1
Ey gece, neşelisin, hep böyle neşeli gel, neşeli gel! Ömrün bitmesin, kıyamete kadar uzasın gitsin, dostun yüzünün güzelliğinden, hatırında öyle bir ateş var ki, ey üzüntü, eğer cesaretin varsa gel, benim hatırıma gir!
2
Ey yolcu; aklını başına al, seferin nereye? Hangi diyara gitmek istiyorsun? Nereye gidersen git, sen bizim gönlümüzdesin. Denizden uzak düşmüş bir balık gibi, o denizin gamını daha ne kadar çekeceksin? Kupkuru kalmış dudakların, ne zamana kadar denize hasret ve ayrılıktan şikayet incilerini aleme saçacak.
3
Bir kurnazlık sarhoş ederek, gibi kendimi oraya atayım, atayım da bakayım, o cihanın canı orada mıdır? Ya maksadıma erişeyim, o yurda ayak basayım, yahut da gönlüm gibi, başımı da vereyim, elden çıkarayım gitsin.
4
Sesin, gönlümüzün sesine, gönlümüzün huyuna uysun! Gece, gündüz neşelensin, söyledikçe söylesin. Sesin yorulunca, biz de yoruluruz, hasta oluruz. Sesin, kamış gibi sekerler çiğnesin, ballar yesin.
5
Aşık, bütün yıl sarhoş olmalıdır. "Ayıplayan olur mu?" diye düşünmeme-lidir. Aşık. coşkun olmalı, deli, divane olmalıdır. Ayıkken her şeyin tasasını çeker, gamını yeriz. Fakat olunca; "Ne olursa olsun!" der işin içinden çıkarız.
6
Omür tükendi ise Allah başka bir ömür verdi. Geçici ömür kalmadıysa, te şuracıkta tükenmeyen, ölümsüz ömür.. Aşk, hayat suyudur, bu suya dal! u denizin her damlasında başka bir hayat, başka bir ömür var.
7
Yazıklar olsun ki vakit geçti, bizse çılgın aşıkız, deli divaneyiz. Kıyısı belli olmayan bir denizdeyiz. Bir gemiye binmiÅŸiz, gece, bulutlu bir gece… Allah’ın denizinde Allah’ın lütfu ile, onun ihsan ettiÄŸi güçle, baÅŸarıyla gemimizi sürüp durmadayız.
8
Güzel sakîyi rüyamda gördüm. Åžarab kadehini eline almıştı… Bu gördüğüm onun hayali idi. Ben hayaline dedim ki: "Sen onun kulusun, kölesisin, ama bizim efendimiz, sahibimiz olmaya da layıksın. Umarım ki onun yerine geçersin de onun gibi bize ÅŸarab sunarsın."
9
Bu aşk ateşi bizi pişirir, her gece harabata doğru çeker götürür. Başkası bizi bilmesin, görmesin, tanımasın diye, yalnız harabat erenleriyle bizi bir araya getirir, onlarla beraber oturtur.
10
Ey seher rüzgarı! Bize haber ver; sen geçtiğin yolda, o alev alev yanan, o ateş dolu, o sevda dolu gönlü gördün mü? 0 gönül, yüzlerce yalçın kayaları,graniti ateşiyle yaktı, eritti.
11
Efendim, sen bizi artık rüyada bile görmez oldun! Ta gelecek seneye kadar bir daha bizi göremeyeceksin. Ey gece; her dem bize bakıp duruyorsun ama, sen seherin aydınlığı olmadan bizi göremezsin.
12
Ey sevgili, geceleri gökyüzünde dolaşan ay senin çevreni bulamamıştır. Geceleri seni bulmak için uğraşana, dönüp dolaşana senin ayından armağanlar gelir. Her ne kadar şafağın çevresi, al yanaklı ise de, bu onun tabîi renginden değil, senin sapsarı yüzünün güzelliğinden mahcup oluşundan, utanışındandır.
13
Bir ömürdür ki, senin gül bahçeni görmedik. 0 mahmur, o insanın aklını başından alan nergis gözlerini seyretmedik… Vefa gibi halktan gizlenmiÅŸsin, nice zamandır ki biz senin güzel yanaklarını görmedik.
14
Ey dost! Dostlukta sana çok yakınız. 0 kadar ki nereye ayağını bassan, sevine sevine o yerin toprağı oluruz. Sevgilim, aşıklık mezhebinde reva mıdır ki, alemi seninle görelim de seni görmeyelim?
15
Ben bir müddet taklit ile kendimi bildim, kendimi beğendim. Ben o vakitler kendimde idim ama, asıl kendi varlığımı sezememiş, anlayamamıştım. Çünkü, o zaman ben kendimi görememiş, kendimi tanıyamamıştım. Sadece adımı işitmiştim. Fakat ne zaman ki, kendimden çıktım, benliğimi terkettim;işte asıl o zaman kendimi gördüm, kendimi buldum.
16
Ben kendime bazen; "Emîr’im, bey’im" derim. Bazen de tutar; "Ben bir esirim" diye haykırırım. 0 haller geldi, geçti. Bundan sonra ben artık kendime gelemem. Zaten kendime gelmemeyi, kendimde olmamayı huy edindim.
17
Gönlümü, belanın geçtiÄŸi yola koydum. Yalnız senin arkandan koÅŸsun diye, gönlün ayak bağını çözdüm… Bugün rüzgar, bana senin güzel kokunu getirdi, ben de teÅŸekkür için ona gönlümü verdim.
18
Benim zatım, bahr-ı küll, bütünlük aleminin denizi haline gelince, zerre-lerin güzelliÄŸi, Hakk’ın yarattığı bütün varlıkların hoÅŸluÄŸu, nizamı, bana aydınlanıp görünür. Ben ilahî tecellilerin heyecanına kapılırım da bütün vakitlerimin bir vakit olması için, aÅŸk yolunda gece.gündüz mum olup yanmak isterim.
19
Beni önce binlerce lüfuf ile okÅŸadı. Sonra tuttu binlerce kahır ile, binlerce dertle beni eritti… Benimle, sevgisinin zarı gibi oynuyordu. Ben, benliÄŸimden geçip o olunca, ben onda yok olunca, beni bırakıp gitti.
20
Benim aşktan başka bir arkadaşım yoktu ve olmadı. Ne dünyaya gelme-den önce, ne de daha sonra aşksız yaşadım. Canım içimden bana şöyle sesleniyor: Ey aşk yolunun olgun yolcusu, bana kapıyı aç!
21
Ben zerreyim, sen benim güneşimsin; ben gam hastasıyım, sen tam benim ilacımsın! Kolsuz, kanatsız arkanda uçar dururum, sanki ben bir saman çöpü olmuşum, sen de benim kehribarımsın.
22
Ey durmadan akıp giden gözyaşı; gönlümüzdeki sevdayı artıran güzelimize, o bağımız, o baharımız, o hoş seyran yerimize de ki: "Birlikte geçirdiğimiz gecelerimizden bir geceyi anınca, edepten dışarı çıktığımızı düşünerek tasalanmasın, bizi mazür görsün"
23
Sevgilim, senin gönlün, inci ve mercan denizidir. Sen. incileri, mercanları dağıtmaya, saçmaya bak! Az harcayan nekeslere hak yolu kapalıdır. Ten, sedef gibi ağzını açmış da ah ederek diyor ki: "Canın yol bulamadığı bir yere ben nasıl sığarım?.."
24
Senin canında bir can vardır. Sen o canı ara! Senin teninin dağında çok kıymetli bir inci bulunmaktadır. Sen o incinin madenini ara! Ey hak yolunda yürüyüp giden süfî! Eğer arayabiliyorsan, onu sen kendinde ara, kendinden dışarda arama!
25
Dünyaya ait duygular, üzüntüler senin gözlerini karartmış da; bahtsız insanların acılarını, günleri kararıp giden kiÅŸilerin kederli hallerini, gözyaÅŸlarını göremiyorsun. Cehennemde yananlann feryadları, uzaktan duyulmaz… Gönle huzür veren, cana can katan güzelleri sevdiÄŸini ne diye iddia ediyorsun? AÅŸk kendini alçaltanların kandır, iyi nam sahiplerinin aÅŸk ile ne iÅŸi var?
26
0 meftunun, o tutkun aşıkın gözlerini, sevgilisinin gözünde gör, seyret! 0 kudretine son olmayan, o yaratma gücüne akıl ermeyen, nasıl yarattığı anlaşılamayan Allah’ın halk ettiÄŸi güzelliklerde, gösterdiÄŸi nükteyi, manayı, inceliÄŸi iyice duy, anla sonra da, o nergis gözlerin içtiÄŸi hepsinin de benim gözlerimden aktığını seyret, gör!
27
Güzel huylu, sevgilimi denedim, o büyük bir ırmak gibidir, bulanık sel suları, onu asla bulandıramaz. Ben bir gün bile onun kaşlarını çatık görmedim. Onu, tıpkı ölümsüz (fanî olmayan) hayata benzetirim.
28
Zaman halktaki bu birbirine hiddetle söz söylemeyi, kırıp geçirmeyi, şu gürültüyü patırtıyı kısa keser. Ölüm kurdu, bu sürüyü birbirine katar, parçalar gider. Herkesin başında bir gurur, bir ululuk vardır. Fakat ecelin sillesi, günü gelince her kafaya iner.
29
Ey nazlı nazlı yürüyen selvi, hazan rüzgarı sana değmesin. Ey cihanın gözbebeği, kem göz senden uzak olsun. Sen göklerin de canısın, yerin de!.. Canına, rahmetten, rahattan başka bir şey dokunmasın!
30
Ey gönül; gönlümüzün dumanı sevdamızı belirtir, sevdamızdan haber venr: Ey gönül gönülden tüten dumanın, aşkla yanan, yakılan gönlün dumanı olduğu apaçık görünür. Ey gönül; bir gönlün kandan dalgalanması, o gönlün gönül değil, belki bir aşk deryası olduğunu gösterir.
31
Dostun hayali bizimle oldukça bütün ömrümüz seyirle, seyranla geçer, mutlu bir hayat yaşarız. Ey gönül; gönül nerede muradına ererse, sevdiğine kavuşursa, oradaki bir diken, binlerce hurmadan daha iyidir, daha hoştur.
32
Atımız, aşk yükleriyle, yokluk diyanndan yola çıktı. Gece idi, fakat gecemiz karanlık değildi, vuslat şarabiyle hep aydınlanıyordu, mezhebimizde ha-ram olmayan aşk şarabından, dudaklarımızı, yokluk sabahına kadar asla kuru bulmayacaksın.
33
Mademki Cenab-ı Hakk tezce ayrılmamızı yazmıştı. Bizim o kavgamız, o tiksinmemiz ne içindi? Kötü idiysem zahmetten, sıkıntıdan kurtuldum; iyi idiysem, seninle birlikte yaptığımız konuşmaları, tatlı sohbetlerimizi yad et, an!
34
Peygamberimizin yolu, izi aşktır. Biz, aşk oğullarıyız. Aşk, bizim anamızdır. Ey ten çadırında gizlenen anamız, sen bizim hakikatı örten, gerçeği göremeyen tabiatımızdan, nefsimizden
35
Gevherimiz, mayamız, la’l renkli ÅŸaraplarla yoÄŸruldu. Kadehimiz, çok ÅŸarap içtiÄŸimizden ötürü elimizden ÅŸikayete, feryada geldi. 0 kadar çok mey üstüne mey içiyoruz ki, ne biz ÅŸarabın başından ayrılıyoruz, ne de ÅŸarap bizim başımızdan ayrılıyor.
36
Eğer ben ölürsem, beni ölü olarak alın, götürün, sevgilime teslim edin. Sevgilim, eğer benim pörsümüş, çürümüş dudağımı öper de, ben o anda dirilirsem sakın şaşmayın.
37
Sevgilim! Ne vakte kadar bize, uzaktan seyirci olacaksın? Biz, çare bulucuyuz. AÅŸk bizim çaresiz bir zavallımızdır… Can kimdir? BeÅŸikte yatan aciz bir çocuÄŸumuz. Gönül kimdir? Bir garip, avare konuÄŸumuz.
38
Bazen temizliÄŸimizi melekler kıskanırlar, bazen korkusuzluÄŸumuzu, yap-tığımız kötü iÅŸleri görür de, Åžeytan bile bizden kaçar. Åžu topraktan olan tenimiz, Hakk’ın bize lutfettiÄŸi emaneti taşımaktadır, çevikliÄŸimize, gücümüze, kuvvetimize aÅŸk olsun.
39
Bizim topraktan yaratılmış olan tenimiz, göklerin nürudur. Bizim hak yolundaki çevikliğimizi melekler kıskanırlar. Bazen bizdeki temizliğe melekler imrenirler, haset ederler. Bazen de, hayasızlığımızdan, kötülüğümüzden şeytanlar kaçar.
40
Sevgilim, incir satan bir kişiye, hangi iş daha iyidir? Ey can kardeşim, elbette, incir satmak daha iyidir. îşte bize de yaraşan, iyi gelen şey, sermest yaşamak, mest ölmektir. Sevgilim, mahşere de koşa koşa mest olarak varmaktır.
41
Tanbur; "Tentenen" diye inlemeye baÅŸlayınca ten zindanında mahpus olan gönül, elsiz ve ayaksız zincirini koparmaya koyulur… Çünkü tanburun naÄŸmelerinin mehtabında, gizlenmiÅŸ birinin sesi, ona; "Ey yolunu ÅŸaşırmış, ayrılık hastalığına tutulmuÅŸ gönül, gel!" diye seslenir.
42
Seni, kimseye muhtaç olmadan tek başına yaratan o eşsiz varlık, seni sevda içinde tek başına bırakmaz.. Kendi içine kapanıp hayaller, düşünceler meydana getirdiğin evde, yani senin gönül evinde, seni yalnız bırakmamak için, sana yüzlerce güzel yüzlü eş, dost belirtir.
43
Seninle birlikte olduğum zaman, sevgiden, dostluklar yüzünden uyuyamam. Sensiz olduğum vakit de, inler dururum, üzüntüden gözümü kapaya-mam. Şaşılacak şey.. Her iki gece de uyanığım, fakat bu iki uyanıklığın arasındaki farkı sen gör!
44
Ey dönek huylu felek, türlü kötülüklerle, hile ile gönlümün rahatını kaçırdın, bana ne oyunlar ettin! Ama bir gün beni senin sofrana oturmuş, ay gibi nürdan kaseler yaparken görürsün.
45
AÅŸk ateÅŸinden dünyada sıcaklıklar vardır. AÅŸkın vefa sütünden cefa bile yumuÅŸar. GüneÅŸin bile utandığı bir ay’dan utanmayan kiÅŸi, ne utanmazdır, hem ne utanmaz!
46
Ey güneş gibi eşsiz olan sevgili, gel! Senin güzel yüzün olmadıkça, bağ da, yapraklar da sarı sarıdır. Gel, sevgilim gel! Dünya sensiz, tozdur, topraktır. Şu meclis. şu neşe, şu zevk alemi, sensiz tatsızdır, soğuktur.
47
Gel sevgilim, senin güzel yüzünün nüm ışığı örtülecek, gizlenecek bir nür deÄŸildir. Senin güzelliÄŸin, erlik suyunda meydana gelmiÅŸ bir güzellik deÄŸildir… Gel, sevgilim; kendini öfke perdesi içinde gizleme!.. Gel; gel ki senin güzelliÄŸin gizlenecek güzellik deÄŸildir!
48
Ey her aÄŸacın, her bağın, her otun yeÅŸilliÄŸi, tazelik ve baharı! Ey benim devletim, bahtım, yüceliÄŸim!.. Ey yalnızlığım, ey sema’ım, ey ihlasım ve riyam!.. Gel; gel ki sensiz, sen olmadıkça bütün bunların hepsi sevdadan ibarettir!
49
Efendim, mevlam! Ben eskiden iÅŸlenmiÅŸ günahlara, geçmiÅŸte yaptıklarıma tövbe ederim. Telef olmuÅŸ, yok olup gitmiÅŸ bir aşıkın özrünü kabul etmez misin? Benim piÅŸmanlığım, her ne kadar senin bol kereminden, merhametinden kendi varlığıma yönelmek ve cömertliÄŸini incitmekse de, efendim, Allah’ım beni affet, beni affet, beni affet!
50
Bizi dirilten o dost, ne kadar temiz, ne kadar tatlıdır, ne kadar hoÅŸtur, güzeldir… Biz insanlar, ruhlardan, gönüllerden ibaret idik, bedenlerimiz yoktu. 0 aziz dost, bedenlerimizi, ruhlanmıza konuk evi olarak yarattı. 0 dostumuz, o efendimiz, lutfeder, kerem buyurursa bizi affeder, nasıl önceden yarattıysa, gene yaratır, bizi tekrar diriltir.
51
AÅŸk geldi, beni her ÅŸeyden, herkesten ayırdı, beni maddî isteklerden alıkoydu, üzdü, periÅŸan etti. Sonra bana acıdı, lütfetti ihsanlarda bulundu, beni okÅŸadı. Allah’a şükürler olsun ki, ÅŸeker gibi vuslat suyunda eritti, beni kendine kattı.
52
0 dost, beni sevgi ile, nazla, çeÅŸit çeÅŸit nimetlerle besledi. Etten, deri ve damarlardan dokunmuÅŸ çok deÄŸerli bir kumaÅŸtan arkama usta bir terzinin diktiÄŸi süslü püslü bir elbise giydirdi. Aslında, tenimiz bir hırkadır. Onun içinde bulunan gönül, süfî bir derviÅŸtir. Åžu gökkubbesinin içindeki bütün alem, bir ibadet yeridir. Åžeyhimiz de O’dur.
53
Seni kucaklayamadığımdan beri ağlıyorum. Ağlamadan kaldığımı gören yok! Sen canımda, gönlümde ve gözümdesin, bu sebeple unutulmamaktasın. Allah için sen de beni unutma!
54
Bu sendeki gurur ne kadar artacak? Çeşit çeşit görünüşünün hayali, sende daha ne kadar sürecek?.. Sübhanallah, sende şaşılacak bir tavır, anlatılamayacak bir iş, bir hal var. Ben sana "hiç" diyeceğim ama, sen "hiç" de değılsin. Bu kendini bir şey görmen, hep senin zannın, vehmindir.
55
Hakk’ın nüriyle nürlanma kabiliyeti olan gönül sahibinin canı, Hakk’ın sırlarıyla dolar. Sakın benim etten, kemikten, deriden ibaret olan tenimi, o sırlardan habersiz tenler arasında sayma! Çünkü bu ten, Hakk’ın ihsan ve lütuf denizine girdi, baÅŸtan baÅŸa lütuf ve ihsan kesildi.
56
Allah’ı zikretmekle, deÄŸerli bir insanın deÄŸeri artar, nürlanır. Yolunu kaybetmiÅŸ kiÅŸiyi zikir, hakîkat yoluna getirir. Her sabah, her akÅŸam, her namazda, bu "La ilahe illallah" (=Allah’tan baÅŸka mabud yoktur) sözünü kendine vird edin.
57
Eğer yaşıyorsan, canın varsa, gel, orada can feda et! Oradaki sen, buraya gelmeden önce orada idin. Orası senin asıl vatanındı. Can bir nükte duydu, bir buyrukla o yerden ayrıldı, buraya geldi. Burada yüzlerce nükte duyduğu, yüzlerce işaret aldığı halde nasıl oldu da o yere dönmedi?
58
Eğer kendini, gerçek varlığını bulmak istiyorsan, kötü huylarından, nefsanî arzularından kurtul! Kendi maddî varlığından dışarı çık! Dereyi bırak, Ceyhun doğru gel! Feleğin yükünü öküz gibi ne diye çekip duruyorsun? Bir takla at, sıçra feleğin üstüne çık!
59
Hakk yolunda ten pamuÄŸundan can esvabını ayıran o efendi Mansur idi. Aslında Mansur; "Ben Hakk’ım!" demedi, bu sözü Hakk dedi. Mansur nerede;bu söz nerede? Bu sözü söyleyen Hakk idi, Hakk idi.
60
Gene gel! Gene gel! Her ne isen olduÄŸun gibi gene gel! Hakk’ı tanımıyorsan, ateÅŸe tapıyorsan puta tapıyorsan gene gel… Bu bizim dergahımız, evimiz umutsuzluk evi deÄŸildir. Yüz kere tövbeni bozmuÅŸsan gene gel!.
Tahran Üniversitesi profesörlerinden Firüzanfer merhümun Åžemsî 1342 (1963) senesinde Tahran’da bastırdığı ve benim tercümeme esas teÅŸkil eden Ruba ‘î Dtvanı’nda ve bendenizde bulunan baÅŸka yazma ruba’îler arasında bulamadığım bu ruba’înin Hz. Mevlana’ya ait olmadığını soyleyenler varsa da, Mevlana’dan bahsedilen her yerde, her toplantıda sanki bu büyük velînin baÅŸka güzel ÅŸiirleri yokmuÅŸ gibi hep bu ruba’i tekrar edilip durulur. Kimin olursa olsun, bu ruba’î:
"Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü o çok bağışlayan, çok esirgeyendir." (39/53) Ayet-i kerîmenin izahından ibarettir.
HoÅŸumuza giden "Yüz kere tövbeni bozmuÅŸsan yine gel!" sözü, "ÜmitsizliÄŸe kapılma! Allah’ın rahmetinden ümit kesme!" manasına gelmektedir.
Yoksa Hz. Muhammed(s.a.v.)’in yolundan kıl kadar ayrılmayan Hz. Mevlana, tövbeyi sık sık bozmanın Hakk’a karşı küstahlık olduÄŸunu elbette bilmektedir.
Çünkü bir hadîslerinde alemlere rahmet olan büyük ve eşsiz Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Günah işlemekte ısrar ettiği halde günahlardan tövbe eden kişi, adeta Allah ile alay etmiş olur."
Yahya b. Muaz hazretleri de; "Ben tövbeden sonra işlenen bir günahı, tövbeden evvel işlenmiş yetmiş günahtan daha çirkin görürüm." diye buyurmuşlardır.
İran’ın yetiÅŸirdiÄŸi en büyük ÅŸairlerden Şîrazlı Hafız merhum da gönül kırmanın büyük bir günah olduÄŸunu anlatmak için miibalaÄŸalı bir ifade ile:
"Kimsenin kalbini kırma da, ne yaparsan yap! Bizim ÅŸerîatimizde bundan baÅŸka bir günah yoktur." derken; "Gönül kırma da, her türlü kötülüğü yap!" mı demek istemiÅŸtir? Yukarıdaki ruba’îyi okurken bu husüsu da düşünmek gerekir.
61
Rebab, îsrafîl’in nefesiyle seslenmede, feryad etmededir. Bu sebepledir ki, rebabın sesi, aÅŸk ateÅŸi ile kavrulan gönülleri diriltir. Onlara yeniden can verir, onları gençleÅŸtirir. Zamanın iyi ettiÄŸi sevgi yaralan kanamaya baÅŸlar, batıp yok olan sevdalar küçük balıklar gibi bir bir suyun dibinden yukarıya çıkarlar.
62
Ya Rabbî! Ya Rabbî; rebabın tesbihi hakkı için! Çünkü rebabın tesbihinde yüzlerce soru, yüzlerce cevap vardır… Ya Rabbi; yanmış, kavrulmuÅŸ gönül, yaÅŸlarla dolu göz hakkıyçün söylüyorum, biz, küpteki ÅŸaraptan daha çoÅŸkunuz.
63
Biliyor musun, ÅŸu rebabın sesi ne diyor? Diyor ki: "Benim arkamdan gel;beni takip et de yolu bul! Çünkü doÄŸruya varmak için yola çıkmışsın ama, eÄŸri bir yol tutmuÅŸsun… Çünkü sormakla cevaba yol bulunur."
64
Bugün de her gün gibi yine harabız. Yine harab olmuşuz. Endişe kapısını açma! îçli feryadları ile, yanık sesiyle bize her şeyi unutturan rebabı eline al, çalmaya başla! Her zerrede, her şeyde kainatı yaratanın kudretini görenler ve onun ilahî güzelliğini kendilerine mihrap edinenler için, yüz çeşit namaz, yüz çeşit rükü, yüz çeşit secde vardır.
65
Bizim sarhoş olmamız için, şaraba ihtiyacımız yoktur. Meclisimizin neşelenmesi için çeng ve rebab da istemeyiz! Biz gönül alıcı bir güzelin yüzünü görmeden, hoş sesli çalgıcıyı dinlemeden mest olmuşuz, kendimizden geçmişiz.
66
Bizim ÅŸarabımız, kadehsiz olarak sunulmaktadır. îçimize bir ateÅŸ düşmüştür, yüreÄŸimiz yanıp tutuÅŸmaktadır. Fakat, bu gönül yangınının dumanı görülmemektedir. AÅŸk rebabının feryadı, inlemesi gerçek sevgilimizin, gönül sultanımızın yayından, O’nun mızrabındandır. Sakın; "Bu rebabdır, bu sesi rebab çıkanyor." deme!
67
0 eşsiz, parlak incinin hayali gözümün önüne geldi. 0 anda kendimi tutamadım, ağlamaya başladım. Gözyaşlarım akarken içim yanıyordu. Heyecandan şaşırmıştım. Gizlice gözümün kulağına dedim ki; "Biliyor musun? Gelen konuk çok kıymetlidir, çok azizdir. Ona bol bol aşk şarabı sun!"
68
Sübhanallah! Ey parlak, ey eşsiz inci! Seninle ben, her hususta birbirimize aykırı düşüyoruz. Ben, senin bahtınım, beni hiç uyku tutmuyor, geceleri uyuyamıyorum. Sen ise, benim bahtımsın, uykudan kendini alamıyorsun, hiç uyanmıyorsun.
69
Düşünme! Boş yere kafanı yorma! Kendini uykuya ver, uyu! Çünkü düşünce, gönlün ay yüzüne perde olur. Gönül ay gibidir. Düşünce bulut olur, onu örter, nürunu gizler. Bu sebeple gönülde düşünceye yer verme, düşünüp taşınmayı suya at!
70
Uyku geldi, göze girmek istedi fakat gözde yer bulamadı. Çünkü, göz senin sevdan yüzünden ateşler içinde kalmış, yaşlarla dolmuştu. Göze giremeyen uyku, bu defa gönle doğru gitti. Civa gibi yerinde duramayan kararsız bir gönül buldu, sonra o, tene doğru yol aldı, oraya yerleşmek istedi, orayı da harap, hem de çok harap gördü.
71
Ey uyku! Sen tadı hoş, içilmesi hafif bir ab-ı hayat bile olsan, bu gece bizim yanımızda işe yaramazsın, senin bizimle işin yok. Ey uyku, başındaki saç sayısınca başın olsa, bu gece bir baş kadar işe yaramaz, kendi başını bile kaşıyamazsın.
72
Sakî! Cananın güzel yüzü aşkı için, sevabına bana o toprak ve su görme-yen aşk şarabından sun! Ben beden hastası değilim, hastasıyım. Ben, şerbeti ne yapayım? Sen bana şarap sun, şarap!
73
Gece geldi. Åžu gönüldeki yanışın acaba sebebi nedir? Ben sanıyorum ki, tanyeri aÄŸardı, acaba gündüz mü oldu? Åžaşılacak ÅŸey! AÅŸkın gözüne ne gece sığar, ne de gündüz… Åžu aÅŸkın gözü acaba, gözleri mi baÄŸlıyor… însanı görmez hale sokuyor.
74
Sen öyle güzel, öyle eşsiz bir varlıksın ki, gökler bile seninle neşelenir, seninle güler. Hal böyle iken, eğer bir insan tutar da sana aşık olursa, buna şaşılır mı? Bu sebeple sen beni istesen de, istemesen de, ben yaşadığım müddetçe sana, kul köle olacağım.
75
Sen bu gece birdenbire perdeleri kaldır! Korku ve endişeyi üstünden at! îki dünyadan da tamamiyle vazgeç, onlarla zerre kadar ilgilenme! Dün sen candan ve gönülden bahsetmiş, onlardan şikayette bulunmuştun. Bu gece ben onları yakaladım. Canı öldürülmüş, kesilmiş bir halde, gönlü de ağlar ve inler bir durumda önüne bırakıyorum.
76
Sırlara dalanlar, sırlar içinde varlıktan kurtulanlar, bu gece, kendilerinden geçmişler, sevgili ile perde arkasında, halvette oturmuşlardır. Ey yabancı varlık! Aşk yolundan çekil, bu gece yabancıların aramızda bulunması bizi üzer, bize zahmet verir.
77
Dostların hatırı için bu gece uyuma! Gecenin kulağını tut, bük, uyuma! "Fitnenin uyuması daha iyidir." derler. Sen de bir fitnesin. Fakat senin gibi güzel bir fitnenin uyanıklığı daha iyidir. Bu sebeple acele etme, uyuma!
78
Ey talihimi, bahtımı uyandıran sevgili uyuma! Ey ilkbaharın, ey giil bahçesinin rengi, parlaklığı uyuma! Ey kanlar içen nergis göz! Bu gece zevk gecesidir, neşe gecesidir, sakın uyuma!
79
Ey ay yüzlü, böyle bir gecede ay gibi sen de uyuma! Şu dönüp duran gökkubbe gibi dönmeye başla, uyuma! Bizim uyanıklığımız, alemi aydınlatan ışık olur, çerağ olur. Sen de bir gece ışığı bekle, onu koru, gözet uyuma!
80
Ey yar, senin gibi bir sevgili yoktur! Senin benzerin bulunmaz. Her iş seninle yola girer, senden düzenlenir. Sen uyuma! Bu gece senin güzel nürlu yüzünden yüzlerce ışık parlayacak, etrafı aydınlatacaktır. Zaten sen bizim içimizdesin, sakın,uyuma!
81
Ey sevgili, yine bize yakınlık göster, dostluk et, bize yar ol! Bizi sensiz bırakma, uyuma! Ey sarhoş bülbül, gül bahçesinde uyuma, garip olan, kimsesiz bulunan dostalan düşün, onları gözet, koru, uyuma! Bu gece, lutuf gecesi, bağış gecesi, ihsan gecesidir, sakın uyuma!
82
Eğer sonsuz bir hayat ve mutluluk istiyorsan, uyuma, dostun aşk ateşiyle yan, yakıl, uyuma! Yüzlerce gece uyudun, ondan ne elde ettiğini, ne kazandığını gördün. Allah için olsun bu gece sabaha kadar uyuma!
83
Ağza sığmayan lokmayı iste! Rüh gıdası gönül lokması ara! Kitaplarda yazılı olmayan ledün ilmini ehlinden öğrenmeye çalış! Cenab-ı Hakk ile kamil insanların, ermişlerin gönülleri arasında öyle bir sır vardır ki, Cibril bile oraya girip o sırrı öğrenemez. îşte sen o sırra aşina olmaya gayret sarfet!
84
Dînî vazifelerini yapmadan, iyj, yararlı bir insan olmadan Cenneti isteme! Hakk’a layık bir kul olmadan, onun lütfuna, ihsanına nail olmadan Süleyman mülkünü taleb etrne. Mademki, iÅŸin sonunda ecel vardır, ölüm bir gün gelip yakana yapışacaktır, hiç bir müslümanın hatta hiç bir insanın kalbinin incinmesini arzu etme!
85
Müşkülünü çözen, seni hakikata ulaştıran bilgiyi, ölüm gelip çatmadan önce iste, öğrenmeye çalış. Aklını başına al da, şu dünyayı, yani var gibi görünen yoğu bırak, yok gibi sandığın varı iste!
86
Bu gece, dosta kavuÅŸtuÄŸum için sevinç içindeyim, pek mutluyum. Bu gece ayrılık kaygısından kurtuldum. Dostla kucaklaÅŸtık, sarmaÅŸ dolaÅŸ olduk. Bu uÄŸurlu, bu mes’ud anlarda gönlüme sesleniyor, diyorum ki; "Allah bana acısa da, bu gecenin anahtarı kaybolsa; ne olur; sabahın kapısı açılmasa.
87
Bu seher vakti esen rüzgar, Hakk aşıklarının gönüllerindeki sırlara aşinadır. Bu uğurlu zamanda sen de uyuma. Bu zaman yalvarma, yakarma zamanıdır, uyuma zamanı değildir! îki cihanın halkına, ilahî bir lütuf olarak ezelden ebede kadar kapanmayan dilek kapısı, seher vaktinde açıktır. Fırsatı kaçırma, yatıp uyuma!
88
Ansızın bir ÅŸeker kamışı bitti, filizlendi, birdenbire böyle bir ab-ı hayat kaynayarak coÅŸtu. Ansızın padiÅŸahlar padiÅŸahından lütuflar, ihsanlar, sadakalar gelmeye baÅŸladı… Hz. Mustafa’nın aziz ve mukaddes ruhunun ÅŸad olması için
89
Biz aşkın aşıkıyız. Çünkü aşk kurtuluştur. Can Hızır gibidir. Aşk ise ab-ı hayata benzer. Aşk padişahından beratı olmayana yazıklar olsun! Hayvanın, aşkı besleyen, ruha gıda olan manevî tatlılıklardan, can şekerinden ne haberi olacak?..
90
Sıfatların ÅŸekline, rengine baÄŸlanmış olan o ruh, Hz. Mustafa’nın nüruyla zat-ı ilahîye yükseldi… 0 rüh Hakk’ın zatına doÄŸru yükselirken, sevincinden, Hz. Mustafa’nın rühunun ÅŸad olması için salavat getirmeye baÅŸladı.
91
Her iki gözüm, o mahmur gözlerinden mest olmuştur. Şunu anla ki, senin aşkından, senin elinden ben elden çıktım. Bari bana uy da sen de başını salla, peki de! Başında aşk havası esiyorsa, bu haller sende de vardır.
92
Yarla hoş geçinen kimse yarsız kalmaz. Müşterisi ile uzlaşan tacir, müflis olmaz. Ay geceden ürkmediği, karanlığından kaçmadığı içindir ki nürlandı.gül, o güzel kokuyu dikenle hoş geçinmekle kazandı.
93
0 padişah, kötü huylu kullarından yüz çevirmez. Senin gibi yüzlerce kulunun suçuna, edepsizliğine bakmaz. Bu sözü sen söyleme, bunu onun deniz gibi sonsuz olan lütfu söylesin. 0 öyle merhamet sahibidir ki, bizim kötülüğümüzden kara şeytan kaçar da, o kaçmaz!
94
Gönlüm beni kavgaya düşürdü, kendisi kaçtı gitti. Beni yalnız bıraktı. Can halime acıdı geldi. Fakat sevdamı görünce, o da dayanamadı, kaçtı. Bu defa ürküp Zühre yıldızı, benim feryadımı duydu, gökten yere indi, yanıma geldi. Beni ateşler içinde bulunca, korktu, acele ile sazını yere bırakarak o da, kaçtı gitti.
95
Rüzgar geldi, bahçede içki içenlerin başlarına güller saçtı. Yar geldi, dostların kadehlerine mey doldurdu. 0 taze sünbül gibi kokan saçlar, güzel kokular satanların karına engel oldu. 0 mest nergis gözler, aklı başında olanların kanlarını döktü.
96
Yağmur, aşkla gönlü yanan, birisinin başına yağıp durmadaydı. 0 kadar çok yağdı ki, aşık hemen eve kaçtı. Bu hali gören hoş bir kaz, kanadını çırparak dedi ki: "Yağmuru benim üstüme yağdır, çünkü Allah benim canımı sudan yarattı, benim su ile ülfetim vardır
97
Sevgilim! Gönül seni anınca ÅŸenlendi, neÅŸelendi. Allah’a yemin ederim ki, o neÅŸeyi, zevki ÅŸaraptan almayı düşünmedi de elindeki kadehi içmeden yere döktü. Gönül sensiz kendini cansız ölü bir kalıp gibi gördü. Zaten candan kaçanın layıkı da iÅŸte budur.
98
Rüzgar, sevgilinin dağınık saçlarını okşayınca, ay, o güzelliğe hayran olur da, ona candan dua eder: "Ömrün uzun olsun!" der. Ey bana öğüt veren kişi, aşktan, gönlümün aldığı manevî zevki, sen de tatsaydın, beni bırakır, kendine öğüt verirdin!
99
Güzelim! Senin zaten bahanen azmış gibi, şimdi de "uykum geldi" bahanesiyle bizden kaçarsın değil mi? Hoşça yat, uyu! Ben seher vaktine kadar, gözümü kapamadan, senin uykuya bulanmış nergis gözlerinden feryad edip durayım.
100
Senin içinde bulunan, o çok yakın dostun, sana hayat veriyor, seni yaşatıyor, sana konuşma, hissetme, düşünme gücü lutfediyor. Hatta, hareme, o güzel, o rühanî yerlere ulaşmak ümidini de veriyor, sen son nefesine kadar onun sunduğu meyi iç, çünkü o işveden değil, kereminden bunu sunmaktadır
101
0 nedir ki, sürete, şekle lezzet ondan gelir? 0 ne şeydir ki, onsuz şekil de kederlidir, bulanıktır, süret de? 0 şey, bir an olur ki süretten gizlenir. Bir an olur ki mekansızlık aleminden sürete akseder, şekilde parlar, görünür.
102
Ey cahil nefsinin havasına uyan kişi! Ey başkalarının halinden ibret almayan! Senin bütün hayrın, su içilecek yere bir tas koymaktan ibaret. Sen istiyorsun ki, bu tastan bütün şehir halkı senin hayrına su içsinler, kansınlar değil mi?
103
Ay yüzlü sevgilim, bugün ellerini çırpa çırpa gelmiş, can gibi gelmiş; can, nasıl hem apaçık meydanda, hem de gizli, görünmez ise, o da öyle gelmiş. Sevgilim, kendinden geçmiş, hoş neşeli ve aman bilmez bir halde gelmiş. 0 öyle geldiği için ya, ben de bu haldeyim.
104
Bugün nasıl bir gündür ki, güneş, hergünkü gibi parlamıyor? îki misli kuvvetli parlıyor. Bugün ayrı bir gün, günlerden hiç birine benzemiyor. Bugünkü günde başka bir tecellî nüru görünüyor. "Ey aşıklar, ey gönüllerini yitirmiş kişiler! Size müjdeler olsun, bugün sizin gününüz diye gökten yeryüzündekilere sesler gelmede, saçılar saçılmada.
105
"Hayatta olduğum müddetçe, eğri gitmeyeyim, doğruluktan ayrılmayayım." diye tevbe ettim. Fakat eğriye, doğruya bakıyorum ve her baktıkça görüyorum ki; bütün eğri de doğru da, sevgilimizin doğru ve eğrisidir.
106
Bu evde bir ışık vardı, ne oldu? Şimdi nerededir? 0 ışık gözde idi. Şimdi gönüllerdedir. Hoş bir hayal gibi geldi, gönülde oturdu, kalktı. Hayır, hayır gönülden gitmedi, hala da bizim gönlümüzün içindedir.
107
Ne aşağıda, ne yukarıda olmayan ay, acaba nerededir? Ne bizsiz, ne de bizimle olan değerli nesne, nerededir? Sakın, orada, burada deme! Bütün alem onun kudretiyle, sanatıyla doludur. Ama gören nerede?
108
Dünyada sabırsız, aşıktan daha bîçare, daha zavallı kim vardır? Çünkü bu aÅŸk, devasız bir derttir. AÅŸk gamının dermanı, ne cimriliktir, ne de riyadır. Gerçek aÅŸkta, ne vefa vardır, ne de cefa…
109
Bazı insanlar vardır ki, gamlıdırlar, bu gamın nereden geldiÄŸini bilmezler. Bazı insanlar da vardır ki, neÅŸelidirler, onlar da bu neÅŸenin Hakk’tan geldiÄŸini bilmezler… Ne kadar solda, saÄŸda bulunanlar, eÄŸri, doÄŸru yolda yürüyenler vardır ki, soldan, saÄŸdan, eÄŸriden, doÄŸrudan haberleri bile yoktur. Ne kadar;"ben ve biz" diyenler vardır ki, onların da "ben ve biz"den haberleri yoktur.
110
Gayb aleminin atlısı geçti, gitti. Onun geçtiÄŸi yerden bir toz bulutu yükseldi. 0 atlı, yerinden gitti, fakat kopardığı toz hala orada yerli yerinde duru-yor. Ey Hakk’ı ve hakikati arayan kiÅŸi, sen saÄŸa, sola bakma, dosdoÄŸru bak da gör ki o toz koparanın tozu burada, kendisi ise ölümsüzlük, sonsuzluk alemindedir.
111
Dediler ki: "Her tarafta, altı yönde de hep Hakk’ın nüru parlamaktadır." Halk; "Hani o nür nerede?" diye feryada baÅŸladı. GerçeÄŸi göremeyen kiÅŸi, saÄŸa, sola her yöne baktı, bir nür göremedi. Bunun üzerine, ona, dediler ki;"Bir an için olsun saÄŸsız, solsuz olarak bak! 0 vakit, o nüru görürsün."
Her zerre, aç bir insan gibi Hakk’ın sofrasına oturmuÅŸ, yiyip içmededir. Bütün varlıklar, hiç durmadan, o sofrada yeseler, içseler yine de yiyecekler eksilmez. 0 sofra ebedî olarak açıktır, kaldırılmaz, olduÄŸu gibi yerinde durur. Hal böyle iken, bu ezel sofrası başında, halk her ne kadar aç gözlülüklerinden bırbırleri ile çekiÅŸirler, kavga ederlerse de, yaratıldıkları günden bugüne kadar yedıkleri gibi, hala da yemektedirler, yine de yiyeceklerdir. Sofra kaldırılmamıştır. OlduÄŸu gibi durmaktadır.
113
Ey dost, böyle yapma, bugünlerin bir de yarını vardır. lyilik de, kötülük de gün gibi görünür, meydana çıkar. Aşıklık mezhebinde hainlik reva değildir. Ben doğru gideyim de sen eğri gidesin, bu doğru değildir.
114
Birisi diyordu ki: "Güzeller güzeli bir peri var, fakat ortada yok, görünmüyor, mekandan münezzeh olan o mukaddes can acaba nerededir? Nerede bulunmaktadır?" Iki cihan da onun nimetleriyle orucunu bozmadadır. Fakat, ağızsız, damaksız oruç bozmak ancak ona mahsustur.
115
Seni rüyamda gördüğüm o gece geçip de gündüz olunca, gönül gündüz gibi, kavga ve gürültü ile dolar… Dün gece rüyasında Hindistan’ı görüp de ayağının bağını koparan fili tutmaya kimin kuvveti, gücü yeter?
116
Ay yüzlü sevgilim, daima sağ taraftan parlar, sağ taraftan yüz gösterir, doğardı. Bir gün ona; "Sola bakmak haramdır, hatadır." dedim. Bu defa o ay;yüzlüm, sol tarafını da süsleyince, sol yönünü de nürlandırınca dedim ki; "Sol da, sağ da, sağlar da, sollar da hep sevgiden ibarettir. her tarafta, her yerde Hakk tecellî etmektedir.
117
Senin aşkın neden böyle hikmet sahibi, pek bilgili ve hünerli? Sevgin ve şefkatin neden böyle sağlam ve sarsılmaz bir halde? Aşk, eğer hoş ve güzel değilse neden onun üstüne böyle titriyorum; onu çok seviyorum? Eğer aşk, hoşsa, güzelse bu feryadlar, bu sızlanmalar, bu şikayetler neden?
118
Bana dediler ki: "Sende olan bütün bu dertlerin bu acıların sebebi nedir? Bu feryadlarm, bu yaygaraların, bu gürültülerin, bu solgun yanakların sebebi nedir?" Dedim ki: "Böyle söyleme, bunda yanılıyorsun. Git de benim ay yüzlü sevgilimi gör, o zaman müşkülün kalmaz. Bütün bunların nedenini anlarsın."
119
Eğer gönlün ateşi yoksa, bu tüten duman nedir? Eğer, öd ağacı yanmıyorsa bu buram buram tüten öd ağacı kokusu nereden geliyor? Benim bu var oluşum meydanda iken, aşıkın yokluğu ne demektir? Mumun yanmasından pervane neden hoşlanıyor?
120
Deli oldum, divane oldum. Deli bir kiÅŸinin uyuması hatadır. Deli bir insan, uykunun yolu nerededir bilmez ki, onu bulsun da uyusun! Allah uyumaz, o uykudan beridir, arınmıştır. Sen Allah’ı o kadar düşün, o kadar sev ki Allah delisi ol; "Nerde olursan ol, ben seninle beraberim." sırrına er de, Allah’la yat,kalk…
121
Senın bülunduÄŸun yerde hep gam vardır, savaÅŸ vardır, cefa vardır, dert vardır, elem vardır. Fakat sen kendinden geçer, Hakk’ta yok olursan, hep ‘lütuf vardır, ihsan vardır, vefa vardır. DoÄŸru olursan, neyimiz varsa senin olur. Fakat sen doÄŸru olmasan da, kötülük yollarında yürüsen, ben senin kötülüklerini bile iyilik sayarım.
122
Sendeki varlığı yiyip bitiren bu sade ateÅŸ, yarının yüzlerce güzelinden, yüzlerce yakışıklı, gösteriÅŸli dilberlerinden daha iyidir, görmüyor musun? 0 ÅŸehvet ateÅŸi de ne kadar safdır, ne kadar sadedir ama, o sade olan ateÅŸten ne kadar yakışıklı güzeller meydana geldi, yaratıldı…
123
Kimde gönül varsa, o bizim dilberimizdir. 0 ÅŸimÅŸek nereden parlar, han-gi yönden çakarsa, o bizim cevherimizdendir. Allah’ın; "Ben sizin Rabbiniz deÄŸil miyim?" sorgusuna karşı "Evet!" diyen, her rühun sevgi ve heyecanını ta-şıyan mana altını, hangi madende olursa olsun, o bizim altınıınızdandır.
" Bu ruba’îde A’raf Suresi 7/172-173. ayetlerine iÅŸaret vardır."
126
Felek, bizim kendi re’yini beÄŸenmiÅŸ olan tabiatımızın kölesi deÄŸildir. Bu cebeple gönlümüzün dileÄŸini dinlememektedir. Åžu varlık alemine gelip, bize vokluk sermayesi olmuÅŸtur. Onun sayesinde yokluÄŸa ulaÅŸacağız. Perdelerin arkasında gizlenmiÅŸ, bizi terbiye eden bir dadımız var. Aslında biz, dünyaya gelmiÅŸ deÄŸiliz. Bu dünyada yaÅŸar gibi görünen, dolaÅŸan, gezen bizim gölge-lerimizdir.
125
Senin elinin, gözünün, ayağının iki olması doÄŸrudur. Fakat gönül ve sevgiliyi ayrı ayrı sanmak hatadır. Bunları ayrı ayrı görmek yanlıştır. Sevgili dediÄŸimiz varlık bir bahanedir. Aslında gerçek sevgili Allah’tır. Kim bunları bir bilmez de iki zannederse ya yahüdîdir, yahut hıristiyan…
126
Bu gece, öyle bir gecedir ki, bütün gecelerin rühudur. Bu gece öyle bir gecedir ki, bütün dualar kabul edilir. Bu gece, ihsan gecesidir. Bu gece bağışlarda bulunma, nimetlere erme gecesidir. Bu gece, Hakk’ın sırlarına mahrem olanın gecesidir.
127
0 öyle bir güzeldir ki, yüzünün sevdasından arşa kadar velveleler yükseliyor. Gönülde paha biçilmez güzelliği için, yanağının pazarından akseden güfültüler duyuluyor. Onun şarap testisinden canın avucundaki kadehe şarap konurken hoş seda çıkmaktadır. Gönlün boynunda onun saçlarından örülmüş gibi bağlar var.
128
Aşıkların bu naraları zevk ve neşe mumunun yüzündedir. Şaşılacak şey şu ki, mum geldi, yanıyor, fakat pervaneden eser yok, görünmüyor. îşte bu mum, öyle bir mumdur ki, gündüzden de, geceden de üstündür. Ey can; koş, koş ki, gönül mumu can istiyor.
129
Ey gece! Sen nasıl bir gecesin ki gündüzler sana kul, köle kesilmiştir? Sen bir denizsin, canın canı ise, senin dalgalarının geceleyin gösterdiği bir alevindir, bir korundur. Senin başındaki o aşk ateşi, o fitne, o afet, bu gece, alev alev yanmada ve ışıklar saçmadadır.
130
Zamanın devri gelip geçmesi; ve bu ab-ı hayat çeşmesinin hasreti beni öldürdü sanma!.. însanı, can düşmanının öldürmesine şaşılmaz, benim asıl şaşırıp kaldığım şudur ki: Beni düşmanımın değil de, canımın canının öldürmesidir.
131
Kanlı yaşlarla dolan, gama eş olan, arkadaş olan bir gözden sen, uyku umma, onu uyur sanma! Böyle bir göz nasıl uyuyabilir? Ondaki bu uykusuzluk halinin geçeceğini sanarak, ona; "Uykusu gelince uyur." diyen kişi! Sen aşktan habersiz olduğun için böyle söylüyorsun.
132
Ben tövbeyi ne yapayım? Nasıl tövbe edeyim ki, benim tövbem senin sayendedir, senin lütfunladır? Tövbenin bütün aslı, bütün hasılı senin sermayendir. Huzurunda tövbeden daha büyük bir günah olamaz. Senin büyüklüğüne layık tövbe nerede? Böyle tövbeyi kim yapabilir?
133
Ben seninim, benim isteklerimi yerine getirmen, her hususta beni memnun etmen gerek. Çiinkü bu şehirde herkes senden ve benden bahsetmektedir. îster gönlünü katılaştır, bana sert davran, ister yumuşak ol, beni okşa.. Ne olursan ol, ne şekilde hareket edersen et, ben senin o katı gönlünden el çekmem, çünkü seni seviyorum.
134
îsteklerimi yerine getirmen, çaresiz gönlümü memnün etmen lazımdır. Çünkü bu ÅŸekilde, herkes senden ve benden bahsetmektedir. îster gönlünü katılaÅŸtır, bana sert davran, ister yumuÅŸak ol, beni okÅŸa… Sert bir kayanın içinden fışkırıp çıkan tatlı bir kaynak gibi akacak, bana geleceksin.
135
Sevgilim! Senin aşkında baş vurduğum her hile hiçe gitti. Senin için boş yere kan ağladım, yandım, yakıldım, acılar çektim; çektiklerimden haberin bile olmadı, bütün bunlar sensiz, hiç olup gitti. Bana verdiğin ızdıraba, düşürdüğün derde hiç bir yüzden, hiç bir kimsedenbulamadım. Aslında, kim bana derman edebilir ki, benim çektiğim derd de bir hiçten ibarettir.
136
Sana, gamına ortak bir yar olduğu ümidini verenin sözü yalandır. Sakın bu yalana kanma! 0, seni kandırmak için dil dökmededir, sevinç gününde, iyilik ve varlıklı gününde bütün cihan senin dostundur. Fakat, gam gecesinin dostu pek azdır.
137
0 kimseye ki, Allah senin gibi çok güzel bir sevgili lütfetti, ona kararsız, huzursuz bir gönül, bir can verdi… Öyle bir kiÅŸiden sakın bir iÅŸ bekleme, bir istekte bulunma. Çünkü, Cenab-ı Hakk, ona bambaÅŸka, hiç bir iÅŸe benzemeyen, görülmemiÅŸ bir iÅŸ vermiÅŸtir. Onu, aÅŸkla vazifelendirmiÅŸtir.
138
Mademki etrafımızda bulunan kişileri görmedeyiz, şu halde biz yalnız değiliz, tek bir fert değiliz. Biz bu gerçeği anlamıyor da, sayılara takılıp kalıyoruz. îyiden de, kötüden de haberimiz var, onları da duyuyor, anlıyoruz. Aslında bu anlayış, bu idrak bizim için kötü bir haldir. Bu duygular yüzünden, benlikten kurtulamıyor, kendimizden geçemiyoruz. Kendinden geçmeyen gönül ayak altındadır, işkencededir.
139
Bugün bir ben varım, bir de elimdeki sabah ÅŸarabının kadehi var… Düşüyorum, kalkıyorum, sarhoÅŸ sarhoÅŸ dönüyorum. Servi boylu sevgilimle ben mestim, kendimden geçmiÅŸim, alçalmışım, ondan baÅŸka bir var, bir varlık kalmasın diye, ben yok olmuÅŸum.
140
Bir can ki, aşk-şarabını ötelerde, ezelde, rüh aleminde içmiştir; o güzel yüzlünün hakikat bağının üzümünden yapılmış mana şarabını tatmak saadetine ermiştir. 0 bağ, o mutlu canın boğazına sarılır da der ki: "Ben, onun kanını dökerim, çünkü, o bizim kanımızı içmiştir."
141
Ey can sakisi, mutribimize ne oldu? Neden hoş bir ahengle çalmıyor? Onun güzel nağmelerinin yolunu kim kesmiş? Mutrib bilir ki, aşkın iyisi de var, kötüsü de. Aşkın iyisine de, kötüsüne de mutribin yardımı vardır.
142
Bize dost olan bir can vardı, o can bize yabancı oldu. Hekim olup hastalıkları iyi eden akıl da, deli divane oldu. Padişahlar, bütün hazineleri yıkık yerlere, viranelere, gömerler. Bizim viranemizse (yıkık gönlümüzse) dostun hazinesinden ötürü virane olmuştur. Dostun ilahî emanetine dayanamamış,yıkılmış, bu hale gelmiştir.
143
Gece gözü görmeyen gam, niçin bana sarılmış, yakamı bırakmıyor? Acaba, o kör müdür, yahut beni mi kör sanıyor? Aslında ben gokteyım, şu balçıktan yaratılmış fanî cismim, benim aksimden, gölgemden ibarettir. Suya akseden yıldızı, bir kimsenin sudan çaldığı müdür?
144
Seni zahir gözü ile, baÅŸ gözüyle gören, mananı görmeyen, gülünç olmuÅŸtur. Seni kendisiyle kıyaslayan yoksulun gözlerinde ne dikenler vardır, ne dikenler…
145
GüneÅŸle ısınan, ateÅŸler yaÄŸdıran toprak, yemyeÅŸil olur. Çiçeklerle, çimenlerle süslenir. Hele, bahusus o toprak ki, söz söyleyen, uyanık olan toprak olursa… 0, neler nelerle süslenmez. Geline benzeyen ÅŸu toprağın, kendini süsleyenden haberi yoktur. Ne de hoÅŸ, tuhaf habersizlik! Kendini süsleyenden, uyandırandan haberi yok.
146
Geceleyin yürü, gece, sırlar rehberidir, herkes uyurken, ilahî aşk sırları, mana zevkleri gönle gelir. Çünkü geceleyin gönlün kapılan açılır, yapılan işler, yabancıların gözlerinden gizlenir. Geceleyin, gönlümüz aşk ile,gözlerimiz ise uyku ile karışmış olduğu halde, bizim yarin güzel yüzü ile işimiz vardır, buluşmamız vardır.
147
Bağda, bahçede görülen selviler, güller, aslında o sevgilinin, o güzelin boyunun, yanaklarının aksidir. Düşüncem; rüh aleminde verilen ezelî ikrarla mest olmuştur. 0 ikrarın zevki ile yalnız ben mest değilim, bütün insanlardan bir tane bile ayık varsa, ben imansızım.
148
Benim bağımda bahçemde görülen selviler, güller aslında o sevgilinin, o güzelin boyunun, yanaklarının aksidir. Billah sevgilim! Senin ikrarın olan o ada yemin ederim ki, bugün benim bir damarım bile kendinde değildir.
149
Benim bu gecem pek zayıftır, bitkindir, inlemektedir. Bu gece, sırların düzenlendiği, açıklandığı bir gecedir. Sırlardan bahsettim; benim gönlümün bütün sırları, sevgilinin hayali, başka bir şey değil. Ey gece! Çabuk geçme, bizim seninle işimiz vardır.
150
Ayna gibi olan şu gökyüzü, dönüp durdukça, aşkın gönlünden kan dalgaları coşup kabarmaktadır. Kan dalgaları, bir gün geliyor, görünüyor, bir gün gelmiyor, görünmüyor, fakat gönlün içindeki dalgalara gece ve gündüz sükünet yoktur.
151
însaf et, aÅŸk güzel bir iÅŸtir. O’nun bozulması, güzelliÄŸini kaybetmesi, tabiatın kötü niyetli oluÅŸundandır. Sen, kendi ÅŸehvetine, aÅŸk adını koymuÅŸsun, halbuki, ÅŸehvetten kurtulup, aÅŸka ulaÅŸabilmek için çok uzun yollardan geçcek
152
Ben, bir dağım, sesim, sözüm, yarin sadasıdır, yarin sözüdür. Ben bir resimim, benim ressamım o güzeldir. Sen sanıyorsun ki, konuştuğum zaman ağzımdan çıkan sözler, benim sözümdür. Hayır; anahtar kilide sokulur da açılırken ses çıkarır ya, işte benim sözlerim böyledir.
153
Sevgilim, ne dersem diyeyim, senin gamın, hepsinden de beter… 0 gönlün zahmeti, aÄŸrısı, tenin ateÅŸi, hastalığı, kalbin yanışı, kavruluÅŸu, her hangi bir¦ ÅŸey, yenildikçe azalır. Fakat senin gamın öyle deÄŸildir. Ben senin gamını ne kadar yesem, eksilmek şöyle dursun, o daha ziyade artar.
154
Gönlüm, gamınla her gün biraz daha sızlıyor, biraz daha inliyor… Sevgilim, merhametsiz kalbim, her gün benden biraz daha bıkıyor… Gamından biz vazgeçtik, ama gamın bizden vazgeçmedi. Gerçekten de, gamın senden daha vefalı imiÅŸ.
155
Asık suratlı günde, bulutun gözü yaşlıdır. Bulutun bu ağlayışı, yaprakların, meyvelerin gülüşü içindir. Çocukların oyunları, neşeleri, gülüşmeleri de,annelerinin, babalarının çalışıp çabalamalarından, geçinmelerini sağlamak için didinip yorulmalarındandır.
156
Ey Yüsuf, senin için kurtuluş yeri; babanın evidir. Ovalar, kardeşlerinin vanı, ölümlerle, tehlikelerle doludur. Kurtla anlaş, arkadaş ol fakat, sakın hasetçilerle oturup kalkma, çünkü haset kurdu, dağlarda bulunan kurttan beterdir.
157
Ey la’l, ey akik, ey inci, ey mana denizi, ey saÄŸlık, esenlik! Yerden, yurttan vazgeçmiÅŸsin, fakat mübarek ayağını, hakikata saÄŸlamca basmışsın, Hakk yolundan dönmüyorsun. Ey rühlann efendisi, ey rühlara rüh katan! Ruhu da, gönlü de yaÅŸatan aziz varlık! Geç gelmiÅŸsin, geç gelmen de kutludur, sana yaraşır.
158
Perde arkasına gizlenmiş olan o sevgilinin canına, başına and olsun ki, sevgiliyi bizden saklayan, bize göstermeyen bu perde, perde değildir; aslında yar, perde arkasında değildir, perde yırtılmıştır. Sevgili, ister perde arkasında olsun, ister perdeyi yırtıp görünsün, sen onun niyaz kapısını çal, yalvar, yakar;şunu iyi bil ki, sevgilinin kapısı, onu senin gözünden gizleyen perdelerin ar-kasındadır.Bu, Peygamberimize hitap olsa gerektir.
159
Bir kiÅŸi aklına güvenip, düşüncelere kapılarak Hakk’ı inkar ederse, onun, inkarı da Hakk’tandır, Hakk’ın yazısı iledir. Fakat inkarcının bu hakikattan haberi yoktur. Sevgiliye dedim ki: "La’l dudaklanndan bana verilecek bir ÅŸekerj var mı?" "Yok!" dedi, fakat bilmedi ki, onun "yok" demesi de bir ÅŸekerdir.
160
Ayağının bastığı toprak başlara tac olan o padişaha dedim ki: "Senin ayrılığın ölümümden beterdir. îşte şu sararmış yüzüm benim şahidimdir." Padişahım bana; "Yürü git!" dedi, "Aşk yüzünden sararmış, altına dönmüş bir yüzün şikayete ne hakkı vardır?"
161
Zahirde, batında; hayır, ÅŸer ne varsa, hepsi Allah’ın hükmünden, kaza kaderindendir. Ben gayret sarf ederim, çalışır çabalanm, fakat kaza bana d ki; "Senin elinde olmayan, senin yapamayacağın baÅŸka bir iÅŸ var. 0 iÅŸten ser haberin yok."
162
Senin aşkın yüzünden tehlikeye düşmüş, felakete uğramış olan bir can için, bilgisizlikleri, irfansızlıkları sebebiyle, ona acıyanlar, ağlayanlar, feryat edenler vardır. Aslında o aşık canın yüzünde, onun mutluluğundan haberdar olan binlerce belirtiler vardır, göz onu görür, fakat gerçeği anlayamaz.
163
Aşıkların meclisindeki durum baÅŸkadır. Bu aÅŸk ÅŸarabındaki mahmurluk da baÅŸkadır… Medresede öğrendikleri o ilim baÅŸka bir iÅŸ, aÅŸk gene baÅŸka bir iÅŸtir.
164
Bizim başımızda baÅŸka bir himmet, baÅŸka bir iÅŸ vardır. Bizim güzel sevgilimiz, baÅŸka güzellere benzemeyen bambaÅŸka bir güzel. Allah’a yemin ederim ki, biz yalnız aÅŸk ile de kanaat etmeyiz, aÅŸkı da yeter bulmayız. Bizim bu sonbahardan sonra gelecek baÅŸka bir baharımız vardır.
165
Sendeki bu süzgün bakış, başka bir nurdandır. Sendeki bu tefekkür, bu düşünceler, başka bir hale, başka bir mertebeye geçişindendir. Ağız oynatarak yutkunman onun tatlılığından ise de, zevkle el çırpışın başka bir sevdadan, başka bir coşkunluktandır
166
.Bu bahar mevsimi deyil başka bir mevsimdir. Her gözdeki mahmurluk, başka bır buluşma neticesidir. Her ne kadar bütün dallar, rüzgarların tesiriyle sallanıyor, oynuyorlarsa da, aslında, her dalın kımıldanışının bir sebebi vardır.
167
Bizim bu dilden başka bir dilimiz vardır. Cehennemden, cennetten ayrı başka bir yerimiz vardır. Hür gönüller, başka bir canla dirilirler. Onların o tertemiz cevherleri başka bir madendendir.
168
Senin sesin, Sur’un üflenmesinden bir armaÄŸandır. Bu yüzdendir ki o, aÅŸk hastası olan her gönlün kuvvetidir, gıdasıdır. Sen sesini yükselt ki, her nerede amir, her nerede memur varsa, hepsi sana karşı alçalsınlar, kul, köle olsunlar.
169
Ey dar fikirli, düşüncesi bağlanıp kalmış kişi! Senin ayağın da bağdan kurtulmuş değildir. Sen de gördün ki, hareketlerimiz, gidiş gelişlerimiz adeta bir sır! Fakat şu da bir hakikat ki, harekette bereket vardır. Hareketle, gezip dolaşmakla (yakîn) tutukluğu, manevî sıkıntı gider, insan genişler, ferahlığa kavuşur. Kaynak suyu, ırmak suyu hareket ettikleri için, durgun sulardan üs-tün tutulurlar. Akan sular çer çöpü alır götürür, üstlerinden atar, arınırlar.
170
Cihanı aydınlatan o yücelik, o güzellik, neşeye, zevke aydınlık veren gizli yüz, bugün mademki bizımle beraberdir, biz ona sımsıkı sarılalım. Dün geçti evvelki gün de geçti, bugüne bakalım. Çünkü, gün, bu gündür..
171
Sevgilimiz her ne kadar, yumuşak huylu olduğundan çok cefalar çeker, çok sıkıntılara katlanırsa da, aşıkların ağlayıp inlemeleri de hoştur. Aslında aşıkların tenleri sıtmaya yakalanmış hastalar misali tir tir titrerse de, canları, gül bahçesi gibi güzel kokular yayarak güler.
172
Gönül, iÅŸrete oturunca, seni yad etti de saki olan kadehi aldı, yere attı, kırdı. Sonra periÅŸan bir halde coÅŸtu, dışarıya fırladı. 0 ne kendini kaybetmiÅŸ mest bir halde idi, ne de aklı başında uyanık bir halde idi… Etrafa; "0 delirdi, divane oldu." diye bir ses yayıldı.
173
Ey benim gönlümün içinde oturan! Gel, gönülde oturma vakti, geldi. Ey tövbe bozan! Gel tövbeyi bozma zamanı geldi. Ey böyle güzel, hoş renge giren, gül renkli şarap! Gel, gül gibi elden ele gezmek vakti geldi.
174
Bensiz, bizsiz olduğu halde hoş olanın, benlikten kurtulduğu için mutlu olanın kulu, kölesiyim. Şikayet etmeden, kimseye yük olmadan, kendi acıları başbaşa kalarak yalnızlıktan hoşlanan kişinin gamı ile arkadaşım. Sevgılinin vefakarlığı ne kadar hoştur? Onun vefalarında da ne zevkler vardır?" diye sordular, onlara dedim ki: "Onun vefalarından haberim yok, bence onun nazları, cefaları hoştur.
175
Gönül, bizi bıraktı da, kalktı, bensiz, bizsiz olduğu halde hoş olanın, benlikten kurtulduğu için mutluluğu elde eden birinin yanına gitti. Aslında gam hoş bir şey değildir. Fakat, sevgilinin verdiği ızdıraplar, gamlar çok tatlıdır, çok hoştur. Sevgili, can almak istiyor. Ben, istediğini hemen yerine getirmeyeceğim. Canımı bir kaç gün vermeyeceğim. Fakat sevgilinin uğrunda canın, can vermenin ne önemi var? Asıl önemli olan, hoş olan şey, onun istediğidir, edasıdır.
176
Sevgilinin yalnız gülüşü, yüzü güzel deÄŸildir, onun öfkesi de, hiddeti de, katı yürekliliÄŸi de, kini de, sinsiliÄŸi de güzeldir… Benden başımı istedi. Versem de, vermesem de bu önemli bir ÅŸey deÄŸil! Sevgilinin uÄŸrunda başımın ne yeri¦ vardır? Yalnız onun isteyiÅŸ tarzı, edası pek güzeldir, pek hoÅŸtur.
177
Sen cansın, sen cihansın. Cihan, ancak seninle hoştur. Sen beni yaralasan mızrağının tenimde açtığı yara, senin açtığın yara olduğundan benim için bir lütuf olur. Avucuna aldığın bir toprak parçası bile, bir kimya madenidir Hulasa; hoş olmayan her şey, seninle hoştur, güzeldir.
178
Su yeryüzü, cansız, aklı fikri yok sanmayasın diye tavÅŸan uykusuna yatmış uyur gibi görünüyor, halbuki, o uyanıktır, canlıdır, o da senin gibi kendi hayatını yaÅŸamakıa, Hakk’ın kendisine verdiÄŸi vazifeleri yapmaktadır. Görmez misin? Ocakta ateÅŸ üstünde kaynayan tencerenin aÄŸzına binlerce köpük yükselir durur. 0 köpükleri gören halk tencerenin kaynadığını anlar. Åžu yeryüzünün kalbinden fışkırıp çıkan çeÅŸitli renkli çiçekler, sayısız bitkiler, aÄŸaçlar neyi ifade eder?
179
Kendi kusurunu gören, kendi benliğini yok etmeye uğraşan her dervişi, hayal peşinde koşuyor sanma! 0 hoş gidişlinin otağının bulunduğu yer, varlıktan da, mekandan da ve bütün alemden de ileridir.
180
Dediler ki: "BaÄŸa gel, bahçeye gel, orada eÄŸlence var, zevk var, ferahlık vardır. Orada ne gezme, dolaÅŸma, yorgunluÄŸu var, ne de kuzgun sesi… Halbuki, benim gönlümün içinde, boyaları çok güzel kullanan büyük bir ressam var ki, çiçeklerin, baÄŸların, asmaların rengini çok hoÅŸ bir ÅŸekilde boya-maktadır. 0, öyle eÅŸsiz bir sanatkardır ki, bir kuzgunun kanadında bile yüzlerce baÄŸ ve bahçelerin rengi vardır.
181
0 nedir ki, semalara şeref ondandır? 0 nedir ki, o gidince değerli bir şeyin oradan eksildiği belli olur? Meclis bozulur, neşesi kalmaz? Semalarda duyulan manevî zevkin, rühanî şevkin neyden, defden olmadığı anlaşılsın diye, gizlice gelir, gizlice gider.
182
Kadehinin nakışları aşk olan bir şarapla mest olmuşum. Öyle bir at üstündeyim ki onun ağzına aşk gemi vurulmuştur. Benim ay yüzlü sevgilimin aşkı az bulunur aşklardan değildir. 0 çok büyük bir aşktır. Fakat, ben aşka köle olanın değil de, aşkı kendisine köle yapanın kulu, kölesi olmuşum.
183
Aşk geldi, tövbeyi bir şişe gibi kırdı. Şişe kırıldıktan sonra, onu kim eski haline getirir? Kim onarabilir? Kınğı eski haline getirecek, onaracak biri varsa, yine aşktır, aşkın tövbe şişesini kınp onarmasından nasıl kurtulabiliriz, nerelere kaçmamız gerek?
184
Ayrılık, her ne kadar ümidin belini kırsa, ızdıraplar, cefalar isteklerın. emellerin ellerini baÄŸlasa da, Allah sevgisi ile mest olan aşıkın gönlü, ümitsizliÄŸe düşmez, Hakk’tan ümidini kesmez. însanlar, gayret ettiklerine muhakkaki ulaşırlar, her ne süretle olursa olsun, kapalı bir kapıyı, himmetle açarlar.
185
Sevgili kucağında, aÅŸk ÅŸarabı elinde, kendini kaybetmiÅŸ bir halde, elest n,ecSen çıktı geldi… Ben, aÅŸk ÅŸarabmm sütünü ıçerken. akıl bana; Ey aÅŸkatapan,afiyetolsun."diyordu.
186
Su toprak bedenim, gönlün kadehidir. Pişkin ve olgun fikrim de, gönlün henüz olmamış ham şarabıdır. Şu zavallı bilgi kınntılarımızın hepsı gonul tuzağının yemidir, buğdayıdır. Bu sözleri ben söyledim sanma, bu sozler go-nülden gelmektedir.
187
Derler ki: "Bilgiler, fenler, hünerler sahibi Akl-ı Küldür. Åžu baÅŸ aÅŸağı göğe sermaye veren, onu kuran, onu döndüren, ÅŸaÅŸmaz kanunlarla onu idare eden Akl-ı Küldür. 0 aklın ki aklı vardır. o, Akl-ı Külden bir cüz’dür. EÄŸer, akıldan akıl giderse, iÅŸte böyle akıl, o vakit Akl-ı Küldür."
188
AÅŸkta, her ne kadar evvellik içinde evvellik varsa da asıl evvellik, o evvellikten daha evveldir, daha eskidir… Yokluk evi olan §u dünyada, bir çok varlar, varlıklar görünmektedir. Halbuki gözlerimizi iyice oÄŸuÅŸturur da bakarsak,çoÄŸu yoktur, yok! Dünya, var gibi görünen bir yokluktur.
189
0 mest dilber, ansızın kapımdan içeri girdi. Elinde bulunan, la’l renkli ÅŸarap kadehinden içerek oturdu. Onun güzel saçlarını görmekten, onları tutup, hayranlıkla okÅŸamaktan ötürü yüzüm bütün göz kesildi, gözlerim de, bakışlarım da, bütün el oldu.
190
0 mest dilber, her gün yeniden yeniye, yeni güzel bir sîma ile gelir. însanın aklını, fıkrini bozan fitnelerle, fesatlarla dolu bir kadehi elinde tutarak bana gösterir… Ben ne yapayım? EÄŸer o kadehi alsam akıl testisi kırılacak, aklım başımdan gidecek; almasam, bilmem ki, o güzelin elinden nasıl kurtulurum?
191
Sarhoş bir halde, o güzel ayaklar sultanın harem dairesinde yürür dururdu. 0 nazik eller gülbahçesinde güller devşirir, desteler yapardı. Ecel tuzağı ağzını açıp kapayınca o eller kesildi, o ayaklar kırıldı.
192
Sevgilimizi sevindiren, her canın başı, daima neÅŸelidir, gönlü daima güler… Öyle bir güzellik, öyle bir lütuf cana göre deÄŸildir, cana nisbet edilemez. canda olamaz. YavaÅŸ söyleyeyim, bunlar olsa olsa canandadır.
193
Senin heveslerinin, isteklerinin üzümü bitmiş, sarhoş gibi asmanın dallarına yapışmış, sallanıp durmada. Eğlence dalı, bir oğula gebe kalmışsa, o eğlenenlerin, zevke dalanların göz bebeği olur.
194
Bütün arzulardan, isteklerden vazgeçebilirim, üstüne düştüğüm her şey-den, herkesten kopabilirim. Ancak canımıza can olan aziz varlıktan imkanı yok ayrılamam. Birinden ayrılan kayan herkes, senin için ayrılır. Fakat senden bir an bile kim ayrılabilir? Buna imkan var mı?
195
Ne seninle rahat, düzenli bir şekilde bir an bile oturabiliyorum, ne de sensiz bir an yaşamama imkan var. Düşünce, bu hadiseden başı döndü, ser-semleşti. Hayır, bu hadise değildir, dermanı olmayan bir derttir.
196
Senin sevgi gammın diyarında sabır ferman, emir dinlemez. Göz senın için yaş döküyor, onda sabra karşı mahrumiyet vardır. Gönül de, senın der-manı olmayan dertlerini çekmektedir. Ben şikayetçi değilim, seni çok sevdiğim için bunların hepsine razıyım. Bu sözleri sadece dilim söylemiyor. Bu sozleri gönlüm söylüyor, bu sözler candandır.
197
Geceye dedim ki: "Seni aydınlatan ay’ı seviyorsan, ona imanın varsa, bu çabucak geçüp gitmen ona vefasızlıktır, sevgi noksanlığıdır. Gece, yüzünü bana dönerek şöyle bir özür beyan etti: "Bizim ne günahımız var? AÅŸkın sonu yok ki."
198
Geri gel, sevgili sözünde durmaktadır. Yüz defa olduğu gibi yine de senin sevginden vazgeçmedi. Senin bir tek canın olduğu halde sevgide vefalısın. Ya o canın, canının canı nasıl olur, ne yapar?
199
Bu gece, o sonsuz devlet gecesidir, saadet gecesidir. Bu gece, gece deÄŸildir, Allah’ı arayanların düğün günüdür. 0 güzel varlık, bir diyenlere, tevhid ehline eÅŸ olmuÅŸtur. Bu gece, güzel yüzlülerin yüzlerini örten, gizleyen bir duvak olmuÅŸtur.
200
Yol ne kadar uzun, sonsuzsa da, sen o Hakk yoluna ayağını bas. Çünkü o yola uzaktan bakmak, insan olmayanların iÅŸidir… Bu yolu gönül diriliÄŸinden elde et! Zira, gönül diriliÄŸi insanın, ten diriliÄŸi ise hayvanın sıfatıdır.
201
Bir ömürdür ki can benliğini terk etmiş bir kişinin kulu, kölesi olmuştur. Bu yüzdendir ki, dünyada bulunan erkekler de, kadınlar da onu parmakla gösteriyorlar. Candan, cihandan vazgeçmek zor değildir. Sevgilim asıl zor olan şey senin mahallenden kalkıp gitmek, senden uzak düşmektir.
202
însaf et, bu kadar gönül kıran, o acı sözler, bu güzel ağıza hiç yakışır mı? Şu var ki, sevgilinin o latîf, o tatlı dudaklarından hiçbir zaman acı söz çıkmaz. Fakat onun gönül kıran acı sözler söylemesi, benim kendi acı bahtındandır.
203
Artık bildim ki, aşk benden ayrılamaz, bana bağlanıp kalmıştır. Onun örtülmüş saçları benim elimdedir. Dün, her ne kadar ben kadehin sarhoşu idiysem de, bugün öyleyim ki, kadeh benim sarhoşumdur.
204
Sevgilimin bana karşı olan ahdinde, vefasında, gösterdiği ilgisizlikten otürü, gece ve gündüz gözlerimden kanlı yaşlar dökmek adetim oldu, o bir "aşka sevgili, benden vazgeçmiş, rahat rahat oturuyor. Ben ise, aptallar gıbi oturmuşum; o, benim sevgilimdir deyip duruyorum.
205
Dedim ki: "Gönlüm benim aletımdir, edevatımdır. Rebab gibi benimle aynı seste, aynı terennümdedir." Ben bu gonlümü, kendime dost sanıyordum, meğer, bu gönlüm, başka birinin dostu imiş, haberim yok.
206
Sevgilim, senin sayende gönlüm güllerle, yaseminlerle dolu. Senin lutfuna, ihsanına nail olmuş benim gibi kim var? Candan ve cihandan vaz geçmek zor değildir, asıl zor olan şey, senin mahallenden ayrılmak, senden uzak düşmektir.
207
Tenimin her cüz’ünde sevgilimin bir belirtisi vardır. Vücüdumun her parçası sevgilimin bir dili gibidir. Ben sanki bir çeng olmuÅŸum da onun güzel göğsüne dayanmışım. Bendeki bu inleyiÅŸ, bu feryad sevgilimin parmaklarındandır.
208
Ayağının bastığı toprak, canımın saadetidir. Toprak, onun ayakları altında çiğnendiği için baştan başa gül olmuştur. Yasemin olmuştur. Sevgilim, ayağını bastığın yerler sana meyveler verir, çiçekler, çimenler bitirir. 0 ayağını bastığın topraktan, yüz nasıl kaldırılabilir?
209
Kavuşma, buluşma zamanında güzel yüzü, benim gülen bir gülümdür. Ayrılık anında, hayali benim gönlümdür, imanımdır. Gönül benimle, ben de gönülle hep kavga ediyoruz, bir türlü barışamıyoruz. Her birimiz, "0 güzel senin değil, benimdir." diyoruz.
210
GüzelliÄŸin, sevimliliÄŸin sultanı benim o düzgün endamlı ay yüzlümdür. Åžu deli gönlüm, onun aÅŸk zincirine vurulmuÅŸtur… Ben o ay yüzlümün kapı-sının toprağını gönül kanıyla sulamaktayım. Halbuki onun kapısının toprağı, kanımdan daha kıymetlidir, daha deÄŸerlidir.
211
Sevgilim, senin yüzünün güneÅŸi göklere sığmaz. Çünkü güzelliÄŸin, dille anlatılacak bir güzellik deÄŸil. 0 bambaÅŸka bir güzellik… Senin aÅŸkın, cana, cihana sığmazken, ÅŸaşılacak bir ÅŸeydir ki, geldi, benim içime, benim gönlüme sığdı, gönlümü kendine yer edindi.
212
Yerde ve havada olan her zerreye iyi bak ki onlar da bizim gibi bir kudretin meftunu ve mecnünudur. Neşeli, neşesiz; iyi, kötü her zerre, eşsiz bir gönlünü kaptırmış, dönüp durmaktadır.
213
Sevgili zariftir, naziktir; günahı budur. Güzeldir, latîfdir, hoÅŸtur; günahı budur. Acaba hangi ayıbımı gördüler de ondan kaçıyorlar?… Onun ayıbı yoktur, afîftir; günahı budur.
214
EÄŸer sevgiliye kavuÅŸtunsa, baÄŸlı, bahçeli cennet budur. EÄŸer ayrı düş-tünse cehennem, ateÅŸ budur. AÅŸk kadimdir, ondan önce hiçbir ÅŸey yoktur. Fakat aÅŸk, cihanda örtülmüş, bir sır olarak kalmıştır. Ne gariptir ki, örtülü olan kendini örteni meydana çıkanyor, aÅŸk Allah’ı buluyor; oyun, ÅŸaka iÅŸte budur.
215
Benim yaşadığım müddetçe sanatım, işim, gücüm budur. Avcılığım, avlanmam, avım budur. Günüm, zamanım budur. Rahatım, kararım, gam ortağım budur.
216
Ey gönül, bir sen varsın, bir de O’nun derdi var. O’nun dertlisi olmak ne hoÅŸtur. O’nun derdi, senin dermanındır. Bu sebeple O’nun verdiÄŸi, ızdırabı, çek, sakın ÅŸikayet etme, sızlanma. O’nun takdiri, onun femanı, budur. Maddî arzularını ayak altına alırsan, o zaman, nefsin köpeÄŸini öldürürsün ki asıl kurban da budur.
217
Gözümden uzaksın, bakış ve görüşüm sana varamıyor. Sebebi şu: Bizim gözlerimiz hala süreti görmekte, renk ve şekil üzerinde durmaktadır. Senin vüzünü görmeye, cemalini müşahede etmeye ehliyeti, kabiliyeti yoktur. Fakat böyle olmakla beraber gönül senden kendini nasıl çeksin? Sen cansın, can da tatlıdır.
218
Ölümde, adalet ve din ehline bir başka hayat