İskender Pala

İskender PALA

Ayine

Gül deyince kalem elden düşüyor

Gülü tarife ne hâcet ne çiçektir biliriz Hilkatin Fâtiha’sı, nübüvvetin hâtimesi, ins ü cinnin efendisine selamdan sonra,

Biz O varlık güzeline Gül diyeceÄŸiz, gül çağında ıtırlarını duymak için…

BeÅŸeriyet bütün zaman ve mekan boyunca Gül’ü bilememenin ve Gül’ü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve en büyük hakikat ÅŸu ki başını nereye vursa o Gül’den baÅŸka gül bulamayacak, Gül’ü örnek almadıkça ete kemiÄŸe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır. Eller nakış nakış, desen desen Gül’ü dokur çünki, kâğıtlar renk renk, deste deste Gül’ü okur. Gül’ün ıtırlarında bülbüller yaÅŸar aÅŸk ile, ve aÅŸk ile renginin ÅŸulesinde pervaneler düşer. Kimin eline deÄŸerse Gül, elleri kokar onun. "Burada beni ancak Allah buyruÄŸuna baÄŸlı Peygamber affı kurtarır/Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum iÅŸte saÄŸ elimi" der Sezai Karakoç dilinden Ka’b b. Züheyr ve o günden sonra bürdesini giyer Gül’ün. "EÄŸer Gül’ün vasıflarının ÅŸerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez." buyurur Mevlana. Lisan ve kalem hakkıyla anlatamaz Gül’ü, bunu herkes bilir. Bilir de Asrı Saadet’ten bu yana sayısız kalemler Gül’ü yazar ciltler ve kütüphaneler dolusu; hesaba gelmez lisanlar Gül’ü söyler manzumeler ve ÅŸiirler boyu.

Åžimdiye kadar neler söylenmedi Gül hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecek. Adına na’t dediler Gül’ü anlattılar; tazarru dediler, Gül’e iltica ettiler. Siyer dediler hayatını anlattılar, ÅŸemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için, mi’raciye dizdiler ÅŸanını tebcil için. Besteler yaptılar Gül terennümünde, ilahiler söylediler Gül deminde. Na’tî diye mahlas kullandılar divanlar doldurdular, adını anarak baÅŸladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kâğıtlara döküldü bin bir harf düz ve eÄŸik, Gül’ü yazmak için yarıştı gubari ile ÅŸikeste ta’lik. Hamdullah’tan Hâmid’e harf başına şükür diye yazdı divitler, Levnî’den Osman’a tel tel renk verdi çivitler. Ne yana baksa Gül’den bir iz görür gözler, ne yöne dönse Gül’ü özler, geceler ve gündüzler. EÅŸya ve varlık gül için vardır ve Gül, eÅŸya ve varlık için. Bir milyon adı varsa aÅŸkın, bir eksiÄŸiyle hep Gül’den alır ilhamını. Kâğıt, kalem ve kitap… Söz, kelam ve hitap… Her suret ve her ÅŸekilde Gül’e mahkum.

Kimiler Gül dediler, ömür boyu güldüler; kimiler Gül dediler, gül uğruna öldüler.

Gül’ü anlatmayan dil ne söyler ki efsaneden baÅŸka!.. Gül harflerinden gül söylemeyen kelimeler gerçeÄŸi olmayan isimlerden öte nedir ki?!.. Gül kokusu taşıyan bilgi canda ışık; gül destesi götürmeyen kervan bedene kuru yük deÄŸil midir?

Dicle’nin serin yamaçlarında gözyaÅŸlarını ikindi sularına karıştırarak Kıble’ye yönlendiren baÄŸrı yanık ÅŸair hasretini anlatıyordu:

Suya versin bâğbân gülzârı zahmet çekmesin

Bir gül açılmaz yüzün teg verse bin gülzâre su

Sultan, rüyalarının sevgilisine Gül rölyefleriyle başı üzre yer vermek için sorgucunu O’nun ayak izinden yaptırıyor ve üzerine ÅŸu dizeleri nakÅŸettiriyordu:

Nola tacım gibi başımda götürsem dâim

Kademi nakşını ol hazreti şâhı rusülün

Güli gülzârı nübüvvet o kadem sahibidir

Ahmedâ durma yüzün sür kademine o gülün

Ve sultanın mürÅŸidi her yüzde Gül’ün aÅŸkını okumaktaydı:

Gül ağlama gül bize

Ele diken gül bize

Gül olanın yüzünde

Gül açılır gül bize

Şimdi bir yılgınlık çağına geldik. Gül için feryâdlar çağına ve denildi:

Gül gûş ettiremez boş yere bülbül inler

Varakı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler

Åžikayet deÄŸildir kasdım Gül’üm, cür’etim içimin yanışından… Gülistanlarda savaÅŸlar var, bülbüllerin kurÅŸuna dizilip kefensiz gömülüyor. Hiç bugünkü kadar yakışmadı Kâbe’ne siyahlar ve biz seni hiç bugünkü kadar özlemedik. Varlığa bir Gül ise sebep, kokusundan ya renginden nasıl duralım ayrı?!..

Ebedî gülÅŸeninde tek ayak üzre duracak bir yer de vermez misin bize Gül’üm?!..

i.pala@zaman.com.tr

“İskender Pala” için 1 Yorum

  1. bedir arutay diyor ki:

    ben bir sanatçıyı o biçim hemde malımda
    bedir arutay

Yorum Yapın