T.c

1.TÜRK DENİZCİLİK SEKTÖRÜNÜN TARİHÇESİ

1.1. GİRİŞ

Denizyolu ulaştırmasının, tarihin çok eski devirlerine kadar uzandığı bilinmektedir. M.Ö.IV.yüzyılın öncesinden kalan, denizciliğin var olduğunu kanıtlayan eserler vardır. Bu devirlerde denizcilik, doğal olarak iç denizlerde yapılabiliyordu.

T.C

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ SÜRMENE DENİZ BİLİMLERİ FAKÜLTESİ GEMİ İNŞAATI MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ

GEMİLERİN HİDRODİNAMİK TASARIMI

2.Ödev

Doç. Dr. Şakir BAL

080229 Hüseyin MAZLIM

Nitekim ilk çaÄŸlarda denizcilik, ticaretin beÅŸiÄŸi olarak gösterilen ve çevresi karalarla çevrili olan Akdeniz’de baÅŸlayıp geliÅŸmiÅŸtir.

Dicle ve Fırat nehirleri ile zenginleÅŸen Mezopotamya ile Nil sayesinde hayat kazanan Mısır, ilk tarımın yapıldığı ve ilk ÅŸehirleÅŸme olayına rastlandığı yöredir. Denizde seyredebilen gemi ÅŸeklindeki ilk aracın M.Ö. yaklaşık 3000 yıllarında Mısırlılar tarafından yapıldığı söylenir. Bununla birlikte bazı yazarlar, ilk denizyolu araçlarına Çin medeniyetlerinde rastlanıldığını ve Asya’nın güneydoÄŸu sahillerinin veya Pasifik kıyılarının ilk denizcilik olaylarına, sahne olduÄŸunu savunurlar. Ancak, büyük bir olasılıkla Nil, Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde suların akışı ve sırıklarla hareket ettirilen veya karadan çekilen saz veya bambudan yapılmış sallar, kütükten oyma kürekli kayıklarla ulaşıma baÅŸlandığı, bu akarsular aracılığı ile denize ulaşılınca, yol alabilmek için yelken gereksiniminin doÄŸmasıyla papirüs elyafından yelken yapılarak, o zamanki denizcilikte büyük bir aÅŸama olan yelken kullanımının yayılmaya baÅŸladığı anlaşılmaktadır. Bu ÅŸekilde deniz ulaşımı hızlanmış, denizlerde balıkçılık yapma imkanı da ortaya çıkmıştır.

Günümüzde Denizcilik ve denizlerimiz ülkemiz ve halkımız için olanaklar ile doludur.Kimbilir belki bunun içindir ki Mustafa Kemal Atatürk TBMM’ nin 1937 tarihindeki açılışına gönderdiÄŸi konuÅŸmasında yer verdiÄŸi ‘ DenizciliÄŸi Türk’ün Büyük Milli Ülkesi Olarak Düşünmeli ve Onu Az zamanda BaÅŸarmalıyız’ özdeyiÅŸi ile bu alanda ülkemiz açısından ifade ettiÄŸi genel kapsamlı büyük önemi ‘Milli’ sözcüğünü kullanarak ortaya koymuÅŸtur.

Dünya denizciliği kararlı bir bir değişim içindedir.Can ve mal emniyeti ve çevrenin korunması alanlarında her geçen gün daha da etkili ve ayrıntılı standartlara ulaşan sektörde teknik ve bilgi gereksinimi gitgide ağırlık kazanmaktadır.Öte yandan, bu gelişmelere koşut olarak, ticari alanda rekabet, daha doğrusu ekonomisi güçlü ülkelerin ortaya koymaya çalıştığı gizli kormacılık, bu alandaki uluslararadı mücadeleyi her geçen gün zorlaştırmaktadır.

Şurası bir gerçektir ki, ülkemizde denizcilik alanında önemli birikimler vardır ve bir sektör olarak gelenekler ve kurumsallaşmalar belirginleşmeye başlamıştır.Ancak alınması gereken ciddi mesafeler olduğu gereklilliği de bir gerçek olarak ortadadır.Ekonomik gelişmişlik ve kalkınma gayretleri içinde olan ülkemiz açısından denizcilik alanında da kapsamlı ve orta vadeli planların ve politikaların yapılmasının ve bunları uygulamaya almanın zamanı çoktan gelmiştir. Örneğin son yıllarda önemli gerilemelere tanık olunan tankercilik için hangi destek politikaları uygulanmalıdır? Türkiye kendi ihtiyaçları ve uluslararası taşımalar için filosuna bir profil ve hedef belirlemelidir.Sektörde finans hareketinin canlandırılması için finans modelleri geliştirilmeli, örneğin denizcilik şirketlerinin halka açılmaları sağlanmalıdır.Gemi İnşaatı sektörünün daha çok ihraç amaçlı ve yüksek kapasite kullanımı ile üretim yapabilmesi için modeller geliştirilebilir.Limancılık politikası ve işletmeciliğinin, ekonominin kurallarına uygun bir yapılanma ve işletmeciliğe kavuşturulması mümkündür. Köklü bir denizcilik tarihi ve kültürü olan ulusumuzun, yeni bin yılda gerek coğrafi konumu, gerekse büyüyen ekonomisiyle bu alanda üst sıralara oynaması, imkansız değildir.

1.2. SELÇUKLU DEVLETİ DÖNEMİ

Türklerin, Anadolu’ya gelinceye kadar denizlerle fazla bir ilgisi olmamış, daha çok karalarda göç etmiÅŸ ve yayılmışlardır. Anadolu topraklarının kesin olarak TürkleÅŸmeye baÅŸlaması ile beraber Türklerin hakimiyet stratejisi deÄŸiÅŸmiÅŸ ve üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkenin fatihleri, denizlere yönelmenin devletin geleceÄŸi için en uygun yöntem olacağını anlamakta gecikmemiÅŸlerdir. Süleyman ÅŸah’ın İznik ÅŸehrini Anadolu Selçuklu Devletine baÅŸkent olarak seçmesi, Türklerin bundan böyle denizlere açık bir politika izleyeceÄŸini göstermesi bakımından önem taşır. Ayrıca Süleyman ÅŸah, bununla da kalmayarak, BoÄŸaziçi’nin Anadolu sahiline kurduÄŸu ve bugünkü anlamda Gümrük Dairesi karşılığı olan bir teÅŸkilat ile boÄŸazdan gelip geçen gemilerden vergi almaya baÅŸlamıştır.

I.Gıyasettin Keyhüsrev, 1207 senesinde Antalya’yı fethederek, Selçuklulara denize açılma yollarını tekrar açmış, oÄŸlu I. İzzettin Keykavus, 1214 yılında Sinop’u alarak, Trabzon Rum İmparatorluÄŸu’na ait Sinop deniz üssünü zaptederek Karadeniz’de bir Türk filosunun kurulmasına imkan hazırlamıştır.

Nitekim, Sinop zaptedilince, derhal tersanesi de faaliyete geçirilerek, gemilerin inÅŸasına baÅŸlanmıştır. 1263 yılında, Saltuk Dede’ye tabi onbini aÅŸkın bir Türkmen kafilesi, Sinop tersanesinde inÅŸa edilen gemilerle Dobrice’ye geçmiÅŸlerdir. Bu kadar büyük bir kafilenin Karadeniz’i geçmesi için gerekli olan teknelerin boyutları, o zamanki Sinop tersanesinin büyüklüğünü ve gücünü de göstermektedir.

Selçuklular döneminde yapılan denizcilik ile ilgili en önemli tesis Alaiyye Tersanesi’dir. Alanya’da 1227 yılında inÅŸa edilmiÅŸ olan tersane, limanın iç kısmında, cephesi doÄŸuya bakan beÅŸ gözü olup, 10×45 zirai mi’mari (kalfa ve dülgerlerin kullandıkları 24 parmaktan ibaret uzunluk ölçüsü) ebadındadır. Tersaneye, saÄŸ taraftaki gözün kuzeye bakan cephesinde bulunan kapıdan girilir ki, bu kapının iki tarafında odalar vardır. Bunlardan saÄŸdaki, tersane memur ve muhafızlarına ait, soldaki ise tersanenin camiidir. İnÅŸa tarihinden itibaren, sekiz yüzyıla yakın süre geçmesine raÄŸmen tersane ayakta dimdik durmaktadır. Selçuklular devrinden kalma diri ve zinde tek tersane olan Alaiyye Tersanesi, vaktiyle Akdeniz’in egemenliÄŸini elde tutan kadırgaların inÅŸası için kurulmuÅŸ ve tersanede 80-100 tonluk tekneler yapılmıştır.

1.3. OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ

1.3.1.Osmanlı İmparatorluğunda Denizcilik

Daha çok bir kara devleti görünümünde olan Osmanlı Devleti, Marmara Denizi ile olan ilgisi, Rumeli kıyısında bazı yerleri işgal etmesi ve oralara yerleşmesi ile kendini denize dönük bir politika izlemek konusunda zorunlu hissetmiştir. Nitekim, Ege Denizi ve Karadeniz kıyıları ile Akdeniz sahillerindeki ülkeler, Osmanlı topraklarına katıldıkça, donanmaya ve deniz gücüne duyulan gereksinim artmaya başlamıştır. Bu cümleden olarak, Gazi Orhan Bey zamanında (1326-1360) Osmanlı donanması Karasi Beyliği donanmasına dayanarak tedrici surette artmıştır.

Osman ve Orhan Gaziler devrinde, Marmara Denizi’nin Anadolu sahillerinde Osmanlıların Karamürsel, İzmit, Gemlik vs. gibi yerlerde iki deniz üssü bulunduÄŸu kesindir. Kaldı ki eskiden "Prenetos" denilen Karamürsel kasabasıyla civarının fethinden itibaren, İzmit körfezinin güney sahillerinde Selçuklular devrinde "Emaret’üs Sevahil" tarzında bir Amiral sancağı kurulmuÅŸ, hatta bu sancağın ilk beyi olan Kara Mürsel Bey burada kendi ismini taşıyan bir gemi tipi yaptırarak hızlı bir ince donanma vücuda getirmiÅŸtir. Hammer tarihinde (Cilt I-Fasıl II) bu gemilerin savaÅŸ gemileri olduÄŸundan ve kendi zamanına kadar bu tipe "Karamürsel gemisi" denildiÄŸinden söz edilmektedir. Kara Mürsel’in oluÅŸturduÄŸu bu donanma, Marmara yöresinde egemen bir durum saÄŸlamış olup, Osmanlı denizciliÄŸinin ilk devri olarak önemlidir.

Süleyman PaÅŸa’nın 1354 yılında Rumeli’ye geçip Çanakkale BoÄŸazı sahillerinde kesin olarak yerleÅŸmesinden bir süre sonra, Osmanlı Bahriyesi merkezinin İzmit Körfezi’nden Gelibolu’ya geçtiÄŸi ve Selçuklulardan sahil beylerine geçen an’ane gereÄŸince de İzmit Körfezi’nden sonra Gelibolu sancak beyliÄŸinin ittihaz edildiÄŸi anlaşılmaktadır. Bununla birlikte İzmit Körfezi’nin eski önemini birdenbire yitirmediÄŸini, daha sonraları da burada gemiler yapıldığını ve tersane bulunduÄŸunu gösteren çeÅŸitli kayıtlar vardır.

Osmanlılar ilk zamanlarında Karamürsel’de ve Karasi BeyliÄŸi’nin Osmanlı topraklarına katılmasından sonra Aydıncık (Edincik) yöresinde de bir tersane kurmuÅŸlardır. Daha sonra İzmit’in Bizans’tan alınması ile de İzmit (Kocaeli) Tersanesi oluÅŸturulmuÅŸtur.

Osmanlı donanmasının akın faaliyetinden çıkıp yavaÅŸ yavaÅŸ deniz aşırı fetihlerde önemli rol oynamaya baÅŸladığı devir, Fatih Sultan Mehmet devridir. (1451-1481) Nitekim Fatih, donanmanın önemini takdir ederek fetihten sonra tersaneyi önce Kadırga Limanı’na, daha sonra da Haliç’e naklettirerek, kurduÄŸu ilave göz’ler (gemi yapım tezgahları) ile yeni bir donanma inÅŸasına önem vermiÅŸtir.

Osmanlı Devleti’nin YakındoÄŸu ve DoÄŸu Akdeniz’de yükseliÅŸi ve Türk denizciliÄŸinin dünya çapında bir geliÅŸme göstermeye baÅŸlaması, II. Bayezid devrinde (1481-1512) olmuÅŸtur. II. Bayezid, babası II. Mehmet (Fatih), oÄŸlu I. Selim ve torunu Kanuni Sultan Süleyman arasında oldukça renksiz bir yer almasına karşılık Osmanlı Devleti’nin bir deniz politikası olması gerektiÄŸini anlayan ilk Osmanlı sultanıdır. Zira II. Bayezid, açık denize elveriÅŸli bir denizciliÄŸe sahip olunmadığı sürece, Venedik Cumhuriyeti ile açık denizde baÅŸ edilemeyeceÄŸini ve dolayısıyla devletin geleceÄŸi için çok önemli olan DoÄŸu Akdeniz hakimiyetinin saÄŸlanamayacağını gayet iyi anladığı gibi, ekonomik faktörler de devleti böyle bir politikaya, ister istemez, götürüyordu.

Türk denizciliÄŸinin parlak devrini yaÅŸatan Barbaros Hayrettin PaÅŸa, 1534 yılında fiilen baÅŸladığı "Kaptan Paıalık" görevinde, 12 yıl süreyle pek büyük ve önemli seferler, birçok zaferler kazanmıştır. Bunlar : Tunus seferi, Mayorka seferi, Apulya seferi, Venedik seferi, Adalar Denizi ve Akdeniz seferi, özellikle 1538 yılında 122 gemi ile Andrea Dorya’nın 600′den fazla gemiden oluÅŸan Haçlı donanmasına (302 adet savaÅŸ gemisine) karşı Turgut Reis ve diÄŸer reislerle beraber kazandığı zafer ve Fransa Kralı’nı korumak için yaptığı Nis seferidir.

Barbaros Hayrettin PaÅŸa, Preveze’de Haçlı donanmasını bozguna uÄŸrattığı bir sırada, baÅŸka bir Osmanlı filosu, Hadım Süleyman PaÅŸa kumandasında Hindistan’da Diyu kalesini kuÅŸatmaktaydı. Birbirinden çok uzak mesafelerde bulunan iki Türk filosunun aynı anda zafer kazanması, tarihte ender rastlanan bir olay olup, bu da Türk deniz gücünün XVI.yüzyılda ne kadar büyük olduÄŸunu gösterir. Hadım Süleyman PaÅŸa’nın Hint Okyanusu’ndaki bu giriÅŸimini Piri Reis, Murad Reis ve Seydi Ali Reis sürdürmüşlerse de, Portekizlilerden çok, doÄŸa olaylarının deniz gücünü engellemesi yüzünden, esas hedefleri olan Hindistan topraklarını Osmanlı egemenliÄŸine sokamamışlardır.

Üstün yetenekli Türk denizcilerinin Hint Okyanusu’nun hırçın ve sert dalgalarına yenik düşmelerinin en önemli nedeni, Akdeniz gibi nisbeten sakin ve kapalı bir deniz için yapılmış olan Osmanlı kadırgalarının, okyanusun hırçın doÄŸasını yenmek imkanını bulamamış olmasıdır.

Osmanlı ülkesinde deniz coÄŸrafyacılığı da önemli bir atılım yapmıştır. O zamanlar Osmanlı donanmasının Hint sularına ve Atlas Okyanusu’na ulaÅŸmaları dolayısıyla Hint Seferleri sonucunda iki Türk amirali çok ilginç deniz coÄŸrafyası eserleri vermiÅŸlerdir. Bunlar Piri Reis (vefatı 1554) ve Seydi Ali Reis (vefatı 1562) dir.

BilindiÄŸi üzere Piri Reis’in "Kitab-ı Bahriyye" adlı eserinde bütün denizlerin sathı akıntıları, koyları, körfezleri, boÄŸazları, limanları birer birer ve bütün bilimsel nitelikleri ile belirtilmektedir. Ayrıca Amerika’nın o çaÄŸa kadar belli olmayan kısımları ile Atlas Okyanusu’nu gösteren ceylan derisi üzerine yaptığı iki haritası da mevcuttur.

Sultan Abdülmecid’in saltanatı devrinde (1839-1861), 1842′de tersanede ilk buharlı gemi olarak Seyr-i Bahri yapılmış, 1843′de ileride Seyr-i Sefain’i oluÅŸturacak olan Fevaid-i Osmaniye, 1851′de Åžirket-i Hayriye, 1859′da Haliç Vapurları ÅŸirketi kurulmuÅŸtur. 1829′da Uzun Mehmet tarafından EreÄŸli’de bulunan kömür madenleri, ilk defa tersane tarafından iÅŸletilmeye baÅŸlanmıştır.

1.3.2. Osmanlı Deniz Ticareti

Türklerde deniz taşımacılığının geliÅŸmesi, Anadolu’ya girilmesinden sonra baÅŸlar. İpek yolunu ellerinde bulunduran Türkler, az zamanda kendi denizlerine egemen olarak, deniz ticaret ve nakliyatına baılamışlardır.

Osmanlı deniz ticaretindeki bu başlangıç döneminden sonraki gelişmeleri, aşağıdaki aşamalarda incelemek yararlı olacaktır :

- Yabancı gemilerin taşıma yaptıkları devir,

- Yabancı gemilerin ve Türk gemilerin birlikte taşıma yaptıkları devir,

- Sadece Türk gemilerin taşıma yaptıkları devir.

Birinci Devir: 16.yüzyıl ile baÅŸlayan birinci devirde, Türk sularında yabancı gemilerin çalıştıklarını görüyoruz. Yukarıda ayrıntılarını açıkladığımız gibi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı I. François ile imzaladığı ticaret sözleÅŸmesinde Avrupa ile olan Türk ticareti Fransız bayrağını taşıyan gemilere verilmiÅŸti. Bizim için kapitülasyon sözleÅŸmesi olan, ancak Avrupa’da yayınlanan kitaplarda "modern anlamda ilk ticaret muahedesi" olarak geçen bu imtiyazdan yararlanılarak, Türk limanları arasında da Fransız gemileri iÅŸletiliyordu. DiÄŸer ülkeler de Türkiye ile yaptıkları ticarette Fransız bayrağı taşıyan gemileri kullanmak zorunda idiler. 17.yy.da bu ülkelere ek olarak Avusturya, Rusya, İsveç, İspanya ve sonraları Prusya da, Babıali’den Türkiye’ye ait olan ticaretlerini kendi gemileriyle yapma iznini almışlardır.

İkinci devri, 19.yüzyıldan baÅŸlatmak mümkündür. Bu devirde, yabancı gemiler yanında Türklerin de gemi iÅŸletmeye baÅŸladığını görüyoruz. Bu ÅŸekilde Türkiye kıyılarında ilk buharlı gemi 1828 senesinde görülmüş olup, Tanzimat’tan bir kaç sene sonra 1844′de Bahriye Nezareti tarafından İngiltere’den getirilen bir gemi ile (Seyr-i Bahri), İstanbul-Gemlik-İzmit ve TekirdaÄŸ hattı açılmış bulunuyordu. Aynı sene içinde bir gemi daha getirtilerek (Eser-i Hayr) BoÄŸaziçi’nde çalıştırılmaya baÅŸlanmıştır. "Hazine-i Hassa Müzesi" adı verilen bu iÅŸletme; iÅŸletmecilikte özerk bir yönetimin kurulmasını gerektirdiÄŸinden, bunun için yine Bahriye Nezaretine baÄŸlı olmak üzere 1843 Fevaid-i Osmaniye adı altında bir yönetim kurulmasını saÄŸlamıştır. Fakat, çürük bir kaç gemi ile iÅŸe baÅŸlayan ve önemli baÅŸarı gösteremeyen, özellikle yabancı rekabetine dayanamayan bu yönetim, bir kaç sene sonra ayrıcalığı ile bir Fransız ÅŸirketine devretmeye mecbur kalmış ancak Fransız ÅŸirketi de bu iÅŸin üstesinden gelememiÅŸ ve iÅŸletme yine Türk yönetimine geri verilmiÅŸtir. Sultan Aziz devrinde, 1871′de İdare-i Aziziye ismini alan bu teÅŸebbüsün adı 1878′de İdare-i Mahsusa olmuÅŸ, nihayet 1910 yılında Ticaret Nezareti’ne baÄŸlı Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi’ne dönüşmüştür. Yine aynı dönemlerde, 1851 senesinde İstanbul ile BoÄŸaziçi ve Kadıköy arasında gemi iÅŸletmek üzere Åžirket-i Hayriye adında bir özel teÅŸebbüs kurularak, baÅŸarılı çok önemli hizmetler vermiÅŸtir.

Üçüncü devir, sadece Türk gemilerinin taşıma yaptıkları dönem olup bu aÅŸamayı I.Dünya Savaşı (1914) ile baÅŸlatmak mümkündür. Gerçi savaÅŸta kapitülasyonlar kaldırılmış ve denizciliÄŸimiz de serbest alan bulmuÅŸtu. Fakat savaÅŸ senelerinde mevcut gemilerinde bir çoÄŸu düşman tarafından batırılmış olduÄŸundan, ticaret filomuz daha da küçülmüştür. I.Dünya Savaşı’ndan önce, yaklaşık 110.000 tona ulaÅŸan gemilerimizden, toplam tonajı 83.600 olan 63 Türk gemisi savaÅŸta batırılmıştır. Mütareke senelerindeki istikrarsız durum, gemilerimizin daha da fazla eksilmesine neden olmuÅŸ ve 1922′de ticaret filomuz 16.582 safi rüsum tonalitosuna düşmüştür. Cumhuriyet dönemi de, özellikle kabotaj hakkının elde edilmesiyle, bu üçüncü devir içinde deÄŸerlendirilir.

1.3.3. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda Denizcilikle İlgili Önemli KuruluÅŸlar

Fevaid-i Osmaniye ÅŸirketi (1843-1870): Osmanlı İmparatorluÄŸu, 1839′da Mekteb-i Fünun-i Bahriye’yi kurdu. Yine İstanbul-İzmir hattında görevli ve ara iskelelere de uÄŸratılan "Peyk-i ÅŸevket" adlı gemiye yeterli miktarda yolcu ve yük verilmeden, yabancı gemilere yolcu ve yük verilmemesi kararını alarak uygulatmış ve böylece bayrak himayesini baÅŸlatmış oluyordu. Tarifeli seferlerin aksamadan ve eksiksiz uygulanabilmesi için deniz taşımacılığının ÅŸirketler eliyle daha saÄŸlıklı yapılabileceÄŸine inanan devlet, Hazine-i Hassa’nın da katılımıyla "Åžirket-i Osmaniye"yi kurdu. Bir süre sonra Hazine-i Hassa bu ÅŸirketten ayrılmış ve "Hazine-i Hassa Kumpanyası" adı altında kendi gemilerini çalıştırmaya baÅŸlamıştır.

Bu kuruluş daha sonra "Mecidiye Şirketi" ve 1843 yılında da "Fevaid-i Osmaniye Şirketi" adını almıştır.

BoÄŸaziçi’nde ilk olarak Üsküdar hattı açılmıştır. Daha sonra, BoÄŸaziçi’nin öteki iskelelerine yabancılara tanınan imtiyazdan yararlanan biri İngiliz diÄŸeri Rus olmak üzere iki yabancı bandıralı geminin 1849 yılında yolcu taşımaya baÅŸlaması üzerine, Fevaid-i Osmaniye İdaresi’nin "Hümapervaz" vapuru ile yabancı bandıralı gemiler arasında bir rekabet baÅŸlamıştır. Bu rekabet 1851 yılına kadar sürmüş ve Åžirket-i Hayriye İdaresi’nin kurulmasıyla ortadan kalkmıştır.

Åžirket-i Hayriye (1851-1944): Yüz yıla yakın bir süre İstanbul’un günlük yaÅŸamında vazgeçilmez bir yeri olan Åžirket-i Hayriye; önceleri yandan çarklıları, 1903′den itibaren de pervaneli gemileriyle ÅŸehir ulaşımında büyük hizmetler görmüştür. Bu ÅŸirketin bir baÅŸka önemi de, ülkemizde kurulan ilk halka açık ulusal anonim ÅŸirket olmasıdır.

"Swift" adlı ilk buharlı gemi II. Mahmut zamanında, 1828 yılında İstanbul sularına gelmesiyle Osmanlı Devleti’nin deniz ticaretinde ve deniz taşımacılığında yepyeni bir dönem açılmışsa da, denizlerde yolcu taşımacılığının ciddi olarak baÅŸlaması 1843′de kurulan Fevaid-i Osmaniye ve 1851 yılında kurulan Åžirket-i Hayriye ile gerçekleÅŸebilmiÅŸtir.

Åžirket-i Hayriye, 93 yıl boyunca verdiÄŸi hizmetlerle örnek bir iÅŸletme olarak tarihe geçmiÅŸtir. BoÄŸaziçi’nin geliÅŸmesini Åžirket-i Hayriye teÅŸvik etmiÅŸ, BoÄŸaziçi’nin mimarı olmuÅŸtur. Åžirkete ait yolcu gemilerinin çalışmaya baÅŸlamasından sonra BoÄŸaziçi köyleri büyümüş, giderek sayfiye merkezleri haline gelmiÅŸ, hatta zamanla ÅŸehre baÄŸlanarak İstanbul’un yayılıp büyümesine yol açmıştır.

Åžirketin kuruluÅŸundaki amaç, BoÄŸaziçi’ni İstanbul’a baÄŸlamak, gemiciliÄŸe ve deniz ticaretine halkı özendirerek baÅŸka bir takım denizcilik ÅŸirketlerinin kurulmasına önayak olmak, Türk denizciliÄŸinin geliÅŸmesine katkıda bulunmaktadır.

PadiÅŸah Abdülmecid’in emirleriyle kurulan Åžirket-i Hayriye, Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde denizcilikle ilgili ilk anonim ÅŸirkettir. Bu ÅŸirketin hem hayırlı iÅŸler arz etmesi hem de istihdam politikası yönünden önemli bir yeri vardır.

İstanbul sularında (özellikle BoÄŸaz Tafeyninde) tarifeli vapur seferleri Sadrazam ReÅŸit PaÅŸa’nın desteÄŸi, Keçecizade Fuat PaÅŸa ve tarihçi Ahmet Cevdet PaÅŸa’nın gayretleri ile 1851 yılında kurulan Åžirket-i Hayriye’ye ait vapurlarla baÅŸlar. 1867-1872 yılında Üsküdar-KabataÅŸ arasında sefere konulan "Suhulet" ve "Sahilbent" arabalı vapurları dünyada sefer yapan ilk arabalı vapurlardır.

Åžirket-i Hayriye. kurulduÄŸu günden itibaren fabrika ve gemilerinde kullandığı malzemenin çoÄŸunu doÄŸrudan doÄŸruya Avrupa piyasalarından ve bilhassa İngiltere’den satın almayı tercih etmiÅŸtir.

I. Dünya Savaşı’ndan önce ÅŸirketin vapur sayısı 39′a yükselmiÅŸ olup iki araba vapuru 26 (SUHULET), 27 (SAHİLBEND), ondördü yandan çarklı, üçü istimbot 35 (İŞGÜZAR), 55 (BEBEK), 56 (GÖKSU) ve geriye kalanı uskurlu vapurlardır. I. Dünya Savaşı sırasında, çift uskurlu vapurlardan 61 (SULTANİYE), 62 (HÜNKAR İSKELESİ) dahil olmak üzere onbir vapur batmış ve 49 (HALE), 50 (SEYYALE) nin güverteleri sökülerek, cephane ve silah taşımasında kullanılmak üzere Harbiye Nezaretince satın alınmıştır. Åžirketce BoÄŸaziçi ulaşımını saÄŸlamak amacıyla üç vapur kömür gemisi haline getirilerek, mevcut vapurların kömür gereksiniminin karşılanması yoluna gidilmiÅŸtir. Buna göre, araba vapurları ve romörkörlerin haricinde ÅŸirketin elinde büyük küçük onsekiz vapuru kalmıştır.

Åžirket-i Hayriye’nin yurt dışında gemi inÅŸa ettirmesi 1929 yılına kadar devam etmiÅŸtir. Bu tarihlerde, yurda gelen Üsküdar, Anadolu Kavağı ve Altınkum adlarındaki üç vapurdan sonra ÅŸirket kendi vapurlarını KasımpaÅŸa’daki kendi tersanesinde Türkiye Seyri Sefain İdaresi’ne ait tezgahlarda inÅŸa ettirmiÅŸtir. 1944 yılında Devlet Deniz Yollarına baÄŸlanan ÅŸirket-i Hayriye daha sonraki yıllarda yapılan çeÅŸitli kuruluÅŸ deÄŸiÅŸiklikleri ile halen Türkiye Denizcilik İşletmeleri bünyesinde, Åžehir Hatları İşletmesi olarak faaliyet göstermektedir.

İdare-i Aziziye (1870-1878): 1870 yılında İrade-i Åžahane (padiÅŸah buyruÄŸu) ile Fevaid-i Osmaniye İdaresi dönemin padiÅŸahı Sultan Abdülaziz’in adına izafeten İdare-i Aziziye adını almış ve yönetim kuruluna Bahriye Nezaretinden üyeler alınmıştır. 1872 yılında da idarenin adı İdare-i Mahsusa-i Aziziye’ye çevrildi. Asur, Canik, Kemal, Marmara, Musul ve Åžems yolcu vapurları filoya katılmışlardır.

İdare-i Mahsusa (1878-1909): İdare-i Mahsusa-i Aziziye, 1878 yılında sadece İdare-i Mahsusa adını almıştır. Sultan II.Abdülhamit’in saltanatı dönemine rastlayan bu dönemde Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun muhtelif limanlarına kayıtlı büyük küçük 176 adet vapur bulunuyordu. Bu vapurların 90 adedi İdare-i Mahsusa, 40 adedi Åžirket-i Hayriye, 46 adedi de özel ÅŸirket ve kiÅŸilere aitti. Bunlardan baÅŸka İstanbul limanına kayıtlı 912 adet yelken gemisi vardı. İdare-i Mahsusa gemileri Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz limanlarına seferler yapmakta iken, kapitülasyonların verdiÄŸi haklardan yararlanan, İstanbul limanında yabancı vapur kumpanyalarını temsil eden yabancı uyruklu ve levantenlerden oluÅŸan acentalar da vardı: Van der Zee, Hayri AraboÄŸlu, P.M. Kurtgis Ege Buharlı Vapur ÅŸirketi, Rus Buharlı Gemi ve Ticaret Kumpanyası, Navgazione Generale Italiana Filorio Rubattino, Papayini Line, Mesagerie Maritime, Pake, Fraissinet ve Ortakları Marsilya, Regular-Batum, Hıdiviyal Mail Stim Ship.

Bu acentalar devlet katında yaptıkları giriÅŸimler sonucu, temsil ettikleri Avrupalı vapur kumpanyalarının sahip oldukları modern ve konforlu vapurlarla bütün Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun kıyı ve limanlarına düzenli seferler yapma olanağı elde etmiÅŸlerdir. İdare-i Mahsusa vapurları da bu vapurlara nazaran kifayetsiz ve eski olduklarından ancak yurt içinde yakın seferler yapabilmiÅŸlerdir. Daha çok da ülkenin muhtelif bölgelerine asker taşımışlardır.

Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi (1910-1923): Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi elinde mevcut çoÄŸu eski adet gemi ile Trablusgarp (1910), Balkan (1912) ve Birinci Dünya (1914) savaÅŸlarını geçirmiÅŸtir. Gemilerin büyük bir kısmı bu savaÅŸlarda batırılmış ve düşman tarafından bir kısmına el konmuÅŸtur. 1908 İkinci MeÅŸrutiyet’ten sonra kurulan ÅŸirketlerin vapurlarının pek çoÄŸu savaÅŸ sırasında düşman gemileri tarafından batırılmıştır. Bu ÅŸirketler ÅŸunlardır:

Hilal ÅŸirketi (1910-1928): BeÅŸ gemiye sahip olan bu ÅŸirketin dört gemisi Birinci Cihan Savaşı’nda düşman donanması tarafından batırılmış, ÅŸirket son gemisi olan 1500 tonluk yolcu gemisi Hilal vapuru ile Cumhuriyet dönemine girmiÅŸtir.

İttihat ÅŸirketi (1913-1918): Bu ÅŸirketin biri yolcu, diÄŸeri yük gemisi olmak üzere iki vapuru vardı. Yolcu gemisi I.Dünya Savaşı’nda Ruslar tarafından Karadeniz’de batırılmıştır.

Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi (1923-1933): 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanı ile ve 1 Temmuz 1926 tarihinde Lozan’da elde edilen kabotaj hakları ile denizciliÄŸimiz geliÅŸme dönemine girmiÅŸtir.

En son vapur işletmesi olan Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi yerine 1923 tarih ve 597 sayılı kanun ile Türkiye Seyr-i Sefin İdaresi kurulmuş ve idarenin başına Binbaşı Sadullah Bey getirilmiştir. Sadullah Bey (Güney) ilk iş olarak elde mevcut olan eski idareden devir alınan gemileri esaslı şekilde tamir ettirmiştir. Bu gemilere ek olarak da 1905 yılı Hollanda yapımı her biri 4800 tonluk "Karadeniz", "Ege", "Ankara" ve "İzmir" vapurlarını satın almıştır.

Cumhuriyet’in ilanını müteakip 29 Temmuz 1925 tarih ve 2256 sayılı kanun ile İstanbul Liman İşleri İnhisarı T.A.ı. kurulmuÅŸtur. Bu kuruluÅŸun ortakları; Sanayi ve Maadin Bankası, Türkiye İş Bankası, Türkiye Seyr-i Sefain İdaresi, Bahri Muamelat T.A.Åž., İstanbul Mavna ve Salapuryacılar Tahmil ve Tahliye T.A.Åž.dir. Türkiye Cumhuriyeti’nin millileÅŸtirme politikasına paralel olarak 23 Kasım 1934 tarihinde 2265 sayılı yasa ile İstanbul Liman İşleri Umum Müdürlüğü kurulmuÅŸtur. 1935 yılında Fransız ÅŸirketinin bütün hisseleri 162 milyon Fransız frangına satın alınarak liman, millileÅŸtirilmiÅŸtir.

İstanbul sınırları içinde bulunan HaydarpaÅŸa Limanı da 1903′de İstanbul-BaÄŸdat demiryolunu inÅŸa eden Almanya tarafından yapılmıştır. Bu liman da 31.01.1928 yılında demiryolu hattı ile birlikte millileÅŸtirilmiÅŸ olup halen TCDD’na baÄŸlıdır.

1.4. CUMHURİYET DÖNEMİ

1.4.1. Planlı Dönem Öncesi Gelişmeler

Gemi İnşa Sanayii : 1927 yılına gelindiğinde Cumhuriyet kayık, sandal , gemi yapım ve onarım sanayiinde 1356,7 beygir gücü kullanan 18 motorlu işletmeye ve 92 motorsuz işletmeye sahip olmuştur. Motorlu işletmelerde 149 motor bulunmakta ve tüm kesimde 1613 işçi çalışmaktaydı.

1935 yılına gelindiğinde ise, Cumhuriyetin askeri tersaneleri denizaltı yapabilecek duruma gelmiştir. 1938 yılında 5000 tonalitoya kadar gemi yapacak bir tersane ayrıca 1000 tonalitoya kadar gemi yapabilecek ve 4 gemiyi aynı anda inşa edecek iki tersane inşası planlanmıştır.

1950’li yıllardan önce özel sektöre ait gemiler ve Devletin iÅŸlettiÄŸi deniz yolları iÅŸletmelerinin bünyesindeki gemiler teknolojik olarak son derece elveriÅŸsizdi. Deniz iÅŸletmelerinin bünyesindeki gemilerden bazıları buharla çalışıyordu. Güneysu, Tarı, Cumhuriyet, Aksu, KadeÅŸ, Sus ve Marakaz gibi iptidai gemiler o günün koÅŸullarında yük ve yolcu taşımacılığını birlikte yapıyorlardı. Karadeniz sahillerinde yaÅŸayan halk İstanbul’a, deniz yollarının gemileriyle gelirdi. Bu gemilerin lüks, birinci ve ikinci sınıf kamaraları yolcu tarifelerinin yanında, güvertede ve ambarlarda seyahat eden yolcuları olurdu ve birçok insan İstanbul’a bu ÅŸartlar altında taşınırdı.

Bizler bu olumsuzlukları yaÅŸarken, komÅŸumuz Yunanistan, çok uzun seneler öncesine dayanan denizcilik yönlerini iyi kullanarak, bugünlerin temellerini atmaya baÅŸlamıştı. İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkan diÄŸer devletler de, savaşın kötü yüzünü unutma, yaraları sarma uÄŸraşındaydılar. Bu dönem içerisinde Amerikalılar, savaÅŸ esnasında donanmaya ve deniz aşırı ülkelerde savaÅŸan silahlı kuvvetlere yardımcı olması için yaptıkları gemileri, o günün ÅŸartlarında bütçeye yük olduÄŸu gerekçesiyle hibe yoluyla ya da ucuz fiyat ve uzun vade avantajlarıyla diÄŸer devletlere satmaya baÅŸladılar. Gemiler için Türkiye’ye de teklif verildi, ancak ülkemizde bu gemileri iÅŸletecek ya da yürütecek teknik adam ve müteÅŸebbis olmadığı için Türkiye bu gemileri almaya cesaret edemedi. Fakat Yunanistan, teklif edilen gemilerin çok büyük bir bölümünü gerek hibe, gerekse uzun vadeli satış ÅŸartları üzerinden aldı. Aslında bizim gibi Yunanistan’da bu iÅŸe hazır deÄŸildi, ancak onlar daha akıllıca davranıp bu iÅŸe soyundular. Yunan halkının büyük bir bölümü bir araya gelerek, ortak ÅŸirketler kurdu veya mevcut denizcilik firmalarına ortak olarak denizciliÄŸe soyundular. Ardından imkanlarını zorlayarak denizciliÄŸin geliÅŸimi için meslek okulları kurdular.

İngiltere ise, Amerika’nın gemilerini satmasıyla baÅŸlayan bu süreçte denizciliÄŸin herkesin yaptığı ve ayrıcalığını yitiren bir meslek halini aldığını düşünerek, yıllar içinde kademeli olarak küçülme sistemi ile deniz taşımacılığından adeta çekildi.Önemli gördüğü tip gemileri muhafaza ile yetindi. Almanya’da bir dönem denizciliÄŸe önem verilirken,daha sonra İngiltere gibi denizcilikten büyük ölçüde kısıntıya gidilerek baÅŸka alanlara yönelmeye baÅŸladılar. Bu dönemde denizciliÄŸe devam ederek, büyük paralar kazanan en önemli ülkeler ise Norveç ve Japonya oldu. Sovyetler BirliÄŸi kendi kabuÄŸu içinde ve teknolojik olarak eski ancak ihtiyacı görebilen bir filo ile uzun yıllar piyasada bulunabildi.

Avrupa ülkelerinde bu geliÅŸmeler yaÅŸanırken biz, eÄŸitimli personel yokluÄŸundan dolayı, bu ÅŸansı deÄŸerlendiremedik. Çünkü o günkü ülke ÅŸartları bunu gerektiriyordu ve bireylerin yapacakları fazla bir ÅŸey yoktu. 1950’li yıllar dünya denizciliÄŸinde büyük deÄŸiÅŸimlere sahne oldu. O yıllara kadar hiçbir geliÅŸim kaydedememiÅŸ olan Türk gemiciliÄŸi, eline geçen bu fırsatı da ÅŸartların elveriÅŸsizliÄŸi nedeniyle deÄŸerlendiremedi.

Zaman içinde Türkiye’de hafif kıpırdanmalar yaÅŸandı ve örneÄŸin 1950’li yıllarda Trabzon, Ordu ve Giresun isimlerinde 3 yolcu gemisi alınarak, ağırlıklı olarak Karadeniz’e, seferler düzenlenmeye baÅŸlandı. Deniz taşımacılığının devletin elinde olduÄŸu 1950 öncesi dönemlerde, bazı Türk iÅŸletmecileri özel müsadeler alıp, gemilerde tadilat yaparak, yolcu taşımacılığı yaptılar.

1962 yılında askeri amaçlı olmayan Türk tersanelerinin gemi yapım kapasitesi yılda 10.200 DWT’a ulaÅŸmıştır. TaÅŸkızak ve Gölcük askeri tersanelerinin ticari gemi yapım kapasitesi 23.600 DWT dolaylarında olmuÅŸtur. Özel kesim tersanelerinin yıllık gemi üretim kapasitesi 1.300 DWT’dan ibaret ve ulusal gemi üretim kapasitesi içinde yüzde 5,5 oranında bir yer edinebilmiÅŸtir. Bu kapasite, ticaret filosunun yaÅŸlanmış ve servisten çekilmesi gereken 445.000 DWT’luk kısmını yaklaşık yirmi yılda ancak yenileyebilirdi. Bu nedenle, planlı kalkınma döneminde ivme kazandırılan sanayii dallarından biri de gemi yapım ve onarım sanayii olmuÅŸtur.

Deniz Taşımacılığı: 1913 yılında limanlarımızdan 500.000 ton eşya yüklenmiş ve indirilmiş iken 1960 yılında limanlarımızdan 2,2 milyon ton eşya yüklenmiş ve 3,3 milyon ton eşya indirilmiş, toplam eşya boşaltma ve yükleme kapasitesi 5,5 milyon tona yükselmiştir. Bu miktar, 1961 yılında 6,2 ve 1962 yılında 7,8 milyon tona ulaşmış, limanların araç ve gereçleri de bu ölçüde gelişmiştir.

1961′de limanlarımızdan yüklenen eÅŸyanın yüzde 29′u, boÅŸaltılan eÅŸyanın yüzde 30,6’sı, Türk bayraklı gemilerle taşınmıştır. Ticaret filosunun büyütülmesi 1921-1962 döneminde daha hızlı olmuÅŸ, devlet deniz taşımacılığı büyük bir ivme ile geliÅŸmiÅŸtir.

1945 yılında UlaÅŸtırma Bakanlığı bünyesinde Liman ve Deniz İşleri Daire BaÅŸkanlığı’nın yanısıra, İstanbul ÅŸehir hatları iÅŸletmesi ve Devlet Demiryolları ve Limanlar İşletme Müdürlüğü kurulmuÅŸtur.

1950′li yıllara ulaşıldığında özel kesim deniz taşımacılığı kamu taşımacılığını kapasite yönünden geçmiÅŸtir. 18 grostondan büyük deniz ticaret filosu ise 605.789 grostona yükselmiÅŸtir. 1942, 1943, 1944, 1945 yılları deniz ticaret filomuzun en çok büyüdüğü yıllar olmuÅŸtur. Bu yıllarda 231.068 groston taşıma kapasitesine sahip 380 gemi filoya katılmıştır.

1951-1960 döneminde ise 213.381 groston taşıma kapasitesinde 928 gemi daha filoya katılmış, 1960 yılı sonuna gelindiğinde deniz ticaret filosu 819.170 groston taşıma kapasitesine ulaşmıştı. 1961 yılında katılan 59.448 ve 1962 yılında katılan 47.228 grostonluk gemilerle 18 ve daha büyük grostonlardaki Türk deniz ticaret filosu 925.906 grostona erişmiştir (Tablo:5). Ticaret filosu 2803 gemiden oluşmaktaydı.

1961 yılına kadar deniz ticaret filosu içindeki kamu kesimi payı büyürken, özel kesimin payı küçülmüştür. 1962 yılında tersi bir durum başlamış, özel kesimin payı artarken, kamu kesiminin payı azalmıştır.

1962 deniz ticaret filosunun belirgin özelliği yaşlılıktır. Bu özellik, daha önce de değinildiği gibi, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planında ve daha sonrakinde ilkelere bağlandığı gibi, deniz ticaret filosunun gençleştirilmesini kaçınılmaz kılmıştır. Deniz ticaret filosunun;

20.919 grostonu 60 yaşından büyük,

45.024 " 50-60 yaşlarında,

73.721 " 40-50 yaşlarında,

72.000 " 30-40 yaşlarında,

145.943 " 20-30 yaşlarında,

166.982 " 15-20 yaşlarındaydılar.

Filonun yüzde 17.3 oranındaki bölümü (160.887 grostonluk kısmı) yerli yapım ve yüzde 82.7 oranındaki (765.019 grostonluk kısmı) yabancı yapım, ithal gemilerden oluşmuştur.

1958 yılında Uluslararası Denizcilik TeÅŸkilatı’na (IMO) üye olan Türkiye, UlaÅŸtırma Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde, denizciliÄŸin hukuki, ekonomik ve teknik geliÅŸimine entegre olmak için uluslararası kuruluÅŸlar (IMO, OECD, UNCTAD) bünyesinde yapılan çalışmalara katılmıştır.

1.4.2. Planlı Dönemdeki Gelişmeler

Birinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı yürürlüğe girerken, 1962 yılında denizciliÄŸimiz 798.300 DWT yolcu ve yük taşıma kapasitesine ulaÅŸmıştır. Deniz taşımacılığı kapasitesinin yüzde 40′ı kamu kesimine, yüzde 60′ı özel kesime aitken, yüzde 71′i kuru yük gemilerinden, yüzde 21′i tankerlerden ve yüzde 8′i yolcu gemilerinden oluÅŸmuÅŸtur. Ancak deniz taşıma kapasitesinin 445.000 DWT’luk bölümü 20-25 yaşından büyük gemilere aitti ve bu gemilerin 1962-1970 yıllarında servisten çekilmeleri gerekiyordu. Ticaret filosunun gençleÅŸtirilme ihtiyacı vardı.

1962 yılına gelindiÄŸinde, askeri amaçlar dışında, yılda 23.600 DWT’luk yük ve yolcu gemisi yapmaya yeterli tersane kapasitesine sahip olunmuÅŸtur. Tersane kapasitelerinin yüzde 95′i kamuya, yüzde 5′i özel kesime aittir. Ülkenin ihtiyaç duyduÄŸu gemilerin yapımına teknik yönden yeterlilik taşıyan tersaneler, eksiklerinin tamamlanması halinde, yaÅŸlılıkları nedeniyle servisten çıkartılacak gemilerin yerlerine yenilerini yapmaya, ticaret filomuzu gençleÅŸtirmeye elveriÅŸlilik göstermekteydi.

Haydarpaşa dışında, önemli 11 limanımız 1963 sonuna gelindiğinde 6.4 milyon ton yükleme ve boşaltma yapmışlardır.

1967′ye gelindiÄŸinde, yolcu dahil kamu kesimi taşıma kapasitesi 287.518 DWT iken, özel kesim taşıma kapasitesi 553.304 DWT’a ulaÅŸmıştır. BaÅŸka bir deyimle taşıma kapasitesinde ağırlık özel kesimdeydi.

Birinci plan döneminde gemi inÅŸa sanayii ile ilgili, özellikle 1000 DWT’nun altında gemi üretimindeki hedeflere ulaşılmıştır. Fakat gemi üretiminde 3000 DWT’nin üzerine çıkılamaması, taleplerin ithalatla giderilmesine yol açmıştır. Kullanılmış gemi fiyatlarının düşük oluÅŸu yanında, yurt dışında gemi inÅŸa süresinin kısalığı, ithalatın kullanılmış gemilere yönelmesine neden olmuÅŸtur.

1965 yılında Camialtı Tersanesi’nin kapasitesi 15.000-18.000 DWT’luk gemilerin yapılmasına elveriÅŸli konuma kavuÅŸturulmuÅŸ, 1966 yılında Gölcük Deniz Kuvvetleri Tersanesi’nin artan kapasitesinin ticari gemi inÅŸasına ayrılması saÄŸlanmış, böylece büyük gemi yapımı olanakları hazırlanmıştır. Fakat mevcut kapasiteler yeterince kullanılamamıştır. Bununla birlikte 1965 sabit fiyatlarıyla Birinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı döneminde gemi üretimi yıllık ortalama yüzde 27.2 artış kaydetmiÅŸtir.

İkinci Plan döneminde, 1967 sonlarında gemi üretiminin yıllık ortalama yüzde 24.5 artması sonucunda, gemi üretiminin dış ticaret bilançosuna ithalat nedeniyle olumsuz etki yaptığı görülmüştür.

Üçüncü Plan dönemi baÅŸlarken, Türkiye’nin aldığı gemi sipariÅŸleri, gemi inÅŸa sanayiine bizim gibi yeni girmiÅŸ olan Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve BirleÅŸik Arap Devletleri’nin aldığı sipariÅŸlere göre oldukça düşük düzeyde bulunmaktaydı. 1962-1972 döneminde;

Yunanistan 24 adet, toplam 484.000 DWT

Bulgaristan 15 adet, toplam 114.650 DWT

Romanya 61 adet, toplam 378.700 DWT

B.Arap Dev. 16 adet, toplam 361.600 DWT

sipariÅŸ almış iken, Denizcilik Bankası T.A.O’nun aldığı sipariÅŸler 12 adet ve 15.500 DWT ile sınırlı kalmıştır.

Birinci plan dönemine girerken 798.330 DWT olan deniz taşıtları kapasitesi, ikinci plan dönemi baÅŸlarında 773.262 DWT’a inmiÅŸtir. Bu düşme, kapasite fazlalığı ve yaÅŸlılık nedeniyle önceden planlanmıştır. İkinci plan dönemi sonlarında ise deniz taşıtları taşıma kapasitesinin yıllık yüzde 7.1 artışla 1.191.452 DWT’a çıkması gözlenmiÅŸtir. Plan dönemi sonunda 1972 yılında taşıma kapasitesi 1.015.419 DWT’a yükselmiÅŸtir.

Üçüncü Plan Dönemi’nde gemi dizel motorları fabrikasının kuruluÅŸ çalışmaları son aÅŸamasına gelmiÅŸ, özel kesim Tuzla Tersanelerinin alt yapı çalışmalarına, Pendik Tersanesi’nin yapımına ve Alaybey Tersanesi’nin "Türkiye’nin en büyük bakım - onarım tersanesi konumuna ulaÅŸması için" gerekli düzenlemelere baÅŸlanmıştır. Yine bu dönemde, Denizcilik Bankası’nın bazı tersaneleri ile Deniz Kuvvetleri tersanelerinden ticari gemi yapımına ayrılan süreler büyük ölçüde kullanılabilmiÅŸtir. Kazanılan deneyimler, elde edilen bilgi birikimi, iÅŸ gücü ve ucuzluÄŸu, kurulu ve kurulmak üzere olan kapasiteler, gemi yapımında Türkiye’nin önemli bir potansiyele kavuÅŸtuÄŸunu ortaya koymaktadır.

Üçüncü plan dönemi sonunda Türk deniz ticaret filosunun 18 grostonunun üzerindeki kesiminin taşıma kapasitesi 1.550.993 grostona, 1.800.000 DWT’a ulaÅŸmış ve 2753 gemiden oluÅŸmuÅŸtur.

Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı döneminde, gelişen sanayinin yarattığı ulaşım talebi taşıma kapasitesinin arttırılmasını gerekli kılıyordu. Şehirler arası yolcu taşımada yılda yüzde 9,9 ve yük taşımada (plan hedeflerinin altında kalmakla birlikte) yıllık yüzde 12 gelişme sağlanmıştır. Dış hatlarda taşımada yıllık yüzde 17,4 artış öngörülmüşken, yüzde 24,6 dolayında bir artış gerçekleşmiştir. Bunun yanında, Türkiye beklenmeyen bir transit deniz trafiğiyle karşılaşmış, bu da limanlarda darboğaz yaratmış, yeni alt yapılar ile düzenlemeleri zorunlu kılmıştır.

1981 yılında denizciliÄŸimize dinamizm kazandırabilmek için İstanbul Deniz Ticaret Odası kurulmuÅŸtur. Bunu izleyen yıllarda açılan ÅŸubelerle DTO’nun faaliyet alanı tüm kıyılarımızı kapsayacak biçimde geniÅŸletilmiÅŸtir. Bilahare Mersin Åžubesi’nin DTO’dan ayrılması üzerine 1989 yılında Mersin Deniz Ticaret Odası kurulmuÅŸtur.

Dördüncü BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı dönemine girerken 300 grostondan yüksek deniz ticaret filomuz 1.669.910 DWT taşıma kapasitesine sahiptir ve 1983 yılına gelindiÄŸinde 2.600.000 DWT’a ulaÅŸtırılması planlanmıştır. Oysa teÅŸvikler, kredilemeler ve ithalatın kolaylaÅŸtırılması sonunda, 1983 yılına gelindiÄŸinde Türk ticaret filosunun taşıma kapasitesi 4.448.439 DWT’a ulaÅŸmış, planlanan yüzde 50 oranındaki artış yerine yüzde 180 dolaylarında büyüme saÄŸlanmıştır. Dünya ihracatı 1973-1988 yılları arasında yüzde 85,7 artarken, dünya deniz taşımacılığı ancak yüzde 17,5 dolaylarında çoÄŸalma gösterebilmiÅŸ, dünya genelinde taşıma diÄŸer kesimlere kaymıştır. Bu konum 1980′den sonra dünya gemi üretiminin azalmasına, dünya ticaret filosunun küçülmesine ve gemi fiyatlarının düımesine yol açmıştır. Türk deniz ticaret filosunun büyümesi böyle bir döneme rastlamış ve 1988 yılı için filonun 6.222.250 DWT’luk taşıma kapasitesine kavuÅŸması planlanmıştır.

1983 yılına gelindiÄŸinde, deniz ticaret filomuz, dış ticaret mallarımızın ancak yüzde 47,4′ünü taşıyabilmektedir.

Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma planından başlayarak, ticaret filosunun yaş ortalamasının küçültülmesi, yaşlı gemilerin servisten çıkartılması politikası da son bulmuştur.

Limanların iyileÅŸtirilmesine, araç ve gereç eksiklerinin giderilmesine, modernizasyonuna yönelik birinci proje BeÅŸinci plan döneminin ilk yılında tamamlanmış bulunmaktadır. Bu nedenle limanların yükleme ve boÅŸaltma kapasiteleri arttırılmış; eÅŸya boÅŸaltma iÅŸlemleri 1977′de 9,7 milyon ton iken 1982 sonunda 15,2 milyon tona, yüklemeler de 1977 yılında 12 milyon ton iken 1982 yılında 15 milyon tona yükselmiÅŸtir.

Gemi üretimi 1983 yılında 80.500 DWT dolayında olabilmiÅŸ, üretim kapasitesinin altında kalmış, filoya aynı yıl içinde katılanların yüzde 14,1′ini karşılayabilmiÅŸtir. Filoya katılan gemilerin yüzde 85,9′u ithalatla saÄŸlanmıştır.

1982 yılında Türk dış ticaret mallarının yüzde 47,8′ini taşıyan Türk deniz ticaret filosu, 1989 yılına gelindiÄŸinde 5.123.888 DWT taşıma kapasitesine raÄŸmen yüzde 35,8′ini ancak taşıyabilmektedir.

Beşinci plan döneminde şehirlerarası taşımacılıkta plan hedefleri de aşılarak yıllık ortalama yüzde 26,1 yurt dışı taşımacılıkta da plana uygun olarak yüzde 10,7 artış sağlanmıştır.

BeÅŸinci BeÅŸ Yıllık Kalkınma Planı dönemi sonuna ulaşıldığında kamu tersanelerinin kapasitesi 99.600 DWT’a, özel kesim tersanelerininki ise 218.000 DWT’a yükseltilmiÅŸ bulunmaktadır. Toplam 317.660 DWT taşıma gücüne sahip gemi üretilebilecek Türk tersaneleri 93.235 ton çelik iÅŸleyecek bir konum içine girmiÅŸtir. Tersanelerin kapasitelerini artırmaya, alt yapılarını tamamlamaya yönelik çalışmalar sürmektedir. Bu durumda, dönemin özel tersanelerinin kapasite kullanımı yüzde 5-15, kamu tersanelerinin kapasite kullanımları da yüzde 16-65 olmuÅŸtur.

Limanlara yapılan yatırımlar sonunda, eşya yükleme ve boşaltma kapasiteleri artırılmış, 1983 yılında 52,8 milyon ton olan yükleme ve boşaltma işlemleri, dönem sonunda 1988 yılında 81,6 milyon tona ulaşmış bulunmaktadır.

Altıncı Plan döneminde 1992 yılına kadar sağlanan teşviklerle ihraç edilen gemi tonajı artmış, ancak 1993 yılından itibaren bu teşviklerin hazır gemi ithaline kaydırılması neticesi hem iç piyasaya inşa edilen hem de ihraç edilen gemi tonajı düşmüştür.

1988 yılında sektördeki gemi inÅŸa kapasitesi kamuda 5 tersanede 160.560 DWT ve özel sektörde 17 tersanede 205.500 DWT olmak üzere toplam 366.060 DWT iken, 1995 yılı sonu itibariyle kamuda 4 tersanede 177.900 DWT ve özel sektörde 25 tersanede 310.500 DWT olmak üzere toplam 488.400 DWT’a çıkmıştır.

1984 yılından itibaren devam eden Pendik Tersanesi II. Kademe yatırımı tamamlanma aşamasına gelmiş, yatırımın ana elemanlarından 300 x 700 m. boyutlarındaki kuru havuzun inşaatı 1991 yılında, 450 tonluk gentry kreynin montajı ise 1992 yılında tamamlanmıştır.

Türk deniz ticaret filosu tonajı 300 grostonun üzerindeki gemilerde 1995 yılı sonunda 9,6 milyon DWT’a ulaÅŸmış ve Türk bayraklı gemilerin dış ticaret taşımalarından aldığı pay yüzde 41,8 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Denizcilik sistem ve hizmetlerini, ülkenin çıkarlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak tahsisi ve geliÅŸtirilmesi amacıyla 19.08.1993 tarih ve 491 sayılı kanun hükmünde kararname ile BaÅŸbakanlığa baÄŸlı Denizcilik MüsteÅŸarlığı kurulmuÅŸtur. 1998 yılında limanlarımızdaki yükleme-boÅŸaltma faaliyetleri 155,8 milyon tona, konteyner trafiÄŸi de 1.042 bin TEU’ya ulaÅŸmıştır.

Türk Deniz Ticaret Filosu tonajı 300 GRT’nun üzerindeki gemilerde 1998 yılı sonunda 10,4 milyon DWT’a ulaÅŸmış ve Türk bayraklı gemilerin dış ticaret taşımalarından aldığı pay, yıl içinde uygulamaya konulan 98/T-17 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararındaki tedbirlerin de etkisiyle 1997 yılındaki yüzde 28 seviyesinden yüzde 32,5’e yükselmiÅŸtir.

1.5. SONUÇ:

Gerçekten, Cumhuriyetten bu yana gemi yapım ve onarım sanayii, Türk deniz ticaret filosu, limankarımız, deniz yoluyla taşınan ticaret mallarımız baş döndürücü oranlarla büyüdüler. Bu büyümenin sağlanabilmesi için Cumhuriyet Hükümetleri ve ilgili devlet kuruluşları değerli çabalar harcadılar, politikalar belirleyip uyguladılar. Gemi ithalatı yasağı ya da sınırlaması, ucuz kredi, vergi muafiyeti, vergi iadesi, prim, fon ve kamu yatırımları ile diğer özendirmeler Hükümet poltikalarının araçları olarak kullanıldılar.Tüm bu çabalara ve gelişmelere rağmen, denizciliğimiz ivedilikle çözüm bulunması gereken sorunlar içine düşmüş bulunuyor:

Deniz ticaret filomuzun büyütülmesi gemi ithali yoluyla gerçekleştirildi. Büyük ölçüde döviz kullanımını gerektiren ve ödemeler dengesini kemiren bu konum ağırlaşarak sürmektedir. Deniz ticaret filomuz çok yaşlı ve gençleştirmeyi zorunlu kılıyor. Çünkü yaşlılık can ve mal güvenliğini sarsacak, filonun atıl kapasiteler, yüksek maliyetler içinde çalışmasına neden olacak boyutlardır. Deniz ticaret filomuzun taşıma kapasitesi ticaret mallarımızı taşımaya yetmiyor ve büyütülmeyi gerektiriyor. Yabancı gemilere her yıl büyük tutarlarda döviz ödenmesini zorunlu kılıyor.

Deniz ticaret filomuzun oluşumunu sağlayan gemi türlerinin zenginleştirilmesi ve her türde ticari mal taşıyacak güce kavuşturulması kaçınılmaz bir zorunluluktur.Deniz ticaret filomuzun gençleştirilerek büyütülmesi, tür yönünden zenginleştirilmesi, ticaret mallarımızı taşımaya yetersizliğinin giderilmesine karşın; büyük çabalarla ve yatırımlarla oluşturulan tersanelerimiz atıl kapasitelerle çalışıyor. Türk armatörlerin gemi talepleri yaşlı yabancı gemilere yöneliyor.

Tersanelerin alt yapı noksanlarının tamamlanması, çağdaş teknolojiyle donatılması, Ege, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına da yayılması; uygulama aşamasında bulunan tersane yatırım projelerinin hızla tamamlanması icabetmektedir.Gemi yapım sanayiindeki atıl kapasiteler, gemi yan sanayilerinin türlenerek büyüyüp yayılmalarına engel oluyor. Tersane üretimlerindeki dengesizlik, yan sanayileri olumsuz etkiliyor. Gemi söküm sanayiinin yeniden özenle ele alınması kaçınılmaz bir konum içine girmiş bulunmaktadır.Limanlar yerleşimlerinden donanımlarına varıncaya kadar noksanlık içindedirler. Limanların yeniden ele alınmaları, yeni limanlar yapılması kaçınılmazlık gösteriyor.Ucuz ve hızlı mal akışının sağlanması yönünden, limanların kara içlerindeki pazarlara demiryollarıyla bağlanması gerekmektedir.

Denizcilikle ilgili yasalar, tüzükler, yönetmelikler eskimiş bulunuyor. Bunların çağın koşullarına, atılım içindeki bir ekonominin ve deniz ticaretinin dinamiğine göre yenilenmeleri gerekiyor.Denizciliğimizin yönetilmesinde ve yönlendirilmesinde dünya ve ülke gerçeklerine uygun düşen, çağdaş yönetimlerin belirlenip uygulamaya konulması kaçınılmazlık göstermektedir.

“DenizciliÄŸi Türk’ün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda baÅŸarmalıyız”

M.K. ATATÜRK

Kaynakça:

http://www.denizcilik.gov.tr/mustgir.htm

http://ekutup.dpt.gov.tr/destek/1999/gelisme.html

Türkiye’nin Deniz ve Denizcilik Sorunları—İ.ReÅŸat.Özkan—Deniz Ticaret Odası Yayın No:49

SEVİMAY, Hayri R., Osmanlıdan Günümüze Türk Denizciliği 1992

DENİZ TİCARETİ DERGİSİ, Ocak2000

Yorum Yapın