Ses Bilgisi :

06 Kasım 2007

Ses Bilgisi :

Dil ve Ses : Dil, seslerden oluşan bir işaretler dizgesi olup duygu, düşünce ve istekleri aktarmaya yarayan araçtır.

Türkçe’nin Sesleri : Kulağın duyabildiği titreşimler ses olarak adlandırılırken seslerin yazıdaki hallerine harf denir. Türkçe’nin yazı dilinde 29 harf vardır. Bu harfler, ses özellikleri yönünden ünlü ve ünsüz harfler olmak üzere iki grupta incelenir.

Ünlüler (sesliler) : Ses yolunda herhangi bir engele uğramadan çıkan seslerdir. Ünlüler tek başlarına söylenebilen, tek başlarına hece ya da sözcük olabilen seslerdir.

Türkçe’de bütün ünlüler aynı değerdedir. Uzun ya da kısa ünlü olmaz. Bu nedenle içinde uzun ünlü bulunan sözcükler Türkçe olamaz.

Büyük Ünlü Uyumu : Ünlü harflerin, kalınlık-incelik yönünden uyumudur.

ilk hece

a,ı,o,u

diğer heceler

a,ı,o,u

İlk hece

e,i,ö,ü

Diğer heceler

e,i,ö,ü

Örnek : Uyan

Kalın ağaç

İnce çiçek

Uymayan

Domates vücut

Sürahi insan

Büyük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar :

ü Büyük ünlü uyumuna uymayan çok az Türkçe sözcük vardır.

Örnek : ana (anne), alma (elma), kangı (hangi), karındaş (kardeş)

ü Büyük ünlü uymuna aykırı sözcükler genellikle yabancı kökenlidir.

Örnek : Silah, gazete, mevcut, insan

ü Sözcüklere eklenen ekler de genellikle bu kurala uyar Ancak Türkçe’deki altı ek büyük ünlü uyumuna uymaz.

Örnek : akıl-lı, çimen-ler, çocuk-da, eviniz-de, yürü-yor, bakar-ken, akşam-ki, sabah-leyin, yeşil-imtrak, turunç-gil

ü Bileşik sözcüklerde büyük ünlü uyumu aranmaz. Örnek : Atakule, Kadıköy

Küçük Ünlü Uyumu : Bir sözcükteki ünlülerin düzlük-yuvarlaklık yönünden uyumudur. Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde düz ünlülerden (a,e,ı,i) biri bulunuyorsa, diğer hecelerdeki ünlülerde düz olur.

İlk hece

a,e,ı,i

Diğer heceler

a,e,ı,i

Örnek : bilge, ıslak, azgın, incirler

Türkçe bir sözcüğün ilk hecesinde yuvarlak ünlülerden (o,ö,u,ü) biri bulunursa ikinci ve diğer hecelerde ya düz-geniş (a,e) ya da dar-yuvarlak (u,ü) ünlüler yer alır.

İlk hece

Diğer heceler

o,ö,u,ü

a,e,u,ü

Örnek : oduncu, gülümsemek, kömürlük, öğrenci

Küçük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar :

ü Dilimizde "o,ö" yuvarlak ünlüleri yalnızca ilk hecede kullanılabilir.

Örnek : Uymayanlar : doktor, motor, otobüs

Uyanlar : üzüm, kömür, soba

ü Yuvarlak ünlülerden biriyle başlayarak bir hecede "a,e" düz ünlülerine geçen bir sözcük, düz ünlüden sonra düz ünlü gelir kuralına göre "ı,i" düz ünlülerine de geçebilir.

Örnek : böy-le-si-ni, oy-ma-cı-lık

ü Türkçe sözcüklerin öncelikle büyük ünlü uyumuna uyması gerekir. Büyük ünlü uyumuna uymadığı halde küçük ünlü uyumuna uyan sözcükler Türkçe sözcük olmaz.

Örnek : misafir, tasvir, kalem

ü Büyük ünlü uyumuna uymayan "-ki" eki, yuvarlaşarak küçük ünlü uyumuna uyar.

Örnek : dünkü, bugünkü

UYARI : İki heceli olup orta hecelerinde "b,m,v" ünsüzleri bulunan kimi Türkçe sözcükler, bu ünsüzlerin yuvarlaklaştırıcı etkisiyle küçük ünlü uyumuna aykırı düşer. Örnek:

Yağmur, çamur, kabuk, tavuk, kavun

Ünsüzler (Sessizler) : Tek başlarına söylenemeyen, ancak bir ünlünün yardımıyla söylenebilen seslere ünsüz denir. Türkçe’de 21 ünsüz vardır.

Ünsüz Harflerin Özellikleri :

ü Türkçe’de normalden kalın ya da ince okunan bir ünsüz yoktur.

Örnek : rüzgar, kagir, lazım

ü Yansımaların dışında Türkçe sözcüklerin başında "c,ğ,l,m,n,r,z" ünsüzleri bulunmaz.

ü Türkçe sözcüklerde "j,f" ünsüzleri hiç kullanılmaz.

Örnek : fare, jambon, jilet

ü Türkçe sözcükler iki ünsüzle başlamaz.

Örnek : krem, spor, tren, plak, trafik

ü Bileşik sözcükler ve özel isimler dışında Türkçe sözcüklerde "n-b" sesleri yanyana gelmez.

Örnek : İstanbul, Safranbolu, Sonbahar, Ambar, Kumbara, Perşembe

Ünsüzler çıkarılırken ses tellerinde titreşimli olmalarına karşın, kimi ünsüzlerin çıkışında titreşim olmadığı görülür. Bu açıdan değerlendirildiğinde ünsüzler, sert ve yumuşak ünsüzler olmak üzere iki grupta incelenir.

Ünsüz Benzeşmesi Kuralı : Sert ünsüzlerin (f,s,t,k,ç,ş,h,p) biriyşe biten sözcüklere c,d,g yumuşak ünsüzlerinden biriyle başlayan bir ek getirildiğinde, bu eklerin başındaki

C, Ç ‘ye D,T’ ye G,K’ ye dönüşür.

Ünsüz sertleşmesi kuralına aykırı yazımlar yazım yanlışı yaratır.

Örnek :

Giriş-gen girişken

Dost-dur dosttur

Arap-ca Arapça

1) Ünsüz sertleşmesi, özel adlara ve sayılara getirilen eklere de uygulanır.

Örnek: Yanlış Değişim Doğru

Sinop’da "d","t" ‘ye Sinop’ta

Mehmet-cik "c","ç" ‘ye Mehmetçik

1970 ‘den "d","t" ‘ye 1970′ten

1923 ‘de "d","t" ‘ye 1923 ‘te

Örnek :

Beklediğimiz otobüs Ulus’dan kalkıp, Kızılay’dan geçecek.

Bu saatte oraya çoktan varmışdır.

2) Sözcük biçiminde olan de / da bağlacı, ünsüz sertleşmesi kuralından etkilenerek, te / ta biçiminde yazılmaz.

Örnek : Yanlış Doğru

Hiç te hiç de

Olup ta olup da

3) Ünsüzlerin benzeşmesi kuralına aykırı olan bazı ekler vardır.

Örnek : Yanlış Doğru

Üç – ken üç – gen

Çocuk – çağız çocuk – cağız

Ünsüz Yumuşaması (Değişimi) Kuralı : Bir sözcük p,ç,t,k sert ünsüzlerinden biriyle biterken, bu sözcüğe ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde, sert ünsüzler yumuşayarak;

p,b ‘ye – ç,c ‘ye – k,ğ ‘ye – t,d ‘ye dönüşür.

Örnek : Balık balığın

Kitap kitaba

Ağaç ağacı

Kağıt kağıdı

Ünsüz Yumuşamasıyla İlgili Kurallar :

1) Kimi Türkçe ve Türkçe’ye girmiş sözcüklerde yumuşama görülmez.

Örnek : Konut konutun (Türkçe) hilafet hilafeti (Yabancı)

Taşıt taşıta (Türkçe) barikat barikatın (Yabancı)

2) Tek heceli sözcüklerde de genellikle yumuşama olmaz.

Örnek : saç saçım

Kaç kaça

3) Özel adların sonuna gelen p,ç,t,k set ünsüzleri yalnızca okunurken yumuşatılır. Bu yumuşama yazımda gösterilmez.

Örnek : Okunuş Yazılış

Ayvalığ’a Ayvalık’a

Ahmed’in Ahmet’in

Türkçe’de Meydana Gelen Ses Olayları:

Ses Düşmesi : Kimi sözcüklerin çekimlenişinde veya türeyişinde, bir sesin düştüğü görülür.

a) Ünlü Düşmesi : İki heceli olan kimi sözcükler ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecelerinde bulunan ünlüyü düşürürler. Buna orta hece düşmesi de denir.

Omuz um omzum oğul u oğlu

Kahır ol kahrol seyir et seyret

Ayır ıntı ayrıntı sıyır ık sıyrık

Yalın ız yalnız yanıl ış yanlış

b) Ünsüz Düşmesi : Bazı sözcükler, çeşitli etkilerle birleşirken sözcüğün sonundaki ünsüz harf düşebilir. Bu olaya ünsüz düşmesi adı verilir.

Yumuşak cık yumuşacık sıcak cık sıcacık

Yüksek l yüksel küçük l küçül

Rast gelmek rasgelmek ast teğmen asteğmen

Bazı bileşik sözcüklerin oluşumunda bir hece veya ses düşmesi meydana gelir.

Ses Türemesi : Sözcükler kimi eklerle birleşirken zaman zaman araya başka yeni sesler girer. Türkçe’de ses türemesi olayına fazla rastlanmaz.

Ses türemesi yaratan başıca durumlar;

a) Ünlüyle biten sözcüklere, ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde, Türkçe sözcüklerde iki ünlü yan yana gelemeyeceği için bu ünlülerin arasına "y,ş,s,n" ünsüzlerinden uygun olan biri gelir. Bu ses türemesine kaynaştırma da denir. Örnek :

Oku-y-an okuyan

Baba-s-ı babası

Yedi-ş-er yedişer

Elma-n-ın elmanın

b) Yardımcı eylemle yapılan bileşik eylemlerde ad soylu sözcükte ses türemesi görülür.

Örnek : his etmek hissetmek

Red etmek reddetmek

Bu sözcüklere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde sözcüklerde aynı türeme ortaya çıkar.

Örnek :

Af-ı affı

Had-i haddi

c) Kimi sözcükler pekiştirilirken ses türemesi meydana gelir.

Örnek : Yalnız yap-a-yalnız

Sağlam sap-a-sağlam

Dar-a-cık daracık

Bir-i-cik biricik

Ses Daralması : "a,e" geniş ünlüsüyle biten sözcüklere "-yor" şimdiki zaman eki getirildiğinde, bu geniş ünlüler daralıp değişerek "ı,i,u,ü" olur.

Örnek : bekle-yor bekliyor

Oyna-yor oynuyor

"-ma,-me" olumsuzluk ekleri de "-yor" ekiyle birleştiğinde daralarak "-mı, -mi, -mu, -mü" olur.

Örnek : gelme-yor gelmiyor

Bakma-yor bakmıyor

Ulama : Ünsüz harfle biten sözcüğün son ünsüz harfinin kendisinden sonra gelen ve ünlü harfle başlayan sözcüğün ilk hecesiyle birleştirilerek okunmasıdır. Örnek :

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

Noktalama İşaretleri :

06 Kasım 2007

Noktalama İşaretleri :

Nokta ( . ): Nokta işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Anlamca tamamlanmış cümlelerin sonunda : Örnek :

ü Öteki sanat eserleri gibi, roman da sanatçının duyduğu yaratma gereksiniminin ürünüdür.

ü Bir uzak sis içinde yürür gibiyim yorgun.

B) Cümle değeri taşıyan anlatımların sonunda : örnek :

ü – Sen de benimle gelecek misin?

- Mutlaka.

C) Bazı kısaltmalardan sonra : Örnek :

ü Prof. (profesör), vb. (ve benzerleri)

D) Sıra gösteren sayı ve harflerden sonra : Örnek :

ü IV. Murat, 20. Yüzyıl

E) Belli bir günü gösteren tarihlerin yazımında : Örnek :

ü 9.12.1986, 26.02.1995

F) Saat dakika gösteren rakamların arasında : Örnek :

ü Akşam 17.20′de, sabah 9.05′te

G) Bir yazının alt bölümlerini gösteren rakam veya harflerden sonra : Örnek :

ü 1. , 5. , B. , H.

H) Rakamlar arasında çarpı işareti yerine : Örnek :

ü 21.10=210

UYARI : Nokta işaretinin kullanılamayacağı yerler şunlardır :

ü Her sözcüğün ilk harfinin alındığı, büyük harfle gösterilen kısaltmalarda : Örnek :

TBMM, THY, TCDD, DMO

ü Gazete, kitap, yazı bölüm başlıkları sonunda :

Kara Kitap (roman) , Yazko Edebiyat (dergi) , Üç Şehitler Destanı (şiir)

ü Tabela ve levhalardaki yazılardan sonra : Örnek :

Kızılırmak Sineması, Ziraat Bankası, Yüksel Caddesi

Virgül ( , ): Virgül işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Cümlede sıralanan eş görevli sözcükleri ve sözcük gruplarını ayırmada : Örnek :

ü Önce ayağa kalktı, yavaş yavaş elini kaldırdı, konuşmaya başladı. (eylemleri)

ü Evini, arabasını, eşyalarını, herşeyini rehin verdi. (nesneleri)

ü Çocuğun büyümesi, topluma yararlı bir birey olması, geleceği yaratması epeyce zor bir iş. (eşit söz gruplarını)

B) Anlama güç katmak için tekrarlanan sözcüklerin arasında : Örnek :

ü Ona bir daha, bir daha sarılıp öptüm.

C) Hitap sözcüklerinden sonra : Örnek:

ü Sevgili yavrum,

ü Canım arkadaşım

D) Seslenmelerden sonra : Örnek :

ü Çocuklar, yerinize oturun.

E) Sıralı cümleleri ayırmada : Örnek :

ü Babası iyi bir avukattı, ailenin gelecek korkusu yoktu.

F) Cümlede vurgulanmak istenen öğeden sonra : Örnek :

ü Soğuk, oldukça soğuk bir gecede yola çıktılar.

ü Evimiz, her sıkıntıda sığındığımız sıcak bir yuvadır.

G) Ara sözlü cümlelerde, ara sözün başında ve sonunda : Örnek :

ü Geçen hafta, Çarşamba günü, yine toplantıya gelmemiştim.

ü Annem, yaşamımdaki en yakın arkadaşım, bana yüz çevirmişti.

H) Adla soyadın yer değiştirip, soyadın başa yazıldığı durumlarda : Örnek :

ü Güntekin, Reşat Nuri.

İ) Cümle başında onay bildiren "evet" ya da red bildiren "hayır" sözcüklerinden sonra : Örnek :

ü Evet, ben biliyorum.

ü Hayır, seninle gelemem.

J) Adlaşmış sıfatlar cümlede bir addan önce gelirse adlaşmış sıfatı ayırmada : Örnek :

ü Yaşlı, kadına birşeyler söylemek istedi.

ü Tembel, arkadaşlarını küçümsüyordu.

K) İşaret zamirlerinin bir addan önce geldiği cümlelerde, işaret zamirlerinin ardından : Örnek :

ü Bu, kitabın önsözüne eklenecek.

ü Şu, duvara asılacak.

L) Yazıda, tırnak içine alınmamış, aktarma cümlelerde, kapama tırnağı yerine : Örnek :

ü Ben bu işi yapamazsam çok üzülürüm, diyordu.

ü Yarın akşam bizde toplanalım, dedi.

M) Cümle başında kullanılan bağlaçlardan sonra . Örnek :

ü Kaldı ki, bu şehir onu mutsuz etti.

ü Ne var ki, adam böyle işlere alışık değildi.

N) Ondalık sayılarda kesirleri belirtmede : Örnek :

ü 15,300 – 10,50

Noktalı Virgül ( ; ): Noktalı virgül işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Biçimce bağımsız olmalarına karşın (ortak öğeleri olmayan) anlamca birbirine bağlı olan cümleleri ayırmada : Örnek :

ü Eve bir sessizlik hakimdi; kimse kimsenin yüzüne bakmıyordu.

ü Elim ayağım dolaştı; ne diyeceğimi şaşırdım.

B) Bir cümlede virgülle ayrılmış örnek kümeler, eşit bölümler arasında : Örnek :

ü Roman, öykü, anı, yaratıcı yazılara; makale, fıkra, eleştiri düşünce yazılarına örnektir.

ü Bir yanda yaşlı anası, babası; öbür yanda karısı ve çocukları vardı.

C) Bağımsız cümleleri, neden-sonuç, karşıtlık, tamamlama gibi özelliklerle bağlayan "ama, fakat, çünkü, öyleyse, böylece, öyle ki…" bağlaçlarından önce : Örnek :

ü Çok aradım; ama senin gibisini bulamadım.

ü Çocuğu okula göndermedim; çünkü çok hasta.

D) Öğeleri arasına virgül konmuş sıralı cümlelerin arasında : Örnek :

ü At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.

İki Nokta ( : ): İki nokta işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Bir sözcük ya da cümleden sonra açıklama yapılacağını veya örnekler verileceğini göstermek için : Örnek :

ü Sıfat : Adın önüne gelip onu niteleyen ya da belirten bir sözcük çeşididir.

ü Ünsüz harfler iki grupta incelenir : 1. Sert ünsüzler, 2. Yumuşak ünsüzler.

B) Bir kişiden ya da bir yerden alınmış bir sözün yazılacağını belirtirken, tırnak işaretinden önce: Örnek :

ü Yahya Kemal kültürümüzle ilgili şöyle der : "Her şeyin en iyisini yapmayı bilmişiz de, bunları yaşatamamışız."

C) Yazı içinde bir kişinin konuşacağını belirtmek için kullanılan uzun çizgi ( – ) işaretinden önce:

ü Yaşlı köylü :

- Yaklaş bakalım evlat!

Osman :

- Buyur dayı.

D) Bölme işlemlerinde bölenle, bölünen arasına konur : Örnek :

ü 100 : 4 = 25, 16 : 2 = 8

UYARI : İki nokta işaretinden sonra gelen bölüm bir cümle niteliği taşıyorsa büyük harfle başlar. Örnek ve söz öbeği biçimindeyse küçük harfle başlaması uygun olur.

ü Bir annenin en önemli görevi : Çocuklarını bedensel ve ruhsal yönden sağlıklı yetiştirmektir.

ü Pazarda ne yok ki : üzüm, soğan, patates, marul…

Üç Nokta ( … ): İki nokta işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Olaylar, nitelikler, adlar ve örnekler sayıldıktan sonra, sözün benzeri örneklerle sürdürülebileceğini göstermek için : Örnek :

ü Köylüler, pazara, bir çok şey götürüyordu : Tereyağı, yumurta, süt, yoğurt …

B) Herhangi bir nedenle tamamlanmamış cümlelerden sonra : Örnek :

ü Ona öyle kızıyorum ki…

ü Cumartesi günleri Kızılay o kadar kalabalık ki..

C) Bir yazıda söylenmek istenmeyen sözler ya da adlar yerine :

ü Ulan … Burası babanın yaylası mı?

ü Arkadaşı, A…’yı kandırıp sinemaya götürür.

D) Bir yazıdan alınan bölümlerde atlanan yerleri göstermek için . Örnek :

ü "… Kla:-):-):-) edebiyatın, çağdaş edebiyata bir temel oluşturduğunu asla düşünemezsiniz."

UYARI : Üç nokta ve sıra noktalardan sonra gelen bölüm, bir cümle özelliği gösteriyorsa büyük harfle başlatılır.

Sıra Nokta ( ….. ): Bir alıntının atlanmış bölümlerinin bulunduğunu belirtmek için kullanılır : Örnek :

ü "….. kahramanları, soylulardan uşaklara dek değişir. Komedinin yalnızca eğlendirici değil, eğitici olması gerektiğini düşünenlerdenim…"

Soru İşareti ( ? ): Soru işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Soru bildiren cümlelerden ve soru anlamı taşıyan sözcüklerden sonra : Örnek :

ü Bu soruyu hangi yoldan çözeyim?

ü Nereye ?

B) Verilen bilgilerin kesin olmadığını, kuşku taşıdığını göstermekte kullanılır. Bu amaçla kullanılan soru işareti ayraç içine alınır : Örnek :

ü Şair ( ? – 1413 ) yılları arasında yaşamış.

ü Bir gecede beş yüz sor çözdüğünü ( ? ) söylüyor.

C) Cevap gerektirmeyen, sözde soru cümlelerinin sonunda kullanılır : Örnek :

ü Önüne baksana kör müsün?

ü Bunca yükü bir başıma nasıl sırtlanırım ben?

UYARI : Soru işareti şu durumlarda kullanılmaz :

ü İçinde soru edatı da olsa soru anlamı taşımayan cümlelerin sonunda:

Bunu anladı mı anlamadı mı bilmem.

O geldi mi sen gidersin.

ü Soru sözcüğünün yan cümleye yöneldiği bileşik cümlelerde :

Beni niçin aradığını anlayamadım.

Gelecek günlerin ne getireceğini kimse bilmez.

Kesme İşareti ( ‘ ): Kesme işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Özel adlara gelen çekim eklerini ayırmada : Örnek :

ü Atatürk’ün, Kıbrıs’a, Çukurova’da

B) Kısaltmalardan sonra gelen ekleri ayırmada : Örnek :

ü TRT’ye, TV’de, AET’nin

C) Sayılara gelen ekleri ayırmada : Örnek :

ü 1933′ten sonra, 13′ün karesi

D) Bir harfe ya da bir eke gelen ekleri ayırmada : Örnek :

ü A’nın kalın, düz, geniş olması

ü -lık,-lik’in bir yapım eki olduğu

E) Bir sözcük içinde bir ünlünün düştüğünü belirtmek için : Örnek :

ü N’aber (ne haber)

ü N’olur (ne olur)

Ünlem İşareti ( ! ): Ünlem işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Ünlemlerden, ünlem anlamı taşıyan cümlelerden ve seslenişlerden sonra : Örnek :

ü Ay! Babam geliyor.

ü Bir de baktım ki ne göreyim!

ü Defol !

ü Hey komşu !

B) Birini küçümseme, onunla alay etme gibi durumda parantez içinde ünlem işareti ( ! ) kullanılır : Örnek :

ü İnsan ancak çok çalışarak ( ! ) bu kadar zengin olabilir.

ü Ne kadar dürüst olduğu ( ! ) aldığı rüşvetlerden belli.

Tırnak İşareti ( " " ): Tırnak işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Başkasından aktarılan söz ya da yazıların başında ve sonunda : Örnek :

ü Ne demiş atalarımız "İşleyen demir ışıldar."

B) Cümle içinde özellikle belirtilmek istenen bir sözcük, bir terim, tırnak içinde gösterilir : Örnek:

ü Son günlerde bir "temiz toplum" sözü dolaşıyor, herkesin ağzında.

C) Yazı başlıkları, kitap, şiir, şarkı adlarının başında ve sonunda : Örnek :

ü F. Nafiz’in "Han Duvarları" çok uzun bir şiirdir.

Uzun Çizgi İşareti ( — ): Yazıda karşılıklı konuşmalarda kullanılır. Bu nedenle konuşma çizgisi adını da alır : Örnek :

ü — Sen misin Ali Çavuş ?

— Benim komutanım, sessiz olalım.

— Saat kaç oldu dersin?

— Gece yarısını epeyce geçmiştir.

Kısa Çizgi İşareti ( – ): Kısa çizgi işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Satır sonlarına sığmayan sözcükleri hecelerden bölerken: Örnek :

ü Bu işi senin yapacağına gö-

nülden inanıyorum.

B) İki sözcük ya da iki sayı arasındaki ilgiyi belirtmede : Örnek :

ü Ural – Altay dilleri

ü Ankara – İstanbul

C) Sözcükleri kök ve eklerine ayırmada . Örnek :

ü At – ış – tır – an

ü Seç – enek – ler – imiz

D) Cümle içindeki ara sözlerin başında ve sonunda : Örnek :

ü Gelecek – ki gelir sanıyorum – o zaman görüşürüz.

UYARI : D maddesindeki kullanımda virgül işaretiyle kısa çizgi görevdeş olup, ara sözleri ayırmada her ikisi de kullanılabilir.

ü Gelecek, ki gelir sanıyorum, o zaman görüşürüz.

Ayraç İşareti ( ( ) ): Ayraç işaretinin kullanıldığı yerler şunlardır :

A) Cümle içinde bulunan, ancak cümle içinde görev almayan açıklamalar, ayraç içinde verilir:

ü Ad soylu sözcükler de (sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç, ünlem) yüklem görevi üstlenir.

B) Cümle içinde bir sözcüğün eş anlamlısı ayraç içinde verilebilir. Örnek :

ü Sesteş (eş sesli) sözcüklerde birden çok temel anlamlılık vardır.

C) Bir kişiden söz ederken doğum ve ölüm tarihi ayraç içinde verilir : Örnek :

ü Tevfik Fikret (1867 – 1915) Servet-i Fünun edebiyatının ünlü bir şairidir.

D) Tiyatro yapıtlarında oyuncuların yapacağı hareketler ayraç içinde gösterilir : Örnek :

ü Zülfikar (ellerini ovuşturarak): – Buyur ağam, beni emretmişsin!

E) Maddelerin sıralanmasında alt bölümleri belirten sayı ve harflerden sonra kapama ayracı olarak kullanılır : Örnek :

ü 1) …. 2) … 3) ….

E Y L E M L E R (Fiiller)

06 Kasım 2007

E Y L E M L E R (FİİLLER)

1-Eylemle, iş-kılış, duruş, durum ve oluş bildiren sözcüklerdir.

2-Bir sözcüğün eylem sayılabilmesi için, çekim ekleri atıldıktan sonra kalan bölüme ‘’mek-mak’’ ekinin getirilebilmesi gerekir.

3-Eylemde 3 temel öğe vardır. ;

-Hareket

-Kişi

-Zaman

H A R E K E T (Eylemin Anlamı)

A) İş ve Kılış Eylemleri ;

Bir nesneyi olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen eylemlerdir.

Bilinçli yapılan eylemlerdir.

İnsanlara özgüdür. (Kırmak- Neyi KIRMAK-Bir şeyi KIRMAK-Çocuk camı kırdı)

İş ve kılış eylemleriyle kurulan cümlelerin eylemleri çatı bakımından GEÇİŞLİDİR.

‘’Silmek, dövmek, yırtmak, asmak, atmak, taşımak, bulmak, yazmak, sallamak…’’

eylemleri İŞ ve KILIŞ bildirir.

B) Durum Eylemleri;

Süreklilik gösterir.

Durağanlık vardır.

İnsanlara özgüdür; bilinçli veya bilinçsiz olabilir.

Nesneye bağlı değildir.

Sona ermesi için başka eylemler gereklidir.

Çatı bakımından eylemi GEÇİŞSİZDİR. (Uyumak-Neyi uyumak?-Ne uyumak?

YANITSIZDIR. Yatmak –Uzanmak – Bakmak – Dikilmek eylemleri durum bildirir.

C) Oluş Eylemleri;

Doğa eylemleridir.

Eylemi gerçekleştiren gizli bir güç vardır. Bu gizli güç, dilbilim açısından kişi sayılır.

Bilinç gerektirmez.

Kendi kendine olma anlamı vardır.

Nesneye bağlı olmadığı için eylemi çatı bakımından geçişsizdir.

Rüzgar esiyor

Çiçekler açtı

Güneş doğdu

Ağaçlar yeşerdi

Yapraklar sarardı

KİŞİ

Gel-di-m / Gel-di-k

Gel-di-n / Gel-di-niz

Gel-di / Gel-di-ler

Zaman ekinden sonra ulanır.

ZAMAN (Eylemlerde Kip)

Eylem bildiren sözcüklerin zaman ve kişi eki alarak biçimlenmesine KİP denir. Kipler

İkiye ayrılır.

D) BİLDİRME KİPLERİ (Haber kipleri)

1.-di’li geçmiş zaman;

-dı, -di, -du, -dü

-tı, -ti, -tu, -tü

(Görülen geçmiş zaman)

İş önce, söz sonra

2.-miş’li geçmiş zaman;

-miş, -mış, -muş, -müş

(Duyulan geçmiş zaman)

İş önce, söz sonra

Eylem, geçmişte yapılmıştır, eylemin yapıldığını başkasından duyma durumu vardır.

3.Şimdiki zaman; -yor

Bu kip, eylemin yapılmakta olduğunu bildirir. Eylem yapılırken kullanılır.

İş, söz ayni zamanda

4.Gelecek zaman; -ecek, -acak

Eylemin gelecekte yapılacağını anlatır.

Söz önce, iş sonra.

5.Geniş zaman; -r, (i)r

Eylemin her zaman yapılabileceğini bildirir.

Söz, iş her zaman

E) DİLEK KİPLERİ

Bu kiplerde zaman kavramından çok, eylemin yapılışıyla ilgili bir duygu, bir düşünce, bir istek, bir dilek anlamı vardır.

1.İstek kipi; -e, -a

Eylemin yapılması için istek bildiren kiptir.

2.Dilek – koşul kipi; -sa, -se

………………………….. + -sa, se ………dilek

Sınavı bir kazansa…….

Bu akşam bize gelseniz….

…………………………… + -sa, -se……………. koşul

Çalışırsa kazanır.

Bu akşam bize gelseniz, seviniriz

3.Gereklik kipi; -malı, -meli

Eylemin yapılmasının gerekli, zorunlu olduğunu bildiren kiptir.

4.Buyruk (emir) kipi; Eylemin yapılmasını emir yoluyla ister. İnsan kendisine buyrukta bulunamayacağı için, yalnız ikinci, üçüncü ytekil ve çoğul kişiler için kullanılır.

BİLEŞİK ZAMANLI EYLEMLER

1.Hikaye (öyküleme) bileşik zamanı;

………….+I. Zaman + II. Zaman

Eylem Diğer – di

Kökü Zaman

Ekleri

Örnek ; Al-mış-tı

Duyulan geçmiş zamanın hikayesi biçiminde okunur.

Al-ır-dı Al-a-y-dı

Al-acak-tı Al-malı-y-dı

Al-(ı)-yor-du Al-sa-y-dı

2.Rivayet bileşik zamanı;

……………+I. Zaman +II. Zaman

Eylem Diğer -miş

Kökü Zaman

Ekleri

Örnek ; Al-acak-mış, Al-ır-mış, Al-sa-y-mış

Geniş zamanın rivayeti biçiminde okunur.

3.Koşul bileşik zamanı;

…………….+I. Zaman +II. Zaman

Eylem Diğer – se

Kökü Zaman

Ekleri

Örnek; Al-malı-y-sa, Al-(ı)-yor-sa, Al-dı-y-sa

Şimdiki zamanın koşulu biçiminde okunur.

EYLEM KİPLERİNDE ANLAM (ZAMAN) KAYMASI

A) Şimdiki zaman

Yöntem; ‘’yor’’ ekini gördüğümüzde eyleme ŞU AN, ŞİMDİ’’ sözcüklerini getirip cümleyi okumalıyız. Anlamsız olursa zaman kayması vardır.

Yusuf, bütün zamanını televizyon seyretmekle geçiriyor.

Şimdi

Şu an

Yüklem ‘’geçirir’’ biçiminde olmalıydı.

‘’-yor’’ eki geniş zaman yerine kullanılmıştır.

; Yusuf, yarın İstanbul’a gidiyor.

; Şimdi

Şu an

Yüklem ‘’gidecek’’ biçiminde olmalıydı. Gelecek zaman yerine kullanılmıştır

Onunla iddiaya giriyor, on dakika sonra kazanıyorum.

Girdim kazandım

- di’li geçmiş zaman yerine kullanılmıştır.

Cumartesi ölüyor, Pazar günü gömüyorlar

Ölmüş gömmüşler

-miş’li geçmiş zaman yerine kullanılmıştır.

B) Geniş Zaman

Yöntem; ‘’-r’’ ekini gördüğümüzde eyleme ‘’DEVAMLI,SÜREKLİ, HER ZAMAN’’

Sözcüklerini getirip cümleyi okuduğumuzda cümle anlamsızlaşırsa zaman kayması vardır. Çocuk, bakkala gider çikolata alır. (gitti ve gitmiş – aldı veya almış) olmalıdır.

Geçmiş zaman yerine kullanılmıştır. Çocuk, devamlı, sürekli, her zaman bakkala gidip çikolata alamaz. Dünya malı, dünyada kalır, öldüğün gün. Kalacak olmalıdır.

Güzel günler de gelir elbet. Gelecek olmalıdır.

Bunun hesabını onlardan sorarım. Soracağım olmalıdır.

Gelecek zaman yerine kullanılmıştır.

C) Gelecek Zaman;

Dün beni arayan arkadaşım olacak. (olmalı)

Şimdi kapıyı çalan Ayşe olacak ki … (olmalı ki…)

-Bir gürültü duyar gibi oldum.

-Üst kattaki adam olacak.. (olmalı…)

Gereklilik kipi yerine kullanılmıştır. Başın derde düştüğünde beni arayacaksın. (Ara)

İstanbul’a varır varmaz beni arayacaksın.(Ara)

Bu cümlelerde de görüldüğü gibi emir kipi yerine kullanılmıştır.

EK – EYLEM

Ad soylu sözcüklere eklenerek onları yüklem görevine sokan, basit zamanlı eylemlere ulanarak onları bileşik zamanlı eylem durumuna getiren eklere EK-EYLEM denir.

‘’idi, imiş, ise’’ sözcükleri,

‘’-im, -sin, -dir’’; -iz, -siniz, -dirler’’ ekleri

EK EYLEMLERDE ZAMANLAR

1.Geniş Zaman

Ben yeni öğretmen-im.

Sen yeni öğretmen-sin.

O yeni öğretmen-dir.

Biz yeni öğretmen-iz.

Siz yeni öğretmen-siniz.

Onlar yeni öğretmen-dirler.

Anlamı;

a)Ad soylu sözcükleri geniş zaman anlamıyla yüklem yapar.

b)Cümleye kesinlik ve gereklilik anlamı katar.

Sınav süresi bitmiştir.

Her canlı ölümü tadacaktır.

Kazanmak için çalışılmalıdır.

c)Cümleye olasılık anlamı katar.

O, şimdi beni düşünüyordur.

2.Ek-Eylemin Hikayesi;

Okuldaki en yakın arkadaşımdı.

Çocukken daha mutluyduk.

3.Ek-Eylemin Rivayeti;

Onların evleri Adana’daymış.

Mevsimlerin en güzeli sonbaharmış.

4.Ek-Eylemin Koşulu;

O, ONURLU BİR İNSANSA SUSSUN.

Hastaysa hemen doktara gitsin.

(Ek eylemlere olumsuzluk anlamını ‘’değil’’ sözcüğü katar.)

Çocuk çok güzeldi. (Olumlu)

Çocuk çok güzel değildi. (Olumsuz)

YAPILARINA GÖRE EYLEMLER

Yapılarına göre eylemler üçe ayrılır.

1-Basit (Yalın) Eylemler

2-Türemiş Eylemler

3-Bileşik Eylemler

1-BASİT (Yalın) EYLEMLER

Kök biçimindeki eylemlerdir. Gel-di / Koş-muş / Al-acak-lar-mış

Yukarıdaki eylemlerde bulunan çekim eklerini çıkarıp eylemi okuduğumuzda yapım eki almadığını görürüz. Kaç-mış-lar- ——

-Basit / Kaç-ır-mış-lar——Türemiş

2.TÜREMİŞ EYLEMLER

Bir addan ya da eylemden yapım eki yardımıyla türetilmiş eylemlerdir.

Baş-la-dı——Addan eylem

Gör-ün-dü—–Eylemden eylem

3.BİLEŞİK EYLEMLER

Özellikleri;

YAZIM AÇISINDAN

1.Ad bileşiklerinde, bileşiği oluşturan sözcükler,her zaman bitişik yazılırken; eylem bileşiklerinin kimi bitişik kimi de ayrı yazılır.

Hanımeli

Zeytinyağı

Gecekondu

Uyurgezer

Mutlu olmak

Rica etmek

Hissetmek

Sabretmek

Yapısal Açıdan

a.Bir ad +Bir yardımcı eylem

hasta ol-mak

hisset-möek

b.İki eylem

ölebil-mek

giriver-mek

bakakal-mak

düşeyaz-mak

c.Bir eylem + Bir eylemsi

göreceği gel-mek

gideceği tut-mak

d.Bir eylemsi + Bir yardımcı eylem

anlatacak ol-mak

dinlemez ol-mak

e.Deyimleşme

Bir ad + Bir eylem

Kafa tut-mak

Göze gir-mek

f.Deyimleşme

Birden fazla ad + Eylem

Etekleri zil çal-mak

Ağzının payını ver-mek

Anlam Açısından

a.Gerçek + Gerçek

Hasta olmak, rica etmek, sabretmek,

Mutlu olmak, kabul etmek, affetmek

b.Mecaz + Mecaz (Deyimleşme)

Kulak asmamak

Küplere binmek

ANLAMCA KAYNAŞMIŞ BİLEŞİK EYLEMLER

Sonu eylemle biten deyimler, anlamca kaynaşmış bileşik eylem sayılır.

YAPI

Ad + Eylem

Bileğine güvenmek

Gözünü korkutmak

Ad (Bazen birden çok) + Eylem

Etekleri zil çalmak

Kırkından sonra saz çalmak

Ağzının payını vermek

ANLAM

Mecaz + Gerçek

Bileğine güvenmek

Gözünü korkutmak

Gerçek + Mecaz

Deniz tutmak

Derdine yanmak

Mecaz + Mecaz

Burnundan solumak

Ağzını bozmak

Gözden düşmek

Göze girmek

İkiden fazla sözcükle kurulan deyimlerde tüm sözcükler mecaz anlamlıdır.

Etekleri zil çalmak

Ağzının payını vermek

Kulağına küpe olmak

KURALLI BİLEŞİK EYLEMLER

1.Eylem + Eylem

(Değişken) (Ayni)

1.Yeterlilik Eylemi

Yöntem

Eylem kökü + (-e)(-a) bil – mek

Cümleye kazandırdığı anlamlar

Gücü yetme

-Başarma anlamı

İnsanlarla iletişim kurabiliyorum

-Olasılık anlamı

Seni bir daha görebilirim + (olumlu)

Seni bir daha gör-me-y-e-bilirim (olumsuz)

Geniş zaman kipinin soru biçimi belli bir istekle ilgili rica bildirir.

Kitabınızı ödünç alabilir miyim?

Yeterlik Eyleminin Olumsuzu

Eylem kökü + (-e)(-a) + (-me)(-ma)

2.Tezlik Eylemi

Eylem kökü + -i ver –mek

Cümleye kazandırdığı anlamlar

Tezlik

Öğretmen zili çaldığı anda içeri giriverdi.

Hakemin düdüğüyle maç başlayıverdi.

Beklenmezlik

Koca ağaç tepemize yıkılıverdi.

Önemsemezlik

Çocukları yalınayak dışarı salıvermişler.

Saçını, sakalını gelişigüzel bırakıvermiş.

Kolaylık + Tezlik

Soruları on dakikada çözüverdim.

Problemi, kalem kullanmadan çözüverdi.

Olumsuzu

Fiil kökü + (-me)(-ma) + i (-maz)(mez)

Gitmeyiver

Almayıver

Görmeyiver

Eylem kökü + i + ver + (-maz)(-mez)

Bakı-ver-mez-sin

3.Sürerlik Eylemi

Sen düşünedur…

Sen şu çocuğa bakadur, ben geliyorum.

Fiyatları görünce donakaldı.

Boğaz Köprüsü’nde intihar girişimi alışılageldi.

Olumsuzu kullanılmaz.

Bazı ikilemeler cümleye sürerlik anlamı katar.

Pop müziğini oldum olası sevemedim.

O takım, bildim bileli ikinci ligdedir.

Bu kente, oldu bitti ısınamadım.

4.Yaklaşma Eylemi

‘’Neredeyse, az kalsın’’ anlamını verir.

Bileğim burkuldu, düşeyazdım.

ÖSS sonuçlarına bakarken heyecandan öleyazdım.

Olumsuzu kullanılmaz.

ÇOCUK DÜŞEYAZDI.

Düştü düşecekti / neredeyse / az kalsın düşecekti. Biçimleri kullanılır.

Eylemsilerin Eylemlerle Oluşturduğu Bileşik Eylemler

1- İsteklenme Eylemi ; Çocuğun annesini göreceği geldi

2- Beklenmezlik Eylemi; Sinirleneceğim tuttu.

Eylemlerin Yardımcı Eylemlerle Oluşturduğu Bileşik Eylemler

Başlama Eylemi; Biz, bu yerden gider olduk

Bitirme Eylemi; İstemezdim ama bağırmış oldum

Yeltenme (Davranma)Anlamı; Sorulara matematikten başlayacak oldu ama….

Sanma (Olasılık) Anlamı; Şu anda sınavda terliyor olmalı.

YARDIMCI EYLEMLİ BİLEŞİK EYLEMLER

Ad ol – mak

et – mek

Ses artması VARSA —— Bitişik yazılır

Ses düşmesi YOKSA—— Ayrı yazılır

Örnekler ;

Ünlü düşmesiyle bitişenler ; Hapis-ol-mak / Hapsolmak

Ünsüz türemesiyle bitişenler ; His etmek / Hissetmek

Ayrı yazılanlar ; Orada olmak / Kızı olmak / Ayağına oldu / Alay etmek

E Y L E M S İ

Eylemsiler, eylemden türeyen ancak eylemin tüm özelliklerini göstermeyen sözcüklerdir. Eylem gibi çekimleri yapılmadığı için eylemden ayrılırlar.

Gel – di – m / Gel – ip / Gel – iş

Uyarı ; ‘’Mavimsi’’ derken rengin tam mavi olmadığını maviye yakın olduğunu anlatmak isteriz. ‘’Eylemsi’’ derken de sözcüğün tam eylem olmadığını, eyleme yakın olduğunu söylemek isteriz.

O R T A Ç (Sıfat Fiil)

1 2 3 4 5 6 7

AN ASI MEZ AR DİK ECEK MİŞ

Gerçek ortaç Zaman anlamlı ortaç

U L A Ç (zarf fiil)

1.-ıp Işıklar sön- üp film başladı. Bağ eylem

2.-ken Söner-ken ‘’ ‘’ Zaman ulacı

3.-ınca Sön-ünce ‘’ ‘’ Zaman ulacı

4.-eli Sön-eli ‘’ ‘’ ‘’ ‘’

5.-r, -mez Sön-er ‘’ ‘’ ‘’ ‘’

sön-mez

6.-diğinde Zaman ulacı

7.-meden Durum ulacı

8.-erek ‘’ ‘’

9.-cesine ‘’ ‘’

10.-meksizin ‘’ ‘’

11.-e, -e ‘’ ‘’

12.-dıkça ‘’ ‘’

AD EYLEM

-ma, -me

-mak, -mek

-ış, -iş, -üş

Eylemsiler bileşik cümlelerde ‘’Yan Cümle’’ kurabilirler.

Konuşmaya / başladı.

Yan cümle Temel cümle

1- Şimdi, ORTAÇ (sıfat fiil) eklere niçin ‘’ortaç’’ denildiğini açıklayalım.

Tanı (-dık) adam

Eylem ORTA+Ç Ad

Eylemle adın ortasına gelerek eylemi sıfat yapar. Tanıdık adam sıfat tamlamasıdır.

ORTAÇ EKİ

- dık

Tanıdık adam

Çalmadık kapı

Beklenmedik misafir

-ecek

Akacak kan

Gelecek yıl

Okunacak şiir

-miş

Susamış çocuk

Küflenmiş peynir

Sararmış yaprak

-ar, -er

Güler yüz

Koşar adım

Okur yazar adam

-mez, -maz

Utanmaz adam

Bitmez iş

Okunmaz yazı

** Adı niteler, tamlama kurar.

** Yapım ekidir.

ZAMAN EKİ

Adamı tanıdık

Kapıyı çalmadık

Misafir beklemedik

Çok kan akacak

Yıllar sonra gelecek

Şiir okunacak

Çocuk susamış

Peynir küflenmiş

Yapraklar sararmış

Onun yüzü hep güler

Hızlı adımlarla koşar

O sürekli okur ve yazar

O adam hiç utanmaz

Onun işi bitmez

Onun yazısı okunmaz

** Cümlenin yükleminde bulunur

** Çekim ekidir.

2- ULAÇ (Zarf fiil)

Bu eklere niçin ‘’Ulaç’’ denildiğini açıklayalım.

Sev (+erek) çalıştı

Eylem ULA+Ç Eylem

Birinci eyleme ulanan (eklenen) ‘’-erek’’ eki eylemi zarf yapmıştır.

Severek çalıştı

Zarf Yüklem (Nasıl çalıştı?)

Tümleci

Ulaçlar, çekim eki almazlar. Bu nedenle, cümlenin her zaman zarf tümlecidir.

Ulaçların olumsuzu ‘’-me’’ ile yapılır; Sınavı kazanamayınca çok üzüldü.

3.ADEYLEMLER (İsimfiiller)

Eylem tabanlarına getirilen ‘’-mak, -me, -iş’’ ekleriyle türetilir. ; Gitmek, gitme, gidiş.

A-‘’mek’’ Yapılı Adeylemler

Eylemin adı olma dışında somut ya da soyut varlık adı olamaz.

Sigara içen çakmak taşır. (Somut ad)

Duvarlara çivi çakmak yasaktır.(Ad eylem)

Eve ekmek almayı unutma.(Somut ad)

Bu bahçeye çiçek ekmek gerekiyor.(Somut ad)

Adın ‘’-de’’ ve ‘’-den’’ durumlarına girebilir.

Çalışmaktan kimseye zarar gelmez.

Ne varsa çalışmakta var.

B-‘’-me’’ Yapılı Adeylemler

Elindeki kazmayla toprağı kazmaya başladı.

Somut ad adeylem

Niçin kondun a bülbül

Kapımdaki asmaya

Somut ad

Ben yarimden ayrılmam

Götürseler asmaya

Adeylem

Adın durumlarına girebilir; Çocuk, okumaya başladı.

Okumayı bilmiyor

Kitabı okumadan derse girmeyin

Ulaç eki

Bu örnekte adeylem söz konusu değildir.

Tamlamalarda tamlayan veya tamlanan olabilirler;

Çocuğun ağlaması.

Çalışmanın faydası

Okumanın yararı

Sıfat göreviyle kullanılan adlar, adeylem değildir.

Asma köprü

Burma bıyık

Çoğul eki alabilir;

Konuşmazlar, gülüşmezler…

C.’’-iş’’ Yapılı Adeylemler

Görüş bildirmek de bir sorumluluktur.

Ad

Bakış açısı çok farklıydı.

Ad

Ortalığa sıcak bakışı bizi sevindirdi.

Adeylem

Görüş farkı, olması gereken bir tavırdır.

Ad

Onun gülüşünü unutamıyorum.

Adeylem

Bu eki alan eylemler, ad anlamlarını yitirmemişlerse, adeylem olarak, eylem anlamlarını

yitirmişlerse doğrudan doğruya ad olarak kullanılabilir.

Dolma (biber)

Dikiş (dikme) AD

Yemek (yemek)

EYLEMİN ÇATISI

Eylemler, cümle içinde yüklem görevinde bulunurlar. Yüklem görevindeki eylemler, öznelerine ve nesnelerine göre bazı özellikler gösterirler.

İşte bu özelliklere ‘’EYLEM ÇATISI’’ denir.

ÖZNELERİNE GÖRE EYLEMLER

1.Etken Eylemler

Eylem cümlelerinde yüklemin bildirdiği işi yapan (özne) belliyse, bu tür eylemlere ETKEN EYLEM denir. Yani öznesi bilinen eylemlerdir.

Türkçedeki tüm eylemler, ilk biçimleriyle etken eylemdir.

Gizli özne, gerçek öznedir.

Çocuk , ağladı. (Ağlama işini yapan ‘’Çocuk’’ tur. Gerçek özne.)

Ağladı. (Ağlama işi yapan ‘’O’’ dur. Gerçek özne)

Düşündü, yazdı. (O)

Etken eylem.

Şair düşündü, yazdı.

Etken eylem.

2.Edilgen Eylemler:

Gerçek öznesi belli olmayan eylemlerdir. Bu eylemlerde özne, ya bilinmediği ya da söylenmek istenilmediği için söylenmez. Edilgen eylemlerde özneyi bulmak için sorulan ‘’ne’’, ‘’kim’’ sorularına yanıt veren sözcük ya da sözcük öbeklerine SÖZDE ÖZNE denir. Sözde öznenin asıl görevi nesnedir.

Özge, kitap okudu——Etken

Kitap okudu.——Etken

Kitap oku-n-du.—–Edilgen

Sözde özne

B.siz nesne.

Asker kolundan vuruldu

Sözde özne

B.siz nesne

3.Dönüşlü Eylemler:

Yüklemin bildirdiği eylemi özne yapar ve yaptığı işten yine özne etkilenir.

Edilgen eylemler ‘’L’’, ‘’N’’

Kahve, silahlı kişilerce tarandı.

Önemli evraklar saklandı

Kuralar dün çekildi.

Kurbanlıklar süslendi.

Odunlar kömürlüğe çekildi.

Eşyalar, odaya taşındı.

Ölü yıkandı.

Eylemleri yapan özneler belli değildir.

Dönüşlü Eylemler ‘’L’’, ‘’N’’

Ayşe, sokağa çıkmadan tarandı.(Kendisini taradı)

Çocuk, bir köşeye saklandı. (Kendisini sakladı)

Genç kız, süslendi. (Kendisini süsledi.)

Düşman, cephe gerisine çekildi.

4.İşteş Eylemler:

Eylemin gösterdiği işi birden çok özne (öznedeki birden çok kişi) ortaklaşa ya da karşılıklı

Yapıyorsa, bu tür eylemlere işteş eylem denir.

UYARILAR

Bazı sözcükler, kendiliğinden işteştir. ; Savaş, barış, yarış, güreş….

Öznedeki kişi tek olduğu zaman eylemde işteşlik aranmaz.;

Ayhan, kavgaya tutuştu.

Yaşlı adam, ağlayınca sakinleşti.

Kadın, trene zor yetişti.

Karşılıklı işteşlik;

Şairler, ara sıra dövüşür.

Çok geçmeden barışırlar.

Eleştirmenler, boşuna tartışır.

Birlikte işteşlik;

Düşman askerleri kaçıştı.

(Karşılıklı kaçışılmaz)

Gecenin karanlığına karıştılar.

(Karşılıklı karışılmaz)

NESNELERİNE GÖRE EYLEMLER

1-GEÇİŞLİ EYLEMLER; Nesne alan,nesneyle kullanılan eylemlerdir. İş ve kılış eylemleri

geçişlidir. ; Pencereyi açtı. Sözünü dinlemedi. Vb.

UYARI: İş-kılış eylemleriyle kurulan cümleler nesne almasa da geçişli sayılır.

2-GEÇİŞSİZ EYLEMLER; Nesne almayan, nesneyle kullanılamayan eylemlerdir.

Durum ve oluş eylemleri geçişsizdir.

Oldurgan Eylemler

-r, -t, -dır.

Geçişsiz eylemlerin geçişli yapılmasına oldurgan eylem denir.

Çocuk uyudu. —–Geçişsiz

Çocuğu uyuttu.—–+Geçişli

Herkes güldü.

Herkesi güldürdü.+

Geçişsiz eylemlerde özne olan sözcük, geçişli eylemlerde nesne olmuştur.

Ettirgen Eylemler

-r, -t, -dır

Geçiş dereceleri artırılmış eylemlere ettirgen eylem denir. Burada ÖZNE, işi yapan değil

İŞİ YAPTIRANDIR.

Kapıyı açtı

Kapıyı açtırdı

Kapıyı açtırttı

Kapıyı açtırttırdı

Öznenin yapılmasını istediği işi bir başkası veya başkaları yapar.

Çiçeği suladı.

Çiçeği sulattı.

Çiçeği sulattırdı

Çiçeği sulattırttı

Parayı bozdu

dereceden geçişli.

Parayı boz-dur-du.

dereceden geçişli

Parayı boz-dur-t-tu.

dereceden geçişli

Parayı boz-dur-t-tur-du.

dereceden geçişlilik pek kullanılmaz.

UYARI; Ettirgen eylemler etken ve geçişlidir.

Anlatim Yöntemleri Ve Özellikleri

06 Kasım 2007

ANLATIM YÖNTEMLERİ VE ÖZELLİKLERİ

T A N I M L A M A

Bir varlığı, bir olayı veya bir kavramı temel ve ayrıca özellikleriyle tanıtmaktır. Düşünceleri doğrudan aktarabilmenin bir yoludur. Yalın bir anlatımla ve ayrıntılara inilmeden, düşünce doğrudan ortaya konur.

Tanımlama “Su nedir?”’ sorusunun yanıtıdır.

TANIMLAMA ÖRNEĞİ

Bir toplumda herkesçe kullanılan dilden ayrı olarak belirli kesimlerce kullanılan, ancak genel dilin içinde yer alan ve ondan türemiş olan özel dile “argo” denir. Kaba, teklifsiz, senli benli konuşma biçimlerini içeren argo, genellikle eğretilemelerden oluşur; kendine özgü sözcük ve deyimler üzerine kurulur. Belirli çevrelerde kullanılır.

Hırsız argosu, öğrenci argosu, şoför argosu….

Ö R N E K L E M E

Soyut kavramların anlaşılmasını kolaylaştırmak ve düşünceye inandırıcılık kazandırmaktır. Örnekleme, düşünceye sorumluluk kazandırarak okuyucunun belleğinde canlanmasını, belirginleşmesini sağlar.

Örnek, okuyucuyu doğrudan savunulan düşünceye ulaştırır.

ÖRNEKLEME ÖRNEĞİ

Kuşkusuz her insanın belli bir işi, uğraşısı yanında yapması gereken başka işleri de vardır. Önemli olan; kişinin hem mesleğini, hem de diğer işlerini yapmasıdır. Söz gelimi bir doktor hastalarıyla uğraşmasının yanı sıra bir mektubu zamanında yanıtlayabilmeli, günlük gazeteleri zamanında okuyabilmelidir. Böyle davranmazsa belki yarın daha önemli bir işle uğraşacak, bu günkü işlerini yapmaya zaman bulamayacaktır.

TANIK GÖSTERME

Savunulan görüşle ilgili olarak, o alanda yetkin bir kişinin sözlerini alıntılayarak kullanmaktır. Düşünceyi pekiştirmek, başkalarının düşünceleriyle desteklemek amacına yönelik bir yoldur. Sözlerine tanık olarak başvurulan kişinin işlenen konuda tanınmış ve güvenilir olması gerekir. Sıradan tanıklar, düşünceyi pekiştirmede ve inandırıcı kılmada etkili olamazlar.

TANIK GÖSTERME ÖRNEĞİ

Yeryüzünde salt doğru yoktur. Doğru bilinenlerin hepsi de aklın ışığında yeniden denenmelidir. Belki de en doğru olanı; deney sonucu bulgulara varmak, neden sonuç arasındaki bağı ortaya koymaktır. Bu da bizi tek güvenilecek doğrunun, sonuçları tartışmaya açık da olsa bilim olduğu sonucuna götürür. Atatürk boşuna ‚’Hayatta en hakiki mürşid ilimdir, fendir.’’ Dememiş.

K A R Ş I L A Ş T I R M A

İki varlık veya nesnenin benzerlik ve karşıtlarını ortaya koyarak düşüncenin geliştirilmesidir. Karşılaştırmayla düşünce, daha net olarak ortaya konmuş olur. Böylece okuyucunun belleğinde kolayca yer edinir. Oysa, ise, oysaki, ne var ki, ise gibi karşılaştırma bağlaçları çokça kullanılır.

KARŞILAŞTIRMA ÖRNEĞİ

Günlük de anı gibi bir kişinin yaşamından beslenen bir yazı türüdür. Anılardan ayrılan yanı, günlüklerin yaşarken yazılmış olmasıdır. Oysa anıları yazanlar gözlerini geçmişe çevirirler. Günlükler, günü gününe tutulduğu halde, anılar genellikle yaşlılık döneminin ürünleridir.

B E N Z E T M E

Düşünceyi somutlaştırmak, ona açıklık kazandırmak için herhangi bir yönü güçlü olanla, zayıf olanı bir arada vermektir. Benzetmede; gibi, sanki, kadar, tıpkı gibi sözcüklerden yararlanılır.

BENZETME ÖRNEĞİ

Bahçeye girince insan, bir renk cennetine girmiş gibi olur. Giriş yolu boyunca yediveren gülleri, ortancalar, gecesefaları, sağlı sollu sanki insana gülümser. Mavi, kırmızı, beyaz iç içe girmiştir. Ara kapının rengi de senin çok sevdiğin bir renk; güvercin mavisi. Sanki kapı değil gökyüzüdür karşıda duran.

SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA

Savunulan düşüncenin sayısal verilerle desteklenmesidir. Nesnelerin veya olayların niceliği belirtilerek düşünce kesinleştirilir.

SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA ÖRNEĞİ

Eskisi gibi, şu ya da bu büyük adam için kitap yazanlar, okuyucuya boş verenler kalmadı pek. Halk için, bütün insanlar için yazıyorlar. Kendilerine sorarsanız böyle. Gerçekte ise pek öyle değil. Sanat dergileri beşyüz ile ikibinbeşyüz, en baba yiğit kitap da üç bin adet satılıyor. Kim bu üç bin kişi? Sanatçılar, yazarlığa özenenler, sanata önem veren aydınlar. Yedi sekiz kitap yayımlamış yazarları bile halk tanımıyor.

D U R U L U K

Gereksiz sözcüklerden arınmış anlatımdır. Türkçe karşılığı bulunan yabancı sözcükler ve yabancı dil kurallarıyla kurulmuş tamlamaların olmamasıdır.

Y A L I N L I K

Süslü ve sanatlı söyleşi özentilerinin, gereksiz ayrıntıların bulunmamasıdır. Anlatım gereksiz uzatmalardan uzak ve kolay anlaşılır özelliktedir.

A K I C I L I K

Dilin takılacağı söyleyiş pürüzlerinin olmamasıdır. Cümleler, dile takılmayacak, söylenişi güç olmayan sözcüklerden kuruludur.

A Ç I K L I K

Anlatımın kolay anlaşılması ve çeşitli anlamlara gelmemesidir. Kısa ve yalın cümlelerden kurulu, noktalama yanlışları olmayan, öğeleri yerli yerinde olan anlatımdır.

D O Ğ A L L I K

Anlatımın içten, yapmacıksız ve duyarlı olma özelliğidir.

S O M U T L A M A

Görünür olmayan, soyut kavramları ve varlıkları kolay kavranır duruma getirmek için somut örneklerden yararlanmadır.

S O Y U T L A M A

Somut bir kavramı veya varlığı soyut bir duruma getirme özelliğidir.

DOLAYLI ANLATIM

Başkalarına ait sözlerin yazarın kendi sözleri içinde verilmesidir.

DOĞRUDAN ANLATIM

Başkasına ait sözlerin olduğu gibi aktarılmasıdır.

KARŞITLARDAN YARARLANMA

Bir kavramı daha iyi anlatabilmek için karşıt kavramları kullanmaktır.

İLGİ KURMA

Bir olay veya kavramın, başka bir olaya veya tanık olunmuş olana değinilerek açıklanmasıdır.

Ö Z G Ü N L Ü K

Başkaları gibi olmayan, yalnız o yazarda görülen anlatımdır.

İ L G İ N Ç L İ K

Daha önce duyulmamış, ilk kez duyulan ve beğenilen anlatımdır.

B Ü T Ü N L Ü K

Sözü edilen konudan uzaklaşmayan, aynı konuyu anlatan parçalardan oluşma özelliğidir.

Y O Ğ U N L U K

Az sözle çok düşünceyi anlatmak.

T U T A R L I L I K

Anlatımda çelişkilerin olmaması, konunun tek doğrultuda olmasıdır

Fecriati Dönemi Türk Edebiyatı

06 Kasım 2007

Fecriati dönemi Türk edebiyatı, Fecriati Dönemi Türk Edebiyatı (1909-1912): Fecriatı edebiyatı, Servetifünun edebiyatına tepki olarak doğmuş bir akımdır. Serveti-i fünun dergisinin Abdülhamit dönemi sansürü tarafından kapatılmasıyla, pek çok sanatçı İstanbul dışındaki dergi ve gazetelerde yazmak zorunda kaldılar. İstanbul daki edebiyat etkinlikleri yok denecek kadar azaldı. İkinci Meşrutiyet ilan edilir edilmez (1908), hemen bütün dergiler, sayfalarını yeniden kültür ve sanat konularına açtılar. Dönemin genç edebiyatçıları, "Fecriati Ercümeni Edebisi" adıyla bir topluluk kurdular ve kendilerine yer veren Servet-i Fünun dergisinde bir bildirge yayınlayarak (24 Şubat 1909) kendilerini topluma tanıtlılar. Bildirgeyi, Ahmet Haşim, Fmin Bülent (Serdaroğlu), Hamdullah Suphi (Tarıöver). Sahabettin Süleyman, İzzel Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delilbaş), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Köprülüzade Mehmet Fuat, Müfit Ratip, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) gibi şair ve yazarlar imzalamışlardı.

Servetifünuncuları eleştirerek ve artık onların döneminin kapandığını ileri sürerek kamuoyuna kendilerini tanıtan fecriaticiler, sanat ve edebiyatın duyguların eğitimine yardımcı olduğunu ileri sürerek, ulusun gelişmesini ilke edindiklerini bildirmişlerdir. Amaçları Türk edebiyatını Batı’ya Batı edebiyatını da Doğu’ya tanıtmaktı.

"Sanat sanat içindir" ilkesine bağlı kalan, "sanat, kişisel ve saygındır"görüşünü savunan fecriaticiler, aslında, karşı çıktıkları servetifünuncuların açtığı edebiyat geleneğini sürdürdüler; şiirlerinde, doğa ve aşk konularını genellikle romantik biranlayışla İşlediler, toplum sorunlarını yüzeysel biçimde ele aldılar.

Meşrutiyetle canlanana Tiyatro etkinliklerine, Sahabettin Süleyman, Müfit Katip, Tahsin Nahil başarılı yapıtlarıyla katkıda bulundular. Şahabettin Süleyman ve Köprülüzade Mehmet Fuat, eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmalarına "Batılı" bir nitelik kazandırmaya çalıştılar.

Atasözleri Ve Deyimler

06 Kasım 2007

ATASÖZLERİ VE DEYİMLER

DEYİMLER

Birden fazla sözcükten oluşmuş, bir kavramı karşılamak amacıyla kulllanılan ve bir durumu en kısa yoldan anlatıp, cümleye çekici anlatım özelliği katan, çoğu mecaz anlamlı kalıplaşmış söz öbeklerine "deyim" denir.

Türkçede kullandığımız deyimler şu özellikler taşırlar:

1. Birden fazla sözcükten oluşmuşlardır.

2. Çoğunlukla bir anlam kayması (mecaz) söz konusudur.

3. Cümle içinde anlatıma çekicilik kazandırır.

4. Deyim kalıbı aynen kullanılmalıdır.

a) Sözcüklerin yerini değiştiremeyiz.

b) Deyimi oluşturan sözcüklerin eşanlamlısını kullanamayız.

Örnek:

Dam başında saksağan, vur beline kazmayı. (Doğru)

Saksağan dam başında, beline vur kazmayı.

(Yanlış)

Ekmeğini kayadan çıkarıyordu. (Yanlış)

5. Deyimlerin arasına başka sözcükler girebilir:

Örnek:

Sen, ağzını hiçbir zaman hayra açmazsın.

6. Dilimizde kullandığımız deyimlerin çoğu "-mak/-mek" mastar ekiyle adlandırılan "Deyimleşmiş Bileşik Eylem"lerdir. Bu kurala göre deyimleri oluştururken kullanılan adlar, bazı ad çekim eklerini alarak kullanılabilirler.

Örnek:

El ayak çekmek. (mastar)

Hayattan elini ayağını çekmişti.

Deyimleri anlam ve biçim (kuruluş) yönünden iki grup altında değerlendirebiliriz:

1. Anlamlarına göre deyimler:

a) Gerçek anlamlı deyimler

b) Mecaz anlamlı deyimler

2. Biçimlerine (Kuruluşlarına)göre deyimler:

a) Tam yargı anlamı vermeyen deyimler

b) Tam yargı anlamı veren deyimler

1. Anlamlarına Göre Deyimler:

a) Gerçek anlamlı deyimler:

Bu gibi deyimler anlatıma güzellik katmak amacıyla kurulmuştur. Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamı benzerlik (mecaz) anlamını düşündürmeden, kavramları olduğu gibi karşılayan kalıplaşmış söz öbekleridir.

Örnek:

Canı sağ olsun

Beyni atmak

Baskın çıkmak

Ayda yılda bir

Nerde akşam orda sabah vb.

Yukarıda verdiğimiz örneklerde görüldüğü gibi deyimi meydana getiren sözcüklerin anlamları ayrı ayrı gözden geçirildiğinde cümleye verdiği anlam ne ise sözcüğün anlamı da tek başına aynıdır (gerçektir).

b) Mecaz anlamlı deyimler:

Bu tür deyimlerde, kullanılan deyimin okuyu-cuya verdiği anlamın, gerçek anlamından farklı bir anlama büründüğünü görmekteyiz.

Mecaz anlamlı deyimlerde kullanılan sözcük-lerin ya biri ya da tümü gerçek anlamını yitir-miştir.

Türkçemizde bu çeşitteki deyimler gerçek anlamlı deyimlere nazaran daha çok karşımı-za çıkmaktadır.

Örnek:

Buz gibi soğumak

Beyninden vurulmuşa dönmek

Başının etini yemek

Dilini bağlamak vb.

Yukarıda verdiğimiz örnekler mecazlı sözcük-lerden meydana gelmiştir. Yukarıdaki örnekler-de geçen sözcükler benzetmeler yoluyla farklı anlamlar içermektedir.

2. Biçimlerine Göre Deyimler:

a) Tam yargı anlamı vermeyen deyimler:

Türkçemizdeki deyimlerin bazılarında sonunda eylem veya ekeylem yoktur. Bu tür deyimler tam yargı anlamı vermezler.

Örnek:

Göz ağrısı, cebi delik, yarım ağız, sofrası açık, gözü açık vb.

b) Tam yargı anlamı veren deyimler:

Bu türdeki deyimlere anlam yükleyebilmek için çekime girmeli veya cümle biçimindeki deyimler olmalıdır.

Çekime girecek biçimdeki deyimler "-mak/-mek" mastar ekiyle adlandırılan "anlamca bileşik eylem" özelliğindeki deyimlerdir. Bu tür deyimler değişik ad çekim ekleri kip ve kişi ekleri ile çekime girerler.

Örnek:

Babası bağırınca dut yemiş bülbüle dönmüştü.

Cümle biçimindeki deyimler belli bir çekime girmiş ve cümle niteliğine bürünmüş deyimlerdir. Bu tipteki deyimler; basit cümle biçiminde oluşabilir.

Örnek:

"Ağzı bozuk, elleri açıktı" gibi oluşabilir.

Ayrıca bileşik cümle biçiminde oluşmuş deyimler de vardır.

Örnek:

Ağzını açtı gözünü yumdu.

Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var.

Deyimlerin oluşumunda, ikilemler iyelik ve ad durum eki alarak meydana gelebilirler.

Örnek:

"Baş başa, pisi pisine, el ele, göz göze, biz bize vb.

Not: İkilemeler (yavaş yavaş, ağır ağır) deyim olamazlar.

Deyimler bir de kafiye uygunluğu (uyak) ile meydana gelmektedirler. Örneğin; Yere bakan yürek yakan. Buldum bilemedim, bildim bulamadım, Biri vardı geceden, biri düştü bacadan.

Uyarı: Deyimler öz anlamı dışında kullanıldığı gibi sözcük anlamı dışında da kullanılabilir. Bu durumda deyim olmaktan çıkmış gerçek anlama bürünmüştür. Örneğin; "Kötü arkadaşlarına uyan çocuk yoldan çıktı" cümlesin-deki "yoldan çıkmak", "bozulmak, kötü olmak, kurallara uymamak" anlamında kullanıldığı için deyim-dir. Bunun yanında, "Freni patla-yan araba yoldan çıktı." cümlesin-deki "yoldan çıkmak" gerçek anlamda kullanıldığından deyim değildir.

Deyimler bileşik sözcüklerle karıştırılmamalı-dır. Deyimi oluşturan sözcükler ayrı, bileşik sözcüler bitişik yazılır.

Örnek:

Açgözlü bir çocuktu. (Bileşik sözcük)

Onun yaptıklarına akıl sır erdirilemedi. (Deyim)

Deyimler, bir sanat dalının tanımını içermediği için terim olamazlar. Bunun tersi olarak iki ya da daha çok sözcükten oluşan terimler de deyim olamazlar.

Örnek:

Gözünüzde tavukkarası var.

Eşkenar üçgenlerin tüm açıları eşittir.

Deyimlerin oluşumunda bazı argo sözcükler kullanılabilir.

Örnek:

Çok çalışmaktan cartayı çekti.

Banka soygununda vurulup, tahtalı köyü boyladı.

Cümle içinde söz öbeği veya başlı başına cümle oluşturan deyimler; ad, sıfat, zarf, ünlem,eylem göreviyle kullanılabilirler.

Örnek:

Alnı açık, yüzü ak bir insandı. (sıfat)

Zavallının basireti bağlanmış. (eylem)

Deyimlerin bir bölümü de benzetme istiare, mecaz-i mürsel kurallarıyla kalıplaşmıştır.

Örnek:

Dama taşı gibi oynatmak. (Benzetme)

Eli kolu bağlı kalmak. (İstiare)

Başını belaya sokmak (mecaz-ı mürsel)

Örnek 1: (ÖSS/1995)

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizgili deyim "merak edip gizlice dinlemek, işitmeye çalışmak" anlamına gelmektedir?

A) Sınıfta bütün öğrenciler kulak kesilmiş öğretmenlerini dinliyorlardı.

B) Bu dedikodular onun da kulağına çalınmış olmalı.

C) Herkes kulağı tetikte müdürün kapısında bekliyordu.

D) Karşı masadakiler konuşurken o da kulak kabartmış dinliyordu.

E) Öğretmen ders anlatırken kulağını açıp dinlemelisin.

Çözüm:

"Kulak kesilmek", dikkattle dinlemek ;"kulağına çalınmak", başkasına söylenen sözleri şöyle bir duymak; "kulağı tetikte"duymak için bütün dik-katini vermek; "kulak kabartmak" konuşanları gizlice, belli etmemeye çalışarak dinlemek; "kula-ğını açmak" dikkatle dinlemek anlamalarına gelir.

Yanıt: D

Örnek 2: (ÖSS/1993)

Aşağıdaki cümlerin hangisinde kullanılan deyim, açıklamasıyla birlikte verilmiştir ?

A) Arkadaşını gözüm ısırıyor; daha önce bir yerde görmüş gibiyim.

B) O her zaman böyledir; hep işin kolayına kaçar.

C) Dün akşam, yolculuk heyecanından ola-cak,gözüme uyku girmedi.

D) Çocukların para sıkıntısı çekmesini istemez; onlara bol harçlık verirdi.

E) O olayı düşündükçe, tüylerim diken diken oluyor.

Çözüm:

Yalnızca, A seçeneğindeki deyimin açıklaması cümlede vardır. "Gözü ısırmak"deyimi, birini daha önce başka bir yerde görmüş olmak anlamını verir.

Yanıt: A

ATASÖZLERİ

Söyleyeni belli olmayan (anonim) deneyimler sonucunda olmuş, gerçeği içeren, topluma yol gösteren ve öğüt veren özlü sözlere atasözü denir.

Atasözlerinin genel özellikleri şunlardır:

1. Söyleyeni belli değildir (anonim) ve ulusların ortak malı olmuştur.

2. Yol gösteren, öğüt veren sözlerdir. Gerçeği önerir, doğru yolu öğretirler; çünkü her biri bir deneyim ve bir olay sonucu söylenmiştir.

3. Kimi atasözleri, yazılıp söylendiği gibi gerçek anlamda kullanılır.

Örnek:

"Güneş girmeyen eve doktor girer." "Güvenme varlığa, düşersin darlığa." gibi atasözleri bu anlamdadır.

4. Atasözlerinin bir çoğu da yazıldığı anlamda değil, mecaz anlamda kullanılmaktadır.

Örnek:

"İşleyen demir ışıldar." (Çalışkan kişi sağlıklı ve mutlu olur.) "Güneş balçıkla sıvanmaz." (Gerçekler gizli kalmaz.)

Bu tür atasözlerinde sözcüklerin anlamları ile iletmek isteği mesaj arasında farklılık vardır.

5. Atasözleri sözcüklerin eşanlamlısıyla ya da yerinin değiştirilmesiyle oluşturulamazlar. Çünkü atasözleri kalıplaşmış sözlerdir.

Örnek:

"İtle yatan, bitle kalkar." atasözü hiçbir zaman "Köpekle yatan pireyle kalkar." şeklinde söylenemez.

Ya da "sakla samanı gelir zamanı" atasözü "Samanı sakla, zamanı gelir." şeklinde söylenemez.

6. Konuya bakış açısından bazı atasözleri anlamca karşıtlık ya da çelişki doğurabilir.

Örnek:

"Akıllı düşman akılsız dosttan daha hayırlıdır." atasözü, "Akıllı düşününceye kadar, deli oğlunu everir (evlendirir)." atasözüyle anlamca karşıtlık gösterir.

7. Bazı atasözleri, ait olduğu toplumun gelenek, görenek, inanç ve tavırlarını yansıtırken bir bölümü de evrensel düşünceyi dile getirir.

Örnek:

"Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.", "Tekkeyi bekleyen çorbayı içer." gibi atasözleri gelenek görenek, inanç ve töreleri yansıtır.

"Öfke ile kalkan zararla oturur.", "Aklın yolu birdir." gibi atasözleri ise evrensel boyutta olup nesnel bir yargı içerir.

ATASÖZÜ NASIL AÇIKLANIR ?

Atasözü sorularının çözümünde şöyle bir yol izlenmelidir.

1. Açıklamasını yapacağımız atasözü, gerçek anlamda mıdır, yoksa mecazi anlamda mıdır ?

Önce bu bulunmalıdır.

2. Açıklanması istenen söz "mecaz" anlamda ise hangi sözcükler hangi anlamı içermek-tedir ?

Örnek:

"Çobansız koyunu kurt kapar." atasözünde "koyun"eti, sütü, tüyü ve derisi için yetiştirilen evcil hayvan değil; koruyucusu yöneticisi olmayan kişi veya topluluk anlamındadır. Aynı zamanda atasözünde geçen "kurt" sözcüğü de yırtıcı saldırgan hayvan anlamında değil; düşman anlamındadır.

3. Açıklanması istenen atasözünün temel düşüncesi nedir ?

Bu temel düşünce, en anlaşılır ve yorumsuz şekli ile bulunmalı.

4. Her yazı türünün olduğu gibi atasözü açıkla-malarında da mutlaka bir planı olur. Bunu örnekle uygulayalım:

Örnek:

"Deve büyük ot yer, şahin küçük et yer."

Deve: Kalıbı, kıyafeti yerinde olan, cüssece büyük, çalışma ve beceri yönünden güçsüz kişileri temsil eder (Mecaz).

Şahin: Dış görünüşü çelimsiz, ancak büyük işler başaran yürekli kişileri temsil eder (Mecaz).

Giriş:

a) Deve ve şahinin işlevi nedir ?

b) Deve ve şahin hangi tip insanları temsil eder ?

Gelişme:

a) Toplum ilk bakışta hangi tip insanlara inanır ?

b) Toplum yürekli, becerikli insanları nasıl tanır ?

c) İki tür insan arasındaki karşılaştırma ve örnekler.

Sonuç:

Görüşleri ve iş yapma güçleri değişik kişiler karşısında değer yargınız ne olmalıdır ?

ATASÖZLERİ İLE DEYİMLERİ

KARIŞTIRMAMAK İÇİN İZLENECEK YOL:

Atasözleri ile deyimler arasında benzer ve ayrılan yönler vardır.

Benzer yönleri; kalıplaşmış sözler olmaları, kısa ve özlü anlatım yollarından ve ulusların ortak malı olmasından dolayıdır.

Ayrılan yönleri; deyim bir kavramı, atasözü bir öğüt ya da kuralı tanıtır. Ayrıca deyimler anlatıma çekicilik katar, atasözleri ise yol gösterir, öğüt verir.

Deyimler; kişi ve zamana göre çekime girer, atasözleri ise daha çok emir ya da geniş zaman kipinde kullanılır.

Damlaya damlaya göl olur. (Geniş Z.)-Atasözü

Güvendiği dağlara kar yağdı. (-di’li geçmiş Z.)-Deyim

Dil Yanlışları Ve Anlatım Bozuklukları

06 Kasım 2007

Dil Yanlışları ve Anlatım Bozuklukları

Cümle Bozuklukları

Anlatım Bozuklukları

Ses ve Ahenk Kusurları

Anlam kusurları

Bugün; ilkokul mezunu vatandaşımızdan yüksek öğrenim yapan öğrencimize, memurumuzdan amirimize, işçimizden işverenimize varıncaya kadar, toplumun bütün kademelerinde -Türkçe sevdalıları ve bu konuda hassasiyet gösterenler hariç- dilimizin imlâsı ve telâffuzu hesaba alınmamakta ve tam anlamıyla bir Türkçe konuşulup yazılmamaktadır.

Şüphesiz, herkes ; yazısında ve konuşmasında, kelime ve cümlelerinin ses, ahenk ve anlam bakımından kusursuz olmasını arzu eder. Ama, bunu istisnaların dışında birçoğumuz beceremeyiz.

İyi bir cümle; dilbilgisi, açıklık, duruluk, sadelik, tabiîlik, mantık ve bilgi yönlerinden doğru olan cümledir. İyi bir cümlenin niteliklerini taşımayan cümlelerde anlatım bozukluğu vardır.

Bu bölümde; bir daha tekrarlanmaması, üzerine yenilerinin eklenmemesi ümit ve arzusuyla, Türk dilinin imlâsı ve telâffuzuyla ilgili olarak yapılan yanlışlar ve anlatım bozuklukları ile güzel yazmak, güzel konuşmak için nelerin yapılması ve yapılmaması gerektiği üzerinde duracağız.

Cümle Bozuklukları

Doğrudan doğruya cümlenin yapısını bozan anlatım bozukluklarına, cümle bozuklukları denir. Cümle bozukluklarına yol açan asıl sebep, cümleyi meydana getiren unsurların söz dizimi kaidelerine aykırı olarak kullanılmasıdır. Cümle bozuklukları, başlıca dört şekilde ortaya çıkar.

1. Ek:-):-):-)lik

Cümlede herhangi bir unsurun ek:-):-):-) olmasıdır.

“ Hava şartları nedeniyle maçlar ertelendi. “ ( Elverişsiz hava şartları nedeniyle maçlar ertelendi. ) Bu cümlede, elverişsiz sözü unutulmuştur.

Veteriner Serap Hanım görevine bugün başladı. ( Veteriner Hekim Serap Hanım görevine bugün başladı. ) Bu cümlede hekim sözü unutulmuştur.

Teyzem bana ne sarıldı, ne de öptü. (Teyzem bana ne sarıldı, ne de beni öptü. ) Bu cümlede beni sözü unutulmuştur.

Cephanelik nöbetçisinin silahı elinden alındı ve soyuldu. ( Cephanelik nöbetçisinin silahı elinden alındı ve cephanelik soyuldu. ) Bu cümlede, cephanelik sözü unutulmuştur.

Bu acı feryatlar ve bu son sahne, bugün bile gözümün önünde ve kulaklarımda çınlıyor. ( Bu acı feryatlar ve bu son sahne, bugün bile gözümün önünde canlanıyor ve kulaklarımda çınlıyor. ) Bu cümlede, canlanıyor sözü unutulmuştur.

Kuzu eti, sağlıklı ve yaşlı olmayan kimselerce yenmelidir. ( Kuzu eti, sağlıklı olan ve yaşlı olmayan kimselerce yenmelidir.) Bu cümlede, olan sözü unutulmuştur.

Durmadan gazoz ve çekirdek yenilen bu yerden hemen uzaklaşalım. ( Durmadan gazoz içilen ve çekirdek yenilen bu yerden hemen uzaklaşalım.) Bu cümlede, içilen sözü unutulmuştur.

Şimdi artık kimi sevdiğimi, saygı duyduğumu bilmiyorum. ( Şimdi artık kimi sevdiğimi, kime saygı duyduğumu bilmiyorum. ) Bu cümlede, kime sözü unutulmuştur.

2. Fazlalık

Cümlede bazı eklerin, kelime veya kelime gruplarının lüzumsuz olarak kullanılmasıdır.

Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde ve bu tür eserlerinde şu özellikler göze çarpar. ( Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde şu özellikler göze çarpar. )

Zaten o sistemin adı da vardır : Başkanlık sistemidir. ( Zaten o sistemin adı da vardır : Başkanlık sistemi. )

Öğrenciler arasındaki mevcut ikilik büyüyor.(Öğrenciler arasındaki ikilik büyüyor.)

Haksız yere uğradığı iftiraya kurban gitti. ( İftiraya kurban gitti. )

Ben de, bundan böyle artık çalışmalarınıza katılacağım. ( Ben de, artık çalışmalarınıza katılacağım. )

Bundan aşağı yukarı tam 20 gün önce… ( Bundan aşağı yukarı 20 gün önce… )

Her isteği yerine gelse, yüzü yine de gülmez. ( Her isteği yerine gelse, yüzü gülmez. )

Çeşme açıklarında ölmüş bir erkek cesedi bulundu. ( Çeşme açıklarında bir erkek cesedi bulundu.)

İzleyicilerimizle canlı telefon bağlantısı kuracağız. (İzleyicilerimizle telefon bağlantısı kuracağız. )

3. Sıra yanlışlığı

Bir cümlede önce gelmesi gereken unsurların sonra, sonra gelmesi gereken unsurların da önce bulunmasıdır. Buna takdim tehir yanlışı denir.

Yüzme, en iyi denizde öğrenilir. ( En iyi yüzme denizde öğrenilir. )

Davetiyesiz salona girilmez. ( Salona davetiyesiz girilmez. )

İzinsiz inşaata girilmez. ( İnşaata izinsiz girilmez. )

Yapılan oylamada önerge 235’e karşı 17 oyla reddedilmiştir. (Yapılan oylamada önerge 17’ye karşı 235 oyla reddedilmiştir. )

Meram yeni yolda oturuyoruz. ( Yeni Meram yolunda oturuyoruz. )

İçişleri Eski Bakanı… ( Eski İçişleri Bakanı… )

Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet Bey… ( Yüksek Ziraat Mühendisi Ahmet Bey… )

Son iki örnekte, söyleyiş esnasında hassasiyet göstermek gerekmektedir. Eğer, eski ve yüksek sözlerini söyledikten sonra birkaç saniye beklenmez ve tamlamayı oluşturan diğer unsurlar vurgulu biçimde söylenmezse, yanlış anlamaya sebep olunacak ve bu sıfatlar sadece önlerindeki ilk kelimeyi niteleyeceklerdir.

4. Uyumsuzluk

Cümledeki unsurların birbirleriyle uyum hâlinde olmamaları demektir. Bilhassa, fiil ile cümlenin veya kelime gruplarının diğer unsurları arasında uyumsuzluklara sık sık rastlanmaktadır.

Devlet memurlarının hayat şartlarının artırılması gerekir. ( Devlet memurlarının hayat şartlarının düzeltilmesi gerekir. )

Şurası da muhakkak ki, öğrencilerin isteklerini de göz önünde tutmak gerekir sanıyorum. (Şurası da muhakkak ki, öğrencilerin isteklerini de göz önünde tutmak gerekir. )

Galiba büyük bir ihtimalle bayramdan sonra sizinle görüşeceğiz. ( Galiba bayramdan sonra sizinle görüşeceğiz.)

Anlatım Bozuklukları

Ses ve Ahenk Kusurları

İşitme ile ilgili olan, kulağa hoş gelmeyen, kulağı tırmalayan kusurlardır.

1. Tenafür : Bir kelime veya kelime grubundaki seslerin telâffuz bakımından birbiriyle uyuşmaması ,kulağa hoş gelmeyen bir izlenim uyandırmasıdır. Böyle durumlarda dil, bazen kendi kendine tedbir alarak tenafürü önler. Meselâ “ ufak, küçük, büyük “ gibi kelimeler, küçültme ekleri alınca; “ ufacık, küçücük, büyücek “ şekillerine girer. “ azcık “ yerine “ azıcık “ , “ bircik “ yerine “ biricik “ denmesi de , dilin tenafüre karşı kendi kendine uyguladığı bir tedbirdir. Söyleyiş güzelliğini bozan kelimelere, mütenafir kelimeler denir.

Mütenafir kelime, kelime grubu ve cümle örnekleri : koşullaştırılmışlık,bilinçlilik, batılılaşmışlık, biçimselleştirilebilirlik, basınç ölçer, Bu biçim işleyiş içinde…,Çok şaşacaktır…

Çocuklar arasında söylenen ve aynı zamanda diksiyon eğitiminde de kullanılan yanıltmacalar, tenafürün en aşırı örnekleridir.

Üç tas has hoşaf, Bir dalda bir kartal dal tartar kartal kalkar….

2. Zincirlenme : Kelime grubunda veya cümlede aynı eklerin zincirleme olarak birbirine bağlanması demektir.

Selçuk Üniversitesinin Fen – Edebiyat Fakültesinin Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümünün Fars Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi…

Kapıyı açıp, ayakkabılarını çıkarıp, salona yürüyüp koltuğa oturdu.

Günlerce durmadan, dinlenmeden, uyumadan çalıştı.

3 Tekrar sıklığı : Bir cümlede aynı sözü lüzumsuz yere sıkça tekrarlamak demektir.

Televizyon programları içerisinde, Türkçe’yi doğru kullanmayı öğütleyen ve dil yanışlarından bahseden programlara çok az rastlanmaktadır.

Dikkate alınması gereken bir nokta da, oyun yerinde az sayıda büyük olması, olanak varsa hiç olmamasıdır.

Anlam Kusurları

Bir cümlenin anlaşılmasını zorlaştıran kusurlardır. Bu kusurların başlıcaları şunlardır :

1. Eş anlamlı veya anlamca birbirine yakın kelimeleri bir arada kullanmak.

Eldeki malûmatları, ipuçlarını bir araya getirdiğimizde; gayet faydalı, faydalı olduğu kadar da yararlı bilgiler elde ettik.

Mecburen bu caddeden geçmek zorundayız.

Babıâli’nin yüksek kapısından firar edip kaçarken, yek süvari bir atlıya tesadüfen rast geldi.

Hayat, ne kadar yaşam dolu görüyor musun?

En derin saygılarımla hürmetlerimi arz ederim.

Lezzetli bir sessizlik ve sükûnet içerisindeyiz. (Lezzetli sessizlik ??! ??!)

Çağdaş ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmak istiyoruz.

Çok lezzetli tatlar almamız mümkündür.

Vaziyet durumlar nasıl?

İyi ki, size tesadüfen denk geldim.

Elimizdeki değerlerin kıymetini bilmiyoruz.

Bugün, okula mutlaka gitmek lâzım gerekir.

Bu iki kelimenin arasında, çok küçük bir nüans farkı vardır.

Parfümeri ve ıtriyat mağazamızın açılışına bekliyoruz.

Bundan sonraki yaşamında hayata bakışı değişmişti.

Bu kitabı size geri iade etmeye karar verdim.

Gücümüz yettiği ölçüde fakirlere ve yoksullara yardım edelim.

- 40 derece soğukta da yaşanmaz ki !…

Çocuklar, lütfen ayrıntıları detaylarıyla anlatınız.

Ürettiğimiz margarinle lezzetin tadına varın.

En sevdiğim taşıt aracıdır uçak.

Ayrıntılar detaylarda gizlidir.

Ben bizzat kendim şahsen fakültenizde öğrenciyim.

Ayrıca, eş anlamlı veya anlamca birbirine yakın kelimeleri, deyimlerde ve atasözlerinde birbirlerinin yerine kullanmak da doğru değildir. .

kara mürekkep ( siyah mürekkep ), siyah talih ( kara talih ), Tanrı aşkına ( Allah aşkına), Tanrı’ya ısmarladık ( Allah’a ısmarladık ), yüreksiz ( kalpsiz ), başsız ( kafasız ), Beyaz akçe beyaz gün içindir. ( Ak akçe kara gün içindir.), Zaman nakittir. ( Vakit nakittir.), Sakla samanı gelir vakti. ( Sakla samanı gelir zamanı. )…

2. Herkesçe tam olarak benimsenmemiş ve anlamı öğrenilememiş yeni kelimeleri kullanmak.

Kenya ve Yugoslavya’da çıkarılan taşları, Eskişehir’deki lületaşıyla karşılaştırmak olası değildir. ( olası / mümkün ? )

Herkes, bir uğraşı vermektedir. (uğraşı / uğraş ?)

Büyük olasılıksızlıklar içinde… (olasılıksızlık / imkânsızlık?)

Sizinle bir türlü görüşme olasılığı bulamadım. (olasılığı / fırsatı, imkânı ?)

3. Kullanıştan düşmüş kelime ve tamlamaları kullanmak.

Yazıklı ( günahkâr ) , sağaltman ( doktor ), bark ( apartman ), gözgü ( ayna ) , selce ( istiridye ) , zaviyetan-mütekabiletan-ı dahiletan ( iç ters açılar ) …

Dilimizin, telâffuzunu değiştirdiği bazı kelimeleri aslî şekilleriyle kullanmak da doğru değildir.

müşkil ( müşkül ), mümkin ( mümkün ), terceme ( tercüme ), sebeb ( sebep ), kitab ( kitap ), mahabbet ( muhabbet ), club ( kulüp ), coiffure ( kuaför ), cart ( kart ), auto ( oto ), laser ( lâzer )…

4. Bir kelimenin Türkçe’si varken, yabancı dillerden alınan karşılığını kullanmak.

generation ( kuşak ) , moncher ( azizim ) , test drive ( deneme sürüşü ) , correlation ( karşılıklı ilişki ) , hello ( merhaba ) , showroom ( teşhir salonu, satış yeri ), shopping center ( alış veriş merkezi ), gross market ( büyük alış veriş merkezi ), consensus ( uzlaşma ) , mösyö ( bay ) , shoe ( ayakkabı ), sock ( çorap ), discount market ( indirim marketi ), final four ( çeyrek final ) …

yabancı ekler, 5. Yabancı kelimelerle, Türkçe kelimeleri birleştirmek ve Türkçe kelimelere yabancı kelimelere de Türkçe ekler getirmek.

makro düzey, mikro düzey, makro dilbilim, gayri pratik, gayri sosyal, en asgarî, en azamî, güzergâh üzerinde, hakem triosu ( hakem üçlüsü ), drive etmek ( sürmek ) …

derskolik, çaykolik, dokunmatik, ayrıyeten, direkman, kardeşane…

6. İş yerlerine, televizyon kanallarına, radyo istasyonlarına ve ürünlere; yarı Türkçe yarı yabancı veya tamamen yabancı adlar vermek ve bu adların kısaltmalarını Batı aksanıyla söylemek.

Millenium Flowers, Blue Radio, MMC ( Mega Music Channel ), Bilgi Bilişim Center, Show, İnter Star, Cine 5, Number One FM, Mega Market, Pasta Bank, Ali’s Hause, Narin Shoes, Lâle Socks, MMC ( Mega Music Channel / em em si / me me ce ? ), NTV ( Nergis Televizyonu / en ti vi / ne te ve ), BBC ( Bilgi Bilişim Center / bi bi si / be be ce ? ), Tv ( ti vi / te ve ) …

Türkçe kelime gruplarının, dilimizde çok sık kullanılarak bizden bir unsur hâline gelen yabancı ifadelerin ve özellikle Türk yayın kurumu isimlerinin, mutlaka dilimizin kısaltma kurallarına göre okunması gerekir.

Lâtin asıllı Türk alfabesinde, ünsüzler – “k” hariç – “e” ünlüsüyle seslendirilir. Özellikle “h” ünsüzünde çok farklı söyleyişler dikkat çekmektedir. “h” ünsüzü için kullanılan; ha, aş, haş, eyç.. gibi şekiller asla doğru değildir.

Bir konfeksiyoncu, imal ettiği ürünlerin üzerini, tamamen yabancı ve çoğu da anlamsız, uydurma kelimelerle ve garip garip resimlerle dolduruyor, bu ürünleri de herkes kapış kapış alıyor. Nedense, alış verişlerde isimleri yabancı olan iş yerleri tercih ediliyor.

Eğer, o ürünlerin üzerindeki yazılar Türkçe olsa, kimse dönüp bakmayacak, çünkü yazılanların çoğu anlamsız ve uydurma!.. Eğer, o iş yerlerinin ismi Türkçe olsa, müşteri sayısında azalma oluyor. Bir malın markası ve üzerindeki yazılar,anlamı bilinmeyen kelimelerden ibaretse, daha çok alıcı buluyor. Maalesef arz talep meselesi !…

Sevgili M.Engin Noyan’ın aşağıdaki yazısını, bu konuyla ilgili olduğu için buraya almayı uygun bulduk.

M: Engin Noyan

TÜRK’ÇE KONUŞACAKSAK TÜRKÇE KONUŞALIM

Çağdaş Türk alfabesi dünyanın en ileri, en kullanışlı, en mükemmel alfabelerinden biridir.

Çağdaş Türk alfabesi, Türkçe’mizin yapısına en uygun alfabedir. 29 harftir ve her harf tek tek Türkçe’mize uygun olarak isimlendirilmiştir.

Çağdaş Türk alfabesinin resmen kabul edilmesinden beri tüm ilk öğretmenlerimiz,çağdaş ve genç Türk Cumhuriyeti’nin pırıl pırıl çocuklarına, önce çağdaş Türk alfabesini öğretirler; özenle ve sevgiyle, harf harf.

Gelin, ana baba yarısı ilk öğretmenlerimizin sevgi dolu emeklerini boşa çıkartmayalım! Çağdaş ve genç Türk Cumhuriyeti’nin, çağdaş alfabesine hiç ihtiyaç duymadığı yabancı harflerin sızmasına engel olalım!

Güzel, anlamlı ve doğru Türkçe için, yeni harflere ihtiyaç yoktur!

gelin, hep birlikte davetsiz misafir yabancı harfleri, yazılışları ve söylenişleriyle, ait oldukları alfabelere uğurlayalım:

“güle güle ‘x’ !”

“güle güle ‘w’ !”

“güle güle ‘ti’ , “güle güle ‘vi’ !”

“güle güle ‘eyç’, ‘aş’, güle güle ‘ef’, ‘en’, ‘em’, ‘si’ !”

Gelin, herkesi “tv”ye “ti-vi” yerine “te-ve”, radyolar için “ef-em” yerine “fe-me”, “cd”ler için “si-di” yerine “ce-de”, kişisel bilgisayarlar anlamında kullanılan “pc”lere “pi-si” yerine “pe-ce” demeye, özellikle de Türk televizyon kurumlarını , kendi isimlerinin kısaltmalarını, bu örnekler doğrultusunda Türkçe telaffuz etmeye davet edelim ki, yarın torunlarımız kendilerini “Türkiye Cumhuriyeti”, “te-ce” yerine “ti-si” vatandaşı olarak tanımlamasınlar.; “te-ce”, yani “Türkiye Cumhuriyeti” vatandaşı olarak kalmaya devam etsinler., tıpkı ilk öğretmenleri ,anaları babaları, dedeleri gibi ve “te-ce” , yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla gurur duysunlar!

Gelin, ilk öğretmenimize sevgi ve saygımızı gösterelim, alfabemizi doğru yazıp telaffuz etmeye herkesi davet edelim!

Gelin, imza toplayalım; gereken kişi ve kurumlara gönderip, onları “Türk” olmaya, “Türk” kalmaya davet edelim. kendimizi hayatın her sahasında “Türk “ olarak ifade etmenin önemi ve değeri konusunda herkesi içtenlikle uyaralım ve diyelim ki:

“Türk’çe konuşacaksak, Türkçe konuşalım!”

23. Yanlış kelime kullanmak.

Vapur rıhtıma yaklaştı. ( Vapur rıhtıma yanaştı. )

Dilerseniz bir şarkı söyleyelim. ( İsterseniz / arzu ederseniz bir şarkı söyleyelim.)

Beyaz Lâle diye bir hikâye okudum. ( Beyaz Lâle adlı bir hikâye okudum. )

Şu iki olay arasında hiçbir ayrıcalık yoktur. ( Şu iki olay arasında hiçbir fark yoktur. )

Büyük apartmanları birbirine yaklaşık olarak yapmaktayız. ( Büyük apartmanları birbirine yakın olarak yapmaktayız.

Aşağıdaki tebliğin yayın ve ilânına karar verilmiştir. ( Aşağıdaki tebliğin yayım ve ilânına karar verilmiştir.

Çekirdek yiyilip gazoz içilen, bol bol ıslık çalınıp tempo tutulan ve arada bir nara atılan bir gazino. ( Çekirdek yenilip gazoz içilen, bol bol ıslık çalınıp tempo tutulan ve arada bir nara atılan bir gazino. )

Oyun oynayan bir çocuk,ister istemez hoşgörülük kazanır. ( Oyun oynayan bir çocuk, ister istemez hoşgörü kazanır. )

24. Bazı sesleri yanlış söylemek.

katip (kâtip ), lamba ( lâmba ), lavanta ( lâvanta ), ikâmetgâh ( ikametgâh ), şikayet ( şikâyet ), hikaye ( hikâye ), kağıt (kâğıt )…

25. Aslı çoğul olan veya anlamca çokluk ifade eden kelimelere lüzumsuz yere “ -lar/-ler ” çoğul ekini getirmek.

efkârlar ( efkâr ), maruzatlar ( maruzat ), beyanatlar (beyanat ) …

İş yerlerinde her çeşit insanlarla karşılaşıyoruz. ( İş yerlerinde her çeşit insanla karşılaşıyoruz. )

Bizde Tanzimat’tan bu yana iki türlü düşünürler vardır. ( Bizde Tanzimat’tan bu yana iki türlü düşünür vardır. )

beş bin evler ( beş bin ev ), binlerce kaza ve çarpışmalar ( binlerce kaza ve çarpışma ), yüzlerce insanlar ( yüzlerce insan )…

Belirsiz sıfatlardan “ birkaç, her, herhangi bir, birçok … “ tan sonraki isimlerin de, çoğul eki alması doğru değildir.

birçok insanlar ( birçok insan ), birkaç evler ( birkaç ev ), her fikirler ( her fikir), herhangi bir adamlar ( herhangi bir adam ), pek çok örnekler ( pek çok örnek ),…

Yalnız, bu gruba girdiği hâlde, yıllardan beri kullanılarak galat-ı meşhur hâline gelen bazı kelime grupları ve özel isimler vardır. Bunları mevcut şekliyle kullanmak daha doğru olacaktır.

Beşevler, Üçkuyular, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, dört silahşörler, beş kardeşler, Çifte Minareler, üç aylar, 41 Evler, 500 Evler ..

Arapça’da çoğul oldukları hâlde, tekil anlamı kazanmış bulunan evrak, enbiya, eşkıya, evliya, ukalâ… gibi kelimeler de tekrar çoğul yapılabilir.

26. Hâl eklerinden birini diğerinin yerine kullanmak. Bu durum, daha çok Batı Anadolu ve Doğu Karadeniz ağızlarında görülür.

beni öğretmek ( bana öğretmek ), beni bir çay yap arkadaşımı da gazoz ( bana bir çay yap arkadaşıma da gazoz ), evi gitmek ( eve gitmek ), nereyesun ( neredesin )…

27. Dilde bulunmayan gramer şekillerini kullanmak.

pahalılatmak ( pahalılaştırmak ), dedi kine (dedi ki) kullanılabilinir (kullanılabilir)…

28. “ etmek “ ve “ yapmak “ yardımcı fiillerini, ya birbirlerinin yerine veya lüzumsuz olarak kullanmak.

bindirme yapmak ( bindirmek ), umut etmek ( ummak ), bekleme yapmak ( beklemek), ayar yapmak ( ayar etmek ), gecikme yapmak ( gecikmek ), film yapmak (film çevirmek ), şampuan yapmak.( şampuan kullanmak ), gazete yapmak ( gazete çıkarmak ), müzakere yapmak ( müzakere etmek ), Bebek yapmak ( Bebek’e gitmek ), indirme yapmak (indirmek),…

29. Türkçe’de yardımcı fiil olarak kullanılmayan “ almak “ fiilini,- Batı dillerinin etkisiyle – bazen yardımcı fiil olarak kullanmak.

banyo almak ( banyo yapmak ), çay almak (çay içmek ), yemek almak( yemek yemek), istek almak ( istenmek ), kahve almak ( kahve içmek.), yenilgi almak ( yenilmek ), duş almak ( duş yapmak ), sahne almak ( sahneye çıkmak )

30. Yılı, ayı ve günü belli bir zamandan söz ederken, “ yılında /senesinde” demek.

30 Ağustos 2000 yılında Zafer Bayramı’nı coşkulu törenlerle kutladık. ( 30 Ağustos 2000 tarihinde / 30 Ağustos 2000’de Zafer Bayramı’nı coşkulu törenlerle kutladık.)

31. Geniş zamanın olumsuzu için – mamaz / – memez şekillerini kullanmak.

Eller gibi davranıp görmemezlikten gelme. ( Eller gibi davranıp görmezlikten gelme.)

32. “ Ne………..ne de……..” li cümlelerde, yüklemi olumsuz değil de olumlu kullanmak.

Ne kızı, ne de gelini gelmedi. ( Ne kızı, ne de gelini geldi.)

33. Bazı resmî kurum adlarını yanlış kullanmak.

MTA / Maden Teknik Arama Müdürlüğü ( Maden Tetkik Arama Müdürlüğü )

34. Ağızlara ait şekilleri yazı dilinde de kullanmak. Bu tür bir imlânın, ancak edebî metinlerde birine ait sözlerin, tırnak içerisinde veya konuşma çizgisinden sonra yazılması durumunda doğru olacağı bilinmelidir.

gelsane ( gelsene ), dursane ( dursana ), yapsane ( yapsana ), ener ( eğer ), gelek ( gelelim ), gidek ( gidelim ), yaparakdan ( yaparak ), bekliyen ( bekleyen ), gelmiycanı ( gelmeyeceğini ), eşki ( ekşi ), tekrardan ( tekrar ), naber ( ne haber), nörüyon ( ne görüyorsun ), napıyoz ( ne yapıyoruz ), del ( değil ), gelicek ( gelecek ), alıcağız ( alacağız ), yapıcağız ( yapacağız )…

35. Noktalama işaretlerini hiç kullanmamak veya lüzumsuz yere kullanmak ya da anlamı bozacak şekilde yanlış kullanmak

Adam ol, baban gibi tembel olma. ( Adam ol baban gibi, tembel olma. )

Bugün hava güzel mi ? güzel. ( Bugün hava güzel mi güzel ).

Küçük çam ağacının arkasına saklandı. ( Küçük, çam ağacının arkasına saklandı. )

Yurdumuz üzerinde bulunan nemli havanın etkisinde kalmaktadır.( Yurdumuz, üzerinde bulunan nemli havanın etkisinde kalmaktadır. )

36. İsim ve sıfat tamlamalarında, tamlayanla taml:-):-):-):-):-)n yerini değiştirmek ve tamlanana getirilmesi gereken iyelik ekini unutmak. Dilimizde; isim ve sıfat tamlaması yaparken, tamlayan önce, tamlanan ise sonra gelir. Son yıllarda, Batı dillerinden sadece kelime almakla yetinmeyip, tamlama kurallarını da aldığımız için, artık isim ve sıfat tamlamalarımızı da Batı dillerinin kurallarına göre yapıyoruz.

Eczane Şifa ( Şifa Eczahanesi ), Otel Kardelen ( Kardelen Oteli ), Lokanta Lezzet ( Lezzet Lokantası ), Pastane Yağmur ( Yağmur Pastahanesi ), Reşat Nuri Güntekin Sokak ( Reşat Nuri Güntekin Sokağı ) …

37. Farsça “ hane “ kelimesiyle kurulan birleşik kelimelerde “ ha “ hecesini kullanmamak.

pastane ( pastahane ), eczane ( eczahane ), hastane ( hastahane ), postane ( postahane )…

38. Kelime aralarındaki boşluğu, çok geniş tutmak.

Ey Türk Milleti! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir? ( Ey Türk Milleti! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir? )

39. Satır sonuna denk gelen kelimelerin kalan hecelerini, kurallara uygun biçimde diğer satıra aktarmamak.

kur-ulu, say-esinde, yurd-umuzun…

Bazı kişilerin yazılarında hiç hece çizgisi kullanmadıkları görülürken, bazılarının da hem satır sonunda hem de satır başında olmak üzere iki kez hece çizgisine yer verdiklerine şahit olmaktayız. Kelime bittiği hâlde, satır sonunda hece çizgisi kullanan kişilere de maalesef rastlanmaktadır.

40. Konuşurken, “ eeee…, efendim, efendime söyleyeyim, anladın mı, ne buyurdun, haksız değil miyim… “ gibi bazı kelimeleri , kelime gruplarını ve cümleleri dinleyicileri bıktıracak derecede çok miktarda kullanmak.

41. “ ilâ ” sözünün yerine kullanılan “ – “ işaretini “ ile “ şeklinde okumak.

30-40 yaşlarında bir dinleyici topluluğuna hitap ettim. ( 30 ile 40 yaşlarında bir dinleyici topluluğuna hitap ettim./ 30 ilâ 40 yaşlarında bir dinleyici topluluğuna hitap ettim. )

42. Üst üste iki kez iyelik eki kullanmak veya “ –ki “ aitlik ekiyle iyelik ekini birlikte kullanmak.

şeyisi, şeysi ( şeyi ), çoğusu ( çoğu ), seninkisi ( seninki ), benimkisi ( benimki ), sizinkisi ( sizinki ), bizimkisi ( bizimki ) …

43. Bazı meslek adlarını yanlış kullanmak.

kasapçı ( kasap ), bakkalcı ( bakkal ), manavcı ( manav ),berberci ( berber )…

44. “ atıyorum “ sözünü , “ meselâ, farzedelim , farzedelim ki, farzımuhal, varsayalım…” sözlerinin yerine kullanmak.

Bugünkü toplantımıza atıyorum 150 kişi katılsın. ( Bugünkü toplantımıza farzedelim 150 kişi katılsın. )

45. “ olay “ sözünü olur olmaz her yerde kullanmak.

Kitap olayını hallettiniz mi ? ( Kitap meselesini hallettiniz mi ? )

Sınav olayını gözünde bu kadar büyütme ne olur. ( Sınavı gözünde bu kadar büyütme ne olur. )

Edebi Akimlar Ve Temsilcileri

06 Kasım 2007

Edebi Akimlar Ve Temsilcileri

EDEBİ AKIMLAR

Avrupa’da edebi akımlar başlamadan önce, iki önemli düşünce ve sanat anlayışı vardı:

Hümanizm ve Rönesansçılık

HÜMANİZM:

İnsana dönüş,eski Yunan ve Latin edebiyatına yönelen sanatçılar iki önemli ana düşünceyi bulmuşlar.İnsana değer vermek.Tabiatı Tanrı’nın bir yaratısı görmek.İnsanı sevip onu yüceltme. Dante bu düşüncenin temsilcisidir.

RÖNESANSÇILAR:

Hem hümanizmin getirdiklerin hem de16.yy bilim ve akılcılığını benimsemişlerdir.

*Özgürlük düşüncesini geliştirirler.

*Petrarca, Montaigne, Bocan, Carvantes, Shakespeare bu dönemde eser verirler.

KLASİSİZM

*17.yy ortalarında Fransa’da ortaya çıkan edebiyat akımıdır.

*Akla ve sağ duyuya değer verirler.

*İnsandaki tabiata insanların iç dünyasına saygı göstermek esastır,

*Konularını eski Yunan ve Katin edebiyatından alırlar.

*Kahramanları seçkin kişilerdir.Sıradan insanlara eserlerinde yer vermezler.

*Önemli olan konu değil konunun işleniş biçimidir

*Dil,üslup kusursuz bir şekilde işlenmiştir.Dil açık,yalın ve soyludur.

*Sanat için sanat görüşünü savunurlar.

*Sanatçı eserde kendini gizler.

*Tiyatroda üç birlik kuralına uyulur.(olay,zaman,mekan)

KLASİSİZM AKIMININ TEMSİLCİLERİ

MOLİERE

*Çağın sosyal bir teknikçisidir.

*Komedyayı gerçek hayata dönüştürmüştür.

*Yapmacıktan aşırılıktan sıyrılarak çağdaş insan yaklaşmıştır.

*Güldürünün bütün biçimlerini eserlerinde işlemiştir.

*Eserleri:Tartuffe,Donjuan,Zoraki Takip,Cimri,Kibarlık Budalası,Hasatlık, Hastası,Kocalar Okullu,Kadınlar Okulu.

CORNEİLLE

*Trajedi,komedi yazarıdır.

*Soylu tipleri işler kaderlerini kendisi çizer.

*Kahramanları;akıllı kullanan doğruyu,gerçeği bulan iradeli tiplerdir.

*Eserlerinde insanları oldukları gibi değil olmaları gerektiği gibi gösterir.

*Eserleri: Horace, Polyeucte, Le Cid

RACİNE

*Trajedi yazarıdır.Trajediyi yozlaşmaktan kurtarır.

*Eserlerinde tuttukları en doğal dille konuşmuştur son derece ölçülü uyumlu bir şiir yaratmıştır.

*Eserlerinde kahraman yoktur,insan tipleri vardır.Çok güçlü tutkuların etkisi ve baskısı altındadır.

*Eserleri:Andromagu,Athaile,Britannicus,Berenice

LA FONTAİNE

*Fabl yazarıdır.

*Fabl:Hayvanları konuşturarak hayvanlar arasında geçen olayları araç olarak kullanıp insanların kusurlarını anlatan manzum öykücükleridir.

LA BRUYERE

*Soyluların solanlarından ruhsal gözlem ve gözleyiş merakı edebi portreler türünün doğmasını geliştirmiştir.

*Çizdiği tipleri yargılar,över ve yerer

*Kısa kesintili canlı bir anlatımı vardır.

*Eserleri:Karakterleri 1120 anlatır.

LA FAYETTE

*Roman yazarıdır.

*Eserleri:La Princessede Cleves,La Princesse de Montpensier,Zaide.

DANİEL DEFOE

Eserleri: Robinson Cruse

KLASİZMİN TÜRK EDEBİYATINDAKİ TEMSİLCİLERİ

*La Fontaine’den çevirileriyle akla değer vermesiyle Şinasi

*Molier’den çevirileriyle A. Vefik Paşa.

ROMANTİZM

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır.

*Kla:-):-):-) edebiyatın kural ve şekilleri bırakılır.

*Konular eski Yunan ve Latin edebiyatı yerine Hristiyanlıktan Tarihten ve günlük yaşamından alınır.

*Akıl yerine duygulara ve hayallere önem verirler.

*Sanatçılar kendi eserlerinin kişiliklerini gizlemezler.

*Sanat toplum içindir görüşünü benimsemişlerdir.

*Tabiat önemlidir.Gözlem ve tasvire önem verilir.

*Konular işlenirken iyi,kötü,doğru,yanlış gibi karşıtlıklardan yararlanırlar.

*Üç birlik kuralı terk edilir,dram gelişir.

*Karamsarlık ağır basar.

ROMANTİZM TEMSİLCİLERİ

J.J ROUSSEAU

*Her şeyi doğada doğanın saflığında bularak ona bağlanmanın onu taklit etmenin doğruluğunu savunur.

*Toplum düzeyi konusunda eşitlik özgürlük halk egemenliğini savunmuştur.

*Romantik sözcüğünü ilk kez kullanmıştır.

*Emile (çocuk eğitimiyle ilgili düşüncelerini iç itiraflarını ve hatıralarını topladığı eseridir.)

Toplum sözleşmesinde toplumsal konulardaki görüşlerini belirtir.

VOLTAİRE

*Katolik dinine ve kiliseye savaş açmıştır.

*İnsan aklına seslenen bir tanrıdan yanadır.

*Burjuvazinin mülkiyet ve özgürlük anlayışını savunur.

*İğneleyici bir üsluba sahiptir.

*Romanları:sadig candide

VİCTOR HUGO

*Cumhuriyetçi düşüncesiyle politikaya atılmıştır.

*Cromvel adlı eseri ile romantizm ilkelerini açılayıp bu akımın en önemli ismi olmuştur.Drama türünde başarılı olmuştur.

* Şiir ve romanlarda toplumsal konularla ilgili düşüncelerini kişisel duygu ve coşkularını birleştirmesini bilmiştir.

*Şiirleri:Sonbahar Yaprakları,Akşam Şarkıları,Işıları ve Gölgeler Temaşalar.

*Oyunları:Hernai,Ruy,Balas,Kral Eğleniyor.

*Romanları:Notre Demade,Paris,Sefiller

GOETHE

*Şiir,tiyatro,roman,yaşam öyküsü türlerinde ürünler verilmiştir.

*Tiyatroları:Foüst,Tasso

*Romanları:Genç Werther’in İtirafları.Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları,Wilhelm Mister’in Gezi Notları

*Şiirleri:Roma mersiyeleri,Divan

SCHİLLER

*Romantik tiyatronun en önemli dram şairidir.

*Karakter yaratmada başarılıdır.

*Tiyatrolarda özgürlük sevgisi işler.

*Eserleri:Haydutlar,Wilhelm Tel,Jeanne D’Arc,Don Carlos

CHATEAUBRİAND

*Eserleri:Atal-Rene,Paris’ten Filistin’e yolculuk,Mezar Ötesinden Hatıralar

MADAME De STAEL

*Eserleri:Edebiyata dair,Almanya’ya dair.

GEORGE SAND

Eserleri:Mahrem,Notlar,İndiana,Mektuplar,O Kadın,O Adam

ROMANTİZMİN BİZİM EDEBİYATIMIZDAKİ TEMSİLCİLERİ

Namık Kemal, Abdulak Hamit ve Mithat Efendi; Şiirleriyle R.Mahmut Ekrem

REALİZM

*19.yy’ın ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak çıkan bir edebiyat takımıdır.

*Konu gerçekten alınır.Olay ve kişiler yaşanan ve yaşayan kişilerin benzerleridir

*Kişilerin ruhi davranışlarını etkileyen onların kişiliklerini çizen çevre ve ortamın tanıtılmasına önem verilir.

*Betimlemeler yazarın gözüyle yapılmaz kahramanın gözüyle yapılır.

*His ve hayale kapılmadan toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtır.

*Sanat için sanat görüşünü savunurlar.

*Hikaye ve Romanda uygulanır.

REALİZM TEMSİLCİLERİ

HONORE DE BALZAC

*Realist romanın kurucusudur.

*Genç yaşta insanlığın yaşadığı trajedinin parça ve çevresinde döndüğünü anlamış ve bütün eserlerini insanlık komedyası adı altında toplamıştır.

*Eşsiz bir gözlem gücüne sahiptir.

*Eserlerinde 2000’e yakın tipi olanca gerçekliğiyle canlandırılmıştır.

Eserleri:Gorior Baba,Eugenie Grandette,İki Yeni Gelinin Hatıraları,Vadideki Zambak,Köylüler Kibarlar,Fahişeler.

STENDHAL

*Sağlam bir üslubu vardır.

*Eserlerinde p:-):-):-)olojik çözümler yapar.

*Eserleri:Parma Manastırı,Kırmızı ve Siyah

*İtalyan öyküleri (öykü)

GUSTAVE FLUBERT

*Yalan,düzen,çirkef,dünyaya tek sığınağım tek çarem sanattır der.

*Bütün eserleri insanlığın hayalini anlatır.Yorum yapma sessizdir.Yaratan tanrıyı örnek almalıdır.Yaratmalı ve susmalıdır.

TOLSTOY

Eserleri:Anna,Karalina,Savaş ve Barış Kazaklar;hacı Murat,İvan Ilıçı Ölüm ve Dirilşi

DOSTOYEVSKİ

*Eserleri:Karamozof Kardeşler,Ezilenler,Suç ve Ceza,Budala,Kumarbaz,Ecinliler,Ölüler Evinde Hatıralar

ERNEST HEMİNGWAY

Eserleri:Çanlar kimin için çalıyor ihtiyar adam ve deniz güneşte doğar siyahlara veda.

STEİNBECK

Eserleri:Bitmeyen Kavga,Gazap Üzümleri,Yukarı Mahalle,Fareler ve İnsanlar

REALİZMİN TÜRK EDEBİYATINDAKİ TEMSİLCİLERİ

Romanıyla R. Mahmut Ekrem,Nabizade Nazım,Paşazade Sezai,Yakup Kadri,R. Halit Karay.

Şiir Ve Şiir Türleri

06 Kasım 2007

şiir Ve şiir Türleri

ŞİİR

Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır.

Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır.

Nazım (şiir) biçimindeki yazılara "manzum"; Nazım parçalarına da "manzume" denir.

ŞİİR TÜRLERİ

LİRİK ŞİİR

Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları işleyen duygusal şiirlerdir.

*Duygu, coşku ve akıcılık söz konusudur.

*Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir.

PASTORAL ŞİİR

Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog" adını alır.

EPİK ŞİİR

Destansı özellikler gösteren şiirlerdir.

*Kahramanlık, yiğitlik gibi konular işlenir.

Okuyanda coşku yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır.

DİDAKTİK ŞİİR

Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir.

*Ahlakilik hakimdir.

*Kuru bir üslubu vardır.

*Manzum hikayeler ve fabllar hep didaktiktir.

SATİRİK ŞİİR

Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları yeren, taşlayan şiirlerdir.

Halk edebiyatında "taşlama",

Divan edebiyatında "hiciv" denir.

DRAMATİK ŞİİR

Tiyatronun manzum şekline denir. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir.

ŞİİR BİLGİSİ

MISRA (DİZE)

Ölçülü ve anlamlı, bir satırlık nazım birimidir.

BEYİT (İKİLİK)

Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir.

ÖLÇÜ (VEZİN)

Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır.

HECE ÖLÇÜSÜ:

Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur.Durulan bu yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır.

ARUZ ÖLÇÜSÜ:

Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir.Kısa heceler nokta(.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir.

İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.

Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır.

SERBEST ÖLÇÜ:

Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.

REDİF

Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime ve kelime gruplarının tekrar edilmesine "redif" denir.

*……..uzakta

*……..plakta

KAFİYE

Şiirde mısra sonlarındaki ses benzerliklerine denir. Kafiyeyi oluşturan eklerin ya da kelimelerin; yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır.

*………..derinden.

*………..kederinden.

KAFİYE ÇEŞİTLERİ

YARIM KAFİYE:

Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir.

*…………dizildi

*…………yazıldı.

TAM KAFİYE:

İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

*………karanlık

*………artık

ZENGİN KAFİYE:

Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

*……….. yolculuk

*………..soluk

CİNASLI KAFİYE:

Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir.

*………..vakit çok geç

*………..nasıl geçersen geç.

KAFİYE ÖRGÜSÜ

DÜZ KAFİYE: "a a a b" ya da

"a a b b" olmalı.

ÇAPRAZ KAFİYE: "a b a b" olmalı.

SARMA KAFİYE: "a b b a" olmalı.

Türkçe’nin Genel Özellikleri

06 Kasım 2007

Türkçe’nin Genel Özellikleri

Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır.

Türkçe, diğer Altay dilleri gibi eklemeli, yani sözcüklerin eklerle yapıldığı ve çekildiği, sondan eklemeli bir dildir.

Türkçe sözcüklerde, Arapça, Almanca vb. dillerde görülen erillik, dişillik (yani cinsiyet ayrımı) özelliği yoktur.

Türkçede sayı sıfatlarından sonra gelen adlar çoğul eki almazlar. Yani üç ağaçlar değil üç ağaç.

Önlük-artlık (kalınlık-incelik) ve düzlük-yuvarlaklık uyumları vardır. İlk uyuma göre bir sözcükteki ünlüler ya hep art veya ön, ikinci uyuma göre de ya hep düz veya yuvarlak olurlar.

f, j ve h ünsüzleri Türkçe kökenli sözcüklerde bulunmazlar. (Bir kaç Türkçe sözcükte başka seslerden değişmiş olarak f görülebilir:

öfke < öpke, ufak < ubak vb.)

Türkçe sözcüklerde söz başında bulunabilen ünsüz sayısı sınırlıdır:

b, ç, d, g, k, s, t, v, y.

c ünsüzü, söz başında başka ünsüzlerden değişmiş olarak bir kaç sözcükte bulunur: cibinlik < çıpın vb.

n ünsüzü Türkçe kökenli sözcükler içinde yalnız ne ve türevlerinde bulunur: ne, neden, niçin, nasıl vb.

p ünsüzü de söz başında, bir kaç Türkçe sözcükte b’den değişmiş olarak bulunur: piş- < biş-, parmak < barmak vb.

TARİHSEL GELİŞİMİ

Türk dillerinin yazılı metne dayalı tarihleri 7.-9. yüzyıl Orhon Türkçesine kadar uzansa bile, Türkiye Türkçesi için, Anadolu’ya göç eden Oğuzların 11. yüzyıldan sonra kendi lehçeleri üzerine kurdukları yazı dilini başlangıç saymak gerekir.

15. yüzyıla kadar Eski Anadolu Türkçesi olarak adlandırdığımız bu dönemin en ünlü temsilcisi Yunus Emre’dir.

Anadolu Selçuklularının önce Arapçayı, sonra da Farsçayı resmi dil olarak kabul etmeleri nedeniyle Türkçe Anadolu sahasında 13. yüzyıla kadar gelişememiştir. 13. ve 15, yüzyıllar arasında da gittikçe artan sayıda Arapça, Farsça sözcük içeren bir dil ortaya çıkmıştır. Ancak yine de sade sayılabilecek bir Türkçenin egemen olduğu bu dönemden sonra Osmanlıca adı verilen, yoğun Arapça, Farsça etkisi görülen bir dönem başlamıştır.

16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar süren Osmanlıca dönemi kendi içinde Başlangıç Dönemi, Kla:-):-):-) Dönem ve Yenileşme Dönemi olarak üç bölümde incelenir. Bu dönemde yalnız Arapça, Farsça sözcükler değil gramer kuralları da Türkçeye girmiş, yalnız aydın kesimin okuyup yazabildiği bir saray dili ortaya çıkmıştır.

Dilde özleşme çabaları 19. yüzyılın ikinci yansında Tanzimat dönemi ile başlamıştır. Aydınların Türkçe sözcük kullanma, Arap alfabesinde yenilikler yapma (örneğin tüm ünlüleri yazıda gösterme, normalde bitişik yazılan Arapça harfleri ayrı yazma gibi) çabalarıyla geçen bir hazırlık döneminden sonra Cumhuriyetle birlikte çağdaş Türkçenin temelleri atılmıştır.

Atatürk’ün özel ilgi ve çabalarıyla Latin alfabesine geçilmiş, tarama, derleme ve türetme yoluyla dildeki Türkçe sözcük oranı kısa sürede büyük oranlara ulaşmıştır.

KISA KAYNAKÇA

a) Gramerler

Banguoğlu, Tahsin, Türkçenin Grameri, Ankara 1990.

Deny, Jean, Grammaire de la langue turque, dialecte osmanli, Paris 1921 (Türk Dili Grameri, Çev. Ali Ulvi Elöve, İstanbul 1941-53).

Eker, Süer, Türk Dili, Kara Harp Okulu Komutanlığı, Ankara 1999.

Ergin, Muharrem, Türk Dil Bilgisi, İstanbul 1980.

Gencan, Tahir Nejat, Dilbilgisi, Türk Dil Kurumu, İstanbul 1966.

b) Sözlükler

Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe An:-):-):-)lopedik Lugat, Ankara 1990.

Tarama Sözlüğü,Türk Dil Kurumu, Ankara (1963-1972 yılları arasında ilk 6 cilt, 1974-77 yılları arasında Ekler ve Dizin ciltleri yayınlandı)

Tuğlacı, Pars, Okyanus 20.Yüzyıl An:-):-):-)lopedik Sözlük, İstanbul 1980, 4. baskı, 10 cilt.

Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu (1945′ten başlayarak…).

Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü 1-Xll, Türk Dil Kurumu, Ankara 1963-1982.

c) İmla Kılavuzları

Aksoy, Ömer Asım, Ana Yazım Kılavuzu, Adam Yayınlan, İstanbul 1987.

İmla Kılavuzu, Türk Dil Kurumu (1941′den başlayarak…, 15, baskı 1996′da)

Koz, Mehmet Sabri, Turan Yüksel, Büyük Yazım kılavuzu, Yuva Yayınlan 1993.

Özön, Nijat, Büyük Dil Kılavuzu, Yapı Kredi Yayınları, 1995


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy