyon dolardan 1932’de 1 milyar 611 milyon dolara geriledi. Dünya ticareti daraldı.

 Bütün Avrupa ülkelerinde ücretler düştü. İşsizlerin sayısı milyonlara ulaştı.

 Kriz tarımsal bir ülke olan ve kendi yağıyla kavrulan Türkiye’yi bile etkiledi. Tarımsal ürün fiyatları düştü. İstanbul Borsası bir süre tatile girdi.

3.5. 1970 – 1980 Arası Dış Ticaretin Durumu

1970 ‘li yıllarda, geniş kapsamlı vergi iadesi uygulamaları ile sanayi ürünleri ihracatını özendirici politikaların izlendiği görülmektedir. Ancak, dünya konjonktüründeki olumsuzluklarında bu çabalar yeterli olmamış ve özellikle uygulanan sabit kur politikası, iç talepteki genişleme ve arzın belirli mallarda yetersiz kalması sonucu ihraç edilebilir ürün fazlası daralmış ve Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme göstermiştir. Nitekim 1973 yılında %0,24 olan bu oran %0,14 düzeyine kadar gerilemiştir.

1970 ‘li yılların başında ve sonlarında görülen iki büyük Para krizi Türkiye’yi olumsuz yönde etkilemiştir. İhracat gelirinin büyük bir kısmı ancak petrol ithalatını karşılayacak düzeye gelmiştir.

Ayrıca 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ABD’nin ülkemize ambargo koyması dış ticaretimizi olumsuz yönde etkilemiştir. 1970’li yılların sonunda ödemeler dengesindeki açık büyümüş ekonomik ve siyasi istikrarsızlık artmış, döviz darboğazı üretimi durma noktasına getirmiştir.

1977 sonuna kadar dışsal ve içsel faktörler bir arada durgunluk içinde enflasyon eğilimlerine neden oldu. Ödemeler dengesi açıkları, döviz kıtlıkları, kısa dönemli dış borçların gittikçe artan yükü, hammadde, yedek parça ve tüketim malları ithalatını kısıtlayan önemli faktörlerdir. Bu sorunların yanında kamu sektörü açıkları, sürekli azalan kalkınma hızı oranları, yükselen işsizlik, artan sosyal ve ekonomik dengesizlikler ve hızla genişleyen iki rakamlı ve daha sonra üç rakamlı enflasyon oranları da mevcuttur.

3. Beş Yıllık Planında uygulandığı bu dönemde, ithalat hızla artarken, ihracat fazla bir gelişme gösterememiştir. 1971 yılında ithalatımız, 1973 yılında is e ihracatımız ilk kez 1 milyar doları aşmıştır.

İhracatın mal gruplarına bakıldığında, tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve %27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.

3.6. 1980 – 1990 Arası Dış Ticaretin Durumu

1980 yılı Türk ekonomisi ve dış ticaret politikaları açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır.

1970 ‘li yıllarda yaşanan 2 petrol krizi sonrasında dünya ekonomik konjonktüründe başgösteren olumsuz gelişmelere paralel olarak Türkiye ekonomisinde de yaşanmaya başlayan sorunlar; radikal kararların alınmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu nedenle, 24 Ocak kararları olarak bilinen geniş kapsamlı bir paket uygulanmaya konulmuştur.

Özetlersek, 1980 yılında Türkiye; ekonomik kalkınma sürecinde yeni bir döneme girmiş oldu. İçe dönük ithal ikamesine dayalı kalkınma politikalarından, dışa dönük ihracat odaklı kalkınma stratejisine geçiş, ekonomik kalkınmanın hızlanmasında önemli bir faktör olarak nazara alınır.

1980 ‘den önce devlet, bazı temel mallarla sanayi mallarının ihracatını arttırmak için bazı sübvansiyonlar vermişti. Fakat bu tedbirler hem yetersizdi hem de genellikle bu tedbirlerle bağdaşmayan diğer ekonomik politikalarla nötr hale geliyordu.

Ekonomik liberasyon programı ile sağlanan doğrudan ve dolaylı tedbirler şöylece sıralanabilir:

a. İhracat üzerindeki kandidatif kontrollerinin kaldırılması (ihracat lisansı gibi).

b. Fiyat kontrolünün kaldırılması.

c. İhracatçılara ihraç ettikleri malların bünyesindeki dolaylı vergilerin geri verilmesi.

d. İhracat ürünleri imalatçılarına nispeten düşük faizli kredi imkanları sağlanması.

e. İhracatçıların belli bir miktar dövizi yurda getirmeyip, yurtdışında bırakabilmeleri (İhracat mallarının üretiminde kullanılan inputların ithalatı için).

f. İhracat politikalarının belirli bir yerden yönlendirilmesi.

g. İhracat sektöründeki bürokratik prosedürün azaltılması.

h. Döviz kurlarının günlük ayarlanması ve böylece ihracatın teşvik edilmesi.

Temel amacı ülke ekonomisinin serbest piyasa mekanizması kurallarına göre işlenmesini sağlamak ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi gerçekleştirmek olan bu ekonomik program ile birlikte, Türkiye; ülke ekonomisini dışa kapalı bir hale getiren ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisini terk etmiş ve “ihracata dayalı sanayileşme” stratejisini benimsemiştir.

İhracatta önem arzeden ulaşım, haberleşme ve diğer altyapı yatırımları hız kazanmıştır. İhracatçılık saygın bir meslek haline gelmiş ve ihracat seferberliği başlatılmıştır.

Bu dönemde, ihracat ile ilgili bürokratik engeller büyük ölçüde azalmıştır. Nitekim, 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma kanuni ile ilgili olarak Temmuz 1984 tarihinde çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 30 sayılı Karar, 1989 tarihine kadar kambiyo rejiminin esasını oluşturmuştur. Bu tarihte yapılan değişiklikle her türlü dövizin, ithali serbest bırakılmıştır.

1990 yılında kambiyo rejimi daha da liberalleştirilerek Türk Lirasının konvertibilite özellikleri güçlendirilmiş ve 32 sayılı Karar’da yapılan değişiklikle, TL ile ihracat ve ithalat serbest bırakılmıştır.

24 Ocak 1980 kararları çerçevesinde, gerçekleştirilen devalüasyon sonucu TL’nin değeri ABD doları karşısında %49 oranında düşürülmüş ve iç talep kısılarak ihracata ivme kazandırılması amaçlanmıştır. Sabit kur uygulamasından günlük olarak ayarlanan esnek kur sistemine geçilmiş ve bu sayede gerçekçi kur politikası uygulanmaya çalışılmıştır. Başta parasal ve nakdi teşvikler olmak üzere ihracat değişik destek unsurları ile teşvik edilmiştir.

Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi 1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş, ithalatta pozitif listeden, negatif listeye geçilmiş, miktar kısıtlamaları yerine tarife uygulaması ön plana çıkarılmış, koruma oranları giderek düşürülmüştür.

İhracat rejiminde zaman içinde yapılan değişiklik ve düzenlemeler ile tescil, lisans ve ruhsat uygulamaları yürürlükten kaldırılarak; ihracat prensibi getirilmiştir.

İhracatı artırmak için hukuki düzenlemelere ilave olarak ihracatçılara, vergi iadesi, gelir vergisi istisnası, döviz tahsisi, gümrük muafiyetli hammadde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı parasal ve mali teşvikler sağlanmıştır. Ayrıca, yine İhracatçılara Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu ve destekleme Fiyatı İstikrarı Fonu’ndan finansman desteği sağlanmıştır. 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren, ihracatçıların kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması ile 1990’lı yıllara doğru nakit teşvik uygulamasına yavaş yavaş son verilmeye başlanmış, ihracat kredi ve sigorta yolu ile desteklenmeye başlamıştır.

Türk ihracatçılarının dış pazarlarda rekabet gücünü artırmak ve Türkiye’nin ihracata yönelik stratejisini desteklemek amacıyla 1987 yılında Türk Eximbank kurulmuştur.

1980’lerin ortasında, dış ticarette gözlenen artış trendini devam ettirmek, yabancı sermayeyi çekmek ve teknoloji transferini sağlamak ve mamul madde ihracını arttırmak amacıyla “Serbest Bölgeler” kurulması gündeme gelmiştir.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalışılan politikalar sayesinde ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük oranda değişmiştir. 1980 yılında 2,9 milyar dolar olan ihracatımız 1990’da 12,9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı radikal bir şekilde artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında %36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına geldiğinde %80’e ulaşmıştır.

3.7. 1990 – 1998 Arası Dış Ticaretin Durumu

Dünyanın 2 kutuplu yapısının 1990’da S.S.C.B.’nin dağılması sonucu uğradığı değişim ile birlikte Türkiye başta Rusya Federasyonu ve Türk Cumhuriyetleri olmak üzere bu ülkelere ticari ve ekonomik ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır. Yine bu kapsamda, 1996 yılından başlamak üzere Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’ne girilmiş, Gümrük Birliği Anlaşmasının bir gereği olarak Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri ve Akdeniz Ülkeleri ile imzalanan ve imzalanması planlanan Serbest Ticaret Anlaşmaları ile ihracatımızın daha da artması beklenmektedir. Uluslar arası normlar doğrultusunda dış ticarete yönelik gerekli uyum çalışmaları yapılmıştır.

1980 yılından sonra ihracatın artmasında çok önemli bir role sahip olan İhracat Teşvik Mevzuatı’nda da radikal değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede, uluslar arası normlara uygun Dahilde ve hariçte İşleme Rejimi ile 1.6.1995 tarihinden itibaren yeni devlet yardımları uygulanmaya başlanmıştır.

Türkiye ihracatının 1980 yılında dünya ihracatı içerisinde 50,15 olan payı 1998 yılında %0,52 düzeyine çıkmış, 1980 yılında 3-4 bin civarında olan ihracatçı firma sayısı 1999 yılında 24 bini aşmıştır. Dış ticaret ve üretim İstanbul ve İzmir gibi belirli şehirlerde yoğunlaşmakla beraber, son yıllarda Anadolu’daki şehirler de üretim ve ihracatta aktif rol oynamaya başlamışlardır.

Hazine Bonosu ve Tahvilleri satın almada kullanılan tasarruflar yön değiştirdi. Zamanında döviz kuru üzerinde yeterli bir ayarlama yapılmadı. Sıcak para süratle geri döndü. Bankalar hazine ihalelerine katılmadılar. Halk dolara ve marka hücum etti. 1993 sonbaharında Türkiye’nin ciddi iktisadi kararlar alması gerekiyordu. 27 Mart 1994 Mahalli Seçimleri bu kararların zamanında alınmasını engelledi ve paket halinde hazırlanmış olan 5 Nisan 1994 kararları ancak bu seçimden sonra alınabildi.

Bu programın amacı ekonomiye yeniden istikrar kazandırmak için enflasyonu düşürmek, TL’ye istikrar kazandırmak, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamak, sosyal dengeleri gözetmek, yapısal reformları ve özelleştirmeyi gerçekleştirmek, devletin özelleştirme yoluyla küçülmesini sağlamak, kamu kesiminin borçlanma gereğini azaltarak para piyasasında istikrarı sağlamaktı.

Kamu kesimi borçlanma gereğini azaltmak üzere Ekonomik denge vergisi çıkarıldı ( 4 Mayıs 1994).

“5 Nisan 1994 Kararları” çerçevesinde KİT ve tekel ürünlerine büyük zamlar yapıldı. Yapılan zamlar vergi fiyat niteliğindeydi. Hazinenin yeniden borçlanabilir hale gelmesini sağlamak üzere bileşik faizi yılda %406’ya varan 40 trilyonluk hazine bonosu satıldı. Personel maaşlarında uygulanan katsayı uygulamaları bir anlamda durdu.

Mali krizden etkilenen Marmara, İmpexbank gibi bankalar acze düştüler ve bu bankaların faaliyetleri durduruldu.

5 Nisan kararlarının ilk etkisi fiyatlar genel seviyesinin önemli bir şekilde yükselmesi şeklinde kendini gösterdi.l Nisan ayında fiyatlar genel seviyesindeki artış %32,8 oldu. Mayıs ayında yükselme hızı %9’a düştü. Haziran ve Temmuz’da da düşüş devam etti. İhracatta kıpırdanmalar baş gösterdi. Buna karşılık memurlara yapılan zamlar enflasyonun gerisinde kaldı.

Toplu sözleşmelere göre karara bağlanmış zamları zamanında alamadılar. Bütün bu etkiler makro düzeyde ekonomide reel sektörde daralma meydana getirdi. Bu daralma Cumhuriyet döneminde Türkiye’deki en büyük daralmadır.

Krize giren ekonomiyi dizginlemek için yapılan bu paket başarıya ulaşmadı. Türk ekonomisi 1996’ya 1.2 katrilyon liralık iç borç ve %78,9 ‘luk enflasyonla girdi. Ve bu veriler Türkiye’yi yeni bir krize sürüklemek üzereydi. Bu dönemde Türkiye ekonomisinin tehlike arz eden problemleri ana başlıklarıyla şunlardır:

 Yüksek faiz, kısa vadeli borç yapısının yakın bir gelecekte büyük ödeme güçlüklerini beraberinde getirmesi.

 TL’nin gerçek değerinin üzerinde tutulması nedeniyle ihracatın güç yitirmesi.

 Özelleştirmenin bir an önce tamamlanması, Sosyal Sigorta Sisteminin düzeltilmesi gibi hedeflere erişilmemesi nedeniyle IMF yardımlarının tehlikeye görmesi.

Bütün bu olanlara rağmen o dönemin Başbakanı Tansu Çiller 18 şubat 1996’da yaptığı bir açıklama ile: “Kriz dönemini atlattık, başka 5 Nisanların önünü tıkadık, ekonomik dengeler 5 Nisan öncesi krizin izlerini silmiştir” şeklinde konuştu. Bu açıklamalara karşılık Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) 1995 yılının son çeyreğini değerlendiren konjonktür raporunda iç borçlanma açısından zorunlu hale gelen yüksek faizlerin 1994 ‘de krize giren, 1995’te hızla değişen ekonomiyi, 1996 ‘da bir kez daha yavaşlatacağına dikkat çekti. TÜSİAD’a göre hedef girişimcinin Gümrük Birliği sürecinde rekabet gücünü koruyabilmek için uzağı görerek yatırım yapmasına olanak sağlayacak istikrar koşullarının sağlanması olmalıdır. Türkiye’de siyasi baskıların ekonomi yönetimi üzerinden çekilmesinin dışında çözüm yoktur.

Kriz Dönemlerindeki İhracat Sorunları

Kriz dönemlerinde bütçede daralma olduğu için devlet ihracatçıya yardım sağlayamamaktadır. Piyasadaki belirsizlikler nedeniyle mal alım satımı güçleşmektedir. İhracatın yapılan devalüasyondan dolayı artması gereklidir, fakat bütçedeki daralma buna engel olmaktadır.

2000 yılı sorunu ihracatçıların finansman ve kredi sorunudur. Küçük firmalara bankalar kredi vermemektedir. Finansman sorunu bankaların kredi vermesiyle ya da devlet desteği ile çözümlenebilir. Aynı zamanda devletin komisyon ve teminatı düşürücü önlem alması veya teminatı devlet garantisine alması gerekir. Reel sektörü etkileyen her şey ihracatı direk etkiliyor. Üretim sıkıntısı yaşanmaktadır. İç talep azalınca ihracata yöneliniyor. Siyasi istikrarsızlığın farkında olan yurtdışı ithalatçı firmalar fiyat indirimi istiyorlar.

Enflasyon oranındaki artış ihracatçının girdi maliyetini artırıyor. Enerji fiyatlarına olan zamlar ihracatçının üretimini olumsuz etkiliyor. Bankalar kriz dönemlerinde akreditif açmıyorlar.

4. ULUSLAR ARASI EKONOMİK KRİZ VE TÜRKİYE’YE ETKİSİ

Uluslar arası ekonomik kriz artık Türkiye’de etkisini iyice göstermeye başladı. Özellikle tekstil, sektöründe krize elik eden içten çıkarmalar, krizi toplumsal boyutu da taşıyor. Asya’dan dünyaya yayılan ekonomik krizin tekstil ve demir-çelik sektörlerini etkilemiştir. Ancak tekstilin uluslar arası krizden bağımsız olarak zaten yapısal sorunları bulunmaktadır. Dünya pazarındaki talep daralması ve özellikle Rusya krizi adım adım tüm sektörleri zor duruma sokacaktır. İlk elde gıda, taşımacılık ve otomotiv sektörlerinin krizin etkilerini yaşamakta ve uygulanan döviz kuru politikalarının bir sonucu olarak 1999 yılında turizm sektörü de bu krizden etkilenmeye başlayacaktır. Bu dönemde Asya ülkeleri devalüasyon yapmış ve dolayısıyla tekstil sektörü bundan kötü etkilenmiştir. Ekonomik kriz olmasaydı bile tekstil sektörü bir krize girecekti. Çünkü bu sektörde 4-5 yıl önceden başlayan bir yığılma yaşandı. Modası geçmiş ikinci el tekstil makineleri Türkiye’ye dolmaya başladı.

4.1. Krize Çözüm Paketi ve Teşvikler

Hükümetin ekonomik darboğazı hafifletmek amacıyla hazırladığı önlemler paketinde ihracatı teşvik amacıyla alınan kararların bir bölümü gizli tutularak kamuoyuna açıklanmadı. Maliye ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Zekeriya Temizel, Devlet Bakanı Işın Çelebi ile düzenledikleri ortak basın toplantısında “Bazı tedbirleri burada açıklamıyoruz” dedi. Hükümetin açıklamadığı önlemlerle, ihracattaki daralmanın durdurulması amacıyla devlet bazı yükümlülükler altına girdi. Hükümetin Para-Kredi ve koordinasyon Kurulu’na “gizli” ve hemen imzalanması kaydıyla sevk ettiği ve karar taslakları şu düzenlemeleri içeriyor:

∆ İhracatı teşvik amacıyla turunçgiller için ihracat iadesi öngörülüyor.

∆ Bavul ticaretini teşvik amacıyla, liman hizmeti ücretlerinin 550’si devletçe karşılanacak.

∆ Tarife dışı kargo uçaklarına prim ödenecek.

∆ Yolculardan ayakbastı parası alınmayacak.

Kriz nedeniyle gerileyen Türkiye-Rusya dış ticaretinin yeniden canlandırması amacıyla getirilen TL-Ruble cinsinden ödemenin sağlanabilmesi amacıyla da Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ile Rusya Merkez Başkanı bir hafta önce görüşme yapmıştır.

4.2. Kaynak İki Fondan

Eximbank’a 8 trilyonu 15 Aralıkta aktarılan , Çarşamba günü itibariyle de tamamlanması beklenen 34 trilyon liralık kaynak fonlardan karşılanmaktadır. Buna göre 34 trilyon liralık kaynağın 29 trilyonu Geliştirme ve Destekleme Fonu alacaklarından, 5 trilyonu ise sermayeye mahsuben yapılacak ödemelerden oluşmaktadır.

4.3. Bakan’ın Gafı

Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in Devlet Bakanı Işın Çelebi ile birlikte yapmış olduğu basın toplantısında Bakan’ın açıkladığı bir teşvikte ihraç kaydı ile birlikte yapılan ithalattan alınan %100’lük teminatın bazı şirketler için 510’a indirileceğini söyledi. Fakat bu teşvikten yararlanabilecek şirketlerin güvenilir ihracatçı olması şarttır.

Güvenilir ihracatçılığın yolu da 1 milyar dolarlık dış satımdan geçiyor. Ancak Türkiye’de tek başına bu kadar ihracat yapan şirket bulunmuyor. İhracatta iki önemli sektör tekstil ve demir-çelikte de böyle bir şirket yok. Türkiye’de en fazla ihracat yapan şirket EGS ancak onunda 1997 sonu itibariyle ihracatı 681 milyon dolar iken 1998’in ilk 7 ayı itibariyle ihracatı 442 milyon dolar oldu.

İhracatçılar bu açıklamaya şaşkın bir açıklama yaptılar. Bu büyük bir yanlış ifadedir. Galiba Bakan’ın dili sürçtü dediler.ama yine de ihracatçılar paketten memnun.

İhracatçılarla, giyim ve deri sektörünün temsilcilerinin kararlara ilişkin görüşleri şöyle:

OKAN OĞUZ (Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı)

Bu tedbirler bizim baştan beri söylediğimiz, krizin ancak üretim ve ihracat ile aşılabileceği düşüncesi doğrultusunda. Bu nedenle teşekkür ediyoruz. Eximbank’a öngörülen kaynaklar zamanında aktarılır ve uygulamaya gidilirse 1999 yılı için daha iyimser olabiliriz.

İSMET ÖZCAN (Türkiye Deri Sanayicileri Derneği Başkanı)

Alınan kararlar olumlu.sanırım 3-4 ay içinde olumlu etkilerini gsöterir. Eğer bu önlemlere ilave olarak asgari ücret vergi dışı bırakılır ve SSK primlerinin yarısı alınırsa hem çalışanlar tamamen kayıt altına alımır hem de sektör rahatlar. Eximbank’a söz verildiği gibi kaynak aktarılırsa hazır giyim ihracatı artarak devam eder.

TURGUT KOŞAN (Türkiye Deri Sanayicileri Derneği Başkanı)

Alınan önlemler çok iyi. Bavul ticareti sayesinde 1994 krizinden çıktık. Ancak aylar önce önerdiğimiz tedbirler alınmadı. Eximbank’a aktarılan kaynaklar kimlere verilecek merak ediyoruz. Bugün Tuzla’daki 136 fabrikadan 102’sinde üretim durdu. Deri sektöründe 30-35 bin kişi işsiz kaldı.

FUAT MİRAS (Türkiye Odalar Birliği Başkanı)

Paket genel olarak güzel ama eksik var. bizim istediğimiz tekstilciye ucuz pamuk verilmesi ve sosyal güvenlik kurumlarıyla ilgili yasa tasarısının Meclisten bir an önce çıkmasıydı. Bir de bilhassa Uzakdoğu ülkelerinden dampingli gelip yani ucuz gelip iç piyasayı rahatsız eden ucuz iplik ve kumaşların ithalinde kısıtlamaya gidilmesi.

ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara Sanayi Odası Başkanı)

Sadece Eximbank’a kaynak aktarılmasıyla bu iş çözülmez. Halk Bankası’nın mutlaka KOBİ teşviklerine gereken kaynakları aktarılması lazım.

SİNAN AYGÜN (Ankara Ticaret Odası Başkanı)

Alınan önlemler ihracata yönelik. Türkiye sadece ihracat ülkesi değil. Tüccarda esnaf da büyük sıkıntı içinde. Bu sıkıntılara yönelik önlem alınmamış. Bir an önce alınması gerekiyor.

Siyasi istikrarsızlıkla ilgili görüşlerde yine aşağıda verilmiştir:

4.4. Siyasi İstikrarsızla İlgili Görüşler

4.5. İHRACATÇIYA DESTEK

İhracat ve reel sektörün finansman sorununun çözümü için 700 trilyonluk bir kaynak harekete geçirildi. Bu tutar 1998 yılı vergi gelirlerinin %7,5’ini oluşturuyor. Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu oranı % 6‘dan %3’e düşürülecek ve sağlanan 75 trilyonluk ek kaynak Eximbank’a aktarılacak dış kredilerdeki KKDF’nun kaldırılması tüketici kredilerinden alınan %11’lik KKDF’u %8’e düşmüştür.

21 Aralık 1998 Milliyet Gazetesi yazısında Eximbank’tan ihracatçılar için verilen kredilerin bankalara yaptırıldığı belirtilmektedir. Bankaların sanayicilere “Bu kredileri vadeli olarak bana yatıracaksın” şartını getirdiği öne sürüldü.

İstanbul’da yapılan Bankacı-Sanayici zirvesine katılan bir sanayici bankacıların toplantıda açık bir ifadeyle “Devlete %150 ile para satmak varken neden düşük faizle size kullandıralım” dediğini söyledi. Bunun yanında özellikle dokumanın kalbi durumundaki Güney Doğudan son 10 ayda yapılan ihracatın geçen yıla göre %33,8 artması, krizin aslında satış ya da üretim değil finansman sıkıntısı olduğunu kanıtlamaktadır.

5. DEVLETİN KÜÇÜLME PLANLARI

Bir ay öncesine kadar ekonomi sayfalarında olumlu gelişmelerin haberleri vardı. İş adamları önlerini görebildiklerini belirtiyorlardı. Hükümet anti enflasyonist istikrar programı konusunda sık sık kararlılık açıklamaları yapıyordu.

Ancak Kasım ayı ortalarında patlayan likitide krizinden sonra Türkiye’de hiçbir şeyin eskisi gibi ya da beklendiği gibi olmayacağı ortaya çıkmış, eski belirsizlik ortamı yeniden doğmuştu.

Hesaplar Sil Baştan:

Hükümet Ek Niyet Mektubu ile “Güçlendirilmiş İstikrar Programını” sürdürecek. Ancak yine de Türkiye’nin bütün holdingleri, hesapları yeniden yapmaya başladılar. Bu zamanda hepsi hedeflerini beklentilerini revize ediyorlar. En büyük kaygı mali sektördeki yapısal sorunların yeniden kriz üretebileceği noktasında duyuluyor. Kasım ayında yaşanan krizin yarattığı tahribat sonucu bütün ekonomi çevrelerinde paylaşılan beklentiye TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu dile getiriyor:

“2001 ‘in ilk üç ayında büyüme sıfır ya da negatif olabilir.”

Bu beklentilerin nedenleri kredileri durduran mali sektörler, yükselen faizlerin cazibesi ve yatırımları caydırmasıdır. Bu gelişmelerin GSMH üzerinde, vergi gelirleri üzerinde olumsuz etkisi olacak. dolayısıyla Hükümet daha fazla borçlanacak, faizlerin artışı borç yükünü artıracak. Bütçe dengesindeki trendler olumsuz olacak.

5.1. Ticarette Spekülasyon Beklentileri

Birçok holding yatırım projelerini ya gözden geçiriyor ya da kesin durdurma kararı alıyor. İTO Başkanı Yıldırım’ın ifadesine göre; “Ticaret kesimi için 2001 yılı çalkantılı geçecek.”

İhracatçı kesimi de tedirgin. Kur cupasına dayalı istikrar programından en olumsuz etkilenen kesim ihracat oldu. Ek tedbirler alınmadığı takdirde 2001’de ihracat için zor geçecek. Dış ticaret hedefleri tutmadı. İhracatçılar umutsuz, çünkü destek konusunda henüz ciddi bir adım atılmış değil.

“Suç Kimde” Düellosu:

Bu kargaşa ortamında, bir de hükümet ve iş adamlarının “Suç kimde?” düellosu yaşanıyor. Hükümet sanayi kesimini “faizcilikle” suçlarken,sanayi kesimi de hükümeti “rant ekonomisi” yaratmakla eleştiriyor.

9 Ağustos 2000 :

Hükümet yetki kanununa dayanarak irticai ve bölücü faaliyetlere karışan memurların meslekten atılmasını kolaylaştıracak bir kararname hazırladı. Cumhurbaşkanı Sezer de bu kararnameyi hükümete iade etti.

11 Ağustos 2000 :

Kararname krizi randevu krizine dönüştü. Ecevit-Sezer haftalık olağan görüşmesini iptal ettiğini söyledi. Taraflar 16 Ağustos’ta krizi aşarak bir araya geldiler. Fakat Sezer ikinci kez kararnameyi iade etti.

26 Eylül 2000:

Sezer; Ziraat, Halk, Emlak Bankalarının yeniden yapılanmasına ilişkin kararnameyi imzalamadan iade etti.

15 Aralık 2000:

Sezer; Af yasasını eşitliğe aykırı bularak veto etti. Ecevit ise Sezer’in bu açıklamasını eleştirdi.

İşte tüm bu gelişmeler, yani birbirini anlamayan, uzlaşamayan, dik kafalı siyasetçilerin bu yanlış senaryoları, 2001 Şubat krizine zemin hazırlamış oldu.

5.2. IMF’nin Yeni Paketi

Yıl Sonuna Kadar Hedeflenen Yıl Sonunda Gerçekleşen

Dış Alım 46 milyar $ 50 milyar $

Dış Tic. Açığı 17,8 milyar $ 22 milyar $

Cari Açık 2,9 milyar $ 3 milyar $

(yılın ilk 4 ayında)

544 milyon dolar

(Yıl sonunda ise 7-8 milyar dolara ulaşabileceği açıklandı)

Büyüme %5-5,5 %4

Ekonomide bu durum ek önlemleri gündeme getirdi. Bu önlem paketinde olması beklenen düzenlemeler şöyledir:

 IMF, 2001 yılı bütçesinin faiz dışındaki harcamalarının 2000 yılına göre daha da sınırlandırılmasını istedi.yani 2001 yılında yatırımlar, çalışanlara ödenecek maaşlar, eğitim, sağlık gibi alt yapı harcamaları daha da kısıtlanacak.

 IMF 2000 yılı için konulan ek vergilerin kalacağını söyledi. Böylece dar gelirli kesimlerin alım gücü azalırken faiz ödemelerine akıtılan devletin vergi gelirlerinin artırılması öngörüldü.

 Kaynak Kullanıma Destekleme Fonu’nun yükseltilmesiyle tüketici kredilerinin sınırlandırılması amaçlanıyor. Dış alımla giderilen hammadde gereksiniminin içeriden giderilmesi planlanıyor.

 Motorlu Taşıtlar Vergisi artırılarak otomobil dışalımlarının kısılması hedefleniyor.

 KDV’lerde yeni artışlar olmayacak ama özel tüketim vergisi uygulamaya konulacak.

 Kamu bankaları olmak üzere, özelleştirilecek KİT’ler ile finansman sıkıntısı çeken kamu kuruluşlarında çalışan sayısı azaltılacak.

 2000’deki bazı kamu kuruluşlarının kapatılması planlanıyor.

 POAŞ, TÜPRAŞ, GSM özelleştirmelerinin ardından dağıtım şebekeleri, santraller, PETKİM, İSDEMİR, TELEKOM gibi kurumların satışı gerçekleştirilecek. Bunların yanında TEKEL, Şeker fabrikaları, Çay-Kur gibi yeni kurumlarda özelleştirilecek.

5.3. Yazarlar, İşadamları ve Sanayi Odalarına Göre Kriz ve Çözüm Yolları

DENİZ GÖKÇE’YE GÖRE: “Kriz Neden Çıktı?

“Türkiye krizi unuttu bile. Sanki krizi hiç yaşamadık gibi, yine aynı senaryolar” diyor ve ekliyor: “bugün yaşadığı krizi iyi analiz etmeyen, dikkatle inceleyip nedenleri anlamayanlar, bir kere daha kriz yaşamaya mahkumdur” diyor. Bu kriz dolaylı olarak siyasi istikrarsızlığın ve beceriksizliğin yüzünden çıktığını söylüyor.

İTO (İSTANBUL TİCARET ODASI) MEHMET YILDIRIM:

Krizin Etkileri Reel Sektörde Hissedilecek.

2000 yılı sıkıntılı başladı, sıkıntılı bitiyor. İhracat teşviki için tedbir alınmadığından ihracat bu yıl yerinde saydı. Döviz kuru, enflasyon oranının çok altında tutulduğundan ithalat arttı. Üretimi, yatırımı, tasarrufu teşvik etmek yerine, ithalat ve tüketim teşvik edilir oldu. Reel sektör bankacılık sektöründeki krizin etkilerini önümüzdeki aylarda hissetmeye başlayacak. Hükümetin uyumlu bir şekilde hada titiz, daha hızlı hareket etmesi ve yapısal düzenlemeleri gerçekleştirmesi gerekiyor. Ekonomiye yeni perspektif kazandırması şart.

ASO ZAFER ÇAĞLAYAN: “Büyüme Hedefi Tutmayacak”

Programın ilk aylarında faizler hızla düştü, özelleştirmeler arttı. Bu durum bir yandan enflasyonu bir yandan da ödemeler dengesi açığını artırdı. Gelişmeler bu ay içinde yaşanan finansal krizi doğurdu. Kriz 2001 yılı beklentilerini daha da kötümser hale getirdi. Öngörülen %4,5’luk büyüme hedefinin tutmayacağı, hatta negatif olacağını düşünüyoruz. Kriz nedeniyle yükselen faizlerin yüksek düzeylerde seyredeceği ve bunun Hazinenin iç borçların maliyetlerini yükselteceği açık.

ATO SİNAN AYGÜN: “iç Borçlanma Devam Edecek”.

Mali sektör krizi ardından başlayan faiz yükselişi “güven erozyonu” ve “belirsizlik ortamı”, 2001 yılını tehdit edecek olgular oldu. Hükümet 2000 bütçesinde 7 milyar dolar civarında bir açık öngörmesine rağmen faiz dışı bütçe fazlası olarak 11 katrilyon 447 trilyon lira gösterildi. 2001 yılı vergi gelirlerinden öngörülen artış %23,9 iken devletin öngördüğü ana para geri ödemediklerindeki artış %48,3’tür. Yani 43 katrilyon 127 trilyon lira gelir beklenirken, 2001 yılında 29,3 katrilyon lira ana para geri ödemesi yapılacak.

TIM, OKAN OĞUZ: “İhracat Hedefine Ulaşmak Zor Görünüyor”

2000’de dış ticaret dengesi daha da bozuldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1996 yılı ile birlikte 1980 sonrasındaki en düşük yüzeye inmiş olacak. esasen programda döviz kurunun çapraz olarak kullanılmasının, dış ticarette ihracat aleyhine bir gelişme yaratacağı biliniyordu.

Bizler de programın yumuşak karnının cari denge olduğuna işaret ederek sıkıntı doğmadan ihracata destek mekanizmaları oluşturulması gerektiğini her fırsatta dile getirdik. Tedbirlerin alınmaması, sonuçta 22-23 milyar dolarlık bir dış ticaret ve 10 milyar dolara yaklaşan bir cari açığa yol açtı. İhracata yönelik destek tedbirlerinin alınmaması halinde 2001 yılı için öngörülen 31 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşılması bir yana, 2000 rakamlarına ulaşmak başarılı olacaktır.

ISO, HÜSAMETTİN KAVİ: “Türkiye Ekonomisini Büyütmek Zorunda”

Kriz yaşanmamış olsaydı dahi 2001 yılı, programın ilk yıldan çok daha önemli bir etabını oluşturacaktı. Krizin üstesinden gelinmesi, ekonomi yönetiminde üretime dayalı bir anlayış egemen kılınması ve programın denetimi ile mümkün olur. Sorunlar sosyal diyalog içerisinde aşılabilir. Türkiye’nin Ulusal program hazırlıkları ve programın kararlı uygulanması çok büyük önemdedir. Türkiye ekonomisini büyütmek zorunda. Ortalama 3000 dolara gelir ve gelir dağılımındaki bozukluk ile mutluluğu yakalamak mümkün değil. Devlet bankacılık başta, tüm ekonomik faaliyetlerden derhal çekilmeli. Stratejik rekabet gücü unsurları gözden geçirilmeli, yabancı sermaye önündeki engel kaldırılmalı. Siyasetin karar sürecine sivil toplum dahil edilmedikçe, başarıya ulaşılamayacağı bir gerçektir.

DSP’nin Ekonomi Paketindeki Öncelikler

 Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle zor duruma düşen bankalara el koyma olanağının 12 Haziran tarihinden itibaren ortadan kalkacak olması nedeniyle öncelik Bankalar Yasası’nın çıkarılmasına verilecek.

 Mevcut programa göre hazırlanan ancak Plan Bütçe Komisyonu’nda görüşmesi yarım kalan 1999 Bütçesi, zaman tasarrufu açısından ilk 4 ayda yaşanan gelişmeler dikkate alınarak, revize edilip Meclise sunulacak.

 Siyasi istikrarsızlık ve seçim ortama nedeniyle gelirlerde ortaya çıkan düşme sonucu artan bütçe açığının hala kontrol altına alınması için harcanan disiplinin tahsilatının artırılmasına yönelik önlemler uygulamaya konulacak.

 IMF ile görüşmelere hemen başlanarak altyapısı hazırlanan anlaşmanın yapılması sağlanacak.

 Rusya krizinin ardından kaçan yabancı sermayenin tekrar gelmesini sağlamak için yabancı sermayeye güven verecek önlemler devreye sokulacak.

 Bütçe ve Bankalar Yasası’nın çıkarılmasıyla Sosyal Güvenlik Reformu hemen Meclise getirilecek.

6. 2001 SİYASİ KRİZ VE BUNALIM DÖNEMİ – SON DURUMLAR

8 Şubat 2001:

Cumhurbaşkanı Sezer; Nakşibendi tarikatı liderlerinden Esat Coşan’ın Süleymaniye camisinin avlusuna gömülmesine ilişkin hükümet kararnamesini veto etti.

15 Şubat 2001:

Cumhurbaşkanı Sezer; Devlet Denetleme Kurulunu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bünyesindeki Tasarruf mevduat Sigorta Fonu kapsamına alınmış bankalarla ilgili işlemlerin denetlenmesiyle görevlendirdi. Ecevit bunu “denetimin denetimi yapılmak isteniyor” diye eleştirdi. Sezer, sert yanıt verdi. Asıl niyetinin bankaları denetlemek olduğunu açıkladı. Gerilim 19 Şubat 2001 tarihindeki MGK’da Sezer’in “Anayasayı al oku” diyerek Ecevit’e fırlatmasıyla hat safhaya çıktı. Daha önce zemini yapılan ve en son damlası akıtılan bu gelişmeler ve Ecevit’in MGK’dan çıktıktan sonra ağlamaklı sesle olayı anlatması Borsanın düşmesine, bankaların dövize hücum etmesine ve faizlerin artmasına yol açtı. Yani artık içinden çıkılamayacak, insanların ne umutlarının kaldığı ne de güveninin kaldığı bir ortam oluştu. Her kesimden insanlar, öğrenci, memur, esnaf, iş adamı, sendikalar yani tüm Türkiye tarihte hiç görülmemiş bir ayaklanma yapıp artık sesini duyurdular. Bu kriz uyuyan Türkiye’yi uyandırdı. Artık siyasetçiler anlamış oldular ki –inşallah anlamışlardır- yanlış politikalarla, yağmacı, soyucu siyasetle bir yere gelinmez, Türk insanı artık uyumuyor.

6.1. Krizin Maliyeti

- Borsa yüzde 14,62 düştü. Bu İMKB tarihinin en büyük ikinci düşüşü oldu.

- Bankalar dövize hücum etti. Merkez Bankası 4,8 milyar dolar satmak zorunda kaldı.

- Bankalar arası repo faizleri yüzde 760’ı gördü. vatandaşın reposu %40’a kadar çıktı.

- Yüzde 63 olan bono faizleri bir ara yüzde 100’ü buldu.

- 20 şubat 2001 tarihinde 1 ABD $’ı 678.500 TL’den, 1.075.000 TL’ye yükseldi.

Doların yükselmesi ihracatçının işine yaradı gibi gözükse de bankaların durumu nedeniyle ihracatçıya bu durum pek yaramadı. Küçük ihracatçılardan sonra büyük ihracatçılarda krizden fena halde etkilenmeye başladılar. Hükümet iş dünyasının, reel sektörün ve ihracatçının feryadına kayıtsız kalmıyor fakat yapabileceklerinin sınırlı olduğunu, yürürlükte olan programla çelişen hiçbir talebin karşılanamayacağını vurguluyor.

Hükümet Ekonomide ihracat ve yatırıma dönük bir canlanma sağlayabilmek, istihdam sorununu en az hasarda atlatabilmek amacıyla yapılabilecek dört temel noktada toplanıyor:

1. Eximbank desteği.

2. KDV İadeleri Hızlanacak.

3. LDG’de Özel Tarife.

4. Gemicilik Sektörüne Özel Kararname.

6.2. 14 Nisan Kararları

 Programda yılın ikinci yarısından itibaren aylık enflasyonun %2 civarına, 2002’de de yıllık enflasyonun %20’nin altına düşürülmesi hedefleniyor.

 Dalgalı kur devam edecek. MB’nın kur hedefi olmayacak. Aşırı artışlarda dalgalanmaları telafi yönünde hareket edecek.

 Banka kredilerinde özel karşılıklar vergiden düşülecek. Kamu bankalarına görev zararları, fon bankalarına ise likitide ihtiyacı için borç senetleri verilecek.

 Vatandaş bonosundan vergi alınmayacak. Yeni vergi yok. Bazı vergilerde oranlar değiştirilecek. Akaryakıtta otomatik fiyatlandırma devam edecek.

 Bazı ödenek kalemlerinde blokaja gidilecek. Kamu harcamaları 59 azaltılacak. Kamuya personel alınmayacak. İş güvencesi yasası, tarafların uzlaşmasıyla çıkarılacak.

 Türk Telekon’un %51’i blok olarak, kalanı ise halka arzla satılacak. Diğer özelleştirmeler de hızla tamamlanacak. Yabancı payı %49’u geçmeyecek.

 Tarımda doğrudan gelir desteği uygulamasına geçilecek. Destekleme fiyatları enflasyonu aşmayacak.

 Emlak Bankasının Ziraat Bankası ile birleştirilmesi çalışmaları devam etmektedir.kamu bankalarının verimsiz şubeleri kapatılacak ve personel sayısını azaltmak için emeklilik teşvik edilecek.

 Bu kararlar içerisinde ihracatın artırılmasına yönelik ilave tedbirler alınacaktır.

1. Bütçeden ve diğer kaynaklardan sağlanacak finansmanlar çerçevesinde Eximbank’ın kredi imkanları artırılacak.

2. İhracatta KDV ödemeleri hızlandırılacak.

3. Desteklerle ilgili uygulamalarda bürokratik işlemler azaltılacak. Bu kapsamda bugüne kadar bütçe ödenekleri öne çekilerek Eximbank’a 128 trilyon lira aktarılmıştır. Bu tutarın 103 trilyonu son hafta içinde gerçekleştirilmiştir.

Tüm bu gelişmelerden alınan paketlerden sonra şimdi önemli olan şey bu yaşanan olaylar geleceğe ne derece ışık tutabileceği. Çıkarılan son ekonomik paketin olumlu ve olumsuz yanları ve kişilerin tepkileri şöyledir:

İhracatın teşvik edilebilmesi için Eximbank’a aktarılan kaynaklar, ihracat kadar esnaf ve sanatkarlarında dertlerine çözüm getirilebilecek olması olumlu yönleridir.

Ama alınan son kararlardan bazıları olumsuz tepkiler almıştır. Örneğin büyük marketlerin şehir dışına taşınmasına yönelik çıkan tasarı yüzünden büyük şirketler, bu marketlerin sahipleri hükümete rest çekti.

Yerli market sahipleri: “yabancı sermaye gelemeyeceği gibi, biz de yurtdışına gideriz” dediler.

Kimileri bu hükümetin, bu paketin oldukça iyi olduğunu düşünürken, kimileri ise eksiklikler, yanlışlar var diyorlar. Kimileri ise; “alt yapısı olmayan veya alt yapısı için hiçbir hazırlığı olmayan kararlar alıyorlar” diye hükümeti eleştiriyorlar.

TOBB Başkanı Fuat Miras: “Ekonominin önünün açılması, lastiğin ikide bir patlamaması için Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’nun mutlaka değiştirilmesi gerektiğini, Türkiye’nin iki küs lider ile yönetildiğini” belirterek, “birbirine ağır ithamlar eden, birbirine kitap fırlatanlar hala makamındadır” dedi.

Kimisine göre gelişmeler olumlu, kimisine göre hala bir şey yapılmıyor, olumsuzluk çok. Ama kötü olan bir şey var ki bu yıl geçen yıllara göre ihracatın sadece %1,4’lük bir artış gösterebildiğidir.

7. DIŞ TİCARET İLE İLGİLİ TABLOLAR

Tablo 1. Dış Ticaretin Değerleri (milyon $)

1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2000* 2001*

İhracat 15.345 18.106 21.636 23.168 26.261 26.974 26587 27775 22787 25760

İthalat 29.428 23.270 35.709 42.734 48.559 45.921 40687 54503 44703 33743

Dış Ticaret Açığı -14.083 -5.164 -14.073 -19.566 -22.298 -18.947 -14100 -26728 -21916 -7713

İhr./İth. % 52 78 61 54,2 54,1 58,7 65 51 51 76

Dış Ticaret Hacmi 44.773 41.376 57.345 65.902 74.820 72.895 67274 81307 67490 59503

Kaynak: DİE

(*):Ocak-Ekim

Tablo 2- Aylar İtibariyle Dış Ticaret (İhracat) (1997-2002, Birikimli)

İHRACAT

1997 1998 1999 2000 2001 2002

Ocak 2.044 2.194 1.883 2.123 2.236 2.554

Şubat 3.901 4.258 4.077 4.386 4.752 4.919

Mart 6.077 6.735 6.479 6.703 7.298 7.646

Nisan 8.103 8.652 8.432 9.142 9.914 10.383

Mayıs 10.294 11.070 10.658 11.480 12.799 13.287

Haziran 12.426 13.332 12.780 13.806 15.361 15.981

Temmuz 14.576 15.541 15.035 16.094 17.844 18.995

Ağustos 16.714 17.778 16.975 18.138 20.424 21.835

Eylül 18.938 19.986 19.249 20.542 23.020 24.956

Ekim 21.328 22.481 21.908 22.787 25.832

Kasım 23.851 24.734 24.356 25.286 28.674

Aralık 26.261 26.973 26.588 27.775 31.334

Kaynak: DİE

Tablo 3- Aylar İtibariyle Dış Ticaret (İthalat) (1997-2002, Birikimli)

İTHALAT

1997 1998 1999 2000 2001 2002

Ocak 3.614 3.106 2.227 3.229 4.072 3.337

Şubat 6.714 6.981 5.015 7.161 7.666 6.303

Mart 10.545 11.345 8.060 11.325 10.775 9.798

Nisan 14.049 14.979 11.394 15.816 13.813 13.818

Mayıs 18.368 19.154 14.803 20.514 17.372 18.065

Haziran 22.241 23.321 18.405 25.479 20.671 21.893

Temmuz 26.375 27.513 22.023 30.156 24.107 26.429

Ağustos 30.534 31.242 25.201 35.035 27.609 30.797

Eylül 34.892 34.902 28.845 39.679 31.034 35.005

Ekim 39.266 38.540 32.404 44.703 34.399

Kasım 43.619 42.052 36.252 50.065 37.958

Aralık 48.559 45.922 40.686 54.503 41.399

Tablo 4. Aylar İtibarıyla


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy