Biyolojik Sözlük..1…

06 Kasım 2007

AKAR : Genellikle karada, pek azıda tatlısuda yaşayan, anten ve kanattan yoksun, döry çift bacağa sahip böceklerdir.

AKARİSİT : Akarlara karşı kullanılan tarımsal ilaçlardır.

ANAÇ : Üzerinde kültür bitkisi yetiştirilen bitkiler. BACILLUS THURINGIENSIS : Birçok böcekte hastalık oluşturan bakteri türü.

BAŞKALAŞIM : Böcekler larva evresinden ergin evresine geçebilmek için birtakım değişikliklere uğrarlar, bu duruma başkalaşım denir.

BİYOLOJİK DÖNEM : Böceklerin yaşamları botunca geçirdikleri "yumurta", "larva", "pupa", (varsa) ve "ergin" dönemlerinin her biri birer "biyolojik evre" , biyolojik dönemdir.

BİYOLOJİK EVRE : Biyolojik döneme bakınız.

BİYOLOJİK MÜCADELE: Parazitoit, predatör veya hastalık etmenleri, zararlı organizmalarla beslenerek veya onlara zarar vererek populasyonlarını düşürürler. İşte bu gibi etmenlerin, yapay yollarla şiddetlendirerek bçcek savaşında kullanılmasına biyolojik mücadele denir.

BİYOSFER: Dünyada mevcut canlı varlıkların yaşamlarını sürdürdükleri alana denir.

Bt : Bacillus thuringiensis’e bakınız.

ÇEŞİT : Canlıların sınıflandırılmasında, bireylerden oluşan, türden daha küçük birliktir. Örneğin portakal bir tür olup yafa onun çeşididir.

DIŞ KARANTİNA : Ülkeler arasındaki tarımsal ürün alış verişinde, zararlı ve hastalık etmenlerinin yayılmasını önlemek için alınan yasal önlemlerdir.

DOĞAL DÜŞMAN: Bir zararlı ile beslenen zararlıyı tamamiyle ortadan kaldıran veya zararlının gelişmesini olumsuz yönde etkileyen canlı varlıklara denir.

DÖL: Bir böceğin yumurta evresinden başlayarak tekrar yumurta evresine gelmesine bir döl denir.

EKONOMİK ZARAR EŞİĞİ : Artan populasyon karşısında zararlının zarar yapacak düzeye ulaşmadan, populasyonu düşürme girişimlerinin gerekli olduğu düzeydir.

EKOSİSTEM : Bir bölgede farklı bitki veya hayvan populasyonlarının meydana getirdiği topluluk ve etrafındaki cansız çevreye ekosistem denir.

ENTEGRE MÜCADELE : İyi bir kontrol yapıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlara göre mevcut zararlılarla mücadele etmek, gerekirse doğal düşmanların etkinliklerini olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde selektif ilaçlar kullanarak sadece hedef alınan türü veya türleri ekonomik zarar eşiği altında tutmak için yapılan işlemlerin tümüdür.

ETKİ SPEKTRUMU : Kimyasal maddenin etkisine karşı duyarlı organizmaların sayısı, o kimyasal maddenin etki spektrumunu gösterir.

FAMİLYA : Birçok ortak özellikleri nedeniyle bir araya getirilen cinslerin oluşturduğu topluluktur.

FAYDALI BÖCEK : Zararlı böceklerle beslenen, onları tamamen ortadan kaldıran veya gelişmelerini olumsuz yönde etkileyen, böcek türleridir. Parazitoit ve predatör’e bakınız.

FİTOTOKSİK ETKİ : Özellikle kimyasal maddelerin (tarımsal ilaçların) bitki üzerinde meydana getirdiği zehir etkisidir.

FİZİKSEL MÜCADELE : Kimyasal bileşikler kullanmadan, zararlıların normal fizyolojik davranışlarını bozmak veya çevre koşullarını onların dayanamayacakları şekşlde değiştirmek üzere uygulanan yöntemlere fizyolojik yöntem denir.Toplamak, uzaklaştırmak, yakmak gibi.

GENİŞ SPEKTRUMLU PESTİSİT : Etki alanı çok geniş olan bir çok hastalık veya hastalık etmenini etkileyen pestisitlerdir.

HABİTAT : Yaşam alanına bakınız.

HASTALIK : Fungus, bakteri, virüs ve diğer mikroorganizmaların bitkilerde meydana getirdikleri zararlardır.

İÇ KARANTİNA : Zararlı ve hastalık etmenlerinin yurt içerisinde yayılmasını önlemek için uygulanan karantinaya denir.

KALINTI ETKİSİ : Bazı ilaçlar kullanıldıkları zaman gayet etkili oldukları halde kısa bir müddet sonra bu etkilerini kısmen veya tamamen kaybederler. İlaçların bu etkisine kalıntı etkisi denir.

KALİBRASYON : İlaçlamada kullanılan taşıyıcı madde (genellikle su) ile kullanılacak olan kimyasalın biri birine olan oranıdır.

KİMYASAL MÜCADELE : Kimyasal maddeler (tarımsal ilaçlar) kullanılarak zararlıların etkinliklerinin azalmasına veya yok edilmesine kimyasal mücadele denir.

KONTAK ETKİ : Tarımsal ilacların etki mekanizmasıdır. Böceklere uygulanan tarınsal ilaçların deri yoluyla etkili olmasıdır.

KONTROL : Zararlıların bahçede bulunup bulunmadıklarını ortaya çıkarmak için yapılan gözlemdir.

KÜLTÜREL MÜCADELE : Bitkinin zararlılardan etkilenmeyecek şekilde yetiştirilmesi için yapılan normal ziraat işlemleridir. Bitkinin uygun yerde yetiştirilmesi, gübreleme, drenaj, temizleme, toprak işlemesi gibi.

MÜCADELE YÖNTEMİ : Bir zararlı veya mevcut zararlıların etkinliğini azaltmak için çaba sarfederek izlenen yoldur.

NEMATOD : Hayvanlar aleminin nematoda şubesine bağlı olan vucutlarında herhangi bir segmentleşme olmayan, uzunlukları genellikle 2 mm cıvarında, genişlikleri ise 20-100 mikron arasında olan canlılardır.

NİMF : Pupa dönemi geçirmeden, ergin hale gelen böceklerlerin olgunlaşmamış formlarıdır.

PARTENOGENETİK ÇOĞALMA : Böceklerin döllenmemiş yumurta ile üremesidir.

PATOJEN : Hastalık etmenlerine patojen denir.

PESTİSİT : Bitki gelişmesini olumsuz yönde etkileyen hertürlü zararlıya karşı kullanılan zirai ilaçların tümüdür.

POPULASYON : Sınırlı bir çevrede yaşayan aynı tür organizma topluluğuna Populasyon denir.

PREDATÖR : Bireysel gelişmesini avını değiştirerek tamamlayan böceklere denir.

PREPARAT : Kimyasal mücadelede kullanılan tarımsal ilaçlar, etkili madde ve dolgu maddelerinden oluşan bir özel karışım halindedir. Bu hazır durumdaki ilaçlara preparat denir.

REZİDÜ : Kalıtı etkisine Bakınız.

SELEKTİF PESTİSİT : Etki spektrumu çok dar olan, yalnızca küçük bir organizma topluluğuna etki eden pestisitlere denir.

SİNİR KANATLI : Kanatlarında oldukça fazla sayıda damar bulunan genellikle diğer böceklerin yumurtaları ile beslenen faydalı böceklere denir.

SİSTEMİK ETKİ : Zirai ilaçların bitki iletken dokusu tarafından taşınarak hastalık ve zararlı etmenlerine karşı etkili olmasına denir.

SUBTROPİKAL BİTKİ : Yüksek oranda yağış istemeyen, 4º C nin üzerinde yetişen bitkilerdir.

TARIMSAL İLAÇ : Pestisit’e bakınız.

TÜR : Canlıların sınıflandırılmasında en küçük birim türüdür. Biribirleriyle çiftleşebilen kısır olmayan, döller oluşturabilen, ortak bir kökene sahip, yapı ve görev bakımından benzer organimalardır.

YAN ETKİ : İlacın hedef alınan zararlılara etkisinin yanında orada bulunan predatör veparazitoitleride etkilemesidir.

YAŞAM ALANI : Bir organizmanın biyosferde yaşayıp ürediği yere (adresine) denir.

ZİRAİ İLAÇ : Pestisit’e bakınız.

10 Soruda Şarbon Hastaliği

06 Kasım 2007

Şarbon adı nereden geliyor?

Halk arasında Şir-pençe olarak bilinen şarbon Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir. Şarbon Fransızca’da kömür anlanıma gelirken hastalığa kara leke de denilmektedir.

Şarbon Nedir?

Biyolojik terörün en ölümcül silahları şarbon ve çiçek hastalığı mikropları. Şarbon mikrobu, genellikle hayvanlarda görülüyor. Hayvanlara bulaşan şarbon vakalarının yüzde 20′si ölümle sonuçlanıyor.

Özellikleri nedir ve neden biyolojik silah olarak kullanılıyor?

Şarbon mikrobu diğer bakterilere oranla çok dayanıklı. Güneş ışığı, sıcaklık ve dezenfektanlara karşı dayanıklı olan mikrop, suda ve toprakta 80 yıl yaşayabiliyor. Şarbon mikrobu toz haline getirilebiliyor. Ve toz halindeki mikrop çok hızlı yayılıp kısa zamanda etkili olabiliyor.

Nasıl bulaşıyor ve etkileri neler?

Şarbon mikrobunun doğrudan solunum yoluyla alınmasında hastalık oranı yüzde 90. Hastalık deriden ya da sindirim yoluyla da bulaşıyor. "Bacillius anthracis" bakterisinin yol açtığı hastalıkta vücutta toksin (zehir) salgılayan organizmalar ürüyor. Hastalığın belirtileri bir hafta içinde ortaya çıkıyor. Yüksek ateşle, soğuk algınlığı gibi başlayan hastalık ciddi solunum zorluklarına neden oluyor. Şarbon belirtilerin başlamasından 24 saat sonra öldürüyor. Bu yüzden antibiyotik kullanımında hiç gecikmemek gerekiyor.

Nasıl önlem alınır?

Şarbon’ın henüz aşısı yok sadece antibiyotik tedavisi var. Ancak bu antibiyotik şarbona karşı önlem olarak kullanılamıyor. Kullanılabilecek önlemler ise şöyle:

* Antibiyotik:

Antrax (Şarbon) ve veba gibi biolojik silahlara karşı geliştirilmiş antibiyotikler var. Bayer firmasının ürettiği Cipro ve Ciprofloxacin bunlardan biri. Ancak bu antibiyotikler sadece 16 yaşın üstündeki yetişkinlerde kullanılabiliyor.

* Panzehir:

Botulism, sarin gazı ve veba virüsü gibi biyolojik ve kimyasal silahlara karşı panzehirler olmasına rağmen Antrax (Şarbon) için bir panzehir bulunmuyor.

* Gaz Maskesi

Sarin ve hardal gibi çeşitli biyolojik ve kimyasal silahlardan korunmak için kullanılıyor. Ancak Antrax (Şarbon) bakterisi sadece solunum yoluyla bulaşmıyor ve de çok küçük zerreciklerden oluşan bu bakteriler, ancak özel filtelerle desteklenmiş maskeler sayesinde tam korunma sağlıyor.

* Su filtreleri:

Bu filtreler kimyasal silahların zehirlerini ayrıştırmakta işe yarıyor ancak bakteri ve virüslere karşı etkili değil.

* Koruyucu elbise:

Tam korunaklı olan modelleri tüm gazlara ve virüslere karşı koruma sağlıyor. * Hava filtreleri:

Bu filtreler sürekli kullanılanlar ve bir tehlike anında kullanılanlar olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tehlike anında kullanılanlar çoğu zaman etkisiz kalıyor.

Şarbon insandan insana bulaşır mı?

Bulaşıcı olduğu söylenemez. Ama solunum yoluyla bulaştığını unutmamak gerek. Diğer taraftan solunum yoluyla şarbon bulaşan insanlar yine solunum yoluyla bu hastalığı bulaştırmıyor.

Hayvanlarda görülen Şarbon nedir?

Hayvanlarda ve insanlarada görülen tüm şarbon vakalarına "Bacillius anthracis" bakterisi yol açıyor.

Hayvanlardaki belirtileri nedir?

Yüksek ateş, iştahsızlık, karın ağrısı, titremeler, kanlı ishal solunum ve kalp durması sonucu ani ölümler, doğal deliklerden koyu renkli kan gelmesi ve ölüm sertliği.

Hastalıktan korunma ve kontrol için ne yapılmalıdır?

Korunma için çiftlik hayvanlarına her yıl aşılama yapılmalıdır. Hastalık çıkan sürüde, sadece sağlam görünen hayvanlar aşılanır. Aşı deri altı yolla uygulanır.Hastalığın bulunduğu çevre kuvvetli dezenfektanlarla dezenfekte edilmelidir. %5 formol, %5’lik hipoklorit,%0.1 civaklorid %4’lük potasyum permanganat, kireç kaymağı kullanılmalıdır.

Şarbon hayvanlar ne yapılıyor?

Yabancı ülkelerden yurdumuza gelen ve geri çevrilmesi mümkün olmayan şarbon hastalığına yakalanmış hayvanlar tazminatsız olarak öldürülür ve imha edilir. Kesimlerine izin verilmez. Hastalıktan şüphe edilenler 5 gün gözleme alınır. Gözlem sonunda hasta oldukları tespit edilenler tazminatsız olarak öldürülür ve imha edilir. Hastalık görünen bölgede her çeşit hayvan ve hayvansal ürünün giriş ve çıkışı kontrol altına alınır. Gerek ithal ve gerekse yurt içi hayvan nakilleri kontrol altına alınmalı, kaçak hayvan girişi engellenmelidir. Kadavranın dıştan görünüşü Antrax şüphesini güçlendiriyorsa, kadavrayı hiç açmamalı,çünkü havanın oksijenine maruz kalma, bakteri sporunun çoğalmasına izin verir. Olduğu gibi derin kireçli çukurlara gömmek veya yakmak gereklidir.

Alzheimer’li Fare Milyonlarca Hasta Yakinin Umudu Oldu

06 Kasım 2007

Yakin zamana kadar dogada kendi halinde yasayan bir fare türü , bu günlerde bilim adamlarinin gözbebegi oldu . Adi TG2576 . Kupkuru bir kod adi . Ama fiyati inanilmaz derecede yüksek: Yaklasik 800 bin dolar .Üstelik bu fare ölümcül bir hasta . Fiyatinin yüksekligi de buradan geliyor . Laboratuvarda genleri degistirilerek üretilen bu fare , dogduktan on ay sonra bunuyor . Yani düsünme yetisini yitiriyor , tüm ögretileri unutuyor ve hücreleri "Alzheimer" hastaligina karsi etkili olan bir protein üretiyor . Iste onu degerli yapan da bu özelligi . Oldukça obur olarak nitelendirilen bu tombul fare artik milyonlarca Alzheimer hastasinin umudu .

Laboratuvarinda genlerini degistirerek TG2576 kod adli fareyi üreten Minnesota Üniversitesi ögretim üyesi Dr. Karen Hisiao Ashe "Genleri degistirilen bu fare gerçekten Alzheimer’li hastalar için bir umut kapisi" diyor. Bir Ingiliz arastirmaci da, bu fareler üzerindeki arastirmalar sonucunda bes ya da on yil içinde Alzheimer hastaligina karsi ilaç gelistirilecegini belirtiyor .

TG2576′nin Alzheimer’e karsi bir umut olusu , ticari bir savasi da beraberinde getiriyor . ABD’nin kar amaci gütmeyen tip arastirma kurulusu "Mayo" ile hizla büyüyen Irlandali ilaç firmasi "Elan" arasinda bu tombul fare için kiyasiya bir savas veriliyor . Alzheimer’e karsi bulunacak ilacin getirecegi basariyi düsünen "Elan" firmasi arastirmalarinda kullandigi bu fare türünü baska firmalara satmiyor ve "Mayo’nun" elindekilerin de satilmasini engellemek istiyor . "Mayo" ise "Elan"i kazancini düsünmekle ve diger arastirmacilari bu fareden yoksun birakmaya çalismakla suçlayarak kendini savunuyor . "Mayo" üretilen bu fareleri baska arastirma kuruluslarina da satiyor .

TG2576′yi laboratuvarda üreten Dr. Karen ise , daha ilk günden bu fareleri ihtiyaci olan her arastirmaciya vermeyi düsündügünü söylüyor .

TG2576 ile gündeme gelen labaratuvarda genleri ile oynanarak üretilmis "hasta" farelerin çesidi günden güne artiyor. Insan hastaliklarina çare olacak ilaçlarin bulunmasi için üretilen kanserli fareler , kalp hastasi fareler , astimli fareler ,giderek artiyor . 1997 yilinda ABD’li bilim adamlari "Schwarzeneger" adli fareyi üretiyor . Bu, normal kas yapisinin iki üç katina sahip iri bir fare . "Mahogony" adi verilen fare sürekli yiyip içiyor fakat sismanlamiyor . Kokaine duyarli fareler ise zihinsel evreler ve genler arasindaki iliskiyi arastirmada kullaniliyor .

Bilim adamlari artik bu özel fareleri ve embriyonlari internetten de ismarlayabiliyor .Web sitesine girip , ne tür bir fare istediklerini bildirmeleri yeterli. Bu farelerin dogal yasam süreleri kisa , degistirilen genler etkilerini çabuk gösteriyor , fazla yer kaplamiyorlar ve hizla doguruyorlar . En önemlisi de hayvan koruma derneklerini karsilarina almiyorlar .

Hava sizdirmayan , penceresiz , steril bir ortamda tutulan bu farelerin insanlarla ortak kimi özellikleri var ama genetik olarak maymunlarla ve duygusal yönden de köpeklerle ortak bir yanlari yok. Kimse dus yapmadan , yikanmadan , üzerindeki kiyafeti degistirmeden ve hava basinç odasindan geçmeden bu farelerin yanina giremiyor . Bir doktor söyle diyor : "Bu farelere çok iyi bakiliyor . Ben buraya -fare cenneti- diyorum. Isi kontrol ediliyor , tek bir kedi bile buraya giremiyor . Bir fare daha ne ister?"

Fareler üzerine arastirma yapan bir baska doktor ise bir çeliskiyi dile getiriyor : "Bu farelere mükemmel bakiyoruz , sonra da evimizdeki farelerden kurtulmak için her yere zehir koyuyoruz ."

Bilim adamlarina göre bu fareler olmasa arastirmalar geriler , yillar geçer ve tip karanlikta kalir.

Yararli Bakteriler

06 Kasım 2007

Bakteri ismini duydugunuzda akliniza nasil bir canli türü geliyor? Elbette birçogumuzun aklina bu isim duyuldugunda mikroplar, hastaliklar ve uzak durulmasi gerekilen küçük yaratiklar gelmektedir. Ancak bunun yaninda yine birçogumuz hergün mutfagimizi, banyomuzu sterilize etmek için ugrasirken yok ettigimiz milyonlarca bakteri türünün hayatimizdaki olmazsa olmaz dedirtecek faydali özelliklerinden de bihaberiz. Aslinda iste bu monera aleminin küçük canlilari olan bakteriler olmasaydi, ne dünya simdiki oldugu gibi olabilirdi ne de insanlar simdi göründükleri gibi olurdu. Dünyamizin bu mikroskopik canlilari sadece insandaki bazi zararli canlilari öldürmekle kalmaz, dünyamizin üzerine kuruldugu kimyasal döngülerde de önemli yerler edinirler.

Bakterilerin en önemli faydasi olarak dünyamizda biriken artik maddelerin ana biyolojik monomerlerine ayristirilmasi olarak gösterebiliriz. Eger çürükçül bakteriler olmasaydi ölü insan bedenleri ve canliligini yitirmis bitki parçaciklari öldükleri bedende kalacaklardi ve bunlarin ana organik maddelere dönüsümü olmayacakti. Böylece karbon döngüsünün önemli bir parçasi yerine getirilmemis olacakti. Bu çürükçül bakteriler yaptiklari bu parçalama islemiyle ayni zamanda topraklari da beslerler ve verimli hale getirirler.

Bazi bakterilerin çürütücü göreviyle dogaya katkilarda bulunmasinin yaninda kimi bakterilerde asi veya antibiyotik olarak tip sektöründe insanlara daha saglikli bir hayat sunmak için kullanilirlar. Bilindigi üzere öldürülmüs veya zayiflatismis bakteriler insan vücuduna enjekte edildiginde, vücut bu bakterilere karsi antikor üretmeye baslar ve bu zayiflatilmis veya ölü olan bakterilere karsi bir üstünlük saglar. Bu olaya tip alaninda bagisiklik denmektedir. Vücut güçsüz bakterilere karsi benzetme yerindeyse bir antreman yapmis olur ve güçlü, saglam bakterilerle karsilastiginda nasil davranmasi gerektigini ögrenmis olur. Bildiginiz gibi günümüzde de tetanoz olsun verem olsun bir çok hastaligi önlemek için çok çesitli bakteriler kullanilir ve bir önlem olarak sayilirlar. Yine benzer sekilde bazi bakteriler de yine tip sektöründe antibiyotik yapiminda kullanilirlar. Streptomycin adi verilen bir bakteri türü Bacitracin,Polymyxin, ve Erythromycin adi verilen antibiyotikler üretmektedir ve bu antibiyotikler hastalik önleyici olarak çok zaman insanlar tarafindan kullanilmaktadir.

Bakteriler kimi zamanda besin yapiminda sikça kullanilmaktadir. Birçok bakteri türü fermantasyon adi verilen süreç sonucunda kimyasal degisikliklere sebep olmaktadir. Örnegin peynir ve yogurt bu tür kimyasal degisikliklerin sonucu ortaya çikmis yararli besinlerdendir. Ayrica yine Clostridium bacterium adi verilen bir bakteri türünün fermantasyonu süreci sonunda ortaya çikan bütül alkol ve asetone kimya sektöründe çok kullanilan degerli kimyasal maddelerdendir. Yine benzer sekilde insan kaninin plazmasinda bulunan Dextran adli yararli bir madde de yine Leuoconostoc adli bir bakteri tarafindan yapilmaktadir. Saymakla tükenmeyecek faydalari olan bakterilerin son bir yararindan da bahsetmek gerekirse, bazi bakteri türleri bazi hayvanlarin bagirsaklarinda özellikle selülöz sindiriminde kullanilmaktadir ve bu selülözün karbonhidratlarin temel tasi olan glikoza indirgenmesini saglar ve böylece hücreler için gerekli olan enerji de bulunmus olur.

Aslinda hep kafamizda zararli yaratiklar olarak yer edinmis olan bakterilerin faydalari sayilacak gibi degildir ama bu kadari bile insanlari sasirtmaya yetmektedir. Bizim zararli olarak nitelendirdigimiz bu monera aleminin nerdeyse 1 mikrondan küçük bu savasçilari, bizim onlari zararli ve yok edilmesi gerekilen küçük yaratiklar olarak nitelendirmelerimize aldiris etmeden hep bizim yararimiza çalismaktadirlar ve ileride de bizim emrimizde çalisacaklardir; her ne kadar biz onlarin faydalarin farkinda olmasak da…

Kalitimin Kromozomal Esasi

06 Kasım 2007

KALITIMIN KROMOZOMAL ESASI

Bitkilerde ve hayvanlarda her tür kendine özgü sabit sayida kromozom içerir. Kromozomlarin sayisi mitoz bölünmedeki düzenli ve kesin olaylarla sabit tutulur. Birçok hayvan ve bitkide kromozom sayisi esittir. Fakat kromozomlardaki kalitim faktörleri farklidir.

KROMOZOMLARIN YAPISI

Ilk defa 1840 yilinda botanikçi Hofmeister tarafindan Tradescamia bitkisinin polen ana hücrelerinde görülmüs ve 1888 yilinda Vvaldeyer tarafindan da "Kromozom" ismi verilmistir.

Hiçbir zaman yeniden yapilmazlar ya eskiden varolan kromozomun bölünme-sinden ya da tamamlama sentezleri ile yapilirlar. Yasamin sürekliligi kromozomlarin devamliligina dayanir. h-ler canlida kromozomlann sekli farkli olmasina karsin, ayni türde ayni kromozomlarin sekilleri birbirine benzerdir.

Örnegin, 3. kromozom bir türde ayni sekle sahip olmasina karsilik, ayni türde 3. ile 8. kromozomlarin sekilleri birbirinden farklidir. Sayilari, türden türe farkli olur. Sayisi ile organizasyon derecesi arasinda herhangi bir baglanti yoktur.

Küçük bir kromozom daha fazla gen tasiyabilir. Örnegin, Ascaris megalocephala un/va/ens’öe 2n = 2 (bilinen en az sayida kromozom tasiyan canli), Drosophila melanogaster’öe 2n = 8, insanda 2n = 46, keçide 2n = 60, bir tür istakozda 2n = 200, Ophyoglos-sum vulgatum (bir çesit egrelti otul’da 2n = 500 (canlilar arasinda bilinen en fazla kromozom sayili bitki) kromozom vardir. Normal vücut hücreleri anadan ve babadan gelen birer kromozom takimina sahiptir. Ana ve babadan gelen es kromozomlarin sekilleri ve büyüklükleri (esey kromozomlari hariç) birbirine esittir. Bu çift kromozom takimi bütün vücut hücrelerinde bulunur. Böyle hücrelere "S o m a t i k h ü c r e-l e r" adi verilir. Kromozom sayisi bakimindan da "D i p l o i f’tir denir ve 2n ile gösterilir. Fakat esey hücrelerinde, ergin gametlerde ve bazi ilkel canlilarin bütün hayat devrelerinde (yalniz zigot halinde diploit) kromozomlar eslerinden yoksundur. Partenogenetik çogalan bazi hayvanlarda, örnegin, erkek arilarda, vücut hücreleri-nin kromozom sayisi disilerinin somatik hücrelerindekinin yarisi kadardir. Ya erkek ya da disi esey kromozomunu bulunduranlara "G e r m i n a t i f H ü c r e l e r " denir. Esi olmayan kromozomlara da "H a p l o i t" denir ve "n" simgesiyle gösterilir. Kromozom sayisi sabit olmakla beraber bazi özeliesmis hücrelerde örnegin, böcek-lenn, özellikle bazi sineklerin tükrük bezlerinde bu sayi 2n’nin katlari seklinde bir artis gösterir. Burada kromozomlar çekirdek zan parçalanmaksizin çogalirlar. Buna "E n d o m i t o z i s" ve kromozom durumuna da "P o l i p l o i d i" denir. Çekir-dek büyüklügü kromozomlarin miktarina bagli oldugundan, poliploidide çekirdek hacminde büyüme görülür.

Normal bir hücrede kromozomlar gözükmez. Profazin baslangicindan basla-yarak gittikçe yay seklinde kivrilan ve kalinlasan ince kromatin agi seklindedir. Sonunda türlere özgü kromozom seklini alincaya kadar kivrilma devam eder. Dino-f/age/lata’öa kromozomlar her zaman gözükür. Çünkü bunlarda çekirdek zan yoktur ve DNA bazik proteinlere bagli degildir. Bu tip hücreiere "M e z o k a r y o t i k" hücreler denir. Bir kromozomu kaba taslak distan incelemeye baslarsak su kisimlar (Sekil 10.3 ve 4) görülür: Aralarinda genel olarak açi bulunan iki koldan olusur. Kol-lar, primer bogumla birbirinden aynlmistir, buna S e n t r o m e r " (Kinetokor) denir. iki kolu birbirine esit olan kromozomlara ":-):-):-):-)sentrik", esit olmayanlara ise "Sub:-):-):-):-)sentrik" denir. Bir kollu gibi görünen kromozomlara da "Akrosentrik" (buniann sentromeri kromozomlarin ucundadir) (Sekil 10.5) kromozomlar denir. Bazi hayvan gruplari bu üç tipten yalniz birine sahiptir. Örnegin amfibiler yalniz :-):-):-):-)sentrik kromozomlara sahiptir.

Kromozomlar üzerinde bu primer (birincil) bogumlardan baska, sekonder (ikin-cil) bogumlar da bulunabilir (Sekil 10.3 ve 4). Bazen (genellikle) kromozomun uç kis-minda uydu "S a t e l l i t" denilen yuvarlak ya da uzunca bir yapi bulunur. Uydu, kromozoma ince bir kromatin ipligiyle baglidir. Bu tip kromozomlara SAT kromo-zomlar denir. Sentromerler kromozomlarin ig ipligine takilmasini saglar. Sentromeri olmayan bir kromozom bölünmeye katilamaz ve tasfiye olur. Bu bogulma yerlerinde bulunan genler, rRNA’lari ve dolayisiyla çekirdekcikleri organize ederler. Bu genler çok defa yüzlerce kopya halinde bulunur ve buna ‘Gen Amplifikasyon’u ya da ‘Redunanz’ denir. Kromozomlarin uçlarina da "Telomer7′ denir.

Kromozomun (Insanda) Ince Yapisi: Çözülmüs DNA’nin uzunlugu, bölün-mekte olan hücredeki paketlenmis kromozomlardan yaklasik 100.000 defa daha fazladir. insan kromozomlarinin agirligi, kabaca, DNA ve kromozomdaki proteinie-rin toplamina esittir. DNA’nin "Histonlar" olarak bilinen kromozomal proteinlerle olan baglantilari, tamamen yogunlasmis kromozomlar içinde DNA’nin inanilmaz derecede sikica paketlenmesim saglar.

Bölünmeyen hücrelerde, çekirdek, kromatin olarak bilinen, kaba ve sekilsiz bir granüler materyal içerir. Kromatin, elektronmikroskop altinda incelendiginde, 0.3-0.5 mp çapinda boncuk dizisi gibi belirli bir yapiya sahip oldugu görülür (Sekil 10.6)- Bu kromatin ipligine çok defa "Kromonema" denir. Kromonemalar, bölünme evresine girmis kromozomlarda. "Matrix" denen, proteinlerden yapilmis amorf bir madde içerisinde bulunur. Bölünmelerin haricinde, kromatin iplikler çözünmüs olarak bulunduklari için, isik mikroskopunda görülmezler. Kromatinlerin her bir boncuguna "Nucleosom" (eski adlandinlmasi ile Kromomer) denir. Nukleozom, dört farkli histon çesidinin her birinden ikiser adet molekül içeren bir nukleozom çekirdeginden ve bunun üzerinde bir çember gibi sarili olan DNA’dan olusur (Sekil 10.6/n). Sekil 10.6/n’de görüldügü gibi DNA, nukleozom çekirdeginin etrafinda tam olarak iki defa dönmüstür. Nukleozomlar birbirlerine "Linker DNA = Baglayici DNA" denen çok uzun olmayan bir DNA zinciri ile baglanmislardir. Besinci çesit histon, nukleozomun dis yüzünde yer alir ve muhtemelen nukleozo-mun kararli kalmasini ve DNA’nin bulundugu yere sabitlestirilmesini saglar.

DNA’nin nukleozom etrafinda dönen kismi yaklasik 200 baz çiftinden olusmustur ve bunun da yaklasik 1/6′si sarilmadan durur. Eger hücreler bölünme-leri sirasinda incelenirlerse, kromozomlarin bölünmeye yaklastikça yogunlastiklari görülür. Bölünen hücrelerdeki DNA’nin ve proteinlerin bu denli siki paketlenme mekanizmalari tam olarak bilinmemektedir; fakat birincil ve ikincil kivrilmalarin bu yogunlasmada önemli oldugu açiktir.

Kromatinin yogunlasma derecesi. yapisal ve regulatör genlerin ürün verme derecelerinin göstergesidir. Çesitli kanitlar, kivrilmamis, yani çözülmüs kromatin-deki genlerin, yogunlasmis kromatindeki genlerden çok daha fazla okunduklarini göstermektedir. Kadinlarda çok siki paketlenmis X kromozomlarindan biri (Barr Cisimcigi), kalitsal olarak islevsizdir; nitekim homologu olan, çözülmüs ve uzamis olan ikinci X kromozomu yüzlerce okunabilir durumda gen tasir. Hücre bölünme-sinden önce kromozomlar gittikçe yogunlasirken (anafazda en yogun durumuna ulasir), bazi kromozomiarin bazi bölgelerimn diger kisimlardan daha fazla yogunlas-tigi görülür. Boyama ile, belirli evrelerde, belirii yogunlasma (kondensasyon) bölgeleri tasiyan kromozomlar gösterilebilir. Özel boyama teknikieriyle bir krorno-zom üzerinde açik (az yogunlasmis bölgeler = Eukromatik Bölgeler) ve koyu (çok yogunlasmis = Heterokromatik Bölgeler) bantlar seklinde görülen kromatin kisimlari saptanir. Her kromozomdaki bantlarin konumu kendine özgüdür ve bu bantlasmanin incelenmesi, genetik programin aydinlatilmasi için çok önemli sonuçlar verir. Her ne kadar bölünmekte olan hücrelerdeki kromozomlarin açik renkli bantlarindaki kromatin, koyu renkli olan kisimlardakine (yani çok siki paketlenmis) göre nisbeten daha çok okunabilen gen tasirsa da, bölünme olayinin ilerlemis evrelerinde, kromozomun hiçbir kisminda artik gen okunmasi meydana gelmez. Çünkü paketlenme en üst düzeyine ulasir. mRNA’ya tercüme, yalniz, bölünme döngüsüne girmemis hücrelerdeki, kismen gevsemis kromatin kisimla-rinda gerçeklesir.

Histonlar, üç çesit kromozomal proteinden ancak bir grubudur. Diger ikisi yapisal ve regülatör proteinlerdir. Histonlari alinan kromozomun sekli bozulmaz; çünkü sekli olusturan yapisal proteinlerdir. Çiplak DNA sarmallari bu yapisal proteinlere tutunurlar. Regülatör proteinler en az bilinen gruptur. Büyük bir olasilikla DNA’nin çift sarmallarini ya da DNA’nin en azindan yapisal ve regülatör genlenni içeren kisimlarini tümüyle örterek kapatirlar ve böylece okunmalarini önlerler. Kromozomal regülatör proteinlerin etkisini, gelisme süreci içerisinde, belirli bir zamana ve siraya göre gösterdigi ve böylece organizmadaki yapilarin bir zaman dizisi içerisinde ortaya çiktigi bilinmektedir.

Dev kromozomlarin incelenmesi (sineklerin tükrük bezlerinde, Malpiki kanalin-daki hücrelerde ve bazi yag dokularinda) oldukça önemli bilgiler vermistir. Çünkü endomitozis ile kromozomlar binlerce defa bölünmesine karsin, yavru kromonemalar yan yana kalmakta ve bu suretle kuvvetli boyanan DNA bantlari meydana gelmekte-dir (Sekil 10.7). Biz dev kromozomlari haploit olarak kabul ediyoruz. Çünkü ana ve babadan gelen kromozom çifti bunlarda birbirine kaynasmis durumdadir. Mutasyon-larin gösterilmesinde önemli rol oynarlar. Çünkü haploit oldugundan çekinik genler dahi etkisini fenotipte gösterebilecektir.

Dev kromozomlarin özel bir durumunu yumurta sarisi bakimindan zengin olan balik, amfibi, sürüngen ve kuslarda görüyoruz. Mayoz bölünmenin profaz evresinde, homolog kromozomlar lamba seklinde dizilirler .

Kromozomlarin döller boyunca sabit tutulmasi, gamet olusumu sirasinda, homolog kromozomlarin ikiye ayrilmasi ve yalniz bir tanesinin gametlere verilmesiyle rnümkün olur. 2n sayisi döllenme ile tekrar saglanir. Her kromozom içerisinde bir ya da birkaç özelligi kontrol eden birçok gen vardir. Her gen belirli bir yerde bulunur; bu yere lokus denir (çogul loki). Her hücrede ayni kromozomdan bir çift bulundugun-dan ayni özellige etki eden genler de çift (en azindan) halde bulunur (Y kromozo-munda bulunanlar hariç). Kromozomlar birbirinden ayrilirken genler de buna uygun olarak ayrilir. Genler, kromozomlarin içinde bir dogrultu üzerinde dizilmislerdir. Homolog kromozomlarda ayni genler ayni yerlerde bulunurlar. Dolayisiyla mayoz esnasinda sinapsis yapan kromozomlar, noktasi noktasina kavustuklarindan homolog genler tamamen birbirlerinin karsisina gelirler.

Gen Sayimiz 30 Bin Civarinda

06 Kasım 2007

60-100 bine vardigi tahmin edilen insan genleri sayisi, meyve sineginin yalnizca iki kati. Insanin gen yapilarinin bilinmesiyle hastaliklarin önceden belirlenebilecegini, bunun da insanlar arasinda ayrimciliga neden olcagi ileri sürülüyor.

Yaklasik 30-40 bin genden olusan 3.1 milyar DNA kodunu siraya dizen bilim adamlari, insan ile meyve sinegi arasindaki bilimsel farkin zannedildiginden de az oldugu sonucuna ulasti. Kisa süre öncesine kadar 60-100 bine vardigi tahmin edilen insan genleri sayisi, meyve sineginin yalnizca iki kati.

Arastirmalarda ayrica hastaliklarin kökenini bulma konusunda da oldukça mesafe kaydedildi. Buna göre hastaliklarin çogu kalitimsal ve genetik mutasyonlardan ileri geliyor.

Bilim adamlari, bütün genleri ortaya çikararak ve islevlerini belirleyerek bilim ve tip alaninda yeni bir çigir açilacagini, insan oglunun bilgisini inanilmaz ölçüde genisletecegini, yeni teshis ve tedavi yöntemlerinin mümknü olacagini söylüyor. Projede çalisan Cambridge Sanger Center’dan Dr. Tim Hubbard, bilim ve tip alaninda bir devrim yapilacagindan söz ediyor ve ekliyor: “Bizi biz yapan hersey gen dizilimimizde sakli.

Amerikan Ulusal Saglik Enstitüsü eki baskani olan, halen New York Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi’nin direktörlügünü yapan Dr. Harold Varmus, bir anda bütünün görülmeye baslandigini ve bunun son derece heyecan verici oldugunu belirtiyor.

Insan gen haritasi projesi ABD, Britanya, Japonya, Fransa, Almanya ve Çin’den toplam 20 bilim adami ekibinin ortaklasa çalismalari ile yürütülen bir çalisma. Haziran ayinda genetik kodlarla ilgili ilk bilgilerin gün isigina çiktigi arastirmanin sonuçlari Nature dergisinin son sayisinda yayinlanacak. Celera Genomics sirketi bünyesinde çalismalarini sürdüren diger ekip ise sonuçlarini Science dergisinin Cuma günü piyasaya çikacak olan sayisinda yayinliyor.

Birbirinden bagimsiz olarak çalismalarini sürdüren iki ekip de birbirine çok yakin sonuçlar elde etti. Celera 26-39 bin arasinda geni dizmeyi basarirken, diger grup 30-40 bin geni dizmeyi basardigini açikladi. Her iki gruptaki uzmanlar da en iyi ihtimalin 35 bin genden az oldugu konusunda hemfikir.

SIRLAR AYDINLANIYOR

Gen diziliminin henüz baslangicinda olan bilim adamlari, islemin tamamen sonuçlanmasinin daha birkaç yil alacagini bildiriyor. Ancak bir grup genin yapisi, kökeni ve diger genlerle aralarindaki farklar gibi ilk sirlar simdiden açiklaniyor. Simdiki tahminlere göre insan genlerinin sayisi 25 bin genden olusan Arabidopsis thaliana bitkisinden, 19 bin genlik bir solucan türünden ya da 13 bin genden meydana gelen meyve sineginden çok da farkli degil. Cambridge’deki Whitehead Gen Aarastirmalari Enstitüsü direktörü Eric Lander, pek çok insanin meyve sinegi ile arasinda çok fazla fark olmadigi gerçeginden rahatsizlik duydugunu söylüyor ve bunun, insanin magruriyetine darbe indirdigini kaydediyor.

. Öyleyse insan nasil oluyor da meyve sineginden veya solucandan çok daha karmasik oluyor? Bu sorunun yaniti gizemini korumakta. Ancak bilim adamlari, gen sayisinin kompleks bir yapi için yalnizca bir çikis noktasi oldugunu ifade ediyor. Genlerin birçogu, vücuda belli proteinleri üretmesini söyleyerek etkisini gösteriyor. Insan genleri, meyve sinegi ve solucana göre çok daha fazla çogul protein üretimi komutu veriyor. Ayrica insan genlerinin farki çok yönlü olmasi. Yine genlerin zamanlamasi, hangi dokularda aktif olduklari da etkileri üzerinde büyük söz sahibi. Her iki ekip de verilerinin bilim adamlarina hastaliga yol açan genleri teshis etmelerinde büyük yardimi dokundugunu ifade ediyor.

CINSIYETLER ARASINDAKI FARK

Konsorsiyum, erkek vücudunda kadinlara göre iki misli daha fazla kalitimsal mutasyon meydana geldigini dogruladi. Maymunlarda iki cins arasindaki ayrmin daha da belirgin oldugu belirtildi. Cinsler arasindaki bu farklilik erkekler için karmasik bir mesaj tasiyor. Bir yandan evrimsel degisimler için daha büyük bir avantaj saglarken, diger taraftan hastalik riskini artiriyor. Gen haritasinin çikarilmasindan elde edilecek en büyük fayda ise ilaç gelistirilmesinde olacaga benziyor. Kisinin genetik özellikleri belirlendiginde, kisiye özel ilaç üretimi gündeme gelebilecek. Ayrica hastaligin erken teshisi de saglanacak. Halen 500’ün altinda hastalik için ilaç mevcutken, bilim adamlari genetik alaninda kaydedilecek gelismelerden sonra bu sayinin binlerle ifade edilecegini ifade ediyor.

YAPILACAK ÇOK IS VAR

Insan gen haritasi projesi Haziran’dan bu yana çok ilerledi ve bilim adamlari pek çok boslugu doldurmayi basardi. Ancak dizilimin tamamlanmasi için henüz çok is oldugu belirtiliyor. Projenin basariya ulasmasi için dünyanin her tarafinda binlerce bilim adaminin emek sarfettigi belirtilirken, konunun ciddi yasal, etik ve sosyal tartismalar gündeme getirecegi de ekleniyor. Uzmanlarin ortak görüsüne göre, bu çalismanin faydalarini dünyaya yaymak ve esit sekilde paylastirmak için anlayis ve erdem gerekecek.

TAHMINLER DOGRU ÇIKMADI

Insanin gen haritasinin ayrintilari üzerinde çalisan bilim adamlari, insanda sanilardan az gen bulundugunu belirlediler. Insan vücudunda 60 bin ila 100 bin gen bulundugunu tahmin eden arastirmacilar, son arastirmalarla bu sayinin 30-40 bin arasinda oldugunu gördüler. Bilim adamlari, insani meyve sinegi ve fareden farkli kilan genlerin sayisinin fazla bir fark olusturmadigini saptarken, bunu yüzyilin tip alanindaki sürprizi olarak nitelendirdiler. Celara Genomatics laboratuvarindan Craig Venter ve arkadaslari ile diger grup Harward Tip okulu bilim adamlarinin yaptigi arastirmalarda, insanin gen haritasiyla ilgili sonuçlarin birbirine yakin oldugu saptandi. Arastirmacilar, Journal Nature dergisinde yayimlanan sonuçlarin tüm dünyadaki bilim adamlarina açik olarak degerlendirilebilecegini belirtti.

INSANLAR ARASINDA AYRIMCILIK

ABD’deki birtakim sivil toplum kuruluslari, insanlarin gen yapilarinin bilinmesiyle meydana gelecek hastaliklarin önceden belirlenebilecegini ve bunun da insanlar arasinda ayrimlarin dogmasina neden olacagini kaydediyor. Insanlarin saglik durumlariyla ilgili bilgilerin gizli olmamasi durumunda, gelecekteki saglik durumlari saptanabilen insanlarin, is bulma konusunda zorluklarla karsilasabilecegi ve eleman alacak firmalarin bu bilgileri kullanarak, insanlar arasinda ayrima gidebilecegi öne sürülüyor. ABD’de bu konuda yapilan kamooyu yoklamalarinda, insanlarin kendileriyle ilgili saglik bilgilerinin paylasilmasindan hosnut olmadiklarini ortaya koydu. Insanlarin hastaliklarinin genler vasitasi ile çok önceden belirlenmesinin, saglik sigortasi yapan sirketlere de büyük paralar kazandirabilecegi, bu yüzden insanlarin saglik bilgilerinin bir sir olarak saklanmasinin gerektigi belirtiliyor. Celara bilim firmasi ilgilileri, elde ettikleri insan gen haritasi ile ilgili sonuçlarin tüm dünyadaki bilim adamlarina açik oldugunu ve bu konuda herhangi bir kisitlamaya gidilmeyecegini açikladi. Daha önce, firmanin kendi parasiyla yaptigi arastirmalari satisa sunacagi iddialari ortaya atilmisti. Bu arada, özel arastirma firmalarinin, büyük paralar dökerek yaptiklari arastirmalari, herhangi bir menfaat saglamadan bilim adamlarinin hizmetine sunmayacagi yorumlari da yapiliyor.

ILAÇLAR DEVRIM YARATACAK

Insan genlerininin siralanmasi ile ilgili bilgiler isiginda, bilim adamlarinin insan biyolojisi ile ilgili yeni bir baslangiç olusturdugu ve yeni tedavi uygulamalarininin, devrim yaratacak ilaçlarla gündeme gelecegi bildirildi. Simdiye kadar insan ile ilgili olarak düzinelerle bilinmeyene cevap olusturan arastirmalar sonucunda, hastaliklarin daha az yan etkilerle tedavisinin mümkün kilinacagi açiklandi. Arastirmalarda, genlerin tek basina durumlarinin yani sira genler arasindaki iliskilerin de anlasilabildigi, insanlar arasindaki farkliliklarin cevabinin, milyonlarda DNA kodlarindaki farkli varyasyonlar ile ortaya çiktigi kaydedildi. DNA kodlarinin her bir varyasyonunun kromozomlar için bir belirleyici oldugu ve bu sayede, genlerin tasidigi mikroskopik yapinin incelenebilecegi belirtildi. Bilgisayarin genlerin arastirilmasi konusunda bir hiz kazandirdigina deginen bilim adamlari, insan vücudunda incelenecek DNA’larin, bilgisayar ortaminda çabuk arastirilarak sonuçlandirilabildigini kaydediyor. Bilgisayar yardimi ile hastalikli genlere benzeyen bilinmeyen genlerin de hizli bir sekilde analiz edilebilecegi, bu sekilde DNA’larin tek basina arastirilmasina gerek kalmayacagi bildiriliyor. Böylece DNA’larin analizine harcanan yillar sürecek arastirmalarin kisa bir zamana sigdirilabildigi kaydediliyor. Insanin biyolojik yapisinin sirlarini ortaya koyan gen siralamasinin öncelikle kalp hastaliklari, kanser, sinir sistemi bozukluklari, enfeksiyonlar ve çevresel etkenlerin yol açtigi hastaliklar ile mücadelede kullanilacagina dikkat çeken bilim adamlari, önümüzdeki yillarda bu konularda, insanlara büyük müjdeler verilebilecegini ve insan ömrünün giderek uzayabilecegini ileri sürüyor. Gen haritasi ile ilgili yapilan son arastirmalar, bugüne kadar insanin biyolojik yapisi ile ilgili olarak tip dünyasinin çok az bilgilere sahip oldugunu da ortaya koymus oldu

ÖZEL SEKTÖR VE KAMU SEKTÖRÜ ARASTIRMACILARI KARSI KARSIYA GELDI

Insanin gen haritasinin çikarilmasina iliskin çalismalar, özel ve kamusal sektörde çalisan Amerikali ve Avrupali bilim adamlarini rakip kamplara ayirmaya basladi. Insanin gen haritasiyla ilgili çalismalarin basini çeken Amerikan Celera Genomics ve Genome Humain firmalarinin ayrintili çalismalarinin dün internette yayinlanmasindan sonra Paris, Londra ve Tokyo’da basin toplantilari yapan bazi bilim adamlari, Amerikan sirketlerini açik ya da kapali bir dille elestirdiler. Insanin gen haritasinin çikarilmasina iliskin uluslararasi projeye katilan Ingiliz heyetinin baskani John Sulston, Insanin gen haritasi satilik degil dedi ve gen arastirmalarini sadece özel sektöre birakmanin cinayet olacagini söyledi. Sulston, Bizim disimizdakiler, insana genetik sifrelerini vermek için insan irkina çok büyük maliyet ödetmek istiyorlar dedi. Paris’te basin toplantisi yapan Fransiz bilim adami Jean Weissenbach da Celera firmasinin kamu sektörünün verilerinden yararlanarak bugünkü sonuca ulasabildigini söyledi. Celera’nin kullandigi teknigin yürümedigini iddia eden Fransa Gen Arastirmalari Merkezi yöneticisi, Yöntemleri, genlerin tam incelenmesini saglamaya yetmedi, ama firma bunu itiraf etmek istemiyor. Bu yaptiklari sahtekarlik diye konustu. Tokyo’da basin toplantisi yapan Profesör Yosiyuki Sakaki de Celera sirketinin, öteki uluslarin ekiplerine verileri inceleme olanagi vermedigini, bunun da bilime zarar vermek anlamina geldigini söyledi.

FARENIN DNA SIFRELERI ÇÖZÜLDÜ

Bilim adamlari farenin gen kodlarinin desifre edildigini, bunun insan biyolojisine isik tutacagini açikladi. Celera Genomics sirketinden Mark Adams, farenin genetik kodlarinin insanla yaklasik ayni uzunlukta (3 milyar civarinda) oldugunu söyledi. Bilim adamlari farenin genetik kodlarinin çözümünü birçok nedenden istiyorlar. Bu nedenlerden birisi, insanin genetik kodlariyla karsilastirma amacini tasiyor. Bu noktada benzerlik ve farkliliklardan insanin DNA‘si hakkinda daha fazla bilgi edinmeyi umuyorlar. Adams, çalismanin, bilim adamlarinin iki ayri türün (fare ve insan) biyolojisindeki farklari anlamasina yardimci olacagini söyledi. Böylece, örnegin kanserle mücadelede kanserin farelerde niçin farkli gelistiginden yola çikilarak insanlar için yeni tedavi yöntemlerinin saglanabilmesi umuluyor.

Bunlari Biliyor Muydunuz?

06 Kasım 2007

Tavuklar yilda ortalama 227 kez yumurtlar.

* En kucuk at turu yaklasik 75 cm’ dir. Bu at turu fallabelladir.

* Bir ari kendinden 300 kat agir nesneleri kaldirabilir.

* Eskiden mamutlarin dislerinin uzunlugu 4 metreyi geciyormus.

* Bir agackakan gagasini agaca bir saniyede kac defa vuruyor dersiniz?

* Bir agackakan gagasini agaca 20-22 kez vurabilir.

* Sekreter kusu adiyla anilan bir kus vardir dogada. Bu kusun bacaklari o kadar narin ve incedir ki kus birden bir seyden korkarsa bacaklari kirilabilir.

* Yeni dogmus bir mavi balina ortalama 1800 kilodur.

* O kucuk balarilarinin bize biraz bal yapabilmek icin cektigi zahmeti biliyor musunuz? Bir kasik bal yapabilmek icin ciceklere 4000 kere gidip geliyorlar.

* Yeni dogan bir kanguru o kadar kucuktur ki. Yaklasik yuzuk parmagimiz kadar.

* Genelde hepimizin beyazligina , guzelligine bayildigimiz kugular aslinda gorundukleri kadar uslu degiller. Bir kanat darbesiyle bir insanin kolunu kirabilirler.

* Baliklar ve surungenler dis dollenme yaparlar. Dis dollenme de mesela bir balikbir defa da binlerce hatta milyonlarca yumurta birakabilirler. Yalniz cevre sartlari yuzunden bunlardan o kadar azi hayata gozlerini acabilir ki . Mesela morina adiyla bilinen bir balik bir kerede 4-4.5 milyon yumurta birakir . Yaklasik 3-4 tanesi yumurtadan cikip suyla tanisir.

* Aslan gunde ortalama 19 saat uyur .

* Ilk hayvanat bahcesi bundan binlerce yil once Cin’de acildi.

* Insanin tek tel saci 85-90 gr agirligi kopmadan tasir.

* Kanimizin vucudumuzu dolasmasi yalnizca 22-23 saniye suruyor.

* Dunyanin en gurultulu kusu "Aglayan turna kusudur". Bagrislarini kilometrelerce oteden duyabilirsiniz.

* Denizatini erkeginin dogum yaptigini biliyor muydunuz?

* Hic dusundunuz mu neden agaclar meyve olusturuyor. Sadece bizim icin mi acaba? Evet bu da var ama asil amaclari yavrulari olan tohumlarini korumak.

* Deniz hiyari tehlikede oldugunu hissettigi anda beyaz ve yapiskan bir madde salgilar .

* Hem yararli hem de zararli kelebeklerin oldugunu biliyor musunuz?

* Guve zararli ipek bocegi ise yararli kelebektir .

Biyolojil Sözlük…2…

06 Kasım 2007

-A-

Abdomen: Karın, böceklerde vücudun son bölümü.

Absorbsiyon : Enerji ya da diğer bir maddeyi emebilme, soğurma.

Acoelomata: Sölom boşluğuna sahip olmayan canlılar. Endoderm ve ektoderm arası tamamen mezoderm ile doludur.

Aerob: Yalnızca oksijen varlığında yaşayabilen.

Amebosit (Ameboid): Amip benzeri hücreler.

Amilaz: Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. Tükürükte bulunan haline “Pityalin" adı da verilmektedir.

Amitotik bölünme: Hücrenin boğumlanarak ikiye bölünmesi, amitoz bölünme

Amoeboid hücreler: Belirgin bir şekilde olmayan ve başka hücrelere farklılaşma potansiyeline sahip olan hücreler.

Anaerob: Yaşamı için oksijen varlığına gereksinim duymayan.

Analog: Kökenlerinin benzer olmasına gerek olmaksızın, aynı görevi gören organlar. ör. Midyedeki ve balıklardaki solungaçlar.

Anatrop: Tohum taslağını plesentaya bağlayan sap olan funikulusa göre 180 derece dönmüş, ters tohum taslağı.

Anteridyum: Çiçeksiz bitkilerde ve mantarlarda erkek gametleri oluşturan kısa, silindirik yapıdaki kese.

Antikoagülan: Kanın pıhtılaşmasını önleyen madde.

Antropojen: Doğal bitki örtüsünün insanların çeşitli etkinlikleri sonunda özelliklerini yitirmesiyle ortaya çıkan yeni bitki örtüsü.

Arboretum: Doğru biçimde etiketlenmiş odunsu ve otsu bitkilerin teşhisi ve bilimsel araştırmalar amacıyla bir araya getirilip yetiştirildiği ortamlar.

Arillus: Döllenme sonrasında, bazı tohumların üzerinde oluşan ek örtü.

Arkegonyum: Genellikle şişe biçiminde, bir sıra verimsiz hücre tabakasıyla çevrilmiş boyun, karın kanal hücreleriyle yumurta hücresinden meydana gelmiş üreme organı.

Arkenteron: Embriyodaki ilkin bağırsak tüpü.

Arkeosit: Süngerlerde, besin depolayan amoeboid hücrelere verilen ad.

Asimetri: Herhangi bir simetri tipine sahip olmama durumu.

-B-

Bakteri: Prokaryot hücre yapısındaki mikroorganizma.

Balsam: Sıklıkla odunsu bitkilerden elde edilen reçine ve bu reçinelerden yapılan ilaç.

Basit yaprak: Yaprak ayası parçalara bölünmemiş, sap üzerinde bir parçadan oluşan yaprak.

Bentik: Deniz ve tatlı sularda dip ya da taban bölgesine ilişkin.

Bilateral simetri: Vücudun tam ortasından geçen bir düzlemin, vücudu iki eş yarıya (sağ ve sol) ayırdığı simetri tipi.

Bileşik yaprak: Yaprak ayası parçalara bölünmüş, yaprak çok sayıda yaprakçıklardan meydana gelir.

Biyolüminesans: Bazı canlılar tarafından, belirli bir :-):-):-):-)bolik yol izlenerek ışık meydana getirilmesi.

Biyom: Yaşam kuşakları. Yeryüzünün geniş alanlarına yayılmış bitki ve hayvanların doğal olarak kümelendirilebilicek özellikte olanlarının bulunduğu yaşama alanları.

Biyosfer: Canlıların birbirleriyle ilişkilerinin sürdüğü kayaç, su ve hava katmanlarından oluşan yeryüzü örtüsü.

Blastomer: Embriyoda bulunan genç hücreler.

Blastopor: Embriyoda, dış hücrelerin içeri çökmesiyle oluşan ilkin girintinin açıklık kısmı, ilkin ağız açıklığı.

Blastosöl: Embriyonun erken safhasında, dış tabakadaki hücrelerin içeriye doğru bir girinti yapması sonucu oluşan, ilkin vücut boşluğu.

Brakte: Çiçek sapı yaprakçığı. Çiçek sapının kaidesinde, sapın gövdeye bağlandığı yerde bulunan yaprakçık.

Brakteol: İkinci derecedeki brakte. Çiçek sapının üzerinde bulunan küçük yaprakçık.

-C,Ç-

Calyx: Mercanlarda, kalsiyum karbonat yapıda olan, kase şeklindeki dış iskelet.

Cephalothorax: Baş ve gövdenin kaynaşmış hali.

Cercus (Serkus): Bazı canlı gruplarında, vücudun sonunda görülen ve çeşitli şekillerde olabilen, kuyruk benzeri uzantı.

Çenek: Çim yaprakları, kotiledon: Tohumlu bitkilerin tohumlarının çimlenmesiyle embriyolarından oluşan ilk yaprak ya da yaprakları.

Çok yıllık bitki: Yaşamlarını iki yıldan fazla sürdüren bitkiler.

Çomak hücreleri: Retinada bulunan ve beyaz ışığa karşı duyarlı olan, çubuk şeklindeki hücreler.

-D-

Dekumbent: Kalkık uçlu. Yalnız dalların uç kısmı yukarı doğru yükselmişyerde yatık olarak gelişen bitki.

Dekurrent: Aşağı doğru sarkarak uzayan. Yaprak ayasının gövde üzerine yapışık olarak aşağı doğru uzaması.

Deltat: Eşkenar üçgen biçiminde. Yaprak sapı üçgeninin tabanının ortasında bulunur.

Dendroid: Ağaç dalı biçiminde dallanmış tüy.

Dendroloji: Botaniğin ağaç özelliğindeki bitkilerini inceleyen ve araştıran bilim dalı.

Dentat: Dişli. İri ve keskin olan dişlerin eksenleri yaprağa dikey durumdadır.

Dentikulat: Küçük dişli. Dentat ile aynı biçimde olup daha küçük olan diş.

Dentin: Kollajen ve kalsiyum tuzlarından oluşan, diş ya da pul yapısında bulunabilen sert madde.

Dentisid kapsula: Dişli kapsül. Açılma kapsülün uç kısmındaki dişlerin birleştikleri yerde olur.

Dermis: Hayvanlarda derinin alt tabakasına verilen ad.

Deuterostomia: Blastopor, ağız yerine anüsü oluşturur. Ağız daha sonra şekillenir. Genellikle, enterosöl sölom ve radial segmentasyon ile birlikte anılır.

Dış döllenme: Erkek ve dişi eşey hücrelerinin vücut dışında birleşmesi ile meydana gelen döllenme tipi. Dış döllenme görülen canlılarda genellikle üreme su varlığına bağımlıdır (suda gerçekleşir).

Diandrus: İki stamenli.

Diatom: Bir fitoplankton grubu.

Difüzyon: Molekül ya da iyonların, çok yoğun oldukları bir ortamdan, daha az yoğunlukta bulundukları bir ortama doğru yaptıkları geçiş hareketi.

Diklin: Bir eşeyli çiçek. Erkek üreme organlarının (andrekeum) ve dişi üreme organlarının (ginekeum) ayrı çiçekler üzerinde bulunması.

Dikotiledon: Embriyosunda iki çenek yaprağı bulunan bitki.

Dimorfizm: Bir tür içinde, iki farklı formun görülmesi durumu.

Dioik: Vücudunda dişi veya erkek üreme organlarından sadece birini bulunduran canlı, ayrı eşeyli.

Diploblasti: Embriyonik gelişim sürecinde sadece endoderm ve ektodermin oluşması, iki tabakalılık.

Diploid: Birbirinin aynısı halindeki çift kromozom setine sahip olan.

Diskoid: Disk biçiminde.

Distikus: İki sıralı. Yaprak ve çiçeklerin aynı düzlem üzerinde birbirlerinin ters yönünde sıralanması.

Divergent: Birbirlerinden ayrılmış ve uzaklaşmış şekilde.

Dorsal: Sırtsal yüzey. Sırt kısmı.

Dorsifiks: Sırttan bağlı. Flamentin antere sırt kısmından bağlı olması.

Döl değişimi: Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini takip ettiği üreme sistemi, döl almaşı, :-):-):-):-)genez.

-E-

Effektör: Sinir hücrelerinin bağlı olduğu ve sinirsel uyarılara karşı verilen cevabın yerine getirildiği bez, kas, hücre veya organlar, sonuçlandırıcı organlar.

Egzotik: Yerli olmayan canlılar.

Ekoloji: Organizmalarla çevrelerini ve bu iki varlık arasındaki karşılıklı ilişkileri araştıran bilim dalı. Doğanın yapısını ve işlevini araştıran bilim dalı.

Ekosistem: Doğadaki canlı ve cansız varlıkların karşılıklı etkileşim bağlarıyla oluşturdukları sistem

Ektoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan en dışta olanı, dış deri.

Ektoparazit:Başka bir canlının vücudu üzerinde parazit olarak yaşayan canlı, dış parazit.

Ektoplazma: Hücre içerisindeki sitoplazmanın çevresel veya dış bölgesi, dış plazma.

Ekzoenzim: Dış ortama salgılanan enzim.

Elytra: Kın kanat, kitinleşmişi kanat yapısı.

Embriyo: Zigotun gelişmesiyle oluşan genç organizma.

Endemik: Belirli bölgeye ait canlı türleri.

Endoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan, en içte olanı, iç deri.

Endoparazit: Bir canlının vücudunun içinde parazit olarak yaşayan organizma.

Endopeptidaz: Protein molekülünün iç bağlarını hidrolize uğratan bir proteinaz türü.

Endoplazma: Hücre içerisindeki sitoplazmanın orta veya iç bölgesi, iç plazma.

Enfektif: Enfeksiyona neden olabilme yeteneğine sahip.

Enfeksiyon: Bakteri, virüs, mantar yada protozoonların organizmaya girmesi durumu.

Enterosöl sölom: Embriyonik gelişim sırasında arkenteron tavanında her iki yanda cepler oluşur. Daha sonra arkenteron ile bağlantılarını yitiren bu cepler, endoderm ve ektoderm arasında ara bir doku halinde gelişir. Bu ceplerin içindeki boşluklar bağırsaktan türediği için “enterosöl" adını alır. Sindirim sisteminden meydana gelen, cep şeklindeki vücut boşluklarıdır.

Entogami: Böcekler yoluyla tozlaşma.

Epidermal: Epidermisten köken alan, epidermis yapısından olan.

Epidermis: Epitel dokunun, en üst tabakası (genellikle vücudun en dış yüzeyini örten doku tabakası), üst deri.

Epifiz: Beynin tabanında bulunan bir iç salgı bezi.

Epigeik:Toprak üzerinde gelişen.

Epitel: Hayvanlarda organizmanın vücut dışını ve iç organlarını astarlayan doku.

Erdişi: Çift cinsiyetli, hermafrodit.

Eşey Hücresi: üremeden sorumlu hücre, gamet.

Eşeyli üreme: Erkek ve dişi bireylerin üreme hücrelerinin birleşmesiyle meydana gelen üreme.

Eşeysel dimorfizm: Erkek ve dişi eşeyler arasında vücut boyutu ve şekli, renk veya desen bakımından farklılıklar görülmesi durumu.

Eşeysiz üreme: Erkek ve dişi bireylerin ayrı üreme hücrelerinin söz konusu olmadığı, tamamen benzer genetik yapıda bireylerin oluşumunu sağlayan üreme tipi.

Eucoelomata: Gerçek sölom boşluğuna sahip canlılar. Endoderm ve ektoderm arasındaki boşluk, tamamen mezoderm ile astarlanmıştır.

Eutely: Canlının hayatı boyunca vücudunda bulunacak hücre sayısının sabit olması.

Evcik: Bazı çiçeklerde tohumların saklı bulundukları oyuklar.

-F-

Fagositoz: Büyük parçacıkların (besinlerin veya yok edilecek olan yabancı maddelerin), yalancı ayaklar yardımıyla hücre içerisine alınması.

Farinks: Ağız ve burun boşluklarıyla, gırtlak ve yemek borusu arasındaki boşluk, yutak.

Fauna: Belirli bir ortamdaki hayvan türlerinin tümü.

Femur: Uyluk kemiği.

Feromon: Alan belirlenmesi, topluluk içinde hiyerarşik düzenin sağlanması ve üreme döneminde eşlerin birbirini bulması gibi durumlarda etkili olan, "dış hormon" olarak da adlandırılabilen kimyasallar.

Filotaksis: Gövde ekseni üzerinde yaprakların diziliş şekli.

Fitoplankton: Suda pasif olarak hareket eden (yer değiştiren) ve bitkisel özellik gösteren organizmalar.

Floem: Bitkilerde organik besin taşıyan borular, soymuk boruları.

Flora: Belirli bir alanda bulunan bitkilerin tümü. Bakteriler için de flora kelimesi kullanılır.

Folikül: Küçük kese şeklindeki yapıların genel adı.

Fosil: Günümüzde yaşamayan canlıların eski devirlerden kalma, taşlaşmış kalıntıları.

Foto-ototrof: Işık enerjisini kullanarak, ihtiyacı olan organik besin maddelerini üretebilen canlılar.

Fotoreseptör: Işığa duyarlı almaçlar.

Fotosentez: Klorofil taşıyan hücrelerde görülen, ışık enerjisinin kullanılmasıyla su ve karbondioksitten organik madde sentezlenmesiyle sonuçlanan tepkimeler zinciri.

Fototaksi: Işığa bir cevap olarak yapılan yönlenme hareketi.

-G-

Gal: Bitkilerde, böcek ya da mantar gibi organizmaların neden olduğu anormal gelişen yapılar.

Gamet: Üreme hücresi, eşey hücresi.

Gastrodermal: Gastrodermisten köken alan, gastrodermis özelliklerini taşıyan.

Gen: DNA molekülünün ortalama 1500 nukleotitten oluşmuş canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan parçası. Kalıtımın temel fiziksel ve işlevsel birimi. Her gen, protein veya RNA molekülü gibi özel bir işlev taşıyan kromozomların belli bir noktasındaki nükleotid dizilerinden oluşur.

Genom: Bir organizmanın sahip olduğu genetik şifrelerin tamamı.

Gonad: Eşey hücrelerinin üretildiği organlar, eşey organları.

Gonopor: Eşey açıklığı, eşey organlarının vücut dışına açıldığı delik.

-H-

Habitat: Yetişme ortamı, bir canlının, bir türün içinde yaşadığı ortam.

Haploid: Tek kromozom setine sahip olan.

Hemoglobin: Alyuvarlar içerisinde bulunan ve yapısında demir taşıyan, kırmızı renkli bir solunum pigmenti.

Hemolenf: Bazı omurgasızlarda, hemosöl adı verilen vücut boşluğu içerisinde bulunan sıvı.

Hemolitik: Kan hücrelerine zarar veren.

Hemosiyanin: Bazı omurgasızlarda bulunan, demir yerine bakır içeren, mavi-yeşil renkli solunum pigmenti.

Hemosöl: Eklem bacaklılarda, gerçek sölom boşluğu yerine bulunan ve içinde solunum sıvısının dolaştığı vücut boşluğu.

Herbivor: Bitkisel besinler ile beslenen canlılar.

Hermafrodit: Çift eşeyli, her iki eşeyin organlarını birlikte taşıyan, er dişi, monoik.

Heterojen: Değişik karakterlere yada yapılara sahip olan.

Heteronom :-):-):-):-)merizm: Vücudu oluşturan segmentlerin, birbirinden farklı yapıda olması.

Heterospor: Mikrospor ve makrospor gibi morfolojik ve eşey bakımından farklı sporlar.

Heterotrof: Kendi besinini üretemediği için, organik besinleri dışarıdan almak zorunda olan canlılar (ardıbeslek).

Hidrostatik: Suda sabit bir şekilde kalmayı ve yüzebilmeyi sağlayan.

Hif: Sporların çimlenmesiyle oluşan ve birden fazla çekirdek taşıyan, silindir şeklindeki tüpsü iplikçikler.

Hipodermis: Dermis tabakasının alt bölümü.

Hipofiz: Beyin tabanında bulunan ve iki kısımdan meydana gelen bir iç salgı bezi.

Hipogeik: Toprak yüzeyinin altında gelişen ya da yaşayan.

Holoblastik bölünme: Hücre bölünmesinin, yumurtanın tamamında gerçekleşmesi.

Homolog: Aynı görevi görmeseler bile, embriyonik dönemde aynı dokudan köken alarak gelişmiş organlar.

Homonom :-):-):-):-)merizm: Vücut bölümlerinin birbirine eş bölmelerden oluşması.

Homospor: Yosun ve eğreltilerde morfolojik olarak birbirinin aynı olmakla birlikte, eşey fonksiyonları negatif, pozitif biçimde olan sporlar, ızospor.

Humus: Toprak üzerindeki ve içindeki organik atıkların ayrışması sonucu oluşan kütle

Hücre dışı sindirim: Büyük moleküllü besinlerin, hücrelerin dışarıya verdikleri salgılar ile hücre içine alınmadan, yapı taşlarına ayrılması.

Hücre içi sindirim: Büyük moleküllü besinlerin, hücre içerisine alınarak, hücre içinde yapı taşlarına ayrılması.

-İ-

İç döllenme: Erkek ve dişi eşey hücrelerinin vücut içinde birleşmesi ile meydana gelen döllenme tipi. Erkek bireyin spermleri, belirli yapılar yardımıyla dişi vücuduna aktarılır ve dişinin vücudu içerisinde yumurta hücresini döller.

İki evcikli: Dioik.

İletim demeti: Bitkilerde organik ve inorganik besin maddelerinin iletiminin yapıldığı odun ve soymuk borularından oluşan yapılar.

İndikatör: Belirleyici. Bazı durumlara karşı hassasiyet göstererek ya da cevap oluşturarak, o durumlar hakkında ipucu veren.

İnsektivor: Böcekler ile beslenen canlılar.

İzospor: Benzer yapıdaki sporlar veya bu tip sporlara sahip canlılar, homospor.

İzotonik: Aynı ozmotik basınca sahip olan ortamlar. örneğin, Salpa’da kan, içindeki madde yoğunluğu (kan hücreleri, proteinler, mineraller vd.) bakımından deniz suyuyla eşdeğerdir.

-K-

Kambiyum: Bitkilerin iletim demetlerinde, bir ya da birkaç sıra meristematik hücre tabakasından oluşan, ikincil kalınlaşmayı ve enine büyümeyi sağlayan doku.

Kapsit: Virüslerin çekirdek asitlerinin dışında bulunan, tek tip ya da birkaç tip proteinden oluşan kılıf.

Karnivor: Hayvansal besinler ile beslenen canlılar.

Karotenoid: Sarı, turuncu, kırmızı veya kahverengi olan; yağda çözünebilen, çoğunlukla fotosentez tepkimelerinde de görev alan, bitkilerin çiçek ve meyve kısımlarında bulunan pigment grubu.

Karpel: Tohum taslaklarını ve özellikle tohumları örtmek için birkaç makrosporofilin kendi üzerlerine katlanarak ya da biraraya gelerek oluşturdukları tek ya da çok gözlü olabilen tohum zarfları.

Kazık kök: Ana kökün yan köklerden daha fazla gelişme göstermesi.

Kemoreseptör: Kimyasal maddelere karşı duyarlı olan almaçlar.

Kitin: Oldukça dayanıklı yapıda, N-asetil glikozamin’den meydana gelmiş, bir tür nötr polisakkarit.

Kloak: Bazı canlı gruplarında, sindirim, boşaltım ve üreme sistemlerinin son ürünlerinin dışarı bırakıldığı ortak tek açıklık.

Klorofil: Fotosentez tepkimelerinde güneş enerjisini kimyasal enerjiye çeviren, yapısında Magnezyum (Mg) içeren, yeşil pigment maddesi.

Kloroplast: Yeşil renkli klorofil pigmentini taşıyan plastit.

Knidosit: Omurgasızlarda görülen, içinde yakıcı kapsüller taşıyan, savunma veya beslenmede görevli olabilen özelleşmiş hücreler.

Kokon: İçine yumurta ya da tohumların bırakıldığı yapı.

Koleteral: Ksilem ve floemin üstüste bulunması.

Kommensal: Birlikte yaşayan iki canlı türünden birinin fayda sağladığı, diğerinin ise hiçbir şekilde etkilenmediği ortak yaşam biçimi.

Konakçı: Bir parazit canlının üzerinde yaşadığı diğer canlı.

Koni hücreleri: Omurgalıların gözlerinde, retinanın arkasında yer alan, koni şeklindeki, ışığa son derece hassas olan ve renkli görüntünün algılanmasından sorumlu olan hücreler.

Kontraktil vakuol: Tatlı sularda yaşayan bir hücrelilerde, açılıp büzülerek, fazla suyu ve :-):-):-):-)bolizma atıklarını hücre dışarına atmada görevli olan organel.

Kopulasyon: Çiftleşme.

Korda: Omurgayı oluşturan ilkin iç iskelet (Sırt ipi).

Kornea: Gözün en dışta bulunan sert tabakasının yaklaşık 1/6′sını oluşturan ön bölgesi, saydam tabaka.

Kotiledon: Çenek. Çim yaprakları.

Kökçük: Kara yosunlarında olduğu gibi, ilkel bitkilerde bulunan, tek ya da çok hücreden oluşmuş, kök görevini yapan basit yapılar. Rizoit.

Kromatofor: Pigment içeren ve canlının deri renginin değişiminden sorumlu olan organel.

Ksilem: Bitkilerde su ve mineral taşınmasından sorumlu olan borular, odun boruları.

Kupula: Fındık tipi meyveyi taşıyan, kadehe benzer yapı.

Kursak: Kuşlarda, boğazda kese şeklinde genişlemiş ve besin depo edilen bölge.

Kütikula: Su geçirmeyen, koruyucu, mumsu yapıdaki tabaka.

-L-

Larva: Bazı hayvanların hayat devrelerinde görülen ve :-):-):-):-)morfoz sonucunda ergin hale benzeyecek olan yavru evresi.

Lenf: Lenf damaları içerisinde dolaşan, kan plazması ve lenf proteinlerinden oluşan dolaşım sıvısı, akkan.

Lentisel: Kovucuk. Mantar özüne dönüşmüş gövde kısımlarında havanın girip çıkmasını sağlayan aralıklar.

Lignin: Odun özü denilen su geçirmez madde.

Lipaz: Lipidleri (yağları), yağ asitleri ve gliserine parçalayan sindirim enzimi.

Lob/lop: Beyin, karaciğer gibi organların parçaları bölümleri.

Lokus: Kromozomların üzerlerinde genlerin bulunduğu özel yerler.

Lökoplast: Bazı bitki hücrelerinde yedek besin depolayan renksiz madde.

Lökosit: Akyuvar, fagositoz yapan, antikor üreten, renksiz kan hücresi.

Lümen: Tüp ya da kese şeklindeki bir organ ya da organelin iç boşluğu.

Lütein: Folikül hücrelerinde meydana gelen, yumurta sarısına renk veren pigment.

-M-

Makrofil/Makrosporofil: Makrosporangiyumları taşıyan yapı. Makrofil de denir. Çiçekli bitkilerde pistile özdeştir.

Makroportal: Arkegonyumları oluşturan portal.

Makrospor: Megaspor. Makrosporangiumlardan meydana gelen büyük ve dişi olarak kabul edilen sporlar. Çiçekli bitkilerde embriyo kesesine özdeştir.

Makrosporangiyum: Makrosporları oluşturan yapı. Megasporangiyum da denir. Çiçekli bitkilerde polen kesesine özdeştir.

Matriks: İçinde biyolojik olayların oluştuğu cansız, sıvı ortam.

Mayoz bölünme: Eşey organlarında eşey hücrelerinin oluşması sırasında diploit ya da somatik kromozom sayısının yarıya indiği ve dört haploit hücrenin oluştuğu hücre bölünmesi. Redüksiyon bölünme. İndirgenme bölünmesi.

Melez: Herhangi bir karakter yönünden farklı iki arı dölün çaprazlanması sonucu oluşan heterozigot döl.

Mercek: Gözde ışığın doğru şekilde kırılmaya uğrayarak, ağ tabakaya düşmesini sağlayan yapı.

Meristem: Sürekli olarak bölünebilme yeteneğine sahip hücrelerin oluşturduğu embriyonik doku.

Meristem halkası: Büyüyen bitki ekseninde korteks ile merkezi parenkima dokusu arasında bulunan ve vasküler dokuyu veren meristem dokusu.

Meroblastik bölünme: Hücre bölünmesinin, yumurtanın belirli bir kısmında gerçekleşmesi.

Meşcere: Dış görünüm, tür bileşimi, yaş, yapı bakımından tek düzelik gösteren bitki topluluğudur.

:-):-):-):-)bolizma: Canlı organizmanın hücreleri içinde meydana gelen ve enzimlerle kontrol edilen olayların hepsi. :-):-):-):-)bolizma ile enerji üretimi ve madde yapımı gerçekleştirilir. ATP üretimi ve protein sentezi iki önemli :-):-):-):-)bolik reaksiyondur.

:-):-):-):-)genez: Eşeyli ve eşeysiz üremenin döngüsel olarak birbirini takip ettiği üreme sistemi, döl değişimi.

:-):-):-):-)merizm: Segmentli bir yapıy gösterme.

:-):-):-):-)morfoz: Canlının yumurtadan çıktıktan sonra, tam bir ergin görünümüne erişinceye kadar geçirdiği evrelerin bütünü, başkalaşım.

:-):-):-):-)nefridyum: Sölom boşluğuna açılan boşaltım tüpçükleri.

:-):-):-):-)nefroz: Omurgalılarda görülen ve ikincil böbreğin arkasından meydana gelen, en gelişmiş böbrek tipi.

Mezenşim: Embriyonun mezoderm tabakasından gelişen, daha sonra kas ve bağ dokusunu oluşturacak olan farklılaşmamış hücreler.

Mezoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan, ortada olanı, orta deri.

Mezofil: Yaprağın üst ve alt epidermisi arasında kalan kısmı.

Mezonefridyum: Mezodermden gelişen boşaltım organı.

Mezonefroz: Omurgalılarda görülen, orta derecede gelişmiş böbrek tipi.

Mikrofil/Mikrosporofil: Tohumsuz bitkilerde bir tek damarlı doku şeridi içeren küçük bir yaprak. Mikrosporangiyumları taşıyan yapı. Çiçekli bitkilerde erkek organa-stamene özdeştir.

Mikroprotalyum: Anteridyumları oluşturan protal.

Mikrospor: Polen. Tohumlu bitkilerde üreme organı olan stamenlerde mayoz bölünmeyle meydana gelen erkek üreme hücreleri, çiçektozu. Çiçekli bitkilerdeki polene özdeştir.

Mikrosporangiyum: Mikrosporları oluşturan yapı. Polen kesesi.

Mikrotübül: ökaryot hücrelerde, hücre iskeletinin yapısına katılan, kamçılı ve sillilerde ise sillerin yapısına katılan, içi boş tüpçükler.

Misel: 1. Mantarlarda, hiflerin bir araya gelmesiyle oluşmuş yapılar. 2. Yağ moleküllerinin, çözünmediği bir sıvı madde içerisine bırakıldığı zaman oluşturduğu küçük partiküller.

Mitokondri: Hücrede enerji üretiminden sorumlu olan (oksijenli solunumun gerçekleştiği) organel.

Mitotik bölünme: Kromozomların kopyalanarak sayısının iki katına çıkarılmasını takiben gerçekleşen ve sonuçta yine diploid sayıda kromozom taşıyan iki oğul hücrenin meydana geldiği hücre bölünmesi tipi, mitoz bölünme.

Mitoz bölünme: Ökaryot hücrelerin tipik çekirdek bölünmesi. Kopyalanarak sayısı iki katına çıkmış kromozomların profaz, :-):-):-):-)faz, anafaz ve telofaz safhalarını geçirdikten sonra bölünerek diploit sayıda kromozom kapsıyan iki oğul çekirdeğe ayrılmaları. Mitozu takiben sitoplazma bölünmesiyle hücre iki oğul hücreye ayrılır.

Mixotrof: Klorofil taşıdığı halde, heterotrof olarak da beslenebilen canlılar.

Miyelin kılıf: Sinir hücrelerinde, hücrenin belirli bir bölümü tarafından meydana getirilen ve akson adı verilen uzantıların üzerini kaplayarak koruma ve sinir iletiminde hız sağlayan örtü.

Monofiletik: Tek atadan köken almış.

Monohibrit: Tek karakter bakımından melez.

Monoik: Bir evcikli. Erkek ve dişi organların ayrı çiçeklerde fakat aynı bitki üzerinde bulunması.

Monokotiledon: Embriyolarında tek çenek yaprağına sahip bitki.

Monomer: Büyük moleküllerin hidrolizi sonucu oluşan en küçük yapı birimi.

Monosakkarit: Genel formülü (CH2O)n olan en basit şeker molekülü.

Mozaik gelişim: Embriyoya ait hücrelerin her birinin, vücudun farklı bir bölgesini meydana getirmek üzere belirlendiği gelişim tipi. Bu gelişim tipini gösteren canlılarda, embriyodan ayrılan herhangi bir parça, kendi başına tam bir birey olarak gelişemez.

Mukus: Koyu ve az akışkan özellikte, glikoprotein yapısında salgı, sümük.

Multipotent: Birden fazla farklı hücre veya doku tipine farklılaşabilme yeteneğine sahip olan. Hidralarda “interstitial hücreler" ve omurgalı embriyolarında “kök hücreler" , multipotent karakterdedir.

Musilaj: Yapışkan ve az akışkan karakterli polimerler.

Mutasyon: Bir canlının kalıtım özelliklerinde meydana gelen birdenbire ve kendiliğinden değişmeler.

Mürein: Bakterilerin hücre duvarında bulunan yapısal bir peptidoglikan.

-N-

Nasti: Bitkinin, uyaranın cinsine göre yaptığı fakat uyaranın yönüne bağlı olmayan davranışlar.

Nefridiopor: Omurgasızların boşaltım organları olan nefridyumların vücut dışına açıldıkları açıklık.

Nefridyum: Omurgasızların boşaltım organları.

Nermatosit: Knidosit hücrelerinin içeriği ya da kendisi.

Neoteni: Ergin halde larva özelliklerinin görülmesi.

Nimf: Başkalaşım gösteren böceklerde, dış görünüşü ergine benzeyen, fakat eşey organları ve kanatları tam olarak gelişmemiş evre.

Nod: Düğüm şeklinde yapı.

Notokord: İlkin sırt ipliği.

Nöron: Sinir hücresi.

Nörotoksik: Sinir sistemi üzerinde zararlı etkisi olan zehirli maddeler.

Nötr: Elektriksel yükü sıfıra eşit olan.

Nusellus: Tohum taslağında embriyo kesesini çevreleyen doku.

Nükleik asitler: Çekirdek içinde bulunan, genetik şifreyi taşıyan, yapılarında şeker bulunan asitler (DNA ve RNA).

-O,Ö-

Ocellus (çoğulu= Ocelli): Bazı omurgasızlarda ve diğer basit yapılı organizmalarda görülen, mercek de taşıyabilen basit göz, nokta göz.

Odun boruları: Bitkilerde çeşitli hücre tiplerinden oluşan, su iletimi ve destek görevini yapan doku. Ksilem.

Oksidasyon: (Yükseltgenme) Elektronların bir atom ya da molekülden ayrılmasını sağlayan kimyasal tepkime.

Omnivor: Hem bitkisel hem de hayvansal besinler ile beslenebilen canlılar.

Oocyst: Etrafı koruyucu bir kılıfla çevrili, olumsuz çevre koşullarına karşı dayanıklı yapıda olan yumurta hücresi.

Organel: Hücrenin içerisinde bulunan ve her biri farklı görevlerden sorumlu olan, daha küçük alt birimler.

Osmoregülasyon: Bazı sucul organizmaların, vücutlarının osmotik basıncını, yaşadıkları ortamın osmotik basıncına bağlı olmadan ayarlamaları.

Osmoz: Suyun yoğunluğunun çok olduğu yerden az olduğu yere doğru, yarı geçirgen zardan geçmesi.

Ototrof: Işık enerjisi veya kimyasal enerji kullanarak, inorganik maddelerden kendi organik besinini üretebilen canlılar (kendibeslek).

Ovaryum: Dişi eşey organı, yumurtalık.

Ovidukt: Yumurtaları, yumurtalıktan dışarı taşıyan kanal, yumurta kanalı.

Ovipar: Yumurtasını vücut dışına bırakarak çoğalan.

Ovipozitor: Yumurtaları yerleştirmeye yarayan yapı, yumurtlama borusu.

Ovovivipar: Bir plasenta oluşumuyla anne-yavru arasında bağlantı olmaksızın, yumurtası vücut içinde gelişen ve yavruyu yumurtadan çıktıktan sonra vücut dışına bırakan, yalancı doğum yapan.

Ovül: Tohumlu bitkilerde, döllenmeden sonra tohumu meydana getiren yapı.

Ökaryot: Zar ile çevrili gerçek organelleri bulunan hücreler. (Bkz. Prokaryot ve ökaryot hücreler arasındaki farklar)

-P-

Papilla: Tomur. Koni biçimindeki herhangi bir çıkıntı.

Parafiletik: Birden fazla atadan köken almış.

Parapod: Her vücut segmentinin yanında, bir çift halinde bulunan ve yer değiştirmeye yarayan yapılar.

Parazit: Başka türden bir canlının içinde veya üzerinde, kendisine besin veya barınak sağlayacak şekilde ancak aynı zamanda da diğer canlıya da zarar verecek şekilde yaşayan organizma, asalak.

Parankima: İnce duvarlı, nisbeten farklılaşmamış hücrelerden oluşan, yapı ve görevi değişebilen, yumuşak bitki dokusu, parankima. Yassı solucanlarda kas tabakasıyla bağırsak arasında bulunan çeşitli hücrelerden oluşmuş sert doku. Bir organın zemin dokusu.

Partenogenez: Yumurta hücrelerinin, sperm hücreleri ile döllenmeden mitoz geçirmeye başlayarak, bir canlıyı oluşturması şeklindeki üreme tipi.

Patojen: Zararlı, hastalık yapıcı.

Pektin: Özellikle bitki hücrelerinin orta lamelinde bulunan büyük moleküllü, karbonhidrat karışımı maddeler.

Pelajik: Deniz ya da göllerde tabana tutunarak ya da serbest halde yaşayan canlılar.

Penetrasyon: Nüfuz etmek, içine girmek, dalmak.

Peptidoglikan: Uzun polisakkarit zincirlerinin kısa peptitlerle (protein bağları) bağlandığı büyük moleküller.

Peptit: Aminoasitler arasındaki bağlar.

Periant: Çiçek örtüsü ve çiçek örtü yaprakları. Taç ve çanak yaprakların tümü. Bir çiçekte erkek organlar ve dişi organ dışında kalan parçalar.

Peristom: Yosunlarda (Bryofitler) kapsül açıldıktan sonra ağızda bir ya da iki sıralı silli halka yapısı. Silyat protozoonlarda, denizyıldızlarında, halkalı solucanlarda, böceklerde, derisi dikenlilerde, vb. ağız çevresi bölgesi.

Periton zarı: Karnın iç kısmını asarlayan zar, iki katlı karın zarı.

Peyzaj: Bir arazi parçasının ekolojik, biyolojik, yapısal ve tüm doğal özelliklerinin topluca anlatımı.

Pigment: Bitkilerde ve hayvanlarda bulunan renk maddelerinin genel adı.

Plankton: Suyun hareketiyle pasif olarak sürüklenen küçük canlıların genel adı.

Planktonik: Plankton yapısında olan ya da planktona ilişkin olan.

Plasenta: Anne ve yavru arasında, döl yatağı içerisinde kurulan ve madde alış verişine olanak tanıyan, damarlı ve süngerimsi yapı.

Plastit: Bitki hücrelerinde ve bazı bir hücreli canlılarda bulunan, çoğunlukla renk pigmenti de taşıyan bir organel.

Poikilotherm: Değişken vücut sıcaklıklı.

Polimer: Birden fazla benzer ya da farklı birimin, kovalent bağlarla birleşmesiyle oluşan yapı.

Polimerize: Polimer yapıda, polimer özelliği gösteren.

Polipeptit: çok sayıda aminoasidin birleşmesiyle oluşan organik molekül (örneğin protein).

Polisakkarit: çok sayıda monosakkaritten meydana gelen organik bileşikler.

Populasyon: Aynı türün bireylerinden oluşan yaşama birliği ve toplumudur.

Por: Açıklık, delik.

Predatör: Besin olarak diğer canlıları yakalayıp öldüren canlı, avcı.

Primer: Birinci derecedeki, ilkin, esas.

Proboscis: Genellikle vücudun ön kısmında ve ağız yakınında bulunan, veya tamamen ağız yapısını teşkil eden hortum.

Prokaryot: Zar ile çevrili olan gerçek organelleri bulunmayan organizmalar, bakteri ve mavi-yeşil algler. (Bkz. Prokaryot ve ökaryot hücreler arasındaki farklar)

Pronefroz: Omurgalılarda görülen en basit böbrek tipi.

Protallus: Protal. Haploit yapıdaki gametofit.

Proteaz: Proteinlerin peptit bağlarını koparak yıkılmasından sorumlu olan enzim, proteinaz.

Protonefridyum: Bazı ilkel omurgasızlarda görülen, bir uçta alev hücreleriyle başlayan ve dallanan kanalların bir merkez kanalla birleşerek, dışarıya açıldığı boşaltım organı tipi.

Protostomia: Embriyodaki blastopor, gelişerek ağzı oluşturur. Anüs, ağzın tam karşısında, arka bölgedeki ektodermin çökmesiyle gelişir. Genellikle, şizosöl sölom, spiral segmentasyon, ve mozaik gelişim ile birlikte anılır.

Protozoon: Tek hücreli canlılara genel olarak verilen ad.

Pseudocoelomata: Gerçek söloma sahip olmayan canlılar. Embriyonel dönemdeki blastosöl’ün devamıdır. Sadece dış kısmı mezoderm ile çevrilidir.

Pseudopod: Amip benzeri bir hücrelilerde ve fagositoz yapan diğer hücrelerde bulunan sitoplazma uzantıları, yalancı ayak.

-R-

Radial segmentasyon: Embriyoda, oluşan yeni hücrelerin birbirinin üzerine veya yanına gelecek şekilde ilerlediği segmentasyon tipi.

Radial simetri: Vücuttan diklemesine (yere paralel olarak) geçen tüm düzlemlerin, vücudu eşit iki parçaya ayırdığı simetri tipi, ışınsal simetri.

Radula: Yumuşakçalarda, üzerinde kitin diş sıraları taşıyan, ağız içi rende organı, dişi dil.

Red-tide: Dinoflagellata takımında yer alan alglerin, yılın beli dönemlerinde okyanuslarda çok hızlı bir şekilde çoğalmaları ve bu alglerin içerdikleri pigmentin renginin suda yoğunlaşması sonucu ortaya çıkan görüntü, kırmızı kuşak.

Reçine: Bazı odunlu bitkilerin salgıladıkları, katı ya da yarı akışkan, yarı saydam, suda çözünmeyen salgı maddeleri.

Rejenerasyon: Canlılarda eksilen, bozulan bir yapının tamamlanması, onarımı.

Reseptör: Belirli kimyasalların veya uyartıların tanıyıcısı konumunda olan, bazı hallerde de bunların hücreye girmesini veya bunlara karşı bir cevabın oluşturulmasını mümkün hale getiren yer veya yapı, almaç.

Retina: Gözde en iç kısımda bulunan, ışığa duyarlı hücrelerin, duyu sinirlerinin ve pigmentlerin bulunduğu, çift katlı ağ tabaka.

Ribozom: Protein sentezinden sorumlu olan organel.

Rizoid/rizoit: Kökçük.

Rizom: Genellikle toprak altında bulunan ve yukarı doğru filizler, aşağıya doğru kökler veren kalın, yatay gövde.

-S-

Saçak kök: Yan köklerin ana kökten daha fazla gelişmesi.

Saprofit: Ölü canlılar veya organik maddeler üzerinden beslenen, çürükçül, ayrıştırıcı.

Segment: Bir yapının, az çok birbirine benzeyen parçalarından her biri, bölüt.

Segmentasyon: Zigotta, sitoplazma büyümesi olmadan art arda görülen mitoz bölünmeler sonucunda, birbirine benzer hücrelerin oluşması.

Sekonder: ıkincil, ikinci derecede önemli olan, yan, tali.

Selüloz: çok sayıda glikozun birleşmesi ile oluşan, bitki hücrelerinin temel yapıtaşı olan yapısal bir polisakkarit.

Septum: Bölme.

Sesil: Bir yere bağlı olarak yaşayan.

Sferik simetri: Vücudun herhangi bir yerinden geçen tüm düzlemlerin, vücudu eşit iki parçaya ayırdığı simetri tipi, küresel simetri.

Sil: Bazı bir hücrelilerde hareketi sağlayan, bazı organizmaların da akciğer borularında senkronize hareket ederek, toz gibi. partikülleri akciğerden uzaklaştıran kamçı benzeri yapı.

Simbiyont: Başka türden bir canlı ile ortak yaşayan canlı. Bu birliktelik, her iki tarafın fayda ya da zarar durumuna göre farklı isimler alır.

Sinüs: Organların ya da dokuların arasındaki boşluk.

Sitoplazma: Hücre zarı içerisinde, çekirdek dışında kalan bütün canlı kısım ve bu kısmı dolduran viskoz yapı.

Soymuk boruları: Bitkilerde iletici hücreler olan, kalburlu hücreler ve kalburlu boru elementlerinden oluşan, besin iletimi, depo edilmesi ve destek görevlerini yapan doku. Floem

Sölom boşluğu: üç embriyo tabakasına sahip olan hayvanlarda, iç kısmı tamamen periton zarı ile kaplanmış olan gerçek vücut boşluğu.

Sperm: Erkek eşey hücresi.

Spermatofor: Bazı canlıların erkek bireylerinde, birçok spermin bir arada taşınmasını sağlayan kapsül.

Spikül: ığnemsi uzantılar.

Spiral segmentasyon: Embriyoda, oluşan yeni hücrelerin birbirinin tam olarak üzerine veya yanına denk gelmeyip, yaklaşık 45 derecelik bir kayma ile birbirinin üzerine oturduğu segmentasyon tipi.

Spongocoel: Süngerlerde vücut içi boşluğu.

Spor: Eşeysiz üremeyi sağlayan hücre.

Sporofit: Döl değişimi gösteren bitkilerde diploit ya da eşeysiz (aseksüel) evre.

Stamen: Erkek organ. Bir çiçekte başçık (anter) ve iplikçik (flamen)ten oluşan çiçek tozlarını (polen) oluşturan organ.

Statocyst: ıçerisinde denge taşı bulunan kesecik.

Stigma: 1. Eklembacaklılarda, trake sisteminin havayla temas ettiği açıklıklar. 2. Çiçeklerde, dişi üreme organının poleni aldığı uç kısmı.

Stilet: Yapışkan organ.

Subepidermal plexus: Deri altı sinir ağı.

Şizosöl sölom: Erken embriyonik evrede kopan iki blastomer, endoderm ve ektoderm arasına düşerek ilkin mezoderm hücrelerini oluşturur. ıki tabakanın ayrılmasıyla mezoderm gelişir. Mezodermden köken alan vücut boşluğudur.

-T-

Tagmata: Kaynaşmış ya da hareketli halde olabilen, özelleşmiş vücut bölümleri.

Tal/Tallus: Kök, gövde ya da yaprak gibi doku özelleşmesi görülmeyen, alglerde ve bazı aşağı yapılı bitkilerde görülen vücut yapısı.

Tek yıllık bitki: Yaşam devirlerini bir yıl içinde tamamlayan bitkiler.

Tentakül: Uzantı.

Testa:Tohum kabuğu. Tohum dış örtüsü.

Testis: Erkeklerde üreme hücrelerini oluşturan, aynı zamanda eşey hormonları salgılayan bir bez niteliği de taşıyan organ, erbezi.

Triploblasti: Embriyonik gelişim sürecinde her 3 tabakanın da (endoderm, mezoderm ve ektoderm) oluşması, üç tabakalılık.

Tüberkül: Topuzcuk şeklindeki küçük ve yuvarlak çıkıntı ya da kabartılar.

-Ü-

Üre: Memeli ve diğer hayvanlarda amino asitlerin yıkımı ile oluşan son ürün.

Üreticiler: Bir sistem içerisinde, güneş enerjisini organik moleküllerin bağ enerjisi şekline çevirebilen canlılar, besin üreticiler, ototroflar.

-V-

Vasküler sistem: Ksilem ve floemden oluşan bitki dokularında, ksilem tarafından su ve suda erimiş maddelerin, floem tarafından fotosentez ürünlerinin taşınmasını sağlayan sistem. İletim sistemi. Damar sistemi.

Vejetasyon: Bitkilerin sınıflandırılmasındaki, yöreleri gözetmeksizin fizyonomik ve ekolojik bakımdan bir bölgedeki bitki örtüsü. Bir yerdeki ekolojik koşullara bağlı olarak bulunan bitki örtüsü.

Vejetatif üreme: Yaprak ya da sap gibi vücut bölümlerinden eşeysiz olarak üreme.

Velum: 1. Medüzlerde, şemsiye yapısının kenarını çember gibi saran örtü. 2. Basidli mantarlarda, genç basidiokarpları örten yapı.

Ventral: Bir organizmanın karın kısmı.

Visceral kitle: İç organlar.

Viskoz: Akışkanlığı az olan sıvı.

Vivipar: Yavrunun, bir plasenta varlığıyla, anneyle arasında besin, gaz, vb. alışverişi olarak gelişimini tamamlaması sonucunda, gerçek doğum yapan.

-X-

Xantofil (Ksantofil): Sarı veya kahverengi bir karotenoid pigment grubu.

-Y-

Yolk Bezi: Besin maddesi üreten ya da depolayan bez ya da kese.

Yumurta: Dişi eşey hücresi.

Yumurtalık: Dişi bireylerde eşey hücrelerinin üretildiği, aynı zamanda eşey hormonları da salgılayan organ.

Yutak: Ağız boşluğu ve yemek borusu arasındaki kaslı kanal, farinks.

-Z-

Zigot: Dişi ve erkek eşey hücrelerinin birleşmesiyle oluşan, döllenmiş yumurta hücresi.

Zooid: Bir koloni içerisinde farklılaşmış olarak bulunan bireylerin her biri.

Zooplankton: Hayvansal özellik gösteren planktonlar.

Zoospor: Bir hücreli algler ve mantarlarda kamçılı, hareketli eşey hücresi.

Lise 1 Müfredati Biyoloji Konulari

06 Kasım 2007

01. Bilimsel Çalışma Yöntemi,Canlılık ve Biyoloji

02. Canlıların Temel Bileşenleri

03. Nükleik Asitler, ATP, Vitaminler ve Enzimler

04. Canlılığın Temel Birimi "HÜCRE"

05. Hücre ve Hücrede Madde Alışverişi

06. Hücre Bölünmeleri "MİTOZ ve MAYOZ"

07. Canlıların Sınıflandırılması ve Monera Alemi

08. Canlı Gruplarının Genel Özellikleri

09. Biyosferdeki Yaşama Birlikleri ve Beslenme ilişkileri

10. Doğadaki Madde Döngüleri ve Çevre Kirliliği

LİSE 2 MÜFREDATI BİYOLOJİ KONULARI

01. Koloniler ve Bitkisel Dokular

02. Hayvansal Dokular

03. Sinir Sistemlerinin Genel Yapısı

04. İnsanda Sinir Sistemi

05. İnsanda Duyu Organları

06. Endokrin Sistemi ve Hormonlar

07. Destek ve iskelet Sistemleri

08. Canlılarda Kas Sistemleri

09. Hayvanlarda Sindirim Sistemi

10. İnsanda Sindirim Sistemi

11. Bitkilerde Taşıma Sistemi

12. Hayvanlarda Dolaşım Sistemi

13. İnsanda Dolaşım Sistemi

14. İnsanda Lenf ve Bağışıklık Sistemi

15. Canlılarda Solunum Sistemleri

16. Canlılarda Boşaltım Sistemleri

ÖSS MÜFREDATI BİYOLOJİ KONULARI

01. Canlılık ve Bilimsel Çalışma Yöntemi

02. Canlılığın Temel Birimi "HÜCRE"

03. Besinler ve Hücrede Madde Geçişi

04. Yönetici Moleküller "DNA ve RNA"

05. Protein Sentezi ve Enzimler

06. :-):-):-):-)bolizma ve Hücre Solunumu

07. Fotosentez ve Kemosentez

08. Canlıların Sınıflandırılması – Bakteriler ve Virüsler

09. Canlı Gruplarının Genel Özellikleri

10. Populasyonlar ve Canlılarda Beslenme ilişkileri

11. Biyosferdeki Yaşama Birlikleri ve Madde Döngüsü

12. Çevre Kirliliği ve Doğal Kaynakların Korunması

13. Hücre Bölünmeleri "MİTOZ ve MAYOZ"

14. Canlılarda Üreme ve Çeşitleri

15. Bitkilerde ve Hayvanlarda Üreme

16. İnsanda Üreme ve Hayvanlarda Gelişme

17. Kalıtımın Kavramları ve Gamet Çeşidi

18. Çaprazlamalar ve Kan Grupları

19. Farklı Kalıtım Biçimleri ve Cinsiyete Bağlı Kalıtım

20. Populasyon Genetiği ve Kalıtım Problemleri

21. Biyoteknoloji ve Canlılarda Davranış

22. Hayatın Başlangıcı ve Evrim Teorileri

23. Koloniler – Bitkisel Dokular ve Organlar

24. Bitkilerdeki Fizyolojik Olaylar

25. Hayvansal Dokular ve Sinir Sistemleri

26. İnsanda Sinir ve Duyu Sistemleri

27. Duyu ve Endokrin Sistemleri

28. İskelet ve Kas Sistemleri

29. Canlılarda Sindirim Sistemleri

30. İnsanda Sindirim Sistemi

31. Canlılarda Dolaşım Sistemleri

32. İnsanda Dolaşım ve Bağışıklık Sistemleri

33. Canlılarda Solunum Sistemleri

34. Canlılarda Boşaltım Sistemleri

YENİ BİYOLOJİ MÜFREDATI

Talim ve Terbiye Kurulunun 23.12.1997 tarih ve 169 sayılı Kararı ile kabul edilen Biyoloji dersi öğretim programından;

9. SINIFLARDA;

—2000’li Yılların Bilimi Biyoloji

—Canlıların Temel Bileşenleri

—Canlılığın Temel Birimi-Hücre

—Canlıların Çeşitliliği ve Sınıflandırma

10. SINIFLARDA;

—Bir Bilim Olarak Biyoloji

—Ekoloji “Dünya Ortamı ve Canlılar”

—Canlılarda Davranış

—Hayatın Başlangıcı ile İlgili Görüşler

—Üreme

—Gelişme ve Büyüme

11. SINIFLARDA;

—Dokular

—Denetleyici ve Düzenleyici Sistemler

—Destek ve Hareket Sistemleri

—Sindirim Sistemleri

—Taşıma ve Dolaşım Sistemleri

—Solunum Sistemleri

—Boşaltım Sistemleri

12. SINIFLARDA;

—Canlılarda Enerji Dönüşümü

—Genetik Bilgi Taşıyan Moleküller

—Kalıtım

—Populasyon Genetiği

—Biyoteknoloji ve Genetik Mühendisliği

bölümleri uygulanır.

Hücre Ve Hücre Bölünmeleri

06 Kasım 2007

Hücre:Canlıların en küçük yapı birimidir. Hücre zarı, çekirdek ve sitoplazma olarak üç kısımdan oluşur.

1.HÜCRE ZARI:Akıcı-mozaik zar modeline göre iki sıra yağ tabakası arasında protein-glikolipitlerden oluşur. En önemli özelliği seçici geçirgen(selektif permeabl) olmasıdır.

Hücre zarından;

·Küçük moleküller büyük moleküllere göre

·Yağ çözücüler (alkol,aseton…) ve yağda çözünen maddeler (A,D,E,K vitaminleri) suda çözünenelere göre,

·Nötr atomlar iyonlara göre daha kolay geçer.

MADDE İLETİMİ

A-Pasif taşıma:Hücrelerin enerji kullanmadan yaptıkları taşıma işlemidir.

Difüzyon:Moleküllerin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru geçişleridir.

Ozmoz:Su moleküllerinin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru seçici geçirgen bir zardan geçişleridir.

1.Plazmoliz:Hücrenin, su konsantrasyonu az olan bir ortamda dışarıya su vererek büzüşmesidir.

2.Deplazmoliz:Plazmolize uğramış hücrenin saf suya konulduğunda su alarak tekrar eski durumuna geçmesidir.

3.Turgor:Hücrenin su alarak şişmesidir. Tek yıllık bitkilerin dik ve sert kalmasını sağlar.

İzotonik ortam:Hücre ve dış ortam yoğunluğunun aynı olduğu ortamdır.

Hipertonik ortam:Dış ortamdaki madde yoğunluğunun hücreden fazla olduğu ortam.

Hipotonik ortam:Dış ortamdaki su yoğunluğunun hücreden fazla olduğu ortam.

4.Osmotik basınç:Hücre sitoplazmasındaki çözülmüş maddeler fazla ise, su oranı düşük olur. Dış ortamdan su almak ister. İşte hücrenin su ihtiyacına osmotik basınç denir.

Turgor basıncı:Bitki hücrelerinde hücre içindeki suyun çepere uyguladığı basınçtır. Turgor basıncı ile osmotik basınç ters orantılıdır.

Hemoliz:Hücreni çok fazla su alıp parçalanmasıdır.

Diyaliz:Çözünmüş maddelerin yarı geçirgen bir zardan az yoğun ortama doğru hareketidir.

B-Aktif taşıma:Moleküllerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğru enerji harcayarak geçmesidir. Yalnızca canlı hücrelerde görülür.

Eksositoz:Hücre içindeki maddelerin dışarı çıkarılmasıdır.

Endositoz:Hücre içine katı ve sıvı parçacıkların alınmasıdır. İkiye ayrılır:

a)Fagositoz:Zardan geçemeyecek kadar büyük katı moleküllerin hücre içine alınmasıdır.

b)Pinositoz:Sıvı maddelerin hücre içine alınmasıdır.

Hücre Çeperi (Hücre duvarı):Sadece bitkisel hücrelerde hücre zarı üzerinde yer alan ölü yapıdır. Koruma ve desteklik sağlar. Esas yapısı selülozdur.

2.SİTOPLAZMA:Hücre zarı ile çekirdek arasındaki sıvıdır. Yapısında organik ve inorganik maddeler bulunur. Organelleri barındırır.

Sitoplazmada Bulunan Organeller

· Endoplazmik Retikulum:Hücre zarı ile çekirdek arasında madde iletimini sağlar. İki çeşittir; ribozom taşıyanlara granüllü, taşımayanlara granülsüz endoplazmik retikulum denir. Granüllü ER protein sentezinde, Granülsüz ER lipid sentezinde görev alır.

· Golgi Aygıtı:Yağ sentezlenmesi ve paketlenmesinde görevlidir. Mukus, lizozom, ara lamel, selüloz ve koful oluşumda görevlidir. ER ve golgi aygıtı, hücre ve çekirdek zarlarının oluşumunda birlikte görev yaparlar.

Golgi Aygıtı

· Ribozom:Protein sentezleyen organellerdir. Virüsler hariç tüm hücrelerde bulunur.

· Mitokondri: Hücrelerde O2 li solunumun yapıldığı ve enerjinin üretildiği merkezlerdir. Bakteriler, mavi yeşil algler, memeli alyuvarlarında mitokondri ve golgi aygıtı yoktur. Yapısında DNA, RNA ve ribozom bulunur.

Mitokondri

· Lizozom: Hücre içi sindirimde görev yaparlar. Lizozomların parçalanıp hücre yapısına dağılması sonucunda hücrenin parçalanmasına OTOLİZ denir.

Lizozomlar

· Koful(Vakuol): Hücrenin madde alışverişinde, bazı maddelerin depolanmasında, hücre içi sindirimde ve hücresel boşaltım olaylarında görev alır.Tatlı su tek hücrelilerinde bulunan kontraktil kofullar sitoplazmanın su dengesini sağlar.

· Sentrozom: Sadece hayvan hücrelerinde bulunur ve bölünme sırasında kromozomları kutuplara çeker.Her sentrozom bir çift sentrioldan oluşur.

· Plastitler: Bitkilerde bulunan renk maddeleridir. Üçe ayrılır. Kloroplastlar yeşil renk verir. Kromoplastlar çiçek ve meyve rengini verir; bunlar ksantofil(sarı), likopin(kırmızı), karoten(turuncu)dir. Lokoplastlarda renksizdir, yedek besin depo ederler. Kloroplastlar fotosentezin yapıldığı yerlerdir, yapısında DNA, RNA ve ribozom bulunur.

Bitki ve Hayvan Hücresi Arasındaki Farklar:

· Hayvan Hücresi: Sentrozom vardır. Hücre çeperi ve plastitler yoktur. Kofullar küçük ve az gelişmiştir. Fagositoz ve Pinositoz olayları görülür.

· Bitki Hücresi: Sentrozom yoktur. Hücre çeperi ve plastitleri vardır. Kofulları büyük ve gelişmiştir. Yüksek yapılı bitkilerde lizozom yoktur. Fagositoz ve Pinositoz görülmez.

Hayvan Hücresi Bitki Hücresi

3.ÇEKİRDEK(Nukleus): Hücrenin hayatsal faliyetlerini kontrol eden; genetik maddeyi koruyan, hücre bölünmesini ve protein sentezini sağlayan yapıdır. Çekirdek zarı, çekirdek plazması, çekirdekçik ve kromatin iplik olarak 4 kısımdan oluşur.

Kromozomları Yapısı

Kromatin iplik:Bölünme öncesinde hücrenin çekirdeğinde uzun, ağ ve yumak şeklinde görülen yapıdır.

Kromozom:Genleri üzerinde barındırırlar. Hücre bölünmesi sırasında kromatin ipliklerin spiral kıvrılıp, kısalıp, kalınlaşmaları sonucu oluşurlar.

Homolog Kromozom:Biri anadan diğeri babadan gelen, şekil ve büyüklük bakımından birbirine benzeyen, karşılıklı bölgelerinde (lokus) aynı veya zıt yönde etki eden genleri taşıyan kromozomlardır.

Canlı türlerinde kromozom sayısı tür belirleyici özellik göstermez. Canlıların farklılığı kromozomlar üzerindeki genlerin dizilişine bağlıdır.

Her türün kromozom sayısı sabittir.

Kromatit(Eş kromozom):Kromozom eşlenmesi sonucunda oluşan ipliklerdir. Kromatitler sentromer ile birbirine bağlıdır. İki kromatit bir kromozomu oluşturur.

Kromozom tipleri

a-Vücut kromozomları(Otozomlar): İnsanda 46 kromozomdan 44 tanesi otozomdur.

b-Eşey kromozomları(Gonozomlar): İnsanda 46 kromozomdan 2 tanesi gonozomdur.X ve Y ile gösterilir; dişide XX, erkekte XY dir.

Kromozom sayılarına göre hücre tipleri:

1.Vücut Hücresi(Somatik Hücre): Diploid(2n) hücrelerdir.Dişide=44+XX, erkekte=44+XY

2.Eşey Ana Hücreleri: Üreme hücreleri oluşturan diploid hücrelerdir.(Yumurtalık ve testis ana hücresi)

3.Eşey Hücreleri(Gamet): Haploid(n) hücrelerdir. Yumurta hücresi (22+X) sperm hücresi (22+X veya 22+Y).

HÜCRE BÖLÜNMESİ

Hücreler bölünerek çoğalır.Hacim-Yüzey, stoplazma-çekirdek oranının bozulması bölünmenin nedenlerindendir.Kontrolsüz hücre bölünmesine kanserli dokularda rastlanır. Hücre bölünmesi sırasında interfaz ve bölünme olmak üzere iki evre görülür.

İnterfaz(Hazırlık Evresi): Bölünme öncesinde görülür. ATP sentezi, replikasyon protein sentezi ve :-):-):-):-)olik faliyetlerde artış gözlenir.

Bölünme: İki şekilde gözlenir.a-çekirdek bölünmesi(karyokinez) b-sitaplozma bölünmesi(sitokinez). Genel olarak mitoz ve mayoz olarak gerçekleşir.

Mitoz Bölünme: Vücut eşey ana hücrelerinde görülür. Kromozom sayısı değişmez. Bölünme sonucunda aynı özellikle iki yavru meydana gelir. Kalıtsal devamlılığı sağlar. Homolog kromozomlar ayrılmaz(kromatitler ayrılır). Sinapsis, tetrat, kiazma ve krossing-over görülmez. Çok hücrelilerde büyüme ve rejenerasyonu sağlarken tek hücrelilerde üremeyi sağlar.

Mitoz Bölünmeyi İzlemek İçin Tıklayın!

Mayoz Bölünme: Eşey bezlerinde(gonat) eşey hücrelerinin oluşumu sırasında görülür. Kromozom sayısı yarıya iner, bölünme sonucunda n kromozomlu 4 hücre oluşur. Oluşan hücrelerde kalıtsal farklılık vardır. Sinapsis, tetrat, kiazma ve krossing-over görülür. Aynı türlerde dölden döle kromozom sayısını sabit tutar.

Mitoz Bölünme Evreleri:

1.Profaz: Kromatitten kromozomler oluşur. Kromatitler sentromer ile birbirine bağlanır. Kromozomlar eşlenir. Çekirdekçik ve çekirdek zarı erir, iğ iplikleri oluşur.

2.Metefaz: Kromozomlar ekvator düzlemine dizilrler.

3.Anafaz: Kromatitler iğ iplikleri ile birbirinden ayrılarak kutuplara doğru çekilirler.

4.Telofaz: Kromozomlar tekrar kromotin ağını oluştururlar. İğ iplikleri kaybolur. Oluşan çerdikler etrafında çekirdek zarı oluşur. Böylece karyokinez tamamlanır.

Sitokinez ise hayvan hücresinde boğumlanarak, bitki hücresinde orta lamel oluşarak tamamlanır.

Mitozun`un Biyolojik Önemi

1.Hücre sayısını çoğaltmak

2.Kromozom sayısını sabit tutma

3.Genetik bilginin her bir yavru çekirdeğe aktarılmasını garantiler.

Mayoz Bölünme Evreleri

I. ve II. Mayoz olarak incelenir. Bölünme safhaları aynı mitozdaki gibidir, bu safhalar farklı olarak iki kez gerçekleşir.

*Mayoz I de homolog kromozomlar, mayoz II de kromatidler ayrılır

*Profaz 1 de krossing-over olur.

Mayoz`un Profaz I Safasındaki Olaylar

1.Sinapsis: Homolog kromozomların yan yana gelmesidir.

2.Tetrat: Sinapsis durumunda 4 kromatitin meydana getirdiği yapıdır. 1 tetrat = 2 kromozom = 4 kromatit

3.Krossing-over: Sinapsis sıransında homolog kromozomların kardeş olmayan kromatitleri arasında temas yerlerinde (kiazma) gerçekleşen parça değişimidir. Bu yeni gen kombinasyonlarına sebep olduğundan canlı çeşitliliğine yol açar.


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy