Değişim Mühendisliği

06 Kasım 2007

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ 21 nci yüzyıla damgasını vuracak kavram “DEĞİŞİM” olacaktır. Dünyamız geçmişte yaşadıklarımızdan, yaşayacağımızı tahmin ettiklerimizden, hatta hayallerimizden dahi daha hızla çehresini değiştirmektedir. Bu değişim, kendi kendine değil, bizzat insanoğlunun etkisi ve müdahalesi ile olmaktadır. Değişimden sadece teknolojik yenileşmeyi anlamamak, onu bir bütün içinde sorgulamak gerekir.

Yaşadığımız yüzyıl yönetim otoriteleri tarafından şimdiden “Bilgi Çağı” olarak nitelendirilmeye başlamıştır. Sağlıklı işleyen tüm sistemler, hem kendi içlerinde hem de dış dünya ile açık bir bilgi transferi içindedirler. Tüm değişimlerin kaynağı bilgi, farkı yaratan güç ise onu kullanan insandır. Bilgiyi nasıl topladığımız, nasıl ders çıkardığımız ve bilgiye dayanarak nasıl harekete geçtiğimiz başarıyı etkileyecektir.

21nci yüzyılda kurumların ayakta kalabilmesinin tek şartı değişime ayak uydurabilmesidir. Elde ettiğimiz bilgileri değerlendirmekten vazgeçtiğimizde, değişim süreci de durur ve sonunda ölürüz. Hatta yakın gelecekte değişim kabul etmek de yeterli olmayacak, hayattaki mücadele değişimi kontrol altına alma mücadelesi olarak karşımıza çıkacaktır. Değişimin yönü, daha kısa sürede daha çok şey yapmaktan; önemli şeyleri etkili, dengeli ve sinerji yaratarak yapmaya doğru olacaktır.

Yaklaşık 2500 yıl kadar önce yaşamış Çinli general Sun Tzu, Art of War adlı kitabında şöyle yazmıştır: “Zafer kazanan ordu, zaferlerini savaşa gitmeden önce kazanır1.Olağanüstü bir general ya da lider, durumun kendi yararına nasıl işleyeceğini önceden tahmin eder.

Gökyüzünde güneş parlarken herkes ışıl ışıl görünür; ama kişilerin ya da kuruluşların karakterleri, fırtınalı havalarda sınanır. Güven ilişkilerinin geçerli olduğu bir şirket kültüründe, zor dönemler, bir bağışıklığın ortaya çıkmasına neden olurlar. Kültür, parçalanıp dağılmak yerine, değişim gerçeğiyle sinerjik bir biçimde başa çıkabilmek için iyice pekişir2.

Değişime ayak uyduramayan organizasyonlarda iki temel yeteneksizlikten bahsetmek mümkündür. Bunlardan birincisi “geçmişten kurtulmadaki yeteneksizlik”, ikincisi ise “geleceği yeniden oluşturmadaki yeteneksizliktir3.Kuşkusuz bunların temelinde yatan sebep vizyonsuzluktur, öncelikle kendinin farkına varamamak, değişimin ne olduğunu algılayamamaktır.

Acaba biz değişimden ne anlıyoruz? Hem değişim iyi bir şey diyoruz, hem de kendimiz ve içinde bulunduğumuz organizasyon olarak değişmemek için savaş veriyoruz. İşte içinde bulunduğumuz gerçek ikilem bu olsa gerek. Elbette değişimin içinde risk vardır. Riskin varlığı ve başarısızlık korkusu, birçok insanın değişime direnmesine yol açar. Değişime ayak uydurabilenler, kendi içlerinde değişmez değerlere sahip olanlar ve davranışları bu değerler ile uyum içinde olanlardır. Bu bütünlük duygusu, onların kendilerini güvenlikte hissetmelerini ve dolayısıyla değişimin gerekliliklerine daha kolay uyum göstermelerini sağlar 4.

Değişimi kontrol etmenin tek yolu onun bir parçası olmaktır.

Değişim Mühendisliği Kavramı:

Performansta çarpıcı geliştirmeler yapmak amacıyla iş süreçlerinin temelden yeniden düşünülmesi ve radikal bir şekilde yeniden tasarlanması5. Değişim Mühendisliği değişimin planlanması ve kontrolünde yeni bir yaklaşımdır. Değişim mühendisliği ile işletme süreçlerinin yeniden tasarlanması ve daha sonra yeni süreçlerin uygulanmaya konması kastedilmektedir6. Bunun yanısıra değişim mühendisliği; “kalite, yenilik ve hizmet amaçlarına ulaşmak için işletmenin iş akış ve süreçlerinin analizi ve tekrar tasarlanması7” veya “maliyet, kalite hizmt ve hız gibi çağın en önemli başarı ölçütlerinde çarpıcı geliştirmeler yapmak amacıyla işletme süreçlerinin temelde yeniden düşünülmesi ve radikal olarak yeniden tasarlanması8” olarak tanımlanabilir.

Değişim mühendisliğini ortaya atanlar akademisyenler ya da danışmanlar değil, iş hayatında gerçek problemlerle uğraşmak zorunda olan “gerçek” kişilerdi. Ford, Hewlett Packard, Mutual Benefit Life gibi firmalarda yöneticiler gelişen bilişim teknolojisi ve işletme süreçlerini bütünleştirme çabasındaydılar. 1980’lerde yapılan bu yeniden yapılanma çalışmalarına değişim mühendisliği adının verilmesi daha sonra, 1990’ların başında gerçekleşmiştir. Özellikle bu dönemde iş dünyasında yaşanan krizin de etkisiyle, özellikle imalat sanayiinde önce ABD sonra da Avrupa ülkelerinde değişim mühendisliği kavramı ve uygulamaları yaygınlık kazandı. Günümüzde de bu çabalar artarak devam etmektedir9.

Kimi araştırmacılar tarafından yeni bir paradigma olarak öne sürülen değişim mühendisliğinin kendisi bizzat bir paradigma değildir. Ancak, değişim mühendisliği-nin etkinliğinin sağlanabilmesi için yeni bir paradigmaya gereksinim vardır. Bu yeni paradigma, ne olursa olsun, her şeyin yeniden sorgulanmasının gerekliliğidir. Yani, işletme ile ilgili temel varsayımlar yargılanmaksızın yapılmak istenen değişim mühendisliği faaliyeti kısa zamanda başarısızlığa uğrayacaktır.10Günümüzde değişim mühendisliği uygulamaları bir çok işlevsel faaliyete bölünmüş durumdadır:

1-Yazılım ve donanıma yönelik sistem değişim mühendisliği

2-Tersine mühendislik ve tasarım teknolojisini içeren yazılım değişim mühendisliği

3-İnsan ve bilgi altyapısının değiştirilmesi için gereken işletme ve faaliyet hedeflerinin yeniden düşünülmesi anlamında işletme süreçleri değişim mühendisliği

4-İletişim ve bilgi paylaşımını kolaylaştıracak bilişim mimarisi geliştirme amaçlı altyapı değişim mühendisliği 11

Değişim mühendisliği faaliyetinin doğru olarak anlaşılabilmesi için “süreç” ve “işletme süreci” kavramlarının açıklanması önem taşımaktadır. Nitekim, yakın zamanda işletme örgütlerinde süreç merkezlilik yeni bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. İşletmeyi satış, üretim, satınalma, ürün geliştirme gibi işlevsel olarak bölümlendiren geleneksel metoda karşın, süreç merkezlilik işletmeyi çeşitli süreçler etrafında örgütlemeyi öngörür. Süreç merkezliliğin temel fikri, işletmenin tüm çalışanlarının sistematik olarak, işletme süreçlerinin en sonunda yer alan müşterilere daha iyi ve doğrudan hizmet etmelerini sağlamaktır.

Süreçlerin tasarlanması ve yönetilmesi Değişim Mühendisliğinin esasıdır. Bu yaklaşıma göre, işletme mensupları artık hiyerarşide yukarıya doğru değil, sonuçta işletmenin gerçek yöneticisi olan müşterilere yönelmelidirler. Süreç merkezlilik, değişimin gereğine göre iki şekilde ele alınabilir: Sürecin basitleştirilmesi ve Sürecin Yeniden Düzenlemesi. Basitleştirme, halihazırdaki yapı içinde kurulmuş olan bilişim teknolojisi, yerleşik davranış ve tutumların sınırladığı alanda söz konusu iken, süreçlerin yeniden düzenlenmesinde, mevcut yapının temelden değiştirilmesi söz konusudur. Değişim mühendisliği çalışmalarıyla, mevcut yapının değiştirilmesi, tutum ve davranışların sorgulanması ve tamamen yeni bir bilişim teknolojisinin adaptasyonu söz konusudur. Pratikte, bir işletme örgütünün süreç merkezliliğinin sağlanmasında basitleştirme ve değişim mühendisliği faaliyetlerinin birarada uygulandığı görülmektedir.12

Değişim mühendisliği ile tüm fonksiyonel sınırlar kaldırılarak, rekabetçi üstünlüğü tanımlayan ana süreçler tesbit edilmeye ve şimdiki durumdan etkilenmeksizin geleceğe yönelik süreçler tasarlanmaya çalışılır. Bu yaklaşıma göre, bir işletmeyi oluşturan üç ya da dört tane temel süreç bulunmaktadır. Bu süreçlerin her biri de bütünleşik olarak firmanın rekabetçi başarısını belirleyen birbiriyle ilişkili bir dizi faaliyet, kararlar, bilgi ve materyal akışından oluşmaktadır. Örgütlerle ilgili geleneklerden radikal bir sapmayla bu temel süreçler tüm fonksiyonel, coğrafik, iş birimi ve hatta işletme sınırlarını aşabilirler.

Bir çok işletme süreci incelendiğinde, bu süreçlerin uzun bir süre önce farklı örgütsel ve teknolojik ortamlarda tasarlandığı görülecektir. Zaman içinde bu süreçlerde bazı iyileştirmeler ve düzenlemeler yapılmakla birlikte, çok kez değişim mühendisliğinde olduğu gibi radikal değişimler söz konusu olmamaktadır. Değişim mühendisliği, prosedür ve uygulamaların güncelliğini kaybettiği, eskidiği veya karmaşık olduğundan dolayı örgüt yapısının değiştirilmesi ve iş yapma yönteminin yeniden tasarlanmasına yönelik pratik bir yaklaşımdır. Yeniden tasarlama; genellikle çalışanların iş tanımlarının ve yönetsel kontrol mekanizmasının değiştirilmesini, faaliyet prosedürlerinin tekrar tasarlanmasını, örgütsel inanç ve davranışların değişimini içerir.13

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ NASIL ORTAYA ÇIKTI

Geçmişten Günümüze Genel Bir Bakış

A.Smith 1776’da “Ulusların Zenginliği” adında bir kitap yayınladı.Bu kitap iş dünyasında köklü değişimlere neden oldu.Peki iş dünyasında bu denli köklü değişimin olmasının sebebi neydi? A.Smith kitabında ,işbölümünden ve işlerin basit görevlere bölünerek verimliliğin artacağından bahsediyordu.Smith’in ilkesi,bir toplu iğnenin imalatında her biri tek bir adımı gerçekleştiren uzmanlaşmış işçilerin bir günde ,her biri tam bir toplu iğneyi imal eden aynı sayıda işçiye göre daha fazla iğne üretebileceği konusundaki gözlemlerini kapsamaktaydı.İşbölümüyle iğne üreticilerinin verimliliği yüzlerce kat artmıştı.Smith’in bu ilkeleri daha sonra Henry Ford tarafından üretim sürecine ve Alfred Sloan tarafından yönetim sürecine uygulanarak pekiştirildi.

H.Ford bu ilkeler doğrultusunda hareket ederek sipariş usulü üretimden kitle halinde seri üretime geçti.İleri düzeyde işbölümü ve standartlaşmayı son derece katı bir şekilde uygulayarak ,verimlilikte büyük artışlar sağladı.Ford işgücünü sadece işçiler arasında değil mühendisler arasında da böldü.

A.Sloan General Motors’a 1920’li yılların başlarında ademi-merkeziyet getirerek departmanlara ayırdı;her departman pazardaki ayrı bir sosyo-ekonomik bölüme hitap ediyordu.Dağıtımıda aynı şekilde, her bayinin pazarda ayrı bir sosyo-ekonomik bölüme hitap edecek şekilde organize etti.Sloan’a göre yöneticilerin ihtiyaç duydukları tek konu mali konularda uzmanlıktı.Sloan yönetime getirmiş olduğu yeniliklerle GM’i erken bir çöküşten kurtardı ve diğer şirketlerin büyümesini önleyen sorunlara çözüm getirdi.

Amerikan şirketleri zamanla A.Smith’in fikirlerini benimsemede ve uygulamada Dünyanın en iyileri haline geldiler.Smith’in fikirleri 1776’da yayınlandığında Amerikan yapımı malların ülke içindeki pazar payı çok büyük değildi.Ancak sonraki 50 yıl boyunca ülke pazarı genişledi ve imalat tesisleri tüm ülkeye yayılmaya başladı.

II.Dünya savaşı sonu ile 1960’lı yıllar arasında Ford’da McNamara, ITT’ de Horold Geneen ve General Electric’te Reginald Jones yönetimleri, o dönemin yönetim tarzını simgelemekteydiler.

1950 li Yıllar

Amerikan şirketlerinin yapısı savaş sonrası ortama çok uygundu.Bu yıllarda şirket yöneticilerinin en önemli kaygısı, sürekli artan talebe yetişebilmekti.Şirketler bu sorunu çözebilmek için karmaşık bütçe planlama ve kontrol sistemi geliştirdiler.

Organizasyonların çoğu, standart piramit organizasyon yapısını kullanıyordu.Bu yapı hızlı büyüme ortamına da uygundu.Şirket büyüme gereksiniminde piramidin en alt kısmını dolduruyor ve daha sonra da üst kısmını dolduruyordu.Yine bu yıllarda ofis teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla ,şirketler ofis elemanlarının işlerini de mekanikleştirebilecek küçük ve tekrarlanabilir görevlere böldü.

Asıl sorun bundan sonra ortaya çıktı.Görev sayısı arttıkça ,komple bir mal üretme ya da hizmet sunma süreci karmaşıklaştı.Bu süreci yönetmekte oldukça zor hale geldi.İşlerin basit ve tekrarlanabilir adımlara bölünerek hiyerarşik bir organizasyon oluşturmanın sonucunda; şirket organizasyon çizelgesinin ortasındaki insan sayısı ,işlevler ve orta kademe yöneticilerinin sayısı arttı.Ayrıca önemli sonuçlardan biride ,üst düzey yönetici ve müşteriler arasındaki mesafenin artmasıydı.

1970’lı Yıllar

1970’li yıllardan itibaren tüm Dünyayı etkileyen ekonomik bir kriz ortaya çıktı.Bu krizden en çok etkilenenler ise kitle üretimi yapan şirketler oldu.Ayrıca teknolojinin ucuzlaması ,Küçük ve Orta ölçekli işletmelerin, büyükler karşısında rekabet edebilir hale gelmesiyle rekabetin kızışması ve tüketicinin daha çok seçeneğe sahip olması kitle üretiminin sonunu hazırladı.Bu yıllardan itibaren ucuzlayan ve yaygınlaşan teknolojiler sayesinde kitle iletişim araçlarında tekeller kırılmaya başladı ,toplumsal farklılaşma ve dolayısıyla bireyselleşme güç kazandı.Tüketici bir üründen diğer ürüne çok daha kolay geçer hale geldi.Geçmişte kitle halinde standartlaştırılmış üretimde bulunan firmalar daha esnek ve daha mobil örgütlenme biçimine yöneldiler.Özellikle Enformasyon Teknolojileri alanında ve toplumsal yapıda önemli değişimler yaşandı.Bunlara bağlı olarak ürünlerin yaşam süreleri de oldukça kısaldı.Örneğin Ford Model T’yi tüm bir nesil için üretmesine karşılık ,günümüzde piyasaya çıkan bir bilgisayarın ömrü en çok iki yıldır.Bu süre her geçen gün biraz daha kısalmaktadır.

1980’lerden Günümüze

Bu yıllardan itibaren satıcı ve müşteri ilişkisinde köklü bir değişim yaşandı.Artık müşteriler satıcılara yön verir hale geldi.Kitle üretimindeki ”Tüm Müşteriler” kavramı yerini, satıcının o an karşı karşıya olduğu ve kendi zevklerini oluşturma kapasitesine sahip o ya da bu müşteri ye bıraktı.Kitle pazarı bazıları bir tek müşteriyle sınırlanacak kadar küçük olan parçalara bölündü.

ABD’de müşterilerin beklentileri, Japon şirketlerinin pazara girmeleriyle önem kazandı.Japonlar, geleneksel şirketlerin yetişemeyeceği hizmet seviyelerinde iş yapıyorlardı. Bu durum Amerikan şirketlerini zor durumda bıraktı. Kitle pazarı zihniyetinde olan şirketler her bir müşteri önemlidir kavramını kabullenmekte zorlandılar.

II.Dünya savaşı ve sonrasında piyasada bir talep fazlalığı vardı.Üreticiler avantajlı konumdaydılar.Alıcı, üretileni alıyordu.Günümüzde ise durum değişti.Artık Dünyanın her tarafında üreticiler bulunmakta.Ayrıca pek çok ürün pazarı da doymuş durumda.

1980’li yıllardan itibaren rekabet kavramında da önemli değişimler oldu.Eskiden rekabet çok basitti.Pazara uygun bir ürün veya hizmeti en iyi fiyatla sunan şirket satış yapardı.Şimdi hem rekabet arttı hem de rekabet çeşitleri. Aynı işi yapan rakip şirketlerin çoğalması, tüm pazarların yapısını değiştirdi.Performansı iyi olanlar ayakta kalmayı başardı,çünkü herhangi birisinin sunduğu en düşük fiyat, en yüksek kalite ve en iyi hizmet kısa zamanda tüm rakip şirketler için bir standart oluşturdu.Teknoloji rekabetin yapısını hiç beklenmedik bir şekilde değiştirdi.

Müşteri ve rekabetin hızla değiştiği bir ortamda değişimin kendi yapısı da değişti.Değişim artık daha sürekli ve daha ısrarcı bir hal aldı.

Tüm bunlar gösteriyor ki, şirketler daha hızlı hareket etmek ve değişime duyarlı olmak zorundalar.Günümüzde başarıyı getiren en önemli faktör değişimi sevmek ve ona ayak uydurmaktır.Bunun aksi ise şirketlerin sonunu hazırlamaktadır.

Günümüze geldiğimizde, Amerikan şirketlerinin 19.yüzyıldayken 20.yüzyılda başarılı olacak şekilde tasarlanmış şirketlerle 21.yüzyıla giriyor olması, esnek olamama, tepkisizlik, müşteriye odaklanamama ,sonuçtan çok faaliyetlere önem verme,bürokratik felç,yenilik eksikliği,yüksek genel giderler vb. bütün faktörler Amerikan şirketlerinin eski güçlerini yitirmesine yol açtı.Amerikan şirketleri bir zamanlar tek hakimi olduğu pazarlarda şimdi zor ayakta durmaktadırlar.

Değişim Mühendisliği kavramı da, Amerikan iş dünyasının bugünün ve yarının dünyasında faaliyet gösterecek şekilde, yeni baştan tekrar oluşturmak için ortaya çıktı ve 1990ların en popüler kavramı haline geldi.

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİNDE SÜREÇLER

Köklü değişimlerin metodu olarak tanımladığımız Değişim Mühendisliğinde dört kavram dikkati çekiyor; temel, radikal, çarpıcı ve süreç. Bu dört kavramdan üzerinde en çok durulması gereken “Süreç”dir. Sürecin tanımını “Bir veya birkaç çeşit girdinin alınıp bunlardan, müşteri için değer oluşturacak bir çıktının yaratıldığı faaliyetlerin toplamı” olarak yapabiliriz.

En çok üzerinde durulmasına karşın en çok sorunların yaşandığı bir kavramdır süreç. İşadamlarının çoğu “süreç-odaklı” olmayı beceremez; bunlar görev, iş, insan, yapı gibi kavramlar üzerinde yoğunlaşırlar.Yaklaşık iki yüz yıl boyunca Adam Smith’ ın işlerin basit görevlere ayrılması ve bir konuda işçilerin uzmanlaşması görüşü görev odaklı düşüncenin temellerini oluşturdu. Değişim Mühendisliği bu görüşün aksine süreç odaklı olmayı temel almaktadır.

İşletmeyi satış, üretim, satın alma, ürün geliştirme gibi işlevsel olarak bölümlendiren geleneksel metoda karşın, süreç merkezlilik işletmeyi çeşitli süreçler etrafında örgütlemeyi öngörür. Süreç merkezliliğin temel fikri, işletmenin tüm çalışanlarının sistematik olarak, işletme süreçlerinin en sonunda yer alan müşterilere daha iyi ve doğrudan hizmet etmelerini sağlamaktır.

Peki nasıl süreç odaklı olacağız ve süreçleri nasıl tanımlayacağız?.İşletmeyi oluşturan süreçleri daha iyi anlamak için başlangıç ve sonuçları belirtilmelidir. Bu işlemlerde sürecin başından sonuna kadar yapılan tüm işler tanımlanmalıdır.

Örnek süreç tanımları;

*Siparişten-Ödemeye

*Talepten-Çözüme

*Kavramdan-Prototipe

*Tedarikden-Nakliyeye

İşletmeler süreçlerini tüm adımlarıyla tanımladıktan sonra hangi sürecine veya süreçlerine Değişim Mühendisliği uygulayacağının seçimini yapmalıdır. Bu seçimi yaparken işletmeler nelere dikkat etmeliler, hangi süreç öncelikle ele alınmalı ve nasıl bir sıra takip edilmelidir.Bu konuda sorulması gereken sorular şunlardır;

* En sorunlu süreçler hangileridir?

*İşletmenin müşterilerini en çok etkileyen süreçler hangileridir?

*Şirketin süreçlerinden o anda başarılı bir yeniden tasarıma en uygun olan süreç hangisidir?

Değişim Mühendisliğini uygulandığı iş süreçlerinde bir çok ortak nokta mevcuttur. Bu ortak noktaları kısaca şöyle özetleyebiliriz;

-Pek çok iş, tek bir iş halinde birleştirilir.

Eskiden birbirinden ayrı olan iş ve görevler birleştirilerek tek bir iş haline getirilmiştir. Sürecin başından sonuna kadar süreçten sorumlu bir kişi bulunmaktadır. Önceden süreçle ile ilgili herhangi bir sorunda kimse bu soruna çözüm getiremezdi fakat şimdi herhangi bir süreçte sorun çıktığında süreç sorumlusu tüm sorunları rahatlıkla halledebilmektedir.

-Kararları elemanlar verir.

Değişim mühendisliğini uygulayan şirketler vaka elemanları veya vaka ekiplerine,çok ve birbirini takip eden işleri yaptırarak süreçleri yatay olarak birleştirmenin yanı sıra, dikey olarak da birleştirmektedirler. Dikey birleştirme, elemanların yanıt almak için yönetim hiyerarşisine gitmek yerine artık kendi kararlarını kendilerinin vermesi anlamına gelir.

-Sürecin içindeki adımlar doğal bir süreç içinde gerçekleştirilir.

Değişim mühendisliğinin uygulandığı süreçler düz çizgi sıralamasından kurtulurlar. Çizgiselliğin yarattığı yapay iş sıralaması yerine, işler doğal akışında gerçekleştirilir. Değişim mühendisliğinin uygulandığı süreçlerde iş, neyin neyi takip etmesi gerektiği göz önüne alınarak sıralandırılır.

-Süreçlerin pek çok versiyonu vardır.

Bu standartlaşmanın sonudur. Geleneksel süreçler, kitle pazarları için kitle ürünleri üretmek üzere tasarlanmışlardı. Tüm girdiler benzer kalıplar içinde şekillendiriliyor ve böylece, şirketler tek tip ve sabit çıktılar üretiyorlardı. Farklı ve sürekli değişen pazarların yer aldığı bir dünyada bu mantık çağdışı kalmıştır. Günümüz ortamının taleplerine yanıt verebilmek için aynı sürecin pek çok versiyonuna ihtiyacımız vardır. Her versiyon, başka pazarların, durumların veya girdilerin gereksinimlerine göre ayarlanmış olmalıdır. Dahası bu yeni süreçler, kitle üretimindeki boyut ekonomisinden de yararlanabilmelidirler.

-İş en mantıklı yerde geçekleştirilir.

İş, organizasyon sınırlarının ötesine geçmiştir. İş gerektiğinde organizasyon sınırları içinde gerektiğinde organizasyonun sınırları dışında yapılabilmektedir.

-Kontrol ve denetimler azaltılır.

Değişim mühendisliğinin uygulandığı süreçlerde en aza indirgenen,değer yaratmayan süreçlerden birisi, denetim ve kontroldür. Kontrol, ancak ekonomik açıdan mantıklı olduğu ölçüde kullanılır.

-Mutabakat en aza indirilmiştir.

Değişim mühendisliğinin uygulandığı süreçlerde en aza indirgenmiş değer yaratmayan işlerden birisi de mutabakattır. Bu,süreçteki harici bağlantı noktalarının sayısı azaltılarak ve böylece mutabakat yapılmasını gerektiren birbirleriyle uyumsuz veri alınması olasılığı azaltılarak sağlanır

-Tek temas noktasını bir vaka yöneticisi oluşturur.

Sürecin adımları çok karmaşık ya da bir tek kişi veya küçük bir ekip tarafından birleştirilemeyecek kadar dağınık olduğunda bu mekanizma işe yaramaktadır. Müşterinin sorularına yanıt verip sorunlarını çözebilmek için vaka yöneticisinin, süreci aslında gerçekleştiren bireylerin kullandığı bilgi sistemlerine ulaşabilmesi ve gerektiğinde destek almak üzere sorularını ya da taleplerini bu kişilere götürebilmesi gerekmektedir.

-Merkeziyetçi/ademi merkezi işlemler yaygınlaşıyor.

Süreçlerine değişim mühendisliği uygulayan şirketler aynı süreçte merkeziyetçilik ile merkeziyetçilikten uzaklaşmanın avantajlarını birleştirebilmektedir.

Hammer ve Champy’ye göre, değişim mühendisliği 6 basamaklı bir süreçtir:

1-Değişim Mühendisliğine giriş: Üst yönetim projeyi başlatır. Halihazırdaki durum açıkça şekilde ortaya konur. Bir vizyon belirlenerek tüm çalışanlara duyurulur.

2-İşletme Süreçlerinin Belirlenmesi: İşletme içi ve dışıyla ilgili tüm süreçler, birbirleriyle ilişkileri de gözönüne alınarak geniş bir perspektifle incelenir. Tüm süreçlerin grafik yardımıyla gösterilmesi faydalıdır.

3-İşletme Süreçlerinin Seçilmesi: En kolay şekilde yeniden tasarlanacak süreç seçilmeye çalışılır. Buradaki kriter, müşterilere yönelik iyileştirmenin en fazla olacağı sürecin seçilmesidir.

4-Seçilen Süreçlerin Anlaşılması: Süreçlerin şimdiki durumları ve gelecekte olması beklenen durumları üzerinde yoğunlaşılır.

5-Seçilen Süreçlerin Tekrar Tasarlanması: Hammer ve Champy’ye göre, beşinci aşama, en önemlisidir. Hayal gücünün kimi zaman çılgınca bile sayılabilecek şekilde kullanılması ve yaratıcılık gerektirir.

6-Yeniden Tasarlanan Süreçlerin Uygulanması: Son aşama, tüm bu aşamalar sonunda ortaya çıkan yeni süreçlerin uygulanmasıdır. Hammer ve Champy’ye göre, önceki 5 aşama başarılı olursa, uygulamada bir sorun çıkmayacaktır.14

SÜREÇLERİN SEÇİLMESİ

Hiçbir şirket, yüksek seviyeli süreçlerinin hepsine aynı anda değişim mühendisliğini uygulayamaz. Şirketler seçimlerini yaparken genellikle üç kriterden yaralanırlar.Bunlardan ilki görevin yerine getirilememesidir:En sorunlu süreçler hangileridir? İkinci kriter önemliliktir:Şirketin müşterilerini en çok etkileyen süreçler hangileridir? Üçüncü kriter ise uygulanılabilirliktir:Şirketin süreçlerinden hangisi o anda başarılı bir yeniden tasarıma en uygun olanıdır?

Bozuk Süreçler: Görevin yerine getirilememesi faktörü göz önüne alındığında, öncelikle incelenmesi gereken süreçler şirket üst yönetiminin sorunlu olduğunu zaten bildiği süreçlerdir.Kural olarak, insanlar şirketlerindeki hangi süreçlerin değişim mühendisliğine gereksinim duyduğunu bilirler.Belirtiler gözden kaçırılamayacak denli açıktır.

Aynı verinin ayrı organizasyon grupları arasında gidip gelmesi-ister her seferinde yeniden bilgisayara girilsin ister elektronik olarak aktarılsın- doğal bir faaliyetin bölünmüş olduğunu gösterebilir.İyi tasarlanmış doğal organizasyon birimleri birbirlerine tamamlanmış ürünleri gönderiyor olmalılar.İletişim fazlalığı doğal olmayan sınırlarla başa çıkma yöntemidir.Sorunu çözmenin yolu, o faaliyetin ya da sürecin parçalarını yeniden bir araya getirmektir. Bunun bir diğer adı işlevler ötesi birleşmedir ve organizasyonların bilginin daha çabuk gidip gelmesini sağlayacak yöntemler bulmak yerine veriyi bir kez alıp sonra paylaşmalarını sağlar.

Kimi süreçlerde işbirliği gerekli olabilir, ama aslında insanlar birbirlerini daha çok değil daha az arıyor olmalıdır. Hastalığı tedavi etmek için önce, iki insanın birbirlerini neden bu denli sık aramak durumunda kaldığını bulmalıyız. Eğer yaptıkları işler bu denli birbirlerine bağlıysa belki de işin tek bir vaka elemanı ya da vaka ekibi tarafından yapılması daha doğru olacaktır.

Değişim mühendisliğinin amacı tekrarların daha etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi değil, bunu gerektiren hata ve kargaşaları ortadan kaldırmak ve tekrara gerek kalmamasını sağlamaktır.

Önemli Süreçler: değişim mühendisliğinin şirketin hangi süreçlerine ve hangi sırayla uygulanacağına karar verirken üzerinde durulması gereken ikinci kriter, önem, ya da dışarıdaki müşteri üzerindeki etkidir.Çıktıkları şirket içindeki müşterilere teslim eden süreçler bile kimi zaman dışarıdaki müşteri açısından büyük önem ve değere sahip olabilirler.Ancak şirketler müşterilerine doğrudan, hangi süreçlerin onlar için önemli olduğunu soramazlar. Zira müşteriler süreç terminolojisine aşina olsalar bile tedarikçilerinin kullandıkları süreçleri ayrıntılarıyla bilemeyeceklerdir.

Uygulanabilir Süreçler: Üçüncü kriter olan uygulanabilirlik, belirli bir değişim mühendisliği çalışmasının başarıya ulaşma olasılığını belirleyen bir dizi faktörün göz önüne alınmasını kapsar.Bu faktörlerden birisi kapsamdır. Genellikle, süreç ne kadar büyükse, yani içerdiği organizasyon birimleri ne kadar çoksa, kapsamı da o denli geniştir.Değişim mühendisliğinin, kapsamı geniş bir sürece uygulanması daha çok sonuç getirilmesini sağlayabilir, ama başarı olasılığı da daha düşük olacaktır. Geniş kapsam daha çok eleman arasında uyum sağlamak, daha çok organizasyon etkilemek ve kendi gündemleri de olan daha çok yöneticiyi içermek anlamına gelir.

SÜRECİ ANLAMAK

Değişim mühendisliğinin uygulanacağı sürecin seçilmesinden ,süreç sahibinin belirlenmesinden ve ekibin oluşturulmasından sonra atılacak ilk adım,yeniden tasarlamaya başlamak değildir.Değişim mühendisliğinin bunlardan sonraki ilk adımı,mevcut süreci anlamak olmalıdır.

Değişim mühendisliği ekibi,süreci yeniden tasarlamaya başlamadan önce mevcut süreç hakkında bazı şeyleri bilmeye gereksinim duyacaktır:Süreç ne yapar,ne kadar iyi veya kötü işlemektedir ve performansını etkileyen en önemli konular nelerdir?Ekibin amacı mevcut süreci geliştirmek değildir;bu nedenle süreci tüm ayrıntılarını açığa çıkaracak şekilde analiz edip belgeleştirmeleri gerekmez.Ekip üyeleri bunun yerine daha yüksek seviyeli bir bakış açısı edinmeli ve böylece tamamen yeni ve üstün bir tasarım üretmek için gerekli sezgi ve anlayışa ulaşmalıdırlar.

Değişim mühendisliği ekibinin süreci anlamaya başlayacağı en iyi yer sürecin müşteri ucudur.Müşterilerin gerçek gereksinimleri nelerdir?Eğer istedikleriyle gereksinimleri birbirlerinden farklıysa,ne istediklerini söylerler ve aslında asıl gereksinim duydukları nedir?Ne gibi sorunları vardır? Çıktıyı hangi sürecin gerçekleştirilmesinde kullanırlar? Sürecin yeniden tasarlanmasının asıl amacı müşteri gereksinimlerini daha iyi karşılayan bir süreç yaratmak olduğuna göre ,ekibin bu gereksinimleri gerçekten anlaması çok önemlidir.Müşteri gereksinimlerini anlamak,müşteriye neye gereksinim duyduğunun sorulması gerektiği anlamına gelmez.Çünkü müşteriler sadece, gereksinim duyduklarını sandıkları şeyleri söyleyeceklerdir.

SÜRECİN YENİDEN TASARLANMASI

Tüm değişim mühendisliği sürecinin en yaratıcı kısmı yeniden tasarımdır.Bu parça diğerlerinden çok daha fazla hayal gücü,tümevarımsal düşünce ve biraz da çılgınlık ister.Yeniden tasarlama sürecinde değişim mühendisliği ekibi,bilinenleri bir kenara bırakıp akla hayale gelmeyenleri bulmaya çalışır.Yeniden tasarlama ekip üyelerinin,özellikle de içeridekilerin kurallara ve prosedürlere olan inançları ile tüm iş hayatları boyunca önem verdikleri değerleri bir kenara bırakmaları gerekir.Yeniden tasarımın en zor yanı,ekibin istediği her şeyi yapabilecek olmasıdır.

Bir sürecin yeniden tasarlanmasının korkutucu yanı,algoritmik ve rutin olmamasıdır.Radikal bir yeni süreç tasarımı yaratacak beş ya da on adımlı prosedürler yoktur.

Sürecin yeniden tasarlanması şirket üzerindeki etkileri açısından nefes kesici olmalı, ama korkutucu bir iş olmasına gerek yoktur.

Değişim mühendisliği ekibinin fikir üretmede kullanabileceği üç temel teknik vardır.

1.Değişim mühendisliğinin bir veya daha çok ilkesini cesurca uygulamak.

2.Varsayımları bulup yıkmak.

3.Teknolojinin yaratıcı bir şekilde kullanılması için fırsat aramak.

Ayrıca bu tekniklerden başka yararlı ve etkili teknikler arasında şunları da sayabiliriz:

1.Bir süreci yeniden tasarlamak için uzman olmaya gerek yoktur.

2.Dışarıdan birisinin olması işe yarayacaktır.

3.Önceden yerleşmiş kavramların bir yana atılması

4.Müşterinin bakış açısından bakmak

5.Yeniden tasarım en iyi, bir ekip tarafından gerçekleştirilir.

6. Mevcut süreç hakkında çok bilgili olmaya gerek yoktur.

7.Büyük fikirler üretmek zor değildir.

Davenport Yöntemi:

Davenport, değişim mühendisliğinin kalbi olarak bilişim teknolojisini göstermektedir. Ona göre işletme süreçlerinin yenilenmesinde en önemli rolü bilişim teknolojisi oynamaktadır. Teknoloji ve yenilik üzerinde durmasına karşın, Davenport örgütsel ve beşeri konuların işletme süreçlerindeki önemlerini de vurgulamaktadır. Yine, değişimin yönetilmesiyle ilgili olarak, Davenport planlama, yöneltme, izleme, karar alma ve iletişim gibi klasik yönetim fonksiyonlarını öne çıkaran bir yaklaşım sergilemektedir. Davenport’un yöntemi 6 basamaktan oluşmaktadır:

1-Vizyon ve Hedef Belirleme: İlk adım, işletmenin vizyonu ve hedefleriyle ilgili detaylı bir çalışmayı içerir. Maliyetlerin düşürülmesi Davenport’a göre en önemli hedeflerdendir.

2-İşletme Süreçlerinin Tanımlanması:Yeniden tasarlanacak işletme süreçleri belirlenmelidir. Davenport’a göre, değişim mühendisliği ekipleri sadece çok önemli az sayıdaki süreç üzerinde yoğunlaşmalıdırlar.

3-Süreçlerin Anlaşılması ve Ölçülmesi: Üçüncü aşamada, seçilen süreçlerin gerçek işlev ve performansları tespit edilmeye çalışılır.

4-Bilişim Teknolojisi:Yeni tasarlanan işletme süreçleri için uygun bilişim teknolojisinin adapte edilmesi gerekir.

5-Süreç Prototipi: Bu aşamada, yeni işletme sürecinin işlevli bir prototipi tasarlanarak geliştirme ve uygunluk çalışmaları yapılır.

6-Uygulama:Test edilen prototipin işletme genelinde uygulamaya konması.

BİLİŞİM TEKNOLOJİSİ KAVRAMI VE DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ İLE İLİŞKİSİ

Bilişim teknolojisi, bilginin bilgisayarlar aracılığıyla elde edilmesi,işlenmesi, saklanması ve gerekli yerlere gönderilmesi anlamına gelmektedir. Bilgisayar teknolojisindeki değişime paralel olarak bilgi iletimi ve haberleşme sistemlerinde teknoloji kullanımı son derece yoğun bir hal almıştır.

Son bir kaç on yıldır işletmelerde bilişim sistemlerinin rolü önemli ölçüde değişmiştir. Artık örgütlerde bilişim sistemleri örgüt yapılarının dönüştürülmesinde stratejik rol oynayan bir rekabet aracı konumuna yerleşmiştir. Bilişim teknolojisi hızla yönetimin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Yönetsel kararların bir çoğu hassas bilgi sistemleri olmaksızın etkin olarak uygulanamamaktadır. Bilişim sistemleri, stratejik ve yönetsel değişimin birincil etkeni haline gelmiştir. Bilişim teknolojilerinin gereken desteği olmaksızın geleneksel bir örgütü rekabetçi bir örgüte dönüştürmek neredeyse imkânsız görülmektedir.

Bilginin güç haline geldiği günümüzde, ileri ülkeler ve dev şirketler yatırımlarının büyük bölümünü bilgi ve iletişim teknolojilerine ayırmaktadırlar. Nitekim, ABD’de teknoloji politikaları oluşturulurken, desteklenecek birinci teknoloji alanı bilişim (enformasyon) olarak belirlenmiştir. Bu amaçla federal fonlardan desteklenecek AR-GE programları; daha güçlü bilgisayarlar, daha hızlı bilgisayar ağları, daha sofistike yazılım geliştirme ve ilk ulusal bilişim süper-otobanını (information-superhighways) gerçekleştirmeyi kapsayacaktır. Böylece, 19.yüzyılda demir-yollarının oluşturduğu toplumsal ve ekonomik etkiye eşdeğer bir etki ülke çapındaki bilişim otobanıyla sağlanmaya çalışılacaktır. Bu şekilde bir iletişim ve bilişim altyapısının oluşturulması yeni teknolojilerin geliştirilmesini hızlandıracaktır. Bilişim teknolojileri ve telekomünikasyon finansal hizmetlerden imalat ve perakendeciliğe kadar hemen bütün sektörlerde köktenci değişikliklere sebep olmaktadır. Yeni teknoloji sadece firmaların eski faaliyetlerini daha etkin sürdürmelerini sağlamakla kalmayıp, birçok sektörde rekabet şeklini esastan değiştirmektedir. Yeniden yapılanma sürekli ve yayılmacıdır.

Bu süreç, birarada çalışan insanların sürekli olarak metodlarını değiştirmelerini sağlamakta, çabalarını desteklemek için çok farklı örgütlenme türleri önermekte, stratejilerini rekabetçi üstünlüğün yeni kavramları doğrultusunda belirlemelerini teşvik etmektedir. Bilişim teknolojisinin değişim mühendisliği sürecinde 4 önemli rolü bulunmaktadır.15

1-Bilişim teknolojisi yeni süreçleri mümkün kılar. Bilişim teknolojisi olmaksızın varolması imkansız süreçler oluşturulabilir. Bilişim teknolojisi ile ortaya çıkan sanal kitapçılık, önemli bir örnektir. İnternet üzerinde faaliyet gösteren bir çok sanal kitapçının en meşhuru olan Amazon, bir milyondan fazla kitabı fiziki olarak bulun-durmaksızın siparişleri karşılamaktadır. Dünyanın herhangi bir yerindeki internet kullanıcısı www.amazon.com web adresine ulaşarak interaktif olarak siparişini verebilmektedir. Amazon şirketi, ABD’nin en büyük kitap toptancılarının bulunduğu Seattle civarında kurulmuştur. Web sitesi, otomatik bir E-mail sistemiyle yeni çıkan kitapları ilgili müşterilerine duyurmaktadır.Amazon.com’un satışları her ay yaklaşık %30 artmaktadır.Internet teknolojisi olmaksızın böyle bir sistemin kurulması imkansızdır.

2-Bilişim teknolojisi proje yönetimini kolaylaştırmaya yardımcı olur. Proje yönetimi araçları süreçlerin analizi ve yeni süreçlerin tanımlanması için gereklidir. Süreç merkezli uygulama yazılım paketleri bu alanda önemli bir yere sahiptirler.

3-Bilişim teknolojisi insanların birarada daha yakın çalışmalarına imkan sağlar. Geleneksel anasistem merkezli bilgi işleme 1980’lerde PC’lerin bulunmasıyla devrim geçirmiştir. Günümüzde ise, PC’ler son derece yaygınlaşmıştır. Yerel alan ağları (LAN) ve geniş alan ağları (WAN) elektronik olarak çalışma ekiplerini coğrafi konum önemli olmaksızın birbirlerine bağlamakta ve işbirliklerini sağlamaktadır. E-mail, groupware, iş akış yönetim, telekonferans gibi özel yazılım sistemleri bilişim teknolojisinin önemli rolünün açık göstergeleridir.

4-Bilişim teknolojisi işletmeler arası bütünleşmelere yardımcı olur. İşletmelerde süreç yaklaşımı, işletme içi süreçlerin bütünleştirilmesi yanında işletme ve çevresinin (şirket ve müşterileri, satıcılar, ortaklar vs.) bütünleştirilmesini de içine almaktadır. Alman yazılım firması SAP AG dünya piyasasını süreç kavramıyla bütünüyle örtüşmemekle beraber bütüncül işletme çözümleri sunan yazılımıyla ele geçirmiştir. Şirketler, SAP R/3 client/server ve rekabetçi yazılımlarını değişim mühendisliği çabalarını güçlendirmeye yardımcı olduğu ve tam bütünleşme sağladığı için tercih etmektedirler.İş dünyasındaki değişimin hızına ayak uydurmak isteyen şirketler değişim mühendisliği çabalarını bu şekilde bilişim teknolojisi ile desteklemektedirler.

1995 yılında İngiltere Sigortacılık Sanayiinde değişim mühendisliği ve bilişim teknolojisi uygulamalarının etkileri ile ilgili yapılan bir çalışmanın neticeleri bir çok önemli bulgu içermektedir. Buna göre, bir çok işletme yöneticisi bilişim teknolojisi stratejisinin şirket stratejisinin önemli bir kısmını oluşturduğunu, gelecekte ise öneminin daha da artacağını ifade etmektedirler. Bilişim Teknolojisi stratejisinin işletmeye rekabet gücü kazandırdığı ancak zaman içinde rakiplerin de benzeri uygulamaya gitmeye başlamalarıyla bu avantajın kaybolduğu da belirtilmektedir. Yine, ancak hızlı değişen piyasa koşullarına cevap verebilecek bilişim sistemlerinin rekabet avantajı getirebileceği ifade edilmektedir.

Henüz bilişim teknolojisinin işletme üzerinde çok büyük değil orta derecede bir etkisinin olduğu, ancak çok kısa bir sürede bilişim teknolojilerinin gerçek etkilerinin hissedileceği belirtilmektedir. Çünkü bilişim teknolojisine yapılan yatırımın somut sonuçlarının görülmesi gerçekten kolay değildir. Bilişim teknolojisinin hem eski süreçler hem de yeni düzenlenen süreçlerde otomasyon sağladığı kabul edilmektedir. Değişim mühendisliği çalışmalarının kesinlikle daha yeni ve ileri bilişim teknolojilerinin adaptasyonuna yol açacağı görülmektedir.

Araştırmaya göre işletmelerin %88’i değişim mühendisliği sonucunda maliyetlerde önemli düşmeler olabileceğini düşünmektedirler. Bilişim teknolojilerinden yeterince yararlanamama sebebi olarak süreçlerin hiyerarşik otomasyonu ve yapının katılığını gösteren yöneticiler, değişim mühendisliği çabalarıyla değişen teknolojilerin yeni fırsatlar ortaya çıkaracağında görüş birliği içindedirler16. Aslında değişim mühendisliğinin temel amacı maliyetlerin düşürülmesi değildir. Doğru olarak uygulanan bir değişim mühendisliği programı sonunda doğal olarak maliyet avantajları sağlanacaktır. Ancak, tek hedefin maliyet düşürme olması durumunda, değişim mühendisliğinde elde edilmesi mümkün olan diğer faydalara ulaşılamayacaktır.

Değişim mühendisliğinin temel katalizörlerinden biri olan bilişim teknolojisi, değişim mühendisliği sürecinde gözardı edilemeyecek bir öneme sahiptir. Ancak işletmeler teknolojinin değişim mühendisliğinin tek faktörü olduğunu düşünmekten kaçınmalıdırlar.17Yine, değişim mühendisliği faaliyetlerin-de bilişim teknolojisini odak olarak almak yerine müşterileri merkeze oturtmak başarının sağlanmasında anahtar rolünü oynayacaktır

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİNİ KİMLER GERÇEKLEŞTİRECEK ?

Süreçlere değişim mühendisliğini şirketler değil,insanlar uygular.Değişim mühendisliğinin ‘ne’lerini incelemeye başlamadan önce ‘kim’lerine eğilmeliyiz.Şirketlerin değişim mühendisliğini gerçekte uygulayacak kişileri seçme ve organize etme yöntemleri,bu çalışmanın başarıya ulaşmasının anahtarıdır.Değişim mühendisliği uygulamalarında önemli roller üstlenen kişi veya kişiler şunlardır.

Değişim mühendisliği çalışmasını onaylayan ve motive eden üst düzey yönetici kişidir.Değişim mühendisliği uygulamalarında önemli roller üstlenen kişi veya kişiler şunlardır.

-LİDER

Değişim mühendisliği çalışmasını onaylayan ve motive eden üst düzey yönetici kişidir. Değişim mühendisliğinin gerçekleşmesini değişim mühendisliği lideri sağlar.Organizasyonun tersine dönmesini sağlayacak ve insanları,değişim mühendisliğinin getireceği radikal değişiklikleri kabul etmeye ikna edecek birisi olmalıdır.Lider olmadan organizasyon kağıt üzerinde bazı çalışmalar yapabilir ve hatta yeni süreç tasarımı kavramlarını üretebilir;ama lider olmadan değişim mühendisliği çalışması başlatılsa bile ,uygulamaya hazır olunduğu anda bu çalışma ya nefessiz kalacak ya da duvara çarpacaktır.

-SÜREÇ SAHİBİ

Belirli bir sürecin ve sürece uygulanan değişim mühendisliği çalışmasının sorumluluğunu taşıyan yöneticidir.Değişim mühendisliğinin belli bir sürece uygulanması sorumluluğunu taşıyan süreç sahibi,prestijli,güvenilir ve şirket içinde etkili,genellikle çizgisel sorumluluk taşıyan orta kademe yönetici olmalıdır.Liderin işi değişim mühendisliğinin büyük çapta uygulanmasıysa ,süreç sahibinin işi de küçük çapta,yani her bir süreç seviyesinde uygulanmasını sağlamaktır.Sürecine değişim mühendisliği uygulanırken,riske giren süreç sahibinin ünü ve kariyeridir.Geleneksel organizasyonlarda insanların süreç bazında düşünmeye eğilimli olmamaları nedeniyle çoğu şirkette süreç sahibi yoktur.Süreçlerin sorumluluğu organizasyon sınırlarıyla bölünmüştür.Değişim mühendisliğinin en önemli ilk adımlarından birisinin, şirketin ana süreçlerinin belirlenmesi olmasının nedenide budur zaten.Süreç sahibinin işi ,değişim mühendisliğini uygulamak değil,uygulanmasını sağlamaktır.

-DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ EKİBİ

Belli bir sürece değişim mühendisliğinin uygulanmasıyla görevlendirilmiş,bu sürece teşhis koyan ve yeniden tasarlanması ile uygulanmasını yöneten bireyler grubudur.Değişim mühendisliğinde gerçek iş değişim mühendisliği ekibi tarafından yapılır.Fikirleri ve planları üreten ve genellikle gerçeğe dönüştüren bu ekiptir.İşi yeniden yaratanlar aslında bu insanlardır.Hiçbir ekip değişim mühendisliğini aynı anda birden fazla sürece uygulayamaz.Bu da , birden fazla sürece değişim mühendisliğini uygulayan şirketlerde birden fazla değişim mühendisliği ekibi bulunması gerektiği anlamına gelir.

-İDARE KOMİTESİ

Üst düzey yöneticilerden oluşan ,şirketin genel değişim mühendisliği stratejisini geliştiren ve stratejisini geliştiren ve stratejinin ilerlemesini izleyen ilke üretme mekanizmasıdır.İdare komitesi ,değişim mühendisliği yönetim yapısında isteğe bağlı olarak yer alabilir.Kimi organizasyonlar bu komiteye çok önem verirken kimileri bu komite olmadan da işlerini sürdürebilmektedir.Üst düzey yöneticilerden oluşan bir topluluk olan idare komitesi ,genellikle süreç sahiplerini de içerir,ama onlarla kısıtlı değildir.Komite organizasyonun genel değişim mühendisliği stratejisini planlar.Bu gruba lider başkanlık etmelidir.

-DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ ÇARI

Şirket içinde değişim mühendisliği teknikleri ile araçlarını geliştirmekten ve şirketin ayrı değişim mühendisliği projelerinin birbirlerini güçlendirmelerini sağlamaktan sorumlu bireydir.Değişim mühendisliği çarı ,lidere bağlı değişim mühendisliği personelinin başkanı olarak işlev görür.İlke olarak doğrudan lidere rapor vermesi gerekir.Çarın iki işlevi vardır:Birincisi her bir süreç sahibi ile değişim mühendisliği ekibini destekleyip çalışabilmelerini sağlamak;ikincisi ise sürmekte olan tüm değişim mühendisliği faaliyetlerini koordine etmektir.

İdeal bir ortamda bu roller arasındaki ilişki şöyledir: Lider,süreç sahibini atar;süreç sahibi, çarın desteği ve idare komitesinin nezaretiyle değişim mühendisliğini uygulayacak bir değişim mühendisliği ekibi oluşturur.

Değişim mühendisliği tarlasının işçileri işte bunlar:Lider, süreç sahibi, içerdekiler ve dışardakileriyle süreç ekibi, idare komitesi ve çar.kimi şirketlerde bunların adları başka olabilir ya da değişim mühendisliği rolleri farklı bir şekilde tanımlanabilir.bunda da hiçbir terslik yoktur.henüz yepyeni bir sanat olan değişim mühendisliğinde birden fazla yaklaşıma yer vardır.18

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİNİN UYGULANMASI

İnsanların iş hayatlarında radikal değişiklikler olacağı fikrini kabul etmelerini sağlamak,tek çarpışmada kazanılacak bir savaş değildir.Bu, değişim mühendisliğinin başından sonuna kadar uygulanması gereken bir eğitim ve iletişim kampanyasıdır.Değişim mühendisliğine gerek olduğunun anlaşılmasıyla başlayan ve değişim mühendisliğinden geçirilmiş süreçler yerli yerine oturana kadar sona ermeyen bir satış işidir.

Büyük şirketlerin üst düzey yöneticileri ,organizasyonlarında çalışan elemanlarına iletmeleri gereken iki ana mesajı oluşturup söze dökmekte çok başarılı olmuşlardır.Mesajlardan ilki şu:’Şirket olarak bulunduğumuz yer bu ve bu yerde kalmayacak oluşumuzun nedeni de şu.’İkinci mesaj ise şöyledir:’Bizim şirket olarak olmamız gereken şey işte şu.’

İlk mesaj,değişim için zorlayıcı bir savunu içermelidir.Şirketin ayakta kalabilmesi için değişim mühendisliğinin şart olduğuna dair güçlü bir mesaj iletmelidir.Değişimin gerektiğine ikna olmamış elemanların bu değişime katlanamayacakları ve hatta engellemeye çalışacakları göz önüne alındığında bu son derece önemli bir ön şarttır.Savunuyu gerçekleştirme sürecinin bir diğer yararı yönetimin,şirkete ve geniş bir rekabet ortamı kapsamındaki performansına dürüstçe bakmasını sağlamasıdır.

İkinci mesaj,yani şirketin ne olması gerektiği,elemanlara atış yapabilecekleri açık bir hedef sağlar.Bu mesajın söze dökülmesi,yönetimi,değişim programının amacı ve değişim mühendisliği çalışması aracılığıyla yapılması gereken değişimin boyutu üzerinde açıkça düşünmeye zorlar.

Şirketlerin bu iki temel mesajı söze döküp iletmekte genellikle kullandıkları dokümanların ilkine eylem savunusu ,ikincisine ise vizyon bildirisi denir.19

Eylem savunusu şirketin değişim mühendisliğini neden uygulamak zorunda olduğunu söyler.Kısa ,anlaşılabilir ve zorlayıcı olmalıdır.Vizyon bildirisi ise , şirketin olmaya gereksinim duyduğu organizasyon türü hakkında şirket yönetiminin bir fikir vermek için kullandığı yöntemdir.Şirketin nasıl çalışacağını tanımlar ve elde edilmesi gereken sonuçları belirler.

DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ UYGULAMALARINDA BAŞARIYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Bir süreci değiştirmek yerine tamir etmeye çalışmak.İş süreçleri üzerinde yoğunlaşmamak.Sürecin yeniden tasarlanması dışında her şeyi göz ardı etmek.İnsanların değer ve inançlarının ihmal edilmesi.Küçük sonuçlarla yetinmeye hazır olmak.Çok erken vazgeçmek.Sorunun ve değişim mühendisliği çalışmasının kapsamının tanımlanmasına öncelik vermek.Mevcut şirket kültürlerinin ve yönetim davranışlarının değişim mühendisliğinin başlamasını engellemelerine izin vermek.Değişim mühendisliğini en alttan en üste doğru uygulamaya çalışmak.Çalışmayı yönetmek üzere, değişim mühendisliğini anlamayan bireyleri görevlendirmek.Değişim mühendisliğine ayrılan kaynaklar konusunda cimrilik etmek.Değişim mühendisliğini şirket gündeminin ortalarına gömmek.Enerjinin pek çok büyük değişim mühendisliği projesi arasında dağılması.Genel müdürün emekliliğine iki yıl kala değişim mühendisliğini uygulamaya kalkışmak.Değişim mühendisliğini diğer iş ilerleme programlarından ayırt etmeyi başaramamak.Tasarım üzerinde aşırı derecede yoğunlaşmak.Değişim mühendisliğini, kimseyi mutsuz etmeden gerçekleştirmeye çalışmak. Değişim mühendisliğinin getirdiği değişimlere gösterilen direnç karşısında geriye çekilmek.Değişim mühendisliği çalışmasını sürüncemede bırakmak.

SONUÇ

Bir örgütte değişimi yönetmenin amacı, örgütün uzun vadeli sürdürebilir büyümesini sağlamak ve aynı zamanda rakiplerine karşı rekabetçi bir üstünlük sağlayarak performansını artırmaktır. Değişim projelerini sürekli olarak uygulamak, örgütlerin danışmanlık ve araştırma geliştirme alanlarına önemli miktarda yatırım yapmasını gerektirmektedir.

Değişim süreci kurumları ciddi rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır. Kurumlar iş yapma yöntemlerini, iş anlayışlarını, çalışma metodlarını, pazarlama yöntemlerini değiştirerek rakiplerinden bir adım daha öne geçmek için çaba sarfetmektedirler. Bu değişimler, bazen operasyonel maliyetleri düşürme bazen de piyasa payında belirgin bir artış olarak ortaya çıkmaktadır.

Değişim projelerine yoğunluk verilmesi, zaman zaman projelerde koordinasyon güçlüğü ve projelerin çakışması sonucunu da doğurabilmektedir. Çalışanlar her bir yeni projenin gereklerine uyum sağlayabilmek için kendilerini sürekli bir baskı altında hissedebilmektedir. Örgüt, yeni değişim projelerinin gereklerine göre mevcut personelini eğitmek ve yetiştirmek zorunda kalmaktadır. Diğer yandan, çalışanların değişime ayak uydurmak üzere sürekli olarak kendilerini yenilemek zorunda hissetmeleri ve örgütün sunduğu eğitimlerle kendilerini yetiştirmeleri personel niteliğini artırmaktadır. Bu durum, örgütün çalışan deviniminin artması yönünde baskı yaratabilmektedir.

DİPNOTLAR:

1-SUN-TZU,1994

2-LEE ve COVEY,1998

3-KIRIM,1998

4-COVEY,1991

5- HAMMER ve STANTON,1995:s.3

6- MORRİS ve BRANDON ,1994,S,10

7-MELLİOU ve WİLSON, 1995:s.183

8- HAMMER ve CHAMPY,1994:s.28

9-SCHUMACHER,1997:s.9

10-MORRİS ve BRANDON ,1994:s.61

11-BEHLİNG ve SOUSA ,1996:s.5

12- SCHUMACHER,1997s.5

13-BEHLİNG ve SOUSA,1996s.3

14-HAMMER ve CHAMPY,1994

15-SCHUMACHER,1997:s.8

16-MELLİOU ve WİLSON,1995:s.190-195

17-HAMMER ve CHAMPY,1994:s.92

18- HAMMER ve CHAMPY,1994:s.93-107

19-HAMMER ve CHAMPY,1994:s.138

KAYNAKÇA:

1- MİCHAEL HAMMER,JAMES CHAMPY ,1997,DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ : İŞ İDARESİNDE DEVRİM İÇİN BİR MANİFESTO,SABAH YAYINLARI

2- MİCHAEL HAMMER,STEVEN A. STANTON,1995,DEĞİŞİM MÜHENDİSLİĞİ DEVRİMİ: NE YAPMALI NE YAPMAMALI,SABAH YAYINLARI

3- 6. ULUSAL İŞLETMECİLİK KONGRESİ KİTABI,1997

4- İBRAHİM KAVRAKOĞLU,1998,DEĞİŞİM VE YARATICILIK,KALDER YAYINLARI

5- ARMAN KIRIM,1998,YENİ DÜNYADA STRATEJİ VE YÖNETİM,SİSTEM YAYINCILIK

6- STEPHEN R. COVEY,1991,PRİNCİPLE CENTERED LEADERSHİP,SUMMİT BOOKS

7- GURULAR KONUŞUYOR,2001,CAPİTAL DERGİSİ EKİ

8- BLAİNE LEE VE STEPHEN R. COVEY,1998,THE POWER PRİNCİPLES:İNFLUENCE WİTH HONOR,FİRESİDE

9- http://www.5mworld.com

Kojenerasyon

06 Kasım 2007

KOJENERASYON

Primer yakıt rezervlerinin azaldığı ve global rekabetin arttığı günümüz ortamında enerji girdilerinde süreklilik, kalite ve asgari maliyetleri sağlamak, kaçınılmaz olmuştur. Bu anlamda kojenerasyon günümüz çağdaş "enerji yönetimi" teknikleri içinde ön sıralarda yeralmaktadır.

Kojenerasyon kısaca, enerjinin hem elektrik hem de ısı formlarında aynı sistemden beraberce üretilmesidir. Bu birliktelik, iki enerji formunun da tek tek kendi başlarına ayrı yerlerde üretilmesinden daha ekonomik neticeler oluşturmaktadır. Basit çevrimde çalışan, yani sadece elektrik üreten bir gaz türbini ya da motoru kullandığı enerjinin %30-40 kadarını elektriğe çevirebilir. Bu sistemin kojenerasyon şeklinde kullanılması halinde sistemden dışarıya atılacak olan ısı enerjisinin büyük bir

bölümü de kullanılabilir enerjiye dönüştürülerek toplam enerji girişinin % 70-90 arasında değerlendirilmesi sağlanabilir. Bu tekniğe "birleşik ısı-güç sistemleri" ya da kısaca "kojenerasyon" diyoruz.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.jpg[/IMG]Her iki enerji formumun ayrı ayrı aynı nihai miktarlarda üretilmesi için gerekli birincil enerji miktarının bunların kojenerasyonla üretilmesi durumunda ne oranda azalacağı aşağıdaki grafikte görülmektedir.

Yandaki grafiğe göre kojenerasyon tekniği ile kullanılan birincil enerjiden tasarruf %42 seviyesinde gerçekleşmektedir. dolayısı ile kojenerasyon sisteminin çevreye en önemli katkılarından biri de burada ortaya çıkmakta, büyük eneji tasarrufu yanında atık emisyonları da aynı oranda azalmaktadır. ülkemizde henüz üzerinde çok durulmayan bu husus, sistemin özellikle avrupa ülkelerinde yaygın teşvik görmesinin ana sebeplerinden biridir.

Birleşik ısı-güç üretiminin yararları:

Makro düzeyde :

1.Yüksek birincil enerji kullanım verimliliğinin sağladığı yerel veya ithal enerji kaynaklarının tasarrufu

2.Enerji çevriminin tüketim yerinde gerçekleştirilmesi sonucunda elektrik enerjisi iletim ve dağıtım kayıplarının yok edilmesi

3.Merkezi santrallara göre daha kısa inşaat ve devreye alma sürelerinin sağladığı hızlı elektrik enerjisi arz satışı

4.Üretilen yararlı ısı güç birimi başına çevreye atılan katı, sıvı ve gaz madde miktarının, yalnız elektrik üreten merkezi enerji santrali veya yalnız buhar üreten bir endüstri kazanına göre daha az olması Sanayi tarafından tüketilen elektrik enerjisinin az sayıda merkezi santral yerine, dağılmış bir şekilde endüstriyel tüketim yerlerinde üretilmesinin ulusal güvenliğe sağlayacağı katkı

İşletme bazında:

1.İşletmenin azalan toplam enerji giderleri, nihai ürün kalitesini düşürmeden maliyetini azaltacak, şirketin rekabet gücü artacaktır.

2.İşletmenin enerji temin güvencesi olacak, üretim kesintilerinin yol açtığı ziyanlar ortadan kalkacaktır.

Kojenerasyonda üretim teknikleri

Kojenerasyon iki çeşit ana tahrik ünitesi vasıtasıyla uygulanmaktadır.

· gaz türbini

· gaz motoru ya da dizel motor

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.jpg[/IMG]

Gaz türbinleri kojenerasyon uygulamaları için yaygın olarak 4,5 – 20 mw güç aralığında kullanım bulmaktadır. Buna karşılık gaz motorları da daha küçük güçlerde, yurdumuzda da özellikle 1 mw seviyelerinde uygulanmaktadır. Ancak gaz motor kojenerasyon uygulamalarını bu boyutta sınırlamak doğru değildir. Tek modülde 100 kw seviyelerinden 3 mw seviyelerine kadar motorlar mevcut olup, bunların çoklu modülleri ile yapılan santrallarda 10 mw seviyelerine ulaşılması avrupa’da yaygın uygulamalardır. Kojenerasyonda kullanılacak ana tahrik ünitesinin seçim kriterlerine daha sonra değineceğiz.

Resimlerde gördüğünüz bu üniteler kendi başlarına sadece elektrik üretebilecek durumdadırlar. Bu üniteleri kojenerasyon sistemi haline getirmek için dışarı atılan ısının kullanılır ısı haline dönüştürülmesi gerekmektedir. Gaz türbininde bu ısı egzos gazı ısısı şeklinde olup, bir atık ısı kazanı marifetiyle bu ısı proses ihtiyacına göre buhar, sıcak su, kızgın su ya da kızgın yağ üretmek için kullanılabilmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.jpg[/IMG]

Diğer bir yaygın kullanım alanı da egzos gazının hava ile karıştırılarak direkt kurutma aplikasyonlarında kullanılmasıdır. Bu işlemler sayesinde toplam çevrim verimi % 80 seviyelerini yakalayabilmektedir.

Gaz motorlarında ise atık ısının yaklaşık 1/3 oranı egzos gazından 2/3 de motorun soğutma sistemlerinden geri kazanılmaktadır. Şekilde görüleceği üzere soğutma devreleri; silindir-gömlek soğutması, karterdeki yağın soğutulması ve turbocharger soğutmasından oluşmaktadır. Buna egzos eşanjöründen elde edilen ısı eklenmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

Motor kojenerasyon sistemlerinin bu soğutma gerekliliği özellikleriyle geri kazanılan ısı en verimli şekilde sıcak su olarak kullanılabilmektedir. Böyle bir sistemde toplam sistem verimi % 90 seviyesini geçebilmektedir.

Proses ihtiyacına göre, toplam verimden feragat etmek suretiyle yine buhar üretimi ya da direkt kurutma suretiyle ısı kullanımı kabildir. İstenen enerji formlarının üretilmesine karşılık gelen verimler aşağıdaki sankey diyagramında görülebilir.

Kojenerasyonda sistem ve kapasite seçimi

Bu sistemlerin seçimi başlıca şu kriterlere göre yapılır:

·İşletmenin elektrik-ısı tüketim yapısı ve ısı-elektrik tüketim dengesi

·İşletmenin yıllık çalışma süresi

·İşletmenin enerji ihtiyacı seviyesi

·Birincil enerji kaynaklarının (gaz, lpg, nafta, fuel oıl no:6 ) temin edilebilirliği ve ekonomik uygulanabilirlikleri

Bunların en önemlisi ilk iki kriterdir. Sağlıklı bir santral seçimi için mümkünse yıllık, yoksa aylık ya da haftalık bazda tüketim değerleri tesbiti yapılmalı, bunlar grafiklere dökülmelidir. İlk olarak yıllık ortalama elektrik tüketimine bakılır ve atıl kapasite yaratmayacak şekilde bu tüketimin az altında kalacak bir kapasite seçilir. 1.amaç elektrik tüketimine yönelik kapasite belirleme olmalıdır. Her ne kadar -"hazır santral kuruyorum, tüm ısı ihtiyacımı da karşılayacak bir kapasite seçeyim, fazla elektriği satarım!" felsefesi genel olarak pazarımıza hakim olmuşsa da bu şebekenin enerji alış şartlarındaki uygunsuzluk ve ilerde kapasite ile karşılaşıldığında şebekenin enerji fazlasını almaması gibi durumlar kabil olduğundan kesinlikle yanlış bir yaklaşımdır. Sistem pazarlamacıların bu konudaki olası yanlış yönlendirmelerine karşı dikkatli olunmalıdır.

Santralin elektrik kapasitesi belirlendikten sonra ısı tüketim verilerine bakılır. Yoğun olarak yüksek sıcaklıkta enerji gerekiyorsa – buhar, kızgın yağ ya da sıcak hava – ve bu yaklaşık 1:2 elektrik/ısı dengesine oturuyorsa, sisteme uygun yakıt ekonomik olarak mevcut ise ve santral büyüklüğü gaz türbinleri kapasite aralığına giriyorsa ihtiyaç bir gaz türbin kojenerasyon santralına işaret eder.

Dikkat edileceği üzere sonuca etken değişken sayısı çok fazladır. Tüm öncelikli kriterler bir gaz türbin santralını işaret ederken dahi, yakıtın ekonomik bulunabilirliği santralı diesel motor santralına dönüştürebilmektedir.

Bir motor santralına ait prensip şeması aşağıda görülebilir :

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.jpg[/IMG]

Yukardaki değerlendirme sonucu, proses yüksek ısı ihtiyacı göstermeyen sıcak su ya da kızgın su ihtiyacına işaret ediyorsa, ve elektrik:ısı dengesi elektrik lehinde daha fazla ise elektrik talebine göre bir gaz ya da diesel motor santralına işaret edilmektedir. Burada odak motorlardaki yaklaşık 10 puanlık daha yüksek elektrik çevrim verimidir. %40 elektrik verimli bir motor santralında doğalgazdan elde edilecek elektrik ısıdan hiç yararlanılmasa dahi şebeke elektriğinden daha ucuza mal olmaktadır. bu gaz türbinlerinde mümkün değildir.

Sistem seçimi ile santral büyüklüğü ve tipini belirledikten sonra santralın kaç modülden oluşacağını tesbit etmek gerekmektedir. Burada ilk kısıtlama piyasada mevcut üretilmekte olan modül büyüklüğüdür. Bu problem aşılabildiği zaman ilke olarak en az iki modülden oluşan bir santral yapmak enerji temin güvencesi açısından her zaman tercih edilmelidir. İkinci önemli kriter ise mümkün olan en yüksek verimde çalışabilmek amacıyla yıllık tüketim eğrisini değerlendirmektir. Modül sayısını bu eğriye oturttuğumuzda aşağıdaki gibi bir tablo ile karşılaşırız.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.jpg[/IMG]

Eğriden görüleceği üzere elektrik talebi yaklaşık 1,4 mw olarak tesbit edilmiş santral ısı eğrisine çakıştırılmış ve 1 modül yılın büyük bölümünde (7000 saat) diğerinin ise 3000 saat tam yükte çalışması durumunda en yüksek verimle santralın çalışabileceği tesbit edilmiştir. Buna göre yapılacak fizibilite çalışmaları uygun sonuç verirse santral yatırımıyapılabilir.

Bir diğer önemli değerlendirme ise eğer gün içinde elektrik ve ısı yükünde önemli değişiklikler oluyorsa modül sayısının buna göre tesbitidir. Bu gibi durumlarda santral modül sayıları genellikle artar, modül kapasiteleri daha düşük seçilir. Bu durumu anlatan bir gün grafiğini aşağıda görebilirsiniz.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.jpg[/IMG]

Grafikte görüleceği üzere 22.00 – 08.00 arası gece operasyonunda üç modülden ikisi çalıştırılmasına rağmen elektrik üretim fazlası oluşmakta ve şebekeye satılmaktadır. Buna karşın 09.00-20.00 arasında her üç modülün de elektrik üretimi yaklaşık tamamen kullanılabilmektedir. Isı talebi ise 3 module rağmen ancak 21.00-08.00 arasındaki gece rejiminde karşılanabilmekte, gün içinde pik yük kazanları ısı sistemini takviye etmektedir. Bu durumda her ünitenin yıllık çalışma saatlerine bakılarak yapılacak fizibilite etüdü santral yatırımının yapılabilirliği hakkında kesin sonucu verecektir.

Motor kojenerasyon sistemlerinde kullanılabilecek yakıtlar:

Motor kojenerasyon sistemlerinde kullanılan motorlar genel olarak 2 tiptir; Fair karışım yanmalı otto motorları Dizel – sıkıştırma patlatmalı – prensibe göre çalışan motorlar Otto motorlarında sadece gaz yakıtlar kullanılabilir ve emisyon değerleri herhangi bir katalizör sistem kullanmadan alman ta-luft sınırlarının altındadır. kullanılabilecek gazlar sırasıyla : doğalgaz biyogaz propan kok gazı pyrolis gazı (odun gazı) Bunlardan sadece doğalgaz ve propan ticari olarak kullanıma açık yakıtlardır. Diğerleri ya arıtma tesisleri, ya çöplükler ya da özel proseslerden elde edilir. Özellikle proseslerinde solvent ağırlıklı atmosfer yaratan ya da özel gazlar üreten müesseselerde bu imkan çok rantabıl yatırım sonuçları vermektedir.

Dizel motorlarda ise belli bir kapasiteye ( yaklaşık 4mw ) kadar ancak dizel ya da gaz-dizel çift yakıt, bu kapasitenin üzerinde gaz-dizel makinalar ile fuel oil no 4 ve no 6 yakabilen makinalar bulunmaktadır.

Ticari olarak bulunabilen yakıt seçeneklerinin özellikleri ve bugünkü fiyat seviyeleri

Gaz yakıtların motorlarda yakılabilmesinin en önemli kriteri metan sayısıdır. arkasından kalorifik değer ve laminer alev hızı gelir. gazların özellikleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

yakıt kompozisyon spesifik gravite (kg/nm3) alt ısıl değer (kwh/nm3) metan sayısı laminar alev hızı (cm/sn) h2 hidrojen 0,0899 2,996 0 302 ch4 metan 0,717 9,971 100 41 c3h8 propan 2,003 26 33 45 co karbon monoksit 1,25 3,51 75 24 doğalgaz ch4 %88,5 c2h6=%4,7

c3h8 %1,6 c4h10=%0,2 n2=%5 0,798 10,14 80 41 arıtma gazı ch4 = %65 co2 = %35 1,158 6,5 135 27 çöplük gazı ch4=%50 co2=%40

n2=%10 1,274 4,98 150 20 odun gazı h2=%7 co=%17

cnhm=%5 n2=%56 co2=%15 1,25 1,38 13

1.Doğalgaz : Kojenerasyonun ticari olarak bulunabilen tartışmasız temel yakıtıdır. Hem yanma özellikleri hem çevre dostu oluşu hem depolama gerektirmemesi hem de ekonomik açıdan en geçerli yakıttır.

2.Propan : % 95 üzerinde saflık gerekliliği ithal edilmesini gerektirmektedir. Enerji üretimi amaçlı olarak ithalatı bazı firmalarca yapılmaktadır. Ancak çok düşük metan sayısı yüksek kalorifik değerine karşın motorlardaki üretimi aynı kapasitedeki gaz motoruna oranla % 65 düzeyinde kalmaktadır. Bu üretimin verimsiz olması anlamında değil, spesifik yatırım maliyetinin artması şeklinde yorumlanmalıdır. Enerji bakanlığının yaz aylarında aldığı kararlar sonucu enerji üretiminde kullanımı halinde atv ve afif oranlarının pratikte sıfırlanmış olması sonucu ekonomik olarak kabul edilebilir bir alternatif haline gelmiştir.

3.Dizel : Yanması en az problemli ve zararlı emisyonu en düşük likit yakıttır. Ancak fiyatı sebebiyle kojenerasyonda ana yakıt olarak kullanılması ekonomik olarak mümkün değildir. Ancak gaz kesintilerine karşı, eşzamanlı şebeke elektriği kesilmesinde kullanılmak üzere yedek yakıt olarak değerlendirilebilecek en uygun yakıttır.

4.F.Oil no:4 : Bir diğer uygun likit yakıttır. Ancak emisyonlarında arıtma gerekmekte, fiyat açısından da yine ekonomik saymak mümkün olmamaktadır.

5.F.Oil no:6 : Birçok yöremizde bulunabilirliği, ülkemizde zaman zaman üretim fazlası vermesi (ithalattan bağımsız olabilme) ve enerji üretiminde kullanılması durumunda devletten gördüğü teşvik nedeniyle en uygun yakıtlardan biri olmasına karşın, gaz ve katı atıklarının arıtılması ve bertaraf edilmesinde karşılaşılan problemler ve maliyetler negatif taraflarıdır.

Fiyat Tablosu

doğalgaz propan motorin f.oil 6 kal.değer 8250 11200 10200 9600 birim fiyat 150 $/m3 300 $/ton 317 $/ton 105 $/ton spesifik fiyat 0.016 $/kwh 0.023 $/kwh 0.027 $/kwh 0.009 $/kwh

SONUÇ:

Kojenerasyon özellikle son 10 yılda muazzam bir kullanım sahası bulmuş 20 yılı aşkın bir süredir dünyada başarıyla uygulanan ve sürekli teknik gelişmelerle desteklenen bilinen en verimli enerji üretimidir.

Dünyadaki itici gücü bu emsalsiz veriminin ve dolayısı ile üretilen birim enerji başına atmosfere atılan emisyonları ciddi bir oranda azaltması ile çevre açısından gittikçe daha duyarlı hale gelen dünyanın enerji üretim sistemleri içinde gözbebeği olmuş, halen de bu statüsünü korumaktadır.

Yurdumuz bu açıdan avrupa ülkelerinin henüz çok gerisinde olmasına karşın, doğalgaz temin politikalarında kaydedilecek gelişmelerle karşısında durulamayacak bir talep patlamasını muhakkak yapacak, bu çerçevede sistemin yararlarını zamanında görmüş yatırımını zamanında yapmış müesseseler bundan büyük karlar edecek, rakiperinin önüne geçeceklerdir.

Kojenerasyon sistemlerine yaygın ilgi ülkemizde beklenen elektrik enerjisi krizi ve şebekedeki elektriğin kalite problemleri nedeniyle yaygınlaşmışsa da sonunda bu sistemler verimlilikleri, sağladıkları ekonomi ve rekabet gücüne katkıları nedeniyle sanayimizde hak ettikleri konuma erişeceklerdir.

Endüstriyel Piskoloji Ve Tasarıma Etkileri

06 Kasım 2007

ENDÜSTRİYEL PİSKOLOJİ VE TASARIMA ETKİLERİ

Sanayi inkılabından sonra iş yeri düzenleri ve iş bölümü üzerine bazı çalışmalar yapıldı. Amaç verimliliği artırmaktı. Yalnız bu çalışmalar sonucu kurulan yeni düzenin insanlar üzerinde psikolojik olarak yapacağı kötü etkiler tahmin edilemedi; ta ki insanlarda psikolojik rahatsızlıklar belirgin bir şekilde ortaya çıkıncaya kadar. Bundan sonra endüstride yer alan insanların psikolojileri hakkında çalışmalar başladı ve endüstriyel psikoloji bilimi ortaya çıktı. Endüstriyel psikolojinin amacı; çalışanların iş yerinde psikolojik açıdan kendilerini rahat ve güvende hissedecekleri, işe motive olacakları bir ortamın yaratılmasıdır. Bunla sağlanacak yarar işçi açısından sağlıklı bir iş yaşamı; işveren açısından ise verimlilik artışıdır.

İş hayatında insan istediği işte ve kendi yetenek ve bilgisini kullanarak huzurlu bir ortamda çalışırsa daha verimli olur. Huzurlu bir iş ortamı için yalnız maddi değil manevi ihtiyaçların da karşılanması gerekir. Aksi takdirde insanlar birtakım olumsuz tutumlar sergileyeceklerdir:

a) İşin yapılış koşullarına ve iş aletlerine bağlı şikayet ve tatminsizlikler

b)Belli bir işte çalışma sonucunda elde edilecek maddi çıkarlara ilişkin şikayet ve tatminsizlikler

c)Takdir edilmeme, sosyal prestij ve durumlara ilişkin şikayet ve tatminsizlikler

Şikayet Nedenleri:

1)İş yeri ile ilgili şikayetler: Maddi çevre de denilen alanın ısısının uygun olmaması, yetersi aydınlatma ve havalandırma gibi sorunların sebep oldukları şikayetler. Bu durumlar görme bozuklukları, işitme kaybı ve zehirlenme gibi hastalıklara yol açar. Bunlar sonucunda üretim düşer ve personel ruhsal bunalıma girer.

2)İşin gerektirdiği birtakım tekrarlar ve dinlenme zamanının kısa tutulması nedeniyle çalışma ahenginin bozulması sonucu bıkkınlık ortaya çıkar.

3)İşçinin pozisyonu değiştirmesini ve çalışma boyunca bulunduğu mahalden ayrılmasını engelleyen işler sıkıntıya ve aşırı yorgunluğa sebep olur. İşçi bazen oturabilmeli bazen de ayakta çalışabilmeli.

4)Mekanik güvenlik koşullarının yetersiz oluşu bir diğer şikayet nedenidir. Kazaların çok olması işçileri korkutur ve işçi motivasyonunu düşürür.

5)Yoğun dikkat isteyen işler ruhsal ve sinirsel gerginliklere yol açar.

6)İşlerin fazla monoton olması, işçiye birbirine benzeyen hareketler yükler. İşçi bu nedenle sadece dikkatini kullanır. Oysa zekayı kullanmak ruhsal bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç giderilmeyince bedbinliğe ve ruhsal tatminsizliğe yol açar.

7)İşçiye istenen işle ilgili yöntemleri aynen benimsetmek, alışılmış yöntemleri bırakmak zor olacağı için sıkıcı gelir ve işçinin tepki vermesine neden olur.

8)Çalışma yerlerinde iş ile ilgili örgütlenme bozuklukları, moral şikayetlerinin başında gelir. Bu şikayetlerin çoğu iş yeri düzeninin iyi olmamasından, iyi lokanta ve kantin hizmetlerinin yapılmamasından ve iş yerinde yeterince makine olmamasından kaynaklanmaktadır.

9)İş bölümü ve işbirliğinin olmaması sonucu samimim bir havanın yaratılmaması ve emir ve talimatların tepeden inme olarak verilmesi tepkilere neden olur. Oysa samimi bir hava içerisinde çalışanların da kararlara katıldığı bir düzenleme iş tatminini sağlar.

10)İş çıkışlarında ve işe gelirken oluşan ulaşım sorunları motivasyonu azaltır.

11)Şikayet ve tatminsizlik sonucunda işçilerde ruhsal çöküntü ve moral bozukluğu görülür ve çalışma atmosferi bozulur. Buna “Ruhsal İklim Bozukluğu” denir. İnsanlar kişisel değerleri hiçe sayıldığı ve tayinlerde haksızlık yapıldığını düşündüklerinde böyle bir ortam oluşur. İnsanlar kendi düşüncelerini kolaylıkla üst kademelere iletemediklerinde sorular artacaktır.

12)Maddi çıkarlar ve özellikle işyerinin sağlaması gerektiği düşünülen sosyal imkanların sağlanmaması ise ayrı bir sorun kaynağıdır.

İŞÇİLERDE ORTAYA ÇIKAN DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI: Erişilmek istenen bir amacın veya bir arzunun gerçekleştirilmemesinden doğan ruhsal durumlar, beşeri anlaşmazlıklara ve beşeri anlaşmazlıklara; bunun sonucunda da işyerlerinde çalışma ahengini bozan çatışmalara neden olur. Her ne nedenle olursa olsun psikolojik bir tatminsizliğe uğrayan bir kimse bununla ilgili belli bir davranışsal tutum içine girer ve bu davranışı herkese karşı gösterir.

Ulaşmak istediğimiz amaçlara varmamıza mani olan engel ve müdahaleler psikolojik tatminsizliklerin kaynağı ve anormal davranışların sebebidir.

Psikolojik tatminsizliğin doğurduğu belli başlı davranışsal bozukluklar şunlardır:

a)Çatma Ve Sataşmaya Benzer Davranışlar: Bu gibi hallerde birey önünü tıkayan engelleri normal yoldan hallerden halledemeyeceğini, zor kullanarak ortadan kaldıracağını düşünür. Zor ve şiddet hareketlerini sadece ilgili kişilere değil, ilgisiz kişi ve nesnelere de yöneltir.

b)Geriye Yöneliş Veya Çekiliş Davranışları: Psikolojik tatminsizlik ayrıca geriye yönelmiş davranışlara da yol açar. Yaşamın kolayca üstesinden gelinemeyecek olayları karşısında mücadele edemeyen kimselerin kendilerince bu durumlarını düzeltecek son çare, ya canlarına kıyma veya dünyadan tamamiyle elini eteğini çekip ölümü beklemektir.

c)Tekrar Denemek İstenen Sabit Davranışlar: Karşılaşılan bir sorunu çözümlemeye elverişli olmayan belirli bir hareketi ya da davranışı devamlı tekrar etmektir. Yeni yöntemler karşısında panik ve korku gibi psikolojik hallere kapılan kimseler, kullanmakta oldukları yöntemleri savunurlar ve yeniliklere karşı tepki gösterirler. Bu türlü kişiler psikolojik tatminsizlik içinde bulunduklarından böyle hareket ederler.

d)Tevekkül Olma: Psikolojik tatminsizliğe veya kendine güvensizlik hallerine düşen kişilerde rastlanan başka bir belirti de işi oluruna bırakmaktır. Bu kişiler başkalarını da moralsizliğe sürüklerler.

PSİKOLOJİK SORUNLARIN ÇÖZÜM İLKELERİ

1)Bedensel gereksinmeleri gözetmek

1.1) İşyeri koşullarının sağlıklı ve güvenli olması

1.2) Çalışanların iş yükünün onların beden gücüne ve yeteneklerine göre saptanması

1.3) Araç, gereç ve makinelerin her türlü güvenlik önlemlerinin alınmış olması

1.4) İşyeri ortam koşullarının rahat ve sağlıklı olması

1.5) Temizlik ve yıkanma gereksinimlerinin sağlanmış olması

1.6) İş görenlerin sağlığının gözetilmesi

2)Ekonomik beklentilerin gözetilmesi

2.1) Hakça ücret verilmesi

2.2) Terfi olanaklarının bulunması

2.3) Yeterli sigorta güvencesinin sağlanması

2.4) Emeklilik haklarının işletilmesi

3)Güvenlik sorunları

3.1) Gelecek güvencesinin korunması

3.2) Kişisel yakınlık kurulması

3.3) Tutum ve davranışların değişmezliği

4)Statüko sorunları

4.1) Görev tariflerinin yapılmış olması

4.2) Tüm çalışanları görev ünvanının belirtilmiş olması

4.3) Örgüt şemasının ve yetki ilişkilerinin açıkça belirtilmesi

5)Sosyal gereksinimler

5.1) İş grupları oluşturmak

5.2) Eğlence ve dinlenme fırsatlarının oluşturulması

5.3) Sosyal etkinliklerin düzenlenmesi

5.4) Meslek gruplarının ilişkilerinin güçlendirilmesi

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün önemli ortak kararlarından bir konuyu ilginç bir şekilde özetliyor:

“ İş hayatındaki koşullar, iş görenlerin sağlığı ve ruhsal dengesini tehlikeye sokmamalı ve ona düşünebilmek, sosyalleşebilmek ve toplum yaşamına katkıda bulunmak için serbest zaman bırakmalı ve bu arada kendisinin doyumluluğunu desteklerken onun kişisel kapasite ve yeteneklerini sergilemek ve geliştirmek fırsatını vermelidir, insancıl olmalıdır.”

TASARIMA ETKİSİ

1)Çevresel olumsuz faktörleri yok etmek için gürültüyü absorbe edecek yalıtımların yapılması, havalandırmanın iyi kurulması,ışığın uygun olması vb. olanakların sağlanması gerekir.

2)Bir yerde sabit durarak çalışanlar için ilişe bileceği bir sandalye olması ve tezgahın hem oturarak hem de ayakta çalışmaya izin verecek şekilde dizaynı gerekir. Bu monotonluğu ve dolayısıyla bıkkınlığı azaltacaktır.

3)Kazalara karşı alınan önlemlerin göz önünde olması işçileri rahatlatacak ve motivasyonlarını artıracaktır. Yangın söndürme tüplerinin görünen yerlere gerektiği kadar konması, yangın alarmı konması, yangın merdiveni bulunması ve gidiş yolunun açık olması, makinelerde acil durum düğmesinin kırmızı renkte ve büyük olması, bir sağlık odası bulunması vb. gerekir.

4)Yoğun çalışan işçilere aralarda dinlenmelerine yardımcı koşulların sağlanması gerekir. Kısa bir kestirme için odalar, yeşilliklerle dolu bir bahçe ve televizyon odaları gibi…

5)Kişilere kendilerine güven duymaları için bir masa ve köşe verilmesi de bir iyileştirme yoludur.

6)Ulaşım için servislerin sağlanması motivasyonu artıracaktır.

7)Yemekhane kurulması işçilerin kolaylıkla hem de parasız yeme ihtiyaçlarını sağlayacağından iş dinamizmini artırır.

8)Kantin ve çay ocakları da işçilerin yorgunluklarını azaltmalarına ve rahatlamalarına yardım eder.

9)Kreş, özellikle annelerin çocukları için kaygılanmalarını önleyeceği için işçi stresini oldukça azaltacaktır.

10)İşyerinde farklı bölümlerin farklı renge boyanması işçiler açısından monotonluğu azaltacaktır.

11)Müzik yayını işçilerin ruhsal ve fiziksel yorgunluklarını azaltacak ve onları iş yapmaya teşvik edecektir; bu da bir müzik yayını sistemi kurulmasını gerektirir.

12)Çalışma gruplarının kendilerine ait odalarının bulunması iş şevkini artıracaktır; değersizlik hissini önleyecektir.

13)Çalışanların en büyük psikolojik rahatsızlık kaynağı olan derdini üst kademeye bildirememe olayı birkaç “dilek ve şikayet kutusu” yardımıyla kurulacak sistemle ortadan kaldırılabilir.

14)Haftanın ve ayın işçisini seçip bu kişileri herkesin göreceği bir pano da sergilemek, bıkkınlık, değersiz hissetme, yalnızlık ve takdir edilmeme gibi olguların hepsini ortadan kaldırır.

15)Makinelerin tamamen otomatikleştirilmesi yerine hem zaman kaybını azaltıcı hem de işçiye farklı işler yapma zevkini verecek şekilde dizaynı ruhsal gerginliği azaltacaktır.

Sonuç:

İşyerlerinde kitleler halinde çalışan ve bazen kendilerinin birer makine gibi görüldüklerini düşünen insanlar elbette verimsiz olacaklar hatta işi bırakma noktasına bile gelebileceklerdir. Endüstriyel psikoloji iş ortamının günlük hayattan farklı olan bu yönlerini araştırarak; insanları ruhsal sorunlara iten etmenleri yok etmek için çabalamaktadır. Fakat bu çalışmaların sonuçları genelde orta ve üst seviyedeki işçileri rahatlatacak çözümler üretmektedir. Yine de üretimde önemli bir yere sahip olan insanları psikolojik sorunlarının bir kısmını dahi yok etmek, şartları insanların kaldırabileceği boyuta getirmeye yetecektir. Bazen bir saksı çiçek bile girdiği işyeri ortamında bulunan işçilerin motivasyonunu sağlayabilmekte ve rahatlatabilmektedir.

Bütün bunlar endüstriyel psikolojinin işçiler ve verimlilik açısından önemini ne kadar yararlı olduğunu en güzel şekilde göstermektedir.

Kaynakça:

1)Dr. ERKAN, Necmettin. Ergonomi. Milli Prodüktivite Merkezi Yayınları. Ankara,1997. sf: 274-277,280

2)Doç.Dr. TANYAŞ, Mehmet. Endüstri Mühendisliğine Giriş. İrfan Yayınları. İstanbul, 1995. sf: 106-118

3)Doç.Dr. Ören, Erol. İşletme Örgütleri Açısından Yönetim Psikolojisi. İstanbul, 1979. sf: 175-187

4)Gilmer, B.Von Haller. Industrial Psychology. McGraw-Hill. New York, 1961. sf: 80-95

İŞ BİLİMİ

Ödev-2 KONU:İşyeri Tasarımında Endüstriyel PsikolojininEtkisi

Öğretmen:A.Fahri Özok

İSİM:………Engin Öztürk

NUMARA:..0796305

FAKÜLTE:.İşletme Fakültesi

BÖLÜM:….Endüstri Mühendisliği

İçindekiler

06 Kasım 2007

İÇİNDEKİLER

1. İŞLETME HAKKINDA GENEL BİLGİ

1.1 İşletmenin Tanıtımı

1.1.1 Giriş

1.1.2. Borusan Halkalı Fabrikası

1.1.3. Başlıca Üretilen Boru Çeşitleri

1.1.4. Kalite Kontrol

1.1.5. Kalite Belgeleri

1.1.6. Araştırma-Geliştirme

1.2 İlgili Sektör İçindeki Durumu

1.3 Pazar Payı

1.4 İşçi Sayısı

1.5 Cirosu

1.6. İşletmenin Seçiliş Nedeni

2. ÇALIŞMANIN YAPILDIĞI BÖLÜM

2.1 Bölümün Tanıtımı

2.2 Çalışmanın Bu Bölümde Seçilme Nedeni

2.3 Bölümün Diğer Bölümlerle İlişkisi

3. ERGONOMİK İNCELEME

3.1 Teorık Bilgiler

3.1.1 Ergonomi hakkında Genel Bilgi

3.1.2 Antropometrik Açıdan

3.1.3 Aydınlatma

3.1.4 Titreşim

3.1.5 Gürültü

3.1.6 Klima Koşulları

3.1.7 Diğer Fiziksel Koşullar

3.2 Seçilen Bölümün Değerlendirilmesi

3.2.1 Çlışma Yerinin Seçilme Nedenleri

3.2.2. Çalışma yerine Ait Bilgiler

3.2.2.1 Antropometrik Açıdan

3.2.2.2 Aydınlatma

3.2.2.3 Titreşim

3.2.2.4 Gürültü

3.2.2.5 Klima Koşulları

3.2.2.6 Diğer Fiziksel Koşullar

3.2.2.7 Çalışma Yerindeki İş Organizasyonu

3.2.3 Mevcut Durumla Olması Gerekenin Karşılaştırılması

3.2.3.1 Antropometrik Açıdan

3.2.3.2 Aydınlatma

3.2.3.3 Titreşim

3.2.3.4 Gürültü

3.2.3.5 Klima Koşulları

3.2.3.6 Diğer Fiziksel Koşullar

4. SONUÇLAR VE ÖNERİLER

5. YENİ TASARIMIN GETİRECEĞİ YARARLAR

5.1 Çalışan Açısından

5.2 Verimlilik Açısından

5.3 Finansal Açıdan

6. KAYNAKLAR

1.İŞLETME HAKKINDA GENEL BİLGİ

1.1.İŞLETMENİN TANITIMI

1.1.1 GİRİŞ

Ana işkolu boru üretmek olan Borusan Boru kurucusu olduğu ve günümüzde 30 ayrı şirket ile çeşitli sektörlerde faaliyet göstermektedir. 38 yıldır boyuna kaynaklı çelik boru sektöründe Türkiye’de lider konumda olup ,Avrupa’da ise 6. Büyük kuruluştur. Çok geniş bir ürün yelpazesine sahip olan Borusan ,su ve doğalgaz borularından sanayi borularına,özel borulardan kazan borularına, kare ve dikdörtgen profillerden pp borulara dek 4,7 mm ile 323,9 mm dış çap aralığında boru üretilebilmektedir. Gemlik ve Halkalı fabrikalarında üretim 370.000 tonu bulan kapasiteyle ve ERW(Elektrik Direnç Kaynağı) metodu ile boyuna kaynaklı olarak en ileri teknoloji ile gerçekleştirilmektedir. Yeni üretim ve yönetim teknikleri konusunda sürekli eğitilen dinamik bir kadro, üretimin en yüksek kalite standardına uygun olmasını sağlamakta, en modern kalite kontrol yöntemlerini titizlikle uygulamaktadır. Müşteri hizmetleri ve satış sonrası hizmetleri Borusan için üretim kalitesi kadar önemli bir başka olgudur. Bu yüzden de ,siparişten teslimata kadar geçen sürede müşteri isteklerine büyük özen gösterilir. Borusan boruları yalnızca Türk standartlarına uygun olmayıp, uluslararası standartlara da uygundur ve çeşitli bağımsız kuruluşlar (Alman Teknik İnceleme Enstitüsü-TÜV, Amerikan Petrol Enstitüsü-API,vb.) tarafından sertifikalandırılmıştır. Ayrıca 1993’te ISO 9001 Kalite Güvence Belgesi’ni sektöründe ilk kez alan kuruluş olmuştur.38 yıllık deneyime sahip olan Borusan, sürekli ilerlemeyi kendisine hedef olarak seçmiştir.

1.1.2 BORUSAN HALKALI FABRİKASI

1958 yılında kurulan fanrika 20.000 m2’ si kapalı olmak üzere ,toplam 58.000 m2 alan üzerinde faaliyet göstermektedir. 70 000 tonluk yıllık üretim kapasitesine sahiptir. Bünyesindeki soğuk haddeleme tesisinin de yıllık kapasitesi yaklaşık 25.000 tondur. Tesiste, boru üretim hatları, dekapaj, soğuk hadde, tavlama ve skinpas üniteleri bulunmaktadır. Özel boru hatlarında ise soğuk çekme,çekiçleme, boy kesme, fosfatlama, tav, doğrulma ve çeşitli test üniteleri mevcuttur. Borusan Halkalı Fabrikası’nda üretim, sanayi boruları ve profilleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Başta otomotiv yan sanayi, bisiklet, mobilya, beyaz eşya, konstrüksiyon , tekstil olmak üzere çeşitli sektörler yönelik üretim yapılmaktadır.

1.1.3 BAŞLICA ÜRETİLEN BORU ÇEŞİTLERİ

1.1.3.1 SU BORULARI

Üretim Aralığı :

Dış Çap 21,3 mm-324 mm ,Et Kalınlığı 2 mm-8 mm , Boy 6 m

Üretim Standartları :

Boru üretim standartları

TS 301/2-3-4,TS 1997,TS 416, DIN 2440-2441,DIN 1626,ISO 65, BS 387,ASTM A-

53,NFA 49-145

Galvanizleme standartları

TS 94,DIN 2444,BS 1387, ASTM A-53,A-90,NFA 49-700

Diş açma standartları

TS 301,DIN 2999,BS 387

Toleranslar :

Et kalınlığı

-%12,5

+%10(standartlara göre değişmektedir.)

Ağırlık

+-%10(bir boy boruda standarda göre değişmektedir.)

+-%7,5(10 tonluk partide ,standarda göre değişmektedir.)

Boy

+100 mm

-50 mm(standarda göre değişmektedir.)

Eğrilik

Gözle görülür bir eğrilik olmamalıdır.

1.1.3.2 SANAYİ BORULARI

Üretim Aralığı :

Dış Çap 6 mm-70 mm ,Et Kalınlığı 0,70 mm-2,0 mm , Boy boru boyu standart 6 m’dir.

Özel siparişlerde 5 ile 7 m arası boylarda teslim edilebilmektedir.

Üretim Standartları :

TS 6476, TS 46,DIN 2394/DIN 2458

Kullanım Alanları :

Sanayi boruları ,otomotiv, otomotiv yansanayii,beyaz eşya,bisiklet,mobilya,tekstil,elektrikli ev aletleri gibi sanayiler başta olmak üzere , çeşitli sektörlerde kullanılmaktadır.Sanayi boruları ,istek üzerine değişik kalitede ,sıcak haddelenmiş,dekape edilmiş ya da soğuk haddelenmiş bantlardan yüzeyleri nikelaj ve benzeri uygulamalara uygun şekilde üretilmektedir.

1.1.3.3 KARE VE DİKDÖRTGEN BORULAR

Üretim Aralığı :

Dış Çap 10*10 mm-150*50 mm ,Et Kalınlığı 0,80 mm-6 mm , Boy STANDART 6 m. Özel siparişte ince etlilerde 5 ile 7 m arası,kalın etlilerde 13 m’ye kadar boylarda teslim edilebilmektedir.

Üretim Standartları :

İnce etli profiller TS 6475,kalın etli profiller TS 5317’ ye ve dünya standartlarına (DIN 2395,DIN 59411,ASTM A-500,BS 6363) göre üretilmektedir.

Toleranslar :

Eğrilik

2,5 mm/m

Diklik

+-1 derece

Dönüklük

+-1 derece/m

Boy

+-100 mm (6 metrede)

Kaynak dikişin orta eksenden kaçıklığı

a<20 mm+-3 mm

a=20 mm ile 35 mm arası +- 4 mm

a=35 mm ile 80 mm arası +-6 mm

Kullanım alanları

İnşaat sektöründe yapı elemanı olarak ,çatı konstrüksiyonlarında,otomotiv(otobüs ve kamyon karoserleri ya da kasaları ), mobilya ,makina ve tarım aletleri gibi alanlarda kullanılmaktadır.

1.1.3.4 KAZAN BORULARI

Üretim Aralığı :

Dış Çap 21,3 mm-88,9 mm ,Et Kalınlığı 2,0 mm-4,5 mm , Boy 7 m

Üretim Standartları :

TS 11004, DIN 17177,ASTM A-178

Kazan borularının üretiminde özel kalite malzeme kullanılır;iç çapak alınır,tavlanır ve %100 manyetik testten (EC) geçirilir. Standart olarak 7 m boylarda verniklenerek teslim edilir.

Boruların Kalite 1’e Göre Kullanım Sıcaklık Ve Basınçları :

İşletme basıncı

63,5 mm dış çapa kadar 80 bar

63,5 mm dış çaptan sonra 32 bar

İşletme sıcaklığı

Maks. 450 derece

1.1.3.5 DOĞALGAZ BORULARI

Üretim Aralığı :

Dış Çap 21,3 mm-88,9 mm ,Et Kalınlığı 2,8 mm-5,50 mm , Boy 6 m

Üretim Standartları :

API 5L VE TS 6047

Doğalgaz Borusunda Güvenlik Önlemleri

Doğalgaz borularına API 5L standardının gerektirdiği bütün testler uygulanmaktadır.

Özel kalite çelik bantlardan üretilir.

Et kalınlığı daha fazladır.

Borulara ısıl işlem uygulanır.

Borulardan alınan örnekler ayrıca Kalite Kontrol Departmanı’nda fiziksel ve mekanik testlerden geçirilerek standartlara uygunluğu kontrol edilir.

Tüm boruların %100 hidrostatik basınç testi ve manyetik testten geçirilerek sızdırmazlığı ve borunun metalografik yapısında herhangi bir hata olup olmadığı kontrol edilir.

Tüm borular vernikle kaplanır;Borusan logosu,boyut,deney basıncı ve “Doğalgaz Borusu” ibarelerini taşıyacak şekilde stensil yapılır.

1.1.3.6 PETROL BORULARI

Üretim Aralığı :

Dış Çap ½” -12 ¾” Boy ½”-4” arası maks. 7,50 m,4” üzeri maks. 13 m

Üretim Standartları :

TS 6047,API 5L ,DIN 17172,GOST 20295

Kullanım Alanları :

Petrol boruları,su,buhar,yağ,akaryakıt,petrol,doğalgaz ve kimyasal sıvı nakillerinde kullanılmaktadır.

1.1.3.7 ÖZEL BORULAR

Ölçü,fiziksel özellikler ve yüzey kalitesi açısından özel ihtiyaçları karşılamak için,standart üretimin dışında özel üretim yöntemlerinin uygulandığı ,hassas,yuvarlak boru ve profillerdir. Çeşitli kullanım alanı olan özel borular ihtiyaca göre aşağıdaki gruplarda üretilir.

Soğuk Çekme Borular :

DIN 2393,DIN 2394,TS 6438, TS 6476 standartlarına göre soğuk çekme yöntemiyle üretilen ,istenilen ölçü ve fiziksel özellikleri sağlayan,dış çapı ve et kalınlığı hassas borulardır.

İçi ve Dışı Kalibre Edilmiş Borular(Silindir Boruları) :

DIN 2393-C,TS 6438 standardına göre üretilen,çok hassas iç çap ,et kalınlığı ve yüzey pürüzlüğüne sahip borulardır. Mandrelli çekme ya da çekiçleme yöntemiyle üretilirler.

Özel Şekilli Boru ve Profiller :

Değişik kullanım alanlarına göre düz,oval,elips,altıgen ve çeşitli şekillerde boru ve profiller üretilmektedir.

Polietilen (PE) Kaplamalı Borular :

DIN 30670 standardına uygun ½”-8” ebat aralığında 12 metre boya kadar borulara epoksi ,yapıştırıcı ve kaplayıcı maddeden oluşan üç katmanlı PE kaplama yapılabilir. Kaplama malzemesi standart sarı renkte olup ,normal ya da daha kalın kaplanabilir. Polietilen kaplama,çelik boruyu aşınmaya karşı korur ve sağlık kurallarına uygundur.

Bitüm Kaplamalı Borular :

DIN 30673 ve TS 4356 standartlarına göre daldırma yöntemi ile iç ve dış bitüm kaplama yapılabilir. Dış yüzeyler tek ya da çift kat cam elyafı sarılarak kireç ile boyanır. Bitümlü borular boyuna kaynaklı ,boru uçları dişli ,manşonlu ya da kaynak ağızlı olarak siparişe göre üretilir. Tesislarimizde 2”-12” ebat aralığındaki borulara bitüm kaplama olanağı vardır. Bitümleme ,çelik boruyu aşınmaya karşı korur ve sağlık kurallarına uygundur.

İsteğe Göre Yapılabilen Diğer Özel İşlemler :

Muhtelif boru ve profillerde iç kaynak çapağının temizlenmesi.

Koruyucu atmosferde tavlama ve normalizasyon.

Korozyona karşı koruma(fosfatlama,pasa karşı koruyucu yağlama).

Hidrostatik test,manyetik test,ultrasonik test.

Özel ve hassas boy kesme.

Galvanizli banttan boru ve profil üretimi.

KULLANIM ALANLARI

Otomotiv ve Otomotiv Yan Sanayii :

Karoser ve şasi için profil,yuvarlak ve özel şekilli borular (otobüs,kamyon,minibüs).

Egzoz boruları.

Benzin boruları.

Koltuk boruları ve profilleri.

Amortisör boruları (araç,koltuk,kapı ve bagaj).

Kardan şaft boruları.

Karter muhafaza ,cam krikosu,vites kolu,direksiyon simidi vb. üretiminde kullanılan borular.

Pompa(gres pompası,burç vb.) üretiminde kullanılan borular.

Kapı takviye borusu.

Bisiklet ve Motosiklet Sanayii :

Bisikletlerin çeşitli cins ve boyutlardaki boruları,motosikletlerin amortisör,egzoz,şasi ve ayak profilleri.

Mobilya Sanayii :

Koltuk ve dolap amortisörleri(büro koltukları vb.) üretiminde kullanılan borular.

Şekil alma kabiliyeti yüksek özel malzemeden,yüzey kaplamaya uygun imal edilen borular(çelik ev eşyaları,karyola,vb.).

Tekstil Sanayii :

Kops boruları.

Özel şekilli tekstil profilleri.

Elektrikli Ev Aletleri Sanayii :

Tüp rezistans boruları (fırın,ızgara,tost makinası,ütü,elektrikli ısıtıcılar vb.).

elektrik süpürhesi.

Şemsiye ve Avize Sanayii :

Özel şekilli,küçük çaplı,ince borular.

1.1.4 KALİTE KONTROL

Borusan’da kalite anlayışı, hammaddenin temininden, ürünün müşteriye ulaşımına kadar uzanır. Giriş kalite kontrolü, proses ve final kontrollerde standartlara ve müşteri özel isteklerine uygun olarak; fiziksel, kimyasal ve metalografik testler yapılır.

1.1.4.1 Tahribatsız Testler

Hidrostatik Basınç Testi: Su, petrol doğalgaz ve kazan boruları, belirli bir süre normların öngördüğü basınç değerleri altında hidrostatik teste tabi tutulur.

Eddy Current Testi: Borunun kaynak bölgesi ve malzemesinde olabilecek tüm hatalar elektromanyetik bir cihazla tesbit edilir.

Ultrasonik Testi: Boruların kaynak bölgesinde meydana gelebilecek hatalar, elektromanyetik dalgaların sızıntı özelliği yardımı ile test edilir.

1.1.4.2 Mekanik Testler

Yassıltma Testi: Borulardan alınan örnekler, borunun kaynak bölgesi yana ve üste gelecek şekilde maksimum düzeyde yassıltılır ve kaynakta bir açılma olup olmadığı kontrol edilir.

Bükme Testi: Boru, doksan dereceye kadar bükülür ve herhangi bir kırılma ya da kaynak ta açılma olup olmadığı kontrol edilir.

Genişletme Testi: Alınan örneklerin ağızları belirli açılardaki koniler aracılığıyla genişletilerek, kaynakta bir açılma olup olmadığı kontrol edilir.

Çekme Testi: Boruların akma sınırı, kopma mukavemeti ve uzama değerleri ölçülür.

Katlama Testi: Malzeme kalitesinin ölçülmesi amacıyla yapıldığı gibi, petrol borularının

kaynak kalitesini kontrol etmek amacıyla, kaynak bölgesinden hazırlanan numunelerden yapılır.

1.1.5 KALİTE BELGELERİ

Sistem Kalitesi:

- BVQI: ISO 9001

Ürün Kalitesi :

Türk Standartlarına Uygunluk Belgeleri

– TS 301

– TS 316

– TS 1997

– TS 6476

– TS 6438

– TS 5317

– TS 6475

– TS 6047

– TS 11004

– TSEK 3684

Amerikan Standartlarına Uygunluk Belgeleri

-API 5L Spec Q1

-API 5CT Spec Q1

Alman Standartlarına Uygunluk Belgeleri

TÜV : AD-MERKBLAT W O/TRD 100

DIN 1615 St 33

DIN 1626 St 37,0-St 44,0

DIN 1628 St 37,4

DIN 17172 StE 210,7-240,7-290,7

DIN 17177 St 37,8

DVGM : DIN 2440

DIN 2441

LLOYD : DIN 1626 St 37,0

1.1.6 ARAŞTIRMA / GELİŞTİRME

Araştırma ve geliştirme, Borusan’da önde gelen faaliyetler arasında yer alır. Ar-Ge departmanı, yeni ürün geliştirmeye ve teknolojideki en son yenilikleri takip ederek, üretimi sürekli yenilemeye yönelik projeler üzerinde çalışır.

Yeni ürün geliştirme programı, müşterilerin öneri ve talepleri ile endüstriyel yenilikler çerçevesinde yürütülür.

Teknolojideki son gelişmelerin takibi ise, gelişmiş bir bilgi ağı ile izlenir. Çalışan elemanlar, üretim ve yönetim teknikleri konularında sürekli eğitim görür. Yatırım hedefleri çerçevesinde, bilgisayar kullanımı ile üretim verimliliğini artırmaya yönelik çalışmalar sürdürülmektedir.

1.2 İLGİLİ SEKTÖR İÇİNDEKİ DURUMU

Şirketin ilgili sektördeki durumuna bakacak olursak ülke pazarının %50’sine sahip olduğunu ve yurt dişında da hatırı sayılır bir paya sahip olduğunu görürüz.Bu yılda sağladığı 140 milyon dolarlık cirodan da kolayca anlaşılmaktadır.

1.3 PAZAR PAYI

Borusan iç piyasanın yallaşık % 50 sine sahiptir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG]

1.4. İŞÇİ SAYISI

Borusan Halkalı tesislerinde 216 sı mavi yakalı 25 i beyaz yakalı olmak üzere toplam 241 kişi istihdam edilmektedir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

1.5 CİROSU

Borusanın 1997 yılı toplam cirosu 140 milyon dolardır.

1.6. İŞLETMENİN SEÇİLİŞ NEDENİ

Gerek boru üretimin diğer pek çok sektöre göre daha zor şartlar altında yapılması gerekse de firmanın tesislerinin çalışma yapılabilecek genişlikte olması bu işletmenin seçilmesinde etken olmuştur.

2. ÇALIŞMANIN YAPILDIĞI DEPARTMAN

2.1 BÖLÜMÜN TANITIMI

Çalışmanın yapıldığı bölüm Özel Boru İmalat Departmanına bağlı Otomatik Boy kesme Makinasıdır. Bölümün bağlı olduğu özel boru imalat depertmanı, firmada üretilen standart boruları müşterinin talebi doğrultusunda farklı işlemlere tabi tutmaktadır. Dolayısıyla bu departmanda üretilen borular, ölçü hassasiyeti, mekanik özellikler, yüzey pürüzlülüğü gibi bazı katma değerlere sahip olmaktadır. Departmanda yapılan bazı işler aşağıda sıralanmıştır.

1- Soğuk çekme

2- Çekiçleme

3- Fosfatlama

4- Normalizasyon tavlaması

5- Doğrultma

6- Otomatik boy kesme

Çalışmanın yapıldığı iş istasyonu olan otomatik boy kesme makinası siparişlere göre çeşitli uzunlukta boruların kesilmesi işlemi yapılmaktadır. Bu yüzden standart bir üretim yoktur ve siparişlere göre ayarlar sürekli değiştirilmektedir.

2.2 BÖLÜMÜN DİĞER BÖLÜMLERLE İLİŞKİSİ

2.2.1. DEPARTMANIN DİĞER BÖLÜMLERLE İLİŞKİSİ

Bu departman genel boru imlat departmanının müşterisi konumundadır. Fakat ana boru gerektiğinde Gemlik fabrikasında üretilen boruları da kullanabilmektedir. Kalite kontrol departmanıyla koordineli olarak çalışır.

2.2.2. İŞ İSTASYONUNUN DİĞER BÖLÜMLERLE İLİŞKİSİ

Benim çalışmamı yaptığım iş istasyonu olan otomatik boy kesme makinası ise daha önce üretimiş standart boruların müşterisi konumundadır. Bu tezgaha gelen standart borular siparişlere göre gerekli uzunkukta kesilmekte ve gerekiyorsa başka işlemler için gerekli bölümlere gönderilmektedir.

2.3 ÇALIŞMANIN BU BÖLÜMDE ŞEÇİLMESİNİN NEDENİ

2.3.1 DEPARTMANIN SEÇİLİŞ NEDENİ

Çalışmanın özel boru departmanında seçilmesinin nedeni diğer departmanlara oranla daha hızlı bir değişim ve yenilenme içinde bulunmasıdır bu yüzden de gelşiştirilmeye açık konuların bulunmasıdır.

2.3.2 İŞ İSTASYONUNUN SEÇİLİŞ NEDENİ

Bu departman içinde otomatik boy kesme makinasının seçiliş nedeni ise otomasyona geçilmediği için insanın aktif bir şekilde çalışıyor olmasındandır. Kesilmekte olan boruların ölçülerine göre farklı sorunların olduğunun da farkedilmesi (örneğin kısa boruların kesiminde sık sık kesilen boruların yerinden fırlaması gibi) de etkili olmuştur.

3.ERGONOMİK İNCELEME

3.1.TEORİK BİLGİLER

3.1.1 ERGONOMİ HAKKINDA GENEL BİLGİ

Ergonomi bir yandan uygulamalı bir bilim dalı olarak insan-makine sisteminin maksimum randımanla çalışmasını sağlarken, diğer yandan insanın en rahat ,en uygun çevre koşullarında çalışması için gerekli bilimsel verileri ortaya koymayı amaç edinir. Daha az yorulma, daha aza iş kazası ve meslek hastalığı ergonominin amaçları arasındadır.

İnsanlar iş görürken çeşitli el aletlerini mekanik araç ve gereçleri, iş makinalarını belli bir iş için programlanmış sistemleri kullanırlar. Bu işbirliğinden amaç insanın fizik ve mental yeteneklerini desteklemektir. İnsanların kullandığı her türlü araç ve gerecin en etkin bir şekilde hizmete sokulması ise, onları kullananların, duruş, oturuş, genel sağlık güvenlik ve sisteme uygum konularının dikkate alınmasını gerektirir. Bu nedenle insan varlığının bedensel ve ruhsal gereksinmelerini dikkate almak davranışlarını tanımlamak insanların kullanımı için tasarlanmış tüm sistemleri onlara uygun ve üstün verim ile çalışan sistemler olarak düşünmek gerekir.

İnsanlar endüstriyel ortamda ,soğuk, sıcak, yüksek ya da alçak basınç,rutubet gibi çeşitli ortam stresleri ile karşı karşıya kalabilirler. İş ortamında ayrıca; toz, duman, zehirli gaz ve buharlar radyasyon gibi çeşitli sakıncalar bulunabilir.

Bütün bu sorunlar karşısında İNSAN-MAKİNA-ÇEVRE ilişkilerini inceleyerek böyle bir ortamda insanların sağlıklı ve üretken bir şekilde çalışabilmeleri için gerekli düzenlemeleri yapmak gibi önem kazanmıştır. Bu alanda yapılan çalışmalar son yarım yüzyılda ERGONOMİ bilim alanının gelişimine gerekçe teşkil etmiştir.

3.1.2 ANTROPOMETRİK AÇIDAN

Çalışan insanların fiziksel rahatlıkları ve beden yeteneklerini en üst düzeyde kullanabilmeleri öncelikle, kullandıkları malzemeler, çalışma yüzeyleri ve hacimlerin onların boyutlarına uygun olmasına bağlıdır. Her türlü araç ve gereci kullanan iş görenlerin boyut farklılıklarını gözeterek ara kesit tasarımları yapmak çok önemlidir. Böyle bir yaklaşımda antropometri teknikleri kullanılır.

Antropometri, insan vücudunun boyutları ile ilgilenen özel bir bilim dalıdır. Bu boyutlar;uzunluk, genişlik, yükseklik, ağırlık, çevre boyutları gibi farklı teknikleri içerir. Günümüzde insanların antropometrik özellikleri pek değişik nedenlerle inceleme konusu olmuştur.

Her insan çalışırken belirli bir çevre içinde devinir. Bunun için kendisine verilecek görevleri en iyi bir şekilde gerçekleştirebileceği hacimlerin tasarımı zorunludur. Günümüz endüstrilerinde çok sayıda işçi devamlı oturarak çalışmaktadır. Bu gibi insanların kullandığı hacimlerin belirlenmesinde, kol ve bacakların ve gövdenin dinamik antropometrik ölçüleri esas alınarak yer tasarımı yapılır.

3.1.3 AYDINLATMA

Aydınlatma şiddetinin ölçü birimi lükstür (lx).Bu değer birim alana düşen ışık akımıdır. Çeşitli ışık kaynaklarında ışık akımlarına ait veriler üretici firmaların yayınladıkları tablolardan veya literatürden elde edilebilir. Bu değerler genelde ölçülemez. Bulutsuz bir yaz gününde, açık havada 100.000 lux ‘e ulaşır.Kapalı bir kış gününde bu değer 3000 lux’e ulaşır. Aydınlatma şiddeti de ışığın dalga boyunun (=renk) yanı başında yüklenme düzeyi için bir ölçü oluşturulur. Aydınlatma şiddeti lüksmetre ile ölçülür.

3.1.3.1. İYİ BİR AYDINLATMA DÜZEYİNİN ÖZELLİKLERİ

1)Aydınlatma düzeni

2)Eş düzeyde aydınlatma

3)Işık yönü ve gölge etkisi

4)Işık dağılımı

5)Işıktan yararlanma

6)Kamaşmanın sınırlandırılması

7)Işığın rengi ve renksel yansıma

3.1.3.2. AYDINLATMA ŞİDDETİ

Son yıllarda geniş kapsamlı araştırmalar, aydınlatma şiddetinin yükseltilmesi ile insan performansının arttığını, yorulmanın azaldığını, daha az ıskarta ve iş kazasına rastlandığını göstermiştir. Bu arada performansın %15, hatta bazı işlerde %40 artması mümkündür.

3.1.3.3. EŞDÜZEYDE AYDINLATMA

Endüstri ve bürolarda ister doğal, ister yapar ışıkla olsun aydınlatma bir yandan aydınlığın büyük farklar göstermesine, öte yandan da tümüyle kontrastsız bir tekdüzeliğin meydana gelmemesine dikkat edilmelidir. Sürekli olarak bulunan bir ortamda aydınlık farkları büyük olursa gözün sürekli olarak adaptasyonu gerekir ki, bu da görme performansının düşmesine neden olur.

3.1.4 TİTREŞİM

Özellikle motorlu araçları veya mekanik tahrikli (örneğin darbeli matkap, havalı tabanca gibi) aletleri kullanan insanlar mekanik titreşimlere maruzdur.

Titreşen bir sistem ikinci bir sistemde etki yaparsa ikinci sistemi de beraber titreşmeye yöneltir. Eğer etkileyen ve etkilenen frekanslar arasında uyum varsa rezonans söz konusu olur.

Titreşim davranışı ile ilgili kitle dağılımı, yaylanma ve sönümleme değeri gibi parametreler mekanik titreşim sistemlerinin aksine insanlardan sabit değildir. İnsan, örneğin çeşitli kas kasılmaları ile mevcut titreşim yüklenmesine uyum yolları arar. Titreşim süresinin, titreşim molasına oranın önemi büyüktür. Düşük frekanslar genellikle insanın büyük organlarını etkiler. Buna karşılık yüksek frekanslar ise vücut yüzeyinde absorbe olur. Yatay titreşimler sönümlenebildiğinden, düşey titreşimlere göre insan daha az zorlanır.

Titreşimi tasarım önlemleriyle titreşim oluşumunu azaltmak veya tamamen yok etmek, yalıtım yoluyla titreşimin yayılmasını engellemek, titreşimin yoğun olduğu yerlerde üretim araçlarının düzenlenmesi yoluyla insanları korumak veya organizasyon önlemleriyle (molaların düzenlenmesi), dinlenme imkanlarının sağlanması gibi seçenekler vardır.

3.1.5. GÜRÜLTÜ

Gürültü, rahatsız eden veya zarar veren sestir. Ses karmaşasının gürültü olarak algılanması sadece sesin yoğunluğuna değil ,ses karmaşasındaki enformasyon içeriğine ve algılayan kişinin ses olayına karşı takındığı tavra bağlıdır.

Ses, hava ve diğer elastik taşıyıcıların belirli bir frekans ve basınç aralığındaki titreşimleri demektir. Ses titreşimleri gazlar için doğabildiği gibi, sıvı ve katılar içinde de yayılabilir.

3.1.5.1. GÜRÜLTÜ ETKİLERİ

1) İşitme Organına Zararlı Etkileri : Müsaade edilen 85 dB şiddetindeki emisyon, aşılırsa böyle kişilerde gürültü sağırlığı meydana gelir.

2) Vejetatif Etkiler :Kan damarlarında daralma, göz bebeklerinde büyüme, kalp atışlarında azalma, metabolizmanın yüklenmesi, kan bileşiminde değişiklikler meydana gelir.

3) Psişik Etkiler :Enformasyon algılama ve onları işleme sırasında gürültü etkisinde kalan insanların performansları büyük ölçüde olumsuz yönde etkilenebilir. Özellikle konuşarak haberleşme ve sinyallerin algılanması, gürültünün bastırma özelliği dolayısıyla engellenebilir.

3.1.5.2. GÜRÜLTÜDEN KORUNMA

1.Tezgah ve makinaların periyodik bakımı yapılmalıdır.

2.Tezgah ve makinaların imalatı sırasında titreşim söndürücü malzemeler kullanılmalıdır.

3.Gürültüyü meydana getiren alet, araç-gereç ve makinalar toplanıp en alt kata alınabilir.

4.Gürültü tek bir kaynaktan ortaya çıkıyorsa, bu kaynak çevreden izole edilebilir.

5.Tasarım sırasında bina duvarları, kapılar ses yalıtıcı maddelerden yapılmalıdır.

6.Gürültü teknoloji eksikliğinden meydana geliyorsa ileri teknolojiye geçilmelidir.

7.Kişiler düzeyinde kulaklık, eldiven, vb titreşimi de önleyici malzemeler kullanılabilir.

3.1.6 KLİMA KOŞULLARI

İnsan vücudunun sıcaklığı 37°C civarındadır. Bu değerden ancak, çok küçük ölçüde farklı olabilir. Aksi halde soğuk veya sıcak rahatsız edici biçimde algılanır ya da hastalık belirtileri görülür.Vücut sıcaklığının 1.5°C ‘den fazla yükselmesi yaklaşık 335 kJ’lük bir ısının depolanması demektir ki, bu da bir ısı birikimine neden olarak "sıcak çarpması" na yol açar. Oturarak çalışan bir insan 400 kJ/h enerji üretir ki, bunun ancak bir kısmı vücut iç sıcaklığının sürdürülmesi için gereklidir.

İnsan vücudunun, kısa süreli uyumlarının yanında bir de uzun süreli tepkileri vardır. Klima koşullarına uyum olarak tanımlanan bu tepkiler sayesinde, mevcut yüklenme daha dayanılır hale gelir ve sübjektif olarak daha azmış hissini verir. Aşırı sıcakta çalışma 2-3 hafta içinde ,genellikle : terlemenin artması, cilt sıcaklığı artışının azalmasını,vücut iç sıcaklığı artışının azalması, ve nihayet kalp ve dolaşım yükünün azalmasını sağlar.

3.1.6.1. KLİMA ETKİLERİNDEN KORUNMA

Bir çalışma yerinde iklim koşullarını iyileştirmek teknik ya da ekonomik nedenlerden dolayı olanaklı değilse, bir dizi korunma önlemlerinden yararlanılabilir :

– İnsan iç yapısı ile ilgili olarak (fizyolojik koruyucu önlemler)

– İnsan üzerinde (korunma giysileriyle kişisel koruyucu önlemler)

– Çalışma yerlerinde (teknik koruyucu önlemler)

– İş organizasyonunda (çalışma zamanlarının ve molaların düzenlenmesi).

3.1.7 DİĞER FİZİKSEL KOŞULLAR

3.1.7.1. ZARARLI MADDELER

3.1.7.1.1 TOZ

Toz deyiminden, mekanik süreçler sonucunda oluşan katı maddelerin gazlar içinde, teknik bir işleme tabi tutulabilecek, dağılımı anlaşılır. Toz, metalik, mineralojik veya bitkisel kökenli olabilir. Tozun zararlı madde olarak etkisi önemli oranda parçacık büyüklüğüne bağlıdır.

3.1.7.1.2. DUMANLAR

Dumanlara örnek olarak lehim ve kaynak dumanı, çinko oksidi dumanı sayılabilir.

3.1.7.1.3. GAZLAR

Gazlar, ortamdaki havaya üç boyutta yayılan elemanter veya moleküler yapıda karışımlardır. Bunlar arasında öncelikle karbon monoksit, azot monoksit ve azot dioksit gelir.

3.1.7.1.4. BUHARLAR

Buharlar, sıvı veya katı halleriyle denge durumunda, gaz biçiminde havada bulunan maddelerdir. Bunların en önemlileri çözücü buharları olan, benzol, tetrakloretilen, trikloetilen vb dir.

3.1.7.1.5. SİSLER

Talaşlı imalatta oluşan yağ sisi, en önde gelen sis çeşididir.

ZARARLI MADDELER

KATI ZARARLI SIVI ZARARLI HAVADA BULUNAN

MADDELER MADDELER MADDELER

HAVADA BULUNAN HAVADA BULUNAN HAVADA BULUNAN

KATI MADDELER SIVI MADDELER GAZ MADDELER

TOZ DUMAN SİS GAZ BUHAR

3.1.7.2. ZARARLI MADDELERİN ETKİLERİ

Zararlı maddeler, solunum, deri teması veya mide bağırsak kanalı yoluyla vücuda geçebilirler. Çalışan kişiyi doğrudan doğruya rahatsız etmelerinin yanı sıra, insan sağlığına bir dizi kronik etkileri olabilir. Gaz ve buharlar tahriş edici, tahrip edici, egzama yapıcı ve zehirleyici etkide bulunabilir.

3.2 UYGULAMA KISMI

3.2.1. Çalışma Yerinin Seçilme Nedenleri

Çalışma yeri fabrikadaki özel boru imalat bölümündeki otomatik boy kesme makinasıdır. Bu bölümde uzun borulardan üretilecek boruların boyutuna göre daha kısa borular kesilerek üretilmektedir. Bu bölümü seçme nedenlerimden ilki bölümün henüz otomasyona geçmemiş olmasıdır. Bu nedenle işçi yoğun olarak çalışmak zorundadır. Ayrıca iş istasyonunun özel boru imalatı bölümünde olması nedeniyle imalat standart olmayıp çeşitli boyutlarda boru kesiminin yapılmaktadır. Bu da farklı boyuttaki borularda farklı sorunları oluşturabilmektedir.

3.2.2 Çalışma Yerine Ait Bilgiler

3.2.2.1 Antropometrik Açıdan

Makine tek bir işçi tarafından kontrol edilmektedir. Makineyi kontrol edem işçinin oturduğu yer oldukça rahatsızdır. Kesilen boruların düştüğü yerle kontrol panelinin arasına sıkışmış durumdadır. Oturduğu sandalyenin yaslanacak kısmı olmadığı gibi oldukça da rahatsızdır. İşçi sık sık kesilen borulardan kesim sırasında farklı yere düşenleri toplamaya çalışmakta bunun içinde sürekli eğilmek zorunda kalmaktadır. Oturduğu yer ne yerdeki boruları düzeltmeye ne de rahat oturmaya uygundur.

3.2.2.2 Aydınlatma

Fabrika genel olarak pek aydınlık sayılamaz. Tavanda florasanlar ve tekli spotlarla aydınlatma sağlanmaya çalışılmıştır. Fakat yeterli aydınlık yoktur. Fakat bu durum çok önemli hata ve bozukluğa yol açacak kadar fazla değildir.

3.2.2.3. Titreşim

Genel olarak fabrikanın tamamında da seçilen iş istasyonunda da çok ciddi bir titreşim bulunmamaktadır. Üretimde kullanılan makinalar fazla titreşime sebep olabilecek türden değildir.

3.2.2.4 Gürültü

İşletmenin en ciddi ergonomik sorunlarından birisi gürültüdür. Gerek makinaların çakışırken çıkardıkları seslerle gerekse de boruların taşınıp bırakılması esnasında çıkan ani sesler nedeniyle fabrikaya genel bir gürültü hakimdir. Gürültünün boyutu belli bir süre içerde durduktan sonra dışarıya çıkınca daha iyi anlaşılmaktadır. Gürültünün yüksekliğinde tüm makinaların aynı kapalı alanda bulunması ve herhangi bir biçimde ayrılmamış olmasının da etkisi vardır. Bu nedenle tüm makinaların sesleri birebirine karışmaktadır. Üretim bölümlerinin birbirinden izole edilememesinin nedeni üretim birimlerinin birbirlerine bağlı olmasıdır.

3.2.2.5 Klima Koşulları

Üretilen malzemeler nedeniyle fabrikanın içine bir yağ kokusu hakimdir. Havalandırma çok iyi bir şekilde yapılamamaktadır. İş yerinin sıcaklığı işçilerin çalışma koşullarına uygundur. Bu konuyla ilgili önemli bir sorun fark edilememiştir.(İşçilerin yoğun terlemesi veya üşümesi gibi) işçiler ağır fiziksel çalışmalara rağmen rahatsız görünmemektedir.

3.2.2.6 Diğer Fiziksel Koşullar

Fabrikada toz ve benzeri zerreciklerin etkisi fazla bulunmamaktadır. Kullanılan malzemeler nedeniyle içeriye yoğun bir yağ kokusu hakimdir. Havalandırmanın pek yeterli olduğu söylenemez. Bu sorun da gürültüyle beraber işletmenin en ciddi ergonomik sorunlarından birisidir..

3.2.2.7 Çalışma Yerindeki İş Organizasyonu

Seçilen iş istasyonunda çeşitli ebatlarda boru kesimi yapılmaktadır. İşçi bantta bulunan boruları uzanarak kesim makinasının uygun kısmına yerleştirmektedir. Bu iş yapıldıktan sonra makine boruları belirlenen boyutlarda kesmeye başlamaktadır fakat kesilen borular düzgün bir şekilde gerekli bölüme düşmemektedir. Bu sorun özellikle kısa boruların imalatında daha fazla yaşanmaktadır. İşçi dışarı düşen boruları sık sık yerden alıp yere koymak zorunda kalmaktadır. Kesim işlemi tamamlandıktan sonra aynı işçi boruları taşımak için kullanacağı vinci getirmekte boruları bu vince yerleştirip bu vincin yardımıyla taşımaktadır. Borulara bir çember geçirdikten sonra yine vinçle makinanın yakınındaki bir yere istiflemekte ve tekrar boru kesimi işlemine devam etmektedir.

3.2.3. Mevcut Durumla Olması Gerekenin Karşılaştırılması

3.2.3.1 Antropometrik Açıdan

Mevcut durumda işçi oldukça rahatsız biçimde çalışmaktadır. Oturduğu sandalye oldukça yüksek olup sırt dayamak için bir yeri de yoktur. Ayrıca işçi makinalar arasında çok dar bir yere sıkışmış durumdadır. Olması gereken daha geniş bir yerde ve ölçülerine uygun bir sandalyede çalışmasıdır. Ayrıca sık sık eğilmek zorunda kalan işçinin yere uzanması da oldukça güç olmaktadır. İşçinin normalde bu tür uzanma ve eğilmeleri minimum miktarda yapmalıdır.

3.2.3.2. Aydınlatma Açısından

İşletme genel olarak biraz loş olarak kabul edilebilir. Aydınlatma fazla yeterli değildir. Verimli ve daha etkin bir çalışma ortamı için aydınlatma artırılmalıdır.

3.2.3.3. Titreşim Açısından

Daha önce de değindiğimiz gibi fabrikada ciddi bir titreşim sorunu bulunmamaktadır. Mevcut standart olması gerekenden pek farklı değildir.

3.2.3.4. Gürültü Açısından

Yukarda da ifade edildiği gibi fabrikadaki en ciddi sorunların başında gürültü gelmektedir. Ortam olması gerekenden daha gürültülüdür. Makinaların sesleri birbirine karışmakta, taşınan boruların yere bırakılması gibi nedenlerle ani yüksek sesler de gürültüyü artırmaktadır. Uzun süre içerde kalınca gürültünün rahatsız ediciliği daha iyi ortaya çıkmaktadır.

3.2.3.5. Klima Açısından

İşyerinin sıcaklığı olması gereken sıcaklığa uygundur. Fabrikada yoğun ısı oluşumuna neden olacak fazla faaliyet bulunmamaktadır. Isı dağılımı homojen olarak kabul edilebilir. İşçi sağlığı açısından ideal klima koşullarına sahiptir.

3.2.3.6. Diğer Fiziksel Koşullar

Fabrikada yeterli havalandırma sağlanamamaktadır. Standart bir çalışma yeri için fazla kokuya sahiptir. İmalatın türü nedeniyle ortamda fazla miktarda toz, duman vb. bulunmaktadır. Daha önce de belirtildiği gibi gürültüyle beraber bu sorun fabrikanın en ciddi sorunudur.

4. SONUÇLAR VE ÖNERİLER

Genel olarak fabrika otomasyona geçmiş ve geçme aşamasındadır. Bu nedenle seçilen iş istasyonunu dışında insan-makine ilişkisi bakımından fazla sorunlu bir bölüm bulunmamaktadır. Fakat seçilen otomatik boy kesme makinası ergonomik açıdan oldukça sorunludur. Bu istasyonun ergonomik açıdan düzeltilmesi için getirilebilecek ilk öneri makinaların demir yüzeyleri arasında adeta sıkışmış gibi duran işçiye daha geniş bir alan sağlanabilecek şekilde ortamın düzeltilmesidir. Daha sonra işçiye boyutlarına uygun bir sandalye verilmelidir. Ayrıca işçi sık sık boruları makinaya sokmak için uzanmakta, kesilen boruları düzeltmek için de eğilmek zorunda kalmaktadır. Bu sorunların en etkin çözümü otomasyona geçmektir. Zaten işletme de bu bölümde bir ay içinde otomasyona geçileceğini bildirmiştir. Bunlardan başka işçi kesilen boruları kendi getirdiği vince yine kendisi getirip, kendisi yerleştirmekte, vinçle kaldırıp yine tek başına boruların etrafına tel geçirmek için başka bir bölüme götürüp, tekrar vinçle taşıyıp bir yerde istif etmektedir. Bu işleri yaparken dinamik kassal çalışma olarak kabul edilebilecek pek çok iş yapmaktadır.(kaldırma, taşıma vb) bu faaliyetlerin hafifletilmesi gerekir. Hareketli bir bant yardımıyla kesilen borular gerekli bölüme, oradan da istif edilecek yere götürülebilir. Bu yöntem vinçle taşımadan hem daha kolay hem de daha güvenlidir.

Genel olarak fabrikaya hakim olan gürültünün giderilmesi pek kolay gözükmemektedir. Fakat hiç olmazsa diğerlerine oranla daha gürültülü çalışan makinalara yönelik alınacak izolasyon gibi önlemlerle gürültü azaltılabilir. Ya da işçiler koruyucu kulaklık verilerek gürültüden daha az etkilenmeleri sağlanabilir. Aydınlatmaya gelince florasan sayısını artırarak gerekli düzeye kolayca gelinebilir. Yerleştirilecek ışık kaynakları özellikle çalışmanın yoğun olduğu bölümlerin civarına yerleştirilirse hem daha etkin hem de ucuz aydınlatma sağlanabilir. Koku ve havasızlık yine çözümü çok kolay gözükmeyen önemli bir sorun olarak gözükmektedir. Yapılması gereken şey fabrikanın havalandırma sistemini geliştirmektir.

Sonuç olarak fabrikanın iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından çok ciddi problemleri olmasa da çözümü gereken sorunları vardır. Otomasyona geçilmemiş kısımların otomasyonunun sağlanması, etkin bir havalandırma ve gürültüye karşı alınacak önlemlerle kısa zamanda çok daha iyi bir konuma ulaşabilir.

5. YENİ TASARIMIN GETİRECEĞİ YARARLAR

5.1 Çalışan Açısından

Yeni tasarım sayesinde iş istasyondaki işçi hem rahat oturabilecek hem de şu anda yaptığı pek çok ağır işi yapmak zorunda kalmayacaktır. Mevcut durumda sıkışık bir alana iki büklüm oturmak zorundaki işçi daha rahat oturabilecek ve işini daha az zorlanarak yapacaktır. Boruların kesimi işinin de otomasyona geçmesiyle işçi uzanarak boruları makinalara yerleştirmeyecek ayrıca kesme ve kesilen parçaların toplanması sırasındaki işlemin daha iyi bir teknoloji ile yapılması nedeniyle sık sık eğilip boruları düzeltmek zorunda kalmayacaktır. Vinçle kesilen boruların taşınması yerine kayan bir bantla boruların taşınıp gerekli işlemlerden geçmesi boruların ağırlığını da göz önüne aldığımızda işçiye önemli bir kolaylık sağlayacaktır.

Ayrıca gürültü, havalandırma ve aydınlatma ile alınan önlemler işçilerin daha rahat çalışmalarını sağlayacağı açıktır.

5.2. Verimlilik Açısından

Yeni tasarımla işçilerin daha rahat koşullarda çalışmalarının onların yaptıkları işe yansıyacağı açıktır. Gerek aydınlatma gerekse gürültü nedeniyle oluşabilecek dikkat dağılmasına bağlı hataların azalması fabrikada oluşan ıskarta oranı ve miktarını azaltacaktır. Ayrıca sorunlu istasyonlardaki ergonomik tasarımlar sayesinde işçilerin üretkenlikleri de artacaktır. Taşıma işlemlerini, işçilerden alınması üretim hızını ve miktarını artıracaktır.

5.3 Finansal Açıdan

Alınan önlemlerin ilk başta bir maliyet getireceği açıktır. Fakat bu önlemler kısa sürede işletmenin hem verimliliğine hem de üretkenliğine olumlu yönde katkı yapacaktır. Bu katkı kısa sürede kendini amorti edeceğini düşünmekteyim. Günümüzde esen toplam kalite, sürekli iyileştirme, toplam verimli bakım gibi rüzgarların güçlerini hep insandan ve kaliteli bir üretim sürecinin uzun vadede finansal açıdan karlılığından almakta olduğu unutulmamalıdır.

NOT: Fabrikada fotoğraf çekilmesine izin verilmediği için işletmenin ergonomik durumu görsel bir şekilde sunulamamıştır.

6. KAYNAKLAR

ERKAN Necmeddin, ERGONOMİ, MPM yayınları, Anakara 1997

ÖZOK, A.F., Türk Sanayi İşçileri Üzerinde Antropometrik Bir Araştırma, Doğa Bilim Dergisi, Cilt 5, 1981.

ÖZOK, A, F., Küçük Sanayide Nasıl Verimli Çalışabiliriz

TANYAŞ, M., Endüstri Mühendisliğine Giriş-1, İstanbul, 1995.

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ

İŞBİLİME GİRİŞ DERSİ

DÖNEM PROJESİ

ÖĞRETİM GÖREVLİSİ : Prof. Dr. AHMET FAHRİ ÖZOK

FİRMA ADI: BORUSAN HALKALI TESİSLERİ

İNCELEN BÖLÜM: OTOMATİK BOY KESME MAKİNASI

HAZIRLAYAN : Y. UĞUR PABUÇCU 0796-357

T.c.

06 Kasım 2007

T.C. KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ

İŞLETMELERDE ENERJİ YÖNETİMİ VE BİR UYGULAMA

BİTİRME TEZİ HAZIRLAYAN: Tuğrul SUTAŞ MEN-9402 YÖNETEN :Öğr.Gör.Mustafa ATEŞ KOCAELİ- 1998

İÇİNDEKİLER SAYFA

GİRİŞ 1

1-ENERJİ KAVRAMI 2

1-1.Enerji Kaynakları 2

1-2.Enerji Türleri 2

1-2-1.Güneş Enerjisi 2

1-2-2.Jeotermal Enerji 3

1-2-3.Biyomastan enerji üretimi 3

1-2-4.Rüzgar Enerjisi 3

1-2-5.Dalga Enerjisi 4

1-2-5-1.Dalga Enerjisi Dönüşüm Teknikleri 4

1-2-6.Okyanuslarda Isı Farklarından Elde Edilen Enerji 4

1-2-7.Hidrojen Enerjisi 4

1-2-8.Nükleer Enerji 4

1-2-9.Fosil Enerjisi 5

1-2-10.Elektrik Enerjisi 5

2-TÜRKİYE’DE ENERJİ 6

2-1.Enerji Üretimi 6

2-2.Enerji Tüketimi 6

2-3.Enerjinin Türk Sanayisindeki Yeri 9

3-İŞLEMELERDE ENERJİ YÖNETİMİ 11

3-1.İşletmelerin Enerji İhtiyacı 11

3-2.Enerji Ekonomisi 11

3-2-1.Enerji Ekonomisinin Temel İlkeleri 12

3-2-1-1.Analiz Aşaması 12

3-2-1-2.Modelleme Aşaması 12

3-2-1-3.Uygulama Aşaması 13

3-2-1-4.Değerlendirme aşaması 13

3-3-Enerji Yönetim Programının Başlatılması 14

3-4.Enerji Yönetiminde Organizasyon 14

3-4-1. Enerji Komitesinin Önemi 14

3-4-2.Enerji Komitesi Çalışmaları 14

3-4-3.Enerji yöneticisi 15

3-4-3-1.Enerji Yöneticisinin Görevleri 15

3-4-4-Enerji Yönetiminde sistemler 16

3-4-4-1.İzleme ve Hedef oluşturma sistemi 16

3-4-4-2.Enerji muhasebe sistemi 16

3-5. Enerji Yönetiminde Planlama 17

3-5-1. Enerji Kullanımına Yönelik Planlama 17

3-5-1-1-Enerji Tüketim Birimlerinin Belirlenmesi 17

3-5-1-2-Gelecek Dönem Enerji İhtiyacının Belirlenmesi 17

3-5-1-3- Enerji İhtiyaç Miktarının Finansmanı 17

3-5-2.Enerji Tasarrufuna Yönelik Planlama 18

3-6-Enerji Yönetiminde Koordinasyon 19

3-6-1.Yatay Koordinasyon 19

3-6-2.Dikey koordinasyon 19

3-7.Enerji Yönetiminde İcra 20

3-7-1.Personelin enerji yönetimine katılımını sağlamak amacıyla eğitimi 20

çalışmaları

3-7-2.Sistemdeki tüketim birimlerinin enerji ihtiyacının karşılanması 20

3-7-3.Ar-Ge çalışmaları 20

3-7-4.Enerji verimliliği daha yüksek olan yeni donanımın sağlanması 21

3-7-5.Ekonomik analizler 21

3-7-5-1.Tasarruf miktarının zaman değerini dikkate almayan yöntemler 21

3-7-5-1-1.Geri ödeme süresi 21

3-7-5-2.Tasarruf miktarının zaman değerini dikkate alan yöntemler 22

3-7-5-2-1.Bu günkü net değer metodu 22

3-7-5-2-2.Fayda/masraf oranı 23

3-7-5-2-3.İç karlılık oranı 23

3-7-5-3.Belirsizlik analizi 23

3-7-5-3-1.Duyarlılık analizi 24

3-7-6.Enerji yönetiminde icra faaliyetlerinin başlıca uygulama alanları 24

3-7-6-1.Yakıtlar 24

3-7-6-2.Yakma sistemleri 24

3-7-6-3.Buhar kazanlarında enerji verimliliğinin arttırılması 25

3-7-6-4.Buhar sistemleri 26

3-7-6-5.Isı yalıtımı 26

3-7-6-6.Fırınlar 26

3-7-6-7.Elektrik sistemleri 27

3-7-6-8.Aydınlatma 27

3-7-6-9.Basınçlı hava 27

3-8-Enerji yönetiminde Denetim 28

3-8-1.Mevcut Enerji Sisteminin İşletilmesine Yönelik Denetim Faaliyetleri 28

3-8-2.Mevcut Enerji Sisteminin Geliştirilmesine Yönelik Denetim Faaliyetleri 29

3-8-3.Enerji denetiminin faydaları 29

3-9-Enerji yönetiminin değerlendirilmesi 30

4.Uygulama 31

Sonuç 51

Yararlanılan Kaynaklar 52

GİRİŞ

Kalkınmanın temel unsuru sanayileşme ,sanayileşmenin temel unsuru da enerjidir. Vazgeçilmez ve sürekli olarak devam edecek olan enerji kullanım sürecinde ,insanlar doğaya hükmetmek,iş yapabilmek gibi amaçlarla ,yeni enerji kullanım alanları ortaya çıkararak tüketim ihtiyacını karşılamıştır.

Gelişen teknoloji ile birlikte varlığı bilinmeyen yada bilinse dahi kullanılamayan enerji kaynakları işlerliğe kavuşturularak enerji ihtiyacının karşılanması amaçlanmıştır.

Geçmişte bilinmeyenlerle dolu keşfedilmeyi bekleyen kullanım alanları ve enerji kaynaklarının günümüzde keşfedilecek pek fazla tarafı kalmamıştır.Yeni kayanakların ve kullanım alanlarının keşiflerinin azalması eldeki enerji kaynaklarından maksimum verim elde etme çalışmalarını desteklemiştir.Ancak bu çalışmalar ne kadar yapılırsa yapılsın tüketilen enerjinin tamamından yararlanıldığı söylenemez.Enerjinin kullanılamayan kısmı kayıp olarak karşımıza çıkarken diğer bir sorunda açığa çıkan atıklardır. Atıklar kullanılan enerji kaynağına bağlı olarak ortaya çıkmakla birlikte günümüzde atıklardanda yaralanmak amacıyla çalışmalar yapılmaktadır.

Enerjinin etkin kullanımı amacıyla süreçlerde basit çalışmalar yapmanın ötesinde enerjiden en çok faydayı elde etmek için sistemli ve disiplinli bir çalışma yani enerji yönetimi gerekmektedir.

Bu çalışmada bölüm 3 de enerji den maksimum faydalanmak amacıyla ortaya çıkan Enerji Yönetimi üzerinde durulacaktır.Bu amaçla organizasyon , planlama , koordinasyon,icra ve denetim işlevlerinin enerji yönetimde kullanılış şekilleri anlatılacaktır.Bölüm 1de genel enerji türleri ve kaynakları ,bölüm 2 de Türkiyede enerji üretim tüketim durumu ,bölüm 4 de yapılan uygulama tanıtılacaktır.

Uygulama aşamasında kullanılan yöntem ;kaynak taraması,gözlem . görüşme .veri analizi, tasarım aşamalarından oluşmaktadır.Bu aşamada süregelen sistemlerinde köklü değişiklikler yerine, yavaş yavaş değişimlere ayak uyduran Petrol Ofisi A.Ş İzmit Bölge Müdürlüğünde enerji tasarrufu amacıyla yalıtımı yapılmamış tankalarda ekonomik yalıtım kalınlığı ve yatırım tutarları ortaya çıkarılacaktır

1-ENERJİ KAVRAMI

Haraketin oluşması ve bir işin yapılabilmesi için enerji kullanımı gerekmektedir. İşin yapılabilmesi yada hareketi oluşması enerjinin varlığına bağlıdır.

İlkel çağlardan itibaren, insanlar, iş yapabilmek, doğaya egemen olmak ana amacı ile ; suyun potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüşümünden ve rüzgar enerjisinden yararlanmak amacıyla kurulan değirmenler, ulaşım ve tarım araçları ile enerji kullanımı gerçekleştirmişlerdir.

Bilinmeyenlerin ortaya çıkarılması ile bilmek öğrenmek arzusunun şiddetlenmesi, insanların farklı istek ve ihtiyaçların oluşması, değişim ve gelişimi zorunlu kılarak yeni teknolojiler ve buna bağlı yeni enerjiler ve enerji kaynaklarını ortaya çıkarmıştır.

Enerji hemen her alanda kullanılmakla birlikte, yoğun olarak kullanımı, üretim,aydınlatma, ısı sağlama, alanlarındadır.Sürekli kullanımı gerektirdiği için, enerji kaynaklarının tükenme tehlikesi vardır.Bu amaçla tükenme sürecindeki enerjinin kıt kaynak haline gelmemesi ,enerji verimliliğinin, tüm alanlarda yükseltilmesi sağlanmalıdır.

1-1. Enerji Kaynakları:

a)Yenilenebilen veya alışılmış enerji kaynakları:

Nükleer enerji,güneş enerjisi,jeotermal enerji,biyomas,dalga enerjisi,rüzgar enerjisi ve hidrojen enerjisi.

b)Yenilenemeyen veya alışılmamış enerji kaynakları:

Fosil kökenli yakıtlar (petrol,kömür,doğalgaz odun v.b.) ve su gücü olarak ikiye ayrılır.Bu enerji türlerinden yenilenebilen veya alışılmış enerji kaynakları içindeki Güneş enerjisi şu veya bu şekilde tüm enerji çeşitlerinin oluşumunda etkin rol oynamaktadır,Bubakımdan ğüneş enerjisine tüm enerji türlerinin kaynağı gözüyle bakılmaktadır1

1-2.Enerji Türleri:

1-2-1.Güneş Enerjisi :

Elde etmek için ayrıca bir çaba sarfetmeksizin ve sonsuz kullanılabilir enerji olarak güneş enerjisini tanımlayabiliriz.

Güneş enerjisi,güneş içindeki hidrojenin helyuma dönüşmesi sonucu (füzyon reaksiyonu) ortaya çıkan ısının dalgalar halinde dünyaya gelen miktarıdır.Bu miktara güneşin ışınım şiddeti denir.Yeryüzüne gelen ışınım şiddeti Güneş’te yeryüzündekinin yaklaşık 1/75000’dir.Güneşin bu enerjisinden yararlanarak konut

ısıtma ve soğutma ,buhar üretimi,tuzlu su ayrıştırma,sera ısıtma,kükürt v.b. gibi alanlarda faydalanılabilir.

Güneşin ışınım gücünü toplayan aygıtlara, kollektör denir.Kollektörler zaman ve yere bağlı olarak (mevsimler ve güneşin yönü) yerleştirilirler ve ışınım gücünü ısı ve elektrik enerjisine dönüştürürler.2

1-2-2.Jeotermal Enerji:

Jeotermal enerji, Yeryüzü’nün oluşumundan beri var olan ve yer kabuğu içinde bulunan, yüksek basınca sahip sıcak magmanın depoladığı enerjidir.

Bazı araştırmacılar 10000m derinlikte depo edilen enerjinin 2,5.1023 kcal civarı olduğunu saptamışlardır.Bu da, yıllık Dünya enerji tüketiminin 5milyon katıdır.Ancak günümüzde mevcut teknolojiyle 3km derinliğe inilebilmekte ve bu sayede elektrik santralleri kurulabilmektedir.3

1-2-3.Biyomastan enerji üretimi:

Hertürlü bitkisel ve hayvansal organik maddeye,biyomas denir.Biyomas içindeki enerji, bazı dönüşümlerle ortaya çıkarılmaktadır.Bu sayade, gaz,mangal kömürü,sentetik yağlar ve alkoller ve değişik yakacaklar elde edilebilmekte ve hem atıklar değerlendirilmiş, hemde biyomastan faydalanılmış olmaktadır..Dünyanın yıllık biyomas üretimi 75 milyar ton petrole eşdeğerdir. Bu değer, Dünya’nın yıllık enerji tüketiminin, yaklaşık 10 katıdır.

Biyomastan elde edilen ürünler;

1.Direk yanma:ısı enerjisi açığa çıkarır.

2.Gazifikasyon:Belirli miktarda hava ile ısıtılarak sentetik doğal gaz,metanol amonyak,hidrojen ve CO2 üretilir.

3.Profil:O2’siz ortamda gazifike edilerek yağ,mangal kömürü ve sentetik dogal gaz üretilir.

4.Sıvılaştırma:Katalitik bir işlemle yüksek basınç,vasat sıcaklıkta reaksiyona girer ve bol O2’li yağ elde edilir.4

1-2-4.Rüzgar Enerjisi

Yeryüzü kabuğunun güneş enerjisinin bir sonucu olarak, homojen ısınma ve soğuma göstermemesi nedeniyle, büyük hava kütleleri hareket eder. Bu haraketten çok çeşitli dönüşüm araçları ile mekanik enerji ve elektrik elde etmek mümkündür.

Dünya’nın, yıllık ortalama rüzgar enerjisi potansiyelinin yaklaşık ,1,8.1012 ton taş kömürü eşdeğeri enerji, olduğu sanılmaktadır.Bu değer dünyanın toplam enerjisinin yaklaşık 2000 katıdır.5

1-2-5.Dalga Enerjisi:

Dünya yüzeyinin %71 ini kapsayan su kütlelerinin, güneş enerjisini absorbe etmesi ve rüzgar hareketi ile dalga enerjisi oluşur.Dalga enerjisi, kesiklidir ve depolanması gerekir.

1-2-5-1.Dalga Enerjisi Dönüşüm Teknikleri:

-Kıyısal Rampa:Kıyıda, rampadan sonra, oluşturulan havuz okyanusta ,dalgaların yükselmesiyle dolar ve rampaya yerleştirilen uygun türbinleri çevirerek elektrik enerjisi sağlar.

-Şamandıraenizin dibindeki pompaya bağlı şamandıra ,dalga haraketi ile inip yükselerek pompayı çalıştırır ve elektrik enerjisi sağlar.

-Hava camı eniz yüzeyine ters kapatılmış hava camında, dalgaların yükselmesiyle içindeki basınç artar ve sıkışan hava ,cam içindeki türbine verilerek elektrik elde edilir.

-Dalga Poması :Su yüzeyinden belirli bir derinlikte tek yön geçişe izin veren silindirik esnek malzemeden yapılmış pompa içindeki sıvı dalga nedeniyle pompalanır ve bu sıvı, pompa içinde türbinden geçerek elektrik enerjisi elde edilir.6

1-2-6.Okyanuslarda Isı Farklarından Elde Edilen Enerji:

Deniz ve göllerdeki, sıcak ve soğuk su kütleleri arasında, çok yüksek değerlere varan hareket enerjisi mevcuttur.

Dönenceler, güneş enerjisini çok fazla alan ve % 90’ısularala kaplı olan bölgelerdir.Bu bölgelerdeki 30-40 m civarı derinlik güneşten gelen ısı ile 25 ‘ C civarı ısınır.Kutuplaradan okyanus derinliklerine (500-600) doğru ise 5’C civarı sıcaklıkta bir akıntı oluşur.Sıcak yüzey suyu ile taban suyu bir ısı makinasının kullanılabilirliğine imkan vermektedir.7

1-2-7.Hidrojen Enerjisi:

Genelde ara sistem olarak kullanılırlar ve elektrik enerjisine dönüşüm sözkonusudur.Suda bol miktarda ayrıştırılması ve yanma olayından sonra su buharı haline gelmesi avantajlarına sahiptir.8

1-2-8.Nükleer Enerji:

Nükleer reaksiyonlar sonucu atom çekirdeğindeki proton ve nötronların alişverişi sonucu nükleer enerji oluşur.9

a-Fizyon Reaksiyonu:

Bazı ağır çekirdekler bombardıman edilerek iki yeni çekirdek oluşur.Bu çekirdekler birbirinden hızla uzaklaşır ve ısı enerjisi meydana gelir.

b-Füzyon Reaksiyonu:

Küçük çekirdeklerin 1-2 milyon ‘C sıcaklıkta kaynaşarak yeni

ağır bir çekirdek oluşturması sonucu açığa çıkan enerjidir.

1-2-9.Fosil Enerjisi:

Uzun zaman önce, yerin altında kalan büyük canlı organizmaların meydana getirdiği oluşuma, fosil denir.

Fosil enerjisi fosillerin yakılması sonucu ortaya çıkan ısıl enerjidir.Yanma reaksiyonu sonucu ortaya çıkan enerji yanısıra atık maddelerin oluşması ve ısıl enerji kullanım veriminin düşük olması hem fosiller üzerinde hemde fosil yakıt sistemlerinde sürekli bir araştırma ve geliştirme faaliyetinin oluşmasına neden olmuştur.

Fosiller günümüzde petrol,doğalgaz ve kömür olarak kullanıma sunulmaktadır.

1-2-10.Elektrik Enerjisi:

İki cismin birbirine sürtünmesiyle ,sıkıştırma gibi herhangi bir mekanik etki sırasında veya ısının kristaller üzerindeki etkisiyle meydana gelen ve etkisini itme,çekme veya mekanik,kimyasal ısıl olaylar şeklinde gösteren enerji çeşididir.

Günümüzde çok yaygın olarak kullanılmaktadır.Elektrik enerjisinin ,elde edldiği kaynağa bağlı olarak gücü farklı olmaktadır.Elektrik elde ediliş tarzı, bir türbinin döndürülmesi sonucudur.Bunun haricinde kimyasal yollarlada ,elektrik üretilebilmektedir.

Çevre kirliliğine duyarlı olması kolay elde edilebilmesi yaygın kullanım alanları doğurmuş ve çok çeşitli elektrik enerjisi kullanan sistemler ortaya çıkmıştır.

2-TÜRKİYE’DE ENERJİ

Ülkemiz enerji potansiyeli olarak, çok geniş imkanlara sahip olmakla birlikte, teknolojik yetersizlikler ve verimsiz kullanım mevcut enerji kullanımını olumsuz etkilemekte ve enerjinin üretim-tüketim dengesi sağlanamadığı için ortaya çıkan enerji açığını kapatabilmek için petrol başta olmak üzere diğer enerji kaynakları ithali yapılmaktadır.

2-1.Enerji üretimi:

Türkiye sanayileşmekte olan bir ülke olduğundan enerjiye şiddetle ihtiyaç duyulacaktır.Gerek mümkün enerji kaynaklarının kullanılamaması ,gerekse üretilen enerjinin yeterli olmaması gelecek dönemde enerji tedarikinde ekonomik sıkıntılar yaşanabileceğini göstermektedir.

Mevcut rezervlere bağlı olarak 1996-2010 dönemi Türkiye birincil enerji kaynakları üretim tahminleri tablo 1 de görülmektedir.Tablodanda anlaşılacağı üzere,Türkiye mevcut enerji üretimini arttıramamaktadır.

2-2.Enerji tüketimi:

Artan nüfus ,gelişen teknoloji,artan üretime bağlı olarak enerji tüketimi artış göstermektedir.

1996-2010 Dönemi birincil enerji kaynakları talep tahminleri tablo 2 de verilmiştir.Bu tablodanda anlaşıldığı gibi talep değerleri üretim değerlerini;

Taş kömürü,petrol,doğalgaz ,enerji kaynaklarında geçmektedir.

Üretim ise elektrik enerjisi ile talebi aşmıştır.

Tablo 1-1996-2010 dönemi Türkiye birincil enerji kaynakları üretim tahminleri:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG] Yıl Taşkö. Linyit Asfaltit Petrol Doğalgaz Hidrolik Jeo Güneş Nükleer M.IS. Odun Bio Top.

(1000ton) (1000ton)(1000ton) (1000ton) (mil.m) (GW.h) (btep) (btep) (GW.h) (B.tep) (bton) (bton) (b.tep)

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

96 2800 54266 205 3296 218 42162 164 58 – – 18591 6641 27506

97 5578 81404 750 2447 185 37924 512 65 – 110 18811 10353 34537

98 5578 96114 750 2100 185 37924 681 74 – 143 19034 10185 36333

99 5578 99317 750 1809 185 37924 918 83 – 185 19259 10013 37069

00 5578 112849 750 1555 185 41933 1250 94 – 241 19487 9839 39498

01 5578 124699 750 1339 185 46979 1412 106 – 274 19515 9679 41636

02 5578 129614 750 1134 185 51803 1714 120 – 311 19543 9520 42734

03 5578 139201 750 951 185 56626 2011 135 – 353 19571 9361 42734

04 5578 144428 750 807 185 63132 2361 152 – 401 19599 9203 46020

05 5578 147101 750 684 185 64991 2779 172 7017 456 19627 9045 48847

06 5578 156949 750 576 185 66651 3122 193 7017 506 19655 8887 50452

07 5578 168054 750 494 185 67752 3508 217 7017 561 19683 8730 52349

08 5578 172978 750 412 185 68147 3943 244 14035 623 19711 8573 55720

09 5578 178979 750 354 185 73585 4434 274 14035 691 19739 8417 57917

10 5578 183941 750 299 185 77556 4987 308 14035 767 19767 8260 59867

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

Kaynak: Tübitak :Sanayide enerji tasarrufu ders notları;Tübitak yayınları,İstanbul-1997,s:17

Tablo 2-1996-2010 dönemi Türkiye birincil enerji kaynakları talep tahminleri:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG] Yıl Taşkö. Linyit Asfaltit Petrol Doğalgaz Hidrolik Jeo Güneş Nükleer M.IS. Odun Bio Top.

(1000ton) (1000ton)(1000ton) (1000ton) (mil.m) (GW.h) (btep) (btep) (GW.h) (B.tep) (bton) (bton) (b.tep)

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

96 8800 54266 205 30683 8628 42162 164 58 – 84 18591 6641 67560

97 9855 81404 750 27792 12822 37924 512 65 – 110 18811 10353 75302

98 9575 96114 750 28318 15460 37924 681 74 – 143 19034 10185 80202

99 9720 99317 750 29092 18609 37924 918 83 – 185 19259 10013 85010

00 10116 112849 750 29932 19988 41933 1250 94 – 241 19487 9839 90083

01 11910 124699 750 30623 21093 46979 1462 106 – 274 19515 9679 95272

02 12887 129201 750 31475 23362 51803 1714 120 – 311 19543 9520 100141

03 15506 139201 750 32315 24178 56626 2011 135 – 353 19571 9361 105270

0416679 144428 750 33182 25912 63132 2363 152 – 401 19599 9203 110197

0521228 147101 750 34158 25879 64991 2779 172 7017 456 19627 9044 116992

06 26565 156949 750 35167 26685 66651 3122 193 7017 506 19655 8887 123690

07 31956 168054 750 36276 27549 67752 3508 217 7017 561 19683 8730 130912

08 36620 172978 750 37407 28320 68147 3943 244 14035 623 19711 8573 139098

09 42113 178979 750 38613 29446 73585 4434 274 14035 691 19739 8417 147003

10 49115 183941 750 39812 30594 77556 4987 308 14035 767 19767 8260 155586

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

Kaynak: Tübitak :Sanayide enerji tasarrufu ders notları;Tübitak yayınları,İstanbul-1997,s:18

1998-2010 Dönemi elektrik enerjisindeki arz talep durumu tablo 3 de daha açık görülmektedir.

Tablo 3:Elektrik Enerjisi 1998-2010 dönemi arz talep tahmini

Yıllar

Arz Kapasitesi

Talep

Yedek

Yedek (%)

1998

116113

115100

10131

1

1999

139000

124300

14700

12

2000

159920

134307

25613

19

2001

182134

146195

35939

25

2002

193946

158027

35919

23

2003

220348

170807

49541

29

2004

232928

184624

49304

27

2005

247558

199560

47998

24

2006

273168

215159

58009

27

2007

289355

231794

57561

25

2008

309301

249714

59587

24

2009

2010

315426

329895

269021

289820

46405

34075

17

12

KAYNAK:Tübitak :Sanayide Enerji Tasarrufu Ders notları ; Tübitak yayınları ,İstanbul 1997 ,s:17

Tablodanda görüldüğü gibi 1998-2010 yılları arasında elektrik enerjisinde arz fazlalığı oluşacağı tahmin edilmektedir.

2-1.Enerjinin Türk Sanayisindeki Yeri:

Türkiye de, sanayi sektörünün nihai enerji tüketimi %35 ile %38 bina , %19 ulaşım ve %8 diğer ,sektörlerin payları arasında ikinci sıradadır.

İmalat sanayinde sırasıyla ;

-Metal ana sanayii

-Taş ve toprağa dayalı sanayii

-Kimya ,petrol,kömür,kauçuk ve plastik ürünleri sanayii,enerji maliyeti en yüksek olan sanayi dallarıdır.

İmalat sanayiinde toplam enerji maliyetinin toplam girdi içindeki payı %8 civarıdır.

Bu oran sektörel bazda incelendiğinde en yüksek oranlar sırasıyla;

%40 ile taş ve toprağa dayalı sanayii

%22 ile metal ana sanayii dir.

Sanayide yakıt türlerine göre enerji tüketimi şöyledir;

%28 Fuel oil

%26 Taş kömürü

%12 Elektrik

%12 Linyit

%8 Doğalgaz

%8 K.Kömürü

%6 Diğer

Bu değerlerdende anlaşıldığı gibi enerji tüketiminin çok büyük bir bölümü fosil yakıtlardan oluşmakla birlikte elektrik enerjisi %12 dir.10

3-İŞLEMELERDE ENERJİ YÖNETİMİ

Enerji yönetimi ürün kalitesinden güvenlikten veya çevresel tüm koşullardan fedakarlık etmeksizin ve üretimi azaltmaksızın enerjinin daha verimli kullanımı doğrultusundan yapılandırılmış ve organize edilmiş disiplinli bir çalışmadır. 11

Enerji yönetiminde birinci amaç mevcut işlem,birim yada sistem genelinde sağlanabilecek değişiklikler ve alınabilecek önlemler ile kullanılmakta olan enerjiden tasarruf etmektir. Belli bir programa bağlı olmadan yapılan çalışmalarda basit önlemlerle işletmelerde %10’a varan oranlarda enerji tasarrufu sağlanabilmektedir. Geniş kapsamlı enerji yönetim programının uygulanması ile enerji tasarrufu çalışmalarına süreklilik kazandırdığı gibi tasarruf oranı %25’e varabilir.

Birçok enerji tasarrufu projesinin çok az veya sıfır masrafla uygulanabilmesi bu yatırımı karlı hale getirmektedir.Gelecekte artan enerji fiyatlarına bağlı olarak bu yatırımların karlılığı dahada artacaktır.

Enerji yönetiminde ikinci amaç ise ;enerji ekonomisi ilkelerini gözönüne alarak enerji tüketen ekipmanlarla maliyet yönetimi arasında ilişki kurmaktır.

Enerji yönetim programının etkinliği üst yönetimin bu konudaki karalılığı ve desteğine bağlıdır.

3-1.İşletmelerin Enerji İhtiyacı

İşletmelerin hizmet ve üretim sürecinin çeşitli safhalarında kullandıkları girdilerden biriside enerjidir. Enerji girdisi zorunlu bir girdidir ve kıt kaynak olarak ele alınır.

İşletmelerde enerji genel olarak;ısıtma,aydınlatma,iletişim,ulaşım ve üretim süreçlerinde kullanılır.Süreçler devamlı olduğundan enerji kullanımıda süreklidir. İstenilen yer ve zamanda enerjinin tedariki gerekmektedir.

İşletmeler daha ucuza enerji elde etmek amacıyla araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde ucuz,çevreye duyarlı ve kolay elde edilebilir alternatif enerji kaynakları aramaktadırlar.

3-2.Enerji Ekonomisi:

Enerjinin kıt kaynak olması dolayısıyla ekonomik kullanımı gerekmektedir. İşletmelerde enerjinin en etkin kullanımını sağlamak amacıyla en uygun zaman ve miktarda en uygun tüketim biriminin kullanımına sunulmasına enerji ekonomisi denir

Enerji ekonomisi yöneticiler tarafından işletmelerde temel hedefler arasında yer alarak,tüm çalışanlar dahilinde katılım ile gerek belirlenen plan ve hedeflere uyma ve gerekse tasarruf potansiyelinin belirlenerek enerjiden katkı sağlanmasına yönelik uygulanan işlemler dizisidir.12

3-2-1.Enerji Ekonomisinin Temel İlkeleri:

Enerji ekonomisi çalışmalarını dört aşamada ele almak gerekir.Bu aşamalar şöyledir;

1-Analiz

2-Modelleme

3-Uygulama

4-Değerlendirme

3-2-1-1.Analiz Aşaması:

Yapılacak analizde ;çalışma boyutlarının saptanması,yönetsel sorun ve kısıtların belirlenmesi, fiziksel yapının analizi,çalışmanın mali boyut analizi, çalışmaları yapılır.

a-Çalışma boyutlarının saptanması:

Çalışma işletme genelinde üst yönetim tarafından yapılmalıdır.Spesifik bir işlem yada bölüm belirleme enerji ekonomisi çalışmalarının verimli olmasını olumsuz etkiler.

b-Yönetsel sorun ve kısıtların belirlenmesi:

Yapılacak çalışma belirlendikten sonra çalışma grubu belirlenmelidir.Çalışma grubu bağımsız hareket ederek yönetimin ortaya çıkaramadığı sorun ve işlemlerin gerçekleşmesinde ortaya çıkabilecek kısıtları belirlemelidir.

c-Fiziksel yapının analizi

Enerji kullanan tüm işlemler ,enerji kullanım miktarları ve işlem detayları çalışma grubunca belirlenmelidir.

d-Çalışmanın mali boyutlarının analizi:

Enerji ekonomisi çalışmaları basit ve az masraf gerektiren çalışmalar olabileceği gibi çalışmanın boyutu ve etki alanına dayalı olarak çok büyük tutarlara ulaşabilen yatırımlarda olabilir.Hangi çalışmanın yada yatırımın yapılacağına karar vermede temel kriter kendisini 3-4 yıl yada daha kısa sürede amorti edebilecek her önlemi almak olmalıdır.

3-2-1-2.Modelleme Aşaması:

a-İşlem akış şemasının hazırlanması:

Hammadde girişinden mamul çıkışına kadar her işlemin sırasıyla tanımlanması birbirini izleme sırasının belirlenmesi işlem konularının saptanmasıdır.

b-Enerji akış şemesının hazırlanması:

İşlem akış şemasına dayalı olarak işletmeye giren her türlü enerjinin akış şeması hazırlanır.Bu şemada enerji dağılımı , yoğun kullanım alanları ve enerjinin işlemler boyunca izlediği yol ve değişimler belirlenir.

Enerji akış şemasına bağlı olrak her işlemin teorik verimi ve buna bağlı teorik enerji gereksinimi bulunur.Teorik enerji gereksinimi ile fiili enerji miktarı farkı verim düşüklüğünü ve enerji israfını gösterir.

c-Enerji akış şeması ile işlem akış şemasının bağdaştırlması :

Her iki akış şeması hazırlandıktan sonra kuruluşuın toplam enerji bilançosu hazırlanır.Bu bilanço yardımıyla enerji ekonomisi sağlanabilecek noktalar saptanır , çalışmalar en büyük ekonomiyi sağlayacak noktadan başlatılarak ilerletilir.

Analiz ve modelleme çalışmaları yönetime bir öncelik listesi ile birlikte sunulur.

3-2-1-3.Uygulama Aşaması:

Çalışma grubu yönetim faaliyetlerimi bizzat kontrol etmekle yükümlüdür. Uygulanmasına karar verilen önerilerin önce tasarlanmaları ve sonrada bilfiil uygulanmak üzere firmaların seçimi çok önemlidir.Çünkü enerji ekonomisi tasarımlara bağlı kalmak ve tam uygulanması ile sağlanacaktır.

3-2-1-4.Değerlendirme aşaması:

Uygulama aşamasında yani ekipman ve sistem devreye girdikten sonra değişikliğin yapıldığı noktada enerji ölçümlerine devam edilmeli gereken düzeltmeler yapılmalıdır.

Enerji ekonomisi çalışmalarında süreklilik esastır ve enerji ekonomisi çalışmaları ek bir görev olarak yürütüleyemeyecek kadar önemlidir.

3-3-Enerji Yönetim Programının Başlatılması:

Bir enerji yönetimi programı uygulamaya başlanırken göz önüne alınması gereken noktalar şunlardır;

-Şirkette tüketilen enerji parasal değeri

-Enerji maliyetinin toplam üretim maliyeti içindeki %si

-Şirket enerji tüketimini ve maliyetini devamlı olarak gözden geçiren , kaydeden

veya değerlendiren şahıs yada birimler

-Şirketin büyüklüğü (işçi sayısı,bölümler fiziksel alan )

-Üretilen ürün sayısı

-Enerji tüketim ekipmanların türleri

-Şirketin organizasyon yapısı ve üretim işlemleri ,şirketin alt birimleri veya farklı sahalardaki enerji tüketimini izlemek için ortaya çıkabilecek güçlükler

-Gerek duyulan enstürmantasyon ve ilave ekipmanların maliyeti

-Şirkette enerjiyi izleme ve enerji verimliliğini iyileştirmede rol oynayacak en iyi pozisyonda olan kişi 13

Bu incelemelerden sonra mevsut sistem daha iyi tanımlanmış olacaktır.İnceleme diğer çalışmalara referans oluşturacaktır.

3-4.Enerji Yönetiminde Organizasyon:

İşletmede enerji yönetimi çalışmalarının bir program dahilinde yürütülmesi gerekmektedir.Enerji yönetim programının uygulamaya konulması aşamasında üst yönetimin kararı ve programı yürütecek komitenin oluşturulması ve komite başkanının seçilmesi önemlidir.

3-4-1. Enerji Komitesinin Önemi:

Enerji komitesinin işletmedeki önemi genel hatları ile üç başlıkta toplanabilir;

1.İşletmenin üst düzey yöneticilerinin onayından geçen karar kuvvet kazandırdığından uygulama alanı geniştir. Böylece uygulama unutulma ,arşivde kalmaktan ve kişilerin keyfine bırakılmaktan kurtulmuş olacaktır.

2.Kişilere karara katılma olnağı sağlar ve bağlılık gelişir.

3.Komisyon üyeleri kendilerini ispat etmiş bir beyin takım hüviyetinde olduğundan hatalı karar alma olasılığı düşüktür.14

3-4-2.Enerji Komitesi Çalışmaları:

Enerji komitesi şirketin farklı çalışma alanlarındaki tüm enerjiyi izleyecek muhasebe ve bakım bölümü gibi destekleyici birimlerle birlikte çalışmalıdır.

Tüm önemli birimlerin birer temsilcisi ile enerji muhasebesinden sorumlu bir kişiyide içine alan komite en uygun komitedir .

Komite en az ayda bir kez toplanmalıdır. Enerji üretim ve tüketim verileri daimi olarak komite tarafından her ay gözden geçirilmelidir .

Hedefler ve standartlar belirlenerek fiili değerlerle karşılaştırılması ve enerji tasarruf projeleri veya planlanan projeler gözden geçirilmelidir.

Komite AR-GE birimi ile sürekli irtibat halinde olmalı yada kendi bünyesinde bir AR-GE birimi oluşturmalıdır.AR-GE birimi planlanan projeler ,programlar için bilgi yaratma faaliyetini gerçekleştirir.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG] ENERJİ KOMİTESİ AR-GE PROGRAM İÇİN BİLGİ

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image015.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG] YARATMA

Şekil – 1 .Enerji komitesi ve Ar-Ge ilişkisi

3-4-3.Enerji yöneticisi:

Enerji yöneticisi enerji komitesi üyesidir.Bu kişiler enerji komitesinin doğru kararlar almasında yararlı olabilecek verilerin sağlamak ve komitenin direktiflerini yerine getirmekle yükümlüdür.

Enerji yönetiminde temel nitelik yeterliliktir.Hem teknik hemde yönetsel yetenek ve eğitim gerekmektedir.15

3-4-3-1.Enerji Yöneticisinin Görevleri:

En önemli görevi kuruluşun tüm enerji satınalma işlemleri dağıtım ve kullanımı ile yakından ilgilenmesidir.Enerji yöneticisinin görevleri 5’ başlıkta toplanabilir.

1-Enerji verilerini toplama analizler.

2-Enerji satınalımlarının denetlenmesi.

3-Enerji tasarruf imkanlarını değerlendirme.

4-Enerji tasarruf projelerinin değerlendirilmesi.

5-İletişim ve halkla ilişkiler.

ORGANİZASYON KADEMELERİ

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image017.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG]

Yüksek idare YÜKSEK İDARE KADEMESİ Yüksek idare

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG]Kademesi ve kademesi inancı

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG]Organizasyon doğduktan sonra

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG]Kademeleri görev ve yetki

inandırılmalıdır

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image021.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG] İnanç Görev,yetki

Şekil -2 .Enerji yönetiminde Yüksek İdare kademesinin etkisi

Kaynak:İbrahim Kavrakoğlu Ön. Ver.s:277

Şekil -2 de de görüldüğü gibi enerji yönetiminin amaçlarından olan enerji tassarrufu çalışmalarının başarısı yüksek idare kademesi desteği ve inancına bağlıdır.Bu inanç ve destek sağlanmadıkça çalışmaların gerekli ağırlığı kazanması zordur.

Enerji komitesi direk olarak en üst düzeydeki işletme sorunlusuna bağlı olmalıdır.Şekil 3 de örnek bir organizasyon modeli verilmiştir.

En üst düzeyde işletme sorumlusu

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image023.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image024.gif[/IMG]

Şekil –3.Enerji komitesinin organizasyondaki yeri

Kaynak: Sanayide Enerji Tasarruf ;Ereğli Demir Çelik Fab.Eğitim müd. yay.

Olgaç matbaası,Zonguldak 1985,s:13

3-4-4-Enerji Yönetiminde sistemler :

Enerji yönetimi belirlenen hedefler doğrultusunda planlı,organize ve sistemli bir çalışmayı gerektirir.Genel olarak enerji yönetiminde uygulanan sistemler iki ana grupta toplanır.16

Bu sistemler izleme ve hedef oluşturma sistemi ve enerji muhasebe sistemleridir.

3-4-4-1.İzleme ve Hedef oluşturma sistemi:

Enerji maliyetlerinin kontrolü amaçlanır.Enerji tüketim bilgilerinin üretim bilgileri ile karşılaştırılarak enerji tüketim verimliliğinin sistemli olarak izlenmesidir.

3-4-4-2.Enerji muhasebe sistemi:

Enerji muhasebe sistemi enerjiden sorumlu bir merkez oluşturularak her birimin sorumlu personelinin tayin edilmesiyle kurulur.Bu bölümler enerji verimliliklerinin arttırılması ve gereksiz enerji tüketimlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalarla dikkatleri performansında iyileştirme yapılabilecek olan birime toplar.1716

3-5. Enerji Yönetiminde Planlama :

Enerji yönetiminde planlama iki şekilde gerçekleştirilir;

1-Enerji kullanımına yönelik planlama

2-Enerji tasarrufuna yönelik planlama

3-5-1. Enerji Kullanımına Yönelik Planlama:

İşletmede enerji tüketim birimlerinin planı yapılan dönemde tüketeceği enerji miktarının tedarik edilmesi amacı taşır.Enerji kullanımına yönelik planlama ,enerji tüketim birimlerinin belirlenmesi,enerji tüketim ihtiyaç miktarının belirlenmesi ve tüketim ihtiyaç miktarına maddi kaynak ayrılması olarak üç gruba ayrılır.

3-5-1-1-Enerji Tüketim Birimlerinin Belirlenmesi:

Mevcut sürecin incelenerek herkademedeki tüketim birimlerinin belirlenmesidir.Bunun sonucunda ilgili birimin o dönemdeki tüketim miktarı da saptanmış olur.

3-5-1-2-Gelecek Dönem Enerji İhtiyacının Belirlenmesi:

İlgili birimlerin planlamaya esas tutulan dönemdeki enerji tüketim miktarının tahmin edilmesidir.Planların tutarlılığı yapılan tahminlerin doğruluğuna bağlıdır.Gelecek dönemin enerji ihtiyacı tahminleri şu şekillerde yapılabilir:

a-İlgili birimin önceki dönemler tüketim miktarlarından hareketle ortalama alma yada regresyon analizi metodlarından faydalanarak gelecek dönemin enerji ihtiyacı belirlenir.

b-Önceki dönem kayıtlarına ulaşılamıyor yada bu kayıtlar sağlıklı değilse ;benzer faaliyet gösteren başka bir birirmin değerleri baz alınabilir yada enerji tüketen birimlerin enerji tüketim kapasitelerinden hareketle gelecek dönemde çalışılması muhtemel süre belirlenir ve busürede tüketebileceği miktar saptanır.

c-Enerji tüketimi üretime (yada talebe ) bağlı ise birim başına enerji tüketim miktarı saptanır.Plana dahil dönem için belirlene üretim miktarı için toplam enerji tüketim ihtiyacı ortaya çıkar.

3-5-1-3- Enerji İhtiyaç Miktarının Finansmanı:

Tüketim miktarının belirlenmesinden sonra bu miktarın uygun zamanda tedarik edilmesi gerekmektedir.Işletme muhasebe bölümü ile sürekli ilişkide bulunan enerji komitesi enerji ihtiyacını muhasebeye aktarır.Enerji kullanımı ertelenemeyeceği için muhasebe bölümü enerji ihtiyacını zamanında karşılamalıdır ve belirlenen zamanda maddi kaynak ayrılmalıdır.

3-5-2.Enerji Tasarrufuna Yönelik Planlama:

Enerji tasarrufu uzmanlık gerktiren bir konu olduğundan dolayı bilimsel bir plan dahilinde ele alınmalıdır.Enerji tasarruf planlaması aşamaları aşağıdaki gibidir;

1-Enerji tasarruf ekibinin kurulması

2-Mevcut enerji durumunun incelenmesi

3-Gayelerin belirlenmesi

4-Gayelerin kanun,yönetmelik ile standatlara ve yerel şartlara uygunluğu

5-Enerji tasarruf önlemlerinin belirlenmesi

6-Enerji tasarrufunun önceden tahmini

7-Yatırımların ve geri ödeme sürelerinin belrilenmesi

8-Enerji tasarruf önlemlerinde öncelik tespiti

9-Enerji tasarruf planının uygulanması

10-Sonuçların değerlendirilmesi18

1-Enerji tasarruf ekibinin belirlenmesi:İşletmede tüm birimlerle ilişkili enerji komitesinin kurulmasıdır.

2-Mevcut enerji durumunun incelenmesi:Enerji tasarrufunda öncelikli yerlerin tespiti için mevcut durumda enerji sarf yerlerinin belirlenmesi önemlidir.Bu belirlemeden sonra kullanım miktarlarıda saptanır.İncelemeler;

-Fuel oil,kömür,doğalgaz,LPG,kullanılma miktar ve yerleri, kullanılma sebepleri

-Elektrik enerjisi sarf yarleri ve miktarı

-Enerji akış diagramının çıkarılması

-Enerji sarfının ortalama değerden sapmaları

-Enerjinin diğer enerjilere dönüşümü

-Enerji tasarrufu yapılacak kısımların belirlenmesi şeklindedir.

3-Gayelerin belirlenmesi:Mevcut durum incelemesinden sonra enerjinin verimi ve tasasrruf imkanları ortaya çıkmaktadır.Bu veriler ışığında yapılacak tasarruflar,çalışma şartlarında olacak değişimler,yatırımların parasal sınırı tespit edilir.

4-Gayelerin kanun,yönetmelik ile standartlara ve yerel şartlara uygunluğu:Belirlenen gayelerin kanun yönetmelik ve standartlarca kontrolü gerekmektedir.Kontrolde yerel şartlarında etkisi olmaktadır.

5-Enerji tasarruf önlemlerinin belirlenmesi:İlk aşamada basit fazla uzmanlık gerektirmeyen uygulamalar ve önlemler ikinci aşamada ise teknik bilgi ve uzmanlığı zorunlu kılan büyük tutarlı yatırımlar gerektiren önlemler .

6-Enerji tasarrufunun önceden belirlenmesi:Belirlenen enerji tasarruf önlemlerinin birbirine olan dolaylı etkileri hesaplanır.

7-Yatırımların ve geri ödeme sürelerinin belirlenmesi: Enerji tasarrufu için yapılacak yatırımın ne olduğu ve parasal tutarı belirlenir.Yatırımın sağladığı enerji tasarruf miktarı katkısının yatırımı amorti edebileceği süreye geri ödeme süresi denir.Yatırımların ve geri ödeme süresinin belirlenmesi enerji yönetiminde icra konusunda anlatılacaktır.

8-Enerji tasarruf önlemlerinde öncelik tespiti:Öncelik tespiti sosyo ekonomik, piyasa, enerjinin fiyatı,sağlık v.b. gibi durumlar gözönüne alınır ve ;

– Geri ödeme süresi,ekonomik koşullar,

-Otomatik veya otomatik olmayan önlemler,

-Çalışanları etkileyen veya etkilemeyen önlemler,

-Riziko,kriterlerinden hareket edilerek öncelikler tespit edilir.

9-Enerji tasarruf planının uygulanması:Enerji tasarrufunun işletme önlemleri ve sağlanacak araç ,gerç ve teknoloji bütünü ile gerçekleşmesi çok önemlidir.Devreye sokulan yenilik dikkatle takip edilmeli gerekli ölçümler yapılmalı ve kullanma hataları varsa önlenmelidir.

10-Sonuçların değerlendirilmesi:Yapılan ölçümlerle planlanan değerler karşılaştırılarak tespit edilirek olumsuz tarflar giderilmeye çalışılır.Gerekli görülürse müteakip enerji tasarruf önlemleri uygulamaya sokulur.Kontroller sürekli olarak bir programdahilinde sürdürülmelidir.

3-6-Enerji Yönetiminde Koordinasyon:

Kurulan enerji komitesinin belirlenen hedeflere planlar dahilinde en etkin ulaşmasını sağlamak amacıyla yapılan uyumlaştırna faaliyetleridir.Enerji yönetiminde kordinasyon faaliyeti iki şekilde gerçekleştirilir;

3-6-1.Yatay Koordinasyon:

Kurulan enerji komitesinde iş bölümü ve uzmanlaşmanın üyeler arasındaki uzaklaştırıcı etkisini ortadan kaldılararak, enerji komitesinde çeşitli iletişim kanalları ile bilgi veri iletiminin sağlanmasına yönelik yapılan, koordinasyon faaliyetidir.Bunun sonucu, komitedeki her üye yapılan her işle ilgili bilgi sahibi olabilecek, kolaylaştırıcı yada yaratıcı fikirler ortaya koyabilecektir.

3-6-2.Dikey koordinasyon:

Enerji komitesinin işletme içindeki diğer birimlerle ilişkilerinin arttırlması olumsuzlakların giderilmesi ve enerji komitesinin sistem genelinde etkili olabilmesi için tüm birimlerle karşılıklı iletişimin sağlanması işlemidir.

Enerji yönetiminde gerek yatay gerekse dikey koordinasyon, ne kadar başarılı yapılmış ise amaçlara o ölçüde etkin bir şekilde ulaşılabilir.

3-7.Enerji Yönetiminde İcra:

Hizmet yada üretim sürecinde belirlenen hedefler doğrultusunda enerji komitesinin yada enerji yöneticisinin bir plan dahilinde karşılıklı bilgi alışverişi sağlanarak ilgili birimlere enerji aktarımının sağlanması ve enerji tasarrufu konusunda alınacak önlemler yapılacak düzenleme ve değişiklikleri kapsar.

Uygulamalarda amaç kaliteden ödün vermeden sistemin verimliliğinin arttırılması maliyetlerin düşürülmesidir.Bu doğrultuda tüm çalışanların katkısının sağlanması enerji yönetimi uygulamalarının başarı sağlamasında çok önemlidir.

Çalışanların işletmede uygulanan enerji politikasına uyumu ve yenilik ve değişimi benimesemesi ilerleyebilmenin ve gelişimin gereğidir.

İcra faaliyetinde çalışanlar yanında yapılacak bir diğer incelemede iktisadilik konusundadır.İnceleme konuları şöyledir;

1.Personelin enerji yönetimine katılımını sağlamak amacıyla eğitimi çalışmaları

2.Sistemdeki tüketim birimlerinin enerji ihtiyacının karşılanması

3.Ar-Ge çalışmaları

4.Enerji verimliliği daha yüksek olan yeni donanım sağlanması

5.Ekonomik analizler

3-7-1.Personelin enerji yönetimine katılımını sağlamak amacıyla eğitimi

çalışmaları:

Bu çalışmalar tüketim birimi sorumulusuna biriminin daha etkin çalıştırılmasına yönelik olarak ve bunun yanında enerji tasarrufu sağlamak amacıyla tüm çalışanlara yönelik olarak yapılır.(İşletme içi yayınlar ,personelin kursa gönderilmesi,seminerler )

3-7-2.Sistemdeki tüketim birimlerinin enerji ihtiyacının karşılanması:

Sürecin işlemesi için enerjinin tedariki gerekmektedir.muhasebe birimi ile ilişkide bulunana enerji yöneticisi ihtiyaç duyulan enerji miktarını muhasebeye bildirir ve belirlenen zamanda maddi kaynak ayrılır.

3-7-3.Ar-Ge çalışmaları:

Enerji komitesi ar-ge birimi ile sürekli iletişim halindedir.Sistem genelinde yapılan incelemeler sonucu tasarruf imkanlarının neler olduğu alternatif yöntem ,enerji

kaynakları yada donanımın neler olabileceği kousunda çalışmalar yapılır. Bu çalışmalardan ancak katkı sağlayacak olanlar uygulanma şansına sahiptir .Katkı sağlayacak uygulama fırsat olarak görülürse diğer çalışmalarda maliyetidir.

3-7-4.Enerji verimliliği daha yüksek olan yeni donanımın sağlanması:

Sistemin genel olarak incelenmesinden sonra tüm birimlerin enerji verimliliği belirlenir.Ar-Ge çalışm

Endüstri Devrimi

06 Kasım 2007

ENDÜSTRİ DEVRİMİ

Endüstri Devrimi ile, yani İngiltere ile başlayalım. İlk bakışta bu, kaprisli bir hareket noktası gibi görünmektedir; çünkü bu devrimin yansımaları, ele aldığımız dönemin sonlarına dek (İngiltere dışında) kendini açık ve yanılmaz bir biçimde hissettirmedi. Devrimin yansımaları, 1830-1840 civarlarında duyulmaya başlandi. Ancak 1830’larda yazin ve sanatlar, kapitalist toplumun yükselişiyle, (Carlyle’nin deyişiyle) para baginin, amansiz bir altin ve degerli kagit baginin dişinda bütün toplumsal baglarin ufalandigi bir dünyayla açikça meşgul olmaya başlamişlardir. Bu yükselişin en olaganüstü yazinsal aniti olan Balzac’in İnsanlık Komedisi, bu on yıllara aittir. Endüstri Devrimi’nin toplumsal etkileri üzerine resmi ve gayri resmi büyük bir yazın selinin ortaya çıkışı (İngiltere’de Bluebooklar ve istatistik araştırmaları, Villermé’nin Tableau de l’état physique et moral des ouvriers’i, Engels’in İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu, Belçika’da Ducpetiaux’un yapıtı, Almanya’dan İspanya’ya ve ABD’ye kadar [Endüstri Devrimi karşısında dehşete kapılan ya da kederlenen yığınla gözlemcinin çalışması), 1840’lara kadar gerçekleşmedi. Yine, Endüstri Devrimi’nin çocuğu olan proletaryanın ve artık kendi toplumsal hareketleriyle birleşmiş Komünizm in -Komünist Manifesto’nun hayaletinin- kıtanın her yanını arşınlaması, 1840’lara kadar gerçekleşmedi. Endüstri Devrimi adı bile, Avrupa üzerindeki görece gecikmiş etkisini yansıtmaktadır. Bu şey, İngiltere’de adından önce de vardı. İngiliz ve Fransız sosyalistlerinin -bunlar daha önce benzerleri olmayan gruplardı-, muhtemelen Fransa’nın siyasal devrimiyle benzeşim kurarak onu icat etmeleri 1820’leri buldu.

Buna karşin, Endüstri Devrimi iki nedenden dolayi öncelikle ele alinacaktir. Birincisi; o, Bastille’e saldirilmadan önce patlak vermişti; ve ikincisi, o olmadan, ele aldığımız dönemin tanıdık simalarını ve olaylarını üzerinde taşıyan tarihin gayri şahsi kabarışını, ritminin karmaşık düzenini anlamamız olanaksızdır.

‘Endüstri Devrimi patlak verdi’ ifadesi; 1780’ler gibi bir tarihte ve insanlık tarihinde ilk kez, toplumların kendi üretici güçlerinin yarattığı zincirlerden kurtulması anlamına gelmektedir. Bundan böyle üretici güçler, durmadan, hızla ve bugüne dek sınırsız bir biçimde insan, mal ve hizmet artışı gerçekleştirmeye muktedir olacaktı. İktisatçılar, buna teknik olarak ‘kendini besleyen bir büyümenin kalkış noktası’ adını vermektedir. Şimdiye dek hiçbir toplum, endüstri öncesi bir toplumsal yapının, noksan bir bilim ve teknolojinin, bunun sonucunda da kıtlığın ve ölümün üretime dayattığı çerçeveyi kıramamıştı. Bu görüngüyü daha önce değilse bile İ.S. 1000 yıllarına kadar geri götürmek mümkündür. Ve önceki -on üçüncü, on altıncı yüzyılda ve on yedinci yüzyılın son on yıllarında-, ördek yavrularının beceriksizce kanat çırpışlarına benzer biçimde sıçrama çabaları, ‘endüstri devrimi’ adıyla yüceltilmiştir. On sekizinci yüzyılın ortalarından itibaren kalkış için hız toplama süreci öylesine açıkça görülebilmektedir ki eski tarihçilerde Endüstri Devrimi’ni 1760’a kadar geri götürmek gibi bir eğilim gözlenmekteydi. Fakat özenli bir araştırma, pek çok uzmanı, belirleyici on yıl olarak 1760’lan değil, 1780’leri seçmek durumunda bırakmıştır; çünkü bilebildiğimiz kadarıyla, ilgili bütün istatistik kanıtlar, ‘kalkış’ a damgasını vuran ani, keskin, neredeyse dikine bir yükselişin ancak o tarihlerde ortaya çıktığını göstermekteydi. Deyim yerindeyse ekonomi, uçuşa geçmişti.

Endüstri Devrimi, aslında bir başlangıcı ve bir sonu olan bir olay değildi. Ne zaman tamamlandığını sormak saçmadır; çünkü onun özü, o tarihlerden sonra devrimci değişimin bir kural halini almasıydı. Hala da sürmektedir; çok çok, bu ekonomik dönüşümlerin, varolan teknikler içersinde istediği her şeyi üretmeye yetenekli esastan endüstrileşmiş bir ekonomiyi, teknik dille ‘olgun bir endüstri ekonomisi’ ni yerleştirecek kadar ileri gidip gitmediklerini sorabiliriz. Fakat Devrimin kendisine, ‘kalkış’ dönemine, bu gibi konularda olabileceği kadar bir kesinlikle, 1780’den 1800’e kadar ki yirmi yıl içersinde bir tarih vermek mümkündür; yani, biraz daha önce olmakla birlikte Fransız Devrimi’ yle çağdaştır.

Nereden bakılırsa bakılsın, bu, en azından tarımın ve kentlerin icadından bu yana dünya tarihinde gerçekleşmiş en önemli olaydı ve başım İngiltere çekmekteydi.

İngiltere’nin ilerlemesi nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, bilimsel ve teknolojik olmadığı kesindir. Fransa, doğa bilimleri açısından hemen hemen kesin biçimde İngiltere’nin önündeydi; İngiltere’de reaksiyon bilime kuşkuyla bakarken, Fransa’da Fransız Devrimi bilimi teşvik ettiğinden, her halükarda matematik ve fizikte Fransız Devrimi’nin çok keskin biçimde vurguladığı bir üstünlüktü bu. Hatta İngiltere toplum bilimleri bakımından da, iktisadi esas olarak Anglo-Sakson bir konu haline sokan -ve büyük ölçüde de öyle kalmasını sağlayan- o üstünlükten henüz çok uzaktı; fakat burada Endüstri Devrimi İngilizleri tartışmasız biçimde ilk sıraya yerleştirdi. 1780’lerin iktisatçıları, Adam Smith’i, ama aynı zamanda da belki de daha çok yararlandıkları Fransız fizyokratlarını ve milli gelir hesapçılarını, Quesnay’i, Turgot’u, Dupont de Nemours’u ve belki de bir iki İtalyan’ı da okurlardı. Fransızlar, -İngiltere’de tasarlananlarından çok daha karmaşık bir yapıya sahip- Jacquard dokuma tezgâhı (1804) gibi daha özgün yenilikler ve daha iyi gemiler yapmışlardı. Almanlar, İngiltere’de benzeri bulunmayan Prusyalı Bergakaclemie gibi teknik eğitim kurumlarına sahipti ve Fransız Devrimi de benzersiz ve etkileyici bir kurum olan Ecole Polytechnique’i oltaya çıkarmıştı. Eksiklikleri ve kusurları, asık yüzlü köy okulları ve parlak, çalışkan, yükselmek isteyen, usçu (James Watt, Thomas Telford, Loudon McAdam, James Mill gibi) gençleri ülkenin güneyine gönderen Kalvinci İskoçya’nın sofu, çalkantılı, demokratik üniversiteleriyle bir ölçüde dengelense de, İngiliz eğitim sistemi tatsız bir şaka gibiydi. Anglikan eğitim sisteminden dışlanmış muhalif mezheplerin kurdukları Akademiler hariç, tıpkı miskin devlet ya da gramer okulları gibi, yegane İngiliz üniversiteleri olan Oxford ile Cambridge’in de düşünsel bakımdan hiçbir değeri yoktu. Ayrıca İngiliz eğitim sistemi mezhep çekişmelerinden hiçbir zaman başını alamamıştır. Toplumsal korkular yüzünden, yoksulların eğitim görmesi de desteklenmiyordu.

Şansa bakin ki, Endüstri Devrimi’ni yapmak için fazla bir düşünsel incelik gerekmiyordu. Devrimin teknik yenilikleri (uçan mekik, iplik, büküm aleti, masura makinesi) son derece gösterişsizdi ve kendi atölyelerinde deney yapan zeki zanaatkarlarin ya da dogramacilarin, fabrika işçilerinin ve çilingirlerin faaliyet alanini hiçbir biçimde aşmiyordu. Hatta James Watt’in buhar makinesi (1784) gibi Devrimin bilimsel bakimdan en karmaşik aygiti bile, bu yüzyilda bilinmekte olan fizikten daha fazlasini gerektirmiyordu -buharli makineler kurami, ancak 1820’lerde Fransiz Carnot tarafindan expostfact [iş olup bittikten sonra, geriye dönük olarak] geliştirilmişti- ve çogunlukla madencilikte olmak üzere buharli makinelerin kullanilmaya başlanmasi için bu kurama dayanilmişti. Gerekli koşullar varoldugunda, Endüstri Devrimi’nin teknik yenilikleri de, (belki kimya endüstrisi dişinda) kendi kendilerine ortaya çiktilar. Ancak bu, ilk endüstricilerin bilimle ve onun pratik yararlarini araştirmakla hiç ilgilenmedikleri anlamina gelmez.

Ancak bu gerekli ve uygun koşullar [bir tek], bir kralın ilk kez halkı tarafından resmen yargılanması ve idam edilmesinin, özel kar ile ekonomik gelişmenin devlet politikasının yüce amaçları olarak kabul görmesinin üzerinden yüzyıldan fazla bir zamanın geçtiği İngiltere’de gözle görülür şekilde vardı. İngiltere’nin tarım sorununun çözümüne getirdiği benzersiz devrimci çözüm çoktan uygulanmaya başlanmıştı. Topraksız ya da küçük toprak sahibi köylüyü çalıştıran kiracı çiftçiler tarafından ekilen topraklar, çoktan ticaret kafasına sahip görece az sayıda toprak lordunun elinde toplanmıştı. Tarım, uzun süredir esas olarak pazar için yapılmaktaydı; imalat, uzun süre önce feodal özelliklerini yitirmiş olan kırsal alanın her yanına yayılmıştı. Tarım, endüstrileşme çağında üç temel işlevini yerine getirmeye çoktan hazırdı: Hızla büyüyen tarım dışı nüfusu beslemek için üretimi ve üretkenliği arttırmak; kentlerin ve endüstrilerin durmadan artan potansiyel fazla emek ihtiyacını karşılaşmak; ve ekonominin daha modem sektörlerinde kullanılacak sermaye birikimi için bir aygıt sağlamak. Özellikle gemi taşimaciligi, liman tesisleri, kara ve su yollarinin iyileştirilmesi konularinda hatirı sayılır bir altyapı yatırımı yapılmıştı. İngiltere’de muhtemelen şu iki işlevin çok fazla bir önemi olmamıştı: Olağan şartlarda halkın büyük çoğunluğunun oluşturduğu tarımsal nüfus arasında yeterince büyük bir pazarın yaratılması ve sermaye ithalinin garanti altına alınmasına yardımcı olacak bir ihracat fazlasının sağlanması.

Siyasi yaşam çoktandir kara endekslenmişti. Elbette işadamlarinin özel talepleri, öteki yerleşik çikarlarin direnciyle karşilaşabiliyordu; ve görecegimiz gibi, 1795-1846 arasında tarımcılar, sanayicilerin ilerleyişini durdurmak için son engeli de dikeceklerdi. Ne var ki, bütün olarak bakıldığında, paranın sadece konuşmadığı, aynı zamanda yönettiği de kabul edilmişti. Toplumun yöneticileri arasında sayılmak için bütün sanayicilerin yapması gereken şey, yeterince para sahibi olmaktı.

İşadamının, daha fazla para kazanma sürecinde olduğuna kuşku yoktu; çünkü onsekizinci yüzyılın büyük bölümü, Avrupa’nın çoğu yerinde, rahat bir ekonomik genişleme ve refah demekti; bu genişlemenin ölçülü bir enflasyonun da yardimiyla er ya da geç bir ülkeyi, endüstri öncesi ekonomiyi endüstri ekonomisinden ayiran eşikten atlatacagi rahatlikla ileri sürülebilir. Fakat sorun bu kadar basit degildir. On sekizinci yüzyilin büyük bölümünde endüstriyel genişleme, derhal ya da öngörülebilir bir gelecekte endüstri devrimine, yani, artık mevcut talebe bağlı olmayıp kendi pazarını yarattığı için büyük miktarlarda ve giderek azalan maliyetlerle üretim yapacak makineleşmiş bir ‘fabrika sistemi’ nin yaratılmasına yol açmadı.

0 zamanlar kimsenin bilmediği bir şeyi: Endüstri devriminin kendi pazarlannı yaratarak eşi görülmedik bir hız kazanacağını nereden ve nasıl öğreneceklerdi? Tıpkı on sekizinci yüzyıl İngiltere’sinde olduğu gibi, bir endüstri toplumunun ana toplumsal temellerinin çoktan atıldığı ortadayken, iki şey gerekiyordu: Birincisi, makul ucuzlukta ve basit yeniliklerle üretimini hızla artırabilen imalâtçılar ödüllendiren bir endüstri ve ikincisi, büyük oranda tek bir üretici ülkenin tekelinde bulunan bir dünya pazarı.

Bu düşünceler, ele aldigimiz dönemde belli açilardan bütün ülkeler için geçerlidir. Örnegin her ülkede endüstriyel büyümenin önderligini tüketim mallari -tek olmamakla birlikte esas olarak tekstil ürünleri imalatçıları yapmaktaydı, çünkü bu tür mallar için zaten kitlesel bir pazar mevcuttu ve işadamları onun genişlemesinin getireceği olanakları açıkça görebilmekteydiler. Ne var ki, bu düşünceler diger bakimlardan sadece Ingiltere için geçerliydi. Çünkü öncü sanayicilerin karşisinda çözümü çok güç sorunlar vardi. Diger ülkeler, ancak Ingiltere endüstrileşmeye başladiginda, öncü endüstri devriminin uyardigi hizli ekonomik genişlemenin nimetlerinden yararlanabilirlerdi. Bunun yaninda Ingiltere’nin başarisi, onunla nelerin elde edilebilecegini göstermiş oldu: Ingiliz teknigi taklit edilebilir; Ingilizlerin becerisi ve sermayesi ithal edilebilirdi. Kendi buluşlarini gerçekleştiremeyen Sakson tekstil endüstrisi, zaman zaman İngiliz teknisyenlerinin gözetimi altında İngilizlerin buluşlarını taklit etti; Cockerills gibi kıta Avrupası’na ilgi duyan İngilizler, Belçika’ya ve Almanya’nın çeşitli bölgelerine yerleştiler. 1789 ile 1848 arasında Avrupa ve Amerika, İngiliz uzmanlar, buharlı makineler, pamuk makineleri ve yatırımlarla doldu taştı.

İngiltere’nin, bu tür avantajları yoktu. Ama öte yandan İngiltere, yeterince güçlü bir ekonomiye ve rakiplerinin pazarını ele geçirecek kadar saldırgan bir devlete sahipti. Yüzyıllık İngiliz-Fransız düellosunun son ve belirleyici evresi olan 1793-1815 savaşları, belli ölçülerde ABD dışında, Avrupalı olmayan dünyadan [İngiltere’nin] bütün rakiplerin tasfiyesiyle sonuçlandı. Üstelik İngiltere, kapitalist koşullar altında endüstri devrimine öncülük etmeye hayranlık duyulacak kadar uygun bir endüstriye ve buna olanak veren bir ekonomik konjonktüre sahipti:

Pamuk endüstrisi ve sömürgeci yayılma.

Diğer bütün pamuk endüstrileri gibi, İngiliz pamuk endüstrisi de başlangıçta, endüstrinin hammaddesini sağlayan deniz aşırı ticaretin bir yan ürünü olarak gelişti. Avrupalı imalatçılar, Hint pamuklu mallarının ya da calicoesun [patiska] elindeki pazarı, onları taklit ederek ele geçirmeye çalıştılar. Başlarda, iyi ve özenli mallarla rekabet edecek ucuz ve adi taklitlerini üretmekle birlikte, çok başarılı olamadılar. Ancak, yünlü ticaretinin yerleşik ve güçlü çikarlari dönemsel olarak (Dogu Hint Şirketi’nin tamamen ticari çikarlarla Hindistan’dan büyük miktarlarda ihraca çaliştigi) Hint patiskalarinin ithalatının yasaklanmasını sağladı, yerli pamuk endüstrisinin bu patiskaların yerini tutabilecek mallar üretmesine olanak verdi. Yün, pamuk ve pamuk karışımı mallardan daha ucuz olan bu mallar, içerde mütevazı olmakla birlikte yararlı bir pazar yarattı. Fakat onların hızla genişlemesini sağlayan en büyük şans, denizaşırı ticarette yatıyordu.

Sömürge ticareti, pamuk endüstrisini yarattı ve besledi. On sekizinci yüzyılda pamuk endüstrisi, Bristol, Glasgow ve özellikle köle ticaretinin de merkezi olan Liverpool gibi büyük sömürge limanlarının hinterlandında gelişti. Gayri insani olmakla birlikte hızla genişleyen köle ticareti, her adımda pamuk endüstrisini daha da uyardı. Afrikalı köleler, kısmen de olsa Hindistan’ın pamuklu mallarıyla satın alındı; Hindistan’daki ve yöresindeki savaş ya da isyanlar bu malların arzını kesintiye uğrattığında da, ortaya çıkan boşluğu Lancashire doldurdu. Kölelerin götürüldüğü Antiller’deki plantasyonlar, İngiliz endüstrisine pamuk ham-maddesi sağlıyor, buna karşılık çiftlik sahipleri de Manchester’ın damalı pamuklularını alıyorlardı. ‘Kalkış’ın kısa bir süre öncesine kadar Lancashire pamuklu ihracatının ezici çoğunluğu, Afrika ve Amerikan pazarlarına gidiyordu. Lancashire, sonraları kölelere olan borcunu, bu ticareti koruyarak geri ödedi; çünkü 1790’lardan sonra Birleşik Devletler’in güneyindeki köle plantasyonları, ham pamuğun büyük kısmını sağladıkları Lancashire fabrikalarının doymak bilmez ve füze hızıyla yükselen talepleri yüzünden çalışmaya devam etmiş ve genişlemişti.

Dolayısıyla pamuk endüstrisi, bir planör gibi, arkasına bağlandığı sömürge ticaretinin çekmesiyle havalandı. Bu ticaret, yalnızca büyük olmakla kalmayıp, aynı zamanda hızlı ve her şeyden önce görülmemiş bir genişleme vaat eden; girişimciyi, bunu karşılayacak devrimci teknikler benimsemeye teşvik eden bir ticaretti.

1750-1769 arasında İngiliz pamuklu ihracatı, on kattan fazla arttı. Böyle bir durumda bu pazara damalı pamuklularıyla ilk giren birinin kazandığı ödül, astronomik boyutlardaydı ve teknolojik maceralara atılma riskine değerdi. Fakat denizaşırı pazar, özellikle de bu pazar içindeki yoksul ve geri ‘azgelişmiş bölgeler’, zaman içersinde sadece çarpıcı bir biçimde genişlemekte kalmadılar, aynı zamanda sınırsız ve durmaksızın genişlediler. Kuşkusuz, tek başlarına düşünüldüklerinde bu pazarın her verili kısmı, endüstrinin ölçütlerine göre küçüktü ve farklı ‘gelişmişlikteki ekonomiler’ in rekabeti, bu pazarı her biri için daha da küçük hale getirmekteydi.

Fakat, bu gelişmiş ekonomilerin herhangi birinin yeterince uzun bir süre pazarin hepsini ya da yaklaşik olarak hepsini tekeline aldigi düşünülürse, bu durumda o ekonomi gerçekten sinirsiz genişleme olanagina sahip olabilirdi. Ingiliz pamuklu endüstrisinin, Ingiliz devletinin saldirgan destegini de arkasina alarak başardigi tam da buydu. Satiş rakamlari açisindan Endüstri Devrimi, 1780’lerin ilk birkaç yili dişinda, ihracat pazarinin iç pazar karşisindaki zaferi olarak tanimlanabilir: 1814’te Ingiltere, içeride kullanilan her üç yarda pamuklu kumaşa karşilik dört yarda, 1850’deyse her sekiz yardaya karşilik on üç yarda pamuklu ihraç etti. Buna karşilik, genişlemekte olan bu ihracat pazarinda, Ingiliz mallarinin yurtdişindaki ana çikiş noktalari olan yari sömürge ve sömürge pazarlari da bu işten zaferle çikmişlardi. Avrupa pazarlarinin, savaşlar ve ablukalar yüzünden büyük oranda kesintiye ugradigi Napoleon Savaşlari sirasinda bu oldukça dogaldi. Fakat savaşlardan sonra bile agirliklarini duyurmayi sürdürdüler. 1820’de, bir kez daha Ingiliz mallarina serbest hale gelen Avrupa, 128 milyon yarda Ingiliz pamuklusu aldi; ABD dişinda kalan Amerika, Afrika ve Asya, 80 milyon yarda aldi; fakat 1840’ta, ‘azgelişmiş’ bölgeler 529 milyon yarda alırken, Avrupa 200 milyon yarda İngiliz pamuklusu satın aldı.

Avrupa, tarihin başindan beri her zaman Dogu’ ya sattığından daha fazlasını Doğu’ dan ithal etmişti, çünkü Doğu, Batı’ ya sattığı baharat, ipek, patiska, mücevher vs. karşılığında Batı’ nın hemen hiçbir şeyine ihtiyaç duymuyordu.

İlk kez Endüstri Devrimi’nin pamuklu kumaşları, o zamana dek külçe altın ve gümüş ihracatıyla soygunculuk karışımı bir yöntemle dengede tutulmuş bu ilişkiyi tersine çevirdi.

Sadece Çinliler, hala Batı’ nın ya da batının denetimindeki ekonomilerin sunduklarını satın almayı reddediyorlardı, ta ki 1815-1842 arasında batılı savaş gemilerinin de yardımıyla batılı tüccarlar, Hindistan’dan Doğu’ ya ihraç edilebilir ideal bir meta buluncaya kadar: Afyon.

0 nedenle pamuk, özel girişimcilere, endüstri devrimi macerasina

kalkışmalarına yetecek kadar astronomik bir kazanç ve bunu sağlayacak kadar ani bir genişleme olanağı verdi. Bir talih eseri olarak, aynı zamanda onu mümkün kılacak başka koşullar da sağladı. Bu alanda devrim yaratan yeni buluşlar -uçan mekik, su dolabı, masura makinesi, daha sonra da motorlu dokuma tezgahı- yeterince basit, ucuz şeylerdi ve hemen sağladıkları yüksek üretim sayesinde kendilerini amorti edebiliyorlardı.

Pamuklu imalatının başka avantajları da vardı. Bütün hammaddeleri dışardan geliyordu; o yüzden, Avrupa tarımının yavaş giden işlemlerinden çok, sömürgeleri beyaz adama açan zora dayanan işlemlerle bu malların arzını genişletmek mümkündü; üstelik Avrupalı tarımcıların yerleşik çıkarları da önünde bir engel yaratmıyordu. 1790’lardan itibaren İngiliz pamuklusu hammadde kaynağını bulmuştu ve 1860’lara kadar zenginligi ve talihi ABD’nin [yerleşime] yeni açilan Güney Eyaletleri’ne bagli kaldi. Yine, imalatin en yaşamsal noktalarinda (özellikle iplik bükümünde) pamuk endüstrisi ucuz ve verimli emek arzinda yetersizlikle karşilaşti, o yüzden makineleşmeye yöneldi.

Başlangiçta pamuk karşisinda daha fazla sömürgesel yayilma şansina sahip olan keten gibi bir endüstri, ucuz, makineleşmemiş üretimin tutundugu (esas olarak Orta Avrupa, ama ayni zamanda Irlanda gibi) yoksul köylük bölgelerde kolaylikla yayilabilmiş olmasinin uzun vadede acisini çekti. Çünkü on sekizinci yüzyilda, Ingiltere’nin yani sira Saksonya’da ve Normandiya’da endüstriyel genişlemenin bu bilinen yolu, fabrikaların kurulmasına yol açmayacak, tersine işçilerin -bazen eski bağımsız zanaatkarların, bazen ölü mevsimde boş zamanlan olan eski köylülerin- işveren olma yolundaki tüccardan aldıkları hammaddeleri, sahip oldukları ya da kiraladıkları aletlerle evlerinde işledikleri ve işlenmiş ürünü tüccara geri verdikleri ‘eve iş verme’ ya da ‘evde üretim’ denen sistemi genişletecekti. Gerçekten de, gerek İngiltere’de gerekse ekonomik bakımdan ileri dünyanın geri kalanında, endüstrileşmenin başlangıç dönemindeki genişleme büyük oranda bu tarz olmuştu. Hatta pamuk endüstrisinde, (ilkel el tezgahı, çıkrıktan daha verimli olduğundan) dokumacılık gibi işlemler, makineleşmiş bükümhanelerin çekirdeğini oluşturmaya hizmet edecek biçimde, evlerdeki el tezgahlarında çalışan bir dokumacılar ordusu yaratılarak genişletilmişti. Dokumacılık, her yerde iplik bükme işinden bir kuşak sonra makineleşmekteydi ve el tezgahlarında çalışan dokumacılar, endüstrinin artık onlara ihtiyacı kalmadığında, bazen bu kötü kaderlerine isyan ederek tezgahlarının başında öldüler.

Pamuk, devrimcileşmiş ilk endüstriydi ve başka bir endüstrinin, bir özel girişimciler ordusunu devrime sürükleyebilecegini düşünmek kolay degildir. 1830’lar kadar geç bir tarihte bile, pamuk, fabrikanin ya da mill’in (bu ad, ağır güç makineleri kullanan endüstri öncesi en yaygın tesis olan değirmenlerden [milli gelmektedir) egemen olduğu yegane İngiliz endüstrisiydi; ilk başta (1780- 1815) esas olarak iplik bükmede, yün ve pamuk taramada, birkaç yardımcı işlemde, 1815’ten sonra da giderek daha fazla dokumada. Yeni Fabrika Yasası’nın ele aldığı ‘fabrikalar’ dan, 1860’lara kadar sadece tekstil fabrikaları ve elbette pamuk fabrikaları [mill] anlaşıldı. Öteki tekstil kollarında fabrika üretimi, 1840’lardan önce yavaş bir gelişme seyri izliyordu; diğer manifaktürlerse, dikkate alınmayacak boyutlardaydı. 1815’te pek çok başka endüstriye uygulanmakla birlikte, buharlı makine bile, bu konuda öncü olan madencilik dışında fazla kullanılmamıştır. 1830’da modern anlamıyla ‘endüstri’ ve ‘fabrika’, hala neredeyse sadece Birleşik Krallık’ın pamuk alanları anlamına gelmekteydi.

Bu, diğer tüketim mallarında, özellikle büyük ölçüde hızlı kentsel gelişmenin uyardığı diğer tekstil ürünlerinde, gıdada, içkide, çömlekçilikte ve başka ev ürünlerinde endüstriyel yenilenmeyi gerçekleştiren güçleri azımsamak anlamına gelmez. Fakat öncelikle, bu işlerde çok az insan çalışmaktaydı: l833’te pamuk işinde doğrudan ya da dolaylı olarak çalışan bir buçuk milyon insanın yanına bile yaklaşacak bir endüstri yoktu. İkincisi, bu endüstrilerin dönüşüm gücü çok azdı: Pek çok bakımdan, teknik ve bilimsel olarak çok daha makineleşmiş ve ileri bir iş dalı olan, pamuktan önce devrim geçirmiş içki üretimi bile, Dublin’in tamamını, İrlanda ekonomisininse büyük bölümünü başlangıçtaki haline döndüren Dublin’deki büyük Guinness içki yapımevinin de kanıtlayacağı gibi, (yerel zevkler bir yana) çevresindeki ekonomiyi budenli etkilemiş degildi. Pamuğun yeni endüstri alanlarındaki inşaat ve diğer bütün etkinlikler, makineler, kimyasal iyileştirmeler, endüstriyel aydınlanma, gemi taşımacılığı için yarattığı talep, tek başına 1830’lara kadar İngiltere’nin ekonomik büyümesinin büyük bir bölümünden sorumluydu. Üçüncüsü; pamuk endüstrisinin genişlemesinin, ekonominin bütün hareketlerine yön verecek kadar İngiltere’nin dış ticaretinde büyük bir yeri ve ağırlığı olmuştur. İngiltere’ye giren ham pamuk miktarı l785’te 11 milyon libreden 1850’de 588 milyon libreye çıktı; pamuklu giysi üretimi, 40 milyon yardadan 2.025 milyon yardaya yükseldi. Pamuk imalatçıları, 1816-48 arasında her yıl ilan edilen İngiltere’nin bütün ihracatının toplam değerinin yüzde 40 ile 50’sini yaratmışlardı. Eğer pamuk gelişirse, ekonomi de gelişiyor; gerilerse, ekonomi de geriliyordu. Pamuktaki fiyat hareketleri, ülkenin ticaret dengesini belirliyordu. Bir tek tarımda böyle bir güç vardı; ancak o da gözle görülür biçimde gerilemekteydi.

Bu bunalımın en ciddi sonuçlan, toplumsal nitelikteydi: Yeni ekonomiye geçiş, toplumsal devrimin maddi koşullarını oluşturan sefaleti ve hoşnutsuzluğu yarattı. Gerçekten de, kentteki ve endüstrideki yoksulların kendiliğinden ayaklanması biçimini alan toplumsal devrim, kıta Avrupası’nda 1848 devrimlerine yol açtı ve İngiltere’de büyük Chartist hareketi ortaya çıkardı. Kafaları basit ve düz işleyen işçiler, yeni sisteme tepkilerini, sıkıntılarının sorumlusu olarak gördükleri makineleri parçalayarak ortaya koydular; fakat, şaşılacak miktarda bir yerel işadamı ve çiftçi kitlesi de kendilerini bencil yenilikçilerden oluşma şeytani azınlığın kurbanı olarak gördüklerinden, kendi çalışanlarının bu Luddite (makine kırma) eylemine yakınlık duydu.

Napoleon Savaşlari’ndan sonra ekonominin üzerindeki deflasyonun ve parasal ortodoksinin daha da sertleşmesi, ihtiyaç duyduklari her krediyi alabilen zenginler için hiç sorun değildi; mülksüzler uçurumuna yuvarlanmanın eşiğine gelmiş küçük burjuvaziyle emekçiler, o yüzden ortak bir hoşnutsuzluğu paylaşmaktaydılar.

Bu ortak hoşnutsuzluk onlari, ‘radikalizm’ in kitle hareketlerinde, ‘demokrasi’ de ya da ‘cumhuriyetçilik’ de birleştirdi; aralarinda en korkutucu olanlari,

1815-1848 arasında İngiliz Radikalleri, Fransız Cumhuriyetçileri ve Amerika’daki Jacksonct Demokratlardı.

Ne var ki, kapitalistlerin bakış açısından bu toplumsal sorunlar, ekonominin ilerlemesiyle ilgili sorunlardı. Öte yandan, onun temel harekete geçirici gücünü tehdit eden, ekonomik sürecin kendi içinde belli bir takım eksiklikler bulunduğu görülmekteydi. Çünkü sermayenin geri dönüş oranı sıfıra inerse, insanların yalnızca kar için üretim yaptığı bir ekonomi, iktisatçıların düşünmekten bile korktukları ‘durgunluk durumu’ na yuvarlanılabilirdi.

Bu eksikliklerin en belirgin üçü: Ticaretteki yükselme ve düşüş döngüsü, kar oranlarinin düşme egilimi ve karlı yatırım olanaklarının azalması.

Bunlardan ilkini, kapitalizmin eleştirmenleri dışında ciddiye alan olmadı. Ekonominin işsizlige yol açan dönemsel bunalimlarinin, üretimi azalttigi, iflaslara yol açtigi iyi bilinmekteydi.

Ekonominin küçük imalat ve mali sektörlerindeki dönemsel bunalımlar da, en azından İngiltere’de 1793’ten itibaren yakından bilinmekteydi. Napoleon Savaşları’ndan sonra dönemsel yükseliş ve çöküş dramasi, bariş döneminde bir ulusun ekonomik yaşamina egemendi. 1830’larda, yani tarihin bizim ele aldığımız döneminin bu en yaşamsal on yılında, bunların, en azından ticarette ve bankacılıkta düzenli dönemsel görüngüler oldukları bulanık da olsa kabul edilmekteydi. Ne var ki, işadamları tarafından hala ya özel hatalardan -örneğin Amerikan hisseleri üzerinde yapılan aşırı spekülasyondan-ya da kapitalist ekonominin pürüzsüz işleyişine dişardan müdahalede bulunulmasindan kaynaklandigi düşünülüyordu. Bunlarin, sistemin temelindeki zorluklari yansittigina inanilmiyordu.

Pamuk endüstrisinin çok açık bir şekilde gösterdiği gibi, kar marjında ortaya çıkan düşme ise böyle değildi. Başlangıçta bu endüstri muazzam avantajlardan yararlandı. Makineleşme, büyük ölçüde kadın ve çocuklardan oluştuğu için son derece az ücret ödenen emeğin üretkenliğini büyük oranda artırdı. 1833’te Glasgow’un pamuk fabrikalarında çalışan 12.000 işçiden sadece 2000’ i, haftada ortalama 11 şilinin üzerinde kazaniyordu. Manchester’ daki 131 fabrikada ortalama ücretler, 12 şilinden daha azdi ve sadece yirmibirinde 12 şilinden fazlaydi. Bunun yanında fabrika kurmak görece ucuz bir işti: 1846’da arsa maliyeti ve inşaat malzemeleri dahil 410 makinelik tam bir dokuma fabrikası, 11.000 sterline kurulabiliyordu. Fakat her şeyden önce, 1793’te Eli Whitney’in çirçir makinesini bulmasindan sonra Güney ABD’de pamuk ekiminin hizla genişlemesiyle en büyük maliyet unsurunda, yani hammaddede ciddi bir azalma yaşandi. Buna, girişimcilerin kar enflasyonundan da yararlandıklarını eklersek, imalatçı sınıfların neden keyifli olduklarını anlayabiliriz.

1815’ten sonra, bu avantajların giderek kar payının daralmasıyla dengelendiği görülmeye başlandı. Öncelikle endüstri devrimi ve rekabet, üretim maliyetlerinde olmasa da bitmiş ürünün fiyatında sürekli ve çarpıcı bir düşüş yarattı. İkincisi, 1815’ten sonra genel fiyat iklimi, enflasyon değil, deflasyon iklimiydi.

Örneğin, 1784’te bir libre bükülmüş ipligin satiş fiyati 10 şilin 11 peni iken, hammaddesinin maliyeti 2 şilindi. 1812’de aynı ürünün fiyatı 2 şilin 6 peni, hammaddesinin maliyetiyse 1 şilin 6 peni ve 1832’de fiyatı 11.25 peni, hammaddesinin maliyeti 7.50 peni olmuştu ve bu nedenle diğer maliyetlerle karlar arasında, sadece 4 penilik bir pay kalmıştı.

Elbette İngiliz endüstrisinin her alanında söz konusu olan bu genel durum çok da trajik değildi. Toplam satışlar yukarı doğru yükselirken, (kar oranları azalırken bile) toplam karlar da yükseliyordu. Bütün gereken, astronomik genişlemeyi sürdürmekti. Buna karşın kar paylarındaki daralmanın durdurulmasının, en azından yavaşlatılmasının gerektiği görülüyordu. Bu da ancak maliyetleri azaltarak yapılabilirdi. Elbette bütün maliyetler arasında en fazla kısılabilecek olanı-McCulloch’un bir yılda hammaddelerin üç katına vardığını hesapladığı- ücretlerdi.

Ücretler, ya doğrudan yapılan kesintilerle ya pahalı vasıflı işçilerin yerine ucuz makine bakıcılarının konmasıyla ya da makinenin yarattığı rekabetle kısılabilirdi.

Demek ki endüstri muazzam bir makineleşmenin ussallaşmanin, üretimi ve satişlari artirmanin, dolayisiyla kar paylarindaki düşüşü, küçük küçük karları bir araya gelmesiyle telafi etmenin baskısı altındaydı. Başarısı, değişkenlik gösteriyordu. Gördüğümüz gibi, üretimde ve ihracatta fiili artış devasa boyutlardaydı; aynı şey, 1815’ten sonra, o zamana dek elle yapılan ya da kısmen makineleşmiş işlerin, özellikle dokumanın makineleşmesi için de geçerliydi. Bu büyüme, ayrıca bir teknolojik devrim yapmak yerine, esas olarak varolan ya da bir parça iyileştirilmiş makinelerin genel uyarlaması biçimini aldı. Teknolojik yenilenme yönündeki baskılarda önemli oranlarda bir yükselme gözlenmekle birlikte (1800-20 arasında pamuk eğirme vs. alanında otuz dokuz, 1820’lerde elli bir, 1830’larda seksen altı ve 1840’larda yüz elli altı yeni patent alınmıştı25), İngiliz pamuklu endüstrisi 1830’larda teknolojik bakımdan bir istikrara kavuştu. Öte yandan, işçi başına üretim, Napoleon sonrası dönemde artarken, bu da devrim yaratacak bir ölçüye varmadı. Üretim işlemlerinde gerçek bir hızlanma, yüzyılın ikinci yansında ortaya çıkacaktı.

Çağdaş iktisat kuramının kara dahil etmeye çalıştığı sermayeden sağlanan faiz oranı üzerinde de buna benzer bir baskı vardı. Fakat bu konu bizi endüstriyel gelişmenin bir sonraki evresine, temel sermaye malları endüstrisinin kurulmasına götürmektedir.

Sermaye malı kapasitesi yeterli olmayan bir endüstriyel ekonominin, belli bir noktanın ötesine geçemeyeceği açıktır. Bunun içindir ki, bugün bile bir ülkenin endüstriyel potansiyelinin tek başına en güvenilir göstergesi, demir ve çelik üretiminin miktarıdır. Fakat, bu gelişmenin büyük bölümü için gereken maliyeti son derece yüksek sermaye yatırımının, özel girişim koşullan altında üstlenilmesi, pamuğun veya diğer tüketim mallarının endüstrileşmesindeki aynı nedenlerle olası değildir. Bunlar için, en azından potansiyel bir pazar zaten mevcuttur: Ne kadar ilkel de olsa bir insan gömlek giyecek ya da evinde araç gereç kullanacak, beslenecektir. Sorun, yalnızca yeterince geniş bir pazarın yeterince hızlı bir biçimde işadamlarının görüş alanına nasıl gireceği sorunudur. Ama, örneğin kiriş gibi ağır demir aletler için böyle pazarlar mevcut değildir. Bu, ancak bir endüstri devrimi sırasında ortaya çıkar ve hatta oldukça mütevazı boyutları olan demir atölyelerinin dahi, daha göz önünde bir şey yokken gerektirdiği son derece ağır yatırımlara para bağlayanların sağlam işadamlarından çok spekülatörler, maceracılar ve hayalciler olması çok daha beklenir bir şeydir. Gerçekten de, Fransa’da bu türden bir spekülatif teknolojik maceracılar hizbi oluşturan Saint Simoncular (194. ve 262. sayfalarla karşılaştırın), ağır ve uzun erimli yatırımlara gereksinim duyan endüstrileşme türünün önde gelen propagandacıları olarak hareket etmişlerdir.

Bu olumsuzluklar, özellikle metalürjide, daha özelde de demir metalürjisinde geçerliydi. 1780’lerdeki ham demiri ocakta döverek tavlamak ve haddeden çekmek gibi birkaç basit yenilik sayesinde demir metalürjisinin kapasitesi artmış olmalda birlikte, bu alana yönelik askeri olmayan talepler oldukça mütevazı boyudarda kalmıştı ve 1756-1815 arasında art arda gelen savaşlar, sektör açısından son derece doyurucu gelişmeler olmakla birlikte, Waterloo’dan sonra ordunun talebinde de keskin bir azalma gözlenmiştir. Bu talep, İngiltere’yi önde gelen bir demir üreticisi haline getirmeye yetecek kadar büyük değildi. 1790’da İngiltere, demir üretiminde Fransa’yı ancak yüzde kırk kadar geçiyordu; hatta 1800’de İngiltere’nin demir üretimi, kıtadaki toplam üretimin yarısından çok daha azdı ve sonraki ölçütlere göre, çeyrek milyon ton gibi çok küçük bir rakama düştü. Ingiltere’nin dünya demir üretimindeki payı, sonraki on yıllarda da azalma eğilimi gösterdi.

Bereket versin, bu olumsuzluklar madencilik alanında, esasen kömür madenciliğinde bu ölçüde geçerli değildi. Çünkü kömürün, ondokuzuncu yüzyılda sadece başica güç kaynagi olmak degil, ayni zamanda büyük ölçüde İngiltere’deki ormanların görece yetersiz olması yüzünden meskenlerde başlıca yakıt olarak kullanılmak gibi de bir üstünlüğü vardı. Kentlerin, özellikle de Londra’nın büyümesi, on altıncı yüzyılın sonlarından itibaren kömür madenciliğinin hızla genişlemesine neden olmuştu. On sekizinci yüzyıl başlarına gelindiğinde, hatta galerilerdeki suyu tulumba ile çekmek için (esas olarak Comwall’da, demir dışındaki madenlerin çıkartılması gibi benzer amaçlarla tasarlanmış) ilk buharlı makineleri kullanan, ilkel bir modern endüstri haline gelmişti. Bu anlamda kömür madenciligi, ele aldigimiz dönemde büyük bir teknolojik devrime pek gereksinim duymadigi gibi, böyle bir devrim de geçirmemişti. Bu alandaki yenilikler, üretimi dönüştürücü nitelikte olmaktan çok, üretimi iyileştirici özellikler taşimaktaydi. Fakat üretim kapasitesi çoktan muazzam boyutlara varmişti ve dünya standartlarina göre astronomik ölçülerdeydi. İngiltere, 1800’de, on milyon ton kömür, ya da dünya kömür üretiminin yaklaşik yüzde 90’mi üretebilmekteydi. En yakın rakibi Fransa’nın üretimiyse bir milyon tondan daha azdı.

Modern ölçülere göre, gerçek anlamda kitlesel bir endüstrileşme için yeterince hizli genişlememekle birlikte, bu muazzam endüstri, sermaye mallari endüstrilerini dönüştürecek temel bir yeniliği (demiryolunu) uyaracak kadar büyüktü. Çünkü bu maden, yalnızca büyük miktarda ve büyük güce sahip buharlı makineler istemekle kalmıyor, aynı zamanda büyük miktarlarda kömürün damardan kuyunun ağzına, özellikle de gemilere yükleme noktasına götürülmesi için yeterli ulaşım araçlarına ihtiyaç duyuyordu. Yük vagonlarını taşıyan ‘tramvay’ ya da ‘demiryolu’, bu ihtiyaca kesin bir yanıt oldu. Yük vagonlarının hareketli makinelerle çekilmesi pratik görünmediğinden, önce bu vagonların sabit makinelerle çekilmesi düşünüldü. Fakat büyük miktarda yükün karayolundan taşınma maliyeti öylesine yüksekti ki, sonunda iç bölgelerdeki kömür madeni sahiplerinin, bu kısa mesafeli ulaşım araçlarını uzun mesafeli taşıma için kullanılmasının karlı olabileceğini düşünmeye başlamaları doğaldı. Denizden içeride, Durham’daki kömür havzasından sahile uzanan hat (1825’te yapılan Stockton-Darlington hattı), modem demiryollarının ilkiydi. Teknolojik bakımdan demiryolu, madenciliğin, özellikle İngiltere’nin kuzeyindeki kömür madenlerinin çocuğuydu. George Stephenson, yaşamına Tynesideli bir ‘mühendis’ olarak başladı ve yıllar boyu neredeyse bütün lokomotif sürücüleri, onun kömür madenlerinde yetişti.

Endüstri Devrimi’nin başka hiçbir yeniligi, hayal dünyasini demiryolu kadar ateşlememiştir. Bati dünyasinin büyük bölümünde demiryolu yapimiyla ilgili planların hazırlanmasından önce, İngiltere’de demiryollarının teknik açıdan uygulanabilir ve karlı olduğu açıkça görülmüştü. Hatta ilk demiryollarının sahip olduğu dikkat çekici teknik olgunluk da, bu izlenimi çok daha çarpıcı kılmaktadır. Piramitleri, Roma’nın su kemerlerini, hatta Çin Seddi’ni birer taşracilik örneği olarak yanında sönük bırakan, toprak setleri ve olukları, köprüleri ve istasyonlarıyla bir kamu yapıları külliyesi oluşturan, rüzgar hızıyla ülkeleri ve kıtaları aşan duman soluyan dev yılanları iten bu demiryolu, tam da insanın teknoloji yoluyla elde ettiği zaferin bir simgesiydi.

Demiryollarının ilk yirmi yılında, İngiltere’deki demir üretimi 680.000 tondan 2.250.000 tona çıktı, başka bir deyişle üç katı arttı. 1830 ile 1850 arasındaki kömür üretimi de üç kat artarak 15 milyon tondan 49 milyon tona çıktı. Bu büyük artış, esas olarak demiryollarından ileri geliyordu; çünkü ortalama her mil hat, salt ray için 300 ton demir gerekiyordu. İlk kez kitlesel çelik üretimini mümkün kılan endüstriyel ilerlemeler, doğal olarak sonraki on yıllarda ortaya çıktı.

Bu ani, muazzam ve son derece köklü genişlemenin nedeni, işadamlarinin ve yatırımcıları demiryolu yapım işine iten usdışı gibi görünen tutku-da yatmaktadır. 1830’da bütün dünyada sadece otuz, kırk mil demiryolu hattı bulunmaktaydı ve bu hattın en uzunu Liverpool ile Manchester arasındaydı. 1840’a gelindiğinde, bu mesafe 4500 milin, 1850’deyse 23.500 milin üzerine çıktı. Bu hatların çoğu, 1835-7’de, özellikle de

1844-7’de ‘demiryolu manyaklığı’ olarak bilinen spekülatif çılgınlık patla-. ması sırasında ve yine Çoğu İngiliz sermayesi, İngiliz demiri, makinesi ve know-how’ı ile yapıldı. Gerçekten de demiryollarının pek azı diğer girişim biçimlerine göre yatırımcı için daha karlı olduğundan (çoğu, son derece mütevazı karlar getirirken, bir bölümü de hiç kar getirmemişti), bu yatirim patlamaları usdışı gibi görünüyordu: 1855’te İngiliz demiryollarına bağlanan sermayenin ortalama getireceği faiz, yalnızca yüzde 3.7 idi. Kuşkusuz hisse sahipleri, spekülatörler ve diğerleri, demiryollarından aşiri ölçüde yararlandılar; ama sıradan yatırımcının durumunun böyle olmadığı açıktı. Yine de demiryollarına büyük ümitlerle 1840’ta 28 milyon sterlin, 1850’dey-se 240 milyon sterlin yatırıldı.

İngiltere söz konusu olduğunda, Endüstri Devrımi’nin ilk iki kuşağının temel gerçeği şuydu: Rahatı yerinde ve zengin sınıfların elinde, mevcut bütün para harcama ve yatırımda bulunma olanaklarını aşan bir hızla ve ölçüde gelir birikmişti. Kuşkusuz feodal ve aristokratik toplumlar bunun büyük bir kismini debdebeli yaşam, lüks yapi ve diger ekonomik, olmayan işlere harcarlardi. Ingiltere’de bile, Devonshire’ın altıncı Dükünün, ondokuzuncu yüzyılın ortasında varisine 1.000.000 sterlin borç bırakmayı başaracak kadar krallara layık bir geliri vardı; varisi de bu borcu 1.500.000 sterlin borç alarak kapamış ve gayrı menkullerin değerlerini yükseltme işine girmişti. Fakat, ana yatırımcılar olan orta sınıfın büyük bölümü henüz harcayıcı olmaktan çok tasarrufçuydu. Hanımları, bu dönemde sayıları artan görgü kuralları kitapları okuyarak birer ‘hanımefendi’ olmaya, kiliseleri geniş ve pahalı üsluplarla yeniden yapılmaya başlamış, hatta kendi kent tarihçilerinin kaç Napoleon altınına çıktıklarını ve ayrıntılarıyla bütün özelliklerini gururla anlattıkları Gotik ve Rönesans taklidi iğrenç belediye binaları ve başka ucube kamu binaları yaparak kolektif ihtişamlarını kutlamaya başlamışlardı.

Yine, modem bir refah toplumu ya da sosyalist bir toplum, kuşku yok ki bu büyük birikimi toplumsal amaçlarla dagitirdi. Bizim dönemimizdeyse hiçbir şey bundan daha az mümkün degildir. Neredeyse hiç vergi ödemeyen orta siniflar, tam da bu nedenle, açlıkları kendi birikimlerinin tamamlayıcısı olan perişan durumdaki halkin ortasinda para biriktirmeye devam ettiler. Örneğin mevcut endüstriler öylesine ucuzlamıştı ki varolan fazlanın yatırıma ayrılan bölümünü bile emebilecek durumda değildi: Hatta pamuklu endüstrisinin hacminin ikiye katlandığını varsaysak bile, sermaye maliyeti, yatırıma ayrılmış bu fazlanın ancak bir bölümünü emebilirdi. Hepsini emecek sünger gibi bir şey gerekiyordu.

Ülke dışına yatırım yapmak, besbelli bir olasılıktı. Dünyanın geri kalanı, yani Napoleon Savaşları’ndan sonra belini doğrultmaya çalışan eski hükümetlerle, amaçlarının belirsizliğine aldırmadan her zamanki enerjileriyle borçlanan yenilerinin oluşturduğu dünya, sınırsız kredi almaya adeta can atıyordu. İngiliz yatırımcılar da borç vermeye hazırdı. Fakat ne yazık ki, 1820’lerde bu bakımdan son derece vaat edici olan Güney Amerika ikraz tahvilleriyle, 1830’larda oldukça cazip fırsatlar sunan Kuzey Amerika tahvilleri, çoğu zaman değersiz kağıt parçalarına dönüşmekteydi:

1818-1831 arasında satılan yirmi beş yabanci devlete ait ikraz tahvilinden (çikartildiklarındaki fiyatlaa 42 milyon sterlinin yaklaşik yarısını teşkil eden) on altısı, 183l’de ödenmedi. Teorik olarak, bu tahvillerin yatırımcıya yüzde 7-9 getiri sağlaması gerekiyordu; gerçekteyse 183 ’de yatırımcı ortalama yüzde 3.1 kazandı. 1824 ve 1825 tarihli Yunan devletine ait yüzde 5 getirili tahvillerin 1870’lere dek hiçbir faiz kazandırmamış olması karşısında kim ikraz tahvili almaya cesaret edebilirdi ki? Dolayısıyla 1825’te ve 1835-7’de yurtdışına sermaye akışında yaşanan spekülatif patlamaların, kendilerine daha az hayal kırıcı alanlar araması son derece doğaldı.

185l’de geriye dönerek bu çılgınlığa bakan John Francis, “çalışkan insanların elindeki servet birikiminin, yasal ve adil biçimde yapılan sıradan yatırım biçimlerini daima gerisinde bıraktığını gören” zengin adamı anlatmıştır. “0, parasının, gençliğinde savaş tahvillerine gittiğini, yetişkinliğinde Güney Amerika’nın madenlerinde, yol yapmak, istihdam ve iş yaratmak uğruna çarçur olduğunu görmüştü. Demiryoluna giden sermaye, yararsız bile olsa, en azından onu üreten ülkeye gitmekteydi. Yabancı madenlerden ve yabancı borç tahvillerinden farklı olarak, tüketilip bitirilmez ya da tamamen değersizleşmezdi.

Ülke içinde (örneğin inşaat gibi) başka yatırım biçimlerinin bulunup bulunamayacağı, kesin bir yanıtı hala olmayan akademik bir tartışma konusudur. Gerçekte bu olanak demiryollarında bulunmuştu; özellikle 1840’lann ortalarında, bu hız ve ölçekte sel gibi sermaye akıtılmasaydı, bu demiryollarını kurmak da mümkün olamazdı. Bu, şanslı bir konjonktürdü; çünkü demiryolları bir anda ekonomik büyümenin neredeyse bütün dertlerine deva olmuştu.

V

Endüstrileşmenin ardindaki etkiyi izlemek, tarihçinin görevinin yalnızca bir parçasıdır. Diğeri, ekonomik kaynakların seferber edilmesi ve yeniden dağıtılmasını, ekonominin ve toplumun uyumlanmasını izlemektir; bütün bunlar, yeni ve devrimci bir akışın sürdürülmesi için gerekliydi.

Seferber edilmesi ve yeniden dağıtılması gereken ilk, belki de en yaşamsal etken emekti; çünkü bir endüstri ekonomisi, tarımsal olmayan (yani giderek kentlileşen) nüfusta keskin bir yükseliş, buna karşın tarımsal (yani kırsal) nüfusta keskin bir düşüş ve (ele aldığımız dönemde) neredeyse kesin biçimde nüfusta hızlı genel bir artış anlamına gelmektedir. O nedenle bir endüstri ekonomisi, ilk etapta, esas olarak ülke içindeki tarımdan sağlanan gıda arzında keskin bir yükselişi -yani bir ‘tarım devrimi’ni- gerektirir.

İngiltere’de kentlerde ve tarımsal olmayan yerleşim alanlarında gözlenen hızlı büyüme, endüstri öncesi biçimler içinde varolan ve bir talih eseri olarak en küçük yenileştirme girişimlerinin -hayvancılığa, nadasa, gübrelemeye ve çiftliklere çekidüzen verilmesine ya da yeni ürünlerin benimsenmesine gösterilen bir parça ussal dikkatin- bile orantısız büyüklükte sonuçlar vermesine yol açacak kadar verimsiz olan tarım için uzun zaman bir uyarıcı görevi görmüşlerdi. Tarımda ortaya çıkan bu değişiklik, endüstri devrimini öncelemiş ve hızlı nüfus artışının ilk evrelerini olanaklı kılmıştı; İngiliz tarımının, Napoleon Savaşları’nın yol açtığı anormal yüksek fiyatların ardından ağır bir ekonomik bunalım geçirmesine karşın, bu itki doğal olarak etkisini sürdürdü. Ele aldığımız dönemde, teknolojide ve sermaye yatırımlarında yaşanan değişiklikler, zirai bilimin ve mühendisliğin olgunluğa eriştigi 1840’lara kadar hayli mütevazi boyutlardaydi. 1830’larda Ingiliz tariminin, on sekizinci yüzyıl ortalarında iki üç kat büyümüş bir nüfusun tahıl ihtiyacının yüzde 98’ini karşılamasını mümkün kılan muazzam üretim artışına, on sekizinci yüzyıl başlarında öncü niteliğindeki yöntemlerin benimsenmesiyle, ekili alanların genişletilmesi ve ussallaştırılmasıyla ulaşıldı.

Bütün bunlar da, ortak tarla ve otlaklarıyla ortaçağ komünal toprak kullanım biçimine, kendine yeterli köylü tarımına ve toprak konusundaki modası geçmiş ticari olmayan tutumlara (Çitleme Hareketi’yle) son verilmesi gibi, teknolojik olmaktan çok toplumsal dönüşümlerle sağlandı. On altıncı yüzyıldan on sekizinci yüzyıla kadar hazırlık niteliğindeki bu evrim sayesinde, İngiltere’yi birkaç büyük toprak sahibinin, makul miktarda kiracı çiftçinin ve çok sayıda kiralık işçinin ülkesi durumuna getiren tarım sorununa ilişkin bu benzersiz radikallikteki çözüme, her ne kadar arada sırada yalnızca mutsuz kır yoksullarının değil geleneksel taşra soylularının da direnişiyle karşılaşılmış olsa da, pek fazla sıkıntı yaşanmadan varıldı. 1795’teki açlık sırasında ve sonrasında pek çok ülkede centilmen yargıçlarca [gentlemen-justice] kendiliğinden benimsenen ‘Speenhamland System’ adında yoksullara yardım düzeni, eski kır toplumunu, para bağının aşındırmalarına karşi korumaya yönelik son sistemli girişimdi. Tarımsal çıkar gruplarının, 1815 sonrası yaşanan bunalıma karşı çiftçiliği korumak için medet umdukları Tahıl Yasası, bütün ortodoks iktisada karşın, tarıma tıpkı diğerleri gibi salt karlılık ölçütüne göre değerlendirilecek bir endüstri muamelesi yapma eğilimine karşı bir manifesto idi. Fakat bu yasanın, kapitalizmin tarıma nihai girişine karşi durmaya çalişan artçi eylemler olmak gibi bir kötü yazgisi vardi; sonunda, 1830’dan sonra orta sinifın radikal ilerleyiş dalgasi ve 1834 tarihli yeni Yoksullar Yasasi karşisinda yenilgiye ugradi ve 1846’da yürürlükten kaldirildi.

Bu toplumsal dönüşüm, ekonomik üretkenlik açisindan muazzam bir başarıydı; insani acılar bakımındansa, 1815’ten sonra tarımda ortaya çıkan ve kır yoksullarını moralsiz ve muhtaç duruma düşüren ekonomik çöküntünün derinleştirdiği bir trajedi. 1800’den sonra çitlemenin ve tarımsal ilerlemenin en coşkulu savunucusu olan Arthur Young bile, toplumsal sonuçları karşisinda sarsilmişti Fakat endüstrileşme açisindan, bunlar ayni zamanda arzulanan sonuçlardi da; çünkü bir endüstri ekonomisinin emege gereksinimi vardir ve bunu da eski endüstri-dişi sektörden degil de nereden bulacakti? Ülke içindeki ya da (esas olarak İrlanda’dan) göç eden kırsal nüfus, başlıca emek kaynağıydı; çeşitli küçük üreticiler ve çalışan yoksullar da onları tamamlıyordu. İnsanları yeni işlere çekmek, ya da -ki en muhtemel olanı buydu- eğer başlarda bu çekiciliklere karşi ilgisiz ve geleneksel yaşam tarzlarini terketmeye istekli degilseler, mecbur edilmeleri gerekiyordu. En etkili kamçı, ekonomik ve toplumsal sıkıntılar ve zorluklardı; yüksek parasal ücretler ve kentin sağladığı özgürlükler de havuç işlevi görüyordu. Çeşitli nedenlerden dolayı, insanları tarihsel, toplumsal olarak demirledikleri yerlerden kaldırmada etkili olacak güçler, on dokuzuncu yüzyılın ilkinci yarısıyla karşılaştırıldığında, hala görece olarak zayıftı. 1850’den sonra sıradanlaşacak olan bir kitlesel göç türünü ortaya çıkarmak, (1835-50 arasında sekiz buçuk milyon olan toplam nüfusun bir buçuk milyonunun öldüğü) İrlanda Açlığı gibi gerçek anlamda bir doğal felakete kalmıştı. Yine de bu etkenler, başka her yerden çok İngiltere’de çok daha güçlüydü. Eğer öyle olmasaydı, endüstriyi emeğin içeri girmesini sağlayacak delikten yoksun bırakan köylülerin ve küçük burjuvazinin içinde bulunduğu istikrarın ve görece rahatlığın Fransa’nın başına açtığı gibi, İngiltere’nin endüstriyel gelişmesinin engellenmesi işten bile olmazdı.

Yeterli sayıda emekçiye kavuşmak bir şey; doğru niteliklere ve becerilere sahip yeterince emekçiye sahip olmaksa başka bir şeydir. Yirminci yüzyılın tecrübeleri, bu sorunun yaşamsal olduğu kadar çözümü güç bir sorun olduğunu göstermiştir. İlkin, bütün işçilerin, endüstriye uygun bir tarzda, yani tarım hayatının mevsimlik İniş çikişlarından ya da bağımsız zanaatkarın iş keyfiyetinden tamamen farklı, düzenli, kesintisiz bir günlük çalışma ritmine uyarak çalışmayı öğrenmeleri gerekiyordu. Ayrıca parasal özendirmelere de karşılık vermeyi öğrenmek gerekiyordu. Bugün Güney Afrikalıların yaptığı gibi, o dönemde de İngiliz işverenler, durmadan işçilerin ‘tembelliğinden’ ya da eskiden geçimlerine yeten parayı kazanıncaya kadar çalışıp sonra yattıklarından yakınırlardı. Yanıt, (para cezalan, hukuku işverenin yanında harekete geçiren ‘Efendi Köle’ yasası vs. ile sağlanan) sert bir iş disiplininde, ama hepsinden önce, mümkün olan her yerde işçiyi, asgari bir gelir elde edebilmesi için bütün hafta durmadan çalışmak zorunda bırakacak kadar az bir paranın ödenme uygulamasında bulundu. Çalışma disiplininin çok vahim boyutlarda bir sorun teşkil ettiği fabrikalarda, çoğunlukla, yönetilmeleri kolay (ve daha ucuz) kadın ve çocuk işçilerin çalıştırılması yoluna gidildi. 1834- 47 arasında İngiliz pamuk fabrikalarında çalışan bütün işçilerin yaklaşık dörtte biri yetişkin erkek, yaridan fazlası kadın ve kız, geri kalanı da on sekiz yaşinin altinda çocuklardi İfadesini, bu ilk evredeki küçük ölçekli, dağınık endüstrileşme sürecinde bulan çalışma disiplinini sağlamanın bir başka yaygın yolu da, taşeronluk uygulaması ya da vasıflı işçileri vasıfsız yardımcılarının fiilen işvereni durumuna getirmekti. Örneğin pamuk endüstrisinde erkek çocukların yaklaşık üçte ikisi, kız çocukların da üçte biri ‘doğrudan ustaların emrinde’ydiler; böylelikle daha yakından izlenebiliyorlardı. Fabrikaların dışındaysa, bu tür düzenlemeler daha da yaygındı. Elbette taşeronun, bu kiralık emeğin işini sermesini önlemekte doğrudan maddi çıkan vardı.

Yeterli sayıda vasıflı ya da teknik eğitimli işçi bulmak ya da eğitmek çok daha zor bir işti; çünkü, inşaat gibi pek çok iş pratikte pek değişmeden yapılsa da, modem endüstride, endüstri öncesine ait becerilerden yok denecek kadar az yararlanilmaktaydı. Bereket versin, 1789’dan önceki yüzyıllarda İngiltere’nin yavaş seyreden yan-endüstrileşme süreci, gerek dokuma tekniğinde gerekse metal işleme alanında gerekli becerilere sahip işçilerden oldukça geniş bir havuz yaratmıştı. Orneğin kıta Avrupası’nda, ince metal işleri yapan birkaç zanaatkardan biri olan çilingir, makine yapımcılarının babası haline gelmiş ve zaman zaman ona adını vermiştir; Ingiltere’de de değirmen ustası ile, (madenlerde ve maden çevrelerinde çoktandır bilinen) ‘mühendis’ ya da ‘makineci’nin durumu buydu. Ingilizce ‘mühendis’ [engineerl sözcüğünün, hem vasıflı metal işçisini hem de tasarımcıyı ve planlamacıyı anlatması raslantı değildir; çünkü yüksek teknisyenlerin büyük bir bölümü, bu makineden anlayan ve kendine güvenen insanların arasından bulunabiliyordu. Gerçekten de Ingiltere’nin endüstrileşme süreci, bu planlanmamış yüksek beceriye sahip arza dayanmıştı; kıta Avrupası ise bunu başaramamıştıt Bu olgu, bu ülkede (ileride bedeli ödenecek olan) genel ve teknik eğitime gösterilen şaşırtıcı ilgisizliği açıklamaktadır.

Emek arzıyla ilgili yaşanan bu sorunların yanında, sermaye arzıyla ilgili sorunların fazla bir önemi yoktu. Diğer pek çok Avrupa ülkesinden farklı olarak, İngiltere’de~doğrudan yatırıma dönüştürülebilecek sermaye konusunda bir sıkıntı söz konusu değildi. En büyük güçlük, onsekizinci yüzyılda bu sermayeyi kontrol edenlerin-toprak lordları, tüccarlar, denizciler, bankerler vs.-, onu yeni endüstrilere yatırmakta gönülsüz davranmalarıydı. Dolayısıyla bu yeni endüstriler faaliyetlerine çoğu zaman küçük tasarruflarla ya da borçlarla başlamış ve karı yeniden üretime yatırarak gelişmişlerdi. Yerel düzeyde duyulan sermaye sıkıntısıysa, ilk endüstricileri

-özellikle de kendilerini yetiştirmiş olanlari- daha sert, daha tutumlu ve daha haris yapmişti. 0 yüzden işçileri de buna uygun olarak daha fazla sömürüye ugradilar. Ancak bu, ulusal yatirima ayrilan fazlanin yetersizligi-ni degil, akişindaki düzensizligi göstermekteydi. Ote yandan, onsekizinci yüzyilin zenginleri paralarini endüstrileşmeden nasibini alan belli girişimlere, bilhassa ulaşima (kanal, liman, yoi ve ileride demiryolu) ve toprak sahiplerinin kendileri yönetmediklerinde bile paylarini aldiklari madenlere gömmeye hazirdilar.

Özel olsun kamusal olsun, ticaret ve maliye teknikleri konusunda da bir güçlük söz konusu değildi. Bankalar, kağıt paralar, hisse senetleri, tahviler, bonolar, denizaşırı ve toptan ticaret teknikleri, pazarlama vs. yeterince bilinen şeylerdi ve bunlarla haşır neşir olanların ya da olmayı kolayca öğrenebilenlerin sayısı hayli kabarıktı. Ayrıca, onsekizinci yüzyılın sonunda devlet politikası, kapitalist iş yaşamının üstünlüğüne sıkı sıkıya bağlanmıştı. Bu gelişmeyi engelleyici nitelikteki (örneğin Tudorlann çıkardığı toplumsal yarara dönük) eski yasalar, uzun zamandır uygulanmıyordu ve sonunda 18 13-35 arasında -tarımla ilgili olanlar dışında- tamamen kaldırıldı. Teorik olarak Ingiltere’nin yasaları, mali ya da ticari kurumları hantaldı ve ekonomik gelişmeye yardımcı olmaktan çok köstek olacak tarzda hazırlanmıştı; örneğin, bir anonim şirket kurulması isteği karşısında Parlamento her defasında pahaltya patlayacak ‘özel yasalar’ çıkarmak zorundaydı. Fransız Devrimi, Fransızlara -ve oradan da kıtanın geri kalanına- bu tür amaçlar için son derece ussal ve etkili bir aygıt sunmuştu. Uygulamadaysa Ingiltere, işlerini mükemmel yürütüyordu ve aslına bakılırsa rakiplerinden çok daha iyi durumdaydı.

İlk büyük endüstri devrimi, işte bu riskli, plansız ve empirik yolda yapıldı. Modem ölçütlerle bakıldığında, bu devrim küçük ve arkaikti; İngiltere, bugün bile bu arkaikliğin izlerini taşımaktadır. 1848’in ölçütlerine göreyse, yine kentleri her yerden daha çirkin, proletaryası her yerden daha sefil durumda olduğundan*; sisli, dumanlı bir havada, ziyaretçileri tedirgin eden öteye beriye koşuşturan solgun yüzlü kalabalığından ötürü hayli ürkünç olmakla birlikte, anıtsaldı. Milyonlarca beygir gücünü buharlı makinelerine koşmuş, yılda iki milyon yarda pamuklu kumaşı on yedi binin üzerinde mekanik iğden geçirmiş, yaklaşık elli milyon ton kömür çıkarmış, tek bir yılda 170 milyon sterlin değerinde mal ithal ve ihraç etmişti. Ticaret hacmi, en yakın rakibi olan Fransa’nın iki katıydı: Fransa, onu ancak 1 780’de biraz geçebildi. Pamuklu tüketimi, ABD’nin iki, Fransa’nınsa dört katıydı. Ekonomik bakımdan gelişmiş dünyanın bütün pik demirini üretmekteydi ve kendisinden sonra gelişmiş ikinci büyük ülkenin (Belçika) kişi başına kullandığı demirin iki, ABD’nin üç, Fransa’nınsa dört katından fazlasını kullanıyordu. Ingiliz yatınm sermayesinin 200 ile 300 milyon sterlin arası bir miktarı (bunların dörtte biri ABD’de, yaklaşık beşte biri de Latin Amerika’daydı), dünyanın her yanından kar payları ve siparişler getirmekteydi.39 Ingiltere, gerçekten de ‘dünyanm atölyesi’ idi.

Gerek Ingiltere gerekse dünya, bu adalarda, tek yasaları ucuza alıp sınır tanımaksızın pahalıya satmak olan tüccarlar ve girişimciler tarafindan gerçekleştirilen Endüstri Devrimi’nin dünyayı dönüştürdüğünü biliyordu. Yoluna hiçbir şey çıkamazdı. Geçmişin tanrıları ve kralları, bugünün işadamlan ve buharlı makineleri karşısında güçsüz kalıyordu.

Endüstri Mühendisliğinin Tarihçesi

06 Kasım 2007

ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİNİN TARİHÇESİ

Mühendislik tarihinin medeniyet tarihi ile aynı olduğu söylenebilir. 19. Yüzyılda bilim ve mühendislikteki gelişmelerin yanı sıra buhar gücünden de yararlanmanın sonucunda endüstri devrimi gerçekleşmiştir. Endüstri devriminin başlangıcı buhar enerjisinin mekanik enerjiye dönüştürüldüğü 1776 yılı kabul edilir. Bu tarihte bir İskoç olan James Watt buharlı motoru bulmuştur. Bu yıla kadar üretim, usta ya da sanatkar olan kişilerin bir ürünün tüm parçalarını ayrı ayrı sezgi ve deneyimlerine dayalı işlemesi ve bu parçaların birleştirilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. James Watt’ın buluşu ile büyük mekanik güçlerin üretimde kullanılması mümkün olunca 1776 yılından itibaren önce ABD ve İngiltere’de olmak üzere fabrika sistemleri kurulmaya başlanmıştır. İlk fabrikalar tekstil ve metal işletme alanlarında olmuştur. Endüstri Mühendisliği’nin temelleri 1750 ve 1850 yılları arasında özellikle işbölümü kavramı ile ortaya atılmıştır. 1750 yılına kadar aynı kişi işi planlar, malzeme ve takımını, tertibatını seçer, temin eder, işlemini ve kontrolünü yapardı. 1776 yılında İngiltere’de Adam Smith yayınladığı ‘The Wealth Of Nations’ adlı kitabında üretimde iş bölümünün ekonomik yararlarından söz ederek fabrika sistemine yönelik bir model önermiştir. İskoçya’da bir tekstil imalatçısı olan A. Robert Owen (1771-1858) 1813 yılında yayınlanan “Fabrika Yöneticilerine Sesleniş” adlı kitabında da işçilere de en az makinalar kadar önem verilmesi gerektiğini belirtmiştir. İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörü olan Charles W. Babbage’ın “Economy of Machinery and Manifacturers” isimli kitabında iş öncesi eğitimin gerekliliği, iş analizi ve iş bölümü, standardizasyon, ücret sistemleri ve işçi-işveren ilişkilerinin geliştirilmesi konularından bahsetmiştir. Ayrıca günümüz bilgisayarlarının geliştirilmesine önemli katkıda bulunan Fark Makinası (Difference Engine) adını verdiği dört aritmetik işlemi grçekleştirebilecek bir makine geliştirmiştir. ABD’de bir askeri tersanenin yöneticisi olan yüzbaşı Henry Metcalfe (1847-1917) tarafından yazılan “İmalat Maliyeti ve Kamu ve Özel Atölyelerin Yönetimi” isimli kitapta gözlem ve deneylerin kaydedilmesini ve bunu yöneticilerin bir rehber olarak kullanmalarını önermiştir. Bir yıl sonra Henry Robinson Towne (1844-1924) trafından Amerikan Makine Mühendisleri Derneği’ne (ASME) daha kapsamlı bir öneride bulunulmuştur. Çeşitli şirketlerin yöneticileri arasında bilgi ve deneyim alışverişi sağlayacak bir organizasyonun ASME gerçekleştirilmesini istemiştir. Yale ve Towne Manufacturing şirketinin kurucusu olan Towne teşvikli ücret (prim) sistemleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Henry Ford ise otomobil montajında konveyor kullanımı ve üretim hattı konularında çalışmıştır. 19. yüzyılda endüstri devriminin oluşumuyla planlama, örgütleme ve yönlendirilmesi daha zor olan ve yönetimi için özel beceriler gerektiren üretim sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır. İnsan, makine, malzeme ve paradan oluşan sistemlerin tasarım, geliştirme ve kuruluşuyla ilgilenecek ve özellikle sistemin insan boyutuna da önem verecek bir mühendislik dalına ihtiyaç doğmuştur. Bunun sonucunda endüstri mühendisliği konusunda çalışmalar başlamıştır. Endüstri mühendisliği konusunda ilk disiplinli çalışmalar 1856-1915 yılları arasında yaşayan ve çoğunlukla endüstri mühendisliğinin kurucusu olarak kabul edilen bir Amerikalı makine mühendisi olan Frederick W. Taylor ile olmuştur. Taylor, fabrikada bizzat çalışan, sürekli gözlem ve analiz yapan, düşündüklerini uygulayan ve geliştiren bir kişidir. Taylor’ın çalışmaları 1881’de metal kesimi konusuyla başlamış, ve 25 sene devam etmiştir. 1907 yılında 200 sayfalık bir makale yayınlamıştır. Bu çalışmanın yapılmasından önce kesici şekli hızları ve ilerleme miktarları deneyimlere göre belirleniyordu. Bu çalışma sayesinde Taylor ve yardımcıları söz konusu belirleme işine bilimsel bir nitelik kazandırmışlardır. Taylor’ın _İşlerin daha kolay, daha etkin ve verimli yapılabilmesi için yeni iş metodları bulunmasına yönelik Metod Etüdü, _İşlerin işlem sürelerinin belirlenmesine yönelik Zaman Etüdü, _İş bölümü, işçilerin yapacakları işe göre seçimi ve eğitilmesi, işçi-işveren ilişkileri, planlama ve kontrol fonksiyonlarının işçiler tarafından değil yönetim tarafından gerçekleştirilmesi konularına çok önemli katkıları olmuş ve bilgi ve deneyimlerini “Shop Management and The Principles of Scientific Management” isimli kitabında toplamıştır. Russel Robb (1864-1927) “Amaç ve Şartlarla Etkilenen Organizasyon” isimli eserinde askeri organizasyonların işletme organizasyonları için de uygun olabileceğini organizasyonların ulaşılmak istenen amaçlarla yakından ilgili olduğunu belirtmiştir. Fultarrington Emerson (1853-1931) “Verimliğin 12 İlkesi” adlı kitabında yapılan işlerin amaçları açıkça bilindiğinde çok daha başarılı olacağını savunmuş; Santa Fe demiryolu çalışmalarında atölye işlerini düzenleyip standart maliyet yöntemi uygulayarak şirkete 1 milyon dolardan fazla bir ekonomi sağlamıştır. Alexander Hamilton Church (1866-1936) ve Leon Pratt Alford (1877) Taylor’un çalışmalarını daha da derinleştirerek fiziksel çalışma şartları ve çalışma morali arasındaki ilişkileri incelemişlerdir. Mühendis Frank B.Gilbreth(1868-1924) ve eşi psikolog Lilian Moller Gilbreth tarafından insanın temel hareketleri sınıflandırılmış ve bunlara soyadlarının ters yazılışı olan Therblig Sembolleri adını vermişlerdir. Daha ayrıntılı çözümler için “Mikro hareket etüdü” geliştirmişlerdir. Taşıma, tutma, arama, monte etme vb. gibi iş hareketleri 17 adet Therblig sembolüyle ifade edilerek işi yapmanın en iyi metodunun belirlenmesinde ve iş eğitimlerinde bu sembollerin kullanılması önerilmiştir. Geliştirdiği bu teknikler inşaat, kanal yapımı, eğitim, tıp ve savunma konularında uygulanmış; insan faktörüne daha fazla önem vermiştir. Henry Laurence Gannt ( 1861-1919) Gannt kendi ismini verdiği şemasında yapılacak işlerin birbirine göre zaman ve öncelik ilişkisini göstermiş ve teşvikli ücret sistemini geliştirmiştir. Carl Barth :Taylor’un Midvale Steel firmasındaki yardımcılarından bir matematikçidir. Metal kesimi ile ilgilenmiş ve özel amaçlı bir sürgülü hesap cetveli geliştirmiştir. Zaman etüdünde yorgunluk toleransının belirlenmesi konusunda çalışmalar yapmıştır. Marris L Cooke yerel yönetimlerdeki uygulamalarıyla, Dwight W. Merrick zaman etüdü ve teşvikli ücret sistemlerindeki uygulamalarıyla tanınmışlardır. İlk endüstiriyel düzeyde endüstri mühendisliği uygulamaları ABD işletmeleri tarafından yapılmıştır. Teşvikli ücret sistemi 1898 Western Elektrik Şirketi’nde, kâra katılım, teşvik sistemi 1908’te Procter and Gamble şirketinde; maliyetlendirme, kalite kontrol, planlı bakım, teşvikli ücret ve iş değerlendirme sistemleri 1912-1914 yıllarında Armstrong Cork şirketinde uygulanmıştır. 1914’te Eli Lilly ile 1917’de Cow Chemical şirketlerinde iş etüdü ve iş değerlendirme sistemleri uygulanmıştır. Bu arada Fransa’da Henry Fayol (1841-1925) önderliğinde bir grup planlama, organize etme, koordine etme, yürütme ve motive etme şeklindeki yönetim fonksiyonlarını tanımlamışlardır. 1933 yılında endüstri mühendisliği alanındaki ilk doktora tezi Metod ve Zaman Etüdü adıyla kitap haline getirilen Ralph M. Barnes ‘a aittir. H. Munsterberg 1913 yılında yayınlanan “Psikoloji ve Endüstriyel Verimlilik” adlı kitabında çalışanların iş yerlerindeki sosyal ve psikolojik özellikleri incelenmiştir. Dr. Walter Shewart 1924 yılında istatistiği mühendislik çalışmalarına uygulamıştır. Ürün kalitesinin ekonomik şekilde kontrolü amacıyla kullanılması teorisi “Economic Control Of The Quality Of Manufactured Product” adlı kitabında toplanmıştır. Günümüzde istatistik, kalite kontrol, istatistik proses kontrol kalitenin güvence altına alınmasında kullanılan en önemli tekniktir. 2. Dünya Savaşı süresi ve sonrasında gelişen endüstri mühendisliği konuları: _Zaman etüdü _İş basitleştirilmesi _Kalite kontrol _Ücret yönetimi _İş değerlendirme _Teşvikli ücret (prim) sistemleri _İş yeri düzenleme ve malzeme taşıma sistemleri _Üretim planlama ve kontrol idi. Bu konular günümüzde klasik endüstri mühendisliği olarak adlandırılır. 1948 ilk meslek kuruluşu olarak Ohio Colombus’ta Amerikan Endüstri Mühendisleri enstitüsü kuruldu. Endüstri mühendisliği alanındaki çok önemli bir diğer gelişme matematiğin bilimsel yönteme uygulanmasıdır. Her ne kadar F. W. Taylor ekonomik takım (takım tezgahlarında kullanılan) ömürlerinin belirlenmesinde, F. H. Harris (1914) ekonomik imalat miktarlarının saptanmasında, F. E. Raymont (1931) envanter kontrolü modellerinde ve E. L. Grannt ve G. W. Ireson (1930) mühendislik ekonomisi formüllerinde matematikten yararlanmışlarsa da en yoğun gelişme 2. Dünya Savaşı sırasında olmuştur. Matematik, fizik, olasılık ve diğer sayısal analizle ilgili bilimlerin, savaş yönetimindeki kararların alınmasına yardımcı olarak kullanıldığı ilk savaştır. İngiltere’de 1940’ta yöneylem araştırması askeri problemlerin çözümünde uygulanmıştır. Aynı yaklaşım 1942’de ABD silahlı kuvvetlerinde de uygulanmıştır. Yöneylem araştırması yaklaşımının savaş sırasında başarılı olması savaş sonrası ABD ve İngiltere öncülüğünde olmak üzere işletme yönetimi problemlerinde kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan doğrusal programlama,doğrusal olmayan programlama, dinamik programlama teknikleri bu yaklaşımın oluşturduğu tekniklerdir. 1947 yılında Norbert Wiener tarafından ortaya konan sibernetik biliminin de endüstri mühendisliğine önemli katkıları olmuştur. 1951 yılında L. Von Bertalenffy sibernetiğin tüm sistemlerin ortak bir özelliği olduğunu göstermiştir. 1962 yılında J. Forrester’in geliştirdiği “Endüstri Dinamiği” adlı modelde yöneticilere değişen şartlara göre seçebilecekleri uygun karar ve politikalar üretilmektedir. Endüstri mühendisliğinin gelişiminde en büyük katkıyı elektronik bilgisayarlar sağlamıştır. Bilgisayarların işletme yönetiminde kullanılması, yönetim bilişim sistemi konusu olmuştur. 1954 yılında piyasaya çıkan ilk ticari amaçlı bilgisayarları günümüze kadar çeşitli konularda gelişmiş yenileri takip etmektedir. Endüstri mühendisliği konusunda 1950-1980 yılları arasındaki gelişme daha ziyade çalışanların motivasyonu üzerine olmuştur. Genellikle Japonya’da gelişen bu yaklaşımlardan bazıları Kalite Kontrol Çemberleri (geliştirme ve iyileştirme grupları olarak da adlandırılmaktadır), Toplam Kalite Yönetimi (Total Quality Management), Çalışma Hayatı Kalitesinin İyileştirilmesi (Quality Of Work Life), Toplam Üretken Bakım (Total Productive Maintenance) dır. Ayrıca Tam Zamanında Üretim (Just İn Time Production), Üretim Kaynakları Planlaması (Manufacturing Resource Planning MRP-2 ), Sıfır Hata ( Zero Defects) programları yine endüstri mühendisliği ile ilgili gelişmelerdir. ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİNİN GELİŞİMİNDE ROL OYNAYAN KİŞİLER

ADAM SMITH (1723-1790) İskoçyalı ekonomist ve filozof olup Glasgow ve Oxford üniversitelerinde eğitim görmüş; Glasgow Üniversitesinde ahlak felsefesi profesörü olmuştur. Klasik iktisat okulunun kurucusudur. “The Wealth Of Nations” adlı kitabı endüstri mühendisliğine yaklaşım ve esaslarına yönelik ilk çalışmadır. Endüstri devrimi öncesi “iş bölümü”, yani bir ürünün üretimi ile ilgili farklı özellikteki işlerin birbirlerinden ayrılarak farklı kişiler tarafından yapılması ile verimliliğin artacağı fikrini ortaya atmıştır. Fabrika sistemi modelini önermiştir. Tam rekabet sistemine güvenmekte v bu sistemin kaynakların optimum dağılımına yol açacağına inanmaktadır. Ekonomik büyümede iş bölümü, sermaye birikimi, toplumsal, kurumsal, hukuksal çerçevenin doğru yapıda olması gerektiğini savunmuştur. ROBERT OWEN (1771-1858) İdealist, sosyalist okula mensup bir İngiliz iş ve fikir adamıdır. İşçi olarak başladığı tekstil fabrikasının müdürlüğüne kadar yükselmiştir. Önce işverenler nezdinde teşebbüse geçmiş ve işçilere sosyal yardımlarda bulunmalarını tavsiye ve teşvik etmiştir. Daha sonra sosyal fikirlerini gerçekleştirebilmek için bizzat harekete geçen R. Owen İskoçya’da ve ABD’de komünist koloniler kurmuştur. Ancak bu teşebbüsleri tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Buna rağmen fikirlerinin doğruluğundan şüphe etmeyen R. Owen Birmingham’da iş mübadelesi esasına dayanan bir mağaza açmıştır. Burada her üretici kendi ürününü diğer mallarla değiştirdiğinden işçi-işveren kavramlarının tamamen ortadan kalkacağını düşünmüştür. Fakat bu teşebbüs de kesin bir fiyaskoyla sonuçlanmış, satılmayan bir yığın mal mağazanın depolarını doldururken, aynı yerde günlük ihtiyaç maddeleri bulunmaz olmuştur. Uygulamadaki başarısızlıklarına rağmen Robert Owen fikirleri itibariyle bir çok sosyal gelişmenin öncülüğünü yapmıştır. Sermayenin kârını ortadan kaldırmak arzusu sonraki yıllarda başlayan kooperatifçilik hareketinin esasını teşkil etmiştir. Ayrıca işçilerin korunması için iş yeri seviyesinde tedbirler alınmasını istemesi ve kanun koyucuları bu hususta müdahalelerde bulunmaya çağırması kendisine ilk büyük sosyal siyasetçi sıfatını kazandırmıştır. Hatta işçilerin sadece ulusal seviyede değil, uluslar arası planda da korunması gerektiği fikrini Avrupalı devlet adamlarına telkin etmiştir. Bu bakımdan Robert Owen, Uluslar arası Çalışma Teşkilatının (İLO) fikir babasıdır. CHARLES W. BABBAGE (1792-1871) İngiliz matematikçi ve ilk otomotik sayısal bilgisayarı tasarımlayan mucit. Hesap makinalarını gerçekleştirmeyi sağlayan ilk incelemeleri yapmıştır. Bilgisayarların bilimsel temeli de onun araştırmalarıdır (1830). Üretimin çeşitli yönleri v özellikle imalat düzeni ile ilgilendi. Bu konudaki çalışmalarını 1832 yılında “İş Tezgahları ve İmalatın Ekonomisi” adlı bir kitapta topladı. İş bölümünün yararını ve bundan elde edilen ekonomik yarara işaret etti. Adam Smith’in iş bölümü konusunu daha bilimsel bir şekilde inceledi. Toplu iğne yapımındaki işlemleri 7 temel işleme ayırıp her işleme harcanan zaman ve bu işlemin hangi seviyede bir işçi tarafından yapılacağının belirlenmesi ile ilgilendi ve iş bölümünün yalnız üretimi artırıcı bir yol olmakla kalmadığını aynı zamanda “İmalat Maliyeti” ni de son derece düşürücü bir sistem olduğunu ortaya koydu. Böylelikle çalışanlara işe kattıkları oranda bir ücret ödeme fikrini geliştirmiş oldu. HENRY METCALFE (1847-1917) İmalat Maliyeti Ve Kamu Ve Özel Atölyeleri Yönetimi isimli kitapta gözlem ve deneylerin kaydedilip bunu yöneticiler tarafından rehber olarak kullanılması gerektiğini savunmuştur. Maliyet ve malzeme kontrolünün önemine değinmiştir. HENRY ROBINSON TOWNE (1844-1924) Yale and Towne Manufacturing şirketinin kurucusudur. Amerikan Makine Mühendisleri Derneği (ASME)’ye başvurarak çeşitli şirketlerin yöneticileri arasında bilgi ve deneyim alışverişi sağlayacak bir organizasyonun ASME tarafından gerçekleştirilmesini istemiştir. Ayrıca teşvikli ücret (prim) sistemi konusunda çalışmalar yapmıştır. FREDERİCK WİNSLOW TAYLOR Endüstri mühendisliğinin kurucusu sayılan Amerikalı mühendis Taylor bilimsel işletme sistemini (Taytorizm) kurdu. Taylor’ın işbölümü anlayışı, üretimde bant sistemine geçişin (1913) temelini attı; bu sistem günümüzde insancıl olmayan bir çalışma dünyasının tipik örneği sayılmaktadır.

Taylor bir avukatın oğlu olarak Philadelphia’da dünyaya geldi. Önceleri babasının izinden gitmeyi düşünen Taylor,1872′de New Hampshire’deki Phillips Exeter Akademisi’ne yazıldı. Ne var ki, bu okulda derslerinde gösterdiği başarıdan çok, beyzbol alanındaki üstün performansıyla göze battı. Harvard Üniversitesi’nin giriş sınavını kazandıktan sonra, geçirdiği ağır bir göz rahatsızlığı yüzünden eğitimine ara vernıek zorunda kaldı. Görmesi 1875′te düzelince Taylor, Philadelphia’da bulunan bir çelik fabrikasında makine ustalığı ve zımba model üretimi alanlarında staj gördü.

1881′den Sonra: Zaman ve Hareket Araştırmaları Taylor 1878′de Midvale Steel Company’ye (Çelik Şirketi) işçi olarak girdi. Kısa zamanda grup şefliğine ve sonunda birinci usta başılığa yükseldi. Boş zamanlarında spor yapan Taylor, 1881′de çiftlerde ABD Tenis şampiyonu oldu. Hırslı bir kişiliğe sahip olan Taylor, gece derslerine devam ederek Stevens, Teknoloji Enstitüsü’nden 1883′te makine mühendisliği diplomasını aldı. Ertesi yıl Midvale şirketinde başmühendisliğe getirildi ve burada kenditasarılarına uygun bir makine atölyesi kurdu. Yine 1984′te Louise Spooner ile evlenerek üç üvey çocuk sahibi oldu.

Geliştirdiği 40′tan fazla makinenin patentini alan Taylor’un, bir mucit olarak kariyer yapması mümkünken, ilgi alanı çalışmanın rasyonelleştirilmesine yönelikti. Ustabaşı olarak çalıştığı dönemde bile, çalışma sürecini zaman ve hareket araştırmaları (1891′den sonra) sayesinde ayrıntılı bir biçimde incelemiş ve büyük bir zaman kaybının söz konusu olduğunu saptamıştı. Her işçinin en etkin biçimde çalıştırılması üzerine hesaplar yaptı. Çalışma sürecini, zamanı hesaplanmış belirli küçük işlere ayırmayı önerdi.

1901: Meslek Hayatından Ayrılması Taylor 1890′da Manufacturing Investment Company’ye yönetici olarak girdi ve burada üç yıl çalıştı. Ardından,1901′e kadar çeşitli işletmelerde mühendis olarak çalıştı ve bu dönemde başkaları yanı sıra pik demirin elde edilmesine ve işlenmesine ilişkin metotları denedi ve yüksek hız çeliğini geliştirdi. 45 yaşına geldiğinde, artık çalışmasına gerek bulunmadığını ileri sürerek düzenli meslek yaşamına son verdi. İş hayatından çekilmesinin bir nedeni de sağlığının bozulmuş olmasıydı.

1911: Bilimsel Yönetim İlkeleri Taylor 1903′ten sonra bilimsel şirket yönetimi kavramı üzerinde çalıştı ve bu araştırmalarınım sonucunu 1911′de The Principles of Scientifıc Management (Bilimsel Yönetimin İlkeleri) adı altında yayınladı. Taylor ba yapıtında topladığı çalışmalarına dayanarak çalışma gücünün daha etkin bir hale getirilmesi için öneriler sundu. Buna göre işgücünün, düşünmeyi gerektirmeyen ya da çok az düşünülerek yapılabilen en ufak, yinelenen birimlere bölünmesi lazımdı. Böylelikle gereksiz hareketler ve gizli ara vermeler önleyebilecekti. Taylor ayrıca personel seçimine ve daha iyi bir denetlemeye ilişkin önlemlerin alınmasını önerdi. İş bölüşümünü ve koordinasyonunu işlev denetçileri. düzenlemeliydi. Kendisini bir reformcu olarak gören Taylor,işçilerin çalışmalarına göre ayarlanan ücretlerle motive edilmesini istiyordu

RUSSEL ROBB (1864-1927)

“Amaç ve Şartlarla Etkilenen Organizasyon” isimli eserinde askeri organizasyonların işletme organizasyonları için de uygun olabileceğini, ancak organizasyonların ulaşılmak istenen amaçlarla yakından ilgili olduğunu savunmuştur.

FRANK BUNKER GILBRETH (1868-1924) & LILIAN MOLLER GILBRETH

Amerikalı bir çift. Mühendis olan Frank ile psikolog olan lilian birbirlerinin bilgilerinden yararlanarak ve özellikle taylor’ın yazılarından etkilenerek bir işin yapılmasında en etkin ve verimli hareketlerin (özellikle insan açısından en kolay) neler olduğu konusunda tam bir takım çalışması oluşturmuşlardır. Bu çalışmada taşıma, tutma, arama, monte etme gibi iş hareketleri 17 adet therblig denilen sembollerle ifade edilerek, işi yapmanın en iyi metodunun belirlenmesinde ve iş eğitimlerinde bu sembollerin kullanılmasını önermişlerdir. Frank’in geliştirdiği teknikler inşaat, kanal yapımı, eğitim, tıp ve savunma konularında uygulanmış ve eşinin katkılarıyla insan faktörüne daha fazla önem vermiştir.

HENRY LAURANCE GANNT (1861-1919)

Taylor ile çalışmış Amerikalı mühendistir. Taylorizmin sosyal yönünü geliştirmiştir. İş yönetiminde yararlanılan bir çok grafik geliştirmiştir. Bunlardan bir tanesi kendi adını taşır. Yapılacak işlerin birbirlerine göre zaman ve öncelik ilişkisini gösteren Gannt şemasını, standart üretim miktarı üzerindeki üretimler için işçilere ödenecek bir prim sistemini (teşvikli ücret sistemini) geliştirmiştir.

RALPH M. BARNES

Endüstri mühendisliği alanında ilk doktora tezini 1933 yılında ABD Cornell Üniversitesi’nde metod etüdü konusunda yapmıştır. Bu tez daha sonra Metod ve Zaman Etüdü adıyla kitap haline getirilmiştir.

H. MUNSTERBERG

Çalışanların iş yerlerindeki sosyal ve psikolojik özelliklerini inceleyen çalışmalar yapmıştır. 1913 yılında bu konuda “Psikoloji ve Endüstriyel Verimlilik” isimli kitabı yayınlanmıştır. Bu konu daha sonraları endüstri psikolojisi, endüstri sosyolojisi, işçi sağlığı ve iş güvenliği, ergonomi-insan faktörü mühendisliği dalları ile çeşitlenmiştir.

WALTER SHEWART

1924 yılında ABD’de Bell Telefon Laboratuvar’larında çalışan doktor Shewart istatistiği üretimin çeşitli noktalarında örnekleme yaparak ürün kalitesinin ekonomik bir şekilde kontrolü amacıyla kullanmıştır. "Economic Control Of The Quaşity Of Manufactured Product” isimli kitabı 1931 yılında yayınlanmıştır. Bu konu daha sonra geniş ölçüde kullanılmaya başlanmıştır.

F. W. Harris

1914’te ekonomik imalat miktarlarının saptanmasında matematiğin önemli olduğunu savunmuştur.

F. E. RAYMOND

1931’de matematiğin envanter kontrolü modellerinde kullanılmasının yararlı olduğunu savunmuştur.

G. W. IRESON

1930’da mühendislik ekonomisi formüllerinde matematikten yararlanmıştır.

NORBERT WIENER(1894-1964)

Sibernetik biliminin kurucusudur (1947). Bu bilim günümüz otomatik kontrol ve otomasyonun temel özelliğini gösterir. Veriyi alma, işleme, bilgi haline dönüştürme ve kullanma safhaları ile geri beslemeli bir çevrimi ifade eder.

L. VON BERTALENFFY

Sibernetiğin tüm sistemlerin ortak bir özelliği olduğunu göstermiştir (1951). Yani teknolojik sistemlerin yanı sıra yönetim sistemlerinde de sibernetiğin önemli katkıları olacağını söylemiştir.

KAYNAKLAR

1.Sanayi Mühendisliğine Giriş- İ. İlhami Karayalçın

2.Endüstri Mühendisliğine Giriş – Mehmet Tanyaş

3.www.kimkimdir.gen.tr

4.www.geocities.com/alikircali

5.Ana Britannica

6.Ekonomi Ansiklopedisi – Paymaş yayınları

7.Ekonomi Sözlüğü – Milliyet yayınları

Endüstri Mühendisliği

06 Kasım 2007

ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİ

1.Endüstri Mühendisliğinin Tanımı

19. yy sonlarında, daha önce açıklanan niteliklere uygun bir meslek olarak oluşan Endüstri Mühendisliğinin farklı kaynaklarda farklı şekillerde tanımları yapılmaktadır. Ancak bu tanımlar içinde en fazla kabul göreni ve geçirdiği evrimsel süreç sonunda günümüzde geldiği noktayı en iyi belirleyen tanım Amerika Endüstri Mühendisleri Odası tarafından yapılan tanımdır. Bu tanım göre;

"Endüstri Mühendisliği insan, makina ve malzemeden oluşan bütünleşik sistemlerin tasarımı, geliştirilmesi ve kurulması ile ilgilenir. Bu tür sistemlerden elde edilecek sonuçların belirlenmesi, kestirilmesi ve değerlendirilmesinde matematik, fizik ve sosyal bilimlerdeki özel bilgi ve beceriyi mühendislik çözümleme ve tasarımının ilke ve yöntemleriyle birleştirerek kullanır."

Yukarıda verilen tanım genel çizgileriyle incelendiğinde endüstri mühendislerinin mal ve/ya hizmet üreten profesyonel olarak faaliyetlerde bulunabilecekleri açık bir şekilde görülebilir. Bu sistemlere örnek olarak otomobil, buzdolabı, kumaş, elbise, bisküi, kağıt, makina, uçak vb. mal üreten her türden fabrikaların yanısıra, hizmet üretiminde bulunan sağlık kurumları, eğitim kurumları ve yerel yönetimler gibi çeşitli kurumlar gösterilebilir. Endüstri mühendisleri bu tür sistemlerin tasarım ve kuruluş aşamalarında yer aldığı gibi kuruluş sonrasında da işletimin nasıl olması gerektiği, başka bir deyişle mevcut kaynakların (insan, makina, malzeme ve para) en iyi şekilde nasıl değerlendirileceği konularında mühendislik çalışmaları yapar. Bu çalışmalarında özellikle sistemin insan boyutunu da sürekli gözönünde bulundurarak koşulların elverdiğince en iyi çözümlerin bulunabilmesi için önemli katkılarda bulunur.

2. Meslek Olarak Endüstri Mühendisliği

Meslek olarak endüstri mühendisliğini incelemeden önce meslek olabilmenin koşullarını gözden geçirmek yararlı olacaktır. Daha önceki kesimde ele alınandan farklı bir kaynakta meslek olabilmenin koşulları aşağıda görüldüğü şekilde belirlenmiştir.

·Biçimsel bir eğitim ve öğretim görülmüş olması,

·Öğrenim ve eğitimi izleyen bir stajyerlik devresi geçirilmiş olması,

·Bir meslek mensubu olarak topluma ve meslektaşlarına karşı sorumluluk duyulması

·Meslek standartlarının bir üst kuruluş tarafından belirlenmesi

Endüstri mühendisliği bu koşullar açısından incelendiğinde izleyen yargılara varılabilir:

·Endüstri mühendisliği olabilmek için ilk ve orta öğretimden sonra Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olmak gerekmektedir. Böylece bilimsel bir öğrenim ve eğitim görülmüş olunacaktır.

·Mesleklerin stajyerliği biçimsel öğrenim ve eğitim sırasın da verilen kuramsal bilgilerin uygulamalarının nasıl yapılacağının üretim sistemlerinde bizzat yaşayarak ve görerek öğrenilmesidir. Diğer mühendislik branşlarında olduğu gibi, endüstri mühendisliğinde de üniversite eğitimi sırasında stajyerlik çalışması yapılmaktadır. Ayrıca üniversite öğreniminin son yarı yılında yapılan bazı çalışmalarda bir anlamda stajyerlik olmaktadır.Bazı ülkelerde stajyerlik çalışmaları ise öğrenim sırasında değil, öğrenim tamamlandıktan sonra yapılmaktadır.

·Toplumlarda belirli işlerin ancak belli mesleğe mensup kişiler tarafından yapılabiliyor olması veya yapılmasına izin veriliyor olması o meslek mensuplarına çok önemli sorumluluklar yüklenmektedir. Böylece toplumsal yaşamdaki işlevler koşulların elverdiğince en iyi şekilde gerçekleştirilip, genelde kıt olan kaynakların israf edilmeleride önlenmiş olacaktır. Üretim sistemlerinin tasarımında ve işletiminin kontrolünde, insancıl boyutlarıda gözönüne alarak, önemli işlevleri gerçekleştirmeye aday olan endüstri mühendisleri, bu işlevlerin en iyi şekilde gerçekleştirlmesinde topluma ve meslektaşlarına karşı kendilerini sorumlu hissetmeli ve bua göre davranış biçimlerini belirlemelidirler. Bu konudaki denetimlerin günümüz yasa ve yönetmelikleri çerçevesinde endüstri mühendislerininde üyesi bulunduğu meslek kuruluşu olan Tükiye Makina Mühendisleri Odası tarafından yapılması öngörülmektedir.

·Endüstri mühendisliğinin meslek standartları, başka bir deyişle bir endüstri mühendisisnin taşıması gereken nitelikler, üniversitelerin ilgili birimlerince belirlenmektedir. Bu konuda bilimsel bir niteliğe sahip olan Yöneylem Araştırması Derneği’ninde önemli katkıları olmaktadır. Ancak, Türkiye genelinde üniversitelerdeki endüstri müühendisliği ders programları incelendiğinde bazı farklılıklar olduğu görülmektedir. Zamanla bu farklılıkların azalacağı, farkların doğal şekilde olacağı veya daha açık bir deyişle ülke gereksinimlerine daha uygun nitelikleri taşıyan endüstri mühendislerinin işletmelerde yer alacağı ümit edilebilir.

3. Endüstri Mühendisliğinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Mühendislik mesleğinin kişiliğine kavuşması ve belli standartlara uyması 19. yüzyılda gerçekleşmiş olmakla birlikte mühendislik faaliyetleri medeniyetle hemen hemen aynı yaştadır.Hatta medeniyet tarihi ile mühendislik tarihinin aynı olduğu bile söylenebilir.Bir önceki kesimde genel çizgileriyle açıklanan meslek olabilmenin koşulları gözönüne alındığında, ilk mühendislik mesleğinin makina mühendisliği olduğu görülmektedir. Bunun tarihi ise, Amerika Makina Mühendisleri Odasının kuruluş tarihi olan 1880 dir. Bunu izleyen meslek kuruluşları ise, 1884 te Elektrik Mühendisliği ve 1908′de Kimya Mühendisliği olmuştur. Amerika Endüstri Mühendisleri odasının kuruluşu ise 1948′de gerçekleşmiştir.

Mühendisliğin öngörülen niteliklere sahip bir meslek olarak geçmişi yüzyıldan fazla olmakla birlikte, mühendislik faaliyetlerinin çok daha uzun bir geçmişe sahip olduğu inkar edilmesi mümkün olmayan bir gerçektir.Bunu en belirgin kanıtlarını Eski Mısır’da görmek mümkündür.Eski Mısır’daki sulama kanalları İnşaat Mühendisliğinin en ilginç örnekleri sergilemektedir.Bunun yanısıra tasarım,projeleme,örgütleme ve proje kontrolu açılarından, manivela dışında hiçbir mekanik aracın bulunmadığı bir ortamda yapılan pramitlerin inşaatları tüm zamanların en iyi mühendislik çalışmaları olarak görülmektedir.Her biri 2.5 ton ağırlığındaki 2 300 000 bloktan oluşan bir pramitin bugünün olanakları ile yapılması bile oldulça zor bir iştir.Bu olayları izleyen yıllarda ve çağlarda, insanların ve toplumların yaşam savaşı içinde bilim ve onun çeşitli konulardaki uygulamarı olan mühendislikte artan bir hızda gelişmeler olmuştur. Mühendislikteki gelişmeler artan bir hızla sürmektedir.

19. yüzyılda bilim ve mühendislikteki gelişmelerin yanısıra buhar gücünden de yararlanmanın sonucunda 1. Endüstri Devrimi gerçekleşmiştir.Endüstri devriminin oluşumu ile birlikte planlama, örgütleme ve yönlendirmesi daha zor olan ve yönetimi için özel beceriler gerektiren üretim sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır.Bu üretim sistemleri eskiye göre oldukça karmaşıklaşmıştır.Endüstri devrimi öncesi yakın kişisel denetimle gerçekleştirilen özellikle planlama ve örgütlendirme işlevlerindeki yetersizlik sistemlerin karmaşıklaşmasıyla daha da artmıştır.Böyle insan, makina, malzeme ve paradan oluşan sistemlerin tasarım, geliştirme ve kuruluşuyla ilgilenecek ve özellikle sistemin insan boyutunada önem verecek bir mühendislik dalına gereksinim duyulmaya başlanmıştır. Bu gereksinim sonucunda endüstri mühendisliği konusunda çalışmalara başlanmıştır.İzleyen paragraflarda endüstri mühendisliği konusunda başlangıçtan itibaren yapılan çalışmalar genel çizgileriyle ele alınmıştır.

3.1. F.w Taylor ve Daha Öncekilerin Endüstri Mühendisliği konularında yaptığı çalışmalar

Endüstri mühendisliği konusundaki ilk disiplinli çalışmalar bir makina mühendisi olan Frederick Winslow TAYLOR tarafından başlatılmıştır. Bununla birlikte, Taylor’un çalışmalarından önce de endüstri mühendisliği konusunda bazı çalışmalar yapılmıştır.Bu konudaki önemli çalışmalar şunlardır.

·Adam SMITH’in verimliliği artırma amacıyla işbölümü konusundaki çalışmaları (Toplu iğne örneği)

·Matthew BOULTON ve James WATT’ın örgütsel geliştirme konusundaki çalışmaları

·Charles BABBAGE’in verimlilik artırma konusundaki çalışmaları

·Henry FORD’un otomobil montajında konveyor kullanımı ve üretim hattı oluşturulması konularındaki çalışmaları

Taylor’un yaptığı çalışmaları açıklamaya geçmeden önce içinde bulunduğu çağın koşullarını gözden geçirmek yararlı olacaktır. O dönemlerde işiletme sahipleri aynı zamanda işletmelerin yöneticileri idi.Örgütlenmiş kurmay fonksiyonları bulunmuyordu.İş yöntemleri kişisel deneyim, tercihler ve o anda elverişli olan aletlere göre bireysel olarak belirleniyordu.

Taylorun endüstri mühendisliği konusundaki çalışmaları 1881′de metal kesimi konusuyla başlamıştır. Bu çalışması 25 sene devam etmiş ve en uzun makalesini 1907 yılında 200 syfa olarak yayınlanmıştır. Bu çalışmanın yapılmasından önce, kesici kalemlerin şekli, hızları ve ilerleme miktarları deneyimlere göre belirleniyordu. Bu çalışma sayesinde Taylor ve yardımcıları söz konusu belirleme işine bilimsel bir nitelik kazandırmışlardır.

Taylor daha sonra kürekle yapılan işlerin çözümlemesi üzerine durmuştur.Bir değirmende kürekle çok değişik işler yapılmasına karşın, tek tip kürek kullanımı dikkatini çekmiştir.Bir dizi deneyden sonra, en uygun taşınabilir ağırlığı belirlemiş ve bu ağırlığa göre darklı malzmeler için farklı büyüklüklerde kürekler tasarlamıştır.Bunların sonuucunda verimlilikte çok önemli artışlar gözlenmiştir.

Taylor tarafından bunlara benzer bir dizi çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

İş gereksinimlerinin ve bir faaliyeti gerçekleştirmenin yöntemi için çözümlemeler günümüzde "iş tasarımı" veya "metod etüdü" olarak isimlendirilmektedir.Taylor’un başlangıçtaki çalışmaları iş tasarımına ilişkin olmakla birlikte,"iş çözümlemesi"nin başlangıç çalışmaları da yine aynı kişi tarafından gerçekleştirilmiştir.

Taylor çalışmalarını çeşitli makalelerde yayınlamıştır.Makalelerin bazıları şunlardır:Parça Oranı Sistemi, Atölye Yönetimi, Bilimsel Yönetimin İlkeleri…Bu arada Taylor’un makalelerinde yer verdiği bazı kavramlarda onun hala ne kadar güncel olduğunu göstermektedir.Metod etüdü, Zaman etüdü, Aletlerin standartlaştırılması,Planlama bölümü, Yönetimin ayrıcalık ilkesi,İşçiler için yönerge kartları, Metal kesimi için hesap cetveli, Parça ve ürünler için sınıflandırma sistemi,Rotalama sistemi, Maliyetlendirme yöntemleri, işe bağlı olarak işçi seçimi, işin belirli bir sürede tamamlanması durumunda prime izin veren bir görev düşüncesi.

3.2. GILBRETH’in çalışmaları

Taylor’un yanısıra endüstri mühendisliğine önemli katkılarda bulunan bir diğer bilim adamıda Frank B. GILBRETH’dir.Taylor’un bir mühendislik eğitiminden geçmiş olmasına karşılık, Gilbreth mali yetersizlik nedeniyle üniversite eğitimi görememiştir.

Bir tuğla ustasının yanında çalışma hayatına atılan Gilbreth sürekli olarak yaptığı işin nasıl daha iyi olabileceği konusunda kendisine ve çevresindekilere sorular yöneltmiştir.Gilbreth çalışmaları sonucunda inşaat işlerinde büyük başarılar kazanmış ve kendi inşaat firmasını kurmuştur.Çalışırken yaptığı çözümlemeler sonucunda, bir işçinin bir saatte ördüğü tuğla sayısını yaklaşık %200′lük bir artışla, 120′den 3502ye çıkarmıştır.Ayrıca, bu artış miktarı işçinin aşırı bir çaba göstermesini gerektirmemiştir. Hatta geliştirdiği yöntemlerle verimlilikteki artışların yanı sıra yorgunlukta da azalmalar gözlenmiştir. Bir davranış bilimcisi olan eşi L. Moller Gilbreth ile birlikte, insanların çalışma davranışlarının çözümlenmesine yönelik araştırmalarıyla da önemli katkılar sağlamışlardır.

Gilbreth’in özellikle üzerinde durduğu konulardan bir diğeri de temel hareketlerin çözümlemesi olmuştur.İnsanın temel hareketleri sınıflandırılmış ve bunlara Gilbreth’in adından hareketle "Therblig" adı verilmiştir.Bunlardan hareketle, daha ayrıntılı çözümlemeler için "mikro hareket etüdü" geliştirilmiştir.

Gilbreth endüstri mühendisliği konusunda yaptığı çalışmalarda Taylor’dan önemli derecede etkilenmiştir.Ancak, Taylor’un çalışmalarının uygulaması genellikle mekanik işlemler yapan atölyelerde yoğunlaşmasına karşılık, Gilbreth’in geliştirdiği teknikler genellikle inşaat, kanal yapımı, eğitim, tıp ve savunma konularında uygulanmıştır.Ayrıca eşinin de katkılarıyla, bu çalışmalarında "insan faktörü"ne daha fazla önem vermiştir.

3.3. Diğer Klasikçiler

Endüstri mühendisliğinin kuruluş ve gelişmesinde en önemli katkıları sağlayan Taylor ve Gilbreth’in yanı sıra bir çok bilim adamının da bu konuda çalışmaları bulunmaktadır. Söz konusu bilim adamları ve yaptıkları çalışmalar izleyen paragraflarda kısaca açıklanmaktadır.

·Carl BARTH : Bir matematikçi olan Barth, Taylor’un Midvale Steel firmasındaki yardımcılarındandır. Özellikle metal kesimi ile ilgilenmiş olup, bu konuda özel amaçlı bir sürgülü hesap cetveli geliştirmiştir. Bunun yanı sıra, zaman etüdünde yorgunluk toleransının belirlenmesi konusunda da çalışmalar yapmıştır.

·Henry Laurance GANTT isiplinler arası niteliğe sahip Taylor’un ekibindeki bir diğer elemandır. Kendi ismiyle anılan ve özellikle üretim çizelgelemesinde çok sık kullanılan şemaları geliştirmiştir. Söz konusu şemalardan günümüzde de üretim çizelgelemesi, gözlenmesi ve makina kullanım planlarının hazırlanmasında yararlanılmaktadır. Gannt’ın bir başka çalışmasıda teşvikli ücret sistemleri konusunda olmuştur. Bu ücret sistemine göre, standart olarak belirlenen çalışma hızından daha hızlı çalışan işçilere belli oranda teşvik edici prim ödenmektedir.

·Harrington EMERSON : Taylor’un işlem çözümleme ilkelerinden bazılarını Santa Fe demiryolu işletmesinde uygulamıştır. İşletmeyi yeniden düzenleyerek, standart maliyetlerin bulunması konusunda araştırmalar yapmıştır. Teşvikli ücret sistemleri konusunda da çalışmaları olmuştur. Ayrıca, muhasebe kayıtlarının kolaylıkla yapılabilmesi için özel amaçlı bir makina geliştirmiştir.

Yukarıda sıralanan bilim adamlarının dışında, endüstri mühendisliğinin gelişmesine klasikçi olarak katkıları olan başka bilim adamı ve uygulamacılarda bulunmaktdır. Bunlar arasında yerel yönetimlerdeki uygulamalarıyla Morris L. COOKE, zaman etüdü ve teşvikli ücret sistemlerindeki uygulamalarıyla Dwight V. MERRICK göze çarpmaktadır.

3.4. Öncü Çağdaşlar

Endüstri mühendisliğinin başlangıçta temel ilgi alanı olan iş etüdündeki uygulamaların başarı kazanması sonucu, geliştirilen ilke, yöntem ve problem çözme yaklaşımlarının işletmelerin başka problem alanlarına da uygulanmasına yol açmıştır. Buna paralel olarak ta öncü çağdaşlar adı verilen ve endüstri mühendisliği ilke ve yaklaşımlarını yeni problem alanlarında uygulanmasını sağlayan bilim adamları ortaya çıkmıştır. Bu bilim adamlarının önde gelenleri ve yapmış oldukları çalışmalar izleyen paragraflarda kısaca açıklanmaktadır.

·F.W. HARRIS :Talebin bilindiği, yok satmaya veya sonradan karşılamaya izin verilmeyen, parametre değerlerinin planlama dönemi boyunca sabit kaldığı ve stok seviyesinin anında istenilen düzeye çıkartılabildiği durumda stok yönetimine ilişkin toplam maliyeti enküçükleyen sipariş hacmini hesaplayan model Wilson isimli bir başka araştırmacı tarafından da bulunup, daha önce yayınlandığı için Wilson formülü olarak isimlendirilmektedir. Geliştirilen model günümüzde de kullanılmaya devam etmektedir.

·F.E. RAYMOND : Harri’in stok yönetiminde matematiksel model kullanımına ilişkin çalışmasından sonra, üretim oranlarında stok kontrolü hakkında ayrıntılı çalışmalar yapmış ve bir kitap yazmıştır.

·W. A. SHEWHART :Çok sayıda elemandan oluşan ve/ya incelenen spesifikasyonları ancak tahrip edici testlerle belirlenebilen kütlelerin, örnekleme yöntemiyle kalitelerinin kontrol edilebilmesi amacıyla, istatistiksel kalite kontrolu hakkında çalışmalar yapmış ve bir kitap yazmıştır.

·Eugene GRANT :İstatistiksel kalite kontrolu konusunda Shewhart’ın yaptığı çalışmaları geliştirmiştir. Ayrıca mühendislik ekonomisi konusunda da çalışmaları olmuştur.

·IRESON :Grant’le birlikte mühendislik ekonomisi konusunda çalışmalar yapmıştır.

4. Endüstri Mühendisliği ile ilgili Disiplinler

Mal ve/ya hizmet üretiminde bulunan sistemlerde çok yaygın ve değişik niteliklerde uygulama olanağı bulan endüstri mühendisliğinin, farklı disiplinlerle yakından ilgili olması son derece doğaldır. Ancak endüstri mühendisliğinin bazı disiplinlerle yakın ilişkisi, mesleğin tanımının netliğine rağmen farklı kişiler içi farklı anlamlar taşıyabilmektedir. Bu nedenle, endüstri mühendisliğinin yeterince anlaşılabilmesi için bazı disiplinlerle arasındaki ilişkilerin anlaşılması gerekmektedir. İzleyen paragraflarda bu disiplinler ve endüstri mühendisliği ile ilişkileri açıklanmaktadır.

4.1. Yönetim

İnsan emeğini yönlendirmenin bilim ve sanatı olarak tanımlanan yönetimin ortaya çıkışı asırlar öncesine uzanmaktadır. Yönetimin temel ilkelerinin gelişimini Eski Mısırlılardan günümüze kadar görmek mümkündür. Ancak, yönetimin gerçek anlamda bilim niteliğine kavuşması Taylor’un katkılarıyla olmuştur. Bu nedenle çoğu yazarlar tarafından Taylor’a "Bilimsel Yönetimin Kurucusu" denilmektedir. Bununla birlikte Taylor " Endüstri Mühendisliğinin Kurucusu" olarak ta anılmaktadır.

Endüstri mühendisliği ile yönetim arasındaki ilişki kendisini en çok üretim yönetiminde göstermektedir. Ancak, işletme yönetimi öğretiminde yalnızca üretim faaliyetinin yönetimine ilişkin bazı kavram ve tekniklere yer verilirken endüstri mühendisliği mal ve/ya hizmet üreten sistemlerin tasarımı, geliştirilmesi ve kontrolu ile ilgilenecek şekilde öğretim ve eğitim programı uygulamaktadır. Bu nedenle endüstri mühendislerinden iş hayatında yönetici olarak yararlanmak onu gerçek işlevlerinden alıkoymak demektir. Ancak, bu yargı endüstri mühendislerinin yöneticilikte başarılı olamayacağı anlamına gelmez aksine birçok endüstri mühendisi yöneticilik alanında elde ettiği başarılarla bunu kanıtlamıştır.

4.2. Bilgisayar Bilimi

Son yıllarda hızlı gelişen bilimlerden biridir. Teknolojilerdeki hızlı gelişmeler soncunda, bilgisayarların endüstriyel uygulamalardaki ve bilimsel araştırmalardaki yeri artmıştır. Mesleklere göre bilgisayarlardan yararlanma oranındaki artışta endüstri mühendisliği en ön sıralarda yer almaktadır.

Endüstri mühendislerinin bilgisayarlardan yararlanması temelde iki yönlü olmaktadır. Bunlardan birisi, diğer mühendisliklerde olduğu gibi, karmaşık ve çok işlem gerektiren problemlerin çözümünde bilgisayarlardan yararlanmaktadır. Bu cümleden olarak, endüstri mühendisleri karşılaştıkları problemleri hızlı ve doğru bir şekilde çözebilmek için çeşitli bilgisayar programları geliştirmektedirleri Bunun yanısıra endüstri mühendisliğinin ilgi alanlarına giren problemlerin çözümü için geliştirilmiş ve paket programlar olarak nitelenen özel yazılımlardan da yararlanılmaktadır. Bu yazılımlar yardımıyla, probleme ilişkin parametre değerleri bilindiği taktirde, çözümler çok kısa sürede ve kolaylıkla elde edilerek, gereken duyarlılık çözümlemeleri de yapılabilmektedir.

Endüstri mühendisliğinde bilgisayarların diğer yönlü kullanımı bilgi depolama, saklama ve gerektiğinde bu bilgilerden problem çözümünde yararlanma şeklindedir. Sağlıklı karar verebilmenin ön koşulu olarak doğru zamanda, doğru yerde, doğru bilginin sağlanabilmesi ancak aranan nitelikleri bakımından yeterli bir bilişim sistemiyle olurludur. Söz konusu bilişim sistemiyle hem bilgiler sağlıklı bir şekilde sağlanmış, hem de gerekli bilgi akışı sağlanmış olacaktır. Günümüz işletmelerinin büyüklüğü ve işlemlerinin karmaşıklığı gözönüne alındığında, bu işlevlerin ancak bilgisayarların kullanımıyla olurlu olabileceği açıkça görülür.

4.3. İstatistik

Endüstri mühendisliği ile ilgili disiplinlerden bir diğeri de istatistiktir. Endüstri mühendislerinin ilgilendikleri olayların davranış göstergesi olan değişkenlerin her zaman aynı şekilde ortaya çıkması beklenemez. Buna örnek olarak bir parçanın farklı kişiler ve/ya farklı zamanlardaki yapım süreleri, yapımı gerçekleştirilen parçaların ve ürünlerin çeşitli ölçüleri, satın alınan parçaların nitelik ve nicelikleri gösterilebilir. Sözkonusu özelliklerin değişik değerleri almasına rağmen, endüstri mühendisleri bunlara ilişkin problemlere çözüm aramak veya karar vericiye bu konularda yardım etmek durumundadırlar. Endüstri mühendisleri bu tür problemlerin çözümünde istatistik ve olasılıktan önemli derecede yararlanmaktadırlar.

Endüstri mühendislerinin istatistikten değişik bir şekilde yararlanması ise kestirim yöntemlerinde olmaktadır. Özellikle sistem tasarımında talep kestirimi çok önemlidir. Tasarlanacak sistemin üreteceği mal ve/ya hizmetin en uygun hangi hacimde olacağının belirlenmesi, ancak sağlıklı bir biçimde yapılmış talep çözümlemesi ve bunun sonucunda elde edilecek kestirimlerle mümkün olabilir. Bu nedenle sistemin tasarımını gerçekleştirmekle yükümlü olan endüstri mühendislerinin istatistikten yararlanmaları kaçınılmazdır.

İstatistik tekniklerinin endüstri mühendisliğindeki bir başka uygulama alanı da kalite kontrolu olmaktadır. Özellikle çok sayıda birimden oluşan kütlelerin test edilmesinde, bütün birimlerin tek tek kontrol edilmesi hem fazla masraf hem de uzun süre deney yapılmasının gerektirir. Söz konusu kütleden uygun bir şekilde alınacak örneklerin test edilmesi ve gereken istatistik çözümlemelerin yapılmasıyla daha az masrafla ve daha kısa sürede sonuca varmak mümkündür. Benzer durum tahrip edici testler gerektiren kalite kontrol da söz konusudur.

4.4. Yöneylem Araştırması

Ortaya çıkışıyla endüstri mühendisliğinin gelişimine çok önemli katkılar sağlayan bilim dalı Yöneylem Araştırması’dır.

Yöneylem araştırması şimdiye kadar çeşitli şekilllerde tanımlanmıştır. Bununla birlikte, en kapsamlısı olarak İngiltere Yöneylem Araştırması Derneğinin yapmış olduğu tanımın en fazla kabul gördüğü gerçektir.

Bu tanıma göre , yöneylem araştırması insan, makina, para ve malzemeden oluşan endüstriyel, ticari, resmi ve askeri sistemlerin yönetiminde karşılaşılan problemlere modern bilimin saldırısıdır. Belirgin yaklaşımı sistemin şans ve risk ölçüsünüde içeren ve alternatif karar, strateji ve kontrollerin sonuçlarını tahmin ve karşılaştırmaya yarayan bilimsel bir modelini geliştirmektir. Amacı yönetimin politika ve eylemlerini bilimsel olarak saptanmasına yardımcı olmaktır.

Tarih boyunca yöneylem araştırması yaklaşımının çeşitli şekillerde ve başarılı olarak uygulandığı bilinmektedir. Ancak bir bilim dalı olarak şekillenmesi II. Dünya Savaşına rastlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında ilk başarılı uygulamalar II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve daha sonra A.B.D. tarafından savaş yönetimine ilişkin problemlerde gerçekleştirilmiştir. Savaşı izleyen yıllarda ise, yöneylem araştırması yaklaşım ve tekniklerinin endüstri ve ticarete uygulamaları başlamıştır. Giderek, değişik bilim dallarından çok sayıda bilim adamı çeşitli işlemsel problemlere dikkatlerini yoğunlaştırmışlardır. Bunun sonucunda, endüstri mühendisleriyle diğer bilim disiplinlere mensupları arasında önemli sayıda ortak çalışmalar başlamıştır. Problem çözümüne yeni fikirlerin ve yeni yaklaşımların getirilmesi endüstri mühendisliği eğitim ve uygulamasına çok önemli katkılar sağlamıştır. Böylece birçok üniversitedeki endüstri mühendisliği bölümlerinde yöneylem araştırması dersleri verilmeye başlanmıştır.

Endüstri mühendisliği ve yöneylem araştırması tanımları incelendiğinde aralarında önemli benzerlikler bulunduğu ve birçok problemle ortaklaşa ilgilendikleri görülebilir. Aralarında en önemli fark, yöneylem araştırmasında disiplinler arası ekip yaklaşımının kaçınılmaz olduğu ve üst düzeyde matematiksel modellere yer verilmesidir. Ancak, endüstri mühendisliğinin yeni boyutlar edinerek sistem mühendisliğine geçişinde disiplinler arası ekibe daha fazla yer verilmeye başlandığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Özet olarak endüstri mühendisliğinin insan, makina, malzeme ve paradan oluşan bütünleşik sistemlerin tasarım ve işletiminde karşılaşılan problemlere çözüm ararken yöneylem araştırmasından önemli derecede yararlandığı bir gerçektir.

4.5. Yönetim Bilimi

1960′lı yıllarda yöneylem araştırmasıyla yakın bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır. Kullandığı teknikler yöneylem araştırmasınınkilerle aynıdır. Aralarındaki farklar yönetim bilimcilerin temel eğitimiyle bu disiplinin uygulama alanındadır.Yönetim bilimi çoğunlukla yöneylem araştırması tekniklerinin iş idaresinde veya endüstriyel yönetimde niceliksel olarak uygulanmasıdır.Bunun yanısıra, yöneylem araştırması daha karmaşık problemlerin çözümüyle ilgilenmektedir. Ancak, çoğu konularla ilgilenen yöneylem araştırması ve yönetim bilimi disiplinlerine mensup kişilerin aynı kişiler olduğuda unutulmamalıdır.

4.6. Ergonomi

Bilimdeki gelişmeleri insanların yaşamlarını daha kolay ve daha rahat yapmakla yükümlü olan mühendislik dallarından insana en fazla yakın olanı endüstri mühendisliğidir. Endüstri mühendisleri öncelikle üretim sistemlerinin tasarımı sırasında, o tesisteki çalışacak kişilerin çalışma ortamının ve kullanacakları alet ve donatının fiziksel ve davranışsal açılardan uygun olması için tüm faktörleri değerlendirmek zorundadır. Böylece hem sarf edilecek emeğin karşılığı olarak daha fazla verim elde edilebilecek, hem de o ortamda çalışacak kişilerin yıpranmaları koşulların elverdiğince en alt düzeye indirgenmiş olacaktır.

Endüstri mühendisleri yukarıdaki paragrafta sözü edilen işlevlerin gerçekleştirilmesinde ergonomi adı verilen disiplinden önemli boyutlarda yararlanmaktadır.İşbilim olarak ta isimlendirilen bu bilim dalı çalışma ortamının çalışanlara uyarlanması konusuyla ilgilenmektedir. Son zamanlarda ise insanlar tarafından kullanılan veya yararlanılan her türlü araç, gereç ve eşyanın da rahatça kullanılması veya teknik bir deyişle ergonomik olması konusunda yoğun çalışmalar yapılmaktadır.

5. Endüstri Mühendisliğinin İlgi Alanları

Mühendislik, genelde problem tanımlama, gerekli çözümler yapma, çözüm seçenekleri türetme, karar verme ve çözümden oluşan bir süreçtir.Endüstri mühendisleri bu tanım doğrultusunda tasarımlar yapar. Söz konusu tasarımlar endüstri mühendislerince "Üretim Sistemleri Tasarımı" ve "Üretim Sistemleri Kontrolu" şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Mal ve/ya hizmet üreten bir örgütün aşağıdaki fonksiyonları endüstri mühendisince tasarlanmaktadır.

·Üretim(veya servis) sürecinin kendisi

·Malzemeler

·Makina ve Donatılar

·İşçilerin çalışma yöntemleri

·Kolaylıkların yerleştirilmesi ve malzeme akışının belirlenmesi

·Malzeme taşıma donatı ve yöntemleri

·Çalışma yeri tasarımı

·Hammadde ve ürün depolarının büyüklüklerinin ve yerlerinin belirlenmesi

·Yönetim raporları için veri kayıt yöntemleri

·Bakım yöntemleri

·İş emniyet yöntemleri

Yukarıda sıralanan ve kuruluş öncesi veya yeniden yapılanma sırasında tasarlanması gereken elemanların yanı sıra işletim sırasında yönetim fonksiyonlarının sağlıklı, tutarlı ve uygulanabilir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla da aşağıda sıralanan elemanların tasarlanması gerekmektedir.

·Yönetim planlama sistemi

·Kestirim yöntemleri

·Bütçeleme ve ekonomik çözümleme

·Maaş ve ücret belirleme sistemleri

·Prim belirleme planları ve işgörenlerle ilişkiler sistemi

·İşgörenlerin işe alınması, eğitimi ve örgüt içinde yer değiştirmelerin belirlenmesi, başka bir deyişle işgücü planlama sisteminin kurulması

·Üretim planlaması ve üretim programlarının hazırlanması ve izlenmesi

·Malzeme gereksinim planlaması

·Stok kontrol yöntemleri

·Üretim çizelgeleme

·Görevlendirme

·Gelişme ve durum raporlaması

·Düzeltici hareket yöntemleri

·Bilgi sistemleri

·Kalite kontrol sistemi

·Maliyet kontrol sistemi

·Kaynak tahsisi

·Örgüt tasarımı

Yukarıdaki paragraflarda endüstri mühendislerinin üretim sistemlerinin ve bunların işletim biçimlerinin tasarımına ilişkin olarak yapabilecekleri faaliyetlerden söz edildi. Bu tasarımlar yalnızca mal üreten sistemler için olmayıp, hizmet üreten sistemlerde de aynı aynı tasarım çalışmaları yapılabilmektedir.Ancak, bir sistemin başlangıçta bütünüyle tasarımının endüstri mühendislerince gerçekleştirildiği örneği son derece azdır. Endüstri mühendislerinin bu konudaki çalışmaları genellikle evrim niteliğindedir. Başka bir deyişle, endüstri mühendisleri tasarım çalışmalarını önce çeşitli alt sistemlerde gerçekleştirmekte, daha sonra çalışmanın boyutlarını genişletmektedirler. Endüstri mühendisliğinin ilgi alanına giren konulardaki tasarım çalışmaları bazı durumlarda basit görünmekle birlikte gerçekte oldukça karmaşıktır. Bunun temelinde yatan gerekçe tasarlanacak sistemdeki insan boyutunun varlığıdır. Herhangi bir olaydaki davranışının sağlıklı kestirimi oldukça güç olan insanın tasarlanacak sistemdeki az veya çok sayıdaki varlığı kaçınılmazdır. Bu nedenle, sistemin ve işletiminin tasarımında çok dikkatli olunması gerekmektedir. Bunun yanı sıra endüstri mühendisliği öğrenim ve eğitimi sırasında tasarıma ilişkin olayların laboratuar ortamında deneylenmesi genellikle olanaksızdır.Bu olayların deneylenmesi ancak kavramsal ve matematiksel modellerden yararlanılarak belli bir düzeye kadar gerçekleştirilebilir.

Sabun İmalatini Arastiriniz

06 Kasım 2007

Sabun imalatini arastiriniz Sabun : Bir alkalanin yagli bir madde üstüne etkisiyle elde edilen, çamasir yikamada ve temizlik islerininde kullanila ürün .

SABUN SANAYISININ TARIHI

Eski zamanlardan beri sabunlar, asagidaki bagantiya göre yag asidi ve gliserin esterleri olan dogal yagli maddeler üstüne alkali bir iletkenin etkisiyle üretilmislerdir .

CH – COO – CH – CH – COO – CH – CH – COO – CH + 3NaOH

3CH – COONa + OH – CH – OHCH – OHCH

Yagli madde kaynaklari, her zaman bol olmakla birlikte ( bitkisel yada hayvansal sivi ve kati yaglar ) alkali etkenler, Leblanc suyunun sanayide üretimi ne kadar seyrekti. 1974′ edogru sabuncular yalnizca potasyum karbonat içerenkayi odunu küllerinden yararlanmaktaydilar. 1823′e dogru sabunlasma adi verilen tepkimenin yapisini inceleyen ve bulan fransiz kimyaci Eugene Chevreul’ ün ( 1786 – 1889 ) çalismalari sayesinde sabun sanayisi XIX.yy’ da büyük bir gelisme gösterdi. 1920′ye dogru, sabunlarin evre diyagramlarini belirleyen kimyaci Mac Bain ve arkadaslari düzenli arastirmalara basladilar ve üretim bilimsel temelere dayandirilarak gerçeklestirilmesini sagladilar. Marsilya yönetimi, seri halde ( söz gelimi sharpless, monsavon, laval yönetimlerinde ) ve otomatik olarak ( mazzoni, armour yönetimleri )gerçeklestirilebilecek bir biçimde yetkinlestirildi. Sabunla ilgili teknikler, sabun ( uzun süre, kullanilan tek temizleme araci olmustur. ) yapay deterjanlarin zorlu rekabetine karsi savas vermek zorunda kaldigi zaman çok yüksek bir yetkinlik noktasina ulastilar.

A.B.D’nin 1950′de 1.25 milyon sabun ve 0.5 milyon yapay deterjan üretirken, 1967′ de 0.5 milyon sabun ve 2.3 milyon yapay deterjan ürettigi göz önüne alirsa bu rekabetle ilgili bir fikir edinilebilir.

DEGISIK SABUNLAR

SERT SABUN ( SODYUM SABUNU )

Mutfak sabunu ( Marslya ) sabunu ilk baslarda % 62 yag asidi içermekteydi. Kullanim alanlarinda ( ev isleri, tuvalet ) yapay deterjanlarin kuvvetli rekabetiyle karsilasinca, üretimi iyilestirildi.Kehribar renginde yada yari saydam halde olan bu tür sabun yaklasik % 62 yag asidi içermekteydi. Buharla isitilan kazanlarda yada teknelerde düsük nitelikli sivi yaglarin ( zeytin, kolza, yerfistigi ) sodyum klorürlü ortamdaki alkali çözeltiye etkisiyle hazirlanir .

TUVALET SABUNU

Hemen hemen içinde hiçsu bulunmayan son derece homojen bir hamur elde edilebilecek biçimdeki enyüksek nitelikli yagli cisimlerden hareketle hazirlanir. Bu sabuna boyar maddeler, kokular, bakteri öldürücü etkenler ( deodoran sabunlar ) Ve deriyi yumusatici maddeler ( zeytinyagi, süt, lanolin, vb. ) katilir.

TRAS SABUNU

Kaliplasmis ve sikistirilmis sabunlardir .

PAYET SABUNLAR ( PULCUKLU ) SABUN YADA TALAS SABUNU

Öncelikle ayni yapida olan bu sabun, degisik biçimde bulunur ; % 78′ i yag asidinden olusmustur ve ilik ya da soguk suda hemen çözünür : Bu nedenle hassas dokumalarin yikanmasinda kullanilir. Talas sabununda % 73 yag asidi vardir. Özellikle toz deterjanlarla birlikte çamasir makinelerinde kullanilir.

POTASYUM SABUN ( YUMUSAK SABUN )

Arap sabunuda denen bu sabun ev islerinde ya da sanayide kullanilir. Arap sabunu üretiminde kullanilan sivi yaglar, keten, kenevir, karanfil ve baliktan çikarilan yaglardir. Bazli çözelti, bir potas çözeltisidir. Zayif bir çözelti, sonra da sabunlasacak sivi yag konur ve kütle kaynama noktasina yakin isitilir ve karistirilirEn sonunda kostik çözelti eklenir. Yüzeyde köpük kalmayinca ve kaynama düzenli bir hale gelirce, pisme tamamlanir. Ayrica, tatli badem yagindan hareketle bademyagi sabunu, sodyum silikat içeren sert bir sabun olan silikatli sabun, % 10 – 15 sert sabun, kum, çakil tasi ya da toz haldeki sünger tasi karisimi olan mineral sabun gibi baska sabunlarda üretilir .

ÇÖZÜCÜ SABUN

Bilesimine yaglari ve yagli maddeleri çözebilen aseton, butil alkol, heksalin, izopropil alkol, benzen, kloroform, karbon tetraklorür, klisen, terebentin, toluen, trikoloetilin ve kimi petrol türevlerinin katildigi sabun ; yagli ve çok kirli maddelerin yikanmasinda kullanilir, kireçli sulara karsi dayaniklidir. Cildi uyarmak, yumusatmak vebeslemek amaciyla kullanilan tuvalet sabunu ( Bu ürünler asiri yagli sabunlar, asiri yagli madde orani % 1 – 3 arasinda degisir . )

Diger sabun çesitleri ise sunlardir.

METAL SABUN

Genellikle agir metallerden her hangi birinin çözünen bir tuz ile alkali bir sabunun tepkimesinden olusan sabun

PUL SABUN

Yag asitleri ile reçine asitlerinin orani en az % 78 olan, küçük yada iri parçali, ince ve düzgün pulcuklardan olusan sabun

AYDAM SABUN

Homojenligini korumasi, eloktrelitlere karsi duyarsiz hale getirilmesi için, yapisina seker, gliserin ya da bir alkol katilan sabun

SIVI SABUN

Bilesiminde % 36 oraninda hindistan cevizi yagindan elde edilmis potasyum sabunu bulunan sulu çözeltiye denir.

TIBBI SABUN

Badem yada çekirdek yaginin sodyum hidroksit çözeltisiyle sabunlasmasi sirasinda ilk asamada elde edilen sabun : bu sabunlar kir çikartmaktan çok dezenfektan olarak kullanirlar.

TOZ SABUN

Yag asitleri ile reçine asitlari orani en az % 82 olan toz halinde sert sabun ( Toz sabunlar çamasir için özel hazirlanir.

YÜZER SABUN : Yogunlugunu suyun yogunlugunun altina düsürmek için karistirma yoluyla içine hava katilan sabun

YARI PISMIS SABUN : Kismi bir tuzlama yapilsin yada yapilmasin sicakta hamurlastirma islemiyle elde edilen sabun

SOGUK ÜRETIM SABUNU : Sivi durumda katilin dolgu maddeleriyle alkali kostik çözeltinin isi veren tepkimesi sonunda elde edilen sabun.

PONZA SABUNU : Bu sabunun diger ismi ise mineral sabundur. Bilesimine ponza tasi katilan bir sabundur .

SABUNUN ÜRETIMI

Sabun ilk olarak içyagi, yer fistigi yagi, palmiye özü yagi, hindistan cevizi yagi, zeytinyagi vb. gibi yagli maddelerden lede edilen yag asitleri ile sodyum tuzlarinin tepkimesinden olusur. Yagli madde karisiminin seçimi, yerel ekonomik kosullara ve üründe bulunmasi istenen ( kir sökme, köpürme ve yüzey islatma, yumusaklik verme vb. ) göre yapilir. Klasik sabun üretimi yada tam deyimle Marsilya yöntemi, su dört evreden olusur : sabunlasma, yikama, pisim, sivilastirma. Sabunlasma evresi sodyum hidroksitle kimyasal bir tepkimenin gerçeklestrilmesine dayanir ; Yikama asamasinda sabun üretiminin önemli bir yan ürünü olan gliserol ayrilir ve sabun tek basina elde edilir ; Pisim sabunlasmayi saglar ; Sivilastirmaysa sabunun daha sonra kolayca kullanilabilecegi fiziksel bir biçime sokulmasi islemidir. Sabuncu ustasinin uzun bir çiraklik dönemi boyunca görgü yoluyla ögrenerek uyguladigi bu farkli asamalardaki kimyasal tepkimeler, yapilan arastirmalarla anlasilmis, dolayisiyla bunlarin denetim altina alinmasi saglanmistir. Günümüzde bu sürecin tamami çok iyi bilinmektedir; bu dört evrenin genellikle otomatik ve en iyi biçimde kesintisiz olarak uygulanmasi, modern sabunculugun temelini olusturur. Bu asamalardan sonra sivi sabun, tüketicilerin kullandigi parça sabunlari dönüstürülür. Bitirme denen bu son asama kurutma, yogurma, kaliplama, kesme, markalama ve nihayet ambalajlama islemlerini kapsar. yogurma sirasinda sabuna kendi özelliklerini ürüne aktaran dolgu maddeleri, talk pudrasi, parfümler, boyar maddeler, ali koyucular, deodoranlar vb. gibi katki ürünleri ilave edilir.Bumaddelerin türleri ve miktarlari, elde edilen ürünün kullanim amacina ( el sabunu, tuvalet sabunu bakteri öldürücü sabun vb. ) göre degisir. Son yillarda çamasir makinelerinde kullanilmak üzere özel toz sabunlar gelistirilmisti .

Karmasik formüllü bu tür sabunlar, patent haklari ile koruma altina alinmislardir. Bu ürünlerin bilesiminde sabunun yani sira ayrica, sudaki kireç tasiyla olusan kireçli sabunlari dagitan etkenlerle çamasirin sertlesmesine yol açan bu kireçli sabunlarin çamasir üzerine çökmesini önleyen etkenler bulunur.Günümüzde petrol türevleriden elde edilen klasik deterjanlarla bu yeni toz sabunlar arasinda yogun bir rekabet sürmaktedir.

Türkiye’ de, sabun üretimi oldukça eski tarihlere dayanmakta, resmi kayitlara göre XIX. yuzyil baslarinda Antakya’ da tas kazanlarda sabun yapildigi bilinmektedir.Günümüzde ise, birkaç büyük tesis disinda sabun üretimi, çok daganik ve küçük kapasiteli imalathanelerde yapilmaktadir. Öte yandan sabun’ un önemli hammaddelerinden sudkostik ve donyaginin büyük bir bölümü yurt disindan saglanmaktadir. 1992 yilinda, Türkiye sabun üretimi 160.000 ton, yurtiçi talep 100.000 ton olmus, sabun dis satimi 60.000 ton, disalimi ise 2.000 ton olarak gerçeklesmistir.

KAYNAKLAR : Gelisim Hachette

Büyük Laroussea

Meydan Larousse

Büyük Enerji Sistemlerinde Optimum

06 Kasım 2007

BÜYÜK ENERJİ SİSTEMLERİNDE OPTİMUM

AKTİFGÜÇ-FREKANS KONTROLÜ

Bir enerji sistemi,nominal frekans, gerilim ve yük akışı ile nitelendirilen, istenilen çalışma seviyesinde korunmalıdır. Bu durum,sistemdeki kontrol edilebilen kaynaklarda üretilen aktif ve reaktif güç kontrolü ile olur. Toplam aktif ve reaktif güç isteği, PD ve QD, 24 saat boyunca değişir. Saniye ya da dakika gibi zaman aralıklarında ölçülen değerler için PD ve QD değerleri de hesaba katılmalıdır. (Yazının bundan sonraki kısımlarında  birinci dereceden genliği sembole eder.*ise nominal değeri gösterir )

Eğer nominal durumlar sağlanmalıysa, yük farkı üretilen güç farkını karşılamalıdır. Bununla birlikte, yük dalgalanmalarının istatistiklerine göre, bu hiçbir zaman oluşmaz. Bizim olmasını istediğimiz şey ise sistemi yeterince küçük tolerans seviyesinde koruyabilmektir.

Bir güç sisteminin duyarlılık analizi ile şu önemli karakteristikleri ispat edilebilir:

1-Aktif güçteki ayarlamalar her şeyden önce sistem frekansını etkiler fakat baradaki voltaj genliğini etkilemez.

2-Reaktif güçteki ayarlamalar ise baradaki voltaj genliğini etkiler fakat sistem frekansını etkilemez.

Bu kuralların yalnızca küçük yüzdelerdeki değişikliklere uygulandığı belirtilmemiştir Yukarıdaki gerçeklerden dolayı nominal süreklilik kontrol problemi iki bağımsız kontrol problemine bölünebilir.

1-Aktif güç-frekans kontrolü(p-f kontrol)

Frekans algılayıcısı yardımıyla, frekans hatası tespit edilir. Çünkü frekansın en hassas noktası, aktif güç dengesinin korunamamasıdır.

2-Reaktif güç-frekans kontrolü(Q-V kontrol)

Gerilim algılayıcıları vasıtasıyla baradaki gerilim değerindeki sapmalar tespit edilir ki bunlar reaktif güç dengesizliğinin en hassas noktalarıdır.

Büyük hataların olduğu durumlarda, frekans ve gerilimdeki sapmalar artık önemsizdir. P ve Q kontrol kanalları arasındaki etkileşmeme karakteristiği uygulanır.

ŞEKİL 1 LÜTFEN BURAYA!

AKTİF GÜÇ-FREKANS KONTROLÜ

Bu makaledeki p-f kontrolü problemi, kritik incelemeler için seçilmiştir. Bu problem tabi ki , güç sistemi teknolojisi kadar eskidir. Bütün sistemdeki kararlılık, sistem arızalarının sonuçlandırılması ile ayarlanır. Batı Amerika güç bloğunu,doğu bloğuyla orta batı hattı üzerinden birleştirmek için gösterilen çabanın sebepleri, bu titiz çalışmayla anlaşılmak istenmiştir.

Dinamik Sistem Modeli:Yapılacak ilk iş bir sistem modeli geliştirmektir. Aşağıdaki analiz şuna dayanır:Tek kontrol sistemleri, elektriksel olarak birbirine bağlı olmak bakımından çok güçlüdür fakat bütün kontrol sistemi tek frekansla kontrol edilir. Eğer sistem, sabit nominal frekansından saparsa, her baradaki gerilim kendi açısal hızını ya da frekansını dener. Bütün jeneratörler, aynı anda sistemi idare eder. Eğer bu durum olmazsa, bölge daha küçük alanlara ayrılmalıdır.

Net güçteki fazlalık şu şekilde ifade edilebilir:

PD=PG-PD

Bu güç sistem tarafından 3 şekilde çekilecektir:

1.Kinetik enerji miktarını artırarak:

…………….(1)

2.Yüksek yük tüketimi:Bütün yükler yüksek D=PD/f [MW/Hz] hızı ya da frekansı ile denenir.Burada D parametresi denenerek bulunabilir.

3.Kuvvetli bölgeden zayıf bölgeye bağlantı hatlarıyla yük aktarımıyla:

Özetle, aşağıdaki güç eşitliği i.bölgeye uygulanır.

PGi-PDi=2.(Wkin i*/f*). (d(fi)/dt)+DifI+Ptie i (2)

……….(3)

Hi=Wkin i*/Pri [MWs/MW=s] (4)

3.formüldeki bütün güçler şimdi Pr’nin birer birimidir.Atalet sabiti H, istenen bütün özelliklere sahiptir.Sayısal değeri,2-8 saniye arasındadır.3 numaralı diferansiyel denklem, sabit katsayılı ve lineer bir diferansiyel denklemdir.Laplace Transformasyonu ile aşağıdaki forma getirilir.

[PGi(s)-PDi(S)-Ptie I(s)].[Kpi/(1+s.Tpi)]=Fi(s) (5)

Tpi=2.Hi/f*.DI [s] (6) ve Kpi=1/Di [Hz/pu MW] (7)

Bölge transfer fonksiyonunu tanımlamak gerekirse:

Gpi(s)=Kpi/(1+s.Tpi) (8)

Kontrol bölgesi 2. Şekille gösterilebilir.

ŞEKİL 2 YAPIŞACAK HA BURAYA!

Düğüm Hattındaki Güç Değişimi:Ptie I:i.bölgedeki toplam aktif güç, bütün hatlardaki güç toplamına eşittir.(Ptie iv , bölgeleri birbiriyle birleştiren hatlardaki güç)

Ptie i=Ptie iv (9)

Eğer hatlardaki kayıplar ihmal edilirse,her bir hattaki güç şu formda yazılır:

Ptie iv=(Vi.Vv).(sin(i-v))/(Xiv.Pri)=Ptie (max) iv.sin(i-v) (10)

Vi=Vi.ejI ; VY=VY.ejY

Bu değerler hatların sonundaki gerilimlerdir.Xiv ise bu gerilimlerin etkisidir.Ptie max iv, hatlarla iletilen max. aktif gücü gösterir.Eğer Ptie max iv<<Pri isebağlantı hattına ‘zayıf hat’ denir.

ŞEKİL 3’Ü RİCA EDEYİM EFEM!(Ben ayı Yogi)

Eğer faz açıları, i ve v kadar nominal değerlerinden saparsa, formül şu hale gelir.

Ptie iv= ………(11) ve böylece

…………..(12) olur.

Bölge frekansına ait faz açısı değişimini şu formülle gösterebiliriz.

……………(13)

Sonuç olarak

………….(14)

…………..(15) yazılabilir.

Tiv sayısı, eşzamanlılık katsayısı ya da bağlantı hatlarının elektriksel sertliği olarak tanımlanır.14.formüle Laplace Transformastonu uygulanırsa

………..(16) elde edilir.

Toplam güç artışı sonuç olarak şöyle gösterilebilir:

………..(17)

Oluşan güçteki değişim:Eş zamanlı makinada üretilen aktif güç, güç kaynağının torkuyla kontrol edilir.Bu tork, bir buhar tirbünündeki ana buhar subabının açılıp kapanmasından etkilenir.Şekil 4 , tipik tirbün kontrol düzeneğini gösterir.

ŞEKİL 4

Rİ sabiti Hz/pu MW olarak ölçülür.Bu sabit, kontrol edilemeyen tirbün generatörünün statik hızının düşmesinin bir ölçüsüdür.

ŞEKİL5

Tek bölge sistemlerin ayrıntılı modeli:2,3 ve5.şekillerdeki blok diyagramlarını birleştirerek 6. Şekildeki modeli elde ederiz.Bu tip bir model aşağıdakianaliz için temel olacaktır.

ŞEKİL 6

Iki bölgeli sistemlerde p-f kontrolü:Şekil 7’de model olarak gösterilmiştir.(Kesik çizgilerle ayrılan kısımlar şimdilik ihmal edilecektir.)

ŞEKİL 7(Ben de seni)

Konuya başlamadan önce transfer fonksiyonu a12 tanımlanmalıdır.

A12=-Pr1/Pr2 (18)

Eğer iki bölgenin de kapasiteleri farklıysa

…………….(19) olur.

İki bölgeli sistemler üzerine yapılan çalışmaların sebepleri şöyle sıralanabilir:

1.Çoklu alan sistemleri içinde en basit olanıdır.

2.Birçok makalede, çoklu alan kontrolü analizi üzerine pek çok yazı yazıldığından karşılaştırma yapabiliriz.

3.Büyük sistemleri anlamaya başlamadan önce,2 bölgeli sistemlere konuca hakim olmalıyız.

Mekanik Analog(modelleme):İki bölgeli sistemlerde frekans ve yük dinamiğini anlamaya çalışanlar, mekanik modelleme ile karşılaştırma yapmanın kolay olacağını görürler.(şekil 8)

………………ŞEKİL8………..

Analog model, birbirine, hatları temsil eden yaylarla bağlı iki lokomotiftenoluşmaktadır.Eğer tren nominal sabit hızıyla (V*)hareket ederken, bir yük değişimi lokomotiflerden birine uygulanırsa, ikisinin de hızlarında V1 veV2 kadar, yaydaki güçte deFtie kadar değişme olur.

Bu makalede,elektrik sistemi için çıkardığımız sonuçlar, n montajlı bir tren için de aynıdır.(Bir mekanik sistem ve elektrik sistemi benzerdir.)Şu bağlar kurulabilir.

f1V1

f2V2

PtieFtie

Kontrol edilemeyen sistemlerin cevabı:İki bölgeli sistemin kontrolüne girmeden önce, kontrol edilemeyen sistemin cevabına bakmak iyi olur.Bu amaçla, şekil 7’deki sistemde, hız ayarlayıcılarını besleyecek giriş sinyallerinin olmadığını düşünelim.Örneğin Vpc1=Vpc2 olsun.i. bölgeye bir adım yükü uygulanır ve f1,f2 ve Ptie değişimleri not edilir.9. şekil analog bilgisayardaki sonuçları göstermektedir.

ÇİZEBİLECEKSEN ŞEKİL 9 . YOKSA KALSIN

Aşağıdaki önemli özellikleri not etmeliyiz.

1.Üç değerde de statik hata payı vardır.

2.İki frekans değerindeki hata, sürekli hale ulaştıktan sonraki değere eşit olacaktır.

3.Sistem titreşir ama süreklidir.

Bu sonuçlar, mekanik modellerle önceden görülebilir.

Bölge frekans karşılığı: f1 statik=f2 statik olduğunu varsayalım. Şekil 9’dan Ptie statik değeri teşhis edilir. 3. Formülde d/dt=0 alınabilir ya da 7. Şekilde s=0 alınabilir. Şu sonuçlar elde edilir.

………….

………….(20)

Burada her bölge için frekans karakteristiği tanımlanır.

…… , ……. Ve ………(21)

……………(22)

Bölge frekans karakteristiğinin fiziksel anlamı şöyle belirlenir.(s=0 ve Ptie i=0)

……(23) ve aşağıdaki eşitlikleri tanımlayabiliriz:

D1=D2=D

R1=R2=R



a12=-1

fstat.= – (PD2+PD1)/2 Hz,

Ptie 1 stat= – Ptie 2 stat (24)

=(PD2 – PD1)/2 pU MW

Örneğin 2. Bölgede adım yükü değişimi olduğunda

……(25) ……………(26) olur.

Özetle 25 ve 26. Formüller bize havuz sisteminin avantajlarını anlatır.

1.İkinci bölgeye ilave edilen yükün %50’si,birinci bölgedeki bağlantı hatları yoluyla sağlanır.

2.Eğer bölge tek başına inceleniyorsa, frekans düşüşü yarı yarıya olacaktır.(23 ve 25’I karşılaştırın.)

Kontrol kriterleri:9. Şekilde görülen eğri, kontrol edilemeyen sisteme gösterilen cevaptır ve bu, birçok açıdan kabul edilemez. Aşağıda tipik gereklilikler belirtilmiştir:

1.Adım yük değişimini takip eden statik frekans hatası sıfır olmalıdır.

2.Geçici frekans salınımları normal şartlarda +0.02,-0.02 Hz değerini aşmamalıdır.

3.Adım yük değişimini takip eden bağlantı hattındaki yük akışının statik değişimi 0 olmak zorundadır.

4.Zaman hatası, +3,-3 saniyeyi geçmemelidir.

5.Her bölgedeki generatörler yüklerini optimum olarak dağıtmalıdır.

İlk 4 şart Kuzey Amerika Güç Sistemlerini bağlayan komite tarafından önerilmiştir.Son şart ise bağımsız bir üyeye aittir.

Frekans kontrolü ile ilgili kesinlik 1. Ve 2. Şartlarda açıkça belirtilmiştir. Bu kesinlik, frekansın mümkün olduğunca pürüzsüz kalması isteğidir.

Frekans ciddi bir arızanın en emin göstericisidir. Normal şartlarda mümkün olduğunca düz olmalıdır. Olmadığında, sistemdeki arıza erken bir aşamada tespit edilir.

3. şart havuz sistemi için temeldir. Bunun için temel kural, her havuz üyesinin yapabileceği bir şeydir:Sürekli halde kendi yükünü taşımak

4. şart zaman hatasını sınırlar.

5. şart her bir havuz üyesi tarafından yerine getirilir.

Bu ekonomik kontrol havuz sistemi, temel yanıtları etkilemeyecektir. Asıl olay, temel kontrol sistemlerinden sonraki generatör çıkışlarının uyumudur.

Bağlantı Hatlarının Kontrolü:Endüstride kullanılan standart kontrol stratejisi için verilen formül şudur.

…………………..(27)

……………………………..

K11 ve K12 integral sabitleridir.B1 ve B2 ise frekans parametreleridir. Bu durum,şekil 7’de kesik çizgilerle belirtilmiştir.Eğer frekans hatasıf, ya da bağlantı hattındaki güç değişimi Ptie I negatif ise formülün başındaki – işareti bulunmalıdır.

Statik kapalı işlem cevabı:Seçilen strateji, 1. Ve 3. Şartları şu sebepten dolayı birleştirir:Pc1 vePc2 hız değişim komutları sabit değere ulaştıktan sonra, bir statik denge oluşur.Bu durum şunu gerektirir ki 27. Formülde her 2 integral de 0 olmalıdır.Şöyle ki

Ptie 1 stat+.fstat=0 (28)

Ptie 2 stat+fstat=0

fstat=Ptie 1 stat=Ptie 2 stat =0 (29)

Bu sonuç B1 ve B2 değerlerinden bağımsızdır.Aslında parametrelerden biri 0 olabilir.

Dinamik kapalı işletim cevabı:Bu konu statik parametrelerden biraz daha önemlidir.Bütün bilinenlerden sonra tasarlanan sistem kararlı olmayabilir.Dinamik cevapları analitik olarak bulmak zordur.Çünkü kapalı işletimin karakteristik fonksiyonu 9.derecedendir.

Eğer 27.formülde tanımlanan 4 parametreden biri büyük seçilirse,kapalı havuz sistemi kararlı hale gelebilir.

10.şekil tipik cevap kayıtlarını göstermektedir.Ptie ve f1 iki bölgeli sistem içindalga şeklidir.Her iki bölge için bütün parametreler aynıdır.

Optimum kazanç ayarı:Şekil 10’daki yanıt karakteristiği incelendiğinde, hangi parametrelerin kombinasyonu ile en iyi yanıtın ortaya çıkacağı düşünülebilir.Bir skaler integral hatası, kalite bakımından en anlamlı ölçüyü sağlar.

……………..(30)

f1 vef2 birbirine yakın değerler olduğu için biz,f1’I kullanabiliriz. Burada  bir ağırlık faktörüdür.Örneğin =0 ise , bütün hatalar bağlantı hatlarındaki salınımlara bağlıdır.

ŞEKİL 10 TABİ ÇİZEBİLİRSEN!

TEŞEKKÜRLER!!!!!!


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy