Sifatlar

06 Kasım 2007

SIFATLAR

isimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimelere sıfat denir. bu iki kelimenin (sıfat ve isim) oluşturdukları kelime grubuna da sıfat tamlaması denir ki bütün sıfat çeşitleriyle sıfat tamlaması oluşturulabilir.

Kolay iÅŸ, bu sorular, küçük çocuk, hangi ev, iki elma, üçüncü sınıf…

A. Sıfatların Özellikleri

1. Sıfatlar isimlerden önce gelerek onları sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlar; onları niteler veya belirtir:

“O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru aÄŸlıyor… Sessizce, titreye titreye aÄŸlıyor. Yanaklarından gözyaÅŸları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yaÄŸmur damlaları nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, baÄŸrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruÅŸarak içlerinde güneÅŸli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.”

o zaman, küçük çocuk, minimini yavru, temiz vagon pencereleri, güneşli mavi gök

2. Tek başlarına kullanıldıkları zaman isim değerindedirler. Çünkü ancak bir isimden önce geldikleri zaman sıfat oldukları anlaşılabilir:

yeşil elbise (sıfat) yeşili severim (isim)

İhtiyar kadın (sıfat) İhtiyarlara iyi davranmalıyız (isim)

Büyük park (sıfat) parkların en büyüğü (isim)

3. Tek başlarına kullanıldıklarında isim değerinde oldukları için alabildikleri isim çekim eklerini, yani hâl eklerini, iyelik eklerini ve çoğul ekini, bir isimden önce gelerek onu niteledikleri ya da belirttikleri zaman, yani sıfat olarak kullanıldıkları zaman alamazlar:

Bir basamak yukarı çık. sıfat

Birler basamağı isim

Yürüyen merdiven sıfat

Yürüyenler ve koşanlar isim

4. Bir sıfatla onun nitelediği ya da belirttiği bir isim arasına noktalama işareti (özellikle virgül) konmaz. Virgül konursa ilk kelime tek başına kalmış olur, dolayısıyla isimleşir.

Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)

Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)

5. Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:

Karanlık, büyük, korkutucu ve nemli bir evdi.

6. Sıfatın varlığından bahsedildiği her yerde mutlaka sıfat tamlaması vardır; o sıfatla (soru sıfatı da olsa) bir tamlama oluşturulmuştur.

B. Sıfat Çeşitleri

Sıfatlar görev ve anlam yönünden, yani kendilerinden sonra gelen isme kattıkları anlam yönünden önce ikiye, sonra daha alt başlıklara ayrılırlar:

1. Niteleme Sıfatları

2. Belirtme sıfatları

a.İşaret sıfatları

b. Sayı sıfatları

Asıl sayı sıfatları

Sıra sayı sıfatları

Kesir sayı sıfatları

Üleştirme sıfatları

c. Belgisiz sıfatlar

d. Soru sıfatları

1. Niteleme Sıfatları

]İsimlerin ÅŸeklini, durumunu, hareketini, rengini, kısacası kalıcı özelliklerini gösteren sıfatlardır. Nitelene sıfatları isimlere sorulan “nasıl” sorusunun cevabıdır:

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı

yanaklarımı pembeleştiren / makaslar

uçuşan / pamukçuklar

Kavakları silkeleyen / rüzgâr

Koca / bahçe

Tasasız / gözler

Güzel / çerçeveler

Kocaman / bir masası ve koltuğu

Mavi deniz, tatlı su, kötü gün, yakın arkadaÅŸ, çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa, bayan memur, erkek adam, temiz giysi, güzel insan, düz yol, çatal çivi, sivri tepe, yassı burun…

2. Belirtme Sıfatları

İsimleri sayı yönünden tamlayan; yerlerini işaret eden; özelliklerini belli belirsiz olarak bildiren; onların özelliklerini soran sıfatların tümüne belirtme sıfatları denir. Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini bildirirler:

Bu adam, o adam, ÅŸuradaki adam, (herhangi) bir adam, bir (tane) adam, kaçıncı adam, hangi adam?…

Belirtme sıfatları alt başlıklara ayrılır:

a. İşaret Sıfatları

İsimleri işaret ederek belirten ve yerlerini bildiren sıfatlardır.

“bu, ÅŸu, o, öteki, beriki, böyle, şöyle…”

Bu soruyu kim cevaplayacak?

Kitabı şu genç almıştı.

O eşyaları nereye götürüyorsun?

Öteki sorulara geçiniz.

Beriki masaları da taşıdık.

b. Sayı Sıfatları

İsimlerin sayılarını, bölümlerini, sıralarını, parçalarını kesin olarak belirten sıfatlardır. Sayı sıfatlarının çeşitleri şunlardır:

i. Asıl Sayı Sıfatları

İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlardır:

Her gün iki saat ders çalışır, bir saat de kitap okurum.

Bir ağaç bile bırakmamışlar; kesmişler.

Yüz yıl öncesine geri döndük.

Türkiye nüfusunun yetmiş milyon olduğu söyleniyor.

BeÅŸ milyon ton patates

10 cm ip, 2 m kumaÅŸ, 100 ton kömür, 3 kg ÅŸeker…

]Başında asıl sayı sıfatlarından biri bulunan bir isme çoÄŸul eki getirilmez. ”BeÅŸevler, Altmışevler, Yedi Cüceler, üç aylar, Kırk Haramîler, beÅŸ milyonlar, on milyonlar (banknotlarımız)”gibi örnekler bu kurala uymaz.

]Sayı sıfatlarıyla niteleme sıfatları art arda kullanılırsa sayı sıfatı önce gelir:

iki deÄŸerli arkadaÅŸ, üç kırık cam…

ii. Sıra Sayı Sıfatları

İsimlerin sıralarını, derecelerini belirten sıfatlardır.

“-ncİ” eki ya da nokta kullanılır.

77. yıl, 11’inci bölük, birinci gün, ikinci geliÅŸimiz…

üçüncü kiÅŸiler, ikinci katlar…

] “ilk” kelimesi birinci anlamındadır:

İlk (birinci) caddeden sağa dönün.

] “son, sonuncu, ortanca” kelimeleri de sıra sayı sıfatıdır:

son fırsat, ortanca çocuk, sonuncu kiÅŸi…

iii. Kesir Sayı Sıfatları

İsimlerin, bütünün kaçta kaçı olduğunu gösteren sıfatlardır.

Yüzde bir ihtimal, yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek, yarıyıl, iki buçuk lira…

]Bu tamlamalarda tamlanan çoğul yapılabilir.

Kardeşlerin üçte bir payları var.

]Tamlayan çoğul yapılıp tamlananla yeri değiştirilebilir:

Yüzde otuz artış düşünülüyor.→Düşünülen artış yüzde otuzlarda.

iv. Üleştirme Sayı Sıfatları

İsimlerin bölümlere ayrıldığını, bölüştürüldüğünü gösteren sıfatlardır.

“-(ÅŸ)er” ekiyle yapılır.

Üçer kişi, ikişer elma, yedişer kişi, ellişer milyon, birer gün arayla,

v. Topluluk Sayı Sıfatları

Bir defada doğan birden fazla kardeşler için kullanılır.

Bunlardaki “z” sesi çokluk bildirir.

Tamlanan çoğul olabilir.

üçüz bebek, beşiz çocuklar.

c. Belgisiz Sıfatlar

İsimlerin sayılarını ve miktarlarını kesin olarak değil, yaklaşık, aşağı yukarı, belli belirsiz bildiren sıfatlardır.

“bir, birkaç, birçok, az, çok, biraz, birtakım, bütün, bazı, tüm, her, hiçbir, herhangi bir, kimi…

baÅŸka / bir / boyut,

kimi insanlar,

bir yaz günü,

bazı sıfatlar

herhangi bir zaman

her soru,

birtakım insanlar,

birkaç kişi,

Birçok senelergeçti; dönen yok seferinden.

tüm insanlar,

bütün varlıklar…

Bunlardan bazılarının belirttiği isimler çoğul eki alamaz, bazılarının tamlananları çoğul olmak zorundadır; bazılarınınki de yerine göre tekil de olabilir, çoğul da.

Bütün insan→bütün insanlar

Birkaç kiÅŸi→birkaç kiÅŸiler

ÇoÄŸu insan→çoÄŸu bitkiler

Not: Asıl sayı sıfatı olan “bir” ile belgisiz sıfat olan “bir” karıştırılabilir. “bir” kelimesi “tek” kelimesinin karşılığı ise asıl sayı sıfatıdır. DeÄŸilse belgisiz sıfattır:

Bir çiçekle yaz olmaz bir tane çiçek. asıl sayı sıfatı

Onu bir akşam vakti gördüm. Herhangi bir akşam vakti belgisiz sıfat

d. Soru Sıfatları

Tanımı

Soru sıfatları, isimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla öğrenmeyi amaçlayan, cevapları da herhangi bir sıfat olan kelimelerdir.

“ne, nasıl, nice, ne gibi, ne biçim, kaç, kaçıncı, kaçar, hangi, ne türlü…”

Özellikleri

]Soru sıfatları cümleyi soru cümlesi yapar. Bazı durumlarda da yapmaz:

Bu nasıl bir dünya; hikâyesi zor…

Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?

]Soru sıfatlarıyla da sıfat tamlaması oluşturulur.

Kaç gün sonra geleceksin?

Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?

Örnekler

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Kaçıncı sınıfta okuyor?

Ne gün geleceğini söyledi mi?

Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?

Kaçta kaç hisse istersin?

Not: “ne” kelimesi sıfat, zarf ve zamir olarak kullanılabilir.

Ne bakıyorsun? Zarf

Ne almak istiyorsun? Zamir

Ne gün geleceksin? Sıfat

Ne iş yapıyordunuz? sıfat

Bugün ne çalıştık ama. zarf

C. Sıfatlarda Anlam

1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme

]Zarflarla ve edatlarla anlam kuvvetlendirilebilir:

çalışkan→arı gibi çalışkan→arı gibi çalışkan çocuk

güzel→Cennet kadar güzel→Cennet kadar güzel vatan

verimli→çek verimli→çok verimli topraklar

Burada “cennet kadar” kelime grubu “güzel” sıfatını; sonra hepsi birden “vatan” kelimesini nitelemiÅŸ.

]Pekiştirme sıfatları ile de anlam kuvvetlendirilebilir:

Bir sıfatın ilk iki sesine “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenip, oluÅŸan hecenin o sıfatın başına getirilmesiyle oluÅŸur. Ünlüyle baÅŸlayan sıfatlarda ilk ünlüye “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenir.

Sarı sayfalar→sapsarı sayfalar

Kırmızı→kıpkırmızı elbise

Mor→mosmor bir yüz

YeÅŸil→yemyeÅŸil tabiat

Temiz→tertemiz toplum

Uzun→upuzun araba

Bu kurala uymayan pekiştirme sıfatları da vardır:

SapasaÄŸlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre…

]Tekrar yoluyla da anlam kuvvetlendirilebilir. Tekrar edilen kelimeler arasına “mİ” soru eki de konabilir:

doÄŸru dürüst bir iÅŸ, boylu poslu bir adam, az buz para deÄŸil…

yüce yüce yaylalar, Mini mini eller, tatlı tatlı diller…

tatlı mı tatlı diller, sevimli mi sevimli bir yüz, sıcak mı sıcak bir hava…

2. Sıfatlarda Anlam Daraltma

]Sıfatların anlamlarında, bazı eklerden yararlanarak kısma, daraltma, küçültme yapılabilir. Bunun için “-Cİk, -ÇE, -cEk, -(İ)msİ, -(İ)mtırak” ekleri kullanılır:

GeniÅŸ bir oda → daha az geniÅŸi → genişçe bir oda

Uzun bir çocuk → daha az uzunu → uzunca bir çocuk

Büyük ev → daha az büyüğü→ Büyükçe / büyücek bir ev

Küçük çocuk → daha az küçüğü→ küçükçe / bir çocuk

Tatlı elma → daha az tatlısı → tatlımsı bir elma

EkÅŸi erik → daha az ekÅŸisi → ekÅŸimsi / ekÅŸimtırak erik

“-Cİk” eki küçüklük, azlık anlamı taşıyan sıfatlara getirilir ve aşırılık anlamı katar:

Kısa kol → daha da kısası → kısacık kol

İnce ip → daha da incesi → incecik ip

Az ekmek → daha da azı → azıcık ekmek

Minik yavru → daha da miniÄŸi→ Minicik yavru

Küçük kız → daha da küçüğü→ Küçücük kız

Ufak el → daha da ufağı → Ufacık el

YumuÅŸak eller → daha da yumuÅŸağı→ YumuÅŸacık eller

3. Sıfatlarda Karşılaştırma

Aynı özelliklere sahip olan varlıkları karşılaÅŸtırarak o özelliÄŸe hangisinin daha çok sahip olduÄŸunu göstermek için sıfatın başına “en, daha, pek” kelimeleri getirilir.

En kuvvetli millet

Daha dürüst insanlar

Pek çalışkan işçi

D. Yapı Bakımından Sıfatlar

Sıfatlar da isimler gibi yapı bakımından basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üçe ayrılır:

1. Basit Sıfatlar

Herhangi bir yapım eki almamış ve başka bir kelimeyle birleşmemiş sıfatlardır.

Kara gün, kırmızı gül, bol yemek, iri taş, iyi insan, son yolculuk, dost ülke, düz çizgi.

2. Türemiş Sıfatlar

İsim ya da fiil köklerine ve gövdelerine getirilen isim yapım ekleriyle oluşturulmuş sıfatlardır.

Kiralık ev, yıllık izin, tuzlu su, Aydınlı Hasan, iÅŸsiz adamlar, ölü balık, sütçü kadın, yarınki maç, genişçe bir oda, büyücek bir ev, ekÅŸimsi / ekÅŸimtırak erik, kısacık kol, incecik ip…

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı

yanaklarımı pembeleştiren / makaslar

uçuşan / pamukçuklar

Kavakları silkeleyen / rüzgâr

Kocaman / bir masası ve koltuğu

çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa…

3. Birleşik Sıfatlar

Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır.

Külyutmaz öğretmen, mirasyedi gençler, boÅŸboÄŸaz insanlar, boÄŸazına düşkün adam, birtakım sorunlar, cana yakın çocuk…

Birleşik sıfatlar ikiye ayrılır:

a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar

Anlamca kaynaşmış sıfatlardır. Birden fazla kelimenin sözlük anlamlarından az ya da çok uzaklaşarak, aralarına ek ya da kelime girmeyecek şekilde birleşerek oluşturdukları sıfatlardır.

CanciÄŸer dost, vatansever sanatçı, pisboÄŸaz çocuk, mirasyedi gençler, kahverengi elbise, eÅŸsesli kelimeler, birkaç adam, herhangi bir öğretmen, biraz zaman, birtakım elbiseler…

b. Kurallı birleşik sıfatlar

Çeşitli yollarla oluşurlar:

Sıfat tamlaması + “-lİ” yapım eki

büyük yapraklı aÄŸaçlar, dost bakışlı insanlar, kısa boylu asker, büyük kapılı bina, kırık camlı ev…

Sıfat tamlaması + “lIk” eki

yarım günlük mesai, üç kuruÅŸluk iÅŸ…

İsim + iyelik eki + sıfat

salonu büyük (bir) ev, çenesi düşük adam, saçı uzun bebek, rengi soluk kumaÅŸ…

Takısız isim tamlaması + “-lİ” yapım eki

taÅŸ duvarlı ev, aslan yürekli çocuk, demir kapılı bahçe…

İsim + “-DEn” ayrılma hâl eki + isim-fiil:

kulaktan dolma bilgiler…

İkileme + isim

evsiz barksız insanlarımız, tatsız tuzsuz iÅŸlerimiz, irili ufaklı eÅŸyalar…

İsim + ek + fiilimsi + isim

iÅŸini bilir memur

Deyim + isim

cana yakın arkadaÅŸlar, çenesi düşük insan…

4. Pekiştirilmiş Sıfatlar

Yamyassı bir burun… Koskocaman bir kulak… Kapkara bir ten… YemyeÅŸil iki göz… SapasaÄŸlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre…

Sarı sayfalar→sapsarı sayfalar

Kırmızı→kıpkırmızı elbise

Mor→mosmor bir yüz

YeÅŸil→yemyeÅŸil tabiat

Temiz→tertemiz toplum

Uzun→upuzun araba

Yapılan işlem sıfatları pekiştirmektir.

Sıfatlar başka şekillerde de pekiştirilirler Bunlar sırasıyla:

a) İkilem dedğimiz aynı sıfatın tekrar edilmesi yoluyla:

uzun uzun kavaklar, tatlı tatlı bakışlar, iri iri taÅŸlar, kara kara gözler, büyük büyük binalar, geniÅŸ geniÅŸ yollar…

b) Tekrar edilen sıfatların arasına "mı" getirilerilerek yapılarn pekiştirme;

tatlı mı tatlı nar, güzel mi güzel çiçekler, kara mı kara gözler, beyaz mı beyaz gömlekler, uzun mu uzun kollar…

c) Bazı isimler tekrar edilerek sıfat olarak pekiştirilmiş biçimde kullanılırlar:

dilim dilim karpuz, sıra sıra kamyonlar, avuç avuç para, sepet sepet üzüm, sürü sürü koyunlar…

d) Birbirine anlam bakımından yakın olan ve uygun getirilen kelimelerle yapılan pekiştirme:

açık saçık söz, kırık dökük eşya, anlı şanlı paşa, eğri büğrü yazı

NOT: Sıfatlar cümlede yüklemin anlamını tamamladıkları zaman ZARF TÜMLECİ olurlar. Böylece bu sıfatlar, zarf tümleci olarak isimlendirilirler.

Adam, kıpkırmızı oldu. Rüzgar tatlı tatlı esiyordu, Bazıları abuk sabuk konuşuyor

Cümlelerde koyu yazılmış kelimeler, pekiştirme sıfatları gibi gözükmelerine rağmen, cümlede zarf görevini üstlenmişlerdir

TeÅŸbih( Benzetme)

06 Kasım 2007

TEŞBİH( BENZETME)

Aralarında çeşitli yönlerden ilgi bulunan iki varlıktan zayıf olanı güç-lü olana benzetme sanatıdır.

“Ahmet aslan gibi güçlüdür.” Cümlesinde güç yönünden zayıf olan Ahmet aslana benzetilmiÅŸtir.

Her benzetme bir karşılaÅŸtırmadır.Örnek cümlede “Ahmet” ile “aslan” karşılaÅŸtırılmıştır.

Aralarında ortak özellik bulunmayan kavramların karşılaÅŸtırılması benzetme deÄŸildir.Mesela:

“Elma kadar sivri maydanoz ,

Minare gibi ekÅŸi duvar” benzetmeleri standartlara uymaz .Çünkü karşılaÅŸtırılan ÅŸeyler arasında ortak bir özellik mevcut deÄŸildir.”TeÅŸbihte hata olmaz “ sözünü de bu minvalde deÄŸerlendirmek gerekir . “Hata ol-maz”dan kasıt teÅŸbihin hata kabul etmeyeceÄŸi realitesidir.Yani hatalı teÅŸbih teÅŸbih deÄŸildir.

İstisnalık arz etse de bazen kendisine benzetilen taraf güçlü ta-raf deÄŸildir: ”Ninemin pamuktan daha yumuÅŸak ellerini öpmeye doyamaz-dım”

BENZETMENİN ÖĞELERİ VE TÜRLERİ

Benzetmede “erkan-ı teÅŸbih” de denilen dört öğe mevcut-tur.Bunlardan benzeyen(müşebbeh) ile kendisine benzetilen(müşebbehün bih) asli ; benzetme yönü(vech-i ÅŸebeh) ve benzetme edatı(edat-ıteÅŸbih) yardımcı unsur olarak kabul edilir.

Bu öğelerin var olup olmamasına göre teşbih sanatı çeşitlilik gös-terir.

Canan gül gibi güzeldir. (Ayrıntılı benzetme /Teşbih-i mufassal)

b.yen k.b.tilen b.edatı b.yönü

Canan gül gibidir. (Kısaltılmış benzetme /Muhtasar-Mücmel)

b.yen k.b.tilen b.edatı

Gül Canan güzeldir.(Pekiştirilmiş benzetme /Müekked)

k.b.tilen b.yen b.edatı

Gül Canan bizim şeref misafirimizdir.(Teşbih-i beliğ/Yalın-güzel)

k.b.tilen b.yen

Bütün öğeleri tam olan benzetmeye “ayrıntılı”, benzetme yönü konmamışa “kısaltılmış”, benzetme edatı bulunmayana “pekiÅŸtirilmiÅŸ” ve nihayet yardımcı öğelerin bulunmadığı sadece temel öğelerle kurulanına da “beliÄŸ” teÅŸbih” diyoruz.

Not: Andırmak, benzer,dönmek,sanki,kadar,örnek,-den ,bigi,meÄŸer ki , gûyâ,tıpkı,misl,misüllü,niteki,sıfat,manend,-veÅŸ,-asa,-var, çü, çün, tek,andırır… kelimeleri benzetme edatı kabul edilir.

Örnek cümleler:

Abbas tilki gibi kurnazdır.

Yol yılan gibi kıvrılıyor.

Türkiye güzellikte cennet gibidir.

TaÅŸ gibi sert ekmek

Kömür gibi kara gözlerin

Elma gibi tatlı yanakların

Kalem gibi ince parmak

Rüya gibi güzel yaz.

Buz gibi soÄŸuk gazoz

Civa gibi haretketli adam

Süt gibi beyaz badana

Dal gibi ince kız

Yukarıdaki cümleleri benzetmenin dört türüne göre çekimleyiniz .

Sanatlı beyitler ve mısralar

Köhne düşünceler paslanmış çivilere benzer.

İhtiyar adam bir çocuk gibi aÄŸlıyordu.

Bin atlı akınlarda çocuklar gibi ÅŸendik.

KükremiÅŸ sel gibiyim bendimi çiÄŸner aÅŸarım.

Kul Mustafa karakolda gezerken/Gülle , kurÅŸun yaÄŸmur gibi ya-ÄŸarken

Dalgalan sen de ÅŸafaklar gibi ey nazlı hilal

Bir kez Allah dese aÅŸk ile lisan/Dökülür cümle günah misl-i hazan

Karşımda eski evler tarih gibiydi.

Gündüz denizlerde sönerken baktık/Ve çobanlar gibi dallar gibi yaktık

Kız vücudun sarı güller gibi ter/Çık sudan kendini üryan göster

Çini bir kasede bir Çin çayı içmekteydi/Bir güzel yırtıcı kuÅŸ gözleri gördüm/Som mücevher gibi kan kırmızı tırnaklarını

Ârızın âb-ı sâftır gûyâ/Zekan bir habâbdır gûya

BaÅŸka sanat bilmeyiz karşımızda dururken/Yazılmamış bir destan gibi Anadolu’muz

Ömür çiçek kadar narin

Sandım ki güzelliÄŸin cihanda / Bir saltanatın güzelliÄŸiydi.

Poyrazla söyleÅŸir gibi yaprakların sesin

Rûy-ı zemini tâbi-i fermanı kılmaÄŸa/Sultan Selim Han gibi bir şîr-i ner gelir

Neva-yı neydir esen bad cam-ı meydür gül /Çemende eÅŸk ile sahba misal- cu dökülür

Yarin ki her tebessümü daÄŸ üstü baÄŸ olur/Destinde cam-ı neÅŸve semavi çeraÄŸ olur.

Hizmetçiye gel der gibi Azrail’e gel der.

Kafası kazan gibi oldu.

İstanbul karınca yuvası gibi oldu.

Dudakların elmadan etli

 Sürekli sevgiyi duydukça anne toprak

BambaÅŸka Leh,Macar,Venedik,Rus güzeli /Sessiz haremde her biri endamlı bir peri

Yalnız bu katta mümkün olur daima / Her hamlesiyle ruh o çelik-ten kanatlı kuÅŸ

Fark etmez anne toprak ölüm maceramızı

Bu dil aÄŸzımda annemin sütüdür.

Gördüm deniz dedikleri bin baÅŸlı ejderi

İstiare( Eğretileme)

06 Kasım 2007

İSTİARE( Eğretileme)

Mecazla ilgili sanatlar mantığına göre ikiye ayrılıyordu . Benzetme ilgisiyle kurulanlar ve benzetme ilgisiyle kurulmayanlar . Benzetme ilgisiyle kurulmayan mecazlar “mecaz- ı mürsel” diye adlandırılıyordu . Benzetme ilgisiyle kurulanlar da “teÅŸbih” ve “istiare”.

TeÅŸbih’te olmazsa olmaz ÅŸart “benzeyen” ile “kendisine benzeyen” idi .

Meselâ: “Aslan Galatasaray yurda döndü.”

Bu cümlede “aslan” : “Kendisine benzetilen” ve “Galatasaray” : “Benzeyen”dir. Kla:-):-):-) bir teÅŸbih .Benzetmenin temel öğelerinden “benzeyen” ile “kendisine benzeyen” mevcut . EÄŸer benzetmenin temel öğelerinden biri olmasaydı “istiare” sanatı ortaya çıkacaktı. Yani bu cümleler şöyle olsaydı.

“Aslanlar yurda döndü.”

“Galatasaray kükredi.”

I. cümlede sadece “kendisine benzetilen” ; II.cümlede ise sadece “benzeyen” vardır. Benzetmenin esas unsurları olmadığı için bu cümlelere “teÅŸbih” diyemeyiz . Bu cümlelerde karargah kuran lafz sanatı “istiare”dir. Sadece “kendisine benzetilen”in bulunduÄŸu I.cümle “açık istiare” ; sadece “benzeyen”in bulunduÄŸu II.cümle ise “kapalı istiare” sanatına örnektir.

Tekrar kontrol edelim :

“Akrep Hamdi karşıdan göründü.” TeÅŸbih-i beliÄŸ

“Akrep bakalım ne haltlar iÅŸleyecek.” Açık istiare

“Bakalım kimi sokacak.” Kapalı istiare

Açıkça idrak edileceÄŸi üzere “istiare” “teÅŸbih”ten daha renkli ve makbuldür.

I.AÇIK İSTİÂRE (İstiâre-i Musarraha) : Sadece “kendisine benzeyen” ile kurulan istiareye denir.

“Bir hilâl uÄŸruna ya Rab ne güneÅŸler batıyor.”

“Kurban olam kurban olam / BeÅŸikte yatan kuzuya.”

“Åžakaklarıma kar mı yaÄŸdı.”

“İki kapılı bir handa / Gidiyoruz gündüz gece”

“Ey peri nerde olsan gönlüm senin yanındadır”

“Yuvayı yapan diÅŸi kuÅŸtur.”

“MeleÄŸim benim.”

“Gökyüzü kurÅŸunla örtülü.”

“Saçlarına yıldız düşmüş.”

“Onun ne tilki olduÄŸunu bilmez misin?”

“Sabahtan uÄŸradım ben bir fidana.”

II.KAPALI İSTİÂRE (İstiare-i Mekniye): Sadece “benzeyen” ile kurulan istiareye denir.Kendisine benzetilen anlamda gizlidir. Ancak benzetme yönünün kullanıldığı görülür.

“Her taraf kırık dökük,

Dalların boynu bükük ,

“Kederliyiz” der gibi.”

“Tekerlekler yollara bir ÅŸeyler anlatıyor.”

“Mehmetçik kükreyerek atıldı.”

“Yavrum yuvadan uçup gitti.”

“Ninniler söylermiÅŸ serin dere”

“Martılar özgürlük ÅŸarkıları söylüyordu semada.”

“AÄŸlama salkım söğüt aÄŸlama / Kara suyun aynasında el baÄŸlama”

“Yapraktan saçını yerlere yaymış/ Sonbahar aÄŸlıyor ayaklarında.”

“Silahlar konuÅŸtu.”

“Hakka kanat açar hep emeller.”

“Ufukta gün soldu.”

“EÅŸcar-ı baÄŸ hırka-i tecride girdiler / Bad-ı hazan el aldı çenardan.”

“Bize bir zevk-i tahattur kaldı ./ Åžu sönen gölgelenen dünyada.”

“Dinleyenleri zehirledi.”

“İnleyen naÄŸmeler ruhumu sardı.”

“GüneÅŸin alnında çalışıyor.”

“Hayat avuçlarımdan akıp gidiyor.”

III. TEMSİL-İ İSTİÂRESembolik Şiir)

Benzetmenin esas unsurlarından biriyle –genellikle “kendisine benzetilen”le – yapılan ;fakat birden fazla benzetme yönü kullanılan bütün ÅŸiir ve hikayeye yayılmış istiareye denir.

AT

Bin gemle bağlanan at şaha kalkıyor,

Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor…

Son macerayı dinlememiş varsa anlatın;

Râm etmek isteyenler o mağrur , asil atın,

Beyhudedir , her uzvuna bir halka bulsa da;

BoÅŸtur köpüklü aÄŸzına gemler vurulsa da …

Coştukça böyle sel gibi bağrında hisleri

Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri

Son şanlı mâcerasını tarihe anlatın,

Zincir içinde bağlı duran kahraman atın

Gittikçe yükselen başı Allah’â kalkıyor…

Asrın baÅŸ eÄŸdi dediÄŸi at şâha kalkıyor.”

Sessiz Gemi(Y.Kemal) , Merdiven(A.Haşim),Çınar(T.Fikret) şiirleri de temsili istiareye örnektir.

Ölçü (Vezin)

06 Kasım 2007

ÖLÇÜ (VEZİN)

Edebiyatımızda iki ölçü kullanılmıştır.

1. HECE ÖLÇÜSÜ: Şiiri oluşturan dizelerdeki hece sayılarının aşit olmaı kuralına dayanan ölçüdür. Hece ölçüsünde dizeler iki yada daha çok parçaya bölünür.Dizelerin bu bölüm yerlerine durak denir. Duraklar sözcükleri bölmez.

2. ARUZ ÖLÇÜSÜ:Hecelerin kısa uzun (açık kapalı) olması kuralına dayanan ölçüdür.

Ölçü, ahengi sağlayan ögelerdir.

UYAK (KAFİYE)

a. YARIM UYAK: Dize sonlarındaki sözcüklerde görülen tek ses benzerliğine yarım uyak denir.

‘Can kafeste durmaz uçar

Dünya bir han konar göçer

Ay dolanır yıllar geçer’

Dizelerdeki –ç- sesleri yarım uyağı oluÅŸturur

b. TAM UYAK: İki ses benzerliğinden oluşan uyak çeşidine tam uyak denir

c. ZENGİN UYAK: Üç ve daha çok sesin benzerliğinden oluşan uyak çeşidine denir

d. TUNÇ UYAK: Bir dizenin sonundaki sözcük , diğer dizenin sonumdaki sözcüğün içindeki tam olarak yer alıyorsa buna tunç kafiye denir.

REDİF

Yazılışları, söylenişleri, görevleri aynı olan; ek, sözcük ve sözcük gruplarına redif denir.

‘Åžimdi daÄŸlarında mor sümbül vardır

……

Dikenler içinde sarı gül vardır’

Dizelerinde vardır sözcükleri rediftir. Uyak her zaman rediften önce aranmalıdır.

Şiiri okurken ahengin sağlanmasında ölçü ve uyağın yanında, vurgu ve tonlamada önemlidir.

VURGU

Bir metini okurken veya konuşma sırasında bazı sözcüklerin, hecelerin diğer sözcük ve hecelere göre daha baskılı okunmasına veya söylenmesine vurgu denir

Ünsüz Benzeşmesi

06 Kasım 2007

ÜNSÜZ BENZEŞMESİ

Türkçe’de sert ünsüzlerle biten (f,s,t,k,ç,ÅŸ,h,p) kelimelere getirilen eklerin başındaki c,d,g ünsüzleri sertleÅŸir ve ç,t ve k olur.

Süt-cü >Sütçü

Taraf-dan>Taraftan

CoÅŸ-gun>CoÅŸkun

Not : Türkçe’de “b” ile baÅŸlayan ek yoktur.

1.Özel isimlerde de bu kural söz konusudur :

Zonguldak –da>Zonguldak’ta

Karabük-de>Karabük’te

2.Saat yazılışlarında da bu kural hükmünü yürütür :

5’de>5’te

13.00’de>13.00’te

3.Yabancı kelimelerde bu kural aranmaz:

istikbal , iÅŸgal , meÅŸgul,tekbir,teÅŸbih…

4.Her kuralda olduÄŸu gibi bu kuralda da istisnalar mevcuttur :

el-ci>elçi

il-ce>ilçe

N-b Çatişmasi

06 Kasım 2007

N-B ÇATIŞMASI

Dudak BenzeÅŸmesi

Dilimizde “b” ünsüzü , kendinden önce gelen “n” ünsüzünü “m”ye dönüştürür.Meydana gelen bu ses olayına “n-b çatışması” denir.

Saklan-baç > Saklambaç

Dolan-baç > Dolambaç

Penbe >Pembe

Tenbel > Tembel

Canbaz > Cambaz

Menba > Memba

Anbar > Ambar

Çarşanba > Çarşamba

PerÅŸenbe > PerÅŸembe

Çenber > Çember

MuÅŸanba > MuÅŸamba

Anber > Amber

Tanbur > Tambur

Künbet > Kümbet

Münbit > Mümbit

Not : Birleşik ve özel isimlerde ve özel isimlerde dudak benzeşmesi (çatışma) olmaz.

Onbaşı

Binbaşı

Düzenbaz

İstanbul

Safranbolu

Zeytin burnu

Sonbahar

KaynaÅŸtirma Harfleri

06 Kasım 2007

KAYNAŞTIRMA HARFLERİ

Ünlüyle biten bir kelimeden sonra ünlüyle baÅŸlayan bir ek gelirse araya y,ÅŸ,s,n harflerinden uygun olanı getirilir . Bu ses olayına “kaynaÅŸ-tırma” denir.

Ana-s-ı öldü.

İki-ş-er elma yedik.

Arkadaşı-n-ı aramayı ihmal etme.

Araba-y-ı yıkadın mı?

(Su-y-u getir.)

O-n-a bak.

Bu-n-ları iyi sakla.

Haddizatında Türkçe’deki kaynaÅŸtırma sesleri “n” ve “y”dir. “Åž” ünsüzü üleÅŸtirme sayı sıfatlarında , “s” de üçüncü ÅŸahıs iyelik eklerinden sonra sadece kullanılır.

Kaynaştırma sesleri esasen iki ünlü arasında kullanılır ;ancak iki durumda bu kural bozulur:

1.Ünlüyle biten kelimelerden sonra “ile,idi,imiÅŸ,ise” ekleri gelirse bu eklerin başındaki (i) ünlüsü düşer ve araya (y) koruyucu ünsüzü düşer:

perde-ile>perdeyle

çanta-ile>çantayla

hasta-idi>hastaydı

kısa-idi>kısaydı

geldi-ise>geldiyse

(Öys’nin açıklaması: “Üçüncü kiÅŸi iyelik eki alan kelimelerin sonuna ile getirilince araya (y) koruyucu ünsüzü girer ve ile’nin başındaki (i) ün-lüsü düşer . Bu kelimeler büyük ünlü uyumuna uyar.”1983/ÖYS)

2.Ünlüyle biten bir kelimeden sonra “-de , -den “ hal eki ve “-ler” çoÄŸul eki gelirse araya “n” koruyucu “n” ünsüzü girer.

o-n-dan

bu-n-ları

geldiÄŸi-n-den

baktığı-n-da

Ünsüz Düşmesi

06 Kasım 2007

ÜNSÜZ DÜŞMESİ

Daha ziyade “k” ünsüzüyle biten kelimelerden sonra –cık , -cik , -cak , -cek ekleri gelince “k” ünsüzü düşer :

Küçük-cük>küçücük

Minik-cik>minicik

Ufak-cık>ufacık

Büyük-cük>büyücük

Yumuşak-cık>yumuşacık

Alçak-cık>alçacık

Çabuk-cak>çabucak

Alçak-l>alçalmak

Yüksek-l>yükselmek

Öpüş-cük>öpücük

Gülüş-cük>gülücük

İstisna:

Kulak-cık>kulakçık

Kapak-cık>kapakçık

Türk Edebiyati

06 Kasım 2007

TÜRK EDEBİYATI

TÜRK EDEBİYATI’NIN BÖLÜMLERİ

Türk Edebiyatı’nı ,tarih boyunca yaÅŸanan kültür deÄŸiÅŸmelerine baÄŸlı olarak üç ana bö-lümde inceliyoruz:

I. İslam’dan Önceki Türk Edebiyatı

II. İslam Kültürü Etkisindeki Türk Edebiyatı

III. Batı Kültürü Etkisindeki Türk Edebiyatı

I. İSLAM’DAN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

Türk’ler, İslam’dan önce “Åžamanizm, Maniheizm , Budizm” gibi dinlerin etkisiyle bir edebiyat oluÅŸturmuÅŸlardır. M.S.XI. yüzyıla kadar süren bu edebiyatı ikiye ayırıyoruz:

A. SÖZLÜ EDEBİYAT

M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin yazılı bir edebiyatı yoktur. Şiirler sözlü olarak üretilmekte, kulaktan kulağa yayılarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu dönemde ortaya çıkan türlerin başlıcaları şunlardır:

KOÅžUK

“Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen lirik doÄŸa ÅŸiirleridir. “Kopuz” eÅŸliÄŸinde söylenir. Halk ÅŸiirindeki koÅŸmalara benzer. Dörtlük birimi ve hece ölçüsüyle oluÅŸturulur.

SAGU

“YuÄŸ” adı verilen cenaze törenlerinde söylenen bu ÅŸiirler, Halk Edebiyatı’ndaki ağıtların en eski biçimleridir. Ölen kiÅŸinin iyiliÄŸinden, ölümünün doÄŸurduÄŸu acıdan söz eder. Nazım biri-mi dörtlük, ölçü hecedir. Sözlü gelenek içinde ortaya çıkan bu ÅŸiirlerden yalnız ikisi günümüze kadar gelebilmiÅŸtir. Bunlar, sakaların komutanı Alp Er Tunga ile Batı Hun Devleti hükümdarı Atilla’nın ölümü üzerine söylenmiÅŸtir.

SAV

Günümüzdeki atasözlerinin ilk örnekleri olan özlü sözlerdir. Bunların birçoÄŸunu, KaÅŸgarlı Mahmut’un ünlü eseri Divan ü Lugat-it Türk’te buluyoruz. Kimilerinin ölçü ve uyak izlerini taşıdığına bakarak, savların ve atasözlerinin manzum biçimde doÄŸup sonradan düzyazı niteliÄŸi kazandığını söyleyebiliriz.

DESTAN

İslam öncesi sözlü edebiyatın en yaygın ÅŸiir türüdür. Destanların bir kısmı evrenin, Dün-ya’nın ,insanın nasıl oluÅŸtuÄŸunu anlatır. Bir kısmı ise, konularını tarihten, toplumu derinden etkileyen olaylardan alır.

Bütün destanlar, şu ortak özelliklere sahiptir:

1.Manzumdurlar.

2.Anonimdirler.

3.Zamanla türlü değişikliklere uğrayabilirler.

4.Olay ve kişiler olağanüstüdür.

Destanlar, oluşum biçimlerine göre üçe ayrılır:

1.DOĞAL(TABİİ) DESTAN

Önce bir şair tarafından söylenen, zamanla şairi unutularak anonimleşen destanlardır. Bunlar,dilden dile dolaşırken büyük değişikliklere uğrar. Örneğin, Ergenekon Destanı, bir do-ğal destandır.

2.YAPMA (SUNİ) DESTAN

DoÄŸal destandan temel farkı, anonim nitelik taşımamasıdır. Bir ÅŸair tarafından, doÄŸal des-tanlara benzetilerek yazılır. ÖrneÄŸin Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs, Fazıl Hüsnü DaÄŸlarca’ nın Üç Åžehitler Destanı adlı eserleri, birer yapma destandır.

3.ULUSAL (MİLLİ) DESTAN

Bir ulusa özgü destanların birleştirilerek tek destan haline getirilmesine denir. Yunanlıların İlliada, Odysseia; Almanların Nibelungen, Gudrun ; Hintlilerin Ramayana, Mahabarata ; İranlıların Şehname ; Finlilerin Kalevala adlı destanların, bu türün örnekleridir.

TÜRK DESTANLARI

Köktürk (Göktürk) Destanı : Birbirini tamamlayan Ergenekon Destanı ve Bozkurt Destanı’ ndan oluÅŸur. Bunlarda Türklerin tarih sahnesine nasıl çıktıkları ve hangi soydan gel-dikleri üzerine efsaneler anlatılır.

1. Uygur Destanı : türeyiş Destanı ve Göç Destanı olmak üzere iki destandan olu-şur. İlki Uygurların var oluşunu, ikincisi yurtlarından göç etmek zorunda kalışlarını an-latır.

2. Saka Destanı : Saka Türklerine ait bu destan da, Şu Destanı ve Alp Er Tunga Destanı olmak üzere iki parçadan oluşur. Bunlar Şu ve Alp Er Tunga adlarındaki komutanların hayat hikayeleri üzerine kurulmuştur.

3. Hun Destanı : OÄŸuz KaÄŸan Destanı diye bilinir. Büyük bir ihtimalle, Hun hükümdarı Mete’nin hayatını konu alır; ancak onu olaÄŸanüstü niteliklere büründürerek anlatır. Bu destan, daha sonra deÄŸiÅŸikliklere uÄŸrayarak İslami bir nitelik kazanmıştır.

B.YAZILI EDEBİYAT

Türk yazılı edebiyatının ilk örnekleri Orhun Yazıtları’dır. Köktürklerden kalan bu yazıt-lar,üç mezar taşından ibarettir. İsveçli Strahhlenberg tarafından, Orhun Irmağı kıyısında bu-lunmuÅŸ ; W.Thomsen tarafından okunmuÅŸtur. 38 harfli Köktürk alfabesiyle yazılan bu yazıt-lar, Kültigin, Bilge KaÄŸan ve Vezir Tonyukuk adına dikilmiÅŸtir. Yazılar, Yolug Tigin tara-fından taÅŸlara kazınarak yazılmıştır.

Köktürk Yazıtları’nda, Köktürk tarihi konu edinilir. Devletin güçsüzleÅŸmesi, Türk ulu-sunun bağımsızlığını yitirip Çin egemenliÄŸi altına girmesi, sonra yeniden güçlenmesiyle ilgili geliÅŸmeler ve bunların nedenleri üzerine durulur. Bu tarihi olayların anlatımında kullanılan Türkçe, oldukça geliÅŸmiÅŸ bir kültür dili olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türk yazılı edebiyatı, Uygurlar devrinde daha da geliÅŸmiÅŸtir. 14 harfli Uygur alfabesiyle yazılan eserler, Budizm’in etkilerini taşır.

II.İSLAM KÜLTÜRÜ ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI

Türkler, X. yüzyıldan itibaren İslamiyet’i kitleler halinde kabul etmeye baÅŸlamışlardır. Bu-nun sonucu olarak, İslam kültürüne baÄŸlı bir edebiyat ortaya çıkmıştır. Türkçe’de Arapça ve Farsça etkilerinin duyulmaya baÅŸladığı, aruz ölçüsünün ilk kez kullanıldığı eserler,XI. yüzyılda verilmiÅŸtir. Bu ilk İslami eserlerin baÅŸlıcaları ÅŸunlardır:

KUTADGU BİLİG

Eserin adı “mutluluk veren bilgi” anlamına gelir. Yazarı, Yusuf Has Hacip’tir. Karahanlılar zamanında (XI. yüzyıl-1070) yazılmış, ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiÄŸi üzerinde durulmuÅŸtur. Esrin dilinde henüz Arapça ve Farsça etkisi yoktur. Birimi be-yit, ölçüsü aruz, kalıbı fe u lün/fe u lün /fe ul’dür. Bilinen üç nüshası, bugün Fergana, Viyana ve Mısır’da bulunmaktadır.

DİVAN Ü LUGAT-İT TÜRK

Eserin adı, “Türk Dili’nin toplu(genel) Sözlüğü” anlamına gelir. Adından da anlaşılacağı gibi, eser bir sözlüktür; Araplara Türkçe’yi öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bundan dolayı, Türkçe’nin Arapça karşısında savunulduÄŸu bir eser olarak deÄŸerlendirilir. Eserde Türkçe sözcük-lerin anlamları Arapça’yla açıklanmakta ve her maddeden sonra birtakım Türkçe metinler örnek olarak verilmektedir. KaÅŸgarlı Mahmut tarafından XI. yüzyılda yazılan eserin asıl önemi de, iÅŸte bu derleme Türkçe metinlerden ileri gelmektedir; yani eser, zengin bir folklor kaynağı du-rumundadır.

ATABETÜ’L-HAKAYIK

Eserin adı “gerçeklerin eÅŸiÄŸi” anlamına gelmektedir. Yazarı Edip Ahmet’tir. Eserde hem dörtlük, hem de beyit nazım birimleri kullanılmıştır. Ölçü aruzdur. Okuyucuya dini öğütler veren eser, anlatım yönünden kurudur; didaktik özelliklere sahiptir; XII. yüzyılda yazılmıştır.

DİVAN-I HİKMET

Ahmet Yesevi tarafından XII. yüzyılda yazılan eser, tasavvuf felsefesinin yayılmasını amaçlar. Didaktik nitelikli olduğundan, oldukça kuru bir anlatıma sahiptir. Türk tasavvuf edebi-yatının ilk örneği sayılır.

İSLAMİ TÜRK EDEBİYATI’NIN BÖLÜMLENMESİ

A.DİVAN EDEBİYATI

XIII.-XIX. Yüzyıllar arasında yaşayan bu edebiyat; dil, anlatım, nazım içimleri, ölçü, türler ve

konular bakımından Arap ve Fars edebiyatlarının etkisi altındadır. Bu nedenle, Ortadoğu İslam edebiyatlarının bir parçası sayılır.

Divan Edebiyatı, “KuruluÅŸ Dönemi” denilen XIII-XIX. Yüzyıllar arasında, genellikle Fars Edebiyatının taklidi görünümündedir. Åžairler kendi sanat kiÅŸiliklerini ortaya koyacak yerde, ünlü İran ÅŸairleri gibi söylemeye bu dönemde büyük özen gösterirler. Osmanlı İmparatorluÄŸu’ nun yükseliÅŸe geçtiÄŸi XVI. yüzyıldan itibaren, bu taklitçi anlayışın “Olgunluk Dönemini” ni yaÅŸa-maya baÅŸladığı, hatta Divan ÅŸairlerinin kendilerini İran ÅŸairlerinden üstün sayar bir tavır takın-dıkları görülür.

DİVAN EDEBİYATI’NIN TEMEL ÖZELLİKLERİ

1. Bu edebiyatın dili, Arapça, Farsça ve Türkçe’nin söz hazineleriyle dilbilgisi kurallarının birleÅŸmesinden oluÅŸan “Osmanlıca”dır.

2. Dil ağır, anlatım genellikle süslüdür.

3. Hayattan kopuk bir sanat anlayışı vardır. Şairler, toplum ve insanla ilgili sorunla-ra eğilme gereği duymamışlardır. ; ancak bazı şiirlerde, toplum hayatını aksatan durumlara değinilmiştir.

4. Bu edebiyat, halk kültüründen uzaktır. Sanatçılar da çoÄŸu zaman saray ve çev-resinde yetiÅŸmiÅŸlerdir. Onun için Divan Edebiyatı’na “Yüksek Zümre Edebiyatı”,”Saray E-debiyatı” gibi adlar verilmiÅŸtir.

5. Bu edebiyat, biçimcidir. Anlatılan değil, anlatım biçimi daima önde gelir. Şiirde sıkı sanat kuralları uygulanır. Divan Edebiyatı, bu yönüyle klasizme benzer.

6. BaÅŸlıca konular aÅŸk, doÄŸa, ölüm, ayrılık, özlem v.b.’dir.

7. Şiirde temel ölçü aruzdur. Bazı şairler, hece ölçüsüyle tek tük şiir yazmışlardır.

BAŞLICA NAZIM BİÇİMLERİ

GAZEL

Arap Edebiyatı’ndan alınmıştır. AÅŸk, doÄŸa, içki, eÄŸlence konuları iÅŸlenir. Beyit birimiyle yazılır. 5-15 beyit uzunluÄŸundadır. Beyitler “AA/BA/CA/DA” uyak düzeniyle sıralanır. İlk be-yit matla(doÄŸuÅŸ)”, son beyit “makta(kesiÅŸ)”, en güzel söylenmiÅŸ beyit de “beytü’l-gazel” adını alır. Åžairin adı, makta beytinde geçer. Gazellerde genellikle konu bütünlüğü bulunmaz; yani ÅŸiirdeki beyitler, anlamca birbirine baÄŸlı olmaz. Anlam bütünlüğü taşıyan gazellere “yek-ahenk gazel” denir.

KASİDE

Arap Edebiyatı’ndan alınmıştır. Övgü ÅŸiiridir. Gazel gibi uyaklanır. UzunluÄŸu 33-39 beyit arasında deÄŸiÅŸir. Åžu bölümlerden oluÅŸur:

a. Nesib(teÅŸbib):GiriÅŸ bölümüdür. Kasideler, bu bölümde yapılan betimlemelere göre adlandırılır. Bahar betimlemesi yapılan kasidelere “kaside-i bahariyye”, kış betim-lemesi yapılanlara “kaside-i ÅŸitaiye”, bayram betimlemesi yapılanlara da “kaside-i ıydiyye” denir.

b. Tegazzül :Kaside içinde güzel söyleme anlamına gelir. Bu bölümde aşk, şarap, kadın gibi gazellere özgü konular, lirik bir anlatımla işlenir.

c. Girizgahenk düşürerek asıl konuya, yani övgüye giriş yapılan bölümdür.

d. Methiye : Padişah, sadrazam, vezir, paşa gibi yüksek görevli kişilere ya da din büyüklerine yöneltilen övgünün yapıldığı bölümdür.

e. Fahriyye : Şairin, kendi şiir yeteneğini övdüğü bölüme verilen addır.

f. Dua : Kasidenin sonuç bölümüdür. Şair, böyle güzel bir şiiri yazıp bitirebildiği için dua ederek kasidesini tamamlar.

Daha sonra, Tanzimat döneminde de kaside nazım biçimi kullanılmış;ama kasidenin hem konularında, hem biçiminde değişiklik yapılmıştır.

Kasideler, konularına göre dörde ayrılır:

a. Methiyye : Ünlü, saygın kişilerin övüldüğü kasidelerdir.

b. Tevhid :Allah’ın birliÄŸini konu edinen ve onu öven kasidelere denir.

c. Münacaat : Allah’a yalvarış amacıyla yazılır.

d. Na’t : Hz. Muhammed’in övgüsünü yapmak için yazılan kasidelerdir.

MESNEVİ

Divan Edebiyatı’na Fars Edebiyatı’ndan geçmiÅŸ olup uzun manzum öykülerdir. Beyit biri-miyle, türlü aruz kalıplarıyla yazılır. Beyitler “AA/BB/CC/DD” biçimiyle kendi aralarında uyaklanır. İslami edebiyatın ortak konularını iÅŸler.

ÅžARKI

Divan Edebiyatı’nda XVIII.yüzyılda kullanılmaya baÅŸlayan bir nazım biçimidir. Dörtlüklerle yazılır. Halk Edebiyatı’ndaki koÅŸma nazım biçiminin etkisiyle doÄŸduÄŸu söylenir. Dörtlükler “AAAA/BBBA/CCCA” biçiminde uyaklanır. AÅŸk, doÄŸa, içki, kadın gibi dünyevi konular iÅŸlenir.

RUBAİ

Tek dörtlükten oluÅŸan, “AABA” uyak düzeniyle ve aruzun özel kalıplarıyla yazılan; aÅŸk, hayat, insan gibi konuları ve felsefi düşünceleri iÅŸleyen bir nazım içimidir. Fars Edebiyatı’ndan Divan Edebiyatı’na geçmiÅŸtir. Dünyaca ünlü temsilcisi, İranlı ÅŸair Ömer Hayyam’dır.

TERKİB-İ BEND

“Bend” adı verilen bölümlerden oluÅŸur. Her ben ; bir “hane” ve bir “vasıta” bölümünü kapsar. Haneler 5-15 beyit uzunluÄŸunda olup “AA/BA/CA/DA” biçiminde uyaklanır. Vasıta ise , tek beyittir. Vasıtanın dizeleri kendi aralarında uyaklıdır. Bendler deÄŸiÅŸtikçe, aynı uyak düzeni, baÅŸka uyak sözcükleriyle tekrarlanır.

TERCİ-İ BEND

Konu ve biçim bakımından terkib-i bende benzer. Ondan tek farkı, vasıta beytinin her bendden sonra değişmemesidir.

MURABBA

Dörtlüklerden oluÅŸur. “AAAA/BBBA/CCCA” biçiminde uyaklanır. Bu biçim özellliÄŸiyle ÅŸarkıdan farkı yoktur. Murabba ile ÅŸarkıyı ayıran tek fark, ÅŸarkıların bir besteye baÄŸlanmasıdır.

MÜSTEZAT

Bir manzumenin uzun dizelerinden sonra kısa dizeler getirilmesiyle oluÅŸur. Uzun ve kısa dizeler, kendi aralarında gazel gibi uyaklanır. Kısa dizelere “ziyade” denir. Uzun dizelerde aru-zun “mef u lü/me fa i lü /fe u lün”; kısa dizelerde ise “mef u lü /fe u lün” kalıbı kullanılır. Batı Edebiyatı etkisi altına girildikten sonra, bu nazım biçimindeki kuralların gevÅŸetilmesiyle “serbest müstezat” denilen yeni bir nazım biçimi ortaya çıkmıştır.

BAŞLICA DİVAN ŞAİRLERİ

HOCA DEHHANİ

XIII.yüzyılda yaÅŸamıştır. Bilinen ilk Divan ÅŸairidir. Anadolu’ya Horasan’dan gelmiÅŸtir. Sel-çuklu sultanı III. Alaattin Keykubat’ın buyruÄŸuyla yazdığı Selçuklu Åžehnamesi’nin yanı sıra bir kasidesi ve dokuz gazeli bilinmektedir.

MEVLANA

XIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mes-nevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir.

ŞEYHİ

XV.yüzyıl Divan ÅŸairlerindendir. Aynı zamanda, devrinin ünlü doktorlarından biridir. Divan Edebiyatı’nın belirginleÅŸmeye baÅŸlayan kurallarını derli toplu biçimde uygulayan ilk ÅŸairler ara-sında yer alır. Bir Divan’ı ve Husrev ü Åžirin, Harname adlı iki mesnevisi vardır. Harname, olmayacak umutlara kapılan, sonunda elindekileri de yitiren kiÅŸileri yermek için yazılmış bir hicivdir. Åžair, bu eseri kendi hayatını esas alarak yazmıştır.

SÜLEYMAN ÇELEBİ

XV.yüzyıl ÅŸairlerindendir. Çağına göre sade bir dille, mesnevi biçiminde yazdığı Vesiletü’n-Necat (Mevlid) adlı eseriyle tanınır. Onun açtığı bu çığırda çok sayıda eser yazılmış olmasına karşın, bulardan hiçbiri, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i kadar yaygınlaşıp benimsen-memiÅŸtir.

ALİ ŞİR NEVAİ

ÇaÄŸatay Edebiyatı’nın XV.yüzyılda yetiÅŸtirdiÄŸi büyük ÅŸair ve bilim adamıdır. Ferhat ü Åži-rin, gibi mesnevileri yanı sıra Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eseri, aydınların Türkçe’yi sa-vunması ve onu Farsça’dan üstün bir olarak göstermesiyle dikkati çeker. Åžairin öteki eserleri ise Mecalisü’n-Nefais ve Mizanü’l-Evzan’dır.

BAKİ

XVI.yüzyılın ünlü ÅŸairlerindendir. Din dışı konuları iÅŸlemiÅŸ, gazel tarzının en baÅŸarılı ÅŸairle-ri arasında yer almıştır. Hayatı, her anı zevkle geçirilmesi geren bir olgu olarak deÄŸerlendirir ve ÅŸiirlerine öylece yansıtır. Edebi sanatları, söz oyunlarını kullanmakta ustadır. Mesnevi tarzında eser vermeyen ÅŸairin Divan’ı vardır.

FUZULİ

XVI.yüzyılın, Baki gibi ünlü ÅŸairidir. Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Farsça’yı da öğrenmiÅŸ, bu üç dilde divanlar yazmıştır. Åžiirlerinde Azeri lehçesini kullanan ÅŸair, Baki’nin tersine, hayatı bir sınav olarak görür; insanın aÅŸk acısıyla olgunlaÅŸacağına inanır. Hayata bu yaklaşımında, tasavvuf felsefesine duyduÄŸu ilginin rolü vardır. Divan Edebiyatı’nın en lirik ÅŸairi olan Fuzuli, gazel alanında üstün baÅŸarı saÄŸlamış; ayrıca Leyla vü Mecnun, Beng ü Bade gibi mesnevile-riyle tanınmıştır. Öteki eserleri Haddikatü’s-Süeda, Åžikayet-name(mektup türünde ) , Sıh-hat ü Maraz, v.b.’dir.

NEFİ

XVII.yüzyıl Divan Edebiyatı’nın ünlü ÅŸairidir. Sert kiÅŸiliÄŸi, onu çağının en büyük hicivcisi yapmış; zamanın vezirlerinden Bayram PaÅŸa’yı, hatta IV.Murat’ı hicveden ÅŸiirleri, hayatına mal olmuÅŸtur. Övgü ve yergileri hep abartmalıdır. GösteriÅŸli, ağır bir dili vardır. Kaside alanındaki baÅŸarısıyla dikkati çeken ÅŸairin Türkçe ve Farsça divanlarından baÅŸka, hicivlerini topladığı Siham-ı Kaza adlı bir eseri vardır.

ŞEYH GALİP

XVIII.yüzyıl ÅŸairlerindendir. MevleviliÄŸi benimsemiÅŸtir. Hayal gücünün zenginliÄŸi ve hayal-lerinin özgünlüğüyle diÄŸer Divan ÅŸairlerinden ayrılır. Divan’ından baÅŸka, alegorik tarzda yazdığı ve tasavvufu türlü aÅŸamalarıyla anlattığı Hüsn ü AÅŸk adlı mesnevisi vardır.

DİVAN EDEBİYATI’NDA DÜZYAZI

Divan, şiire ağırlık veren bir edebiyattır. Düzyazı, ancak bilimsel çalışmalarda, tarihlerde, kimi sanatsal metinlerde ve gezi türü eserlerde kullanılmıştır.

Divan Edebiyatı’nda düzyazılar, yazılış amacı ve dil tutumu dikkate alınarak üçe ayrılır:

1. Sanatlı(süslü) Düzyazı

Söz ustalığı göstermek amacıyla yazılır. Sinan PaÅŸa’nın Tazarru’at adlı eseri, bu türün en tanınmış örneÄŸidir. Sanatlı düzyazıya inÅŸa denir

2. Orta Düzyazı

Yer yer ağır ve süslü, yer yer sade bir dille yazılan düzyazılardır. Genellikle tarih kitapla-rında bu düzyazı türü görülür. Osmanlılar zamanında tarihçilik,”vakanüvis” adı altında yürütü-len bir tür memurluktu. Sarayda görevlendirilen vakanüvisler, önemli önemsiz her olayı günü gününe notlar halinde yazarlardı. Bu eserler, olay anlatımına dayalı olduÄŸundan, bilimsel tarih anlayışıyla baÄŸdaÅŸmaz. Divan döneminin baÅŸlıca tarihçileri arasında AşıkpaÅŸazade ,Ali, Ebülgazi Bahadır Han,Naima, Peçevi, Mütercim Asım sayılabilir.

3. Sade Düzyazı

Dil ve anlatım ustalığının değil, ele alınan konunun önem taşıdığı düzyazı türüdür. Bu an-layış nedeniyle, sade düzyazılarda ustaca söz söyleme çabası görülmez; dil açık, yalın, doğal-dır. Bu düzyazı türünü kullananlardan başlıcaları şunlardır: Mercimek Ahmet , Katip Çele-bi, Evliya Çelebi (Eseri:Seyahatname).

B. HALK EDEBİYATI

Halk Edebiyatı, sözlü edebiyatın uzantısıdır. Halkın yarattığı sözlü eserlerden oluşur. Dil., biçim, konular, duyarlıklar bakımından halk kültürüne sıkı sıkıya bağlıdır.

HALK EDEBİYATI’NIN TEMEL ÖZELLİKLERİ

1. Bu edebiyat, halk diline bağlıdır.

2. Dil ve anlatımda süslü söyleyişe yöneliş yoktur. Genellikle yalın anlatım kullanılır.

3. Halkın içinden doğan eserler, konu, tema ve duyarlık bakımından halkın hayatına sıkı sıkıya bağlıdır.

4. Şairler, genellikle okumamış kişilerdir.

5. Dörtlük birimi esastır.

6. Şairlerde , milli ölçü olan hece ölçüsü kullanılır.

7. Aşk, doğa, ayrılık, özlem, dil, tasavvuf konularının yanı sıra toplum hayatını ilgilendi-ren sorunlara da sık sık eğilen şairler, bunlarla ilgili eleştiriler getirirler.

BAŞLICA NAZIM BİÇİMLERİ

Halk şiirindeki nazım biçimlerini iki ana öbekte inceliyoruz.:

1.MANİ TİPİ

Maniler, anonim, lirik ÅŸiirlerdir,”AABA” uyak düzeniyle, 7’li hece ölçüsünün 4-3 durağıyla söylenir. Ana tema sevgidir. Dört dizeden oluÅŸan manilere “düz mani” denir. Üç dizeden olu-ÅŸan ve “ABA” biçiminde uyaklanan maniler “ke:-):-):-) mani”, beÅŸ dizeden oluÅŸan ve “ABACA” biçiminde uyaklanan maniler “geniÅŸletilmiÅŸ mani”, uyakları cinaslı sözcüklerden seçilen ma-niler ise “ cinaslı mani” adını alır.

2.KOŞMA TİPİ

KoÅŸma tipi nazım biçimlerinin kalıplaÅŸmış bir yapısı vardır. Hepsi, dörtlüklerle ve deÄŸiÅŸ-mez bir uyak düzeniyle (ABAB/CCCB/DDDB, AAAB/CCCB/DDDB ya da –B-B/CCCB/DDDB) söylenir. Bunlar, kullanılan ölçü kalıbı, uzunluk-kısalık, konular bakımından farklılıklar taşır. KoÅŸma tipi nazım biçimlerinin baÅŸlıcaları ÅŸunlardır:

KOÅžMA

Kısa, lirik ÅŸiirlerdir. Dörtlüklerle, AABA(-A-A)/CCCA/DDDA uyak düzeniyle, hece ölçü-sünün 6-5 ya da 4-4-3 duraklı 11’li kalıbıyla söylenir. aÅŸk ve doÄŸa konularının yanı sıra,ayrılık, özlem, yalnızlık,gurbet, sıla, ölüm gibi temaları iÅŸler. Genellikle saz eÅŸliÄŸinde, ezgiyle söylenen koÅŸmalar, ezginin niteliÄŸine göre “Acemi koÅŸması,Ankara koÅŸması, topal koÅŸma, ke:-):-):-) kerem” gibi türlere ayrılır.

DESTAN

Biri, sözlü gelenekte evrenin ve insanın oluÅŸumunu, toplumu derinden etkileyen olayları olaÄŸanüstülükler katarak anlatan uzun manzum öyküler; öteki Halk Edebiyatı’nda bir nazım biçimi olmak üzere iki ayrı destan vardır. Birinci tür olan destanla ilgili bilgileri “İslam’dan Önceki Türk Edebiyat’ı” baÅŸlığı altında verildi. Nazım biçimi olan destan ise, ölçü, duraklar, uyak düzeni bakımından koÅŸmaya benzer; ancak destanlar, konularıyla koÅŸmadan ayrılır. Bun-larda, genellikle bir yöre halkı üzerinde derin etki yaratan olaylar ve bunların uyandırdığı ortak duygular dile getirilir. Bir kısım destanlar ise mizahidir. Bunlarda 11’li hecenin yanı sıra, 7’li ve 8’li hecede kullanılmaktadır. Destanı koÅŸmadan ayıran bir baÅŸka özellik ise, bunların uzun ol-masıdır.

SEMAİ

Uyaklanışı koÅŸmaya benzer. 8’li hece ölçüsünün 4-4 durağıyla ve özel bir ezgi eÅŸliÄŸinde söylenir. Konuları, koÅŸmada olduÄŸu gibi aÅŸk, doÄŸadır.

VARSAÄžI

Uyak düzeni ve ölçüsü semai gibidir; ancak ezgisinin niteliÄŸi ve konusu ondan farklıdır. Varsağıda yiÄŸitçe bir söyleyiÅŸ vardır. Bu nedenle de “Bre!Hey!Behey!” gibi ünlemlerle baÅŸlar.

TÜRKÜ

Hece ölçüsünün türlü kalıplarıyla söylenen ezgili, anonim ÅŸiirlerdir. Bazen de kime ait ol-duÄŸu bilinen ÅŸiirler, türkü formlarıyla söylenir. Türkülerde genellikle iki bölüm bulunur. Birinci-si, ÅŸiirin iskeletini oluÅŸturan “asıl bölüm” ; ikincisi “kavuÅŸtak”tır. KavuÅŸtaklar, asıl bölümlerin arasına gelerek onları birbirine baÄŸlar.

İLAHİ VE NEFES

Din ve tasavvuf konularının iÅŸlendiÄŸi ÅŸiirlere “ilahi” denir. KoÅŸma gibi uyaklanan ilahiler-de 4-4 duraklı 8’li ölçü kullanılır.

Bunlar herhangi bir tarikatın görüşlerini yansıtmaz; konuyu genel olarak ele alır.

İlahilerin BektaÅŸi tekkelerinde söylenenlerine “nefes”, Alevi anlayışına baÄŸlı olanlarına ise “deme” adı verilir.

İlahi, nefes ve demeler, bestelenerek söylenir.

BAŞLICA NAZIM TÜRLERİ

Halk şiirleri, konularına göre türlere ayrılır. Bu nazım türleri şöyle sıralanabilir:

GÜZELLEME

Sevgi üstüne söylenen şiirlerdir. Bazen de bunlarda doğa güzellikleri karşısında duyulan hayranlık duygusu dile getirilir.

KOÇAKLAMA

Konusu yiğitlik,kahramanlık, kavga ve savaş olan şirlerdir.,

TAÅžLAMA

Bir kişiyi ya da toplumdaki bir aksaklığı yermek amacıyla söylenen şiirlere bu ad verilir.

AÄžIT

Sözlü Türk Edebiyatı’ndaki saguların Halk Edebiyatı’nda aldığı biçimdir. Ölen kiÅŸilerin ar-dından söylenir, ölümden doÄŸan acıyı dile getirir. Genellikle kadınlar tarafından yakılan ağıtlar, anonim özellik taşır. Bununla birlikte, az da olsa, ÅŸairi bilinen ağıtlara rastlanmaktadır.

MUAMMA

Kapalı bir biçimde anlatılan bir olayın ya da bilginin okuyucu tarafından anlaşılmasını, bunlarla ilgili soruların cevaplandırılmasını isteyen bir tür manzum bilmecedir.

NASİHAT

Bir şey öğretmek,bir düşüncenin yayılmasına çalışmak gibi amaçlarla söylenen didaktik şiirlerdir.

NOT

“Destan, ilahi, nefes ve deme”, hem birer nazım biçimi, hem de tür olarak deÄŸerlendi-rilir.

HALK ŞAİRLERİNİN GRUPLANDIRILMASI

Halk şairleri, halk şiirinin yerleşmiş kurallarına bağlı kalmakla birlikte, türlü kültürel ne-denlerle dil, anlatım, ölçü kullanımı bakımından farklı yönelişler içine girebilmektedirler. Ayrıca yaşadıkları çevre de onların sanat anlayışlarını farklılaştıran bir etmen olarak karşımızı çıkmak-tadır. Halk şairlerini, işte bu gibi noktaları dikkate alarak şöyle ayırıyoruz:

1. GÖÇEBE(GEZGİN) ŞAİRLER

Bir yere baÄŸlı kalmadan gezerler. Genellikle eÄŸitim görmedikleri için, Divan Edebiya-tı’ndan etkilenmezler. Dilleri sadedir. Hece ölçüsüne baÄŸlıdırlar. Geleneksel ÅŸiir anlayışını sürdü-rürler.

2. YENİÇERİ ŞAİRLER

Osmanlılar zamanında askerlik, hayat boyu süren bir meslekti. Orduda görev arasında şair-ler yetişmiştir. Bunlar, katıldıkları savaşlarla ilgili yiğitlik şiirleriyle dikkati çekerler. Dil, anlatım, ölçü bakımından, göçebe şairler gibi geleneksel şiir anlayışına bağlıdırlar.

3. KÖYLÜ ŞAİRLER

Hayatları köylerde, kasabalarda geçer. Büyük kentlerle ilgileri olmadığı için, kent kültürün-den, Divan Edebiyatı’ndan etkilenmeden, halk ÅŸiiri geleneklerine baÄŸlı kalmışlardır.

4.KENTLİ ŞAİRLER

Genellikle Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalırlar. Hem Halk, hem de Divan Edebiyatı tarzın-da ÅŸiirler söylerler. Dillerinde Arapça ve Farsça sözcüklerin oranı yüksektir. Hece ölçüsüyle birlik-te aruza da yer verirler.

5. TASAVVUF (TEKKE ) ŞAİRLERİ

Tekkelerde yetiÅŸtikleri, din ve tasavvuf konusunda eÄŸitim gördükleri için, dilleri, göçebe, yeniçeri ve köylü ÅŸairlere göre bazen daha ağırdır. Zaman zaman Divan Edebiyatı’nın dil, anla-tım, biçim, ölçü özelliklerini taşıyan ÅŸiirler söylerler. ÖrneÄŸin Yunus Emre bile, aruz ölçüsü ve mesnevi düzeniyle Risaletü’n-Nushiyye adlı bir eser vermiÅŸtir.

HALK ÖYKÜLERİ

Halk öyküleri, destanların zamanla biçim ve öz değişimine uğramaları sonunda ortaya çık-mış sözlü eserlerdir. Anonimdir. Başlıca türleri şunlardır:

1. DESTAN ÖYKÜLER

Destanlardaki olaÄŸanüstülük gibi bazı özellikleri koruyan halk öyküleridir XIII.-XIV.yüzyılda DoÄŸu Anadolu’da ortaya çıkan Dede Korkut Öyküleri ile KöroÄŸlu Öyküsü, bu türün tanınmış örnekleridir.

2. AŞK ÖYKÜLERİ

İki sevgilinin aÅŸkını, bunların kavuÅŸmasını önleyen engellerle mücadelesini anlatan öykü-ler olup en tanınmışları Kerem ile Aslı, Emrah ile Selvi, Asuman ile Zeycan ,Aşık Ga-rip.v.b.’dir.

3. DİNİ ÖYKÜLER

İslamiyet’in yayılmasına katkıları olan kiÅŸilerin hayatlarını ve mücadelelerini temel alan öykülerdir .Hz. Ali’nin savaÅŸlarını anlatan Kan Kalesi Cengi, Hayber Kalesi Cengi; Anado-lu’da İslamiyet’in yayılması için mücadele eden komutanların savaÅŸlarını anlatan Battal Gazi Öyküsü, DniÅŸment Gazi Öyküsü gibi sözlü, anonim eserler, bu türün örnekleri arasında yer alır.

BAŞLICA HALK ŞAİRLERİ

YUNUS EMRE

XIII. Yüzyıl halk ÅŸairidir. Hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgi yoktur. Tasavvuf felsefesi, XII. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya yayılmaya baÅŸlamış; Mevlana , Sultan Velet, Ahmet Fa-kih gibi ÅŸairlerle edebiyata girmiÅŸtir. Varlık- yokluk , İnsan-tanrı-ölüm iliÅŸkilerini güçlü bir kültüğr donanımı ve büyük ÅŸiir yeteneÄŸiyle irdeleyerek halka ulaÅŸtırabilmiÅŸtir.

İlahi türü ÅŸiirlerinde Halk Edebiyatı’nın geleneklerine baÄŸlı kalmıştır. Bunlarda dil sad, an-latım yalın, ölçü hecedir. Risaletü’n-Nushiyye adlı dini didaktik eserinde ise, bu gelenekten ayrılarak aruz ölçüsünü, mesnevi nazım biçimini kullanmıştır.

HACI BAYRAM VELİ

XIV.yüzyıl ikinci yarısıyla XV. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir tasavvuf şairidir. Bayramiyye tarikatını kurmuştur. Yunus Emre etkisinde sade bir dil ve lirik bir anlatımla dile getirdiği şiirle-rinden yalnızca birkaç tanesi bilinmektedir.

KÖROĞLU

XVI.yüzyılda yaÅŸadığı sanılan bir halk ÅŸairidir. III. Murat zamanındaki Osmanlı-İran sa-vaÅŸlarına katılan ÅŸair, Åžirvan ve Tebriz’in alınışı üzerine destan söylemiÅŸtir. Öteki ÅŸiirlerinde yiÄŸitlik, kahramanlık konularını iÅŸlemiÅŸ olduÄŸundan, halk öyküsündeki KöroÄŸlu ile karıştırıla-bilmektedir.

PİR SULTAN ABDAL

XVI. yüzyıl tekke-tasavvuf ÅŸairlerindendir. Sivas’ta yaÅŸamıştır. Kanunu zamanında DoÄŸu Anadolu’da patlak veren bir isyana katılmış, yaÅŸadığı olayların izlenimlerini ÅŸiirlerinde anlatmış, Hızır PaÅŸa tarafından Sivas’ta idam ettirilmiÅŸtir. Sanatının belirleyici özellikleri, güçlü ir inanç, sade bir halk dili, coÅŸkun bir lirizm olarak özetlenebilir.

KARACAOÄžLAN

Hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız KaracaoÄŸlan’ın XVI ya da XVII . yüz-yılda yaÅŸadığı sanılmaktadır. Åžair Toroslar’da, Türkmen boyları arasında yetiÅŸmiÅŸ; göçebe bir ÅŸair olarak Anadolu içinde ve dışında gezmiÅŸtir. Geleneksel ÅŸiirin dil, anlatım, ölçü anlayışından ayrılmadan aÅŸk, doÄŸa, ölüm, ayrılık gibi temaları iÅŸlemiÅŸtir;özellikle koÅŸma ve semai biçimlerin-de büyük baÅŸarı kazanmıştır.

DADALOÄžLU

XIX.yüzyılda, Çukurova yöresinde yetiÅŸen halk ÅŸairlerindendir. Türkmen boylarının yerle-ÅŸik hayata geçirilmesi için 1865’te yöreye yollanan Fırka-i İslahiye adlı Osmanlı ordusuyla Türkmenler arasındaki çatışmalara katılmış, bu olayları yiÄŸitçe bir eda ile koçaklamalarına yan-sıtmıştır. Ayrıca aÅŸk ve doÄŸadan söz eden ÅŸiirleri de baÅŸarılıdır. Åžiirlerini temiz bir halk diliyle ve hece ölçüsü ile yazmıştır.

AÅžIK VEYSEL

XX. yüzyıl halk ÅŸairidir. Åžarkışla’da doÄŸup büyümüş, Cumhuriyetin onuncu yılında An-kara’ya gelerek ÅŸiirlerini okumuÅŸ, bundan sonra ünü yayılmaya baÅŸlamıştır. ÇocukluÄŸunda ge-çirdiÄŸi çiçek hastalığıyla gözünü kaybeden ÅŸair; genellikle gezgin bir hayat sürmüş ; kent kent dolaÅŸarak aÅŸktan, doÄŸadan , kardeÅŸlikten, birlikten, barış içinde yaÅŸamaktan ve insanı insan yapan erdemlerden bahseden ÅŸiirlerini saz eÅŸliÄŸinde söylemiÅŸ; bu içeriÄŸin halka yakın düşmesi , ona kitlesel bir sevginin doÄŸmasına yol açmıştır. Tasavvuf felsefesinin kazandırdığı hoÅŸgörü anlayışı, ÅŸiirinin temellerinden biridir. Åžiirlerini DeyiÅŸler, Sazımdan Sesler adlı iki kitapta toplamıştır. Son olarak tüm ÅŸiirlerini , Ümit YaÅŸar OÄŸuzcan tarafından Dostlar Beni Hatır-lasın adıyla yayımlanmıştır.

BATI ETKİSİNDE TÜRK EDEBİYATI

1850 yıllarından günümüze kadar sürer. Amacı, metod bakımından Batılı, öz ve ruh bakımından milli bir edebiyat yaratmaktır. Türk toplumundaki esaslı değişmeleri , fikir ve yeni-lik hareketlerini yansıtır. Üç döneme ayrılır. :

s1.Tanzimat Edebiyatı :1860’ta tercüman-ı ahval gazetesinin yayımlanmasıyla baÅŸlar, 1896’ya kadar sürer. Sarsıntılar geçiren Osmanlı İmp.u durumunu kurtarmak için, ordudan baÅŸlayarak ıslahat ve devrim hareketlerine giriÅŸiyordu . 3. Selim , 2. Mahmut , Abdülmecit dö-nemleri böyle geçmiÅŸtir.

Bu ortamda Batıcı ve yenilikçi olan ÅŸair ve yazarlar, sanatlarını toplum için kullandılar. Fransız kültürüyle kültürüyle yetiÅŸmiÅŸ ,romantik ve ülkücüydüler. Divan ÅŸiirini yıkmaya çalıştı-lar. Çok yönlüydüler: ÅŸair,romancı,tiyatro yazarı…vb. Sanattan çok,fikir ve ülkü peÅŸindedirler; zulme,haksızlığa karşı savaÅŸ açarlar. Vatan ,millet,hürriyet,adalet,meÅŸrutiyet kavramlarını he-yecanla savunurlar. Daha geniÅŸ kitlelere seslenebilmek için ,dilde sadelik yanlısıdırlar. Hemen hepsi politikacı ve mücadele adamıdırlar. Tanzimat ikinci döneminde realizimin etkisi görülür. Åžiirde konu birliÄŸini saÄŸladılar. Aruzla yazdılar. Düzyazı dilini ÅŸiire uyguladılar. Ro-man,hikaye,makale gibi türler,edebiyatımıza bu dönemde girdi. İlk tanzimatçılar ,Divan ÅŸiirinin nazım biçimlerini kullandılar.

1.Dönemin Önemli Temsilcileri:

Åžinasi:Gazeteci ,ÅŸair ve yazardır. Tercüman-Ahval(1860),Tavir-i Efkar (1862) gazetelerini çıkardı. Fikir adamıdır. Eserleri:Åžair Evlenmesi(ilk tiyatro),Åžiir çevirileri,Türk Atasözleri,Seçme Åžiirler…

Namık Kemal:Gür sesli vatan ÅŸairi,dava ve sanat adamıdır. Zulme ve keyfi idareye baÅŸ-kaldırdı. Åžiirlerinde vatan ,millet,hürriyet …ülkülerini aşılamıştır.

Eserleri:Şiirler,Tiyatroları:Vatan Yahut Silistre,Gülnihal,Akif Bey,Kara Bela,Zavallı Çoçuk,Romanları :İntibah,Cezmi,Biyografileriev-i İstila ,Kanişe,Eleştiri:Tahrib-i Hara-bat,Takip.

Ziya Paşa: Tanzimatçılar içinde eskiye en fazla bağlı kalanlardandır. Şiirlerinde öğütler, felsefi temalar görülür.

Eserleri : Divan, Terkib-i Bend, Zafername(hiciv), Harabat(şiir antolojisi), Veraset Mek-tupları(Makale).

Ahmet Mithat Efendi:İlgi çekici, eÄŸlendirici roman ve hikayeler yazdı. Eserleri 200’ün üze-rindedir, halkı aydınlatmıştır. Dili sadedir.

Eserleri: Letaif-i Rivayet(28 hikaye) , Romanları: Hasan Mellah, Felatun Beyle Rakım E-fendi, Henüz 17 Yaşında, Yeniçeriler, Karnaval…

Ahmet Vefik Paşa: Milliyetçilik ve Türkçülük akımlarının ilk büyük temsilicisidir. Moliere komedilerinden yaptığı 16 çeviri ve uyarlamayla, Türk tiyatrosuna önemli hizmetler etti.

Eserleri: Lehçe-i Osmani, Åžecere-i Türk, Moliere’den Zor Nikah, Meraki, Azarya, Zoraki Takip…

2.Dönemin Önemli Temsilcileri:

Recaizade Mahmut Ekrem : Edebiyat kuramcısı ve şiir eleştirmenidir. Romancı ve şairdir.

Eserleri:Araba Sevdası(ilk gerçekçi roman), Çok Bilen Çok Yanılır(tiyatro) Zemzeme I-II-III(ÅŸiir)…

Samipaşazade Sezai: Roman ve hikayecidir. Gündelik, gerçekçi hayatı vermiştir.

Eserleri: Sergüzeşt, Küçük Şeyler(ilk edebi romandır).

Åžemsettin Sami: Türk edebiyatında ilk romanı yazdı. TaaÅŸÅŸuk-i Tal’at ve Fitnat .Sözlük ve an:-):-):-)lopedi çalışmaları yaptı . Orhun yazıtlarını Türkçe’ye çevirdi.

Eserleri : Kemusül Alam , Kamus-i Türki , çeviri: Sefiller.

2- Servet-i Fünun Edebiyatı:

Servet-i Fünun edebiyat dergisinin çıkışı (1896) ve kapanışı (1901) arasında sürdü. II. Abdülhamit’in hiçbir özgürlük tanımayan yönetimi nedeniyle, sosyal konulara eÄŸilememiÅŸler-dir; “Sanat için Sanat” ilkesine baÄŸlı kalmışlardır. Süslü, seçkin insanların zevklerini okÅŸayan bir üslupları vardır.

Bilhassa Fransız edebiyatında , çaÄŸdışı olan Sembolizm, Parnasizm’le ilgilenmiÅŸlerdir. Osmanlı İmp.’nun çöküntüsü, halkın cahilliÄŸi, ümitsizlik, baskı, sansür ve sürgünler yüzünden ; içe dönük yılgın ve hasta bir edebiyat olmuÅŸtur.

Bu dönemde kuralsız nazım biçimleri benimsenmiÅŸtir. Ayrıca Batı’dan sone ve terzarime gibi nazım biçimleri getirilmiÅŸtir. Ölçü aruzdur.

Bu edebiyatta roman ve hikaye, ÅŸiirden daha güçlüdür. Olayların çevresi İstanbul’dur. Fransız realist ve natüralistleri örnek tutulmuÅŸtur.

Konu bütünlüğüne önem verilmiÅŸtir. Bazen bir cümle üç-beÅŸ dizeye yayılarak, nazım nes-re yakınlaÅŸtırılmıştır. Temalar , hayal-hakikat çarpışmasıdır; maddilik-manevilik çekiÅŸmesi , yalnızlık , tabiata ve sessizliÄŸe sığınmak, “hüzün ve acıdır”.

Önemli Temsilcileri

Tevfik Fikret:Bireyci duyguları ,tabiatı , yaÅŸanmış hayat sahnelerini iÅŸleyen romantik-lirik ÅŸiirler yazdı.1901’den sonra sosyal ÅŸiirler yazarak didaktik-lirik oldu. Nazmı nesre yaklaÅŸtırdı.

Eserleri:Rübab-ı Åžikeste, Haluk’un Defteri Åžermin.

Cenap Şehabettin : Yeniliklerde öncüdür. Parnasizmden biçim güzelliği Sembolizmden kapalı şiir zevkini aldı.

Eserleri : evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harb, Nesr-i Sulh.

Halit Ziya Uşaklıgil : Türk edebiyatının ilk büyük romancısıdır. Romanlarının konusu ço-ğunlukla aydın, zengin çevreden seçilmiştir. Hikayelerinde halk tabakalarına inmiştir.

Eserleri: Mai ve Siyah, AÅŸk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Hikaye:İhtiyar Dost, Kadın Peçesi…

3- 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı:

20.y.y. Türk edebiyatını hazırlayan etmenler : Bazı devletlerin Osmanlı Devletini yıkmaya çalışmaları , İkinci MeÅŸrutiyet, 31 Mart Olayı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin baskıcı yönetimi, Balkanlarda, Yemen ve Arnavutluk’ta çıkan isyanlar, yeni devletimizin kurulmasıdır.

Başlıca Bölümleri:

a) Fecr-i Ati Edebiyatı :

(1909) Servet-i Fünun’dan sonra Batı’yla dil, edebiyat ,bilim alanlarında sıkı baÄŸlar kura-caklarını ileri sürdüler ; fakat pek bir ÅŸey yapamadılar. En büyük temsilcisi, Fransız semboliz-mini benimseyen Ahmet HaÅŸim’dir.

Ahmet Haşim: Bireyci öz şiirin ustalarındandır. Ona göre şiirin dili, anlaşılmak için değil, duyulmak içindir. Kapalı şiirler yazdı.

Eserleri: Şiir:Göl Saatleri, Piyale, Düzyazı: Bize göre, Frankfurt Seyahatnamesi, Gurabahane-i Laklakan.

b) Milli Edebiyat Akımı:

(1910-1923):Ömer Seyfettin , Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’in Genç Kalemler dergi-sindeki bildirileri, akımın baÅŸlangıcıdır.

Milli konulara, toplum ve yurt sorunlarına eÄŸilmiÅŸlerdir. Sade ve süssüz Türkçe’yle yazdı-lar. KonuÅŸulan Türkçe’yi yazı dili haline soktular. Hikaye ve romanlarda olaylar, İstanbul dışına çıkartıldı. Åžiirde hece ölçüsü ve koÅŸma biçimi kullanıldı.

Önemli Temsilcileri:

Öncüleri :

Mehmet Emin Yurdakul :Yurdumuzun acı gerçeklerini şiirimize ilk defa yansıtmıştır. Türki-ye milliyetçiliğini savunur.

Eserleri: Türkçe Åžiirler, Türk Sazı…

Ziya Gökalp: Türk halkının folklor ve tarihini yazdı, araştırdı. Sade bir dille toplumsal a-maçlı şiirler yazdı.

Eserleri : Düzyazı : Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak ,Türkçülüğün Esasları,Şiir: Kızılelma, Altın Işık.

Ömer Seyfettin :Bizde Maupassant tarzı hikayenin kla:-):-):-) deÄŸeri sayılır. Konuları çoçukluÄŸundan, Türk savaÅŸ tarihinden, Anadolu efsanelerinden …almıştır. Tasvir ve tahlile de-ÄŸil, olaya önem verir. Türkçülüğü savundu. Sade yazmıştır.

Eserleri: Bomba, Beyaz Lale, Yalnız Efe…

DiÄŸer Åžair ve Yazarlar:

Mehmet Akif Ersoy,Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edip Adıvar, Refik Halit Karay , Reşat Nu-ri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay.

BeÅŸ Hececiler:

Milli Edebiyat döneminde beÅŸ ÅŸair, hece ölçüsünü kuvvetle benimsediler. Åžiirimize katıksız Türkçe’nin yerleÅŸmesinde önemli rol oynadılar. Bunlar : Faruk N. Çamlıbel , Yusuf Z.Ortaç O.S. Orhan, E.B. Koryürek, H.F. Ozansoy.’dur.

c) Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı (1923-1940) :

Bu dönemde tam anlamıyla yerli ve sade bir dil kullanıldı. Konuşma ve yazı dilini birleştir-diler. Hece ölçüsünün sesini gizleyerek, iç ahenge yöneldiler.

Önemli Temsilcileri:

Ahmet Kutsi Tecer: Anadolu halk motiflerini işlediği duygulu ve memleketçi şiirleriyle ta-nındı.

Eserleri : Şiirler, Köşebaşı(tiyatro)

Ahmet Hamdi Tanpınar: sembolizm havası içinde soyut şiirin ve p:-):-):-)olojik roman, hikaye türlerinin ustasıdır.

Eserleri: Şiirler, Hikaye: Abdullah Efendinin Rüyaları, Roman: Huzur, Deneme : Beş Şe-hir.

Ahmet Muhip Dranas: Baudolaire (Bodler) sembolizmini Türk halk şiiriyle kaynaştırdı.

Eserleri :Åžiirler, Tiyatro: Gölgeler…

Cahit Sıtkı Tarancı : Yaşamanın ve aşkın güzelliğini, ölümün üstünlüğünü vurguladı. Bol ve güzel halk deyimleri kullandı.

Eserleri: Şiir:Otuz Beş Yaş , Düşten Güzel , Sonrası.

Yedi MeÅŸaleciler: 1928’de Yedi MeÅŸale adlı bir kitapta yedi sanatçı birleÅŸti. BeÅŸ Hececile-rin yaptıklarını geliÅŸtirerek, modern Türk ÅŸiirinin doÄŸmasına ortam hazırladılar. Hissedilir bir deÄŸiÅŸiklik yapamadılar. Bunlar:S. E. SiyavuÅŸgil , V. M. Kocatürk , Y. N. Nayır, C. K. Solok , Ke-nan Hulusi , Muammer Lütfi , Z. O. Saba’dır.

Ziya Osman Saba : Yedi MeÅŸalecilerin ÅŸiire en sadık olanıdır. Çocukluk özlemi, anılara düşkünlük, kadere boyun eÄŸiÅŸ… temalarını iÅŸledi.

Eserleri: Åžiir: Sebil ve Güvercinler. Hikaye: Mesut İnsanlar FotoÄŸrafhanesi…

Cumhuriyet Döneminin Diğer Şairleri: Kemalettin Kamu, Ö. B. Uşaklı , Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek .

Cumhuriyet Dönemi Yazarları:

Memduh Şevket Esendal:Tuhaf inançları, cahilliğin ve insan huylarının yarattığı sonuçları işler. Konuşur gibi sade ve içten yazdı. Yorumu okuyucuya bırakır.

Hikayeleri: Otlakçı, Bizim Nesibe… Roman : AyaÅŸlı ve Kiracıları.

Abdülhak Şinasi Hisar:İzlenimci roman yazdı. Tahlil ve düşünceye yer verdi. Üslubu süs-lüdür.

Eserleri: Fahim Bey ve Biz… Anı:BoÄŸaziçi Mehtapları…

Peyami Sefa: Türk edebiyatında p:-):-):-)olojik roma türünün ustasıdır.

Eserleri : Dokuzuncu Hariciye KoÄŸuÅŸu , Matmazel Noralya’nın KoltuÄŸu…

Sait Faik Abasıyanık: KonuÅŸur gibi canlı bir İstanbul Türkçe’siyle yazdı. Hikayecidir, ro-man ve ÅŸiirleri de vardır. Orta ve alt tabaka insanlarının hayatlarını iÅŸledi. Bir anlık izlenimler, parça buçuk olaylar, Çehov tarzında kaleme alınmıştır.

Eserleri: Hikaye: Semaver, Son KuÅŸlar, Lüzumsuz Adam…Roman:Kayıp Aranıyor,Birtakım İnsanlar…Åžiir: Åžimdi SeviÅŸmek Vakti.

d) 1940’tan Sonraki Yeni Türk Edebiyatı:

Bu dönemi yaratan etmenler: Köyden kente göç, tarımda makinalaÅŸmanın yarattığı so-runlar, toprak kavgaları, işçi-patron çekiÅŸmeleri … v.b.

Bu dönem şiirlerinde ölçü, kafiye yok sayıldı;serbest şiir egemen oldu. Roman da hika-yede toplumcu gerçekçilik görüldü.

Bu Dönemde Başlıca Edebi Hareketler:

1) Garipçiler(1. Yeni ):

Onlara göre şiir, her yerde görülen basit şeyleri anlatmalıydı. Alaycı ve nükteciydiler. Ay-dınları bırakıp halka yöneldiler. Şiirde, ölçü, kafiye, bent gibi durumlar yok sayılmıştır. Serbest şiir egemen olmuştur.

Dil, sürekli bir özleÅŸme ve arınma çabasındadır. Roman ve hikayede serim , düğüm, so-nuç bölümleri umursanmamıştır. ÅžairaneliÄŸe kaçmadan, mecazsız yazdılar. Soyut temalar ye-rine ekmek derdi, günlük ÅŸeyler ÅŸeyler iÅŸlendi. “ Konunun bayağısı yoktur, ancak iÅŸleyiÅŸte ba-yağılık vardır.” diye düşünürler.

En çok görülen temalar: yaşama sevinci, tabiat sevgisi, çocukluğa dönüş, ölüm, insan sevgisi, aşk.

Bu akımın Öncüleri:

Orhan Veli Kanık: Hareketin en güçlüsüdür. Bir ideolojiye bağlı değildir. Şiirlerinde İstaanbul sevgisi ağır basar, son şiirlerinde toplum hicvi görülür.

Eserleri: Şiir: Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi , Yenisi ,Karşı, Çeviri ve Uyarla-ma:Lafonten Masalları , Nasrettin Hoca Hikayeleri.

Oktay Rıfat Horozcu: Her kitabında Garipçi,toplumcu, bireyci, gerçeküstücü oldu.

Eserleri: Åžiir: Teknenin Ölümü…Tiyatro:Mikadonun Çöpleri…Roman :Gizli Emir…

2) İkinci Yeni Hareketi:

Orhan Veli’nin açtığı çığır, taklitçilerin elinde tükenmeye yüz tutmuÅŸ,yıpranmıştı. Tepki o-larak gerçeküstücü, simgeci yol tutturuldu. Karamsar , toplumdan uzak bireyciydiler. Önemli temsilcileri: Turgut Uyar, Cemal Süreyya , Edip Cansever…

3)1940’tan Sonra Yeni Tür Edebiyatında Bağımsız Åžairler:

Bedri Rahmi Eyüboğlu: Şiirlerinde halk türkü ve deyişleri fazla yer tutar.

Eserleri: Åžiir:Karadut…

Fazıl Hüsnü Dağlarca: Kolay anlaşılmayan, anlamsızca yakın şiirler yazmıştır. İnsanın iç ve dış dünyasının çatışmalarını işler.

Eserleri: Åžiir:Çocuk ve Allah , Toprak Ana …Destanlar: Üç Åžehitler Destanı, Yedi Memetler…

Behçet Necatigil: Şiirleri ev, aile , yakın çevre üçgeninde geçer ;içe dönük ve karamsar-dır.

Eserleri: Åžiir: Eski Toprak, , Yaz dönemi…

Cahit Külebi: Yurt şiirlerinde , tabiatın yoksunluğuyla, insanın bahtsızlığını iç içe işledi. Eski halk deyişlerini kullandı.

Eserleri: YeÅŸeren Otlar, Yangın …

Necati Cumalı: Kişisel temaları , gündelik hayat ve dünya durumlarını işledi. Mecazsız, duru bir anlatımı vardır.

Eserleri: Åžiir: YaÄŸmurlu Deniz…Hikaye: DeÄŸiÅŸik Gözle , Makedonya 1900…Roman : Su-suz Yaz, Nalınlar…

4) 1940’tan Sonraki Türk Edebiyatında Roman ve Hikayede Sosyal (toplum-sal)Gerçekçiler:

Bu akım ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydalı olmak istiyordu. İlk ü-rünleri, Anadolu köy romancılığıdır. Konuları: işçi-ırgat hayatı,sınıf çatışmaları,grev-lokavt gibi durumlar, toprak-su kavgaları…

Önemli Temsilcileri:

Kemal Tahir: Konularını cezaevi yaÅŸantılarından , KurtuluÅŸ Savaşı’ndan, eÅŸkıya menkıbe-lerinden aldı. Gerçek bir Anadolu romanı oluÅŸturdu.

Eserleri: Roman:Yorgun Savaşçı,Devlet Ana …

Orhan Kemal: Hayatına girmiş yüzlerce kişinin kader ve direnişlerini yazdı. Sürükleyici-lik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelliğidir.

Eserleri :Roman: Murtaza, Hanımın ÇiftliÄŸi…Tiyatro:72.KoÄŸuÅŸ…

Yaşar Kemal: Genellikle Çukurova insanının hayat savaşlarını şiirli bir dille yazdı. Tezli romanı savunur. Folklor unsurları ve güçlü doğa tasvirleri görülür.

Eserleri: Roman:İnce Memet, Yer Demir Gök Bakır, Teneke…

Fakir Baykurt: İçinde doğup yetiştiği köylülerin hayatını yazmıştır.

Eserleri: Roman: Yılanların Öcü, Tırpan, Kara Ahmet Destanı…Hikaye: Can Parası.

5) Bağımsız Yazarlar:

Halikarnas Balıkçısı(Cevdet Åžakir KabaaÄŸaçlı): Konularını daima Ege ve Akdeniz kıyıların-dan çıkardı.; balıkçıları, sünger avcilarını…iÅŸledi.

Eserleri: Hikaye: Merhaba Akdeniz…Roman eniz Gurbetçileri..

Haldun Taner: Gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan hikayeleriyle tanındı. Epik tiyatro türünde eserler verdi.

Eserleri: Hikaye: ÅžiÅŸhane’ye YaÄŸmur yağıyordu, On İkiye Bir Var…Tiyatro:KeÅŸanlı Ali Destanı, Sersem Kocanın Kurnaz Kocası…

Tarık Buğra: Tek adamın dengesiz, bazen alaycı, bazen acılı tedirginliğini ele alır.

Eserleri:Roman:Küçük AÄŸa , İbiÅŸin Rüyası…

Diğer Bağımsız Yazarlar:

Samet Ağaoğlu, Oktay Akbal, Selim İleri , Cengiz Dağcı, Füruzan, Orhan Pamuk.

6)Tiyatro:

Vedat Nedim Tör (kör), Turgut Özakman (duvarların ötesi, Sarı Pınar), Güngör Dilmen (Midas’ın Kulakları ) , Sermet ÇaÄŸan (Ayak Bacak Fabrikası) , Cevat Fehmi BaÅŸkut (Paydos, Buzlar Çözülmeden, Harputta Bir Amerikalı)

Deneme ve EleÅŸtiri:

Nurullah Ataç : Deneme, eleÅŸtiri yazdı. Çeviriler yaptı. Türkçe’nin özleÅŸmesi için yılmadan savaÅŸtı. Yeni bir dil ve anlatım biçimi yarattı.

Eserleri:Günlerin GetirdiÄŸi, Okuruma Mektuplar…

Suut Kemal Yetkin: Edebiyatın çeşitli konularında özlü ve açık bir anlatımla yazdı.

Eserlerienemeler, Edebiyat KonuÅŸmaları…

Anlam Özelliklerine Göre Sözcükler

06 Kasım 2007

Anlam Özelliklerine Göre Sözcükler

Somut ve Soyut Anlamlı Sözcükler :

Bir sözcük, duyu organlarından biri yoluyla algılanabilen bir varlığı gösterirse "somut anlamlı", duyu organları yoluyla algılanamayıp da zihinde var olan kavramları gösterirse "soyut anlamlı" sözcük adını alır. Örnek :

ü Ağaç, taş, hava, ses, koku, çiçek. (somut anlam)

ü Mutluluk, Sevgi, korku, kin, dostluk, insanlık. (soyut anlam)

Somut ve Soyut Anlamla İlgili Uyarılar :

ü Bir sözcük temel anlamıyla somutken cümlede kazandığı anlamıyla soyut olabilir.

Bu yüzden sözcükler somutluk soyutluk yönünden değerlendirilirken cümle içinde kazandığı anlama göre değerlendirilir. Örnek :

Sözgelimi "hava" sözcüğü dokunma duyusuyla ilgili somut bir anlam taşırken "Eski eşyalar salona ayrı bir hava vermiş." cümlesinde soyut bir anlam kazanacak şekilde kullanılmıştır.

ü Aktarma yoluyla somut anlamlı bir sözcük bir somut anlam daha kazanarak kullanılabilir. Örnek :

Organ adı olan somut anlamlı "ayak" sözcüğü, "sıranın ayağı, masanın ayağı, köprünün ayağı" gibi kullanımlarda yeni bir somut anlam kazanmıştır.

ü Soyut bir kavramın gözle görünür kılınması için somut anlamlı bir sözcükle anlatılması söz konusu olabilir. Bu duruma somutlama denir. Örnek :

Bu sözlerin onu kırmış. ("Üzmek","kırmak" la somutlaştırılmıştır.)

Sanki bakışlarıyla bizi eziyordu. ("aşağılayıp, küçümsemek","ezmek" le somutlaştırılmıştır.)

Kanunları çiğnemek suçtur.

("ihlal edip, uymamak", "çiğnemek" sözcüğüyle somutlaştırılmıştır.)

ü Deyimlerimizin bir bölümü somutlamaya örnektir. Örnek :

Öküz altında buzağı aramak (Akla uymayan bahanelerle suç ve suçlu bulma çabası)

Öp babanın elini (beklenmedik bir durum)

Örümcek kafalı (geri düşünceli, yenilikleri kabul etmeyen)

ü Soyut anlamlı bir sözcük cümle içinde bir soyut anlam daha kazanarak kullanılabilir. Örnek :

Karnım henüz doymuş değil. (soyut-temel anlam)

Ömrü boyunca okudu, hala okumaya doydu diyemem. (Soyut-mecaz anlam)

Eş ve Yakın Anlamlı Sözcükler :

Eş Anlamlı Sözcükler (Anlamdaş Sözcükler)

Aynı varlığı, nesneyi ya da kavramı gösteren sözcüklerdir. Aslında hiçbir dilde birbirinin tıpatıp aynısı olan eş anlamlı sözcük yoktur. Bu tür sözcüklerin ilk bakışta anlamlarının aynı olduğu sanılır. Fakat çok ince bir anlam ayrılığı vardır. Bugün dilimizdeki "çevirmek, döndürmek", "yollamak, göndermek", "bıkmak, usanmak" sözcükleri görünüşte eş anlamlı sayılabilir. Fakat aslında bu sözler ayrı köklerden türemiş ve anlamca birbirine çok yaklaşmış olan sözcüklerdir. Örnek : İri - büyük - kocaman / Bitmek - tükenmek / Cihan - dünya - alem

Üzüntü - gam - keder / Diyar - ülke

Yakın Anlamlı Sözcükler

Anlamca aynı değil de birbirine benzer ve yakın olan sözcüklerdir. Dilimizde eş anlamlılıktan çok yakın anlamlılık daha yaygın bir kullanıma sahiptir. Eş anlamlı sözcüklerde anlam eşitliği varken (sesteş-eşsesli, uğraşmak-didinmek vb.) yakın anlamlı sözcüklerde anlamca yakın olma özelliği vardır. Örnek: Sözünü onaylamadığım için bana darıldı.

Toplantıya çağrılmazsa bize gücenir.

UYARI

Sözcüklerin eş ya da yakın anlamlı olup olmadıkları cümle içindeki kullanımlarıyla belirlenir. Örneğin, "ak-beyaz" ve "siyah-kara" sözcükleri tek başlarına kullanıldıklarında eş anlamlıdırlar. Fakat "Ak akçe kara gün içindir." gibi bir kullanımda "ak ve kara" sözcüklerinin eş anlamlısı "beyaz ve siyah" değildir.

Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler :

Anlamları birbirine karşıt olan kavramları bildiren sözcüklerdir. Birbirine karşıt yargılar verilirken karşıt anlamlı sözcüklerden yararlanılır. Bu açıklamadan şu anlam çıkar. Karşıtlığın oluşabilmesi için, sözcüklerin uç noktalarda bulunma zorunluluğu vardır.

Sözgelimi "yaşam - ölüm" iki uç noktada bulunduğu için karşıt anlamlıyken "zayıf - dolgun" yaklaşık karşılığı gösterir ve uzak anlamlı olarak kabul edilir. Örnek :

Gülmek - ağlamak / Dar - geniş / Er - geç / Alçak - yüksek / Sert - yumuşak

UYARI

ü Bir sözcüğün olumsuz kullanılmış şekli onun karşıt anlamını oluşturmaz.

Sözgelimi "oturmak" sözcüğünün karşıtı "oturmamak" değil "kalmak" tır.

ü Bir sözcüğün karşıt anlamlısını o sözcüğün cümle içinde kazandığı anlam belirler.

"zor - kolay"

Midesinden zoru var. (Bu cümlede "kolay" ın karşıtı değildir.)

Bu ders oldukça zormuş. (Bu cümlede "kolay"ın karşıtıdır.)

ü Karşıt anlamlılık ilişkisi "ad, sıfat, zarf ve eylem" türündeki sözcükler arasında olabilir.

Sesteş (Eş Sesli) Sözcükler :

Yazılışları ve okunuşları aynı olduğu halde, anlamları tamamen farklı olan sözcüklere "sesteş" sözcükler denir. Örnek :

Yüzünde kan lekesi vardı. - Sen hala onun söylediklerine kan.

Ay’a bu ay yeni bir uzay aracı gönderilecekmiÅŸ. - Yüzünü asma, öbür sınavda yüz alırsın.

Gül sen, gülün olayım. - Köyün ortasından geçen çay, çay bahçelerini suluyor.

Sesteş Sözcüklerle İlgili Uyarılar :

ü Sesteş, sözcüklerde kimi zaman yalnızca anlam ayrılığı, kimi zaman da hem anlam hem de tür ayrılığı söz konusu olur. Örnek :

Saçındaki kır çektiği acıları gösteriyor. Hem anlam, hem de tür

Elindeki bardağı düşürüp kırdı. farklılığı söz konusudur.

Ayakkabısının bağı çözülmüş. Yalnızca anlam farklılığı

Bağa girdik, üzüm topladık. söz konusudur.

ü Eş seslilik çoğu kez çok anlamlılıkla karıştırılmaktadır. Oysa sesteşlikte, sözcüğün kazandığı her farklı anlam temel anlam olup bu temel anlamlardan birine bağlı olarak ortaya çıkan yan ya da mecaz anlamlar sesteşlik değil çok anlamlılık olarak adlandırılır. Örnek : Gemideki tayfalardan biri kara göründü diye bağırdı.

Kara gecede bir tek yıldız bile yoktu.

Cümlelerinde geçen "kara" sözcükleri eş seslidir.

"Kara yazım gene değişmedi" cümlesinde "kara" sözcüğü bunların sesteşi değil, renk "kara" ya bağlı olarak yapılmış bir çok anlamlılıktır.

ü Eş sesli sözcüklerle "ortak kökler" karıştırılmamalıdır. Çünkü ortak kökler arasında bir anlam yakınlığı varken, sesteş sözcükler arasında hiçbir anlam yakınlığı yoktur. Örnek :

boya Renkli boya, Duvarı boyadı. Al bir ata binmişti.

eski Eski elbise, Araba eskidi. Ortak kök Bana da gömlek al. Sesteş

Barış Barış yapıldı, Yakında barışırlar. Kır at yarışmaya giremedi.

Şunu da çöpe at.

ü Sesteş bir sözcüğün iki farklı anlamını da düşündürecek biçimde kullanılmasıyla oluşan sanata tevriye denir. Örnek :

Ak gerdana bir ben gerek. (Siyah nokta, I. Tekil kiÅŸi)

Ulusun, korkma nasıl böyle bir imanı boğar. (Yüce - büyük, bağırıp ulumak)

ü Sesteş sözcüklerin bir arada kullanılmasıyla oluşan sanata cinas denir. Örnek :

Geçtikçe bembeyaz giyinenler üçer beşer

Gördüm ki ahiret denilen yerdedir beşer.

Özel ve Genel Anlamlı Sözcükler :

Sözcüklerin özel ve genel anlamlığı karşıladıkları kavramların kapsamlılığıyla ilgilidir. Anlamları sınırlı olan, kavramları tek tek ya da küçük parçalar halinde gösteren sözcükler özel anlamlıyken, aralarındaki ortak özelliklere göre daha çok varlığı gösteren, aynı türden kavramları topluca düşündüren sözcükler genel anlamlıdır.

UYARI

Genel anlamlı bir sözcük, cümle içinde genel anlamıyla da dar anlamıyla da kullanılabilir.

ü Çocuğun bilinçlenmesinde kitap önemlidir. (genel anlamlı)

ü Elinde kalın bir kitap vardı. (dar anlamlı)

Nicel ve Nitel Anlamlı Sözcükler :

ü Bir sözcük, herhangi bir şeyin, sayılabilen, ölçülebilen, artıp azalabilen durumunu bildirirse nicelik anlamlı olur.

Sözgelimi "Elinde büyük bir paket vardı." cümlesinde "büyük" sözcüğü paketin ölçülebilen durumunu gösterdiği için nicel anlam taşır. Örnek :

Bu işten iyi para kazandı. (Paranın miktarını gösterir, nicel anlamlıdır.)

Evin geniş bir salonu vardı. (Salonun ölçülebilen özelliğini gösterir.)

Bahçede büyük bir kalabalık vardı. (Kalabalığın sayılabilen durumunu gösterir.)

ü Bir sözcük herhangi bir şeyin nasıl olduğunu, ne durumda bulunduğunu özelliğini gösterirse nitel anlamlı olur. Örneğin :

"Kapıda kırmızı bir araba vardı." cümlesinde " kırmızı sözcüğü arabanın sayılabilen, ölçülebilen durumunu değil de"nasıl olduğunu, rengini, özelliğini" gösterir, nitel anlam taşır.

UYARI

Aynı sözcük farklı cümlelerde nicelik ya da nitelik gösterebilir. Bu değişme çok anlamlılığın bir sonucudur.

ü Kapıyı küçük bir kız açtı. (nicel anlamlı)

ü Beni küçük düşürmekle ne kazandın? (nitel anlamlı)

ü Derin bir kuyudan su çekerdik. (nicel anlamlı)

ü Edebiyatımızın derin bir yazarıydı o. (nitel anlamlı)

Anlam Değişimlerine Göre Sözcükler

Anlam Daralması :

Sözcükler, anlamda daralma ya da genişleme yoluyla başka bir anlama geçerek yan anlamlar kazanabilir.

Sözcüğün eskiden anlattığı şeyin ancak bir bölümünü, bir türünü anlatır duruma gelmesine anlam daralması denir.

Sözgelimi "oğul" sözcüğü başlangıçta kız ve erkek anlamlarını içerirken sonradan yalnızca erkek çocukları için kullanılarak anlam daralmasına uğramıştır.

"Erik" sözcüğü, şeftali, kayısı, zerdali anlamını içerirken, sonradan bir tür meyve için kullanılarak anlam daralmasına uğramıştır.

Anlam GeniÅŸlemesi :

Bir varlığın bir türünü ya da tekini anlatan, kullanım alanları dar olan şeyleri gösteren sözcüklerin zamanla o varlığın bütün türlerini birden anlatır duruma gelmesine anlam genişlemesi denir. Örneğin ; "alan" sözcüğü, "düz ve açık yer" anlamını içerirken anlam genişlemesine uğrayarak "iş, meslek, araştırma-inceleme" anlamlarını da kazanmıştır.

Başka Anlama Geçiş (Anlam Kayması)

Sözcüğün eskiden yansıttığı kavramdan bütünüyle farklı, yeni bir kavramı karşılar duruma gelmesine başka anlama geçiş denir. Örneğin :

"sakınmak" sözcüğü Eski Türkçe de "düşünmek, üzerinde durmak, yaslanmak, kederlenmek" anlamını içerirken sonraları "tehlikeden uzak durmak" anlamına geçmiştir.

Başka anlama geçişin bir türü de anlam iyileşmesi ya da anlam kötülenmesidir. Kötü anlamı olan bir sözcüğün zamanla iyi bir anlam kazanmasına anlam-kötülenmesi denir. Örnek :

Kötü İyi .

Mareşal (nalbant) Mareşal (Ordudaki en yüksek rütbe)

İyi Kötü .

Canavar (Canlı) Canavar (cana kıyan, yaban hayvanı, acımasız)

Deyim Aktarmaları

Aralarında çeşitli yönlerden ilgi bulunan iki şey arasında benzerlik ilişkisi yoluyla, birinin adını diğerine veren anlamlandırmaya deyim aktarması denir.

Deyim Aktarması şu yollarla yapılır :

1. Vücut parçaları ve organ adlarının doğaya aktarılmasıyla. Örnek :

ü Baş (vücut parçası, organ adı temel anlam)

Yokuşun başı - Toplu iğnenin başı - İki baş soğan - Dağ başı - Başa güreşmek

2. İnsanla ilgili özelliklerin insan dışındaki varlıklara aktarılması yoluyla. Örnek :

ü Ağlamak (gözyaşı dökmek temel anlam)

Gökyüzündeki bulutlar, ağlıyordu bu ölüme.

3. Doğayla ilgili özelliklerin insana aktarılmasıyla. Örnek :

ü Değnek (bir tür sopa temel anlam)

Kıyman a zalımlar kıyman

Kör karının bir değneği (oğul)

4. Doğayla ilgili özelliklerin yine doğaya aktarılması yoluyla. Örnek :

ü Minik fare kükredi. (Aslana ait "kükreme" özelliği fareye aktarılmış.)

Deniz bütün gece kudurdu. (Köpeğe ait "kudurma" özelliği denize aktarılmış.)

5. Duyu aktarması yoluyla. Örnek :

ü Acı (tadı ağzı yakan, tatma duyusuna ait olan)

acı soğuk (dokunma duyusuna aktarılmış)

acı çığlık (işitme duyusuna aktarılmış)

sıcak (dokunma duyusuyla ilgilidir)

sıcak bakış (görme duyusuna aktarılmış)

sıcak konuşma (işitme duyusuna aktarılmış)

Ad Aktarması

Bir sözcük ya da sözün, benzetme amacı güdülmeden, anlamca ilgili olduğu başka bir sözcük ya da söz yerine kullanılmasıdır. Bu mecaz türüne, "düz değişmece" de denir. Örnek :

ü Beyaz Saray bu olaya sıcak bakmıyor. (Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı)

ü Soba yandı (İçindeki odun - kömür)

ü Çankaya bu yasayı onaylamaz (Cumhurbaşkanlığı)

ü Okul geziye gitti. (Okuldaki öğrenciler)

ü Mozart’ı severim. (Mozart’ın bestelerini)

ü Doğu kan ağlıyor. (Doğu yönündeki bölgeler)

Argo

Genel dilin sözcüklerine yan anlamlar kazandırarak genel dilden ayrılan, bir meslek ya da topluluk arasında kullanılan özel dile argo denir. Argo, tek sözcükten oluşabileceği gibi söz öbekleri ve deyimlerden de oluşabilir. Örnek :

ü Okutmak (elden çıkarıp - satmak)

ü racon (adet - usül)

ü şabanlık (aptallık - sersemlik)

ü keklemek (kandırmak - aldatmak)


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - islami sohbet - islami chat - wordpress tema - video izle - komik videolar - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -