Yeniçağ’da Avrupa

06 Kasım 2007

YENİ BULUŞLAR

barut ve Top

Avrupalılar Barutu Haçlı Seferleri sırasında müslü­manlardan öğrenmişlerdir.

Topun icad edilmesiyle barutun önemi anlaşılmıştır. Krallar feodalite düzenini yıkmak için topu kullanmışlar­dır. Derebeylerin yaşadıkları kaleler ve şatolar yıkılmış, feodalite sona ermiştir.

Top, coğrafi keşiflerde sömürgelerin kazanılmasında çok etkili olmuştur.

Kağıt ve Matbaa

Kağıt Çinli’ler tarafından bulunmuştu. Çinlilerin ipek­ten, Türklerin pamuktan kağıt yapmasını bildikleri dö­nemde, Avrupalılar kağıt yapımını bilmiyorlardı. Avrupalı­lar, Haçlı seferlerinde kağıt yapımını öğrendiler.

Matbaaya benzer ilk baskı aracını Çinliler icat etmiş­lerdi. Bilinen şekliyle matbaa ilk kez tahta harflerden Felemenlki Jan Koster tarafından ya­pılmıştır. Alman Jan Gutenbirg Kurşun ve Antimon ma­denlerinin karışımından daha dayanıklı harfler dökerek matbaayı geliştirmiştir.

Matbaanın geliştirilmesi dünya fikir hayatında uya­nışı sağladı. Hümanizm, Rönesans ve Reform hareketle­rinin doğmasında etkili oldu.

Usturlab – Pusula

Avrupalı gemiciler kıyıları izleyerek ulaşımı yapar­lardı. Müslüman gemiciler Hint okyanusunda coğrafi yeri belirten usturlab ile yön tayinine yardımcı olan pusulayı kullanıyorlardı. Pusula Çinliler tarafından bulunmuştu. Avrupalılar haçlı seferlerinde pusulayı tanıdılar. Pusula­nın açılarıyla ilgili hesapları geliştiren Avrupalı gemiciler pusula sayesinde açık denizlere çıkabildiler.

COĞRAFİ KEŞİFLER

Yeniçağda Avrupalılar bilinmeyen ülkeleri bulmak, yeni ticaret merkezleri kazanmak amacıyla XV yy’ın sonlarında XVI yy boyunca süren keşiflere yöneldiler.

COĞRAFİ KEŞİFLERİN NEDENLERİ

1) Doğu ülkelerinin zenginliği

Marko Polo’nun Asya gezisi sonrasında yazdığı Dünya harikaları kitabında Çin ve Hint, Türk ülkelerinin zenginliklerinden söz etmesi, İpek yolu ve Baharat yolu kervanlarının Doğu Akdeniz, Karadeniz limanla­rında ya­rattığı ticari canlılık Avrupalılar tarafından öğre­nilmişti.

Venedikli ve Cenevizli gemicilerin Avrupalıların ihti­yaç duyduğu malları alarak Avrupa pazarlarına götürme­leri ve pahalıya satmaları, Avrupalıları yeni ticari yollar aramaya yöneltti.

2) Coğrafya bilgilerinde ilerleme

Ortaçağda Avrupalıların dünya ile bilgileri yetersizdi. Avrupalılar, Haçlı seferleriyle müslümanlardan çok önemli bilgiler öğ­rendiler. Dünyanın yuvarlak olduğunu, din adamlarının dedikleri gibi düz olmadığını anladılar. Din adamlarının söylediklerine önem vermediler. Harita­lar’da düzeltmeler yaptılar. Yeni haritalar yapılarak ço­ğalttılar. Coğrafya bil­gisiyle ilgili bir çok eser tercüme ederek bastırdılar. Hindistan’a başka yollardan gidilebi­le­ceği anladılar.

3) Gemicilik Sanatının İlerlemesi

Pusulanın Avrupa’da bilinmesi gemicilik sanatının gelişmesini etkiledi. Açık denizlere açılmak için Kadırga, Karavel denilen dayanıklı gemiler yapıldı.

Coğrafya bilgisindeki ilerleme sonucu gemicilerin hu­rafelere inanmamalarını ve daha cesur hareket etmele­rini sağlamıştır.

4)İstanbul’un Fethedilmesi

İstanbul’un fethinden sonra Karadeniz’deki Kırım ve Trabzon ticaret merkezlerinin, Türklerin eline geçmesi. Avrupalıların ipek ve baharat mallarını pahalıya almala­rına neden olmuştur.

5) Başka Deniz Yollarının Aranması

İspanyol ve Portekizli gemicilerin Akdenizde Vene­dikli ve Cenevizli gemicilerden dolayı doğu ticare­tin­den yararlanmayışları nedeniyle başka deniz yolları aramaları

HİNDİSTAN YOLUNUN BULUNMASI

Portekizli prens Hanri Hristiyanlığı yaymak ve Baha­rat yolunu bulmak amacıyla keşifleri başlattı. Portekizliler ekvatoru geçerek B. Afrika kıyılarını tanıdı­lar. Bartelmi Diyaz Ümit burnunu buldu (1487). Vasko Dö Gama Ümit burnundan geçerek batı Hindistandaki Kalikut limanına ulaştı (1498). Böylece Hint deniz yolu bulundu. Bu yol, Baharat yolunu Hint ve Avrupa limanla­rına çevirdi. Bu deniz yolu Süveyş kanalının açılmasına kadar önemini sürdürdü.

KRİSTOF KOLOMB, AMERİKA’NIN KEŞFİ (1492)

Cenovalı bir denizci olan Kolomb İspanya kralı Fer­dinand ve kraliçe İzabella’nın yardımıyla Hindistanı bul­mak amacıyla Atlas Okyanusuna açıldı. Amerika’nın do­ğusundaki Bahama adalarına ulaştı. Bu adaları Hint adaları olarak niteledi. Yaptığı dört sefer sonucunda İs­panya kralı zenginlik getirmediğinden Kolombu görev­den aldı. Ameriko Vespuci Kolombun bulduğu yerlerin yeni bir kıta olduğunu açıkladı (1570).

DÜNYANIN DOLAŞILMASI (1519 – 1522)

Dünya’yı ilk önce dolaşmayı başaranlar Macellan ve arkadaşlarıdır. Şarlken adına bu yolculuğa çıktılar. Gü­ney Amerika kıyısını dolaşarak ilk kez büyük okya­nusu aştı. Macellan Filipinler’de ölünce Del Kano Ümit bur­nunu geçerek İspanya’ya ulaştı. Dünya’nın yuvarlak­lığı ispat­landı. Bu yol Panama kanalının açılmasına ka­dar öne­mini korudu.

KEŞİFLERİN SONUÇLARI

1) Portekizliler ve İspanyollar keşfettikleri ülkelerde sömürge imparatorlukları kurdular. Sömürge politikasına diğer devletlerde önem verdiler.

2) İpek ve Baharat yolları Hint okyanusu limanlarına yöneldi. Akdeniz ve Karadeniz limanlarına bu ticaret ker­vanları gelmez oldu. Doğu Akdeniz ticareti önemini kay­betti. Türk ve Müslüman ülkeler ekonomik yönlerden ge­riledi.

3) Avrupanın Atlas okyanusu kıyı limanları (Lizbon, Anvers, Bordoaux, Londra, Rotterdam) gelişti. Venedik, Ceneviz, Marsilya limanları ikinci derecede liman oldular.

4) Yeni bulunan ülkelerden bol miktarda maden, de­ğerli tarım ürünleri Avrupa’ya getirildi. Ekonomide Altın ve Gümüş madenlerinin miktarı arttı. Ticaret ve para pi­yasasını canlandırdı.

5) Ticaretle uğraşan Burjuva sınıfı zenginleşti. Asiller eski etkinliklerini kayıpetti. Bunun sonucunda Avrupanın sosyal ve ekonomik yapısında değişiklikler oldu.

6) Keşfedilen ülkelere Avrupa’dan göç başladı. Amerika ve diğer kıtalara göç sonucu yeni ticaret mer­kezleri oluştu.

7) Yeni ırklar ve uygarlıklar tanındı. Amerika kıta­sında çok eski medeniyetlerin bulunduğu anlaşıldı.

8) Dünya’nın yuvarlaklığı anlaşıldı. Dünya’nın düz merkezinin Kudüs olduğunu belirten kiliseye güven azaldı. Hristiyanlık yeni ülkelere yayıldı.

9) XVI. yüzyıl sonlarında doğru Avrupa’da biriken al­tın ve gümüş Osmanlı ekonomisini olumsuz yönde etki­ledi. Bol miktarda altın ve gümüş paranın Osmanlı ülke­sine gelmesi, akçenin değerini düşürdü.

RÖNESANS

Rönesans nedir?

XV ve XVI Yüzyıllarda Avrupa ülkelerinde Eskiçağ kültürünün etkisiyle edebiyatta, sanatta, bilimde mey­dana gelen değişmeler ve gelişmelerdir.

Rönesans’ın nedenleri

1) Eski Yunan ve Roma uygarlıklarının eserlerinin yeniden incelenmesi, okutulması

2) Matbaanın bulunuşu ve kağıdın bollaşması ile çok sayıda kitap basılması. Yeni buluş ve düşüncelerin ya­yılması

3) İstanbulun fethinden sonra Bizanslı bilginlerin Eski Yunan dilini öğretmesi ve ilkçağ eserlerini tanıtma­ları ve öğretmeleri

4) Coğrafi keşifler sonucu Avrupa’nın zenginleşmesi Mesen denilen sanat, edebiyat ve bilim adamlarını koru­yan zengin bir sınıfın ortaya çıkması

5) XV ve XVI yüzyıllarda yetenekli sanat, düşünce, bilim adamlarının yetişmesi ve bunların etkili çalışmalar yapmaları

Rönesans’ın Önce İtalyada Doğmasının

Nedenleri

1) Roma imparatorluğunun kültür ve uygarlık mira­sının merkezi olması

2) Yunan ve Hellen uygarlıklarına yakınlığı ve bu uy­garlıkların eserlerinin İtalya’da çok sayıda bulunması

3) Coğrafi konumunun ve Akdeniz uygarlıklarından yararlanmayı sağlaması

4) Akdeniz ticareti nedeniyle İtalyan şehirlerinin zenginleşmesi ve mesenlerin sanata ve bilim adamla­rına önem vermesi

5) Bağışlarla zenginleşen papalığın ve kilisenin sa­nat çalışmalarını desteklemeleri

6) Rönesans hareketlerinin başladığı şehirlerde öz­gür düşünce ortamının olması

Not: Rönesans edebiyatta humanizma ile başlamış­tır.

Rönesansın İtalya Dışına Yayılma Nedenleri

1) İtalya’nın Akdeniz ticareti nedeniyle merkez ol­ması

2) İtalya’nın dinsel merkez durumu ve ziyaretlerle Rönesansın Avrupalılarca tanınması

3) İtalya savaşlarının etkisi ile İtalya’ya gelen kralla­rın gelişmeleri tanımaları

RÖNESANS’IN SONUÇLARI:

1) Skolastik felsefe yıkıldı. Bilim ve sanatta özgür düşünce görüldü. Pozitif düşünce gelişti.

2) Bilim ve sanatta doğa’ya dönüldü.

3) Araştıran, inceleyen ve deney bilgilerine önem ve­ren anlayış gelişti.

4) Dini inanışlarda değişim başladı. Reform hareket­leri doğdu.

5) Avrupa’nın sosyal bünyesinde ve ahlaki üzerinde değişmeler görüldü.

REFORM

XVI yüzyılda önce Almanya’da başlayan, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine yayılan, dinsel nitelikli değişiklik­ler ve gelişmelere reform denir.

REFORMUN NEDENLERİ

1) Kilisenin asıl amaçlarından uzaklaşması, din adamlarının dini düşünceleri sömürerek zenginlik içinde yaşamaları toplumsal yaşayışı yozlaştırmaları,

2) Endülüjans sorunu (Günahların af edildiğini bildi­ren, para karşılığında kilisenin verdiği belge)

3) Bağış topraklarıyla zenginleşen kiliseye, yoksul köylülerin tepkileri

4) Matbaanın katkısıyla çok sayıda basılan dini eserlerin okunması. Bunun sonunda din adamlarının ve kilisenin yanlışlıklarının bilinmesi.

5) Rönesans hümanistlerinin dini eserlerle halkı ay­dınlatması

6) Haçlı Seferleri sonunda katolik kilisesine doupyu­lan güvenin azalmış olması

REFORM HAREKETLERİNİN BAŞLAMASI VE

YAYILMASI

Kiliseye karşı ilk defa muhalefet Oxfordlu bilgin Viklif tarafından yapıldı. Viklif’in fikirlerini Çek bilgini Jan Hus prag üniversitesinde anlattı.

Martın Lüther 1517 yılında Gittenberg kilisesine as­tığı bildiriyle reform hareketlerini başlattı.

Lüther papa’nın afaroz kağıdını yaktı. Alman impara­toru Şarlken Lütheri tutuklattı. Worms diyeti Luther’e ölüm cezası verdi. Saksonya elektörü lütheri kaçırdı. Lüther İncili Almanca’ya çevirdi. Lütherin fikirleri Alman­ya’da protestanlık mezhebinin oluşmasına neden oldu. Şarlken bu yeni mezhebin yayılmasını önlemek için ka­rarlar aldı. Alman prensleri ve halk bu kararları pro­testo ettiler. Katoliklerle mücadele 1555 Augsburg an­laşma­sıyla sona erdi. Protestanlık resmen tanındı.

Fransa’da Kalven, Lütherin fikirlerini benimsedi. Baskılar sonucu Cenevre’ye gitti. Bu şehirde protestanlık Hollanda ve İskoçya’ya yayıdı. Nant fermanı (1598) Fransa mezhep çatışmalarını durdurdu. Kalvenizm mezhebi tanındı.

İngiltere Kral VIII. Hanri papa ile siyasi yönden anla­şamıyorlardı. Bu nedenle İngiliz kralı Anglikan kilisesini kurarak ülkesinde reform hareketlerini başlattı. Anglikan kilisesinin fikirleri kabul edildi. Anglikanizm İngiltere’ye yerleşti.

REFORM HAREKETLERİNİN SONUÇLARI

1) Avrupa’da mezhep birliği parçalandı. Yeni mez­hepler doğdu.

2) Katolik kilisesi kendisini düzeltmeye ve yeniden teşkilatlandırmaya başladı.

3) Katı kuralları olan Cizvit tarikatı kuruldu. Bu tari­kat protestanlara karşı şiddetli bir muhalefet yaptı.

4) Protestanlığı yok etmek için engizisyon mahke­me­leri kuruldu. Mezhep savaşları şiddetlendi.

5) Katolik kilisesinin toprakları alındı. Kilisenin eğtim ve kültür üzerindeki baskısı kalktı. Eğitim laikleşti.

İlk Müslüman Türk Devletleri

06 Kasım 2007

İLK TÜRK ARAP İLİŞKİLERİ

1. Hz. Osman zamanında Kafkasya’ya yönelen İs­lâm orduları Hazar Türkleri tarafından durdurulmuştur.

2. Maveraünnehir bölgesini alan Emeviler, Orta As­ya’ya girmek istediklerinde Türgişler tarafından engel­lenmiştir.

3. Abbasiler iktidara geçtiklerinde Türgişler yıkılış sü­recine girmişti. Uygurlar ise henüz yeni kurulmuş­tu. Uy­gurlar Çin’e karşı durabilecek güçte değildi.

TALAS SAVAŞI (751)

Nedenleri:

1. Çin’in, Batı Türkistanda egemenlik kurmak iste­mesi.

2. Çin’e karşı koyacak durumda olmayan Batı Tür­kistan’daki Türklerin Abbasilerin, Horasan Valisi Ebu Müslim’den yardım istemesi.

İslâm ordusu Çin ordusunu Talas savaşında yenil­giye uğrattı. Karluk Türkleri bu savaşta Çin’e karşı etkili biçimde sa­vaştı.

Sonuçları:

1. Arap-Türk savaşlari son erdi.

2. Çin’in, Orta Asya’daki baskisi bitti. Bu durum, Uy­gurlarin kuvvetlenmesine ve Bati Türkistandaki Türklerin rahatlamasini sagladi.

3. Türkler arasinda Islâmiyet yavaş yavaş yayilmaya başladi. Bu durum Türk ve Islâm tarihinde önemli bir dö­nüm nokta­si olmuştur.

4. Çin’de gerçekleştirilen teknik buluşlardan kâgit, matbaa, pusula, barut gibi buluşlar, Türkler araciligiyla Arap ülkelerinde taninmaya başladi.

KARAHANLILAR (840-1212)

1.Karluk Yagma Çiğil adlı Türk toplulukları tarafın­dan kurul­muştur. Bilinen ilk hükümdar Bilge Kül Kadir Han’dır.

2.Satuk Buğrahan zamanında devleti oluşturan topluluklar arasında, İslamiyet benimsenmeye başlamış­tır. Talas Savaşından sonra ortaya çıkan bu durum ne­de­niyle, Karahanlılar ilk müslüman Türk devleti sayılmıştır.

3.Arapça ile karşılaşmalara rağmen, resmi dil ola­rak Türkçeyi kullanmışlardır. Bundan sonraki Türk dev­let­leri Arapça ve Farsçayı resmi dil yapmışlardır. Bu ne­denle Karahanlılar, resmi dili Türkçe olan ilk Türk devleti sa­yılmıştır.

4.Uygur alfabesi ile yazışmışlardır.

5.Türk edebiyat tarihinin iki önemli eseri olan Di­van-ı Lügat-üt Türk ve Kutadgu Bilig bu devlet za­manında yazılmıştır.

6.Devleti oluşturan boylar iç işlerinde serbest oldu­ğundan, devlet konfederatif bir özellik göstermiştir.

7.Gaznelilerle birleşerek Samanoğulları devletine son vermişler ve bu devletin topraklarını paylaşmışlardır.

8.Taht kavgaları nedeniyle devlet ikiye ayrıldı.

9.Doğu Karahanlılar’a Karahitaylar, Batı Karahanlı­lar’a Harzemşahlar son vermiştir.

GAZNELİLER (963-1180)

1. Samanoğulları devletinin Gazne şehri valisi Alp­tekin tarafından kurulmuştur.

2. Hükümdar Sebük Tekin zamanında Samanoğul­la­rından ayrılıp tamamen bağımsız olmuşlardır.

3. Gazneli Mahmut zamanında en güçlü dönemle­rini yaşadılar. Bu hükümdar Türk tarihinde ilk kez sul­tan ün­vanını kullanan hükümdar olmuştur.

4. Gazneli Mahmut Batı Hindistan’a düzenlediği se­ferlerle İslamiyeti bu bölgeye tanıtmıştır.

5. Gazneli Mesut zamanında Selçuklularla yaptıkları Dandanakan Savaşını kaybettiler. (1040) Bu savaştan sonra Selçuklu egmenliğine girdiler.

6. İdari ve askeri güç Türklerdi. Türkler nüfus olarak azınlıkta idi. Nüfus olarak Afganlılar ve İranlılar çoğun­lukta idi.

7. Devletin resmi dili arapça ve farsçaydı.

8. Gazne ordusunda merkezi gücü oluşturan Gu­lâmlar denilen askerler devşirme usulüyle yetiştiril­miştir. Bunlar devletten maaş alırlardı.

9. Sanatta İran ve Hint tesirlerinin altında kalmışlar­dır.

10. Büyük Selçuklu devleti yıkılınca Afganlılar isyan ederek bu devlete son vermişlerdir.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ (1038-1157)

1. Selçuklu beyleri Oğuzlar Devletinden ayrılarak Samanoğullarına ait olan Cend şehrine yerleşti. Sama­noğulları, Selçuklulara bağlı Oğuzlardan Karahanlı ve Gazne saldırıları karşısında yararlandı.

2. Samanoğulları devleti yıkılınca, Selçuk Bey Mave­raünnehir bölgesinde etkinlik sağladı.

3. Aslan Bey zamanında Selçuklular Horasan’ı al­maya çalıştılar. Buna karşı çıkan Gazneli Mahmut, Aslan beyi tutukladı. Bundan sonra Selçukların başına Tuğrul ve Çağrı kardeşler geçti.

4. Tuğrul Beyin idaresinde Selçuklular gaznelileri Nesa ve Serahs Savaşlarında yenilgiye uğrattı. Daha sonra Nişabur şehrini aldı (1038). Kendi adına hutbe okuttu. Böylece bağımsızlığını ilan etti.

5. Tuğrul bey, Dandanakan Savaşını kazandı (1040) ve Gaznelileri egemenlik altına aldı. Böylece Sel­çuklular im­paratorluğa dönüştüler.

6. Tuğrul bey, ihtiyaçlar üzerine yeni topraklar ka­zanmak amacıyla Doğu Anadolu’ya ve Kafkasya’ya akınlar başlattı. Bu seferler sırasında Bizans ve Gürcü orduları Pasinler Savaşında yenilgiye uğratıldı (1048). Esir deni­len Gürcü kralı barış yapılarak serbest bırakıldı. Pasinler Savaşı ilk Bizans-Selçuklu çatışmasıdır.

7. Tuğrul Bey, giderek bölgede kuvvetlenince Ab­basi halifesi kendisinden yardım istedi. Bunun nedeni Fatimilerin ve Büveyhilerin Abbasi halifesine saldırmala­rı­dır. Tuğrul Bey, Büveyhi Devletine son vererek halifeyi korumasına aldı. Bundan sonra Türkler İslam dünya­sında daha etkin olmaya başladılar.

MALAZGİRT SAVAŞI (1071)

Alparslan zamanında Anadoluya yapılan seferler sürdü­rüldü. Fatimilerden Suriye’yi almak için Suriye se­ferine başlandı. Ancak Bizans kralı Romen Diyojen Sel­çuklu akınlarını durdurmak için Doğu Anadolu’ya güçlü bir or­duyla sefer düzenledi. Alparslan Suriye sefe­rini ya­rıda kesti. Yapılan Malazgirt Savaşını kazandı (1071). Bundan sonra Selçukluya bağlı komutanlar Anadoluyu yeni bir yurt yapmak için fetihler yaptılar. Bunun sonu­cunda Anadolu’da ilk Türk beylikleri ku­ruldu. Bu beyliklerin baş­lıcaları şunlardır: Saltuklular, Artuku­lar, Danişmentler ve Mengücekler.

Devletin en güçlü olduğu dönem Melikşah zama­nıdır. Devletin egemenlik alanı Marmara bölgesinden Orta Asya’ya, Basra Körfezine ve Kafkasya’dan Suriye­’ye kadar genişlemiştir. Melikşahtan sonra devlet zayıf­lamış­tır. Bunun başlıca nedenleri şunlardır:

a. Taht kavgaları

b. Atabeylerin bağımsız beylikler kurmaları

c. Batıni tarikatında olanların isyanları (Bu tarikat Şiiliğin bir kolu idi)

d. Abbasi halifelerinin siyasi güç kazanmaya çalış­maları

e. Türkmenlerin isyanları. (Türkmenler, önemli gö­revlere atanmadıkları için isyan etmişlerdir.)

Sultan Sencer yukarıdaki sorunlara rağmen otoriteyi yeniden sağladı. Devleti yeniden kuvvetlendirdi. Ancak, doğudan gelen Moğol kökenli Karahitaylarla yapılan Kat­van Savaşını kaybettiler (1141). Savaştan sonra Selçuk­lular yıkılış sürecine girdiler. Sultan Sencerin bir Oğuz isyanında esir düşmesi ve ölmesin­den sonra dev­let yı­kılmıştır. Bundan sonra İmparatorluk topraklarında aşağıdaki dev­letler ile atabeylikler ku­ruldu. Horasan Selçukluları, Kırman Selçuklulrı (Güney İran’da), Irak Selçukluları, Anadolu Selçukluları, Zengiler Atabey­liği ve Böriler Atabeyliği, Tuğtekinler Atabeyliği, İl­denizoğullarıdır. Bunların içinde en etkili olanı Ana­dolu Selçukluları ve Musul’daki Zengiler Atabeyliği­dir.

BÜYÜK SELÇUKLULARDA YÖNETİM VE KÜLTÜR

1. Devletin bütün işleri Büyük Divan denilen ku­rulda görüşülürdü. Son söz ve karar sultana aitti.

2. İktidara gelmek, belirli esaslara ve seçim usulle­rine bağlanmamıştı. Her şehzade iktidara gelme konu­sunda eşit haklara sahipti. Bu nedenle taht kavgaları ya­şanmıştır. Devlet zarar görmüştür.

3. Melik ünvanı verilen şehzadeler vali olarak atanır­lardı. Yanlarında Atabey denilen tecrübeli devlet adam­ları vardı. Atabeyler şehzadelere yönetimle ilgili bilgi ka­zandırırlardı. Ancak bunlar devletin merkezi otoritesi za­yıflayınca bağımsız beylikler kurmuşlardır.

4. Hukukla ilgili sorunları çözmek için hükümdarın baş­kanlığında Divan-ı Mezalim denilen bir meclis ku­rulmuş­tur.

Sivil halk arasındaki davalara kadılar bakmışlardır. Askeri davalara ise Kad-ı Leşker denilen görevliler bak­mıştır.

5. Ordu, Gulâmlar, İkta askerler ve Türkmenler deni­len sınıflara ayrılmıştır.

Gulâmlar, küçük yaştaki çocukların temel askerlik eğitimden geçirilmesiyle oluşturulmuştur. (Devşirme usulü) Bunlar devletten maaş alırlardı.

İkta askerler toprakların geliriyle yetiştirilirdi.

Türkmenler ise sınırlarda görev yapan akıncı birlik­lerdi.

6.Toprakların tümü devletin malı sayılmış ve has, ikta, vakıf ve mülk olmak üzere çeşitlere ayrılmıştı.

7. Resmi dil Farsça idi. Eğitim dili ise Arapçaydı.

İslâm dünyasının ilk büyük üniversitesi sayılan Ni­zamiye Medresesi Alparslanın emri ve Vezir Nizamül mülkün çabalarıyla yapılmıştır. Bu dönemde ünlü mate­matikçi Ömer Hayyam ile tasavvuf adamı Ahmet Yesevi yetişmiştir. Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet adlı tasavvuf nitelikli yapıtı yazmış ve Göçebe Oğuz boylarına İslami­yeti tanıtmıştır.

YAKIN DOĞUDA VE ASYADA KURULAN DİĞER TÜRK – İSLAM DEVLETLERİ

TULUNOĞULLARI (868-905)

1. Abbasilerin merkezi otoritesinin zayıflaması üze­rine, Tulunoğlu Ahmet bey kendi devletini kurdu. Bu devlet Mısır’da kurulan ilk Türk islâm devletidir.

2. Tarım, bayındırlık, ticaret ve mimari alanda önemli çalışmalar gerçekleştirildi. Bu çalışmalarla Mısır’daki sosyal yaşayışı ve ekonomik yaşayışı ileri sevi­yeye ulaştı. Abbasilerin saldırısıyla Tulunoğlu devleti yıkıl­mış­tır.

İHŞİDOĞULLARI (964-969)

1. Abbasilerin Mısır’daki Türk kökenli valilerinden Mehmet Bey tarafından kuruldu. Bu devlet Türklerin Mı­sır’da kurduğu ikinci devlettir

2. Devletin egemenlik alanı Hicaz’ı ve Suriye’yi de kapsamıştır. Bu sırada Tunus’ta kurulan Fatimiler İhşitleri yıkarak, Abbasi devletine son vermeyi amaç­ladı­lar. Fa­timilerin güçlü saldırıları sonucu yıkıldılar.

EYYUBİLER (1171-1750)

1. Haçlı saldırısına uğrayan Fatimi devletine, yardım için gönderilen ordunun komutanı olan Selahattin Ey­yubi, Fatimi devletini yıkarak kendi devletini kurmuştur.

2. Selahattin Eyyubi 1. Haçlı Seferinde kurulmuş olan Kudüs Haçlı Krallığını, Hittin savaşında yendi ve bu devleti yıktı. (1187) Bunun üzerine III. Haçlı seferi yapıldı. Selahattin Eyyubi III. Haçlı seferinde Kudüsü ba­şarıyla savundu.

3. Devletin egemenlik alanı Hicaz’ı ve Güneydoğu. Anadolu’yu kapsamıştır.

4. Selahattin Eyyubiden sonra başarılı hükümdarlar iktidarda görülmedi. Devlet iç isyanlar ve haçlı saldırıla­rıyla zayıfladı. Memluklu adı verilen askerlerin isyanları sonucu Eyyubi devleti yıkılmıştır.

Eyyubiler devlet ve askerlik alanında Büyük Selçuklu­ları ve Abbasiler’i örnek almışlardır.

MEMLUKLAR (Kölemenler) (1250-1517)

1. Eyyubi ordusunda devşirme usulü ile yetiştirilen Memluklu adi verilen askerlerin komutanlarindan Aybey, Eyyubi devletine son vererek Memluklu devletini kurdu.

2. Aybey, Misir’a yönelik olan 7. Haçli Ordusunu Mansura Savaşinda yenilgiye ugratti.

3. Sultan Kutuz zamaninda, Arabistan’i ve Akdeniz kiyilarini almayi amaçlayan Mogol ordularini (Ilhanlilari) Suriye’de Ayncalut savaşinda yenilgiye ugratti (1260). Böylece Misir, Arabistan ve Akdeniz kiyilari Mogol isti­la­sindan korundu. Memluklular Mogol istilasini durduran tek dev­let oldu.

4. Sultan Baybas, Abbasilerin yikilişiyla sona eren Abbasi halifeligini yeniden kurdu.

5. Memluklularin egemenlik alani Hicazi, G.D. Ana­doluyu, ve Çukurova’yi kapsamiştir.

6. Hükümdarlik, hanedanlik anlayaşina göre sürdü­rülmüştür. Buna ragmen çok yetenekli komutanlar da ik­tidara gelebilmiştir. Bu durum çok sayida hükümdar de­gişimine neden oldugu gibi başarili kişilerin de hükümdar olabilmesini saglamiştir.

7. Resmi dil Arapça idi. Buna ragmen sarayda Türkçe kouşulurdu. Bunun nedeni devlet teşkilatinda Türklerin bulunmasidir. Yavuz Sultan Selim Memluklulari Mercidabik (1516) ve Ridaniye (1517) savaşlarinda yenil­giye ugratti ve yikti.

HARZEMŞAHLAR (1157-1231)

1. Harzem yöresi, Aral Gölü ile Hazar denizi ara­sında kalan yerdir. Burada yaşayanlara Harzemşahlar denilmiştir.

2. Harzemi yöneten Atsız adlı Türk beyi, Büyük Sel­çukluların zayıflamasından yararlanarak bağımsızlık ha­reketini başattı.

3. Sultan Sencerin Oğuzlara esir düşmesinden sonra Atsız bağımsızlığını ilan etti.

4. Harzemliler zamanında İran’ı, Horasan’ı ve Afga­nistan’ı alarak Cengiz İmparatorluğuna sınır oldular.

5. Harzemliler Cengiz Han’ın gönderdiği dostluk ker­vanını casuslukla suçlayarak imha edince, Moğol-Har­zem savaşlari başladi. Cengiz Han’in başlattigi sa­vaş­larla Harzemliler yikiliş sürecine girdi.

6. Mogol istilasi sonucu Harzem yöneticiler bir kisim halkla birlikte Kafkasya’ya ve Dogu Anadolu’ya çekilmek zorunda kaldi. Anadolu Selçuklu hükümdari I. Alaeddin Keykubat, Harzemlilere Mogollara karşi bir ittifak kurul­masini önerdi. Harzemliler bunu reddede­rek Dogu Ana­dolu’yu almaya çaliştilar. Bu durum Yassi Çemen Sa­vaşina neden oldu. Harzemliler Yassi Çimen Savaşinda yenildi (1230). Bundan sonra Mogollar Harzem yönetici­lerini öldürdü ve Harzemliler tarihten silindi.

MOGOL IMPARATORLUGU

1. Cengiz Han tarafindan 1206 yilinda kurulmuştur. Başkent Ötüken bölgesindeki Karakurum şehridir.

2. Cengiz Han, başlattigi saldirilarla Harzemlileri yi­kiliş sürecine soktu. Bunu izleyen dönemde Mogol or­du­lari Ortadogu’daki Müslümanlarin yaşadigi şehirleri yag­maladilar.

3. Mogol Imparatorlugu fetihlerle geniş­lemiştir. Egemenlik alani Çin denizinden başla­xxxxx Batida Dogu Avrupa’ya kuzeyde Sibirya’ya güneyde Tibet’e ve Kore­’ye kadar genişledi. Mogollar Anadolu’yu ve Irak’i da egemenliklerine aldilar.

4. Mogol imparatorlugu içerisinde Orta Asya’daki Türk topluluklari da yer almiştir.

5. Devletin idari yapilanmasinda Uygur Türkleri etkili çalişmalarda bulunmuştur.

6. Resmi yazişmalarda Uygur alfabesini kullanmiş­lardir.

7. Cengiz Hanin ölümünden sonra Imparatorluk par­çalanmiş ve yeni devletler ortaya çikmiştir. Bu devletler:

1. Çin Mogol Imparatorlugu (Kubilay Hanligi): Mogolistanda kuruldu.

2. Çagatay Hanligi: Bati Türkistan’a ve Afganistan’a egemen oldu.

3. Ilhanli Devleti: Cengiz Hanin torunu Hülagü han tarafindan Iran’da kuruldu. Bu devlet Abbasi devletine son verdi. Kösedag Savaşiyla Anadolu Selçuklu Devle­tini yikiliş sürecine soktu.

4. Altinordu Hanligi: Sibiryadan başlayarak Kara­denizin kuzeyindeki topraklara kadar uzanan cografyaya egemen oldu. Timur’un saldirilariyla parçalandi. Bu dev­letin yikil­ma­siyla Kirim hanligi, Kazan hanligi, Sibirya hanligi, Nogay hanligi ve Tarhan hanligi kurul­muştur. Kirim hanligi Fatih zamaninda Osmanli devle­tine bag­lanmiştir.

TIMUR IMPARATORLUGU (1370-1506)

1. Çağatay devletine komutan olarak hizmet veren­Timur, bu devletin Türkistan’da halka baskı yapması üzerine isyan çıkardı. Moğol devletine son vererek kendi devletini kurdu.

2. Devletin egemenlik alanı Batı Türkistan’ı, Afganis­tan’ı, İran’ı, Batı Hindistan’ı ve Anadolu’yu kap­sadı.

3. Timur başlattığı saldırılarla Altınordu devletini yı­kı­lış sürecine soktu ve Ankara savaşıyla Osmanlıyı ege­menliğine aldı.

4. Timur başkent Semerkant’ı bilim kültür merkezi haline getirdi.

5. Timur, Çin’e yapacağı sefere hazırlık sırasında öldü. Timur’dan sonra devlet yıkılmıştır.

BABÜR DEVLETİ (1526-1858)

1. Timur’un torunlarından Babür Şah tarafından Ku­zey Hindistan’daki Agra şehrinde kurulmuştur.

2. İlk dönemlerde Hinduizm’e ve Budizm’e inanan in­sanlara hoşgörü ile yaklaşmışlar ve böylece Hintlilere egemenliklerini kabul ettirmişlerdir.

3. Hükümdar Evrengizip İslamiyetin dışındaki din­lere karşı tutucu davrandı ve bu dinlere ait tapınakları yıktırdı. Bunun üzerine iç isyanlar çıktı ve devlet zayıf­ladı. Bu sı­rada Safeviler, Batıda saldırılar başlattılar.

4. Coğrafi keşifleri izleyen süreçte Fransızlar ve İn­gilizler’i Hindistan kıyılarına egemen oldular.

5. İngilizler son Babür hükümdarını esir ederek Ba­bür devletine son verdiler ve Hindistan’ı sömürge yaptı­lar.

6. Dünya sanat tarihinin önemli eserlerinden Taç Mahal, bu devlet zamanında yapılmıştır.

KARAKOYUNLU DEVLETİ (1380-1469)

1. İran’daki İlhanlı devletinin zayıflamasından yarar­lanan Van olaylarındaki göçebe Oğuz boyları tarafından kurulmuştur.

2. Akkoyunlular Azerbaycana kadar sınırlarını geniş­lettiler. Bir süre Timur egemenliğinde kaldılar.

3. Akkoyunlular tarafından yıkılmıştır.

AKKOYUNLU DEVLETİ (1378-1502)

1. İlhanlı devletinin yıkılmasından sonra Malatya ve Diyarbakır dolaylarında yaşayan Oğuz kökenli aşiretler tarafından kurulmuştur.

2. Halk göçebe topluluklardan oluşmuştur.

3. En etkili oldukları dönem Uzun Hasan zamanıdır. Timur’un Anadolu seferini desteklemişlerdir.

4. Doğu Anadolu’dan Azerbeycan’a kadar uzanan yerlere egemen oldular.

5. İç Anadoludan toprak almak için Karamanlılarla ittifak yaptılar. Ayrıca Osmanlıya karşı Pontus Rum dev­letini desteklediler. Bu olaylar Otlukbeli Savaşına ne­den oldu (1473). Osmanlılar Otlukbeli savaşını kazandı. Bundan sonra devlet iç çatışmalarla yıkıldı. Yerine Sa­fevi devleti ku­ruldu.

İlkçağ Uygarlıkları

06 Kasım 2007

A) Eski Çağlarda Türkiye:

Hellenistik devirlerden itibaren Anatolia (Güneş’in doğ­duğu yer) adını taşıyan Anadolu, Asya ile Avrupa arasında uzanmış bir köprü gibidir. Burası coğrafi ve jeopolitik konumun­dan dolayı ta­rih boyunca birçok göç dalgalarına yol olmuş ve isti­lalara uğra­mıştır.

Bu kavimlerin bazıları Türkiye’de yerleşerek uygarlıkları kurmuşlardır. Bunlar sırasıyla;

* Hititler

* Frigler

* İyonlar

* Urartular

* Lidyalılardır. Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizans­lılar ise Anadolu’da kurulmayıp Anadolu’da bir şekilde etkinlikte bulunan uygarlıklardır.

1. Türkiye’nin Tarih Öncesi Devirlerini Aydınlatan Merkezler

a) Eski Taş Devri: (M.Ö. 6006-10.000)

(Paleolitik Dönem)

İnsanlık tarihinin uzun bir dönemini kapsamaktadır.

Bu dönemi ait Anadolu’daki yerleşim yerleri:

Antalya Çevresinde:

- Karain mağaraları

- Beldibi mağaraları

- Belbaşı mağaralarıdır.

b) Orta Taş Devri : (M.Ö. 10.000-8.000)

(Mezolitik Dönem)

İnsanların toplayıcılık ve avcılıktan vazgeçip üretim ekonomisine geçiş dönemidir.

Bu dönemi aydınlatan merkezler:

Antalya’da: Beldibi

Göller Bölgesinde: Baradiz

Ankara’da: Macunçay

Samsun’da: Tekkeköy’dür.

c) Yeni Taş (Cilâlı Taş) Devri : M. Ö. (8.000-5.500)

(Neolitik Dönem)

Tarımla birlikte yerleşik hayat başlamış, köyler teşekkül etmiştir.

Yeni Taş Devri: Türkiye’de geniş bir alana yayılmıştır.

Bu bölgeler;

Konya’da : Çatalhöyük

Diyarbakır’da: Çayönü

Gaziantep’te: Sakçagözü’dür.

UYARI:

Anadolu’da kurulmayıp Anadolu ile ilişkisi olan uygarlıklar Bizans, Roma, Pers ve Makedonyalılardır.

UYARI:

Anadolu’nun tarih boyunca sayısız isti­lalara ve göçlere sahne olmasının sebebi coğ­rafi ve jeopolitik konumundan kay­naklanmış­tır. Bu göçler ve isti­lalar sonucu Anadolu’daki farklı kültürlere ait verilere rastlanmaktadır. Göçler ve istilaların olumlu yönü ise farklı kültürlerin birbirlerini tanıma imkanı bulma­ları ve bir etkileşimin yaşanma­sıdır.

UYARI:

Anadolu’nun en eski çağlar­dan beri is­kana (yerleşime) uğramasının se­bebi; insan yaşamına uygun bir iklime sahip olması ve toprak­larının verimliliğidir.

UYARI:

Dünyadaki merkezler içe­risinde insanlık tarihinin ilk şehir yerleşmesi olarak Çatal­hö­yük kabul edilmektedir.

d) Maden Devri: (Kalkotitik Dönem)

İlk kullanılan maden bakır olmuştur. Bu dönemde dini inançlar gelişmiş, insanlar Büyük Ana ya tapmışlardır. Kalkoli­tik devir kültürünü Tunç dönemi takip etmiştir. Tunç Devri Anadolu­’da üç dönem olarak yaşanmıştır. (Eski Tunç, Orta Tunç ve Yeni Tunç)

Bu döneme ait Anadolu’daki yerleşim merkezleri:

Çanakkale’de®Truva

Denizli’de®Beycesultan

Burdur’da®Hacılar

Yozgat’da®Alişar

Çorum’da®Alacahöyük

Van’da®Tilkitepe’dir.

Eski Tunç veya Bakır devri Asur kolonileri çağını kapsar. Özellikle Türkiye ile Asur ül­kesi arasında canlı bir ticaret başla­mıştır. Türkiye’ye yazının gelmesi de bu döneme rastla­maktadır.

2. Anadolu’da Kurulan Uygarlıklar

a) Hititler (Etiler) M.Ö. 2000 – M.Ö.1200)

Merkez: Hattuşaş-(Çorum)

Anadolu’ya Kafkaslar bölgesinden gelerek Orta Anadolu’da Kızılırmak yayı içerisinde yerleştiler.

* Türkiye’nin mevcut kültürel unsurlarını geliştirerek Ana­do­lu’da yeni bir uygarlığın oluşmasına öncülük ettiler.

* Anadolu’da kurulan ilk uygarlık olup Anadolu medeni­yetlerinin temelini teşkil eder.

* Anadolu’da Fedaral bir yöntem uygulanırken ilk kez mer­kezi bir yönetime geçerek, Anadolu’da siyasal birliği sağladı­lar.

* Devletin başında baş rahip, baş yargıç baş komutan unvanlarını taşıyan kral bulunurdu. Kral’a yardımcı olan Tava­nanna vardır.

* Devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı yer Pan­kuş meclisidir.

* Hititler tarihi olayları Anal adı verilen yıllıklara yazmış­lar ve bu yıllıkları yıl sonunda tanrılarına sunmuşlardır.

* Asur çivi yazısını ve Hiyeroglif yazıyı kullanmışlardır.*

* Hititler, Mezopotomya’dan etkilenerek gelişmiş bir hu­kuk sistemi oluşturdular. Yasalar daha insancıl ve medenidir.

Örneğin;

Suçlarda fidye (tazminat) usulünü uyguladılar. Gelişmiş bir aile hukuku vardır. Buna ilk medeni kanun da denilebilir.

* Özel (ferdi) mülkiyet prensibini kabul ettiler.

* Çok tanrılı bir inançları vardır. Ölümden sonraki hayata inanılmazdı.

* Tarım ve hayvancılık gelişmiştir.

* Mısır’da olduğu gibi Güneş‘i adaletin ve eşitliğin sem­bolü olarak kabul etmişlerdir.

* Dokumacılık ve kabartma sanatları gelişmiştir.

Buna örnek olarak; Yazıkaya ve İvriz kabartmaları verile­bi­lir.

* Kumarbi Destanı Hititlere aittir.

* Suriye egemenliği konusunda Yakın Doğu’un iki büyük devleti olan Hititler ve Mısırlılar Kadeş Savaşı’nı yaptılar. Birbir­lerine üstünlük sağlamayınca M.Ö. 1280′de Kadeş Antlaşması imza­landı.

Ege göçleri sonucunda yıkılmışlardır.

YORUM:

Kralın aynı zamanda din başkanı ko­numunda bulunması Hititlerde laik bir devlet yapısının olmadığının kanıtıdır.

NOT:

Yazı, Asurlu tüccarlar ka­nalıyla Orta Anadolu’ya gir­miştir. Böylece Anadolu’da ta­rihi devirlere geçilmiş oldu.

(M. Ö. 2000-1800)

UYARI:

M.Ö. 3000′li yıllarda Türkiye­’de yüksek bir kültür vardır, bu kültürü oluşturanlar ise Hatti’lerdir. Hattiler, Hititler­den önce Anado­lu’da ilk siyasal birliği kurarak Hititlere öncü­lük etmişlerdir.

UYARI:

Hititlerde Pankuş adlı danışma mec­lisinin bulunması devletin demokratik bir ya­pıya sahip olduğunu gösterir.

YORUM: (*)

Hititlerin, Asur çivi yazısını ve Hiye­rag­lif yazıyı kullanmaları Mezo­potamya ve Mısır uy­garlıkla­rından etkilendiğini göste­rir.

UYARI:

Anallar bir tür tanrıya hesap verme şeklinde değerlendirildiği için olaylar objektif olarak yazılırdı. Sapmalar olmazdı.

UYARI:

Hititler’de toprak kralın malı idi. Ancak ekilip biçilmesi için halka dağıtılırdı. Bu yö­nüyle Osmanlı Devletindeki Tımar siste­miyle benzerlik gösterir.

NOT:

Hititler Babil’i aldıktan sonra Me­zopo­tamya uygarlığı ile doğrudan doğruya temasa geçmişlerdir.

Frigya Medeniyeti (M.Ö 800 – M.Ö 676)

Frigya, Batı Anadolu’nun M.Ö. 1000 yıllardaki adıdır. Frigya­lıların Anadolu’ya Boğazlar yoluyla geldikleri bilinmektedir.

Sakarya Nehri çevresinde yaşamışlardır.

MerkezleriÆGordion’dur. Devlet kurulduğu yerin adını almış­tır.

Frigler Anadolu’da siyasi bir topluluk olarak M.Ö. 750′den sonra ortaya çıkmışlardır.

* Frig ekonomisinin temeli tarıma dayanır. Bundan do­layı tarım araçlarına zarar verenlere ağır cezalar uygulamışlar­dır.

* Çok tanrılı bir inançları vardır, tabiata (doğaya) büyük önem vermişler, en büyük tanrıları tabiat tanrıçası Kibela’dır. Çevreci bir toplumdur.

* Yunan ve Hitit sanatından etkilenmişlerdir.

* Fenike Harf Alfabesini kullanmışlardır.

* Dokumacılık gelişmiştir. Tiftik olarak bilinen keçi kılı dokumaları ile Tapetes adını taşıyan halı ve kilim üretimi yay­gındı.

* En önemli mimari eserleri kral Midas’ın mezarıdır.

* Flüt, Gitara gibi müzik aletlerini kullanmışlardır.

YORUM:

Frigler bu gelişmelerden de anlaşıldığı üzere çevre kültürlerin katkısı ile gelişmiştir.

Kimmerler tarafından yıkılmışlardır.

c) Lidya Medeniyeti (M.Ö. 686 – M.Ö. 547)

Bugünkü Gediz ve Küçük Menderes nehirleri arasında ka­lan bölgenin ilkçağlardaki adı Lidya’dır.

Merkez: Sardes/Sart’ tır

* Hitit ve Friglerin hakimiyetinden kurtularak bağımsız ol­dular.

* En önemli geçim kaynakları ticarettir. Kral Giges zama­nında Kral yolu ticarete açıldı.

M.Ö. 700′lü yıllarda parayı buldular.

* Fenike Harf Alfabesini kullandılar.

* Ordularını paralı askerlerden oluşturmuşlardır. Bu ise savunmayı zayıflatmıştır.

YORUM:

Paralı Ordularda orduyu oluşturan askerler hizmet ettiği devlet ile ortak bir kültür, inanç ve milliyetten olmadığı için vatan sevgisi de yoktur. Bu da devletin dış saldırılar karşısında direncinin kolay kırılmasına neden olmuş ve yıkılışlarını hızlandırmıştır.

Lidyalılar Ege Denizi’ne çıkmak isteyen Perslere engel teşkil ettiği için Persler tarafından yıkılmışlardır.

d) İyonya Medeniyet (M.Ö.1000 – M.Ö.546)

İyonya, İzmir ile Büyük Menderes nehri arasında kalan sahil bölgesinin ilkçağlardaki adıdır.

Bu medeniyetin oluşumunu Yunanistan’dan Batı Anadolu­’ya gelen Akalar sağlamıştır.

* Şehir devletleri tarzında yaşamışlardır. Önemli şehir devletleri İzmir, Milet ve Efes’tir.

ÖRNEK

Hititlerde tarih yazıcılığı ile ilgili aşa­ğıdaki bilgilerden hangisi, tarafsız tarih an­layışının bir göstergesidir?

A) Yıllıkların Sümer çivi yazısıyla ya­zılması

B) Yıllıkların kralların yaptıkları konu­sunda bilgi vermek için yazılması

C) Kralların, zaferleri kadar yenilgile­rini de yıllıklara yazdırmış olmaları

D) Yıllıkların özellikle ünlü kralların dönemlerini içermesi

E) Yıllıkların edebi dille yazılmış olması

ÇÖZÜM:

Hititlerde yaşanan olaylar ‘Anal’ adı ve­rilen yıllıklara yazılır ve bu yıllıklar yıl so­nunda tanrılara sunulurdu. Bu eserlerin tanrı­lara hesap verme şeklinde değerlendirilmesi sonucunda olaylar bütün yönleriyle (olumlu – olumsuz) anlatılmıştır. Zaferler kadar yenilgi­lere de yer verilmiştir. Bu da tarafsız, objektif ta­rih anlayışı ile ilgilidir.

NOT:

Tarihin ilk yazılı Antlaş­ması Kadeş’tir. (Tarihi yardımcı bilimlerden Diplomatik’in ko­nusuna girer.)

UYARI:

Kral yolu (Ön Asya Ticaret Yolu) Efes’­ten başlayıp Asurlu­ların merkezi Ninova’da son bulur. Bu yol Doğu – Batı tica­retini gelişti­rerek ekonomik hayatı canlandırmıştır. Kral yolunun ekonomik etkinliğin dışında diğer bir faydası da kültür alış – verişine olanak sağ­la­masıdır.

NOT:

Para’nın bulunmasıyla bir­likte ticarette büyük kolaylıklar sağlanmış, takas sistemi kal­dırılmıştır. Bankacılık, senet, bono gibi eko­nomik yenilikler de toplumlara kazandı­rılmış­tır.

* İyon şehirleri kısa zamanda birer ticaret ve sanat mer­kezi haline geldiler.

* Akdeniz ve Karadeniz’de koloniler kurarak bugünkü bir­çok yerleşim yerinin temelini attılar.

Fenike alfabesini kullanarak gelişmesine katkı sağladılar.

M.Ö. VII. yüzyılda Lidya’nın egemenliğine giren İyon şehir devletleri daha sonra Pers imparatorluğuna bağlanmıştır.

NOT:

İyonya’nın bir kültür ve sanat merkezi haline gelmesini sağla­yan en önemli unsur, Ön Asya ticaret yollarının bitiş noktasında bulunmasıdır.

YORUM:

Bu ticaret yolu sayesinde İyonya çok sayıda kültürü tanıma im­kanı bulmuş; İyonya bir kültür­ler – medeniyetler havuzu ha­line gelmiş ve bunlardan fayda­lanmıştır.

e) Urartular: (M.Ö. 800 – M.Ö. 600)

Hazar Denizi, Malatya, Erzurum, Musul, ve Halep arasın­daki bölgede yaşayan Asya kökenli Hurri kabileleri tarafından ku­ruldu.

Doğu Anadolu’da kurulan ilk uygarlıktır.

* Tarım ve hayvancılıkta ilerlediler.

* Tarımı geliştirmek için su kanalları, göletler ve bentler yaptılar.

* Madencilikte, kaya mimarisinde ve süsleme sanatında gelişme gösterdiler.

* İran’da kurulan Med’lere karşı doğu bölgesinin savunu­lucuğunu yaptılar.

* Çivi yazısını kullandılar.

* Urartulardan kalma eserler; Van, Toprakkale, Kayalı­dere, Çavuştepe ve Tilkitepe kalıntılarıdır.

Medler tarafından yıkılmışlardır.

Anadolu Medeniyetleri Hakkında Genel Bir Değerlen­dirme

1. Anadolu’da kurulan ilk uygarlık Hititlerdir. Benzerlik gösterdiği uygarlıklar Mezopotamya’da Sümerler, Ege Uygarlıkla­rında Girit gibi uygarlıklardır.

2. Çok tanrılı bir inanç egemendir. İnançta ortak nesne olarak doğa benimsenmiştir.

3. İlk para kullanılmıştır. Para ticaretin gelişmesini sağlamış, takas ı ticarî hayattan çıkarmıştır.

4. Dokumacılık gelişmiştir. Halı ve kilim üretimine geçil­miştir.

5. Anadolu’da demokratik bir devlet yapısına sahip olan medeniyetler Hitit ve İyon’dur.

6. Anadolu’da ilk şehir devletleri tarzı yönetimi uygulayan İyon uygarlığıdır.

7. Ortak geçim kaynakları tarım, hayvancılık ve ticarettir.

8. Anadolu’da kullanılan yazılar, Çivi, Hiyeroğlif ve Fenike alfabesidir.

NOT:

İyonlar mimaride ustalaşmışlar, yeni üs­luplar ve tarzlar geliştirmişlerdir. (İyon Ni­zamı gibi) Bunun en güzel örneği de Dünya’­nın yedi harikasından biri olan Artemis Tapı­nağı’dır.

UYARI:

İyonya’da merkezi bir krallığın olması ve şehir devletleri tarzında yaşamaları, özgür düşünmeyi geliştirmiş, pozitif ve sosyal bilim­lerde önemli bilginler yetişmiştir. Anadolu’da ilk oligarşi yönetimi de İyonya’da uygulan­mıştır. Özgür düşüncenin gelişmesi felsefenin doğmasını sağlamıştır.

NOT:

Urartular ölümden sonraki hayata inanmışlar ve bunun so­nucunda mezarlarını oda ve ev şeklinde yapmışlar, içlerine çeşitli ev eşyaları koymuşlar­dır.

YORUM:

Urartuların mezarlarını ev ve oda biçi­minde yapmalarının sebebi, ölümden sonraki hayata inanmalarıdır.

NOT:

Urartular Ön Asya’nın ger­çek maden ustaları olarak bili­nir.

ÖRNEK

l. Lidyalılar

ll. İbraniler

lll. Urartular

IV. Hititler

V . Fenikeliler

VI. İyonlar

İlkçağda, yukarıda iki uygarlıklardan hangi­lerin harf yazısını kullanmamışlardır?

A) l ve lll B) ll ve V

C) lll ve IV D) IV ve V E) V ve VI

ÇÖZÜM:

İlkçağ uygarlıklarından harf yazısını ilk bulan ve kullanan Fenikelilerdir. Fenike’nin Ege ve Anadolu kültürleri ile ilişkile­rin neti­cesinde Lidyalılar, İonlar ve İbraniler bu ya­zıyı kullanmışlardır.

Urartular ve Hititler Asur Çivi yazısını kullanmışlardır.

Cevap C’dir.

MEZOPOTAMYA’DA KURULAN UYGARLIKLAR

Mezapotamya

Mezapotamya Yunanca bir kelime olup iki nehir arası anla­mına gelmektedir. Bu iki nehir de Fırat ve Dicle’dir. Fırat ve Dicle nehirlerinin Güneydoğu Anadolu’dan Basra Körfezine dükülün­ceye kadar kapsadığı alan Mezopotamya’nın coğrafi sınırla­rını oluşturmaktadır.

Nehirlerin akış yönüne göre;

* Aşağı(Güney) Mezopotamya

* Yukarı (Kuzey) Mezopotamya olmak üzere ikiye coğrafi bölgeye ayrılmıştır. (Mezopotamya bugün Irak ve Suriye toprak­ları sınırları içinde yer almaktadır.)

Mezopotamya’nın Genel Özellikleri:

1. Dağlar ve denizlerle çevrili olmadığından istila­lara ve göçlere sahne olmuştur.

2. İnsan yaşamına uygun bir iklime sahip olması, toprak­ların verimliliği söz konusudur. Bu bölgede yapı taşı olmadığın­dan yapılarda tuğla ve kerpiç kullanılmış, bu nedenle uygarlık ka­lıntıları günü­müze kadar ulaşamamıştır.

4. Tarihi Devirlere ilk önce burada geçilmiştir. (Yazının icad edilmesi ile)

5. Mezopotamya’da kurulan ilk uygarlık Sümerler’dir.

6. Hukuk ve adaletin üstünlüğü fikri ilk defa burada ortaya çıkmıştır.

Sümerler (M.Ö. 4000 – 2350)

1. Mezopotamya medeniyetinin temelini teşkil der.

2. Güney Mezopotamya’ da yaşamışlardır.

3. Siyasal birlik sağlanamamıştır. Site, şehir devletleri tarzında yaşamışlardır.

4. Site şehirlerinin başında patesi adı verilen rahip kral­lar bulunurdu.Patesilerin bağlı olduğu büyük krala ise Lugal – Kalma adı verilmiştir.

5. Sümer dini politeist (çok tanrılı) bir inanca dayanıyordu.

6. Tarihin bilinen ilk yazılı kanunlarını yaptılar. Urgakina’­nın hazırladığı yasalar rahip kralların tartışmasız otoritesini sar­sacak, ferdi ön plana çıkartarak, özel mülkiyetin önündeki engelle­ri de kaldıracaktır.

7. İlk defa yazıyı buldular. (M.Ö. 3500) Tarihi çağları da başlattılar.

8. Halk sınıflara ayrılmıştır.

9. Devamlı bir orduya sahip değildir.

10. Tapınaklara Ziggurat adı verilirdi. Zigguratlar yedi katlı olup tapınmanın yanında bu yerler astronomi çalışmaları için de kullanılmıştır.

11. Sözlü ve yazılı edebiyat gelişmiştir.

12. Akbaba Sütunu Sümerlere aittir.

13. Aritmetik ve geometride ileri gitmişlerdir. İlk defa ay yılı takvimini buldular.

NOT:

Site şehirleri genellikle tapınakların et­rafında kurul­muştur.

NOT:

Bugünkü Toroslardan Bağ­dat’a kadar olan bölgeye Yuka­rı Mezotamya, Bağdat’tan Basra Körfezi’ne kadar olan bölgeye Aşağı Mezopotamya adı verilmiştir.

YORUM:

Sümerlerde şehirlerin ku­rulmasında dinsel inançların etkili olduğu anlaşılmakta­dır. Çünkü şehirler tapınakların etrafında ku­rulmuştur.

UYARI:

Tanrıları; kuvvet ve kudre­tin, düzen ve ahlakın temsilci­leriydi.

UYARI:

Sümerlerin kullandığı dil yapısı ile Orta Asya’da kullanı­lan dil yapısı arasında büyük bir ben­zerlik vardır, bu da Sü­merlerin Türk olabile­ceği veya Sümer toplumunun Orta As­ya’dan Mezopotamya’ya gel­dikleri ihtimalini güçlendirmektedir.

NOT:

Sümer sanatı gerçekçi ve canlı idi. Sü­tun, kubbe ve ke­mer usulüne Sümerliler bul­dular. Kabartmacılık, kuyumcu­luk ve heykel- traşlıkta da ileri gitmişlerdir.

YORUM:

Urgakina’nın yaptığı ka­nunlar ile özel mülkiyet fikri doğmuş, hukukun üstün­lüğü il­kesi kabul edilmiştir.

2. Akadlar (M.Ö. 2350 – 2150)

* Sami asıllı bir kavimdir. Sümerleri hakimiyet altına ala­rak Mezopotamya’da ilk merkezi krallığı kurdular.

* Orta Mezopotamya’da yaşadılar.

* İlk düzenli – devamlı orduyu kurdular.

* Elâm, Lübnan, Suriye ve Toroslara kadar olan bölgeyi ele geçirdiler.

UYARI:

Akad kralı l. Sargo’nun yaptığı bu fetih sonucu bir Dünya imparatorluğu anlayışı or­taya çıkmıştır.

Mezopotamya bölgesinde ilk büyük kütüphaneyi kurdular.

3. Elâmlar

İlkçağ’da İran’ın güneybatı bölgesine Elâm ülkesi denilmiş­tir.

* Elâmlar gelişmiş bir medeniyet kuramadılar.

* Başkentleri Sus şehridir.

* Güzel sanatlar ve süsleme alanında ileri gittiler. Asurlu­lar tarafından yıkıldılar.

4. Asurlular (M.Ö. 2000 – 609)

* Yukarı Mezopotamya’da yaşadılar.

* Sami asıllı bir toplumdur.

* Gittikleri bölgelerde ticaret kolonileri kurdular.

UYARI:

Asurluların kurdukları ti­caret kolonile­rine (pazarlarına) Ka­rum adı veril­miştir.

* Anadolu’ya yazıyı getiren ilk toplum Asurlular’dır.

Medler ve Babiller tarafından yıkılmışlardır.

5. Babiller (M.Ö.1800- 539/478)

* Babiller (Amurrular) Mezopotamya’da Babil merkez ol­mak üzere devlet kurdular.

* En meşhur hükümdarları Hammurabi’dir. Hammurabi Sümer yasalarından esinlenerek kendi adıyla anılan kanunlarını yapmıştır.

* Sosyal sınıflaşma vardır.

* Hititlerle savaştılar(I.Babil krallığını Hititler yıktı).

* Babil Asma Bahçeleri ve Babil Kulesi önemli eserleridir.

YORUM:

Asurluların Anadolu’ya Çivi yazısını ge­tirmesiyle Anadolu­’da tarihi çağlar da baş­lamış oldu. Yazının Anadolu’ya geti­rilmesi ti­caret sayesinde ol­muştur.

UYARI:

Anadolu’daki ilk yazılı bel­geler Asurlu­lara ait Kayseri yakınlarında bulunan Kültepe – Kaneş ticaret tabletleridir.

YORUM:

Bu da bize Asurluların Ana­dolu uygar­lıkları ile ticari bir ilişki içinde olduğunu gös­termektedir. Bu etkinlik sonu­cunda kültürler birbirini ta­nıma imkanı bulmuştur.

NOT:

Hammurabi Kanunları çok sert olup ce­zalarda kısasa kı­sas uygulanmıştır.

UYARI:

Hammurabi, yaptığı kanun­larla bütün gücü kendisinde toplayarak ilk mutlak monar­şiyi kurmuştur. Tanrı kral an­layışı yerine Halkın kralı anlayışını savunmuştur. Ay­rıca gücünü tanrıdan değil dünyevi olan de­ğerler­den aldığını söy­leyerek dar anlamda laik dev­let anlayışını savunmuştur.

Anadolu Çevresindeki Kültürler ve Anadolu ile İlişkileri

Persler Dönemi:

İran’da kurulmuştur. İran’ın eski tarihi Hint- Ari kökenli Med­ler ve Medleri yıkan Persler tarafından gelişmiştir.

Medler Babiller ile birleşip Asur Delvetine son verip sınırla­rını Orta Anadolu’da Kızılırmak boylarına kadar genişlettiler. Medleri yıkan Pers Kralı ll. Kiros İran’da bir imparatorluk kurdu. M.Ö. 343′de Lidyalıları mağlup ederek Batı Anadolu’nun hemen tümüne egemen oldu.

Perslerin bu hakimiyeti Büyük İskender’in M.Ö. 333 yılında Persleri İssos’da (Adana-Dörtyol bölgesinde) yenmesine kadar devam etti.

Perslerin Özellikleri

® İlk düzenli posta teşkilatını kurdular.

® Ülke, Satrap adı verilen, merkezden atanan valiler tara­fın­dan yönetilmiştir. (Eyaletlere de Satrap adı verilmiştir)

® Dark veya Darık adıyla altın parayı kullandılar.

® En yaygın dinsel inanç Zerdüştlük’tür.

® Kral sarayları önemlidir.

® Anadolu Uygarlıkları ile ilişkileri olmuştur.

Fenikeliler

Sami asıllı bir kavim olan Fenikeliler Lübnan ve Suriye’nin Akdeniz kıyı kesiminde oturmuşlardır. Şehir devletleri tarzında yaşadılar. Biblas, Sayda ve Sur gibi şehirler kurdular. Kolonicilik yaygındır. En önemli koloni kentleri Kartaca ve Tir’dir.

UYARI:

Fenike kolonilerinden olan Kartaca ile Roma arasında yapılan mücadeleye Pön Savaşları denir.

Fenike Kültürünün Dünya Kültürüne Katkısı:

* Fenikeliler Mısır resim (hiyeroglif) yazısını geliştirerek 22 harfli alfabeyi oluşturdular.

UYARI:

Evrensel nitelikli çalışma­lar tek bir kültüre mal edile­mez, bu tür gelişmeler farklı kültürlerin ortak çalışmaları­nın bir sonucu­dur. Buluşlar mü­kemmele ulaşıncaya kadar de­ğerlendirilmeye, gelişti­rilmeye açıktır.

* Babil Asma Bahçeleri ve Babil Kulesi önemli eserleridir.

* Gemicilik ve tersanecilik gelişmiştir. Ormanlıkların yo­ğun olduğu bir bölgede yaşamaları gemicilikte hammadde gereksinimini gi­dermiştir.)

* Fenikelilerin dini inanışları Ön Asya dinlerinin bir karı­şımıdır.

* Fenikeliler site şehir devletleri halinde yaşamışlar, bir merkezi devlet kuramamışlardır.

UYARI:

Pers – Lidya mücadelesinin temel sebebi Lidya’nın Persler’in Ege’ye açılmasında önemli bir engel teşkil etmesidir.

İslam Tarihi

06 Kasım 2007

İSLÂMIN DOĞUŞU SIRASINDA DÜNYA’NIN GENEL DU­RUMU

A) ASYADAKİ GÜÇLER

1) BİZANS: Yakındoğu’da etkinliği olan Bi­zans; Hristiyan­lığın Ortodoks mezhebindendir. Bizans kültürünün oluşu­munda; Roma, Grek kültürlerinin ve Hristiyanlığın büyük payı vardır. Bi­zans; Suriye, Kudüs, Filistin, Mısır ve Anadolu’da siyasi bir nü­fuza sahiptir. Bu bölgeler üzerinde, Bizans, Sasani­lerle rekabet halin­dedir. Ortadoğu bölü­münde Bizans’a bağlı ya­şayan Hristi­yan­lar; kendi mezhep ve kiliselerini kur­muşlardır. (Monofizit mez­hebi)

2) SASANİLER: İran’da kuruldular. Zerdüştlük (Mecusilik) dinine inandılar.

3) II. GÖKTÜRKLER: İslâmiyet’in doğuşu sırasında Orta Asya’da bulunan siyasî güç II. Göktürklerdir.

4) ÇİN: İslâmiyet’in doğuşu sırasında Çin’de üç ayrı din egemendi: Konfüçyüslük, Tao ve Budizm.

5) HİNDİSTAN: Etnik ve kültürel bakımdan çeşitlilik göste­ren bir ülke olan Hindistan birçok dinin de çıkış yeridir. (Hinduizm, Veda ve Budizm) Hindistan’da sosyal sınıflaşmanın olması (kast) sosyal ve siyasal birliğin kurulmasını da engelle­miştir. Kast sisteminde kişinin kendi kastını seçme hakkı yoktur.

Kast, aynı işle uğraşan, atadan miras kalan hakları, vazife­leri ve gelenekleri ile birbirine sımsıkı bağlanan insanlar grubu­dur. Kişinin kendi kastını seçme özgürlüğü yoktur. Doğuştan kast bel­lidir. Kısaca kast atadan gelen haklardır.

UYARI:

Tarihin en eski devirlerden beri Hindistan’da çeşitli ırk, renk, dil ve kültürden insanlar bir arada yaşamışlar ve bu yapılanmanın do­ğal sonucu olarak da Hindistan­’da kültürel bir birlik sağlana­mamıştır.

UYARI:

Tarih boyunca çeşitli göç­lere sahne olan Hindistan’da hiçbir zaman hakiki bir birlik ku­rulamamış, dolayısıyla ortak bir tarih de oluşmamıştır. (Ortak bir tarihîn (milli) olu­şamamasının nedeninin, ulusal birliğin ku­rulamamış olmasına bağlı ol­duğu görülmüştür.)

6) JAPONYA: Japonyadaki dinsel yapılanmada Çin ve Hindistan’ın etkisi vardır. Japonya’da Konfüçyüsçülük, Tao ve Budizm’in yanında yerli din olarak Şintoizm dini de vardır.

ÖRNEK

Tarihin en eski devirlerinden beri Hin­distan’da çeşitli ırk, renk dil ve kültürler­den insanlar yaşamıştır.

Sadece bu bilgiler aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

A) Sosyal birliğin olmadığı

B) Milli birliğin sağlandığı

C) Kültürel birliğin sağlanamadığı

D) Ortak bir tarihîn oluşmadığı

E) Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı

ÇÖZÜM:

Soru cümlesinde Hindistan’da ırk ve dil çeşitliliğinden söz edilmiştir. Irk ve dil farklı­lığı aynı zamanda kültür ve ulus farklılığının da var olduğunun kanıtıdır.

Çeldiricileri irdelediğimizde,

A) Irk ve dil farklılığının olduğu bir top­lumda sosyal bütünlüğün sağlanması mümkün değildir

B) Yine dil farklılığının yaşandığı bir toplumda ulusal birlikten söz edilemez.

C) Kültürel birlik kurulamaz.

D) Dil’de ırkta farklılaşmanın olduğu bir toplumda duygu birliğinden söz edilemez buna paralel olarak ortak bir geçmişten de bahsedilemez.

E) Farklı dil, ırk ve renklerin karışı­mın­dan söz edildiğine göre farklı kültürler bir arada yaşıyor demektir.

Cevap B’ dir.

B) AVRUPADAKİ GÜÇLER

Avrupa’nın sosyal, siyasal, ekonomik ve dinsel yapısında önemli değişime yol açan ge­lişme kavimler göçü olmuştur.

* Galya’da (bugünkü Fransa’da) Franklar – Burguntlar.

* İspanya’da, Vizigotlar

* İtalya’da, Ostrogotlar

* Afrika’da da, Vandallar

* Balkanlarda ise Avarlar vardır.

C) İSLÂMİYETİN DO⁄UŞU SIRA­SINDA ARAP YARI­MA­DASI’NIN DU­RUMU

1. Araplar arasında Siyasi birlik yok, kabilecilik anlayışı egemen, kan dava­ları yaygındır.

2. Kabilecilikte esas olan kan bağıdır.

3. Secere veya soy ilmi gelişmiştir. (Kabilecilik anlayışı ile ilgilidir)

4. Göçebe yaşayanlara Bedevî adı veri­lir. Ay önemlidir. Yerleşik yaşayanlar (Medenî) tarımla uğraşırlar. Bun­lar için de Güneş önem­lidir.

5. Ticaret önemlidir. (Şam ve Hicaz ti­caret yolu)

6. Haram aylarda, kan davalarına dayalı savaşlar yapıl­maz. Kabe’nin etrafında Tanrılar (putlar) adına şenlik­ler yapı­lırdı.

7. En yaygın inanç putperestliktir. Putlar Kabe’de bulu­nur. En önemlileri Hubel, Lat, Menat ve Uzza’dır. Bunların dışında Hristi­yanlık, Mecusilik ve Haniflik gibi inançlar da vardır.

8. Erkek nüfusa büyük değer verilirdi (Kabilecilik ve – as­ker­lik anlayışının bu yapılanmada önemli bir etkisi vardır.).

9. Edebiyat ve şiir sanatı gelişmiştir. Tarih yazıcılığı ge­lişmemiştir.

10. İslâmiyet öncesi Arapların bu yaşam­larına Cahiliye Devri denir. Bölgede üstün­lük mücadelesi veren Bi­zans ve Sa­sanilerdir.

Arapların Ceziret’ül Arap dedikleri Arap Yarımadası Asya kıtasının güneyindeki üç yarımadadan en batıdaki ve en büyüğü­dür.

UYARI:

Bu bölge, Uzak Doğu (Hindistan – Çin) ve Afrika ül­keleriyle, Akdeniz ülkeleri arasındaki ticarette bir köprü görevi yapmıştır.

EK BİLGİ:

Güneyde Yemen’den başla­yıp Kuzey’de Akabe’ye ve bura­dan Suriye ve Mısır’a ulaşan yola Hicaz Ticaret Yolu denir.

ÖRNEK

İslâmiyet’i kabul eden Arap olmayan milletler de dinlerinin kutsal kitabını okuya­bilmek için Arap alfabesini öğrenmeye başla­dılar. Bu gelişmenin en önemli sonucu aşa­ğıdakilerden hangisidir?

A) Arapça bilim dili haline gelmiştir.

B) Arapça milletlerarası bir boyut ka­zanmıştır.

C) Batı dünyası bilim eserlerini Arapça­’dan tercüme etmişlerdir.

D) Arap Kur’an dili haline gelmiştir.

E) Toplumlarda Araplaşma başlamış­tır.

ÇÖZÜM:

ÖSS özelliğindeki soruların çözümünde verilen pargrafın iyi anlaşılması sorunun çö­zümündeki en büyük anahtardır.

Paragraftaki verilere baktığımızda İs­lâmı kabul eden Arap olmayan toplumlar Kut­sal Kitap’ı okuyabilmek için Arap alfabe­sini öğrenmeye başladılar.

Arap olmayan toplumlar (farklı millet­ler) Kutsal Kitabın dili olan Arapçayı öğren­dik­lerine göre, Arap dili Arap olmayan top­lum­larda da bilinir hale gelmiş ve ge­niş bir coğrafyaya yayılmıştır. Böylece Arapça mil­letler arası bir boyut kazanmıştır.

Cevap B’ dir.

ÖRNEK

örnek

İslâmiyet’in doğuşu sırasında Avrupa’­ nın siyasî yapısı ile ilgili verilen bilgi­lerden hangisi doğru değildir?

A) Macaristan’da Avar Türk Devleti ku­rulmuştur.

B) İtalya’da Ostrogotlar hakimdir.

C) İspanya’da Vizigot krallığı kurul­muş­tur.

D) Belçika’da Franklar egemendir.

E) Fransa’da Vandal krallığı kurulmuş­tur.

ÇÖZÜM:

Avrupa’nın bu yapılanmasına neden olan tarihî olay kavimler göçü olmuştur.

A, B, C, D şıklarında verilenler doğru­dur. E şıkkında Fransa’da Franklar veya Bur­guntlar vardır. Vandallar, Afrika’da ya­şamış­lardır.

Cevap E’dir.

Halk: Arap Yarımadası Sami ırkının anavatanıdır. Burada yaşayan Araplar iki ana kola ayrılmıştır:

* Güney Arapları (Kahtaniler

* Kuzey Arapları (Adnaniler)

EK BİLGİ:

Güney Arapları Yemenliler olup, tarım ve ticaretle uğra­şıyor­lardı. (Yerleşik hayat sü­rüyorlardı)

Kuzey Arapları; Nebatiler, Tedmürlüler, Necidliler ve Hicazlılardı.

YORUM:

Kuzey ve Güney arasındaki bu farklı yaşam, Arabis­tan’ın tarihî gelişiminde iki farklı kültü­rün doğ­masına neden olmuştur.

UYARI:

Hicaz bölgesi; Mekke, Medine ve Taif’ten oluşmaktadır.

UYARI:

Bedevîlerin (Göçebelerin) gök cisimlerine dair inançları, ışı­ğında sürüle­rini otlattıkları Ay üzerinde yoğunlaşmıştır. Ay’a tapma çoban bir topluma işaret eder­ken, Güneş’e tapma, bir tarım (yerleşik -medenî) topluma işaret eder.

YORUM:

Arap toplumunda sosyal hayat yerleşik -medenî ve göçebe – bedevî olmak üzere iki şekilde devam etmiştir.

UYARI:

Bedevî toplumunun temeli kabile teşkilatına dayanıyordu. Bu teşkilatta her çadır bir aile yi temsil eder.

Çadırlar topluluğu bir hayy ı meydana getirir. Hayy bütün üyeleri ile bir Kavim’i oluştururdu.

Birkaç akraba Kavim bir araya gele­rek Kabile yi oluştu­rurdu.

YORUM:

* Kabile teşkilatında ister gerçek isterse varsayım ol­sun kan akrabalığı en önemli birleştirici unsur olmuştur.

* Araplardaki bu sosyal ve siyasal teşkilatlanma, Orta Asya’­ daki Türklerin sosyal yapılanmasıyla metodik olarak benzerlik gös­terir.

EK BİLGİ:

Araplarda aile – hayy – kavim – kabile yapılanmasının Türk­lerdeki aile – oba – oy­mak – boy – budun yapılanmasına benzediği gö­rülmek­tedir.

ÖRNEK

Araplar’da Kabilecilik anlayışı hakimdi. Kabile, şeyh unvanı verilen birisi tarafın­dan idare ve temsil edilirdi. Ancak şeyh hu­kuki, askerî ve idari konularda mutlak otorite sahibi değildi. Kabileyi oluşturan aile başkan­larının teşkil ettiği meclisin kararlarını uygu­layan birisi idi. Şeyh her konuda onlara danı­şırdı.

Bu bilgiden aşağıdakilerden hangisi çı­karılamaz?

A) Şeyh’in yetkileri sınırlandırılmıştır.

B) Demokratik bir yapı vardır.

C) Şeyh, aynı zamanda meclisin aldığı kararları yürütmekle yetkilidir.

D) Şeyh kabilelerin başkanıdır.

E) Kabileyi temsil eden Şeyh her ko­nuda serbest hareket etmektedir.

ÇÖZÜM:

Paragraftan çıkarılamayacak yargıyı bulmamız istenmektedir. Çeldiricileri inceledi­ğimizde:

A) Şeyhin yetkileri sınırlandırılmıştır. Bu şıkka yönelik bilgi Şeyh her ko­nuda on­lara danışırdı cümlesidir.

B) Demokratik bir yapı vardır. Bu şıkka yönelik ifade ise …..Meclisin aldığı karar­ları yürütmekle ….. cümlesi­dir.

C) Şeyh meclisin kararlarının uygula­yı­cısıdır.

D) Şeyh kabilelerin temsili başkanıdır. Buna yönelik ifade …… Kabile Şeyh unvanı verilen birisi tarafın­dan….

E) Şeyh her konuda serbest hareket edemez. Meclis kararlarına uymak zorunluluğu vardır. Bu çeldirici pa­ragraftaki verilerle ör­tüşmemektedir.

Cevap E’ dir.

İLK DÖRT MÜSLÜMAN

Bu tablo İslâmiyet’in bütün sınıflara aynı mesafede ol­du­ğunu göstermesi bakımın­dan önemlidir. Hz. Ebubekir Mekke’nin önde gelenlerinden biriyken Hz. Zeyd bir köledir. İlk göç Habeşis­tan’a yapıldı. Hz. Muhammed Medinelilerle Akabe görüşmelerini yaptı. Bu görüşme sonucunda bir grup Medi­neli İslâmı kabul etti­. Hz. Muhammed’i Medine­’ye davet ettiler. Hz. Muhammed 622′de Mekke’­den Medine’ye hicret etti.

HİCRET’İN ÖNEMİ VE SONUÇLARI

1. İslâm İnkılâbı’nın başlangıcı oldu ve İslâm devletinin te­melleri atıldı.

2. Müslümanlar daha özgür bir ortama kavuştular. İslâmi­yet’in yayılması hızlandı.

3. Hicret, Hicrî takvimin başlangıcı ka­bul edildi (Hicretin kültürel sonucu).

4. Müslümanlar arasında sosyal daya­nışmanın örnekleri verilmiştir (Ensar – Muha­cir dayanışması).

MEDİNE DEVRİ OLAYLARI

1. BEDİR SAVAŞI (624)

SEBEBİ: Müslümanların Mekke’de kalan mallarına karşılık Şam kervanlarını ele geçirmek istemesi, Müşriklerin ise kervan­la­rın güvenliğini sağlamak istemesi üzerine çıktı.

ÖNEMİ VE SONUÇLARI

1. Müslümanların nitelik ve nicelik bakımından en büyük zaferleridir.

2. Müslümanların arasında birlik ve beraberlik güçlendi. Peygambere olan güven arttı.

3. Esirler ve ganimetler konusundaki uygulamalar bun­dan sonrakilere örnek olmuştur. (İslâm Devleti’nde Sa­vaş hukukunun oluşması)

2. UHUD SAVAŞI (625)

Bedr Savaşı’nın intikamını almak için Müşrikler saldırıya geçtiler. İki devreli bir savaştır. Bedir Savaşı’na göre Müslüman­lar ziyandadır. Askerî disiplinsizliğin yaşandığı ilk olaydır. (Okçuların yerlerini terk et­mesi.).

3. HENDEK SAVAŞI (627)

Müşriklerin Müslümanlar üzerine son saldırılarıdır. Selmanı Farisi­’nin teklifi üzerine şehrin bazı bölgeleri hendekle çevrildi. Müşrik­ler sonuç alamadan geriye döndüler.

NOT:

Müslümanların son savunma savaşıdır. Bundan sonra Müs­lü­manlar taarruza, Müşrikler ise savunmaya geçeceklerdir. Yani as­kerî dengeler Müslüman­ların­ lehine değiş­miştir.

ÖRNEK

İslâm devletinin ilk ve mahiyet itibariyle en önemli zaferidir. Müslümanların birbirine olan bağlılıkları artmıştır. Hz. Muhammed’e olan inanç da güçlenmiştir.

Yukarıda sözü edilen başarı hangisi­dir?

A) Uhud Savaşı

B) Bedir Savaşı

C) Hendek Savaşı

D) Tebük Seferi

E) Sevik Gazvesi

ÇÖZÜM:

Hicretten sonra Müslümanların ilk bü­yük başarısı Bedir Savaşı’dır. Bu başarı Müs­lü­manların Peygambere ve kendilerine olan gü­veni ve bağlılığını güçlendirmiştir.

Cevap B’dir.

UYARI:

Türk tarihînde strateji olarak Hendek Savaşı ile;;

- Miryokefalon Savaşı

- II. Kosava Savaşı

- Sa­karya Meydan Savaşı

benzerlikler göste­rir.

4. HUDEYBİYE BARIŞI (628)

Hendek başarısından sonra Müslümanlar Kabe’yi ziyaret etmek istemişler, Müşrikler engel olunca antlaşma yapılmıştır.

ÖNEMİ:

1. Müşrikler Müslümanların siyasî varlıklarını resmen ta­nıdı­lar.

2. Başlangıçta Müslümanların aleyhine olan bazı kararlar daha sonra Müslümanların lehine sonuç vermiştir.

YORUM:

Bu da Hz. Muhammed’in ileri görüşlülüğünü göstermektedir.

3. Hudeybiye Barışı’nın siyasî sonuç­ları açısından yo­rum­ladığımızda Müslümanla­rın bir başarısı olarak gö­rülür.

HAYBER KALESİ’NİN FETHİ (629)

Yahudilerle yapılan bir mücadeledir. Amaç Müslümanların Şam ticaret yolunun hakimiyetini ele geçirmek istemesidir. Müs­lü­man­lar kazandılar.

ÖNEMİ:

1. Şam ticaret yolunun güvenliği sağ­landı.

2. Mekke’nin Fethine zemin hazırlandı.

MUTE SAVAŞI (629)

Bizans (Hristiyanlarla) Gassani Arap­ları ile Müslümanlar arasında yapılmıştır.

SEBEBİ: Gassani Araplarının Müs­lüman keşif kolla­rına saldırması üzerine yapı­lan bir mücadeledir. Müslümanlar bu sa­vaşta önemli komutanlarını kaybetti. Hz. Muhammed’in katıl­ma­dığı tek seferdir.

MEKKE’NİN FETHİ (630)

SEBEPLERİ:

1. Mekke’nin jeopolitik ve dinsel ko­numu

2. İslâmiyetin yayılmasında önemli bir engel teşkil etmesi

3. Arap Yarımadası’nın merkezi durumunda bulunması

Mekke alındı. Buradan kaçanlar Huneyn ve Taif’de toplan­dı­lar. Aynı yıl Huneyn alındı. Taif, bağlılığını bildirdi.

SONUÇLARI

1. Arap Yarımadası’nın merkezi ele ge­çirildi. İslâmiyet ya­rımadanın en güçlü dini haline geldi.

2. Müslümanlar ibadet serbestliği ka­zandılar. (Hac)

3. Hicaz bölgesinin fethi tamamlandı. (Mekke, Medine, Taif)

TEBÜK SEFERİ (631)

Bizans’ın Kabe’yi basacağı haberi üzerine İslâm orduları Su­riye’ye doğru sefere çıktı. Haberin yalan olduğu anlaşıldı ve geri dö­nüldü. Hz. Muhammed’in son seferidir. Bu sefer sırasında ilk defa Karantina sistemi uygulanmıştır (Kitle sağlığına verilen önem öncelikle değerlendirilmiştir.).

VEDA HACCI (HUTBESİ) (632)

Hz. Muhammed’in son haccıdır. Bu hacda Kur’an ve ha­dise bağlı kalındığı sürece eski dine dönülmeyeceği, insanla­rın birlik ve bütünlüklerinin bozulmayacağı vurgulanmıştır. İn­sanlar ara­sında ayrım olmadığı, kadınların erkekler üzerinde, erkek­lerin de kadınlar üzerinde hakları bulunduğu belirtilmiştir.

UYARI:

Hudeybiye Antlaşması ile benzer sonuç­lar doğuran Türk tari­hindeki olaylar:

- İstanbul Hükümeti’nin Amasya Gö­rüşmesi ile Temsil Heye­ti’ni tanıması

- İtilâf Devletlerinin Lon­dra Konferan­sı­’na TBMM’yi da­vet etmeleri ve tanımaları­dır.

YORUM:

Bu gelişmeler uluslara­rası alandaki et­kinliklerin art­masına zemin hazırlamıştır..

ÖRNEK

Hz. Muhammed’in iyi bir diplomat ve aynı zamanda da uzak görüşlülüğünü de gösteren olay aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bedir Savaşı B) Uhut Savaşı

C) Hudeybiye Antlaşması D) Hendek Savaşı

E) Mekke’nin Fethi

ÇÖZÜM:

Soru köküne baktığımızda bir diplomasi­den söz edilmektedir.

A, B, D ve E çeldiricileri diplomatik bir du­rum değil, askerî birer gelişmedir.

Hudeybiye Antlaşması ise diplomatik bir olaydır.

Uzak görüşlülüğü konusu ise Hudeybiye Antlaşması’nın bazı maddeleri başlangıçta Müslümanların aleyhine gibi görünmesi, an­cak süreç içinde Müslümanların lehine son­uç vermesidir.

Cevap C’dir.

ÖRNEK

İslâm öncesi Arabistan’da şehir ve köy­lerde yaşayan Araplarda Güneş’e bağlılık, göçebe Araplarda ise Ay’a bağlılık kültürü gelişmiş idi.

Bu duruma bakarak aşağıdaki yargı­lardan hangisine ulaşılabilir?

A) İnsanların inançlarını çabuk değiş­tirdiği

B) Araplar arasında siyasî birliğin bu­lunmadığı

C) Yaşama tarzının inançların oluşma­sında etkili olduğu

D) Yerleşik hayatta medenîleşme süre­cinin hızlılığı

E) İlahi dinlerin puta tapıcılığı yasak­ladığı

ÇÖZÜM:

Bilgi veren paragrafa baktığımızda şe­hir-yerleşik, köy- göçebe – hayvancılık Ay ve Gü­neş değerleri üzerinde durulmuş ve ilişki­leri ifade edilmiştir. Yerleşik yaşayanlar da Gü­neş, göçebe yaşayanlarda ise Ay önemli görülmüştür. Yerleşik ve göçebe bir yaşam çizgisi olduğuna göre, yaşam şeklinin inanç­ların oluşumunda etkisi vardır sonucuna ula­şılabilir.

Cevap C’dir.

DÖRT HALİFE DEVRİ (632-661) (HÜLÂFÂ-İ RAŞİDİN)

A. Hz. Ebubekir ® Kuruluş (632 – 634)

B. Hz. Ömer ® Yükselme (634- 644)

C. Hz. Osman ® Duraklama (644-656)

D. Hz. Ali ® Çöküş (656-661)

A) Hz. EBUBEKİR DÖNEMİ (632-634 )

* Müslümanlar arasında birlik ve bütünlüğü sağladı. Yermük Savaşı’nda Bizans yenildi. Suriye’nin fethine başlandı.

* Hafız sayısında azalmalar olması üzerine Kur’an-ı Kerim kitap haline getirildi.

* Zekât vermeyenlerden zekât alındı.

Yalancı Peygamberlerle uğraşıldı. (Ridde olayları)

B) Hz. ÖMER DÖNEMİ (634-644 )

* Ecnadeyn Savaşı ile Suriye’nin fethi ta­mamlandı.

* Köprü Savaşı’nda İslâm orduları Sasani­lere yenildi.

* Kadisiye Savaşı’nda Irak, Nihavent ve Ca­lûla Sava­şında İran alındı (İran’ın alınmasıyla Türkler ilk kom­şuluk ilişki­leri başlamıştır.).

Mısır, Filistin , Kudüs, Azerbaycan alındı.

Libya’nın fethine başlandı.

Cünd adıyla ilk sürekli ordular kuruldu (ordugahlar).

Divan-ı Cünd adıyla askerî divan ku­ruldu.

İkta sistemi uygulandı. Hicrî takvim kullanıldı.

Sınırların genişlemesiyle birlikte eyaletlere vali ve kadı ta­yinleri ya­pıldı.

Para bastırıldı (Bizans ve Sasani paralarının taklidi).

UYARI:

Hz. Ömer’in halk ile olan ilişkileri ve sorumluluğu İslâm’da sos­yal devlet anlayışının benimsendiğini göstermektedir. Buna örnek olarak Fırat’ta bir kurt, bir kuzuyu parçalasa ilahi adalet bunu Ömer’den sorar. sözü gösterilebilir.

C) Hz. OSMAN DÖNEMİ (644-656)

- İlk İslâm donanmasını kurdu.

- Kıbrıs adası alındı. Rodos kuşatıldı.

- Libya’nın fethi tamamlandı.Tunus’un fethine başlandı.

- Hazar Türkleri ile savaşıldı.

- Horasan valiliği kuruldu. Sasaniler tamamen yıkıldı.

UYARI:

Hazar Türkleriyle yapılan bu mücadele sonucunda, İslâmiye­tin Kafkasya ve Rusya Bozkırlarında yayılması engellenmiştir.

- Bizans ile ilk deniz savaşi yapildi.

- Kur’an-i Kerim çogaltildi.

- Hz. Osman’in devlet yönetimine kendi yakinlarini getir­mesi, diger kabilelerin tepki­sine yol açti. Hz. Osman öldürüldü.

NOT:

Islâm’da ilk huzursuzluklar bu dönemde başladi. Bundan son­raki olaylara da zemin ha­zir­landi.

NOT:

Hz. Ömer’in on yillik hali­feligi sirasinda Irak, Iran, Dogu Anadolu, Misir Azerbaycan ve Suriye Islâm Devleti sinirlari içine alinmiş­tir.

UYARI:

Islâm ordularinin düzenli olarak fethi ile görevlendiril­dikleri ilk ülke Suriye’dir. Su­riye’nin kapilarini Islâm or­du­larina açan Yermük Zaferi­’dir.

UYARI:

Hz. Ebubekir Hire’yi fet­hedip Cizye ye bagladi. Islâm kuv­vetleri ilk defa Firat’i ge­çip Dicle irmagina kadar iler­lediler.

YORUM:

Hz. Ebubekir, Hz. Muham­med’in vefa­tindan sonra Islâm Devleti’ni parçalanmak­tan kurtarmiştir. Bu çabasiyla Is­lâm Devleti­’ne en büyük hiz­meti yapmiştir.

NOT:

Misir’in alinmasiyla Baharat Yollari üzerinde Müslümanlarin hakimiyeti baş­ladi. Dogu Akdeniz’e bir kapi açildi.

HZ. ALI (656 – 661)

- Fetihlerin durdugu ve iç sorunlarin yogun oldugu bir de­virdir.

Cemel (Deve) Olayi

Hz. Ali ´ Hz. Aişe, Talha ve Zübeyr arasinda yaşandi.

Sebep: Hz. Ali’nin , Hz. Osman’in katillerini bulmakta ge­ciktiginin öne sürülmesidir. Mücadeleyi Hz. Ali kazandi.

UYARI:

Müslümanlar arasinda yapi­lan ilk iç savaştir. Bundan son­raki olaylara da zemin ha­zir­lamiştir.

UYARI:

Bu olay sonucunda Hz. Ali merkezi Küfe’ye taşimiştir.

Siffin Olayi:

Hz. Ali ile Şam Valisi Hz. Muaviye arasinda olmuştur.

Sebep: Bundan önceki olaylarin etkisi ve devlet başkanligi meselesidir. Savaş sirasinda Hz. Muaviye harp hilesine baş vurdu ve hakemler olayina gidildi. Hakemler olayinda da hile ya­pilinca; Müslümanlar arasinda görüş ayriliklari ve gruplar ortaya çikti. Bunlar;

1. Hz. Ali yanlilari: Şiiler

2. Hz. Muaviye yanlilari: Emeviler

3. Hariciler: Her iki tarafi da kabul etmeyenler.

NOT:

Bu olay sonucunda Islâm dünyasinda ilk ayriliklar or­taya çikti. Bundan sonraki olayla­rin da temel kaynagi oldu.

661 yilinda Hz. Ali öldürüldü. Böylece Dört Halife Devri sona erdi.

DÖRT HALIFE DÖNEMI’NIN DEGERLENDIRILMESI

1. Halifeler bir tür seçimle iş başina geldiginden bu dö­neme Cumhuriyet dönemi de denir.

2. Kuzey Afrika’nin fethine başlanmiştir.

3. Islâm’da ilk ayriliklar yaşanmiştir.

4. Türklerle ilk komşuluklar ve savaşlar yapilmiştir.

ÖRNEK

Islâm tarihînde, devlet merkezinin Me­dine’den Küfe’ye taşinmasi aşagidaki hangi gelişmenin sonucunda yaşanmiştir?

A) Hz. Osman’in şehit edilmesi

B) Cemel Olayi

C) Siffin Savaşi

D) Hakem Olayi

E) Kerbelâ Olayi

ÇÖZÜM:

Islâm devletinde ilk merkez degişikligi Hz. Ali zamaninda Cemel olayindan sonra ya­şanmiştir. Bunun nedeni ise; Hz. Ali’nin Ce­mel Olayi’ndan sonra böl­gede sosyal ve siyasî destegini yitirdigini dü­şünmesi, kendi taraftar­larinin yogun olarak yaşadigi bir mekani ter­cih etmesidir.

Cevap B’ dir.

ÖRNEK

Islâm dünyasini asirlarca sürecek bir mücadeleye sürükleyecek olay aşagidakiler­den hangisidir?

A) Cemel Olayi B) Siffin Olayi

C) Hakem Olayi D) Kerbelâ Olayi

E) Yalanci Peygamberler

ÇÖZÜM:

Islâm toplumunda ilk anlaşmazlik ve hu­zursuzluk Hz. Osman döneminde başlar.

* Ilk iç savaş Cemel Olayi

* Ilk görüş farkliliklari veya gruplaş­malar Hakem Olayi’dir.

* Bu görüş ayriliklarinin kesin olarak oluşmasi ve Islâm dünyasinda Şii – Sünni ya­pilanmasina neden olan olay ise Kerbelâ’dir.

Cevap D’ dir.

UYARI:

Müslümanlar arasinda ilk iç savaşla­rin başlamasi

* Cemel Olayi (ilk iç sa­vaş)

* Ilk ayriliklara neden olan Siffin Sa­vaşi sonucu uygula­nan­ Hakemler Olayi

* Kesin ayriliklar ise Ker­belâ Olayi’dir.

YORUM:

- Cemel Olayi

- Siffin Savaşi ve Kerbelâ Olayi bir fetih ya da dini yay­mak için yapilan bir çalişma degildir. Tam tersine Müslü­manlar ara­sinda birlik ve bü­tünlügü bozucu sonuçlar dogur­an iç olaylardir.

EMEVILER (661 – 750)

Kurucusu: Hz.Muaviye Merkez: Şam (Dimaşk)

Yönetim Şekli: Saltanat

Hz. Ali devrinde duran fetihlere yeniden baş­landi.

Ilk düzenli Islâm donanmasi kuruldu.

Istanbul, Müslümanlar tarafindan ilk kez kuşatildi.

UYARI:

Türgişler, Emeviler ile mü­ca­dele ederek, Emevileri Mavera­ünne­hir bölge­sinde dur­durmuş­lar, bu bölgenin Islâmlaşmasini ve Araplaşmasini da engellemiş­ler­dir.

Türk illerine seferler yapilmiştir. (Türgişlerle savaşmişlar­dir.)

Hz. Muaviye ölmeden önce oglu Yezid’i veliaht ilan etti.

YORUM:

Hz. Muaviye bu hareketi ile yönetimde isaltanat yolunu açmiş­tir. Sal­tanatin ilk halifesi Yezid ol­muştur.

Hz. Ali’nin, merkezi Kufe’ye, Emevilerin Şam’a taşimasinin nedeni kendi yönetimlerini destekleye­cek taraftarlarinin bu bölge­lerde yogun olarak bu­lunmasidir.

Yezid döneminin en önemli olayi, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in şehit edilmesidir. Bu olay sonucunda Islâm dünyasi kesin olarak Şii ve Sünniler olmak üzere ikiye ayrilmiştir.

Abdülmelik zamaninda;

-Arapça resmi dil ilan edildi. Farsça ve Rumca’nın kullanıl­ması yasaklandı.

-İlk İslâm parası bastırıldı.

-Zalim Haccac Türk illerine seferler yaptı.

Velid zamanında;

- Avrupa’da ilk defa fetihlerde bulunulmuştur.

-711 Kadiks Savaşi’nda Vizigot kralligi yikildi. Ispanya alindi.

-Kuzey Afrika’nın fetihleri tamamlandı.

Hişam zamanında;

-İslâm orduları Fransa’da Frank kralı ile yaptığı (732) Pu­vatya Sa­vaşı’nda yenildi. Bu yenilgi batıdaki İs­lâm ilerleyişini durdurdu ve geri çekilişin de başlangıcı oldu (Osmanlı Devleti’nin II. Viyana yengisiyle başlayan durumu gibi).

Devlet içinde anlaşmazlıkların yoğunlaşması fetihlerin dur­ması, kabile ve taht kavgaları ve Emevilerin kendi soylarını üstün görmeleri, Emevilerde güç kaybına neden oldu.

UYARI:

Emeviler İslâm devletini, zaman ve şartların gereği ola­rak Bi­zans ve Sasanilerden de yararlanarak, tam teşekküllü, usül ve su­numu gelişmiş bir Arap Devleti haline getir­miş­lerdir.

Emevilerin;

-Irkçı bir politika izlemesi;

-Taht ve kabile kavgaları;

-Abbasi ve Şiilerin çalişmasi yikilişlarini hizlandirmiştir.

-Horasanlı Ebu Müslim’in isyanıyla Emevi Devleti’nin siyasi varlığı sona ermiştir.

ÖNEM VE ÖZELLİKLERİ

-Bir Arap İslâm Devletidir. (Irkçıdırlar)

-İstanbul, Müslümanlar tarafından ilk kez kuşatıldı. (Muaviye)

-Fethedilen bölgelerin kültürlerinin etkisi ile İslâm mimari­sinde ve sanatında değişme ve gelişme yaşanmıştır. İslâm mi­marisi, Hristiyan mimarisi ile yarışabilecek düzeye gelmiştir.

- İlk kez Avrupa’da fetihler yapılmıştır.

ÖRNEK

Emeviler devrinde, Araplar kendilerini soylu ve diğer Müslüman uluslardan üstün görmüşlerdir. Bütün valilik ve komutanlıklara, önemli memur­luk­lara Araplar getirilmiştir. İs­lâm kültür ve uygar­lı­ğının oluşmasında büyük katkıları olan, Araplar dışındaki Müslüman kişilere, Arapların kız ver­me­leri yasaklanmış­tır.

Bu bilgilere dayanarak aşağıdaki yar­gı­lardan hangisine varılamaz?

A) Emeviler devrinde ırkçılık politikası izlenmiş­tir.

B) İslâm uygarlığında çeşitli kütlürlerin katkıları vardır.

C) Emeviler devrinde toplumda ayrıca­lıklı bir ke­sim vardır.

D) Emevi yönetimi halka eşit olanaklar tanımış­tır.

E) Emeviler devrinde askerî ve sivil ör­gütler ku­rulmuştur.

(1998 / ÖSS)

ÇÖZÜM:

ÖSS tarzındaki soruların öğrencilerin ba­şarısını değil yeteneğini ölçen sorular ol­duğu bir gerçektir. Bu tip sorularda çözüme gidebileceği­niz bilgi sunulur. Önemli olan bu bilgiyi iyi anlama, anladığını da doğruca yo­rumlamaktır. Burada da soruyu doğru okumak ve dikkati bilgi üzerinde toplamak gereklidir.

Seçenekleri inceleyelim:

A) Emeviler ırkçı politika izlemiştir.

Soru kökünde yer alan Araplar kendi­lerini soylu ve diğer Müslüman uluslardan üstün görmüşler­dir. ifadesi bu şıkkı doğru­lamaktadır.

B) İslâm uygarlığında çeşitli kültürlerin katkıları vardır. Bu şıkka yönelik ifade ise … İslâm kültür ve uy­garlığının oluşmasında bü­yük katkıları olan, Araplar dışındaki Müslü­man kişilere … dir.

C) Emeviler devrinde toplumda ayrıca­lıklı bir kesim vardır. Bu şıkka yönelik açık­lama …. Araplar bütün vali­lik ve komutanlık­lara, önemli memurluklara Arap­ları getirmiş­lerdir…

D) Emevi yönetimi halka eşit olanaklar tanımış­tır. Soru kökünün geneline baktığımız zaman ayrı­ca­lıklı bir ırktan bahsedilmektedir. Görev ve me­mur­luklar verilirken kişilerin Müslüman olmasının ya­nında Emevi olmaları önemli görülmüş, Emevi olmayanlara Müslü­man da olsa aynı haklar ta­nın­mamıştır.

E) Emeviler devrinde askerî ve sivil ör­gütler ku­rulmuştur. Soru cümlesinde yer alan valilik ve komutanlık­lara ve önemli memur­luklara gibi ifadeler askerî ve sivil örgütlerin oluşturulduğunu göstermekte­dir.

A, B, C ve E seçenekleri soru kökünde verilmiştir.

Cevap D’dir.

ABBASİLER DÖNEMİ (750 – 1258)

Merkezi: Bağdat

Yönetim şekli: Saltanat

Mansur zamanında, Yunan ve Hellenistlik eserler Arapçaya çevrilmeye başlandı.

Abbasiler en parlak devirlerini, Harun Reşit zamanında ya­şadılar ve Bağdat; bilim, kültür ve sanat merkezi haline geldi.

Memun zamanında; bilim ve sanat alanında gelişmeler de­vam etti. Tercüme çalışmalarına ağırlık verildi.

EK BİLGİ:

Devlet tercüme işlerinin daha kolay yapılabilmesi için ter­cüme büroları olarak Akademiler kurdu. Oluşturulan bu kurum­lara Beyt’ül Hikme adı verilir.

Mustasım zamanında; Türklere büyük önem verildi. En üst komutanlıklara bile yük­selen bu komutanlar (Emirül Ümeralar) zaman zaman ayak­lana­rak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

UYARI:

Emir’ul umeraların isyan etmesi sonucu kurulan bağımsız devletçiklere Tevaif’ul Müluk adı verilir. Bunlara örnek ola­rak, Tolunoğulları, İhşitler ve Tahiriler gösterilebilir.

NOT:

751 Talas Savaşı’ndan sonra Türk-Arap yakınlaşması başla­mış ve Türkler Arap (Abbasi) ordularında görev al­maya başlamış­lardır. Arap or­dularında en üst komutanlık gö­revlerine kadar yükse­lebil­miş­lerdir (Emirul Ümeralıklar). Zaman zaman da merkeze karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

UYARI:

Abbasi Devleti’nin yıkılış nedenlerinden birisi de geniş yetki­lerle donatılmış Emir’ül Ümeralar’ın ayaklanarak ba­ğımsızlıklarını ilan etmeleri olmuştur. Bu yapılanmanın so­nucunda Abbasi Devleti sınır­ları içinde Tevaif’ul Müluk adı verilen büyüklü-küçüklü dev­letçikler ortaya çıkmış, bu da devletin parçalanmasında rol oynamış­tır.

UYARI:

751 Talas Savaşı’ndan sonra Türkler Abbasi yöneti­minde yaygın olarak yer al­maya başladılar. Devlet, Arap ve Türk kültürle­rinin birbirle­rine zarar vermesini önlemek ama­cıyla, Türklere ayrı şehir­ler kurmuştur (Samarra). Mu­tasım zamanında, Türk kültürü İran kültüründen daha ön plana çıkmıştır.

UYARI:

Abbasiler Bizans sınırına yakın bölgelerde Avasım adıyla sınır şehirleri kurmuş­tur. Bu şehirlere özellikle Türkler yerleştiril­miştir.

ÖRNEK

Avrupalı bilginler, eski Yunan’dan Hint’­ ten, İran’dan süzülüp gelen insanlığın or­tak ilim, kültür ve medenîyet değerlerinin te­mel taşları olan eserleri, Arapçadan Lâtinceye tercüme etmişlerdir.

Yukarıdaki bilgiden çıkarılabilecek en doğru yargı hangisidir?

A) Avrupa ülkeleri bilim alanında ge­lişmemiştir.

B) Araplar da bilimsel çalışmalarda bulunmuşlardır.

C) Bilimsel çalışmalarda çeşitli top­lum­ların katkısı vardır.

D) İslâm kültürü İran medenîyetinden etkilenmiştir.

E) Bilimsel çalışmalarda din unsuru belirleyici olmuştur.

ÇÖZÜM:

Çeldiricilerin hepsinin doğru olabilme ihtimali mevcuttur ancak bunlar içerisinde en doğrusunu bulmamız istenmektedir. Bir başka bakış açısıyla en geneline yani bilginin tü­münü kapsa­yan bilgiyi bulmamız istenmekte­dir.

Verilen paragrafta bilimsel bir etkinlik­ten söz edilmektedir. Bu etkinliklerde Yunan, Hint, Latin, İran ve Arap toplumlarının emek­leri vurgulanmaktadır. Yani her toplumun, bu ça­lışmaların yürütülmesinde farklı zaman­larda da olsa katkısı vardır. Bu etkinlikler tek bir topluma mal edilemez

Cevap C’ dir.

ÖRNEK

Abbasi halifelerinin;

Tuğrul Bey’e,

Gazneli Mahmut’a ve

Muhammed Togaç Han’a

İslâm’a hiz­metlerinden dolayı sultan unvanlarını ver­mesi halifenin nasıl bir güce de sahip oldu­ğunun kanıtıdır?

A) Ekonomik B) Askeri

C) Dinsel D) Siyasal

E) Kitlesel

ÇÖZÜM:

Papa’nın krallara tac giydirmesi, papa­nın siyasî bir güce sahip olduğunu gösterir. Halifenin de bir takım devlet başkanlarına Sultan unvanlarını vermesi, çok aktif ol­masa da siyasî bir gücü olduğunun işaretidir.

Cevap D’ dir.

ENDÜLÜS EMEVİ DEVLETİ (756 -1031)

Abbasilerden kaçan bir grup Emevi;

-İspanya’da Kurtuba merkezli bu devleti kurdu.

-En etkin oldukları alan; bilim, sanat ve mimaridir. Bu alanda Kurtuba Medresesi ve Kütüphanesi önemli hizmetler ver­miştir. Bu dönemde yetişen en önemli filozof İbni Rüşt’tür.

NOT:

Batının İslâm Medeniyetini az da olsa ilk kez tanıması bu devlet zamanında olmuştur.

- Endülüs Emevi Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte Tevaif­’ul Mülük’ler ortaya çıktı. Bunların en önemlisi Gırnata merkezli Ben’ül Ahmer dev­letidir. Bu devlet 1492′ye kadar varlığını devam ettirmiştir.

Katolik İspanya Krallığı Müslüman ve Yahudilere karşı zulme başlayınca bu iki toplumu Osmanlı Padişahı II. Beyazıt İspanya’dan kurtardı. Yahudiler’in Osmanlı içinde yaşamayı ter­cih etmesinin sebebi; Os­manlının farklı dinler karşısındaki hoş­görüsü olmuştur.

İSLÂM DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET

İlk İslâm Devleti Hicret’in sonucunda Medi­ne’de kuruldu. İlk merkez değişikliği Hz. Ali döneminde Cemel Olayı’ndan sonra yaşandı.

- Dört halife döneminde yöneticiler seçimle belirlenmiş­tir.

- Emeviler döneminde ise Saltanat sistemi uygulanmış­tır.

- Halifelik sembolleri; Hutbe, Hırka, Asa, Mühür ve Pa­ra­’dır (Sikke).

- İlk divan Hz. Ömer zamanında kuruldu.

- İlk sivil divan ve vezirlikler Abbasi döneminde kuruldu. Bu yapılanmada İran – Sasani kültürünün etkisi vardır.

- İlk posta teşkilatı Emeviler döneminde kuruldu (Berid).

Bu işlerin görüşüldüğü kuruma ise, Divan-ı Berid adı veri­lir.

- İlk para Hz. Ömer döneminde bastırıldı.

- İlk İslâm parası ise Emeviler zamanında bastırıldı (Abdülmelik).

- Maliye görevlilerine Muhtesip denir.

- Devlet gelirlerinin toplandığı hazineye Beytül Mal de­nir.

- Ekonomi işlerinin görüşüldügü ku­ruma Divan-i Haraç adi verilmiştir.

- Devlet gelirleri: Sadaka (zekât), gani­met, haraç ve ciz­ye’dir.

- Sosyal yapı: İslâm devletinde halk sosyal tabakalara ay­rılmış­tır.

- Halifelik ailesinin idaresinde bulunan­lar

* Arap olmayan Müslümanlar (Mevali)

* Zımmiler (Gayri Müslim)

* Köleler

ÖRNEK

İslâmiyetin gelmesiyle birlikte Arap Ya­rımadası’nda kapalı kalan Araplar bu dini yaymak amacıyla dışa açıldılar. Farklı kültür ve medenîyetlerden etkilenerek önemli eserler verdiler.

Farklı toplumlarda karşılaşan İslâm kültürü en çok hangi alanda değişim gös­termiştir?

A) Askeri alanda

B) Dini inançlarda

C) Ekonomik koşullarda

D) Uygarlıkta

E) Siyasi hayatta

ÇÖZÜM:

Verilen paragrafın son cümlesinde so­ruyu doğru çözümlememize yardımcı olacak bilgi sunulmuştur. Farklı kültür ve medeniyet­lerden söz edilerek medeniyet alanında bir de­ğişimin yaşandığı vurgulanmıştır.

Cevap D’dir.

- Bilim ve sanat dili olarak Emevilere kadar Farsça ve Rumca kullanılmış; Emeviler dö­ne­minde Arapça resmi dil kabul edilmiş ve diğer dillerin kullanılması ya­saklanmıştır. Devlet görev­li­lerinin ve halifenin düşman­ları­nın hal ve hare­ket­lerini an­layıp bildirmek, ya­zışma­ları yerine ulaş­tırmakla görevli berid (Posta) teşkilatı Emeviler zamanında kurul­muştur.

- İslâmiyet’ten önce Araplarda yazılı hayat gelişmemiş­tir. Hz. Muhammed’in hayatını ve faali­yetlerini yeni nesillere aktarma zorunlu­luğu yazılı hayatın başla­masında önemli bir etkendir.

- Bilimin en çok geliştigi zaman Abbasi­ler dönemidir. Bu dönemde Bagdat dogudaki en önemli bilim ve kültür merkezidir. Yine Ab­basiler zamaninda yabanci eserler Arapçaya çevrilmiştir.

- İslâmiyet’i kabul eden toplumlar, din­lerinin mukaddes ki­ta­bını okuyabilmek için Arapçayı öğrenmek zorunda kalmışlardır. Böylece Arapça milletlerarası bir dil ha­line gelmiştir.

- İslâmiyet zayıf kültürlü toplumlarda yavaş yavaş Arap­laşma şeklinde ortaya çıkmış­tır. Bu bilgiden çıkarıla­cak en doğru yargı bu özelliğe sahip toplumların milli benliklerini yitirmeleridir.

- Güçlü kültüre sahip toplumlarda bu değişim yaşan­mamış­tır (İran ve Türk toplumlarında olduğu gibi.).

- Merkezin Kufe’den Şam’a taşinmasiyla birlikte, mima­ride Bizans etkisi de görülmeye başlar. Bu etkileşimin sonucu, Islâm mimarisi Hristiyan mimarisiyle yarişabi­lecek duruma gelmiştir.

- Emeviler, İslâm mimarisine Minare ve Mihrabı ka­zan­dırmışlardır. Mimaride; Suriye’de Roma ve Bizans; İran’da Sa­sani, Mısır­’da ise Eski Mısır sanatının et­kisi görülür.

NOT:

İslâm medenîyeti Arap kültüründen ibaret değildir. Bu me­de­niyetin oluşumunda Yunan, Hint, Bizans, İran ve Türk kültürle­rinin etkisi vardır. Bu etkileşim sürecinde İslâmiyetin Vahdaniyet (birlik) ilkesine ters düşen anlayışlar alınmamış­tır.

ÖRNEK

Abbasi Devleti yıkıldıktan sonra, Abbasi soyundan bir şehzade Mısırdaki Memlük Devleti’ne sığınmıştır. Memlük sultanları Ha­life sıfatını taşıyanlara devlet yönetiminde hiçbir yetki vermemişler, halifeliğin dinsel nüfuzundan faydalanma arzusunda olmuşlar­dır.

Sadece bu bilgiler dikkate alındığında Memlüklülerin Halifeyi ülkelerinde barın­dırmalarının en önemli amacı aşağıdaki­lerden hangisidir?

A) İslâm devletleri içerisinde üstün hale gelmek

B) Müslümanların tepkisini çekmemek

C) Abbasi Devleti’nin ekonomik gücünü arttırmak

D) Memlük Devleti’nin ekonomik gü­cünü arttırmak

E) Türklerin devlet yönetimindeki gü­cünü kırmak

ÇÖZÜM:

Halife Dünyada yaşayan tüm Müslüman­ların lideridir. Memlüklular, Abbasi halifesini himayeleri altına almakla, Dünya Müslüman­ları üzerinde diğer Müslüman devletlere göre daha etkin bir konuma gelmeyi amaçlamışlar­dır.

Cevap A’dır.

İslamiyet Öncesi Türk Tarihi

06 Kasım 2007

A. TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

1. Türk Adının Anlamı

Türk adının anlamı konusunda çeşitli görüşler ortaya atıl­mıştır. Bunlarda ikisi ilmi olarak daha çok kabul görmüştür. Bun­lardan birincisi; Türk doğan, türeyen ve çoğalan

İkincisi; Türk güçlü, kuvvetli, olgun anlamlarını ifade et­mektedir.

Bu anlamdaki Türk kelimesi ilk defa siyasi bir amaç doğ­rul­tusunda bir isim olarak Göktürk Devleti tarafından kullanıl­mış­tır. Daha sonra Türk soyuna ait bütün kitleleri temsilen milli bir ad olmuştur.

Coğrafi bir ad olarak Türkhia=Türkiye şeklinde ilk defa Bi­zans kaynaklarında Orta Asya için kullanılmıştır.

Batı kaynaklarında Anadolu için Türkiye ifadesi Anadolu Selçuklu Sultanı l. Mesud döneminde kullanılmaya başlanmıştır.

2. Türklerin ilk Anayurdu

Bu konuda yapılan son araştırmalar diğerlerine göre daha kesin ve doğru bilgiler içermektedir. Buna göre Anayurt’un sınır­ları;

Altay – Sayan Dağlarının kuzeybatısı

Tanrı Dağları’nın kuzeyi

Hazar Denizi’nin doğusu

ve Aral Gölü’nün çevresi olarak çizilmiştir.

3. Türklerin Tarih Boyunca Yayıldıkları Bölgeler, Genel Özellikleri ve Göçler

1. Anayurtta Ortaya Çıkan İlk Kültürler

a. Anav Kültürü

Türkistan’ın merkezi Aşkabat’la ortaya çıkarılan mezar anıtlarda çeşitli ev araç gereçleri ortaya çıkarılmıştır. Tür­klerde yerleşik hayatın yaşandığını gösteren ilk kültürdür.

b. Afanesyova Kültürü

Abakan bölgesinde ortaya çıkmıştır.

c. Andranova Kültürü

Tanrı Dağları ve Balkaş Gölü çevresinde yaşanmıştır.

d. Kalteminar Kültürü

e. Karasuk Kültürü

Yenisey Irmağı çevresinde yaşanmıştır. En belirgin özeliği madenin kullanılmasıdır.

f. Tagar Kültürü

Abakan bölgesinde Taştık kültürü adıyla devam etmiştir. Resim sanatı ön plana çıkmıştır.

UYARI:

At’ın evcilleştirilmesi ve atlı arabaların kullanılması göçlerin sebeplerinden biri değil, göçleri kolaylaştıran faktördür. Türklerin kendi merkezlerinden çok uzak bölge­lere ulaşmalarını sağlayan araçtır.

UYARI:

Türk kültürü göçler sonu­cunda çok geniş bir bölgede yayılma ve tanınma olanağı bul­muştur.

UYARI:

Türklerin sürekli yer de­ğiştirmesi yaşa­dıkları çoğ­raf­yanın sınırlarının kesin ola­rak çizilmesini zorlaştırmıştır.

YORUM:

Bu durum da Türk Tarihinin bir bütün olarak incelenmesini güçleştirmiştir.

YORUM:

Tabiatıyla göç olayı sonucu yeni bir bölgeye yerleşen kül­tür, ya mevcut ortama uyum sağlayacak ya da mevcut or­tama ege­men olacaktır. Bu geliş­mede etkili olabilecek iki temel faktör vardır: Bunlar nufüs yo­ğun­luğu ve kültürel düzeydir. Nüfus yoğunluğu çok olan ve kültü­rel gücü elde eden yapı kendi hakimiye­tini kabul ettirir.

2. Göçler

Göç: Bir sosyal veya siyasal oluşumun bir çok nedenlerden dolayı yer değiştirmesi olayıdır. Göç olayında kesin bir mekan kavramı vardır. Dolayısıyla topluluğu bu harekete zorlayan temel etmenler mevcuttur.

Göçlerin Sebepleri

a. Coğrafi etmenler (iklim – kuraklık)

b. Dış baskılar ve iç çekişmeler

c. Hayvan hastalıkları

d. Otlakların daralması

e. Türklerdeki hakimiyet anlayışı

f. Hızlı nüfus artışı

Göç Yolları

Hunlar:

Afganistan’a ve Kuzey Hindistan’a

Kuzey Hunlar: Avrupa’ya

Ogurlar: Güneybatı Sibirya ve Güney Rusya’ya

Avarlar: Orta Avrupa’ya

Macarlar: Orta Avrupa’ya

Uygurlar: İç Asya’ya

Peçenekler:

Doğu Avrupa’ya ve Balkanlara göç etmişlerdir.

4. İskitler (SAKALAR)

Tarihte önemli rol oynayan Türk topluluklarından ilki İskit­lerdir.

Sakalar, Hazar Denizi ile Tanrı Dağları arasındaki geniş topraklarda yaşamışlardır. (M.Ö. VII. – VIII. yüzyıllarda)

İskitler, Kafkas dağlarını aşıp Hindistan sınırlarına kadar bütün İran’ı istila ettiler.

İskitler M.S ll. yüzyıl sonlarına doğru zayıflayarak Hunların ve diğer kavimlerin arasına karıştılar. Bir grup İskit, Moğol isti­lası sırasında kuzeye çekilerek oralarda yaşamaya devam ettiler. Bugünkü Yakut Türkleri Sakaların torunlarıdır.

UYARI:

Böylece Tuna’dan Orta Asya içlerine kadar uzanan bü­yük bir imparatorluk kurdu­lar. Bu büyüme sonucunda Sakalarda yönetici zümre kendileri olduğu halde hakimiyetleri altında çoğu İran asıllı olan pek çok boy mev­cuttur.

YORUM:

Bu yapılanmanın doğal sonucu olarak devlet bü­yük bir boylar federasyonu gö­rünü­münde idi. Bu durum aynı zamanda kültürel birliğin sağ­lanmasını da engellemiştir.

UYARI:

İskitler, atlı göçebe bir toplumdur. Hay­van­cılık, avcılık ve toplayıcılık temel geçim kay­naklarıdır. Kadın savaşçı­larına Amazon denir. Üzengi kullandılar. İskitlerin İran’la yaptığı savaşlarda gösterdik­leri kahramanlık­lar Alp Er Tunga destanına konu olmuştur.

İLK TÜRK DEVLETLERİ

1. Büyük (Asya) Hun Devleti : M.Ö. 220

Orhun ve Selenga Irmakları bölgesinde hakimiyet sürmüş­lerdir. Merkezi Ötüken şehridir. İlk bilinen Kağanları Teoman’dır.

Orta Asya’da bilinen ilk teşkilatlı Türk Devleti Hunlardır. En ünlü hakanları Mete (Mao-dun) dir. Otuz beş yıl süren hükümdar­lığında Orta Asya’da yaşayan bütün Türk boyları ile başta Moğol­lar olmak üzere diğer kavimleri hakimiyet altına almıştır.

Mete en çok Çinlilerle savaşmıştır. Çin ile imzalanan ticari antlaşmalarla devletini daha da güçlendirmiştir. (M.Ö. 197)

* İpek yolunu kontrol altına almıştır.

* Devlet en geniş sınırlarına ulaştı. Sınırlar; Büyük Okya­nus’tan Hazar Denizi’ne ve Kuzey Sibirya’ya kadar genişledi.

Mete (Mao-dun) M.Ö. 174′te öldüğünde sivil ve askeri teşki­latı, dış siyaseti ve sanatı ile geride yüksek nitelikte bir devlet bı­rakmıştı. Bu devlet daha sonra kurulacak olan bütün Türk devlet­lerine birçok alanda örnek olmuştur.

Hunlar 48 tarihinde Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye ay­rıldılar.

Kuzey Hunları bağımsızlıklarını güney Sibirya ve Çungarya bölgelerinde sürdürmüş ve daha sonra kavimler göçünün baş­lamasında etkili olan Batı Hunlarına katılmışlar ve Kavimler Göçü’nü başlatmışlardır.

Hunların Bazı Önemli Özellikleri

* Tarihte kurulan ilk büyük Devlettir.

* Türk milli bilincini başlatan ilk siyasi yapıdır.

* Mete’nin askeri alanda yaptığı yenilik tüm toplumlara örnek olmuştur. Orduda onluk sistemini uygulaması gibi…

* Göçebe bir hayat yaşadılar. Hayvancılık, avcılık ve toplayıcılık yaygındır.

2. Kavimler Göçü: M.S. 375

Hun Devleti’nin dağılmasından sonra Asya’nın batısında oturan Hunların batıya hareketi ile başlayan kavim hareketliliğine Kavimler Göçü denir.

Sonuçları

a. Roma imparatorluğunun gücü sarsıldı. M. S 395′te Roma Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. 476′da Batı Roma yıkıldı.

b. Avrupa’da merkezi krallıkların yıkılması sonucu Feoda­lite – Derebeylik sistemi hakim oldu.

c. Bugünkü Avrupa Devletlerinin temelleri atıldı. (Germen ve Frank Devletleri’nin kurulması)

d. Kilise ve papalığın gücü, otoritesi arttı.

e. Avrupa’da ilk Türk Devleti kuruldu.

UYARI:

Orta Asya’da yaşayan Türk toplulukla­rıyla Çinliler arasın­daki en büyük problem hemen her devirde İpek yolu olmuş­tur. Hun – Çin savaşlarının da te­mel nedeni ol­muş­tur.

UYARI:

Türklerin tarih boyunca değişik coğraf­yalarda yaşala­maları birbirinden farklı ge­lişme göstermelerine sebep ol­muştur. Bu du­rumun nedeni ihti­yaçların çoğrafi bölgelere ve sosyal zemine göre farklılıklar göstermesi­dir.

UYARI:

Bizans’ın Hunlara vergi vermeyi kabul etmesi, gücün­den çekinmesi ve Türklerin üs­tünlüğünü kabul etmesinin bir so­nucudur.

UYARI:

Kavimler Göçü’nün yaşan­masında etkili olan Kuzey Hun­ların batıya hareketi olmuş­tur.

UYARI:

Germenler, Hristiyanlığı kabul ederek Orta Çağ Avrupasına damgalarını vurmuş­lardır. (Kutsal Roma Germen impara­torluğu)

UYARI:

Bazı tarihçiler Kavimler Göçü’nün başlangıcı olan 375 yılını Ortaçağ’ın başlan­gıcı ola­rak kabul ederler.

YORUM:

Hun – Germen ilişkisinin yoğun olma­sının nedeni coğrafi yakınlıktır.

Bu kültürel etkileşim Türkler arasında Hristiyanlık dininin, yayılmasına da neden ol­muştur.

UYARI:

Attila, Hun Devleti’nde baba­dan oğula geçen bir hükümdar­lık sistemini yürürlüğe koydu.

UYARI:

Mete, Çin’i birçok kez is­tila etmesine rağmen Türklerin Çin’e yerleşmesine izin ver­memiştir. Bunun nedeni ise kala­balık Çin nü­fusu içinde Türkle­rin benliklerini yitirebile­ceği endişesini taşımasıdır.

UYARI:

Hunlar, tarihte ilk defa bütün Türkleri bir bayrak al­tında toplamışlardır.

3. Avrupa (Batı) Hunları:

Kavimler Göçü sonucunda Avrupa’ya gelen Hun boyu tara­fından Macaristan bölgesinde kuruldu.

İlk hükümdarları Balamir’dir. En parlak devirlerini Attila za­manında yaşadılar.

Bizans üzerine seferler yaparak, Bizansla iki antlaşma yaptı. Margos ve Anatolius Antlaşmaları ile Bizans’ı vergiye bağladı.

Attila 452 yılında Batı Roma’yı da Doğu Roma gibi kendi­sine bağlamak istedi. Ancak Papa’nın Roma İmparatoru ve Hris­tiyan dünyası adına, Roma’yı kendilerine bağışlaması isteğini kabul ederek geri döndü.

Attilla ve Hunlar Avrupalıların yaşamında önemli bir yer işgal etmiştir. Hristiyanlar, Attila’yı Allah tarafından kendilerini cezalandırmak için gönderilen bir kişi olarak görmüşler ve Attila­’ya Tanrının kırbacı adını vermişlerdir.

Hunlar pek çok kavim üzerinde hakimiyet kurmuşlardır. Özellikle Germenler üzerindeki etkileri büyüktür.

YORUM:

Bu durum kavimler ara­sında bir kültür alışverişinin yaşamasına yol açmıştır. Hatta Attila’nın sarayında Hun ilinden başka Latin ve Germen dille­rinin de konuşulması bunun kanı­tıdır.

Avrupa’da göçebe geleneklerini sürdüren Hunlar, ele geçir­dikleri bölge halkı ile beraber yaşamışlardır.

3. Göktürk Devleti (552 – 744)

Asya Hun Devletinden sonra Orta Asya’da kurulan ikinci büyük Türk Devleti’dir. Göktürklerin kurucuları Asena (Aşina) soyuna dayanır.

Göktürklerin kurucuları ve boyu Avarların (juan-juan) haki­miyetinde demirci olarak çalışmakta iken Bumin Kağan liderli­ğinde Avarlara isyan ettiler ve başarılı olarak kendi bağımsız devletlerini kurdular. Merkez Ötüken’dir.

Bumin ve İstemi kardeşler barış içinde devleti uzun süre birlikte yönettiler. Bütün Orta Asya’yı kısa bir zamanda hakimiyet­leri altını aldılar. Göktürkler, Kağanlık derecesine yükselmeden önce yabguluk olarak idare edilmiştir. Yabguluktan önce de Şad’­lık unvanı kullanılmıştır.

567 yılında Göktürk – Sasani İttifakı kurulmuş ve Ak – Hun devleti yıkılmıştır. Ancak Ak -Hun toprakları Göktürklerle – Sa­sanlar arasında sorun olmuş, bunun üzerine Göktürkler, Sasanilere karşı Bizans ile ittifak kurmuşlardır.

Göktürkler 582′de Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. 630′da Doğu, 659′da da Batı Göktürkleri Çin hakimeyine girmiş­lerdir. 681′de Batı Göktürkleri Çin’e isyan ettiler ve başarılı olarak ll. Göktürk (Kutluk) devletini kurdular. (Kutluk Kağan tarafınbdan)

ÖRNEK

Göktürklerle ilgili bilgilerden

bazıları şunlardır:

l. İlk kez Türk adını taşıyan kavim olarak ortaya çıkmışlardır.

ll. Doğu, Batı olmak üzere iki koldan yönetilmişlerdir.

lll. Kendilerine özgü yazıya geçmişler­dir.

IV. Orta Asya’da devlet kurmuşlardır.

V. Hükümdarları komşu ülke hane­danlarıyla akrabalık kurmuştur.

Bu bilgilerden hangilerine dayanarak Göktürkler’de ulusçu bir devlet anlayışı ol­duğu söylenebilir?

A) l ve lll B) ll ve lll C) ll ve IV

D) lll ve IV E) IV ve V

(1998 / ÖSS)

ÇÖZÜM:

Millet veya ulus kavramı ırkı (milliyeti) temsil eder. Göktürk­lerin ulusçu bir devlet olduğunu kanıtlayan bilgiler l ve lll’tür.

Cevap A’dır.

UYARI:

Uygurların yerleşik ya­şama geçmele­rinde kabul etti­kleri Maniheizm ve Budizm dinlerinin etkisi büyüktür.

UYARI:

Yerleşik yaşama geçikme­siyle birlikte Türklerde devlet düzeninde ve sosyal hayatta önemli değişiklikler olmuştur.

UYARI:

Türk adını ilk defa siyasi amaçla, bir devlet adı olarak, Göktürkler kullanmıştır.

UYARI:

Göktürk (Kök – Türk) lerin isyanı sonu­cunda zayıflayan Avarlar Asya’dan Avrupa’ya göç etmişlerdir.

ll. Göktürk Devleti dönemindeki en önemli gelişme Orhun Kitabeleridir. Bu yazıtlar:

723′te Tonyukuk

732′te Kültiğin

735′te Bilge Kağan adlarına Yulluğ Tiğin tarafından dikti­rilmiştir.

Orhun Yazıtları 1893 yılında Danimarkalı bilgin W. Thamson tarafından okunmuştur.

Göktürkler Basmıl, Karluk ve Uygur boylarının isyanı so­nucu yıkılmıştır.

Göktürklerin Önemli Özellikleri

1.Dağınık halde yaşayan Türk boylarını bir bayrak altına toplayan ikinci Türk Devleti’dir.

2. Türk tarihinin ilk yazılı eserlerini bıraktılar.

3. Ulusal adımızla kurulan ilk Türk devletidir.

4. Göktürklerde devlet – millet bilinci ve miliyetçilik anlayışı en iyi şekilde uygulanmıştır.

4. Uygur Devleti 744 – 840

Karluk, Basmil ve Uygur boyları Göktürk Devleti’ni yıktıktan sonra Kutluk Kül Bilge Kağan tarafından Ötüken bölgesinde ku­ruldu.

Uygur Devleti, Hunların ve Göktürlerin kültür mirası üzerine kurulmuştur. Ancak, Uygurlar bu devletlerden farklı olarak tam bir yerleşik hayat yaşamışlardır. Taş üzerine belgeler yerine, kağıt üzerine yazılmış belgeler bırakmışlardır.

- Mimaride ve sanat alanında eserler meydana getirildi.

- Hapis cezaları uygulanmaya başlandı.

- Orta oyunları (tiyatro) oynanmaya başladı.

- Kent kültürü güçlendi.

- Göçebe hayatın geçim kaynağı olan avcılık ve toplayıcılık, yerini tarım ve sanayiye bıraktı.

751 Talas Irmağı Savaşı’nda (Arap – Çin Savaşı) Karluk Yağma ve Çiğil boyları Araplara (Abbasi Devleti) yardım ettiler. Mücadeleyi Araplar kazandı. Batı Türkistan Çin hakimiyetine girmekten kurtuldu. Talas Savaşı Türklerle Araplar arasında dostluk sürecinin başlamasında da etkili olmuştur.

839-840 yılında Uygurlar Kırgızlar tarafından yıkıldılar. Yurtlarından sürüldüler.

Dağılan Uygur Devleti daha sonra Kansu ve Turfan Uygur­ları olarak ortaya çıkmıştır.

Osmanlı Mebusan Meclisinin Toplanması Ve Misak-ı Milli Kararlarının Kabulü

06 Kasım 2007

OSMANLI MEBUSAN MECLİSİ’NİN TOPLANMASI VE Mİ­SAK-I MİLLİ KARARLARININ KABULÜ (12 Ocak – 28 Ocak 1920) Meclisin toplanması için seçimlerin yapılmasına Amasya Gö­rüşmesi’nde karar verilmiştir. Seçimlerin yapılmasına ve mec­lisin açılması konusunda Temsil Heyeti, İstanbul Hükümeti ve İti­lâf devlet­leri aynı görüşü paylaşmışlardır.

Mustafa Kemal Erzurum mebusu seçildi. Yalnız İstanbul’a gideme­yecekti (Hakkındaki tutuklama emrinden dolayı).

Mustafa Kemal seçilen mebuslarla Ankara’da bir toplantı yaptı ve me­buslardan bazı isteklerde bulundu. Bunlar;

a) Müdafa-i Hukuk grubu kurulsun,

b) Mustafa Kemal meclis başkanı seçilsin,

c) Misak-ı Milli kararları kabul ettirilsin.

Müdafa-i Hukuk grubu kurulmadı. Bunun yerine geniş ta­banlı olan Felah-ı Vatan grubu kuruldu.

Mustafa Kemal, meclis başkanı seçilemedi ve mecliste Fe­lah-ı Vatan grubunun çalışmalarının sonucunda; Misak-ı Milli ka­rarları kabul edildi.

KARARLAR

1) Mondros Mütarekesi imzalandığı sıradaki sınırlarımız bö­lünmez bir bütündür, parçalanamaz.

2) Milli ve iktisadi gelişmemize engel olan kararlara karşı­yız. Ekonomik bağımsızlık esas olmak koşuluyla borç­lar da öde­nebilir (Kapitülasyonlara; himayeye ve Du­yun-u Umumiye’ye tepki vardır.).

3) Arap ülkelerinin ve Batı Trakya’nın durumunu halkın ve­re­ceği oy belirleyecektir.

4) Kars, Ardahan ve Batum’un geleceği için gerekirse hal­kın oyuna gidilebilir.

5) Komşularımızda Müslümanlara tanınan haklar içimizde yaşayan Azınlık haklarını da belirler.

6) İstanbul ve Marmara bölgelerinin güvenliğinin sağlan­ması halinde Boğazlar uluslararası ticaret ve ulaşıma açılabilir.

ÖNEMİ

1) Osmanlı Mebusan Meclisi bu kararları kabul etmekte tarihi bir sorumluluğu yerine getirmiştir.

2) Misak-ı Milli ilkeleri yasallaşmıştır.

3) Misak-ı Milli’de millet egemenliğinden, yeni bir devlet­ten yönetim şeklinden asla söz edilmemiştir.

UYARI:

Mustafa Kemal’in Meclis başkanı se­çilmek istemesindeki amaç Anadolu hareka­tının gü­cünü göstermek ve Meclisin olası da­ğıtılması durumunda başkan sıfatıyla mebus­ları Anadolu’nun herhangi bir ye­rinde yeni­den topla­mak­tır.

ÖRNEK

Mustafa Kemal, I. TBMM ‘nin açılı­şında kurulacak hükümetin geçici olmaması ge­rektiğini vurgulamıştır.

Mustafa Kemal’in o gün için dile getir­mek istemediği ancak doğruluğuna inandığı temel yargı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Geçici bir hükümetin başarısız ola­cağı

B) Osmanlı Devleti’nin yıkılmış olduğu

C) Padişahın yaşatılması gerektiği

D) Kurtuluş umudunun olmadığı

E) Siyasî çözümlerin geçerli olmaya­cağı

ÇÖZÜM:

TBMM’nin açılışıyla yeni bir devlet ku­rulmuştur. Devletin yürütme organı da hü­kü­mettir. Kurulan hükümetin sürekli olacağı­nın (geçici olmaması) ifadesi kendisinden önce var olan ve hala da statü olarak varlığını sür­düren siyasî yapının görevlerini yerine ge­ti­remediği, temel özelliklerini yitirdiği belir­til­mek istenmiştir. Bu da Osmanlı Devleti’nin yıkılmış olduğu gerçeğidir.

Cevap B’dir.

MİSAK-I MİLLİ’NİN KABULÜNÜN SONUÇLARI

1) Misak-ı Milli kararlarının kabülüne en sert tepki İtilâf devletlerinden geldi. 16 Mart 1920′de İstanbul’u resmen işgal ettiler.

UYARI:

Bu olay üzerine Mustafa Kemal, bundan sonra milli mücade­lenin padişah ve halife adına da yürü­tü­leceğini ifade ederek halkın var olan desteğini arttırmıştır.

2) Osmanlı Mebusan Meclisi dağıtıldı. (Mebuslardan bir kısmı tutuklanarak Malta’ya sürüldü, bir kısmı ise Ana­dolu’ya kaçtı.)

3) İstanbul’da hükümet değişikliği yaşandı. Ali Rıza Paşa is­tifa etti. Yerine Damat Ferit Paşa hükümeti kurdu.

İSTANBUL’UN İŞGALİNE TEPKİLER VE TEDBİRLER

1) Seçimlerin yenilenmesine karar verildi.

2) İstanbul’daki tutuklamalara karşılık Anadolu’daki İtilâf su­bayları tutuklandı.

3) İstanbul ile tüm ilişkiler kesildi.

4) Geyve ve Ulukışla istasyonları imha edildi (Anadolu’ya düşman sevkini önlemek için).

TBMM AÇILMASI VE AYAKLANMALAR

TBMM’NİN AÇILMASI (23 NİSAN 1920)

İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Osmanlı Mebusan Mec­lisi’nin dağıtılması ve devamındaki gelişmeler Ankara’da yeni bir meclisin açılmasını zorunlu kılmış­tır. 23 Nisan’da açılan meclis Şerif Alkan başkanlığında toplandı. 24 Nisan’da Mustafa Kemal Meclis başkanı seçildi.

Mustafa Kemal Meclise verdiği bir önergede;

1) Hükümet kurmak zorunludur.

2) TBMM’nin üzerinde hiçbir güç ve kuvvet yoktur. (Bu madde ile Osmanlı devleti ve İstanbul Hükümeti yok sayılmıştır.).

3) Geçici kaydıyla bir hükümet başkanı veya padişah ve­kili atamak doğru değildir (Kurulan hükümetin sürekli olacağı ifade edilmiştir.).

4) Kuvvetler birliği kabul edilmelidir (Bundaki amaç; ka­rar­ların hızla alınıp uygulanmasını sağlamaktır.).

5) Meclis içerisinden seçilen bir grup meclis adına hükü­met işlerini yürütür (meclis hükümetleri uygulaması; bu du­rum cum­huri­yetin ilanına kadar sürecektir.).

6) Padişah ve halife baskıdan kurtarıldıktan sonra mecli­sin vereceği karara tabi olmalıdır (Bu karar ileride sal­tanat ve hilafe­tin kaldırılacağına işarettir. 1 Kasım 1922 Saltanatın, 3 Mart 1924′te de Halifeliğin kaldı­rılması bu bilgiyi doğrulamıştır.).

İLK TBMM’NİN ÖZELLİKLERİ

1) Kurucu- ihtilal meclisi özelliğini taşır (olağanüstü yetki­lere sahip meclis).

2) TBMM’nin açılmasıyla yeni bir devlet kurulmuştur ve Temsil Heyeti’nin de görevi sona ermiştir.

EK BİLGİ:

İstanbul’un işgalini Fransa ve İtalya olumlu karşılamadı. Çünkü; Boğazlar ve Or­ta­doğu bölgesinde İngiliz nüfuzunun güçlen­mesi bu devletlerin çı­kar­la­rına ters düşmüş­tür.

NOT:

İstanbul’un resmen işgali, Mebusan Meclisi’nin dağıtılması Anadolu’da TBMM’­ nin açılmasına zemin hazırlamıştır.

ÖRNEK

İtilâf Devletleri, Osmanlı Mebusan Mec­lisi’nin toplanmasına tepki göstermişler, an­cak bu Meclis, Misak-ı Milli kararlarını onay­layınca en sert tepkiyi göstermişler, İstanbul’u resmen işgal etmişlerdir.

İtilâf Devletleri’nin bu uygulama ile ulaşmak istedikleri temel amaç aşağıdaki­lerden hangisidir?

A) Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına zemin hazırlamak

B) Kuvay-ı Milliye hareketini yok etmek

C) Anadolu hareketinin güçlenmesini önlemek

D) Misak-ı Millî Kararları’nın uygu­lanmasına engel olmak

E) Osmanlı Devleti’ni etkisiz bırakmak

ÇÖZÜM:

Mebusan Meclisi’nin açılmasına İstanbul Hükümeti ve İtilâf güçleri de karşı çıkmamış­lardır.

Bundaki amaçları Meclisin kendi istekle­rine uygun kararlar olacağını düşünmüş ol­malarıdır (Özellikle İtilâf Güçleri).

Ancak Meclis, Misak-ı Milli ilkelerini kabul edince İtilâfların beklentisi gerçekleş­medi. Bunun üzerine Osmanlı Devleti’nin baş­kentini işgal ederek Anadolu halkının Millî Mücadeleye olan destek ve inancını kırmak istemişlerdir.

Soruda Meclisçe Misak-ı Millî kararla­rının kabul edildiği ifadesi vurgulanmıştır. İtilâflar bu işgal hareketle­riyle Anadolu hal­kını korkuta­rak ve bu karar­ların hayata geç­mesine engel ol­mayı düşle­mişlerdir.

Amaç, Misak-ı Millî kararlarının uygu­lanmasına engel olmaktır.

Cevap D’dir.

3) Ulusal bir meclistir (Osmanlı Mebusan Meclisi’nden ay­rılan özelliğidir.).

4) Kuvvetler birliği prensiplerini uygulamıştır.

(Yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek elde top­lanması)

5) Geniş bir halk tabanına dayanan bir meclistir.

6) TBMM’nin en büyük amacı; Kurtuluş Savaşı’nı başa­rıya ulaştırmaktır (bağımsızlığı gerçekleştirmektir.).

7) Meclis hükümeti sistemini uygulamıştır.

NOT:

TBMM, ulusal bağımsızlık ile Millî Egemenliği birlikte ger­çek­leştirmeyi başarmıştır.

TBMM’YE KARŞI ÇIKAN AYAKLANMALAR

SEBEPLERİ

1) I. Dünya Savaşı’ndan sonra orduların terhis edilmesi ve Anadolu’da bir kuvvet boşluğunun doğması

2) İstanbul Hükümeti ve İtilâf devletlerinin halkı TBMM’ye karşı kışkırtması

3) Kuvay-i milliyecilerin halka iyi davranmaması

4) Şahsi çıkarlar ve bölgesel bağımsızlık istekleri

AYAKLANMALAR:

A) İSTANBUL HÜKÜMETİ TARAFINDAN DESTEKLENEN AYAKLANMALAR

1) Ahmet Anzavur Ayaklanması: Balıkesir ve çev­re­sinde çıktı. Milli Kuvvetler tarafından bastırıldı.

2) Kuvayı-I İnzibatiye (Hilafet Ordusu) Ayaklan­ması:

İstanbul Hükümeti tarafından Kuvay-i Milliye’ye karşı kurulmuştur. Adapazarı ve çevresinde çıkmıştır. Bu ayaklanmalar Boğazlar bölgesindeki İngiliz çıkarlarına hizmet etmiştir. Milli kuvvetler ta­ra­fından bastırılmıştır.

B) İSTANBUL HÜKÜMETİ ve İTİLÂF DEVLETLERİ

TA­RAFINDAN DESTEKLENEN AYAKLANMALAR

1) Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı Ayaklanması:İngi­lizlerin Boğazlar bölgesindeki çıkarlarına hizmet et­miş­tir. Mili kuv­vetler ta­rafından bastırılmıştır.

2) Yenihan, Yozgat, Boğazlıyan Ayaklanması: Bu ayaklanmanın çıkarılmasında Çapanoğullarının ve Ay­nacıoğul­larının etkisi vardır. Ankara’yı tehdit eden ciddi bir ayaklanmadır. Çerkez Ethem tarafından bastı­rıldı.

3) Konya Ayaklanması: Deli Baş Mehmet tarafından çı­karıldı. Dinsel bir özelliğe sahiptir. Milli kuvvetler tara­fından bastı­rıldı.

4) Çopur Musa Ayaklanması: Afyon ve çevresinde çıktı. Çopur Musa Yunanlılara sığındı. Milli kuvvetler tarafın­dan bastırıldı.

5) Milli Aşiret Ayaklanması: Urfa ve çevresinde çıktı. Bu ayaklanmanın çıkarılmasında Fransız Ajanlarının etkisi var­dır. Milli kuvvetler tarafından bastırıldı.

Bunlar dışında; Koçkiri, Ali Batı, Cemil Çeto, Şeyh Eşref ayaklanmaları da çıkmıştır.

ÖRNEK

Millî Mücadele döneminde İtilâf Devlet­leri, Mebuslar Meclisi’nin toplanması için iş­gal altındaki topraklarda yapılan seçimleri engelleyecek bir harekette bulunmamışlardır. Fakat Mecliste Misak-ı Millî ilan edilince Meclisi basmışlar ve Mebusların bazılarını tutuklayarak sürgüne göndermişlerdir.

İtilâf Devletleri’nin tutumlarındaki bu değişikliğin nedeni aşağıdakilerden hangi­sidir?

A) Türk halkına sempatik görünmek is­temeleri

B) Meclisin İstanbul’da toplanmasına karşı olmaları

C) Alınan kararları beklentilerine ay­kırı bulmaları

D) İstanbul Hükümeti ile Anadolu ara­sında anlaşma ortamının doğmasını istemeleri

E) Türk halkının kendileri ile barış ya­pacağına inanmaları

(1994 / ÖSS)

ÇÖZÜM:

İtilâf Devletleri, Millî Mücadele hareke­tini yasal olarak bitirmek istemektedirler. Bu amaçla Osmanlı Mebusan Meclisi’nin toplan­masına ses çıkarmadılar. Burada esas olan İtilâfların bu politikasındaki hedefleri idi. On­lara göre Meclis, Misak-ı Millî kararlarını reddedecek, Anadolu harekatı da yasal olarak bitirilecekti.

Ancak, Meclis, Misak-ı Millî kararlarını kabul edince, İtilâfların hesabı tutmadı, bek­lentilerini boşa çıkardı.

Cevap C’dir.

ÖRNEK

İngiltere, Anadolu’daki millî hareketi Osmanlı Hükümeti’ne karşı basit bir ayak­lanma sayıp TBMM Hükümeti’ni tanıma­mayı sürdürürken, Fransa TBMM Hüküme­ti’ne an­laşma önerisinde bulunmuştur. Bu du­rum aşağıdakilerden hangisinin bir göster­gesi­dir?

A) İngiltere ve Fransa’nın Avrupa’nın büyük devletleri olduğunun

B) Fransa’nın sömürgeci anlayıştan vazgeçtiğinin

C) Fransa’nın Osmanlı Hükümeti’ni ta­nımadığının

D) İngiltere ve Fransa arasında görüş ayrılığı olduğunun

E) Fransa’nın etnik ayrımcılığı destek­lediğinin

(1995 / ÖSS)

ÇÖZÜM:

Soruda iki İtilâf Devleti’nin karşılaştır­malı olarak Anadolu politikası verilmiştir.

Başlangıçta, Anadolu ve TBMM konu­sunda İngiltere ile aynı görüşü paylaşan Fransa daha sonra bu görüşünü değiştirir. TBMM ile Sakarya Zaferi’nden sonra Ankara Antlaşması’nı yapar. Böylece TBMM siyasî varlığını resmen tanıxxxxx, Anadolu’dan çeki­lir.

Bu da İngiltere ile Fransa arasında gö­rüş ayrılığı olduğunu gösterir.

Cevap D’dir.

C) BAZI KUVAY-I MİLLİYECİLERİN ÇIKARDIĞI AYAKLANMALAR.

Düzenli ordulara katılmak istemeyen Kuvay-ı Milliyecilerden Çer­kez Ethem ve Demirci Mehmet Efe tarafından çıkarılmıştır. I. İnönün Savaşı sırasında ayaklanma bastırılmış, Çerkez Ethem Yunanlılara sığınmıştır.

D) AZINLIKLARIN ÇIKARDI/I AYAKLANMALAR

Do­ğuda Ermeniler, kuzeyde Pontus Rumları, bağımsızlık için isyan ettiler. Başarılı olamadılar.

AYAKLANMALARA KARŞI ALINAN TEDBİRLER

1) 29 Nisan 1920′de Hıyânet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı.

2) Ankara müftüsü Rıfat Börekçi tarafından İstanbul fet­vasına karşı fetva yayımlandı.

3) 18 Eylül 1920′de İstiklâl Mahkemeleri açıldı. Bu mah­kemelerin çalışmaları sonucu;

a) Bulundukları ve kuruldukları yerlerde düzen ve disiplini sağladılar.

b) TBMM’nin gücünü ve otoritesini güçlendirdiler.

c) Ayaklanmalar bastırıldı.

d) Asker kaçaklarının önlenmesinde, düzenli ordunun ku­rulmasında ve ihtiyaçlarının giderilmesinde etkili oldu.

AYAKLANMALARIN SONUÇLARI

1) Kurtuluş Savaşı’nın en az bir yıl uzamasına sebep oldu.

2) TBMM’nin otoritesi güçlendi.

3) Kurtuluş Savaşı sırasında kaynak darlığının çekilme­sine sebep oldu.

4) Anadolu’da düşman ilerleyişi kolaylaştı.

5) Ayaklanmalar döneminde düşmanın hızla ilerlemesi ve katliamlarda bulunması, İstanbul Hükümeti’nin ayaklan­maları des­tek­lemesi, halkın padişaha olan güvenini sarsmış, TBMM’ye yöne­limi arttırmıştır.

SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

Osmanlı Devleti ile İtilâf Devletleri arasında imzalandı. San Remo Konferansı’na Fransa -İngiltere – İtalya – Japonya-Yugos­lavya – Yunanistan- Belçika – Hicaz – Romanya- Ermenistan ka­tılmışlardır.

Sevr Barışı’nın şartları İtalya’nın Sanremo kentinde topla­nan konfe­ransta belirlendi. İtilâflar Sevr’in İmzalanmasını hızlan­dır­mak için 22 Haziran 1920′de Yunan kuvvetlerine Bursa, Uşak hattından saldırı emrini verdiler. Hadi Paşa başkanlığın­daki Os­manlı heyeti antlaşmayı imzaladı. Padişah Antlaşmayı onaylat­mak için Şuray-ı saltanatı oluşturdu (Padişahın bundaki amacı Sevrin sorum­luluğunu tek başına üzerine almak isteme­me­sidir.).

SONUÇLARI

1. I. Dünya Savaşı’nı bitiren ve Osmanlı Devleti’nin imza­ladığı son antlaşmadır.

2. 19 Ağustos 1920′de TBMM Sevri reddederek imzala­yanları da vatan haini olarak ilan etti.

3. Osmanlı tarihinde imzalandığı halde yürürlüğe girme­yen 2. antlaşmadır (ilki Ayastefanos Antlaşması’dır.)

4. Sevr gibi ağır şartlar taşıyan antlaşmanın Osmanlı Devleti ta­rafın­dan imzalanmasının halkın Osmanlı’ya olan güvenini sarsmış, TBMM’ye olan güveni arttırmış­tır.

NOT:

Osmanlı Devleti’nde, Kanuni Esasi’ye göre antlaşmalara, barışa, savaşa v.s karar ve­ren ve onaylayan kurum meclistir. Osmanlı Me­bu­san Meclisi dağıtıl­mış olduğundan do­layı Sevr’i gö­rüşecek bir yasama organı yok­tur. Bundan dolayı Sevr Antlaş­ması’nın hu­kuksal bir de­ğeri yoktur yani geçersizdir.

ÖRNEK

Osmanlı Mebusan Meclisi, dağıtılmadan önce Misak-ı Millî’yi kabul ederek Türk yur­dunun parçalanmasına razı olmadığını ortaya koymuştur. Bu duruma rağmen Sevr Ant­laşması’nı kabul etmekle padişah aşağıda­ki­lerden hangisine ters düşmüştür?

A) Çoğunluğun görüşüne

B) Azınlık çıkarlarına

C) Monarşik anlayışa

D) İtilâf devletlerinin görüşüne

E) Mondros Antlaşması’nın hükümle­rine

(1997 / ÖSS)

ÇÖZÜM:

Misak-ı Milli kararları son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde onandı. Misak-ı Millî’­nin temel kararı, Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz. dır. Bu çoğunluk kararını kabul eden padişah Ağustos 1920′de imzalanan Sevr Antlaşması’nı kabul etmekle çoğunluk kararına ters düşmüştür. Çünkü Sevr Antlaşması, Anadolu’nun ve Türk ulusu­nun esaret altına alınmasını öngörmektedir.

Cevap A’dır.

Haçli Seferleri

06 Kasım 2007

Avrupalıların 11. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın sonları arasında Müslümanların elinde bulunan ve Hıristiyanlarca kutsal sayılan Kudüs ve dolaylarını geri almak için düzenledikleri seferlere Haçlı Seferleri denilmiştir. Haçlı Seferleri’nin dini, siyasi ve ekonomik nedenleri vardır:

Dini Nedenler

• Hıristiyanların, kutsal yerleri, özellikle Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak istemesi.

• Katolik Kilisesi’nin Ortodoks dünyasını egemenliği altına almak istemesi.

• 10. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan Kluni Tarikatı’nın Hıristiyanları Müslümanlara karşı kışkırtması.

• Din adamlarının etkisi ile Hıristiyanlarda oluşan koyu fanatizm.

• Papa ve din adamlarının nüfuzlarını arttırmak istemeleri.

Siyasi Nedenler

• Avrupalıların Türkleri, Anadolu, Suriye, Filistin ve Akdeniz’den uzaklaştırmak istemeleri.

• Türkler karşısında zor durumda kalan Bizans’ın Avrupa’dan yardım istemesi.

• Senyör ve şövalyelerin macera arayışları.

Ekonomik Nedenler

• İslam Dünyası’nın zenginliği, Avrupa’nın fakirliği.

• Avrupalıların doğudan gelen ticaret yollarına hakim olmak istemeleri.

• Avrupa’da toprak sahibi olmayan soyluların toprak elde etmek istemeleri.

• Avrupalıların doğunun zenginliklerine sahip olmak istemeleri.

I. Haçlı Seferi (1096-1099)

Papa II. Urban ve Piyer Lermit’in çabalarıyla Avrupa’da kalabalık bir ordu hazırlanmıştı. Anadolu’ya ilk gelen düzensiz gruplar, I. Kılıç Arslan tarafından yok edilmişlerdir. Ancak bu grubun ardından şövalye, kont ve düklerden oluşan bir ordu, Anadolu’ya girdi. Türkiye Selçuklularının merkezi İznik kuşatıldı. Kılıç Arslan, İznik’i boşaltmak zorunda kaldı. Haçlılara karşı başarı ile mücadele eden Kılıç Arslan, Haçlıları çok kalabalık olmalarından dolayı durduramamıştır. Antakya’yı işgal eden Haçlılar, 1099′da Kudüs’ü Fatımilerden aldılar. Sonuçta:

• Kudüs, Haçlıların eline geçti.

• İznik ve Batı Anadolu, Bizans’ın eline geçti.

• Anadolu Selçukluları, İznik’i kaybedince Konya’yı başkent yaptılar.

• Haçlılar, ellerine geçirdikleri Antakya, Urfa, Trablusşam, Sur, Yafa, Nablus gibi şehirlerde feodalite rejimine dayanan dükalık ve kontluklar kurdular.

II. Haçlı Seferi (1147-1149)

Musul Atabeyi İmadeddin Zengi, Urfa’yı 1144′te Haçlılardan aldı. Ardından Halep ve Şam alınınca Kudüs Krallığı Papa’dan yardım istedi. Papa’nın çağrısı ile Alman İmparatoru III. Konrad ile Fransa Kralı VII. Lui, ayrı yollardan Anadolu üzerine sefere çıktılar. İki ordu da Anadolu Selçukluları tarafından bozguna uğratıldı. Ordularının büyük kısmını kaybeden iki kral, Şam’a saldırdılar, fakat başarılı olamadılar.

III. Haçlı Seferi (1189-1192)

Mısır’da devlet kurmuş olan Selahaddin Eyyubi, Haçlılarla amansız bir savaşa tutuştu. Amacı, Suriye’deki Haçlı üstünlüğüne son vermekti. Selahaddin Eyyubi, bu mücadelede başarılı olarak 1187′de "Hıttin" denilen yerde Haçlıları yendi. Kudüs dahil olmak üzere Suriye’nin büyük bir bölümünü Haçlı istilasından kurtardı.

Kazanılan bu zaferler, Avrupa’da duyulunca, her yerde dini propagandalar yapıldı. Alman İmparatoru Frederik Barbaros, Fransa Kralı Filip Ogüst ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar komutası altındaki yeni Haçlı orduları harekete geçtiler. Kara ve deniz yollarıyla gelen Haçlı orduları, Kudüs’ü almayı başaramayarak geri döndüler.

IV .Haçlı Seferi (1204)

Eyyubiler, Haçlılarla mücadeleye devam ediyorlardı. Filistin’deki Yafa ve sahil şeridindeki bazı kaleler, Eyyubilerin eline geçince Papa, bütün Hıristiyanları sefere çağırdı. Haçlılar, bu defa deniz yolunu kullanmak istediler ve Venedik ile anlaştılar. Bu sırada Bizans’ta taht kavgaları sürüyordu. İmparator olmak isteyen Aleksi Angelos, Haçlılardan çeşitli vaadlerle yardım istedi. Papa’nın muhalefetine rağmen İstanbul’a gelen Haçlılar, tahttan indirilen İzak ve oğlu Aleksi’yi imparator ilan ettiler ve İstanbul’u yağmaladılar.

İstanbul halkının ayaklanarak imparatoru ve oğlunu öldürmesi üzerine Haçlılar, İstanbul’u işgal ederek Latin İmparatorluğu’nu kurdular (1204). İstanbul’dan kaçan Bizans soyluları, İznik Rum İmparatorluğu’nu (1204 -1261) ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nu (1204 -1461) kurdular. İznik Rum İmparatorluğu, 1261 yılında Latin İmparatorluğu’nu yıkarak Bizans’ı tekrar canlandırmıştır.

V. Haçlı Seferi (1228)

Papa’nın çağrısı üzerine Alman imparatoru II. Frederik, deniz yolu ile Akka’ya geldi (1228). Bu sırada Eyyubiler, iç mücadeleler ile uğraşıyorlardı. Haçlılar, bundan yararlanarak Sayda ve Kudüs’ü kuşattılar. Haçlılarla başa çıkamayacağını anlayan Eyyubi Hükümdarı Melik Adil, Haçlıların Kudüs’te serbestçe oturma şartını kabul ederek 10 yıllık bir anlaşma yaptı (1229). Böylece Haçlılar amaçlarına ulaştılar. Ancak Filistin’e kadar inen Harzem Türklerinin Haçlıları yenmesiyle Eyyubiler Kudüs’ü yeniden ele geçirdiler (1244).

VI. Haçlı Seferi (1248)

Kudüs, tekrar Türklerin eline geçince, Papa yeniden Hıristiyanları sefere çağırdı. Ancak Avrupalılar seferlerden bıkmışlardı. Sadece Fransa Kralı Sen Lui sefere çıktı. Sen Lui de Eyyubi Hükümdarı Turanşah’a esir düştü. Önemli miktarda kurtuluş parası vererek Fransa’ya dönebildi.

VII. Haçlı Seferi (1270)

Fransa Kralı Sen Lui, kardeşinin kışkırtmalarıyla son Haçlı Seferi’ne çıktı. O sırada Tunus’tan kalkan Arap korsanları, doğuya giden Hıristiyan gemilerine zarar veriyordu. Bu yüzden Tunus’a sefer düzenleyen Sen Lui ve ordusunun yarısı, veba salgını nedeniyle öldü.

Haçlı Seferleri’nin Sonuçları

Dini Sonuçlar

• Avrupa’da kiliseye ve din adamlarına duyulan güven sarsıldı.

• Skolastik düşünce zayıfladı.

• Kilise ve Papa’nın otoritesi sarsıldı.

Siyasi Sonuçlar

• Seferler sırasında binlerce senyör ve şövalyenin öldü. Sağ kalanların bir kısmı da topraklarını kaybetti. Böylece feodalite rejimi zayıfladı.

• Merkezi krallıklar, güç kazanmaya başladılar.

• Feodalitenin zayıflamasıyla köylüler, çeşitli haklar elde ettiler.

• Türklerin batıya doğru ilerleyişleri bir süre için durdu.

• Bizans, Batı Anadolu’daki toprakların bir kısmını ele geçirdi.

• Haçlılar ile yapılan mücadeleler, İslam Dünyası’nı, Moğol saldırıları karşısında güçsüz bıraktı.

Ekonomik Sonuçlar

• Doğu-batı ticareti gelişti.

• Marsilya, Cenova, Venedik gibi Akdeniz limanları önem kazandı.

• Avrupalılar, dokuma, cam ve deri işleme sanatını öğrendiler.

• Papaların ve kralların seferlere mali destek sağlamak için İtalyan bankerlerine başvurmaları, bankacılığı geliştirdi.

• Avrupa’da hayat standartları yükseldi. Ticaretle uğraşmaya başlayan şehir halkı, zenginleşerek burjuva sınıfını oluşturdular.

• Anadolu, Suriye ve Filistin, ekonomik bakımdan zarar gördü.

Teknik Sonuçlar

• Pusula, barut, kağıt ve matbaa, Avrupa’ya götürüldü. Bunlar, Avrupa’da bilim ve teknik alanında gelişmelere yol açtı.

Avrupalılar, İslam Medeniyeti’ni yakından tanıdılar

Osmanli Devleti’nde Yenilik Hareketleri

06 Kasım 2007

T.C.

AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

OSMANLI DEVLETİ’NDE YENİLİK HAREKETLERİ

“Osmanlı Devleti’nin Eğitim Alanındaki Islahat Hareketleri”

Murat TOPZAŞ

030635010

YRD. DOÇ. DR. Mustafa GÜLER

AFYON, 2003

İÇİNDEKİLER

Önsöz………………………………………………………………………….. 3

Giriş…………………………………………………………………………… 4

I.BÖLÜM

İlk Yenileşme Hareketlerine Kadar Olan Dönem……………………………. 5

II. BÖLÜM

İlk Yenileşme Dönemi……………………………………………………….. 9

III. BÖLÜM

Tanzimat Dönemi…………………………………………………………….. 12

IV. BÖLÜM

II. Abdülhamid Dönemi……………………………………………………… 18

V. BÖLÜM

II. Meşrutiyet Dönemi……………………………………………………….. 20

SONUÇ……………………………………………………………………… 22

BİBLİYOGRAFYA…………………………………………………………. 23

ÖNSÖZ

“Osmanlı Devleti’nde Yenilik Hareketleri” isimli yüksek lisans dersi vize ödevi olarak hazırlamış olduğum bu çalışmada, ders eğitmeni Yrd.Doç. Dr. Mustafa GÜLER tavsiye ve yönlendirmeleriyle, çalışmanın oluşmasında önemli katkılarda bulunmuştur.

Bu çalışmamızda eksik noktalar mutlaka vardır. Fakat daha önce benzer çalışmalar yapmamış olmamız bu eksikliğin oluşmasında önemli bir yer teşkil etmektedir. Sonraki yapılacak çalışmalarda daha kusursuz bir çalışma yapmada bu çalışma yol gösterici olacaktır.

Çalışmanın hazırlanma aşamalarında değerli yardımlarını esirgemeyen arkadaşlara teşekkürlerimi sunarım

GİRİŞ

Eğitim kurumları içinde bulunduğu toplumun ihtiyaçlarına cevap verebildiği sürece yaşarlar. İçinde bulundukları toplumun ihtiyaçlarına cevap veremedikleri zaman ya değişikliğe uğrarlar yada yerlerini yeni kurumlara terk ederler.

Osmanlı eğitim kurumları başlangıçta toplumun ihtiyaçlarına karşılamıştır. Fakat özellikle XVI. Yüzyıldan itibaren gelişen ve değişen dünya şartlarına ayak uyduramamışlar, hatta kuruluş yıllarındaki teşkilat ve programlarını bozdukları için toplumun ilerlemesine engel olmaya başlamışlardır.

Osmanlılarda eğitim, genel olarak dini eğitime dayanan bir sistem, yani medrese sistemiydi. Her ne kadar dini eğitimin yanında günlük yaşayışın gerektirdiği bilgilere yer veriliyorsa da, ne onun ilk basamağı olan sıbyan mekteplerinde ne de kendi içinde bulundurduğu diğer bölümlerinde günlük yaşayışın gerektirdiği bilgilerin verildiği insan yetiştirme amacı güdülmemiştir.

İncelememiz beş bölüme ayrılmış, birinci bölümde artık toplumun ihtiyacına yeterli olmayan ve onu yeni kurumlar aramaya mecbur eden eski eğitim sistemi incelenmiştir.

İlk Yenileşme Dönemi adını verdiğimiz ikinci bölümde modern eğitimin doğuş yılları olarak adlandırılabilecek 1734-1839 zaman dilimi incelenmiştir

Tanzimat Dönemi olarak adlandırdığımız üçüncü bölümde Tanzimat Fermanı ile başlayıp, Kanun-i Esasi’nin kabul edilmesi arasında yapılan yenilik hareketleri incelenmiştir.

II. Abdülhamid Dönem adını verdiğimiz dördüncü bölümde modern eğitimin nicelikçe arttığı, fakat nitelikçe gerilediği yıllar incelenmiştir

II. Meşrutiyet olarak adlandırdığımız beşinci bölümde ise tartışma ve bocalama yılları olarak adlandırılabilecek zaman dilimi incelenmiştir. I. BÖLÜM

İlk Yenileşme Hareketlerine Kadar Olan Dönem:

Asırlarca güçlü bir devlet olarak kalan Osmanlı Devleti, XVI. Yüzyıldan itibaren duraklama ve gerileme sürecine girmiş, batılı devletler ise bilim ve teknikte ilerlemeye başlamışlardı. XVIII. Yüzyılın başlarına gelindiğinde, Osmanlılar ister istemez, batının üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır. Karlofça (1699) ve Pasarofça (1718) Antlaşmaları Osmanlı’nın, Batı karşısında üstünlüğünü kaybettiğinin birer belgesidir. Batının üstünlüğünü fark eden devlet adamları devleti yeniden güçlü kılabilmek için bazı eğitim-öğretim kurumları açmaya başlamışlardır. Fakat, batının üstünlüğünün askeri alanda yapılacak yeniliklerle sona ereceği düşüncesi ön planda yer alıyordu. Bu amaçla kısa sürelide olsa, Haydarpaşa sahrasında Avrupa yöntemli talimlere başlandığını görüyoruz. Ardından 1734 yılında kısa ömürlü bir askeri okul “Hendesehane” açılmıştır. Rus donanmasının Akdeniz’e gelip, Osmanlı donanmasının Çeşme Limanı’nda yakılmasından sonra reform istekleri ağır basmış, yeni bir donanma hazırlamak için gerekli olan “Mühendishane-i Bahri-i Hümayun” dan başlayarak 1773’ten itibaren batılı usullere göre yüksek askeri ve ihtisas okullarının açılmasına başlanmıştır. Bu ilk askeri deniz okulunun ardından 1793’te “Mühendishane-i Berri-i Hümayun”, 1827’de “Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamure”, 1834’te “Mekteb-i Fünun-u Harbiye” ve “Mızıka-ı Hümayun Mektebi” askeri alanda açılan okulları meydana getiriyorlardı. Askeri okulların dışında 1839 yılında “Mekteb-i Maarif-i Adliye”, “Mekteb-i Ulum-i Edebiye” ve “Rüşdiye Mektepleri” yenileşme döneminde açılan ilk sivil okullar olarak karşımıza çıkmaktadır. Açılan bu eğitim kurumları ile beraber iki ayrı kökten kuvvet alan bir eğitim şekillenmiştir:

1-Din Esasına Göre Eğitim:

a-Sıbyan Mektepleri

b-Medreseler

2-Batılı Usullere Göre Kurulmasına Başlanılan Eğitim:

a-Askeri ve Teknik İhtisas Okulları:

a.1- “Mühendishane-i Bahri-i Hümayun (1773)”

a.2- “Mühendishane-i Berri-i Hümayun (1793)”

a.3- “ Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamure (1827)”

a.4- “Mekteb-i Fünun-u Harbiye (1834)”

a.5- “Mızıka-ı Hümayun Mektebi (1834)”

b-Genel Eğitim Kuruluşları:

b.1- Rüşdiyeler

b.2- “Mekteb-i Ulum-i Edebiye”

b.3- “Mekteb-i Maarif-i Adliye”

Bunların dışında da saray ve ordu eğitim kurumları olarak “Enderun Mektebi” ve “Acemi Oğlanlar Mektebi” vardı.

Sıbyan mekteplerinin kuruluşu İslam’ın ilk yıllarına kadar uzanmaktadır. Kur’an’ı öğrenmek ve okuyabilmek amacıyla İslam’ın ilk yıllarından itibaren açılan ve adına Kur’an mektepleri de denilen bu okullar, Osmanlıların oluşturdukları eğitim sisteminde de yerini almıştır. Sabi denilen beş altı yaşındaki kız ve erkek çocukları okutmak amacıyla açılmış ilköğretim okullarına Osmanlı Devleti’nde sıbyan mektebi denilmiştir. Sıbyan mektepleri Cumhuriyet’in ilanına kadar değişime uğrayarak fonksiyonelliğini devam ettirmiştir. Fatih Sultan Mehmet, medrese teşkilatını kurarken, Eyüp ve Ayasofya’da açtırdığı iki medresede sıbyan okullarında öğretmenlik yapacak olanlar için, ayrı dersler koydurmuş ve bu dersleri görmeyenleri sıbyan okullarında öğretmenlik yapmaktan men etmiştir. Bu dersler, Arapça Sarf ve Nahiv, Edebiyat (Mania, Beyan ve Bedi), Mantık, Muhasebe, Tedris Usulü, münakaşalı Akaid (kelam ilmi), Riyaziyat Hendese ve Hey’et şeklindeydi. Sıbyan mektepleri padişahlar tarafından yaptırıldığı gibi valide sultanlar, büyük devlet memurları ve hayırsever kişiler tarafından kurulmuş ve bu olay Cumhuriyet devrine kadar sürmüştür.

Osmanlılarda ilk medrese, 1330’da Orhan Bey tarafından İznik’te yaptırılmıştır. Osmanlı hükümdarları, medreselere, Türk beylikleri ve İslam ülkelerindeki değerli bilim adamları ve müderrisleri davet etmişler, onlara saygı göstermişlerdir. Hatta Osmanlının bilim sevgisini ve bilim adamına saygısını duyan bilim adamları Osmanlı ülkesinde yaşamak için buralara gelmişlerdir.Bunlar arasında Kayserili Davut, Fahrettin Acemi, Alaettin Tusi vb. örnek görüyoruz. Bunlar ilk Osmanlı müderrisleri ve bilim adamlarının yetişmesine de katkıda bulunmuşlardır. Osmanlı medrese yapısına en önemli katkıyı Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman yapmıştır. Öyleki kurdukları medreseler kendi isimleri ile anılan devrin en gelişmiş ileri kurumları olmuştur. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra ilk iş olarak şehrin ortasında, hiçbir şeyini noksan bırakmamak şartıyla büyük bir külliye kurdurmuştur. Bizans Patriğinin oturmakta olduğu Havariyun Kilisesinin harabesi üzerine bir cami ve bu caminin iki tarafında yüksek derslere ait 8 medrese (Sahn-ı Seman) ile bu medreselerin başlangıcı olan daha alt basamakta tahsil veren başka medreseler yaptırmıştır. Medrese teşkilatının Fatih’ten sonraki en önemli aşaması Kanuni Sultan Süleyman tarafından Süleymaniye medresesinin kurulmasıdır. Kanuni Sultan Süleyman, İstanbul’da Mimar Sinan’a 1559 yılında Süleymaniye Camii ve Külliyesini yaptırmıştır. Klasik Osmanlı medresesi olarak adlandırılan bu okullarda öğretim tartışma yöntemleri de uygulanmakla beraber, esas olarak ezberciliğe dayanmaktaydı. Medreselere sıbyan mekteplerini bitirenler, yada en az o kadar özel öğrenim gören erkek öğrenciler girmekteydi. Medreselerde eğitim veren öğretmenlere müderris denilmekteydi. Medreselerde okutulan bilimleri başlıca üçe ayırabiliriz: Dini-hukuki bilimler, müsbet bilimler, alet bilimleri.

Dini Bilimler: Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam

Müsbet İlimler: Felsefe, Matematik, Heyet (Astronomi)

Alet Bilimleri: Sarf, Nahiv, Mantık, Manai, Bedi, İnşa

Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren sivil ve askeri hayatın istediği idarecileri, hekimleri, hakimleri, uzmanları yetiştirerek vatana yararlı olan medreselerin, sonraları her türlü ilerlemeye engel olan cehalet ve taassup ocakları haline geldiğini görüyoruz. Medreselerdeki bozukluk o kadar artmıştır ki, bir ara medrese öğrencilerinin Anadolu’da bazı isyanları teşvik eden ve yöneten durumuna gelmişlerdir

Çeşitli düzeylerdeki medreselerin adları Okunan başlıca dersler Kitabın ilgili olduğu bilim dalı Müderrisin Maaşı

Haşiye-i Tecrid

Miftah

Kırklı ve Hariç elli

Dahil elli

Altmışlı

Sahn

Emsile, Bina, Maksut

Avamil, İzhar, Kafiye, Şerh-i Tevali

:-) :-):-):-)li, Telvih

Haşiye-i Tecrid

Şerh-i Feraiz

Mutavvel

(Ayrıca, yanda gösterilen bilimlerde çeşitli kitaplar 16. yüzyılın ortasına kadar medreselerde okutulmuştur.)

Haşiye-i Tecrid

Şerh-i Miftah

Tenkih ve Tavzih

Mesabih

Miftah-ul Ulum

Tavzih

Meşarik, Hidaye

Şerh-i Mevakıf

Buhari, Müslim Mesabih

Hidaye

Telvih

Buhari

Keşşaf, Beyzavi

(Aynı)

Fatih, Süleymaniye, Ayasofya medreselerindeki dersler ile bazı altmışlı medreselerdeki dersler Sarf

Nahiv

Akaid-Kelam

Usul-ı Fıkıh

Kelam

Fıkıh

Belagat

Hesap

Hendese

Heyet

İlm-i Hikmet

Hikemiyat

Tarih

Coğrafya

Kelam

Belagad, Maani

Fıkıh, Usul-ı Fıkıh

Hadis

Belagat

Usul-ı Fıkıh

Hadis, Fıkıh

Kelam

Hadis

Fıkıh

Usul-ı Fıkıh

Hadis

Tefsir

20-25 akçe

30-35 akçe

50 akçe

50 akçe

60 akçe

60’dan çok

Tablo 1. Klasik Osmanlı medreselerinin dereceleri, ders kitapları, bilim dalları ve müderrislerin maaşı (tabloda, yukarıdan aşağıya medreselerin dereceleri yükselmektedir)

Enderun Mektebi, Osmanlı Devleti’nde ileri bir eğitim kurumudur. Enderun Mektebi’nin öğrencileri devşirme çocuklardı. Bu eğitim kurumunun en eskisi Edirne Sarayı, en kısa ömürlüsü İskender Çelebi Sarayı, en uzun ömürlü ve verimlisi ise Galatasaray’dır. Enderun Mektebi, saray hizmetleri için görgülü ve bilgili adam yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. XVIII. Yüzyıla doğru Enderun’a, yüksek tabakaya mensup çocuklarla, vezir çocukları da kabul edilmeye başlanmıştır. Bu okulun ilk kökü Fatih devrine kadar uzanmaktadır. Enderun Mektebi’nde sıkı bir disiplin hakimdi. Enderun okullarında eğitim ve öğretim yapısı uzun yıllar bu disiplinini korumuştur. Fakat 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması üzerine Nizam-ı Cedit için yetiştirilmesi gereken küçük ve büyük subayların Enderun dışından seçilmesi, bu okulu tam anlamıyla yıkmıştır. Ardından Batı usullerine uygun okulların çoğalması ve rağbet görmesi, Enderun’a olan önemi azaltmıştır. 1908 Meşrutiyet’in ilanın izleyen günlerde, artık Enderun okulu kimliğini taşımayan Galatasaray hariç, kapatılmıştır.

Yeniçeri Ocağı, Osmanlı Devleti’nin 1826 yılına kadar merkez ordusunu oluşturuyordu. Bu ordunun kaynağı ise devşirme çocuklardı. Bu amaçla toplanan Acemi Oğlanları, Acemi Ocakları’nda yetiştirilirlerdi. Burada yetişen öğrenciler, idareci ve yetiştirici uzmanların eli altında bölüklere ayrılarak, hem eğitim görür, hem de ordunun yardımcı ihtiyaçları için yetiştirilirlerdi. Ardından ihtiyaç duyulan yerlere girerlerdi. Fakat acemi ocakları Yeniçeri Ocağı’yla beraber ortadan kalkmıştır.

II. BÖLÜM

İlk Yenileşme Dönemi

Bir zamanlar askeri ve siyasi üstünlüğü ile üç kıtaya yayılmış olan Osmanlı orduları, XVIII. Yüzyılın sonu ve XIX. Yüzyılda sanat, edebiyat, ilim ve teknik üstünlükleri olan Avrupa orduları karşısında birbirini takip eden yenilgilere uğrayınca, ilk zamanlar çöküşün sebeplerini askeri alanda ki yetersizliklerde aranmıştır. Devlet adamları, Batı’daki gelişmelere ayak uydurulmadıkça, özellikle orduyu Batı’nın yeni savaş teknikleri ile donatıp, onların metotları ile eğitmedikçe, yükselmenin hatta ayakta durmanın imkanı olmayacağı sonucuna vardılar. XVIII. Yüzyılda Osmanlılara gelen yabancı uzmanlarda öncelikle askeri yenileşmeyi tavsiye etmişlerdir.

Bu anlamda Batı ile ilişkiler, lale devrinde şahsi olarak başlayıp, 1789’a kadar bu doğrultuda devam etmiştir. Lale Devri’nde başta Fransa olmak üzere Avusturya ve İngiltere’ye yollanmış olan elçilere gördükleri yerlerin özelliklerini bildirmeleri sıkıca tembih edilmiştir. Bunlardan birisi olan ve Damat İbrahim Paşa tarafından Fransa’ya gönderilen 28 Çelebi Mehmet ve onun oğlu Sait Efendi “Vesait-i umran ve maarifine dahi kesb-i itila ederek kabil-i tatbik olanları takdir” etmişlerdir. Medrese çevrelerinin muhalefetine rağmen, Avrupa devletleri karşısında daha fazla güçsüz duruma düşülmesinden endişelenen ıslahat yanlısı devlet adamlarının gayretiyle, Avrupa’dan üç asır sonra İstanbul’da ilk Türk matbaası 1727 yılında kuruldu. Gerçi, matbaa bundan önce 1492 yılında Yahudiler; 1567 yılında Ermeniler; 1627 yılında ise Rumlar tarafından getirilmiştir. Fakat bir türlü yayılamamış ve tutunamamıştır.

I. Mahmut zamanında Müslümanlığı kabul edip Humbaracı Ahmed Paşa adıyla adlandırılan Comte de Bonneval’e humbaracı teşkilatını kurma görevi verildi. Bu amaçla 1734 yılında kısa sürelide olsa bir Hendesehane açıldı. Fakat yeniçerilerin bu okuldan kuşkulanarak isyan hazırlıklarına başlamalarını sezen padişah hemen okulun eğitimine son verdi. Bu olumsuz gelişmeye rağmen askeri alanda okulların açılması için çalışmalar sürmüştür. Nihayet ilk askeri deniz okulu 1773 yılında açılmıştır. Ardından 1796’da Mühendishane-i Berri-i Hümayun; !827’de Mekteb-i Tıbbiye; 1834’te de Mekteb-i Harbiye açıldı. 1826 yılında kaldırılan Yeniçeri Ocağı’yla beraber kaldırılan Mehterhane’nin yerine ordunun ihtiyacı olan yeni bir Mızıka Mektebi 1834 yılında açılmıştır.

Eğitimde yenilik hareketleri sadece askeri alanla sınırlı kalmamıştır. Devlet mekanizmasına şekil vermek isteyen padişah 1838 yılı başlarında tesis edilen “Meclis-i Ahkam-ı Adliye”yi, aynı yıl içerisinde ülke ekonomisinin gelişmesinin temelinde bayındırlık ve eğitim faaliyetlerinin yattığına inanarak “Meclis-i Umur’ı Nafia”ya dönüştürmüştür. Osmanlılar da ilk rüştiye mektebi “Mekteb-i Maarif-i Adliye” adıyla 1838 yılında, daha önce çıraklık yoluyla yetişen memurların seviyesini yükseltmek ve yeni memurlar yetiştirmek amacıyla açılmıştır. Rüştiye düzeyinde olan ve hem halka hem de memur olacaklara yanlışsız yazı yazabilme, bir konuyu ele alabilme öğretimi yapmak üzere aynı yıllarda, “Mekteb-i Ulum-ı Edebiye” adıyla bir okul daha açılmıştır. Bu iki okulda Arapça, Sarf ve Nahv, Nuhbe-i Vehbi, Farsça ve Tuhve-i Vehbi, Türkçe İnşa, Hatt, Lugat, Ahlak derslerinin programa konulduğu görülmektedir. Bu mekteplerin müfredatına baktığımızda pek fark olmadığını görüyoruz. Tek fark, bu mekteplerde Fransızca ve modern konuların öğretilmesinin gerekmesiydi. Mezun olduktan sonra devlet memuru veya tercüman olacak talebelerin masraflarını devlet yada vakıflar karşılamaktaydı. Bu iki okulun önceleri ilke kalan biçimleri Abdülhamit zamanında kurulan Mülkiye okulunun temeli oldular. Asıl rüşdiyelerin kurulması ve çoğalması Tanzimat döneminde gerçekleşmiştir. XIX. Yüzyılın başlarında İstanbul’un Beşiktaş semtinde, ileri görüşlü, bazı müsbet bilimleri bilen bilim adamı ve aydınlar topluluğu oluşmuştur. Dört bilginin (İsmail Ferruh Efendi, Şanizade Ataullah Mehmet Efendi, Melekpaşazade Abdülkadir Bey, Kethüdazade Mehmet Arif Efendi) bir araya gelmesiyle oluşturdukları “Beşiktaş Cemiyeti İlmiyesi”, Osmanlılarda her dönemde rastlanan, evlerde, konaklarda yapılan eğitim ve kültür çalışmalarına benzer bir çalışma sürdürmüşlerdir.

İlköğretim zorunluluğu ile ilgili bir girişim eğitimde ilk yenileşme dönemine rastlamaktadır. Bu, II. Mahmut’un 1824 yılında yayınladığı ve ilköğretimi zorunlu hale getirdiği fermanıdır. Bu ferman ile o zamana kadar devleti ilgilendirmeyen, sadece vakıf yoluyla gelişen ilköğretim problemlerine, ilköğretimi bütün halka yaymak, mecburi yapmaktan başka bir reform ve yenilik getirmediğini görüyoruz. İfade biçiminden sadece İstanbul için ilköğretimi zorunlu gördüğü kesin olan bu fermanın illere de bildirdiği anlaşılmıştır. Öğretimin ağırlık merkezini yine dini çerçevenin oluşturduğu, hiçbir ciddi teşkilata dayanmadan, eğitim araç-gereçleri ve öğretmeni yeterince sağlanmadan ortaya atılan bu fermanın sadece kağıt üzerinde kaldığı görülmüştür. Yine de her şeye rağmen bu ferman eğitim tarihimizde büyük önem taşımaktadır.

Eğitim alanında yüksek öğrenim kurumları açılmasına rağmen, bunlara öğrenci hazırlayan bir alt öğrenim teşkilatı bulunmuyordu. Sıbyan okullarını teşkilatlandırmak için 1826 yılında Evkaf-ı Hümayun Nezareti kurulmasına rağmen yeterli değildi.

Batı sisteminde bir eğitim yaratma çabası içerisinde Batı’ya öğrenci gönderilmesi ve bunlardan yararlanılması kaçınılmazdı. Bu amaçla III. Selim zamanında çeşitli fen ve kültür bilgilerini yerinde öğrenmek ve Fransızca’ya hakim olmak, memlekete dönüşte Divan’da Fener’li Rum tercümanlar yerine kullanılmak üzere İshak adında bir Türk genci Paris’e gönderilmiştir. II. Mahmut, Tıbbiye ve Enderun’dan seçilen 150 öğrencinin Avrupa’ya gönderilmesine karar vermiştir. Fakat, bu çalışma, o sıralarda halkın gözüne iyi görünmemiş, Harbiye ve Mühendishane’den öğrenci gönderilmiştir. Paris’te 1857-1864 yılları arasında faaliyet gösteren Mekteb-i Osmani, buradaki Osmanlı öğrencilerine yardımcı olmaya çalışmışlardır. Avrupa’da okuyanlar, dönünce, önemli görevler üstlenmişler, yararlı hizmetlerde bulunmuşlardır.

Tanzimat’tan önce Osmanlı Devleti’nin eğitim meselelerini ele alan ve düzeltilmesi için uğraşan kuruluşları şu şekilde sıralanabilir:

a.Meclis-i Umur-u Nafia

b.Darü’ş-Şüra-yı Bab-ı Ali

c.Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye

d.Mekatib-i Rüşdiye Nezareti

ilk üç kuruluşun eğitimle ilgileri genel bir şekil izlemesine rağmen, Mekatib-i Rüşdiye Nezareti’nin ilgileneceği saha ve yetkiler ilköğretime yönelmiştir. Sıbyan okulları ile rüşdiye okullarının idaresi Mekatib-i Rüşdiye Nezareti’ne bırakılmıştır.

1838’de kurulan Mekatib-i Rüşdiye Nezareti ile geleneksel Osmanlı eğitim ve öğretim sisteminde bir çatlama meydana gelmiştir. Bu çatlama Tanzimat döneminde daha da artarak Osmanlı eğitiminde dünya görüşleriyle; eğitim anlayış ve metotlarıyla birbirine tamamen zıt ve düşman iki kutbun doğmasına yol açacaktır. Eğitim alanında oluşan bu ikilik (eski-yeni, medrese-mektep, dini-laik, ulema-aydın, batı-doğu, şeriat-hukuk, dünyevi-dini bilgiler vb.) Cumhuriyet devrine kadar sürmüştür.

III. BÖLÜM

Tanzimat Dönemi:

Osmanlı padişahı Abdülmecit, 1839 yılında tahta çıkınca, Reşit Paşa’nın etkisiyle Tanzimat Fermanı denilen bir ferman yayınlamış, siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılacağını duyurmuştur. Böylece, Tanzimat dönemi başlamıştır. Aynı doğrultuda, 1856’da Islahat Fermanı yayınlanmıştır. Sonra Abdülaziz padişah olmuş ve 1876-78’lerde bu dönem sona ermiştir. 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla, Batılılaşma veya yenileşme hareketleri daha radikal bir yapı kazanmış, devletin askeriye dışındaki mesleki-teknik öğretimle ilgilenmesi Tanzimat dönemiyle başlamıştır. Osmanlı Devleti’ni çağdaş Avrupa devletlerinin seviyesine çıkarmak için yapılan ve yenilik hamleleri olan belgelerden Tanzimat Fermanı’nda eğitime hiç yer edilmemekte, Islahat Fermanında ise çok az yer verilmektedir. Tanzimat’ın yaptığı şey, başlananları daha ileri götürmek ve hukuk alanında olduğu gibi 1856 reform fermanının arkasından bir bunalım içine düşmek olmuştur.

İlköğretim alanındaki ilk girişimlerden birisi Nisan 1847 tarihinde çıkarılan ve “Etfalin Talim ve Tedris ve Terbiyelerini ne Veçhile İcra Eylemeleri Lazımgeleceğine Dair Sıbyan Mekatibi Haceleri Efendilere İta Olunacak Talimat” başlığını taşıyan belgedir. Bu dönemine göre erken ve önemli yenilikler ve çocuğa yeni bir akış açısı getiren, bu nedenle kısmen uygulanabilen bir belgedir.

İlköğretim ile ilgili en önemli adım 1869 yılında “Maarif-i Umumiye Nizamnamesi” ile atılmıştır. “Maarif-i Umumiye Nizamnamesi”, eğitim yönetimine, okullaşmaya ve eğitimin her kademesindeki eğitim-öğretime yenilik getirdiği gibi modernleşmede gelecekteki hedefleri, rüşdiyelerin eğitim-öğretimi ile yeniden yapılandırılması ve ülke genelinde açılacak yerlerin özelliklerini belirtmiştir. Böylece Batılılaşma devrinin başlangıcından beri parça parça yapılan eğitim ıslahatları bir nizamnameye bağlanıp, teşkilatlandırılmış ve maarif, medrese düzeninin aksine, tam bir devlet işi olarak ele alınmıştır. Bu nedenle nizamname eğitimimizin bir mihenk taşıdır. Maarif-i Umumiye Nizamnamesi:

a. Öğretimde mecburiyet,

b. Genel okulların kademelere ve derecelere ayrılması,

c. Öğretim ve eğitim usullerinin düzenlenmesi,

d. Öğretmenlerin bilgilerini arttıracak ve maddi rahatlıklarını sağlayacak tedbirlerin araştırılması,

e. Eğitim merkez idaresinin genişletilmesi ve düzenlemesi ile taşra teşkilatının kurulması,

f. Öğrencinin gelişmesini teşvik edecek kaide ve usullerin konması,

g. Genel eğitim ödeneği olmak üzere halktan belli bir para alınmasına karar verilmesi gibi bir takım yenilikler getirmiştir.

Tanzimat dönemi orta öğretim üç tür okul halinde şekillenmiştir: Rüşdiye, İdadiye, Sultaniye.

Tanzimat’ın ilk yıllarında rüşdiyeler Harbiye, Bahriye, Mühendishane ve Tıbbıye gibi yüksekokullara öğrenci hazırlıyordu. Rüşdiyelerin çoğalması 1846’da “Mekatib-i Umumiye Nezareti” kurulduktan sonra olmuştur. Önce 1848’de, rüştiyelere öğretmen yetiştirecek “Darül-muallimin-i Rüşdi” adlı öğretmen okulu açılmış, öğretmen okulları ilk mezunlarını vermeye başlayınca, rüşdiye okullarını vilayet merkezlerine yaymak için çalışmalar yapılmıştır. 1853 yılına kadar rüşdiyelerin sayısı 10’a çıkarken, aynı yılda 7’si Anadolu’da, 15’i Rumeli’de, 3’ü Ege Adalarında olmak üzere toplam 25 rüşdiye mektebinin açılmasına karar verildi ve gerekli tahsisat da yapıldı. İlk kız rüşdiyesi 1859’da İstanbul’da Cevri Kalfa İnas Rüştiyesi adıyla açıldı. Zaten 1859 yılına kadar kız öğrencilerinin devam edebilecekleri sıbyan okullarının üstünde bir okul yoktu. Kız rüşdiyelerinin taşrada yaygınlaşmaya başlaması, 1870’de “Darülmuallimat”ın (Kız Öğretmen Okulu) açılarak bu okullara bayan öğretmenlerin yetiştirilmesinden sonra olmuştur.

Rüşdiye isimleri Öğrenci sayıları

Beşiktaş

Mahmudiye

Kapudan Paşa

Mirgün

Galata

Şehzade

Fatih

Sütlüce

Üsküdar-ı Cedid

Beylerbeyi

Kanlıca

Tophanelioğlu

Feyziye

Bayezid

Zeyrek

Davud Paşa

Eyüb

Üsküdar-ı Atik

Odabaşı

Sultan Selim 135

103

107

88

152

85

195

44

96

61

27

13

130

142

96

124

62

148

38

38

Toplam: 20 Rüşdiye 1884

Tablo 2. 1875 yılında İstanbul’daki erkek rüştiyeleri ve öğrenci sayıları

Rüşdiye bulunan iller ve livalar Okul sayısı Öğrenci sayısı

Zaptiye Nezareti

Edirne vilayeti

Tuna vilayeti

Bosna vilayeti

Selanik vilayeti

Yanya vilayeti

Manastır vilayeti

Girit vilayeti

Cezayir-i Bahr-i Sefid

Bursa (Hüdavendigar) vilayeti

Aydın vilayeti

Konya vilayeti

Ankara vilayeti

Sivas vilayeti

Kastamonu vilayeti

Trabzon vilayeti

Erzurum vilayeti

Diyarbekir vilayeti

Haleb vilayeti

Suriye vilayeti

Adana vilayeti

Bağdad vilayeti

Trablusgarb

Kıbrıs mutasarlığı

Canik (Samsun) mutasarlığı

Kudüs mutasarlığı

Zor mutasarlığı 13

25

44

22

21

12

13

7

14

25

13

16

15

9

17

9

19

16

11

11

5

8

4

1

3

2

2 430

1389

2205

946

1134

577

866

376

392

1081

976

987

1507

513

876

753

740

813

528

524

329

351

123

111

130

88

5

Toplam 331 18.750

Tablo 3. 1875 yılında Vilayetler ve müstakil livalarda bulunan rüştiyeler ve öğrenci sayıları.

Yukarıdaki tablolardan anlaşılacağı üzere İstanbul ve vilayetlerde 1875 yılı itibariyle 351 erkek rüşdiyesi ve bunlarda toplam 20.634 öğrenci vardı. 1876 yılı sonunda okulların 423’e çıkmasına rağmen öğrenci sayısı 19.330’a düşmüştür.

Maarif-i Umumiye Nizamnamesine göre erkek rüşdiyelerinin programı şöyledir:

“Mebadi-i ulum-i diniye, Lisan-ı Osmani kavaidi, İmla ve inşa, Tertib-i cedid üzere kavaid-i Arabiye ve Farisiye, Tersim-i hutut, Mebadi-i hendese, Defter tutmak usulü, Tarih-i Umumi, Tarih-i Osmani, Coğrafya, Jimnastik, Mektebin bulunduğu yerde en çok kullanılan dil, ticaret merkezlerinde zeki öğrencilerinden isteklilere 4. yılda Fransızca.”

Maarif-i Umumiye Nizamnamesine göre kız rüşdiyelerinin programı şöyledir:

“Mebadi-i ulum-i diniye, Lisan-ı Osmani kavaidi, Mebadi-i kavaid-i Arabiye ve Farisiye, İmla ve İnşa, Müntehabat-ı edebiye, Tedbir-i menzil, Muhtasar Tarih ve Coğrafya, Hesap ve Defter tutmak usulü, Nakşa medar (yardımcı) olacak derecede Resim, Ameliyat-ı hiyatiye, Musiki (mecburi değil).

İdadi mektepleri, Harp Okulu ve Askeri Tıbbiye’de tahsil görmek isteyen gençlerin rüşdiyeden sonra eksik bilgilerini tamamlamaları amacıyla açılan hazırlık sınıfları olarak açılmışlardır. 1869 Maarif Nizamnamesinin 33. maddesi ile idadi mektepleri; rüşdiye tahsilini tamamlayan Müslüman Müslüman ve gayrimüslim çocukların karma bir eğitim ve öğretim görebilecekleri bir eğitim müessesi olarak tanımlanmıştır. İlk önce ordu merkezleri ve Bosna’da açılan bu okulların ders programları rüşdiyelerden pek farklı değildi. İstanbul’da ilk idadi “Mekteb-i Fünun-ı İdadiye” adıyla açılmıştır. Sınavdan geçirilen Mekteb-i Harbiye talebeleri arasında orta düzeyde olanlar, 1845 yılı Eylül ayında bu idadi mektebine gönderilmiştir. Daha sonra okul 1872’de Kuleli kışlasına taşınınca Kuleli Askeri İdadisi adını almıştır. Yine 1845’de Bursa’da Askeri bir İdadi kurulmuş ve sonradan Işıklar Askeri İdadisi olarak tanınmıştır. Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ne göre 4 yıllık rüşdiyelerin üstünde 3 yıllık birer orta okul olarak düşünülen bu kurumlarda, 1873 yılının aralık ayında ilk Türkçe öğretim yapan bir okul olarak Darülmaarif’in idadi halinde teşkilatlanmasına girişilmiştir.

Maarif-i Umumiye Nizamnamesine göre idadiyelerin ders programı şöyledir:

Mükemmel Türkçe ve Kitabet ve İnşa, Fransızca, Kavanin-i Osmaniye, Mantık, Mebadi-i İlm-i Servet-i Milel, Coğrafya, Tarih-i Umumi, İlm-i Mevalid, Cebir, Hesap ve defter tutmak usulü, Hendese ve ilm-i Mesaha, Hikmet-i Tabiiye, Kimya, Resim.

Tanzimat’ın ilanından sonra rüşdiyelerin batı tarzında açılan okullara iyi öğrenci yetiştiremediği, İstanbul’da bulunan gayrimüslim mekteplerinin ise daha iyi eğitim ve öğretim verdiği görülmektedir. Müslümanlara ait temel ve yükseköğretim kurumları arasındaki ara eğitimi güçlendirecek yeni mekteplerin açılması buradan hareketle ortaya çıkmıştır. Islahat Fermanının üzerinden on yıl geçmesine rağmen Osmanlının vaat ettiği yenilikleri gerçekleştirmemesi üzerine dış istekler, özellikle de Fransa’nın etkisiyle İstanbul’da Mekteb-i Sultani 1868 yılında açılmıştır. Fransız mektepleri tarzında açılan okulun eğitim süresi beş yıldı. Ayrıca yetersiz öğrenciler için üç yıllık hazırlık sınıfı da vardı.

Öğretim dili Fransızca olarak kabul edilen Sultani’de program şöyledir:

Türkçe, Fransızca ve Fransız edebiyatı, Grekçe, Ahlak, Latince (hukuk, tıp ve eczacılık eğitimine yetecek kadar), Umumi tarih ve Osmanlı tarihi, Coğrafya, Matematik, Kozmografya, Mekanik, Fizik, Kimya, Ekonomi, Tabiat tarihi, Hukuk, Umumi edebiyat tarihi ve güzel konuşma sanatı, Resim.

1873 yılında İstanbul’da Sultani düzeyinde bir okul da Darüşşafaka’dır. Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye’nin çabasıyla açılan Darüşşafaka , ana ve babasız, fakir çocukların alındığı önemli bir lise olmuştur.

Osmanlı Devleti’nde askeriye dışındaki mesleki-teknik öğretimle ilgilenilmesi Tanzimat dönemiyle başlamıştır. Bu alanda Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar çeşitli okullar açılmıştır. Mesleki ve teknik öğretim ve eğitim alanında plansız da olsa bazı girişimlerde bulunulmuştur.

Meslek okulları sivil ve askeri olarak iki gruba ayrılabilir. Fakat açılan sivil okulların da çoğu askeri ihtiyacı karşılamaya yönelik olduğundan bir bütün olarak düşünülebilir. Bu dönemin mesleki ve teknik okullarından bazıları şunlardır:

Donanmanın teknik eleman ihtiyacını karşılamak için 1864 yılında, idadi altında, deniz sanat okulları denilebilecek “İmalat-ı Sıbyan Taburu” kuruldu. Kara ordusu içerisinde idadi bölükleri adı altında 1864 yılında, İmalat-ı Harbiye Sanayi Mektebi’nin esasını teşkil eden “Pratik Sanat Okulları” açıldı. 1842 yılında ilk uygulamalı “Tarım Okulu”, 1846 yılında “Askeri Baytar Mektebi”, 1858 yılında “Orman ve Maden Mektebi”, 1860 yılında “Telgraf Mektebi” açıldı. 1865 yılında ise Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiyye adını taşıyan dernek, İstanbul Kapalı Çarşı civarında, çıraklara ve esnafa dini bilgiler ve okuma yazma öğretmek amacıyla ilk “Çırak Okulu”nu açtı.

1864 yılında İstanbul’da, özellikle genç memurlara, Fransızca, Rumca, Bulgarca öğretmek için bir “Lisan Mektebi” açılmıştır. 1874 yılında maden mühendisi yetiştirmek için “Maadin Mektebi” açılmıştır.

Tanzimat döneminde mesleki ve teknik öğretim alanında daha önemli girişimler erkek kız teknik öğretim ve eğitim alanında yapılmıştır. 1848’de Zeytinburnu’da açılıp kapanan ilk erkek sanayi mektebinden sonra Mithat Paşa (1822-1884) Rumeli’de vali iken Niş’de (1863), sonra da Tuna vilayetinin (şimdiki Bulgaristan) merkezi Rusçuk’ta (1864) ve Sofya’da “Islahhane” adıyla okullar açtırdı.1868-1870 yıllarında Bosna, İşkodra, Edirne, İzmir, Bursa, Kastamonu, Trabzon, Erzurum, Diyarbakır’da da Islahhaneler açılmıştır. Mithat Paşa bu okullarla ilgili kuralların yer aldığı bir “Islahhaneler Nizamnamesi” yaptırmıştır.

1868’de Sultanahmet’te eski Kılıçhane binasında bir “Sanayi Mektebi” açılmıştır. 1859’da İstanbul’da açılan ve ilk kız rüşdiyesi olan Cevri Kalfa mektebinde kadınlara mahsus sanayi okutulması kararlaştırılmıştır. Bu, kızlara yönelik ilk teknik öğretim çalışmasıdır. 1864’de Mithat Paşa Rusçuk’ta ordunun dikim ihtiyacını karşılamak üzere yetim kızlara yönelik dikim atölyesi niteliğinde “Islahhane” açtırmıştır. Bu girişimi yine askeri ihtiyaçları karşılamak için Yedikule’de açılan dikimhane özelliğindeki “Kız Sanayi Mektebi” izlemiş, zaman içinde bu okulların sayısı artmıştır.

Osmanlı Devleti’nde Batı anlayışına göre bir eğitim sistemi kurulurken öncelikli olarak yüksekokullardan işe başlanmıştır. Örgün bir eğitim sistemi kurmayı düşünmeden 1773’te Mühendishane-i Bahri-i Hümayun, 1793’te Mühendishane-i Berri-i Hümayun, 1826’da Askeri Tıbbiye, 1834’te Harbiye açılmıştır. Bir Darülfünun kurulması 1846 yılında kararlaştırılmış ve o tarihte bu kurum için bir binanın temeli atılmış olsa da, bu kurum ancak 1863 yılında açılabilmiştir. Darülfünun’un kitap problemlerini çözmek için 1851 yılında bir Encümen-i Daniş kurulmuş; bir taraftan da ileride bu müessesenin öğretim üyesi olmak için 1857’de Paris’e öğrenci gönderilmiştir. Darülfünun ancak bir yıl yaşabilmiş, bir yıl sonra medreselerin çıkardığı dedikodularla ilgi azalıp, binasını da Maliye Nezareti işgal etmiştir.

Darülfünun’da, Müslüman ve Gayrimüslim bütün Osmanlı tebaasının yan yana okuyup yetişebilmelerini, yatılı bir okulun eğitim şartları içinde kazanacakları ortak bilgiler ve özellikle, batılılaşma yolunda olan devletin kamu hizmetlerinde yer almasını sağlamak, medreselerin dışında dini gelenek ve etkilerden uzak modern bir üniversite eğitimi yapılması amaçlanmaktaydı. Fakat, o tarihte Darülfünun’a rüştiyeleri bitiren öğrencilerin alınması düşünüldüğü için, bu kesinlikle bir yükseköğretim kurumu olamayacaktı. 1869 tarihli Maarif-i Nizamnamesi, Darülfünun ile ilgili problemleri geniş olarak almıştır. Darülfünun 1869’da tekrar kurulmuş, Fransa’da müsbet bilimler öğrenimi yapan Hoca Tahsin Efendi müdür atanmıştır.

Hikmet ve Edebiyat

Şubesi İlm-i Hukuk

Şubesi Ulum-i Tabiiye ve Riyaziye Şubesi

İlm-i Terkib-i Vücud-i insani

İlm-i Ahval-i Nefs

Mantık ve Maani

Beyan

İlm-i Kelam

İlm-i Ahlak

Hukuk-ı Tabiiye

İlm-i Tarih

Mükemmel Arabi

Farisi

Türki

Fransızca

Yunan ve Latin lisanlarıyla bilumum ümmehat-ı elsine kavaidinin tatbik ve mukayesesine dair Sarf-ı umumi

İlm-i aruz

Tarih-i umumi

Asar-ı atika

İlm-i meskükat Fıkh-ı şerif’in muamelat bahsi

Usul-i Fıkıh

Romalıların Hukuku

Fransızların Hukuk-ı adiye Kanunnamesi

Hukuk-ı adiyeye müteallik Usul-i Muhakeme

Ticaret-i Berriye ve Bahriye

Ceza kanunname-i hümayunları

Usul-i muhakeme-i cinayet

Hukuk-ı Mülkiye

Hukuk-ı Milel Heyet

Hikmet-i Tabiiye

İlm-i Kimya

İlm-i Tabakat-ül arz

İlm-i Maadin

İlm-i Nebatat

İlm-i Hayvanat

Hendese

Müsellesat

Hendesenin Cebir’e tatbiki

Hendese-i Resmiye

Menazır

Hesab-ı tefazuli ve tamamı

Cerr-i eskalin nazariya ve tatbiki

Tarih-i ulum-ı tabiiye

Riyaziye

Fenn-i Tahtit-i Arazi

Tablo 4. 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesine göre Darülfünunun şubeleri ve dersleri.

Darülmuallimin-i Sıbyan Darülmuallimin-i Rüşdiye İdadiye Şubesi

Müddet-i tahsiliyesi 2 yıl

Dersleri

Usul-i Tedrisiye

Lisan-ı Türki ve imla

Tenasübe kadar Hesap

Muhtasar Tarihi Osmani

Muhtasar Coğrafya

Mebadi-i Hendese ve Mesaha

Farisi

Yazı Müddet-i tahsiliyesi 3 yıl

Dersleri

Maa Tercüme, Arabi

Farisi

Hesap

Cebir

Hendese

Tarih

Coğrafya

İmla

İnşa

Rik’a

Resim Müddet-i tahsiliyesi 3 yıl

Dersleri

Hesap

Muamelat ve Usul-i Defteri

Cebir

Mantık

Tarih-i Umumi ve Osmani

Lisan-ı ecnebi

Hüsn-i Hat

Resim

İnşa-i Türki

Hendese

Müsellesat-ı Müsteviye

Kozmografya

Mebadi-i Ulum-ı Tabiiye

Hıfzıssıhha

Tablo 5. 1874’te İstanbul Darülmuallimini şubeleri ve dersleri.

IV. BÖLÜM

II. Abdülhamid Dönemi:

1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nde görülen ve kurulan merkezi teşkilat, I. Meşrutiyet’e kadar devam etmiştir. Bu merkezi teşkilatın yapısını yeniden düzene koyma ihtiyacı doğmuş ve Tanzimat’ın ileri gelenleri padişah II. Abdülhamit’e 1876 yılında Kanuni Esasi’yi ilan ettirmişlerdir. Kanuni Esasi’de eğitimle ilgili maddelere baktığımızda devletin eğitim işini ödev olarak eline aldığı görülür.

1879 yılında Maarif Nezareti modern bir kuruluş haline getirilmiştir. Nezaret, muhasebe dairesi hariç olmak üzere, maarif işleriyle doğrudan doğruya ilgili beş daireye bölünerek, her bir daire Meclis-i Maarif üyelerinden birinin sorumluluğuna verilmiştir. Müdürlükler aşağıdaki şekilde ayrılmıştır:

a. Mekatib-i Aliye Dairesi (Yüksek öğretim): Müdür Aristokli Efendi.

b. Mekatib-i Rüşdiye dairesi (Orta öğretim): Müdür Selim Sabit.

c. Mekatib-i Sıbyaniye dairesi (İlk öğretim): Müdür Mustafa Efendi.

d. Telif ve Tercüme Dairesi: Müdür Ahmet Hamdi Efendi.

e. Matbaalar dairesi (yayın): Müdür Artin Efendi.

Bu dönemde bazı eğitimcilerin yazdıkları kitaplarla usul-i cedid hareketi gelişme göstermekte ve yeni açılan ilkokullar için artık “mekatib-i iptidaiye, iptidai mektepler, usul-i cedide mektepleri” terimleri kullanılmaktadır. 1892 yılında çıkarılan bir Talimat, bunlar ve öğretmenleri hakkında yeni ve önemli düzenlemeler getirmiştir.

Abdülhamid devri ortaöğretim müesseseleri şu şekilde karşımıza çıkmaktadır:

1. Mülkiye Erkek Rüşdiyesi

2. İnas (Kız) Rüşdiyeleri

3. Liseler

a. Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi)

b. Darüşşafaka

4. İdadiler

a. Mercan İdadisi,

b. Dersaadet İdadisi,

c. Vefa İdadisi,

d. Nümune-i Terakki İdadisi,

e. Üsküdar İdadisi,

f. Bakırköy İdadisi,

g. Kabataş İdadisi.

1882-1890 yılları arasında Rüşdiyeyi de içine alan idadilerin yaygın olarak taşrada da açıldığı görülür. Bunlar, il merkezlerinde Rüşdiye ile beraber 7, sancak merkezlerinde Rüşdiye ile birlikte 5 yıllık idadilerdir. Böylece gelişen orta öğretim, kaza ve büyük bucak merkezlerine kadar yayılan Rüşdiyelerle beraber kent ve kasaba halkı arasında yüksek öğretime öğrenci ve serbest meslekler, mahalli ve resmi hizmetler için de eleman yetiştiren kaynaklar olmuşlardır. Taşrada, Girit hariç başka yerde açılamayan Sultanilerden beklenenleri işte bu idadiler yerine getirmiş oldular.

Bölgeler 1881 1883 1885 1887 1888

Anadolu

Rumeli

Ege Adaları

Arabistan

Girit

İstanbul Şehremaneti 195

69

7

37

12

11 230

63

8

45

12

11 239

80

8

47

12

11 261

91

10

59

-

12 266

96

10

56

-

12

Toplam 331 369 397 433 440

Tablo 6. 1888 yılına kadar rüşdiyelerin sayısı.

Kapatılmış olan Darülfünun 1900 yılında tekrar açılmıştır. Darülfünun-ı Şahane adıyla açılan bu kurumun o yıllarda yüksek tahsil çağına gelen pek çok gencin yasağa rağmen Avrupa üniversitelerine kaçıp gitmelerini önlemek için bir tedbir olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Bu dönemde açılan veya geliştirilen başlıca yüksekokullar şunlardır:

1880’de Osmanlı kanun, hukuk ve siyaset bilimini öğretmek için “Mekteb-i Hukuk-ı Şahane” kurulmuştur. 1867’de Askeri Tıbbiyenin içinde kurulan “Mekteb-i Tıbbıye-i Mülkiye”, bu dönemde ayrı bir okul halinde gelişmiştir. 1889’da veteriner yetiştirmek üzere “Mülkiye Baytar Mektebi” kurulmuştur. 1875’te İstanbul’daki Mekteb-i Harbiyenin içinde “Menşe-i Muallimin” adında bir okul açılmıştır.

Abdülhamid döneminde açılan meslek okullarının başlıcaları olarak şunlar sayılabilir:

1876’da “Fenn-i Resim ve Mimari Mektebi”, 1879’da “Sanayi-i Nefise Mektebi”, 1882’de “Ticaret Mektebi”, 1884’te “Hendese-i Mülkiye Mektebi”, 1887’de “Numune Bağı ve Aşı Ameliyat Mektebi, Mülkiye Baytar Mektebi”, 1889’da “Polis Dershanesi”, 1892’de “Aşı Memurları Mektebi”, 1898’de “Gülhane Askeri Tababet Mektebi ve Seririyatı”, 1898’de “Çoban Mektebi” açılmıştır.

V. BÖLÜM

II. Meşrutiyet Dönemi:

Parlamentolu yönetime dönüş amacıyla anayasanın tekrar yürürlüğe konduğu 23 Temmuz 1908’den 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesine kadar geçen zamana II. Meşrutiyet, yada daha çok kullanılan şekliyle, sadece, Meşrutiyet dönemi denir.

II. Meşrutiyet ilan edildiği zaman, 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi halen yürürlükteydi.Meşrutiyet’in ilk iki yılı içinde yedi Maarif Nazırı değişti ve eğitimde yeni bir düzenleme yapılamadı. Nail Bey’den sonra dokuzuncu Maarif Nazırı olan Emrullah Efendi, 220 maddelik bir “Maarif Umumiye Kanun Tasarısı” hazırladı. Bu tasarı kanunlaşmadı ve eğitimle ilgili sorunlar ayrı ayrı ele alınmaya başlandı.

Meşrutiyet’in ilanından sonra Maarif Nezareti bir memur ayarlama işine girmiş, “Meclis-i Kebir-i Maarif” bir başkan ve beş üyeden kurulu daimi bir kurul haline getirilmiş ve bakanlık daireleri şu şekilde adlandırılmıştır:

1. Tedrisat-ı Taliye (Orta öğretim)

2. Tedrisat-ı İbtidaiye (İlk öğretim9

3. Mekatib-i Hususiye (Özel öğretim)

4. Tahrirat (Yazı işleri)

5. Muhasebat (Saymanlık)

6. Sicil İşleri

7. İstatistik

8. Donatım

9. Evrak

1910 yılında bir Tedrisat-i Aliye (Yüksek öğretim) Dairesi, bağımsız bir Kütüphaneler Müfettişliği kurulmuş bakanlık müfettişleri Meclis-i Kebir-i Maarif’e bağlanmıştır.

Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet döneminde gelişen eğitim kademelerinden birisi “okul öncesi öğretim” kademesidir.Bu alanda ilk defa “Ana Mektebi” yada “Çocuk Bahçeleri” kurulmaya başlanmıştır. 1913 tarihli “Tedrisat-ı iptidaiye Kanun-ı Muvakkati”, ilköğretim öncesi hakkında da hükümler getirmiş ve 1915‘de “Ana Mektepleri Nizamnamesi” yayınlanmıştır.

1913 tarihinde Tedrisat-ı iptidaiye Kanun-ı Muvakkati ( İlköğretim Geçici Kanunu) çıkarılmış ve kanun geçici başlığına rağmen Cumhuriyet yıllarında da bir çok maddeleri yürürlükte kalmıştır. Bu kanun ilköğretimin zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğunu hükme bağlamıştır. Parasız öğretim ilk kez bu kanunla kabul edilmiştir. Kanun, okulların örgütsel yapısı bakımından da önemli değişiklik getirmiştir. O zamana kadar İptidai ve Rüşdi adıyla bilinen okullar birleştirilmiş ve Mekatib-i İptidaiye-i Umumiye adını almışlardır.

II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı eğitiminin en çok ve en esaslı değişime uğrayan kademesi, ortaöğretimdir. Ortaöğretim kademesinde idadiler ve Galatasaray Sultanisi vardı. Daha sonra “Lise Teşkilatı” adıyla yeni bir öğretim kademesi kuruldu.

II. Meşrutiyet döneminde açılan başlıca mesleki ve teknik okullar şunlardır:

1915’de “Orman Ameliyat Mektebi”, 1916’da “Darülelhan (konservatuar)”, 1913’te “Ameli Ticaret Mektepleri”, 1914’te “Darülbedayi (Tiyatro Mektebi)” ve “Darüleytamlar (yetim yurtları)”,1909’da “Polis Mektebi” ve “Maliye Memurları Mektebi”, 1911’de “Belediye Memurları Mektebi” ve “Evkaf Memurları Mektebi”, 1915’de “Şimendifer Memurları Mektebi” ve “Orman Ameliyat Mektebi”, 1912’de “Sıhhıye Memurları Mektebi”, 1914’te İstanbul’da “Çırak Mektepleri” açılmıştır.

Erkek Sultanileri İstanbul Kız Sultanisi

Ulum-ı Diniye

Lisan-ı Osmani

Tarih-i Kadim

Tarih

Coğrafya

Hayvanat

Nebatat

İlm-ül Arz

Hıfzıssıhha

Fizik

Kimya

Cebir, Hesab-ı Nazari

Müsellesat-ı Müsteviye Hendese, Resm-i

Hatti

Kozmografya

Mekanik

Mantık ve Felsefe

Resim

Arabi

Farisi

Lisan-ı Ecnebi

Terbiye-i Bedeniye

Tatbikat-ı Fenniye

Usul-i Defteri

Gına Ulum-ı Diniye

Lisan-ı Osmani

Tarih

Coğrafya

Malümat-ı Tabiiye

Ve Sıhhiye

Malümat-ı Ahlakiye

Ve Medeniye

Hesap, Cebir

Hendese, Cebir

Hendese

Kozmografya İktisad-ı Beyti

Terbiye-i Etfal

Lisan-ı Ecnebi

Gına

Resim

Terbiye-i Bedeniye

Dikiş, Biçki, Nakış,

Tabahat

Tablo 7. Erkek Sultanileri ve İstanbul Kız Sultanisinin 1915’lerde ders programı.

II. Meşrutiyet’inin ilanından öncesine kadar bir Osmanlı Üniversitesi açma çabaları başarılı olamamış, 1900 yılında Abdülhamid’in tahta geçişinin 25. yıldönümü şerefine kurulan “Darülfünun-u Şahane” üniversite kurma çabalarının dördüncüsü olmuştur. Darülfünun’un esas gelişimi 1908 yılından sonra olmuştur. Darülfünun, Mülkiye Mektebi binasından çıkarılarak Zeynep Hanım Konağı’na nakledilmiş ve adı “Darülfünunu Osmani” olarak değiştirilmiştir.

Darülfünun’la ilgili ilk önemli değişikliği “Tuba Ağacı Nazariyesi” Emrullah Efendi yapmıştır. Emrullah Efendi’nin yeni tüzük ile oluşturduğu okul şu bölümlerden ibaretti:

1.Dini İlimler bölümü

2.Hukuk bölümü

3.Fen bölümü

4.Tıp bölümü

5.Edebiyat bölümü

Eczacı ve dişçi yüksek okulu tıp bölümüne, vilayet tıp ve hukuk okullarını da İstanbul okullarına bağlıyordu. 1915 yılında ise “İnas Darülfünun”u adını taşıyan ve kızlara mahsus bir yükseköğretim kurumu açılmıştır. Meşrutiyet döneminde açılan başlıca yüksek okullar şunlardır:

1909’da “Orman Mekteb-i Alisi” ve “Dişçi Mektebi”, 1911’de “Kadastro Mekteb-i Alisi” açılmıştır.

SONUÇ:

İlk önce askeri ihtisas okullarından başlayan eğitimi modernleştirme çabalarının Cumhuriyet’e kadarki gelişmesinin, eğitim hayatımıza bir çok yenilik getirdiği, Batı, özellikle Fransa ile gittikçe artan temasların, hayatımıza önemli etkiler yaptığı gerçektir. Fakat, Osmanlının son 150 yıllık dönemine rastlayan bu devrede halkın büyük bir kısmına ulaşılamadığı görülmektedir. En basitinden, okuma-yazmayı öğrenme konusunda bile Osmanlı halkının mahrum bırakıldığı göz önüne alınırsa, eğitimde modernleşmeye bizimle başlamış, fakat bizden daha ileriye gitmiş milletlerle karşılaştırıldığında, Osmanlının hedeflerine ulaşamadığı görülür.

Bu başarısızlığın sebepleri çoktur. Genel bir ifade ile Batıda yaşanan gelişmelere uzak ve ilgisiz kalmamız böyle bir sonucu doğurmuştur.

Yapılmak istenen ıslahatlardan bazıları başarılı olsa da bu başarılar yüzeysel kalmıştır. Eğitimi modernleştirme hareketinin temelleri Osmanlı zamanında atılmakla beraber, bu hareket Osmanlı zamanında doğma-gerileme-bocalama-tartışma çabalarından ileri gidemeyip, Cumhuriyet Türkiye’sine de çözüm bekleyen problemlerle girmiştir. Bu problemler günümüzde de devam etmektedir.

İşte bize düşen görev bu problemleri çözümleyebilecek çalışmalarda kararlı bir şekilde bulunmaktır. Aksi taktirde dünün problemlerini çözmeye çalışan bizler, gelecek nesillere dünün ve bugünün problemlerini birlikte bırakmış olacağız.

BİBLİYOGRAFYA:

AKYÜZ Yahya, Türk Eğitim Tarihi (Başlangıcından 2001), Alfa Yayınevi, İstanbul, 2001.

BERKES Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2002.

ERGÜN Mustafa, II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ocak Yayınları, Ankara, 1996.

KOÇER Hasan Ali, Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu, Uzman Yayınları, Ankara, 1987.

KODAMAN Bayram, Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, TTK Basımevi, Ankara, 1991.

TUTSAK Sadiye, “Osmanlı Devrinden Cumhuriyet Türkiye’sine Miras Kalan Ortaöğretim kurumunun Gelişimi”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, S. 135, s. 49-66.

DEMİREL Muammer, “Türk Eğitiminin Modernleşmesinde Rüşdiye Mektepleri”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, s. 44-60.

DUMAN Tayyip, “Mesleki ve Teknik Eğitimin Gelişimi”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, s. 61-71.

GELİŞLİ Yücel, “Osmanlı İlköğretim Kurumlarından Sıbyan Mektepleri (Kuruluşu,Gelişimi ve Dönüşümü”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, s. 35-43.

Sarikamiş Drami Ve Enver Paşa

06 Kasım 2007

20.yy’a girerken artık Osmanlı Padişahlarının dedeleri Yavuz Kanuni gibi devlet yönetiminde hakim değillerdi. Kendilerine hangi bilgi verilirse onunla yetinmek ve her sunulan belgeleri imzalamak zorunda idiler. 13 Nisan 1909 tarihinden sonra İttihat ve Terakki Partisi hızla yükselişe geçti ve bir süre sonra iktidarın sahibi oldu. İttihatçıların ilk yaptıkları iş orduyu genç kadrolardan oluşturmak ve memleketi eski günlerine döndürmek için çalışmalara başlamak oldu. Fakat devir 16. yy değildi. Artık Osmanlı Devleti son günlerini yaşamaktaydı. Toprakları gizli anlaşmalarla paylaşılmıştı. Dünyaya yön veren günleri artık geride kalmıştı. Avrupa Devletleri itilaf ve ittifak devletleri olmak üzere iki gruba ayrılmıştı. Enver Paşa’nın başını çektiği İttihatçı grubun kendilerine isnad edilen Alman hayranlığına rağmen İngiltere Fransa, Rusya ve Bulgaristan ile anlaşmak istediler. Fakat anlaşmaları mümkün değildi. Nasıl anlaşsınlardı ki? Osmanlı topraklarını paylaşmak için aralarında gizli anlaşmalar çoktan yapılmıştı. Hiç kendini savunmak isteyen kuzu ile onu yemek isteyen kurdun anlaştıkları görülmüş müdür? Sonunda düşmanımızın düşmanı olan Almanya ile İttifak olunmak zorunda kalınmıştır. Almanların amacı Türklerin başarı kazanması değil, Bismark’tan beri korktukları durumla karşılaştıklarından yeni batı Fransızlar değil de Ruslarla savaşmak zorunda kaldıklarından zor duruma düşmüşlerdi. Onların amacı Türklerin açılacak yeni cepheler Rusların ve İngilizleri oyalamaktı. Nitekim öyle oldu ve Osmanlı Devleti iki Alman Savaş gemisinin ve Osmanlı Donanmasının Rusya’nın Karadeniz’deki Limanlarını bombalaması sonucunda kendini savaşın içinde buldu ve birden fazla cephede savaşmak zorunda kaldı.

II. Meşrutiyet dönemi, Osmanlı Devletinde her türlü siyasi ve ahlaki fikrin tartışıldığı bir devirdir. Bu döneme kadar Osmanlıların 1683’ten beri ulaşmaya çalıştığı Batıcılık fikri, Tanzimat döneminde Türklerden başka kimsenin inanmadığı kozmopolitik bir millet yaratmak fikri olan Osmanlıcılık ve II Abdülhamit devrinin de yayılmaya başlayan Pan-İslamcılık fikirlerine ilave olarak Pan-Türkizm ya da Turancılık fikirlerinin yayılmaya başladığı devirdir. Nasıl gelişip yayılmasın ki Osmanlıcılık fikrine Türklerden Başka hiçbir azınlık inanmamıştı. İslam ülkeleri Pan-İslamcılık fikrine rağmen İngiliz ve Fransızlar’la anlaşmışlar ve savaştan sonra bu devletlerin yardımıyla kurulacak devletlerinin sınırları bile belirlenmiştir.

Buna rağmen Osmanlı Devleti bir oldu bitti ile savaşa girdiği anda bütün Müslümanların halifesi sıfatıyla Padişah V. Mehmet Reşat Cihad-ı Mukaddes ilan ederek dünyadaki bütün Türk ve Müslüman ahaliyi haçlılarla savaşmaya davet ediyordu. Fakat bu cihad fermanının pek etkili olduğu söylenemez.

Almanlarla beraber yapılan savaş planlarında Süveyş Cephesinde Mısırdaki Müslümanların yapacağı yardıma, Kafkasya üçgeninden Rusya’yı sıkıştırmak için yapılacak seferde Kafkasya’daki Türk ve Müslüman ahalinin kendilerine yapacakları yardıma güvenilerek.

İttihad ve Terakki Partisi’nin en güçlü adamı Enver Paşa önce Naciye sultan’la evlenerek Osmanlı Hanedanına damat olmuştu. Böylece kendisinin önündeki engel olan kapılar birer birer açılmaya başladı. Daha sonra Harbiye Naziri oldu ve I. Dünya Savaşı başlarken Başkumandan vekili ve Harbiye Nazırı unvanlarına sahip bulunuyordu.

Enver paşa Almanya’da tahsilini tamamlamış ve Alman teknolojisinin hayranı olmuştu. Hiçbir zaman bu hayranlık Almanya ile hemen savaşa girmesi için bir sebep olmamıştı. Böyle olsaydı ittihatçılar niye önce İngiltere Fransa, Rusya ve Bulgaristan ile anlaşmak istesinlerdi. İttihatçılar İngiltere’nin denizlerde tek hakim olduğunu, karalarda Alman ordusunun çok güçlü olduğunu bu iki kuvveti arkalarına alırlarsa Osmanlı Devleti’nin ayakta kalabileceğini hesaplıyorlardı. Fakat iş umdukları gibi çıkmadı. İstemedikleri halde Almanlarla beraber savaşa girmek zorunda kaldılar.

Enver Paşa, Napolyon Bonaparte hayranıydı ve çalışma masasında sürekli Napolyon’un heykelini bulundururdu. Napolyon kısa zamanda bütün Avrupa’da birlik sağlamış, Osmanlı Devleti’nin bir toprağı olan Mısır’ı işgal etmiş (1798), Osmanlılar bu işgali ancak İngiltere ve Rusya’nın yardımıyla def etmişlerdi. Napolyon’un Avrupa’daki ilerleyişine hiçbir kuvvet engel olamamıştı. Fakat 1812 yılında Moskova seferi Napolyon’un düşüşünün başlangıcıdır. Napolyon Ordusu Avrupa’nın en güçlü ordusudur. Her şey hesaplanmıştır. Fakat bir şey unutulmuştur. Napolyon’un sonunu hazırlayacak olan iklim şartlarının dikkate alınmaması. Moskova’da soğukların çok şiddetli olması. Soğuk kış şartlarına hazırlıklı olmayan Napolyon Ordusu Moskova seferini kuşatır. Ruslar sadece Moskova şehrini terk edip Napolyon Ordusunun şiddetli soğuk dolayısıyla kırılacağı günü beklemeye başlarlar. Sonuçta Tabiat şartları galip gelir ve Napolyon ordusu soğuktan kırılıp geçer ve bozulmaya başlar. Yenilmez denen Napolyon Ordusu sürekli soğuk karşısında geri çekilmeye başlar ve Avrupa’da nazla itaat ettirilmiş milletten Napolyon’a ordusunu kovalamaya başlarlar. Sonuçta Napolyon Paris’te bile tutunamaz ve Elbe adasında ömürünün geri kalan kısımlarının tamamlar.

Enver Paşa nereden bilecekti Osmanlı ordusunun şiddetli kış şartlarında düşmana tek kurşun bile atmadan 90.000 şehit vereceğini. Onun kaderi de aynen Napolyon gibi oldu. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşında yenilince Mondros Mütarekesi imzalandı ve İttihatçılar da memleketi terk etmeye başladılar. Enver Paşa önce Almanya’ya oradan Moskova’ya gitti. Anadolu’ya gelip Milli Mücadeleye katılmak istedi fakat şartlar uygun olmadığı için Orta Asya’daki Türkleri Rus işgaline karşı korumak için Orta Asya’ya gitti. Türkistan’da Basmacılarla beraber Ruslar’a karşı savaşırken şehit düştü ve cenazesinin bulunduğu yer Türkistan Türkleri tarafından ziyaretgâh yeri oldu. Günahıyla sevabıyla, doğrusuyla yanlışıyla bir devrin bir numaralı şahin Enver Paşa’nın cenazesi İstanbul’da Abide-i Hürriyet meydanında bulunmaktadır. Ve Türk birliğine inananların ziyaretini beklemektedir.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda savaştığı cephelerden bir tanesi Kafkasya Cephesidir. Bu cephenin açılış sebebi Almanları Avrupa’da iki cephede savaştıklarından dolayı Ruslara yeni bir cepheden savaş açılacak, Ruslar kuvvetlerinin bir kısmını Osmanlılarla savaşa ayırmak zorunda kalacaklar bu zayıflamadan dolayı Almanlar rahatlayacaklardı.

Kafkasya’da yeni cephe açılacak Rusya güneyden çevrilecek ve Orta Asya’daki esir Türk elleri Rus zulmünden kurtulacaktı. Bu bölgedeki Azerilere ve diğer Müslüman halkların yardım edeceğine inanılarak sefere hazırlıklarına başlandı.

Enver Paşa Kafkasya seferine hazırlanırken Anadolu’daki tabiat şartlarını kışın erkenden başladığını ve şiddetli soğukların olduğunu hiç hesaba katmamış, Türk ordusunu cesaretiyle soğuya meydan okuyacağını düşünüyordu. Aslında her şey düşünülmüştü. Osmanlı ordusu Kafkasya’dan saldırıya başlayınca orduların ihtiyacı olan kışlık giysiler Almanya ile yapılan anlaşma sonunda İstanbul’a getirilmişti fakat nedense İstanbul’daki hükümete teslim edilip Kafkasya’daki orduya bir türlü gönderilemiyordu. Almanların amacı Türklerin Ruslara karşı savaş kazanması değil Rusları oyalaması idi. Bunun için İstanbul’da bekleyen kışlık elbiseler bir türlü gönderilmiyordu. Yapılan anlaşmaya göre kışlık giysiler Osmanlılara teslim edilecek, Osmanlı ordusu doğuya ilerlerken Almanlardan alınan kışlık giysiler deniz yoluyla Trabzon’a getirilip ortan Türk ordusuna dağıtılacaktı.

Osmanlı Devleti seferberlik ilan edip savaş için hazırlık yapılmaya başlandı. Ağustos ayı olduğu için askerlerin üzerlerinde yazlık elbiseler bulunuyordu. Kış gelip soğuklar bastırınca durumu iyi olanlar da kışlık elbise verilmesini devletten beklemişlerdir. Yani şu devlet baba anlayışı. Devletin her şeyi düşünmesi gerekir. Fakat devletin durumu 16. yy’daki durum değildir. Bu devirde şu atasözü söylenir olmuştur, “Ne istiyon bacından, bacın da ölüyor acından”.

Kafkasya ya doğru hareket eden Türk ordusu Kars Sarıkamış bölgesine geldiği zaman kış şiddetini iyice arttırır. Askerlerin üzerinde hala yazlık elbiseler vardır. Yiyecek sıkıntısı artmıştır. İstanbul’dan bir türlü beklenen yardım gelemez. Salgın hastalıklar yayılmaya başlar. Askerlerin hepsinin amacı Kafkasya’ya geçip Ruslarla savaşmak iken karşılarındaki düşman hepsinden kuvvetli çıkar ve 90.000 kişilik ordusu Allahüekber dağlarında Ruslar’a bir tek kurşun bile atmadan donarak şahadet şerbetini içerler. Büyük amaçlarla kararlaştırılan sefer tabiat şartları düşünülmeden büyük bir hezimetle sona erer.

Bu bölgedeki Türk Ordusunun varlığı bölgede siyasi emelleri bulunan Ermenileri korkutmaktaydı. Fakat Ordunun donarak şehit olması sonucu meydanı boş bulan Ermeniler fırsatı değerlendirip Doğu Anadolu’daki binlerce Türk’ü katletmeye başladılar. Bu durumda Osmanlı Devleti Katliama seyirci kalamazdı. Çareyi Ermenileri savaş alanı dışındaki Suriye’ye göç ettirmekte buldu. Fakat bu tehcir olayı bugün Türkiye’nin parçalanması için tekrar gündeme getirilmektedir.

Sonuç olarak tabiat şartlarının insanlar üzerindeki etkileri hesaba katmadan yapılan işler hep fiyasko ile sonuçlanmaktadır. Napolyon hayranı olan Enver Paşa 1812 Moskova Seferinden gerekli dersi alsaydı tarih tekerrür mü ederdi? Aynı şekilde II. Dünya Savaşı’nda Almanlar yine Rusya’da askerlere değil soğuk, kış şartlarına yenilmişlerdir.

İnsanlık geçmişten ders almadığı için bu tür felaketlere uğramıştır. Tarih okumanın anlamı geçmişten ders alıp gelecekte hata yapmamak olduğuna göre tarihimizi, dünya tarihini çok iyi incelememiz gerekir.

Osmanli Imparatorluğun’da Okul Açan

06 Kasım 2007

A. FRANSIZ OKULLARI

Saint – Benoit Fansız Okulu

Saint – Georges Fransız Okulu

Saint – Louis Dil Oğlanları Koleji

Saint – Pierre Fransız Okulu

Nötre Dame De Sion Fransız Kız Lisesi

Saint Pulcherie Fransız Okulu

Saint – Josep’n Fransız Koleji

Saint – Esprit Fransız Okulu

İmmacule Conception Fransız Okulu

B.İNGİLİZ OKULLARI

C. AMERİKAN OKULLARI

Harput Amerikan Koleji

Robert Koleji

İstanbul Amerikan Kız Koleji

Merzifon Amerikan Koleji

D. İTALYAN OKULLARI

İtalyan Kız Ortaokulu (Ağahamamı Kız Ortaokulu)

İtalyan Kız Ortaokulu

Büyükdere İtalyan Okulu (R. Scuole Femminiledi Büyükdere)

Santa – Maria İtalyan Okulu (Büyükdere)

Bakırköy İtalyan Okulu

Yedikule İtalyan Okulu

İtalyan Erkek Okulu (R. Scuole Elementare Maschile)

Beykoz İtalyan Okulu

Sainte – Marie İtalyan Okulu (Beyoğlu)

Sacre Cour İtalyan Kız Okulu (Yeşilköy)

Bartelemeo Giustiniani İtalyan Okulu

San – Pietro İtalyan Kız Okulu (Galata)

İtalyan Kız Okulu (Kadıköy)

San – Pietro Okulu (Kadıköy)

ALMAN OKULLARI

AVUSTURYA OKULLARI

1964 YILI ESAS ALINARAK TÜRKİYE’DE -GÜNÜMÜZDE- BULUNAN

YABANCI (ÖZEL) OKULLAR ŞUNLARDIR:[1]

A) FRANSIZ OKULLARI

Nötre Dame de Sion Fransız Lisesi

Nötre Drame de Lourd Fransız Okulu

Sainte Pulcherie Fransız Okulu

Sanit Benoit Fransız Erkek Lisesi

Saint Benoit Fransız Kız Orta Okulu

Saint Michel Fransız lisesi

Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi

B) İNGİLİZ OKULLARI

İngiliz Erkek Lisesi (Nişantaşı)

İngiliz Kız Ortaokulu (Beyoğlu)

C) AMERİKAN OKULLARI

Bursa Amerikan Koleji

İzmir Amerikan Kız Koleji (Göztepe)

İstanbul Amerikan Bristol Hastanesi Ebe ve Hemşire Okulu (Nişantaşı)

İstanbul Amerikan Koleji Kız Kısmı (Arnavutköy)

İstanbul Robert Koleji Lisesi Bölümü (Bebek)

Tarsus Amerikan. Koleji (İçel)

Amerikan Kız Lisesi (Üsküdar)

Merzifon Amerikan Koleji

Fırat Amerikan Koleji

D) İTALYAN OKULLARI

İtalyan Kız Ortaokulu (İvrea Sörlerine ait)

İtalyan ilkokulu (Salesiaini Rahiplerinin yönetiminde)

İtalyan Lisesi (İtalya Dışişleri Bakanlığına bağlı)

İtalyan Ticaret Lisesi ve Giustiniani Okulu

E) ALMANYA OKULLARI

İstanbul Alman Lisesi

F) AVUSTURYA OKULLARI

Sank-Georg Avusturya Kız Lisesi

Sank-Georg Avusturya Erkek Lisesi ve Ticaret Okulu

G) İRAN OKULLARI

İran islam Cumhuriyeti İlkokulu .(Türkiye’deki İranlılar için açılmıştır. )

H) YUNANİSTAN OKULLARI

Rum Zapyon Okulu

Fener Rum Patrikhanesi içindeki "Fener Rum Okulu" Fener Rum Patrikhanesi binası 1941′de yandı. 1986′da Türkiye patrikhane binasının onarımına izin verdi. 17 Aralık 1989′da Fe*ner Rum Patrikhanesi yeni binalarında çalışmaya başladılar. [2]

Anadolu’daki Amerikan misyonerler 1891’e kadar 9 kolej kurdular. Bunlar;

İstanbul’da Robert Koleji (1862),

Beyrut’ta Beyrut Üniversitesi (1864),

İstanbul’da Amerikan Kız Koleji (1873),

Antep’te Merkezi Türkiye Koleji (1876),

Harput’ta Fırat Koleji (1878),

Maraş’ta Merkezi Türkiye Kız Koleji (1882),

Merzifon’da Anadolu Koleji (1886),

Tarsus’ta Paul Enstitüsü (1888)

İzmir’de Uluslararası Kolej (1891).

Anadolu’daki beş Amerikan Kolejinin ana taşıyıcıları Ermeniler’di

İSTANBUL’DAKİ ERMENİ OKULLARI

Günümüzde İstanbul’da Ermeniler’e ait 19 anaokulu, 20 İlkokul, 9 Ortaokul, 5 Lise bulunmaktadır.

Bezezyan Anaokulu ve İlkokulu

Varhutyan İlkokulu

Semerciyan Anaokulu ve İlkokulu

Karagözyan İlkokulu

Aramyan Uncuyan Ortaokulu

Bezciyan Ortaokulu

Sahakyan Nunyan Lisesi

Eseyan Lisesi

Gebrenagan Lisesi


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy