Vücudumuzla İlgili Deyimler

06 Kasım 2007

VÜCUDUMUZLA İLGİLİ DEYİMLER

AĞIZ

Ağız ağza vermek: İki kişinin başkaları işitmeyecek şekilde konuşması.

Ağız yaymak: Dürüst davranmaktan kaçınmak.

Ağız dalaşı: Bağrışma derecesini geçmeyen kavga.

Ağız değişikliği: Yemeğin çeşidinde değişiklik.

Ağız kahyası: Birinin söyleyeceği veya söylemeyeceği sözlere karışan kimse.

Ağız kalabalığı: Çabuk söylenen ve birbirini tutmayan sözler.

Ağız kavafı: Satıcılar gibi, insanı kandırmak için çok lakırdı söyleyen.

Ağız satmak: Yüksekten atarak kendini övmek.

Ağzı gevşek: Sır tutmayan.

Ağız tamburası çalmak: Sözle avutmaya çalışmak.

Ağza alınmaz: Söylenmesi ayıp, çirkin söz.

Ağzının mührü ile: Oruçlu olarak.

Ağza tat,boğaza feryat: Miktarı pek az olan yiyecek şey.

Ağzı açık ayran delisi: Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan kimse.

Ağzı çiriş çanağına dönmek: Ağzı kuruyup acılaşmak.

Ağzı kara: Kötü haber vermekten hoşlanan, şom ağızlı.

Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek.

Ağzı pis: Sövmeyi huy edinmiş olan.

Ağzı teneke kaplı: Çok sıcak veya çok soğuk şeyleri kolayca içebilen kimse.

Ağzı var,dili yok: Pek sessiz bir kimseyi övmek için söylenir.

Ağzına baktırmak: Kendini beğeni ile baktırmak.

Ağzına bir kemik atmak: Susturmak için az bir şey vermek.

Ağzına bir zeytin ver, altına tulum tutar: Küçük iyiliğe, büyük çıkar beklemek.

Ağzına burnuna bulaştırmak: Bir işi beceremeyip batırmak.

Ağzına taş almış: Lakırdıya karışmayıp susanlar için kullanılan söyleyiş.

Ağzına vur, lokmasını al: Uysal ve sessiz kimseler için söylenir.

Ağzında bakla ıslanmamak: Hiç sır saklamamak.

Ağzından baklayı çıkarmak: Sabrı tükenip sakladığı şeyleri söylemek.

Ağzından bal akmak: Çok tatlı konuşmak.

Ağzından çıkanı kulağı duymamak: Sözleri tartmadan ağır söylemek.

Ağzından dirhemle çıkmak: Sözünü sanki kıskanırcasına söylemek.

Ağzından girip burnundan çıkmak: Diller dökerek birini kandırmak.

Ağzından kaçırmak: İstemediği halde boş bulunup söyleyivermek.

Ağzını açıp gözünü yummak: Öfkelenip ağır sözler söylemek.

Ağzını bıçak açmamak: Üzüntüsünden söz söyleyecek halde olmamak.

Ağzının payını vermek: Haddini bildirmek, paylayıp susturmak.

Ağzını kiraya vermek: Kendini de ilgilendiren bir durumda düşüncesini söylemek.

Ağzını poyraza açmak: Umduğunu elde edememek.

Ağzını toplamak: Söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek.

AYAK

Ayak atmamak: Bir yere hiç uğramamak.

Ayak basmak: Bir yere varmak.

Ayak bağı: Bir yere veya işe gidilmesini engel olan kimse.

Ayak sürümek: Üstüne aldığı bir işten kaçınma çareleri aramak.

Ayağı dolaşmak: Şaşırıp, yanlış bir davranışta bulunmak.

Ayağı düze basmak: Güçlükleri savarak ilerisinden korkmayacak duruma gelmek.

Ayağı suya ermek: Bir gerçeğin önemini sonra anlayıp, aklı başına gelmek.

Ayağına bağ vurmak:Bir engele çarptırmak.

Ayağına kadar gelmek: Alçak gönüllük gösterip birinin yanına gelmek.

Ayağına kara su inmek:Uzun süre ayakta kalarak yorulmak.

Ayağına pabuç olamamakeğerce ondan çok aşağıda olmak.

Ağına sıcak su mu dökelim soğuk su mu?: Uzun bir zamandan beri gelmediği bir yere günün birinde çıkagelen kimseye yarı sitem yarı sevinçle söylenen söz.

Ayağında donu yok,fesleğen ister başına: Yoksulluğuna bakmayarak süs ve

gösteriş yapmak isteyenler için söylenir.

Ayağını denk almak: Uyanık ve sakıngan davranmak.

Ayağını kesmek: Bir yere gitmez olmak.

Ayağını yorganına göre uzatmak: Giderini,gelirine uydurmak.

Ayağını bastığı yerde ot bitmez: Uğradığı yeri yakar yıkar.

Ayağının altına karpuz kabuğu koymak: Bir kimseyi düzenle yerinden etmek.

Ayağının tozu ile: Gelir gelmez,henüz dinlenmeden.

Ağanın türabı olmak: Biri ötekine kul gibi bağlanıp onun her türlü kahrını çekmek

Ayaklar baş, başlar ayak oldu: Değersizler başa geçti, değerliler ise geride kaldı.

Ayakları geri geri gitmek: Bir yere giderken istemeye istemeye gitmek.

Ayakları yere değmemek: Çok sevinmek.

BAŞ

Baş başa vermek: Birkaç kişi, bir işi aralarında konuşmak üzere toplanmak.

Baş çekmek: Önayak olmak.

Baş göstermek: Belirmek.

Baş kaldırmak: Karşı gelmek veya ayaklanmak.

Baştan savma: Üstünkörü.

Baş sallamak: Karşısındakinin her sözünü uygun bulur görmek.

Baş üstünde yeri olmak: Baş tacı gibi değerli görülmek.

Başa geçmek: En üstün yeri almak.

Başı dinç: Kaygısı ve tasası olmayan.

Başı göğe ermek: Umulmayan bir mutluluğa ermek.

Başı kazan olmak: Başında uğultulu bir sersemlik olmak.

Başı nara yanmak: Başkası uğruna büyük bir zarara uğramak.

Başı sıkılmak: Herhangi bir güçlük karşısında kalmak.

Başına çalsın: Birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve tiksinme ile geri

çevrildiğini anlatmak için söylenir.

Başına dolamak: Musallat etmek.

Başına devlet kuşu konmak: Büyük bir nimeti ele geçirmek.

Başına hal gelmek: Pek çok güçlüklerle karşılaşmak.

Başına iş açmak: Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak.

Başına taç etmek: Çok değer verip ilgi göstermek.

Başında kavak yeli esmek: Toyca hülyalarca beslemek.

Başından atmak: Yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak.

Başından büyük işlere girişmek: Gücünün üstünde işlere karışmak.

Başından korkmak: Canında veya ağır suçlu düşmekten korkmak.

Başını bir yere bağlamak: Birini işe koymak yolu ile alaverelikten kurtarmak.

Başını ezmek: Bir daha kötülük edemeyecek duruma sokmak.

Başını koltuğunun altına almak: Ölümü göze alarak bir işe karışmak.

Başını taştan taşa vurmak: Çaresiz kalarak çok pişman olmak.

Baştan çıkartmak: Ayartmak, kötü yola sürüklemek

BURUN

Burun kıvırmak: Önem vermeyip alay etmek.

Burun bükmek: Aşağısamak.

Burun şişirmek: Kibirlenmek.

Burun yapmak: Üstünlük taslamak.

Burnu havada: Kendini pek beğenmiş.

Burnunda tütmek: Çok özlemek.

Burnu sürtülmek: Büyüklenme huyundan vazgeçip uysal bir hale geçmek.

Burnundan kıl aldırmaz: Kendisine söz söyletmez, huysuz ve gururlu kimse.

Burnundan yakalamak: Hiçbir bahane ile kaçınamayacağı bahane ile yakalamak.

Burnunu kırmak: Büyüklenmesini önlemek.

Burnunu sokmak: Gerekmediği halde bir işe karışmak.

Burnunun dikine gitmek: Öğüt dinlemeyerek kendi bildiği gibi davranmak.

Burnunun direği kırılmak: Pis bir koku duyarak tedirgin olmak.

Burnunun direği sızlamak: Çok acı sızlamak.

Burnunun ucunu görmüyor: Çok sarhoş.

Burnunun yeli harman savuruyor:Çok büyüklenenler hakkında söylenir.

DİŞ

Diş bilemek: Öç almak için elverişli durum kollamak.

Diş geçirmek: Güçlü bir kimseye sözünü geçirebilecek durumda olmak.

Diş gıcırdatmak: Öfkesini haliyle göstermek.

Dişine göre:Gücü göre olan.

Diş kirası: Eskiden iftardan sonra çağrılılara verilen armağan.

Dişine değmemek: Pek az gelmek.

Dişinden, tırnağından artırmak: Yiyecek ve giyeceğinden keserek biriktirmek.

Dişini tırnağına takmak: En zayıf çarelere bile baş vurmak.

Dişten artırmak: Giderleri kısarak tutum sağlamak.

EL

El altından: Gizlice.

El atmak: Karışmak.

El çekmek: Vazgeçmek.

El ayak çekilmek: Herkes uykuya dalıp ortalık sessiz kalmak.

El bebek gül bebek: Nazlı, şımarık.

El kadar: Küçücük.

Eli açık: Cömert.

El elden üstün: Herkesin kedinden üstün biri bulunacağını anlatan deyim.

El ermez, güç yetmez: Bir iş karşısındaki güçsüzlüğü anlatmak için kullanılır.

El etek öpmek: Bir işi yaptırmak için yalvarmak.

El koymak: Yetkili olanlar, bir sorun veya olayı ele almak.

El pençe divan kurmak: Saygı için ellerini birleştirip ayakta beklemek.

El üstünde tutmak: Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

Elde, avuçta bir şey kalmamak: Hiç malı, parası kalmamak.

Elden ağza yaşamak: Günlüğü ancak günlük kazancını karşılayacak kadar olmak.

Ele avuca sığmamak: Söz dinlememek, baskı altına alınmamak.

Ele bakmak: Avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak.

Ele vermek: Suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak.

Eli ağır: Yavaş iş gören.

Eli ayağı bağlı: İstediğini yapamayacak durumda olan.

Eli boş: O sırada işi olmayan.

Eli sıkı: Çok tutumlu.

Eli uz: Usta,becerikli.

Eli böğründe kalmak: Bir işi yapmaya meydan bulamamak.

Eli darda: Geçimini sağlayacak parası olmayan.

Eli hafif: Acıtmadan iş gören.

Eli dursa ayağı durmaz: Kıpırdak, hareketli.

Eli ekmek tutmak: Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak hale gelmek.

Eli genişlemek: Bolca paraya kavuşmak.

Eli kalem tutar: Düşündüğünü yazabilir.

Eli kolu bağlı kalmak: Bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz hale gelmek.

Eli uzun: Fırsat buldukça öteberi aşıran.

Eli maşalı: Şirret, edepsiz.

Eli varmamak: Bir işi yapmaya gönlü razı olmak.

Elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi: Bir işaretim üzerine dilediğim kadar

ve dilediğim gibi istek çıkarabilir.

Eline eteğine sarılmak: Çok yalvarmak.

Elinden hiçbir şey kurtulmamak: Her şeyi becerebilmek.

Eline eteğine doğru: Temiz, her türlü kötülükten uzak olan.

Eline kalmak: Ondan başka yardımcısı olmamak.

Elini ayağını kesmek: Uğramaz olmak.

Elini çabuk tutmak: Çabuk davranmak.

Elini eteğini çekmek: Uzun zaman yapageldiği bir işten çekilmek.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Pek nazlı yetişmiş olmak.

Elinin körü!: Ortaya sürülen saçma bir düşünceye karşı azar olarak söylenir.

Elden vefa,zehirden şifa: Zehirden şifa beklenemeyeceği gibi, yabancılardan da vefa beklemek boştur.

GÖZ

Göz almak: Göz kamaştırmak.

Göz aşinalığı: Birbirini ara sıra uzaktan görmekle doğan tanışıklık.

Göz atmak: Kısaca bakıvermek.

Göz boyamak: Gösterişle aldatmak.

Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek arzusuna kapılmak.

Göze gelmek: Bakışları karşılaşmak.

Göz önüne getirmek: Tasarımlamak.

Göz hakkı: Görülüp de imrenilebilecek ufak şeylerden görenlere çıkarılan pay.

Göz hapsine almak: Bakışlarını üzerinden ayırmamak.

Göz kamaştırmak: Hayran etmek.

Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak.

Göz koymak: Bir şeyi ele geçirme isteğini gütmek.

Göz önünde tutmak: Hesaba katmak,dikkate almak.

Göz yummak: Kusurları görmezlikten gelmek. Gözden düşmek: Sevgi ve ilgiyi kaybetmek.

Gözü açık: Uyanık ve becerikli.

Gözden sürmeyi çekmek: Çalamayacağı hiçbir şey bulunmayacak derecede becerikli hırsız olmak.

Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp başka yere gitmek.

Göze almak: Gelebilecek her türlü zararı önceden kabul etmek.

Göze batmak: Bakanları tedirgin edebilecek gibi aykırı, uygunsuz görünmek.

Göze çarpmak: Üzerine dikkati çekmek.

Gözü keskin: Çok iyi gören.

Gözleri bayılmak: Uyku, arzu gibi herhangi bir hal gözlerine vurmak.

Gözleri çakmak: Ateşli hastalıkta gözleri kızarmış ve parlak.

Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayretten gözleri fırlamak.

Gözleri kan çanağına dönmek: Gözleri çok kızarmak.

Gözleri velfecri okuyor: Gözlerinden kurnaz bir zeka belli oluyor.

Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiği yüzünden,gözlerinden belli olmak.

Gözlerinin içine kadar kızarmak: Utancından yüzü çok kızarmak.

Gözü aç: Kanmak bilmez, açgözlü.

Gözüne kestirmek: Başarabileceğini ummak.

Gözü açılmak: İyiyi kötüyü veya kendine yarayanı ayırt eder hale gelmek.

Gözü arkada kalmak: Arkada bırakılan bir şeye merak ve ilgi ile bağlanmak.

Gözü doymak: Çok istenen bir şeyin yeter miktarını elde ettikten sonra artık çoğunu istememek.

Gözü gönlü açılmak: Ferahlamak.

Gözü ısırmak: Bir kimseyi tanır gibi olmak.

Gözü kaymak: İstemeyerek bakıvermek.

Gözü sönmek: Kör olmak.

Gözü toprağa bakmak: Ölmek üzere olmak.

Gözünü korkutmak: Yıldırmak.

Gözü yüksekte: Yüksek emel peşinde olan.

Gözünde büyümek: Bir şey birine olduğundan büyük veya önemli görünmek.

Gözünde tütmek: Çok özlemek.

Gözünü doyurmak: Bol bol vermek.

Gözünü dört açmak: Çok dikkatli ve uyanık olmak.

Gözünü kan bürümek: Adam öldürecek derecede öfkelenmek.

Gözünün kuyruğu ile bakmak: Belli etmemeye çalışarak yandan bakmak.

KAŞ

Kaş göz etmek: Kaşlarını,gözlerini oynatarak işaret etmek.

Kaş yapayım derken göz çıkarmak: İşi düzelteyim derken hepsini bozmak.

Kaşla göz arasında: Kimsenin sezmesine meydan vermeyecek kadar kısa bir

zaman içinde.

Kaşlarını çatmak: Öfkelenmek üzere bulunmak.

Kaşlarının altında gözün var dememek: Doğru ve zararsız da olsa, hiçbir şey söylememek, her yaptığını hoş görmek.

KOL

Kol atmak: Etrafa yayılmak.

Kol gezmek: Karakol dolaşmak.

Kol kanat olmak: Yardım etmek ve korumak.

Kol vurmak: Dolaşmak.

Kollarını sallaya gelmek: Hiçbir şey getirmeden gelmek.

Kolu kanadı kırılmak: Bir şey yapamayacak hale gelmek.

KULAK

Kulak asmamak: Önem vermemek.

Kulak kabartmak: Belli etmemeye çalışarak dinlemek.

Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak misafiri olmak: Yanında konuşulan bir şeyi dinlemek.

Kulak vermek: Merak edip dinlemek,işitmeye çalışmak.

Kulağı delik: Olup bitenleri çabuk haber alan.

Kulağı kirişte: Ne söyleneceğini işitmek için çok dikkatli.

Kulağına kar suyu kaçmak: Sıkışık bir duruma düşmek.

Kulağına koymak: Bir hale veya söze hazırlamak üzere önceden anlatmak.

Kulağına küpe olmak: Başa gelen bir halden alınan dersi hiç unutmamak.

Kulağını bükmek: Bir sorun karşısında dikkatli davranmasını söylemek.

Kulakları dolmak: Aynı şeyleri dinlemekten usanç gelmek.

Kulakları paslanmak: Çoktan beri müzik dinlememiş olmak.

Kulaktan dolma: Şurada burada işitilerek edinilen bilgi.

PAKMAK

Parmak atmak: Mesele çıkarmak.

Parmak bozmak: Ahbaplığı bozmak.

Parmak basmak: O nokta üzerine dikkati çekmek.

Parmak ısırmak: Şakalaşmak.

Parmak yalamak: Kendine, hakkı olmaksızın bir çıkar sağlamak.

Parmağı ağzında kalmak: Şaşakalmak.

Parmağı var: İlgisi var.

Parmağına dolamak: Bir şeyi ele alıp ilgilileriyle sürekli uğraşmak.

Parmağında oynatmak: Ona her zaman istediğini yaptırmak.

Parmağını bile oynatmamak: Hiç aldırış etmemek.

Parmakla gösterilmek: Eşi az bulunmak.

Parmaklarını yemek: Bir yiyeceğin çok lezzetli olması.

SAÇ

Saç ağartmak: Uzun süre emek vermek.

Saçı başı ağarmak: Yaşlanmak.

Saç saça baş başa: Sıkı bir kavgaya tutuşarak.

Saç sakal ağartmak: O işte uzun zaman çalışmış olmak.

Saçı bitmedik: Doğalı çok olmamış.

Saçına ak düşmek: Saçı ağarmaya başlamak

Saçını başını yolmak: Üzüntüsünü gürültülü olarak açığa vurmak.

Saçları iki türlü olmak: Yaşı ilerlemiş bulunmak.

Saçını başını süpürge etmek: Özveri ile çalışıp hizmet etmek.

TIRNAK

Tırnak göstermek: Gözdağı vermek, tehdit etmek.

Tırnak sürüştürmek: Kavgayı körüklemek.

Tırnak takmak: Musallat etmek.

Tırnaklarını sökmek: Elindeki güçten yoksun bırakmak

Deneme Türü

06 Kasım 2007

Deneme türü, Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.

Deneme yazarı görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi diliyle konuşuyormuş gibi bir hava içindedir.

Deneme her konuda yazılabilir. Ancak daha çok tercih edilen konu her devrin, her ulusun insanı ilgilendiren, kalıcı, evrensel konulardır. Ele alınan konu çoğu zaman derinleştirilerek anlatılır.

Denemenin özelliğini Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetleyebiliriz:

“Deneme, ben’in ülkesidir. ‘Ben’ demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”

Serbest olarak seçilen herhangi bir konu ile ilgili duygu ve düşüncelerin dile getirildiği, orta uzunluktaki ciddi yazılara olan denemelerde, yazarı kesin sonuçlara varmak zorunda değildir. Hiçbir felsefenin tesiriyle hareket etmez. Bu özellikleriyle tenkitten ayrılır. Denemede yazar kendine ait olan, gönlünde yaşattığı duygu ve düşüncelerini dile getirir.

Denemeler makalelerde olduğu gibi bilgi vermek gayesini gütmezler. Daha ziyade okuyucunun doğruyu bulmasına yardım eder, insanı düşünmeye, yorum yapmaya sevkeder.

Deneme yazarı samimi bir üslupla kendine ait tercihleri, zevkleri, inançları, beğendikleri ile beğenmediklerini dile getirir, daima kendi kendisiyledir. İfade ettiği her şey şahsına aittir. İlim, sanat, felsefe ve benzeri konularda yazılabilen denemeler için kesin bir sınırlama getirmek mümkün değildir. Belki de edebiyatta sınırları en geniş olan bir yazı türüdür. Denemeler zengin bir kültür birikimi neticesinde ortaya çıkan olgun, ciddi bir edebi mahsûldür.

Denemenin ilk örneklerini Fransız yazar Montaigne vermiştir. Daha sonra İngiliz yazar Bacon türü geliştirmiştir.

Edebiyatımızda Cumhuriyet’ten sonra görülmeye başlanan bu türde Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim, Cemil Meriç güzel örnekler vermişlerdir.

Türkçe Temel Bilgiler

06 Kasım 2007

TÜRKÇE TEMEL BİLGİLER

HALK EDEBİYATI

Kaynağını geleneklerden, halkın kültüründen alan bir edebiyattır. Halk Edebiyatı üç bölümde incelenir: a) Aşık Edebiyatı b) Tekke Edebiyatı (Tasavvuf Edebiyatı) c) Anonim Halk Edebiyatı

Aşık Edebiyatı : Aşık edebiyatının kaynağı, İslamiyet’in kabulünden önceki Sözlü Edebiyat’tır. O günden bu güne devam etmektedir. Önemli özellikleri şunlardır:

1) Nesirden çok şiirin görüldüğü sözlü bir edebiyattır. (Nesir : Düz yazı)

2) Aşık veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur.

3) Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini “cönk” dedikleri yassı defterlerde toplamışlardır.

4) Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmışlardır.

5) Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.

6) Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı şairler tarafından Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalmasıyla eski arılığını kaybetmiştir.

7) Nazım birimi dörtlüktür.

8) Koşma, semai, varsağı gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.

9) Hece ölçüsünün 7’li, 8’li ve 11’li kalıplarına ağırlık verilmiştir.

10) Aşk, tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik, toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili eleştiriler konu olarak işlenmiştir.

11) Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.

12) Göz kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına gerek yoktur. Buna göre p/b , ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle de kafiye yapılmıştır.

13) Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır.

14) Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir.

15) Bazı ürünlerde yöresel özellikler görülür.

16) Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe doğduğu gibi söylenir.

17) Divan Edebiyatı’nda görülün kalışlaşmış benzetmeler (mazmun) Halk Edebiyatı’nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler kullanılmıştır.

18) Divan Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir edebiyattır. Halk Edebiyatı’nda ise şair gördüğünü, yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı’nda sevgilinin tipi çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı’nda ise sevgilinin adı (Elif, Ayşe…) vardır.

19) Şiirler, işlenen konulara göre “koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt” gibi adlar alır.

20) Aşık Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana çıktığı bir edebiyattır.

21) Aşık Edebiyatı’nın yüzyıllara göre en önemli temsilcileri şunlardır:

16. yüzyıl: Köroğlu, Kul Mehmet, Aşık Garip, Aşık Kerem

17.yüzyıl: Karacaoğlan, Kayıkçı Kul Mustafa, Aşık Ömer, Kuloğlu, Ercişli Emrah

18.yüzyıl: G evheri

19.yüzyıl: Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Seyrani, Ruhsati

20.yüzyıl: Aşık Veysel, Aşık Ali İzzet, Aşık Murat Çobanoğlu, Aşık Reyhani, Aşık Şeref Taşlıova.

NOT : 19. yüzyıl halk şairlerinden Dadaloğlu, Divan şiirinden etkilenmemiş, böylece aynı yüzyıldaki Halk şairlerinden ayrı yol izlemiştir.

Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı : Dini konuların öne çıktığı bir edebiyattır. En belirgin özellikleri şunlardır:

1) Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet Yesevi’dir.

2) Tekke Edb., Anadolu’da 13. y.y.’dan itibaren gelişmiştir.

3) Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir.

4) Nazım birimi genellikle dörtlüktür.

5) Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir.

6) İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.

7) Dili Aşık Edebiyatı’na göre ağır, Divan Edb.’na göre sadedir.

8) Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri şunlardır:

12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi

13.yy.:Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli

14.yy.:Kaygusuz Abdal

15.yy.: Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi

16.yy.: Pir Sultan Abdal

17.yy.: Niyaz-ı Mısrî, Sinân-ı Ümmî, Hüdâi

18.yy.: Sezai

19.yy.: Kuddusi, Turâbi

Anonim Halk Edebiyatı : Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. Özellikleri şunlardır:

1) Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.

2) Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.

3) Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.

4) Somut ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır.

5) Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.

6) En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.

7) Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez.

8) Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.

Halk Öyküleri

06 Kasım 2007

HALK ÖYKÜLERİ

Halk öyküleri, destanların zamanla biçim ve öz değişimine uğramaları sonunda ortaya çıkmış sözlü eserlerdir. Anonimdir. Başlıca türleri şunlardır:

1. DESTAN ÖYKÜLER

Destanlardaki olağanüstülük gibi bazı özellikleri koruyan halk öyküleridir XIII.-XIV.yüzyılda Doğu Anadolu’da ortaya çıkan Dede Korkut Öyküleri ile Köroğlu Öyküsü, bu türün tanınmış örnekleridir.

2. AŞK ÖYKÜLERİ

İki sevgilinin aşkını, bunların kavuşmasını önleyen engellerle mücadelesini anlatan öyküler olup en tanınmışları Kerem ile Aslı, Emrah ile Selvi, Asuman ile Zeycan ,Aşık Garip.v.b.’dir.

DİNİ ÖYKÜLER

İslamiyet’in yayılmasına katkıları olan kişilerin hayatlarını ve mücadelelerini temel alan öykülerdir .Hz. Ali’nin savaşlarını anlatan Kan Kalesi Cengi, Hayber Kalesi Cengi; Anadolu’da İslamiyet’in yayılması için mücadele eden komutanların savaşlarını anlatan Battal Gazi Öyküsü, Dnişment Gazi Öyküsü gibi sözlü, anonim eserler, bu türün örnekleri arasında yer alır.

Zamirler( Adillar)

06 Kasım 2007

Z A M İ R L E R ( ADILLAR)

• ZAMİRİN TANIMI

• ZAMİR ÇEŞİTLERİ

Z A M İ R

İsim olmadıkları halde ismin yerini tutan sözcüklerdir.

ÖZELLİKLERİ

1- Anlam kapsamı bakımından en geniş sözcüklerdir. Bu nedenle sayıları çok az olan zamirler, bütün kavramları ve varlıkları karşılayabilir.

2- Çekim sırasında kök değiştirebilir.

Ben – Bana

Sen – Sana

3- Adlar gibi çekimlenirler.

KİŞİ ZAMİRLERİ

Kişilerin adlarının yerine kullanılan sözcüklerdir.

Ben – Sözü söyleyen – I. Tekil kişi

Sen – Kendisine söz söylenen – II. Tekil kişi

O – Sözü edilen – III. Tekil kişi

Biz – I. Çoğul

Siz – II. Çoğul

Onlar – III. Çoğul

Dönüşlülük Zamirleri:

Kendi – öz

Bu kişi zamirleri; I. Tekil, II. Tekil, III. Tekil, I. Çoğul, II. Çoğul, III. Çoğul kişinin yerine kullanılabilir.

İŞARET ZAMİRLERİ

Nesnelerin adının yerini işaret yoluyla belirten sözcüklerdir. ‘’bu – şu – o’’ tek başlarına bir kavramın, nesnenin yerini tuttuğunda işaret zamiri olur. Bunlar, şunlar, onlar da, işaret zamiri olarak kullanılır.

BELGİSİZ ZAMİR

Yerlerini, tuttukları varlıkları kesinlik kazandırmaksızın belirten sözcüklerdir.

Herkes, biri, bazısı, birkaçı, şey, kimi, başkaları, başkası, çoğu…

NOT: Kimi belgisiz sıfatlar belgisiz zamire dönüşebilir.

Çoğu öğrenciler – çoğu

Kimi insanlar – kimi

SORU ZAMİRLERİ

Varlıkların yerini soru yoluyla tutan zamirlerdir. Kim, ne, hangisi, neler, kimler, kimin, neyin, hangisinin, nereye, kaçıncısı, nesi, neyi…

NOT: Karma sorulu cümlelerde ‘’mı’’ soru edatı varsa soru anlamını edat sağlar. Diğer soru anlamlı sözcükler soru fonksiyonunu kaybeder.

Nereye, kimin, nasıl gideceğini biliyor musun ?

EK BİÇİMİNDEKİ ZAMİRLER

İlgi Zamirleri : Kimi ad tamlamalarında tamlanan düşer, yerine ‘’ki’’ ilgi zamiri getirilir.

Benim arkadaşım gelmemiş, seninki gelmiş.

İyelik Zamiri: Ad tamlamalarında kişi adlarıyla kurulan tamlamalarda tamlanana gelen iyelik eklerini iyelik zamiri kabul edenler vardır.

Benim – ev – im

Senin – ev – in

Onun – ev – i

Bizim – ev – imiz

Sizin – ev – iniz

Onların – ev – leri

İŞARET SIFATLARI İLE İŞARET ZAMİRLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

İŞARET SIFATLARI İŞARET ZAMİRLERİ

* Varlıkların yerini işaret yoluyla gösterir Varlıkların adlarının yerini işaret yoluyla tutar.

* Tamlama biçimindedirler, addan önce gelirler Niteleme durumu yoktur

* Çekim eki almamış sözcüklerdir Çekim eki alabilirler; kendilerinden sonra virgül kullanılabilir.

Bu – Bu adama güvenilmez

Yakına bulunan varlığı gösterir. Buna güvenilmez.

Şu – Şu adama güvenilmez

Biraz uzaktaki varlığı gösterir Şuna güvenilmez

O – O adama

Güvenilmez. Ona güvenilmez

Beriki – Beriki adama güvenilmez Berikilere güvenilmez.

Böyle – Böyle insanlara güvenilir mi? Böylelerine güvenilmez.

Öyle – Öyle insanlara güvenilir mi? Öylelerine güvenilir mi?

UYARI : Kimi durumlarda işaret zamirinden sonra çekim eki veya virgül kullanılmamış olabilir. Bu tür cümlelerde işaret sözcüğünün sıfat mı yoksa zamir mi olduğunu anlamak için şu yöntem kullanılabilir.

YÖNTEM

İşaret (ŞEY) + Ad Anlam bozulursa

SIFAT

Sözcüğü KİŞİ Anlam bozulmazsa

ZAMİR

‘’Bu kalemi ben aldım.’’ Cümlesini ‘’Bu ŞEY kalemi ben aldım.’’ Biçiminde okursak anlam bozulur. ‘’BU’’ sözcüğü burada İŞARET SIFATIDIR.

‘’Bu kalemdir diye mi aldın?’’ cümlesini ‘’Bu ŞEY kalemdir diye mi aldın?’’ biçiminde okursak anlam bozulmaz. ‘’BU’’ sözcüğü İŞARET ZAMİRİDİR.

• Bu insanı iyi tanıyın.

Bu kişi insanı iyi tanıyın. (İşaret sıfatı)

• Bu insana güven vermiyor.

Bu kişi insana güven vermiyor. (İşaret zamiri)

BELGİSİZ SIFATLA

BELGİSİZ ZAMİRİN KARŞILAŞTIRILMASI

BELGİSİZ SIFATLAR

• Varlıkların nitelik ve niceliklerinin belli belirsiz bildiren sıfatlardır.

• Tamlama kurup adı nitelerler.

BİR Bir insan önce dürüst olmalı.

HER Her insana güvenilmez.

ÇOK Çok soru çözmelisiniz.

AZ Az parayla olmuyor bu işler.

FAZLA Fazla kalemin var mı?

FALAN Falan insanla karşılaştım.

HİÇBİR Hiçbir insan mükemmel değildir.

BİRÇOK Birçok arkadaşıma rastladım.

BİRKAÇ Birkaç soruyu hiç yoktan kaçırdım.

BİRAZ Biraz zor bir soruydu.

BELGİSİZ ZAMİRLER

• Varlıkların adlarını yerini belli belirsiz tutan sözcüklerdir.

• Belgisiz zamirlerin niteleme görevi yoktur.

• Çekim eklerini alırlar.

Birini tanıyamadım.

Tümüne güvenimi yitirdim.

Çoğunu şimdi çözdüm.

Fazlası göz mü çıkarır.

Falancayla takışmış.

Hiçbiri mükemmel değildir.

Birçoğuyla ilişkimi estim.

Birkaçını hiç yoktan kaçırdım.

Birazıyla idare etmeye çalış.

SORU SIFATI, SORU ZARFI VE SORU ZAMİRİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

SORU SIFATI

Soru sözcüğü sıfat tamlaması oluşturur.

Soru sözcüğünün yanıtı da bir sıfat tamlamasıdır.

NASIL

HANGİ

NEREDEKİ + AD

KAÇINCI

KAÇTA KAÇ

NE KADAR

• Nasıl bir kitap istiyorsun?

• İyi bir kitap.

• Hangi evde oturuyorsun?

• Şu evde

• Neredeki okulda okuyorsun?

• Karşıki okulda.

• ÖYS’de kaç Türkçe yaptın?

• Ellisekiz Türkçe

SORU ZARFI

Bir soru sözcüğünün soru zarfı sayılabilmesi için yanıtının da zarf veya zarf öbeği olması gerekir.

Soru sözcüğü eylem veya eylemsiyi niteler.

NASIL

NE ZAMAN

NE + EYLEM

NEDEN

NİYE

NİÇİN

• Buraya nasıl geldin?

• Koşarak.

• Erzurum’a ne zaman gidiyorsun?

• Üç ay sonra.

• Neden düşman görünürsünüz, yıllar yılı dost bildiğim aynalar.

• Yaşlandığım için.

• Ne sırıtıp duruyorsun? (Niçin)

• İçimden öyle geldiği için.

SORU ZAMİRİ

Bir soru sözcüğünün zamir sayılabilmesi için yanıtının ad veya zamir olması gerekir.

Soru sözcüğü adın yerini tutar.

KİM

NE + Durum Ekleri

HANGİSİ

KAÇ + çekim eki

• Beni kim aradı?

• Ayşe (o)

• Çarşıdan ne aldın?

• Kalem

• Seni hangisi dövdü?

• Şu (bu, o, öteki)

• Bu saate kadar neredeydiniz?

• Dersanedeydik.

• Sınavı kaçınız kazandı?

• Üçümüz.

D İ K K A T

‘’Neden?’’ soru sözcüğünün yanıtı kimi zaman zamir, kimi zaman zarf olabilir.

Türü belirleyen verilen yanıttır.

Çocuklar neden korkarlar?

Çocuklar iğneden korkarlar. (Zamir)

Çocuklar yalnız kaldıkları için korkmuşlar. (Zarf)

Türk Destanları

06 Kasım 2007

Türk Destanları, İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ve yazılı ürünleri göçebe bir kültürün izlerini taşır. Doğa, doğa-insan ilişkileri, savaşlar, zafer ve yenilgiler, doğal yıkımlar, kahramanlık, kadına ve vatana olan sevgi bu dönem ürünlerinin başlıca konularını oluşturur. Sözlü geleneğin ilk ve en önemli ürünleri destanlardır. 7. yüzyılda yaşadığı sanılan Saka Hükümdarı Alp Er Tunga’nın İran ordularını yenilgiye uğratışını anlatan " Alp Er Tunga Destanı", Göktürkler’in bir dişi kurttan türeyişlerini konu eden " Bozkurt Destanı" ve yine aynı destanda yer alan Göktürkler’in demir bir dağı eriterek Ergenekon’dan çıkışlarını anlatan " Ergenekon Destanı" eski Türk destanlarından bazılarıdır. Daha çok dinsel törenlerde ve zafer şölenlerinde okunan ağıtlar, aşk ve doğa şiirleri, atasözleri niteliğindeki savlar ise Türk edebiyatının diğer sözlü ürünleridir. Yazının bulunmadığı dönemlerde dilden dile aktarılan bu sözlü ürünler konusundaki bilgiler çin, Arap ve İran kaynaklarına dayanmaktadır.

Ünlü Daralmasi

06 Kasım 2007

ÜNLÜ DARALMASI

“-a,e” ünlüleriyle biten kelimelere şimdiki zaman eki olan “–yor” u veya “y” ünsüzüyle başlayan b ir eki getirdiğimizde bu ünlüler ses uyumuna göre “ı,i,u,ü”ye dönüşür . Bu ses olayına ünlü daralması denir.

Gözle-yor>gözlüyor sakla-yor>saklıyor

Kana-yor>kanıyor gizle-yor>gizliyor

Anla- , bekle-, gözle- , ayıkla- , sakla-,… örneklerinde ünlü daralması görülüyor.

Bunu benzer fiillerle karıştırmamak gerekiyor.

Sil-yor>siliyor

Al-yor>alıyor

Yansı-yor>yansıyor

Kelimelerinde ünlü daralması yoktur.

“y” sesinin daraltıcı özelliği sadece “-yor “ ekinde görülmez , “-yor” ekinin olmadığı yerlerde de “-y” nin daraltıcı özelliği vardır .

de-y-en > diyen

ye-y-ecek>yiyecek

de-y-erek>diyerek

ye-y-en>yiyen

ne-ye>niye

Bu iki- üç kelime haricinde “-y” nin daraltıcılık özelliği söz konusu değildir.

“gelmiyecek” diye değil “gelmeyecek” diye yazılır ; keza “anlıyacak” , “bekliyecek” , “söyliyecek” fiilleri de bu şekilleriyle yanlıştır.

Kelimelerin Yapi Özellikleri

06 Kasım 2007

KELİMELERİN YAPI ÖZELLİKLERİ

KÖK : Bir kelimenin, daha küçük parçalara ayrılmayan, anlamlı en küçük parçasına denir.

Kelimenin kökünün, kelimenin tamamı ile ilgili olmalıdır. Örnek: “Okul” kelimesinin kökü, “oku” fiilidir. Fakat bu kelimede “ok” kısmı da bir anlam taşır. Ama okul ile ok arasında bir ilgi yoktur.

Kökler iki çeşittir:

1. İsim Kökleri

2. Fiil Kökleri

İSİM KÖKLERİ : Bir varlığı, niteliği, ilgiyi veya duyguyu en kısa biçimde tanıtan köklere denir. Dört çeşittir:

a) Varlık kökleri : Çöl, yol, sıra, ev…

b) Nitelik kökleri : İyi, güzel, kötü…

c) Duygu kökleri : Ah, vah, tüh, ey…

d) İlgi kökleri : Ben, sen, o, ile, için…

İsim kökleri cümle içinde “isim, zamir, zarf, sıfat, edat, bağlaç ve ünlem” göreviyle kullanılabilir. Dilimizde isim kökleri en fazla üç heceden oluşur. Örnek: Karınca, kelebek, araba…

FİİL KÖKLERİ : Hareketleri, işleri anlatan köklere denir. Örnek: Gel-, otur-, ver- …

Sesteş (Eşsesli ) Kökler : Kullanıldığı cümleye göre hem isim, hem fiil olabilecek köklere denir. Örnek: Yaz, kız, geç…

GÖVDE : E n az bir yapım eki almış olan sözcüklere denir. Örnek: Uçak, gözlük, evci…

YAPILARINA GÖRE SÖZCÜKLER

1. Basit Sözcük : Hiç ek almayan veya yapım ekleri dışındaki ekleri almış olan sözcüklere denir.

Ev, yol, git, otur, evler, evi….

2. Türemiş Sözcük : İsim veya fiil köklerine çeşitli yapım ekleri getirilerek oluşan sözcüklerdir. Evli, yolluk, gergin, başla, …

3. Birleşik Sözcük :İki veya daha fazla kelimenin birlikte kullanılmasıyla oluşan sözcüklerdir. Dedikodu, mirasyedi, Karaköy…

EKLER

Köklere getirilerek onların anlamlarını tamamlayan veya değiştiren parçalara ek denir. Ekler, tek başlarına anlamsızdır. Köklere getirilerek anlam kazanır. İki çeşit ek vardır:

1. Çekim Ekleri 2. Yapım Ekleri

ÇEKİM EKLERİ : Eklendiği kelimenin anlamını ve türünü değiştirmeyen, sadece cümledeki durumlarını belirten eklere denir.

YAPIM EKLERİ : Eklendiği köklerden yeni kelimeler türeten eklere denir. Yapım ekleri eklendiği kök veya gövdelerin her zaman anlamını, bazen de türünü değiştirir. İçinde bir yapım eki olan ve yeni kelimeler türetmeye elverişli birime gövde denir.

EKLER

Yapım Ekleri

1. İsimden isim yapan ekler

2. İsimden fiil yapan ekler

3. Fiilden fiil yapan ekler

4. Fiilden isim yapan ekler

Çekim Ekleri

a) İsim çekim ekleri

*İyelik ekleri

*Hal ekleri

*Tamlama ekleri

*Çoğul ekleri

b) Fiil çekim ekleri

*Kip ekleri

*Kişi ekleri

Not : Olumsuzluk eki bazı dilciler tarafından yapım eki, bazıları tarafından da çekim eki olarak kabul edilir. Bu nedenle yukarıdaki gruba yazılmamıştır.

ÇEKİM EKLERİ

A) İSİM ÇEKİM EKLERİ

1. İYELİK EKLERİ : Eklendiği ismin karşıladığı varlığın kime veya neye ait olduğunu bildiren eklere denir.

Tekil Kişiler: Ben (-ım, -im, -um,-üm) Kitab-ım

Sen (-ın, -in, -un, -ün) Kitab-ın

O (-ı, -i, -u, -ü, -sı, -si, -su, -sü) Kitab-ı, araba-sı

Çoğul Kişiler: Biz (-ımız, -imiz, -umuz, -ümüz) Kitab-ımız

Siz (-ınız, -iniz, -unuz, -ünüz) Kitab-ınız

Onlar (-ları, -leri) Kitap-ları

2. HÂL EKLERİ : İsimlere gelerek onların durumlarını bildiren eklerdir. Durum ekleri olarak da adlandırılır.

a) İsmin Yalın Hâli ( Yalın Durumu) : Belirli bir eki yoktur. Hiç ek almayan veya hal ekleri dışındaki ekleri alan isimler yalın haldedir. (Ev, evim, evler..)

b) İsmin –i hâli (Belirtme Durumu) : Ekleri, -ı, -i, -u, -ü ‘dür. (Ev-i, kalem-i)

c) İsmin –e hâli (Yönelme Durumu) : Ekleri –e, -a ‘dır. (Ev-e)

d) İsmin –de hâli (Bulunma, kalma durumu) : Ekleri –de, -da , -te, -ta şeklindedir. (Evde, okulda…)

e) İsmin –den hâli (Çıkma, Ayrılma Durumu) : Ekleri, -den, -dan, -ten,

-tan şeklindedir. (Evden, okuldan…)

3. TAMLAMA EKLERİ : İsim tamlamalarında kullanılan –ın, -in, -un, -ün ve –ı, -i, -u, -ü ekleridir. (Ali’nin defteri, okulun duvarı…)

4. ÇOĞUL EKLERİ : İsimlere gelerek onların sayısını çoğaltan –lar, -ler ekleridir. (Evler, okullar…)

B) FİİL ÇEKİM EKLERİ

1. KİP EKLERİ : Fiillerin yapılış amacını ve zamanını bildiren eklere denir. (Gelmiş, gelir, gelecek….)

2. KİŞİ EKLERİ: Fiillere, kip eklerinden sonra gelerek o işi kimin yaptığını belirten eklere denir. (Geldi-m, okudu-n…)

EKLERLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER:

1)Türkçe’de dört çeşit –ı, -i, -u,-ü vardır. Bunların farkı cümlelerden anlaşılır.

Ev-i yandı (İyelik eki)

Ev-i yıktılar (Hâl eki)

Veli-nin ev-i (Tamlama eki)

Gez-i, yaz-ı (Yapım eki)

2) İyelik ekleri ile kişi ekleri karıştırılmamalıdır. İyelik ekleri isimlere, kişi ekleri fiillere gelir. (Ev-i-m….İyelik eki) , (Geldi-m…..Kişi eki)

3) Türkçe’de –ım, -im, -um, -üm ekleri hem iyelik eki, hem kişi eki, hem ek-fiil, hem de yapım eki olarak kullanılabilir:

İç-im kan ağlıyor (İyelik eki)

İstediğin parayı vereceğ-im (Kişi eki)

Bugün dünden daha iyiy-im (Ek-fiil)

Gözlerin bir iç-im su….(Yapım eki)

4) –lar, -ler ekleri bazen çoğul eki, bazen kişi eki, bazen de yapım eki olarak kullanılabilir:

Ev-ler şimdi daha güzel (Çoğul eki)

Dün bize geldi-ler (Kişi eki)

Bu millet nice Kemal-ler yetiştirdi. (Yapım eki)

NOT : -lar, -ler ekleri özel isimlere gelip onların anlamlarını değiştirirse yapım ekidir. Bu durumda kesme işareti kullanılmaz. Özel isme gelip çekim eki olursa kesme işareti kullanılır. (Dün gece bize Mehmetler geldi.)….Yapım eki

(Sınıftaki Mehmet’ler ayağa kalksın)…Çekim eki

5) Yapım ve çekim ekleri köklere getirilirken şu sıra izlenir:

Yaz-ı-s-ı –n -ı

Hal eki

Kaynaştırma harfi

İyelik eki

Kaynaştırma harfi

Yapım eki

Fiil Kökü

6) Aslında küçültme ve sevgi eki olan –cık bazen varlık isimleri yapar . (Tepe-cik, yavru-cuk ) Bu örneklerde küçültme anlamı varken; (badem-cik) kelimesinde bir organın adı söz konusudur.

7) –ı, -i, -u, -ü yapım ekleri hem fiilden isim yapar, hem de fiilden fiil yapar. (Kaz-ı çalışmaları başladı)…Fiilden isim yapma eki

(Boyayı kaz-ı-dı)..Fiilden fiil yapma eki

8. –ış, -iş ekleri bazen isim, bazen fiil yapar. (Tatlı bir bakışı vardı.)… Fiilden isim yapma eki. (Birbirlerine bakıştılar)… Fiilden fiil yapma eki.

YAPIM EKLERİ

Kök veya gövdelerin her zaman anlamını, bazen de türünü değiştiren eklere yapım ekleri denir. Dört ana grupta incelenir:

1) İsimden İsim Yapma Ekleri : İsim köklerine gelerek bunlardan yeni isimler türeten eklere denir. Bu ekler sadece kelimenin anlamını değiştirir, türünü değiştirmez. Bu eklerin başlıca olanları şunlardır:

1) –lık, -lik, -luk, -lük : (Gözlük, gecelik)

2) –cı, -ci, -cu, -cü : (Bek-çi, ev-ci) (“Bek” kelimesi Eski Türkçe’de “koruma, muhafaza etme” anlamında kullanılmıştır.)

3) –lı, -li, -lu, -lü : (Ev-li, su-lu)

4) –sız, -siz, -suz, -süz ( Ev-siz, Ök-süz) (“Ök” kelimesi Eski Türkçe’de “öğ” şeklindedir ve “ana” anlamına gelir.)

5) –ki : (demin-ki, şimdi-ki, yerde-ki, gökte-ki) (Yapım ekleri her zaman kökten hemen sonra gelirken, -ki eki bu kurala uymaz. –ki ekinden önce köke bir çekim eki gelir, sonra –ki yapım eki getirilir. –ki ekinin bazen kökten hemen sonra geldiği de görülür. Öte-ki, beri-ki…)

6) –cık, -cik, -cuk, -cük : (Ufa-cık, küçü-cük)

7) –cak, -cek, -çak, -çek : (Büyü-cek..)

8) –cağız, -ceğiz, -çağız, -çeğiz: (Köyceğiz, çocuk-çağız)

9) –ca, -ce, -ça, -çe : Türk-çe, ala-ca

10) –daş, -deş, -taş, -teş : soy-daş, ses-teş

11) –ncı, -nci, -ncu, -ncü : bir-i-nci, yedi-nci..

12) –ar, -er : beş-er..

13) –z : iki-z

14) –sı, -si,-su, -sü : çocuk-su

15) –ımsı, -imsi, -umsu, -ümsü: ekşi-msi

16) –layın, -leyin: akşam-leyin…

17) –cileyin : ben-cileyin

18) –an, -en : er-en, kız-an (olgun çocuk)

19) –ç: ana-ç

20) –cıl, -cil, -cul, -cül, -çıl, -çil, çul, çül: ev-cil, balık-çıl…

21) –man, -men : koca-man

22) –aç, -eç : kır-aç, top-aç

23) –şın : sarı-şın

24) –ak, -ek : sol-ak, top-ak

25) –k : bebe-k, top-u-k

26) –t : yaş-ı-t

27) –ay, -ey : kuz-ey (Kuz : Güneş görmeyen yer)

28) –sul : yok-sul

–la, -le : kış-la , yay-la ( Eski Türkçe’den günümüze z, y

29) değişmesiyle “ yazın gidilecek yer “ anlamındadır.

2) İsimden Fiil Yapma Ekleri: İsim kök veya gövdelerine gelerek bunları fiile dönüştürür. Bu tür ekleri alan kelimelerin hem anlamı, hem de türü değişir. Başlıca ekleri şunlardır:

1) –la, -le: su-la, top-la…

2) –al, -el: az-al, dar-al…

3) –l : ufa-l…

4) –a, -e : yaş-a, boş-a…

5) –ar, -er : sar-ar (sarı)

6) –da, -de : şırıl-da..

7) –kır, -kir, -kur, -kür : tü-kür, püs-kür..

8) –k : gec-i-k…

9) –r: deli-r-..

10) –msı, -mse :azı-ı-msa…

3) Fiilden Fiil Yapma Ekleri: Fiil kök veya gövdelerine gelerek bunlardan yeni fiiller türeten eklerdir. Bu ekler kökün anlamını değiştirir fakat türünü değiştirmez. Başlıca ekleri şunlardır:

b) -n: giy-i-n…

c) –l : kır-ı-l…

d) –ş : döv-ü-ş…

e) –r : aş-ı-r..

f) –t : kızar-t…

g) –dır, -dir, -dur, -dür, -tır, -tir, -tur, -tür : koş-tur…

h) –ar, -er : çık-ar..

i) –a, -e : tık-a…

j) –ı, -i, -u, -ü : kaz-ı…

k) –mse: gül-ü-mse

l) –ala, -ele : kov-ala

4) Fiilden İsim Yapma Ekleri : Fiil kök veya gövdelerine gelerek bunlardan isimler türeten eklerdir. Bu ekleri alan kelimelerin hem anlamı, hem de türü değişir. Fiilden isim yapım eklerinin başlıcaları şunlardır:

1) –mak, -mek : yapmak…

2) –ma, -me : kıy-ma, sar-ma…

3) –ış, -iş, -uş, -üş : bak-ış…

4) –m : giy-i-m..

5) –k : çatla-k..

6) –ak, -ek : dön-ek…

7) –n : tüt-ü-n…

8) –gı, -gi, -gu, -gü, -kı, -ki, -ku, -kü: say-gı…

9) –ga, -ge : böl-ge…

10) –gın, -gin, -gun, -gün, -kın, -kin, -kun, -kün : dal-gın…

11) –gan, -gen, -kan, -ken : sıkıl-gan…

12) –gıç, -giç, -guç, -güç : dal-gıç…

13) –gaç, -geç : yüz-geç…

14) –ıcı, -ici, -ucu, -ücü : uç-ucu…

15) –ç : usan-ç…

16) –ı, -i, -u, -ü : gez-i…

17) –a, -e, : yar-a…

18) –ntı, -nti, -ntu, -ntü : boz-u-ntu…

19) –t : geç-i-t…

20) –l : ışı-l…

21) –sı, -si, -su, -sü : sin-si…

22) –anak, -enek: gör-enek…

23) –aç, -eç : gül-eç…

24) –alak, -elek : yat-alak…

25) –maç, -meç : yırt-maç…

26) –sal, -sel : uy-sal…

27) –man, -men : seç-men, öğret-men…

28) –sak: tut-sak…

29) –ca, -ce : eğlen-ce…

30) –maca, -mece : bul-maca..

Ses Bilgisi Ve Yazım Kuralları

06 Kasım 2007

SES BİLGİSİ ve YAZIM KURALLARI

A) Ünlü Uyumları

B) Ünsüz Değişmeleri

C) Ses Olayları

D) Yazım Kuralları

Bir dilin seslerini ve seslerle ilgili özelliklerini inceleyen dilbilgisi dalına SES BİLGİSİ (Fonetik) denir.

Dilimizde sesleri karşılayan 8 ünlü (sesli), 21 ünsüz (sessiz) harf vardır. Sesler heceleri, heceler de sözcükleri oluşturur. Ünlülerin hece değeri vardır. Ünsüzlerin hece değeri yoktur. Sözcükteki ünlü sayısı hece sayısını belirler.

ÜNLÜ UYUMLARI

1- Büyük Ünlü Uyumu : Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde ince ünlü varsa, diğer hecelerinde de ince; kalın ünlü varsa, diğer hecelerinde de kalın ünlü bulunmasıdır.

İlk Hece Sonraki Hece

Kalın Kalın

(a, ı, o, u) (a, ı, u)

İnce İnce

(e, i, ö, ü) (e, i, ü)

2- Küçük Ünlü Uyumu : Türkçe sözcüklerde, her düz ünlüyü düz ünlüler; yuvarlak ünlüleri de ya düz geniş (a, e) ya da dar yuvarlak (u, ü) ünlüler izler. Küçük ünlü uyumuna ‘’Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu’’ da denebilir.

İlk Hece Sonraki Hece

Düz Düz

(a, e, ı, i) (a, e, ı, i)

Yuvarlak Dar-Yuvarlak, Düz-Geniş

(o, ö, u, ü) (a, e, u, ü)

* ‘’O, ö’’ sesi yalnızca ilk hecede bulunur; sonraki hecelerde bulunmaz.

* ‘’-yor’’ ekindeki ‘’o’’ sesi bu kuralı bozar. (Bilmiyor – Gülmüyor…)

* Kamyon , radyo, doktor, horoz, motor, sözcükleri Türkçe değildir.

* Çamur, yağmur, tavuk, kabuk, kavun, gibi sözcükler Türkçe olmalarına karşın küçük ünlü kuralına uymaz.

DİKKAT ; Bileşik sözcüklerde ünlü uyumu aranmaz; gerekirse her sözcükte ayrı ayrı aranır.

* Ünlü Uyumları Türkçe Sözcüklerde Aranır.

‘’ Kalem, cihan, adalet, şükran, insan, mecmua….’’ sözcükleri yabancı kökenli olduğu için bu kuralın dışındadır.

* Anne, elma, kardeş, hangi sözcükleri (ana-alma-kardaş-kangı) gerçek biçimlerinden uzaklaştıkları için büyük ünlü uyumuna aykırı gibi görünürler. Bu sözcükler Türkçedir.

BÜYÜK ÜNLÜ UYUMUNA UYMAYAN EKLER

- yor = geliyor, seviyor, gülüyor

- ken = koşarken, ağlarken, bakarken

- ki = yukarıdaki, ondaki, dosyadaki

- leyin= akşamleyin, sabahleyin

- imtrak=yeşilimtrak, ekşimtrak

- daş = gönüldaş, ülküdaş

ÜNSÜZ DEĞİŞMELERİ

1- Ünsüz Yumuşaması : Sözcüğün sonundaki p, ç, t, k, ünsüzlerinin, ünlü ile başlayan ek aldıklarında b, c, d, g, ğ ünsüzlerine dönüşmesidir.

Kürek + i = Küreği Umut + u = umudu

Çorap + ı = Çorabı Sevinç + i = Sevinci

* Tek hecelilerin ve –t ekiyle türemiş sözcüklerin çoğu bu kurala uymaz.

Sırt + ı = Sırtı Sap + ı = Sapı

Anıt + a = Anıta Yakıt + ın = Yakıtın

* Yabancı sözcüklerin çoğunda da aynı durum vardır.

Millet + in = Milletin Saat + e = Saate

1- Ünsüz Sertleşmesi : Dilimizdeki ; c, d, g, ünsüzleriyle başlayan eklerin sert ünsüzlerle biten sözcüklere eklendiklerinde ; ç, t, k ünsüzlerine dönüşmesidir.

çiçek + ci = çiçekçi sert + ce = sertçe

beş + de = beşte sus + gun = suskun

hafif + dir = hafiftir dolap + dan = dolaptan

ağaç + da = ağaçta külah + cı = külahçı

* Bileşik sözcüklerde diğer kuralların yanı sıra bu kuralın da aranmaması gerekir ; Akdeniz, üçgen, akciğer

SES DÜŞMESİ

1- Ünlü Düşmesi : İki heceli olup ikinci hecesinde dar ünlü (ı, i, u, ü) bulunan sözcüklere ünlüyle başlayan

A- Akıl-ı = Aklı

Şehir-i = Şehri

Beyin-imiz = Beynimiz

B- Sızı-la-mak = Sızlamak

Koku-la-mak = Kokmak

Yumurta-la-mak = Yumurtlamak

C- Sarı-ar-mak = Sararmak

Yeşil-er-mek = Yeşermek

Kara-ar-mak = Kararmak

D- Kimi eylemlerden ad yapılırken ünlü düşmesi görülebilir ;

Ayır-mak = Ayrım

Kıvır-mak = Kıvrım

Sıyır-mak = Sıyrık

E- Söyleyiş kolaylığından kaynaklanan ünlü düşmesi görülebilir.

Orada = Orda

Burada = Burda

Şurada = Şurda

F- Kimi bitişik yazılan bileşik eylemlerde ünlü düşmesi görülebilir.

Kayıp-olmak = Kaybolmak

Zehir-olmak = Zehrolmak

Hapis-etmek = Hapsetmek

2. Ünsüz Düşmesi

Bazı sözcüklerin yapım eki alırken sonlarındaki ‘’k’’ sesini kullanmamalarıdır.

Alçak-al-mak = alçalmak

Ufak-cık = ufacık

SES AŞINMASI

Bileşik sözcüklerde ilk sözcüğün son hecesi ile ikinci sözcüğün ilk hecesindeki ses benzerliğinin kaynaşması sonucu oluşur.

Pazar-ertesi = Pazartesi

Ne-için = niçin

Ne-asıl = nasıl

Bu-ara = bura

Bazı sözcüklerin de başındaki veya sonundaki ses zamanla aşınmıştır.

Isıcak = sıcak

Isıtma = sıtma

Kışlak = kışla

Kadıköyü = kadıköy

SES TÜREMESİ (Ünlü türemesi)

Bazı sözcüklerde sözcük yapım eki alırken,pekiştirilirken veya bileşik sözcük oluşturulurken bir, ya da

Birden fazla sesin türemesidir.

Genç+cik = gencecik

Düp+düz = düpedüz

Bir+cik = biricik

Sırsıklam = sırılsıklam

ÜNSÜZ TÜREMESİ

Bitişik yazılan bileşik eylemlerde görülür.

Af etmek = affetmek

His etmek = hissetmek

Hal etmek = halletmek

Zan etmek = zannetmek

Ret etmek = reddetmek

Haz etmek = hazzetmek

ÜNLÜ DARALMASI

A ve E ünlüleri ile biten eylemlere şimdiki zaman eki ‘’-yor’’ getirildiğinde eylemin ünlüsü ‘’ı, i, u, ü’’ ye

Dönüşür.

Bekle-yor = bekliyor

Özle-yor = özlüyor

Kokla-yor = kokluyor

* Kaynaştırma harfi ‘’y’’ nin daraltıcı özelliği yoktur.

Söyle-ecek = söyleyecek

Gözle-en = gözleyen

U L A M A

Ünsüzle biten sözcükten sonra ünlüyle başlayan sözcük geldiğinde sözcüklerin birbirlerine eklenerek

Söylenmeleridir.

Sizden + aldığım + elmalar + ekşiymiş

Sözcükler arasında noktalama işareti varsa eklenerek okunmaz, yani ulama yapılmaz. ;

Annem, onu hiç beğenmemiş.

KAYNAŞMA

Ünlüyle biten sözcük ünlüyle başlayan bir ek aldığında arada ‘’y, ş, s ,n’’ ünsüzlerinden birinin kullanılmasıdır.

Sevgi + in = sevginin

Etki + i = etkisi

Başla + an = başlayan

İki + er = ikişer

* Ünlüyle biten bazı sözcüklere ‘’-de, den’’ eki getirildiğinde de kaynaştırma harfi kullanılır.

O + da = onda

Bu + dan = bundan

* ‘’İle’’ sözcüğü, ünlüyle biten sözcüğe ulandığında ‘’i’’ sesi ‘’y’’ sesine dönüşür

ünlü ile = ünlüyle

babası ile = babasıyla

BÜYÜK HARFLERİN KULLANILMASI

1- Cümlelerin ilk sözcüğünün başında kullanılır

2- Dizelerin ilk sözcüğü de büyük harfle başlar.

3- Her türlü özel adın başında kullanılır

4- Özel adlarla kullanılan lakaplar ve unvanlar, büyük harfle başlar

5- Belli bir tarih bildiren ay ve gün adları büyük harfle başlar

6- Ulusal ve dinsel bayramlarda, bayram niteliği kazanmış günlerin adları büyük harfle başlar

7- Dünya,güneş,ay sözcükleriyle gezegen adları gökbilim ve coğrafya terimi olarak kullanıldıklarında büyük harfle başlar.

8- Gazete,dergi,kitap adlarının ve yazı başlıklarının her sözcüğü büyük harfle başlar

9- Yazışmalarda hitaplar ve adresler büyük harfle başlar

10- Yön bildiren adlar ve ‘’aşağı, orta, uzak, iç, eski’’ gibi sözcükler özel adlarla kullanıldıklarında büyük harfle başlar. Orta Anadolu / Güney Avrupa / Aşağı Ayrancı / Küçük Menderes / Eski Kızılelma

11- Levhalar ve açıklama yazıları

12- Özel adlardan türetilen sözcükler

13- Bir tür adıyla oluşan özel adların ilk harfi büyük olur. Lozan Anlaşması / Kurtuluş Savaşı gibi.

ÖZEL ADLARIN YAZIMI

* Özel adlar büyük harfle başlar ve çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılarak yazılır

Belediye Atatkule’yi satacakmış.

* Özel adlara getirilen yapım ekleri kesme işaretiyle ayrılmaz.

On bir yıldan sonra artık Ankaralı sayılmalıyım.

* Eklendiği sözcüğe ulus veya aile anlamı katan ‘’-ler’’ eki kesme işaretiyle ayrılmaz.

İngilizler 1. Dünya Savaşı’nda gerçek yüzlerini gösterdiler.

Leylalar yarın dönecek mi?

BİLEŞİK EYLEMLERİN YAZIMI

1. Yardımcı eylemle bir ad soylu sözcükten kurulan bileşik eylemler bazen bitişik, bazen de ayrı yazılır.

Ad soylu sözcükte ses düşmesi veya türemesi olursa, bitişik yazılır.

Kendini günlerce eve (hapsetti)

Onu görünce sevineceğini (zannediyorum)

Ad soylu sözcükte ses düşmesi veya türemesi olmazsa, ayrı yazılır.

Hiçbir şey onu (teselli etmedi)

Herkes bu olaydan (söz ediyor)

2. İki eylemden oluşan özel bileşik eylemler bitişik yazılır ;

Yazabilmek – uyuyakalmak – yıkayıvermek – süregelmek – bayılayazmak

EKEYLEMLERİN YAZIMI

* Ekeylemler bitişik veya ayrı yazılabilir. Genel eğilim bitişik yazma yönündedir.

* Ünsüzle biten sözcüklere eklendiklerinde başındaki ünlü düşer.

Tuzsuz idi tuzsuzdu

Islak imiş ıslaktı

Açık ise açıktı

* Ünlüyle biten sözcüklere eklendiklerinde başındaki ‘’i’’ ünlüsü y’ye dönüşür.

Silgi idi silgiydi

Ekşi imiş ekşiymiş

Sarı ise sarıysa

* Sert ünsüzle biten bir sözcüğe eklenen ‘’idi’’ ekeyleminin ünlüsü düşerken ünsüzü de sertleştirir ;

Çocuk idi çocuktu

Boş idi boştu

PEKİŞTİRİLMİŞ VE BİLEŞİK SÖZCÜKLERİN, İKİLEMELERİN YAZIMI

1- Dilimizdeki bütün ikilemeler ayrı yazılır, aralarında noktalama işareti kullanılmaz ;

Konuşa konuşa / allak bullak / el ele / boşu boşuna / karış karış / konu komşu

2- Anlam kayması veya ses düşmesi yoluyla oluşan bileşik sözcükler bitişik yazılır.

Sütlü aş sütlaç

Ne için niçin

Katırtırnağı/devetabanı/danaburnu

* Terim olan bileşik sözcükler anlam kayması olmasa da bileşik yazılır.

Buzdağı / bezdoku / takımada / çanak yapraklılar

* Terimlerde niteleyici, belirtici sözcükler ayrı yazılır.

Doğru orantı / sabit çarpan / içbükey ayna / en küçük ortak kat

* Pekiştirilmiş sözcükler her zaman bitişik yazılır ;

Paramparça / yemyeşil / kupkuru / apaçık

‘’İ L E’’ SÖZCÜĞÜNÜN EK OLARAK YAZIMI

İle sözcüğü, sözcüklerden ayrı veya sözcüklere bitişik yazılabilir.

* Ünsüzle biten sözcüğe ek olarak getirildiğinde başındaki ünlü düşer, büyük ünlü uyumuna uyar ;

Çiçek ile çiçekle

Uçak ile uçakla

* Ünlüyle biten sözcüklere eklendiğinde başındaki ‘’i’’ ünlüsü y’ye dönüşür;

Sevgi ile sevgiyle

Tatlı ile tatlıyla

‘’ K İ’’ BAĞLACININ ve ‘’K İ’’ EKİNİN YAZIMI

1- Bağlaç olan ‘’Kİ’’ , ayrı yazılır ; Ağır git ki yol alasın

Ki bağlacı birkaç sözcükte kalıplaşmış olarak bitişik yazılır ; mademki / sanki / halbuki / oysaki

2- -Ki eki sözcüğe bitişik yazılır ve ünlü uyumlarına uymaz

Geçmişteki hatalardan ders almalıyız.

Onunki buluttan nem kapmak

* Birkaç sözcükte –ki eki küçük ünlü uyumuna uyar ;

O günkü , dünkü , öbürkü

‘’DE’’ BAĞLACININ VE ‘’-DE’’ EKİNİN YAZIMI

1- Bağlaç olan DE, ayrı yazılır; kendinden önceki sözcüğün son ünlüsüne göre büyük ünlü uyumuna uyar.

Geleceğimi biliyordu da beklememiş.

Çiçek de çocuk gibidir.

2- Ek olan –de, sözcüğe bitişik yazılır; büyük ünlü uyumuna uyar.

Sobada pişirilen güvecin tadına doyum olmaz.

Törende konuşmak istemiyormuş

* Sert ünsüzle biten sözcüklere eklenen –de ekinin ünsüzü sertleşir.

Bu saatte kimseyi bulamayız

Güneşte fazla kalınca bayılmış.

‘’Mİ’’ NİN YAZIMI

* Her zaman kendinden önceki sözcükten ayrı yazılan ‘’mi’’, büyük ve küçük ünlü uyumlarına uyar.

Annenin söylediklerini duydun mu ?

Gazete aldın mı ?

İlaçlarını içtin mi?

* Cümleye soru anlamı katılmadığında da Mİ , kendinden önceki sözcüğe bitişik yazılmaz; cümlenin sonuna da soru işareti konulmaz.

Bebek annesini gördü mü gülüyor.

İnsan direndi mi her güçlüğü yener.

KISALTMALARIN YAZIMI

1- Kurum ve kuruluş adları, her sözcüğün ilk harfi alınarak ve büyük yazılarak kısaltılır.

Türk Dil Kurumu / TDK Devlet Su İşleri / DSİ

Bu kısaltmaların sonuna nokta koymak yanlıştır.

Kısaltmaya getirilen ek, son harfle uyumludur ve kesme işareti ile ayrılır.

Sonunda ODTÜ’yü kazandı

2- Bileşik sözcükler, ilk sözcüğün ilk üç harfiyle ikinci sözcüğün ilk harfi alınarak ve sonuna nokta konularak

kısaltılır.

Anlambilim = anlb.

Dilbilim = dilb.

3- Diğer sözcükler, ilk harfleri, ilk iki veya ilk üç harfleri alınarak ve sonuna nokta konularak kısaltılır. Özel adların kısaltması büyük harfle başlar.

Cilt = c. Sayfa = s. İstanbul = İst. Ankara = Ank.

* Makam ve san bildiren sözcüklerin kısaltmaları da büyük harfle başlar.

Dr. Ayhan DEMİR

Binb. Yücel ÖZDEN

SAYILARIN YAZIMI

Sayılar yazıyla ya da rakamla yazılır. Sayıların ne zaman yazıyla, ne zaman rakamla yazılacağı, uygulamadaki ilkelerle belirlenmiştir.

* Bilimsel olmayan, kesinlik aranmayan yazılarda sayılar yazıyla gösterilir.

Ayni okulda iki yıl birlikte çalıştık.

* İki ya da daha çok rakamlı sayılar yazıyla gösterildiklerinde birbirinden ayrı yazılır.

Yemeğe on beş kişi katıldık.

* Bilimsel yazılarda, kesinlik aranan konularda sayılar rakamlarla yazılır.

Ankara-İstanbul arası 486 Km.dir.

* Rakamlarla yazılan sayılardan sonra gelen ekler, kesme işaretiyle ayrılır.

Ankara’ya 1980’de geldi.

* Çok basamaklı büyük sayıların ana basamaktan sonraki basamakları sayıyla gösterilebilir.

Bu evler 5 Milyara satılıyor.

* Parayla ilgili işlemlerde – araya ekleme yapılmasını önlemek amacıyla – sayılar, yazıyla yazılırken bütün basamakların bitişik yazılması yaygın bir kuraldır.

Beşyüzbin – üçyüzellimilyon

TARİHLERİN YAZIMI

Yıl bildiren sayılarda yalnızca Arap rakamları kullanılır. Ayları göstermede Arap veya Romen rakamları kullanılır.

Günlerde yalnızca Arap rakamları kullanılır. Gün, ay, yıl bildiren rakamların arasında nokta kullanılır.

20. 12. 1995 / 27. VI. 1984

* Aylar yazı ile de gösterilebilir. Böyle yazılan tarihlerde gün, ay, yıl arasında nokta kullanılmaz.

27 Mart 1996

* Tarihlere gelen ekler kesme işaretiyle ayrılır.

Arabası 20 Nisan 1996’da teslim edilecek.

YABANCI SÖZCÜKLERİN YAZIMI

* Yabancı sözcükler, Türkçede söylendikleri gibi yazılır. Ancak şu özelliklere dikkat edilir.

1- Başında iki ünsüz bulunan yabancı sözcüklerin ya da sonunda iki ünsüz bulunan kimi yabancı sözcüklerin yazımında ünsüzlerin arasına ünlü konulmaz. ; fren, kristal, program, staj, lüks, film, militarizm, şart, mest

* Sonunda iki ünsüz bulunan kimi yabancı sözcüklerin bu ünsüzleri arasında ünlü vardır.

Ritim, cisim, ilim

2- Yabancı sözcüklerin iç sesindeki ‘’g’’ ler, ‘’ğ’’ ye çevrilmez; biyografi, daktilografi, dogmatizm, diyagram, kardiyografi , magma, paragraf, program, (Proğram değil)

Bununla birlikte yerleşmiş kimi eski sözcüklerde iç sesteki g’lerin ğ’ye dönüştüğü görülür. Coğrafya, fotoğraf gibi.

* Yabancı sözcüklerin sonunda bulunan ‘’g’’ ler de , yukarıdaki örneklerde olduğu gibi korunur.

Arkeolog, biyolog, diyalog, katalog, jeolog, pedagog, Türkolog

3- Yabancı sözcüklerde, yan yana bulunan ünlüler arasına genellikle, v, y, ünsüzleri girmez; Arkeolog, ideal, realizm, jeolog, meteoroloji…

YABANCI ÖZEL ADLARIN YAZIMI

* Özel adların, kendilerine özgü yazılımlarını korumak gerekir. Ancak, bütün dünya ayni yazıyı kullanmadığı için , her ulusun dilinde geçen özel adları kendi abcmizle yazma olanağı yoktur.

1- Latin abecesi kullanan uluslarla ilgili özel adların özgün yazımları, gerekli görülen durumlarda korunur.

Shakespeare, New Orleans, Newton, Edward, Chateaubriand, Greenwich, Bordeaux, Descartes, Mary…

* Yabancı adların yazımında harfler üzerindeki işaretler, olanaklar ölçüsünde korunur. ; Moliere, Merimiee

* Ancak, bu özel adların okunuşları, metinde geçtiği ilk yerde ayraç içinde gösterilir. Shakespeare (Şekspir) gibi. Bu harflerin okunuşlarını gösteren sözcüklerin baş harfleri de büyük yazılır.

2- Latin harfleri kullanan ülkelerden dilimize, asıllarından başka türlü söylenişle girmiş olan özel adlar,bu söylenişe göre yazılır. Marsilya (aslı Marseille) Londra (aslı London)

3- Latin abecesinden başka bir abece kullanan uluslardan alınan özel adlar Türkçede söylendiği gibi yazılır. Konfüçyus, Bağdat, Rimski, Korsakof, Tolstoy, Pekin….

4- Yabancı adlardan gelip anlamca genelleşerek terim niteliği kazanmış adlar, Türkçede söylendiği gibi ve küçük harflerle yazılır. Amper, giyotin, volt, vat, kolonyo, röntgen, jilet, kanarya….

BİLEŞİK YA DA BİRKAÇ SÖZCÜKLÜ ÖZEL ADLARIN YAZIMI

1- Birkaç sözcükten oluşan adlar ve soyadları bitişik yazılır.

Adlar ; Gündoğdu -Gültekin – Hüdaverdi – İlknur – Yurdanur

Soyadlar ; Berker – Çetinkaya – Enginar – Ulucan – Karafakıoğlu

Ad ve soyadları ayrı yazılır. Adların ve soyadların yazımı nüfus cüzdanındaki biçimlerine bağlıdır.

2- İl, ilçe, bucak ve köy adlarının yazımında, devletçe belirlenmiş biçimlere uyulur. Bunlarda da uygulanan yöntem, birkaç sözcükten oluşan adların bitişik yazılması yöntemidir.

Acıpayam – Eskişehir – Gaziantep – Akdağmadeni – Kocamustafapaşa – Kadınhanı – Eskipazar

3- Kavramı kendi başına bildiremeyip ancak bir tür adı ile tamamlanan özel yer adlarından tür adı ayrı olmak üzere, her iki sözcük de büyük harfle başlatılır.

Ağrı Dağı – Eğridir Gölü – Van Gölü – Gülek Geçidi – Konya Ovası – Manavgat Çayı

4- Bunlar gibi, deniz, dağ, köy, göl, su, ırmak adlarıyla tamamlanıp kalıplaşmış ve ileriden beri bitişik yazılagelmiş özel yer adları da vardır.

Akdeniz – Karadeniz – Kızılırmak – Göksu – Uludağ – Kavaklıdere – Halıdere – Pamukova – Sivrihisar

5- Bir tür adı ile oluşan tarihsel olay adlarının her sözcüğü ayrı yazılır ve her sözcük büyük harfle başlatılır.

Kurtuluş Savaşı – Lozan Antlaşması – Başkumandanlık Meydan Savaşı – Kavimler Göçü – Haçlı Seferleri

6- Bir özel adla tür adından kurulan devlet, kurum adları da ayrı yazılır ve her sözcüğü büyük harfle başlatılır.

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Barajı , Osmanlı İmparatorluğu

7- Bir özel ad ve bir tür adı ile yapılmış olan tür adlarında, tür gösteren ikinci sözcük küçük harfle yazılır.

Ankara keçisi – Van kedisi – Amasya elması – Oltu taşı – Mustafabey Armudu

8- Bir olayı, bir kişiyi yaşatmak için bir yere , kuruma verilmiş olan özel adlar , aslına uygun olarak ve büyük

Harflerle başlatılarak yazılır.

Namık Kemal Okulu – Gazi Osman Paşa Mahallesi – Şehit Adem Yavuz Sokağı – İsmet İnönü Meydanı

Teyfik Fikretin Sanat Anlayışı Yardımm!!!

06 Kasım 2007

Tevfik Fikret

Tevfik Fikret

26 Aralık 1867 tarihinde İstanbul’da Aksaray’da doğmuştu. Önce Mahmudiye Rüştiyesi’ni, ardından 1888′de Mekteb-i Sultani’yi bitirdi. Birincilikle bitirdiği okuluna 1892 yılında Türkçe öğretmeni olarak atandı. Bu sıralarda edebiyat çevrelerinde tanınmaya başlanmış, Mirsad dergisinin açtığı şiir yarışmasında birincilik ödülüne değer görülmüştü. 1894′te Malumat dergisini çıkaranlar arasındaydı. İlk protesto eylemini 1895′te hükümetin memur maaşlarından kesinti yapmasına tepki olarak Mekteb-i Sultani’deki görevinden istifa ederek gerçekleştirdi. Edebiyat-ı Cedide’nin gözbebeğiydi Fikret, 1896′da Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri müdürlüğüne getirilmesiyle derginin ismi Edebiyat-ı Cedide akımıyla bütünleşti. Ancak ne dergilerin yazarlarını besleyecek gücü vardı ne de güvenebileceği bir aile mirası. Kendisini “Batı düşünce disiplinlerine hâkim bu garip Doğulu muhalif şair” olarak gören Robert Koleji misyonerlerinin davetini işte bu nedenle kabul edecek, dünyanın öbür ucunda aradığı bilim ve sanat cennetini, hemen yanı başında bulacaktı. Düşünce ve davranışlarında hiç değilse okulun kapladığı alan içinde özgürdü artık. Ne yazık ki, dışarısı değişmemişti. II.Abdülhamid devrinin muhaliflere uyguladığı baskılar sürüyordu. Tevfik Fikret de birkaç kez gözaltına alındı, evi arandı. Bir süre sonra dergideki görevinden ayrıldı. 1906’da Robert Kolej’in hemen yakınında bir ev yaptırarak “Aşiyan” adını verdi, eşi ve oğlu Haluk’la birlikte buraya yerleşti.

II. Abdülhamid’in saltanatına son verip özgürlük vaadleriyle ilan edilen II. Meşrutiyet (1908) Tevfik Fikret’i yeniden ümitlendirdi. Yayımcılığa geri döndü; Hüseyin Kazım Kadri ve Hüseyin Cahit (Yalçın) ile birlikte Tanin gazetesini çıkardılar; ancak bu da hüsranla sonlanacaktı. Tanin, İttihat ve Terakki’nin yayın organı haline getirilmek istenince buna karşı çıktı ve ayrıldı. Yine de vazgeçilemez bir ismi vardı; Mekteb-i Sultani müdürlüğüne getirildi. Bu kez 31 Mart İsyanı patlamıştı. Olayları protesto ederek istifa etti, öğrencilerin ısrarıyla ikna edildi, sekiz ay sonra yeni Maarif Nazırı Emrullah Efendi ile anlaşamayarak görevinden bir daha dönmemek üzere ayrıldı. Tevfik Fikret, İttihat ve Terakki iktidarına da muhalifti artık. Zaten zihnen ve bedenen yorulmuştu. Aşiyan’a çekildi. Bedeni, yakalandığı ağır şeker hastalığı sırasında geçirdiği bir ameliyatı kaldıramadı…

Türkiye’de her dönem bir bellek yitimiyle başlar; eskiler, sanki hiç yaşamamış, hiç üretmemiş, toplumsal zihniyete hiç etki etmemişçesine, milli eğitim müfredatının sevimsiz “Edebiyat Bilgisi” kitaplarında soluk birer çehre olmaya terk edilirler. Tevfik Fikret, eskilerin en “şanslı”larından sayılırsa da, hala hatırlarda kalması şiirleri ve modern şiire yaptığı katkılarından değil, siyasi amaçlı kısır polemiklere çerez yapıldığındandır. Bugünlerde ölümünün 90.yılı münasebetiyle bir kez daha andığımız Fikret, Aydınlanma ideallerine, eşitlik ve özgürlük düşüncesine bağlanmışlığıyla, toplumsal sorunları şiirlerine ateşli bir dille taşımasıyla, muhafazakar kesimlerin en ağır saldırılarına maruz kalmış Osmanlı aydınlarının en önemli ismidir.

Modern Şiirin Temsilcisi

Osmanlının son döneminde yetişen Tevfik Fikret’in şiirleri bu dönemin bütün gerilimlerini barındırır. Şairliğinin yanında sanat konusundaki birikimi, fikirleri ve ressamlığıyla da dikkat çeken Fikret, Osmanlı şair geleneğindeki saray himayesine sığınmışlığı reddetmesini bilen, korku, kuşku ve gerilim içinde yaşamasına rağmen iktidarların gölgesine sığınmayan, emeğiyle geçinen, kendi ifadesiyle “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” bir sanatçıydı. Sanat hayatını alıntılarla özetleyeceğim:

“Küçük yaşlarda yazmaya başladığı ilk şiirlerinde iç dünyasından gelen sesleri yansıtmaya çalışan Tevfik Fikret, Muallim Naci ve Recaizade Mahmut Ekrem’in şiir anlayışları arasında uzun bir arayış dönemi geçirmiştir. Daha sonra Fransız şiiriyle tanınmış ve özellikle Françoıs Coppe’den etkilenerek kendi şiiri aramaya başlamıştır. Fikret’in Fransız edebiyatındaki "şiirsel yazı" türünün etkisiyle dize sonlarını değişik eylem kipleriyle ya da eylemsiz bağladığı şiirleri, beyit bütünlüğünü kırıp dizeyi özgür bırakması aruz ölçüsünün katı kalplarını genişletmiştir. Fikret aşırı titiz tutumu ve en küçük ayrıntılar üzerinde durmasıyla kendine özgü bir üslup yaratmış ve çağına damgasını vurmuştur. Biçimsel kaygıları hiçbir zaman bırakmamış, sürekli yenilik aramıştır. Rübab-i Şikeste’de (1900), toplumsal konulara ağırlık veren şiirlerinin yanı sıra günlük konuşma diline yakın şiirleri de vardır. Betimlemelerindeki ayrıntı ustalığı ressam kişiliğiyle de ilgili olan Fikret’in doğa şiirlerinde, doğayla neredeyse örtüşmeye varan bir uyum görülür. Oğlu Haluk’un, onun şiirlerinde büyük etkisi olmuştur. İkici şiiri Haluk’un Defteri’ndeki (1911) şiirler, en iyimser ve umutlu şiirlerdir. Bu şiirlerinde Fikret oğluna ve Osmanlı gençliğine çalışkanlık, yurt sevgisi, hak ve hukuktan yana olma gibi erdemleri öğütlemiştir. Rübabın Cevabı’ndaki (1911) "Tarih-i Kadime Zeyl" şiirinde de Mehmet Akif’in (Ersoy) suçlamalarına karşılık vermiş, din ve doğa konusundaki görüşlerini ortaya koymuş, kendisinin de doğanın bir izleyicisi olduğunu söylemiştir. Şermin ise (1914) Fikret’in, yalın bir dil ve kısa dizelerden kurulu dolaysız bir anlatımın egemen olduğu şiirlerinden oluşur.

Fikret, bir şâir olarak ülkenin içinde bulunduğu bu şartlardan derinden etkilenmiş, kâh Ömr-i Muhayyel’i (1898) yazarak her hakikatten uzak, herkese meçhul bir diyara gitmek, kaçmak, bütün insanlardan uzak orada yaşamak istemiş, kâh Gayya-yı Vücut’u (1899) yazarak hayatı ‘solucanlarla, sülüklerle, yılanlarla dolu’ kokuşmuş bir bataklığa benzetmiş, kâh Sis’i (1902) yazarak imparatorluğu sembolize eden imparatorluk başkenti İstanbul’u mel’un ve menfur bir şehir olarak tasvir etmiş ve yaşlı, ahlâksız bir kadına benzetmişti.

Bütün bu şiirlerinde karamsar, bedbin ve gelecekle ilgili bütün umutlarını yitirmiş, melânkoli içinde kıvranan Rübab-ı Şikeste şâirinin, 1905 yılında yazdığı Sabah Olursa şiirinde hayat karşısında takındığı tavır, önemli bir değişikliğe uğrar. Sabah Olursa şiiri, Fikret’in içinde, büyüyen oğlu ile beraber sosyal bir kurtuluş ümidinin uyandığını gösterir.

Bir sanatçı ve entelektüel olarak Fikret, sorunlara karşılık aradıkça, dünya görüşü yaşadığı dönemin kültür koşullarını aşmıştır. Özgürlük ve eşitlik anlayışı ezilen insanların çıkarları doğrultusunda toplumsal bir öz kazanmıştır. Sınıfsal çıkarlara dayalı yönetim biçimini eleştirmiş, belli egemen sınıfların koyduğu yasalara ve yönettiği devlete karşı çıkmıştır. Ekonomik hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan kitleleri kağıt üstündeki siyasal özgürlüklerinin bir anlamı olmadığını göstermiştir. Fikret’in düşüncesinde en önemli yan insana verdiği önemdir. Ona göre bütün sorunların üstesinden gelecek, mutlu yarınları hazırlayacak olan insandır. İnsanın üstünlüğünü sağlayan duyarlığı ve sezgi gücü değil, düşünme gücü ve aklıdır.”

Ölümünden Sonra

Siyasi yelpazenin bütün renkleri için Tevfik Fikret’in başka bir anlamı var. Ama asıl kavga, sanki bir zamanlar Fikret’le Mehmet Akif Ersoy arasındaki yaşanan polemiğin taraflarıymışçasına Kemalistlerle İslamcılar arasında: Kemalistler Fikret’in, ilericilik vasfını öne koyarken İslamcı kesimden hainliğe varan suçlamalar yükseliyor. Bunda Tevfik Fikret’in materyalist bir özle bütünleştirdiği pozitivist düşüncesinin, ateistliğinin, Batılı hayat tarzını benimsemişliğinin rolü var. H. B. Kahramanın ifadesiyle; “Türk modernleşmesi, bugünlerde tartışılan Abdullah Cevdet’in ve daha başkalarının da katkılarıyla bu noktadan koparak ileriye çıktı. Mustafa Kemal’in Fikret’le örtüşmesini sağlayan buydu. Bu da kökleri Beşir Fuat’a kadar inen oradan ‘vulger materialismus’a çıkan, biyolojizme uzanan bir serüvendir. Bu çok yakın bir tarihte yaşadığımız bir süreç olmasına karşın bize neredeyse bütünüyle yabancı.”

İşte bu nedenle, Cumhuriyet modernleşmesinin geçmişten miras aldığı az sayıda insandan birisi oldu Fikret. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Fikret üzerine yapılmış çalışmalar (Mehmet Ali Ayni’nin “Reybilik, Bedbinlik, Lailahilik Nedir?”[1927], Cazibe Aydın’ın “Tevfik Fikret, Konfüçyüs, Rubens”[1961], Salih Keramet Nigar’ın “İnkılap Şairi Tevfik Fikret’in İzleri”[1943], Sabiha Zekeriya Sertel’in “Tevfik Fikret, İdeolojisi ve Felsefesi”[1946] ve “İlericilik Gericilik Kavgasında Tevfik Fikret”[1969], Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Tevfik Fikret”[1937] kitaplarına bakılabilir), şair kimliğinden çok fikirleri üzerinde yoğunlaşmıştır.

Cumhuriyet modernleşmesini ve Batılılaşmayı eleştirenler de aynı refleksi gösterdiler. Tevfik Fikret’e –ve Cumhuriyet zihniyetine- karşı çıkarken kullandıkları en çarpıcı kanıt, Fikret’in şiirlerinde geleceğin umudu olarak simgeleştirdiği oğlu Haluk’un dinini ve ülkesini değiştirmesiydi.

Bütün bunları bir kenara bırakıp düşünce tarihinde bir yere oturtmak mümkün olacak mı Tevfik Fikret’i? Ya da duygu ve düşüncelerinin şiirinde nasıl vücut bulduğunu, şiirlerinin estetik boyutunu önyargılarımızı bir kenara bırakarak tartışabilecek miyiz? Sanıyorum ancak o zaman Tevfik Fikret’in entelektüel dünyasını anlayabileceğiz.

Serol Teber’in sözleriyle bitireyim: "İdeal dünyayı özlemesine rağmen, yaşadığı gerçek dünyaya karşı duyduğu ontolojik öfke ile bunu örtmeye, sarıp sarmalamaya çalıştığı patolojik erdemliliği arasındaki çelişkili bunaltı onu sürekli huzursuzlaştırmış, hırçınlaştırmış; çıldırtmıştır. Bir tutunamayandır Fikret. Traji-komik çaresizliğine gülümseyen.” A. Ömer Türkeş


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy