Ayçiçek Yağı Üretimi Atıksuyunun Kesikli Anaerobik Reaktörle Arıtımı

06 Kasım 2007

AYÇİÇEK YAĞI ÜRETİMİ ATIKSUYUNUN KESİKLİ ANAEROBİK REAKTÖRLE ARITIMI

ÖZET

Bu çalışmada ayçiçek yağı üreten bir fabrikadan alınan atıksuyun anaerobik arıtılabilirliği incelenmiştir. Fabrikada, yağ asidi ve yemeklik yağ haftada sırasıyla 1 gün ve 4 gün üretilmektedir. Bu iki atıksu debi ve KOİ bazında oldukça farklıdır. Yağ asidi ve yemeklik yağ üretimleri kaynakli atiksularin KOİ ve debileri sırasıyla 47500 mg/L 5 m3/gün ile 380 mg/L ve debisi 25 m3/gün`dür. Üretilen yağ asidi atıksuyunun, iki günlük yemeklik yağ atıksuyu ile karıştırılması sonucu elde edilen atıksuyun (4600mg/L KOİ) anaerobik arıtılabilirliği Biyokimyasal Metan Potansiyeli (BMP) deneyleri kullanılarak belirlenmiştir. BMP deneyleri sonucunda bu atıksuyun KOİ bazında %70 arıtılabildiği ve her g KOİ başına 280 mL gazın üretilebileceği bulunmuştur.

GİRİŞ

Anaerobik (havasız) arıtma, organik atıkların oksijensiz ortamda biyolojik süreçlerle parçalanmasıyla, CH4, CO2, NH3 ve H2S gibi son ürünlere dönüştürülmesi olarak tanımlanır. Yakın zamana kadar hemen hemen sadece biyolojik arıtma çamurlarının çürütülmesinde uygulanan havasız arıtma süreci, son yıllarda endüstriyel ve evsel atık suların arıtılmasında da yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bitkisel yağ üretiminde kullanılan başlıca hammaddeler, pamuk ayçiçeği, zeytin, mısır, soya fasulyesi, susam, yer fıstığı ve haşhaştır. Kullanılan hammaddelerin türü ülkeden ülkeye değişmektedir. Türkiye’de üretilen bitkisel yağların en önemlileri ayçiçeği, pamuk ve zeytin yağıdır.

Yüksek KOİ derişimleri yan ürün olarak metan eldesi ve kimyasal arıtma yöntemlerine göre daha ucuz oluşu anaerobik arıtmayı yağ üretimi atıksularında önemli bir seçenek haline getirmektedir.

Ayçiçek yağı atıksuyunun arıtımına bakıldığında literatürde pek çok anaerobik arıtım yöntemine rastlanmaktadır. Borja ve diğerleri (1994) ayçiçek yağı atıksuyunun arıtımında yukarı akışlı anaerobik filtre reaktör kullanmışlardır. Bu çalışmada filtrenin organik yükleme hızı 1.2 ile 11.4 kg KOİ/m3gün ve hidrolik bekletme süresi 1.5 ile 6 gün arasında olup sürekli olarak 215 gün işletilmiştir.Toplam besin gideriminin %90 lara ulaştığı filtre çıkışındaki askıda katı miktarının oldukça düşük olduğu verilmiştir. Günlük gaz üretimi de giderilen gram KOİ başına 0.69-0.79 L olarak bulunmuştur.

YÖNTEM VE MATERYALLER

Besiyer çözelti

Optimum anaerobik mikrobiyel büyüme için gerekli olan tüm mikro ve makro besinleri içeren ve deneylerde kullanılan bir besiyer çözelti kullanılmıştır (Demirer and Speece, 1997).

Aşı çamur

BMP deneylerinde kullanılan karışık anaerobik kültür Ankara Atıksu Arıtım Tesisi anaerobik çamur çürütme tanklarından alınmıştır.

Atıksu

Fabrikada haftada bir gün yağ asidi, diğer günler de normal yağ üretimi yapılmaktadır. İşletme haftada 5 gün çalışmaktadır. Yağ asidi üretimi sonucu çıkan atıksuyun KOİ derişimi 47500mg/L ve atıksu debisi 5 m3/gün dür. Diğer 4 gün boyunca üretilen normal yağ üretimi atıksuyunun KOİ derişimi 380 mg/L ve debisi 25 m3/gün dür. Yapılacak bir anaerobik arıtma tesisi için iki günlük normal yağ ve bir günlük yağ asidi üretimi atıksuları kariştırılarak 4600 mg/L KOİ derişimine sahip bir atıksu hazırlanmış ve BMP deneyleri gerçekleştirilmiştir.

BMP deneyleri

BMP deneyleri ayçiçek yağı üretim atıksuyunun arıtılabilirliğini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Deneylerde mikro-makro besinleri sağlayacak bir besiyer çözelti kullanılmıştır. Aşı çamuru olarak karışık anaerobik kültür kullanılmıştır. Deneyler yukarıda açıklanan ve 4600 mg/L KOİ derişimine sahip atıksu için gerçekleştirilmiştir. Oldukça asidik olan atıksuyu NaOH ve CaOH çözeltileri kullanılarak pH’ı 7 ye yükseltildikten sonra arıtım çalışmalarında kullanılmıştır.

BMP deneylerinde toplam hacmi 250 mL, etkin hacmi ise 100 mL olan serum şişelerinde gerçekleştirilmiştir. Bütün gerekli kimyasalların eklemesi ve aşılama yapıldıktan sonra serum şişelerinin tepe gazı anaerobik ortamın sağlanması için 3-4 dakika 75:25 oranındaki N2:CO2 gaz karışımı ile uçurulmuştur. Şişeler plastik kapaklarla sıkıca kapatıldıktan sonra 35°C de 57 gün süreyle inkübe edilmiştir. Serum şişelerinin her gün ürettiği gaz miktarı düzenli olarak ölçülmüştür.

SONUÇLAR

4600 mg/L KOİ derişimi için toplam gaz üretimi 57 gün sonunda 128,5 mL olarak bulunmuştur (Şekil 1). BMP deneyleri sonucunda her g KOİ başına 280 mL gaz üretilebileceği görülmüştür.Bu değerde KOİ arıtımının yaklaşık 70% olduğunu göstermektedir.BMP deneyleri sonucunda serum şişelerinde yapılan ölçümlerde KOİ derisimi 1454 mg/L olarak bulunmuştur. Buna göre KOİ giderim verimi yaklaşık %68 dir. Gaz üretimine bağlı olarak hesaplanan KOİ giderim verimi ile deneyler sonucunda bulunan değerler aynıdır. Ergüder ve diğerleri (2000) tarafından zeytin yağı karasuyunun anaerobik olarak arıtımı çalışmasında yüksek KOİ giderim verimleri (%85,4-93,4) elde edilmiştir. 1 g KOİ başına 413 mL gaz üretimi gözlenmiştir. Ayçiçek yağı üretimi kaynaklı atıksuların anaerobik arıtımına ilişkin tasarım verilerini elde etmek için sürekli reaktörlerde anaerobik arıtlabilirlik deneyleri yapılmalıdır.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

Şekil 1. Ayçiçek yağı üretim atıksuyunun BMP deneyleri sonuçları

KAYNAKÇA

Borja, Rafael; Banks, Charles J. 1994. “Treatment of palm oil mill effluent by upflow anaerobic filtration” Journal of Chemical Technology and BiotechnologyVolume 61, Issue 2 Pages 103-109

Demirer, G.N. and Speece, R.E., 1997. “Anaerobic biotransformations of acrylic acid in UASB reactors: Significance of process staging, physical homeogenization of microorganisms and microbial acclimation”, Environ. Tech., Vol.18, pp.1111-1121.

Ergüder T.H., Güven E. and Demirer G. N. 2000. “Anaerobic treatment of olive mill wastes in batch reactors”, Process Biochemistry., Vol.36, pp.243-248.

Janset Berzeg / 96785 / Çalışma Eko. Ve End. İlişkileri

06 Kasım 2007

Janset BERZEG / 96785 / Çalışma Eko. ve End. İlişkileri

E R G O N O M İ

Case Study: Ayyakkabı İmalatında İzlenen Metod

Kaynak: CTD News, 1995, Red Wing Shoes’ Early Warning System, Ergonomics that Work, CTD News.

Önceki İş Tanımı

Þ İşçiler , bir çift ayakkabı üretmek için 75 ila 100 farklı imalat aşamasını yerine getirmek zorunda .

Bu aşamalar:

¨ ayakkabının çeşitli bölümlerini kesmek

¨ dikiş işlemleri

¨ birleştirme/montaj aşaması

¨ paketleme

Þİşçiler aynı zamanda her çift ayakkabıya 5 farklı etiket eklemek ve bağcıkları el gücüyle bağlamak durumunda kalıyorlardı.

“Tehlike arz eden iş" şeklinde kimliği saptanan metod

Þ Tıbbi kayıtlar: yaralar,hastalık oranlarındaki artış

Tehlike arz ettiği belirlenen metod

Þ 1980-1986 yılları arasında , ayakkabı imalatında çalışanların üçte birinde yara oluşumları kaydedilmiştir.

Risk faktörlerinin tanımlanması:

¨ Duruş/fiziksel pozisyon:

Ayarı olmayan şartlarda çalışan işçiler , işlerini yaparken ağrı verici pozisyonlarda bulunmaktaydılar.

İşçiler işin bir bölümünü gerçekleştirebilmek için uzanmak,ayağa kalmak vs. durumunda kalıyorlardı.

¨ Tekrar

İşçiler tekrar tekrar aynı 5 etiketi elle ayakkabılara bağlamak durumundaydılar.

Her yıl işverenler tarafından 3.5 milyon çift ayakkabı üretilmektedir.

Ergonomik Çözüm Yolu:

ÞYönetimin kontrolü ele alması

1) Bir ergonomist çalıştırılmaya başlandı.

2) İşveren eğitim programlarına başlandı

3) Endüstri mühendisleri için özel ergonomi eğitimleri verildi

4) Sürekliliğe bağlanmış makine üretimi grup çalışmaları , eğitim döngüsü ve iş rotasyonları sistemi oturtuldu.

ÞMühendislik açısından kontroller

1)Oturarak çalışan işçiler için yeni fonksiyonel sandalyeler satın alındı.

2)Ayakta çalışan tüm işçiler için anti-fatigue(youlmayı önleyici) paspaslar satın alınd.

3)Ağır ekipmanlardaki demir temeller sökülerek aynı işlevi gören hafif materyallerle değiştirildi.

4)Ayarı olmayan mekanik pedallar yerine , elektrikli ya da havalı ayak pedalları kullanılmaya başlandı.

5)İşçilerin ellerini aynı hareketi defalarca yaptırarak yormak yerine hazır katlanmış ayakkabı bağları satın alındı.

6)Dikiş makinelerine beden ağrılarını en aza indirgemek için işçiye doğru gelen eğim kazandırıldı

Uygulanan çözümler ne kadar efektifti?

¨ Beden ağrılarının azaldığı gözlemlendi

¨ Tekrarlanan hareketlerden kaynaklanan problemler üç yıl içinde %25-30 oranında azalma göstermiştir.

Ergonomik Çözümlerden kazanılan Faydalar:

¨ Çözümler uygulanmaya başlandığından itibaren işçiler daha az bedensel zarar görmüşlerdir.

¨ 1990 yılında işçilere ödenen sağlıkla ilgili tazminatlar 4.4 milyon $ iken 1995 yılında 1.3 milyon $’a düşmüştür. Aradaki fark 3.1 milyon $’dır.

¨ Bir çift ayakkabı üretimi eskisinden daha kısa zaman almaktadır.

Yorum: Ergonomi üretimde özellikle insan sağlığıyla ilgili sorunlara basit çözümler getirmektedir.

www.ergoweb.com / Ergonomics Case Sudies

1. Endüstri Mühendisliğinin Tanımı

06 Kasım 2007

1. Endüstri Mühendisliğinin Tanımı

19. yy sonlarında, daha önce açıklanan niteliklere uygun bir meslek olarak oluşan Endüstri Mühendisliğinin farklı kaynaklarda farklı şekillerde tanımları yapılmaktadır. Ancak bu tanımlar içinde en fazla kabul göreni ve geçirdiği evrimsel süreç sonunda günümüzde geldiği noktayı en iyi belirleyen tanım Amerika Endüstri Mühendisleri Odası tarafından yapılan tanımdır. Bu tanım göre;

"Endüstri Mühendisliği insan, makina ve malzemeden oluşan bütünleşik sistemlerin tasarımı, geliştirilmesi ve kurulması ile ilgilenir. Bu tür sistemlerden elde edilecek sonuçların belirlenmesi, kestirilmesi ve değerlendirilmesinde matematik, fizik ve sosyal bilimlerdeki özel bilgi ve beceriyi mühendislik çözümleme ve tasarımının ilke ve yöntemleriyle birleştirerek kullanır."

Yukarıda verilen tanım genel çizgileriyle incelendiğinde endüstri mühendislerinin mal ve/ya hizmet üreten profesyonel olarak faaliyetlerde bulunabilecekleri açık bir şekilde görülebilir. Bu sistemlere örnek olarak otomobil, buzdolabı, kumaş, elbise, bisküi, kağıt, makina, uçak vb. mal üreten her türden fabrikaların yanısıra, hizmet üretiminde bulunan sağlık kurumları, eğitim kurumları ve yerel yönetimler gibi çeşitli kurumlar gösterilebilir. Endüstri mühendisleri bu tür sistemlerin tasarım ve kuruluş aşamalarında yer aldığı gibi kuruluş sonrasında da işletimin nasıl olması gerektiği, başka bir deyişle mevcut kaynakların (insan, makina, malzeme ve para) en iyi şekilde nasıl değerlendirileceği konularında mühendislik çalışmaları yapar. Bu çalışmalarında özellikle sistemin insan boyutunu da sürekli gözönünde bulundurarak koşulların elverdiğince en iyi çözümlerin bulunabilmesi için önemli katkılarda bulunur.

2. Meslek Olarak Endüstri Mühendisliği

Meslek olarak endüstri mühendisliğini incelemeden önce meslek olabilmenin koşullarını gözden geçirmek yararlı olacaktır. Daha önceki kesimde ele alınandan farklı bir kaynakta meslek olabilmenin koşulları aşağıda görüldüğü şekilde belirlenmiştir. Biçimsel bir eğitim ve öğretim görülmüş olması,Öğrenim ve eğitimi izleyen bir stajyerlik devresi geçirilmiş olması,Bir meslek mensubu olarak topluma ve meslektaşlarına karşı sorumluluk duyulmasıMeslek standartlarının bir üst kuruluş tarafından belirlenmesiEndüstri mühendisliği bu koşullar açısından incelendiğinde izleyen yargılara varılabilir: Endüstri mühendisliği olabilmek için ilk ve orta öğretimden sonra Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olmak gerekmektedir. Böylece bilimsel bir öğrenim ve eğitim görülmüş olunacaktır.Mesleklerin stajyerliği biçimsel öğrenim ve eğitim sırasın da verilen kuramsal bilgilerin uygulamalarının nasıl yapılacağının üretim sistemlerinde bizzat yaşayarak ve görerek öğrenilmesidir. Diğer mühendislik branşlarında olduğu gibi, endüstri mühendisliğinde de üniversite eğitimi sırasında stajyerlik çalışması yapılmaktadır. Ayrıca üniversite öğreniminin son yarı yılında yapılan bazı çalışmalarda bir anlamda stajyerlik olmaktadır.Bazı ülkelerde stajyerlik çalışmaları ise öğrenim sırasında değil, öğrenim tamamlandıktan sonra yapılmaktadır.Toplumlarda belirli işlerin ancak belli mesleğe mensup kişiler tarafından yapılabiliyor olması veya yapılmasına izin veriliyor olması o meslek mensuplarına çok önemli sorumluluklar yüklenmektedir. Böylece toplumsal yaşamdaki işlevler koşulların elverdiğince en iyi şekilde gerçekleştirilip, genelde kıt olan kaynakların israf edilmeleride önlenmiş olacaktır. Üretim sistemlerinin tasarımında ve işletiminin kontrolünde, insancıl boyutlarıda gözönüne alarak, önemli işlevleri gerçekleştirmeye aday olan endüstri mühendisleri, bu işlevlerin en iyi şekilde gerçekleştirlmesinde topluma ve meslektaşlarına karşı kendilerini sorumlu hissetmeli ve bua göre davranış biçimlerini belirlemelidirler. Bu konudaki denetimlerin günümüz yasa ve yönetmelikleri çerçevesinde endüstri mühendislerininde üyesi bulunduğu meslek kuruluşu olan Tükiye Makina Mühendisleri Odası tarafından yapılması öngörülmektedir.Endüstri mühendisliğinin meslek standartları, başka bir deyişle bir endüstri mühendisisnin taşıması gereken nitelikler, üniversitelerin ilgili birimlerince belirlenmektedir. Bu konuda bilimsel bir niteliğe sahip olan Yöneylem Araştırması Derneği’ninde önemli katkıları olmaktadır. Ancak, Türkiye genelinde üniversitelerdeki endüstri müühendisliği ders programları incelendiğinde bazı farklılıklar olduğu görülmektedir. Zamanla bu farklılıkların azalacağı, farkların doğal şekilde olacağı veya daha açık bir deyişle ülke gereksinimlerine daha uygun nitelikleri taşıyan endüstri mühendislerinin işletmelerde yer alacağı ümit edilebilir.3. Endüstri Mühendisliğinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

Mühendislik mesleğinin kişiliğine kavuşması ve belli standartlara uyması 19. yüzyılda gerçekleşmiş olmakla birlikte mühendislik faaliyetleri medeniyetle hemen hemen aynı yaştadır.Hatta medeniyet tarihi ile mühendislik tarihinin aynı olduğu bile söylenebilir.Bir önceki kesimde genel çizgileriyle açıklanan meslek olabilmenin koşulları gözönüne alındığında, ilk mühendislik mesleğinin makina mühendisliği olduğu görülmektedir. Bunun tarihi ise, Amerika Makina Mühendisleri Odasının kuruluş tarihi olan 1880 dir. Bunu izleyen meslek kuruluşları ise, 1884 te Elektrik Mühendisliği ve 1908′de Kimya Mühendisliği olmuştur. Amerika Endüstri Mühendisleri odasının kuruluşu ise 1948′de gerçekleşmiştir.

Mühendisliğin öngörülen niteliklere sahip bir meslek olarak geçmişi yüzyıldan fazla olmakla birlikte, mühendislik faaliyetlerinin çok daha uzun bir geçmişe sahip olduğu inkar edilmesi mümkün olmayan bir gerçektir.Bunu en belirgin kanıtlarını Eski Mısır’da görmek mümkündür.Eski Mısır’daki sulama kanalları İnşaat Mühendisliğinin en ilginç örnekleri sergilemektedir.Bunun yanısıra tasarım,projeleme,örgütleme ve proje kontrolu açılarından, manivela dışında hiçbir mekanik aracın bulunmadığı bir ortamda yapılan pramitlerin inşaatları tüm zamanların en iyi mühendislik çalışmaları olarak görülmektedir.Her biri 2.5 ton ağırlığındaki 2 300 000 bloktan oluşan bir pramitin bugünün olanakları ile yapılması bile oldulça zor bir iştir.Bu olayları izleyen yıllarda ve çağlarda, insanların ve toplumların yaşam savaşı içinde bilim ve onun çeşitli konulardaki uygulamarı olan mühendislikte artan bir hızda gelişmeler olmuştur. Mühendislikteki gelişmeler artan bir hızla sürmektedir.

19. yüzyılda bilim ve mühendislikteki gelişmelerin yanısıra buhar gücünden de yararlanmanın sonucunda 1. Endüstri Devrimi gerçekleşmiştir.Endüstri devriminin oluşumu ile birlikte planlama, örgütleme ve yönlendirmesi daha zor olan ve yönetimi için özel beceriler gerektiren üretim sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır.Bu üretim sistemleri eskiye göre oldukça karmaşıklaşmıştır.Endüstri devrimi öncesi yakın kişisel denetimle gerçekleştirilen özellikle planlama ve örgütlendirme işlevlerindeki yetersizlik sistemlerin karmaşıklaşmasıyla daha da artmıştır.Böyle insan, makina, malzeme ve paradan oluşan sistemlerin tasarım, geliştirme ve kuruluşuyla ilgilenecek ve özellikle sistemin insan boyutunada önem verecek bir mühendislik dalına gereksinim duyulmaya başlanmıştır. Bu gereksinim sonucunda endüstri mühendisliği konusunda çalışmalara başlanmıştır.İzleyen paragraflarda endüstri mühendisliği konusunda başlangıçtan itibaren yapılan çalışmalar genel çizgileriyle ele alınmıştır.

3.1. F.w Taylor ve Daha Öncekilerin Endüstri Mühendisliği konularında yaptığı çalışmalar

Endüstri mühendisliği konusundaki ilk disiplinli çalışmalar bir makina mühendisi olan Frederick Winslow TAYLOR tarafından başlatılmıştır. Bununla birlikte, Taylor’un çalışmalarından önce de endüstri mühendisliği konusunda bazı çalışmalar yapılmıştır.Bu konudaki önemli çalışmalar şunlardır. Adam SMITH’in verimliliği artırma amacıyla işbölümü konusundaki çalışmaları (Toplu iğne örneği)Matthew BOULTON ve James WATT’ın örgütsel geliştirme konusundaki çalışmalarıCharles BABBAGE’in verimlilik artırma konusundaki çalışmalarıHenry FORD’un otomobil montajında konveyor kullanımı ve üretim hattı oluşturulması konularındaki çalışmaları Taylor’un yaptığı çalışmaları açıklamaya geçmeden önce içinde bulunduğu çağın koşullarını gözden geçirmek yararlı olacaktır. O dönemlerde işiletme sahipleri aynı zamanda işletmelerin yöneticileri idi.Örgütlenmiş kurmay fonksiyonları bulunmuyordu.İş yöntemleri kişisel deneyim, tercihler ve o anda elverişli olan aletlere göre bireysel olarak belirleniyordu.

Taylorun endüstri mühendisliği konusundaki çalışmaları 1881′de metal kesimi konusuyla başlamıştır. Bu çalışması 25 sene devam etmiş ve en uzun makalesini 1907 yılında 200 syfa olarak yayınlanmıştır. Bu çalışmanın yapılmasından önce, kesici kalemlerin şekli, hızları ve ilerleme miktarları deneyimlere göre belirleniyordu. Bu çalışma sayesinde Taylor ve yardımcıları söz konusu belirleme işine bilimsel bir nitelik kazandırmışlardır.

Taylor daha sonra kürekle yapılan işlerin çözümlemesi üzerine durmuştur.Bir değirmende kürekle çok değişik işler yapılmasına karşın, tek tip kürek kullanımı dikkatini çekmiştir.Bir dizi deneyden sonra, en uygun taşınabilir ağırlığı belirlemiş ve bu ağırlığa göre darklı malzmeler için farklı büyüklüklerde kürekler tasarlamıştır.Bunların sonuucunda verimlilikte çok önemli artışlar gözlenmiştir.

Taylor tarafından bunlara benzer bir dizi çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

İş gereksinimlerinin ve bir faaliyeti gerçekleştirmenin yöntemi için çözümlemeler günümüzde "iş tasarımı" veya "metod etüdü" olarak isimlendirilmektedir.Taylor’un başlangıçtaki çalışmaları iş tasarımına ilişkin olmakla birlikte,"iş çözümlemesi"nin başlangıç çalışmaları da yine aynı kişi tarafından gerçekleştirilmiştir.

Taylor çalışmalarını çeşitli makalelerde yayınlamıştır.Makalelerin bazıları şunlardır:Parça Oranı Sistemi, Atölye Yönetimi, Bilimsel Yönetimin İlkeleri…Bu arada Taylor’un makalelerinde yer verdiği bazı kavramlarda onun hala ne kadar güncel olduğunu göstermektedir.Metod etüdü, Zaman etüdü, Aletlerin standartlaştırılması,Planlama bölümü, Yönetimin ayrıcalık ilkesi,İşçiler için yönerge kartları, Metal kesimi için hesap cetveli, Parça ve ürünler için sınıflandırma sistemi,Rotalama sistemi, Maliyetlendirme yöntemleri, işe bağlı olarak işçi seçimi, işin belirli bir sürede tamamlanması durumunda prime izin veren bir görev düşüncesi.

3.2. GILBRETH’in çalışmaları

Taylor’un yanısıra endüstri mühendisliğine önemli katkılarda bulunan bir diğer bilim adamıda Frank B. GILBRETH’dir.Taylor’un bir mühendislik eğitiminden geçmiş olmasına karşılık, Gilbreth mali yetersizlik nedeniyle üniversite eğitimi görememiştir.

Bir tuğla ustasının yanında çalışma hayatına atılan Gilbreth sürekli olarak yaptığı işin nasıl daha iyi olabileceği konusunda kendisine ve çevresindekilere sorular yöneltmiştir.Gilbreth çalışmaları sonucunda inşaat işlerinde büyük başarılar kazanmış ve kendi inşaat firmasını kurmuştur.Çalışırken yaptığı çözümlemeler sonucunda, bir işçinin bir saatte ördüğü tuğla sayısını yaklaşık %200′lük bir artışla, 120′den 3502ye çıkarmıştır.Ayrıca, bu artış miktarı işçinin aşırı bir çaba göstermesini gerektirmemiştir. Hatta geliştirdiği yöntemlerle verimlilikteki artışların yanı sıra yorgunlukta da azalmalar gözlenmiştir. Bir davranış bilimcisi olan eşi L. Moller Gilbreth ile birlikte, insanların çalışma davranışlarının çözümlenmesine yönelik araştırmalarıyla da önemli katkılar sağlamışlardır.

Gilbreth’in özellikle üzerinde durduğu konulardan bir diğeri de temel hareketlerin çözümlemesi olmuştur.İnsanın temel hareketleri sınıflandırılmış ve bunlara Gilbreth’in adından hareketle "Therblig" adı verilmiştir.Bunlardan hareketle, daha ayrıntılı çözümlemeler için "mikro hareket etüdü" geliştirilmiştir.

Gilbreth endüstri mühendisliği konusunda yaptığı çalışmalarda Taylor’dan önemli derecede etkilenmiştir.Ancak, Taylor’un çalışmalarının uygulaması genellikle mekanik işlemler yapan atölyelerde yoğunlaşmasına karşılık, Gilbreth’in geliştirdiği teknikler genellikle inşaat, kanal yapımı, eğitim, tıp ve savunma konularında uygulanmıştır.Ayrıca eşinin de katkılarıyla, bu çalışmalarında "insan faktörü"ne daha fazla önem vermiştir.

3.3. Diğer Klasikçiler

Endüstri mühendisliğinin kuruluş ve gelişmesinde en önemli katkıları sağlayan Taylor ve Gilbreth’in yanı sıra bir çok bilim adamının da bu konuda çalışmaları bulunmaktadır. Söz konusu bilim adamları ve yaptıkları çalışmalar izleyen paragraflarda kısaca açıklanmaktadır. Carl BARTH : Bir matematikçi olan Barth, Taylor’un Midvale Steel firmasındaki yardımcılarındandır. Özellikle metal kesimi ile ilgilenmiş olup, bu konuda özel amaçlı bir sürgülü hesap cetveli geliştirmiştir. Bunun yanı sıra, zaman etüdünde yorgunluk toleransının belirlenmesi konusunda da çalışmalar yapmıştır.Henry Laurance GANTT isiplinler arası niteliğe sahip Taylor’un ekibindeki bir diğer elemandır. Kendi ismiyle anılan ve özellikle üretim çizelgelemesinde çok sık kullanılan şemaları geliştirmiştir. Söz konusu şemalardan günümüzde de üretim çizelgelemesi, gözlenmesi ve makina kullanım planlarının hazırlanmasında yararlanılmaktadır. Gannt’ın bir başka çalışmasıda teşvikli ücret sistemleri konusunda olmuştur. Bu ücret sistemine göre, standart olarak belirlenen çalışma hızından daha hızlı çalışan işçilere belli oranda teşvik edici prim ödenmektedir.Harrington EMERSON : Taylor’un işlem çözümleme ilkelerinden bazılarını Santa Fe demiryolu işletmesinde uygulamıştır. İşletmeyi yeniden düzenleyerek, standart maliyetlerin bulunması konusunda araştırmalar yapmıştır. Teşvikli ücret sistemleri konusunda da çalışmaları olmuştur. Ayrıca, muhasebe kayıtlarının kolaylıkla yapılabilmesi için özel amaçlı bir makina geliştirmiştir. Yukarıda sıralanan bilim adamlarının dışında, endüstri mühendisliğinin gelişmesine klasikçi olarak katkıları olan başka bilim adamı ve uygulamacılarda bulunmaktdır. Bunlar arasında yerel yönetimlerdeki uygulamalarıyla Morris L. COOKE, zaman etüdü ve teşvikli ücret sistemlerindeki uygulamalarıyla Dwight V. MERRICK göze çarpmaktadır.

3.4. Öncü Çağdaşlar

Endüstri mühendisliğinin başlangıçta temel ilgi alanı olan iş etüdündeki uygulamaların başarı kazanması sonucu, geliştirilen ilke, yöntem ve problem çözme yaklaşımlarının işletmelerin başka problem alanlarına da uygulanmasına yol açmıştır. Buna paralel olarak ta öncü çağdaşlar adı verilen ve endüstri mühendisliği ilke ve yaklaşımlarını yeni problem alanlarında uygulanmasını sağlayan bilim adamları ortaya çıkmıştır. Bu bilim adamlarının önde gelenleri ve yapmış oldukları çalışmalar izleyen paragraflarda kısaca açıklanmaktadır. F.W. HARRIS :Talebin bilindiği, yok satmaya veya sonradan karşılamaya izin verilmeyen, parametre değerlerinin planlama dönemi boyunca sabit kaldığı ve stok seviyesinin anında istenilen düzeye çıkartılabildiği durumda stok yönetimine ilişkin toplam maliyeti enküçükleyen sipariş hacmini hesaplayan model Wilson isimli bir başka araştırmacı tarafından da bulunup, daha önce yayınlandığı için Wilson formülü olarak isimlendirilmektedir. Geliştirilen model günümüzde de kullanılmaya devam etmektedir.F.E. RAYMOND : Harri’in stok yönetiminde matematiksel model kullanımına ilişkin çalışmasından sonra, üretim oranlarında stok kontrolü hakkında ayrıntılı çalışmalar yapmış ve bir kitap yazmıştır.W. A. SHEWHART :Çok sayıda elemandan oluşan ve/ya incelenen spesifikasyonları ancak tahrip edici testlerle belirlenebilen kütlelerin, örnekleme yöntemiyle kalitelerinin kontrol edilebilmesi amacıyla, istatistiksel kalite kontrolu hakkında çalışmalar yapmış ve bir kitap yazmıştır.Eugene GRANT :İstatistiksel kalite kontrolu konusunda Shewhart’ın yaptığı çalışmaları geliştirmiştir. Ayrıca mühendislik ekonomisi konusunda da çalışmaları olmuştur.IRESON :Grant’le birlikte mühendislik ekonomisi konusunda çalışmalar yapmıştır.

4. Endüstri Mühendisliği ile ilgili Disiplinler

Mal ve/ya hizmet üretiminde bulunan sistemlerde çok yaygın ve değişik niteliklerde uygulama olanağı bulan endüstri mühendisliğinin, farklı disiplinlerle yakından ilgili olması son derece doğaldır. Ancak endüstri mühendisliğinin bazı disiplinlerle yakın ilişkisi, mesleğin tanımının netliğine rağmen farklı kişiler içi farklı anlamlar taşıyabilmektedir. Bu nedenle, endüstri mühendisliğinin yeterince anlaşılabilmesi için bazı disiplinlerle arasındaki ilişkilerin anlaşılması gerekmektedir. İzleyen paragraflarda bu disiplinler ve endüstri mühendisliği ile ilişkileri açıklanmaktadır.

4.1. Yönetim

İnsan emeğini yönlendirmenin bilim ve sanatı olarak tanımlanan yönetimin ortaya çıkışı asırlar öncesine uzanmaktadır. Yönetimin temel ilkelerinin gelişimini Eski Mısırlılardan günümüze kadar görmek mümkündür. Ancak, yönetimin gerçek anlamda bilim niteliğine kavuşması Taylor’un katkılarıyla olmuştur. Bu nedenle çoğu yazarlar tarafından Taylor’a "Bilimsel Yönetimin Kurucusu" denilmektedir. Bununla birlikte Taylor " Endüstri Mühendisliğinin Kurucusu" olarak ta anılmaktadır.

Endüstri mühendisliği ile yönetim arasındaki ilişki kendisini en çok üretim yönetiminde göstermektedir. Ancak, işletme yönetimi öğretiminde yalnızca üretim faaliyetinin yönetimine ilişkin bazı kavram ve tekniklere yer verilirken endüstri mühendisliği mal ve/ya hizmet üreten sistemlerin tasarımı, geliştirilmesi ve kontrolu ile ilgilenecek şekilde öğretim ve eğitim programı uygulamaktadır. Bu nedenle endüstri mühendislerinden iş hayatında yönetici olarak yararlanmak onu gerçek işlevlerinden alıkoymak demektir. Ancak, bu yargı endüstri mühendislerinin yöneticilikte başarılı olamayacağı anlamına gelmez aksine birçok endüstri mühendisi yöneticilik alanında elde ettiği başarılarla bunu kanıtlamıştır.

4.2. Bilgisayar Bilimi

Son yıllarda hızlı gelişen bilimlerden biridir. Teknolojilerdeki hızlı gelişmeler soncunda, bilgisayarların endüstriyel uygulamalardaki ve bilimsel araştırmalardaki yeri artmıştır. Mesleklere göre bilgisayarlardan yararlanma oranındaki artışta endüstri mühendisliği en ön sıralarda yer almaktadır.

Endüstri mühendislerinin bilgisayarlardan yararlanması temelde iki yönlü olmaktadır. Bunlardan birisi, diğer mühendisliklerde olduğu gibi, karmaşık ve çok işlem gerektiren problemlerin çözümünde bilgisayarlardan yararlanmaktadır. Bu cümleden olarak, endüstri mühendisleri karşılaştıkları problemleri hızlı ve doğru bir şekilde çözebilmek için çeşitli bilgisayar programları geliştirmektedirleri Bunun yanısıra endüstri mühendisliğinin ilgi alanlarına giren problemlerin çözümü için geliştirilmiş ve paket programlar olarak nitelenen özel yazılımlardan da yararlanılmaktadır. Bu yazılımlar yardımıyla, probleme ilişkin parametre değerleri bilindiği taktirde, çözümler çok kısa sürede ve kolaylıkla elde edilerek, gereken duyarlılık çözümlemeleri de yapılabilmektedir.

Endüstri mühendisliğinde bilgisayarların diğer yönlü kullanımı bilgi depolama, saklama ve gerektiğinde bu bilgilerden problem çözümünde yararlanma şeklindedir. Sağlıklı karar verebilmenin ön koşulu olarak doğru zamanda, doğru yerde, doğru bilginin sağlanabilmesi ancak aranan nitelikleri bakımından yeterli bir bilişim sistemiyle olurludur. Söz konusu bilişim sistemiyle hem bilgiler sağlıklı bir şekilde sağlanmış, hem de gerekli bilgi akışı sağlanmış olacaktır. Günümüz işletmelerinin büyüklüğü ve işlemlerinin karmaşıklığı gözönüne alındığında, bu işlevlerin ancak bilgisayarların kullanımıyla olurlu olabileceği açıkça görülür.

4.3. İstatistik

Endüstri mühendisliği ile ilgili disiplinlerden bir diğeri de istatistiktir. Endüstri mühendislerinin ilgilendikleri olayların davranış göstergesi olan değişkenlerin her zaman aynı şekilde ortaya çıkması beklenemez. Buna örnek olarak bir parçanın farklı kişiler ve/ya farklı zamanlardaki yapım süreleri, yapımı gerçekleştirilen parçaların ve ürünlerin çeşitli ölçüleri, satın alınan parçaların nitelik ve nicelikleri gösterilebilir. Sözkonusu özelliklerin değişik değerleri almasına rağmen, endüstri mühendisleri bunlara ilişkin problemlere çözüm aramak veya karar vericiye bu konularda yardım etmek durumundadırlar. Endüstri mühendisleri bu tür problemlerin çözümünde istatistik ve olasılıktan önemli derecede yararlanmaktadırlar.

Endüstri mühendislerinin istatistikten değişik bir şekilde yararlanması ise kestirim yöntemlerinde olmaktadır. Özellikle sistem tasarımında talep kestirimi çok önemlidir. Tasarlanacak sistemin üreteceği mal ve/ya hizmetin en uygun hangi hacimde olacağının belirlenmesi, ancak sağlıklı bir biçimde yapılmış talep çözümlemesi ve bunun sonucunda elde edilecek kestirimlerle mümkün olabilir. Bu nedenle sistemin tasarımını gerçekleştirmekle yükümlü olan endüstri mühendislerinin istatistikten yararlanmaları kaçınılmazdır.

İstatistik tekniklerinin endüstri mühendisliğindeki bir başka uygulama alanı da kalite kontrolu olmaktadır. Özellikle çok sayıda birimden oluşan kütlelerin test edilmesinde, bütün birimlerin tek tek kontrol edilmesi hem fazla masraf hem de uzun süre deney yapılmasının gerektirir. Söz konusu kütleden uygun bir şekilde alınacak örneklerin test edilmesi ve gereken istatistik çözümlemelerin yapılmasıyla daha az masrafla ve daha kısa sürede sonuca varmak mümkündür. Benzer durum tahrip edici testler gerektiren kalite kontrol da söz konusudur.

4.4. Yöneylem Araştırması

Ortaya çıkışıyla endüstri mühendisliğinin gelişimine çok önemli katkılar sağlayan bilim dalı Yöneylem Araştırması’dır.

Yöneylem araştırması şimdiye kadar çeşitli şekilllerde tanımlanmıştır. Bununla birlikte, en kapsamlısı olarak İngiltere Yöneylem Araştırması Derneğinin yapmış olduğu tanımın en fazla kabul gördüğü gerçektir.

Bu tanıma göre , yöneylem araştırması insan, makina, para ve malzemeden oluşan endüstriyel, ticari, resmi ve askeri sistemlerin yönetiminde karşılaşılan problemlere modern bilimin saldırısıdır. Belirgin yaklaşımı sistemin şans ve risk ölçüsünüde içeren ve alternatif karar, strateji ve kontrollerin sonuçlarını tahmin ve karşılaştırmaya yarayan bilimsel bir modelini geliştirmektir. Amacı yönetimin politika ve eylemlerini bilimsel olarak saptanmasına yardımcı olmaktır.

Tarih boyunca yöneylem araştırması yaklaşımının çeşitli şekillerde ve başarılı olarak uygulandığı bilinmektedir. Ancak bir bilim dalı olarak şekillenmesi II. Dünya Savaşına rastlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında ilk başarılı uygulamalar II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve daha sonra A.B.D. tarafından savaş yönetimine ilişkin problemlerde gerçekleştirilmiştir. Savaşı izleyen yıllarda ise, yöneylem araştırması yaklaşım ve tekniklerinin endüstri ve ticarete uygulamaları başlamıştır. Giderek, değişik bilim dallarından çok sayıda bilim adamı çeşitli işlemsel problemlere dikkatlerini yoğunlaştırmışlardır. Bunun sonucunda, endüstri mühendisleriyle diğer bilim disiplinlere mensupları arasında önemli sayıda ortak çalışmalar başlamıştır. Problem çözümüne yeni fikirlerin ve yeni yaklaşımların getirilmesi endüstri mühendisliği eğitim ve uygulamasına çok önemli katkılar sağlamıştır. Böylece birçok üniversitedeki endüstri mühendisliği bölümlerinde yöneylem araştırması dersleri verilmeye başlanmıştır.

Endüstri mühendisliği ve yöneylem araştırması tanımları incelendiğinde aralarında önemli benzerlikler bulunduğu ve birçok problemle ortaklaşa ilgilendikleri görülebilir. Aralarında en önemli fark, yöneylem araştırmasında disiplinler arası ekip yaklaşımının kaçınılmaz olduğu ve üst düzeyde matematiksel modellere yer verilmesidir. Ancak, endüstri mühendisliğinin yeni boyutlar edinerek sistem mühendisliğine geçişinde disiplinler arası ekibe daha fazla yer verilmeye başlandığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Özet olarak endüstri mühendisliğinin insan, makina, malzeme ve paradan oluşan bütünleşik sistemlerin tasarım ve işletiminde karşılaşılan problemlere çözüm ararken yöneylem araştırmasından önemli derecede yararlandığı bir gerçektir.

4.5. Yönetim Bilimi

1960′lı yıllarda yöneylem araştırmasıyla yakın bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır. Kullandığı teknikler yöneylem araştırmasınınkilerle aynıdır. Aralarındaki farklar yönetim bilimcilerin temel eğitimiyle bu disiplinin uygulama alanındadır.Yönetim bilimi çoğunlukla yöneylem araştırması tekniklerinin iş idaresinde veya endüstriyel yönetimde niceliksel olarak uygulanmasıdır.Bunun yanısıra, yöneylem araştırması daha karmaşık problemlerin çözümüyle ilgilenmektedir. Ancak, çoğu konularla ilgilenen yöneylem araştırması ve yönetim bilimi disiplinlerine mensup kişilerin aynı kişiler olduğuda unutulmamalıdır.

4.6. Ergonomi

Bilimdeki gelişmeleri insanların yaşamlarını daha kolay ve daha rahat yapmakla yükümlü olan mühendislik dallarından insana en fazla yakın olanı endüstri mühendisliğidir. Endüstri mühendisleri öncelikle üretim sistemlerinin tasarımı sırasında, o tesisteki çalışacak kişilerin çalışma ortamının ve kullanacakları alet ve donatının fiziksel ve davranışsal açılardan uygun olması için tüm faktörleri değerlendirmek zorundadır. Böylece hem sarf edilecek emeğin karşılığı olarak daha fazla verim elde edilebilecek, hem de o ortamda çalışacak kişilerin yıpranmaları koşulların elverdiğince en alt düzeye indirgenmiş olacaktır.

Endüstri mühendisleri yukarıdaki paragrafta sözü edilen işlevlerin gerçekleştirilmesinde ergonomi adı verilen disiplinden önemli boyutlarda yararlanmaktadır.İşbilim olarak ta isimlendirilen bu bilim dalı çalışma ortamının çalışanlara uyarlanması konusuyla ilgilenmektedir. Son zamanlarda ise insanlar tarafından kullanılan veya yararlanılan her türlü araç, gereç ve eşyanın da rahatça kullanılması veya teknik bir deyişle ergonomik olması konusunda yoğun çalışmalar yapılmaktadır.

5. Endüstri Mühendisliğinin İlgi Alanları

Mühendislik, genelde problem tanımlama, gerekli çözümler yapma, çözüm seçenekleri türetme, karar verme ve çözümden oluşan bir süreçtir.Endüstri mühendisleri bu tanım doğrultusunda tasarımlar yapar. Söz konusu tasarımlar endüstri mühendislerince "Üretim Sistemleri Tasarımı" ve "Üretim Sistemleri Kontrolu" şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Mal ve/ya hizmet üreten bir örgütün aşağıdaki fonksiyonları endüstri mühendisince tasarlanmaktadır. Üretim(veya servis) sürecinin kendisiMalzemelerMakina ve Donatılarİşçilerin çalışma yöntemleriKolaylıkların yerleştirilmesi ve malzeme akışının belirlenmesiMalzeme taşıma donatı ve yöntemleriÇalışma yeri tasarımıHammadde ve ürün depolarının büyüklüklerinin ve yerlerinin belirlenmesiYönetim raporları için veri kayıt yöntemleriBakım yöntemleriİş emniyet yöntemleri Yukarıda sıralanan ve kuruluş öncesi veya yeniden yapılanma sırasında tasarlanması gereken elemanların yanı sıra işletim sırasında yönetim fonksiyonlarının sağlıklı, tutarlı ve uygulanabilir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla da aşağıda sıralanan elemanların tasarlanması gerekmektedir. Yönetim planlama sistemiKestirim yöntemleriBütçeleme ve ekonomik çözümlemeMaaş ve ücret belirleme sistemleriPrim belirleme planları ve işgörenlerle ilişkiler sistemiİşgörenlerin işe alınması, eğitimi ve örgüt içinde yer değiştirmelerin belirlenmesi, başka bir deyişle işgücü planlama sisteminin kurulmasıÜretim planlaması ve üretim programlarının hazırlanması ve izlenmesiMalzeme gereksinim planlamasıStok kontrol yöntemleriÜretim çizelgelemeGörevlendirmeGelişme ve durum raporlamasıDüzeltici hareket yöntemleriBilgi sistemleriKalite kontrol sistemiMaliyet kontrol sistemiKaynak tahsisiÖrgüt tasarımı

Enerji Tasarrufu

06 Kasım 2007

ENERJİ TASARRUFU

Enerjinin insan hareketinde, insanın günlük yaşantısında çok büyük bir yer tuttuğu muhakkaktır. Bu önemli ihtiyacın bilinçsiz kullanılması, insan geleceğine bir çok olumsuz etkiyi de beraberinde getirecektir. Enerjinin gereği kadar ve bilinçli olarak kullanılmasını sağlamak için her yıl 11 – 18 Ocak tarihleri arasında Enerji Tasarrufu Haftası kutlanır.

Hafta içinde, bütün yurtta enerji tasarrufu ile ilgili toplantı ve açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda enerji tasarrufunu işleyen programlar yayınlanır. Okullarımızda enerjide tutumlu olmanın önemi anlatılır. Alınması gereken önlemler belirtilir. Öğrenciler arasında enerji tutumu ile ilgili afiş, karikatür, resim ve kompozisyon yarışmaları düzenlenir. Bu yarışmalarda derece alanlara ödülleri dağıtılır. Bu çalışmaların amacı, enerjinin iyi kullanımını sağlamaktır.

Günümüzde enerjinin önemi gittikçe artıyor. Enerji iş görebilme, iş yapabilme gücüdür. İki tür enerji vardır. Durum enerjisi ve Hareket Enerjisi. Durum enerjisi cisimlerin durumu nedeniyle sahip olduğu enerjidir. Cismin hareketi sırasında oluşan enerjiye de hareket enerjisi denir.

Evde, işyerinde, toplum yaşamının her alanında makineler kullanılır. Makineler insanların işlerini kolaylaştırır. Az emekle kısa sürede büyük işler görülmesini sağlar. Evimizdeki buzdolabı, elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi annemizin işlerini kolaylaştırır. Traktör çiftçilerin az zamanda çok iş yapmalarını sağlar. Kullandığımız araç ve gereçlerin, giyeceklerimizin çoğu fabrikalarda, makinelerle üretilir. Bütün makineler enerji ile çalışır. Makinelerden düzenli ve sürekli olarak yararlanabilmek için enerjiyi tutumlu kullanmak zorundayız.

Başlıca enerji kaynaklarımız ; elektrik, su, güneş, kömür ve petroldür. Bu enerji kaynaklarından elektriği kendimiz üretiyoruz. Güneş ışığından ve sularımızdan doğal enerji olarak yararlanıyoruz. Yalnız petrol ülkemizde yeterince çıkmadığı için petrolün yarısını dışarıdan alıyoruz. Son yıllarda kömür rezervlerimizin azalması sebebi ile onu da dışarıdan ithal etmeye başladık. Bütün bu enerji alımları, ekonomimiz için ağır bir yüktür. Dış satım gelirimizin büyük bir bölümü petrol alımına harcanıyor. Ulusal ekonomimizin düzelmesi için enerjiyi tutumlu kullanmak zorundayız. Enerjinin yetersizliği, üretimin düşmesini, yurt ekonomisini ve günlük yaşantımızı etkilemektedir.

Enerjide tutum, sınırlı enerji kaynağının en verimli biçimde kullanımıdır. Gereksiz enerji tüketiminin ve kayıplarının azaltılmasıdır. Enerjide tutum aynı işi daha az enerji ile yapmaktır. Enerji Tutum Haftası içinde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım. Evimizde boşa yanan lambaları söndürmeyi unutmayalım. Bozuk musluklarımızı onaralım. Suyumuzun boşa akmasını önleyelim, izlemediğimiz program süresince televizyonu ve radyoyu kapatalım. Kışın pencere yalıtımlarına daha çok özen gösterelim. Enerji tasarrufu konusunda öğrendiklerimizi, dinlediklerimizi ömür boyu uygulayalım.

UZUN MEHMET Aşağıda, Uzun Mehmet’in enerji kaynak-

larımızdan maden kömürünü buluşunu

okuyacaksınız.

Maden kömürü, maden kömürü, derler. Nedir bu maden kömürü ? kara bir taş. Evet kara bir taş. Fakat bu kara taş, bir memlekete yiyecek kadar gerekli. Buğday kadar, et kadar gerekli. Maden kömürü ile tren işler, vapur işler, fabrika işler.

Bundan uzun yıllar önce Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bunu bilen yoktu. Bizde maden kömürünü ilk defa Uzun Mehmet adında bir genç buldu. Böylece memlekete büyük hizmet etti.

Uzun Mehmet bir köylü çocuğuydu. Zonguldak’ta bir köyde doğdu. Büyüdü, asker oldu. İstanbul’a gitti. Orada deniz eri olarak askerlik yaptı. Maden kömürünü ilk defa askerlikte gördü. Onun memlekete ne kadar gerekli bir şey olduğunu askerlikte öğrendi.

Günler geçti. Askerlik bitti. Son gün erler toplandılar. Uzun Mehmet de onların içindeydi. Bölük komutanı geldi. Elinde bir parça maden kömürü vardı. Dedi ki:

―Arkadaşlar, bunun maden kömürü olduğunu öğrendiniz. Şimdi biz bunu para ile alıyoruz. Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bilen yok. Varsa bulmak lazım. Onu bulmak memlekete çok büyük bir hizmet olacak. Gittiğiniz köyde, dağda, derede, her yerde bu kömürü arayın arkadaşlar.

Bölük komutanı her ere bir parça maden kömürü verdi. uzun Mehmet de bir parça aldı, torbasına koydu, yola çıktı. Birkaç gün sonra köye vardı.

Uzun Mehmet, köyde nereye gitse maden kömürü parçasını da yanına alıyordu. Her yerde maden kömürü arıyordu.

Bir sabah, erkenden evden çıktı. Bütün gün yürüdü. Akşam üzeri bir uçurumun önüne geldi. Burası tam bir maden kömürü yatağı idi.

Uzun Mehmet :

―Buldum işte ! Şimdi buldum ! diye sevindi.

Hemen işe başladı. Kömürü kazdı, ondan bir çuval aldı, eve götürdü. Birkaç parça aldı, ocağa attı. Bunlar maden kömürüydü. Hem de iyi cins maden kömürü. Çok güzel yanıyordu.

Birkaç gün sonra Uzun Mehmet İstanbul’a gitti. Orada komutanını buldu. Ona bulduğu kömürü gösterdi. Bölük komutanı kömürü aldı, baktı:

―Evet bu maden kömürü. Hem de iyi cins maden kömürü. Aferin Mehmet. Bunu nereden buldun, dedi.

Mehmet :

―Zonguldak’ta diye cevap verdi.

O gün bölük komutanı :”Uzun Mehmet Zonguldak’ta maden kömürü buldu” diye hükümete haber verdi. hükümet Uzun Mehmet’e aylık bağladı.

Bir gün geldi, herkes gibi Uzun Mehmet de öldü. Fakat “Uzun Mehmet” adı kaldı. Hiç unutulmadı.

TASARRUF NE GÜZELDİR

Haydi koş, bir, iki, üç…

Gereksiz yanan ampuller,

İsraf etmeyin enerjiyi diyor.

Onu yeniden sağlamak güç…

Bak, musluk ağlıyor,

Tamir et beni diyor.

Ah, çöp kutusundaki bayat ekmekler

Fırında kalsaydım, diyor.

Kış geldi yine, pencereler

Elden geçmeli bir bir.

Gereksiz ısı kaybı nedir?

Anlattı öğretmenimiz teker teker.

Çabuk tükeniyor petrol zenginliğimiz.

Petrol demek, döviz demek.

Tüm ulusa karşı ödevimiz

Enerji tasarrufu için seslenmek.

Öner KEMAL

GÜZEL SÖZLER

·Enerji savurganlığı bütçemizi eritir.

·En ucuz enerji, tasarruf edilen enerjidir.

·Üretimde süreklilik, enerjide tutumla olur.

·Yaya gidilecek yere otomobille gitmeyelim.

·Enerji daha güçlü atılımlar için birikimdir.

·Damlaya damlaya göl olur.

·Gereksiz harcanan enerji, kaybedilen emektir.

Özet

06 Kasım 2007

ÖZET

Ergonomi insan faaliyetlerinin işe, aletlere, makinalara, üretim sistemlerine ve çalışma ortamına etkili bir uyum sağlamasına yönelik bilgiler topluluğu şeklinde tanımlanabilir. Ergonomi, çalışma hayatında duyulan ihtiyaçlar sonucu ortaya çıkmış bir bilim dalı olup, inceleme, araştırma ve uygulamalarda sistematik bilgilere dayanır ve bilimsel metodlara dayanır.

Elinizdeki ergonomi çalışmasını hazırlarken birinci bölümde endüstri mühendisliği ve ergonomi arasındaki ilişkiye; ikinci bölümde çalışma yerinin düzenlenmesi ve iş duruş şekillerine; üçüncü bölümde antropometrik verilerin nasıl kullanılacağına; dördüncü bölümde fiziki çevre şartlarına; beşinci ve son bölümde ise Beko Elektronik’ te yapmış olduğum uygulamaya yer verdim.

Saygılarımla.

1.ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİ VE ERGONOMİ

1.1.ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİ’ NİN TANIMI

Endüstri mühendisliği, “İnsan etmenini de içeren mamul veya servis üretimi ve dağıtım sistemlerinin bütün yönleriyle incelenmesi hususunda mühendislik görüşünün uygulanması” şeklinde tanımlanabilmektedir. Bir başka tanım olarak ise; “Makina, insan, malzeme gibi maddi ve beşeri unsurlardan oluşan üretim sistemlerinin planlanması, kurulması ve üzenli bir şekilde çalıştırılmasının kontrol edilmesi için sistem, metod ve teknikler geliştiren meslek” şeklindedir.

Verimlilik dergisinin 1974-1975 yılları arasında yayınlanan bir sayısında yer alan, çevirisini Galip Şimşek’ in yaptığı, A. Weston’ un yazdığı “Sanayi Mühendisliğinin Gittikçe Artan Önemi” isimli makalede endüstri mühendisliğinin tanımı şöyle verilmiştir: “Sanayi mühendisi, üretimi biçimlendirme ve bu arada personelin, işletme araç ve gereçlerinin ve fabrikada kullanılan maddelerin birbirine uyumuna etki yapan yörüngeleri yerine oturtmakla görevlidir.”

Yine Verimlilik dergisinin 1975-1977 yılları arasında yayınlanan bir sayısında yer alan, ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi End. Y. Müh. Aral Ege’ nin sunduğu bildiride ise endüstri mühendisliği kavramı şöyle yer almıştır: “Endüstri mühendisliği mal ve hizmetlerin üretim ve dağıtımındaki insan faktörü de dahil olmak üzere tüm faktörlere uygulanan mühendislik yaklaşımıdır.”

Endüstri mühendisliği, şartlar ne olursa olsun, herhangi bir ülkede kurulmuş bir sanayi işletmesini daha karlı, daha huzurlu, daha içten gelerek çalışılan bir yer haline getirmenin yollarını gösteren bir meslektir. Bütün mühendislik dalları gibi, yüzyıllar boyunca birçok ülkelerde, sayısız insanın çalışmaları ile bugünkü durumu almıştır ve gelişimini de sürdürmeye devam edecektir.

Endüstri mühendisleri genellikle işletme problemlerini mühendislik, ekonomik ve sosyal yönleri ile ele alan ve ayrıca çeşitli bölümleri ilgilendiren ve onlardan fedakarlık isteyen, onların çalışma usullerini değiştirecek tipte çalışmalar yapmaktadırlar. Bu bakımdan işletmede herhangi bir bölüme bağlanmak yerine üst kademeye bağlı şekilde çalışmaları genellikle iyi sonuç vermektedir. Böylelikle bir yandan fabrikanın daha karlı ve iyi bir şekilde çalışması için sistemler hazırlarken bir yandan da üst kademe yöneticilerine bu konularda karar vermelerine yardım edecek bilgiler toplamakta ve onların amaçlarını ele alarak bunları gerçekleştirecek çözümler de arayabilmektedirler.

1.2.ERGONOMİNİN TANIMI

Ergonomi, Fransızca “ergonomi” sözcüğünden dilimize ergonomi okuyuşu şeklinde geçmiş olup aslında eski Yunanca iş anlamına gelen ERGON ve doğal yasa veya düzen anlamına gelen NOMOS ‘tan türetilmiş bir sözcüktür.

Ergonomi; işletmede gerek çalışma koşulları, gerekse üretkenliği iyileştirme açısından işin nicelik ya da nitelik olarak incelenmesidir. İşçiler ve iş çevresiyle aralarındaki optimal ilişkinin başarısıyla ilgili bir bilim dalıdır.

Prof. Dr. Bedri Işıl “Ergonomi”adlı kitabında ergonomiyi şöyle tanımlamaktadır.

Ergonomi; araç,gereç ve makinaların insan tarafından maksimum konfor emniyet ve temkinlikle kullanılabilmesi için gerekli olan ve insanların bilimsel özelliklerine ait bilgilerin toplamıdır. A.Wismer’ e göre ise ergonomi; iş-insan ilişkilerinden doğan problemlere uygulanabilen bir teknoloji olarak kabul edilmekte, bu nedenle çalışan insana yönelik etüd ve çalışmalar şeklinde tanımlanmaktadır.

ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi End.Y. Müh. Ekrem Sarısoy’ un bir bildirisinde de belirttiği gibi; ergonomi, insan ve çalışma ortamı arasındaki bilimsel ilişki olarak tanımlanabilir. Burada çalışma ortamından kasıt sadece insanın içinde bulunduğu ortam değil buna ilaveten kullandığı makina, alet ve malzemeyi, çalışma metodunu, organize eden ergonomi, teknolojiden biyolojik (fizyoloji) ve toplumsal bilimlerden (psikoloji, toplum bilim) alınan yöntemlerin kesişme noktasındaki çalışma konusunda, insanın karşılaştığı sorunlara bir yaklaşım biçimidir. Ergonomi, işi insana uyarlamak için bir araştırma ve eylem programı içerir; ergonomi kavramı, işçinin kullandığı araçlarla gereçleri, çalışma yöntemlerini, işin gerek bireysel gerek küme çalışması düzeyinde tasarımlanıp örgütlendirilmesini kapsar. Çalışma araçlarıyla gereçlerinin insanın gövde yapısı ile onun iç işleyişine uygun düşecek bir biçimde düzenlenmesi, işin bireysel yeteneklere olduğu kadar genellikle insan doğasına da uygun olarak düzenlenmesi, makinaların çalıştırma düğmesi ya da kollarıyla denetim göstergelerinin en uygun bir düzen içinde bulunması, devinimlerin en az yorgunluk doğuracak biçimde bölünüp düzenlenmesi, elverişli ışık, ses, havalandırma, ısı, nem gibi çalışma koşullarının sağlanması ergonominin başlıca koşulları arasındadır.

Makina ve araçlar düzenlenirken veya işyeri planlanırken, ergonomik kurallara göre düzenleme ve planlama yapılırsa, iş ile işçi arasında iyi bir uyum sağlanması ve böylece en az yorgunlukla, en yüksek verime ulaşma sorunu daha kolay ve daha ucuz çözümlenir.

İş ortamı insan davranışlarını etkileyen çok değişik faktörleri içerdiğinden, ergonominin ilgi alanı gittikçe genişlemektedir. Ergonominin temel amacı, bireylerin ve onların iş çevreleri ile aralarındaki ilişkinin optimal olmasını sağlamaktır. Ergonomistler iş sistemlerini yeniden inceleyip, sistemdeki iş streslerini minimize etmeye uğraşırlar. Ergonomi prensipleri aşağıdaki alanlarda uygulanır;

ØDizayn etme, değişiklik yapma, düzenleme yapma, yüksek ürün prodüktivitesi, iş yaşamı ve ürün kalitesini arttırmak için ekipmanların bakımında,

ØKolay ve hızlı işlem,servis ve bakım için iş alanlarının dizaynında,

ØOperatörler ve makinalar arasındaki görev tahsisatını içeren iş metodlarının düzeninde,

ØYüksek prodüktivite ve işçilerin güvenliği için işyerlerindeki fiziksel faktörlerin (sıcak,soğuk, gürültü, nem, aydınlatma, titreşim) kontrolünde.

Ergonomi sadece işle ilgili problemleri değerlendirmek değil ayrıca bir çözüm bulma branşıdır da. Ergonominin amacı, işçinin refahını ve prodüktiviteyi, iş streslerini azaltarak optimize etmektir. Ergonomi buluşları, tıbbi müdahaleye gerek kalmadan, herhangi bir kaza oluşmadan, önceden önlem almaya yöneliktir.

İş yerlerindeki stres faktörleri ise şunlardır;

Øİşyerlerinde kullanılan araç-gereçlerin miktarı ve karmaşıklığı,

ØYapay çevre koşulları (gürültü, titreşim, zehirli materyaller, vs.)

ØMental ve fiziksel iş yükü.

Ergonomi uygulamalarının sonuçları ise şöyledir;

ØYapılan işin, işçilerin bedenleri ve performansları üzerindeki etkilerinin anlaşılması,

Øİşin, işçi üzerindeki uzun dönemli potansiyel veya kümülatif etkilerini önceden tahmin etmek,

ØBir işin yapılması için iş yerinin ve/veya araçlarının, işçilere uygunluğunun saptanması,

ØProdüktivitenin geliştirilmesi ve işçilerin refahının sağlanmasında “personelin göreve uyması” veya “görevin personele uyması” yolunun optimal olanının seçimi.

Bu tarz bir girişimin sonucunda, işçi kapasitesi ve işin gerektirdikleri arasında iyi bir uygunluk sağlanabilir.

1.3.ERGONOMİNİN ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİKTEKİ YERİ

Ergonomi çok geniş bir bilim dalı olduğundan başarılı ergonomik programlar, sınırları çok geniş olan bu bilimi anlayıp, tüm alanından yararlanmaya çalışan ergonomik çözümler araştırmaya yöneliktir. Bu yüzden eğer bir mühendis, mühendislik dışı faktörleri (veya bir psikolog, psikolojik olmayan faktörleri) göz ardı ederse yapılan değerlendirmeler kısa dönemli olacaktır. Bu değerlendirmeden de, işin gerektirdikleri ve insan kapasitesi ile limitlerinin tutarlı bir şekilde karşılaştırması beklenemez.

İş ortamı insan-makina sistemlerinin “makina” bölümüne indirgenemez. Çünkü işi koşullandıran, kuşkusuz, her zaman çevre sıcaklığı ve gürültü, oturma yerlerinin biçimi ve bedenin sıkıntılı konumu, işaretlerin ve kumanda öğelerinin düzenlenişidir. Bütün bu çözümleme konuları ile ergonomi uğraşır. Ayrıca işi koşullandıran etkenlere; işin bölünmesi, görevlerin küçük parçalara ayrılması, ara dinlenme sayısı ve süresi, yönergelerin sayısı ya da çokluğu, yapılan işin sonuçlarını bilme ya da bilmeme, yapılan işle alınana ücret arasındaki ilişki, vb. eklenebilir. Bütün bunlar işletmede özel bir “ergonomi” servisi kurma yerine, işletmenin bütün bölümlerine (özellikle iş organizasyonu bölümüne) ergonomik yaklaşımın girmesini sağlamanın daha yararlı olacağını gösterir.

Bilim ve teknolojinin hızla gelişmesi sonucu, gittikçe daha kompleks makinaların dizaynı ve bunların ayrıntılı işlerde kullanılması olayı, insanın çalışma şekil ve standartlarının daha hassas bir biçimde incelenmesini zorunlu kılmıştır. Bunun yanı sıra hafifmiş gibi görünen ancak monotonluk ve dikkat unsurunu içinde bulunduran işler de bir takım ruhsal bozukluklara yol açmaktadır. Ayrıca yapay ve doğal çevre şartlarının da çeşitli faaliyetler üzerinde önemli etkisi vardır. Üretim tekniklerinin gelişip, makinaların daha kapsamlı hale dönüşmesi yatırımın tutarları ve maliyet artışı konularını beraberinde getirir. Bu sebeple teknoloji seçimi çok önemlidir. Teknik zorunluluklar ve özellikle ekonomik şartlar, yatırımlardan devamlı ve maksimum bir şekilde yararlanmak için o tesisin 24 saat aralıksız çalıştırılmasını gerektirir. Böyle bir durum ise vardiya sistemi ve gece çalışmalarını ve dolayısıyla işçilerde devamsızlık , işi bırakma gibi önemli maliyet artışına sebep olur.

İşletmelerde verimliliğin arttırılıp karın yükseltilmesi için,insan sağlığı pahasına üretim temposunun hızlandırılması, aşırı işbölümü, gürültü, toz, titreşim, ışık , dönüşümlü vardiya sistemi gibi durumların işçiler tarafından iyi karşılanmaması, çalışma şartlarının incelenmesi ve üretim araç ve gereçlerinin dizaynına ilişkin bazı çalışmalar olması gerekliliğini doğurmuş ve bu tarz bir düşünüşün geliştirilmesini zorunlu kılmıştır.

Yukarda bahsedilen ihtiyaçlardan doğan ergonomi bilimi, bir üretim ünitesinin etkinliğinin arttırılmasına yönelik olduğu kadar çalışanların iş yüklerini azaltmayı da hedeflemektedir. Baş döndürücü bir hızla gelişmekte olan teknolojiyi kullanmakta olan insanoğlu da Ergonomiye ne kadar gereksinmesi olduğunu anlamıştır. Artık bilimsel çalışmalar, Ergonomi ile aynı paralellikte gelişmekte olup birbirlerini besleyerek yeni dünyayı biçimlendirmektedirler. Ergonomik düzenlemeleri uygulayacak olan en uygun mühendislik de endüstri mühendisliği olduğundan ve bu bilim dalının yerinin ve öneminin tartışılmaz olduğu böylece ispatlanmıştır.

2.İŞTE DURUŞ ŞEKLİ (İŞ POZİSYONU)

İş pozisyonu çalışırken vücudun hareketli uzuvlarının aldığı duruş şeklidir. İş karşısında duruş şekli, vücut çatısını teşkil eden uzuvların bir bütün halinde ve birbirine destek olacak şekilde işin gereği olan pozisyonda durum almasıdır.

Bu duruş vücudun çevreden aldığı uyarılar ve işe hazırlanış hareketleri ile bir bütün teşkil eder. İşin başından sonuna kadar mekan içinde vuku bulan hareketler ve tavırlar fiziki faaliyetin temelini oluşturur.”

İş duruşu bir taraftan insan vücudunun anotamik ve fizyolojik karakteristiklerine, özel denge kurallarına, fizik ve Biomekanik kanunlara tabi iken, diğer taraftan kişinin yapacağı işlemlere bağlıdır. Nitekim ağır bir yükü taşırken, bir işlem yaparken ya da araba sürerken aynı şahıs değişik hareketler yaparak çeşitli pozisyonlara girer.Üretim işlerinde mekanizasyonunun artması sayesinde ağır ve yoğun bir takım işler (Örneğin malzeme taşıma ve yerleştirme işleri) büyük ölçüde azalmıştır.

Ancak gerek imalat sanayiinde ve gerekse yönetime ilişkin büro işlerinde, çoğalan iş şekil ve türlerine paralel olarak, işçilerin katlanmak durumunda oldukları zor ve yıpratıcı iş pozisyonları göz önüne getirilirse, mekanizasyonun işleri azaltıp kolaylaştıracağından şüphe etmek gerekir. Örneğin, oto montajında diz çökerek ya da yarı eğik pozisyonda yapılan çalışmalar, teknik ressamların veya mekanik montörlerinin belirli şekilde durum almaları, sekreterlerin daktilo karşısında, montörlerin montaj masasında aynı pozisyonda uzun süre çalışmaları…vb. Kasların kısa sürede yorulmasına neden olur ayrıca bu zorunlu duruş şekillerinin uzun sürede çok çeşitli olumsuz etkiler yaratır. Kan dolaşım sisteminin aşırı zorlaması sonucu meydana gelen ödem ve varisler, omurgadaki çeşitli bozuklukları, disk kaymaları, mafsal çarpıklıkları vb. bunlardan bazılarıdır. Görüldüğü gibi çalışırken katlanılan zorunlu pozisyonlar uzun dönemde çok önemli şekil bozuklukları ve hastalıklar yaratır.

2.1.UYGUN DURUŞ KRİTERLERİ

Ergonomik açıdan işçinin ya da kötü iş duruşunu tayin eden değişik kriterler vardır.Bunlardan bazıları bütün işlere uygulanabilen anlamlı genel kriterlerdir.

Ø“Enerji harcama açısından” işçinin iş başında belirli bir pozisyonda durma zorunluluğu nedeni ile harcanan ek enerji, o işin ağırlık ve yoruculuğu hakkında her zaman kesin bir fikir vermez.

ØKalp frekansı: Kalp frekansları, yapılan işin durumu ve yoruculuğu hakkında araştırmacıya oldukça güvenilir bir fikir verebilir. Bu yolla işçinin iş için harcadığı enerji miktarı yanında vücut organlarının kalp seviyesinde yüksekliği, çeşitli adale gruplarının gerilmeleri ve hidrodinamik kurallara göre kalbin en uç noktadaki hücrelere kadar kan pompalama sırasında kan damarlarının iş yüzlerine yüklenen basınç konusunda da yararlı bilgiler alınır. Bununla beraber, uygun bir duruşla her zaman hidrodinamik şartlar tam olarak sağlanamaz. Örneğin, ayakta eğilmiş vaziyette dururken vücudun büyük kısmı kalp düzeyinde olduğu halde, omurganın gerilmesi ve omurga diskleri arasında basıncın artması vücutta olumsuz etki yaparak yorulma ve tutukluğa sebep olur.

ØElektromyografi: Elektromyografi metodu ile kasların gerilme dereceleri tespit edilerek, yorulma belirtileri objektif olarak saptanabilir. Fakat bu metotla işçinin iş duruşuna destek sağlayan (katılan) tüm adalelerin yorulma durumlarını tespit etmek mümkün değildir. Özel hallerde bazı adale grupları hakkında bilgiler almak şüphesiz çok yararlıdır ancak herhangi bir yanılgıya düşmemek için bu sonuçları diğer bazı kriterlerle birlikte değerlendirmek gerekir. Örneğin normal oturma durumunda omurga dik ve az bir yükleme maruzdur. Durum genelde iyidir ancak bir süre sonra bel ve ayaklar uyuşur ve sıkıntılı bir durum yaratır.

ØSubjektif Kriterler: Yapılan işin subjektif yönü çok önemlidir. İşçi zevkle yaptığı tehlikesiz bir iş karşısında kendinden emin ve rahattır. Tehlikeli kirli işler işçide ürkeklik ve huzursuzluk yaratır.

2.2.İŞ DURUŞUNU BELİRLEYEN FAKTÖRLER

İş başında çalışan işçinin iş duruşunu doğrudan etkileyen temel faktörler şunlardır:

ØGörüş şartları: Yapılacak işin detaylarının inceliği göz-iş mesafesini tayin eder.İşin baş ve göz ekseninin normal doğrultusunda bulunması gerekir. İş, işçinin ufak baş ve göz hareketleri ile görebileceği bir konumda bulunmalı.

ØVücudun işe göre durum alması: Bazı hassas ince işler genellikle bedensel hareketten ziyade vücudun belirli bir pozisyonda sabit tutulmasını gerektirir. İş hassaslaştıkça vücut ekseni işe karşıdan ve uygun yatkınlıkta olmalı.

Øİşe kuvvet uygulanması: Kumanda kollarının karşı direnci, aletlerin ve yer değiştirme zorunluluğu olan malzemelerin ağırlığı dolayısıyla işçi tarafından uygulanacak kuvvetin miktar seviyesi ve yönü işe uygun şekilde düzenlenmeli, Vücut dengesi bozulmamalı.

Øİş mahallinin düzenlenmesi: İş yapılan tezgah ya da montaj masasında çalışma düzeni, malzeme makine ve aletlerin durumu iş durumuna ve işlem sırasına uygun düzenlenmeli.

Øİşin temposu: İşin gereğine uygun olmalıdır.

Yukarıda sıraladığımız hususlar göz önünde bulundurularak, işçinin yorulmadan daha verimli şekilde çalışabilmesini temin amacı ile, işçinin iş karşısında uygun bir pozisyonda durması sağlanmalı. Bu duruş düzenlenirken vücut dengeli olmalı, dolaşım sistemi zorlanmamalı ve iş duruşu sık sık değiştirilmelidir. Yani işçi bazen oturarak bazen ayakta çalışabilmelidir.

Yukarıda bahsettiğimiz kriteri uygulamaya koyarken özetle şu hususlara dikkat edilmelidir:

ØHareketler kuvvetle değil, insanın yapısına uygun yumuşak bir esneklikle yapılmalıdır. Bunun için dikey hareketler yerine yatay, doğrusal hareketler yerine devirli, içten dışa değil dıştan içe, itme yerine çekme hareketleri tercih edilmeli.

ØHareketlerin kontrolü değil serbest ve otomatik olarak yapılabilmesi çareleri aranmalı, bunu sağlamak için; işlem görecek parçaları otomatikman kullanım pozisyonuna getirecek sevk edici, oluklu malzeme kutu ya da kasalarından yararlanmalı, işi bitenler eski yerlerine gidebilmeli.

ØLüzumsuz hareketler ekarte edilmeli, zorunlu hareketler en aza indirilmeli bunun için; birkaç parçanın bir defada alınıp kullanılmasını sağlayan düzen geliştirilmeli, malzemeyi işleme durumunda tutacak taşıyıcı ya da mengene kullanılmalı.

Øİşin en kısa yoldan ve devamlı olarak yapılması çareleri aranmalı.

ØYapılacak işe uygun ve en az miktarda kas ya da kas grubu kullanmalıdır.

Bahsedilen kriterler seri üretimde veya montaj masalarında oturarak çalışan işçinin pozisyonuna kolaylıkla uygulanabilir.

Genelde duruma göre hareket etmeyi ve güç kullanmayı gerektiren diğer üretim faaliyetlerine bu kriterleri tümü ile uygulamak her zaman mümkün değildir.

Bu nedenle ergonomist bu gibi durumlarda deneyim görgü ve bilgilerine dayanarak en uygun çözüm yollarını arayıp bulmak durumundadır.

3.İŞ ARAÇLARININ YA DA ALETLERİNİN BOYUTLARI

İşyeri tasarımında, ya da insanların araç ve gereçleri kolaylıkla kullanabilmelerini sağlamak için, bu araç ve gereçlerin, insanın anato*mik, fizyolojik ve psikolojik özelliklerine ve kapasitesine uygun olarak ta*sarımlanması gerekir.Çalışanın boyuna göre çok yüksek veya alçak olan iş tezgahı, kendine uzakta kalan alet ve kumanda kolları sebebiyle, eğilme, uzanma, kalkma gibi hareketler işçinin duruş dengesini bozar ve yorgunluğa yol açar. Aynı şekilde alet saplarının gereğinden ince ya da kalın olması, ayar düğmelerinin, direksiyon simidinin çok küçük veya büyük olması onların avuç içinde tam güçle kavranılmasını engeller, bir oto kaportasının yeterince açılamaması o motor üzerinde yapılacak bir arıza giderme çalışmasını zorlaştırır.

Çalışma yerlerinin düzenlenmesinde insan ölçülerini göz önüne alı*nırken insan, yeni baştan tasarlanamayacağına göre onun ölçülerinin dağılımının bilinmesi makinelerinin ve dolayısıyla insan-makine sistemleri tasarımının ön koşuludur.

İş hayatında iş tezgahının düzenlenmesi aletlerin ve makinaların yeri, ağırlıklarının ve hızlarının tespiti gibi işlerin çoğu zaman ampirik olarak yapıldığı görülmektedir. Bu tür hareketler şüphesiz zaman kaybına, lüzumsuz kuvvet harcamaya ve gereksiz malzeme hareketine neden olur, dolayısıyla iş gücü verimliliği düşer. Kurulmuş bir düzenin sonradan şartlara göre değiştirilmesi zor ve masraflıdır, bu sebeple iş tezgahı daha henüz tasarım safhasında iken ergonomik esaslara uygun olarak düzenlenmelidir.

İş düzeni, araç ve gereçlerin boyut, ağırlık ve biçimleri, o üretim yerinde çalışan insan kitlesinin antropometrik ve biomekanik nümerik verilerine dayandırılmalıdır.

Ticari amaçla üretilen mallar içinde antropometrik ölçüler çok önemli bir konudur. Örneğin, kaç numara veya hangi boyda elbise ayakkabı ya da alet üreteceğimizi planlayabilmek için, evvela bu talebin piyasalarda hangi boydaki, ağırlıktaki…vb tüketicilerden geldiğini bilmemiz gerekir. Bu çalışma ve araştırmalar için istatistiki metodlar bize büyük kolaylıklar sağlar.

3.1.ANTROPOMETRİK VERİLER

Antropometri Yunanca Antrops (insan) ve Metikos (Ölçü) sözcükle*rinden oluşan ve insan vücudunun ölçülerini konu edinen bir bilim dalı*dır. İnsanlar tarafından kullanılmak üzere tasarlanan objelerin ölçüleri insan ölçüleriyle ilgilidir. İnsana yakın çevrenin tasarlanması, insan vücudunun strüktürünü, ölçülerini ve hareketlerinin sınırlarını bilmeyi gerektirir İnsan vücuduna ait çeşitli organların ölçülerini elde ederken bu ölçü*lerin çeşitli topluluklar, meslekler, yaş ve cinse göre farklı oluşlarını, etkileyen etmenlerin araştırılması da antropometrinin araştırma konula*rı arasına girer.

Bunlar iki türdür, kemik uzunlukları ve mafsallar arası uzunluklar. Bu veriler biomekanik esaslara dayalı olarak kişinin maksimum uzanma imkanını ve normal duruş eksenine göre vücut hareketli uzuvlarının ulaşabileceği alanları belirler.

3.1.1.Antropometrik Verilerden Yararlanma

Mafsal hareketlerinin maksimal alan genişlikleri ölçülebildiği için bilinmektedir. Ancak, bu durum yaşa, yetişkinliğe göre değişmekte olduğundan, ayrıca montaj masasından (iş yerinden) uzak noktalardaki iş hareketleri ile mafsal hareketleri arasında yakın ilişki bulunmadığından söz konusu ölçüler uygulamada fazla kullanılamaz. Çoğu kez iş yeri düzenlemelerine konfor açısından bakıldığı için iş yerleri ve bürolarda biraz genişlik aranır. Bu nedenle içinde çalışılan bir mekanın kol veya bacak uzunluklarına göre hassas bir şekilde hesaplanması çoğu defa teorik düzeyde kalır.

Bu nedenle mekan düzenlemeleri yapılırken genel olarak ana kas gruplarını rahat ettirecek yan onların fazla gerilmesine kasılmasına sebebiyet vermeyecek , sinir ve kas basıncını arttırmayacak dolayısı ile kişi üzerinde yorgunluk ve ağrı yaratmayacak ölçü ve sınırlar içinde kalınmaya çalışılır. Bu konuda araştırma yapan Rebiffe oturarak çalışma durumunun konfor şartlarını incelemiş, oturma yerinin mafsal hareketlerini engellemeyecek şekilde geniş ve rahat olması, ayaklarının baldıra ve baldırın da vücudun esas üst kısmına rahat destek sağlayacak şekilde durması gerektiğini belirlemiştir.

Antropometrik değerler ait oldukları toplumun cinsiyet farklılıkları, yaş ve toplum özelliklerine bağlıdır.

Ayrıca toplumları oluşturan insanların antropometrik ölçüleri de çok farklı olduğundan kişilerin tek tek ölçülerinin tespiti hem zor ve hem de bilimsel açıdan bir anlam taşımaz. Bu bakımdan sonuçları istatistiki bir şekilde tespit ve yorumlamak gerekir. Bunun için de genel olarak en küçüklerin %5’i ve en büyüklerin %5’i dışarıda bırakılacak ana kitleyi %90 kapsayan varyasyonların indice değerleri dikkate almak gerekir.

Pratikte bir iş yeri dizaynı yapılırken o iş yeri planına göre orantılı olarak küçültülmüş bir maket yapılır ve içine küçültülmüş genelde üç boyutta (büyük, orta, küçük) hazırlanan mankenlerden yararlanılır. Ancak mankenler kullanılarak yapılan etüt o işin biomekanik zorlukları ve özellikleri hakkında tam bir bilgi veremez.

Bu nedenle iş alanlarının boyutsal sorunları, iş yer şartları ve o işe ait iş etüdleri şile birlikte yapılırsa konu daha hassas ve gerçekçi olarak çözümlenmiş olur.

Rebiffe’ in bu konuda yaptığı çalışmalar sonucunda önce işçinin en önemli iş şartlarının düzenlenmesini hedef alan yeni bir met od geliştirilmiştir. Rebiffe’ ye göre iş yeri düzenlenmesine ilk olarak görüş şartları ve gözün iş karşısındaki bakış açısı belirlenmeli, ikinci olarak çeşitli eklemlerin boyları ve birbirine destek olacak şekilde en uygun duruş şekli düzenlenmeli, daha sonra işçinin rahat çalışmasını sağlamak için oturma yeri ve iş tezgahı kumanda aletlerinin yerleri gibi araçların şekil ve yerleri belirlenmelidir. Atölyelerin, çalışma yerlerinin, makinaların, aletlerin, kumanda tertibatlarının boyutsal sorunlarının tasarımı ve düzenlenmesi için çok çeşitli standart ve doneler geliştirilmiştir.

Şartları iyi belirlenmiş bazı rutin işlerde bu standart ölçülerden kolaylıkla yararlanılır., komplike işlerde ise boyutsal konularda çeşitli uyumsuzluklar olabilir. Bu sebeple bu gibi durumlarda işin karakteristiğine uygun gerekli değişiklikler yapılarak uyum sağlamaya çalışılmalıdır.

3.2.ETKİN ÇALIŞMA ALANI ÖLÇÜLERİ

Etkin çalışma alanı vücut hareketli organları ile yoğun olarak çalışabilen alan olarak tarif edilir.Boyutlar biraz yukarıdaki ölçülere nazaran daha az belirgindir. Bu ölçüler işçinin normal iş düzeyini, sandalye, tezgah ve ya masasının yüksekliğini, kumanda tablosu ve düğmelerinin mesafelerini alet ve malzemelerin yerlerini..vb. belirleme bakımından önemlidir.

Söz konusu yoğun ve en etkin çalışma alanına ait bu ölçüler, her işçi ve işin özelliğine ve işçinin kullanacağı ekipmana(alet, eldiven, kask, emniyet ayakkabısı)göre ayarlanmalıdır. Vücudun hareketli organlarının uzunluklarının şahıstan şahısa farklı olduğu gibi, aynı şahsın vücut ölçüleri de zamanla değişir.Bu farklılıkların istatistiki metodlarla belirtilmesi gerekir. Bir toplumun antropometrik karakteristiklerini belirleyebilmek için istatistiki yöntemlerle numune alma ve ölçme son derece önemlidir. Antropometrik değerlerin temel karakteristikleri şu şekilde belirlenir,

Toplumun antropometrik ölçüleri Gauss eğrisine göre dağılır. Böylece ele alınan her değerin, bu ortalama dağılım değerleri arasındaki yeri belirlenebilir. Vücut hareketli parçalarına ait çeşitli ölçüler arasında korelasyon katsayısı çok azdır. Bu sebeple örneğin vücudunun üst kısmının uzunluğu bilinene bir kimsenin genelde ayak, kol, baldır gibi diğer hareketli organlarının boyu da hesaplanabilir. Bütün vücut ölçümleri tam tamına ortalamalara uyan bir insan mevcut değildir. Değişikliğin bazı nedenleri şunlardır;

ØYaş; İnsan vücudu 20-25 yaşına kadar gelişmesini sürdürür. 35 yaşından itibaren omurgadaki deformasyon e eğilmeler sebebiyle boy kısalmaya başlar.

ØCinsiyet; Kızlarda gelişim erkeklere nazaran daha erken yaşta başlar fakat kısa sürer. Ergin yaşta erkeklerin boyu, toplam nüfusta kadınların boy ortalamasına nazaran 12 cm daha uzundur.

ØCoğrafi farklılıklar; İsveçlilerin boy ortalaması Japonlara nazaran genelde 12 cm daha uzundur.

ØSosyal ortam; Bir çok ülkede düz işçiler ile aynı yaştaki talebe grupları arasındaki boy farkı talebeler lehine 6-7 cm daha uzundur.

ØRefah durumu; Gelişmiş zengin toplumlarda ortalama boyun her 15 senede 1 cm arttığı tespit edilmiştir.

3.3.ÇALIŞMA ŞEKLİNİN BELİRLENMESİ VE DÜZENLENMESİ

Genellikle işler, ayakta ve oturarak yapılmaktadır. Yoğun vücut el kol hareketi isteyen işler ayakta yapılmakta, buna karşın sakin bir el hareketi isteyen işler veya kontrol işleri oturarak yapılır. Fizyolojik ola*rak oturmak ayakta durmaya tercih edilmelidir.

3.3.1.Ayakta Durarak Yapılan Çalışma

Mümkün olduğunca, kullanıcıların alışılagelmiş sık sık ve kısa süreli işleri ayakta durarak yapacakları esas alınarak tasarım yapılır. Ayakta duran bir kullanıcının çalışma alanı oturanınki kadar sınırlı de*ğildir. Çünkü ayakta duran kullanıcı her yöne dönebilir ve daha rahat ve çok durum değiştirebilir. Kullanıcılar görevi yaparken fazla serbest de*ğillerse oturarak veya ayakta-oturarak çalışma yerleri tasarımlanabilir. Kullanıcının arada sırada baktıkları veya ayarladıkları bir alet yüksekliği uygun olmak şartıyla kullanıcının etrafında her han*gi bir yere yerleştirilebilir. Kullanıcının dikkatini tek bir yöne yoğunlaşması gerekmedikçe bu prensip uygulanmaz.

Ayakta durarak çalışma şeklinin bazı avantajları şunlardır.

ØKullanıcının kolları daha çok kas kuvveti uygulayabilir ve daha geniş hareketler yapabilir.

ØAyaktaki kullanıcı, oturan kullanıcının görüş alanına girmeyen malzemeyi görebilir ve kullanabilir.

ØKullanıcı yorgunluk ve uyuşmayı azaltmak için durumunu değiş*tirebilir. Ayakta yapılan bir çok iş oturarak dayanılabilir.

ØAyaktaki kullanıcı daha küçük boşluklara ihtiyaç duyar. Yer tasarrufu sağlar.

ØAyakta durarak yapılan işlerde, çalışma yüksekliğinin ayarlanma*sı, kısa boylu ve uzun boylu insanlar dikkate alındığında zorluk gösterir.

Ayakta durarak yapılan işlerde şu rahatsızlıklar görülebilir;

ØVaris hastalığı.

ØDamar iltihaplanmaları,

ØEğri bacaklılık,

ØVücut duruş hataları ortaya çıkar.

3.3.2.Oturarak Çalışma

Oturarak yapılan işlerde, “çalışma yüksekliği”, “oturak yüksekliği” ve “çalışma alanı” çalışma sırasında rahatlık ve yorulmayı önleme bakı*mından önem taşımaktadır.

Çalışma yüksekliği, işin türüne göre değişiklik gösterir. Ayrıca ba*kış açısı ve göz uzaklığı da önemlidir. Çalışma yüksekliği, çalışma masası yüksekliği ile aynı değildir. Çalışılan obje, çalışma masası üzerinde bulunacağından, çalışma masası yüksekliği daha alçaktır. Çalışma yüksekliği, oturarak yapılan işlerde o*turaktan itibaren, ayakta yapılan işlerde ise tabandan itibaren ölçülür. Ayakların da kullanıldığı çalışma yerlerinde, ayakların serbest hareket edebilmesi bakımından bu ölçülerin önemi büyüktür. Oturma yeri tasarımında esas amaç personelin rahatça çalışabile*ceği vücut dengesini sağlamaktır. Bu şekilde boyun, omuz ve sırt ağrıları önle*nebilir.

Kullanıcı oturma yerini bir oturuşta bir saatten fazla kullanacaksa sandalyelere minder konulmalıdır. Fasılalı oturmalar için mindersiz ta*bureler veya sıralar yeterlidir.

Sürekli olarak kullanılacak aygıtların düzenlenmesinde kollar doğal ve rahat bir biçimde omuzlardan sarkmalı, dirseklerse çalışma yüzeyi ile tatmin edici bir bağlantıda olmalıdır.

Oturma yerlerinin kol dayama yerleri bulunmalıdır. Böylece dir*sekler üst vücut ağırlığını destekler. Kol dayama yerlerinin altları kalça ve uyluklara yer bırakacak şekilde açık olmalıdır. Kol dayama yerleri kullanıcının bazı görevleri için gerektiğinde çıkarılabilir olmalı*dır. Kullanıcıların 460 mm’ den yüksek sandalyelerde çok uzun süre veya 760 mm’ den geniş çalışma yüzeylerinde çalışmaları gerekiyorsa, ayak dayama yerleri bulunmalıdır.

Oturarak yapılan işlerde ise şu rahatsızlıklarla karşılaşılabilir;

ØKalp ve nefes şikayetleri,

ØMide hastalıkları,

ØSırt ağrıları,

ØOmuz şikayetleri,

ØBacaklarda kan hareketi kusurları ortaya çıkar.

Gerek ayakta, gerek oturarak yapılan işlerde vücudun çeşitli za*rarlardan korunması için devamlı oturmak veya devamlı ayakta durmak yerine zaman zaman ikisi arasında değiştirme yoluna gidilmelidir.

4.FİZİKİ ÇEVRE ŞARTLARI

İnsan, ısı, ses, ışık ve titreşim gibi değişiklikleri ölçülebilen fiziki çevre şartları içinde yaşar ve çalışır.

Fiziki çevre şartları belirli sınırlar içinde kaldığı sürece insan bünyesi ona uyum sağlar, bu sebeple ergonomist iş sağlığı açısından “işitme organlarını sağırlaştıran ses yoğunluğu, mevzii ya da genel rahatsızlık yaratan sıcak …” gibi tehlikeli olan bazı sınırları belirlemek zorundadır. Söz konusu çevre şartları insanla iş arasındaki ilişkiyi doğrudan etkiler. Örneğin ani bir gürültü işitme organını sakatlamasa dahi insanı daha yorgun hale sokar. Bu nedenle ergonomist yapılan işin özelliğine göre çevre şartlarını optimal sınırlar içinde tutmaya çaba sarf etmelidir.

Diğer taraftan fiziki çevre şartları çalışan işçiye yaptığı iş hakkında bazı gerekli bilgiler sağlanmasına da yardımcı olur., örneğin anormal bir ısı ya da ses, makinaların çalışma durumu hakkında işçiyi uyarır., değişik bir aydınlatma düzeyi bir işin detaylarının görülmesine gizlenmesine ya da deformasyonuna sebebiyet verir.

4.1.ISI ORTAMI

İş hayatında işin gereği olarak çok önemli ısı şartlarına maruz kalan pek çok iş yeri mevcuttur. Dışarıda (açıkta) çalışma, çok sıcak veya soğuk coğrafi kuşaklardaki (kutuplar veya ekvator) işler, ısı düzenlenmesi olmayan ya da işin gereği (soğuk hava deposu veya ocak karşısında çalışma) aşırı ısı şartlarında çalışma zorunluluğu gibi olaylara her zaman rastlanmaktadır. Çevre şartları çalışan insan üzerinde çok önemli etkiler yaratır. Bu noktada ergonomist için yapılması gereken iki önemli iş vardır. Birincisi tolerans sınırlarını belirlemek ve onu geçmemek, ikincisi ise iş yeri konfor şartları diğer bir ifade ile rahat çalışma şartlarını düzenlemektir.

4.1.1.İş Yerinin Isı Ayar Düzeni

Isı alışverişi: İnsan organizması ısı üretir ve bunun belirli bir düzeyde kalması için çaba sarf eder, bu nedenle işçi işyeri çevre şartları ile devamlı ısı alış verişi içinde bulunur. Isı alış verişi ve ısı düzenlenmesi aşağıdaki dört şekilde olur.

ØDoğrudan temas yoluyla; vücut çevresi ile devamlı temas halindedir. Elbiseler, ayakkabılar, aletler, kullanılan malzemeler temas yoluyla ısı alışverişini etkiler,

ØKonveksiyon yoluyla; vücut kendini çevreleyen hareket halindeki hava ile temas halindedir. Serbest hava ya da cilt üstünde veya cilt ile elbise arasında kalan hava tabakası, konveksiyon yolu ile ısı alışverişini etkiler.

ØHava yoluyla; Bu tür ısı transferi elektro manyetik radyasyon yolu ile olur. Her insan vücudu bu şekilde enerji alır ve enerji yayınlar. İnsan cildi enfraruj ışınlar yoluyla büyük oranda enerji alışverişinde bulunur.

ØBuharlaşma yoluyla; terleme sırsında hasıl olan buharlaşan bir miktar enerjiyi beraberinde götürür. “580 kcal/1 buharlaşma” sıvı halde görülen akan ter pratik olarak önemli bir ısı kaybına sebep olmaz., ısı alışverişini arttıran asıl sebep buharlaşan terdir.

Vücut ısı düzen sistemi: İnsan organizması sahip olduğu doğal bir ısı düzen sistemi sayesinde, çevre şartlarının bazı sınırlar arasında değişmesi karşısında, kendi ısı üretimini düzenler bu suretle bünyemiz ve sinir sistemi merkezlerinde sabit bir ısı düzeyinin korunması sağlanmış olur. Duyu organlarımız yoluyla ciltten alınan “sıcak, soğuk” uyarıları sonucu büyük bir ihtimalle beyindeki bir hypothalamiqoue merkez harekete geçerek organizmayı yönlendirir, gerek enerji üretimini arttırarak gerek önemli kayıpları azaltarak ya da kayıplarını dengeleyerek normal vücut ısısını sabit tutmaya çalışır.

Soğuk ortamda organizma, deri altındaki kılcal damarları daraltıp ısı kaybı azaltılır, cildin ısısı 28 dereceye kadar iner, diğer taraftan gerek iradi ve gerekse refleksler halinde çoğalan titreme kas hareketleri ile vücut enerji üretmeye çalışır.

Sıcak ortamda ise aksine kılcal damarlar genişler cilt yüzeyine doğru kan akımı olur., çevre ile ısı alışverişi artar., terlemenin de yardımı ile vücut ısısı normale döner.

Ilık ortamda çevre il vücut ısısı arasındaki denge, kılcal damarların basit hareketleri ile büyük bir güç sarf edilmesi sağlanır.

Fiziki çalışma organizmanın ısı üretimini arttırır. Sıcak ortamda vücudun kaybı çok sınırlıdır. Bu durumda organizma çalışan kaslara ve cilt yüzeyine yakın kısımlara daha çok kan sevk ederek ısıyı düşürmeye çalışır. Sıcak ortamda kalp ve dolaşım sistemi hemen devreye girerek faaliyetini arttırır. Terleme yoluyla da fazla ısı atılmaya çalışılır. Terleme çevre ısısına, çevre rutubet derecesine ve hava cereyan hızına bağlıdır.

Kısaca, sıcak ortamda çalışma durumunda kalp atışları ve vücuda pompalanan kan miktarı artar, terleme artar dolayısıyla kilo kaybı meydana gelir. Vücutta tuz kaybı olur, artan ısı şartları cildi olduğu kadar vücut iç organlarını ve merkezi sinir sistemini de olumsuz etkiler.

Uzun süre sıcak ortamda yapılan çalışma sonunda adali gücü azalır, iş randımanı düşer, zihni faaliyet bozulur, iradi hareketler yavaşlar, dikkat azalır, karar verme süresi uzar.

İnsan için kabul edilen tehlikeli olmaya ısı sınırları genelde her kişinin sağlık durumuna, yaşına ve çevreye uyum sağlayabilme özelliğine bağlıdır. Söz konusu sınırlar aşıldığında işçi “ısı çarpması” tehlikesine maruz kalır.

4.1.2.Ölçümler

Fiziki parametrelerin saptanması, aşırı iş yükünün çalışan kişi üzerinde etkilerini azaltmak ve işçilere normal bir çalışma ortamı sağlamak açısından önemlidir. Fizyolojik parametrelerin tespiti işçinin fiili yükünü hesaplamak ve sonuçlarının kontrolü içinde gereklidir.

Çevre ısısının ölçümü: Şu parametrelerle belirlenir.

ØKuru sıcaklık; klasik bir termometre ile ölçülebilir.

ØNemli sıcaklık; hygrometres ve pscchrometreles ile ölçülebilir.

ØOrtam sıcaklığı; havadaki su buharının etkisi göz önünde bulundurulur.

ØHava cereyan hızı; anemometrelerle tespit edilebilir.

ØIşıma sıcaklığı; ışıyan sıcaklık akımı dır ve steradiometre veya siyah küreli termometrelerle ölçülür.

Halen bazı işletmelerde iş yerinin çeşitli noktalarda değişik zamanlardaki ısı şartlarını izlemek için “ortam ısı şartlarını takip” kartlarından yararlanılmaktadır.

Isı etkisinin ölçümü: Kalp atışlarının ölçümü ile hem fiziki ve hem de ısısal yükün ikisi birden belirlenebilir. Ölçümleri önce normal ısı şartlarında yaparak söz konusu iki olayı birbirinden ayırabiliriz. Isı şartlarına tahammül konusunda kişiden kişiye değişir görülen farklılık yaratan faktörler;

ØYaş.

ØCinsiyet; kadının küçük dolaşım sistemi ve iç organları, kan debisinin artışına kolay uyum sağlayamaz.

ØSağlık durumu ve çevreye uyum sağlama; sağlıklı genç insanlarda ısı ortamına uyum sağlama toleransı fazladır. Bu uyum artan ter miktarı ile sağlanır. Erken terleme, uzun süre ve fazla ter atma, stok tuz miktarını gittikçe azaltır. Bunun sonucu olarak iç ısı ve kalp atışları yavaşlar vücut denge sağlamaya çalışır.

Kontrollü kısa süreli ve tekrarlanarak yapılan çalışmalarla ilk yirmi günde vücut ısı şartlarına, başta hızla ve giderek yavaşlayan bir tempo ile uyum sağlanır. Gerektiği gibi davranılmazsa uyum 4 hafta sonra durur.

4.1.3.Korunma Yolları

Isısal şartlar değiştirilemiyorsa işe uygun bir düzen geliştirmek veya kişisel koruyucu malzeme kullanmak. Bu önlem; uygun bir hava sirkülasyonu sağlayarak ısıyı ayarlamak, sıcak malzeme ile temas halinde ısı geçirmeyen eldiven veya ayakkabı kullanmak şeklinde veya işi kısa dinlenmelerle yapmak veya ısı düzeni sağlanmış dinlenme salonlarından yararlanarak, iş yükü azaltılarak, iş yükü ve temposunu azaltarak, işçiye bol sulu gıda ve meşrubat vererek şeklinde olabilir.

Isısal şartlar değiştirilebiliyorsa, ısı kaynaklarını tecrit ederek veya mevcut durum uygun hale getirilerek, düzen sağlanır.

4.2.GÜRÜLTÜ

Kulak yolu ile gelen rahatsız edici duygu yaratan belirli bileşenleri olmayan her akustik olaya “gürültü” denir.

Sanayi işletmelerinde, değişik tipte hızlı ve büyük makinaların kullanılması sonucu, gürültü en önemli çevre sorunlarından biri haline gelmiştir.

Teknolojinin gelişmesi sonucu artan gürültü çalışanlar üzerinde birçok sakıncalar doğurmaktadır. İşgücünün fiziksel ve ruhsal sağlığını bozmakta, belli bir sınırı aşınca da kulakta onarılmaz hasarlara neden olmaktadır. Gürültü sonucu meydana gelen işitme kayıpları gittikçe artmaktadır. İşgücünün ruhsal ve fiziksel sağlığını bozan gürültü önemli öl*çüde işgücü verimini olumsuz kılmaktadır. Gürültü çağımızda artık sa*dece işyerlerinin değil, tüm toplumun sorunu haline gelmiştir. bu nedenle gürültüyü doğru bir biçimde ölçmeli, değerlendirmeli ve gerekli önlemler vakit geçirmeden alınmalıdır. .

4.2.1.Gürültüye İlişkin Kavramlar

ØSesin şiddeti : Sesi oluşturan titreşimlerin atmosferde yarattığı basınç, sesin şid*detini belirler. Ses şiddeti “desibel (dB)” ile ölçülür. Kulak 1000 Hz lik sesi ancak 0,00002 N/cm2 (0 desibel) basıncın üstünde duymaya başlar. Dayanabileceği en üst ses şiddeti ise 130 desibeldir. Bu durumda kulakta ağrı başlar. Gürültü 90 desibeli aşarsa sözle anlaşma imkanı kaybolur.

ØFrekans: Saniyedeki periyot sayısıdır. Frekans sesin tokluğunu veya tizliğini belirler. Frekans sesin tokluğunu veya tizliğini belirler. Al*çak frekanslı ses tok, yüksek frekanslı ses ise tiz sestir. Frekansın birimi “Hertz (Hz)” dir. Genç ve sağlıklı bir insan 16-20.000 Hz frekanslı sesleri duyar.

ØOktav: Birinin frekansı diğerinin iki katı olan iki titreşimin aralığıdır.

ØFon: Gürültünün öznel şiddetini ölçebilmek için kullanılan boyutsuz bir ölçü birimidir. Fon ölçüsü aynı şiddette (aynı basıncı yaratan) fakat fre*kansları değişik seslerin eş şiddetle algılanmaması olgusuna dayanmak*tadır. Fon değerleri teknik bir aletle ölçülemez. Bu değerler eğitilmiş göz*lemcilerin takdir ettikleri öznel ses şiddeti değerleridir.

ØSon: Öznel şiddeti 40 fon olan bir sesin yüksekliği 1 son olarak kabul görmektedir.

ØdB(A): Kulak duyarlılığının frekansa göre değişkenlik göstermesi nede*niyle desibel değeri gürültünün insan kulağına olan etkisini ölçmekte yeterli olamamaktadır. Bu nedenle ses şiddetinin ölçü birimi olarak fre*kansa göre değerlendirilmiş olan dB(A) değerleri kullanılır. Ses ölçme ci*hazları ses şiddetini genellikle dB(A) türünden ölçerler.

4.2.2. Gürültüyü Ölçme Ve Değerlendirme

Sesin şiddetini ölçmeye yarayan aygıtlara ses ölçer, ses düzeyi ölçe*nlere, sonometre denilmektedir. Ses ölçer sesin şiddetini desibel olarak ölçer. Genellikle ses ölçerlerde A, B ve 0 olmak üzere üç filtre mevcut olup sesin şiddetinin insan kulağı tarafından algılandığı gibi ölçülmesini sağlarlar. A filtresi kulak duyumuna en yakın karşılığı verdiği için, gürültünün ki*şiye etkisi araştırılırken çoğunlukla A konumunda dB (A) birimiyle öl*çüm yapılır.

Gürültünün dB türünden şiddetinin ölçülmesi gürültünün zararlı etkilerini ortaya koymak için yeterli olmayabilir. Kulak en fazla 1000. 6000 Hz arasındaki frekanslarda duyarlıdır. Bu nedenle frekans analiz*leri yapılarak, gürültünün şiddeti yanında frekans değeri de bilinmelidir. Bir işyerinde gürültüyü ölçmek için işyerinin birçok yerinde en az bir hafta ölçüm yapmak gereklidir.

4.2.3.Gürültünün İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkisi

Aşırı gürültü verilen dikkati azaltmakta, sinirliliğe yol açmak*ta, anlaşma olanaklarını kısıtlamakta, kişiler arasındaki iliş*kiler üzerinde olumsuz sonuç doğurmakta ve işitme duygusunun azalma*sına kadar gidebilmektedir.

Ayrıca gürültülü ortamda çalışmalarını zamanla konsantrasyon, dikkat ve reaksiyon kapasitesi zayıflar, bunun sonucu olarak çeşitli fonk*1siyonel bozukluklar (yorgunluk, uyku bozuklukları baş ağrıları, dolaşım semptomları gibi) ortaya çıkar.

İşitme ile diğer duyu organları, sinir sistemleri ve duyu merkezleri arasında çok çeşitli etkileşimler vardır. Ani gürültüde refleks halinde kafa sese doğru döner, gözler o tarafa yönelir uykudan sıçrama halinde kalkılır, vb.

Bir takım yöneticilerin sandığı ve savunduğu gibi gürültüyü alış*mak kolay değildir. Kaldı ki gürültüye alışılsa bile yan etkilerinden kur*tulma olasılığı hemen hemen yoktur.

Makinalaşmanın yoğunlaşması nedeniyle giderek artan gürültü ve çoğu kez onunla birlikte gelen titreşimin olumsuz etkileri sadece fizyolo*jik nitelik taşımaz. İş görenin sinir sistemi ve ruhsal yapısı üzerinde izle*ri çok zor silinebilecek etkilerde yaratır. Gürültüyü zararlı etkileri açısından şu aralıklarda incelemek ola*naklıdır:

Ø30-65 dB(A) gürültü aralığı: Kişinin gürültünün kaynağı ile olan ilişkisi, yaptığı iş, ruhsal ve fi*ziksel durumu bu şiddetteki gürültüde rahatsız olup olmayacağım belirl*eyen faktörlerdir.

Ø65-90 dB(A) gürültü aralığı: Psişik reaksiyonların yanında dolaşım bozuklukları da bu gürültü düzeyinde söz konusudur. Bunlar kişinin gürültüden etkilenme derece*sinden ve gürültüye olan alışmışlıktan bağımsız olarak oluşur.

Ø90-120 dB(A) gürültü aralığı: Bu şiddetteki bir gürültü uzun sürerse kulakta kalıcı sağırlığa ne*den olabilir. Etkisi belki günler sonra ortadan kalkar.

Ø120 dB(Al) üstü: Bu düzeyde kısa bir süre için bile duyma duyusu hasara uğrayabi*lir.

Artan gürültü düzeyi beceri gerektiren el işleri ve düşünsel çalış*malarda, dikkatin toplanamaması nedeniyle başarı yüzdesi düşürmek*tedir.

Uygulamada bedensel işlerde 80 desibeli geçen ses ortamında iş gücü verimi düşer. Genel olarak çeşitli işlerde üst sınır olarak şu değerler geçerlidir;

ØSürekli ve yoğun zihinsel çalışma gerektiren işlerde 50 desibel

ØBüro ve benzeri işlerde 70 desibel,

ØDiğer ve bedensel işlerde 90 desibel.

Gürültü geçici kulak yorgunluğuna ve sağırlığa neden olur. Yoğun ve yüksek frekanslı net sesle, aniden patlama şeklinde oluşan ve uzun süren sesler tehlikelidir. İleri yaşlarda bu risk daha da artar. Tek bir tondan oluşan gürültü, çeşitli tonları kapsayanlardan daha çok rahatsızlık verir. Kısa aralıklarla oluşan gürültü, sürekli gürültüden daha çok rahatsızlık verir. Gürültü sessiz ortamlarda daha etkilidir.

4.2.4.Gürültülerin İş Üzerindeki Etkisi

Endüstride gürültü pek çok açıdan önemli bir sorun olmaktadır. Öncelikle gürültü ortalama iş gücünü, çalışma verimliliğini azaltıcı et*kide bulunur. Gürültü arttıkça dikkatin toplanması zorlaşmakta, beceri isteyen el işlerinde ve düşünsel çalışmada verimlilik düşmektedir. Verimli bir ça*lışmanın olabilmesi için;

ØDevamlı dikkat isteyen el işlerinde,

ØGöstergelerdeki işaretlerin az belirli ve sinyallerin sık verildiği gözetleme işlerinde,

ØÇabukluk gereken işlerde,

ØDüşüncenin ve dikkatin bir noktada toplanması gereken zihinsel işlerde, gürültünün iş verimine olumsuz etkisi yanında, iş kazaları yönün*den de önemi büyüktür.

Gürültüler devamlı kapsamlı zihinsel çalışmaları engeller. Konuşma gibi anlamlı gürültüler basit işlerdeki monotonluğu azaltır denebilir ise de kompleks zihinsel yoğun çalışmaları olumsuz şekilde etkiler.

Ayrıca gürültü iş emniyeti açısından şöyle bir önem teşkil eder; bir makinanın çıkaracağı anormal ses veya sesli ikaz işaretlerinin duyulmaması özellikle iş güvenliği açısından çok önemlidir.

4.2.5. Gürültünün Azaltılması Veya Önlenmesi

Gürültü ve titreşimin olumsuz etkilerini gidermek, hiç değilse azaltmak için bir dizi önlemler önerilmekte ve uygulanmaktadır. Örne*ğin, duvar ve ekranların örülmesi, yankının önlenmesi, gürültü kaynak*ları arasına küçük levhalar ya da kalın keçe konularak titreşimin sınır*landırılması, kulaklara tampon yerleştirilmesi, kulak koruyucu kaskları kullanılması gibi. Gürültüye karşı alınabilecek tedbirleri şöyle sıralayabiliriz.

ØGürültünün oluşması engellenmelidir.

ØTasarım aşamalarında ses emici iç kaplamaların kullanılmasına malzemelerin seçiminde bu etmenin de düşünülmesine çalışılmalıdır.

ØEtkili periyodik bakım programları sonucu eskiyen bakımsız makinalardaki gürültü de azaltılabilir.

Øİşin yapım yöntemi için şartlar uygun olduğu takdirde daha az gü*rültülü yöntemler seçilmeye çalışılmalıdır.

ØMakinaya teçhizatın yerleştirildiği düzlem, gürültü ve titreşimi azaltacak biçimde düzenlenmeye çalışılmalıdır.

ØGürültünün yayılması önlenmelidir

ØGürültülü kaynaklar mümkün olduğu kadar işyerinin uzağında ta*sarlanmalıdır.

ØBunların yerleştirileceği binaların tavan ve döşemeleri ses geçirmeyen malzeme ile kaplanırsa, gürültüyle mücadele konusunda önemli bir adım atılmış olur.

ØSes emici akustik tuğla ve sıvalar, cam pa*mukları yüksek frekanslı sesleri emer.

ØGürültünün kulağa gelmesi önlenmelidir

ØGürültünün kişisel koruyucu önlemlerle kulağı rahatsız etmesi ön*lenmeye çalışılmalıdır. Gürültülü yerlerde çalışanlar mutlaka kulak ko*ruyucuları kullanmalıdır.

ØKullanmayı ihmal veya ret edenler mutlaka uyarılmalıdır. İyi bir kulak koruyucusu gürültüyü 25-40 dB’ e indirebil*mektedir.

ØGürültüyle savaşta öznel duyarlılık sön derece önemlidir. Gürül*tüye duyarlı kişiler gürültülü yerlerde çalıştırılmamalıdır. Mümkünse çok gürültülü yerlerde doğuştan sağır elemanların çalışması sağlanmalı*dır. Bu aynı zamanda işyerlerinde belli alanda sakat çalıştırma yasasına uymaktadır.

Ø Ayrıca gürültülü yerlerde çalışanlara düzenli kontrollerden geçirilip duyma eksikliği gözlenenler, tekrar gürültülü yerlerde çalıştırıl*mamalıdır.

ØTüm bu önlemler alınamıyor ve sonuç olumsuz ise, çalışma süresi mümkün olduğu kadar kısa tutulmalı, yeterli dinlenme aralıkları ve*rilmeli işçiler değişimli olarak çalıştırılmalıdır

4.3.AYDINLATMA

Işık, gözün duyarlı olduğu elektro manyetik titreşimlerin bir parçasıdır. Diğer bir ifade iler ışık enerji paçacıklarının dalgalı yayılma olayıdır. Endüstri tesislerindeki aydınlatmalar, yapılan işin cinsine, çalışılan alanın büyüklüğüne, yerleşme düzenine ve tavan yüksekliğine göre farklılıklar gösterir. İstenilen aydınlatma kriterini sağlayan çözümlerden en ekonomik olanı tercih edilir. Ekonomiklik analizinde sadece tesis masrafı değil, işletme ve bakım masrafları da göz önüne alınmalıdır. Yaratılan kaliteli aydınlatma ile üretimin maksimum, iş kazalarının ise minimum olması amaçlanır.

İş türüne veya bazı endüstri kollarında önerilecek aydınlatma şid*detleri için aydınlatmayı belirleyecek birimlere ihtiyaç vardır. Kandela , ışık şiddeti birimi; lümen ışık akısı birimi; lüks aydınlatma birimidir. Ayrıca, ışık gücü, ışık verimi, aydınlatma gücü, kontrastlık, görünüm açısı, bakma süresi, zeminin ışıklılığı, zeminin yapısı gibi verilere de ihtiyaç vardır.

İyi bir aydınlatma ile birçok gereksinmeye yanıt verirken genel ol*arak gereksinmelerden birine öncelik verilir. Hiç kuşku yok ki çalışma yerinin yeterince ışıklandırılması ile işin kolaylıkla yapılması verimlilik arasında yakın bir ilişki vardır. İyi aydınlatma iş başarımını arttırırken, kötü aydınlatma göz yor*gunluğuna neden olarak iş başarımını önemli ölçüde düşürür. Özellikle iyi görmenin önemli olduğu, ince işlerin uzunca süre yapıldığı işyerle*rinde görme konforuna özen vermek ve bu konforu sağlayacak tüm ay*dınlatma ilkelerini gerçekleştirmek yararlı olur.

4.3.1.İyi Bir Aydınlatmadan İstenen Özellikler

Işığın miktarı ve kalitesi görüşü çok etkiler; bunun için ince, hassas, hızlı, devamlı işlerde ışık verimli bir üretimin temel unsurudur. İşyerlerinde iyi bir aydınlatmanın işyeri üzerine etkisi büyüktür. Aydınlatma sistemlerinde şu özelliklere dikkat etmek gerektirir.

ØAydınlatma şiddeti yeterli olmalı,

ØAydınlatma bütün alana eşit yayılmalı,

ØIşık yönü ve gölgelemeye dikkat edilmeli,

ØIşık yansımalarından kaçınmalı (göz kamaşması),

ØKullanılan ışığın niteliği uygun olmalı,

ØAydınlatma sabit olmalı (Titreşim ve parlaklık değişmeleri engel*lenmeli).

Øİş yerlerinde uygun renkler seçilmelik yansıma ve psikolojik et*ki),

Yeterli aydınlatma düzeyi işin türüne göre değişir. Çeşitli işlere göre aydınlatma şiddeti; depolama ambalaj için 70-100lüx ; kalite ve renk kontrol için 2000lüx; mekanik atölyelerde kaba işler için 100lüx; ortalama işler için 200-300; ince işler ve küçük parça rektifiyeleri için 300-500lüx; parça kontrolü için 500-200lüx; basın işleri için 150-300lüx; laboratuar için 300lüx; dikimevlerinde açık renk dikiş için 200-300lüx; koyu renk dikiş için 300-1000lüx; bürolarda koridor, bekleme salonu ve lavabolar için 70lüx; arşiv, büro için 150lüx; elektrik hesap yapılan yerlerde 300lüx olarak; demir işlerinde, büyük parçalar için 70lüx; orta ve küçük parçalar için 100lüx olarak, vb. belirlenmiştir.

Aydınlatma şiddetini belirleyen etmenler arasında çalışanın yaşı da önemlidir.

4.3.2.Aydınlatma Sistemleri

Endüstri tesislerinde üç tip aydınlatma sistemi kullanılır. Bunlar; genel aydınlatma, çalışma düzlemlerinde yoğunlaştırılmış lokalize aydınlatma, lokal aydınlatmadır.

4.3.2.1.Genel aydınlatma

Tüm çalışma alanında makine ve bantların yerleşim konumlarına bakılmaksızın belli bir düzgünlük derecesi sağlanarak yapılan aydınlatmadır. Işık kaynaklarının ve armatürlerin seçimi olası montaj yüksekliklerine göre değişir.

Montaj yüksekliği 2,5-3 m ise;

Ofis tipli bu tür binaların tavanları genelde düz ve beyazdır. Tavanlar ışığın hacim içinde daha iyi yayılmasını sağlayarak aydınlatmaya katkıda bulunan elemanlardır. Bu tür binalarda en iyi çözüm flüoresan lambalı aydınlatmadır. Armatürler tavan eşit aralıklı bantlar veya kareler halinde yerleştirilebilir.

Montaj yüksekliği 3-4 m ise;

Yine flüoresan lambalı ve reflektörlü armatürlerin kullanılması en iyi çözümdür. Armatürler genellikle pencerelere ve çalışanların bakış doğrultularına paralel, çalışma bantları ve makine sırlarına dik olarak uzanan sürekli veya eşit aralıklarla kesintili bantlar şeklinde yerleştirilirler. İyi ekranlanmış armatürler bakış doğrultusuna dik olarak da yerleştirilebilirler. Ekranlı armatürler düşük verimi ve temizlik sorunları düşünüldüğünde il düzenin tercih edilmesi doğrudur. Çalışma alanlarının yer değiştirme olasılığı olan hacimlerde armatürlerin kolayca hareket edebilecekleri raylı sistemlere monte edilmesi önerilir.

Montaj yüksekliği 4-7 m ise;

Genelde tavanlarda düz veya testere diş şeklinde ya da duvarlarının en üst kısımlarında pencereler bulunmaktadır. Yapılan işin cinsine olursa olsun, gündüz saatlerinde bile doğal aydınlatma yeterli olmamakta yapay aydınlatmaya ihtiyaç duyulmaktadır. 6m’ den alçak montaj yüksekliklerinde tavana veya çatı konstrüksiyonuna monte edilmiş ya da birkaç metrelik askı çubukları ile asılmış flüoresan lambalı ve reflektörlü armatürler pencerelere dik veya paralel uzanan sıralar şeklinde yerleştirilmelidir. Gün ışığı seviyesinin yüksek olduğu yerlerde, gün ışığı kontrollü, ışık akısı ayarlanabilen yüksek frekanslı flüoresan lambalı aydınlatma ekonomik bir çözüm olmaktadır.

Montaj yüksekliği 6m.’yi aştığında ise;

Etkinlik faktörleri ve ekonomik ömürleri daha yüksek olan diğer deşarj lambalarının kullanılması işletme ve bakım giderlerinde önemli bir ekonomi sağlamaktadır. Endüstri tesislerinde yüksek basınçlı cıva buharlı, rengi düzenlenmiş yüksek basınçlı sodyum buharlı ve metal halojen (halide) lambalar kullanılmaktadır. Seçim yapılırken ekonomiden önce yaratılan aydınlatmanın kalitesinin sağlanmasına çok dikkat edilmelidir. Renk ayırım özellikleri çok farklı olan bu ışık kaynakları hacimde yapılan işin cinsine göre seçilmelidir. Örneğin boya renklerinin ayırt edilmesi gereken alanlarda mutlaka metal halojen lambalar kullanılmalıdır. Çok yükseğe monte edilen bu kompakt lambalar noktasal kaynaklar oluşturduklarından, aydınlatmanın düzgünlüğünün sağlanmasına ve sert gölgelerin önlenmesine de ayrı bir özen gösterilmelidir. Bu ışık kaynakları reflektörlü high-bay diye adlandırılan armatürler içine yerleştirildikleri ve çok yükseğe monte edildikleri için görüş alanındaki kamaşma tehlikesi büyük ölçüde ortadan kalkmaktadır. Söz konusu high-bay armatürler dar veya geniş açılı ışık dağılımına sahip olabilirler. Makinaların veya yüksek elemanların sık bulunduğu alanlarda dar açılı armatürlerin kullanılması avantajlıdır. Diğer taraftan kontrol panelleri, stok rafları gibi açıkça görülmesi gereken büyük düşey çalışma düzlemlerinin bulunduğu alanlarda ise geniş açılı armatürlerin kullanılması daha uygundur.

Montaj yüksekliği 7,0m’den fazla ise ;

Çok yüksek fabrika hacimlerinde armatürler tavana sıralar halinde yerleştirilir. Bakım çalışmaları nedeniyle armatürlerin monte edildikleri düzleme vinç veya benzeri cihazlarla ulaşılabilmelidir. İhtiyaca göre dar veya geniş açılı ışık dağılımına sahip olabilen bu armatürlerin içlerinde güçleri 400 W’ dan büyük olan yüksek ışık akılı deşarj lambaları kullanılmaktadır. Yüksek güçlü lambaların kullanılması her zaman daha ekonomik olmaktadır. Bu nedenle düzgünlük koşullarının sağlanabildiği en yüksek güçlü ışık kaynakları seçilmelidir.

Yüksek düşey düzlemlerde yüksek aydınlık düzeylerine ihtiyaç duyulduğunda ise, içlerinde 1 kW’ lık deşarj lambaları bulunan asimetrik ışık dağılımlı projektör tipli armatürlerin bu düzlemlere yönlendirilmesi daha uygun olmaktadır.

4.3.2.2.Lokalize aydınlatma

Çalışma konumlarının sabit olduğu hacimlerde genel aydınlatma yerine, çalışma düzlemlerinde yoğunlaştırılmış lokalize aydınlatmanın tercih edilmesi bazı işletme ve bakım masrafları açısından daha ekonomik olmaktadır.

Bu sistemde armatürler çalışma düzlemlerinin üzerinde oldukça alçak seviyelere monte edilmektedir. Kamaşma bu sistemde de çevredeki parıltının genel aydınlatmadaki sınır değeri aşmamasına özen gösterilmelidir. Ayrıca çalışma düzlemlerinin arasındaki geçiş yollarının da rahatça görme koşullarının sağlanabileceği bir seviyede aydınlatması gerekmektedir.

4.3.2.3.Lokal aydınlatma

Aydınlık düzeyi yüksek değerlerin genel aydınlatma ile tüm hacimde sağlanması hem teknik hem de ekonomik açıdan çoğu kez mümkün olmamaktadır. Böyle durumlarda normal düzeyde genel aydınlatma ile beraber, sadece üzerinde çalışılan işin ve onun yakın çevresinin yoğun olarak aydınlatıldığı lokal aydınlatmalar soruna çare olmaktadır. Bakılan iş ile onun arka fonu arasında iyi bir parıltı kontrastı yaratarak görme işini kolaylaştıran lokal aydınlatma tek başına bir çözüm olarak düşünülmemeli, her zaman genel aydınlatmanın tamamlayıcısı olarak kullanılmalıdır. Çalışanların gözlerinde direkt kamaşmanın olmasını önleyecek şekilde gerçekleştirilen lokal aydınlatmada kullanılan ışık kaynaklarının cinsleri, renkleri ve yönleri iyi seçilerek yapılan işin daha kolay görünmesi sağlanabilir.

Büyükçe işyerlerinde pencereler ne kadar büyük olursa olsun, gün*düz de yapay aydınlatma kaçınılmaz olmaktadır. Ancak aydınlanma açısından pek yarar sağlamasa da bir çalışanın iş başındayken pencereyi görebilmesi büyük önem taşır. Pencereden 5 metre uzakta gün ışığının kayda değer bir fizyolojik etkisi bulunmasa bile, bu bağlantı insanın za*man kavramına yardımcı olur. Aksi halde psikomatik nedenlerden kay*naklanan vücut rahatsızlıkları görülebilir. Dışarıya görüntü bağlantısını sağlayan pencere, salonun yüzölçümünün en az % lO u büyüklüğünde olmalıdır. Küçük bir işyerinin düzenlenmesinde çok kere şu basit kurallar büyük yarar sağlar:

ØBir noktadan bakıldığında gökyüzü, bulutlar gözükmüyorsa gün ışığının sağladığı aydınlatma zaten yeterli değildir. Yapay aydınlatma ile takviyesi şarttır.

ØBoydan boya pencere kapalı bir salonda çalışılan yerden gökyüzü gözükse bile şu kural uygulanmalıdır. Çalışma zemini ile pencerenin üst kenarı arasındaki yükseklik farkı iki ile çarpılır. Söz konusu çalışma noktasının (tezgah veya masa) pen*cereden uzaklığı bu sayıdan fazla ise, gün ışığı aydınlanması yine yeterli değildir.

ØGenel dar ama yüksek pencereler, geniş ama üst kenarı fazla yüksekte bulunmayan pencerelerden daha avantajlıdır.

ØDoğuya, güneye veya batıya bakan pencerelerde güneşe karşı ön*lemler alınmalıdır. En iyi çözüm dıştan kademesiz ayarlanabilir panjur takılmasıdır Kötü hava koşullarına dayanabilen ayarlı panjurlar pahalı olduğu için içten takıldığı da görülür. Fakat bu sıcağa karşı hiçbir korunma sağlamaz ve sadece güneşin göz kamaştırmasını önlemeye yöneliktir.Bazen de pencerelerin önüne sabit ızgara takılır. Bunlar güneşin du*rumuna göre ayarlanamadığı için kapalı havalarda içeriye giren gün ışığı miktarını olumsuz yönde etkiler. Ayrıca güneş ışığından korunmanın ge*reksiz olduğu saatlerde veya hava koşullarında görüntüyü gereksiz yere kapattığından psikolojik etkisi olumsuzdur. Güneşten koruyucu renkli takılması, içerisindeki renklerin algılanmasını etkilemeyecek koyulukta tonlara sahip olduğu için uygun bir korunma yoludur. Ancak bu tip ko*ruyucu camlar da aydınlatmanın tümüyle yapay ışığa dayalı olduğu ve pencerenin sadece dışarıyla görüntü bağlantısı oluşturduğu büyük bürolar içindir.

Çoğu işyerinde aydınlatma düzeni kademesizdir. Oysa aydınlat*mayı sadece gündüz yanacak ve gece ek aydınlanma sağlayacak ışık sis*temi olarak iki ayrı elektrik devresi oluşturacak harcama, sağlanacaksa büyük tasarrufun yanında önemsiz kalır. Büyük büroların özel bir soru*nu, iş için yeterli aydınlanma sağlanmış olmasına karşın pencerenin ay*dınlığının göz alması ve koyu gölgeler oluşturmasıdır

Hava kararmaya başladığında, en geç pencere aydınlığı içteki ay*dınlığın seviyesine yaklaştığı zaman, gece aydınlatması tek veya birkaç kademe halinde devreye sokulmalıdır. Hava karardığı zaman büyük bü*rolarda başka bir sorun daha ortaya çıkar. Normal olarak iç tarafın ay*dınlanmasına ağırlık verilmiş olduğu için akşamları iç taraflar diğer tar*aflardan daha aydınlık olabilir. Aydınlanma yönünün bu şekilde tersine dönmesi ise bütün ışık, gölge dağılmasını değiştirir ve gündüz koşulları*na göre yerleşmiş olan personelin çalışmasını çok zorlaştırır. Gece aydın*latması ya düzgün bir ışık dağılımı sağlamalı veya daha iyisi, gündüzdeki koşullara benzer bir ışık dağılımı yaratmalıdır, yani pencere yakınların*da daha yüksek aydınlık sağlanarak ışık yönü korunmalıdır.

Hava karardıktan sonra da çalışılan işyerlerinde açık renk perde kullanılmasında büyük yarar vardır. Geceleri pencereler simsiyah oldu*ğundan içerideki ışık pencereden dışarıya dağılır. Bu şekilde kaybedilen ışık akışı önemli bir enerji harcamasına denk düştüğü için, ışığın çoğun içeriye doğru yansıtacak açık renkte perdeler enerji tasarrufu demektir.

Gün ışığı ile yapay ışığın birlikte kullanıldığı durumlarda, yapa ışığın renginin gün ışığı beyazına özellikle yakın seçilmesinde yarar vardır. Ayrıca hava kararmayı başladığı sırada dış aydınlanma yeterli olsa bile gece aydınlanmasına geçilmelidir. Aksi halde, dış aydınlanmanın azalması kontrastın azalmasına, dolayısıyla görüşün zorlaşmasına yol açar. Aynı nedenle motorlu taşıtların farları akşamları henüz hava aydınlıkken yakılmalıdır.

Bir elemanın çalıştığı alanın çevresindeki ışık çalışma zeminindekinden fazla olmamalıdır. Yakın çevredeki aydınlık çalışma zeminindekinin üçte birinden, uzak çevredeki aydınlık da çalışma zeminindekinin onda birinden düşük olursa rahatsızlık kaynağı olur. Aydınlatmanın ve*rimliliği açısından işyerinin açık renkte badana, açık renk eşyalar ile donatılmasında yarar vardır. Ancak özellikle büyük salonlarda tek düzelikten kaçınılmalıdır. Çevreyle kontrast içinde çalışan kişiye farklı uzak*lıklardaki nesnelerin yokluğu diğer bakımlardan son derece uygun bir aydınlatmada bile baş ağrılarına yol açabilir. Aydınlık farklarına adap*tasyon zorluğundan koridorlar bile personelin çalışma aydınlığının en az onda biri gücünde aydınlatılmalıdır.

Flüoresanlarla yapılan aydınlatmada biraz özenli bir yerleştir*meyle aşırı gölgeler kolayca önlenir. Ancak bir ışık dağılımı her zaman ideal değildir. Gölgeler üç boyutlu görmeyi oldukça kolaylaştırır. Bir yü*zeyin düzgün olup olmadığını düzgün bir ışık dağılımında anlamak zordur. Oysa sert gölgeler yapan yönlendirilmiş ışık altında yüzeydeki kü*çük düzensizlikler yaptıkları gölgelerle hemen kendini belli eder. Işık bir yüzeye çok eğimli düştüğü zaman gölgeler oluşur. Bazı yerlerde gölgeler hemen hemen hiç ışık olmayan. koyuluktadır Koyu bölgeler, ışık çok eğimli düştüğü zaman büyükçe pürüzlerde, hiç ışık almayan yerlerde ol*uşur. Çoğ

Endüstri Mühendisliğinin Tarihçesi

06 Kasım 2007

ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİNİN TARİHÇESİ

Mühendislik tarihinin medeniyet tarihi ile aynı olduğu söylenebilir. 19. Yüzyılda bilim ve mühendislikteki gelişmelerin yanı sıra buhar gücünden de yararlanmanın sonucunda endüstri devrimi gerçekleşmiştir. Endüstri devriminin başlangıcı buhar enerjisinin mekanik enerjiye dönüştürüldüğü 1776 yılı kabul edilir. Bu tarihte bir İskoç olan James Watt buharlı motoru bulmuştur. Bu yıla kadar üretim, usta ya da sanatkar olan kişilerin bir ürünün tüm parçalarını ayrı ayrı sezgi ve deneyimlerine dayalı işlemesi ve bu parçaların birleştirilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. James Watt’ın buluşu ile büyük mekanik güçlerin üretimde kullanılması mümkün olunca 1776 yılından itibaren önce ABD ve İngiltere’de olmak üzere fabrika sistemleri kurulmaya başlanmıştır. İlk fabrikalar tekstil ve metal işletme alanlarında olmuştur. Endüstri Mühendisliği’nin temelleri 1750 ve 1850 yılları arasında özellikle işbölümü kavramı ile ortaya atılmıştır. 1750 yılına kadar aynı kişi işi planlar, malzeme ve takımını, tertibatını seçer, temin eder, işlemini ve kontrolünü yapardı. 1776 yılında İngiltere’de Adam Smith yayınladığı ‘The Wealth Of Nations’ adlı kitabında üretimde iş bölümünün ekonomik yararlarından söz ederek fabrika sistemine yönelik bir model önermiştir. İskoçya’da bir tekstil imalatçısı olan A. Robert Owen (1771-1858) 1813 yılında yayınlanan “Fabrika Yöneticilerine Sesleniş” adlı kitabında da işçilere de en az makinalar kadar önem verilmesi gerektiğini belirtmiştir. İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörü olan Charles W. Babbage’ın “Economy of Machinery and Manifacturers” isimli kitabında iş öncesi eğitimin gerekliliği, iş analizi ve iş bölümü, standardizasyon, ücret sistemleri ve işçi-işveren ilişkilerinin geliştirilmesi konularından bahsetmiştir. Ayrıca günümüz bilgisayarlarının geliştirilmesine önemli katkıda bulunan Fark Makinası (Difference Engine) adını verdiği dört aritmetik işlemi grçekleştirebilecek bir makine geliştirmiştir. ABD’de bir askeri tersanenin yöneticisi olan yüzbaşı Henry Metcalfe (1847-1917) tarafından yazılan “İmalat Maliyeti ve Kamu ve Özel Atölyelerin Yönetimi” isimli kitapta gözlem ve deneylerin kaydedilmesini ve bunu yöneticilerin bir rehber olarak kullanmalarını önermiştir. Bir yıl sonra Henry Robinson Towne (1844-1924) trafından Amerikan Makine Mühendisleri Derneği’ne (ASME) daha kapsamlı bir öneride bulunulmuştur. Çeşitli şirketlerin yöneticileri arasında bilgi ve deneyim alışverişi sağlayacak bir organizasyonun ASME gerçekleştirilmesini istemiştir. Yale ve Towne Manufacturing şirketinin kurucusu olan Towne teşvikli ücret (prim) sistemleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Henry Ford ise otomobil montajında konveyor kullanımı ve üretim hattı konularında çalışmıştır. 19. yüzyılda endüstri devriminin oluşumuyla planlama, örgütleme ve yönlendirilmesi daha zor olan ve yönetimi için özel beceriler gerektiren üretim sistemleri geliştirilmeye başlanmıştır. İnsan, makine, malzeme ve paradan oluşan sistemlerin tasarım, geliştirme ve kuruluşuyla ilgilenecek ve özellikle sistemin insan boyutuna da önem verecek bir mühendislik dalına ihtiyaç doğmuştur. Bunun sonucunda endüstri mühendisliği konusunda çalışmalar başlamıştır. Endüstri mühendisliği konusunda ilk disiplinli çalışmalar 1856-1915 yılları arasında yaşayan ve çoğunlukla endüstri mühendisliğinin kurucusu olarak kabul edilen bir Amerikalı makine mühendisi olan Frederick W. Taylor ile olmuştur. Taylor, fabrikada bizzat çalışan, sürekli gözlem ve analiz yapan, düşündüklerini uygulayan ve geliştiren bir kişidir. Taylor’ın çalışmaları 1881’de metal kesimi konusuyla başlamış, ve 25 sene devam etmiştir. 1907 yılında 200 sayfalık bir makale yayınlamıştır. Bu çalışmanın yapılmasından önce kesici şekli hızları ve ilerleme miktarları deneyimlere göre belirleniyordu. Bu çalışma sayesinde Taylor ve yardımcıları söz konusu belirleme işine bilimsel bir nitelik kazandırmışlardır. Taylor’ın _İşlerin daha kolay, daha etkin ve verimli yapılabilmesi için yeni iş metodları bulunmasına yönelik Metod Etüdü, _İşlerin işlem sürelerinin belirlenmesine yönelik Zaman Etüdü, _İş bölümü, işçilerin yapacakları işe göre seçimi ve eğitilmesi, işçi-işveren ilişkileri, planlama ve kontrol fonksiyonlarının işçiler tarafından değil yönetim tarafından gerçekleştirilmesi konularına çok önemli katkıları olmuş ve bilgi ve deneyimlerini “Shop Management and The Principles of Scientific Management” isimli kitabında toplamıştır. Russel Robb (1864-1927) “Amaç ve Şartlarla Etkilenen Organizasyon” isimli eserinde askeri organizasyonların işletme organizasyonları için de uygun olabileceğini organizasyonların ulaşılmak istenen amaçlarla yakından ilgili olduğunu belirtmiştir. Fultarrington Emerson (1853-1931) “Verimliğin 12 İlkesi” adlı kitabında yapılan işlerin amaçları açıkça bilindiğinde çok daha başarılı olacağını savunmuş; Santa Fe demiryolu çalışmalarında atölye işlerini düzenleyip standart maliyet yöntemi uygulayarak şirkete 1 milyon dolardan fazla bir ekonomi sağlamıştır. Alexander Hamilton Church (1866-1936) ve Leon Pratt Alford (1877) Taylor’un çalışmalarını daha da derinleştirerek fiziksel çalışma şartları ve çalışma morali arasındaki ilişkileri incelemişlerdir. Mühendis Frank B.Gilbreth(1868-1924) ve eşi psikolog Lilian Moller Gilbreth tarafından insanın temel hareketleri sınıflandırılmış ve bunlara soyadlarının ters yazılışı olan Therblig Sembolleri adını vermişlerdir. Daha ayrıntılı çözümler için “Mikro hareket etüdü” geliştirmişlerdir. Taşıma, tutma, arama, monte etme vb. gibi iş hareketleri 17 adet Therblig sembolüyle ifade edilerek işi yapmanın en iyi metodunun belirlenmesinde ve iş eğitimlerinde bu sembollerin kullanılması önerilmiştir. Geliştirdiği bu teknikler inşaat, kanal yapımı, eğitim, tıp ve savunma konularında uygulanmış; insan faktörüne daha fazla önem vermiştir. Henry Laurence Gannt ( 1861-1919) Gannt kendi ismini verdiği şemasında yapılacak işlerin birbirine göre zaman ve öncelik ilişkisini göstermiş ve teşvikli ücret sistemini geliştirmiştir. Carl Barth :Taylor’un Midvale Steel firmasındaki yardımcılarından bir matematikçidir. Metal kesimi ile ilgilenmiş ve özel amaçlı bir sürgülü hesap cetveli geliştirmiştir. Zaman etüdünde yorgunluk toleransının belirlenmesi konusunda çalışmalar yapmıştır. Marris L Cooke yerel yönetimlerdeki uygulamalarıyla, Dwight W. Merrick zaman etüdü ve teşvikli ücret sistemlerindeki uygulamalarıyla tanınmışlardır. İlk endüstiriyel düzeyde endüstri mühendisliği uygulamaları ABD işletmeleri tarafından yapılmıştır. Teşvikli ücret sistemi 1898 Western Elektrik Şirketi’nde, kâra katılım, teşvik sistemi 1908’te Procter and Gamble şirketinde; maliyetlendirme, kalite kontrol, planlı bakım, teşvikli ücret ve iş değerlendirme sistemleri 1912-1914 yıllarında Armstrong Cork şirketinde uygulanmıştır. 1914’te Eli Lilly ile 1917’de Cow Chemical şirketlerinde iş etüdü ve iş değerlendirme sistemleri uygulanmıştır. Bu arada Fransa’da Henry Fayol (1841-1925) önderliğinde bir grup planlama, organize etme, koordine etme, yürütme ve motive etme şeklindeki yönetim fonksiyonlarını tanımlamışlardır. 1933 yılında endüstri mühendisliği alanındaki ilk doktora tezi Metod ve Zaman Etüdü adıyla kitap haline getirilen Ralph M. Barnes ‘a aittir. H. Munsterberg 1913 yılında yayınlanan “Psikoloji ve Endüstriyel Verimlilik” adlı kitabında çalışanların iş yerlerindeki sosyal ve psikolojik özellikleri incelenmiştir. Dr. Walter Shewart 1924 yılında istatistiği mühendislik çalışmalarına uygulamıştır. Ürün kalitesinin ekonomik şekilde kontrolü amacıyla kullanılması teorisi “Economic Control Of The Quality Of Manufactured Product” adlı kitabında toplanmıştır. Günümüzde istatistik, kalite kontrol, istatistik proses kontrol kalitenin güvence altına alınmasında kullanılan en önemli tekniktir. 2. Dünya Savaşı süresi ve sonrasında gelişen endüstri mühendisliği konuları: _Zaman etüdü _İş basitleştirilmesi _Kalite kontrol _Ücret yönetimi _İş değerlendirme _Teşvikli ücret (prim) sistemleri _İş yeri düzenleme ve malzeme taşıma sistemleri _Üretim planlama ve kontrol idi. Bu konular günümüzde klasik endüstri mühendisliği olarak adlandırılır. 1948 ilk meslek kuruluşu olarak Ohio Colombus’ta Amerikan Endüstri Mühendisleri enstitüsü kuruldu. Endüstri mühendisliği alanındaki çok önemli bir diğer gelişme matematiğin bilimsel yönteme uygulanmasıdır. Her ne kadar F. W. Taylor ekonomik takım (takım tezgahlarında kullanılan) ömürlerinin belirlenmesinde, F. H. Harris (1914) ekonomik imalat miktarlarının saptanmasında, F. E. Raymont (1931) envanter kontrolü modellerinde ve E. L. Grannt ve G. W. Ireson (1930) mühendislik ekonomisi formüllerinde matematikten yararlanmışlarsa da en yoğun gelişme 2. Dünya Savaşı sırasında olmuştur. Matematik, fizik, olasılık ve diğer sayısal analizle ilgili bilimlerin, savaş yönetimindeki kararların alınmasına yardımcı olarak kullanıldığı ilk savaştır. İngiltere’de 1940’ta yöneylem araştırması askeri problemlerin çözümünde uygulanmıştır. Aynı yaklaşım 1942’de ABD silahlı kuvvetlerinde de uygulanmıştır. Yöneylem araştırması yaklaşımının savaş sırasında başarılı olması savaş sonrası ABD ve İngiltere öncülüğünde olmak üzere işletme yönetimi problemlerinde kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan doğrusal programlama,doğrusal olmayan programlama, dinamik programlama teknikleri bu yaklaşımın oluşturduğu tekniklerdir. 1947 yılında Norbert Wiener tarafından ortaya konan sibernetik biliminin de endüstri mühendisliğine önemli katkıları olmuştur. 1951 yılında L. Von Bertalenffy sibernetiğin tüm sistemlerin ortak bir özelliği olduğunu göstermiştir. 1962 yılında J. Forrester’in geliştirdiği “Endüstri Dinamiği” adlı modelde yöneticilere değişen şartlara göre seçebilecekleri uygun karar ve politikalar üretilmektedir. Endüstri mühendisliğinin gelişiminde en büyük katkıyı elektronik bilgisayarlar sağlamıştır. Bilgisayarların işletme yönetiminde kullanılması, yönetim bilişim sistemi konusu olmuştur. 1954 yılında piyasaya çıkan ilk ticari amaçlı bilgisayarları günümüze kadar çeşitli konularda gelişmiş yenileri takip etmektedir. Endüstri mühendisliği konusunda 1950-1980 yılları arasındaki gelişme daha ziyade çalışanların motivasyonu üzerine olmuştur. Genellikle Japonya’da gelişen bu yaklaşımlardan bazıları Kalite Kontrol Çemberleri (geliştirme ve iyileştirme grupları olarak da adlandırılmaktadır), Toplam Kalite Yönetimi (Total Quality Management), Çalışma Hayatı Kalitesinin İyileştirilmesi (Quality Of Work Life), Toplam Üretken Bakım (Total Productive Maintenance) dır. Ayrıca Tam Zamanında Üretim (Just İn Time Production), Üretim Kaynakları Planlaması (Manufacturing Resource Planning MRP-2 ), Sıfır Hata ( Zero Defects) programları yine endüstri mühendisliği ile ilgili gelişmelerdir. ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİNİN GELİŞİMİNDE ROL OYNAYAN KİŞİLER

ADAM SMITH (1723-1790) İskoçyalı ekonomist ve filozof olup Glasgow ve Oxford üniversitelerinde eğitim görmüş; Glasgow Üniversitesinde ahlak felsefesi profesörü olmuştur. Klasik iktisat okulunun kurucusudur. “The Wealth Of Nations” adlı kitabı endüstri mühendisliğine yaklaşım ve esaslarına yönelik ilk çalışmadır. Endüstri devrimi öncesi “iş bölümü”, yani bir ürünün üretimi ile ilgili farklı özellikteki işlerin birbirlerinden ayrılarak farklı kişiler tarafından yapılması ile verimliliğin artacağı fikrini ortaya atmıştır. Fabrika sistemi modelini önermiştir. Tam rekabet sistemine güvenmekte v bu sistemin kaynakların optimum dağılımına yol açacağına inanmaktadır. Ekonomik büyümede iş bölümü, sermaye birikimi, toplumsal, kurumsal, hukuksal çerçevenin doğru yapıda olması gerektiğini savunmuştur. ROBERT OWEN (1771-1858) İdealist, sosyalist okula mensup bir İngiliz iş ve fikir adamıdır. İşçi olarak başladığı tekstil fabrikasının müdürlüğüne kadar yükselmiştir. Önce işverenler nezdinde teşebbüse geçmiş ve işçilere sosyal yardımlarda bulunmalarını tavsiye ve teşvik etmiştir. Daha sonra sosyal fikirlerini gerçekleştirebilmek için bizzat harekete geçen R. Owen İskoçya’da ve ABD’de komünist koloniler kurmuştur. Ancak bu teşebbüsleri tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Buna rağmen fikirlerinin doğruluğundan şüphe etmeyen R. Owen Birmingham’da iş mübadelesi esasına dayanan bir mağaza açmıştır. Burada her üretici kendi ürününü diğer mallarla değiştirdiğinden işçi-işveren kavramlarının tamamen ortadan kalkacağını düşünmüştür. Fakat bu teşebbüs de kesin bir fiyaskoyla sonuçlanmış, satılmayan bir yığın mal mağazanın depolarını doldururken, aynı yerde günlük ihtiyaç maddeleri bulunmaz olmuştur. Uygulamadaki başarısızlıklarına rağmen Robert Owen fikirleri itibariyle bir çok sosyal gelişmenin öncülüğünü yapmıştır. Sermayenin kârını ortadan kaldırmak arzusu sonraki yıllarda başlayan kooperatifçilik hareketinin esasını teşkil etmiştir. Ayrıca işçilerin korunması için iş yeri seviyesinde tedbirler alınmasını istemesi ve kanun koyucuları bu hususta müdahalelerde bulunmaya çağırması kendisine ilk büyük sosyal siyasetçi sıfatını kazandırmıştır. Hatta işçilerin sadece ulusal seviyede değil, uluslar arası planda da korunması gerektiği fikrini Avrupalı devlet adamlarına telkin etmiştir. Bu bakımdan Robert Owen, Uluslar arası Çalışma Teşkilatının (İLO) fikir babasıdır. CHARLES W. BABBAGE (1792-1871) İngiliz matematikçi ve ilk otomotik sayısal bilgisayarı tasarımlayan mucit. Hesap makinalarını gerçekleştirmeyi sağlayan ilk incelemeleri yapmıştır. Bilgisayarların bilimsel temeli de onun araştırmalarıdır (1830). Üretimin çeşitli yönleri v özellikle imalat düzeni ile ilgilendi. Bu konudaki çalışmalarını 1832 yılında “İş Tezgahları ve İmalatın Ekonomisi” adlı bir kitapta topladı. İş bölümünün yararını ve bundan elde edilen ekonomik yarara işaret etti. Adam Smith’in iş bölümü konusunu daha bilimsel bir şekilde inceledi. Toplu iğne yapımındaki işlemleri 7 temel işleme ayırıp her işleme harcanan zaman ve bu işlemin hangi seviyede bir işçi tarafından yapılacağının belirlenmesi ile ilgilendi ve iş bölümünün yalnız üretimi artırıcı bir yol olmakla kalmadığını aynı zamanda “İmalat Maliyeti” ni de son derece düşürücü bir sistem olduğunu ortaya koydu. Böylelikle çalışanlara işe kattıkları oranda bir ücret ödeme fikrini geliştirmiş oldu. HENRY METCALFE (1847-1917) İmalat Maliyeti Ve Kamu Ve Özel Atölyeleri Yönetimi isimli kitapta gözlem ve deneylerin kaydedilip bunu yöneticiler tarafından rehber olarak kullanılması gerektiğini savunmuştur. Maliyet ve malzeme kontrolünün önemine değinmiştir. HENRY ROBINSON TOWNE (1844-1924) Yale and Towne Manufacturing şirketinin kurucusudur. Amerikan Makine Mühendisleri Derneği (ASME)’ye başvurarak çeşitli şirketlerin yöneticileri arasında bilgi ve deneyim alışverişi sağlayacak bir organizasyonun ASME tarafından gerçekleştirilmesini istemiştir. Ayrıca teşvikli ücret (prim) sistemi konusunda çalışmalar yapmıştır. FREDERİCK WİNSLOW TAYLOR Endüstri mühendisliğinin kurucusu sayılan Amerikalı mühendis Taylor bilimsel işletme sistemini (Taytorizm) kurdu. Taylor’ın işbölümü anlayışı, üretimde bant sistemine geçişin (1913) temelini attı; bu sistem günümüzde insancıl olmayan bir çalışma dünyasının tipik örneği sayılmaktadır.

Taylor bir avukatın oğlu olarak Philadelphia’da dünyaya geldi. Önceleri babasının izinden gitmeyi düşünen Taylor,1872′de New Hampshire’deki Phillips Exeter Akademisi’ne yazıldı. Ne var ki, bu okulda derslerinde gösterdiği başarıdan çok, beyzbol alanındaki üstün performansıyla göze battı. Harvard Üniversitesi’nin giriş sınavını kazandıktan sonra, geçirdiği ağır bir göz rahatsızlığı yüzünden eğitimine ara vernıek zorunda kaldı. Görmesi 1875′te düzelince Taylor, Philadelphia’da bulunan bir çelik fabrikasında makine ustalığı ve zımba model üretimi alanlarında staj gördü.

1881′den Sonra: Zaman ve Hareket Araştırmaları Taylor 1878′de Midvale Steel Company’ye (Çelik Şirketi) işçi olarak girdi. Kısa zamanda grup şefliğine ve sonunda birinci usta başılığa yükseldi. Boş zamanlarında spor yapan Taylor, 1881′de çiftlerde ABD Tenis şampiyonu oldu. Hırslı bir kişiliğe sahip olan Taylor, gece derslerine devam ederek Stevens, Teknoloji Enstitüsü’nden 1883′te makine mühendisliği diplomasını aldı. Ertesi yıl Midvale şirketinde başmühendisliğe getirildi ve burada kenditasarılarına uygun bir makine atölyesi kurdu. Yine 1984′te Louise Spooner ile evlenerek üç üvey çocuk sahibi oldu.

Geliştirdiği 40′tan fazla makinenin patentini alan Taylor’un, bir mucit olarak kariyer yapması mümkünken, ilgi alanı çalışmanın rasyonelleştirilmesine yönelikti. Ustabaşı olarak çalıştığı dönemde bile, çalışma sürecini zaman ve hareket araştırmaları (1891′den sonra) sayesinde ayrıntılı bir biçimde incelemiş ve büyük bir zaman kaybının söz konusu olduğunu saptamıştı. Her işçinin en etkin biçimde çalıştırılması üzerine hesaplar yaptı. Çalışma sürecini, zamanı hesaplanmış belirli küçük işlere ayırmayı önerdi.

1901: Meslek Hayatından Ayrılması Taylor 1890′da Manufacturing Investment Company’ye yönetici olarak girdi ve burada üç yıl çalıştı. Ardından,1901′e kadar çeşitli işletmelerde mühendis olarak çalıştı ve bu dönemde başkaları yanı sıra pik demirin elde edilmesine ve işlenmesine ilişkin metotları denedi ve yüksek hız çeliğini geliştirdi. 45 yaşına geldiğinde, artık çalışmasına gerek bulunmadığını ileri sürerek düzenli meslek yaşamına son verdi. İş hayatından çekilmesinin bir nedeni de sağlığının bozulmuş olmasıydı.

1911: Bilimsel Yönetim İlkeleri Taylor 1903′ten sonra bilimsel şirket yönetimi kavramı üzerinde çalıştı ve bu araştırmalarınım sonucunu 1911′de The Principles of Scientifıc Management (Bilimsel Yönetimin İlkeleri) adı altında yayınladı. Taylor ba yapıtında topladığı çalışmalarına dayanarak çalışma gücünün daha etkin bir hale getirilmesi için öneriler sundu. Buna göre işgücünün, düşünmeyi gerektirmeyen ya da çok az düşünülerek yapılabilen en ufak, yinelenen birimlere bölünmesi lazımdı. Böylelikle gereksiz hareketler ve gizli ara vermeler önleyebilecekti. Taylor ayrıca personel seçimine ve daha iyi bir denetlemeye ilişkin önlemlerin alınmasını önerdi. İş bölüşümünü ve koordinasyonunu işlev denetçileri. düzenlemeliydi. Kendisini bir reformcu olarak gören Taylor,işçilerin çalışmalarına göre ayarlanan ücretlerle motive edilmesini istiyordu

RUSSEL ROBB (1864-1927)

“Amaç ve Şartlarla Etkilenen Organizasyon” isimli eserinde askeri organizasyonların işletme organizasyonları için de uygun olabileceğini, ancak organizasyonların ulaşılmak istenen amaçlarla yakından ilgili olduğunu savunmuştur.

FRANK BUNKER GILBRETH (1868-1924) & LILIAN MOLLER GILBRETH

Amerikalı bir çift. Mühendis olan Frank ile psikolog olan lilian birbirlerinin bilgilerinden yararlanarak ve özellikle taylor’ın yazılarından etkilenerek bir işin yapılmasında en etkin ve verimli hareketlerin (özellikle insan açısından en kolay) neler olduğu konusunda tam bir takım çalışması oluşturmuşlardır. Bu çalışmada taşıma, tutma, arama, monte etme gibi iş hareketleri 17 adet therblig denilen sembollerle ifade edilerek, işi yapmanın en iyi metodunun belirlenmesinde ve iş eğitimlerinde bu sembollerin kullanılmasını önermişlerdir. Frank’in geliştirdiği teknikler inşaat, kanal yapımı, eğitim, tıp ve savunma konularında uygulanmış ve eşinin katkılarıyla insan faktörüne daha fazla önem vermiştir.

HENRY LAURANCE GANNT (1861-1919)

Taylor ile çalışmış Amerikalı mühendistir. Taylorizmin sosyal yönünü geliştirmiştir. İş yönetiminde yararlanılan bir çok grafik geliştirmiştir. Bunlardan bir tanesi kendi adını taşır. Yapılacak işlerin birbirlerine göre zaman ve öncelik ilişkisini gösteren Gannt şemasını, standart üretim miktarı üzerindeki üretimler için işçilere ödenecek bir prim sistemini (teşvikli ücret sistemini) geliştirmiştir.

RALPH M. BARNES

Endüstri mühendisliği alanında ilk doktora tezini 1933 yılında ABD Cornell Üniversitesi’nde metod etüdü konusunda yapmıştır. Bu tez daha sonra Metod ve Zaman Etüdü adıyla kitap haline getirilmiştir.

H. MUNSTERBERG

Çalışanların iş yerlerindeki sosyal ve psikolojik özelliklerini inceleyen çalışmalar yapmıştır. 1913 yılında bu konuda “Psikoloji ve Endüstriyel Verimlilik” isimli kitabı yayınlanmıştır. Bu konu daha sonraları endüstri psikolojisi, endüstri sosyolojisi, işçi sağlığı ve iş güvenliği, ergonomi-insan faktörü mühendisliği dalları ile çeşitlenmiştir.

WALTER SHEWART

1924 yılında ABD’de Bell Telefon Laboratuvar’larında çalışan doktor Shewart istatistiği üretimin çeşitli noktalarında örnekleme yaparak ürün kalitesinin ekonomik bir şekilde kontrolü amacıyla kullanmıştır. "Economic Control Of The Quaşity Of Manufactured Product” isimli kitabı 1931 yılında yayınlanmıştır. Bu konu daha sonra geniş ölçüde kullanılmaya başlanmıştır.

F. W. Harris

1914’te ekonomik imalat miktarlarının saptanmasında matematiğin önemli olduğunu savunmuştur.

F. E. RAYMOND

1931’de matematiğin envanter kontrolü modellerinde kullanılmasının yararlı olduğunu savunmuştur.

G. W. IRESON

1930’da mühendislik ekonomisi formüllerinde matematikten yararlanmıştır.

NORBERT WIENER(1894-1964)

Sibernetik biliminin kurucusudur (1947). Bu bilim günümüz otomatik kontrol ve otomasyonun temel özelliğini gösterir. Veriyi alma, işleme, bilgi haline dönüştürme ve kullanma safhaları ile geri beslemeli bir çevrimi ifade eder.

L. VON BERTALENFFY

Sibernetiğin tüm sistemlerin ortak bir özelliği olduğunu göstermiştir (1951). Yani teknolojik sistemlerin yanı sıra yönetim sistemlerinde de sibernetiğin önemli katkıları olacağını söylemiştir.

KAYNAKLAR

1.Sanayi Mühendisliğine Giriş- İ. İlhami Karayalçın

2.Endüstri Mühendisliğine Giriş – Mehmet Tanyaş

3.www.kimkimdir.gen.tr

4.www.geocities.com/alikircali

5.Ana Britannica

6.Ekonomi Ansiklopedisi – Paymaş yayınları

7.Ekonomi Sözlüğü – Milliyet yayınları

Enerji, Enerji Çeşitleri, Enerjinin Tasarruflu Kullanımı, Türkiye’nin Enerji Konusund

06 Kasım 2007

ENERJİ, ENERJİ ÇEŞİTLERİ, ENERJİNİN TASARRUFLU KULLANIMI, TÜRKİYE’NİN ENERJİ KONUSUNDAKİ SIKINTILARI Hareket eden her canlı enerji harcar. Örneğin; uyurken, koşarken, yürürken enerji harcamış oluruz.Canlılar enerjiyi beslenerek alırlar.

Enerji çeşitleri:

a)Isı enerjisi=Güneş

b)Kinetik enerji=Oyuncaklar

c)Potansiyel enerji=Dalda duran elma

d)Elektrik enerjisi= Makineler

Isı enerjisi

En büyük ışı kaynağı güneştir. Sobalarımızda odun, kömür veya doğal gaz yanınca etrafına ısı verir. Bu da öncelikle etrafın ısınmasını sağlar. Yakıtların yanmasıyla açığa çıkan enerjiye ısı enerjisi denir.

Kinetik enerji

Hareket halindeki cisimlerin veya maddelerin sahip oldukları enerjiye Kinetik enerji denir.Örneğin; hareket eden araba, uçak,otobüs gibi.

Potansiyel Enerji

Duran bir cismin depolanmış enerjisine Potansiyel enerji denir. Diğer adı durum enerjisidir. Örneğin dalda duran elma.

Elektrik enerjisi

Bu enerji türü her an kullanılmaya hazır olan bir enerji türüdür. Evlerimizde kullandığımızda ampuller, fırın, buzdolabı gibi.

TÜRKİYE’NİN KULLANDIĞI ENERJİ ÇEŞİTLERİ

Taşkömürü

TÜBİTAK’ın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’nin taşkömürü toplam rezervi 1127 milyon ton. 1998 yılında taş kömür üretimi 2.1 milyon ton olarak gerçekleşti. İhtiyaç duyulan taşkömürü giderek artan miktarlarda ithal ediliyor. 1998 yılı ithalatı 10 milyon ton dolayında bulunuyor. Önümüzdeki yıllarda yerli üretimde bir miktar artış öngörülmekle birlikte hızla büyüyen demir çelik sanayiine paralel olarak taşkömürü ithalatının giderek artması, 2020 yılında 148 milyon ton seviyesine çıkması öngörülüyor.

Petrol ve doğalgaz

Petrol, Türkiye’nin enerji ithalatında en önemli yeri tutan ve önümüzdeki yıllarda da bu önemini koruması beklenen enerji kaynağı olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de 43.7 milyon ton üretilebilir petrol mevcut olup, ilave rezerv olmaması halinde yaklaşık 13 yıl üretim yapabilecek kapasite mevcut.

Doğalgazda ise Türkiye’nin 1998 yılı üretimi 565 milyon metreküp olarak gerçekleşti. Yerli üretimin yetersiz olması nedeniyle 1987 yılından itibaren Rusya Federasyonundan doğalgaz ithal ediliyor. Ayrıca Marmara Ereğli’sinde yapılan LNG terminali Ağustos 1995 tarihinde işletmeye alındı. 1997 yılında Cezayir’den 3 milyar metreküp LNG ithalatı yapıldı.

Hidrolik enerji

Bugün işletmede 10 bin 306 MW kurulu güç bulunuyor. 1998 yılı sonu itibariyle 125 milyar kwh/yıl olan hidrolik potansiyelin halihazırda mevcut santrallerle yüzde 30’u değerlendirilmiş olup, 1998 yılında hidrolik enerji üretimi 42.2 milyar kwh olarak gerçekleşti. İnşa halindeki tüm hidrolik santrallerinin devreye girmesi ile Türkiye’nin ekonomik potansiyelinin yaklaşık yüzde 38’i değerlendirilmiş olacak. 2020 yılı itibariyle, ekonomik hidroelektrik potansiyel kurulu güç olarak yüzde 84.6 ve ortalama üretim olarak yüzde 83.3’ü değerlendirilebilecek.

Biyokütle

Biyokütle kaynakları olan odun, bitki artıkları, tezek Türkiye’de uzun yıllardan beri kırsal bölgelerdeki konutlarda ısıtma ve yemek pişirme amaçlı olarak tüketiliyor. Bu kaynaklar toplam olarak halen ülkenin birincil enerji tüketiminin yüzde 10’unu ve konutlardaki enerji tüketiminin yüzde 40’ını oluşturuyor. Biyokütle nin sanayileşmiş ülkelerdeki birincil enerji tüketimindeki payı yüzde 3’ün altında ise de, bazı ülkeler biyokütle enerji kaynağını önemli ölçüde kullanıyor. Örneğin Finlandiya yüzde 15, İsveç yüzde 9, Amerika yüzde 4 oranında biyokütleden üretilen enerjiden faydalanıyor.

Elektrik enerjisi

Bugün 21 bin 889 mw (103 milyar kwh) olan kurulu gücün 2020 yılında 109 bin mw (547 milyar kwh ) seviyesine yükselmesi öngörülüyor.

Jeotermal enerji

Türkiye, jeotermal enerji yönünden şanslı ülkeler arasında. Sıcaklığı 100°C’ye varan 600’den fazla sıcak su kaynağının varlığı Türkiye için önemli bir jeotermal enerji potansiyeli. Türkiye’nin ilk jeotermal santralı 1984 yılında, TEK tarafından Denizli-Kızıldere’ de kuruldu. 20 mw gücündeki bu santral üretim kuyularındaki CaCO3 kabuklaşma problemine rağmen kurulduğu yıldan bu yana elektrik üretimine devam ediyor. Türkiye’de jeotermal enerjiye dayalı bina ve sera ısıtmacılığı da hızla gelişiyor. Balıkesir-Gönen, Kütahya-Simav, Kırşehir, Kızılcahamam, İzmir-Balçova vb. alanlarda 50 binden fazla konut günümüzde jeotermal enerji ile ısıtılıyor. Hava kirliliği yaratmayan bu kaynakla yapılan bina ısıtmacılığı diğer kaynaklara oranla çok daha ucuza mal oluyor. Ülke sathında 2 bin 843 mwt olan potansiyelin toplam 250 mwt dolayındaki bölümü kullanılmış olup, bunun önümüzdeki yıllarda giderek artması bekleniyor.

Güneş

Türkiye’de güneş enerjisi potansiyeli açısından birçok ülkeye göre şanslı durumda. Ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2 bin 640 saat (günlük toplam 7.2 saat) olup, ortalama toplam ışınım şiddeti metrekareye yılda bin 311 kwh (günlük ortalama 3,6 kWh/m2) olduğu hesaplandı. En fazla güneş enerjisi alan bölge Güneydoğu Anadolu olup, bunu Akdeniz Bölgesi takip ediyor. Güneş enerjisi teknolojileri, termal güneş sistemleri ve fotovoltaik sistemler olarak ikiye ayrılıyor. Güneş enerjisi ısıtma, kurutma, tuzlu suyun damıtılması, yemek pişirme, yüzme havuzlarının ısıtılması, soğutma, proses ısısı sağlama gibi alanlarda kullanılıyor. Ancak güneş enerjisi uygulamalarının en yaygın ve ekonomik olanı sıcak su sistemleridir.

Rüzgar

Türkiye’de rüzgar santrallerinin kurulması yolunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na Yap İşlet Devret modeli çerçevesinde 1400-1500 MW civarında toplam 48 adet başvuru oldu. EİEİ tarafından yapılan rüzgar enerjisi çalışmalarında Çanakkale Boğazı civarı, Bozcaada, Gökçeada, Sinop, Bandırma, Ayvalık, Dikili, Çeşme, Bodrum, Antakya, Silifke ve Mardin yörelerinin rüzgar enerjisinden yararlanılabilecek alanlar olduğu tespit edildi.

Hidrojen

Geleceğin enerjisi olarak adlandırılan hidrojen, suyun elektrolizi veya ısıl parçalanması ya da kömür veya petrol ürünlerinin parçalanması gibi çeşitli yöntemlerle üretilebiliyor. Günümüzde ABD, Almanya, Kanada ve Rusya gibi ülkelerin yansıra Uluslararası Enerji Ajansı gibi kuruluşlarda araştırma ve geliştirme çalışmalarına önemli kaynaklar ayırıyor. Japonya, 2020 yılına kadar hidrojen araştırmaları için 4 milyar dolar ayırdı. UNIDO işbirliği ile Türkiye’de Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) projesi ile hidrojen çağına adım atılması hedefleniyor.

Nükleer enerji

Son yıllarda Türkiye’de enerji sektöründe en çok tartışılan konuların başında da nükleer enerji geliyor. Bu nedenle nükleer santral kurma çabaları 1969 yılından bu yana, 30 yıldır gündemde olmasına rağmen henüz bir gerçekleştirilemedi. Bugün dünyada 33 ülkede nükleer santral mevcut. 1997 yılı itibariyle 437 ünite işletmede olup, toplam kurulu güç 351 bin mw. Nükleer elektrik üretimi ise 2 milyar mwh seviyesinde bulunuyor. Bu miktar dünya elektrik üretimin yüzde 18’ini oluşturuyor. 1994 yılı dünya nükleer elektrik üretimi 470 milyon ton petrole karşılık geliyor ve Suudi Arabistan’ın 1993 yılı petrol üretiminden fazla. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca yapılan projeksiyonlara göre ilk nükleer santralın 2005 yılında, ikincisinin ise 2008 yılında işletmeye alınması öngörülüyor. 2020 yılına kadar Türkiye’nin nükleer kurulu gücünun 10 bin mw seviyesine ulaşması hedefleniyor.

ENERJİ TASARRUFU

Evde enerji tasarrufu enerjinin akıllıca kullanılışı anlamına gelir ve gereksiz enerji tüketimini önlemekle yapılır. Enerji ihtiyacı ve kullanımı açısından üzerinde en fazla durulması gereken grup ailedir. Çünkü toplumda aileler, diğer kaynaklarda olduğu gibi enerji kaynaklarının kullanımı ve tüketiminde de rol oynayan en önemli tüketici gruplarından biridir. Sağlıklı, rahat, temiz ve etkin bir ev ortamının yaratılabilmesi için yürütülen ısınma, aydınlatma, temizlik, kişisel bakım gibi çeşitli faaliyetler için aileler enerji kaynaklarını kullanmakta ve buna bağlı olarak her ay bütçelerinden binlerce lira harcamaktadır.

Evde toplam enerji kullanımının yaklaşık %40’ı sıcak su sağlama, yiyecek hazırlama ve pişirme, bulaşık yıkama, çamaşır yıkama, aydınlatma, kişisel bakım, eğlenme, dinlenme ve iletişim gibi faaliyetler, %60’ı da konutun sahip olduğu özellikler ile ilişkilidir.

Özellikle konutlarda tüketilen enerjinin toplam enerji tüketiminin yaklaşık 1/3 oranında olduğu dikkate alınırsa bu alanda yapılacak tasarrufun hem aile açısından hem de çevre açısından önemi ortaya çıkmaktadır.

EVLERİN ISITILMASINDA ENERJİ TASARRUFUIsı elde etmek için elektrikli sobalar yerine gaz sobaları tercih edilmelidir.Kötü takılmış kapı ve pencerelerdeki boşluklar ve hava girişleri kontrol edilerek gerekirse izolasyonları sağlanmalıdır.Yerleri halı kaplamak zeminde ısı kaybını azaltacaktır.Kalın astarlı perdeler kullanılarak pencerelerden ısı kaybı azaltılmalıdır.Perdeler radyatör önlerini örtmeyecek şekilde kapatılmalıdır.Odaları havalandırmak için pencereler uzun süre açılmamalıdır. 3-4 dakikalık süre yeterlidir.Radyatörler yaldız boya ile boyanmalıdır.Radyatörlerin üst tarafına mermer levha veya kafesler konmamalıdır.Çamaşırlar radyatör üzerinde kurutulmamalıdır.Kullanılmayan odalar ısıtılmamalı ve kapıları kapalı tutulmalıdır. Ancak bu odaların sıcaklığının 10 °C altına düşmemesine dikkat edilmelidir.Kullanılan odaların sıcaklığı 18-21 derece arasında tutulmalıdır.Bacalar kış aylarına girmeden önce kontrol ettirilerek temizletilmelidir.MUTFAKTA ENERJİ TASARRUFU

Yiyecek hazırlama ve pişirme faaliyetlerinde doğru tipte pişirme araçlarının kullanımı ile de enerjiden tasarruf sağlanır.

Her şeyden önce yemekler mümkün olan en az suyla pişirilmeli ve tencerenin kapağı sıkı bir şekilde kapalı tutulmalı, yemek kaynamaya başladıktan sonra ocak iyice kısılmalıdır. Çünkü kaynama başladıktan sonra verilen yüksek ısı daha çok suyun buharlaşmasından, dolayısıyla da enerjinin boşa harcanmasından başka hiç bir işe yaramaz. Ayrıca kapların sadece tabanına ısı verecek şekilde alev ayarlaması yapılmalıdır. Kabın kenarlarından alev taşmamalıdır.

Düdüklü tencere olarak adlandırılan basınçlı tencereler, özellikle uzun süre pişmesi gereken yiyeceklerin pişirilmesinde yakıt tasarrufu sağladığı için tercih edilmelidir.

Basınçlı tencerelerin kullanılmadığı pişirme işlemlerinde ise pişirmenin daha kolay ve kısa sürede olması için kenarları kıvrımsız, tabanı düz, yan yüzleri dik ve tabanla birleştiği yerde hafif yuvarlak olan kaplar kullanılmalıdır.

Ocakların verimli yanmalarını sağlamak için daima temiz tutulmalıdır.

Yiyecekler pişerken fırın kapağını sık sık açmak her seferinde soğuk havanın fırın içine girmesine, dolayısıyla da enerji kaybına neden olmaktadır. Bu nedenle kapak gereğinden fazla açılmamalıdır.

Birçok yiyecek için pişirilirken fırının önceden ısıtılmasına gerek yoktur.

KONUTLARIN AYDINLATILMASINDA ENERJİ TASARRUFUKullanılmayan alanlar aydınlatılmamalıdır.Çok sayıda ufak ampul yerine büyük bir ampul kullanılmalıdır.Çalışırken masa lambası kullanılmalıdır.Ampullerin üzerine ışığı az geçiren abajurlar kullanılmamalıdır.Genel ışıklandırma yerine kısmi ışıklandırma tercih edilmelidir.Duvarlar açık renklere boyanarak daha çok ışık yansıması sağlanmalıdır.Merdiven aydınlatılmasında küçük ampullerin kullanılmasına özen gösterilmelidir.Evimizde enerji kaybına engel olmak için halojen ve normal ampuller yerine floresan lambalar kullanılmalıdır. Böylece %40 oranında enerji tasarrufu sağlayabiliriz.SU TASARRUFUDamlayan musluklar tamir ettirilmelidir.Su akıtırken daha az akıtan duş başlıkları ve muslukları kullanılmalıdır.Diş fırçalarken musluklar kapatılmalıdır.Mümkün olduğunca küveti doldurmak yerine duş alarak yıkanılmalıdır.Kısa sürede duş alınmalıdır.Sifon asgari çekilmelidir. (Her sifon çekildiğinde, beş günlük içme suyu kaybedilmektedir)Bulaşık ve çamaşır makinelerini tamamen doldurmadan çalıştırmamalıdır.Randımanlı su kullanan aletler tercih edilmelidir. Özellikle çamaşır ve bulaşık makinelerin böyle olmasına dikkat edilmelidir.Sıcak su musluğu açıldığında suyun ısınmasını beklerken akıtılan suyun ziyan olmaması için kova doldurulup bu su gereken farklı yerlerde kullanılmalıdır (Örneğin, çiçek sulama, tuvalete dökme, balkon yıkama).Ne kadar az su kullanırsak o kadar az depolanmış su gerekir ve o kadar az atık su oluşur. Biz de boşa harcadığımız suyu kesmekle su faturalarından kolaylıkla %25 oranında tasarruf sağlamış oluruz.

TÜRKİYE’NİN ENERJİ KONUSUNDAKİ SIKINTILARI

HABERLER :

1- NTVMSNBC İnternet sitesi

http://www.ntvmsnbc.com 23.Ekim.2001

Enerji Bakanı Zeki Çakan, Japonya ve Türkiye hükümetlerinin işbirliği ile kurulan enerji tasarrufu uygulama tesisinin açılışını yaptı. Çakan, açılış konuşmasında, Türkiye’nin enerji ithal eden bir ülke olduğunu ve 2000 yılı itibariyle enerji arzının yüzde 66’sının ithal edildiğini belirtti.

Çakan, 2020 yılında bu rakamın yüzde 78 olmasının beklendiğini ifade ederek, Türkiye’de enerji tasarrufunun önemini vurguladı. Çakan, şöyle konuştu:

“Sanayi sektöründe yıllık 1 milyar dolar enerji tasarrufu potansiyeli belirlenmiştir. Bu nedenle Türkiye enerjisinin verimli kullananımı ve enerji tasarrufu konularının üzerinde önemle ve hassasiyetle durmaktadır. Tasarruf edilerek kazanılabilecek enerjiyi üretmek için pahalı yatırımlara ve uzun zamana ihtiyaç vardır, oysa enerji tasarrufu daha çabuk ve ucuza elde edilen bir enerji kaynağıdır.”

Enerji tasarrufu projesi kapsamında, mini bir fabrika şeklinde yapılan tesiste verilecek eğitimin uygulanması ile enerji kullanımında yüzde 10 oranında tasarruf sağlanabileceği öngörülüyor.

2-Elektrik Mühendisleri Odası Yayınları (EMO)

http://www.emo.org.tr

Ülkemizde Enerji Krizi Yoktur. Enerjide Yönetim Krizi ve Çok Başlılık Vardır!

Enerji yetmezliği değil enerji bürokrasisi yetmezliği vardır!

Ülkemizde özellikle son on yılda deneyimli bürokratlara el çektirilerek, bir kriz ortamı yaratılmaktadır. ETKB, TEAŞ, TEDAŞ, TKİ, DSİ, EİEİ, MTA, BOTAŞ, DPT ve Hazine Müsteşarlığı arasında bir çok başlılık ve koordinasyon eksikliği vardır.

Ülkemiz bugün 26.300 MW’lık kurulu gücü ve 160.000.000.000 kwh’lik yıllık üretim kapasitesine karşın 18.000 MW’lık puant değerini ve 118.000.000.000 kwh’lik ülke ihtiyacını karşılayamıyorsa burada sorgulanması gereken enerji bürokrasisidir. Enerji yetmezliği değil enerji bürokrasisi yetmezliğini sorgulamak gerekir.

Ülkemiz bugün tüketime sunduğu her yüz birim enerjinin yirmi birimini (Ülkemizde %20 olan kayıp oranı gelişmiş ülkelerde % 6-10 arasındadır. OECD ortalaması ise % 7′dir.) yani yirmibirmilyar kwh enerjiyi kötü dağıtım hatlarında kaybetmektedir. Bu ise iki adet 1.000 MW’lık Nükleer Santralın yıllık üretimine eşittir. Altyapıya yapılacak çok daha az bir yatırımlarla kayıplar gelişmiş ülkeler seviyesine çekilebilir.

Termik santrallerimizde kapasite kullanma oranı gelişmiş ülkelerin % 15-20 gerisindedir. Termik santrallere yapılacak yatırımlarla hem kapasite kullanma oranı yukarı çekilecek hem de verimleri artacaktır. Buralarda yapılacak yatırımlarla 1.000 MW’lık bir Nükleer Santralın üretimine eşit bir üretim sağlanabilir.

Ülkemizin 2010 yılında 375.000.000.000 kwh ve 2020 550.000.000.000 kwh brüt enerji ihtiyacı olacağı söylemi bir fantezidir. Bu varsayımlar, "hiç altyapı yatırımı yapmayacağım ve bugünkünden daha kötü bir yönetimle enerjiyi çarçur edeceğim" demektir. (sadece dağıtım hatlarında yapılacak yatırımlarla % 10′luk bir iyileştirme sağlanırsa bu talep tahminleri otomatikman % 10 aşağıya çekilecektir.)

Gerek geçmiş yıllar trendi incelendiğinde gerekse gelişmiş ülkelerin durumuna bakıldığında böylesine abartılı bir talebin olamayacağı görülmektedir.

ETKB ulusal kaynakları alabildiğine küçük, talebi de olabildiğince büyük göstererek Akkuyu Nükleer Santral projesini haklı göstermeye uğraşıyor. DPT, biri 30 Haziran 1999′da diğeri ise 11 Ekim 1999′da iki kez ETKB’ye mektup yazarak, olur verdikleri projelerle ülkemizin 2000 yılından itibaren bir atıl kapasiteyle karşılaşacağını açıkça belirtmiştir.

Öncelikle gerçekçi ve merkezi bir enerji planlaması yapılmalıdır. Ülkemizde geleceğe yönelik projeksiyonlar ve planlamalar genellikle bugünkü üretim/tüketim dengesine ve bugünkü kurulu güç/puant dengesine dayandırılmaktadır. Oysa yapılması gereken fiili tüketimin esas alınması ve ondan geriye doğru gidilmesidir. Bu tüketim değerinin üstüne gelişmiş ülkelerdeki dağıtım kayıpları oranı olan %8 ilave edilmeli, daha sonra iletim kayıpları ve diğer kayıplar ilave edilmelidir. Bu noktadan hareketle önce yıllık nüfus artışı daha sonra da yıllık büyüme oranları esas alınarak gelecek yıllara yönelik planlamaya gidilmelidir. Geleceğe yönelik projeksiyonlardaki bir diğer hata ise son beş yıldaki artış trendinin gelecek otuz yılda da süreceği varsayımıdır. Oysa gerçekçi bir planlamayla artış trendinin 2010 yılı itibarı ile düşeceği söylenebilir. Bugün gelişmiş ülkelerdeki yıllık artışların % 1′ler civarında olduğu unutulmamalıdır. Özellikle termik santrallerin baca gazı arıtma ve kül tutma tesisleri hızla devreye sokulmalı ve çevreye olan etkileri azaltılmalıdır. Böylelikle kapasite kullanma oranı yukarı çekilecektir. 1997 yılı içerisinde termik santrallerde ortalama kapasite kullanma oranı %55′tir. Bu oran % 65′lere çekilerek sisteme bugünkü kurulu güçle yaklaşık yedi milyar kwh enerji verilebilir. Termik santrallerde hızla otomasyona geçilerek santrallerin verimi yukarıya çekilmelidir. Uygun bir fiyat politikası benimsenerek özellikle puantın yüksek olduğu saatlerde (17.00- 22.00 saatleri arası) puantı aşağı çekebilecek önlemler alınmalı – tarifeli sayaçlar vb – ve varolan kapasite ile daha uzun süre sisteme düzenli enerji verilebilecektir. Kademeli bir şekilde az enerji tüketen ev aletleri ve az enerji tüketen sanayi tesislerine geçilmelidir. Öncelikle ulusal kaynaklarla çözüme yönelinmeli ve gerek proje, gerek plan, gerekse başlanılmış olan ve bitirilmiş olan toplam 702 hidroelektrik santralın (sadece 510 adedinin ekonomiklik analizi yapılmıştır.) tümünün çalışmaları tamamlanmalıdır. Böylelikle hem ucuz enerji üretilecek hem de tüketime ucuz elektrik verilerek sanayinin rekabet gücü artırılacaktır. Elektrik enerjisi üretimindeki dışa bağımlılık en alt düzeye indirilecektir. Gelişmiş ülkelerde kullanılan Energy Managment System (EMS) ve Supervisory Control And Data Acqusition (SCADA) sistemleri hızla devreye sokularak etkin bir yük izleme ve yük yönetimi sağlanmalıdır. Dünyadaki yeni elektrik enerji üretim teknolojileri hızla gündeme alınmalı ve bu konudaki pilot uygulamalar teşvik edilmelidir. Ülkemizin acilen bir rüzgar haritası çıkarılmalı ve bu konudaki potansiyel tespit edilmelidir. Bugün rüzgar türbinlerinde pilot uygulamalarda 1000 MW’lar düzeyine çıkılmıştır. Maliyetlerde termik santrallerde yarışabilir düzeydedir. Rüzgar konusunda hızla pilot uygulamalar başlatılmalıdır. Güneş enerjisinde en çok oranda yararlanma konusunda teşvik edici bir politika benimsenmelidir. Fotovoltaik piller henüz elektrik enerjisi üretimi için ekonomik değildir. Ancak özellikle güneyde su ısıtmada güneş enerjili sistemler teşvik edilmeli ve bu işler için harcanan elektrik enerjisinden tasarruf sağlanmalıdır. Fotovoltaik piller 2015 – 2020 yıllarından itibaren kwh başına maliyetlerinin makul düzeylerde olacağı bilinmektedir. Bu konudaki AR GE çalışmalarına başlanmalıdır. Sadece %2.97′sinde yararlanılan ülkemizin 2450 MW’lık jeotermal potansiyelinin tümüyle kullanılması konusunda gerekli yatırımlara gidilmelidir. Elektrik tüketiminde tasarrufu teşvik edici uygulamalara gidilmelidir. Elektrik enerjisinin verimli kullanımı konusunda merkezi projeler geliştirilmeli, özellikle elektrik enerjisinin yoğun olarak kullanıldığı çimento ve demir çelik sektörlerinde hızla az elektrik tüketen teknolojilere yönelinmelidir. Elektrikli ev aletlerinde kademeli olarak az enerji tüketen teknolojilere geçilmelidir. Üretim, iletim ve dağıtımda bozulan merkezi yapı yeniden oluşturulmalı ve sistemin bütünlü¤ü sağlanmalıdır. Özelleştirme uygulanmalarından hızla vazgeçilmelidir. Özelleştirilmiş olan bölgeler derhal merkezi sisteme dahil edilmelidir. Planlama ve karar vermede çok merkezli yapı terk edilmeli ve ulusal düzeyde konunun tüm taraflarının özellikle (EMO ve tüketici temsilcileri bu kurulda yer almalıdır.) yer aldığı Elektrik Enerjisi Ulusal Kurulu oluşturulmalıdır. Sektördeki ekonomik olmayan küçük ölçekli yatırımlardan vazgeçilmelidir. Bu konuda merkezi kurul optimum ölçekleri belirlemelidir. Siyasi nedenlerle kenara itilmiş olan deneyimli kadrolar derhal sistemin ilgili birimlerinde görevlendirilmelidir. Oluşturulacak olan merkezi kurula siyasi iktidarların kolayca müdahale edemeyeceği özerk bir yasal statü kazandırılmalıdır. Başta Avrupa Enerji Şartı (ki bu sözleşmeyi dönemin hükümeti TBMM’ne onaylatmadan imzalamıştır) olmak üzere ülkemiz enerji sektörü üzerine ipotek getiren tüm uluslararası sözleşmeler iptal edilmelidir. Özelleştirme adı altında verilen tüm imtiyazlar geri alınmalıdır.

3-TEDAŞ (Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.) Resmi İnternet Sitesi

http://www.tedas.gov.tr

Türkiye 62 milyonu aşan nüfusu ile gelişmekte olan bir ülkedir. 1997 yılı sonu itibariyle kişi başına düşen Gayri Safi Milli Hasıla 3 000 ABD Dolarına ve kişi başına elektrik enerjisi tüketimimiz brüt 1 650 kWh’a ulaşmıştır. Ülkemiz, alt yapı yatırımlarını tamamlayarak, ekonomik seviyesini gelişmiş ülkeler ile rekabet edebilecek bir düzeye çıkarma noktasındadır. Bu durum özellikle enerji talebinde hızlı bir arışı beraberinde getirmektedir.

Türkiye hızlı sanayileşme sürecinde olan bir ülkedir. Bununla birlikte yerli enerji kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle kalkınmada enerji ithalatı önemli bir yer tutmaktadır. Uygulamakta olduğumuz ulusal enerji politikalarımızın başlıca amaçları şunlardır:

Ekonomik ve sosyal kalkınmayı desteklemek için yeterli, güvenilir ve ekonomik enerji arzının sağlanması;

Enerji arzının emniyetli olarak yapılması;

Artan enerji talebinin karşılanması için gereken sermaye yatırımlarının teşvik edilmesi.

Enerji sektörünün genel görünümüne bakıldığında; sanayileşme oranı ile kalkınma hızı ve artan nüfusa paralel olarak birincil enerji ihtiyacımızın yıllık ortalama % 8′ lik bir artışa sahip olduğu görülmektedir.

Yapılan projeksiyon çalışmalarına göre; 1997 yılında 71 milyon ton petrol eşdeğeri (TEP) olan birincil enerji tüketimimizin, 2000 yılında 91 milyon TEP, 2010 yılında 175 milyon TEP ve 2020 yılında ise 314 milyon TEP’e ulaşması beklenilmektedir. Birincil enerji üretimimiz dikkate alındığında ise; 1997 yılında 28 milyon TEP olan birincil enerji üretiminin, 2000 yılında 31 milyon TEP, 2010 yılında 53 milyon TEP ve 2020 yılında ise 80 milyon TEP olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Yerli enerji üretimi toplam birincil enerji talebinin 1997′de % 40′ını karşılamış olup, muhtemelen 2000′de % 34′ünü, 2010′da % 30′unu ve 2020′de ise % 26′sını karşılayacaktır.

Enerji politikalarımızın en önemli unsurlarından birisi enerji arzının kesintisiz olarak temin edilmesidir. Bu nedenle, yerli enerji üretimi ile enerji talebi arasındaki fark geçmiş yıllarda olduğu gibi yine ithalat yoluyla karşılanacaktır.

4-SABAH GAZETESİ 24.07.2000

Enerji sıkıntısına ek önlem

Enerji Bakanlığı, sıkıntıyı önlemek için ek önlem alıyor. Önlemler arasında otoprodüktör santralleri için vergi kolaylığı da bulunuyor

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji sıkıntısı çekilmemesi için ilave tedbirler almaya çalışıyor. Alınacak tedbirler arasında, otoprodüktör tesislere vergi yönünden kolaylıklar getirilmesi, daha fazla doğalgaz kullanımı, gereğinde Marmara Ereğlisi’ndeki LNG tesislerinde terminal olarak yararlanılmak üzere LNG yüklü bir tankerin yedekte bekletilmesi yer alıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan bir yetkili, özellikle kış aylarında, bütün termik santrallerin tam kapasitede çalışması gerektiğini belirterek, bunun için önlemlerin alınmaya başlandığını söyledi. Şirketler açısından akaryakıt fiyatlarının yüksek gelmeye başlaması nedeniyle, otoprodüktürlerden bir kısmının kapanmaya başladığına dikkat çeken yetkili, "Otoprodüktörleri teşvik etmek amacıyla, motorin üzerindeki akaryakıt vergisinin kaldırılması düşünülüyor" dedi.

5-SABAH GAZETESİ 09.11.2000

Zeytinyağından elektrik

Selçuk Gıda, Germencik’te yapılacak enerji santralinde, zeytinyağı fabrikalarının atığı olan "prina" adlı maddeyi kullanarak elektrik üretecek

Türkiye’nin son aylarda devamlı gündemini meşgul eden enerji sorununa İzmirli şirket Selçuk Gıda’dan farklı bir çözüm geldi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’in "Bu kışı programlı elektrik kesintisi yaşamadan geçirebiliriz" sözleriyle rahat bir nefes alınmasına rağmen, Türkiye’nin enerji sıkıntısı sürüyor. Bu nedenle harekete geçen Selçuk Gıda, zeytinyağı fabrikalarının atığı olan "prina" adlı maddeyi kullanarak elektrik üretebileceğini açıkladı. Bu nedenle bir fabrika kuracak olan Selçuk Gıda, hedeflerini bir basın toplantısıyla duyurdu.

216 megawatt enerji

Selçuk Gıda’nın Sel Enerji adıyla kurduğu yeni şirketin Türkiye’nin ilk Biomass enerji tesisi ile prinadan elektrik üreteceği belirtildi. Fizibilite çalışmaları ve prina tahlilleri tamamlanan fabrika büyük bir olasılıkla Aydın Germencik’te faaliyete geçecek. Tesis 216 megawat enerji üretecek. Aynı zamanda bir çevre koruma projesi olan sistem sayesinde fabrikada kullanılan teknoloji ile yakılacak prina çevreye hiçbir zarar vermeyecek. Üretilen elektriğin yüzde 40′ı Selçuk Gıda tarafından kullanılırken geriye kalan yüzde 60′lık bölümü ise TEDAŞ’a satılacak. 20 milyon dolara malolacak santral 14 ayda teslim alınacak. Biomass enerji santralinde yılda 200 bin ton prina kullanılması planlanıyor. Böylece bölgenin yıllık 230 bin ton olan prina üretiminin büyük bir bölümü çevre problemi yaratılmadan enerjiye dönüşecek.

Örnekleri var

Biyolojik atıkların kullanıldığı biomass enerji santralleri dünyanın çeşitli köşelerinde faaliyet gösteriyor. Ancak bir zeytinyağı üretim atığı olan prina ile elektrik üreten tesisler sadece İspanya’da bulunuyor. İspanya’da şu anda çalışan iki fabrikaya ek olarak yapılan 4 fabrikanın da inşaatı sürüyor. İtalya ve Yunanistan ise inşaata başlama safhasında.

Prina ve biomass enerji nedir?

Biomass enerji santralleri çeşitli biyolojik maddeleri yakarak çalışıyor. Ağaç kabukları ile çalışan biomass enerji de santralleri var. Zeytinyağı fabrikalarının artık maddesi olan prina ise ezelden beri yakıt olarak kullanılıyor. Ancak prinanın kullanımı sırasında büyük çevre kirliliği oluşuyor. Bir Amerikan sistemi olan "akışkan yatak teknolojisi"nde ise yakılan prina çevreye hiçbir zarar vermeden enerjiye dönüşüyor. Sistemde prinanın yakılması ile oluşan ısı ile su buharı elde ediliyor. Bundan da elektrik enerjisi üretiliyor.

6-EKONOMİ VE POLİTİKADA TREND Haber / Ayşenur Bozal

Dünyanın enerjisi tükeniyor

Enerji krizi yalnızca Türkiye’nin değil, bütün dünyanın problemi. Nüfus artıyor, sanayileşme yaygınlaşıyor, teknoloji baş döndürücü gelişmeleriyle yaşamın bir parçası haline geliyor. Enerji krizi de tüm ülkelerin kapısını çalıyor.

21. yüzyılın önemli sorunlarından birisi enerji açığı ve var olan enerji kaynaklarının istihdam edilememesi. Türkiye’de doğal olarak bu sorundan payını alıyor. Ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel faktörlerinden birisi olan enerji tüketimi artan nüfus, şehirleşme, sanayileşme, teknolojinin yaygınlaşması ve refah artışına paralel olarak büyüyor. Buna karşılık var olan enerji kaynaklarının yeterince verimli kullanılamaması, maliyetlerin gittikçe yükselmesine ve halkın en doğal ihtiyaçlarından birisi olan enerji tüketimini en pahalı fiyatlardan satın almasına sebep oluyor. Yüksek fiyatı bir yana bırakın son yıllarda ‘acaba enerji krizinin eşiğinde miyiz?’ sorusu gündemdeki sıcaklığını koruyor. Enerji sanayiinin vazgeçilmez ve en önemli girdisi olduğundan enerjideki her çeşit dalgalanma ve kesinti sanayide maliyetlerin artmasına ve sanayi ürünlerinin dünya ölçeğinde rekabet şansının azalmasına neden oluyor. Petrol ve doğalgaz gibi kaliteli fosil yakıt varlığı zaman içinde azalırken, bu kaynakların stratejik önemi yükselecek, bu kaynakların yerini dolduracak yeni enerji kaynakları geliştirilmediği sürece, fiyatları artış eğilimi içine gireceği bir gerçek. Türkiye şu an enerji konusunda yüzde 62 oranında dışa bağımlı. Yapılan araştırmalar böyle giderse, dışa bağımlılığın gün geçtikçe artacağını gösteriyor. Örneğin Türkiye’nin 2020 yılında 148 milyon taşkömürü, 74 milyon ton ham petrol, 78.5 milyar metreküp doğalgaz ithal etmek zorunda kalacağı söyleniyor.

Sabun İmalatini Arastiriniz

06 Kasım 2007

Sabun imalatini arastiriniz Sabun : Bir alkalanin yagli bir madde üstüne etkisiyle elde edilen, çamasir yikamada ve temizlik islerininde kullanila ürün .

SABUN SANAYISININ TARIHI

Eski zamanlardan beri sabunlar, asagidaki bagantiya göre yag asidi ve gliserin esterleri olan dogal yagli maddeler üstüne alkali bir iletkenin etkisiyle üretilmislerdir .

CH – COO – CH – CH – COO – CH – CH – COO – CH + 3NaOH

3CH – COONa + OH – CH – OHCH – OHCH

Yagli madde kaynaklari, her zaman bol olmakla birlikte ( bitkisel yada hayvansal sivi ve kati yaglar ) alkali etkenler, Leblanc suyunun sanayide üretimi ne kadar seyrekti. 1974′ edogru sabuncular yalnizca potasyum karbonat içerenkayi odunu küllerinden yararlanmaktaydilar. 1823′e dogru sabunlasma adi verilen tepkimenin yapisini inceleyen ve bulan fransiz kimyaci Eugene Chevreul’ ün ( 1786 – 1889 ) çalismalari sayesinde sabun sanayisi XIX.yy’ da büyük bir gelisme gösterdi. 1920′ye dogru, sabunlarin evre diyagramlarini belirleyen kimyaci Mac Bain ve arkadaslari düzenli arastirmalara basladilar ve üretim bilimsel temelere dayandirilarak gerçeklestirilmesini sagladilar. Marsilya yönetimi, seri halde ( söz gelimi sharpless, monsavon, laval yönetimlerinde ) ve otomatik olarak ( mazzoni, armour yönetimleri )gerçeklestirilebilecek bir biçimde yetkinlestirildi. Sabunla ilgili teknikler, sabun ( uzun süre, kullanilan tek temizleme araci olmustur. ) yapay deterjanlarin zorlu rekabetine karsi savas vermek zorunda kaldigi zaman çok yüksek bir yetkinlik noktasina ulastilar.

A.B.D’nin 1950′de 1.25 milyon sabun ve 0.5 milyon yapay deterjan üretirken, 1967′ de 0.5 milyon sabun ve 2.3 milyon yapay deterjan ürettigi göz önüne alirsa bu rekabetle ilgili bir fikir edinilebilir.

DEGISIK SABUNLAR

SERT SABUN ( SODYUM SABUNU )

Mutfak sabunu ( Marslya ) sabunu ilk baslarda % 62 yag asidi içermekteydi. Kullanim alanlarinda ( ev isleri, tuvalet ) yapay deterjanlarin kuvvetli rekabetiyle karsilasinca, üretimi iyilestirildi.Kehribar renginde yada yari saydam halde olan bu tür sabun yaklasik % 62 yag asidi içermekteydi. Buharla isitilan kazanlarda yada teknelerde düsük nitelikli sivi yaglarin ( zeytin, kolza, yerfistigi ) sodyum klorürlü ortamdaki alkali çözeltiye etkisiyle hazirlanir .

TUVALET SABUNU

Hemen hemen içinde hiçsu bulunmayan son derece homojen bir hamur elde edilebilecek biçimdeki enyüksek nitelikli yagli cisimlerden hareketle hazirlanir. Bu sabuna boyar maddeler, kokular, bakteri öldürücü etkenler ( deodoran sabunlar ) Ve deriyi yumusatici maddeler ( zeytinyagi, süt, lanolin, vb. ) katilir.

TRAS SABUNU

Kaliplasmis ve sikistirilmis sabunlardir .

PAYET SABUNLAR ( PULCUKLU ) SABUN YADA TALAS SABUNU

Öncelikle ayni yapida olan bu sabun, degisik biçimde bulunur ; % 78′ i yag asidinden olusmustur ve ilik ya da soguk suda hemen çözünür : Bu nedenle hassas dokumalarin yikanmasinda kullanilir. Talas sabununda % 73 yag asidi vardir. Özellikle toz deterjanlarla birlikte çamasir makinelerinde kullanilir.

POTASYUM SABUN ( YUMUSAK SABUN )

Arap sabunuda denen bu sabun ev islerinde ya da sanayide kullanilir. Arap sabunu üretiminde kullanilan sivi yaglar, keten, kenevir, karanfil ve baliktan çikarilan yaglardir. Bazli çözelti, bir potas çözeltisidir. Zayif bir çözelti, sonra da sabunlasacak sivi yag konur ve kütle kaynama noktasina yakin isitilir ve karistirilirEn sonunda kostik çözelti eklenir. Yüzeyde köpük kalmayinca ve kaynama düzenli bir hale gelirce, pisme tamamlanir. Ayrica, tatli badem yagindan hareketle bademyagi sabunu, sodyum silikat içeren sert bir sabun olan silikatli sabun, % 10 – 15 sert sabun, kum, çakil tasi ya da toz haldeki sünger tasi karisimi olan mineral sabun gibi baska sabunlarda üretilir .

ÇÖZÜCÜ SABUN

Bilesimine yaglari ve yagli maddeleri çözebilen aseton, butil alkol, heksalin, izopropil alkol, benzen, kloroform, karbon tetraklorür, klisen, terebentin, toluen, trikoloetilin ve kimi petrol türevlerinin katildigi sabun ; yagli ve çok kirli maddelerin yikanmasinda kullanilir, kireçli sulara karsi dayaniklidir. Cildi uyarmak, yumusatmak vebeslemek amaciyla kullanilan tuvalet sabunu ( Bu ürünler asiri yagli sabunlar, asiri yagli madde orani % 1 – 3 arasinda degisir . )

Diger sabun çesitleri ise sunlardir.

METAL SABUN

Genellikle agir metallerden her hangi birinin çözünen bir tuz ile alkali bir sabunun tepkimesinden olusan sabun

PUL SABUN

Yag asitleri ile reçine asitlerinin orani en az % 78 olan, küçük yada iri parçali, ince ve düzgün pulcuklardan olusan sabun

AYDAM SABUN

Homojenligini korumasi, eloktrelitlere karsi duyarsiz hale getirilmesi için, yapisina seker, gliserin ya da bir alkol katilan sabun

SIVI SABUN

Bilesiminde % 36 oraninda hindistan cevizi yagindan elde edilmis potasyum sabunu bulunan sulu çözeltiye denir.

TIBBI SABUN

Badem yada çekirdek yaginin sodyum hidroksit çözeltisiyle sabunlasmasi sirasinda ilk asamada elde edilen sabun : bu sabunlar kir çikartmaktan çok dezenfektan olarak kullanirlar.

TOZ SABUN

Yag asitleri ile reçine asitlari orani en az % 82 olan toz halinde sert sabun ( Toz sabunlar çamasir için özel hazirlanir.

YÜZER SABUN : Yogunlugunu suyun yogunlugunun altina düsürmek için karistirma yoluyla içine hava katilan sabun

YARI PISMIS SABUN : Kismi bir tuzlama yapilsin yada yapilmasin sicakta hamurlastirma islemiyle elde edilen sabun

SOGUK ÜRETIM SABUNU : Sivi durumda katilin dolgu maddeleriyle alkali kostik çözeltinin isi veren tepkimesi sonunda elde edilen sabun.

PONZA SABUNU : Bu sabunun diger ismi ise mineral sabundur. Bilesimine ponza tasi katilan bir sabundur .

SABUNUN ÜRETIMI

Sabun ilk olarak içyagi, yer fistigi yagi, palmiye özü yagi, hindistan cevizi yagi, zeytinyagi vb. gibi yagli maddelerden lede edilen yag asitleri ile sodyum tuzlarinin tepkimesinden olusur. Yagli madde karisiminin seçimi, yerel ekonomik kosullara ve üründe bulunmasi istenen ( kir sökme, köpürme ve yüzey islatma, yumusaklik verme vb. ) göre yapilir. Klasik sabun üretimi yada tam deyimle Marsilya yöntemi, su dört evreden olusur : sabunlasma, yikama, pisim, sivilastirma. Sabunlasma evresi sodyum hidroksitle kimyasal bir tepkimenin gerçeklestrilmesine dayanir ; Yikama asamasinda sabun üretiminin önemli bir yan ürünü olan gliserol ayrilir ve sabun tek basina elde edilir ; Pisim sabunlasmayi saglar ; Sivilastirmaysa sabunun daha sonra kolayca kullanilabilecegi fiziksel bir biçime sokulmasi islemidir. Sabuncu ustasinin uzun bir çiraklik dönemi boyunca görgü yoluyla ögrenerek uyguladigi bu farkli asamalardaki kimyasal tepkimeler, yapilan arastirmalarla anlasilmis, dolayisiyla bunlarin denetim altina alinmasi saglanmistir. Günümüzde bu sürecin tamami çok iyi bilinmektedir; bu dört evrenin genellikle otomatik ve en iyi biçimde kesintisiz olarak uygulanmasi, modern sabunculugun temelini olusturur. Bu asamalardan sonra sivi sabun, tüketicilerin kullandigi parça sabunlari dönüstürülür. Bitirme denen bu son asama kurutma, yogurma, kaliplama, kesme, markalama ve nihayet ambalajlama islemlerini kapsar. yogurma sirasinda sabuna kendi özelliklerini ürüne aktaran dolgu maddeleri, talk pudrasi, parfümler, boyar maddeler, ali koyucular, deodoranlar vb. gibi katki ürünleri ilave edilir.Bumaddelerin türleri ve miktarlari, elde edilen ürünün kullanim amacina ( el sabunu, tuvalet sabunu bakteri öldürücü sabun vb. ) göre degisir. Son yillarda çamasir makinelerinde kullanilmak üzere özel toz sabunlar gelistirilmisti .

Karmasik formüllü bu tür sabunlar, patent haklari ile koruma altina alinmislardir. Bu ürünlerin bilesiminde sabunun yani sira ayrica, sudaki kireç tasiyla olusan kireçli sabunlari dagitan etkenlerle çamasirin sertlesmesine yol açan bu kireçli sabunlarin çamasir üzerine çökmesini önleyen etkenler bulunur.Günümüzde petrol türevleriden elde edilen klasik deterjanlarla bu yeni toz sabunlar arasinda yogun bir rekabet sürmaktedir.

Türkiye’ de, sabun üretimi oldukça eski tarihlere dayanmakta, resmi kayitlara göre XIX. yuzyil baslarinda Antakya’ da tas kazanlarda sabun yapildigi bilinmektedir.Günümüzde ise, birkaç büyük tesis disinda sabun üretimi, çok daganik ve küçük kapasiteli imalathanelerde yapilmaktadir. Öte yandan sabun’ un önemli hammaddelerinden sudkostik ve donyaginin büyük bir bölümü yurt disindan saglanmaktadir. 1992 yilinda, Türkiye sabun üretimi 160.000 ton, yurtiçi talep 100.000 ton olmus, sabun dis satimi 60.000 ton, disalimi ise 2.000 ton olarak gerçeklesmistir.

KAYNAKLAR : Gelisim Hachette

Büyük Laroussea

Meydan Larousse

Did Daire Başkanlığı Notu

06 Kasım 2007

DİD DAİRE BAŞKANLIĞI NOTU

Dünyadaki küreselleşme sürecinde enerji çok önemli bir yer tutmaktadır. Jeostratejik konumuna baktığımızda ise yakın bir gelecekte doğu ile batıyı birleştiren bir enerji köprüsü ve terminali olmaya aday olan ve ihtiyacı olan enerjinin %60’ını ithal yoluyla karşılayan ülkemizin hızla büyüyen ekonomisinin ihtiyacı olan enerji ile su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesi için ihtiyaç duyulan yatırımları da düşündüğümüzde Bakanlığımızın dünyanın birçok ülkesi ile gerek ikili gerekse çok taraflı dış ilişkilerinin önemi ve gerekliliği açıkça görülmektedir.

Yurt içi ve dışında petrol, gaz arama ve üretim faaliyetleri, Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesi ve Kerkük- Yumurtalık Boruhattı ile petrolün taşınması projeleri,Türkmenistan, Azerbaycan, Mısır, İran, Rusya ve Mavi Akım Gaz Boruhattı Projeleri, ülkemizin artan gaz talebinin karşılanması amacıyla LNG alımı için birçok ülke ile sürdürülen görüşmeler ve ayrıca her yıl artan elektrik tüketiminin karşılanması için gereken yatırımlarda, elektrik ve gaz sektöründeki yeni yapılanma sonucu oluşacak pazarda yeralmak isteyen birçok yabancı yatırımcı ile görüşmeler dış ilişkilerimizin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Enerji kaynaklarını geliştirmek isteyen ve enerji sektörlerinde yapısal değişiklik sürecinde olan birçok Afrika ve Asya ülkesinin de Bakanlığımızın bilgi ve tecrübelerinden yararlanmaya yönelik ikili ilişkilerimiz bulunmaktadır.

Bu tabloya bakıldığında gerek yabancı özel sektör ile gerekse Avrupa, Asya, Afrika, Amerika ve Hazar Bölgesi ülkeleriyle Hükümetler nezdinde sürdürülen ilişkilerimizde Bakanlığımızın bir Dışişleri Bakanlığı kadar yoğun bir çalışma programı vardır. Bu bağlamda enerji sektörünün siyasi, ticari ve ekonomik ilişkilerimizi pekiştiren çok önemli bir sektör olduğu görülmektedir.

Giriş

06 Kasım 2007

GİRİŞ

Bu çalışmanın amacı Klasik Tezgahlarla CNC- Tezgahlarının ekonomik yönden karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada Ön Tekerlek Bijon Saplamasının her iki tezgahta işlenmesi halinde maliyeti hesaplanmış ve bir grafiğe aktarılmıştır. Bunun sonucunda bir optimum parça sayısı bulunmuştur. Buna bağlı olarak seri imalatla işlenecek parça sayısına göre parçanın hangi tezgahta işlenmesinin daha avantajlı olacağı hakkında bir fikir edinilebilinir.

İÇİNDEKİLER 1. Maliyet Hesabı 1 2. Bir Parçanın Maliyetini Oluşturan Kriterler 1 3. Talaş Kaldırma Faktörlerinin Etkileri Ve Analizi 4 4. İşlenecek Parçanın Teknik Özellikleri 7 5. Klasik Takım Tezgahlarında Maliyet Hesabı 9 5.1. Operasyon Tayini Ve Sıralaması 9 5.2. Takım Ucu Yarıçapı Ve Yüzey Pürüzlülüklerine Bağlı Olarak (f) ilerleme Değerinin Seçimi 10 5.3. Parça Malzemesine Göre Hız Ve İlerleme Seçimi 10 5.4. Tablodan Alınan Değerlere Göre Kesme Hızları Ve Devir Sayıları 10 5.5. Tezgahın Devir Ve İlerleme Değerlerine Göre Kesme Hızlarının Hesabı 13 5.6. Kesme Kuvveti Kullanılan Enerji Ve İşleme Zamanı 14 6. Klasik Takım Tezgahlarında Elde Edilen Sonuçlara Göre Maliyetin Hesaplanması 21 6.1.Maliyet Şeması 25 7. CNC-Takım Tezgahlarında Maliyet Hesabı 26 7.1. Operasyon Tayini Ve Sıralaması 26 7.2. Parçanın CNC Programı 27 7.3. Parça Malzemesine Göre Hız Ve İlerleme Seçimi 29 7.4. İşleme Zamanı Ve Boşta Geçen Zamanların Hesabı 29 8. CNC-Takım Tezgahlarında Elde Edilen Sonuçlara Göre Maliyetin Hesaplanması 31 8.1. Maliyet Şeması 34 9. Sonuçlar 35 9.1. Optimum Parça Sayısının Bulunuşu 35 9.2. Elde Edilen Sonuçların Grafiğe Aktarılması 37 9.3. Sonuçların Değerlendirilmesi 38

1.MALİYET HESABI [2]

Genelde parça maliyetinin sınıflandırılması birçok kriterlere göre yapılır. Parça maliyetini, sabit maliyet ve değişken maliyet olarak iki gruba ayırabiliriz.

a) Sabit Maliyet:Tezgah, tesisat (su, elektrik), bina amortismanları, faiz ve kredi faizleri, sigorta gibi masrafları kapsar. Sabit maliyetin belirli bir zaman diliminde sabit kaldığı düşünüldüğünde; sabit maliyet, geçerli olduğu zaman dilimi içerisinde üretilen parça sayısına bölünürse, bir parça üzerine düşen sabit maliyet payı bulunur. Parça sayısı arttıkça bu maliyet azalmaktadır.

b) Değişken Maliyet: Değişken maliyet parça sayısıyla direkt olarak bağlantılıdır. İşçilik, işçilik sigortası, malzeme, diğer imalat masrafları, enerji ve yardımcı malzeme masraflarını kapsar.

Bu iki maliyet bir araya getirilirse parça maliyeti bulunmuş olur.

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image003.gif[/IMG] Maliyet

Toplam MaliyetDeğişken Maliyet

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image004.gif[/IMG]

Sabit Maliyet

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image005.gif[/IMG]

Parça sayısı

2.BİR PARÇANIN MALİYETİNİ OLUŞTURAN KRİTERLER [1]

– Malzeme Maliyeti (KU) : Hammadde, yarımamul maliyetleri.

– İşçilik Maliyeti (KL) : İşçilik ücretleri, personel ve yönetici maaşları, sigorta primleri, vergiler, harçlar.

– Tezgah Maliyeti (KM) : Amortismanlar ve faizler.

– Takım Maliyeti (KW) :

– Hazırlık Zamanı Maliyeti (KH) : Parça resmini inceleme, tezgah ve takım ayarlama, CNC tezgahlarda programlama maliyeti.

– Takım Değiştirme Maliyeti (KWW) :

Buna göre parçanın toplam maliyeti;

K= KU + KM + KW + KH + KWW şeklinde ifade edilir.

Malzeme Maliyeti (KU) :Malzeme imalata hammadde veya yarımamul olarak girmekte ve kaldırılan talaş miktarı kadar bir kayıp ile bitmiş parça olarak çıkmaktadır. Hesaplamalarda kullanılacak malzeme maliyeti, malzemenin firmaya giriş fiyatı olarak alınmıştır.

İşçilik Maliyeti (KL) :İşçilik maliyetinin hesaplanmasında aşağıdaki parametreler

gözönüne alınır.

L: İşi yapan operatörün saatlik ücreti.

r: İşçi ücreti hesaplanırken harcanan para.

th: Bir parçanın işlenme zamanı ise;

KL= th .L.(1+r) TL. olarak hesaplanabilir.

Tezgah Maliyeti (KM) : Tezgah maliyetini aşağıdaki parametreler belirler.

a)Tezgah Amortismanları: Tezgahın alım fiyatı, tezgahın hurda fiyatı ve tezgah ömrüne bağlı olarak hesaplanabilir.

KA= Alım fiyatı – Hurda fiyatı KA= KTa – KTu (TL / yıl)

Kullanım yılı Y

b) Tezgahın Harcadığı Enerji Maliyeti (KE) :Tezgahın talaş kaldırma esnasında

harcadığı güce ve işleme zamanına bağlıdır.

b)Tezgahın Bakım – Tamir Maliyeti (KB) : Uzun bir süresinin yıllık ortalaması alınır. (TL / yıl)

Tezgah maliyeti (KM) ‘ nin hesabında, tezgah alımındaki faizler ve tezgahın işletmede kapladığı hacmin maliyeti hesaba katılmamıştır. Buna göre;

KM= KA + KE + KB olarak hesaplanabilir.

Takım Maliyeti (KW) : Hesaplamalarda aşağıdaki parametreler kullanılır.

W: Bir takımın toplam maliyeti

Wa:Takımın satın alınma maliyeti

Wu: Takımın arta kalan hurda maliyeti

ns: Bileme sayısı

Ws: birim bileme maliyeti

Buna göre bir takım ömrüne karşılık gelen takım maliyeti;

WT= W W= (Wa – Wu) + ns . Ws ‘dir.

ns + 1

(Paydadaki ifadede ns’in 1 fazla olmasının nedeni yedekte bir takımın bulundurulmasıdır.)

N: İşlenecek parça sayısı

T: Takım ömrü

th: Takımın parçayla temasta olduğu süre

KW= WT N= T ise;

N th

KW= WT.th olur.

T

Hazırlık Zamanı Maliyeti (KH) : Hesaplamalarda L, r ve tn (harcanan yan zaman) dikkate alınır.

KL= tn .L .(1 + r)

Takım Değiştirme Maliyeti (Kww) :

kww: Bir takım değiştirme maliyeti

tw: Takım değiştirme süresi

L: İşi yapan operatörün saatlik çalışma ücreti

r: İşçi ücreti hesaplanırken harcanan para

kww= tw .L .(1 + r) ise; Kww= kww .th Kww= tw. L .(1 + r) .th olur.

T T

Bu kriterlere göre toplam maliyet;

K= [ KM + tn.L.(1 + r) ] + [ (WT.th) / T + tw.L.(1 + r).th / T ] + [ t.L.(1 + r) ]

formülüyle hesaplanabilir.

3.TALAŞ KALDIRMA FAKTÖRLERİNİN ETKİLERİ VE ANALİZİ [1]

a)Kesme Kuvvetinin Talaş Boyutları ve Kesme Hızına Bağlı Değişimi:

Talaş uzunluğu (b) arttıkça Fc kesme kuvveti

aynı oranda artar. KB (bakım maliyeti) ve KE

(enerji maliyeti) ‘de artış olduğundan KM ‘de

artma olur. Buna karşın talaş hacmi arttığı için

aynı sürede daha fazla talaş kaldırılır. b’nin iki kat artmasıyla maliyet iki kat azalır. Fc de arttığından dolayı maliyet aynı oranda artar ve birim maliyet değişmez. Takıma Bağlı Masraflar (KW), Hazırlık Zamanı Maliyeti (KH) ve İşçilik Maliyeti (KL) ‘de azalma olduğu için toplam maliyet azalır.

Talaş kalınlığı (h) arttıkça Fc kesme kuvveti

artar. Dolayısıyla maliyet artar. Talaş kalınlığında artma olduğu için aynı sürede daha fazla talaş kaldırılmış olur ve maliyet azalır. h ‘ın iki kat artmasıyla maliyet iki kat azalır. Fc deki artma iki kat olmadığından toplam maliyet azalır. Talaş kalınlığı yüzey kalitesine bağlıdır. Yüzey kalitesi arttıkça toplam maliyet artar.

Kesme hızı (Vc) artarsa aynı oranda Enerji Maliyeti (KE) ve Bakım Maliyeti (KB) ilk etapta artar, ancak kesme kuvveti azalacağından, tezgaha bağlı masraflarda azalma olabilir.

b) Kesitteki Sıcaklığın Talaş Boyutları ve Kesme Hızına Bağlı Değişimi:

Talaş uzunluğunun artması sıcaklığı etkilemezken talaş kalınlığının artması sıcaklığı artırır. Kesme hızı (Vc) arttıkça aynı oranda sıcaklıkta artar. Sıcaklığın

artması takımın aşınmaya karşı mukavemetinin azalmasına, daha çabuk körlenmesine ve dolayısıyla takım ömrünün azalmasına neden olur. Bunlara

bağlı olarak Takım Maliyeti (KW) ve Takım Değiştirme Maliyeti (Kww) artacağından maliyet artar.

c) Aşınmanın Talaş Boyutları ve Kesme Hızına Bağlı Değişimi:

Talaş uzunluğunun artması aşınmayı etkilemez. Bunun yanı sıra talaş kalınlığının artması sürtünmeyi artırır. Bu da aşınmayı kolaylaştırır. Kesme hızının artmasıyla akan talaş hacmi ve sürtünme artacağından aşınma artar. Bunlara bağlı olarak takım ömrü azalır ve maliyet artar.

d) Özgül Kesme Kuvvetinin Talaş Boyutları ve Kesme Hızına Bağlı Değişimi:

Talaş uzunluğunun artması özgül kesme kuvvetini (kc) etkilemez. Özgül kesme kuvvetini en çok etkileyen faktör talaş kalınlığıdır.

kc= Fc olduğundan kc ile Fc orantılı olarak değişir.

A

Talaş kalınlığı (h) büyüdükçe kc, Fc azalır.

Kesme kuvveti (Vc) arttıkça kc, Fc azalır.

e) Kesme Gücünün Talaş Boyutları ve Kesme Hızına Bağlı Değişimi:

Kesme gücü talaş boyu (b), talaş kalınlığı (h) ve kesme hızı (Vc)‘nin artmasıyla artar.

Pc= Fc .Vc

Pc’nin artması KE ve KB ’yi arttırır. Ancak talaş hacmindeki artmadan dolayı KW ve KH’ta azalma olur bu da toplam maliyeti düşürür.

4.İŞLENECEK PARÇANIN TEKNİK ÖZELLİKLERİ [8] Ön tekerlek bijon saplaması, araçların ön tekerleklerinin yerine sabitlenmesi için kullanılan bir parçadır. Bu parçanın imalinde f35x80,5 boyutlarında Ç 4140 malzemesi kullanılacaktır. Ç 4140 malzemesi yüksek dayanım gerektiren makine parçaları ve araçları, yapı araç ve gereçleri , miller vs. yapımında kullanılır. [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image006.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image008.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image007.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image009.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image010.gif[/IMG] [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image011.gif[/IMG] MKE NORMU DIN NORMU GEREÇ N.SI SAE/AISI NORMU [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image012.gif[/IMG] Ç 4140 42CrMo4 1,7225 4140 ISIL İŞLEM DURUMU

SICAK ŞEKİL VERME ………………………………………….. ..1050 -8500C YUMUŞAK TAVLAMA ………………………………………….. .. 680 –7200C NORMALİZE ………………………………………….. …………….. 850 –8800C SERTLEŞTİRME ………………………………………….. ………. 820 – 8500C MENEVİŞLEME ………………………………………….. ………… 530 – 6700C SERTLEŞTİRME ORANI ………………………………………… SUDA – YAĞDA FİZİKSEL NİTELİKLERİ

SERTLEŞTİRİLMİŞ DURUMDA

KOPMA DAYANIMI ………………………………………….. …… 80 –130 kg/mm2 AKMA SINIRI ………………………………………….. ……………. 55 – 90 kg/mm2 KOPMA UZAMASI ………………………………………….. …….. % 10 – 14 (5d0) SERTLİĞİ

YUMUŞAK TAVLAMA SONUNDA …………………………… en çok 217 HB 30

5. KLASİK TAKIM TEZGAHLARINDA MALİYET HESABI [5]

Bu parçanın maliyet hesabı; parçanın seri imalatta 10, 100, 500, 1000, 2500, 5000, 10000 adet üretilmesi durumlarına göre parça başına düşen maliyetin çıkarılması şeklinde yapılacaktır.

5.1. Operasyon Tayini Ve Sıralanması:

Operasyon Sırası

(1) Alın tornalama

(2) Silindirik dış yüzey tornalama

(3) Pah kırma

(4) Vida açma

(5) Frezeleme

(6) Alın tornalama

(7) Silindirik dış yüzey tornalama

(8) Pah kırma

(9) Vida açma

NOT: 5. İşlemden sonra parça vida açılmış tarafından kör somuna takılarak aynaya bağlanır.

5.2. Takım Ucu Yarıçapı Ve Yüzey Pürüzlülüklerine Bağlı Olarak (f) İlerleme Değerinin Seçimi:

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image013.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image014.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image015.gif[/IMG] f=Ö 8.r.Rt Ra=(0,16……………0,25) @ 0,20 Rt

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image016.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image017.gif[/IMG] Ra

Rt N8 için Ra = 3,2mm = 16.10-3mm

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image018.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image019.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG]Uzun taraf için r1=2mm Þ f=Ö8.2.16.10-3 =0,5 mm/dev

Kısa taraf için r2=1mm Þ f=Ö8.1.16.10-3 =0,357 mm/dev

f= 0,4 mm/dev alınması ikisi için de uygundur.

5.3. Parça Malzemesine Göre Hız Ve İlerleme Seçimi: [2]

Ayar zamanı orta değerde olan tezgahlar için takım ömrünü T=240 dak seçmemiz uygundur.

Ç 4140 = 42CrMo4 malzemesi için HM P10 takım seçilirse f= 0,4 mm/dak ve Vc=85 m/dak alınmalıdır.

5.4. Tablodan Alınan Değerlere Göre Kesme Hızları Ve Devir Sayıları: [2]

1.işlem:Alın Tornalama İşlemi

l=35=17,5 mm ap=1mm c=900 ise;

2

ap=1 mm<2 mm olduğundan Vc %10 arttırılmalıdır. Buna göre Vc=93,5 m/dak olmalıdır.

Vc=p.d.nÞn1=93,5.103= 850 dev/dak

1000p.35

2.işlem:Silindirik Dış Yüzey Tornalama İşlemi

f35’den f22’ye l=43,5 mm c=700 ise;

apt= 35 –22 =13 mm olduğu için tezgah gücüne göre tezgahın kaldırabileceği max paso miktarı hesaplanmalıdır.

Pe= Pc Pc= Pe.h Pc= Fc.Vc Fc= ks.Ac = ks.f.ap Þapmax=Pe. h dir.

hks.f.Vc

ks = ks11 .ac-z .kg .kt .ka .kl® yeni takım olduğundan ka=1,0 alınmalıdır.

Not:Tezgahtaki en yakın ilerleme değeri 0,415 olduğundan hesapta bu değer kullanılmıştır.

ac=f.sinc = 0,415. Sin70 = 0,389 mm

ks=1950. 0,389-0,24. 1.1.1.1 = 2445,9 N/mm2

apmax = 7000.103.0,75.60 = 3,6 mm

2445,9.0,415.85.103

Bu işlemde talaş ap1=3 mm ap2=3 mm ap3=3 mm ap4=3 mm ap5=1 mm ile 5 pasoda alınabilir.

Vc=p.d. n n2a=Vc.1000 = 85.1000 = 807 dev/dak

1000 p.d p.(35+32)

2

n2b = 85.1000 = 887 dev/dak

p.(32+29)

2

n2c = 85.1000 = 983 dev/dak

p.(29+26)

2

n2d = 85.1000 =1104 dev/dak

p.(26+23)

2

n2e = 85.1000 =1202 dev/dak

p.(23+22)

2

3.işlem:Pah Kırma İşlemi 3a -1,5×450 için;

n3a= 93,5.1000 =1352,8 dev/dak

p.22

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image021.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG] ap3a=1,5.Ö 2 @ 1 mm

2

3b – 0,5x450için;

n3b=850 dev/dak

ap3b=0,35 mm

4.işlem:Vida Açma İşlemi

M22X1,5 D=22 mm P=1,5 mm l=40 mm

H1=h3=1,685 mm (bu işlemde vida i=5 pasoda açılırsa)

a = H1 = 1,685 = 0,337 mm dir. Alaşımlı çelik için Vc=10 m/dak ise;

i 5

n4 = 1000.10 = 144,68 dev/dak

p.22

5.işlem:Frezeleme İşlemi

Frezeleme işlemi D=6 mm z=4 olan DIN1889 Oyuk Frezesiyle yapılabilir.

Takım için a=80 g=100 l=200 dir. Vc=24m/dak fz=0,06mm/diş ap=6mm

n5 = 1000.Vc = 1000.24 = 1273,2 dev/dak

p.D p.6

6.işlem:Alın Tornalama İşlemi

Vc=93,5 m/dak Þ n6= 850 dev/dak

7.işlem:Silindirik Dış Yüzey Tornalama

f35’den f20’ye l=31 c=700 ise;

apt = 35 –20 =15 mm bu talaş 5 pasoda alınabilir.

ap7a=3 mm Þ n7a= 807 dev/dak

ap7b=3 mm Þ n7b= 887 dev/dak

ap7c=3 mm Þ n7c= 983 dev/dak

ap7d=3 mm Þ n7d= 1104 dev/dak

ap7e=2 mm Þ n7e= 1230 dev/dak

ap7f=1 mm Þ n7e= 1319 dev/dak

8.işlem:Pah Kırma 8a – 2,5×450 için;

ap8a @ 1,76 mm Þ n8a=1487 dev/dak

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image020.gif[/IMG]

8b – 1×450 için;

ap8b@ 0,707 mm Þ n8b= 850 dev/dak

9.işlem:Vida Açma İşlemi

M20x1,5 D=20 mm P=1,5 mm l=25 mm

H1= h3 =1,53 mm (bu işlemde vida i=5 pasoda açılırsa)

a = H1 = 1,53 = 0,306 mm

i 5

n9 = 1000.10 =159,15 dev/dak

p.20

5.5. Tezgahın Devir Ve İlerleme Değerlerine Göre Kesme Hızlarının Hesabı:

Vc1=p.d.n =p.35.710 = 78,06 m/dak

10001000

Vc2a= p.(35+32).710.10-3= 74,72 m/dak

2

Vc2b= p.(32+29).710.10-3= 68,03 m/dak

2

Vc2c= p.(29+26).710.10-3= 61,33 m/dak

2

Vc2d= p.(26+23).710.10-3= 56,64 m/dak

2

Vc2e= p.(23+22).710.10-3= 50,18 m/dak

2

Vc3a= p.22.710.10-3= 49,07 m/dak

Vc3b= p.35.710.10-3= 78,06 m/dak

Vc4=p.22.125.10-3= 8,6 m/dak

Vc5= p.6.1200.10-3= 22,6 m/dak

Vc6=p.35.710.10-3= 78,06 m/dak

Vc7a=p.(35+32).710.10-3= 74,72 m/dak

2

Vc7b=p.(32+29).710.10-3= 68,03 m/dak

2

Vc7c=p.(29+26).710.10-3= 61,34 m/dak

2

Vc7d=p.(26+23).710.10-3= 54,64 m/dak

2

Vc7e=p.(23+21).710.10-3= 49,07 m/dak

2

Vc7f=p.(21+20).710.10-3= 45,72 m/dak

2

Vc8a=p.20.710.10-3= 44,61 m/dak

Vc8b=p.35.710.10-3= 78,06 m/dak

Vc9=p.20.125.10-3= 7,85 m/dak

5.6. Kesme Kuvveti, Kullanılan Enerji Ve İşleme Zamanının Hesabı:

1.işlem:Alın Tornalama İşlemi

Takım için g=60 , l=-40 ve c=900 ise;

ac= f.sinc= 0,203.sin90= 0,203 mm

Ac= f.ap= 0,203.1= 0,203 mm2

ks=ks11.ac-z.kg.kt.ka.kl

Tablodan;

ks11=1950 N/mm2 z=0,24 kt=1,0 ka=1,0 (yeni takım)

kg= c-1,5.g= 109-1,5.6=1 kl=94-1,5.l= 94.1,5.(-4) =1

100 100 100 100

ks=1950.0,203-0,24.1.1.1.1=2859,14 N /mm2

Fc=ks.Ac= 2859,14.0,203=580,405 N

Pc1=Fc.Vc= 580,405. 78,06 =755 W Pe= PcÞ (h=00,75) Pe1=1006 W

60h

th1=la+I+lu=2+17,5+2 =0,149 dak =8,95 s

f.n 0,203.710

2.işlem:Silindirik Dış Yüzey Tornalama İşlemi

ac=f.sinc= 0,415.sin70= 0,389 mm

Ac=f.ap= 0,415.3 = 1,245 mm2 ® (a,b,c,d için)

Ac=f.ap= 0,415.1= 0,415 mm2® (e için)

ks=ks11.ac-z.kg.kt.ka.kl ka=1,3 alınmalı

ks=1950.0,389-0,24.1,3.1.1.1= 3179,7 N/mm2 ® (a,b,c,d için)

Fc=ks.Ac= 3179,7.1,245= 3958,7 N ® (a,b,c,d için)

Fc=ks.Ac= 3179,7.0,415= 1319,5 N ® (e için)

a-Pc2a=Fc.Vc= 3958,7.74,72= 4930 W Þ Pe2a=6573 W

6060

b- Pc2b= 3958,7.68,03= 4488 W Þ Pe2b=5984 W

60

c-Pc2c= 3958,7.61,33= 4046 W Þ Pe2c=5395 W

60

d-Pc2d=3958,7.56,64=3737 W Þ Pe2d=4982 W

60

e- Pc2e=1319,5.50,18=1103 W Þ Pe2d=1471 W

60

th= l+la= 43,5+2 = 0,1544 dak =9,16 s ® (a,b,c,d,e için)

f.n 0,415.710

3.işlem:Pah Kırma İşlemi

a- ac=f.sinc=0,415.sin90= 0,415 mm

Ac=f.ap=0,415.1= 0,415 mm2

ks=1950.0,415-0,24.1,3.1.1.1= 3130,73 N/mm2

Fc=3130,73.0,415=1300 N

Pc3a= Fc.Vc =1300.49,07= 1063,18 W Þ Pe3a=1417,57 W

6060

th3a= 1,5+2 =0,011 dak =0,712 s

0,415.710

b-ac=f.sinc=0,415.sin90=0,415 mm

Ac=f.ap=0,415.0,35=0,1452 mm2

ks=1950.0,415-0,24.1,3.1.1.1= 3130,73 N/mm2

Fc=ks.Ac=3130,73.0,1452= 454,739 N

Pc3b= Fc.Vc= 454,739.78,06= 592 W Þ Pe3b=789,21 W

6060

th3b= 0,5+2 =0,0084 dak =0,5 s

0,415.710

4.işlem:Vida Açma

ac=f.sinc=1,5.sin60=1,3 mm

Ac=f.ap=1,5.0,337=0,505 mm2

ks=1950.1,3-0,24.1.1.1.1=1830 N/mm2

Fc=ks.Ac=1830.0,505=925 N

Pc4= Fc.Vc=925.8,6=132,5 W Þ Pe4=176,8 W (1 paso için)

60 60

Vida açmada işleme stroku:

la=2.P=2.1,5=3 lu=1,5 mm

L=la+l+lu=3+40+1,5=44,5 mm

İşleme zamanı:

z0=1 tek ağızlı olması durumunda

th=i.z0. L =5.1. 44,5 =1,186 dak =71,175 s

P.n 1,5.125

tg ® geri dönme zamanı

tg@0,75.th Þ tg=53,38 s

th4=th+tg=71,175 + 53,38=124,55 s

5.işlem:Frezeleme İşlemi

z=4 diş , c=90-l=90-20=700 Þ b= ap=6 = 6,38 mm

sinc sin70

acort=360.fz.B .sinc B =1 dir. sinjs=B Þjs=1800

p.js D D D

acort= 360 .0,06.1.sin70=0,035 mm

p.180

Acort=b.acort=6,38.0,035=0,229 mm2

ks=ks11.acort-z.kg.kt=1950.0,035-0,24.0,94.1,56= 6393 N/mm2

Fcort=z.js.b.acort.ks=4.0,229.6393= 2928 N

360

Pc5= Fc.Vc = 2928.22,6=1102 W Þ Pe5=1470 W

6060

th5=L.i = 6.1 =0,083 dak =5 s

f.n 0,06.1200

6.işlem:Alın Tornalama İşlemi

(Değerleri 1. İşlem ile aynıdır.)

7.işlem:Silindirik Dış Yüzey Tornalama İşlemi

ac=f.sinc=0,415.sin70=0,389 mm ® (a,b,c,d,e,f için)

Ac=f.ap=0,415.3=1,245 mm2 ® (a,b,c,d için)

Ac=f.ap=0,415.2= 0,83 mm2 ® (e için)

Ac=f.ap=0,415.1= 0,415 mm2 ® (f için)

ks=3179,7 N/mm2 dir.

Fc=ks.Ac= 3179,7.1,245= 3958 N ® (a,b,c,d için)

Fc=ks.Ac= 3179,7.0,83= 2639 N ® (e için)

Fc=ks.Ac= 3179,7.0,415= 1319,5 N ® (f için)

a- Pc7a=Fc.Vc =3958.74,72 = 4930 W Þ Pe7a= 6572 W

6060

b- Pc7b=3958.68,03 = 4487 W Þ Pe7b= 5983 W

60

c- Pc7c=3958.61,34 = 4045 W Þ Pe7c= 5394 W

60

d- Pc7d=3958.54,64= 3603 W Þ Pe7d= 4805 W

60

e- Pc7e=2639.49,07=2158 W Þ Pe7e= 2877 W

60

f- Pc7f=1319,5.45,72=1005 W Þ Pe7f= 1340 W

60

th7= 31+2 =0,11 dak =6,72 s ® (a,b,c,d,e,f için)

0,415.710

8.işlem:Pah Kırma İşlemi

a-ac=f.sinc=0,415.sin90=0,415 mm

Ac=f.ap=0,415.1,76=0,73 mm2

ks=3130,73 N/mm2 dir.

Fc=3130,73.0,73= 2286 N

Pc8a=Fc.Vc= 2286.44,61=1699,7W Þ Pe8a=2266 W

6060

t8a= 2,5+2 =0,015 dak =0,916 s

0,415.710

b-ac=0,415 mm

Ac=f.ap=0,415.0,707=0,293 mm2

Fc=3130,73.0,293= 917,3 N

Pc8b=Fc.Vc= 917,3.78,06=1193,27 W Þ Pe8b=1591 W

6060

t8b= 1+2 =0,01 dak =0,61 s

0,415.710

9.işlem:Vida Açma İşlemi

ac=1,3 mm

Ac=f.ap=1,5.0,306=0,46 mm2

ks’ de ka=1,3 olacağından ks=1830.1,3=2379 N/mm2

Fc=ks.Ac=2379.0,46=1091,9 N

Pc9=Fc.Vc= 1091,9.7,85 =142,86 W Þ Pe9=190,48 W (1 paso için)

60 60

İşleme stroku:

la=2.P=2.1,5=3 mm lu=1,5 mm

L=3+1,5+25=29,5 mm

İşleme zamanı:

z0=1 tek ağızlı olması durumunda

th=i.z0. L =5.1. 29,5 =0,786 dak =47,175 s

P.n 1,5.125

tg ® geri dönme zamanı tg@0,75.th Þ tg=35,38 s

th9=th+tg=47,175 + 35,38=82,55 s

6. KLASİK TAKIM TEZGAHLARINDA ELDE EDİLEN SONÇLARA GÖRE

MALİYETİN HESAPLANMASI

Malzeme Maliyeti (KU): [12]

Ç 4140 malzemesinin piyasadaki fiyatı 340000 kg/TL ‘dir.

f35 olan bu malzemenin 1m’si 7,533 kg gelir. 80,5 mm’si ise 0,608 kg’dir.

Buna göre bizim kullanacağımız malzemenin birim fiyatı KU=207000 TL’dir.

İşçilik Maliyeti (KL) : [12]

Torna ve frezede çalışan bir operatörün günde 8 saat çalışması karşılığında bir aylık ortalama ücreti 140000000 TL’dir. Buna göre 1 saatlik çalışma ücreti

L=875000 TL/h’dır.

Bu parçanın işlenebilmesi için geçen toplam süre

t = th+ tn1 = 319,36 + 301 = 620,36 s = 0,172 h’tır.

İşçi ücreti hesaplanırken harcanan para (r) ihmal edilirse ;

KL= t.L.(1 + r)

KL=0,172.875000 = 150000 TL

Tezgah Maliyeti (KM): [11]

a)Tezgah Amortismanları (KA)

Torna tezgahının alım fiyatı KTat = 6300000000 TL

Torna tezgahının hurda fiyatı KTut = 1250000000 TL

Freze tezgahının alım fiyatı KTaf = 6720000000 TL

Freze tezgahının hurda fiyatı KTuf =1750000000 TL

Tezgahların 10 yıl boyunca kullanıldığını düşünürsek

KAT= KTat – KTut= 6300000000 – 1250000000 =505000000 TL/yıl

Y 10

KAF= KTaf – KTuf = 6720000000 – 1750000000 =497000000 TL/yıl

Y 10

KAT= 242778 TL/h KAF= 238942 TL/h

Bir parçanın işlenmesi esnasında parça maliyetine eklenmesi gereken amortisman giderleri KAT= 29330 TL KAF= 12280 TL’dir.

b)Tezgahın Harcadığı Enerji Maliyeti (KE) [14]

Alın Tornalama İçin ;

KE1= 1006.8,95 (KWh) . 30000 (TL/KWh) =75,03 TL

1000.3600

Silindirik Dış Yüzey Tornalama için;

KE2= 30000 . (0,0167 + 0,0152 + 0,0137 + 0,0126 + 0,0037)=1859 TL

Pah Kırma İçin;

KE3= 30000.(0,00028 + 0,000109) =11,68 TL

Vida Açma İçin;

KE4= 30000 . 0,0061 = 183,5 TL

Frezeleme İçin;

KE5= 30000 . 0,00204 = 61,25 TL

Alın Tornalama İçin;

KE6= 30000 . 0,0025 = 75,03 TL

Silindirik Dış Yüzey Tornalama İçin;

KE7= 30000.(0,0122 + 0,0111 + 0,01 + 0,0089 + 0,005 + 0,0025) = 1488 TL

Pah Kırma İçin;

KE8= 30000.(0,000576 + 0,000296) = 25,37 TL

Vida Açma İçin;

KE9= 30000 . 0,0054 = 162,48 TL

Motorun boşta çalıştığı zamanlarda çektiği elektrik enerjisi için;

KE10= 30000 . 2000 . 121 = 2166 TL

1000 . 3600

Freze tezgahının boşta geçen zamanlarda çektiği elektrik için;

KE11= 30000 . 2000 . 30 = 500 TL

1000 . 3600

Tezgahın bir parçanın işlenmesi sırasında harcadığı elektrik enerjisi maliyeti

KE= 6607 TL

c) Tezgahın Bakım – Tamir Maliyeti(KB); [13]

Torna ve freze tezgahları için bir yıllık bakım maliyeti yaklaşık 150000000TL’dir.

Bir parçanın işlenmesi esnasında parça maliyetine eklenmesi gereken bakım – tamir masrafı;

KB= 12400 TL’ dir.

Bu değerlere göre bir parça için toplam tezgah maliyeti ( KM) ;

KM= KA + KE + KB

KM= (29330 + 12280) + 6607 + 12400 = 60617 TL

Kesici Takım Maliyeti (KW); [14]

Bu parçanın işlenmesi için iki adet takım tutucu kater gerekmektedir. Bu plaketin fiyatı 8000000 TL dir. Kesici takım maliyetine bu değer de eklenmelidir.

1.Takım için elmas uç N= 240 . 60 = 257 adet parça işleyebilir.

(1500000 TL) 55,96

2.Takım için elmas uç N= 240 . 60 = 70 adet parça işleyebilir.

(1750000 TL) 207,1

3.Takım parmak freze N= 240 . 60 = 2880 adet parça işleyebilir.

(3000000 TL) 5

4.Takım için elmas uç N= 240 . 60 = 283 adet parça işleyebilir.

(1500000 TL) 50,79

Buna göre ; KW=16000000+2.1500000+1750000+3000000=23750000TL’d ir.

Hazırlık Zamanı Maliyeti (KH); [11]

Paça frezeleme işleminden sonra torna tezgahına bağlanırken bir tarafı kapatılmış somun kullanılacaktır. Kör somun ve tezgahın hazırlanma süresi yaklaşık 30dk. olduğuna göre;

KH= tn2.L.(1 + r)

KH= 875000 . 30 = 437500 TL

60

Takım Değiştirme Maliyeti (Kww); [2]

Takım değiştirme süresi tw= 3dak olarak kabul edilirse;

Kww= tw . L . (1 + r) . th

T

Kww1= 3 . 875000 . 55,96 = 170 TL

240 . 3600

Kww2= 3 . 875000 . 207,1 = 600 TL

240 . 3600

Kww3= 3 . 875000 . 5 = 15 TL

240 . 3600

Kww4= 3 . 875000 . 50,79 = 154 TL

240 . 3600

Kww= 939 TL

6.1. MALİYET ŞEMASI:

10parça

100 parça

500 parça

1000 parça

2500 parça

5000 parça

10000 parça

KU x103TL

2070

20700

103500

207000

517500

1035000

2070000

KL x103TL

1500

15000

75000

150000

375000

750000

1500000

KM x103TL

606,17

6061,7

30308,5

60617

151542,5

303085

606170

KW x103TL

23750

25500

39000

57250

110500

205000

390750

KH x103TL

437,5

437,5

437,5

437,5

437,5

437,5

437,5

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image022.gif[/IMG]KWW TL

600

5448

10296

24686

49372

97974

K x103TL

28363

67698

248251

475300

1155000

2293571

4567000

1parça için

KTL

2836300

676980

496500

475300

462000

458700

456700

7. CNC-TAKIM TEZGAHLARINDA MALİYET HESABI [7]

7.1. Operasyon Tayini Ve Sıralaması:

1.kısım:

1-G01 ile alın tornalama

2-f35’den f26’ya l=43,5 mm G81 çevrimi

3-f26’dan f24’e l=41,5 mm G01 ile silindirik tornalama

4-f24’den f22,5’e l=41,5 mm G01 ile silindirik tornalama

5-G01 ile 1,5×450 pah kırma

6–f22,5’den f22’ye l=40 mm G01 ile ince talaş alma

7-G02 ile R2 radiüsünün verilmesi

8-G01 ile 0,5×450 pah kırma

9-G84 çevrimi ile M22x1,5 vida açma

10- Frezeleme işlemi

2.kısım:

11-G01 ile alın tornalama

12-f35’den f22’ye l=31 mm G81 çevrimi

13-f22’den f20,5’e l=30 mm G01 ile silindirik tornalama

14-G01 ile 2,5×450 pah kırma

15-f20,5’dan f20’ye l=27,5 mm G01 ile ince talaş alma

16-G02 ile R1 radyüsünün verilmesi

17-G01 ile 1×450 pah kırma

18-G84 çevrimi ile M20x1,5 vida açma

NOT:Frezeleme işleminden sonra parça vida açılmış olan tarafından kör somuna takılarak aynaya bağlanır.

7.2. Parçanın CNC Programı: (Programlar Boxford ’a göre hazırlanmıştır.) [3,4,5]

1.Program:

N

G M X Z I K

F S 10 90 20 71 30 60 30 1 1 40 04 1500 50 00 37 -1 60 01 -1 375 70 00 37 1 80 81 9 -45,5 4 375 90 00 24 100 01 -42,5 375 110 00 26 1 120 00 22,5 130 01 -42,5 375 140 00 24 1 150 01 19 -1 375 160 01 22 -2,5 375 170 01 -42,5 375 180 02 24 -44,5 2 0 375 190 01 34 375 200 01 35 -45 375 210 00 60 30 220 05 230 06 4 1 4R 240 04 350 250 00 24 1 260 84 -42 1,5 12 1,5 270 00 60 30 280 05 290 06 1 1 300 30

2.Program:

N

G M X Z I K

F S 10 90 20 71 30 60 30 1 1 40 04 1500 50 00 37 -1 60 01 -1 375 70 00 37 1 80 81 13 -33 8 375 90 00 20,5 100 01 -31 375 110 00 22 1 120 01 17 -1 375 130 01 20 -3,5 375 140 01 -31

375 150 02 22 -32 1 0 375 160 01 33 375 170 01 35 -33 375 180 00 60 30 190 05 200 06 4 1 4R 210 04 350 220 00 22 1 230 84 -27 1,5 12 1,5 240 00 60 30 250 05 260 06 1 1 270 30

7.3. Parça Malzemesine Göre Hız Ve İlerleme Seçimi: [7]

Firmalardan aldığımız bilgilere göre çelik malzemeler için Vc=150 m/dak (T=240 dak ve f=0,25 mm için) ve buna bağlı olarak S=1500 dev/dak F=375 mm/dak seçilmesi uygundur. Bu değerler vida açma işlemi hariç tüm işlemler için kullanılabilir. Vida açmada çelik malzemeler için n=300 dev/dak seçilmesi uygundur.

7.4. İşleme Zamanı Ve Boşta Geçen Zamanların Hesabı: [5]

-İşleme Zamanının Hesabı:

İşleme zamanın hesabında kullanılacak formül: t= la+l+lu dir.

f.n

Burada F= f.n olduğuna göre ; th=la+l+lu dir.

F

th1=2+17,5+1= 0,054 dak =3,28 s

375

th2=(2+43,5).4=0,48 dak =29,12 s

375

th3,4=1+41,5=0,113 dak =6,8 s

375

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image023.gif[/IMG] th5=1,5Ö2 =0,0056 dak =0,34 s

375

th6= 40 =0,106 dak =6,4 s

375

th7=3,14 =0,0082 dak=0,50 s (l=2.p.r =3,14 mm)

375 4

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image024.gif[/IMG] th8=0,5Ö2 =0,0018 dak =0,11 s

375

th9= (2+42).12 =0,99 dak =59,65 s

1,5.350

th11=2+17,5+1= 0,054 dak =3,28 s

375

th12=(2+31).7 =0,616 dak =36,96 s

375

th13=1+30 =0,0853 dak =5,12 s

375

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image023.gif[/IMG] th14=2,5Ö2 =0,009 dak =0,56 s

375

th15= 27,5 =0,073 dak =4,4 s

375

th16=1,57 =0,0041 dak=0,25 s

375

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image025.gif[/IMG] th17=1Ö2 =0,0037 dak =0,226 s

375

th18= (2+25).12 =0,61 dak =37 s

1,5.350

-Boşta Geçen Zamanların Hesabı:

Takımın G00 ile ilerlemesi durumunda F=3000 mm/dak dır. Takımın hızlı ilerlemeyle aldığı toplam yol l= l1 + l2

l1=52+13+20,5+43,5+4,5+43,5+86+56+56=375 mm

l2=52+20,5+16,5+32+75,8+56+56=308,8 mm

l= 375+308,8 = 683,8 mm

Buna göre G00 ile ilerlemesi durumunda geçen zaman:

tn1= 683,8 =0,228 dak =13,67 s

3000

Tezgahın takım değiştirme süresi tnt=5 s dir. Parçanın işlenebilmesi için 4 kere takım değiştirildiğine göre tn2=20 s dir.

Parçanın sökme ve takma zamanı olarak tn3=40 s alınmıştır.

Buna göre boşta geçen toplam zaman tn=13,67+20+40 = 73,67 s dir.

Elde edilen değerlere göre bir parçanın toplam işleme zamanı t=th+tn ise;

t=194+73,67=267,67 s dir.

8. CNC-TAKIM TEZGAHLARINDA ELDE EDİLEN SONUÇLARA GÖRE MALİYETİN HESAPLANMASI

Malzeme Maliyeti (KU): [12]

Ç 4140 malzemesinin piyasadaki fiyatı 340000 kg/TL ‘dir.

f35 olan bu malzemenin 1m’si 7,533 kg gelir. 80,5 mm’si ise 0,608 kg’dir.

Buna göre bizim kullanacağımız malzemenin birim fiyatı KU=207000 TL’dir.

İşçilik Maliyeti (KL) : [7]

CNC-Torna’da çalışan bir operatörün günde 8 saat çalışması karşılığında bir aylık ortalama ücreti 1600000000 TL’dir. Buna göre 1 saatlik çalışma ücreti

L=1000000 TL/h’dır.

Bu parçanın işlenebilmesi için geçen toplam süre t= 267,67 s =0,074h’tır.

İşçi ücreti hesaplanırken harcanan para (r) ihmal edilirse ;

KL= t .L.(1 + r)

KL=0,074.1000000 = 74000 TL

Tezgah Maliyeti (KM): [9]

c)Tezgah Amortismanları (KA)

CNC-Torna tezgahının alım fiyatı KTat = 30000000000 TL

CNC-Torna tezgahının hurda fiyatı KTut = 7500000000 TL

Tezgahların 6 yıl boyunca kullanıldığını düşünürsek

KAT= KTat – KTut = 30000000000 – 7500000000 = 321000000TL/yıl

Y 7

KAT@ 154000 TL/h

Bir parçanın işlenmesi esnasında parça maliyetine eklenmesi gereken amortisman giderleri KAT= 114000 TL/parça.

d)Tezgahın Harcadığı Enerji Maliyeti (KE) [10]

Tezgah Pe=5000 W güçle çalıştığına göre;

KE=5000.267,67(kwh).30000(kw/h)=11153 TL

1000.3600

c) Tezgahın Bakım – Tamir Maliyeti(KB); [9]

CNC-Torna tezgahı için bir yıllık bakım maliyeti yaklaşık 500000000TL’dir.

Bir parçanın işlenmesi esnasında parça maliyetine eklenmesi gereken bakım– tamir masrafı;

KB= 17873 TL’ dir.

Bu değerlere göre bir parça için toplam tezgah maliyeti ( KM) ;

KM= KA + KE + KB

KM=114000+11153+17873= 143000 TL

Kesici Takım Maliyeti (KW); [7]

CNC-Takım Tezgahlarında takım tutucu kater fiyatı 30000000 TL dir.

1.Takım (1500000 TL) N= 240. 60 = 147 adet parça işleyebilir.

97,35

2.Takım (1250000 TL) N= 240 . 60 = 148 adet parça işleyebilir.

96,65

Buna göre KW= 2.30000000+1500000+1250000=62750000 TL’dir.

Hazırlık Zamanı Maliyeti (KH); [6]

Paça frezeleme işleminden sonra torna tezgahına bağlanırken bir tarafı kapatılmış somun kullanılacaktır. Programın hazırlanması,kör somun ve tezgahın hazırlanma süresi yaklaşık 60 dak. olduğuna göre;

KH= tn.L.(1 + r)

KH= 1000000 . 60 = 1000000 TL

60

Takım Değiştirme Maliyeti (Kww); [6]

Takım değiştirme süresi tw= 3 dak olarak kabul edilirse;

Kww= tw . L . (1 + r) . th

T

Kww1= 3 . 1000000 . 97,35 = 337 TL

240 . 3600

Kww2= 3 . 1000000 . 96,65 = 335 TL

240 . 3600

Kww= 672 TL

8.1. MALİYET ŞEMASI:

10parça

100 parça

500 parça

1000 parça

2500 parça

5000 parça

10000 parça

KU x103TL

2070

20700

103500

207000

517500

1035000

2070000

KL x103TL

740

7400

37000

74000

185000

370000

740000

KM x103TL

1430

14300

71500

143000

357500

715000

1430000

KW x103TL

67250

67250

71000

79250

106750

153500

247000

KH x103TL

1000

1000

1000

1000

1000

1000

1000

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image026.gif[/IMG][IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image026.gif[/IMG]KWW TL

2688

4704

11424

22848

45696

K x103TL

72490

110650

284000

504254

1167761

2274500

4488000

1parça için

K TL

7249000

1106500

568000

504200

467100

454900

448800

9. SONUÇLAR

9.1. Optimum Parça Sayısının Bulunuşu

A, B,C noktalarından geçen parabol denklemi:

Yi+1= A.(Xi+1 –Xi)2 + B.(Xi+1 -Xi) + C

Yi=A.(Xi –Xi)2 + B.(Xi – Xi) + C

Yi= C

Yi-1= A.(Xi-1 – Xi)2 + B.(Xi-1 – Xi) + C

Yi-1= A.h2 – B.h + C

Yi+1 – Yi= A.h2 + B.h

Yi-1 – Yi= A.h2 – B.h Þ A= 1/2h2 . [Yi+1 -2Yi + Yi-1]

B=1/2h . [Yi+1 - Yi-1]

Buna göre

Y=1/2h2 . [Yi+1 -2Yi + Yi-1] .(Xi+1 –Xi)2 + 1/2h . [Yi+1 - Yi-1] .(Xi+1 -Xi) + Yi

Bu denkleme göre CNC ve Klasik Tezgahlar için grafikte oluşan eğrilerin denklemi elde edilir. Eğrilerin kesiştiği optimum parça sayısı aşağıdaki gibi hesaplanır.

Xi-1=2500 Xi=5000 Xi+1=7500

Klasik için 462000 458700 456615

CNC için 467100 454900 452538

KLASİK için hesaplar

Y1= 1 .(457615-2.458700+462000).(X-5000)2+ 1 (457615-

2.25002 2.2500

462000).(X-5000)+458700

Y1=1.772.10-4(X-5000)2-0.877.(X-5000)+458700 (1.Denklem)

CNC için hesaplar

Y2= 1 .(452538-2.454900+467100).(X-5000)2+ 1 (452538-

2.25002 2.2500

467100).(X-5000)+454900

Y2=7.87.10-4(X-5000)2-2.9124.(X-5000)+454900 (2.Denklem)

Y1=Y2 ise

1.772.10-4(X-5000)2-0.877.(X-5000)+458700=7.87.10-4(X-5000)2-2.9124.(X-5000)+454900

6.098.10-4(X-500)2-2.0354.(X-5000)-3890=0

(X-5000)=t ise ; 7.87.10-4.t2-2.9124.t+454900

D=13.41 D-2=3.662

t1=2.0354-3.662=-1334 Þ X-5000=-1334 X=3666

2.6.098.10-4

t2=2.0354+3.662=4672 Þ X-5000=4672 X=9672

2.6.098.10-4

Seçtiğimiz değerlere göre optimum parça sayısı 3666 olarak bulunmuştur.

9.3. Sonuçların Değerlendirilmesi

Bu çalışma sonucunda elde edilen değerlere göre CNC – Tezgahlarının ilk çalıştırma maliyeti Klasik Tezgahlara göre oldukça yüksektir. Bunun nedeni CNC Tezgahların amortismanlarının Klasik Tezgahlara göre daha yüksek olmasıdır. İşlenen parça adedi arttıkça her iki tezgahta da parça başına maliyet düşmektedir. CNC – Tezgahlarda işleme zamanının Klasik Tezgahlara göre çok kısa olmasından dolayı maliyetteki azalma daha fazladır. Yapılan hesaplarda bulunan 3666 parça adedinden sonra CNC Tezgahlarda maliyetin Klasik Tezgahlardan daha düşük olduğu görülmektedir.

Bu hesaplamalar işletmelerin CNC –Tezgahlarla üretime geçip geçmemelerinin yararlı olup olmayacağı açısından önemlidir.

Bu ödevi hazırlarken, bilgi almak için gittiğimiz firmalarda maliyetin hesaplanması daha değişik şekillerde yapılmaktadır. Fason çalışan işletmelerde CNC –Tezgahlarının bir dakikalık çalışma ücreti ½ Mark ‘tır. Parçanın işlenme zamanına göre maliyet hesaplanır. Büyük işletmelerde ise bu hesap tezgah amortismanları, tezgahın alımında ödenen faiz miktarı, tezgahın işletmede kapladığı hacmin maliyeti, tezgahın harcadığı enerji maliyeti, işçilik maliyeti ve takım maliyeti göz önüne alınarak hesaplanmaktadır.

Parça Adı

Ön Tekerlek Bijon Saplaması

Malzeme

Ç 4140

Hammadde Şekli

f35x80.5 mil

İşlem No:

İşlemin Adı

Tezgah için

l

th

Tn

Takım

Vc

ap

f

n

1

Alın Tornalama

78.06

1

0203

710

17.5

8.95

5

T1

2

S.D.Y.T 1.paso

74.72

3

0.415

710

43.5

9.16

5

T1

2.paso

68.03

3

0.415

710

43.5

9.16

5

T1

3.paso

61.33

3

0.415

710

43.5

9.16

5

T1

4.paso

56.64

3

0.415

710

43.5

9.16

5

T1

5.paso

50.18

1

0.415

710

43.5

9.16

8

T1

3

Pah Kırma 1.5×450

49.07

1

0.415

710

1.5

0.71

5

T1

Pah Kırma 0.5×450

78.06

0.35

0.415

710

0.5

0.5

5

T1

4

Vida açma M22x1.5 (5paso)

8.6

5×0.337

1.5

125

40

124.55

10

T2

5

Frezeleme

22.6

6

0.06

1200

6

5

3dk

T3

6

Alın Tornalama

78.06

1

0.203

710

17.5

8.95

5

T4

7

S.D.Y.T 1.paso

74.72

3

0.415

710

31

6.72

5

T4

2.paso

68.03

3

0.415

710

31

6.72

5

T4

3.paso

61.34

3

0.415

710

31

6.72

5

T4

4.paso

54.64

3

0.415

710

31

6.72

5

T4

5.paso

49.07

2

0.415

710

31

6.72

5

T4

6.paso

45.72

1

0.415

710

31

6.72

5

T4

8

Pah Kırma 2.5×450

44.61

1.76

0.415

710

2.5

0.91

5

T4

Pah Kırma 1×450

78.06

0.707

0.415

710

1

0.61

5

T4

9

Vida açma M20x1.5

(5paso)

7.85

5×0.306

1.5

125

25

82.55

10

T2

KAYNAKLAR

[1] Paucksch, E; Zerspantechnik, s 78-84, 1965 – Vieweg & Sohn

[2] Akkurt, M; Talaş Kaldırma Yöntemler Ve Takım Tezgahları, s 18-62, 1998 – Birsen Yayınevi

[3] Ergün, M; Nümerik Kontrollü Takım Tezgahları Ve Programlama

Prensipleri, s 180-219, 1997 – TMMOB Yayın No:190

[4] Esin, A; Sayısal Denetimli Takım Tezgahları, s 125-131, 1992 – TMMOB Yayın No:140

[5] Takım Tezgahları Ders Notları

Ödevi Hazırlarken Bilgi Alınan Firmalar

[6] BMC Sanayi Ve Ticaret A.Ş. (İzmir)

Talaşlı İmalat Baş Mühendisi Ziya Akyol

[7] EGE FREN Sa


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy