Futbol

06 Kasım 2007

Futbol

İsim:

Sınıf:

Ders: Beden Eğitimi

Konu: Futbol

Öğretmen:

Futbol nedir: On birer kişiden oluşan iki takım arasında oynanan ve oyuncuların küre biçiminde şişirilmiş özel bir topu el ve kollarını kullanmadan rakip kaleye sokmasına dayanan spor dalıdır.

Futbolun tarihi: İlk zamanlardan bu yana, küre şeklinde yuvarlanan cisimler bir oyun ve spor aracı olarak insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Futbol oyununun ilk defa nerede ve ne zaman oynandığı bilinmemektedir; fakat tarihi araştrmalara göre ayakla oynanan top oyunlarının Sümerler’e kadar ulaştığı bilinmektedir. KaşgarlıMahmut’un Divan-I Lugat’it Türk’üne göre, eski Türkler futbol oyununun benzeri olan “tepük” oyununu oynamaktaydı. Günümüz modern futbolunun temeli ise Romalı askerler arasında oynanan “harpastum” adlı oyundur. Futbolun Avrupa’daki tarihi ise büyük bir tartışma konusudur. Fransızlar, İngilizler ve İtalyanlar futbolun ilk defa kendi ülkelerinden diğer ülkelere yayıldığını iddia etmektedirler. 1882 yılında ise en yetkili kurum olarak International Board kurulmuştur. 1904 yılında da FIFA (Federation Internationale de Football Associations) kurulmuştur.

FIFA Oyun Kuralları

Kural 1: Oyun Alanı

Boyutlar

Oyun alanı dikdörtgen olmak zorundadır. Taç çizgisi kale çizgisinden uzun olmak zorundadır.

Uzunluk: minimum 90 m (100 yarda), maksimum 120 m (130 yarda)

Genişlik: minimum 45 m (50 yarda), maksimum 90 m (100 yarda)

Uluslar arası maçlar

Uzuznluk: minimum 100 m (110 yarda), maksimum 110 m (120 yarda)

Genişlik: minimum 64 m (70 yarda), maksimum 75 m (80 yarda)

Aşağıda iki değişik kaynaktan alınmış futbol saha ölçülerini gösteren şemalar görüyorsunuz.

Oyun Alanının İşaretlenmesi

Oyun alanı çizgilerle belirlenir. Bu çizgiler sınırladıkları alana dahildir.

Uzun olan iki kenar çizgilerine taç, daha kısa olan diğer iki kenar çizgilerine kale çizgisi denir.

Bütün çizgiler en çok 12 cm (5 inç) genişliğinde olmalıdır.

Oyun alanı bir orta çizgi ile ikiye ayrılır. Başlama noktası bu çizginin tam ortasına işaretlenir. Bu nokta merkez olarak 9.15 m. (10 yarda) yarıçaplı bir daire çizilir.

Kaleler

Kaleler, her bir kale çizgisinin ortasına yerleştirilmelidir.

Bunları bayrak direklerinden eşit uzaklıkta yukarı doğru dik iki direkle bunları birleştirilen yatay bir üst direkten oluşur.

İki direk arasındaki mesafe içten 7.32 m. (8yarda), üst direğin alt kenarının yerden yüksekliği 2.44 m. (8 feet)’dir.

Her iki direk ile üst direk aynı kalınlıkta ve en çok 12 santimetre (5 inç) olmalıdır. Kale çizgileri de kale direkleri ile aynı genişlikte olurlar. Kalelere kale ağları, direklere üst direğe ve yere iyice tutturulmak ve kaleciye hareket serbestisi vermek şartı ile takılabilir.

Kale direkleri ve üst direk beyaz renkte olmalıdır.

Kale Alanı

Kale alanları, oyun alanının her iki ucunda aşağıda ifade edildiği gibi belirlenir:

Kale direklerinin iç kenarlarından 5.5 m. (6yarda) uzaklıkta kale çizgisine dik iki çizgi çizilir. Bu çizgiler, saha içine doğru 5.5 m. dik (6 yarda) uzatılır ve kale çizgisine paralel bir çizgi ile birleştirilir. Bu çizgiler ve kale çizgisi ile sınırlı bu alan kale alanıdır.

Ceza Alanı

Ceza alanı oyun alanının her iki ucunda aşağıda ifade edildiği gibi belirlenir.

Kale direklerinin iç kenarlarından 16.5 m. (18 yarda) uzaklıkta kale çizgisine dik iki çizgi çizilir. Bu çizgiler, saha içine doğru 16.5 m. (18 yarda) dik uzatılır ve kale çizgisine paralel bir çizgi ile birleştirilir. Bu çizgiler ve kale çizgisi ile sınırlı bu alan ceza alanıdır.

Her bir ceza alanı içinde kale direklerinden eşit uzaklıkta ve kale çizgisine 11 m. (12 yarda) mesafede bir penaltı noktası işaretlenir. Ceza alanı dışına merkezi penaltı noktası olan 9.16 m. (10 yarda) yarıçaplı bir daire yayı çizilir.

Bayrak Direkleri

Her köşeye, en az 1.5 m. (5 ayak) yüksekliğinde, ucu sivri olmayan ve bayrak takılan bir direk dikilir.

Bayrak direkleri ayrıca, orta saha çizgisi hizasında, taç çizgisinin en az 1 m. (1 yarda) dışına dikilebilir.

Köşe Yayı

Her bir köşe Bayrak direğinden itibaren oyun alanı içine 1 m. (1 Yarda) yarıçaplı çeyrek daire yayı çizilir.

Kural 2: Top

Nitelikleri ve Ölçüleri

Top:·yuvarlak, deriden veya bir diğer uygun malzemeden imal edilmiş, çevresi en çok 70 santimetre 828 inç), en az 68 santimetre (27 inç), ağırlığı oyunun başlangıcında en çok 450 gr (16 onz), en az 410 gr (14 onz), basıncı deniz seviyesinde 0.6-1.1 atmosfer (600 gr/cm2 – 1100 gr/cm2; 8.5 lbs/sq.in. – 15.6 lbs/sq.in) arasında olacaktır.

Kusurlu Topun Değiştirilmesi

Oyun durdurulur, oyun yedek topla ilk topun kusurlu hale geldiği yerden bir hakem atışı ile başlanır. Eğer top, bir başlama vuruş, kale vuruşu, köşe vuruşu, serbest vuruş, penaltı vuruşu veya taç atışı için oyun dışı olduğu sırada patlar veya kusurlu hale gelirse, oyun gereken vuruş veya atışıyla başlanır.

Top oyun süresince hakemin onayı olmadan değiştirilemez.

Kural 3: Oyuncu Sayıları

Oyuncular

Oyun, biri kaleci olmak üzere her biri en çok 11 oyuncudan oluşan iki takım arasında yapılır. Eğer takımlardan birinde 7′den az oyuncu varsa, o maç başlatılamaz.

Resmi Maçlar

FIFA’nın konfederasyonların veya ulusal federasyonların düzenlediği maçlarda en çok üç oyuncu değiştirilebilir.

Müsabaka yönetmeliğinde, 3 ile 7 arasında olmak üzere yedek oyuncu sayısı belirtilmelidir.

Oyuncu Değiştirme Yöntemi

Bir oyuncu yedek oyuncu ile değiştirme aşağıdaki şartlarda yapılmalıdır:

· Değiştirme yapılmadan önce hakeme haber verilir,

· Yedek oyuncu, ancak yerini alacağı oyuncu oyun alanından çıktıktan ve hakemden gir işaretini aldıktan sonra oyun alanına girer,

· Yedek oyuncu, yalnız oyunun durduğu bir anda ve orta saha çizgisi hizasından oyun alanına girer,

· Oyuncu değiştirme, yedek oyuncu sahaya girince tamamlanmış olur,

· Oyun alanına giren yedek oyuncu o andan itibaren oyuncu kabul edilir, oyun alanından çıkanın oyuncu niteliği bitmiş olur,

· Yedek oyuncu ile yer değiştiren oyuncu tekrar oyuna giremez,

· Bütün yedek oyuncular, oyuna girsin veya girmesin, hakemin otorite ve karar yetkisine tabidir.

Kaleci Değiştirme

Diğer oyunculardan herhangi biri, hakeme önceden haber verilmek; değişme oyunun durduğu bir anda yapılmak; şartı ile kalecisi ile yer değiştirebilir.

İhlaller/Cezalar

Eğer bir yedek oyuncu oyun alanına hakemin izni olmaksızın girerse: oyun durdurulur, girene ihtar verilip sarı kart gösterilir ve oyun alanından çıkartılır, oyun durdurulduğu anda topun olduğu yerden bir hakem atışı ile tekrar başlanır.

Eğer bir oyuncu, önceden hakemin iznini almadan, kaleci ile yer değiştirirse: oyun devam eder, ihlali yapan oyunculara, topun ilk oyundışı olduğu anda ihtar verilip sarı kart gösterilir.

Bu kuralın diğer bütün ihallerinde: ihlali yapan oyunculara ihtar verilip sarı kart gösterilir.

Kural 4: Oyuncu Ekipmanları

Güvenlik

Bir oyuncu, kendisine veya bir başka oyuncuya tehlikeli olabilecek her hangi bir giysi giymemeli veya (her çeşit takılar da dahil) gereçler taşımamalıdır.

Gerekli Giysiler

Bir oyuncunun gerekli olan giysileri;

forma veya gömlek, şort (eğer tayt giyilirse, taytın rengi şortun esas renginde olmalı), tozluklar, tekmelikler, futbol ayakkabılarından oluşur.

Kaleciler

Her kaleci, kendisini diğer oyunculardan, hakemden ve yardımcı hakemlerden ayırt edecek renkte giyinir.

İhlaller/Cezalar

Bu kuralın herhangi bir ihlali halinde:

· oyunun durdurulması şart değildir.

· giysi ve gereçleri uygun olmayan oyuncuya hakem tarafından gerekli düzeltmeleri yapması için oyun alanından çıkması bildirilir.

·oyuncu, eğer topun ilk oyun dışı olduğu ana kadar uygun olmayan giysi ve gereçlerini düzeltmemişse, topun ilk oyun dışı olduğu anda oyun alanından çıkar,

·giysi ve gereçlerini düzeltmek için oyun alanından çıkan oyuncu hakemin izni olmadan oyun alanına tekrar giremez.

·hakem, oyuncunun oyun alanına girmesine izin vermeden önce giysi ve gereçlerini düzelttiğini kontrol eder,

·oyuncu yalnız topun oyun dışı olduğu anda oyuna girebilir.

Bu kuralın ihlalinden dolayı oyun alanından çıkartılan bir oyuncu eğer hakemin izni olmadan oyun alanına tekrar girerse (veya ilk defa girerse) ihtar verilip sarı kart gösterilir.

Kural 5: Hakem

Hakemin Yetkisi

Her maç, oyun kurallarını uygulamada tam yetkili olarak atanan bir hakem tarafından yönetilir.

Yetkileri Ve Görevleri

Hakem

·oyun kurallarını uygular,

·oyunu, yardımcı hakemler ve varsa dördüncü hakem ile işbirliği içinde yönetir.

·kullanılan her topun Kural 2′de belirtilen özelliklere uygun olup olmadığını kontrol eder,

·oyuncuların giysilerinin 4 ncü kuralda belirtilen özelliklere uygunluğuna karar verir,

·oyun’un süresini belirler ve oyun ile ilgili kayıtlarını tutar,

·kuralların herhangi bir şekilde ihlalinde veya diğer bir sebepten gerekli görürse, oyunu durdurur, geçici olarak erteler veya tatil eder,

·herhangi bir harici müdahale halinde, oyunu durdurur, geçici olarak erteler veya tatil eder,

·bir oyuncunun ciddi sakatlandığı kanısına varırsa oyunu durdurur ve o oyuncunun oyun alanından çıkarılmasını sağlar,

·bir oyuncunun hafif sakatlandığı kanısına varırsa oyunu top oyundışı oluncaya kadar devam ettirir,

·kanayan yarası olan bir oyuncunun oyun alanından çıkarılmasını sağlar. Bu oyuncu ancak hakemin kanamanın durduğuna kanaat getirmesi halinde hakemin işareti ile oyun alanına dönebilir,

· oyunu durdurmakla, ihlali yapan takıma bir avantaj sağlayacağı hallerde oyunu devam ettirir. Düşündüğü avantajın oluşmaması halinde yapılan ihlali cezalandırır,

· bir oyuncunun aynı anda birden fazla ihlal yaptığı durumlarda daha ağır olan ihlali cezalandırır,

· ihtar veya ihraç gerektiren bir ihlali yapan oyuncuyu gerekli şekilde cezalandırır. Gerekeni o anda yapmazsa, topun oyundışı olduğu ilk anda yapmalıdır.

· sorumlu bir şekilde hareket etmeyen takım yetkililerini cezalandırır ve gerekirse oyun alanından ve çevresinden uzaklaştırır.

· kendisinin göremediği olaylarda, yardımcı hakemlerin verdiği bilgiye göre hareket eder,

· yetkili olmayan kişilerin oyun alanına girmemesini sağlar,

· durmuş olan oyunu tekrar başlatır,

· oyunculara ve/veya takım yetkililerine ve maç öncesinde, maç sonrasında ve maç sonrasında meydana gelen olaylara karşın alınan disiplin tedbirleri hakkında bilgi içeren maç raporunu ilgili kurumlara verir.

Kural 6: Yardımcı Hakemler

Görevler

Karar yetkisi hakemde olmak üzere, aşağıdaki durumları işaret etmek için iki yardımcı hakem atanır:

·topun ne zaman tamamıyla oyun alanından çıktığını,

·hangi takımın köşe vuruşu, kale vuruşu veya taç atışı yapacağını,

·bir oyuncunun pozisyonu dolayısı ile ne zaman ofsayd olarak cezalandırılacağını,

·oyuncu değişikliği istediğini,

·hakemin göremediği fena hareketleri ve diğer olayları.

·pozisyona hakemden daha yakın olduklarında meydana gelen ihalleri (bu, bazı özel durumlarda, ceza alanı içinde meydana gelen ihlalleride kapsar),

·penaltı vuruşlarında kalecinin topa vurulmadan önce ileri hareket ettiğini ve topun gol çizgisini geçtiğini.

Yardım

Yardımcı hakemler, hakemin maçı oyun kurallarına göre yönetmesine yardımcı olurlar. Bazı durumlarda 9,15 m. mesafenin kontrolü için oyun alanına girebilirler.

Bir yardımcı hakemin gereksiz müdahale veya yakışıksız hareketleri olduğunda, hakem onun görevine son verecek ve durumu yetkili kurumlara rapor edecektir.

Kural 7: Oyun Süresi

Oyunun Devreleri

Hakem ve oynayan iki takım aralarında başka şekilde anlaşmamışlarsa bir oyun 45′er dakikalık iki eşit devreden oluşur. Oyunun devre sürelerini değiştirmek için karar (örneğin, havanın kararması yüzünden 40′ar dakikalık iki devreye indirmek) verilmesi oyun başlamadan önce verilmeli ve müsabaka yönetmeliklere uygun olmalıdır.

Devre Arası

Oyuncuların devre arası dinlenmeye hakları vardır. Devre arası 15 dakikadan uzun olmamalıdır. Müsabaka yönetmeliklerinde devre arası zaman süresi belirtilmelidir. Devre arası zamanı ancak hakemin izni ile değiştirilebilir.

Kayıp Zaman İçin Uzatma

Aşağıdaki durumlar nedeniyle kaybolan süre ait olduğu devreye eklenecektir; oyuncu değiştirmeleri, oyuncuların sakatlanmaları, sakatlanan oyuncuların tedavi için oyun alanından çıkarılmaları, zaman geçirilmesi, herhangi bir diğer neden dolayısıyla.

Eklenecek süre hakemin takdirine bağlıdır.

Penaltı Vuruşu

Her iki devrenin veya uzatma devrelerinin sonunda yapılacak penaltı vuruşu için gerekli süre eklenecektir.

Uzatma Devreleri

Müsabaka yönetmelikleri bir oyuna iki eşit uzatma devresi ilave edilmesi gerektiğini içerebilir. Bu durumda 8 nci kuralın hükümleri dikkate alınmalıdır.

Tatil Edilen Maç

Müsabaka yönetmeliği aksini belirtmedikçe, tatil edilmiş bir maç tekrar edilir.

Kural 8: Oyuna Başlama ve Topu Oyuna Sokma

Başlama Vuruşundan Önce

Para atışı yapılır ve atışı kazanan takım birinci yarıda hücum edeceği kaleyi seçer. Diğer takım oyunun başlama vuruşunu yapar. Para atışını kazanan takım ikini yarıda başlama vuruşunu yapar. Maçın ikinci yarısında takımlar kalelerini değiştirip diğer kaleye hücum ederler.

Başlama Vuruşu

Oyunu başlatmak veya tekrar başlatmak için yapılan başlama vuruşu: oyunun başlangıcında, bir gol atıldıktan sonra, maçın ikinci yarısının başlangıcında, eğer oynanırsa, her iki uzatma devresinin başlangıcında yapılır,

Başlama vuruşundan doğrudan doğruya bir gol yapılabilir.

Yöntem

Bütün oyuncular kendi yarı alanlarında bulunacaklardır, başlama vuruşunu yapan takımın rakipleri top oyuna girinceye kadar toptan en az 9.15 m. (10 yarda) uzakta olurlar, top orta noktada hareketsiz bir şekilde duracaktır, hakem bir işaret verecektir. Top, vuruş yapılıp ileri doğru hareket ettiği andan oyunda olacaktır, vuruşu yapan oyuncu, top bir başka oyuncuya dokunmadan önce topa ikinci kez dokunmayacaktır.

Bir takımın kazandığı her golden sonra başlama vuruşu diğer takım tarafından yapılacaktır.

İhlaller / Cezalar

Eğer vuruşu yapan oyuncu top bir başka oyuncuya dokunmadan önce ikinci kez dokunursa: rakip takım lehine ihlalin yapıldığı yerden bir endirekt serbest vuruş verilecektir.

Başlama vuruşu yönteminin herhangi bir başka surette ihlali durumunda: vuruşu tekrar edilecektir.

Hakem Atışı

Oyun, top oyunda iken şayet Oyun Kurallarında belirtilmeyen bir nedenle geçici olarak durdurulmuşsa oyuna yeniden bir hakem atışı ile devam edilecektir.

Yöntem

Hakem oyunu, topun oyun durdurulduğu anda bulunduğu yerden topu yere bırakarak başlatacaktır.

Oyun top yere değince tekrar başlamış olacaktır.

İhlaller / Cezalar

Hakem atışı, aşağıdaki hallerde tekrarlanacaktır: eğer topa, yere değmeden önce, bir oyuncu dokunursa, eğer top, yere değdikten sonra, hiç bir oyuncuya değmeden oyun alanı dışına çıkarsa.

Özel Durumlar

Savunma yapan takımın lehine kendi kale alanı içinde verilen bir serbest vuruş o alanın herhangi bir yerinden yapılabilir.

Rakip kale alanı içinde, hücum eden takım lehine verilen bir endirekt serbest vuruş, kale çizgisine paralel kale alanı çizgisi üzerindeki ihlale en yakın noktadan yapılır.

Kale alanı içinde geçici olarak durdurulmasından sonra oyunu tekrar başlatmak için yapılacak hakem atışı, oyun durduğu anda topun bulunduğu yere, en yakın kale çizgisi üzerindeki bir noktadan yapılır.

Kural 9: Topun Oyunda Olması ve Olmaması

Topun Oyundışı Olması

Top aşağıdaki hallerde oyun dışında olacaktır: Top kale çizgisini veya taç çizgisini, havadan veya yerden, tamamen geçtiği zaman, oyun hakem tarafından durdurulduğu zaman.

Topun Oyunda Olması

Top: kale direklerine, üst direğe veya köşe bayrak direklerinden birisine çarpıp oyun alanı içine döndüğü; oyun alanı içinde bulundukları sırada hakem veya yardımcı hakemlerden birisine çarptığı, durum da dahil olmak üzere, oyun dışı olmadığı bütün durumlarda oyundadır.

Kural 10: Gol Yapma

Gol Yapma

Bir gol, golü atan takımın gol öncesi oyun kurallarını ihlal etmemiş olması şartıyla, topun tamamının kale direkleri arasından ve üst direğin altından geçmesi ile yapılır.

Kazanan Takım

Bir maçta daha fazla gol atan takım maçı kazanmış sayılır. Eğer her iki takım eşit sayıda gol atmış veya hiç gol atılmamış ise maç berabere sonuçlanmış olur.

Müsabaka Yönetmeliği

Yönetmeliklere, berabere sonuçlanan maçlarda maçı kazanan takımı belirlemek için, uzatma devreleri veya IFAB’ın onayladığı yöntemleri içeren kararlar konulabilir.

Kural 11: Ofsayt

Ofsayd Pozisyonu

Sadece ofsayd pozisyonunda bulunmak bir ihlal değildir.

Bir oyuncu eğer: rakip kale çizgisine toptan ve sondan ikinci rakip oyuncudan daha yakın ise ofsayd pozisyonundadır.

Bir oyuncu eğer: kendi yarı alanından ise, veya sondan ikinci rakip oyuncu ile aynı hizada ise, veya son iki rakip oyuncu ile aynı hizada ise, ofsayd pozisyonunda değildir.

İhlal

Ofsayd pozisyonundaki bir oyuncu, topun takım arkadaşına dokunduğu veya takım arkadaşı tarafından oynandığı anda, hakemin kanısına göre, oyuna müdahale ederek, veya rakibe müdahale (tesir) ederek,veya bulunduğu pozisyondan avantaj elde ederek, aktif oyunun içinde olursa ofsayd olarak cezalandırılır.

İhlal Olmaması

Eğer top, bir oyuncuya doğrudan doğruya kale vuruşundan, veya taç atışından, veya köşe vuruşundan,gelirse bir ofsayd ihlali yoktur.

İhlaller / Cezalar

Her ofsayd ihlali için, hakem rakip takım lehine ihlalin yapıldığı yerden bir endirekt serbest vuruş verir.

Kural 12: Fauller ve Sertlikler

Fauller ve Fena Hareketler aşağıdaki şekillerde cezalandırılır:

Direkt Serbest Vuruş

Eğer, bir oyuncu aşağıda belirtilen 6 ihlalden birisini hakemin kanaatince dikkatsiz, kontrolsüz veya aşırı güç kullanarak yaparsa rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir: ·rakibe tekme atarsa veya tekme atmaya teşebbüs ederse, rakibi çelmelerse veya çelmelemeye teşebbüs ederse, rakibin üstüne sıçrarsa, rakibe şarj yaparsa, rakibe vurursa veya vurmaya teşebbüs ederse, rakibini iterse.

Ayrıca, eğer bir oyuncu aşağıdaki 4 ihlalden birini yaparsa, rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir: topu kazanmak için ayakla müdahale ederken (tackle) topa dokunmadan önce rakibe dokunursa, rakibini tutarsa, rakibe tükürürse, topu eliyle bilerek oynarsa (kendi ceza alanındaki kaleci hariç).

Direkt serbest vuruş ihlalin olduğu yerden yapılır.

Penaltı Vuruşu

Eğer yukarıda belirtilen 10 ihlalden birisi bir oyuncu tarafından kendi ceza alanı içinde yapılırsa, topun oyunda olması koşuluyla, topun pozisyonuna bakılmaksızın bir penaltı vuruşu verilir.

Endirekt Serbest Vuruş

Kaleci, kendi ceza sahasında, aşağıdaki 5 ihlalden birini yaparsa, rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir: topu eliyle kontrol ettikten sonra altı saniye içinde oyuna bırakmazsa, topu oyuna bıraktıktan sonra, top başka bir oyuncuya değmeden önce, topa tekrar eliyle dokunursa, takım arkadaşı tarafından ayakla bilerek kendisine verilen topa eliyle dokunursa, takım arkadaşının taç atışından doğrudan gelen topa eliyle dokunursa, zaman geçirirse.

Eğer bir oyuncu hakemin kanatına göre aşağıdaki ihlallerden birini yaparsa rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir: tehlikeli tarzda oynarsa, rakibinin ilerlemesine mani olursa, kalecinin elindeki topu oyuna sokmasına engel olursa, 12.madede belirtilmeyen bir nedenden dolayı oyuncunun ihtar veya ihraç edilmesi için oyun durdurulduğunda.

Endirekt serbest vuruş ihlalin olduğu yerden yapılır.

Disiplin Cezaları

İhtar Verilecek Haller

Eğer, bir oyuncu aşağıdaki 7 ihlalden birini yaparsa ihtar verilip sarı kart gösterilir:

1. sportmenliğe aykırı davranıştan suçlu ise,

2. Haleme veya hakemin kararlarına sözle veya hareketle itiraz ederse,

3. oyun kurallarını devamlı ihlal ederse,

4. oyunun tekrar başlamasını geciktirirse,

5. oyun bir köşe vuruşu veya serbest vuruş ile tekrar başlarken gerekli mesafeye açılmaz ise,

6. hakemin izni olmaksızın oyun alanına ilk kez girer veya tekrar girerse,

7. hakemin izni olmaksızın oyun alanını kasıtlı olarak terk ederse.

İhraç Verilecek Haller

Eğer, bir oyuncu aşağıdaki 7 ihlalden birini yaparsa ihraç edilip kırmızı kart gösterilir:

1. ciddi faullü oyundan suçlu ise,

2. şiddetli hareketten suçlu ise,

3. rakibe veya bir başkasına tükürürse,

4. topa bilerek elle oynayıp rakip takımın bariz golünü veya gol atma şansını önlerse (kendi ceza alanındaki kaleci hariç)

5. kaleye doğru ilerleyen rakibin bariz gol atma şansını serbest vuruş veya penaltı vuruşu gerektiren bir ihlal ile önlerse,

6. saldırgan, hakaret edici veya küfürlü bir şekilde konuşursa ve/veya jest ve el kol hareketleri yaparsa,

7. aynı maçta ikinci bir ihtar alırsa.

Kural 13: Serbest Atış

Serbest Vuruş Çeşitleri

Serbest vuruşlar direkt veya endirekt’tir.

Hem direkt ham de endirekt serbest vuruşlarda, vuruş yapılırken top yerde hareketsiz olmalı ve vuran oyuncu top bir başka oyuncuya dokunmadan topa ikinci kez dokunmamalıdır.

Direkt Serbest Vuruş

eğer bir direkt serbest vuruş doğrudan doğruya rakibin kalesine girerse, bir gol atılmış olur. Eğer bir direkt serbest vuruş doğrudan doğruya takımın kendi kalesine girerse rakibin lehine bir köşe vuruşu verilir.

Endirekt Serbest Vuruş

İşareti: Hakem bir endirekt serbest vuruşu kolunu başının üstünde yukarı doğru kaldırarak işaret eder. Kolunu bu durumda vuruş yapılıp top başka bir oyuncuya değinceye veya oyundışı kalıncaya kadar tutar.

Topun Kaleye Girmesi

Bir gol, ancak topun bir başka oyuncuya dokunmasından sonra kaleye girerse yapılmış sayılır. Eğer bir endirekt serbest vuruşta top doğrudan doğruya rakibin kalesine girerse bir kale atışı yapılır, eğer bir endirekt serbest vuruşta top doğrudan doğruya takımın kendi kalesine girerse, rakibin lehine köşe vuruşu verilir.

Serbest Vuruşun Pozisyonu

Ceza Alanı İçinden Serbest Vuruş

Savunan takım lehine direkt veya endirekt serbest vuruş: bütün rakip oyuncular toptan en az 9.15 m. (10 yarda) uzakta bulunacaklardı,. bütün rakip oyuncular top oyuna girinceye kadar ceza alanı dışında kalacaklardır, top, doğrudan doğruya ayakla vurularak ceza alanı dışına çıkınca oyuna girmiş olur, kale alanı içinde verilen bir serbest vuruş o alanın herhangi bir yerinden yapılabilir.

Hücum eden takım lehine verilen endirekt serbest vuruş: bütün rakip oyuncular, kendi kale direkleri arasındaki kale çizgisi üstünde bulunmaları hariç top oyuna girinceye kadar toptan enaz 9.15 m. (10 yarda) uzakta bulunurlar, top vuruş yapılıp hareket ettiği anda oyundadır, kale alanı içindeki bir endirekt serbest vuruş, kale çizgisine paralel olan kale alanı çizgisi üstündeki ihlalin yapıldığı yere en yakın bir noktadan yapılır.

Ceza Alanı Dışında Serbest Vuruş

bütün rakip oyuncular top oyuna girinceye kadar en az 9.15 m. (10 yarda) uzakta bulunurlar, top, vuruş yapılıp hareket ettiği andan oyundadır, serbest vuruş ihlalin yapıldığı yerden yapılır.

İhlaller / Cezalar

Eğer, bir serbest sırasında rakip topa gerekenden daha yakınsa: vuruş tekrarlanır.

Eğer, savunan takım tarafından kendi ceza alanı içinden yapılan bir serbest vuruşta, top doğrudan doğruya oyuna girmemişse: vuruş tekrarlanır.

Kaleciden başka bir oyuncu tarafından yapılan serbest vuruş

Eğer, top oyuna girdikten sonra, vuran oyuncu (elle oynaması hariç), top başka bir oyuncuya değmeden önce topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir. .

Eğer, top oyuna girdikten sonra, vuran oyuncu top başka bir oyuncuya dokunmadan önce bilerek topu elle oynarsa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir, eğer ihlal, vuran oyuncunun ceza lanı içinde olmuşsa bir penaltı vuruşu verilir.

Kalecinin yaptığı serbest vuruş

Eğer, top oyuna girdikten sonra, kaleci (elle oynaması hariç), başka bir oyuncuya dokunmadan önce topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir. .

Eğer, top oyuna girdikten sonra ve başka bir oyuncuya dokunmadan önce, kaleci bilerek topu elle oynarsa: ihlal kalecinin ceza alanı dışında yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir, ihlal kalecinin ceza alanı içinde yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Kural 14: Penaltı Vuruşu

Bir penaltı vuruşu, top oyunda iken, cezası direkt serbest vuruş olan 10 ihlalden birini kendi ceza alanı içinde yapan bir takımın aleyhine verilir.

Bir penaltı vuruşundan doğrudan doğruya bir gol yapılabilir.

Her iki devrenin sonunda veya uzatma devrelerinin sonunda verilen bir penaltı vuruşu için gerekli süre verilir.

Top ve Oyuncuların Pozisyonu

Top: penaltı noktasına konur.

Vuruşu Yapacak Oyuncu: açıkça belirlenir.

Savunmadaki kaleci: vuruş yapılıncaya kadar kale direkleri arasında kendi kale çizgisi üzerinde yüzü vuruşu yapacak oyuncuya dönük durumda bulunur.

Diğer Oyuncular: oyun alanı içinde, ceza alanı dışında, penaltı noktasının gerisinde, penaltı noktasından en az 9.15 m. (10 yarda) mesafede bulunurlar.

Hakem

oyuncular kuralın belirttiği şekilde yerlerini alıncaya kadar penaltı vuruşu için vuruş işaretini vermez, penaltı vuruşunun ne zaman tamamlandığına karar verir.

Yöntem

vuruşu yapan oyuncu topu ileri doğru vurur, vuruşu yapan oyuncu, top bir başka oyuncuya dokunmadan önce topla ikinci kez oynayamaz, top vuruş yapılıp ileri doğru hareket ettiği anda oyundadır.

Eğer oyunun normal süresi içinde bir penaltı vuruşu kullanıldığında veya ilk yarı veya maçın sonunda penaltı vuruşunun kullanılması halinde veya bu penaltı vuruşlarının tekrarında top: bir veya her iki direğe ve/veya üst direğe ve/veya kaleciye dokunduktan sonra, kale direkleri arasından ve üst direğin altından geçerse gol yapılmış sayılır.

İhlaller / Cezalar

Eğer hakem bir penaltının atılması için işaret verdikten sonra ve top oyuna girmeden önce aşağıdaki durumlardan birisi olur ise:

Vuruşu yapan oyuncu oyun kurallarını ihlal ederse: hakem vuruşa izin verir, top kaleye girerse vuruş tekrarlanır, top kaleye girmezse vuruş tekrarlanmaz.

Kaleci oyun kurallarını ihlal ederse: hakem vuruşa izin verir, top kaleye girerse gol yapılmış olur, top kaleye girmezse vuruş tekrarlanır.

Vuruşu yapanın takım ceza alanına girer veya penaltı noktasının ilerisine geçerse veya penaltı noktasına 9.15 m.’den (10 yarda) daha yakına gelirse: hakem vuruşa izin verir, top kaleye girerse vuruş tekrarlanır, top kaleye girmezse vuruş tekrarlanmaz, top kaleciden seker, üst direkten veya kale direklerinden geri gelerek ihlali yapan oyuncuya temas ederse, hakem oyunu durdurur ve savunma lehine bir endirekt serbest vuruş ile oyunu yeniden başlatır.

Kalecinin takım arkadaşı ceza alanına girer veya penaltı noktasının ilerisine geçerse veya penaltı noktasına 9.15 m.’den (10 yarda) daha yakına gelirse: hakem vuruşa izin verir, top kaleye girerse gol yapılmış olur, top kaleye girmezse vuruş tekrarlanır,

Her iki takımın birer oyuncusu oyun kurallarını ihlal ederse: vuruş tekrarlanır.

Eğer, penaltı vuruşu yapıldıktan sonra:

Vuruşu yapan oyuncu (elle oynaması hariç), top başka bir oyuncuya dokunmadan önce topa ikinci kez dokunursa: ihlallin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Vuruşu yapan oyuncu, top başka bir oyuncuya dokunmadan önce bilerek topu elle oynarsa: ihlallin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir.

Top ileri doğru hareket ederken bir dış etkene dokunursa: vuruş tekrarlanır.

Top kaleciden, üst direkten veya direklerden geri döndükten sonra bir dış etkene dokunursa: hakem oyunu durdurur, oyun dış etkenin topa dokunduğu yerden bir hakem atışı ile tekrar başlatılır.

Kural 15: Taç Atışı

Taç atışı, oyunu tekrar başlatma yöntemidir.

Taç atışından doğrudan doğruya bir gol yapılamaz.

Taç atışı: topun tamamı havadan veya yerden taç çizgisini geçtiği zaman, topun taç çizgisini geçtiği yerden, topa son dokunan oyuncunun rakibi tarafından yapılır.

Yöntem

Taç atışı sırasında tacı atan oyuncu; vücudunun cephesi ile oyun alanına doğru döner, her iki ayağı veya ayaklarının bir kısmı ile taç çizgisine veya taç çizgisinin dışına yere basar, her iki elini kullanır ,topu başının arkasından ve üzerinden atar.

Tacı atan, top başka bir oyuncuya dokunmadan önce topa tekrar dokunamaz. Top oyun alanına girer girmez oyunda olur.

İhlaller / Cezalar

Taç atışı kaleciden başka bir oyuncu tarafından yapılırsa:

Eğer, top oyuna girdikten sonra, tacı atan (elle oynaması hariç), top başka bir oyuncuya dokunmadan önce, topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Eğer, top oyuna girdikten sonra ve başka bir oyuncuya dokunmadan önce, tacı atan bilerek topu elle oynarsa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir, eğer ihlal, tacı atanın ceza alanı içinde yapıldıysa bir penaltı vuruşu verilir.

Taç atışı kaleci tarafından yapılırsa:

Eğer, top oyuna girdikten sonra, kaleci (elle oynaması hariç), top başka bir oyuncuya dokunmadan önce, topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Eğer, top oyuna girdikten sonra ve başka bir oyuncuya dokunmadan önce, kaleci bilerek topu elle oynarsa: ihlal kalecinin ceza alanı dışında yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir, ihlal kalecinin ceza alanı içinde yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Eğer, bir rakip oyuncu tacı atan oyuncuyu sportmence olmayan şekilde şaşırtır veya engellerse: rakip oyuncuya sportmenliğe aykırı davranışından dolayı ihtar verilip sarı kart gösterilir.

Bu kuralın diğer herhangi bir şekilde ihlalinde sonra: taç atışı rakip takımın bir oyuncusu tarafından yapılır.

Kural 16: Kale Vuruşu

Kale vuruşu oyunu tekrar başlatma yöntemidir. Kale vuruşundan rakip takımın kalesine doğrudan doğruya bir gol yapılabilir.

Bir Kale Vuruşu: topun tamamı, en son hücum eden takımın bir oyuncusuna dokunduktan sonra havadan veya yerden ve 10 ncu Kurala göre yapılmış nizami bir gol dışında, kale çizgisini geçince verilir.

Yöntem

vuruş, savunan takımın kale alanı içindeki herhangi bir noktadan yapılır, rakip oyuncular top oyuna girinceye kadar ceza alanı dışında dururlar, vuruşu yapan, top başka oyuncuya dokunmadan önce topla ikinci kez oynayamaz, top, doğrudan doğruya ceza alanı dışına çıkınca oyuna girmiş olur.

İhlaller / Cezalar

Eğer, top doğrudan doğruya ceza alanı dışına çıkmamışsa: vuruş tekrarlanır.

Kaleciden başka bir oyuncu tarafından yapılan kale vuruşunda:

Eğer, top oyuna girdikten sonra, vuran oyuncu (elle oynaması hariç), top başka bir oyuncuya dokunmadan önce, topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Eğer, top oyuna girdikten sonra ve başka bir oyuncuya dokunmadan önce, vuruşu yapan oyuncu bilerek topu elle oynarsa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir, eğer ihlal, vuruşu yapanın ceza alanı içinde yapıldıysa bir penaltı vuruşu verilir.

Kaleci tarafından yapılan kale vuruşunda:

Eğer, top oyuna girdikten sonra, kaleci (elle oynaması hariç), top başka bir oyuncuya dokunmadan önce, topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Eğer, top oyuna girdikten sonra ve başka bir oyuncuya dokunmadan önce, kaleci bilerek topu elle oynarsa: ihlal kalecinin ceza alanı dışında yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir, ihlal kalecinin ceza alanı içinde yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Bu kuralın diğer herhangi bir şekilde ihlalinde sonra: vuruş tekrarlanır.

Kural 17: Köşe Vuruşu

Köşe vuruşu oyunu tekrar başlatma yöntemidir. Köşe vuruşundan yalnız rakip takımın kalesine doğrudan doğruya bir gol yapılabilir.

Bir Köşe Vuruşu: topun tamamı, en son savunma yapan takımın bir oyuncusuna dokunduktan sonra havadan veya yerden ve 10 ncu Kurala göre yapılmış nizami bir gol dışında, kale çizgisini geçince verilir.

Yöntem

top, en yakındaki köşe bayrak direğinin köşe alanı içine konur, bayrak direği yerinden oynatılamaz, rakip oyuncular, top oyuna girinceye kadar, toptan en az 9.15 m. (10 yarda) uzakta bulunurlar, vuruş hücum eden takımın bir oyuncusu tarafından yapılır, top, vuruş yapılıp hareket edince oyuna girmiş olur, vuruşu yapan oyuncu, top bir başka oyuncuya dokunmadan önce topla ikinci kez oynayamaz.

İhlaller / Cezalar

Köşe vuruşu kaleciden başka bir oyuncu tarafından yapılırsa:

Eğer, top oyuna girdikten sonra, vuruşu yapan oyuncu (elle oynaması hariç), top bir başka bir oyuncuya dokunmadan önce, topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Eğer, top oyuna girdikten sonra ve başka bir oyuncuya dokunmadan önce, vuruşu yapan bilerek topu elle oynarsa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir. eğer ihlal, vuruşu yapanın ceza alanı içinde yapıldıysa bir penaltı vuruşu verilir.

Köşe vuruşu kaleci tarafından yapılırsa:

Eğer, top oyuna girdikten sonra, kaleci (elle oynaması hariç), top başka bir oyuncuya dokunmadan önce, topa ikinci kez dokunursa: ihlalin yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Eğer, top oyuna girdikten sonra ve başka bir oyuncuya dokunmadan önce, kaleci bilerek topu elle oynarsa: ihlal kalecinin ceza alanı dışında yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir direkt serbest vuruş verilir. ihlal kalecinin ceza alanı içinde yapılmışsa, yapıldığı yerden rakip takım lehine bir endirekt serbest vuruş verilir.

Bu kuralın diğer herhangi bir şekilde ihlalinden sonra: vuruş tekrarlanır.

Futbolda Oyun Sistemleri

Sistem, amaca ulaşmak için bir bütünle ilgili çeşitli parçaların biraraya getirilmesidir. Futbol oyun sistemleri 10 ana başlık altında toplanır.

1. Klasik sistem: Futbol, ilk oynanmaya başladığında 10 oyuncunun amacı da gol atmaktı; fakat bu durumda oyuncular çok yoruluyor ve gol atamıyorlardı ve aşağıdaki sistem geliştirildi:

1 (Kaleci)

2 (Sağbek) 3 (Solbek)

4 (Sağhaf) 5 (Satrhaf) 6 (Solhaf)

7 (Sağaçık) 8 (Sağiç)

9 (Santrafor) 10 (Soliç) 11 (Solaçık)

2. Sürgü sistemi: Bu sistemde kalecinin önünde savunmanın son kademesi olan bir bek ve onun hemen önünde, rakip santraforu marke eden bir başka bek bulunur. 4 ve 6 numaralı haflar açıkları kontrol ederken, 5 numaralı haf hücuma yardım eder. Forvet ise 4 oyuncudan oluşur. Son zamanlarda kullanılmaya başlanan 4-2-4 sistemine benzer.

3. Diyagonal sistem: Bu sistem adını, oyuncuları alanda sürekli hareket halinde olup hayali diyagonaller çizmesinden almıştır; fakat bu sistem ideal bir sistem olmadığı için kullanılmamaktadır.

4. WM sistemi: Bu sistemde rakip takım haflarının ofsaytla sağladıkları avantajın önüne geçmek için 3 bek görevlendirilmiş ve hücum ve savunma, arka saha oyuncuları ile desteklenmiştir.

1

3 5 2

6 4

10 8

11 9 7

5. Mezzo sistemi: Klasik sistem ve WM’nin bir karışımıdır. Günümüzde kullamılmayan bir sistemdir.

6. Beton sistemi: WM’nin değişik bir uygulamasıdır. Bütün defansın gerisinde serbest olarak görevlendirilen bir forvet vardır.

7. Catenoccio sistemi: Sürgü sisteminin değişik bir uygulanışıdır. Günümüzde kullanılmakatadır.

8. 4-2-4 sistemi: Oyuncuları, savunma, orta ve hücum oyuncuları olarak ayıran bir sistemdir. Kalecinin önündeki hat üzerinde ortada yer alanlar çift santrhaf olarak görev yapar. Bunlardan genellikle biraz daha ileri kayarak oynayan ve hava toplarını kesenlere stoper denir. Libero olarak tanımlanan ve genellikle daha geride kalarak defanstan seken veyageçen toplara mühdahale eden oyuncuya süpürücü denmektedir. 2 orta saha oyuncusu oyunu kurar ve defansı etkin hale getirir. Öndeki 4 forvet de hücumda yer alır.

9. 4-3-3 sistemi: Defansın ön plana çıktığı bu sistemde liberoya büyük görevler düşmektedir. Liberonun yardımı ile değişken hücum organizasyonunun kurulabildiği bu sistemde, oyunu defanstan kurm avantajı da vardır. Forvetlerin hücumları ve orta saha oyuncularının rakip kaleye süratle sızmaları takımı gole götürür.

10. 3-5-2 sistemi: Bu sistemde libero, stoper ve bek görevlerinin yanısıra hücum fonksiyonlarında da yer alır. Bu sistemde orta saha ağırlık kazanmıştır ve ilk amaç, gol atmaktır. Bu sistem sayesinde savunma bölgesinde değişken hücum olanakları gelişirken, top kazanıldıktan sonra hücuma geçme olanakları artar ve boş alanlar elde edilir.

Futbolda Teknik

1. Futbol tekniği:

A. Topsuz hareketler: Koşma (yön değiştirme önemlidir), Atlama (kafa vurma ya da yumurklama gibi durumlarda), Vücut çalımı (rakibe yanlış hareket yaptırmak için dikkatini yön konusunda dağıtmaktır)

B. Top ile yapılan hareketler: Topla çalım (vücut çalımı gibidir; fakat topun kontrolü de gereklidir), Kafa vuruşu (sıçramayı gerektirir, genellikle alın ortası ve kafanın yanları ile yapılır), Ayak vuruşları (çesitli şekiller vardır; iç vuruşàayağın iç kısmı ile yapılır, iç üst vuruşàiç vuruştan farkı, vuruşun yapıldığı ayağın ters yönüne kaydırılmasıdır, üst vuruşàtopu uzağa göndermek için yapılır, dış vuruşàzor pozisyonlarda kullanılır, dış üst vuruşàtopa falso vermek için kullanılır, vole vuruşlarıàayağın üst kısmı ile gol atmak için ya da topu uzak noktalara göndermek için kullanılır.)

2. Top kontrol metodları:

A. Ayak ile yapılan kontroller: Ayağın içi ile (yuvarlanmakta olan ya da yüksekteki top kontrolleri için kullanılır), Ayağın üstü ile (havadan ya da orta yükseklikten gelen toplar için topun yerden sekmesini önlemek için kullanılır), Ayağın dışı ile (uzakta olan ayak kullanılır, iç kontrol yapılamadığı zamanlarda kullanılır), Diz üstü ile (top göğüs ve ayakla kontrol edilmeyecek kadar yüksekten gelirse kullanılır), Göğüs ile (topun geliş çizgisinin düz olmadığı durumlarda kullanılır)

B. Kafa ile yapılan kontroller: Orta veya daha yüksekten gelen topları kontrol altına

almak için kullanılır, uygulaması zor bir tekniktir.

Kaynakça

http://www.futbolhakemleri.org.tr

http://www.net-tr.net

http://www.fifa.com

http://encarta.msn.com

Morpa Spor Ansiklopedisi, Cilt 2

Özürlülerde Spor

06 Kasım 2007

ÖZÜRLÜLERDE SPOR

Fiziksel sakatlığı olmayan, sağlam kişiler tarafından fizik, psişik ve sosyal destekler sağlamak amacıyla yapılan sportif faaliyetlerin, bedensel engelliler tarafından da yapılabileceği uzun yıllar hiç düşünülmemiştir. Hatta, bir kısım sakatlıkların rehabilite edilebileceği dahi uzun yıllar kabul edilmemiştir. Ancak I. ve II. dünya savaşlarından sonra, yığınlar halinde bedensel engellinin ortaya çıkması, o güne kadar kendi kaderlerine terk edilen hastaların rehabilite edilebileceği düşüncesini akla getirmiştir.

Başlangıçta yalnızca fiziksel rehabilitasyon gerekleri yerine getirilmeye çalışılırken, rehabilitasyon anlayışının değişmesi ile birlikte, erişilmek istenen amaçlar da farklılaşmıştır. Bugün artık, özürlü bir kişinin rehabilitasyonu ile yalnızca hareket özgürlüğünü kazandırmak değil, günlük yaşantısında tamamen bağımsız, başkalarına muhtaç olmadan yaşamını sürdürebilen, tüketici olmaktan kurtulup üretken duruma gelmiş ve devlete vergi ödeyen bir kişi haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu sonuca en erken ve en emin yoldan ulaşıp bir taraftan da hastanede kalış süresini en aza indirmek, modern rehabilitasyon programlarının esasını oluşturur. Bunu sağlamaya çalışırken, rutin tedavi yöntemlerinin dışına çıkıp hastaya yeni bir motivasyon ve taze bir coşku kazandıracak yöntemlere gereksinim duyulmaya başlanmıştır.

1 Şubat 1944 tarihinde İngiltere’de Stoke Mandeville Spinal Yaralılar Merkezi başkanı Dr. Ludwig Guttmann, bedensek engellilerin rehabilitasyonunda yeni bir yaklaşımda bulunmaya karar vermiş ve bu kişilere oyun ve müsabaka tarzında spor yaptırmaya başlamıştır. Bu yeni yaklaşım, hastalar ve çevresindekiler tarafından ilgi ile karşılanmış ve ilk yıllardaki masa tenisi, bowling, hedefe küçük oklar atma şeklindeki basit aktivitelerden sonra 28 Temmuz 1948’de 1. Stoke Mandeville Oyunlarının organizasyonuna gelinmiştir.

19 paraplejik hastanın katılmasıyla başlatılan ilk resmi organizasyonun gördüğü ilgi ve uyandırdığı heyecan üzerine uluslararası düzeye getirilmesi planlanmış ve 3 yıl gibi kısa bir süre sonra bu da gerçekleştirilmiş, İngiltere ve Hollanda’daki sakat sporcular birlikte mücadele etmişlerdir. O zamandan bu yana gerek karşılaşmaların, gerekse bunlara katılan ülkelerin sayısı yıldan yıla artmıştır.

Asıl büyük rüyanın gerçekleşmesi ise 1960 yılında Roma’da olmuştur. O yıl, özürlüler oyunları ilk kez, olimpiyatları izleyerek ve olimpik yarışma kurallarına bağlı kalarak olimpiyat stadında yapılmıştır.

Roma oyunlarının başarısından alınan cesaretle, bu festivalin dört yılda bir, mümkünse olimpiyatların yapıldığı aynı statta düzenlenmesine karar verilmiştir. 1964 Tokyo olimpiyatından sonra 400 kadar felçli sporcu olimpiyat stadında mücadele etmiş, bir çoğu 20.000 km. uzaktan gelen sporcular, yeni bir yaşam şakline uyabildikten başka, zorlu yarışmalara katılmış ve kendilerini izleyen 100.000 kişiye, omurilik yaralanması gibi ağır bir sakatlığın dahi hayatın sonu olmayıp, yeni ve mutlu bir yaşam tarzının başlangıcı olabileceğini kanıtlamışlardır.

Bu tarihten sonra özürlüler olimpiyat oyunları, özgün kurallarıyla, sağlam ve düzgün bir organizasyon durumuna gelmiş günümüze kadar aksamadan devamı sağlanmıştır.

Kıtalararası TV yayınlarının yaygınlaşması ve uydu istasyonlarının çoğalmasıyla birlikte, kitlelerin bu konuya ilgisi de geniş ölçüde artmıştır. Bunun sonucu olarak bir yandan katılan ülke sayısında, diğer yandan katılan sporcu adedinde büyük artışlar olmuştur.

1992 yılında Barselona’da yapılan IX. Paralimpik oyunlara, 85 ülkeden 4500 dolayında sporcu katılmıştır, bu oyunlara, ülkemiz adına ilk kez sporcu katılmıştır.

Bedensel ve görme özürlü sporcuların katılımıyla gerçekleşen paralimpik oyunlarda yer alan 19 yarışma türü şunlardır.

1. Atletizm 2. Basketbol 3. Boccia 4. Bisiklet 5. Eskrim 6. Futbol 7. Golbol 8. Halter 9. Judo 10. Yüzme 11. Binicilik 12. Tenis 13. Masa Tenisi 14. Okçuluk 15. Atıcılık 16. Voleybol 17. Çim Bowlingi 18. Yatçılık 19. Raketbol.

Bu oyunların organizasyonuyla ilgili dört önemli federasyon vardır. Bunlar: IBSA (Görmezler), ISMWSF (Parapleji-Tetrapleji), ISOD (Ampute ve diğer), CP-ISRA (Serebralpaski). 1993 yılında, bu konuda önemli bir gelişme daha sağlanmıştır. 17-27 Haziran 1993 tarihlerinde Fransa’da yapılan XII. Akdeniz Oyunları faaliyet programına, ilk kez özürlülerin yaptıkları sporlar dahil edilmiştir. Yüzme ve atletizm dallarında yarışmalar ve kazandıkları madalyalar, ülkelerin toplam madalya sayısına eklenmiştir.

Son yıllarda dünyadaki gelişmelerin paralelinde ülkemizde de bu konuya ilgi artmıştır.

1990 yılında toplanan spor şurasında ortaya konan öneriler doğrultusunda, aynı yıl Özürlüler Spor Federasyonu adıyla, G.S.G.M.’ye bağlı bir federasyon kurulmuştur. Bu tarihten itibaren özürlülerin spor etkinlikleri daha düzenli ve organize biçimde gelişmeye başlamıştır. Halen federasyonun çatısı altında federasyon başkanlığına bağlı asbaşkanlıklar vardır. Bunlar: 1- bedensel özürlüler, 2- zihinsel özürlüler, 3- işitme engelliler, 4- görme özürlüler şeklinde ayrılmışlardır.

1991 yılında İstanbul’da düzenlenen Sağırlar 1.Dünya Güreş Şampiyonası başarılı bir şekilde sonuçlanmış ve çok sayıda ülkenin beğenisini kazanmıştır. İlerki yıllarda gerek yeni organizasyonlarla gerekse paralimpik oyunlara ve özel olimpiyat oyunlarına katılımın genişletilmesiyle, Türkiye çapında etkinliklerin çoğalacağı ve özürlü insanlarımıza spor yapma olanağı sağlanacağı ümit edilmektedir. Büyük şehirlerimizden başlayarak sayıları giderek artan özürlüler spor kulüpleri bu inanç ve umudumuzu arttırmaktadır.

Özürlülerin rehabilitasyon programları içinde sportif aktivitelere yer vermenin iki büyük amacı vardır:

Gerekli egzersizleri yaptırmak,

Hastanedeki sıkıcı ve monoton tedavi programlarında değişiklik yaratıp, hastanın motivasyonunu arttırmak.

Sportif faaliyetler sayesinde özürlülerde her iki amaca da ulaşılabildiği kanıtlanmıştır. Sporun, bilinen faydalarının yanı sıra bu kişilere kazandırdığı çok önemli ek yararları da vardır.

Ağır bedensel kayıplar, anormal hareket ve davranış biçimlerinin gelişmesine yol açar. Bu da psişik gerginliklerin doğmasına neden olur. Sonunda hasta, içe dönük bir hal alıp anti-sosyal bir tutum içine girer. Oysa spora aktif olarak katılan bir hastanın psikolojik dengesi düzelir. Sakatlığına rağmen hayatı olduğu gibi kabul etmeyi öğrenir. Spor, aşağılık duygusuna ve anksieteye karşı en güçlü ilaç durumuna gelir. Sporun, klasik terapötik egzersizlere üstünlüğü, hastayı eğlendirmesine ve hayata bağlanmasındadır. Sporun son ve belki de en asil amacı ise özürlü kişiye dış dünya ile temas sağlama olanağı vermesidir.

Sportif aktiviteler, sakatlıkları geçici olanlarda iyileşmeyi hızlandırır, kuvvet, dayanıklılık ve koordinasyonu arttırır. Sürekli bir sakatlığa mahküm olanlarda ise spor, yeni bir yaşam boyutu gibidir.

Yerini ve önemini özetlemeye çalıştığımız sportif faaliyetlerin özürlüler tarafından yapılabilmesi için olimpik kurallara mümkün olduğu kadar bağlı kalmak amacıyla, bazı yeni kurallar getirilmiş ve hangi sakatın ne tür sporlar yapabileceğine dair sınıflandırmalar yapılmıştır.

Özürlü sporcular arasında eşitliği sağlamak ve grupları olabildiğince homojen kılmak amacıyla geliştirilmiş olan fonksiyonel sınıflandırma cetvelleri son derece önemlidir.

Özürlü bir sporcunun, bedensel yetenekleri daha fazla olan bir grup içinde yarışmaya girmesi ya da kendi yeteneklerini aşan bir dereceye zorlanması sürekli başarısızlığa yol açacağından, sporcuyu olumsuz yönde etkileyecektir. Bu nedenle fonksiyonel sınıflandırma büyük önem taşır. Her spor branşı ile ilgili uluslar arası federasyon tarafından belirlenen esaslara göre sporcular, her organizasyondan önce bu sınıflandırmadan geçmek ve hangi gruba dahil olduklarını belgelemek zorundadır.

Özürlü kişinin spora başlamadan önce yapılacak değerlendirmesinde, çok sayıda elemanın yer almasında yarar vardır. Örneğin rehabilitasyon hekimi, fizyoterapist,ortopedist, psikolog, özel eğitimciler ve antrenörler.

Bu ekibin amacı ve fonksiyonu, özürlüyü dört ana madde halinde değerlendirmek ve hazırlamaktır.

Bunlar : 1-Spor , 2-Özel bedensel eğitim , 3-Rehabilitasyon , 4-Rekreasyon’dan ibarettir.

Özürlünün bedensel yeteneklerini tam olarak belirlemek için bazı testler uygulanabilinir. Bu testler sırasında kas testi, duyu testleri, fiziksel uygunluk testleri, EMG ve izokinetik testler sayılabilir.

Kuşkusuz, geniş kapsamlı bu tarz bir değerlendirme olanağını her zaman, her yerde bulma olanağı yoktur. Bu yapılamadığı taktirde, iyi bir fiziksel muayene ile özürlü kişinin yapabileceği sportif aktiviteler belirlenebilir.

Her özürlü için bireysel spor türleriyle birlikte takım sporlarından birine yer verilmesinde yarar vardır.

Bu sayede, sporun özürlü sporcuya fizik, moral ve sosyal katkısı arttırılmış olacaktır. Böylece, ömür boyu sürmesi gereken rehabilitasyon programı renkli, zevkli ve heyecanlı bir takım çalışması haline dönüşecek ve rehabilitasyonun amacına erişmek kolaylaşacaktır.

Aslında, bu kurallara bağlı, belli kalıplar ve organizasyonlar içinde yapılan sportif faaliyetler, özürlülerin spor yapabilmesi için tek seçenek değildir. Bu sporların bir kısmını ülkemizdeki özürlülere uygulamanın maddi güçlükleri vardır. Buna karşın masa tenisi, tekerlekli iskemle slalomu, biraz düzlük bulunan yerlerde kolaylıkla yaptırılabilir.

Ayrıca grup halinde tekerlekli iskemle üzerinde oynanabilen oyunlar da diğer spor dallarına eşdeğer yararlar sağlayabilir.

Beyin özürlü sporcular için de aynı esaslara göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Halen gerekli olan kurallara göre serebral palsili yani beyin özürlü çocuklar 8 sınıfa ayrılmaktadır:

Sınıf 1: Ancak elektrikli iskemle kullanabilen, şiddetli spastik ve atetoidler.

Sınıf 2: Atetoid ve ataktik sporcular

Sınıf 3: Spastik kuadriplejik ve diplejikler,

Sınıf 4: Spastik diplejikler,

Sınıf 5: Ayakta spor yapabilen diplejikler,

Sınıf 6: Atetoid ve ataktik, ayakta spor yapabilenler,

Sınıf 7: Hemiplejikler,

Sınıf 8: Minimal sakatlığı olan sporcular

Bu sporcuların yapabilecekleri spor dallarını tabloda gösterecek olursak ;

koşu atma te.sa.sla. yüzme bisiklet okculuk boocia halter futbol te.sa.hand atıcılık eksrim

SNF 1 X X X X X X

SNF 2 X X X X X X X X

SNF 3 X X X X X X X X X X

SNF 4 X X X X X X X X X X

SNF 5 X X X X X X X X X X X

SNF 6 X X X X X X X X X

SNF 7 X X X X X X X X X

SNF 8 X X X X X X X X X

Özürlü sporcuların hareketlerini kolaylaştırmak ve erken yorulmalarını önlemek için, spor alanı ve oyun kurallarıyla ilgili değişiklikler yapılabilir.

Örneğin:

Oyun alanı küçültülebilir,

Takım içindeki oyuncu sayısı arttırılabilir,

Oyun süresi kısaltılabilir,

Sık oyuncu değiştirmeye izin verilir.

Bu tür kolaylıklar sayesinde, hemen tüm özürlüler sportif etkinliklere katılabilirler. Ancak spor yapmaları tıpsal yönden sakıncalı olan kişilerin muayeneler sırasında belirlenmesi ve bu kişilerin spor yapmasına izin verilmemesi gerekir. Bu tip tıpsal engellerin başlıcaları şunlardır;

Akut enfenksiyonlar,

Kalp, böbrek ve karaciğer yetersizlikleri,

Kontrol edilemeyen hipertansiyon ve ritm düzensizlikleri,

Ekzersiz sırasında şiddetli göğüs ağrısı ya da astım krizinin olması,

İlaçlara rağmen epilepsi krizlerinin çıkması.

Bu saydığımız durumların dışında kalan tüm özürlü kişiler, ölçülü ve dengeli olmak koşulu ile spor yapabilirler. Her özürlünün yapabileceği bir spor türünün mutlaka var olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir.

Beddensel engellilerin rehabilitasyonuyla uğraşılan tedavi merkezlerinde ve spor örgütlerinde bu konunun üzerinde durulduğu taktirde hastaların daha mutlu, güler yüzlü ve heyecanı çalışmalarıyla aldıkları sonuçlar, harcanan ufak çabaların verimli karşılığını ortaya koymaya yetecektir.(1)

ÖZÜRLÜLER ALANINDA İNSAN KAYNAKLARININ GELİŞTİRİLMESİ

Özürlülerin yaşam koşulları tarih içinde incelendiğinde ne yazık ki iyi örnekler çok fazla değildir. Özürlü çocuklar ya yaşama şansı bulamamışlar veya toplumun acıdığı, alay ettiği bireyler halinde şanssız bir ömür geçirmişlerdir. Erişkin özürlülerin ise o günlerin tıbbi bilgileri ve sağlık sistemi içinde ömürlerini fazla sürdürme olanağı zaten yoktu. Tarihe geçmiş birkaç özürlü vardır ve bunlarda genellikle sanatçılardır:

Aisopos ve toulouse-lautrec gibi.

Ortalama ömrün 30 yaşı geçmediği ve sağlıklı denen insanların bile temel sağlık hizmetini almadıkları, hastalıkların kol gezdiği çağları bu nedenle yargılamak doğru değildir. Ancak toplumların genel yaklaşımlarını hatırlamakta da yarar vardır. Batı toplumlarının zihinsel özürlüleri içinde şeytan var diye yaktıkları çağlarda Anadolu’dan özel şifahaneler bulunmaktaydı.

Aydınlanma çağında durum değişmeye başlamış ve özürlülerin de insan haklarından bahsedilir olmuştur. İlk yaklaşım özürlüleri korumak, esirgemek şeklindeydi ve bu yaklaşım uzunca bir süre devam etmiştir. Bu tutumun en tiğik ve eski örneği ülkemizde darülaceze kurumundan görmek mümkündür.

Çağdaş rehabilitasyon kavramında ise özürlüleri sürekli korumak ve esirgemek tutumu da evrim geçirmiştir. Yapabilecekleri her şeyi alabildiğince bağımsız, kendi başlarına yapabilmelerini sağlayıcı önlemler almak, bu yolda eğitim vermek, gereğinde teknolojiden bu yolda yararlanmak ve sonuçta bu bireyleri toplumda izole etmek değil, fiziksel ve psikolojik olarak olabildiğince rehabilite ederek üretken hale getirmek, toplum hayatına entegre etmek düşüncesi hakimdir.

Bu özürlülerle ilgili bir şeyler yapılması ülkemizde ve tüm dünyada gündemde ise ve birleşmiş milletler gibi kurumlar bu konuda bağlayıcı hükümleri hükümetlere dikte ettiriyorsa bunun iki temel nedeni vardır:

Çağdaş tıptaki gelişmeler ve demokrasi.

Çağdaş tıptaki gelişmeler sayesindedir ki bundan 50 yıl önce ölümle sonuçlana birçok sağlık sorunu ile başa çıkabilmek, omurilik yaralanması olan veya beyin kanaması geçiren insanlar yaşatılabilmektedir. Yaşam süresi batı ülkelerinde seksenlerin türk toplumlarında altmışbeşlerin üstüne çıkmıştır.

Göremeyen, işitemeyen veya konuşamayan insanlara yardımcı bir teknik geliştirilmiş, özel alfabeler oluşturulmuş, teknoloji hizmete sokulmuştur. Bu insanların da üretici olabildikleri kanıtlanmıştır.

Demokrasi sayesindedir ki bugün özürlü bireyin de bir oyu sağlıklı denilen insanın bir oyuna eşittir ve herkes aynı haklara sahiptir. Sivil toplum kuruluşları özürlü birey ve ailesini haklarını savunmakta, onlar için bir şeyler yapılmasını talep etmektedirler.

Tedavi edici tıp alanlarının, cerrahi metotların gelişmesi, antibiyotiklerin bulunması gibi nedenlerle, özellikle 2. Dünya savaşı sonrası çok sayıda ortapedik ve nörolojik özürlü genç nüfusun ortaya çıkmasına bağlı olarak, son 50 yıl içinde özürlüleri değişik sorunlarına cevap verecek farklı meslek gruplarına da ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır. Özürlülerin rehabilitasyonunun her şey bir yana ekonomik açıdan da toplumların yararına bir konu olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Başka bir değişle konu yalnızca vicdanı-ahlaki değerler ve insan hakları nedeniyle güncel değildir ve olmamalıdır.

Rehabilite edilmemiş bir özürlü bireyin neden olduğu ekonomik kayıplar çok yönlüdür.

Türkiye gibi gelişen ve alt yapısını göreceli olarak yeni kuran, nüfusu hızla artan bir toplumda bu yolda alınacak önlemlerin yalnız özürlü bireye ve ailesine değil tüm topluma sosyal ve ekonomik yararlar sağlayacağı açıktır. Başka bir değişle özürlüler için yapılacak yatırımlar aslında toplumun tümü için yapılıyor demektir.

Özetle konu toplumun özürlülere acımadan kaynaklanan bir görevi veya devlete ve bütçeye eklenen bir yük olarak değil bir ekonomik gereklilik olarak da ele alınmalıdır. Öncelikle de toplumun her bireyinin özürlünün sorunları ve bunlarla başa çıkma metotları hakkında temel bilgilere sahip olması gerekir. Başka bir değişle özürlü bireylerimize hizmet verme, onlara yaşamı kolaylaştırma, yardımcı olma, onları dışlamama konusunda genel bir yaklaşımın toplumun tüm bireylerinde doğal bir davranış şekli haline gelmesi esas amaçtır.

Bunun da özünde toplumun her bireyinin çocukluğundan itibaren aldığı eğitim ve bilgi kapsamında özürlüyü doğal bir olgu olarak görmesi gerektiği yatar. Özürlünün sürekli yardım ve ilgi bekleyen farklı, yabancı, istisnai bir olgu olarak gösterilmesi yanlış olup, tam tersine kimi insanın uzun boylu, kimisinin kısa boylu, kiminin zayıf, kiminin kilolu, kiminin esmer, kiminin sarışın olması gibi kimi insan iyi yürüyemez, kimi insan iyi göremez veya duyamaz veya kimi insan her şeyi kolay anlayamaz gibi bir yaklaşımı, düşünceyi hakim kılmak gerekir. Kuşkusuz bu uzun zaman alacak bir süreçtir ve gerçekleşmesi zor gibi gözükebilir ama bu zihniyeti maddi-manevi bir karşılık beklemeden adeta rekleksif olarak yapılan en doğal sosyal davranış şeklinde yeni nesillere sunmamız sorunu kalıcı olarak çözmemize giden en doğru yol olacaktır.

Bunun gerçekleşmesi için, hatta okul öncesi eğitim sıralarından başlayan engelli engelsiz bir arada tüm çocukların eğitimi çok yararla olabileceği gibi medyanın, sinema ve tiyatronun da katkısı büyük olacaktır. Eğitim ve öğretimde çok önemli bir yeri olan yazılı ve görsel medyada özürlüler için eğitsel programlar yapılmasının yanı sıra, günlük televizyon dizilerinde, programlarda veya tiyatro-sinema gibi sanat eserlerinde özürlü bireylerin özrü öne çıkarmadan günlük yaşamı birer parçası olarak işleyen örnekleri çoğalmasını bu bireylerin doğal birer olgu olarak toplum tarafından kabul edilmelerinde büyük işlevi olacaktır. Çünkü toplumu özürlüler için özel bir takım organizasyonlar gerçekleştirmesi, özel elemanlar yetiştirmesi, özel cihazlar üretmesi, özel mekanlar geliştirmesi ne kadar gerekli gibi gözüküyorsa da yalnız başına yeterli değildir.

Yukarıda belirtilen sorunlar nedeniyle, özürlülerle ilgili çalışan yeterli insan kaynağının sağlanması ve yetiştirilmesi, gerekmektedir. Bu personelin nitelikleri, ilgili öğretim kurumlarında uluslar arası özellikler taşıyacak şekilde yenilenmelidir. Eğitim ve / veya rehabilitasyon veren kuruluşlarda hangi uzman personele ihtiyaç olduğu belirlenmeli ve görev tanımları yönetmeliklerde yer almalıdır.

Özürlülere yönelik hizmetler disiplinler arası bir çalışmayı gerçekleştirebilecek şekilde özürlünün hem sağlık hem de günlük yaşama uyumunu kolaylaştıracak rehabilitasyonu ve eğitimin verilmesinde hekim, hemşire, psikolog, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı, fizyoterapist, beden eğitimi öğretmeni vb. kişiler görev almalıdır.

Özürlüye rehabilitasyon hizmetleri veren merkezlerde, özel eğitim okullarında, hastanelerde vb. yerlerde görev alacak meslek alanlarına ilişkin eski kadroların arttırılması ve yeter sayıda yeni kadroların oluşturulması gerekmektedir.

Milli eğitim bakanlığına bağlı ilk, orta öğretim kurumları ile yüksek öğretim kurumlarında (hemşirelik, çocuk gelişimi ve eğitimi, sosyal hizmetler, ev ekonomisi vb) ve yaygın eğitimde mevcut programlar gözden geçirilerek özürlülerin toplumsal yaşama tam katılımlarının sağlanmasını, toplumda kabul görmelerini ve toplumun bu konuda bilinçlenmesini sağlayacak ders ve uygulamalar konulmalıdır.

Evde sağlık ve bakım hizmetlerinde görev alacak personelin yetiştirilmesi için yüksek öğrenim kurumlarında ders programları oluşturulmalı.

Ana çocuk sağlığı ekipleri 0-6 yaş arası çocukların tarama ve eğitim projeleri hayata geçirilmeli

Özel bir eğitimde geçen, yorucu ve yıpratıcı tempoda görev yapan, özel eğitim kurumlarında çalışan personelin özlük haklarının iyileştirilmesi gerekmektedir.

Özürlülerle ilgili çalışan meslek elemanlarına sunulan hizmet içi eğitim programları uzun süreli ve nitelikli hale getirilmelidir. Bu uygulamalar tam zamanlı bir yıl, yarı zamanlı iki yıl süreli olabilir.

İşitme ve konuşma sorunları olan bireylere tedavi ve rehberlik yapmak üzere odyolok ile dil ve konuşmacı yetiştirmek üzere eğitim veren okulların açılması sağlanmalıdır.

Görme özürlü bebeklerin eğitim ve habilütasyonunda ve görme özürlülerin rehabilitasyonunda yar alacak görme terapistlerinin lisans düzeyinde yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Görme özürlüler konusunda MEB, sağlık bakanlığı, aile iş birliğinin oluşturulması ve görme terapistlerinin danışmanlık hizmeti yapması sağlanmalıdır.

Özellikle göz, KBB ve psikiyatri alanında uzmanlaşan hekimlerin ihtisasları içinde bu konulara yer verilmesi özürlüler hakkında bilgili ve yönlendirici olmalarını sağlayacaktır.

İşitme engellilerin eğitiminde türk işaret dili sisteminin oluşturulması için eleman yetiştirilmeli ve sözlü iletişim güçlüğü olanlar ya da konuşamayanlar için alternatif iletişim araç ve yöntemleri geliştirilmelidir.

Çalışma alanları içinde özürlülerin yer aldığı bakanlık, üniversite, vakıf vb. kurum ve kuruluşların koordineli ve işbirliği içinde çalışmasını sağlanması, hizmetlerin çabuk ve etkili bir biçimde yürütülmesini sağlayacaktır. ( 2)

Aikido Üzerine

06 Kasım 2007

AİKİDO ÜZERİNE

Aikido, Morihei Ueshiba (1883-1969) tarafından geliştirilmiş bir Japon savaş sanatıdır. O Sensei Ueshiba, yaklaşık 900 yıllık Daito Ryu Aikijutsu tekniklerini, kendi aydınlanma yolunda kazandığı anlayışıyla yoğurarak farklı bir savaş sanatı olan bugünkü aikido formunu ortaya koymuştur. Aikido, Japonya’da 20. yy’ın ilk yarısında doğmuş ve geliştirilmiştir. Ueshiba 19. yy sonlarında küçük bir kasabada doğmuş, çok küçük yaşlardan itibaren Budoya ilgi duymaya başlamıştır. Budoyu*öğrenmek amacıyla tüm ülkeyi karış karış dolaşmış, devrin en büyük ustaları ile ilişki kurup onların öğrencileri olmuştur. Savaş sanatlarının tamamını kısa sürede öğrenmiş ve ustalık mertebesine ulaşmıştır. Özellikle KITO ve DAİTO RYU AİKİJUTSU sanatları ile ülkenin kılıç geleneğini sürdüren YANGU ailesi ustalarından öğrendiği KENDO (kılıç sanatı) son derece ilgisini çekmiş ve bu dallarda yoğunlaşmıştır. Judonun doğuşuna da tanık olmuş, gelişmesine çok katkıda bulunmuştur.

Ancak bu genç adam her Budo dalında uzmanlaşmasına rağmen sürekli bir eksiklik duygusu içerisindeydi ve bu çalışmalardan tatmin olmamaktaydı. Sonunda kendini felsefeye ve daha sonraları dine verdi ve bir gün gerçeğe, aradığı noktaya ulaştı. Sevgi ve uyum, barış ve şefkatin "yol" u Aikido doğmuştu. Tamamen yeni olan bu öğreti, savaşlara karşı doğayı ve yaratıcının tüm varlıklarını korumaya yönelik, doğayla, evrenle bir bütün olma sanatıydı ve Budo’nun tamamının üzerinde yer almaktaydı. Aikido çok kısa zaman içinde tüm Japonya’da duyuldu ve yaygınlaştı. Şu sıralar Japonya da 1300′e yakın üniversitede ders ve bir spor branşı olarak okutulmaktadır.

1. Dünya savaşında dahi yayılma hızı düşmeyen Aikido, savaştan sonra yakınlaşan Japonya-ABD ilişkileri ile ABD’ye, oradan da Avrupa’ya sıçramıştır. Batıda Aikido barışçıl ruhu, oryantal felsefesi ve bitmek tükenmek bilmeyen estetik teknikleri ve doğal egzersiz yöntemleriyle özellikle entelektüel kesimce ilgi görmüş ve hemen hemen tüm Avrupa ve Güney Doğu Asya ülkelerinde aynı hızla yayılmaya başlamıştır. Boyutları sadece düşmanı öldürmenin ötesine ulaşmış ve birçok öğeyi kucaklayarak günlük yaşama dönüşmüştür. Ölüm yollarından yaşam yollarına doğru geçiş yapmıştır. Gelişimi O’ Sensei Morihei Ueshiba’nın ölümünden etkilenmeksizin sürmüş ve sürecektir. Aikido, bugün pek çok dünya ülkesinde 7′den 70′e kadın, erkek ve de çocuklar tarafından yapılmaktadır.

Tamamıyla fiziksel bir düzeyde bakarsak jiu-jitsu’dan türetilmiş bazı fırlatışlar ve eklem kilitleri ile kenjutsu kaynaklı atışlar ve bazı diğer teknikleri barındıran bir sanat sayılır. Aikido rakipleri yumruklamaya ya da tekmelemeye odaklanmaz. Onları kendi enerjilerini kullanarak kontrollerini ele geçirmeye ya da fırlatışlarla sizden uzaklaştırmaya önem verir. Statik bir sanat değildir, harekete ve hareket dinamiğine büyük önem verir.

Daha yakından bakıldığında ise Aikido’yu uygulayanlar onda aradıklarını bulacaklardır; uygulamalı kendini savunma teknikleri, manevi aydınlanma, fiziksel sıhhat ya da zihinsel barış. O Sensei uyum ve barışın gelişimine büyük önem vermiş ve bu sanatın ahlakî ve manevî yönlerini vurgulamıştır. "Aikido"nun bir tercümesi "Ruhun Uyum Yolu" olarak yapılabilir. Bugün birçok stil ruhanî yönlerini farklı seviyelerde vurgulasalar da bu ilke Aikido için hâlâ geçerlidir. Her ne kadar barış ve uyumu arayan bir savaş sanatı bir paradoks olarak görülse de; bu, Aikido’nun en temel prensiplerinden biridir.

Aikido’yu birçok şekilde özetlemeye çalışabiliriz ama hiçbiri tam olmayacaktır. Bu yüzden Aikido’nun herhangi bir önyargı olmaksızın kendileri için ne anlama geldiğini onu uygulayanlara bırakalım.

*

DOJO KURALLARI

1.) Tüm Uzakdoğu felsefesinde ve özellikle Japonya’da "saygı" kavramı çok önemlidir. Bu nedenle bir Dojo’ya girdiğinizde önce Dojoya, sonra oradaki insanlara selam vererek onlara saygınızı gösteriniz.

2.) Temizlik yalnızca bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda bir saygı göstergesi ve disiplin eğitimidir. Kendinizi ve Aikido elbisenizi daima temiz tutunuz.

3.) Dojo temizliği, kişisel temizlikle eş değerdedir. Her çalışmadan önce veya sonra Dojo temizliğine katılınız. Bazı Dojolarda tatamiler (minderler) her ders toplanıp kaldırılır. Bu nedenle tüm öğrenciler minder taşımaya yardım etmelidir.

4.) Çalışmaların başındaki ve sonundaki seremoniler, Aikido eğitiminin önemli bir parçasıdır. Her öğrenci, derse zamanında gelmekle yükümlüdür.

5.) Tatamide uygulanacak tek oturma şekli SEİZA’dır. Bağdaş kurmak ya da başka bir şekilde oturmak yalnızca, hocanızın iznini alarak veya rahatsızlık durumlarında uygulanabilir. Ancak hiçbir zaman Dojoya yakışmayan saygısız biçimde olamaz.

6.) Aikido bir savaş sanatıdır. Bu niteliği unutulmadan çalışılmalıdır. Çalışma alanı önemli bir neden olmadan, mecbur kalınmadıkça terk edilmemelidir. Çalışmaya ara vermek ya da bırakmak için mutlaka hocanın izni alınmalıdır.

7.) Çalışmanın bölünmemesi ve dikkatlerin dağılmaması için cep telefonu, alarmlı saat vb. gürültülü cihazlar önceden kapatılmalı, derse geç kalınmışsa sessizce mindere çıkıp hocanın izni alınarak derse katılınmalıdır.

8.) Hoca bir tekniği gösterirken, çalışma alanının kenarında oturun ve tüm dikkatinizle izleyin. Bu esnada konuşmak, başka yere bakmak, elbiseyle oynamak, yüzünü silmek vb. davranışlarda bulunmak doğru değildir. Bu durum hem diğer öğrencilerin, hem hocanın, hem de sizin dikkatinizi dağıtır. Hoca bir tekniğin bittiğini işaret edince hemen çalışmaya ara veriniz ve süratle çalışma alanını meşgul etmeyecek şekilde oturunuz.

9.) Eğer hoca çalışma sırasında bir öğrenci ile özel olarak ilgilenirse, o bölümdeki öğrenciler çalışmaya son verip oturmalı ve hocanın açıklamalarını dikkatle izlemelidirler. Açıklaması bittikten sonra hoca arkasını dönmüş bile olsa selam verip çalışmaya devam etmelidirler.

10.) Aksine bir şey söylenmedikçe tatamide bir yerden bir yere gidiş "ŞİKKO" ile yapılır. Şikko, seiza otururken, dizlerinin üzerinde yürümek suretiyle gerçekleşir.

11.) Aikido öğrenme konuşma ile değil, kendini eğitime verme ve çok çalışma ile olur. Çalışma sırasında konuşma en az düzeyde tutulmalıdır. Hiçbir zaman ortada ilgisizce dolaşmayın, durup beklemeyin, her an çalışır durumda olun. Eğer sıranızı bekliyorsanız, seizada oturup çalıştığınız kişileri (başkalarını değil) izleyiniz.

12.) Hocaya soru sorulması gerektiğinde (teknikle ilgili ya da izin almak için) kimseye engel olmayacak, dikkati dağıtmayacak şekilde yanına gidin ve selam vererek hocanın ilgilenmesini bekleyin. Cevabınızı aldıktan sonra yine selam vererek aynı şekilde yanından ayrılın. Hiçbir zaman işaretle ya da yüksek sesle hocayı yanınıza çağırmayın. En iyisi soru sormak için hocanın boş zamanını beklemektir. Hoca başkalarıyla ilgilenirken rahatsız etmeyin. (sakatlık vb. acil durumlar dışında) Eğer hoca öğrenciler arasında dolaşıyorsa, mümkün olduğunca yaklaşmasını bekleyin. Hoca meşgul ise ya da uzakta ise, tekniğin yapılışı ile ilgili olarak, size yakın eski öğrencilere (sempai) danışabilirsiniz.

13.) Sempai’ler (eski öğrenciler), kohai’leri (yeni öğrencileri) dojo kuralları ve tekniklerin yapılışı konusunda uyarmak, bilgilendirmek ve yardımcı olmakla yükümlü ve yetkilidirler. Bu konuda kohailerin sempailere, sempailerinde kohailere itiraz hakkı yoktur.

14.) Bir tekniğin yapılışı konusunda sempailerinizle veya hocanızla hiçbir zaman tartışmayın, onlara karşı gelmeyin. Eğer çalıştığınız kişi sizinle aynı düzeyde ve bir hareketin en temel ve kesin noktalarında bile hata yapıyorsa, konuşarak değil hareketin doğrusunu yaparak yol gösterebilir ya da karşınızdaki kişinin onurunu zedelemeyecek şekilde hocadan, o hareketi sizinle çalışmasını isteyerek hatalarını görmesini sağlayabilirsiniz.

15.) Unutmayınız ki hoca sizden muhakkak ki daha deneyimli ve bilgili kişi olarak size bildiklerini aktarmaktadır. Bu nedenle anlamsız ya da vakitsiz sorular sormak yerine öncelikle kendinizi yaptığınız işe vermeli, hocanın gösterdiklerini sorgulamadan en iyi şekilde uygulamaya çalışmalısınız. Ancak zamanı geldiğinde, kendi kendinize tüm sorularınızın cevabını bulduğunuzu göreceksiniz.

16.) Aikido dersine katılmanızı engelleyecek hafif sağlık sorunlarınız olduğunda (grip, sakatlanma, ameliyat sonrası, ilaç ya da alkol alma gibi) ya da derse katılamayacak kadar geç kaldığınızda hocanın iznini alarak dersi izlemelisiniz. Dersi izlemek de, derse girmek kadar hatta bazen daha da fazla öğretici olabilir. Derse hiç gelmemek yerine, dojoya gelip dersi izlemelisiniz.

17.) Devamsızlık halleri önceden hocaya bildirilmeli ve izin istenmelidir.

*

ÇALIŞMA ESASLARI

Aikido, kişinin kendini geliştirmesi, bedenini, aklını ve ruhunu eğitmesidir. Bu yolla başkalarına ve kendinize karşı içten, dürüst ve saygılı olmak çok önemlidir. Batıdakinden farklı olarak hocalık, bu sporda büyük bir onur ve saygıdeğer bir konumdur. Hocayı yalnızca size teknikleri gösteren kişi olarak görmeyiniz. O, size yaşamınız boyunca kullanacağınız bilgileri aktaran kişi, bir yol göstericidir. Ona her zaman saygı gösteriniz.

Aikido uyum üzerine kurulmuştur. Çalışma alanında hiçbir zaman kavgaya, güç denemelerine, yarışmaya yer yoktur. Aikido okulu egonuzu tatmin edeceğiniz bir yer değil; kişiliğinizi geliştireceğiniz, bilincinizi daha yüksek bir düzeye çıkarmayı öğreneceğiniz yerdir.

Çalışmalarda değişik yaş, cinsiyet ve güçte insanlar bulunacaktır. Her ne kadar teknikleri tüm benliğimizle, kendimizi vererek ve gerçekçi yapmak gerekiyorsa da, karşımızdaki insanın bedensel sınırlarını ve bize aktardığı gücü göz önünde tutarak çalışmalıyız. Aikido’nun özü uyum olduğuna göre çalıştığımız kişiyle uyum içinde olmalıyız.

Selamlama, Aikido’da çok önemli olan saygılı olmanın,bunu göstermenin en güzel ve birinci yoludur. Aikido’da selamlama ayakta Japon tarzında eğilerek olur ya da seiza otururken yapılır. Selamlama saygınızı gösterirken bir yandan egonuzu eğitmenize de yardımcı olur. Dojo’ya girerken Dojoyu, tatamiye çıktığınızda tatamiyi; çıkarken de önce tatamiyi sonra dojoyu selamlamalısınız. Her dersin başındaki ve sonundaki seremoniler öncelikle Aikido’nun kurucusu O’SENSEİ (büyük usta) MORİHEİ UESHİBA’ya olan saygımızı göstermek ve teşekkür etmek, sonra da birbirimize bu duygularımızı göstermek amacıyla yapılan bir selamlama sürecidir. Dersin başında tüm öğrenciler kıdem sırasına göre, seiza oturarak, sağdan sola doğru dizilirler. Sağ başta en kıdemli öğrenciler, sola doğru yeni gelenler sıralanırlar. Her yeni katılan, sıranın soluna, en sona geçer. Bu sıralamadan sonra ‘MOKSO’ adı verilen küçük bir meditasyon yapılır. Mokso kendinizi derse hazırlamak amacıyla, bedenimizi ve zihnimizi sakinleştirmek için yapılır. Sonra, Ueshiba’ya ve birbirimize selam vererek ısınma hareketlerine geçilir. Dersin sonunda da aynı sıralama düzeni içinde önce mokso yapılır ve selam verilerek ders biter. Mokso ve selamlama bizi derse hazırlayan en önemli süreçtir. Bu nedenle geç kalmamaya çalışınız. Geç kaldığınızda eğer mokso ya da selam süreci başlamışsa dojoya girmeyip dışarıda bekleyiniz. Selamlama bittikten sonra içeri girip sessizce mindere çıkıp Ueshiba’ya ve hocaya selam verip derse katılınız.

Temizlik, hem kendinize hem başkasına duyduğunuz saygının bir diğer göstergesidir. Elbiselerimiz ve kendimiz her zaman temiz, bakımlı ve hoş kokulu olmalıdır. Tırnaklar kısa (ve kadınlar için makyajsız) olmalıdır. Saçlar uzun ise dağılmayacak şekilde toplanmalıdır. Eğer tırnaklar uzun, makyajlı ya da saçlar dağınık olursa, hem çalıştığımız kişiye ya da kendimize zarar verebilir, hem de arkadaşımızın ya da kendimizin elbisesini kirletebiliriz. Böylece dikkatimiz, kendimizi ya da arkadaşımızı incitmemek ya da kirletmemek konusunda yoğunlaşacak ve konudan uzaklaşmış olacağız. Saçların toplandığı malzeme de, aynı şekilde zarar vermeyecek malzemeden seçilmeli, çalışırken her türlü saat, süs eşyası, takı vb. çıkarılmalıdır. Tırnaklar diğer kişilere zarar vermemesi açısında kesilmiş olmalıdır. Erkekler ceket pantolon ve kemerden oluşan Aikido elbisesini giyerken ceketin içine fanila vb. gibi şeyler giymeyecekler, kadınlar ise ceketin içine beyaz bisiklet yaka fanila giyeceklerdir. Kıyafetler de, kendimiz de zihnimizi ve ruhumuzu sadeleştirme çabamız gibi sade ve temiz olmalıdır.

Bu sanata dair başka öğe de sempai-kohai ilişkisidir. Kohai yeni öğrenci, sempai eski öğrencidir. Sempailer kohailere yardım etmek, yol göstermek; kohailer de sempailere saygı göstermek, onların bu yolda kendilerinden ilerde ve deneyimli olduğunu unutmamakla yükümlüdürler. Kohailer, çekinmeden; ama saygılı bir biçimde selam vererek sempailerle çalışabilir, soru sorabilirler. Ancak antrenman sırasında konuşmanın en az düzeyde tutulması gerektiğini her iki taraf da hatırlamalıdır. Çalışmalar sırasında genellikle eşli çalışılır. Bir saldırgan (uke), bir de savunan (tori ya da nage) olmak üzere iki kişi beraber çalışır. Bir antrenmanda birçok kez hem saldıran, hem de savunan oluruz. Hem arkadaşımızın iyi öğrenebilmesi ve çalışabilmesi, hem de bizim öğrenmemiz için saldırırken mümkün olduğunca gerçekçi, dikkatli ve uyumlu olmalıyız. Saldıran olduğumuzda, teknik bize uygulanıyor olduğundan iyi düşmek ve kendimizi incitmeyecek şekilde uyumlu olmakla, arkadaşımızın hareketi en iyi şekilde yapmasın sağlamakla yükümlüyüz. Rolleri değişip savunan (hareketi uygulayan) olduğumuzda da saldırganın gücünü, fiziksel durumunu, Aikidodaki düzeyini dikkate alarak son derece uyumlu ve dikkatli çalışmalıyız. Arkadaşımızın iyi düşebilmesi, düşerken kendine ve başkalarına zarar vermemesi savunan kişinin sorumluluğundadır.

Aikido derslerinde zaman zaman ufak incinmeler, yaralanmalar olabilir. En basitinden bazen nefesinizi kontrol edemeyebilir ya da lensinizi düşürebilirsiniz, bu gibi durumlarda eğer antrenmana ara vermek gerçekten zorunlu olursa, mümkün olduğunca sessiz, dikkat dağıtmadan hocadan izin alınmalıdır. Sadece çalışmaya ara vermesi gereken kişi izin istemeli, diğerleri ise çalışmaya devam etmelidir. Çok nadiren olmakla birlikte eğer incinen kişi kıpırdayamayacak durumda ise sadece onunla çalışan kişi kendisine yardımcı olmalıdır.

Tüm bu kurallar ve esaslar bir Aikido dersinin ve kişiler arası ilişkilerin uyumlu ,düzenli ve sağlıklı olması için gereklidir. Bunlar yüzyılların deneyimi ile oluşturulmuştur. Bu kurallara uymak öncelikle kişinin kendi gelişimi için gereklidir. Tüm kural ve esaslara uyulduğu sürece herkes gerçek ilerleme imkanına sahip olacaktır.

*

ZİYARETÇİLER

Ziyaretçiler her zaman çalışmaları izleyebilirler. Ancak önceden kendilerini hocaya tanıtmalı ve izin istemelidirler.

Ziyaretçiler kendilerine ayrılan bölümde sorumluluk içinde oturmalı ve çalışmayı ciddiyet ve dikkatle izlemelidirler. Bu sırada bir şeyler yemek, içmek, okumak, konuşmak vb. dikkat dağıtıcı şeyler yapmak yasaktır. Bu durum herhangi bir nedenle derse katılmayıp dersi izleyen öğrenciler için de geçerlidir.

Hocanın izni alınmadan fotoğraf ya da film çekilmez.

Çalışmakta olan kişilerle ders sırasında konuşmak, işaretleşmek vb. dikkati dağıtacak hareketlerde bulunmak yasaktır. Çok gerekli hallerde hocadan izin alınmalıdır.

*

*TÜM AİKİDO ÇALIŞANLARINA, YÜRÜDÜKLERİ YOLDA BAŞARILAR DİLERİZ. TÜM SEVGİMİZLE…

TEKNİKLER & TERİMLER

*

*

TEMEL TERİMLER

Uke

Saldıran. Tekniği alan.

Nage (Tori)

Savunan. Tekniği yapan.

*

*

TEMEL PRENSİPLER

İkkyo

1. Temel Prensip

Nikyo

2. Temel Prensip (Bileği sıkıştırma)

Sankyo

3. Temel Prensip (Bileği içe döndürme)

Yonkyo

4. Temel Prensip

*

*

HAREKET ŞEKİLLERİ ve YÖNLER

İrimi

Bir ayağın öne gitmesiyle (direk rakibe) giriş

Tenkan

Bir ayağın geriye gitmesiyle vücudun 180 derece dönmesi

Shikko

Diz üstü yürüyüşü

Mae

Öne doğru

Ushiro

Geriye doğru

Omote

Ön (rakibin içine)

Ura

Geri (rakibin arkasına)

*

*

DURUŞLAR (HANMİ)

Seiza

Dizlerin üstünde oturuş

Kamae

Temel ayakta duruş pozisyonu.

Ai Hanmi

Uke ve Nage’nin aynı ayaklarının önde olduğu uyumlu duruş

Gyaku Hanmi

Uke ve Nage’nin zıt ayaklarının önde olduğu karşıt duruş

Gedan

Alt gart pozisyonu

Chudan

Orta gart pozisyonu

Jodan

Yüksek gart pozisyonu

*

*

TEKNİK ÇALIŞMA BİÇİMLERİ

Tachi Waza

Hem uke’nin hem de nage’nin ayakta uyguladığı teknikler.

Hanmi Hanchi Waza

Ayaktaki uke’ye nage’nin oturarak uyguladığı teknikler.

Suwari Waza

Hem uke’nin hem de nage’nin oturarak uyguladığı teknikler.

*

VURUŞLAR (UCHİ)

Atemi

Ölümcül noktalara yapılan her türlü vuruş

Shomen Uchi

Kafanın ön kısmına yapılan vuruş

Yokomen Uchi

Kafanın yanlarına yapılan vuruş

Mune Tsuki

Kemer hizasına yapılan vuruş

Zuki

Yumruk

*

TUTUŞLAR (DORİ)

Katate Dori

Tek elin tek eli tutması

Kosa Dori

Uke’nin bir eliyle, Nage’nin aynı elini tuttuğu uyumlu tutuş (Ai Hanmi Katate Dori)

Junte Dori

Uke’nin bir eliyle, Nage’nin ters elini tuttuğu karşıt tutuş (Gyaku Hanmi Katate Dori)

Morote Dori

İki elin tek eli tutması

Ryote Dori

İki elin iki eli tutması

Kata Dori

Tek elin yakayı tutması

Ryokata Dori

İki elin yakayı tutması

Hiji Dori

Dirseği tutmak

Sode Dori

Elbise kolundan tutmak

Kubi Shime

Boğmak

*

*

FIRLATMALAR

İrimi nage

(Direk rakibin içine) girişle fırlatma

Kaithen nage

Dönüşle fırlatma

Kokyu nage

Nefes gücüyle fırlatma

Shiho nage

Dört yönlü fırlatma

Tenchi nage

Yer – gök fırlatması

Kote gaeshi

*

Tekagami

(Ters Kote gaeshi)

Kokyu ho

Bir tür kokyu nage. Nefes kullanımı anlamını kapsar.

Ushiro Udoroshi

Arkadan geriye çekmek

*

*

DÜŞÜŞLER (UKEMİ)

Mae Ukemi

Öne doğru düşüş

Ushiro Ukemi

Geriye doğru düşüş

Yoko Ukemi

Yana doğru düşüş

Hyaku Ukemi

Yüksekten (mae ukemi) düşüş

*

*

KONUŞMALAR

Domo arigato gozaimaş’ta

(Benimle çalıştığın için) çok teşekkür ederim.

Onegaishimasu

Lütfen (beraber çalışalım.)

*

*

DİĞER

Dojo

Yolun yeri. İdman yapılan yer. Bir dojo bizim kendimizle, korkularımızla, endişelerimizle, alışkanlıklarımızla doğrudan bağlantıya geçtiğimiz küçük bir evrendir.

Tatami

Minder

Bokken

Tahta kılıç

Jo

Tahta sopa

Tanto

Tahta bıçak

Gi

Eğitim elbisesi

Hakama

Siyah veya lacivert renkte, genellikle siyah kemer sahibi olmuş aikidocularca giyilen parçalı etek.

Hara

Vücudun ağırlık merkezi. Geleneksel olarak ruhun, aklın ve ki’nin kaynağının yeri olarak düşünülür. Aikido teknikleri mümkün olduğunca insanın hara bölgesinde yapılmalıdır.

Rey

Selam ver

Kohai

Yeni öğrenci

Sempai

Eski öğrenci

Sensei

Öğretmen

Kyu

Öğrenci derecesi

Dan

Üst derece

Mokuso

Meditasyon

Futbol Federasyonu

06 Kasım 2007

T.C.

Futbol Federasyonu.

Taraftar Yasası.

24 Aralık 2001 tarih ve 1907 sayılı, bakanlar kurulu kararı ile resmi gazetede yayınlanmak üzere Galatasaray taraftarlarına son defa olmak üzere pişmanlık yasası çıkarılmış olup ,Fenerbahçeli olabilme imkanı sağlanmaktadır.

Başvuranların dönme sayılmayıp özbeöz Fenerbahçeli sayılmaları için son başvuru tarihi 31/ 02/ 2002 olup aşağıdaki şartları yerine getirip en yakın Fenerbahçeliye müracatları halinde durumları değerlendirmeye alınacaktır.

Mağdur galatasaraylıların pişmanlık yasasından yararlanmaları için yerine getirmesi gereken şartlar aşağıda sıralanmıştır:

1.- İki adet nüfüs cüzdanı fotokopisi.

2.- Bir adet ikametgah kağıdı (muhtar onaylı).

3.- Fenerbahçe forması ile çekilmiş 6 adet boy fotoğrafı.

4.- Savcılıktan alınan holigan olmadığına dair sabıka kaydı

5.- Fenerbahçeli iki kefil.

6.- Evin köşesine asmak üzere 40×80 ebatında Fenerbahçe takımı posteri.

7.- Üç Cuma namazı tövbe istiğfar çekilerek tesbih namazı kılınacak ve 1907 kere şükür denilecek. 3 defa Şükrü Saraçoğlu stadına gidilerek hacı olunacak ve bunlar diyanet işleri tarafından onaylanacak.

8.- Ardından şeytan taşlamak üzere Ali Sami Yen stadı 14 kez taşlanıp tavaf edilecek.

9.- Müftülükten temin edilecek imamlar eşliğinde kentin en ünlü hamamında 40 tas su dökülüp tövbekar olunacak ve tövbe namazı kılınarak şahit olan imamla birlikte başvuru yapılacaktır.

Kurtuluşa ermek isteyen tüm Galatasaray taraftarlarına duyurulur.

Voleybol

06 Kasım 2007

Voleybol altı kişiden kurulu iki takım arasında oynanır. Amaç, sahayı ikiye bölen filenin üzerinden topu karşı tarafın sahasına düşürerek puan kazanmaktır.

Oyuncular sahada sabit yerlerde dururlar üç kişi fileye yakın üç kişi de savunma pozisyonunda geride durur. Bir takım topa arka arkaya en fazla üç kere vurabilir. Topa vücudun herhangi bir yeri ile vurmak serbesttir. Oyuncular saat yönünde olmak üzere sürekli değişerek oynarlar.

Topu karşı tarafın sahasına düşüren takım puan kazanır. Maç 5 setten oluşur. 25 puana, en az iki farkla olmak üzere ilk ulaşan seti kazanır. Beşinci set 15 puan üzerinden oynanır. En az iki farklı sonuç burada da gereklidir.

“Libero” defansif bir oyuncudur. Defansta istediği yerde oynayabilir. Ön tarafa geçemez, blok yapamaz, servis atamaz. Forması takım arkadaşlarından farklı renktedir.

Takım koçları saha kenarından takımlarına direktifler vermekte serbesttir. Her sette altı değişiklik yapma hakkı vardır.

Sadece ön alanda oynayan oyuncular bloğa çıkabilir. Blok, top fileyi geçmeden yapılmalıdır. Blok sayı olarak sayılamaz.

Voleybol sahası 18mt x 9mt boyutlarındadır. Tam ortasından bir ağ ile ikiye bölünmüştür. Fileden 3 metre geriye olan kısım atak alanıdır.

Sayfa 143-144

06 Kasım 2007

SAYFA 143-144

Tenis raketle oynanan uluslar arası yaygınlığa sahip bir top oyunudur.Kort adı verilen dikdörtgen bir alanda iki (tekler) ya da ikişerden dört (çiftler) oyucu arasında oynanır.Kortun uzunluğu 23,77 metre, genişliği teklerde 8,23 metre, çiftlerde ise alanın her iki yanındaki 1,37’şer metrelik bölümlerde 10,97 metredir. Ağ , 1,07 metre yükseklikteki iki direk arasıda asılı duran bir tel kablodan sarkar; tenis topunun geçmesini engelleyecek kadar sık örgülüdür; hafifçe bel verdiği için tam ortasında yere bir iple bağlıdır. Ağ kortu iki eşit parçaya böler. Kortun her iki yarısında da beyaz çizgilerle belirlenmiş birer arka alan ile sağ ve sol servis alanları yer alır.Tenis önceleri çim korlarda oynandığı için ‘’Çim Tenisi’’ olarak adlandırılmıştı. Günümüzde de kullanılan ve üstün bir oyun gücü gerektiren çim yüzeyler oldukça kaygandır. Çim yüzeylerden başka, zıplama ve koşma açısından güvenli, beton ve asfalt gibi sert yüzeyli; toprak yüzey olarak nitelenen tuğla ya da kiremit tozundan yumuşak yüzeyli kortlar vardır. Kapalı salonların zemininde ise ahşap ya da kalın halıya benzer yapay malzeme kullanılır.

Tenis raketinin oval bir çerçevesi ve uzunca bir sapı vardır. Bu çerçeveye seyrek hasır örgü benzeri tel gerilidir. Teller bağırsak, naylon ya da naylonla bağırsak karışımı bir malzemedendir. Raket yapımında eskiden yalnız tahta kullanılırken, uzun denemelerden sonra başarılı sonuçlar veren çelik, alüminyum ve camyününden (fiberglas) yapılan raketler de kullanılmaya başlamıştır. Tahta raketin gövdesi, tutkalla birbirine yapıştırılmış ince ahşap katmanlardan oluşur. Raketin boyuna ve biçimine ilişkin belirli kurallar yoktur. Tenise yeni başlayanların kullandığı raketler deneyimli oyucuların raketlerinden daha hafiftir.Bezle kaplı olan tenis topu 6,35-6,66 cm çapındadır. Ağırlığı 56,7-58,5 gr arasında değişir. Kurallara göre topun hızla sıçrayabilecek özellikte olması gerekir.

TENİSİN OYNANIŞI

Oyunda amaç topu ağın üzerinden aşırtarak, geri gönderilemeyecek biçimde karşı oyuncunun ya da oyuncuların alanına düşürmektir. Oyuna başlarken yer seçimi ve servis önceliği kura ile belirlenir. Oyun servis atışıyla başlar. Servis atan oyuncu kortu sınırlayan çizginin dışına çıkar ve kendi alanının sağ tarafından, karşı tarafın sağ servis alanına düşecek biçimde topa vurur. Servisçi, bir eliyle havaya attığı topa öbür elindeki raketle, baş hizasının yukarısından, sert vurmaya çalışır. Vuruş sırasında servisçinin koşması ya da yürümesi yasaktır, ancak havaya sıçrayabilir. Top rakip servis alanının dışına düşerse, bu bir ‘’faul’’dür; servis yinelenir. (Bu kez servisçi topa daha az sert vurur.) Bu servis de başarılı olmazsa, rakibine bir sayı yazılır. Top ağa çarptıktan sonra karşı servis alanına düşerse ya da karşılayan daha hazır değil iken atış yapılmışsa ‘’let ‘’ olur; bu durumda servis geçersiz sayılır ve yinelenir.

Servis, topun yere sektikten sonra karşılandığı tek atıştır. Top yerde bir kez sektikten sonra, rakip tenisçi servisçinin oyun alanına düşecek biçimde vuruşunu yapar. Bundan sonra oyucular topa kendi alanlarında hiç sekmeden ya da bir kez sektikten sonra vurabilir. Tenis kurallarına göre ağı geçmeden topa vurulamadığı gibi, arka arkaya da topa vurulamaz ve oyuncular fileye dokunamaz. Oyun, oyuculardan biri topu kaçırıncaya kadar karşılıklı vuruşlarla sürer. Topu kaçıran, ağ ya da oyun alanı dışına gönderen oyuncu sayı yitirir. Servisçi her servis atışında köşesini değiştirir. Her oyunun sonunda servis atma hakkı rakip oyuncuya geçer; yani bir oyunda servis atan oyuncu öbüründe servis karşılayan oyuncu olur. Ayrıca her tek sayılı oyundan sonra oyuncular alan değiştirir.

Tenisin ilginç bir sayı yöntemi vardır. İlk sayısını yapan oyuncu 15 puan alır; ikinci 30, üçüncü 40 olarak belirtilir. Oyuncuların biri üçer sayı yapmışsa, yani 40-40 olursa, oyun taraflardan biri üst üste iki kez sayı alana kadar sürer. İki oyun fark sağlayarak, altı oyunu kazanan oyucu seti alır. Setlerin gereğinden fazla uzamasını önlemek amacıyla Uluslar arası Tenis Federasyonu’nca (ITF) 1976 dan beri yeni bir yöntem uygulanmaktadır. Son set dışında herhangi bir sette 6-6 ( ya da oyun öncesinde karalaştırılmışsa 8-8 ) eşitliğine ulaşıldığında bu yönteme başvurulur.

Paintball Nedir?

06 Kasım 2007

Paintball Nedir?

Son 20 yıldır dünyada yaygın bir şekilde oynanan, ülkemize sadece 4 yıl önce girmiş olan "Paintball"; bir "takım ve strateji" oyunudur.

Paintball’da her oyuncunun yüzünde, kırılmaz camlı özel bir maskesi ve elinde ise özel, gazlı silahları vardır. Bu silahlar görünümleriyle gerçek silahları andırır, ancak farklı olarak bunlar öldüren mermiler değil; boyayan kapsüller atar. Kapsüller görünüm olarak misketten farklı değildir, üstleri nişasta ve tuz karışımı bir malzeme kaplı olan bu kapsüller, doğa dostudur ve çevreyi kirletmeden kendiliğinden yok olur. Kapsülün içindeki boya ise gıda boyasıdır; yani doğaya ve insanlara zararlı değildir, ayrıca giysilerden de ıslak bir bezle dahi kolayca çıkabilir.

Oyunun temel kuralı çok basittir; boyanan oyuncu oyundan çıkar; yani o oyun için "elenir". Tabi sadece yeni oyun başlayana kadar.

Oyunun amacı ise verilen görevi gerçekleştirmektir! Buna "senaryoyu uygulamak" denir. Amacınız; karşı takımın kalesindeki bayrağı ele geçirmek, bir rehineyi kurtarmak, başkanınızı güvenli bir şekilde hedefe ulaştırmak, karşı takımın tamamını elemek, tek başına vurulmadan kalan son kişi olmaya çalışmak, bir kaçağı yakalamak, bir tepeyi savunmak veya ikili timlere ayrılıp diğer timleri elemek, gibi bir çok seçenekten oluşabilir…

II-TARİHÇESİ

İlk paintball ekipmanlarını RPS firması, 1972 yılında üretmeye başlamıştır. Bu yıllarda paintball; endüstriyel anlamda, ormanda kesilecek ağaçların işaretlenmesinde kullanılmıştır. APG Magazine’e göre; bildiğimiz anlamdaki paintball’un ilk "kaba" uygulamaları, 70′lerin sonunda Hayes Noel ve Charles Gaines’ın birbirleri ve arkadaşları arasındaki eğlence amaçlı kullanımında vücut bulmuştur. 80′li yılların başında ise ticari anlamdaki paintball’un babası sayılan, National Survival Games şirketinin sahibi, Bob Gurnsey; oyun için özel olarak tasarlanmış "Splatmaster" adlı paintball silahını üretmiştir.

Paintball’un emekleme yıllarında oyun, oldukça komandovari, oyuncuların vahşi doğada hayatta kalma becerilerine dayanan, sert bir oyundu. Haritalar ve pusulalar oyunun temel malzemeleriydi. Kurallar ise basitti; "her oyuncu kendi başının çaresine bakar!".

Ormancıların kendi aralarında şakalaşmalarından doğan paintball’da, oyun yaygınlaştıktan sonra bile uzun süre herhangi bir koruyucu kullanılmamış; zamanla gözlükler ve daha sonra ise gözlük ile koruyucu maskeler kullanılmış. Bugün, dünyadaki bir çok oyun alanında polikarbonat lensli maskeleri takmak zorunlu hale gelmiş durumdadır.

III – PAINTBALL KRONOLOJİSİ

Mayıs1981

Paintball New Hampshire’da doğdu. Oyunun yaratıcıları; Bob Gurnsey (spor malzemesi satıcısı), Hayes Noel (borsacı) ve Charles Gaines (yazar).

27Haziran,1981

İlk "hedefli" oyun oynandı. 12 oyuncu, "Net-spot 007" paintball silahlarıyla karşılaştılar. Oyun "Bayrağı Kap"idi. Kazanan takım bayrağı tek bir atış yapmadan kapmıştı…

Nisan 1982

İlk açıkalan(outdoor) paintball sahası Caleb Strong tarafından Rochester, New York’ta açıldı.

1982

Charles Gaines, paintballu "Ulusal Hayatı İdame Oyunu" (NSG – National Survival Game)olarak pazarladı.

PMI (Pursuit Marketing Inc.), kuruldu ve paintball ürünlerinin dağıtım ve pazarlamasını yapmaya başladı.

1983

İlk "Ulusal Hayatı İdame Oyunu" (NSG) Ulusal Turnuvası düzenlendi. Ödül;$ 14,000 idi.

İlk Amerika dışı açıkalan(outdoor) paintball sahası Toronto, Kanada’da açıldı.

1984

Paintball, Avusturalya’da Skirmish Game (Çatışma Oyunu) adı altında oynanmaya başladı.

Kasım 1984

İlk kapalı (indoor) paintball sahası, gene Caleb Strong tarafından Buffalo, New York’ta açıldı.

Mayıs 1985

İlk açıkalan(outdoor) paintball sahası, "The Ultimate Challenge" (Büyük Meydan Okuma) adı altında İngiltere’de açıldı.

1990

Paintball sporunun büyümesi, eğitimi ve güvenliğini temin amacıyla, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan; IPPA – Uluslararası Paintball Oyuncuları Birliği (International Paintball Players Association) kuruldu.

1991

Paintball Fransa, Danimarka ve diğer Avrupa ülkelerinde de oynanmaya başladı.

1992 – 1993

NPPL – Ulusal Paintball Ligi (National Paintball League) kuruldu ve ABD çapında yayıldı.

Nisan 1998

ARES PAINTBALL kuruldu.

2000

Paintball oyun alanları, dükkanları ve turnuvaları ABD., Kanada, Avusturalya, İngiltere, İskoçya, Danimarka, Fransa, Hollanda, Almanya, Avusturya, İrlanda, Belçika, Yunanistan, İtalya, Norveç, İsveç, Afrika, Rusya, Yeni Zellanda Brezilya, Venezuella, İsrail, Kore, Tayland, Filipinler ve Türkiye’de dahil olmak üzere dünya çapına yayıldı!

IV-DÜNYADA PAINTBALL

Genel Olarak

ABD’de doğmuş olan oyun büyük bir hızla dünyaya yayılmıştır. Önce Kanada ve Avrupa’ya atlayan oyun şu anda tüm dünyada oynanmaktadır. Paintball oynanan ülkelerin bazıları; ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, İrlanda, İtalya, Çekoslovakya, Japonya, Tayland, Avusturalya, Yeni Zellanda, Brezilya, Norveç, Güney Afrika, Arjantin, Panama, … şeklinde sıralanabilir.

Sadece ABD’de ; oyun alanlarının sayısı yüzlerle ifade edilmektedir, düzenli olarak aylık çıkan 6 adet paintball dergisi vardır ve onlarca farklı firma çeşit çeşit paintball silahları ve aksesuarları üretmektedir. Bu aksesuarlar, boya saçan el bombalarından, mayınlara; duman bombalarından, boya fırlatan bubi tuzaklarına kadar geniş bir yelpaze içermektedir.

Paintball Firmaları

Paintball firmaları genel olarak; oyunculara oyun alanı sunan ve bu alanı işleten ticari kuruluşlardır.

Oyun alanı işletme kavramının içine, oyunculara gereken ekipmanı temin etme, CO2 / Nitrojen / Sıkıştırılmış Hava sağlama, kapsül satışı gerçekleştirme, gerekli oyun bilgilerini verme ve hakemlik hizmetini vermek girmektedir.

Paintball Organizasyonları

International Paintball Players Association – IPPA (Uluslararası Paintball Oyuncuları Birliği), National Paintball League – NPPL (Ulusal Paintball Oyuncuları Ligi), American Paintball League – APL (American Paintball Ligi), Canadian Paintball League – CPL (Kanada Paintball Ligi) … gibi organizasyonlar PB liglerini ve gerek ulusal gerekse de uluslararası turnuvaları düzenlemektedirler.

Turnuvalar

ZAP Amateur Open, GTO National Championship, Challenge Cup, … gibi düzenli turnuvalar her yıl yapılmaktadır. En son dünya turnuvaları ise Brezilya ve Fransa’da yapılmışlardır.

Takımlar

Ironmen, Twilight Zone, OBR, Farside, Ultimate Challenge, Colors-Black, SOBs, …gibi, profesyonel paintball takımları ve Rick Martin, Eric Felix, Rob ‘Tyger’ Ruben, Linda Yoshikawa,.. gibi, profesyonel paintball oyuncuları önemli isimlerdir. Aynı futbolda olduğu gibi 2000′li yılların yeni sporunda yıldız takımlar ve yıldız oyuncular oluşmuştur.

Dergiler

Şu anda dünyada düzenli olarak çıkan PB dergilerinin sayısı tam olarak bilinmemektedir.

Ama en ünlüleri şunlardır:

* PAINTBALL GAMES INTERNATIONAL (İNGİLTERE)

Subscription Dept.,

Bradley Pavilions,

Bradley Stroke North,

Bristol BS12 OBG

ENGLAND

* PAINTBALL SPORTS INTERNATIONAL (A.B.D.)

159 E. Main Street,

Mount Kisco,

NY 10549

USA

* ACTION PURSUIT GAMES (KANADA)

Subscription Dept.,

GG #0298,

4201 Vanowen Place,

Burbank, CA 91505,

CANADA

* PAINTBALL 2-XTREME (KANADA)

40 E Main Str.,

Suite 309 NEWARK

DE 19711,

CANADA

Dünyada paintball artık futbol, basketbol gibi takım oyunlarına alternatif olarak görülmeye başlanmış bulunmaktadır. Bu görüşü en iyi şu slogan özetlemektedir:

"Yeni milenyumun, yeni oyunu!!!…"

V – TÜRKİYE’DE PAINTBALL

Genel Olarak

Türkiye’nin PB ile tanışması ilk olarak 1996 yılı yazında olmuştur. Türkiye’de ilk kez oynatılmaya başlanan paintball daha çok belli bir gruba ve profesyonel amaçlı olarak insan kaynaklarını geliştirme eğitimi çerçevesinde oynatılmıştır.

1998 yılının Nisan ayında Türkiye’deki ikinci paintball firması olan ARES Paintball faaliyete geçmiş ve daha geniş kitleler; hobi, eğlence ve spor amaçlı olarak oyunla tekrar tanışmıştır. Bu geniş kitlelerle edinilen deneyim, ARES Paintball’u büyük şirketlere özel turnuvalar organize etmeye yöneltmiştir. Profesyonel hizmet anlayışına karşın, gerek bireysel gerekse de kurumsal bazda oldukça ekonomik imkanlar sunması, ARES Paintball’un temel avantajı olmuştur. Bu tarihten sonra ise diğer firmalar PB piyasasına girmeye ve Türkiye’deki PB sektörünü daha güçlü ve daha renkli bir yapıya kavuşturmaya başlamışlardır.

Turnuvalar

Ülkemizde şimdiye kadar "Ulusal" bir paintball turnuvası henüz düzenlenmemiştir.

Bununla birlikte PB firmalarının düzenlediği, büyük şirketlerin çalışanlarına yönelik özel turnuvalar aralıklı olarak gerçekleşmektedir.

Türkiye’deki ‘oturmuş’ paintball takımlarının yer aldığı, en büyük turnuva ise; ARES Paintball’un 23 Mayıs 1999 tarihinde düzenlediği "BAHAR ’99 Paintball Turnuvası" olmuştur.

Takımlar

Türkiye’deki belli başlı paintball takımları şu şekilde sıralanabilir:

Turkish Tigers : Takım Kaptanlığını Kaan OKAY’ın yaptığı takım, 1997′de Fransa Paintball Turnuvası’nda yer alan tek Türk takımıdır. TS-1 ve Auto Cocker’dan oluşan kendi silahlarını kullanmaktalar.

DAKOTIM : Takım Kaptanlığını Ümit DOLGUN’un yaptığı takım, ARES Paintball takımlarındandır. 1998′de kurulmuştur. Genelde eski komando ve jandarmalardan oluşan takım diğer ARES Paintball takımları gibi Tippmann Pro-Lite kullanmaktadır. 1999 Bahar Turnuvası’nda 3. , 2000 Kış Turnuvası’nda 1. oldular.

Obi Wan : Takım Kaptanlığını Gökhan DEMİR’in yaptığı takım, ARES Paintball takımlarından. 1998 yılında kuruldu. Takım oyuncularının ortak özelliği değişik spor dallarıyla uğraşmayı seviyor olmaları. Diğer ARES Paintball takımları gibi Tippmann Pro-Lite kullanıyorlar. 1999 Bahar Turnuvası’nda 2. oldular.

Rogue Squadron : Takım Kaptanlığını Kaya TİLEV’in yaptığı takım, ARES Paintball takımlarındandır. KOÇ Lisesi öğrencilerinden oluşan takım, Türkiye’nin en genç paintball takımıdır. Buna rağmen takım Bahar ’99 Paintball Turnuvası Şampiyonu olarak kendini kanıtlamıştır. Diğer ARES Paintball takımları gibi Tippmann Pro-Lite kullanmaktadırlar.

@bsolut: Takım Kaptanlığını Sedef Işıksel’in yaptığı takım, ARES Paintball takımlarından. 2000 yılında kuruldu. Takım oyuncularının ortak özelliği "absolut" votkaya tapıyor olmaları! Diğer ARES Paintball takımları gibi Tippmann Pro-Lite kullanıyorlar. 1999 Bahar Turnuvası’nda 3. oldular.

Diablo Team: Takım Kaptanlığını Serhan ÇAĞIRANKAYA’nın yaptığı takım, Ankara’lı oyunculardan oluşmaktadır ve Kürklüoğlu Ltd.’in takımlarındandır. Takım Spyder kullanıyor.

GOTCHA! EMU : Takım Kaptanlığını Efe ELÇİ’nin yaptığı takım, Kıbrıs’ta yer almakta ve Doğu Akdeniz Universitesi bünyesinde aynı adı taşıyan kulübüyle paintball etkinlikleri yapmaktadır. GOTCHA, paintball’u üniversite düzeyinde temsil eden tek kulüptür. VM68 ve Maverick (pump gun) kullanmaktadırlar.

Dergiler

PAINTBALL MAGAZINE TURKİYE (PMT)

Paintball Magazine Türkiye, ARES Paintball tarafından çıkarılan ücretsiz PB bültenidir. Paintball ile ilgili ülkemizde çıkan tek haber kaynağı olan bültende; PB ile ilgili yurtiçi ve yurtdışı haberler, turnuvalar, yeni senaryoların tanıtımı, çeşitli senaryo yarışmaları, PB bilgileri , vb. yer almaktadır. Online bir yayın olan bu dergiyi WEB Sitemizde bulabilirsiniz.

VI – OYUN ALANI TİPLERİ (BATTLE FIELDS)

Paintball’un en önemli unsuru, herhalde oyun alanıdır. Bütün bir oyunun havasını oyun alanı belirler.

Oyun alanları en genel sınıflamada ikiye ayrılır: Doğal Alanlar ve Yapay Alanlar

a.Doğal Alanlar:

Adından da anlaşılacağı gibi bu tip oyun alanları tamamen doğanın içinde yer alan; ağaç, çalı, kaya gibi doğal siperlerin kullanıldığı, herhangi bir insan müdahalesi bulunmayan alanlardır. Bir futbol sahası büyüklüğünden, kilometrelerce karelik alanlara kadar farklı büyüklüklerde araziler bu amaçla kullanılmaktadır.

En klasik paintball alanı doğal alanlardır. Oyunun ilk başlamasından bugüne tüm dünyada yaygın olarak tercih edilmişlerdir.

b.Yapay Alanlar:

Tamamen ya da kismen insan yapımı olan alanlara verilen genel isimdir.

-Arena

Paintball oyunlarında "hız" arayışı "Speedball"u doğurmuş, Speedball ise "Arena"ların doğmasına neden olmuştur.

Arena; yapay alanların en yaygın ismidir. Yapay alanlar, insan yapısı siperlerle donatılmış alanlardır. Bu siperler tahta, varil, lastik, ağaç kütüğü, vb… olabilir. Bu tamamen sahayı dizayn eden işletmecinin hayal gücüyle sınırlıdır. Arena’nın en temel özelliği seyirciye izin vermesi ve çok daha hızlı oyunlara imkan tanımasıdır. Bu yüzden yapay alanlar 90′lı yıllardan itibaren hızla yayılmışlardır.

SPEEDBALL: Ormanlık olmayan, açık alanlarda, insan yapısı barikatlar kullanılarak oynanan, hızlı ve yoğun adrenalinli bir oyun tipidir. 3, 5 veya 7’şer kişilik takımlarla oynanan oyun “Combat” adıyla da bilinir. Her iki takim da genel olarak birbirini görebildiğinden oyunlar çok daha yoğun geçmekte, bu da oyunu çok hızlı ve hareketli kılmaktadır. 90’lı yılların başından beri hızla yayılan oyun tipi, dünyada çok popüler olmuş durumdadır.

-Supairball

Son yıllarda Fransa’da yepyeni bir alan tipi doğmuş bulunmaktadır.

Supairball (Skyball olarak da bilinir) adıyla tanınmaya başlanan bu alanlar, ortalama bir halı saha büyüklüğünde mekanlara kurulmakta, siper olarak ise içlerine hava doldurulmuş plastik şişme siperler kullanılmaktadır. Bu siperler küre, koni, silindir, vb. çeşitli şekillerde olmaktadır. Bunların dengeleri ise altlarındaki özel bölmelere doldurulan su ile sağlanmaktadır.

Bu şişme siperler özellikle turnuva organizatörlerine büyük bir mobilite kazandırmıştır.

-Indoor

Kapalı alanlara verilen addır. Genelde eski fabrika binaları başta olmak üzere, binaların içine siperler konularak hazırlanmış alanlardır. Ülkemizde henüz böyle bir alan yoktur. Yurt dışındaki örneklerinin sayısı da kısıtlıdır.

VII – PB MALZEMELERİ

A. İŞARETLEYİCİLER ( PB SİLAHLARI)

Pompalı (Pump Gun)

Pompalı işaretleyiciler (paintgun) en eski paintball silahlarıdır. Bu silahlar tek tek atış yapar. Her atıştan önce kundağından tutup namluya yeni kapsül sürmek ve böylece silahı tekrar kurmak gereklidir.

Eski teknoloji olan bu silahlar, yavaş kalmalarından dolayı günümüzde pek tercih edilmemektedir. Genelde amatörlerin oyuna başlangıç silahıdır.

Yarı Otomatik (Semi Auto)

En popüler paintball silah tipidir.

Yarı otomatiklerde her atıştan sonra mekanizma kendini tekrar kurarak atışa hazır hale gelir. Oyuncunun tek yapması gereken tetiğe basmaktır. Dünyada yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Tam Otomatik (Full Auto)

En güçlü işaretleyici tipidir. Yarı otomatiklerde olduğu gibi her atıştan sonra kenini kurar. Ama yarı otomatikten farklı olarak; eğer parmağınızı tetiğe basılı tutarsanız, parmağınızı çekene kadar (ya da kapsülünüz bitene kadar) atış yapacaktır. Yarı otomatiklerde bu etkiyi yaratmak için arka arkaya tetik çekmek gereklidir.

Son gelişmeler ile birlikte atış gücü inanılmaz boyutlara gelmiştir. Örneğin "Shocker TS-1" CO2 ile saniyede 12 atış, nitrojen ile ise 16 atış yapabilmektedir.

Tabi bu hızı yakalayabilmek normal loader (şarjör kutusu) ile mümkün olamayacağından, özel elektrik motorlu beslemesi olan şarjör kutuları kullanılmaktadır.

B.KORUYUCU MALZEME

Maskeler

Maskeler oyunun "olmazsa olmaz" öğesidir. ABD istatistiklerine göre tenisten bile güvenli olduğu ortaya çıkan paintball’da, bu sonucu doğuran kesinlikle maskelerdir.

Oyunun ilk başlarında, -"standartlaşma" sürecinin başlamasından çok öncelerinde- oyun hiçbir koruyucu kullanmadan oynanmıştır. Ancak oyunun yaygınlaşmaya başlaması ile birlikte "boya gözlüğü" benzeri göz koruyucuları kullanılmaya başlanmıştır. Oyunun yaygınlaşmasıyla birlikte çeşitli yerlerde kurulmaya başlanan ilk ticari oyun alanlarıyla birlikte ciddi bir problem olarak, güvenlik sorunu ortaya çıkmış ve maskeler yaygınlaşmaya başlamıştır. Kısa bir süre sonra bir çok oyun alanı maske takmayı bir "zorunluluk" saymış, Turnuvalarla birlikte artık tüm dünyada maske takma kuralı vazgeçilmez bir şart olmuştur. Bir çok turnuva da oyun alanında maske çıkartmak diskalifiye nedenidir.

Maskelerin gözlüklerden ayrıldığı nokta korudukları alandır. Bir gözlük sadece gözü korurken, tüm maskeler istisnasız olarak burnu ve ağzı da korumaktadırlar. Korudukları alanlar farklılaştıkça maske tipleri de ayrılmaktadır: Bazı maskelerin koruduğu alan sadece minimum ile sınırlı kalırken; bir çoğu yanakları, kulakları ve alnı da korumaktadır.

Maskelerin camlarında kullanılan malzeme "poli karbonat"tır. Kırılmaz gözlük camları, halk arasındaki adıyla "organik cam" diye bilinen bu malzeme kesin güvenlik sağlamaktadır.

Güvenlik Ağları

Bütün alanlarda kullanılabilen, paintball’a oyuncu faktörünün daha yoğun katılmasını sağlamış güvenlik araçlarıdır. Bu ağlar çok küçük gözenekli ve sağlam üretilmiş, esnek ağlardır. Gözenekleri kapsüllerin geçmesine izin vermeyen ağlar, direkler yardımıyla sahanın etrafına yerleştirilmekte ve tribünlerdeki seyircileri korumaktadırlar.

C. AKSESUARLAR

Boya El Bombaları (Granades)

Boya el bombaları, plastik bir tüpün içine basınçlı boya konması ve her iki ucun bir pim ile tutturulması ile yapılır. Pimin çekilerek el bombasının hedefe dogru atılmasıyla kapak çıkar ve yaklaşık 5 m çapında bir alan boyanır.

Mayın

DM-8 tipi kara mayınından esinlenerek yapılmış olan "RLM-10B / Boya Mayını", 2 ounce’luk boya tüpüne sahiptir. Tetikleme mekanizması DM-8 ile aynıdır. Dikey basınçla tetiklenir. Yaklaşık 3 metre yarı çapında etkilidir. Yeniden doldurulabilme özelliği vardır.

Üreticisinin sloganı: "Umarım havlu getirmişsinizdir!"

Havan

Bir başka ilginç ve yeni paintball silahı ise "Havan"dır. M1A-TOC modeli havanın kalibresi 62 mm’dir. CO2 ile çalışan havanın atış kapasitesi dakikada 4 atıştır. Namlu boyu 40 inch (yklş. 1 m), toplam uzunluğu ise 45.5 inch (yklş. 1.15 m) olan havan, 20 kg ağırlığındadır. 3 kişilik bir ekip tarafından kullanılır. Mermi kovanı mukavva benzeri bir malzemeden, yapılmıştır. Menzili m’dir. Mermi düştükten sonra 2 m yarı çapında bir alanı boyar.

Diğer

APC – Zırhlı Personel Taşıyıcı:

Canlandırma senaryolarda kullanılan "Armoured Personnel Carrier – APC"ler, ordu eskisi gerçek zırhlı taşıyıcılardır. Genellikle üzerlerine uzun namlulu ve büyük kalibreli bir paintball silahı yerleştirilerek modifiye edilirler. Değişik tipleri vardır.

Hellhound:

Tippmann Pneumatics Co. tarafından üretilmiş özel bir araçtır. Tamamen paintball için dizayn edilmiştir. Ön tarafında; 10 namlulu "Gattling" tipi saniyede 50 atış yapabilen yüksek hızlı özel silahı ve 6.000 kapsüllük mermi kutusu (loader), arkada; Grenade Launcher – El bombası fırlatıcı, sol tarafta; yandan gelebilecek saldırılara karşı Tippmann Model 98 paintball silahı ile donanmış bulunan bu inanılmaz araç, ayrıca bir de küçük vinç taşımaktadır.

GENEL OYUN KURALLARI

GENEL

Hakemlerin kararlarına itiraz edilmez.

Hakemlere atış yapılmaz.

Her takımın bir “Takım Kaptanı” vardır.

OYUN BAŞLANGICI

Her iki takım da başlangıç noktalarının en fazla 1 kol uzağında ve arkasında yer alır, takım kaptanları takımları hazır olduğunda ellerini kadırarak bunu orta hakeme bildirirler.

Orta hakem sırasıyla şu uyarıları yapar: “Hazır, Maske Tak, Emniyet Aç” ve orta hakemin 1 kez düdük çalmasıyla oyun başlar.

VURULMA VE ELENME

Oyuncu silahının veya vücudunun neresinden boyanırsa boyansın elenir.

Oyun “Boya” (Paint) esasıyla oynanır. Oyuncunun elenmesi için vurulan oyuncunun mutlaka boyanması gerekir. Boyandığını hakeme teyit ettirmeden oyundan çıkan oyuncu; “temiz” olsa dahi tekrar oyuna dönemez..

Siper vb. gibi engellere çarpıp patlayan kapsüllerden oyuncuya boya sıçramasına “Sprey Etkisi” denir. “Sprey Etkisi” oyuncuyu elemez. Direkt vuruş gereklidir.

Aynı anda iki oyuncu birbirini boyamışsa her ikisi birden elenir.

Bayrak taşıyan oyuncu elenirse bayrağı elendiği noktaya bırakır. Hakem gerek görürse bayrağı görünen bir yere koyabilir.

Oyun alanı dışına çıkan oyuncu elenmiş sayılır.

Vurulan oyuncu en kısa yoldan alanı hızla terk eder.

KONTROL

Rakibini vurduğunu düşünen oyuncu, hakeme “Hakem, Kontrol” veya “Boya Kontrolü” diye seslenerek kontrol ister. Kontrolü kötü niyetle kullanan oyuncu ihtar alır.

Hakem kontrol edeceği oyuncuya yaklaşırken; tek elini havaya kaldırır ve “Hakem Kontrolü” diye bağırır. Bu oyuncu o andan itibaren “nötralize” olmuştur. Kendisine atış yapılamaz, kendisi de atış yapamaz, kontrolü isteyen oyuncu bu sırada yer değiştiremez. Ancak oyun diğer oyuncular için -kontrol isteyen de dahil- devam eder.

KAPSÜL ALMA

Oyun sırasında kapsülü biten oyuncular hakemlerden kapsül alabilir. Ancak bu sırada oyun durmaz. Oyuncu loader (kapsül haznesi) kapağını açar; hakem kapsülleri tüpten boşaltır ve uzaklaşır. Oyuncu bu sırada vurulursa elenir.

Oyun sırasında kapsül alan oyuncu daha sonra adının yazdırıldığını teyit etmelidir.

Kapsül iadesi yoktur.

DİĞER

Oyuncu siperle birlikte hareket edemez.

“Ölü Adam Sessizliği”; elenen oyuncunun hiçbir şekilde diğer oyunculara bilgi vermemesidir.

OYUN SONU

Oyun şu hallerde sona erer; görevin gerçekleşmesiyle, sürenin bitmesiyle, takımlardan birinin tamamen elenmesiyle.

Hakem 3 kez düdük çalarak oyunu bitirir ve “Oyun Bitti” diye bağırır.

Oyun bitince oyuncular silahlarını emniyete alır ve omzuna asar. Havaya veya etrafa atış yapmak kesinlikle yasaktır.

Acil bir durum olduğu takdirde hakem gene 3 düdük çalarak oyunu durduracaktır. Bu durumda herkes sabit kalır ve sorun giderildikten sonra oyun hakem düdüğüyle başlar.

Takım kaptanları puanlamada hakemin yanında bulunur. Puanlamada hakemin yanında bulunmayan kaptanın itiraz hakkı yoktur.

DİSİPLİN VE CEZALAR

Oyuncuların sportmence davranması beklenir.

Kurallara veya hakem kararına uyulmaması halinde, hakem takıma ihtar verecektir.

Vurulduğu halde boyasını silen oyuncu 2 ihtar alır.

3 ihtar alan takım 50 puan kaybeder.

Güvenlik Kurallarının ihlali halinde hakem oyuncuyu oyundan atabilir. Maçı iptal edebilir.

Sporda Saldırganlık

06 Kasım 2007

T.C

DUMLUPINAR ÜNÜVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR

YÜKSEK LİSANS PROĞRAMI

SPORDA SALDIRGANLIK

ÖĞRETİM GÖREVLİSİ

YRD.DOÇ.DR. VEYSEL KÜÇÜK

HAZIRLAYAN

SEDAT BEKTAŞ

Organizasyon

06 Kasım 2007

Ders : Beden Eğitimi Ve Spor

Konu : Basketbol

Alt Başlık : Dribbling (Top Sürme )

Süre : 2 Saat

Malzeme : Öğrenci/Sporcu Sayısı Kadar Top, Düdük Ve Huni

ORGANİZASYON

Öğrenciler/sporcular sahanın tamamına dağıtılır. Herkes kendine bir yer bulup, bekler.

GİRİŞ/SET

Bugünkü derste/antrenmanda basketbolün temel ve en önemli becerilerinden olan paslaşma ve top sürme(dribbling) becerilerini geliştirme üzerine alıştırmalar yapılacak.

ISINMA (10 – 15 dakika)

Isınma periyodu 5 – 10 dakika kadar hafif tempolu koşu yapılır ve koşunun bitiminden sonra yine 5 – 10 dakika bütün vücut bölgelerini içeren esneme – germe (stretching) hareketleri yaptırılır.

DRİBLİNG ALIŞTIRMASI

Her öğrenci / sporcu belirli bir grup düzenlemesiyle her biri bir top alır. Hareket yönü belirtilerek kendilerine bir alan bulmaları istenir. Harekete başlanır:

Her öğrenci/sporcu topu sektirip, tutarlar. Bu hareket devamlı yapılır.

Hatırlatma: Top parmak uçlarıyla aşağıya itilir. Topa tokatlar gibi şaplatarak vurulmayacağı hatırlatılmalı.

Öğrenci/sporcuların ayaklarının omuz hizası kadar açık olduğundan emin olun.

Öğrenci/sporculara belirlenmiş kendi alanlarından çıkmadan topları 10 defa sıçratıp, tutmalarını söyleyin.

Sonra tutmadan sektirmeye devam etmelerini söyleyin.

Mümkün olduğunca çok topu durdurmadan top sürmesini yapsınlar.

Bunu ritimli sayarak top sürsünler.

Hatırlatma : Top sürme sırasında baş mümkün olduğunca yukarıda olmalı.

Baskın el (dominant) ile 10 kez dribling yapsınlar.

İkişer ikişer karıştırmadan sayarak top sürsünler.

Yapabildiği bütün driblingleri saysınlar.

Şimdi baskın olmayan diğer elle yapılsın. Bu bazı öğrenciler/sporcular için çok zor olabilir, fakat bunu yaptırın.

Herkes kendi alanında kalması koşuluyla, baskın olmayan elimizle ne kadar top sürebildiklerini denetin.

İkişerli sayarak top sürsünler.

Şimdi, el değiştirerek top sürmeyi denetin. Dizler hafif bükülü ve bel seviyesinde top vücuda yakın olması gerektiğini hatırlatın.

Son olarak, öğrencileri/sporcuları bir sıraya sokun ve uygun aralıkta hunileri yerleştirerek, topla huni aralarından S çizerek (huni atlamadan) geçmelerini söyleyin.

Her zaman hunilerin dışından ve etrafından dönmelerini hatırlatın.

Hatırlatma: Başı yukarıda tut, top sürme parmak uçlarıyla kontrollü olmalı.

*Sabri KAYA tarafından hazırlanmıştır.

Basketbol

06 Kasım 2007

Basketbol, ABD’nin Massachusetts eyaletinde, Spiringfield Genç Erkekler Hırisityan Birliği (YMCA)Eğitim Okulu’nda beden eğitimi öğretmeni olan James Naismith tarafından 1891′de yaratılmıştır. Atlet ve beyzbolculara kış antremanı yaptırmak amacıyla geliştirilen bu oyunda amaç, tahtadan yapılmış sepetlere topun sokulmasıydı.İlk oynayış şeklinde, 7 kişilik iki takım arasında 20′şer dakikalık üç devre üzerinden oynanmıştır. Oyunun asıl hedefini sepetler oluşturduğundan, Dr. Naismith tarafından bu oyuna "sepet topu" anlamına gelen BASKETBOL adı verilmiştir.

Basketbol, yaratılmasından kısa bir süre sonra YMCA’yı aşarak bütün okullara, üniversitelere ve hatta semtlerde bulunan cimnastik salonlarına kadar yayılmıştır.Gençlerde bu spora karşı uyanan istek ve heyecanda kulüpleri basketbol şubeleri açıp takımlar kurmaya zorlamış ve böylece basketbol,Amerika’nın en popüler ulusal oyunu haline gelmiştir.

Basketbolun Avrupa’daki ilk denemesi, 1893 yılında Paris’in Trevise sokağındaki eski bir cimnastik salonunda yapılmıştır.Daha sonraları, özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında, basketbolun Avrupa’da yayılmasında Amerikalı askerlerin büyük etkisi olmuştur.Hızla gelişme gösteren basketbol böylece Avrupa’da en gözde sporlar arasında yerini almıştır.Amerika, 1897 yılında erkeklerde, ardından 1900 yılında bayanlar arasında ilk milli basketbol şampiyonlarını düzenleyerek, bu sporu ülke çapında popüler hale getirmiştir.Amerikalılar milli spor olarak benimsedikleri basketbolu, 1904 St. Louis Olimpiyat Oyunları’nda kulüp takımları arasında maçlar düzenleyerek, Olimpiyat Oyunları’na katılan tüm ülkelere tanıtmışlardır.1905 yılında dünyanın en büyük spor salonlarından New York Madison Square Garden, kapılarını basketbola açmıştır.

Uzakdoğu’da da 1913 yılından itibaren karşılaşmalar yapılmaya başlanmıştır.Böylece bu oyun birkaç yıl içinde Kanada, Fransa, İngiltere, Avustralya, Çin ve Hindistan başta olmak üzere, tüm dünya ülkelerine hızla yayılmış, özellikle büyük kentlerdeki geniş spor alanlarında yapılan üniversitelerarası karşılaşmalar, basketbolun seyirlik spor olarak yayılmasında önemli katkılar sağlamıştır.Uluslararası Amatör Basketbol Federasyonu (FIBA),uluslararası karşılaşmaları yönetmek amacıyla, 20 Haziran 1932′de İsviçre’nin Cenevre şehrinde İsviçre, Yunanistan, İtalya, Portekiz, Arjantin, Romanya ve Çekoslavakya Basketbol Federasyoları’nın işbirliği ile oluşturulmuştur.FIBA her dört yılda bir, Olimpiyat Oyunları’nın düzenlendiği şehirde toplanarak, basketbolu daha çekici hale getirmek için gerekli kural değişikliklerini yapmaktadır.

Avrupa Basketbol Şampiyonası 1935 yılında başlamış olup, 2 yılda bir düzenlenmektedir.Amatör bir spor dalı olarak basketbol, ilk kez 1936′da Berlin’de düzenlenen Olimpiyat Oyunları’na dahil edilmiştir.1951 yılında başlayan Erkekler Dünya Şampiyonası’nı 1953′te Bayanlar Dünya Şampiyonası izlemiş, Olimpiyat Oyunları’na basketbol dalında bayanlar ilk kez 1976′dakatılmışlardır.Avrupa ligi ise 1995-96 sezonunda başlamıştır.


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy