Alkol Ve Zararları

06 Kasım 2007

Şükran Demirci 30.11.2005

05116009

Yıldız Teknik Üniversitesi

Meslek Yüksek Okulu

Tasarım ve Basım Yayımcılık I. Sınıf

ALKOL VE ZARARLARI

GİRİŞ: Araştırma konusu olarak bu konuyu seçmemdeki amaç insanların saglıgını yetirence düşünmemesi ve saglıga zararlı olan maddeleri bagımlılık halline getirmeleri ve bunu psikolojik olarak devem ettirmeleridir.

1. ALKOLİZM NEDİR?

Alkolizm çoğunlukla genetik yoldan geçen, biyokimyasal bir bozukluktur. Ancak, yüksek dozda ve çok sık alkol tüketimine bağlı olarak geliştirilen alkol bağımlılığı da yoğunlukla görülmektedir. Bunların yanı sıra psikolojik ve sosyal baskılar hastalığı etkinleştirici sebeplerdir. İleri dönemlerde hastalık, vücudun tüm sistemlerine en çok da kardiovaskular sisteme, sinir sistemine ve karaciğere zarar verir. Ne yazık ki, bu üç bölgedeki tahribat ölümcül sonuçlar doğurur.

1.2 Alkolizmin Tanımı ve Sebepleri

Alkolizm, bir kişinin devamlı ve kendisine zarar verecek ölçülerde alkollü içecek almasıyla oluşur. Alkol, fiziksel ve psikolojik zararlarının yanısıra sosyal ve ekonomik açıdan da felaketler doğurur. Alkolizm hastalığının en önemli belirtisi, kişinin sürekli ve çok miktarda alkol alarak bunun sonucunda da davranış değişikliği göstermesidir. Sonunda kişi kendisine hakim olamayacak kadar bağımlı hale gelir ve kendini kaybetmeye başlar. Kişi artık alkolsüz yaşayamayacak hale gelmiştir.

Genellikle alkolizmin tanımı tanımlayan kişiye göre değişir. En basit anlamda ve en eski tanımı, kronik ve aşırı alkol alınmasıyla oluşan hastalıktır. Bağımlılığın farmakolojik ve psikolojik tanımı, gittikçe artan dozlarda alkol alma isteğidir. Ancak bu tanım da çok yeterli değildir, çünkü alkolizm diğer bağımlılıklara pek benzememektedir. Afyon bağımlıları, gittikçe artan dozlarda ve sonunda öldürücü miktarda madde ihtiyacı duyarlar, ancak alkoliklerin ihtiyaç duyduğu alkol miktarı tek seferde öldürücü olmamaktadır.

Alkolizmi tanımlamak için en belirgin sinyal kişinin davranış şeklidir. Modern tıp; alkolizmi sebebi bilinmeyen, belirgin anatomik işaretleri olmayan ve alkol bağımlılığıyla ortaya çıkan bir hastalık olarak tanımlar. Ayrıca, hem psikolojik hem de fiziksel tıp, alkolizmin bir başka hastalığın, çoğunlukla da psikolojik bir bozukluğun, semptomu olabileceğini söylemektedirler. Bu anlamda, alkolizm, kronik, ilerleyen bir hastalıktır ya da psikolojik veya fiziksel bir başka hastalığın belirtisidir. Hastalığın özeliği alkol bağımlılığıdır ve her alkol kullanımından sonra kişi kontrolünü kaybeder. Alkolizm hastası, fiziksel ya da psikolojik sıkıntısını gidermek için alkol tüketir ve sonunda alkollü içecek tüketimi hastanın fiziksel, zihinsel, sosyal ve ekonomik hayatını engelleyecek boyutlara ulaşır. Bu noktada, hiç şüphesiz, hastalığın en önemli ipucu kişinin alkol yüzünden hayatının engellenmesidir.

Alkol aldıktan sonra hastanın kontrolünü kaybetmesi, içmeye başladıktan sonra bırakamaması, alkoliğin içmeyi engelleyemediğini göstermektedir. Bir alkolik içmeye başlar, çünkü kendini tutamaz. Alkoliklerin çoğunluğu içtiği zaman kontrolünü kaybeder, ancak tüm hastalıklarda olduğu gibi istisnalar vardır. Bazen bir alkolik, içmeden durabilir, kendi kendine ve çevresine bağımlı olmadığını ispatlamaya çalışır. Bazen daha kontrollü içebilir.

Alkolizmin bir başka tanımı da, kişinin iç dünyasıyla yada çevresiyle ilgili zor durumlardan kurtulmak için edindiği alkol içme bağımlılığıdır. Bu tanım, alkolizmin bir başka psikolojik ya da fiziksel bozukluğun dışa vurumu olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Kişi alkol almayı öğrenip bu bağımlılığı edindikten sonra, alkolizm esas hastalık haline gelip, alta yatan esas hastalığı yok etmekte ya da üstünü örtmektedir.

Görüldüğü üzere, alkolizmin oldukça çok tanımı, türü ve sebebi bulunmaktadır. Hekimler hastanın, hangi gruba dahil bir alkolik olduğunu, onun alkol alma sıklığını ve miktarını, davranış biçimini, alkolizminin ortaya çıkışını, gelişimini yaptıkları testlerle, uyguladıkları anketlerle tespit etmekte ve buna uygun bir tedavi şekli uygulamaktadırlar.

2.ALKOLİZMİN SONUÇLARI

2.1 Sosyal Sonuçlar

Alkolizm ilerleyen bir hastalıktır. İlk başta alkoliğin çevresindeki kişiler onun içmesinden çok fazla etkilenmezler. Ancak, kişi giderek artan miktarlarda ve sıklıkta alkol kullanmaya devam edeceği ve çoğunlukla kontrol kaybı yaşayacağı için tüm ilişkileri ve sosyal hayatı kötü bir şekilde etkilenecektir.

Hastalığın ileri dönemlerinde sızıncaya kadar içen ya da sabah kalkar kalmaz içmeye başlayan kişi, işine gidemeyecek ve sonunda işini kaybedecektir.

Alkol hayatının en önemli amacı haline geleceği için eskiden yaptığı hiçbir şeyi yapmayarak kişi sadece içki içecek ve tüm sorumluluklarını bir kenara itecek ve yakınlarından gelen yardım tekliflerini de geri çevirecektir. Buna bağlı olarak, ailesiyle ve yakın çevresiyle ilişkileri bozulacaktır. Ne yazık ki, alkoliklerin evlilikleri genellikle boşanmayla sonuçlanır.

Kontrol kaybına bağlı olarak, alkolikler çok fazla kaza yaparlar. Başlarına ev, iş ya da trafik kazası gelme ihtimali çok yüksektir.

Gene, kontrol kaybına bağlı olarak, alkolikler suç işleme eğilimi gösterirler ve karıştıkları kavga ya da benzer durumlar yüzünden adli problemlerle karşılaşabilirler.

2.1.1 Tıbbi Sonuçlar

· Karaciğerin harap olması,

· Kardiyomiyopati (kalp büyümesi),

· Anemi (kansızlık),

· Yüksek tansiyon,

· Trombositopeni (pıhtılaşma sağlayan hücrelerde azalma),

· Miyopati (kas yıkımı),

· Kanser,

· Teratojenite (anne karnındaki bebekte anormallikler),

· Pankreatit (pankreas iltihabı),

· Pnömoni (zatürree),

· Merkezi sinir sistemi bozuklukları (retrobulbar nörit, Wernike-Korskof Sendromu ve bunaması, serebeller atrofi)

2.1.2 En Sık Eşlik Eden Psikiyatrik Bozukluklar

· Majör Depresyon: Alkol bağımlılarının %30-50′sinde görülür

· Anksiyete bozuklukları: Alkol bağımlılarının %30′unda görülür. Erkeklerde sosyal fobi, kadınlarda agorafobi sıklıkla ortaya çıkar.

· İki uçlu duygu-durum bozukluğu (manik depresif bozukluk)

· Diğer madde bağımlılıkları: Başta sigara olmak üzere esrar ve diğer uyuşturucu maddeler.

· Kişilik Bozuklukları: Antisosyal ve sınırda kişilik bozuklukları.

3. ALKOLÜN TARİHÇESİ

Alkolün tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın yerleşik hayata geçmesiyle alkol üretimi de başlamıştır. İlk bira bundan 8 bin yıl önce Mezopotamyalıların arpayı ekmek yapmak için ilk ıslah etmesiyle yapılmıştır. Sümerlerin 6 bin yıl önce Godin Tepelerinde (Batı İran ve Anadolu) bira ve şarap içtiği bilinmektedir. Daha sonra fermente edilmiş meyve, tahıl ve baldan alkol ederek alkolü, iyice hayatına sokmuştur insanoğlu. Alkol kimi zaman kutsal sayılıp, dini törenlerde kullanılmış, kimi zaman eğlencenin ayrılmaz bir olmuştur. Alkolün icat edilmesiyle birlikte, alkol alışkanlığı da ortaya çıkmıştır.

Alkol alışkanlığının bir hastalık olarak kabul edilmesi eski çağlara dayanmaktadır. Roma filozofu Seneca, alkolizmi bir akıl hastalığı olarak tanımlamıştır.

Alkolizm terimi, ilk defa İsveçli hekim Magnus Huss tarafından, “Alcoholismus Chronicus” (1849) isimli makalede kullanılmıştır. Bu makalenin ardından, kronik alkolizm tıbbi bir terim haline gelmiş ve bir hastalık olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Günümüzde alkolizm tedavi edilmektedir.

Alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı problemlerin genellikle modern hayatın getirdiği değişikliklere ve strese bağlı olduğu düşüncesi oldukça yaygındır. Geleneksel toplumdan modern toplum yapısına geçişin, aile yapısının zayıflayışının, şehir hayatinin sosyoekonomik baskısının bunda etkili olduğu üstünde durulur.

4.ALKOLİZM TEDAVİSİ

Alkolikleri tedaviye razı etmek zor bir iştir. Pek çok alkolik, hastalığını inkar eder. Alkolikler tedavi için başvurduklarında genellikle "dibe vurmuşlardır" yani sağlık, aile, meslek ve sosyal yaşamlarından büyük kayıplar vermiş ve çaresiz duruma düşmüşlerdir. Bu hale düşmeden önce alkolikler, bu zevki terk etmeye pek yanaşmazlar, ya da buna karar verseler de kolayca vazgeçerler. Önemli olan bu denli kayba uğramadan bu kısır döngüyü durdurmaktır. Bu nedenle kişinin alkolik olduğu yani alkol karşısında zayıf, hatta alkolün esiri olduğunu fark edip kabullenmesi düzelmenin başlangıç noktasını oluşturur. Erken dönemdeki alkoliklerin bu gerçeği fark etmeleri için "motive edici görüşmeler" yapılır.

Alkol Tedavisinin Önemli Özellikleri Şunlardır:

· Alkolizm tedavisi yoksunluk belirtileri kalktıktan sonra başlar.

· Hedef ayıklıktır (sobriety): Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için de bu önemlidir.

· Ekip tedavisi gerekir

· Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.

· Tedaviden sonra uzun süreli izleme gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra izlenmezse alkole dönmesi kolaydır. Düzenli aralıklarla görüşmelere ya da kendine yardım gruplarına katılmalıdır.

· Nüksler (tekrarlamalar) İlk 6 ayda en sıklıkla görülür.

Alkol tedavisi, fizyolojik, psikolojik ve sosyal olarak sınıflandırılabilir. Çoğu zaman, fizyolojik tedavi, psikolojik tedaviye ek olarak yapılmaktadır. Alkol tedavisinde psikoterapi vazgeçilmez bir yöntemdir.

4.1 Fizyolojik Tedavi

İlaç tedavileri

Alkolizm tedavisinde kullanılan en yaygın yöntemlerden biri olan “disulfiram”, Danimarkalı Eric Jacobsen tarafından, 1948 yılında bulunmuştur. Bu ilaç doktor kontrolünde, birkaç gün kullanıldıktan sonra hastaya bir miktar alkol verilir. Hastanın vücudundaki disulfiram, alkol alınmasıyla, mide bulantısına, kusmaya, kan basıncının hızla düşmesine, kalp atışlarının hızlanmasına ve neredeyse ölüyormuş hissinin uyanmasına sebep olur. Böylece, hastaya vücudunda disulfiram varken alkol almasının ne kadar tehlikeli olduğu gösterilir. Hastanın ilaç kullandığı dönem boyunca içki içmesi engellenmiş olur. Bu alkolsüz dönemi terapistler rehabilitasyon dönemi olarak kullanırlar, hastayı alkolden uzaklaştırmaya başlarlar. Bu teknik başka ilaçlarlar da uygulanabilir.

Alkol tedavisinde yoğunlukla kullanılan ilaçlar şunlardır:

· Disulfiram (Antabus)

· Antidipsojenikler: Naltraxone, Acomprasate

· Seratonerjik antidpresanlar

· Lityum

4.1.1 Nefret Ettirme

Amerikalı psikiyatr W.L. Voegtlin, hastaya en sevdiği alkollü içkiyi vermeden önce kusturucu bir enjeksiyon yaparak, onu alkolden nefret ettirme yöntemi geliştirdi. Bu enjeksiyonla, içki henüz sindirim sistemine ulaşmadan, mide bulantısı ve kusma başlamaktadır. Bu uygulama, hastanın alkolün tadından, kokusundan hatta görüntüsünden iğrenmesini sağlamaktadır. Avrupa ülkelerinde gene buna benzer yöntemler kullanılmaktadır.

4.1.2 Beslenme, hormonlar, ilaçlar

Bir teoriye göre, alkolizm genetik olarak bazı vitaminlere duyulan aşırı ihtiyaçtan oluşmaktadır. Bu yüzden, bazı tedavi yöntemlerinde alkoliklere güçlü vitaminler verilir.

Bir başka teori endokrin (hormon) sistemindeki bir bozukluğun alkolizme sebep olduğunu söylemektedir. Bu durumda, alkolikler bu bozukluğu giderici ilaçlarla tedavi edilirler.

4.1.3 Psikoterapi

Alkolizm psikoterapisi, pisikonevroz ve kişilik bozukluğu terapisinde kullanılan tüm araçları, bireysel ve grup teknikleri de dahil olmak üzere gerektirir. Tedavi, hastanın en azından bir süre için alkol almadan hayatını sürdürebilmesini sağlayarak başlar.

Bu alkol almadan geçirdiği sürede, yoğun terapi dönemi başlar. Çoğunlukla, grup terapisinin daha etkili olduğu gözlemlenmiştir. Grup terapisi, bilgilendirici derslerden, tartışmalara, derin analizlerden, psikodramaya ve hipnoza kadar geniş bir yelpazeye sahiptir.

Alkolizm Terapisinin Özellikleri

· Sıcak ama biraz otoriter bir yaklaşım gereklidir.

· “Adsız Alkolikler” gibi yardım grupları tedaviye dahil olmalıdır.

· Davranışçı-kognitif tedaviler iyi sonuç verir.

· Egitimsel faaliyetler tedavinin önemli bir parçasıdır.

· Psikoterapilerde iç görü üzerinde yoğunlaşılmamalıdır. Psikanaliz gibi bu türdeki terapiler alkol kullanımını daha da arttırabilir.

· Hastanın içinde bulunduğu aile ele alınmalıdır, çünkü alkolizm bir "Aile Hastalığı"dır.

4.1.4 Tedavinin Sonuçları

Alkolizm tedavisinin sonuçlarını önceden kestirmek pek mümkün değildir. Yeni tedavi yöntemlerinin başarısı oldukça yüksektir. Tedavi sonrası, alkolü bırakıp yeniden başlayan hastalar vardır. Bu yüzden, tedavi gören alkoliklerin %50′si tamamen iyileşiyor denilebilir.

Alkol tedavisi uzun bir süreç gerektirir ve hastaya büyük görev düşer. Amerikan araştırmaları, ileri yaştaki alkoliklerin daha çok oranda tedavi olduklarını göstermektedir.

5.NEDEN İÇKİ İÇİLİR?

Yapılan araştırmalar insanların en çok zevk almak için alkol tükettiğini göstermektedir. İçkili eğlence yerlerinin çokluğu da bunun en önemli göstergesidir. Eğlence yerleri dışında zevk ve eğlence için en çok yılbaşı, düğün, doğum günleri gibi sosyal etkinliklerde insanlar aşırı miktarda alkol tüketmektedirler. Sosyal içicilik denen bu tür alkol tüketimi bazı insanlar için alkolizmin ilk basamağı olmaktadır.

Alkol tüketiminin bir diğer önemli sebebi ise duygu durumunu düzeltmektir. İnsanlar genellikler kendilerini kötü hissetlerinde, zorlandıkları ya da üzüldükleri dönemlerde alkole sığınarak bu kötü duygu durumundan kurtulmaya çalışırlar. Sonuçta alkol hiçbir çözüm getirmediği gibi daha kalıcı ve daha kötü durumlara yol açar.

Modern insanın en önemli sorunlarından biri olan stresle başa çıkmak için alkol tüketimi de oldukça yüksek miktarlardadır. Günlük hayatın getirdiği yoğunluk, karşılaşılan irili ufaklı problemler, yorgunluk, maddi sıkıntılar strese sebep olmakta ve pek çok insan bundan kurtulmak için içki içmeyi tercih etmektedir.

Alkolizme yakalanan kişiler sonunda bastıramadıkları bir alkol içme arzusu duymaya başlarlar. Bu arzu alkol tüketiminin bir diğer önemli sebebidir.

6. ALKOL VE TRAFİK KAZALARI

6.1 Alkollü Araç Kullanmak En Önemli Kaza Sebeplerinden Biridir

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nun verilerine göre gerçekleşen ölümlü trafik kazalarının büyük bir bölümü alkollü araç kullanmaktan ötürü gerçekleşir.

Adli Tıp açısından önemli olan alkol türü etil alkoldür. Ağız yolundan alınan alkolün %20’si mideden, % 80’i ince barsaklardan doğrudan emilir. Ağız, yemek borusu ve kalın barsaklardan da emilebileceği bilinse de bu değerler ihmal edilebilir düzeydedir. Etil alkol tüm sıvılarına geçebilir. Kan alkol değeri, alkol alımı bittikten 1 saat sonra en yüksek düzeye ulaşır sonra tedricen azalır. Alınan alkol karaciğerde alkol dehidrogenaz ve asetaldehid dehidrogenaz ile yıkılır. Alınan alkolün %5-8’i solunum ve idrar yolu ile değişime uğramadan, az bir kısmı ise ter ve gaita ile atılır (8).

Alkol merkezi sinir sistemi üzerine tıpkı genel anestezi yapan maddeler gibi etki eder. Ancak vücut sıvılarına kolaylıkla dağıldığından içilen miktarları ile beyinde narkoz için gerekli düzeye genellikle ulaşmaz. Bununla birlikte az miktarda alkol alımı bile bir işin yapılması için gerekli beceri, dikkat ve özende azalmaya neden olur. Bu belirtilerin ortaya çıkması için gereken alkol miktarı kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir. Alkol alanlarda öncelikle psişik inhibisyonlar ortadan kalkar. Daha sonra muhakeme ve karar verme yeteneği kaybolur. Dikkat ve refleks aktivite hızı azalır. Psikomotor koordinasyon azalır. Hafıza kusurları oluşur. Kanda alkol düzeyi arttıkça disoryantasyon, stupor, koma ve ölüm gelişir.

amatör sürücüler için belirlenen yasal üst sınır olan 0.5 promil’i aşmamak için 70 kg ağırlığındaki bir kişinin bir defada alabileceği alkol miktarı 20 gr (25 ml)’dir. Buna göre, içki türlerine göre içilebilecek azami miktarlar;

· 800 ml light bira

· 500 ml normal bira

· 300 ml ekstra bira

· 200 ml şarap veya köpüklü şarap

· 150 ml likör şarabı

· 55 ml Yeni rakı, Tekirdağ rakısı

· 50 ml cin veya %50 alkol içeren viski

· 60 ml %40 alkol içeren viski, votka

Yapılan araştırmalarda kan alkol düzeyinin 1 saatte %12-20 mg azaldığını ortaya koymuştur. Adli vakalarda Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca bu bilgiler göz önüne alınarak kan alkol düzeyinin 1 saatte ortalama %15 mg azaldığı kabul edilmektedir.

7. BİR ALKOLİĞİN ÖZELLİKLERİ

Şunu unutmamak gerekir ki, alkolizm davranışsal bir bozukluktur ve sürekli ve artan miktarlarda alınan alkole bağlı problemlerin gelişmesi anlamına gelir.

Bir alkolik, tüm kötü sonuçlarına rağmen sürekli alkol içmeye devam eder ve bir süre sonra alkol alımını sınırlayamaz bir hale gelir.

Alkolikler genellikle, alkol içen kişilerle arkadaşlık eder, hatta eşlerini bile onların arasından seçebilir.

Alkolik bir insan, içmek için her zaman bir sebep bulur. Bu mutluluk, mutsuzluk, gerginlik, üzüntü, neşesizlik olabilir. Ayrıca, içmek için her zaman fırsat yaratırlar, maç, av, parti, doğum günü, düğün, sünnet vb.Alkolizmin ilerledikçe, alkolik kişilerin sorunları da artmaktadır. Örneğin, yalnız içmeye başlarlar, çevrelerinden saklayarak gizli içerler, şişeleri saklarlar. Bütün bu davranışların sebebi alkolik olduklarını çevrelerinden saklama arzusu duymalarıdır.

Gittikçe artan bir suçluluk duygusu geliştiririler, bu suçluluk duygusu, pişmanlıkla birleşir ve bu duyguları bastırmak için daha çok içmeye başlarlar. Hatta sabah kalkar kalmaz içmeye başlarlar.

Alkolizm bir kısır döngüye dönüşür. Suçluluğa ve alkolün yaptığı tahribata bağlı olarak kişide anksiyete ve depresyon başlar ve bu yüzden kişi daha çok alkol tüketir. Alkol tüketimi arttıkça depresyon derinleşir, kişi uyuyamamaya ya da sızmaya başlar, geceleri uyanır, depresif bir duygu durumu içine girer, kendisini sürekli huzursuz ve sıkıntılı hisseder, panik nöbetleri geçirir, göğüs ağrısı, çarpıntı ve nefes almada zorluk çeker.

8. ALKOLÜN GERÇEKLERİ

8.1 Alkolün Vücuda Etkileri

Alkol alındıktan sonra hızla ince bağırsaktan kana karışır. Kana karışan alkol miktarına göre, beyinin çalışmasını yavaşlatır. İçki içen kişinin kanına karışan alkol miktarı,

· Belirli bir zamanda ne kadar içtiğine,

· Vücut ölçülerine, cinsiyetine, vücut yapısına ve metabolizmasına,

· Midedeki yiyecek çeşidine ve miktarına göre değişir.

Alkol kana karıştıktan sonra, hiçbir yiyecek ya da içecek onun etkisini azaltmaz. Bazen meyve şekeri, alkolün kandan dışarı atılımını hızlandırabilir ve böylece etkisi daha kısa sürer.Normal bir yetişkinin metabolizması saatte 8.5 gr. alkolü (bir biranın 3/2’si) sindirip vücuttan atabilir. Ancak, bu rakam kişinin, fizik yapısına, cinsiyetine, böbreklerinin durumuna ve genetik özelliklerine göre önemli değişiklik gösterir.

Etkileri

Alkolün ya da herhangi bir Uyuşturucunun Etkisi Aşağıdaki Faktörlere Bağlıdır:

· Bir seferde alınan miktar

· İçkinin içilme şekli

· İçkinin hangi şartlar altında içildiği (yer, kişinin psikolojik durumu, duygusal durumu, yanında başkalarının olup olmaması, herhangi başka bir madde alınıp alınılmadığı (uyuşturucu vb.)

Alkolün etkilerindeki en önemli faktör kana karışan miktardır. Aşağıdaki tabloda alkolün kana karışma miktarları ve etkileri gösterilmiştir. Sol tarafta 1 desilitre kana karışan alkol miktarı mililitre cinsinden verilmiştir.Kısa bir süre içinde aşırı alkol almak genellikle “akşamdan kalma” haliyle sonuçlanır. Bu durum 8-12 saat sürebilir. Akşamdan kalma olmanın sebebi, alkol zehirlenmesidir. Aşırı alkol alınması karşısında vücut zayıf düşer. Akşamdan kalma kişiler için halk arasında önerilen pek çok şey vardır. Ama bunların hiç biri bu durumu geçirmekte etkili değildir. Vücut zehirlenmiştir ve bunu düzeltmesi vakit alacaktır.

Alkol ve diğer uyuşturucu maddelerin birlikte alınması çok daha korkunç sonuçlar doğurabilir. Kaza ölümlerin çoğu alkol ve uyuşturucuların birlikte alınmasıyla ortaya çıkmaktadır. Alkol uyuşturucuların etkisini çoğaltır. Tedavi için alınan ilaçlarla birlikte alkol kullanmak da çok tehlikeli olabilir.

Alkolün uzun süreli etkileri, aylarca veya yıllarca sürekli ve aşırı miktarda alkol tüketimiyle ortaya çıkar. Kronik alkolizmin, fiziksel ve psikolojik olumsuz etkileri çok fazladır, bunların çoğu da öldürücüdür.

Sürekli içki içen kişilerde çoğunlukla, kalp, böbrek, karaciğer hastalıkları veya mide iltihabı, kanaması gibi rahatsızlıklar görülür.

Diğer ölümcül olmayan rahatsızlıklar ise, iştah kaybı, vitamin yetersizliği, enfeksiyon, iktidarsızlık ve sindirim bozukluğudur. Alkol tüketimi ne kadar artarsa ölümcül hastalık riski de o kadar artar.

Alkoliklerde genç ölüm oranı hiç de azımsanmayacak kadar yüksektir. Alkoliklerin ölüm sebepleri genellikle, kalp, böbrek, karaciğer hastalıkları, zatürree, kanser, alkol zehirlenmesi, kaza, cinayet ve intihardır. Unutmayın asla, güvenli içki miktarı yoktur.

8.1.1 Dayanıklılık ve Bağımlılık

Sürekli içki içen kişiler bir süre sonra, alkolün kötü etkilerine karşı daha dayanaklı bir hale gelirler. Bu etkiler başlamadan önce daha fazla alkol alabilmeye başlarlar. Gittikçe artan miktarlarda alkol tüketimi bazı alkoliklerde görünürde sarhoşluk yapmaz. Bu kişiler, hayatlarına, çalışmaya devam ederler, fiziksel durumlarında, çok ciddi hasarlar oluşmadıkça, dışarıdan fark edilen bir değişiklik olmaz. Çoğunlukla bu kişiler bir başka sebepten hastaneye kaldırılırlar ve orada alkolün vücutlarında yaptığı tahribat ortaya çıkar.

Alkole psikolojik bağımlılık, içkinin sürekli içilmesiyle oluşur. Ayrıca, bazı şartlarda mutlaka içen insanlarda da oluşabilir. Bunlar bazı sosyal etkinlikler olabilir. Bu şekildeki bağımlılık daha çok alkolün psikolojik etkileriyle ilintilidir. Psikolojik olarak alkole bağımlı kişiler içki içmedikleri zaman, endişeli ve panik içinde olurlar.

Fiziksel bağımlılık aşırı içenlerde oluşur. Vücutları, alkolün varlığına alıştığı için, içmeyi durdurdukları anda fiziksel rahatsızlık duymaya başlarlar. Bu rahatsızlıklar, gerginlik, uyku hali, terleme, titreme, çarpıntı, iştahsızlık, aşırı durumlarda halüsinasyon olabilir.

9. NASIL YARDIM EDEBİLİRSİNİZ?

9.1 Bağımlılık: “Bir hastalıktır, utanç değil”

“Bağımlılık”, kelime anlamıyla bir alışkanlığa psikolojik olarak önüne geçilmez bir biçimde ihtiyaç duymak demektir. Bir başka deyişle, bağımlılık fiziksel bir hastalıktır, kesinlikle utanılacak bir şey değildir, bir sağlık problemidir, ahlak değil. Bir kişi isteyerek alkolik ya da uyuşturucu bağımlısı olmaz, onun hastalığı iradesinin önüne geçer. Bağımlı kişi, günahkar değildir, o sadece tıbbi müdahaleye ihtiyacı olan bir hastadır.

Tedavi edilmezse, bağımlının hastalığı ilerleyecektir. En sonunda da, hastalığı kalıcı fiziksel ve zihinsel bozukluklara yol açacaktır ya da hastalık erken bir ölümle sonuçlanacaktır. Bağımlılık, çevresinde iyi tanınan ve sevilen insanları mahveder. Tüm ailesini etkiler, yakınları, sevdikleri incinir. İş hayatı duraklar, en sonunda kişi çalışamaz hale gelir.

Bağımlılığın ilacı yoktur. Ancak, hastalık tedavi edilebilir, ilerlemesi durdurulup, hasta iyileştirilebilir. Uzman denetiminde gerekli tedavi yapıldığında, bağımlı kişi sağlığına kavuşabilir.

9.1.1 Tedaviye İhtiyacı Olan Bir Alkoliğe Yardım

Alkolikleri tedaviye ikna etmek çok kolay bir iş değildir. Onlar yardıma ihtiyaç duyduklarını belli ettiklerinde, çoğunlukla artık kendileri için yapabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır ve sizin kendileri için en iyisini düşüneceğinize karar vermişler demektir. Ancak, bu döneme gelindiğinde, bedensel ve zihinsel olarak, hasta çok zarar görmüş olabilir. Alkolik bir yakınınız varsa ve onu hâlâ sevip, hâlâ sağlığını düşünüyorsanız, onun şişenin dibinde yaşamasını engellemeli ve mutlaka tedaviye ikna etmelisiniz. Ona profesyonel bir yardım sunabilmek için gerekli planı yapmak zorundasınız.

Bu anlamda alkolik yakınınıza yardım etmenin en ümit vadeden metodu “müdahale”dir. Bu metot sizin, kendisi istemese de, ona yardım etmenizi sağlayacaktır.

9.1.2 Müdahale Nedir?

Müdahale, alkolik kişiyi, hastalığını tedavi ettirtmek üzere harekete geçirici bir grup metodudur. Bu yöntemde hasta, bağımlılığıyla yüzleştirilir. Bağımlı kişi, aile üyeleri, arkadaşları, doktoru, işvereni, iş arkadaşları ya da onun bağımlığının kötü etkilerini gözlemlemiş ya da hissetmiş başka yakınları ile karşılaştırılır. Böylece, kişi bağımlılığıyla yüzleşir ve onun kendisine ve çevresine verdiği zararı görür. Müdahaleden sonra büyük ölçüde hasta profesyonel yardım ihtiyacı duyar.

Müdahalenin temel mantığı, hasta hangi derecede bağımlı olursa olsun ona anlayacağı dilde bu durumun anlatılması ve onun tedaviye ikna edilmesidir. Sevdiği ve saygı duyduğu insanların ona bunu anlatması mutlaka etkili olacaktır.

Hastanın, bağımlılığını reddetmesini kırmak için en az iki kişiden oluşan bir grup lazımdır. Bu grupta hasta üstünde en etkili olan kişi genellikle onun en saygı duyduğu kişidir.

Müdahale toplantısının yapılmasından önce, profesyonel bir danışmandan yardım ve fikir almak gereklidir. Eğitimli ve profesyonel bir danışman hastaya nasıl davranılması gerektiğini anlatacaktır.

9.1.3 Yapılması Gerekenler:

· Bağımlı kişiye gerçek ilgi ve sevgi gösterin

· Bağımlı kişiye alkol probleminin, hastalığından kaynaklandığını anlatın.

· Nefret, düşmanlık, kötü söz söyleme, lanetleme, ahlak dersi vermek gibi yaklaşımlardan uzak durun, onu sevdiğinizi ve ona yardım etmeye çalıştığınızı unutmayın.

· Hastalığını tedavi etmek için kullanılabilecek metotlardan bahsedin.

· Bağımlı kişinin davranışlarının sonuçlarını görmesine yardımcı olun.

· Hastaya bazı önerilerde bulunun:

Örneğin: Yardım al ve aileni, işini, tüm hayatını eski haline sok ya da hiçbir şey yapmayarak işini, aileni, her şeyini kaybet.

· Bağımlı kişinin yardım kabul etmesine hazırlıklı olun. Tedavi merkeziyle önceden görüşün, gerekli ayarlamaları yapın. Böylece harekete geçmesini engelleyecek bahaneleri ortadan kaldırmış olurusunuz.

· Bağımlı kişinin yardımı reddetmesine hazırlıklı olun. Hastalığıyla yüzleşmesi hemen olmayabilir.

· Sürekli hastalığının tedavisi olduğunu, iyileşeceğini söyleyin.

9.1.4 Yapılamaması Gerekenler:

· Kendi kırgınlıklarını büyütmeyin. Ne kadar acı çektiğinizi ona anlatabilirsiniz ama, esas olarak hastanın alkol alışkanlığına odaklanın.

· Hastanın neden bu kadar çok ve sık içtiğini tartışmak ya da alkolizminin kökenini aramak boş bir çaba olacaktır. Ona alkolizmin hayatının en büyük problemi olduğunu göstermek yeterlidir.

· Hasta boş yere söz verse de kabul edin. Tüm sözleri tedaviyi kabul ettiklerinin işaretidir.

· İkna etmenin anahtarı, gerçekleri göstermektir, yargılamak değil.

Mutlaka Bir Danışmandan Yardım Alın

Buradaki öneriler, size sadece bir fikir vermekten öteye gitmez. Bunu sakın unutmayın. Eğer alkolik bir yakınınız varsa mutlaka bir uzmanla görüşün. Onun fikirlerini alın ve hastaya müdahale etmekte ortak çalışın. Bazen, uzman yardımı almak, zor gelebilir ancak unutmayın, ne kadar geç kalırsanız, hastalık o kadar ilerleyecektir.

SONUÇ: Sonuç olarak insan saglıgımızı düşünmeli ve buna göre haraket etmeliyiz.Sadece bugunu degil yarınlarımızıda düşünmeliyiz.Saglıklı bir yasam için savaşmalıyız.

KAYNAKLAR:

Cem Hızlan Alkolizim BDS yayınları

Dr.Ahmet Türcan Alkol ve Siz Sistem yayıncılık

www.draligus.com/saglik

www.alkolmadde.com/alkolizm

Şeytan Oyunu

06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Şeytan Oyunu

KİTABIN YAZARI

Mıchael RIDPATH

YAYINEVİ VE ADRESİ

Altın Kitapklar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ

Ocak 1996

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Yaşamın Sıradanlığı, İnsanı Önüne Çıkan Fırsatlar ve Para Hırsı

Powl Murray, Hamilton Mekenzi’ nin müdürü olduğu De Jong&Co. yatırım danışmanlığı şirketinde çalışmaktadır. Görevi kendilerine para yatıran insanların birikimlerini en iyi şekilde değerlendirmektir. Genelde aracı kurumlarda çalışırlardı. Büyük bir Amerikan yatırım bankası olan Bloomfields Weiss’in bir numaralı adamı Cash Calleghon piyasaya yeni çıkan bonoların pazarlığını ve alım satımını yapar. Kendisine pek fazla güvenmemelerine rağmen yine de beraber alım-satım yapmaktan çekinmezler. Paul, alım-satım yapmaya yetkilidir. De Jong&Co şirketi yirmi yıl önce George De Jong tarafından kurulmuştur. Sekiz yıl önce şirkete Hamilton Mekenzi’ nin katılmasıyla işlerini oldukça ilerletmiş, özellikle Japonya’ dan müşterilerin katılmasıyla yönetilen fonların değeri toplam iki milyar sterline çıkmıştır.

Şirkette Hamilton’ un yönetiminde Paul, Jeff, Rob ve hukuk işlerine bakan Debbie vardı. Cash, Paul’ u arar ve ellerindeki yarım milyon dolarlık Gypsum of America hisselerini % 80′ lerden almayı teklif eder. Paul düşünmek için süre ister ve araştırmaya koyulur. Değeri en son % 65 olan bu hisselere Cash’ın % 80 vermesi tuhafına gitmiştir. Yaptığı araştırmada şirket sahibinin helikopter kazasında öldüğü ve iflas etmekte olan şirketin her an el değiştireceği haberini alır. Bu arada şirketin bonoları da yükselmeye başlamıştır. Elindeki hisseleri satmaktan ziyade daha da çoğaltmanın kanısına varır ve yine kendisi gibi borsada portföy yöneticisi olan David’ in, iki milyon dolarlık hissesini % 82′ den alır.

Hisselerin yükseleceğinden o kadar emindir ki, özel hesaptan alır. Hisseler yükselince şirketle birlikte kendileri de kazanacaklardır. Birkaç gün sonra bu hisselerin tamamı % 99’ dan satılır. Bonoların yükseleceğini tahmin edip ucuz alarak kısa bir sürede yüksek fiatla satmak bir takım şüpheleri doğurmaya yeterdi.

Debbie eldeki bonoları kontrol ederken Trement Capital NV. adlı bonoları görür. Bonoların üzerinde “Honshu Bank tarafından garanti edilmiştir” diye yazmaktadır. Honshu Bank’ ın en sağlam şirketleri garanti altına almasına güvenilerek yirmi milyon dolarlık hisse alınmıştı. Fakat buna rağmen Debbie bir şeyden kuşkulanmıştı. Arada olan bir yolsuzluktan şüphelenmiş gibiydi.

Aynı günü akşamı Debbie ve Paul işten beraber çıkar. Thames nehrinin kenarında yürüyüş yaparlar. Ertesi gün Debbie’ nin boğulduğu haberi gelir. Thames nehrine düşmüş ve boğulmuştur. Olay her ne kadar bir kaza gibi görünse de, Paul bunun bir cinayet olduğundan emindir. Öğrenmiş olduğu bilgilerden dolayı öldürülmüş olabilirdi.

Sıkı bir araştırmaya girişir ve Trement Capital’ in sadece paravan bir şirket olduğunu ve Honshu Bank garantisinin de sahte olduğunu öğrenir. Burada dönen para kırk milyon dolardır ve yirmi milyonu kendi şirketleri olan De Jong&Co.’ nun görünmektedir. Bu parayı kurtarıp patronu olan Hamilton’ un gözüne girmeyi düşünür.

Hamilton’ un amacı bu parayı sessizce, ortalığa yaymadan kurtarmaktır. Olay duyulursa şirketin itibarı sarsılacaktır. Çünkü yakın zamanda Japonlar’ dan 500 milyon dolar nakit gelecekti. Paravan bir şirkete 20 milyon dolar kaptırdıkları duyulursa bu parayı kesinlikle vermeyeceklerdi.

Araştırma için Amerika’ ya giden Paul işe ilk olarak dünyada en büyük yatırım bankalarından biri olan Bloomfields Weiss’ ten başlar. Burada görevli olan Dick Waigel’ in bu işte parmağı olduğunu anlar.

Gelişen olaylardan sonra Londra’ ya döner. Oldukça bilgi sahibi olmuştur ama ilk olarak usülsüz işlem yapıp borsada para kazanmaktan suçlanır, sonra da Debbie’ nin katili olarak sorgulanır. Bu arada patronu Hamilton, yardım etmekten ziyade ondan istifasını istemiş ve şirketten uzaklaştırmıştır.

Cash Calleghon ve yardımcısı Cathy, Paul’ un suçsuz olduğuna inanıyorlardı. Cash ve Cathy yardım edip Paul ile birlikte katili bulurlar. Katil Hamilton’ dur. Ortağı Dick Waigef ile bu planı yapmışlardır. Kurdukları paravan şirkete 40 milyon dolar yatırılmış gösterip vadesi dolduğunda faiziyle birlikte bu parayı kendi hesaplarına geçireceklerdi. Bu dalavereyi öğrenen Debbie’ yi öldüren hiç kuşkusuz Hamilton Mekenzi idi. Katil yakalandıktan sonra Paul Murray aklanıp tekrar işine döner, hem de daha üst düzeyde.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.

Alkolün Tanımı Ve Tarihçesi

06 Kasım 2007

1. ALKOLÜN TANIMI VE TARİHÇESİ

Alkol , hidrojen atomunun hidroksil grubu ile yer değiştirdiği hidrokarbon bileşimlerinin genel adıdır. Genel formülü R-OH’ dır , burada R aromatik bir kökü temsil eder.

Günlük hayatta çoğu kez pek çok alkolle karşılaşılır. Örneğin ; Etanol (etil alkol) – CH3 CH2 OH , içkilerde , 2 propanol (izoprepil) – (CH3)2 CHOH antibakteriyel olarak , Metanol (Metil alkol) – CH3 OH otomobillerde yakıt donanımı antifiriz olarak kullanılır. Bütün bu bileşikler laboratuvarda ve sanayide çözücü ve çıkış maddesi olarak kullanılır.

Alkol kelimesi genel olarak kimyada etil alkolü (C2H5OH) belirtmek için kullanılır. Etil alkolün dışında bir dizi başka alkolde bulunduğundan , bilimsel tanımlamalarda alkol kelimesi yalnız başına kullanılamaz. Alkoller türedikleri alkanın sonuna -ol eki getirilerek adlandırılırlar. Konuşma dilinde ise yanlış olarak farklı alkolleri de belirtmekte kullanılır. Örneğin ; sağlığa zararlı metil alkol için alkol kelimesi yanlış anlamlara ve zehirlenmelere sebep olabilmektedir. Halk arasında ispirto olarak bilinen etil alkol , şekerli ve şekere dönüştürülebilen ham maddelerin fermantasyonu sonucu oluşan alkollü maişenin damıtılması ile elde edilir.

Eldeki belgeler göre , alkol fermantasyonunun çok eski yıllardan beri bilindiği ve alkolün kullanıldığı anlaşılmaktadır. Örneğin , M.Ö. 4200 yıllarında Mezopotamya’da alkol fermantasyonunun bilindiği ; M.Ö. 2800 yıllarında Babil’ de bira üretiminin yaygın olduğu arkeolojik araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Mezopotamya’da yapılan kazılarda M.Ö. 4000 yıllarına ait şarap kaplarının bulunması , bir fermantasyon ürünü olan şarabın üretiminin o dönemlerde bilindiği kanıtlanmıştır.

Alkol fermantasyonunun ne zaman nerede geliştiği konusunda bir çok araştırmacı aynı sonuçlara varmasına karşın alkolün distile edilmesine ilişkin bilgiler çelişkili ve yetersizdir. Bazı araştırmacılar distilasyon işleminin ilk olarak Mısır’da yapıldığını , bazı araştırmacılar ise bu buluşun eski Yunanistan ve İtalya’da yapıldığını öne sürmektedirler.

Bu çelişkilerin yanı sıra , distilasyonun M.S.11. ve 12. Yüzyılda bilindiği yazılı belgeler ile kanıtlanmıştır. Bu verilere göre , Avrupa’da distilasyonun başlangıç tarihi olarak 1050 – 1150 yılları kabul edilmektedir. O tarihlerde elde edilen ispirtoya Aqua Ardens veya Aqua Vitae deniyor ve ilaç olarak kullanılıyordu. Yalnız şaraptan elde edilen alkol “spritus” şarap ruhu adı verilmiş , Arapça “El – Küle” sözcüğü de ilk kez İtalyan kimyager Paracelsus tarafından “alkol” olarak Avrupa literatüre sokulmuştur. 13. yy’da Avrupa’da damıtma işlemi gelişmiş ve alkol üretimi ticari bir önem kazanmıştır. Asya kıtasında ise alkol üretiminin ve distilasyon tekniğinin 13. yy’da bilindiği belgelerle doğrulanmaktadır. Marco – Polo ve Rubruk , Moğol ve Tatarların kısrak sütünden fermantasyonla üretilen kımızı distile ettiklerini bildirmişlerdir. Bu bilgi 16. yy’da ünlü Çin bilgini Lichitchin tarafından doğrulanmıştır. Lichitchin , 16. yy’da yayınlanan ansiklopedisinde Çinlilerin “ataki” adlı distile Çin içkisinin distile edilmesinin 13. yy’ larda Moğollardan öğrendiklerini yazmıştır. Bu 18. yy’da Rus arkeoloğu Pallas tarafından da doğrulanmıştır. Distilasyon aletleri önceleri çok basit olup , daha sonra yüksek dereceli alkol üretebilmek için sürekli distilasyon kolunu geliştirilmiştir. 1901 yılında azeotropinin esaslarının belirlenmesi ile saf alkol üretimi mümkün olmuş ve alkol üretimi bugünkü durumuna ulaşmıştır.

1.1. Etil Alkol

Etil alkol en iyi bilinen alkoldür. Bütün alkollü içeceklerin esas maddesidir. Etil alkol aynı zamanda alkol, etanol, tane (hububat) alkolü, fermantasyon alkolü, etil hidroksit ve metil karbinol olarakta adlandırılır. Bileşiminden %52.18 C, %34.78 O, %13.04 H vardır. Saf halde berrak, renksiz, uçucu bir sıvıdır. Alevlenebilir, toksiktir, karekteristik tat ve kokuya sahiptir. Suda ve eter gibi pek çok organik çözücüde çözünür. 78.4 oC ‘de kaynar ve –114 oC’de erir. Özgül ağırlığı 20 oC’de 0.7851gr/ml’ dir. En önemli sanayi organik maddesidir.

Ticari olarak etil alkol büyük miktarlarda, şeker sanayiinde bir yan ürün olan melastan elde edilir. Burada melas maya ile fermente edilir. Bu şekilde elde edilen alkol, melas alkolü olarak adlandırılır. Alkol aynı zamanda nişastadan genellikle Mısır nişastasından fermantasyonla da elde edilir. Bu yöntemde nişasta önce maya ile şekerle hidroliz edilir ve elde edilen şekerler alkole ve CO2’e maya etkisi ile dönüştürülür. Bu işlem sırasında yan ürün olarak büyük miktarlarda CO2 oluşur. Bu şekilde elde edilen alkol ise hububat alkolüdür. Avrupa da odun selülozunun asit ile şekerlere hidrolizi ve daha sonra bunların fermantasyonu ile alkol elde edilmektedir. Etanol üretiminde kağıt endüstrisinden gelen sülfit likörünün fermantasyonu başarı ile yapılabilmektedir. Türkiye’de sentetik etil alkol üretilmemektedir.

Fermantasyon yolu ile etil alkol elde edilmesinde ham madde her ülkenin tarımsal durumuna göre değişir. Almanya ve Rusya da patatesten, U.S.A da mısır , melas ve yer elmasından, Fransada şeker pancarı, patates, üzüm ve tatlı meyvelerden, İngilterede buğday ve prinçten, bizde ise üzüm, incir ve melastan alkol elde edilir. Tarımsal kökenle etil alkol hammaddeleri ;

1. Yenilebilir meyveler, meyve kısımları

2. Yenilebilen sebzeler, sebze kısımları

3. Tahıllar

4. Unlar, nişasta, gluten, inulin

5. Şeker pancarı, şeker kamışı

6. Diğer şekerler, şeker şurupları, karamel, bal

7. Melaslar (rengi giderilmiş veya giderilmemiş)

8. Aromalandırılmış veya renklendirilmiş şekerler, şuruplar, melaslar (şeker içeren meyve suları hariç)

9. Üzüm şırası (fermente olmuş veya fermantasyonu alkol ilavesi ile durdurulmuş)

10. Taze üzüm şarabı

Etil alkol sadece aşağıda gösterilen reaksiyona göre maya etkisi ile heksoz şekerlerden oluşur.

C6H12O6 2C2H5OH + 2CO2

Çizelge 1. Tarımsal kökenli etil alkolün özellikleri

Özellikler Değerler

Organoleptik özellikler Hammaddesine özgü olandan başka koku ve tat bulunmamalı.

Alkol miktarı (Hacmen %) en az 96.0

Toplam Asitlik (%100’lük alkolde asetik asit olarak gr/hektolitre) en fazla 1.5

Esterler (%100’lük alkolde etilasetat olarak gr/hektolitre) en fazla 1.3

Aldehitler (%100’lük alkolde asetaldehid olarak gr/hektolitre) en fazla 0.5

Yüksek alkoller (%100’lük alkolde metil-2 propanol olarak gr/hektolitre) en fazla 0.5

Metanol (%100’lük alkolde gr/hektolitre) en fazla 50

Buharlaşma kalıntısı (%100’lük alkolde gr/hektolitre) en fazla 1.5

Uçucu azotlu bazlar (%100’lük alkolde azot olarak gr/hektolitre) en fazla 0.1

Furfurol Saptanmamalı

1.1.1. Etil alkolün metabolizması

İnsan vücut ağırlığının her 10 kilogramı için 1 g alkolü 1 saatte yakar. Ağırlığı 70 kg olan bir insan kanında 0.5 gram alkol konsantrasyonuna ulaşılabilmesi için 25 gram anhidrit alkol alması gerekir. Bu miktar alkol 0.300 litrelik üç şişe bira 0.250 litre şarap ve 50-60 ml damıtık alkollü içki ile sağlanabilir. Bu miktarlarda alınacak alkol, merkezi sinir sistemini fazla etkilemeden 3 saat içinde okside olur. Bu süre içinde de vücudun tükettiği kalorinin önemli bir kısmını sağlar. Bu arada metabolik fonksiyonların bir çoğu değişikliğe uğrar. Sindirim kolaylaşır.

Alkol alınmadığı halde kanda alkol olduğu saptanmıştır. Bu miktarın konsantrasyonu litrede 0.002 kısım kadardır. Alkol vücutta mikroorganizmalar tarafından meydana getirilmektedir. Escherichia coli, Lactobasillus türleri ve bir çok mikroorganizmada bu özellik vardır. Barsaklarda meydana gelen alkol veya bünyeye alınan ve sonra barsaklara geçen alkol karaciğerde okside olur. Karaciğerin alkol oksidasyon kapasitesi çok yüksektir fakat karaciğere gelen kanın alkol oranı karaciğerin eleminasyon gücünden fazla ise alkol vücudun diğer kısımlarına yayılır. Bu seviye çok fazla yükselir ise intoksikasyon meydana gelmektedir.

Alınan alkolün %85’i karaciğerde metabilize edilir. Alkolün %5-15’i kadarı solunum, ter ve idrarla atılır. Eğer %85’i, %100 kabul edersek bu miktarın %80’i alkol dehidrogenaz enzimi ile asetaldehide kadar metabolize edilir. Diğer %20’lik kısım ise karaciğerin hücresinin mikrozomal enzim oksidasyon sistemi ile asetaldehide dönüştürülür. Her iki yolla meydana gelen asetaldehid daha sonra ikinci bir enzim sistemi (aldehid dehidrogenaz) ile asetata dönüştürülür. Karaciğerin dışında asetat sitrik asit siklüsuna girerek CO2 ve H2O kadar yıkılır. Aldehid dehidrogenaz enzim sistemi olmadığında asetaldehitten, asetil ko-A’dan yağ asitleri meydana gelir. Yağ asitlerin miktarı büyük önem taşımaktadır. Fazla alkol alımında karaciğer yağlanması meydana gelmektedir.

Alkol dehidrogenaz ve aldehid dehidrogenaz (ALDH), etanolün metabolizasyonu dışında, daha bir çok işlemde görev alır. Her iki enzim de genetik kontrol altındadır. İnsanlarda alkol dehidrogenazın değişik metabolik özelliklere sahip olan ve çeşitli ırklarda farklı etkinliği olan sekiz veya daha fazla izoenzim vardır. ALDH’nın klinik açıdan önemi kabul edilen en az 4 izoenzimi ve bunlardan, asetaldehid üzerine en aktif olanı ALDH’dır. Oryantal ırkın %50’sinde ALDH bulunması nedeniyle, bu ırktan bir kişi içki içtiğinde, yüzünün kızarma olasılığı çok yüksektir. Oryantal ırktaki alkolizm oranının düşük olması, olasılıkla bu olayla ilişkilidir. Bu enzimlerin ve genetik kontrollerin daha iyi anlaşılması, alkolizme olan genetik yatkınlığın anlaşılmasına da yardımcı olacaktır.

Alkol karaciğerde okside olarak önce asetaldehidi meydana getirir. Asetaldehid hemen etil asetata dönüşür. Reaksiyon burada daha fazla ilerlemez. Asetat karaciğerden çıkınca hızla oksidasyona uğrar. Etanol oksidasyonunun oksijen tüketimi ile ilgisi azdır. Düşük etanol konsetrasyonları ile karaciğerdeki oksijen tüketimi hafifçe artar, yüksek seviyelerde ise azalır.

Alkol oksidasyonu arttıkça, doğal olarak diğer maddelerin oksidasyonu azalır. Alkol metabolizması hızlıdır, vücutta alkol bulundukça karaciğerin katabolik reaksiyonlarına hakim olur. Karaciğer normal olarak yağı kendi metabolizması için kullanır fakat alkol yağın oksidasyonunu şiddetle azaltır.

%85’i karaciğerde metabolize olur %15’i solunum, ter, idrarla atılır.

Eğer %85’i %100 kabul edersek

%80’i %20’si

alkol dehidrogenaz enzimi ile asetaldehide karaciğerin hücresinin

mikrozomal dönüştürülür enzim oksidasyon sistemi

ile asetaldehide dönüştürülür.

Asetaldehid

Aldehid dehidrogenaz

Asetil Ko – A Asetat

Sitrik asit siklüsü

Yağ asitleri CO2 ve H2O

Şekil 1. Alkolün biyotransformasyonu

1.1.2. Etil alkolün insan sağlığına etkisi

Etanolün (etil alkol) ekonomik önemi çok büyüktür. Etanolün aşırı kullanımı alkoloid içeren tütün, çay ve kahve gibi patolojik uyuşma yapar. Kontrolsüz kullanıldığında kabalık hallerine, kişilik kayıplarına, ahlaki suçlara, trafik kazalarına yok açar, sağlığa bağlı reaksiyonları bozar (benlik kritiği=mantık zayıflar), korku anını uzatır, heyecanı artırır.

Davranışların ne derecede etkileneceği, kişinin yaşına, kilosuna, cinsiyetine, alkol kullanma alışkanlığına ve en önemlisi, tolerans düzeyine bağlıdır. Çizelgede tolerans gelişmemiş bir kişide ve değişik kan düzeylerinde görülebilecek belirtiler yer almaktadır. Düşük dozlarda motor koordinasyon, algı ve mizaçta hafif değişiklikler olurken, 300mg alkol / 100 ml kan (300mg/dL) ve üstündeki düzeylerde amnezi ve Evre 1 anestezi gelişir. 400 – 700 mg/dL arasında düzeyler koma, solunum yetmezliği ve ölümle sonuçlanırsa da, tolerans gelişmiş kişi 700mg/dL gibi kan düzeyine karşın, uyanık ve konuşuyor olabilir. Bir kadeh içki yaklaşık olarak 8-10 g saf alkol ve en az 70 kalori içerir.

Çizelge 2. Kandaki alkol düzeyi ve davranış, motor fonksiyonlar arasında ilişki

Kandaki Alkol Düzeyi (mg/dL) Beklenen Etki

20-99 Koordinasyon bozulur

100-19 Mental fonksiyonlar bozulur, yargılama zayıflar, labil mizaç ve ataksi izlenir.

200-299 Ataksi belirginleşir, konuşma yayvanlaşır, mizaç labildir, bulantı ve kusma olabilir.

300-399 1. Evre anestezi gelişir, bellek kaybı ve labil mizaç izlenir.

400 ve üstü Solunum yetmezliği koma ve ölüm.

Etanolün zehirliliği eterik yağlarla (kötü kaliteli konyaklardaki yüksek oranlı fuzel yağları) ve daha fazla kalsiyum nitrat, cyanamid ve sanayi ürünleri zehirleri ile birlikte artar. Yüksek oranlı alkol dozları narkotik etki yapar ve ölüme götürür. Ölüm dozu erkeklerde 283 g, kadınlarda 193 g, çocuklarda 30-50 g (vücut ağırlıklarının 3g/kg)’dır. Bu oranlar hızla içilen 3/4 -1 damıtık içkiye karşılıktır.

Topluluklarda etil alkolün kontrollü kullanımı dostluklar yaratır, yemekte iştahı düzenler, mide sıvısını arttırır (özellikle CO2 ve şeker içeren köpüklü şaraplar mide sıvısını çok arttırır ). Koku ve tat maddeleri (aroma maddeleri) zengin olan şarap gibi içeceklerde etanolün değeri oldukça önem kazanır. Bu gibi içkiler düzenleyici özelliği ile dolaşım bozukluğunu önler. Etanolün deri tarafından hemen rezorbe edilmesi kandaki miktarı arttırır. Bir bardak konyak yarım saatte kanda en yüksek alkol düzeyine ulaşılmasına neden olur. Damarları genişletir, sıcaklık hissini yükseltir.

Seyreltilmiş alkol insan sağlığı için zararlı değildir. Aksine belirli dozlarda uyarıcı ve serinletici etkiye sahiptir. Genellikle alkol stimulant olarak tanımlanır. Patolojik olarak bu doğru değildir. Böyle bir durumda yalancı bir stimulasyon söz konusudur. Önleyici sinir sisteminin kontrol kaybından dolayı kalp atışları hızlanmakta ve sıcaklık hissedilir. Aslında bu durumda etil alkolün etkisi stimulasyondan çok rahatlatıcı olmasıdır.

Etil alkol alımı ile vücudun sadece dış yüzeyi ısınmakta. Alkolle alınan enerjiden daha fazla ısı dışarı verilmektedir. Aslında alkolle vücut ısısı en iyi şekilde düşürülebilir. Bu nedenle tropik bölgelerde çok fazla rom tüketilmektedir. Alkolün buzdan daha fazla ısı düşürücü etkisi vardır.

1.1.3. Endüstriyel alkol

Gıda, alkollü içki, ilaç ve kozmetik gibi insan tüketimi ile doğrudan veya dolaylı ilişkisi olan üretimlerin dışında kalan sanayi gereksinimini sağlamak için, tarımsal hammaddeden veya sentetik yöntemle üretilen ve yukarıda isimleri açıklanmış olan sanayilerde kullanımı yasaklanmış, etil alkoldür. Alkol vergili alkol veya çok daha yaygın olarak vergisiz denatüre alkol olarak satılır. Tümden denatüre alkol, alkolden güçlükle ayrılabilen , fena kokulu ve lezzetsiz bir kısım maddelerin katılması ile hazırlanır. Bundan amaç bu alkolün içilmesini önlemektir. Tümden denatüre böyle bir alkol, yaygın bir şekilde sınırlama olmaksızın satılır. Fabrikalar için önemli bir hammaddedir. Endüstriyel adlandırmada alkol veya etanoldür.

%95 C2H5OH ve %5 su bulundurur ve bu yüzdeler 15,56 oC de hacim yüzdesidir. Alkolün kaynağı konusunda ister sentez ister fermantasyon olsun bir ayrım yapılmaz.

Ekonomik durum değişmiş ve fermantasyon endüstriyel alkol kaynağı olarak daha az önem taşımaya başlamıştır. Üretilen alkolde fermantasyon alkolün payı, ilk kez %50 nin altına düşmüş ve sentetik olarak üretilen alkolün payı büyük oranda artmıştır.

1.1.4. Mutlak (anhidrit) alkol

Anhidrit alkol % 95-96’lık endüstriyel alkolde bulunan %4-5’lik suyu, sönmüş kireçle absorplamak ve sonra da distillemek ile elde edilirdi. Bu proses çok yüksek kalitede alkol vermesine karşın çok pahalıdır. Bugün bunun yerini, üçüncü bir komponentin katıldığı geliştirilmiş ünit operasyonlar, distilasyon ve ektraksiyon almıştır. Bu daha düşük giderli bir dehidrasyon (sudan kurtarma) işlemi olup, çoğunlukla sürekli çalışır ve tüm sıvı veya çözeltilere uygulanabilir. Mutlak alkolün fiyatının düşmesine neden olmuştur.

%95’lik alkol içerisindeki su önde gelen iki yöntemden biri uygulanarak uzaklaştırılır: (1) üçüncü bir kompenentle, distilleme yöntemi ile dehidrasyon ; üçüncü kompenentin ilavesi minimum kaynayan azotropun (damıtma ile birbirinden ayrılmayan) oluşumuna neden olur ve bu alkolden veya sudan daha düşük (78.15 oC ) kaynar.

Minumum kaynayan ikili bir karışım, eter-su gibi

Minumum kaynayan üç kompenentli bir karışım etil alkol-su-benzen gibi. Bu durumda anhidrit alkol distilasyon kolonunun tabanından alınır; çünkü alkolün buhar basıncı suyu uzaklaştıran sabit kaynayan karışımdan daha düşüktür.

2) Zıt akım ekstraksiyonu yöntemi ile dehidrasyon; üçüncü bir kompenentle sürekli kolonda yapılan ekstraksiyon, bu kompent suyun buhar basıncını, etil alkolün buhar basıncından daha fazla düşürür. Örneğin gliserin, etilen glikol, çözünmüş tuzlarla birlikte gliserin veya glikol, sodyum, potasyum asetatların erimiş eutektik bir karışımdır. Anhidrit alkol, ekstraksiyon kolonunun başından alınır.

Dehidrasyon (suyu uzaklaştırma) maddesi olarak benzen kullanılan proseste, sistemde üç adet minimum kaynayan ikili karışım vardır; bunlardan ikisi homojen (alkol – su ve alkol – benzen) ve biri heterojen (su ve benzen) sistemidir. Bir adet de; yine minimum kaynayan (sabit) üçlü bir karışım vardır ve bu sistemin en düşük kaynayanıdır (64.85 oC) Prosesin en önemli bir yanı, kondensatın iki sıvı faza ayrılmasıdır.

1.2. Alkollerin Fiziksel Özellikleri

Kaynama noktaları: Alkoller gerek saf halde gerekse hidrojen bağı yaptıkları için, yakın büyüklüklerdeki alkilhalojenürlerden daha yüksek sıcaklıklarda kaynarlar.

Sudaki çözünürlükleri: Düşük molekül ağırlıklı alkoller suda çözünebilirler. Sudaki çözünürlükleri doğrudan su ve alkol molekülleri arasında H- bağları oluşmasına bağlanabilir. Alkolün hidrokarbon kısmı hidrofobiktir, yani su moleküllerini iter. Hidrokarbon kısmının uzunluğu arttıkça alkolün çözünürlüğü azalır. Hidrokarbon zinciri yeteri kadar uzunsa, hidroksil grubunun hidrofilik özelliğine baskın gelir. Üç karbonlu alkoller olan 1 ve 2 – propanoller su ile karışabildikleri halde, 1 – bütanol’ün ancak 8.3 gr’ı 100 ml suda çözünebilmektedir.

Çizelge 3. Bazı alkollerin fiziksel özellikleri

İsim Formül Erime noktası oC Kaynama Noktası oC Yoğunluk (20 oC)

Metil alkol CH3OH -93.9 64.9 0.791

Etil alkol C2H5OH -117.3 78.5 0.789

n-propil alkol CH3CH2CH2OH -126.5 97.4 0.803

n-butil alkol CH3(CH2)2CH2OH -89.5 117 0.810

n-pentil (amil) alkol CH3(CH2)3CH2OH -78.5 138 0.817

n-hekzil alkol CH3(CH2)4CH2OH -46.7 158 0.814

n-heptil alkol CH3(CH2)5CH2OH -34.1 179 0.822

n-oktil alkol CH3(CH2)6CH2OH -16.7 194.5 0.827

n-desil alkol CH3(CH2)8CH2OH 7 229 0.829

n-dodesil (lauril) alkol CH3(CH2)10CH2OH 24 259 0.831

n-tetradesil alkol CH3(CH2)12CH2OH 38 167 0.824

n-hegzadesil alkol CH3(CH2)14CH2OH 49 189 0.798

n-oktadesil alkol CH3(CH2)16CH2OH 58.5 210.5 0.812

İzopropil alkol CH3CHOHCH3 -89.5 82.4 0.786

İzobutil alkol (CH3)2CHCH2OH -108 107.9 0.802

Sec-butil alkol CH3CH2CHOHCH3 -114 99.5 0.008

Tert – butil alkol (CH3)3COH 25.5 82.2 0.789

İzopentil (izoamil) alkol (CH3)2CHCH2CH2OH 17 131.5 0.813

Tert-pentil (tert-amil) alkol CH3CH2C(OH)(OH3)2 -12 101.8 0.809

Benzil alkol C6H5CH2OH -15.3 205.4 1.010

Alkollerdeki dallanma sudaki çözünürlüğü artırır. Örneğin, aynı karbon sayısı içeren 1-bütanol suda az çözünürken, t-bütil alkol, (CH3)3COH suda çözünebilir. Bunun nedeni, t-bütil alkol grubunun n-bütil grubundan daha yuvarlak ve daha az hidrofilik olmasıdır. –OH gruplarının artması hidrofilik özelliği ve çözünürlüğü artırır. Örneğin, sakkaroz 12 karbon içermesine karşın, yapısında 8 hidroksil grubu bulunduğu için suda kolayca çözünebilmektedir.

3. Alkollerin bazlığı ve asitliği: Asitli çözeltilerde alkoller protonlanır. Bu tepkime alkolün baz olarak etkidiği asit – baz tepkimesidir. Su ile proton arasındaki tepkime ile aynı türdendir. Her iki durumda da H+nın 1s orbitali oksijenin dolu değerlik orbitallerinden biri ile örtüşmekte ve bir O-H sigma bağı oluşmaktadır. Su ile olan tepkimenin ürünü protonlanmış su molekülü ya da hidronyum iyonudur. Protonlanmış alkol molekülüne oksonyum iyonu denir. Bir alkol kuvvetli bir baza proton vererek de bir alkoksit, RO-, iyonu oluşturabilir. Alkoksitler kuvvetli bazlardır ve genellikle hidroksitlerden daha kuvvetlidir. Bir alkolden alkoksit elde etmek için, alkalimetal hidrürü (NaH, KH) gibi alkoksidin kendisinden daha güçlü bir baza gereksinimi vardır. Alkoksitlerin eldesi için diğer uygun bir yöntem de alkollerin sodyum yada potasyum gibi bir alkali metal ile etkinleştirilmesidir. Alkali metal katyona yükseltgenirken –OH gruplarının hidrojenleri hidrojen gazına indirgenir.

CH3CH2OH + Na CH3CH2O – Na+ + ½ H2

(CH3)3COH + K (CH3)3CO – K+ + ½ H2

Metanol ve etanol sodyum metali ile oldukça şiddetli bir tepkime verir. R grubunun büyüklüğü arttıkça tepkimenin şiddeti azalır. Sodyum ve su patlama ile tepkime verir. Sodyum ve Etanol kolay kontrol edilebilen bir hızla tepkime verir. Sodyum ve 1 – bütanolün tepkimesi çok yavaştır. Karbon sayısı dört ve daha fazla olan alkollerin alkoksitlerinin eldesi için daha aktif olan potasyum metali kullanılır.

H2O CH3OH CH3CH2OH

Na ve K’a karşı etkinlik azalıyor.

Saf alkol suda olduğu gibi iyonlaşabilir. Ancak saf alkolün iyonlaşması suya oranla daha zayıftır.

Çizelge 4. Suyun seyreltik sulu çözeltide alkollerin pKa değerleri

Bileşik pKa

H2O 15.74

CH3OH 15.5

CH3CH2OH 15.9

(CH3)3COH 18

Saf alkollerin iyonlaşma derecelerinin düşük olmasının nedenlerinden birisi alkollerin dielektirik sabitlerinin düşük olmasıdır. Polarlıklarının daha az olması nedeni ile alkollerin çözeltide iyon oluşturabilmesi su moleküllerine oranla daha güçtür. Seyreltik sulu çözeltide alkollerin pKa değerleri suyunkine yakındır.

2. ALKOLLERİN SENTEZİ

2.1. Fermantasyonla Alkol Eldesi

Fermantasyon

Fermantasyon; alkol, yoğurt, sirke, boza, turşu, ekmek, peynir gibi adı hemen akla gelen, gerçekte türü bunlarla sınırlı olmayan bir çok gıda maddesi üretiminde uygulanması gereken bir işlemdir. Halk dilinde karşılığı “mayalanma” ve “ihtimar”dır.

Genel anlamda fermantasyon; üretimi amaçlanan ürünün elde edilmesi için fermantasyonu gerçekleştirilecek, maya, bakteri veya mantar gibi mikroorganizmaların faaliyetine olanak sağlayan temel bir üretim aşamasıdır. Fermantasyon koşulları, üretilecek gıda maddesinin türüne göre seçilmiş olan, fermantasyonu gerçekleştirecek mikroorganizma talebine bağlı kalınarak oluşturulur. Örneğin: alkol üretiminde “alkol mayasının”, sirke üretiminde “sirke bakterisinin” faaliyeti istenir ve fermantasyon ortamı bu mikroorganizmaların talebine uygun hale getirilir. Fermantasyon üretilecek ürüne veya fermantasyonu yapan mikroorganizma türüne göre adlandırılır. Örneğin: alkol fermantasyonu, ekmek mayası fermantasyonu, sirke fermantasyonu gibi.

Fermantasyon ortamında çalışan mikroorganizma, üremesi ve beslenmesi için ortamda bulunan ve kendisi için gıda maddesi olan maddeyi tüketir ve bu esnada da, fermantasyondan beklenen ürünü, yan ürün olarak meydana getirir. Örneğin: alkol fermantasyonunda maya, ortamda bulunan şeker maddesini tüketirken, yan ürün olarak alkol meydana getirmektedir.

2.1.1. Alkol fermantasyonunu etkileyen faktörler

a. Havanın (Oksijen) etkisi

Hava veya oksijen daha çok maya üretiminde söz konusudur. Çünkü mayanın normal olarak tomurcuklanıp çoğalabilmesi için gerekli enerjinin ortamdaki şekerlerden sağlanmasında hava mutlak zorunluluktur. Fakat alkol üretiminde şekerlerin hücresel yapı yerine , alkole dönüşmesi söz konusu olduğu için hava daha az gereklidir. Ancak mayanın hızlı bir fermantasyon yapabilmesi ve ortamdaki şekerin tamamını fermente edebilmesi için yeterli enzim ve aktive olması gerekir. Buda fermantasyonun önce ve başlangıç fermantasyonu sırasında mayayı hızlı bir çoğalmaya sevk etmekle olur. Bu amaçla kesikli fermantasyon yöntemlerinde , maya çoğalma ve başlangıç fermantasyonu sırasında ortama maya için yeterli hava verilmelidir. Fakat asıl fermantasyon safhasına girildikten sonra maişenin hava ile temasa gelmesi sakıncalıdır. Çünkü bu sırada ortama hava karışması , alkol üretimi yerine mayayı hücresel çoğalmaya ve fermantasyon yan ürünlerini artırmak teşvik eder.

b. Karbondioksit etkisi

Fermantasyon sırasında karbondioksit atmosferi yaratılması mayanın çoğalmasını ve fermantasyonun hızını olumlu veya olumsuz etkiler. Bunlara bağlı olarak alkol verimi de etkilenir. Araştırmacılar maya çoğalmasının 1 atm’lik CO2 basıncında belirgin olarak önlendiğini, artan CO2 basıncıyla gelişmenin yavaşladığını ve 20 atm üzerinde tümüyle durduğunu belirlemişlerdir. Artan CO2 basıncı ile mayanın fermantasyon gücü önce artan, 10 atm’de en yüksek düzeye ulaşır ve daha sonra hızla düşer. Etkilenmenin basınç nedeni ile değil, artan CO2 konsantrasyonu ile olduğu belirtilmiştir. Bu duruma göre kapalı fermantasyon kaplarında ve CO2 yıkayıcı sistemler kullanılarak yapılan fermantasyonlarda oluşacak CO2 basıncının fermantasyon ve alkol verimine olumsuz etkisi olmadığı gibi, azda olsa verim artırıcı etkisi vardır.

c. Fermantasyon sıcaklığının etkisi

Alkol üretiminde alkol fermantasyonu gerçekleştirilirken maya bir canlı olduğuna göre, diğer canlılar gibi onun da sıcaklıktan olumlu veya olumsuz etkilenmesi doğaldır. Bu ise sıcaklığın fermantasyondaki önemini ortaya koyar. Bilindiği gibi alkol fermantasyonu yapan mayalar çoğunlukla 28 oC dolayında en iyi faaliyet bu sıcaklıkta gösterirler. Sıcaklık 28 oC’nin altına düştükçe faaliyet giderek yavaşlar, fakat 7 – 8 oC’de bile yavaşta olsa rahatlıkla fermantasyona devam ederler. Biracılıkta mayaların bu özelliğinden yararlanılır. Fakat alkol üretiminde amaç fermantasyonun olanaklar ölçüsünde çabuk bitmesi olduğuna göre mayanın en iyi çalışma koşulları sıcaklık yönünden de yaratılmalıdır. Sıcaklık 30 oC’nin üzerine çıkınca kimi etil alkol mayalarında 36 oC’ye kadar fermantasyon hızlanır, fakat çoğalma durur ve hücre giderek gücünü yitirir. 40 oC de ise mayalar fermantasyon yeteneklerini de önemli ölçüde yitirmiş olurlar. 25 – 30 oC arasındaki sıcaklık maya çoğalması bakımından 30 – 37 oC arasındaki sıcaklıklar ise alkol bakımından daha uygun bulunmuştur. Yüksek fermantasyon sıcaklıkları çabuk bir başlangıç fermantasyonu sağlandığından, alkol üretiminde 37 oC’ye kadar olan sıcaklıklara izin verilir. Fakat fermantasyon sıcaklığı daha da artacak olursa fermantasyon hızı düşmekte ve tüm şeker fermente edilen fermantasyon durmaktadır. Sıcaklığın tüm etkileri göz önünde bulundurularak aşılama sıcaklıkları olarak ise 30 – 36 oC arasındaki sıcaklıklar seçilir.

d. Fermantasyon sıvısının pH’sının etkisi

Fermantasyonda önemli diğer bir etken, fermantasyon sıvısının pH’sı, yani asitlik durumudur. Mayalar çoğunlukla zayıf asit ortamda gelişip, faaliyet gösterirler. Çok düşük (pH = 2.8’in altında) ve yüksek pH’larda olumsuz etkilenirler. Alkol üretiminde pH bakımından maya çoğaltma ve asıl fermantasyonda değişik değerler söz konusudur. İşletme mayası üretiminde, mayalık maişe asitlendirilerek çoğunlukla pH’sı 3.5 dolayına getirilir. Sülfürik aside mayanın muamele edilerek yeniden kuvvetlendirilip, fermantasyonda kullanıldığı yöntemde ise pH 3.0, hatta 2.8’e kadar düşürülür. Fermantasyonda ise pH biraz daha yüksektir. Genellikle alkol fermantasyonunda pH en uygun olarak 3.8 – 4.2 arasında bulunur ve bu hammaddeye göre çok değişir. Fermantasyonda pH özellikle nişastalı hammaddelerin işlenmesinde önem kazanır. Çünkü son şekerlenme ile nişastanın parçalanması, fermantasyon sırasında da sürer ve pH bu parçalanmayı yapacak enzimlerin çalışmasına uygun olmalıdır. Buradaki değerler daha çok olgun maişenin, yani fermantasyonu bitirmiş maişenin pH’sının 4.2’nin altına düşmemesi gerekmektedir.

e. Aşılama oranının etkisi

Fermantasyonda aşılama oranı önemli olup, uygulanan fermantasyon yöntemlerine göre değişir. Aşılanan maya miktarı kullanılan maişeyi kısa sürede ve hızla fermante ederek, tüm şekeri arzulanan süre içinde alkole dönüştürecek düzeyde olmalıdır. Düşük oranlı aşılanmalarda maya ortamındaki şekeri fermante edebilmek için önce yeterli oranda çoğalmaktadır. Başlangıç fermantasyonu bu nedenle yavaş seyreder ve uzun sürer. Bu ise bulaşmalara neden olabileceği gibi, hem şeker ve hem de zaman kaybı demektir.

Bir çok işletmede hala maya çoğaltma ile çalışılmakta olup ön fermantasyondan elde edilen fermantasyon maişesi üzerine kademeli olarak maişe verilerek fermantasyon yapılır. En yüksek alkol verimi %1.2’lik aşılama ile elde edilir. Bu nedenle %1.2 (MKM)lik aşılama oranı en uygun olarak kabul edilmiştir.

Ayrıca maya işletmede çoğaltılmayıp, preslenmiş maya olarak dışarıdan alınıyorsa aşılamada biraz daha fazla maya kullanılır. Aşılama oranı, uygulanan fermantasyon yöntemine göre de çok farklı olur. Örneğin, nişastalı hammadde alkol üretiminde üç günlük fermantasyon uygulanırsa aşılanan maya miktarı, işletme mayası olarak, maişenin %4-5’i, iki gün fermantasyonunda %8 – 10’u ve bir buçuk gün fermantasyonunda %12 – 15’i oranındadır.

f. Maya suşun etkisi

Alkol fermantasyonunda kullanılan maya suşu maişenin fermantasyonunu önemli ölçüde etkilemektedir. Kullanılacak maya, maişede bulunan şekerleri fermente etme yeteneğinde olmalı ve ayrıca fermantasyonu istenilen süre içinde bitirebilmelidir.

g. Maişe (şeker) konsantrasyonunun etkisi

Fermantasyonda kullanılan maişenin maya üzerine olan ozmotik basıncı fermantasyonda çok önemli etkiye sahiptir. Maya fermantasyon sırasında ortamdaki şekeri alkole dönüştürürse de şeker konsantrasyonu arttıkça ozmotik basıncında artması sonucu mayaya yavaşlatıcı ve hatta durdurucu etki yapar. Böylece maişedeki şeker konsantrasyonunun üst sınırını belirlemek çok önem kazanır. Bu sınır sakkaroz cinsinden %17,5 şeker miktarı olarak saptanmıştır. Şekerinin tümünün ortalama başlangıçta verilmesi yerine, fermantasyon sırasında aşamalı olarak verilmesi ile verim artışı sağlanmaktadır. Nişastalı hammaddelerde maişe konsantrasyonunun üst sınırı %20 olarak saptanmıştır.

h. Alkol konsantrasyonunun etkisi

Fermantasyon sırasında oluşan alkolün maya üzerine ozmotik basıncı önemlidir. Örneğin, %20 hacim alkol 0 oC’de 84,4 atmosferlik bir ozmotik basınca sahiptir. %20’lik sakkaroz eriyiğinin ozmotik basıncı ise bunun yaklaşık 1/5’i kadardır. %17,5 sakkaroz eriyiğinin ozmotik basıncı yaklaşık 18 atmosfere, bunun fermantasyonu ile oluşan %11,2 hacim alkolün ozmotik basıncı ile 50 atmosfere yakındır. Bu nedenle etil alkol üretiminde kullanılan mayaların alkol veriminin artması, ozmotik basınca karşı iyi bir dayanma yeteneği göstermeleri ile olanaklıdır. Çoğunlukla mayalar, alkol konsantrasyonu %11’in üzerine çıkınca fermantasyon faaliyetlerini yavaşlatırlar ve bu nedenle maişe konsantrasyonu, yapacağı alkol miktarı %8-10 olacak şekilde ayarlanmalıdır.

ı. Besin maddelerinin etkisi

Alkol üretiminde kullanılan bazı hammaddeler maya besini bakımından yetersiz olabilirler. Bu durumda maya fermantasyon sırasında yeterli besini bulamayacağı için hem başlangıç fermantasyonunda, hem de asıl fermantasyonda yeterince çoğalıp etkinlik kazanamaz ve fermantasyon aksar. Maya besini olarak en çok azotlu ve fosforlu maddeler söz konusudur. En fazla diamonyumfosfat (NH)2 HPO kullanılır ve her hektolitre maişe için 20g olacak şekilde ortama verilir. Gerekli azotun sağlanması sırasında 2/3’ün organik kaynaklı olmasına, maya çoğalması ve fuzel yağı oluşumu bakımından özen gösterilmelidir.

2.1.2. Kuru üzümden alkol eldesi

Alkol üretiminde küçük taneli, yemeklik olmayan çekirdekli üzümler kullanılır. Ülkemizde çekirdeksiz Sultaniye kuru üzümleri de kullanılmaktadır. Bu kuru üzümlerin şekerinin %50-60 gibi yüksek oranda ve su miktarının, %14 ve yabancı madde miktarının, %1’in altında olması istenir.

Kuru üzümden alkol eldesi aşağıdaki aşamalarla gerçekleştirilir.

Öğütleme

Maişeleme

Fermantasyon

Damıtma

Öğütme

Üzümler işletmeye 50-60 kiloluk çuvallar ile getirildiği için baskıdan dolayı topaklanmış kitlenin önce dağıtılması gerekir. Bu amaçla püskürtülen basınçlı su kısmen bir yıkamayı da sağlar. Bundan sonra üzümler elevatörler ile kıyma makineleri gibi çalışan parçalama değirmenlerine gönderilir. Üzümlerin değirmene bulaşmaması ve topraklanmaması için az miktarda su sürekli olarak verilir. Kıyılarak parçalanan üzümler özel maişeleme kazanlarına (melanjör) gönderilir.

Maişeleme

Karıştırma, soğutma ve ısıtma düzenlerine sahip olan melanjörlerde yapılır. Melanjöre alınan her bir birim üzüm için dört birim su ilave edilir. Maişeleme sıcaklığı 22-25 C’a ayarlanır ve bu sıcaklıkta devamlı karıştırılmak suretiyle 30 dakika tutulur. Elde edilen maişenin şeker konsantrasyonu 15-16 Balling’e ayarlanır ve fermantasyon kaplarına gönderilir.

Fermantasyon ve distilasyon

Fermantasyonda saf maya kullanılır. Çeşitli kaynaklardan sağlanan saf kültürler, laboratuvarlarda üzüm şırası içinde 5 L’ye kadar çoğaltılır. Bu aşamadaki çoğaltma işlemi basamaklı olarak 50, 150, 500, 5000 ml pastorize edilmiş şıraya yapılır. Mayanın düzenli çalışmasını sağlamak ve enfeksiyonu önlemek amacı ile mayalık maişeye %0,1 oranında H SO katılarak pH=3,5 civarına düşürülür. Maişeye aynı zamanda maya besini olarak %0,1 oranında (NH ) SO verilir.

Önceden hazırlanan 5 L maya ile aşılama yapılarak çoğaltılma işlemine başlanır. Bome derecesi yarıya düşünce bu maya aynı şekilde hazırlanmış 250 L’lik kaptaki maişeye aşılanır. Burada yeterli çoğaltma sağlandıktan sonra 500 L’lik çoğaltma kabına gönderilir. Bu şekilde 500 L’ye çoğalan maya 5 tonluk ön fermentasyon kabına gönderilir. Maişeleme kazanından buraya gönderilen normal kuru üzüm maişesi asit ve besin maddesi katıldıktan sonra sterilize edilir, soğutulur ve 500 L maya ile aşılanarak çoğaltma işlemi son aşamaya gelmiş olur.

Fermantasyon kaplarına (5 – 50 tonluk) gelen maişe bekletilmeden hemen daha önce hazırlanmış olan maya ile aşılanır. Fermantasyonun gidişi balling veya benzeri bir areometre ile kontrol edilir ve balling derecesi 6-6,5’e düşünce, hazırlanan ikinci parti maişe katılır. Bu işlem kap doluncaya kadar sürdürülür. Toplam fermantasyon üresi 50 – 60 saat, fermantasyon sıcaklığı, 28 – 31 oC olur. Fermantasyon, balling derecesi sıfıra düşünce sona erer. Fermantasyonu bitiren %8 alkollü maişe kaba tortunun dibe çökmesi için 8 – 10 saat dinlendirilir ve sonra damıtmaya gönderilir. Kuru üzüm etil alkol üretiminde kullanılan fermantasyon kaplarının kapalı olması fermantasyonun kontrolünü, temizlik ve alkol kaybının olmaması gibi yararlar sağlar.

Fermantasyon sırasında sürekli izlenen parametrelerden en önemlisi fermantasyonun sıcaklığıdır. Alkol fermantasyonu ekzotermik bir olay olduğundan sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Sıcaklığın fazla yükselmesiyle alkol fermantasyonunda aksamalar ve alkol kaybına neden olabilir. Bu sakıncaları önlemek için fermantasyon kaplarının soğutma sistemleri ve karıştırıcı monte edilmelidir. fermantasyon genellikle 22 – 25 oC başlatılır ve zamanla sıcaklık yükselerek 28 – 30 oC’ye çıkar. Bu sıcaklık aralıkları en uygunudur. Soğutma sistemi ile sıcaklığın 30 oC’yi geçmemesi ve karıştırıcı sistemi ile de fermantasyon sırasında sıvı yüzeyinde şapka denen cibre tabakası oluşmaması sağlanır.

Fermantasyon sırasında izlenen diğer bir parametre şeker konsantrasyonudur. Fermantasyonu alınan kuru üzüm maişesinin şeker konsantrasyonu %13-17 olacak şekilde ayarlanmalıdır. Maişenin şeker konsartrasyonuna bağlı olarak maişede oluşacak alkol miktarı da değişir. Fermantasyonun bitişi şeker konsantrasyonunun sıfır olmasıyla anlaşılır.

Fermantasyon sırasında maişenin genel ve uçar asidi de izlenmelidir. Normal koşullarda özellikle uçucu asit oluşumu çok az oluşur. İspirtoculukta fermantasyon sonunda oluşan uçucu asit miktarı 0,3 g/L’den fazla olmamalıdır.

2.1.3. Pancardan alkol eldesi

2.1.3.1. Pancarların bileşimi

Alkol üretiminde daha çok yem pancarı ve besi pancarı olarak adlandırılan hayvan besi ve yemi pancarları kullanılır. Çünkü şeker pancarı öncelikle şeker üretiminde kullanılmaktadır. Hayvan pancarının şeker miktarının daha düşük olmakla birlikte birim alandan elde olunan verim daha yüksek olduğundan birim alanda elde olunan pancardan sağlanan alkol miktarı yaklaşık şeker pancarı kadardır. Bununla birlikte etil alkol üretiminde şeker pancarı da kullanılmaktadır. Çizelgede değişik pancarların şeker miktarları ve hektar başına alkol verimleri görülmektedir.

Çizelge 5. Pancarların şeker miktarı ve hektara alkol verimleri

% Şeker Alkol (l/Hektar) Verim (Kg/Hektar)

Yem pancarı 4 – 8 2880 80000

Besi pancarı 8 – 12 3600 60000

Şeker pancarı 15 – 18 3465 35000

Pancarın alkol üretimi yönünden şekerden sonra en önemli bileşim maddesi %1-1,5 oranındaki proteindir. Ayrıca bileşiminde % 0,7 – 1 kül, % 1 – 1,7 ham selüloz, %0,1 – 0,3 ham yağ, organik asitler, pektin ve saponin (%0,14) bulunur. Saponin köpürmeye neden olduğu ve ayrıca mayaya zehir etkisi yaptığından alkol üretiminde önemlidir.

2.1.3.2. Pancarlardan ezme yöntemi ile alkol eldesi

Fermantasyon tankının üst kısmına monte edilen ezme makinasından gelen pancar ezmesi, uygun sıcaklığa kadar ısıtılmış maişe suyu ile kırıştırılır ve aşılama sıcaklığında doğrudan fermantasyon kabına gönderilir. Fermantasyon kabının 500 L maişe attıktan sonra tüm maişenin pH’sını 4,0-4,1’e getirecek kadar H2SO4 ilave edilir. Toplam hacmin yarısına ulaşıldıktan sonra maişe %10 oranında işletme mayası ile aşılanır. İşletme mayası hazırlamak için bir elekten süzülerek elde olunan şıra kullanılır. Şıranın asitliği tartarik asit cinsinden 0,72 – 0,80 g/L. Ortama maya besini olarak malt çimi şırası ve süper fosfat çözeltisi katılır. Katkı maddeleri (süper fosfat, amonyum sülfat, maya extraksı, malt çimi, kuru maya) fermente olacak tüm maişe miktarına göre hesaplanarak verilmelidir. Maişe kaynatılıp soğutulduktan sonra %10 saf maya ile aşılanır. Bu şekilde hazırlanmış maya ile aşılanan % 10 – 11 kuru maişe 36 – 40 saat içinde fermantasyonu tamamlar. Fermantasyon sırasında oluşan CO2’nin etkisi ile yüzeyde küspe örtüsü oluşur ve bu örtü fermantasyonu hem yavaşlatır hem de mikrobial bulaşma kaynağı oluşturur. Bu nedenle fermantasyon sırasında maişenin mekanik olarak karıştırılması gerekir. Fermantasyon sonucunda elde olunan düşük alkollü maişenin kolonlu distilasyon cihazlarından geçirilerek alkol konsantrasyonu yükseltilir.

2.1.3.3. Pancarların buharlama yöntemi ile alkol eldesi

İşlem henze kazanlarından yararlanılarak gerçekleştirilir. Henze kazanı önceden yıkanmış pancarla 3/4’üne kadar doldurulur. Buharlamadan önce 100 kg pancar için 10 – 12 litre su eklenir. Buharlama yalnızca alttan yapılır. Eğer kondensasyon suyunun bir kısmı maya üretmeye alınmak isteniyorsa her 100 kg pancar için 30 lt su verilir. Hava çıkış musluğundan buhar çıkmaya başlayınca hava musluğu kapatılır ve basınç 60 dakikada 1,5-0,3 atm’ye çıkartılır. Bu basınçta 15 –20 dakika tutulur. Buharlanmadan sonra henze kazanı boşaltılır. Maişe sünen bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle fermantasyondan üste küspe örtüsü ve distilasyonda köpürme oluşur. Bu sakıncaları önlemek için maişe kazanına her 100 kg pancar için 1-1,5 kg arpa veya yulaf maltı kırması verilir. Verilen malt maya besini görevi de yapar. Köpük kırıcı olarak yağlar kullanılabilir. Elde olunan maişe 20 – 25 oC sıcaklığa kadar soğutulur ve maya aşılandıktan sonra fermantasyona uğratılır. Diğer işlemler kuru üzüm etil alkol üretiminde olduğu gibidir. Pancarın etil alkol ile işlenmesinde ayrıca ters akımlı ekstraksiyon kuleleri, sürekli fermantasyon yöntemi, Fransız mariller yöntemi ve diğer sürekli yöntemler de kullanılmaktadır.

2.1.3.4. Pancar maişesi fermantasyonunda ortaya çıkan sorunlar

Pancarın iyi yıkanmaması sonucu maişe veya şıraya karışan toprak ve kum mayanın çalışmasını engeller. Şıra filtre edilerek veya çöktürülerek ayrılmalıdır. Kullanılan suyun sert olması da mayanın çalışmasını engeller. Bu nedenle suyun yumuşatılması gereklidir. Su ne kadar sertse şıra verimi o kadar düşer. Şıranın fermantasyonu sırasında temizlik ve dezenfeksiyona önem verilmelidir. Fermantasyon aşamasında her hangi bir kontaminasyon fermantasyonu aksatır. Pancarda saponin miktarı normal olarak yaklaşık %0,14’tür. Tam olgunlaşmamış pancardaki miktarı daha fazladır. Saponin hem aşırı köpürmeye neden olur, hemde mayaya zehir etkisi yapar. Bu nedenle saponince zengin pancarlar difüzyon yöntemi ile işlenmez. Köpürme yağlar ile önlenir. Kullanılan köpük kırıcı yağ kaliteli olmalı. Şilempenin kalitesini bozmamalıdır.

2.1.4. Melastan alkol eldesi

Melas, şeker fabrikasyonu artığı olan koyu renk ve kıvamda bir yan üründür. Son yıllarda dünya melas üretimi yaklaşık 30 milyon tona ulaşmış ve büyük bir ticaret malı ve hammaddesi olarak kendine has bir pazar oluşturmuştur. Türkiye’de sanayi için yetersiz kalan melas gereksinimi ithalat yolu ile karşılanmaktadır.

2.1.4.1. Melasın bileşimi

Melasın bileşiminde katı maddelerle su bulunmaktadır. Kuru madde miktarı elde edildiği fabrikaya, uygulanan yönteme ve depolama yöntemine göre değişir. Melasta bulunan madde miktarı %72 – 82 arasında olup ortalama %80’dir. Bunun en büyük kısmını şeker oluşturmaktadır. Örneğin %76.3 kuru madde içeren melasta %47’nin üzerinde toplam şeker bulunmaktadır. Toplam şeker sakkaroz olarak belirtilir ve %48,5 – 51,4 arasında değişir. Ancak genelde melasın şeker miktarı %50 olarak verilir. Melasta bir miktar invert şeker bulunur ve miktarı %0,1 – 1,3 arasında değişir. İnvert şeker depolamayı zorlaştırdığından %0,25’ten fazla olması istenmez. Melasta bulunan bir diğer şeker rafinoz olup miktarı %0,6 – 1,8 arasında değişir. Normal olmayan bazı durumlarda rafinoz miktarı %10’a çıkabilir. Kamış melasında rafinoz bulunmaz

Melasta şekersiz kuru madde miktarı yaklaşık %30’dur. Bunlar azotlu maddeler, diğer organik maddeler ve inorganik meddelerden oluşur. Azotlu maddeler proteinler ve aminoasitlerdir. En çok glutamik asit bulunur. Melasta bulunan azotsuz ve şekersiz organik maddeler hemisellüloz olarak bilinen araban galaktanlar organik asitler ve renk maddeleridir. Pektin şeker üretimi sırasında dibe çökerek ayrılır.

Melasta bulunan renk maddeleri rafinasyon sırasında sıcaklıkla oluşan karamel maddeleri, pancarda %0,02 oranında bulunan brenzkateşin ile şeker grubundaki demirin oluşturduğu polifenol – kompleksi ve invert şeker ile amino asitlerin oluşturduğu melenoidindir. Ayrıca az miktarda enzimatik oluşumlu melanin maddeleri bulunur. Melasta bulunan inorganik maddeler çizelgede verilmiştir.

Çizelge 6. Melasta bulunan inorganik maddeler

İnorganik Maddeler Miktar (%)

K2O 5.50

Na2O 1.10

CaO 0.15

MgO 0.10

SO3 0.40

P2O5 0.05

Kamış melasın biotin, pancar melası ise pantotenik asit ve inozit yönünden zengindir. Melasın SO2 miktarı %0,15’den fazla, pH ise 6,8 – 6,9’dan düşük olmamalıdır. Aminoasitler mayanın gelişmesi yönünden önemli olup gerektiğinde eksik olanları uygun katkılarla tamamlanmalıdır.

2.1.4.2. Melasın hazırlanması ve alkol eldesi

Melasta alkol fermantasyonu yönünde sakıncalar yaratan çok sayıda mikroorganizma bulunmaktadır. Bunların başında toprak kaynaklı ve ısıya dayanıklı bakteriler ile yabani maya ve küf mantarları gelmektedir. Melaslar içerdikleri hücre sayılarına göre 100 bin, 1 milyon ve 5 milyon hücre / g olmak üzere üç kaliteye ayrılır. Birinci kademe önemsiz bir buluşmayı, ikinci kademe sterilizasyon gereğini, üçüncü kademe ise aşırı bulaşmayı ifade eder.

Melasın taşınması en ucuz demiryolu ile yapılır. Soğuk mevsimlerde akmayı kolaylaştırmak için ısıtmalı tanklar kullanılmalıdır. Depolama kabı olarak demir veya beton tanklar kullanılır. Beton kaplar zamanla aşınmaya uğrar. Maişe hazırlanacağı zaman melas pompalarla gerekiyorsa ısıtılarak maişe kısmına sevk edilir. Gerekli miktar tartılarak veya hacim üzerinden hesaplanır. 1 litre melas 1.4 kg olarak hesaplanmalıdır.

Ortalama %80 kuru madde, %50 şeker içeren ve pH’sı yüksek olan melas sulandırılıp, asitlendirilerek mayaların çalışabileceği bir ortam haline getirilmelidir. Ayrıca melasta bulunan tortu yapıcı maddelerin uzaklaştırılması, inhibe edici maddelerin ve zararlı mikroorganizmaların ısıtılarak yok edilmesi veya azaltılması gereklidir. Melasın hazırlanması işlemleri, kullanılacağı yere göre değişir. Örneğin, sitrik asit üretiminde kullanılacaksa ağır metaller K4Fe(CN)6 ile çökertilmelidir.

Büyük kaplarda ve sürekli fermantasyon uygulanan işletmelerde bu işlemler plakalı ısı değiştiriciler ve seperatörler kullanılarak yapılır. Melas ısı değiştiricide önce 75 oC’a daha sonra 6 – 8 atm buharla 140 oC’a ısıtılır. Sonra gelişme tankında bir süre 95 oC’ta kalan melas ısı değiştiriciye tekrar gider. Berraklaştırılan melas ön depo tanklarında toplanır ve buradan fermantasyon sırasında mayayı çöktüren, kabın yüzeyine yapışarak bulaşma nedeni olan maddeler temizlenir. Bu işlem çöktürme, santrifüjleme ve filtrasyonla yapılır. Fazla yere gerek duyan çöktürmenin yerini seperatörler almıştır.

Küçük işletmelerde işlenecek melas önce ön depoya alınır. Buradan hazırlama kabına alınarak %60 kuru maddeye sulandırılır, asitlendirilir ve kaynatılır. Asitlendirmede her alkalite derecesi için 10 kg melasa 140 ml yoğun H2SO4 eklenir. Kaynatmada ayrılan kireç ve protein çökeltisi kabın dibinde toplanır. Melas kabın yan yüzündeki seviye musluklarından alınır. Kalan tortu ya fermantasyon halindeki melasa katılır veya seperatörden geçirilerek şırası alınır. Kaynatma işlemi pahalı olduğundan aşılama oranı yüksek tutularak bu işlemden kaçınılır. Ancak fazla miktarda uçar asit, SO2 ve NO2 içeren melaslar kaynatılarak bu maddeler azaltılmalıdır.

Bu şekilde hazırlanan melas maişeleme kazanında %25-33 kuru maddede sulandırılır. Böylece 100 kg melastan %33 kuru madde içeren 250 L maişe elde edilir. Maya çoğaltma ön ve asıl fermantasyon için melas farklı derecelerde sulandırılır. Özellikle çoğaltma işleminde zararlı maddelerin miktarı etkili düzeyin altına indirilir. Maya bu seyreltik şıra içinde hava verilerek ve besin maddeleri katılarak çoğaltılır. Maya çoğaltma sırasında asitlik daha yüksek tutulur. Çizelgede farklı amaçlar için melasta sağlanması gereken koşullar görülmektedir.

Çizelge 7. Kullanım yerine göre gerekli melas koşulları

Kullanım Amacı Kuru Madde (%) pH Asitlik Oluşan Alkol (% Hacim)

İzolasyon (Saf Maya) 15.00 3.5 1.6-1.7 5.0

Maya Çoğalma 14-16 4.0 1.5-1.6 5.0

Ön Fermantasyon 14-16 4.5 1.0-1.2 5.0

Fermantasyon 26-28 5.5 0.05-0.1 10.0

Melastan etil alkol üretiminde uygulanan fermantasyon yöntemleri kesikli ve sürekli yöntemler olmak üzere ikiye ayrılır.

Kesikli fermantasyonun bizde uygulanan şekli şöyledir. Önceden hazırlanmış olan ve 10 ton kadar olan maya fermantasyon kabına alınır. Üzerine kabın 1/3 – 1/4’üne kadar %22 kuru maddeli melas şırası ilave edilir. Fermantasyon hızlı duruma ulaşınca yeniden kabın 1/3 – 1/4’ü kadar şıra ilave edilir. 10 – 12 saatte fermantasyon kabı dolar. Kap dolduktan sonra, fermantasyon tüm şekerin alkole dönüşmesine kuru maddenin %6-7’ye düşmesine kadar 10 – 12 saat sürer. Önceden çoğaltılan maya fermantasyon kabına alınıp, asıl fermantasyon şırası ilave edildikten sonra saatte bir örnek alınarak şeker, kuru madde, asitlik, fermantasyon sıcaklığı kontrol edilir. Fermantasyon sırasında sakkarimetre derecesi 2’ye düştüğünde diğer bir parti şıra verilmelidir. Melastan etil alkol üretiminde fermantasyon sıcaklığı biraz daha yüksek tutulur ve 34 – 36 oC sıcaklıklarında fermantasyon yapılır. Ancak sıcaklık 36 oC’yi geçmemelidir. Melasın fermantasyonunda diğer yöntemler de kullanılabilir. Sürekli fermantasyon yöntemleri gibi. Fermantasyon işlemi bittikten sonra %8-10 alkollü maişe kolonlarla damıtılarak %96’lık teknik alkol elde olunur.

2.1.5. Nişasta içeren hammaddelerden alkol eldesi

Nişastalı hammaddelerden etil alkol üretiminde en çok patates ve tahıllar kullanılır. İspirto üretiminde kullanılan tahıllar ise çavdar, mısır, buğday ve arpadır. Nişastalı hammaddelerin nişasta miktarları çizelgede verilmiştir.

Çizelge 8. Nişastalı hammaddelerin nişasta miktarları

Hammadde Nişasta (%)

Patates 15-20

Çavdar 55-58

Buğday 58-62

Mısır 58-63

Arpa 53-56

Darı 59-62

Pirinç 70

Nişasta doğrudan fermente edilemez. Önce nişastanın pişirilip çirişlenmesi, sulandırılması ve sonra şekerlendirilmesi gerekir. Alkol üretiminde nişastanın şekere çevrilmesi genellikle maltta bulunan enzimlerin etkisi ile sağlanır. Bu amaçla farklı yöntemler uygulanarak, nişasta yapı taşları olan maltoza ve glikoza hidrolize edilir. Nişastanın hidrolizasyonu asitlerle veya enzimlerle olmaktadır. Hidrolizasyondan sonra elde edilen maişe maya ile aşılanarak fermantasyona bırakılır. Nişastalı hammaddelerin etil alkole işlenmesi başlıca şu aşamaları kapsamaktadır.

Buharlama

Maişeleme

Mayaların hazırlanması

Fermantasyon

Distilasyon

2.1.5.1. Nişastalı hammaddelerin buharlanması

Patates ve tahıl gibi hammaddeler karbonhidrat olarak büyük ölçüde nişasta içerirler. Nişasta doğrudan fermente edildiği için önce fermente olabilen şekerlere parçalanması gerekir. Bunun için önce nişastanın çirişlenmesi ve sulanması gerekir. Bu da nişastalı hammaddelerin 100 oC’ın üzerinde kapalı kaplarda sıcaklığın yükselmesi sonucu hücreler açılarak nişasta çirişlenir, aynı zamanda nişastanın büyük bir kısmı sulanmış olur. Buharlamanın sonunda, nişastalı hammaddenin buharlama kabından maişeleme kazanına gönderilmesi sırasında, basıncın birden bire yükselmesi sonucu olarak nişasta taşıyan hücreler tamamiyle parçalanır ve nişasta çok küçük tanecikler haline gelir.

Yüksek basınç altında buharlama, henze kazanı denilen aletle yapılır. Henze kazanının alt kısmı konik, üst kısmı silindiriktir. Üzerinde manometre, emniyet ventili, hava musluğu, hammadde doldurmaya yarayan vidalı kapak ve altta kondanse suyu akıtma vanası ile buharlanmış hammaddeyi maişeleme kabına sevke yarayan bir boru vardır. Şekilde hazne kazanı görülmektedir.

Şekil 3. Henze buharlayıcısı

2.1.5.2. Patateslerin buharlanması:

Patatesler, ilk önce yıkayıcıda yıkanarak elevatörlerle teraziye gelir. Terazide tartılan patatesler henze kazanına üstten doldurulur ve kapak kapatılır. Patates nişastanın açılımı için yeterli suyu içerdiğinden, ayrıca su ilave gerek yoktur. Sonra üst buhar sorusundan buhar verilmeye başlanır ve ilk 15 – 20 dakika alttaki kondanse suyu akıtılmaya yarayan vana açık bırakılır. Başlangıçta soğuk şekilde hem hammadde ısınır, hem de patateslerin iyi temizlenmemiş kısımları kondanse su ile yıkanır. Buhar çıkmaya başlayınca kondanse vanası üst buhar vanası kapatılır. Nişastaca zengin patateslerde, basınç altında buharda tutma süresi uzatılabilir ya da basınç artırılıp süre kısaltılabilir. Buharlama sırasında sıcaklığın ve basıncın yüksek tutulması sonucu şekerin karamelize olmasına meydan verilmemelidir. İşlem bittikten sonra, alttaki boşaltma vanası açılarak iç basıncın etkisiyle buharlayıcı içeriği maişeleme kazanına gönderilir. Hanze kazanının hacmi 100 kilo patates için 160-170 L, 100 kilo hububat için 400-450 L olarak hesaplanır.

2.1.5.3. Tahılların buharlanması:

Tahıllar öğütülmüş olarak veya öğütülmeksizin buharlanabilirler. Tahıllar en fazla %15 su içerdiklerinden bunların buharlanmasında tam bir nişasta açılımı sağlayabilmek için buharlanacak hammadde ile birlikte yeterli miktarda suyun buharlayıcıya verilmesi gerekir. Her 10 kg hammaddeye 270 – 300 litre su verilir ve bir gece yumuşaması için bırakılır. Tahıllardaki buharlama işlemi de aynı patateslerde olduğu gibi yapılır. Fakat iç basınç bir saatte yumuşak çavdarda 3.0 – 3.5, sert çavdarda 4 atm’ye, mısırda ise 4.5-5 atm’ye çıkarılır. Bu ölçülerdeki basınç altında buharlama süresi 30 – 40 dakikadır.

Maişeleme

Nişastalı hammaddeler henze kazanında buharlandıktan sonra, çirişlenmiş ve sulanmış nişastanın maişeleme işlemi ile fermente olabilen şekerlere dönüştürülmesi gerekir. Maişeleme işlemi buharlanmış hammaddenin su ile karıştırılıp belirli sıcaklıklarda diastaz adı ile de bilinen amilaz enzimlerinin etkisine bırakılması ile yapılır. Bu işlem ısıtma, soğutma ve karıştırma düzeni bulunan kazanlarda yapılır. Nişastanın şekerlendirilmesinde kullanılan enzimler yaş veya kuru malt, mantar maltı veya ticari enzim preparatları kullanılarak sağlanır. Malt denilince genellikle arpadan elde edilen malt anlaşılır. Isıtılmış, çimlendirilmiş ve kurutulmuş hububat maltı nişastayı parçalayacak a ve b amilaz enzimleri içerir.

Bitkilerde bulunan nişasta taneciklerinin büyüklükleri 2 – 100 mikron arasında değişir. Bilindiği gibi nişasta amiloz (%20-30) ve amilopektin (%70-80) olarak iki kısımdan meydana gelmiştir. Amiloz 1.4 ve 1.6 glikozidik bağıyla bağlamış glikoz moleküllerinden oluşmuştur. Nişastaya çirişlenme özelliğini amilopektin vermektedir. Amiloz a ve b-amilaz enzimlerinin her ikisi tarafından da parçalanabilir. Amilopektin ise 1.4 ve 1.6 bağlarını içerdiğinden yalnızca 1.4 bağlarını çözebilen b-amilaz tarafından kısmen parçalanabilir. Parçalanmanın tam olması için ortamda 1.6 bağlarını da çözen b-amilaz enziminin bulunması gerekir. b-amilaz nişastayı uçarlardan başlayarak ikişer glikozdan oluşan maltoza parçalar ve 1.6 bağını geçmez a-amilaz, nişasta zincirlerini daha küçük zincirlerden oluşan destrinlere parçalayarak nişastayı sulandırır ve viskoziteyi düşürür. Bu sırada a ve b-amilazlar birlikte etki ederek dekstrinleri daha küçük dekstrinlere, oligosakkaritlere ve maltoza parçalar. Böylece nişasta önce aminodekstrine, daha sonra da giderek eritrodekstrin, akrodekstrin, sınır dekstrinler, oligosakkaritler ve maltoza hatta bir miktar glikoza parçalanmış olur. 1.6 bağının çözünmesi ise 1.6 glikozidaz veya sınır dekstrinaz enziminin etkisiyle olur.

Nişastalı hammadde malt kullanılarak şekerlendirildiğinde malt amilazları nişastanın %20’sini dekstrin halinde bırakarak %80’ini maltoza çevirir. Nişastanın yaklaşık %80’i fermente olabilir şekerlere dönüştüğünde bir denge noktasına ulaşılmakta ve şekerlendirme artık daha ileri götürülmemelidir. Bu denge noktasına ulaştıktan sonra parçalanmanın ilerleyebilmesi için ortamdaki fermente olabilir şeker dengesinin bozulması gerekir. Bu ise fermantasyonun başlayıp ortamdaki glikoz ve maltozun kısmen alkole dönüşmesi ile oluşur. Şekerlendirme işlemi için gerekli yeşil malt miktarı 100 kg mısır için 15-20 kg, 100 kg patates için 3 – 4 kg olarak hesaplanır. Diğer hububatlar için daha çok %8-9 oranında kuru malt kullanılır. Kaliteli ve aromatik içki ispirtosu üretiminde ise hammaddenin %25’i kadar kuru malt kullanılır. Mantar maltı kullanılacak ise, hammaddenin %5’i kadar taze mantar maltı verilir. Daldırma yöntemi ile elde olunan sıvı kültür kullanılacaksa %40 oranında kullanılmalıdır. Günümüzde piyasada hazır enzim preparatları bulunmakta ve alkol üretiminde kullanılmaktadır. Bu preparatlar küf veya bakterilerden elde edilen mikrobiyal enzimlerdir. Küflerden elde olunan amilazlar yüksek sıcaklığa dayanıklı değildir ve 50 – 55 oC sıcaklıklarda şekerlendirme için kullanılır. Bakteri amilazı ise 80-85 oC sıcaklıkta çalışabilir.

Maişeleme yapılacağı zaman hanze kazanının boşaltma vanası açılarak kazan içeriği maişe, maişeleme kazanına boşaltılır. Kazana aynı zamanda su verilerek maişenin ekstraktı %18’e ayarlanır. Bu sırada maişe kazanının karıştırma ve soğutma düzeni çalıştırılarak boşaltılan maişe anında sulandırma veya şekerlendirme sıcaklığına soğutulur. Eğer maişeleme sırasında maişeleme yapılacaksa maişe 75 oC’a soğutulur ve kullanılacak maltın %10’u maişe kazanına verilir. Bu sıcaklıkta a-amilazlar daha fazla çalıştığı için nişasta sulanır, dekstrinlere parçalanır. Bu işleme sulandırma dinlendirmesi denir. Sulandırma tamamlanınca maişe 55-60 oC’a soğutulur. Maltın tamamı verilir ve şekerlendirme yapılır. Bu sıcaklıkta a ve b-amilazlar birlikte çalışır ve nişastayı maltoza parçalarlar. Bu sırada bir miktar glikozda oluşur. a-amilazın etkisi 68 oC’ta optimumdur. Buna karşın şekerlendirme etkisi 55-57 oC’ta optimum olup 65 oC’ta azalır. Şekerleme yaklaşık 30 dakikada sona erer. Şekerlenmesi tamamlanmış maişe fermantasyon sıcaklığına soğutularak fermantasyon tanklarına pompalanır ve maya ile aşılanır.

Sulandırma yapılmayacaksa hanze kazanından alınan maişe şekerlendirme sıcaklığına soğutulur ve öğütülmüş maltın tamamı bir defada verilip şekerlendirme yapılır. İşlem sırasında iyot reaksiyonu ile şekerlenme kontrol edilir. Başlangıçta mavi olan renk, menekşe, sonra kırmızı olur ve şekerlenme tamamlanınca yalnızca iyodun açık sarı rengi görülebilir. Şekerlendirme sona erince maişe fermantasyon sıcaklığına kadar soğutulur ve fermantasyon kabına boşaltılır. Bu şekilde şekerlenmesi tamamlanmış maişenin ballingi 17-22 arasında değişir.

Maişelemede önemli bir faktör ortam pH’sıdır. b-amilaz için en uygun pH 5.4-5.6; a-amilaz için ise 5.6-5.8’dir. eğer maişenin pH’sı kullanılan şekerlendirme ortamı için uygun değilse, maişenin kireç sütü veya asit katılarak pH’sı uygun duruma getirilebilir.

Maya hazırlanması

Nişastalı hammadde işleyen işletmelerde maya, her gün taze olarak hazırlanır. Böylece daima kuvvetli ve taze bir maya ile çalışılmış olur. Başlangıçta 5 kg yeşil malt ezilip, üzerine 10 L su katılarak 65 oC’a ısıtılır. Üzerine 100 L maişe ilave edilir. 1 – 1,5 saat malt nişastasının şekerlenmesi için 60 oC dolayında tutulur. Bu mayalık maişe uygun duruma getirebilmek ve bakterileri üremesini engellemek için asitlendirilir. Asitlendirme sülfürik asit katılarak veya laktik asit bakterileri aşılanarak yapılır. 100 L maişeye patatesten etil alkol üretiminde 110 – 120 ml, hububattan etil alkol üretiminde 170 – 180 ml konsantre sülfürik asit verilir. PH 3.4 – 3.5’a getirilir ve maişe pastörize edilir.

Laktik asitle asitlendirmede ya maişeye teknik laktik asit katılır veya maişe saf termofil ve homofermantatif laktik asidi bakterileri ile aşılanarak fermantasyona uğratılır. Laktik asit bakterileri şekerden laktik asit oluşturur ve böylece gerekli asitlik sağlanmış olur. 100 ml laktik asit bakteri kültürü 200-300 L mayalık maişe için yeterli olmaktadır. Laktik asit oluşumu için maişe 50 – 56 oC’ta 24 saat bırakılır. Oluşan ekşi maişeden bir kısmı, bir gün sonraki mayalık maişe için kullanılmak üzere, 100 L maişeye 2.0-2.1 olacak kadar ayrılır. Kalan büyük kısım ise 75 oC’ta 30 dakika pastörize edilir. Teknik laktik asidin doğrudan katılması pahalı olduğundan pek kullanılmamakta, ancak fermentatif asitlendirmenin zayıf olduğu durumlarda bir miktar katılarak yararlanılmaktadır.

Yukarıda anlatılan şekillerde asitlendirilen maişe 25 oC’a soğutulur ve saf maya ile aşılanır. Maya yeterince çoğalınca maişenin balling derecesi 5-7’ye düşer. Çoğalma süresi 1-2 gündür. Sıcaklık 30 oC’ı aşmamalıdır. Asıl fermantasyon için hazırlanan maya miktarı, fermantasyonun iki günde tamamlanması istendiğinde toplam hacminin %10’u kadar olmalıdır. Üç günlük fermantasyon için %5 maya yeterli olmaktadır.

İşletme mayasının sürekli kullanıldığı durumda özel mayalık maişe hazırlanmasına gerek yoktur. Asıl maişenin %5’i kadarı mayalık maişeye ayrılır. Bu maişenin her 100 litresine fermantasyon gücü iyi saf mayadan 9.5 kg aşılanır ve sülfürik asitle pH 3.4-3.5’e kadar asitlendirilir. 24 oC’ta fermantasyona bırakılır. Ertesi gün sıcaklığı 29-30 oC’ta çıkan, %6 ekstrakta kadar fermente olan mayalık maişe asıl maişeye 30 oC’ta aşılanır. Yeniden 24 oC’ta mayşı alınır ve aynı işlemler her gün sürdürülür. Mayalık maişede fermantasyona, %4 alkol oluşuncaya kadar izin verilir. Aksi taktirde fazla alkol maya çoğalmasını engellemektedir.

Nişastalı hammaddelerden etil alkol eldesinde kullanılan maya, Saccharomyces cerevisiae’dir. Kullanılan mayanın kuvvetli olması, çabuk çökmeyen ve ortamdaki şekerleri fermente edip alkole dönüşünceye kadar sıvı içinde yüzer durumda kalan üst fermantasyon mayaları olması istenir. Böylece fermantasyonun kuvvetli ve etkin olması sağlanmış olur.

Fermantasyon

Şekerlemiş ve aşılama sıcaklığına soğutulmuş maişe önceden hazırlanmış işletme mayası ile %5-8 oranında aşılanır. Eğer fermantasyonda ticari maya kullanılıyorsa bu işletme için şu şekilde çoğaltılmalıdır. Her 10 hl maişe için 0.5 kg maya hesaplanır. Bu maya 10 L su veya maişe içinde bulamaç haline getirilir ve üzerine 30 ml konsantre sülfürik asit seyreltildikten sonra ilave edilir. 1 saat bekledikten sonra 30 oC’ta ana maişeye aşılanır.

Fermantasyonda sıcaklık başlangıçta 18 – 20 oC’tır. Fermantasyonun başlaması ile sıcaklık yükselir. Fermantasyon sırasında sıcaklık yaklaşık 30 oC’tır. Fakat başlangıçta fermantasyon ne kadar düşük sıcaklıkta ve uzun sürerse, o denli kuvvetli ve enzimce zengin maya elde edilir. Çoğalan maya ile birlikte fermantasyon hızı da artar. Fermantasyonun hızı, sıcaklık artışı ve CO2 çıkışı ile anlaşılır. İlk devrede sakkarimetre derecesi çabuk düşer ve bunu yavaş fermantasyon takip eder. Bu ikinci devrede kalan maltoz ile birlikte dekstrinin yavaş yavaş maltoza dönmesi dolayısıyla fermantasyon yavaş olur ve 3 gün içinde sona erer. Fermantasyonda asit derecesi biraz artar ve bu artış normal hallerde 0.2-0.3 kadardır. Buna göre mayalanmış maişede asit derecesi en çok 0.5’tir. asitliğin fazla yükselmiş olması enfeksiyona işarettir. Bakteriyel bulaşmada görülen pH düşmesini ve şeker kaybını önlemek için maişe dezenfektan maddelerle dezenfekte edilir. Bu amaçla en fazla formalin kullanılır. Fermantasyon işlemi bittikten sonra %8-10 alkollü maişe seperatörden geçirilerek derhal damıtmaya alınır.

2.1.6. Selülozlu hammaddelerden alkol eldesi

Etil alkol üretiminde kullanılan selülozlu hammaddeler orman sanayii artıkları, atık kağıtlar, sap ve saman gibi selülozca zengin yan ürünlerdir. Bu selüloz rezervleri, asitlere veya enzimatik olarak şekerlere dönüştürülmekte, böylece etil alkol üretimi için uygun duruma getirilmektedir.

2.1.6.1. Asitlerle hidrolizasyon

Selülozlu hammaddelerin seyreltik asitlerle hidrolizasyonu Schöller ve Tavusulü olmak üzere 2 şekilde yapılır. Schöller yönteminde perkolatör denilen, aside, yüksek basınç ve sıcaklığa dayanıklı, alt ve üst kısmı konik, ortası silindirik cihazlar kullanılır. Bu cihazlarda alt konik kısmın ucunda dışarı açılan 1 mm çapında deliklerin bulunduğu, bir taban vardır. İç yüzeyleri, asitten zarar görmemesi için seramik taslarla kaplanmıştır.

2.1.6.2. Schöller yöntemi

Odun artıkları bir parçalayıcıdan geçirilerek perkolatöre alınır. 120 – 140 oC’a ısıtılmış %0.8-1.2’lik seyreltik H2SO4 partiler halinde perkolatöre pompalanarak odun parçacıkları arasından geçirilir. Alttan buhar verilerek perkolatör içeriği 175 – 180 oC’a ısıtı

Metaller

06 Kasım 2007

METALLER

Metal kelimesi, kesitleri gümüş gibi olan,elektriği ve ısıyı iyi ileten maddelere verilen isimdir. Alkali metallerinin de dahil olduğu bazı metaller, nisbeten yumuşak, dövülebilir (levha haline getirilebilir.) ve çekilebilirler(tel haline getirilebilirler.)

METALLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

1)Civa hariç oda koşullarında katı halde bulunurlar.

2)Tel ve levha haline gelebilirler.

3)Boş orbitalleri nedeniyle ısı ve elektriği iletirler.

4)Periyodik dizgede soldan sağa doğru gidildikçe metalik özellik azalır.

*

ALKALİ METALLER

Alkali metallerin,örgü noktaları +1 yüklü iyonlarla işgal edilmiş iç merkezli kübik sistemde kristallenirler. Bu yapı içerisinde,valens elektronları (her atomda 1 tane) bütün yapıya nüfuz eden negatif yüklerden oluşan bir deniz meydana getirirler. Bu elektronların yerleri belli olmadığından duruma göre metali bir baştan öbür başa dolaşırlar ve dolayısıyla yüksek elektrik iletkenliği meydana getirirler. Elektriği yüksek derecede ileten elementler, aynı derecede ısıyı da iletirler.

Alkali metal yüzeylerinde gözlenen yüksek derecedeki parlaklık metalde bulunan oynak elektronlarla açıklanabilir.

Alkali metalleri, bilinen metallerin en aktifleridir. Ne kadar zayıf olursa olsunlar herhangi bir yükseltgeni indirgerler.

TOPRAK ALKALİ METALLER

Toprak-Alkali denmesinin sebebi;çok eski kimyacılar bunlara suda çözünmeyen ve ateşte değişmeyen toprak demeleri ve ayrıca kireç(CaO),magnezia(MgO) gibi toprakların kalevi reaksiyon göstermeleridir.

Alkali metaller ile karşılaştırılırsa bunların,daha zayıf metalik ve daha zayıf indirgen özellikler gösterdikleri görülür.

Toprak-Alkali metallerin en belirgin özellikleri,bileşiklerinde daima +2 yükseltgenme basamağında bulunmalarıdır.

Aşağıdaki tabloda alkali metallerin özellikleri verilmiştir.

*

Element Atom No Elektron dizilişi Birinci İyon potan. İkinci iyon potansiyeli Üçüncü iyon potansiyeli İyon Yarıçapı

Be 4 (2) 2s2 9.32 18.2 153.8 0.35

Mg 12 (10)3s2 7.64 15.0 80.1 0.66

Ca 20 (18)4s2 6.11 11.9 51.2 0.99

St 38 (36)5s2 5.69 11.0 (43) 1.12

Ba 56 (54)6s2 5.21 11.0 (36) 1.34

Rd 88 (86)7s2 5.28 10.1 _ 1.43

ALKALİ METALLER

Periyodik cetvelin birinci grubunda lityum, sodyum, potasyum, rubidyum, sezyum ve fransiyum elementleri bulunur. Bu grup elementlerinin hidroksitleri kuvvetli baz özelliği gösterdiğinden, bazik anlamın gelen alkali metaller adıyla anılırlar. Alkali metaller, en dış orbitalleri olan küresel sorbitalinde bir değerlik elektronu taşırlar. Elektronsistemlerinin benzerliğinden, alkali metallerin birçok özellikleri de birbirine benzer. Her biri, aynı periyotta bulunan diğer elementlere göre daha büyük atoma sahiptirler. Dış orbitaldeki tek elektronu kolaylıkla verip elektron sistemlerini asal gazlara benzeterek +1 değerlikli iyon (katyon) halinde bileşikler oluştururlar. Alkali metal atomlarında elektronlar, çekirdekten uzakta olduklarından koparılmaları kolay, iyonlaşma enerjileri düşük, düşük elektronegativiteli, dolayısıyla en kuvvetli elektropozitif elementlerdir. Işıklandırıldıklarında elektron

yayabilirler. Bu sebepten potasyum ve sezyum foto-elektrik hücrelerde kullanılırlar.

Alkali metallerin erime ve kaynama noktaları düşük olup, grupta aşağıya doğru inildikçe erime ve kaynama noktaları daha da düşer. Bıçakla kesilebilecek kadar yumuşaktır. Elektrik akımını ve ısıyı iletirler. İlk kesildiklerinde yüzeyleri gümüş parlaklığındadır.

a-Tabiatta Bulunuşları

Alkal, metaller tabiatta sadece +1 yüklü iyonlar halinde bulunurlar. En bol bulunanları sodyum ve potasyumdur. Yer kabuğunda bulunan elementler içindealtıncı ve yedinci sırayı alırlar. Lityum daha az bulunmasına rağmen, hemen hemen bütün kayalarda az miktarda rastlanır. Rubidyum ve sezyum çok az bulunur. Radyoaktif bir element olan fransiyum tabiatta hiç bulunmaz. Ancak nükleer reaksiyonlarla eser miktarlarda oluşabilir.

Alkali metal bileşiklerinin pek çoğu suda çözündüklerinden. Genellikle deniz suyunda ve acı kuyu sularında bulunurlar. Tabiatta alkali metallerin bileşiklerinin elde edilmesine yarıyan bir çok yataklar vardır. Bazı tuz yataklarında potasyum, KCI ve KCI, MgCI2 . 6H2O şeklinde bulunmaktadır. Sodyum ve potasyum iyonları, değişmez bir şekilde bitki ve hayvan dokularında bulunur. Sodyum iyonu hüçre dışı sayılarının, potasyum iyonu ise, hücre içinin başlıca katyonlatındandır. Bu iyonların su kaybını önleme gibi genel fizyolojik görevleri de vardır.

b-Elde Edilişleri:

Alkali metalleri elde edebilmek için bileşiklerinden +1 yüklü iyonlarını indirgemek gerekir. Bu ya elektroliz yada kimyasal yolla yapılır.

Alkali metaller, genellikle, eritilmiş tuzların elektroliziyle elde edilirler. Örneğin sodyum ticari amaçlar için, eritilmiş NaCI ve CaCI2 karışımının 600 OC‘de elektroliziyle tonlarca elde edilir.

Tepkimede CaCI2, elektroliz kabında NaCI’nin erime noktasını düşürmeye yarar.

Erimiş NaOH’nin elektrolizi Castner(kesnır) cihazında yapılır.

c-Alkali Metallerin Genel Özellikleri:

1- Alkali metaller değerlik tabakalarında tek elektronu kolayca kaybederek +1 yüklü iyonlar

oluştururlar;bu nedenle kuvvetli indirgendirler.

2- Birkaç istisna dışında bileşikleri iyoniktir.

3- Metalik özellikleri gerği parlaktırlar;fakat diğer metallerin aksine,bıçakla kesilebilecek kadar yumuşaktırlar.

4- Aleve tutulduklarında çeşitli renkler oluştururlar;Li,Na ve K tuzu çözeltisine batırılmış bir platin tel,alevi sırasıyla kırmızı,sarı ve menekşe renge boyar.

5- Isı ve elektriği çok iyi iletirler.

6- Bulundukları periyotta iyonlaşma enerjileri en küçük,atom ve iyon çapları ise en büyük olan elementlerdir.

7- Diğer metallerin aksine,yoğunlukları ve erime noktaları oldukça düşüktür.Lityum,sodyum ve potasyum yoğunlukları ilginç bir şekilde sudan daha küçüktür.Sezyumun erime noktası o kadar düşüktür ki,sıcak günlerde sıvı halde bulunabilir.

8- Alkali metaller su ile reaksiyona girip, hidrojen gazı verirler.

9-Alkali metallerin su ile etkileşimi oldukça şiddetlidir.Reaksiyonun şiddeti yukarıdan aşağı inildikçe artar

d-Alkali metallerin kimyasal özellikleri:

Alkali metaller çok aktifdirler. Aktiflik, grupta aşağıya doğru artar. Havada parlaklıkları kaybolur, oksitleri ya da peroksitleri oluşur. Bu yüzden açık havada saklanamazlar. Petrol, toluen gibi, alkali metallerle tepkime vermeyen organik sıvılar içinde saklanırlar

Su ile şiddetli tepkime verirler.Tepkimede H2 gazı yanında bazları oluştururlar.

Halojenle birleşerek tuzları oluştururlar.

Hidrojenle birleşerek tuzları oluştururlar.

Kuvvetli indirgendirler.Başka metalleri bileşiklerinden açığa çıkarırlar.

e-Alkali metaller:

SODYUM:

Adı: Sodyum

Sembol: Na

Atom Numarası: 11

Atomik yığın: 22.98977 amu

Erime Noktası: 97.8 °C (370.95 °K, 208.04001 °F)

Kaynama Noktası: 552.9 °C (826.05005 °K, 1027.2201 °F)

Proton ve Elektron Sayısı: 11

Nötron sayısı: 12

Sınıfı: Alkali Metaller

Kristal Yapısı: Kübik

Yoğunluk: 0.971 g/cm³

Bulunuş Tarihi: 1807

Buluşu Yapan: Sir Humphrey Davy

RUBİDYUM:

Adı: Rubidyum

Sembol: Rb

Atom Numarası: 37

Atomik yığın: 85.4678 amu

Erime Noktası: 38.89 °C (312.04 °K, 102.002 °F)

Kaynama Noktası: 688.0 °C (961.15 °K, 1270.4 °F)

Proton ve Elektron Sayısı: 37

Nötron sayısı: 48

Sınıfı: Alkali Metaller

Kristal Yapısı: Kübik

Yoğunluk: 1.532 g/cm³

Bulunuş Tarihi: 1861

Buluşu Yapan: R. Bunsen

SEZYUM:

Adı: Sezyum

Sembol: Cs

Atom Numarası: 55

Atomik yığın: 132.90546 amu

Erime Noktası: 28.5 °C (301.65 °K, 83.3 °F)

Kaynama Noktası: 678.4 °C (951.55005 °K, 1253.12 °F)

Proton ve Elektron Sayısı: 55

Nötron sayısı: 78

Sınıfı: Alkali Metaller

Kristal Yapısı: Kübik

Yoğunluk: 1.873 g/cm³

Bulunuş Tarihi: 1860

Buluşu Yapan: Fustov Kirchoff

FRANSİYUM:

Adı: Fransium

Sembol: Fr

Atomic Number: 87

Aldehit Ve Ketonlar

06 Kasım 2007

ALDEHİT VE KETONLAR ( KARBONİL BİLEŞİKLERİ ) Karbonil grubu içeren bileşiklerdir. Karbon atomuna bir hidrojen atomu ile bir akil veya aril grubunun bağlanmasıyla aldehitler, iki tane akil veya aril grubunun bağlanması ile de ketonlar oluşur. Karbonil Grubunun Özellikleri Karbon oksijen arasındaki çift bağ, bir sigma ve bir pi bağından oluşmuştur. Karbon atomu sp² hibritleşmesi yapmıştır, düzlemseldir. C=O polar bir gruptur. İki tür polarlık vardır: 1) İndüktif polarlık : Dipol moment ile ilgilidir, kısmi yük dağılımı vardır. 2) Mezomerik polarlık (rezonans polarlık) : C=O’deki çift bağın π kısmı oksijen yanına kaymış gibi düşünülür C (+), O ise (-) olur. Aldehitler Adlandırılması Aldehitler açil grubun a göre adlandırılırlar. 1) Aldehitler yükseltgendikleri zaman oluşturdukları karboksilli asidin adının sonundaki –İK ASİT veya –OİK ASİT soneki yerine –ALDEHİT soneki getirilerek adlandırılırlar. 2) Aldehit ile aynı sayıda karbon içen doymuş hidrokarbonun (alkan) adının sonuna –AL soneki getirilerek adlandırılırlar. Bu durumda aldehit grubundaki karbon atomuna bir numara verilerek numaralandırma yapılır. ( IPUAC sistemine göre ) 1) İçinde karbonil gurubunu bulunduran en uzun karbon zinciri seçilir. 2) Zincirdeki C atomları, karbonil grubu karbonundan başlanarak adlandırılırlar. 3) Zincire bağlı grup ya da atomlar, bağlı oldukları C atomu numarası ile belirlenirler. 4) Zincirdeki C atomu sayısı kadar karbon atomu içeren alkalın sonuna –al soneki getirilir. Genel elde edilme yolları Primer alkollerin yükseltgenmesi: Yükseltgenme işlemi asitli çözeltide potasyum dikromat (KMnO4) ile veya alkol buharı ile hava karışımını ısıtılmış bakır veya gümüş üzerinden geçirerek yapılabilir. 3R-CH2-OH + Cr2O72 – + 8H+ → 3R-C=O + 2Cr3+ + 7H2O │ H R-CH 2-OH + 1/2O2 Ag→ R-C=O + H2O │ H Aldehit Birincil alkollerin dehidrojenarasyonu : Birincil alkol buharları 300oC sıcaklıkta bakır talaşından geçirilmesiyle aldehit elde edilebilir. O ║ R-CH2OH 300oC→Cu R-C-H + H2 Organik asitlerin bir basamak indirgenmesi ile : Organik asitlerin bir basamak indirgenmesi ile aldehit oluşturulabilir. O O ║ ║ R- C-OH [H]→ R-C-H Organik asit aldehit Asit klorür : Asit klorürler, Pd katalizörlüğünde H2 ile indirgenirse aldehit oluşur. O O ║ ║ CH3 – C- Cl + H2 Pd/BaSO4→ CH3 –C-H + HCl Asetil klorür asetaldehit Genel Özellikleri Fiziksel özellikleri : Polar yapılı moleküllerdir. Küçük moleküllü aldehitler suda çok çözünür. Moleküldeki C atom sayısı arttıkça kaynama noktası yükselir, çözünürlükleri azalır. Formaldehit gaz, diğerleri sıvıdır. Büyük moleküllü aldehitler, hoş kokuludur. Parfüm yapımında kullanılır. Kimyasal özellikleri : Aldehitler, karbonil grubunun özelliği nedeniyle *katılma *kondenzasyon *polimerleşme tepkimeleri gösterirler. Yükseltgenme bakımından birincil alkoller ile karboksilli asitler arasında bulunduklarından kuvvetli indirgen özellik gösterirler, kendileri karşılık olan karboksilli aside yükseltgenirler. Katılma tepkimeleri Karbonil grubundaki pi bağının açılmasıyla katılma tepkimesi verir. C kısmen (+), O kısmen (-) yüklüdür.Bu nedenle katılma tepkimelerinde (-) yüklüler karbon atomuna, (+) yüklüler oksijen atomuna bağlanırlar. H2 katılması : Aldehitlere nikel veya platin katalizörlüğünde hidrojen katılırsa karşılık olan birincil alkol oluşur.]

Alaşımlar

06 Kasım 2007

ALAŞIMLAR

Alaşım: İki veya birkaç maddenin muhtelif oranlarda beraberce eritilerek meydana getirilen karışıma alaşım denir.

Alaşımda cıva bulunursa malgama adını alır. Cıva yalnız demir ve platin madenleriyle malgama yapmaz. Madenlerin çeşitli özellikleri vardır. Bazı madenler yumuşak yalnız başına kullanılamazlar. Altın ve gümüş gibi. Bazı madenler ise döküme elverişli değildirler. Bakır gibi, bazıları kolayca aşınabilirler. Bazıları dayanıklı veya dayanıksızdırlar. Bazıları yüksek ve bazıları da alçak sıcaklıkta ergirler. İşte madenlerin gösterdikleri bu çeşitli özelliklerden ötürü teknikte layıkıyla faydalanmak için ve daha elverişli olmalarını temin amacıyla alaşımlar yapıldı. Mesela bakır döküme elverişli olmadığından bakırı kalayla birlikte eriterek tunç ve çinko ile eriterek pirinç alaşımları yapıldı. Alaşımlar; kendisini meydana getiren madenlerin erime noktalarından daha aşağı derecede eridikleri için teknikte kullanılmaya elverişlidirler.

Alaşımların Elde Edilmesi

Alaşımlar: Birden fazla çeşitli maden parçaları eritilmek suretiyle elde edilir. Madenlerin oksitlenmelerine engel olmak için kömür tozu ile örtülür ve toprak bir pota içerisinde eritilir. Eğer madenlerden biri uçucu ise diğer maden erimekte iken diğeri ile karıştırılır. Uçmadan meydana gelecek eksikliği tamamlamak için biraz fazla miktar maden konur.

Çok miktarda alaşım elde etmek için reverber fırınlarında ergitilerek yapılır

Alaşımların Özellikleri

Alaşımlar, yoğun olup maden parlaklığında, ısı ve elektriği iletirler. Bazıları beyazdır. Fakat bakır ve altın gibi renkli madenler yeteri miktarda bulunursa alaşımlar renklidir.

Genel olarak alaşımlar, kendini teşkil eden maddelerden daha sert, fakat daha az levha haline gelebilir ve dayanıklıdırlar. Çok fazla levha ve yaprak haline gelebilen altın, antimon veya kurşun ile karıştırıldığı zaman sert ve kırılabilir.

Bakırda, kalayla birleştiği zaman levha haline gelebilme özeliğini kaybeder.

Alaşımlarda her iki metal, hem katı hem de sıvı halinde birbiri içerisinde ergimiştir.

Metaller birbiri içerisinde erimezler. Bu takdirde alelade bir karışım meydana gelmiştir. Bu alaşım mikroskop altında iki çeşit kristal gösterir. Kurşun-Antimon alaşımı gibi.

Alaşım kristali, her iki atom sayıları oranında ihtiva eder. Sodyum malgaması, Bakır-Çinko alaşımı, Alüminyum-Bakır alaşımı, Demir- Karbon alaşımı gibi. Fakat bu şekildeki alaşımlar teknik bakımdan kullanılmaya elverişli değildir. Çünkü bunlar çok kırılıcıdır.

Alaşımlar genellikle kendilerini meydana getiren metallerden daha az aktiftirler. Örneğin, sodyum malgaması suyu daha yavaş ayrıştırır. Halbuki sodyum suya çok kuvvetli etki yapar.

Alaşımlar: Yapılarına giren az eriyebilen madenlerden daha fazla ve daha kolaylıkla eriyebilir. Bir kısmı bu madenlerden en ziyade eriyebilen madenin erime derecesinden daha aşağı bir derecede erir. Mesele kurşun 335 0 C, bizmut 264 0 C, kalay 228 0 C eridiği halde Bi 8 , Pb 5 , Sn 3 kısımlardan ibaret olan alaşım 94,5 0 C de erir.(Darcet) darse alaşımı.

Bakır ve kalay alaşımı zamanla dayanıklılığını kaybeder. Bakır birçok alaşımların yapısına girer. Kıymetli madenlerden gümüş ve altına sertlik verir. Parlaklık ve renklerini bozmadan, inceliklerini korur.

Kimyasal Özellikleri

Uçabilen bir madeni bulunan alaşımları ısı analiz eder. Bundan altın ve gümüş elde etmekte faydalanılır.Altın veya gümüş tozu önce cıva ile karıştırılır.Güderiden süzülerek cıvanın fazlası çıkarılır ve sonra alaşım ısıtılarak uçabilen madde ayırt edilir. Alaşımlar, alaşımları teşkil eden maddelerden daha az oksitlenebilen ve asitlerden daha az etkilenebilen karışımlardır.

Genel olarak oksijen, alaşımlar üzerine etki eder. Bu halde madenden biri bir asit oksidi, diğeri, bir baz oksidi yapar. İşte bunun içindir ki kalay ve kurşun, antimon ve potasyumdan ibaret alaşımlar alevle yanar. Bazı madenler kimyaca birleşmişler ve birtakım alaşımlar yapmışlardır.

Mesela; (Sodyum cıva malgaması),(Bakır çinko),(Alüminyum bakır),(Demir karbon) bileşikleridir.Fakat bu alaşımların teknikte kullanılmaları elverişli değildir. Çabuk kırılabilirler. Bu alaşımlar belirli oranlar kanununa göre teşekkül etmişlerdir.

Alaşımların mikroskopla incelenmelerine gelince; bir alaşımın parlak yüzeyi üstüne asitler veya bazı kimyasal ayıraçlar dökülürse alaşımda muhtelif renkler görülür. Etkimeler birbirinden farklıdır. Madenin cinsine göre çeşitli irili ufaklı çukurlar meydana gelir eski şekliyle karşılaştırılır. Mikroskopta incelenir ve fotoğrafı alınır.

Önemli Alaşımları Bulunan Elementler

Bakır (Cu)

Bakır, önemli alaşımların çoğunun bileşimine girer. Değerli madenlerle karışarak , onlara, renk ve parlaklıklarını bozmaksızın sertlik ve ince kısımlarını bile koruma özelliği verir.

Bronzlar (tunçlar); Bakır, kalay ile çok önemli olan tunçları teşkil eder. Topların tuncu dayanıklılık bakımından önemlidir. Çanların tuncu, top tuncuna göre kalayın daha çok oranda bulunduğu tunçtur. Bu tunç kırılabilir, fakat çok tınlar.

Bakır alüminyum ile çok sert bir tunç meydana getirir. Silisli ve fosforlu tunçlar da vardır.

Bakır, çinko ile pirinci oluşturur. Çinko ve nikel ile de mayekor (taklit gümüşü) yapar.

Çinko (Zn)

Çinko, daima alaşımları halinde kullanılır. En önemli alaşımları pirinç, bronz ve beyaz metaldir. Pirinç; çinko ve bakır alaşımı olup, alaşımda bu iki metalin oranları çok değişiktir. Fakat en çok kullanılan tipinde bakır %60, çinko %40 oranında bulunur. Bronz; Bakır ve kalay alaşımı olup, bir miktar çinko ilave edilir. Beyaz metal; çinko bakır,alüminyum ve magnezyum metalleri karışımından ibaret bir alaşımdır. Son zamanlarda, otomobil endüstrisinde karbüratör, yakıt pompası, radyatör, kapı kolları v.b. gibi parçaları yapmakta çok kullanılır.

Çinkonun ikinci derecede önemli bir alaşımı Alman gümüşüdür. (Yeni gümüş). Bileşimi; bakır, nikel ve çinko metallerinden ibarettir. Alaşımın gümüşle ilgisi olmamasına rağmen, gümüşe benzediği için bu isim verilmiştir.

Alüminyum

Alüminyum tunçları, ekonomi bakımından, elektrik fırınında 70 kg bakır ile 40 kg korenden veya boksitle kömür parçalarından oluşan karışım ısıtılarak yapılır; alümin Al2O3 indirgenir. Karbon monoksit çıkar ve %14 alüminyumu bulunan bir alaşım elde edilir. Bu alaşım yeter miktarda bakır ile beraber eritilirse, tunçtan daha çok dayanıklı alaşımlar elde edilir.

Demirli alüminyum; işlemde bakır yerine font konularak, %90 demir ve %10 alüminyumu bulunan demirli alüminyum (Ferro-Alüminium) elde edilir. Bu alaşım demir veya çeliği arıtmak için kullanılır. 10 kısım alüminyum ve 90 kısım bakırdan ibaret alaşımlar alüminyum tuncunu yapar; bu alaşım altın parlaklığını ve demirin sağlamlığını haizdir. Bu alaşım, 1 kg bakır ve 1 kg çinko ile beraber tekrar edilirse adi pirinçten daha sağlam ve daha sert alüminyum pirinci meydana gelir. Alüminyum pirinci nikel ile beraber tekrar eritilirse, gayet dayanıklı ve kolaylıkla kalıba dökülebilir bir yeni alaşım meydana gelir. 10 kısım kalay ve 100 kısım alüminyumdan ibaret alaşım, alüminyumun renk ve bir dereceye kadar hafifliğini korur. Daha kolay ,işlenir. Alüminyumu lehimler.

Silimin: %86 alüminyum ve %14 silisyumdan ibarettir. Bunlardan başka duralüminyum, magnalyum ve elektron alaşımları da vardır.

Alüminyumun gümüş, altın ile olan alaşımları da ziynet yapmakta kullanılır.

Kurşun (Pb)

Kurşun alaşımlarını yapmada maksat, sert, sert olduğu kadar esnek ve kırılmaya karşı dayanıklı, erime noktaları düşük bir metal karışımı elde etmektir. Bunlar arasında en önemlileri;

Lehim; Erime noktası 182oC olan bu alaşım %40 kurşun, %60 kalaydan oluşur.

Kurşun-antimon alaşımı: Bileşimi: %13-25 kurşun, %75-87 antimondur. Çok sert olup kırılganlıkları biraz fazladır. Yüksek basınçlara dayanamazlar. Bu kötü özelliği ortadan kaldırmak için karışıma bir miktar kalay ilave edilir. Örnek; %73 kurşun, %15 antimon ve %12 kalaydan ibaret alaşımdan matbaa harfleri yapılır. Sert ve basınca dayanıklıdır.

En Önemli Alaşımlar

Şimdi burada bazı önemli alaşımlar incelenecektir.

Bakır alaşımları

Bakır + Kalay ® Tunç

Bakır + Çinko ® Pirinç

Bakır + Çinko + Nikel ® Mayakor

Bakır + Çinko + Kalay ® Teknik eserler tuncu

Bakır + Alüminyum ® Fen aygıtlarında, deniz valfleri, pervaneler, dümenler.

Altın, gümüş ve altın, bakır alaşımları

Altın + Gümüş ® Yeşil altın

Altın + Gümüş ® Solmuş yaprak altını

Altın + Gümüş ® Su yeşili altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Roz altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Sarı, çok beyaz, değerli İngiliz altını

Kurşun alaşımları

Kurşun + Kalay ® Lehim

Kurşun + Arsenik ® Saçma ve mermi

Kurşun + Antimon + Kalay ® Matbaa harfleri

Demir alaşımları

Krom + Demir ® Tel-silindir yatakları

Demir + Nikel ® Fen aletleri

Demir + Nikel ® Ampul teli

Demir + Molibden ® Yüksek hızlı dökümde

Demir + Volfram ® Parça dökümünde (tungsten çeliği)

Demirin fosforlu, karbonlu, silisyumlu, çelikleri de önemli alaşımlardandır.

Sefiller

06 Kasım 2007

SEFİLLER Bay Myriel genç yaşında evlenmiştir. Eski parlamento üyeleri dağıtıldıktan sonra Bay Myriel İtalya’ya göç etmiştir ve burada uzun süredir hasta olan eşini Fransız İhtilali ile birlikte kaybetmiştir.

Uzun bir aradan sonra Bay Myriel tekrar Fransa’ya dönmüştür. Burada rahip olmuştur ve Digne piskoposluğuna atanmıştır. Bu atamayla Bay Myriel kendisinden on yaş küçük olan kız kardeşini ve hizmetçilerini alarak görev yerine gitmiştir.

Piskoposluk sarayı çok görkemli bir konaktır fakat bunu yanında hastane tek katlı çok küçük bir yerdir. Bay Myriel bir akşam hastanenin başhekimini evine yemeğe çağırır ve ona evi ile hastaneyi değiştirmeyi önerir. Bu öneriyi sevinçle karşılayan başhekim bu öneriyi kabul eder ve kısa bir sürede hastane ile piskoposluk sarayının yeri değişir.

Bay Myriel yaptığı yardımlarla kısa sürede halkın kalbinde taht kurmuştur. Halka verdiği vaazlarda hasta olan insanlara kötü gözle bakılmaması gerektiğini bunu aksine hastalığı yaratan koşulları görüp onları iyileştirmenin bir çaresini bulmanın gerektiğini anlatmıştır.

1815 yılının Ekim ayında Digne kentine kırk yaşlarında bir adam gelmiştir. Bu adam ilginç giyimiyle garip bir görüntü oluşturuyordur. Adam kentin en gösterişli bir hanına doğru yürür ve orada kalmak istediğini han sahibine iletir fakat kalacak yer olmadığı için buradan geri döner. Halbuki bu handa yer vardır fakat hancı sahibinin gözü tutmadığı için adama yalan söyler ve onu başından atar.

Adam, girdiği diğer meyhanede de handaki olaylara benzer davranışlarla karşılaşır ve bir cezaevinin kapısını çalar. Küçük pencereden bakan gardiyana bir gecelik yatak istediğini söyler fakat gardiyan oraya sadece suç işleyenlerin girebileceğini söyler ve pencereyi kapatır.

Gece yaklaştıkça adam iyice titremeye başlamıştır. Yürüdüğü yolun sonunda yıkık bir kulübe görür ve geceyi geçirmek için oraya sığınmaya karar verir. Fakat içeri girer girmez kocaman bir köpekle karşılaşır ve haykırarak oradan uzaklaşır. Bütün umutlarını yitirmiş bir vaziyette kilisenin bahçesindeki taş kanepeye uzanır. Tam o sırada kiliseden çıkan yaşlı bir kadın adamı görerek ona yaklaşır. Bu kadın Bay Myriel’in hizmetçisi Bayan Magloire’dir. Adama yaklaşarak ona bir kaç soru sorar ve sonunda adamın elini tutarak bahçenin öbür ucundaki kulübeye gitmesini önerir ve daha sonra oradan uzaklaşır.

Adam hiçbir şey söylemeden kendisine gösterilen yere doğru yürür ve kulübenin kapısını çalar. İçerden bir ses kapının açık olduğunu ve içeri girebileceğini söyler.

Yabancı adam kapıyı itip içeri girer. Kısa bir süre sonra adam Bay Myriel’in yanına gelerek boğuk bir sesle adını Jan Valjan olduğunu ve kürek hükümlüsü olduğunu anlatır ve devam eder. Tam on dokuz yılının zindanda geçirdiğini, Paterliye kasabasına gittiğini ve dört gündür yolda olduğunu söyler

Piskopos (Bay Myriel) sakin bir sesle hizmetçiye dönerek misafirlerine yiyecek ve yatacak bir mekan hazırlamalarını söyler. Kısa bir süre sonra Bayan Magloire elinde gümüş şamdanlarla içeri girer. Misafirin önüne altın, gümüş çatal-bıçakları ve tabakları koyar.

Bayan Magloire çok güzel bir yemek hazırlamşıtır ve Piskopos bir de bunlara özel günler için sakladığı Bordo şarabını ilave ederek misafirine:

-Buyurun sofraya! demiştir.

Adam, açlığın vermiş olduğu hisle hemen sofraya oturup yemeklerini yemiştir ve yemekten sonra meyve yerken piskoposa teşekkürlerini bildirir.

Alaşımlar

06 Kasım 2007

ALAŞIMLAR

Alaşım:İki veya birkaç maddenin muhtelif oranlarda beraberce eritilerek meydana getirilen karışıma alaşım denir.

Alaşımda cıva bulunursa malgama adını alır. Cıva yalnız demir ve platin madenleriyle malgama yapmaz. Madenlerin çeşitli özellikleri vardır. Bazı madenler yumuşak yalnız başına kullanılamazlar. Altın ve gümüş gibi. Bazı madenler ise döküme elverişli değildirler. Bakır gibi, bazıları kolayca aşınabilirler. Bazıları dayanıklı veya dayanıksızdırlar. Bazıları yüksek ve bazıları da alçak sıcaklıkta ergirler. İşte madenlerin gösterdikleri bu çeşitli özelliklerden ötürü teknikte layıkıyla faydalanmak için ve daha elverişli olmalarını temin amacıyla alaşımlar yapıldı. Mesela bakır döküme elverişli olmadığından bakırı kalayla birlikte eriterek tunç ve çinko ile eriterek pirinç alaşımları yapıldı. Alaşımlar; kendisini meydana getiren madenlerin erime noktalarından daha aşağı derecede eridikleri için teknikte kullanılmaya elverişlidirler.

Alaşımların Elde Edilmesi

Alaşımlar: Birden fazla çeşitli maden parçaları eritilmek suretiyle elde edilir. Madenlerin oksitlenmelerine engel olmak için kömür tozu ile örtülür ve toprak bir pota içerisinde eritilir. Eğer madenlerden biri uçucu ise diğer maden erimekte iken diğeri ile karıştırılır. Uçmadan meydana gelecek eksikliği tamamlamak için biraz fazla miktar maden konur.

Çok miktarda alaşım elde etmek için reverber fırınlarında ergitilerek yapılır

Alaşımların Özellikleri

Alaşımlar, yoğun olup maden parlaklığında, ısı ve elektriği iletirler. Bazıları beyazdır. Fakat bakır ve altın gibi renkli madenler yeteri miktarda bulunursa alaşımlar renklidir.

Genel olarak alaşımlar, kendini teşkil eden maddelerden daha sert, fakat daha az levha haline gelebilir ve dayanıklıdırlar. Çok fazla levha ve yaprak haline gelebilen altın, antimon veya kurşun ile karıştırıldığı zaman sert ve kırılabilir.

Bakırda, kalayla birleştiği zaman levha haline gelebilme özeliğini kaybeder.

Alaşımlarda her iki metal, hem katı hem de sıvı halinde birbiri içerisinde ergimiştir.

Metaller birbiri içerisinde erimezler. Bu takdirde alelade bir karışım meydana gelmiştir. Bu alaşım mikroskop altında iki çeşit kristal gösterir. Kurşun-Antimon alaşımı gibi.

Alaşım kristali, her iki atom sayıları oranında ihtiva eder. Sodyum malgaması, Bakır-Çinko alaşımı, Alüminyum-Bakır alaşımı, Demir- Karbon alaşımı gibi. Fakat bu şekildeki alaşımlar teknik bakımdan kullanılmaya elverişli değildir. Çünkü bunlar çok kırılıcıdır.

Alaşımlar genellikle kendilerini meydana getiren metallerden daha az aktiftirler. Örneğin, sodyum malgaması suyu daha yavaş ayrıştırır. Halbuki sodyum suya çok kuvvetli etki yapar.

Alaşımlar: Yapılarına giren az eriyebilen madenlerden daha fazla ve daha kolaylıkla eriyebilir. Bir kısmı bu madenlerden en ziyade eriyebilen madenin erime derecesinden daha aşağı bir derecede erir. Mesele kurşun 3350C, bizmut 2640C, kalay 2280C eridiği halde Bi8, Pb5, Sn3 kısımlardan ibaret olan alaşım 94,50C de erir.(Darcet) darse alaşımı.

Bakır ve kalay alaşımı zamanla dayanıklılığını kaybeder. Bakır birçok alaşımların yapısına girer. Kıymetli madenlerden gümüş ve altına sertlik verir. Parlaklık ve renklerini bozmadan, inceliklerini korur.

Kimyasal Özellikleri

Uçabilen bir madeni bulunan alaşımları ısı analiz eder. Bundan altın ve gümüş elde etmekte faydalanılır.Altın veya gümüş tozu önce cıva ile karıştırılır.Güderiden süzülerek cıvanın fazlası çıkarılır ve sonra alaşım ısıtılarak uçabilen madde ayırt edilir. Alaşımlar, alaşımları teşkil eden maddelerden daha az oksitlenebilen ve asitlerden daha az etkilenebilen karışımlardır.

Genel olarak oksijen, alaşımlar üzerine etki eder. Bu halde madenden biri bir asit oksidi, diğeri, bir baz oksidi yapar. İşte bunun içindir ki kalay ve kurşun, antimon ve potasyumdan ibaret alaşımlar alevle yanar. Bazı madenler kimyaca birleşmişler ve birtakım alaşımlar yapmışlardır.

Mesela; (Sodyum cıva malgaması),(Bakır çinko),(Alüminyum bakır),(Demir karbon) bileşikleridir.Fakat bu alaşımların teknikte kullanılmaları elverişli değildir. Çabuk kırılabilirler. Bu alaşımlar belirli oranlar kanununa göre teşekkül etmişlerdir.

Alaşımların mikroskopla incelenmelerine gelince; bir alaşımın parlak yüzeyi üstüne asitler veya bazı kimyasal ayıraçlar dökülürse alaşımda muhtelif renkler görülür. Etkimeler birbirinden farklıdır. Madenin cinsine göre çeşitli irili ufaklı çukurlar meydana gelir eski şekliyle karşılaştırılır. Mikroskopta incelenir ve fotoğrafı alınır.

Önemli Alaşımları Bulunan Elementler

Bakır (Cu)

Bakır, önemli alaşımların çoğunun bileşimine girer. Değerli madenlerle karışarak , onlara, renk ve parlaklıklarını bozmaksızın sertlik ve ince kısımlarını bile koruma özelliği verir.

Bronzlar (tunçlar); Bakır, kalay ile çok önemli olan tunçları teşkil eder. Topların tuncu dayanıklılık bakımından önemlidir. Çanların tuncu, top tuncuna göre kalayın daha çok oranda bulunduğu tunçtur. Bu tunç kırılabilir, fakat çok tınlar.

Bakır alüminyum ile çok sert bir tunç meydana getirir. Silisli ve fosforlu tunçlar da vardır.

Bakır, çinko ile pirinci oluşturur. Çinko ve nikel ile de mayekor (taklit gümüşü) yapar.

Çinko (Zn)

Çinko, daima alaşımları halinde kullanılır. En önemli alaşımları pirinç, bronz ve beyaz metaldir. Pirinç; çinko ve bakır alaşımı olup, alaşımda bu iki metalin oranları çok değişiktir. Fakat en çok kullanılan tipinde bakır %60, çinko %40 oranında bulunur. Bronz; Bakır ve kalay alaşımı olup, bir miktar çinko ilave edilir. Beyaz metal; çinko bakır,alüminyum ve magnezyum metalleri karışımından ibaret bir alaşımdır. Son zamanlarda, otomobil endüstrisinde karbüratör, yakıt pompası, radyatör, kapı kolları v.b. gibi parçaları yapmakta çok kullanılır.

Çinkonun ikinci derecede önemli bir alaşımı Alman gümüşüdür. (Yeni gümüş). Bileşimi; bakır, nikel ve çinko metallerinden ibarettir. Alaşımın gümüşle ilgisi olmamasına rağmen, gümüşe benzediği için bu isim verilmiştir.

Alüminyum

Alüminyum tunçları, ekonomi bakımından, elektrik fırınında 70 kg bakır ile 40 kg korenden veya boksitle kömür parçalarından oluşan karışım ısıtılarak yapılır; alümin Al2O3 indirgenir. Karbon monoksit çıkar ve %14 alüminyumu bulunan bir alaşım elde edilir. Bu alaşım yeter miktarda bakır ile beraber eritilirse, tunçtan daha çok dayanıklı alaşımlar elde edilir.

Demirli alüminyum; işlemde bakır yerine font konularak, %90 demir ve %10 alüminyumu bulunan demirli alüminyum (Ferro-Alüminium) elde edilir. Bu alaşım demir veya çeliği arıtmak için kullanılır. 10 kısım alüminyum ve 90 kısım bakırdan ibaret alaşımlar alüminyum tuncunu yapar; bu alaşım altın parlaklığını ve demirin sağlamlığını haizdir. Bu alaşım, 1 kg bakır ve 1 kg çinko ile beraber tekrar edilirse adi pirinçten daha sağlam ve daha sert alüminyum pirinci meydana gelir. Alüminyum pirinci nikel ile beraber tekrar eritilirse, gayet dayanıklı ve kolaylıkla kalıba dökülebilir bir yeni alaşım meydana gelir. 10 kısım kalay ve 100 kısım alüminyumdan ibaret alaşım, alüminyumun renk ve bir dereceye kadar hafifliğini korur. Daha kolay ,işlenir. Alüminyumu lehimler.

Silimin: %86 alüminyum ve %14 silisyumdan ibarettir. Bunlardan başka duralüminyum, magnalyum ve elektron alaşımları da vardır.

Alüminyumun gümüş, altın ile olan alaşımları da ziynet yapmakta kullanılır.

Kurşun (Pb)

Kurşun alaşımlarını yapmada maksat, sert, sert olduğu kadar esnek ve kırılmaya karşı dayanıklı, erime noktaları düşük bir metal karışımı elde etmektir. Bunlar arasında en önemlileri;

Lehim; Erime noktası 182oC olan bu alaşım %40 kurşun, %60 kalaydan oluşur.

Kurşun-antimon alaşımı: Bileşimi: %13-25 kurşun, %75-87 antimondur. Çok sert olup kırılganlıkları biraz fazladır. Yüksek basınçlara dayanamazlar. Bu kötü özelliği ortadan kaldırmak için karışıma bir miktar kalay ilave edilir. Örnek; %73 kurşun, %15 antimon ve %12 kalaydan ibaret alaşımdan matbaa harfleri yapılır. Sert ve basınca dayanıklıdır.

En Önemli Alaşımlar

Şimdi burada bazı önemli alaşımlar incelenecektir.

Bakır alaşımları

Bakır + Kalay ® Tunç

Bakır + Çinko ® Pirinç

Bakır + Çinko + Nikel ® Mayakor

Bakır + Çinko + Kalay ® Teknik eserler tuncu

Bakır + Alüminyum ® Fen aygıtlarında, deniz valfleri, pervaneler, dümenler.

Altın, gümüş ve altın, bakır alaşımları

Altın + Gümüş ® Yeşil altın

Altın + Gümüş ® Solmuş yaprak altını

Altın + Gümüş ® Su yeşili altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Roz altını

Altın + Gümüş + Bakır ® Sarı, çok beyaz, değerli İngiliz altını

Kurşun alaşımları

Kurşun + Kalay ® Lehim

Kurşun + Arsenik ® Saçma ve mermi

Kurşun + Antimon + Kalay ® Matbaa harfleri

Demir alaşımları

Krom + Demir ® Tel-silindir yatakları

Demir + Nikel ® Fen aletleri

Demir + Nikel ® Ampul teli

Demir + Molibden ® Yüksek hızlı dökümde

Demir + Volfram ® Parça dökümünde (tungsten çeliği)

Demirin fosforlu, karbonlu, silisyumlu, çelikleri de önemli alaşımlardandır.

Nikel alaşımları

Bakır + Nikel ® Asit tankları (Monel Metal)

Nikel + Krom ® Elektrik demiri ve elektrik ızgarası.

En Çok Bulunan Metal Adı Bileşim yüzdesi Bazı kullanış yeri

İ Duralumin Al-95, Cu-4, Mg-1 Uçak endüstrisinde

Mağnalyum Al-90, Mg-10 Uçak ends.ve terazilerde

BİZMUT Wood metali Bi-50, Pb-25

Sn-12,5, Cd-12,5 Elektrik sigortalarında

Alüminyum

bronzu Cu-90,Al-10 Fen aletlerinde

Çan metali Cu-75,Sn-25 Çan imalinde

BAKIR Pirinç Cu-65,Zn-35 Elektrik malzemesi

imalinde

Bronz Cu-82, Sn-16, Zn-2 Madalya ve heykelde

Alman gümüşü Cu-50 Ni-25 Zn25 Elektrik reostalarında

Top metali Cu-90, Sn-10 Top imalinde

Nikel para Cu-75, Ni-25 Para basmada

ALTIN Altın para Au-90, Cu-10 Altın para basmada

18 ayar altın Au-75, Cu-25 Mücevhercilikte

Beyaz altın Au-65, Ni-35 Mücevhercilikte

Krom çeliği Fe-97, Gr-3 Silindir yatağı, tel

Sert demir Fe-86, Si-14 Asit tankı

İnvar Fe-64, Ni-36 Fen aletleri

Manganez

çeliği Fe-86, Mn-14 Kasa, dolap, taşkırıcı

Molibden

çeliği Fe-95, Mo-5 Yüksek hızlı dökümde

DEMİR Nikel çeliği Fe-94, Ni-6 Asma köprü yapmakta

Platinit Fe-85, Ni-15 Ampul teli

Silisyum çeliği Fe-97, Si, 3 Otomobil yayı

Krom çeliği Fe-85, Si-3 Mutfak malzemesi

Tungsten

çeliği Fe-92, W-8 Parça dökümünde

KURŞUN Saçma, mermi Pb-99,5, As-0,5 Saçma ve mermi yapımı

Matbaa metali Pb-82 Sb-15 Sn-3 Harf dökümünde

CIVA Malgamalar Hg+SnCu, Ag, Au Metal elde etmek ve diş dolgusunda

Monelmetal Ni-66, Cu-34, Fe-6 Asit tankları

NİKEL Nikrom Ni-60, Cr-15, Fe-25 Elektrik demiri ve elektrik ızgarası

Perm alaşımı Ni-80, Fe-20 Elektrik transformatörleri

PLATİN Platinium Pt-95, Ir-5 Mücevhercilikte

Gümüş para Ag-90, Cu-10 Gümüş para basmakta

GÜMÜŞ Sterlin Ag-62,5, Cu-37,5 İngiliz gümüş parası

ve gümüş eşya yapımı

Babbitt metal Sn-45, Pb-40, Sb-13,Cu-2 Makine yatağı

KALAY Britanya metali Sn-90, Sb-8, Gu-2 Süs eşyasında

Lehim Sn-60,Pb-40 Metalleri birleştirmekte

Akvaryum Kimyası

06 Kasım 2007

AKVARYUM KİMYASI

Akvaryum suyunun hazırlanması

Şehir sularında bulunan klor ve ağır metaller bitki ve balıklar için zehirlidir. Bu suyun ilk önce akvaryum için uygun hale getirilmesi gerekir. Akvaryuma koymadan önce temiz ve zehirli olmayan bir kapta bir hafta dinlendirmek ya da bir su filtresi veya hava pompasıyla bir iki gün havalandırmak gerekir. Bundan sonra da suyun içinde kalan kloru ve ağır metalleri nötralize etmek için bir su hazırlama preparatı kullanmak (örn. BioPlast AquaClean) yerinde olacaktır.

Bakır zehirlidir. Bu yüzden yeni kurulmuş, henüz kireçlenmemiş bakır tesisatlardan gelen su, akvaryumlar için uygun değildir. İçinde zehirli metaller bulunma olasılığı olduğu için musluktan akan sıcak suyu da akvaryum için kullanmamalısınız. Sadece soğuk su, o da bir süre akıtıldıktan sonra kullanılmalıdır.

Suyun kimyası

İçinde yaşadıkları suyun bileşimi, diğer bir deyişle kimyası balık ve bitkiler için büyük önem taşır. Bazı balık ve bitki türleri yaşamlarını sürdürebilmek için çok özel su şartları (pH, GH, erimiş karbondioksit miktarı vs.) gerektirirler. Bunlar hassas ve zor türlerdir. Örneğin bir Güney Amerika cüce çikliti olan apistogramma agassizi ‘ nin uzun dönemde sağlıkla yaşayabilmesi için diğer şartların yanında akvaryum suyunun asitlik değerinin de 6 – 6,7 pH arası olması gereklidir. Bazı türler ise çok geniş aralıklardaki su değerlerinde sağlıkla yaşayabilir ve hatta çoğalabilirler. Bunlar, çoğu zaman doğada da mevsimlerle bağlı olarak değişen su şartlarına göğüs germek zorunda olan dayanıklı türlerdir.

Akvaryum bitki ve balıklarına gereksinim duydukları su şartlarını sağlayabilmek, suyun kimyasından bir miktar anlamayı gerektirir. Özellikle bilinmesi gerekenler, akvaryumculukta önem kazanmış toplam sertlik (GH), karbonat sertliği (KH), asitlik (pH) ve erimiş karbondioksit (CO2) gibi değerlerin ilişkileridir:

Suyun asitlik derecesi (pH)

Suyun pH derecesi, içinde çözülmüş halde bulunan bütün asitik ve bazik maddelerden etkilenir. Suyun pH derecesiyle, bütün bu maddelerin toplam etkisi ölçülmüş olur. Suda ne kadar çok asitik madde varsa, pH değeri de o kadar düşer. Kimya dilinde belirtilecek olursa, asitik su elektron almaya, bazik su ise vermeye eğilimlidir.

0 – 14 pH skalası

Suyun pH derecesi, sudaki hidrojen (H+) iyonları konsantrasyonunun negatif logaritmasıyla (10-pH) orantılıdır ve 0-14 aralığında bir skalayla ölçülür. Saf suyun hidrojen iyonları (H+) konsantrasyonu, hidroksit (OH-) iyonları konsantrasyonuna eşit, pH derecesi de nötr, yani 7′dir. Asitik özellikli sularda (pH 0-7 aralığı) H+ iyonları OH- iyonlarından daha fazla, bazik özellikli sularda ise (pH 7-14 aralığı) OH- iyonları H+ iyonlarından daha fazla bulunur. Tatlı su akvaryumları için genelde 5.5 – 8.5 pH aralığı önem taşır. Çoğu tatlı su kaynaklarının pH derecesi de bu değerler arasındadır. Örneğin Afrika’daki Malawi Gölü’nün çeşitli yerlerindeki pH değerleri 7.5-8.5 arasıyken (bazik), tropik Amazon sularının çoğu yerinde pH 6.5′in altındadır (asitik).

Balık ve bitki türleri sağlıklı yaşamak için belli pH değerleri gerektirirler

Suyun pH değeri akvaryumculukta çok önem kazanmıştır. Her balık veya bitki türü, sağlıklı yaşayabilmek için belli sınırlar içindeki pH değerlerini gerektirirler. Bazı türler, 6,5 – 8,5 gibi geniş bir pH aralığında sorunsuzca yaşamlarını sürdürürken bazıları 5,5 – 6,5 aralığı gibi özel (asitik) su şartlarına gereksinim duyarlar.

Sudaki hızlı pH değişimleri tehlikelidir!

Çoğu zaman, suyun mutlak pH derecesinden çok, pH’ın dengede sabit tutulması önemlidir. Çünkü balıklar, bitkiler ve mikroorganizmalar, ani pH değişimlerinden son derece olumsuz etkilenirler. Suyun pH derecesinin dengede tutulmasında bikarbonat sertliği önemli rol oynar. Genel olarak, suyun bikarbonat sertliği yükseldikçe pH da yükselir ve daha kolay dengede tutulur. Örneğin bikarbonat sertliği arttıkça akvaryumdaki karbondioksit miktarına bağlı günlük pH salınımları azalacaktır. Disk balığı gibi düşük pH dereceleri (5,5-6,5) gerektiren balıkların bakımının zorluğu da kısmen bu noktadan kaynaklanır. Bu pH değerlerinde suyun bikarbonat sertliği de düşük olacağından pH’ı dengede tutmak zorlaşır.

Bir çoğu Amazon Nehri kökenli asitik su gerektiren balıklar için turba (almanca torf, ingilizce peat) filtre malzemesi kullanılması önerilir.

pH ve karbondioksit

Bir akvaryumda pH değerini etkileyen en önemli madde karbondioksittir (CO2). Suda ne kadar çok karbondioksit varsa pH da o kadar düşer. Gündüzleri bitkiler fotosentez sırasında karbondioksit alır oksijen verirler. Bu yüzden de bitkili akvaryumlarda pH derecesi, sabah ışık ilk açıldığında en düşük noktasındayken akşam ışığın kapanmasına yakın en yüksek noktasına ulaşır.

Suyun toplam sertliği (GH)

Sudaki katyonlar ve GH

*

Sertlik yapan tuzlar: Kalsiyum ve magnezyum tuzları

Suda çözünmüş türlü tuzlar arasında kalsiyum ve magnezyum tuzları suyun toplam sertliğini oluştururlar. Suda en çok bulunan sertlik yapıcı bileşikler genelde kalsiyum bikarbonat [Ca(HCO3)2] ve kalsiyum sülfattır [CaSO4]. Kalsiyum ve magnezyum tuzlarının çok bulunduğu sular sert, az oldukları sular ise yumuşak olarak nitelendirilir. Sertliğin ölçüm birimi olan 1° GH litrede 10 mg kalsiyum veya magnezyum oksite karşılık gelir. (Ca: Kalsiyum, Mg: Magnezyum, Na: Sodyum, P: Potasyum)

Geçici sertlik:

Kalsiyum bikarbonatın neden olduğu sertliğe geçici sertlik de denir, çünkü suyu kaynatınca bu sertlik kaybolur. Kalsiyum sülfatın yol açtığı sertlik ise kalıcı sertliktir. Böylece:

toplam serlik (dGH) = kalıcı sertlik + geçici sertlik

Akvaryumculukta su, sertlik derecesine (GH) göre aşağıdaki gibi sınıflandırılır:

*

0°-5° ÇOK YUMUŞAK

5°-10° YUMUŞAK

10°-15° ORTA SERT

15°-20° SERT

20°- + ÇOK SERT

Suyun sertliği ve ozmotik basınç

Suyun sertliği, ozmotik basınçla doğrudan ilişkilidir; dolayısıyla suda yaşayan her türlü canlının hücresel faaliyetini de doğrudan etkiler. Genel olarak akvaryum balıkları için uygun sertlik derecesi 5° -15° GH arası değerlerdir. Bazı türlerin gerektirdiği su şartları bu sınırların dışında kalır. Güney Amerika’da, Amazon nehir sisteminde yaşayan bazı türler ancak çok yumuşak sularda sağlıkla yaşayabilirler. Tanganika ve Malawi göllerinde yaşayan Afrika çiklitleri ise sert su gerektirirler.

Sert su yumuşatılabilir

Sert su, gerek duyulursa ozmoz suyu karıştırılarak yumuşatılabilir. Ozmoz suyu, musluğa ters ozmoz (reverse osmosis) aleti takılarak musluk suyunun yaklaşık %98 oranında saflaştırılmasıyla elde edilir.

Suyun karbonat sertliği (KH)

Karbonat sertliği, sudaki bikarbonat (HCO3-) iyonlarının konsantrasyonunun bir ölçüsüdür. Karbonat sertliği, akvaryum balıkları için tehlikeli olan ani pH değişimlerine karşı tampon görevi yapar; KH ne kadar yüksekse pH salınımları o kadar az olur. Bir akvaryumda karbonat sertliği çok düşükse, balık, bitki, ve bakteri faaliyeti sonucu artan veya eksilen karbondioksite bağlı olarak pH salınımları çok yüksek olacak, bu da biyolojik dengeyi ve balıkların sağlığını çok olumsuz etkileyecektir. Çok özel su şartları gerektiren balık ve bitki türlerini bir yana bırakırsak, bir akvaryumdaki karbonat sertliğinin 3° -10° KH arası bir değer olması önerilir.

sudaki anyonlar ve KH

*

Karbonat sertliği sudaki bikarbonat (HCO3-) konsantrasyonunun bir ölçüsüdür. Karbonat sertliği, sadece bikarbonat (HCO3-) iyonlarının konsantrasyonuna bağlıdır ve kalsiyum bikarbonata [Ca(HCO3)2] bağlı geçici sertlikle karıştırılmamalıdır. Karbonat sertliği, toplam sertlik (GH) yaratmayan sodyum bikarbonat (NaHCO3) veya potasyum bikarbonat (PHCO3) tuzlarının çözünmesiyle de oluşabilir. Genel eğilim, toplam sertliğin (GH) karbonat sertliğinden (KH) yüksek olmasıyla birlikte, bazı durumlarda (örneğin saf suda sodyum bikarbonat eritmiş olduğunuzu düşünün) bunun tersi de görülebilir.

*

Karbonat sertliği (KH), karbondioksit (CO2) ve asitlik (pH) ilişkisi

Normalde bir akvaryumda karbonat sertliğini -aynı zamanda geçici sertliği de-oluşturan en önemli tuz, suda kolaylıkla eriyen kalsiyum bikarbonattır [Ca(HCO3)2]. Kalsiyum karbonatın (CaCO3) ise çözünürlüğü çok düşüktür. Kaynatılarak suyun geçici sertliğinin nasıl giderildiğini aşağıdaki çift yönlü kimyasal denklem aracılığıyla daha iyi açıklayabiliriz: Karbondioksit azalırsa, denge, denklemin sağ tarafı lehinde bozulur ve kalsiyum bikarbonatın bir kısmı kalsiyum karbonata dönüşerek çökelir. Kalan karbondioksit miktarına bağlı olarak kalsiyum bikarbonat konsantrasyonunun daha düşük olduğu yeni bir denge noktası oluşur. Tersine suya karbondioksit verdiğimizi düşünelim; bu durumda denge, denklemin sol tarafı lehinde bozulur. Yani çökelti halinde bulunan kalsiyum karbonatın bir kısmı kalsiyum bikarbonata dönüşerek suda erir.

Gazların sudaki çözünürlükleri suyun sıcaklığı arttıkça azalır. Su kaynatıldığı zaman içindeki erimiş karbondioksit gazının hemen hepsi havaya uçar. Bunun sonucu olarak da kalsiyum bikarbonat kalsiyum karbonata dönüşür ve çökelir. Çaydanlıklar da bu nedenle zamanla kireçle, yani kalsiyum karbonatla kaplanırlar.

Bitkili bir akvaryumda karbondioksit konsantrasyonunun 5 – 15 mg/litre olması optimaldir. 5 mg/litre’den azı bitkiler için yetersizdir; 15 mg/litre’den fazlası ise balıklar için tehlikelidir.

Sudaki erimiş oksijen (02)

Akvaryumda oksijen, balık, bitki ve aerobik bakteriler gibi oksijenle solunum yapan diğer canlılar için yaşamsal önem taşır. Balıklar, solungaçlarıyla sudaki oksijeni alır, suya karbondioksit verirler. Bitkiler ise gündüzleri fotosentez yaparken karbondioksiti kullanır, yerine suya oksijen verirler. Suyun sıcaklığına bağlı olarak erimiş oksijen konsantrasyonunun bir doyma noktası vardır. Su ne kadar soğuksa oksijen kapasitesi o kadar yüksektir.

Akvaryuma oksijen yüzey hareketi ya da bitkilerle kazandırılabilir. Yüzey hareketi, havadan difüzyon yoluyla suya karışan oksijenin geçişini hızlandırır. Su filtreleri veya hava motorları, yüzey hareketi yaratarak suyun oksijence zenginleşmesini sağlarlar. Çok fazla yüzey hareketi, bitkilerin gereksinim duyduğu karbondioksitin havaya uçmasına neden olurak bitkilerin sağlıklı gelişmesini engeller. Eskiden çok kullanılan hava motorlarının bugün bitkili akvaryumlarda önerilmemesinin nedeni de budur.

Çeşitli sıcaklıklarda doyma noktasındaki oksijen miktarları:

SICAKLIK (°C) OKSİJEN(mg)/litre

10° 11,3

15° 10,1

20° 9,1

25° 8,3

30° 7,6

Balıklar için en sağlıklı oksijen kaynağı akvaryum bitkileridir. Bitkiler fotosentez sırasında açığa çıkardıkları oksijenin çok azını solunumda kullanırlar. Balıkların oksijen sıkıntısı çekmemeleri için akvaryum balıkça gereğinden kalabalık olmamalı, yeteri kadar bitki ve bitkileri olumsuz etkilemeyecek kadar da yüzey hareketi olmalıdır. Genelde sağlıklı ve bol bitkili akvaryumlarda oksijen sıkıntısı çekilmez.

*

*

Şakir Paşa Köşkü

06 Kasım 2007

KİTABIN ADI

Şakir Paşa Köşkü

KİTABIN YAZARI

Nermidil Erner Binark

YAYINEVİ VE ADRESİ

Remzi KitabeviSelvili Mescit Sok. No:3 34440 Cağaloğlu / İSTANBUL

BASIM TARİHİ

Nisan 2000

KİTABIN YAYIM MAKSADI

Nermidil Erner Binark, kendinin de içinde bulunduğu bir ailenin hatırasına bu kitabı kaleme almıştır. Batıya açılırken özünü korumanın, kültürel değerlere sahip çıkmanın önemi vurgulanan kitapta; bugün artık devri kapanmış bir hayat tarzı halkımıza gösterilmek istenmiştir.

KİTABIN ÖZETİ :

Bu kitapta anlatılanlar, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemine ve Cumhuriyet’ in kuruluş yıllarına tanık olmuş bir üst tabaka ailenin, Şakir Paşa Ailesinin hikayesidir. Bu aile ülkemize Cevat Paşa, Şakir Paşa gibi devlet adamlarıyla Fahrünnisa Zeyd, Aliye Berger, Cevat Şakir gibi sanatçılar armağan etmiştir.

Nermidil Erner Binark, Şakir’ lerin kızlarından Ayşe Erner ile, Osmanlı ordusu subaylarından Ahmet Faik Bey’in kızı olarak yaşadığı çocukluk günlerini anlatırken, dönemin de özelliklerini ve durumunu ortaya koyar. Kitapta kimliğini kaybetmeden

Batı’ya açılmaya çalışan bir aristokrat ailenin kültürüyle, Anadolu kökenli genç bir subayın kültürü arasında gel gitlerle dolu bir çocukluk geçiren yazar, sonradan ailenin büyüklerinden biri olarak geriye bakarken, bir dönemi tatlı ve acı yönleriyle gözler önüne serer.

Nermidil’ in baba tarafı silik bir görünümle Anadolu hayat tarzını temsil ederken, anne tarafı Elmalı Türkmen aşiretine dayanmaktadır. Nermidil’ in annesi Miralay Asım Bey’ le Sıdıka Hanım’ ın Ahmet Cevat ve Mehmet Şakir adlı iki oğlundan Mehmet Şakir’ in kızıdır. Ahmet Cevat ve Mehmet Şakir Bey’ ler anne ve babalarını, çocuk yaşta kaybedince Mekteb-i Harbiye’ ye giderler. Ahmet Cevat çok önemli görevlerde bulunur, hatta sadrazamlık mevkiine kadar yükselir. Kitaba konu olan aile ise Şakir Paşa’ nın çocukları ve torunlarıdır. Şakir Bey ilk hanımı ölünce Girit’ li Sare İsmet ile evlenir. Bu evlilikten beş çocukları olur. Çocukların eğitimine son derece önem veren Şakir ailesi, yabancı dil ve müzik derslerini de göz ardı etmeyerek o zamanın farklı aile yapısını temsil eder.

Şakir Paşa’ nın büyük oğlu Cevat Oxford Ünivesitesinde okumaktadır. Her türlü desteği gören Cevat’ ın kültürel değerlerinden uzaklaştığı farkedilince okulu bırakıp İstanbul’ a gelmesi istenir. İstanbul’ a İtalyan asıllı eşi ve bir de çocuğu ile dönen Cevat’ ın ailesiyle arası bozulur. Bir işte bulunmaması Cevat’ ı iyice bunaltınca babasını öldürmek gibi bir gaflette bulunur.

Şakir ailesinin büyük ve görkemli bir köşkte yaşantıları bu şekilde devam ederken çocukları evlilik safhasına girmişler ve köşkün kalabalıklaşmasına vesile olmuşlardır. Nermidil’ in annesi Ayşe’ ye de Jandarma Alay Komutanı Ahmet Faik Bey talip olur. Sonraları Sivas valisi görevi verilen Ahmet Malta’ ya sürgüne gönderilir. 31 Mart vakası ve Çanakkale Savaşı olaylarında dönen siyasi entrikalar sebep olmuştur Ahmet Faik’ in bu sürgününe. Birkaç arkadaşıyla kaçmayı başaran Ahmet yaşadığı olaylardan dolayı memurluktan uzak durup ticaretle uğraşmaya çalışır. Bu amaçla eşi Ayşe ve daha çocuk olan Nermidil’ i alarak Arjantin (Buenas Aires)’ e yerleşir. Sigara fabrikası kuran Ahmet rakip firmaların oyunlarından başarılı olamaz.

Buenas Aires’ te bulundukları sürede Nermidil’ in eğitimi konusunda titiz davranılır. Gönderildiği okulda dini sapmalara uğratılmaya çalışılan Nermidil bu okuldan hemen alınır. Gösterilen bu alaka farklı kültürde dahi özüne sahip çıkmak suretiyle yanlış batılılaşmanın karşısında olduğunu kanıtlar. Kültürel ve dinsel değerlere önem veren bir okula gönderilen Nermidil’ e aynı zamanda Fransızca dersleride aldırılır.

Başarısızlıkla sonuçlanan Arjantin macerası üzerine İstanbul’ a dönülür. Büyük Ada’ daki köşkte ninesinin yanına yerleşince Nermidil için ayrı bir safha başlar. Oldukça kalabalık olan köşkteki, kurallar ve yaşantı Nermidil’ in gelişmesinde etken faktörler olur. Ortaokula gitmesi gereken Nermidil’ in hangi okula gideceğine dair tartışmalar olur. Babası mahalle mektebine göndermekten yanadır ve öyle de olur. Yabancı dil, dans ve müzik dersleri de genç yaşa gelince Nermidil’ in hayatında yer alır.

Büyüyen Nermidil’ le birlikte babasıyla olan tartışmaları da büyür. Üniversiteyi okumak isteyince babası artık genç kız olamasından dolayı karşı çıkar. Böyle olsada Nermidil tartışmalardan galip çıkmayı bilerek özel dersler alır ve Eczacılık fakültesini kazanır. Köşkte anne tarafı akrabalarının yaşama tarzını benimseyen genç kız çocukluktan beri ikilem yaşamaktadır. Büyüdükçe kendine cesareti gelen Nermidil kendiyle ilgili karalarda söz sahibi olarak ve kendine yol çizerek ön plana çıkar. Bir seçim zamanı babasıyla partiler üzerine tartışan genç kız artık iyice kişilik olgusunu tadar. Babası CHP yanlısı olsada köşkteki halk Nermidil’ le DP’ yi destekler.

Üniversitede makine doçenti Hikmet Binark’ la tanışan Nermidil onunla evliliğe karar verir. Aynı yıllarda köşkteki otorite Sare İsmet’ in ölümüyle kaybolmaya başlar. Her geçen gün dağılma belirtileri artar. Köşkteki eşyaların satımıyla başlayan süreç köşkün tamamının satılmasıyla son bulur.

Şakir Paşa’ nın oğlu Cevat’ a tepki göstermesi, Nermidil’ in yabancı kültürün yerleştirmeye çalıştığı okuldan alınması gibi olaylar gerçek batılılaşmanın ana kurallarını belirlerken; Şakir ailesinin kız çocukları dahil olmak üzere eğitim konusuna ciddi bakması, o zamana kadar pek ehemmiyet arzetmeyen yabancı dil, müzik ve dans gibi derslerinde ön plana çıkması ailenin karakterini sergiler. Ahmet Faik’ in bazı noktalara farklı bakışı da o zamanın hayat felsefesini gösterir. Aynı zamanda genel değerlerimizin halen var olduğunu gösterir. Genç kız olarak Nermidil’ in savun- duğu tezlerin olması ve bu tezlerde ısrarcı oluşu eski aile yapısının yerini reel ailelerin almaya başladığını göstermektedir.

Yaşanılan devirdeki milli duyguların romana serpiştirilerek işlendiğini de görüyoruz. Dönemin ağır basan ve halkı kaynaştıran noktası olarak işlenen bu milliyetçi duygular Türk milletinin o zamanki genel karakterini sergiler.

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy