Varoluşçu Düşünürlerde Ölüm Problemi

Varoluşçu Düşünürlerde Ölüm Problemi Veya

Martin Heidegger ve Jean-Paul Sartre’da Ölüm Problemleri İnsanlık tarihine baktığımızda ölüm, insanın varoluÅŸundan itibaren en önemli fenomenleri arasında yer almış ve yer almakta alan fenomenlerden biridir. Bunun en belirgin örneÄŸini “Felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir”[1] diyen İlkçağın en büyük düşünürlerinden biri olan Platon’da görmekteyiz. Ölümün varoluşçu düşünürlerde konumuna geçmeden önce onunla ilgili soruların bazılarını ortaya koymak gerekiyor: Ölüm nedir? Ölüm gerçekten yok oluÅŸ mu? Yoksa yeni bir hayatın baÅŸlangıcı mı?[2] Ölüm korkusu nedir ve bizi niçin etkiler? Daha açık bir ifadeyle teorik olduÄŸu kadar pratik bir vakıa olan ölüm materyalistlere ve spiritualistlere göre nedir? Varoluşçu düşünürlerin ölüm hakkında düşünceleri nelerdir? Ölümü nasıl açıklamaktadırlar?… iÅŸte tüm bu soruları ve benzerlerini Martin Heidegger ve Jean-Paul Sartre felsefesinde ele alacağız.

Konumuzu geniş açıdan ele almadan kimine göre bir yok oluş, kimine göre ölümsüz bir hayata başlamak 2 olan ölüm; başta materyalist ve ateist varoluşçularda insanı tamamen yok eden bir olgudur. Diğer bir ifadeyle ilkçağ ve 17. ve 18. yüzyıl materyalistlerine göre ruh gözle görülemeyen çok küçük ve birbirinden tamamen ayrı atomlardan oluşmuştu.[3] Bu düşünürler duyguları, aklı, iradeyi ve şuurun varlığını atomların faaliyetlerine ve uyumlarına bağlamışlardır. Onlara göre şuur materyalizmin daha ileri seviyesinde beynin bir fonksiyonu olarak algılanır. Kısaca onlara göre ölüm insan varlığının tamamen ve mutlak olarak yok oluşudur.

Bunların karşısında yer alan ve bu konu hakkında daha spesifik düşünenler ruhu; şuurlu, ölümden önce olduğu gibi sonra da yaşayan, faaliyetlerine devam eden bir varlık kabul etmektedirler. Daha açık bir ifadeyle, gerek idealistler gerek spiritüalistler şuurla ruhu bir ve aynı kabul edip, şuurun daha önceki aktivitelerini ve belleklerini koruyarak ölümden sonra da varlığına devam ettiğini savunurlar. Buna ferdin veya benliğin devamını içerdiğinden şahsın ölümsüzlüğü doktrini denilir. Daha çok Platon, Saint Thomas, Leibniz, G. Berkeley ile diğer spiritualist ve idealistler tarafından savunulmuştur.[4]

20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan La Lebensphilosophie ( )[5] pek çok yeni düşünce akımlarının da ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu felsefi ekolün ele aldığı en önemli fenomenlerden biri olan ölüm varoluşçu düşünürlerin de önemle üzerinde durdukları bir konudur. Gerek Hıristiyan gerek ateist varoluşçuların en ateşli şekilde ele aldıkları ölüm fenomenini önce Martin Heidegger düşüncesinde göreceğiz.

1. Ölüm İçin Varlık ve Varlığın Anlamı Sorunu :

Martin Heidegger’in ölümle ilgili düşüncelerini varlık felsefesi kapsamında görmekteyiz. DiÄŸer bir ifadeyle onun ölümle ilgili görüşleri varlık düşüncesiyle iç içedir. Çünkü varlık onun felsefesinin en temel ve en önemli öğeleri arasında yer almaktadır.[6]

Onun ölüm hakkında görüşlerine açıklık getirmek için öncelikle temel kavramları açıklamamız gerekmektedir. Bu baÄŸlamda ele alacağımız ilk kavram varolmak ‘tır. Bu, Heidegger’in düşüncesinde bir taraftan ÅŸuura diÄŸer taraftan varlığa dayanmaktadır. Yine buradan hareketle dünya kavramını anlamamız da kendimizi anlamamıza baÄŸlıdır. Bu baÄŸlamda varolmanın özellikleri nelerdir sorusuyla karşılaÅŸmamız mümkündür? Bu soruya verilecek ilk cevap onun herkes için özel olduÄŸudur. DiÄŸer bir anlatımla varolmanın kiÅŸisel ve ferdi olduÄŸudur. Nasıl J.P. Sartre’a göre varoluÅŸ özden önce geliyorsa[7], Heidegger’e göre varoluÅŸun özü kendinde saklıdır.[8] Fakat buna raÄŸmen o basit olarak ne burada ne de baÅŸkasındadır. Buradan uzak, kendi varlığında varolmak varlıkla baÄŸlantılı olarak bulunmaktadır.

Buna paralel Heidegger’in anladığı anlamda dünya tabiatla aynı anlamı içermemektedir. Ona göre tabiat dünyada bir olandır ve oluÅŸtur. Bu ise deÄŸiÅŸik boyutları ve konumları olan olgudur. Yine bu baÄŸlamda tabiat dünyanın içinde yer almakta varoluÅŸ ise dünyada varlık gibi burada bulunmaktadır.[9] Kısaca Heidegger’in dünya kavramından anladığı yaÅŸadığımız bu ortak ve zorunlu dünyadır. Çünkü Heidegger aynı zamanda varlığı, obje (das Zeug), olabilirlilik (zuhandenheit) ve burada –varlık (Vartandensein)[10] olarak kabul etmektedir.

Bu açıklamalara paralel olarak ölüm-için-varlık konusunu şimdi daha geniş şekilde ele alabiliriz.

Heidegger’e göre ölüm, varlığın en belirgin özelliÄŸi olduÄŸundan varlığın kendisine doÄŸru yöneliÅŸini durdurur ve bunları birbirinden ayırır. Dolayısıyla ölüm, kendisinden ayrılmayan bir özelliÄŸi içerdiÄŸinden ve kendisinin etkinliÄŸi ve önceliÄŸi olduÄŸundan buradaki varlığı diÄŸer bir ifadeyle insanı, bir bütün ve tam olarak ele alır. İnsanın diÄŸer tüm özellikleri bundan sonra gelir. DiÄŸer bir ifadeyle Heidegger’e göre ölüm ve zaman; varlık gibi varlığın modaliteleri olarak düşüncedirler. Bizzat konumuz ölüm olduÄŸundan onun Heidegger felsefesinde dünyada – varlığın sonu olduÄŸunun altını bir kez daha çizmemiz gerekmektedir. Bu durum aynı zamanda ölümü korku olarak da tanıtmaktadır. Kısmen ölüm buradaki varlığın yıkımından baÅŸka ÅŸey deÄŸildir.[11] Daha açık ifadeyle Heidegger’e göre ölüm ortaya koyma veya realizasyon olmayıp aksine tüm realitenin yokluÄŸudur. Yine ölümün varlığa baÄŸlılığından baÅŸka herhangi bir iliÅŸkisi yoktur. Yukarıda asıl vurgulanmak istenen ölümün bir hiç ve olumsuzluk olduÄŸu ve özellikle diÄŸer varlıklar gibi bir obje olmadığının belirtilmesidir.[12]

DiÄŸer taraftan ölüm olayının Heidegger felsefesinde baÅŸka bir boyutunu da görmemiz mümkündür. Ona göre varoluÅŸun tüm imkanları kapsamında olan ölüm, bu imkanın yaÅŸamasını sınırlandırır ve önüne bir engel koyar. Bu baÄŸlamda ölüm yukarıda vurguladığımız gibi varoluÅŸun basit olumsuzluÄŸundan baÅŸkası deÄŸildir. Dolayısıyla Martin Heidegger ölü bir insanın hayatını bir bütün olarak kavrayabilmek, anlamak için insanın ölümünün veya ölmüş olmasının ontolojik anlamını kavramamız gerektiÄŸini vurgular.[13] Çünkü burada söz konusu olan insanın diÄŸer bir ifadeyle Dasein’in yaÅŸamının bütünlüğü ve tümlüğüdür.

2. Heidegger’de Ölüm ve Ölümsüzlük

Martin Heidegger’in “L’Etre et Le Temes” adlı yapıtta ele aldığı en önemli konulardan biri hiç şüphesiz ölüm fenomenidir. Ona göre ölüm insan varlığının en belirgin bir özelliÄŸi olduÄŸu gibi aynı zamanda Dasein’in varoluÅŸunun sonunu hazırlayan ve bitiren bir olgudur. Bir baÅŸka ifadeyle hiçbir Dasein bizzat kendi ölümünü deneyimleme olanağına sahip olmadığından bir bütün olarak da kendi varoluÅŸunu kavrayamayacağının altını çizmemiz gerekiyor. J. Charon’un[14] belirttiÄŸi gibi Heidegger’de kelimenin geniÅŸ anlamıyla ölüm, canlı bir olgudur. Bu baÄŸlamda Dasein’in hayatının sonu olan ölüm hiçbir durumda ortadan kaldırılamaz ve yok edilemez. Çünkü o Dasein’in ayrılmaz bir parçasıdır.

Ölümün canlı bir olgu olması, bir hayvanın ölümle olan iliÅŸkisiyle bir insanın yani Dasein’in ölümle olan iliÅŸkisi arasındaki fark gibi hayvanın varoluÅŸuyla insanın varoluÅŸu arasındaki fark kadar büyük ve farklıdır.[15] O bu ayrımıyla hayvanın ölmesine telef olma derken Dasein’inkine vefat etti der. Çünkü Dasein’in vefatı yani ölümü insanın dışındaki canlıların ölümünden farklıdır. Dolayısıyla Dasein, biyolojik yapısını ve çok daha önemlisi ÅŸuura sahip olma özelliÄŸiyle kendi varlığını varoluÅŸsal özelliklerle biçimlendirir ve ÅŸekillendirir. Bu baÄŸlamda Heidegger’e göre ölümü anlamak; varoluÅŸsal boyutta Dasein’in ölümle olan iliÅŸkisini yaÅŸanan, bilinen ve idrak edilen bir iliÅŸki olarak anlamak demektir. DiÄŸer bir anlatımla Dasein için ölüm bir oluÅŸ biçimidir. O bir olay olmayıp olanaksızlığın olanağıdır. Kısaca Dasein’in burada olmamasıdır.[16]

DiÄŸer taraftan yine Heidegger’e göre Dasein’in veya diÄŸer canlıların ölümlü olması, sounda ölüm bulunan sınırlı bir hayat sürecine sahip olması demek deÄŸildir. Bu hiçbir durumun, hayat tarzının ölüm olasılığını ortadan kaldırmaz. Çünkü biz ne kadar özenli ve dikkatli olursak olalım ölümü hayatımızdan çıkarıp atamayız. Dasein içinde bulunduÄŸu her anın son olması olasılığı içine fırlatılmış ve atılmış bir varlıktır.[17] Bu baÄŸlamda Dasein’in varlık’ı ölüme-doÄŸru-oluÅŸ’tur. Dünyaya-atılmış-varlık olmanın diÄŸer bir anlamı ölümlü-varlık diÄŸer bir ifadeyle ölüm-için-varlık demektir. Ölüm-için-varlığın diÄŸer anlamı kaygıdır. Ölüm, varoluÅŸun varlığı olarak nitelenen kaygı üzerine kurulmuÅŸtur. Bundan dolayı ölüm-için-varlık, varoluÅŸtan ayrılamayan bir parça ve öğedir.[18] Ölümün varoluÅŸ bakımından yorumlanması Dasein’in gerek isteyerek gerek bilerek boyun eÄŸmesini saÄŸlar. Bunun diÄŸer bir anlamı ise gerçek sıkıntının ölüm-için-özgürlük’e dönüşmesidir.

Heidegger’in düşüncesinde kaygı olarak vurgulanmak istenen, varlığın-yanında-olduÄŸu gibi –bir- dünyada-daha-önceden-varlığın-içinde-kendinde-olmaktır.[19] DiÄŸer bir ifadeyle Dasein’in düşüşü ve kaygılı olmasıdır. Ölüm korkusu diÄŸer adıyla ölüm kaygısı Dasein’de vefat korkusunu kapsamak zorunda da deÄŸildir. Bu Dasein’in zayıflığının veya acizliÄŸinin de bir yansıması deÄŸildir. Bu diÄŸer ifadeyle kaygı, varoluÅŸun temeli ve en önemli öğesidir. Kendinden-önce-olmak olanaklara atılmak ve dünyada olmaktır. Kaygının genel olarak anlamı acı, korku, şüphe ifade etmesine karşın Heidegger’de çok daha özel anlam ifade ettiÄŸini unutmamak gerekir.[20] Dasein’in varlığının tamlığını ölüm ve olanaklar açısından ele aldığımızda kaygının önemi daha da artmaktadır.

Martin Heidegger’e göre ölüm-için-varlık düşüncesi bizi bilinçlendirmekte, yönlendirmekte bunun ötesinde yeni bir hayata itmektedir. Çünkü ölümlü-varlık-düşüncesi veya ölümle yüzleÅŸme düşüncesi, kaygısı Dasein’in dünya-içinde-varlık olmasını saÄŸlar. VaroluÅŸsal imkanlar bakımından ölüm kaygıda kendini bulur ve temellenir. Kendisi aşılamaz bir fenomen olan ölümün kendisiyle tüm olanaklar biter. Dolayısıyla Dasein’in burada oluÅŸunun her anı her dakikası ölümle biçimlenir ve ÅŸekillenir. Çünkü ölüm yaÅŸamı birlik ve bütünlük haline getirmekle, yaÅŸama anlam vererek etkinliÄŸini ve önemini daha da ortaya koymaktadır. Dasein, ölüm korkusunu günlük iÅŸler ve projeleriyle uzaklaÅŸtırmak istese de ondan uzaklaÅŸamayacaktır.[21] Bu insanın sadece kendi ölümü karşısında korkması ve kaçmasıdır. Ölümlü-varlık bilinciyle kendi varoluÅŸuna ulaşır.

Heidegger felsefesinde ölümlü olma veya, ölümlülüğün pür fenomeni karşısına bizi yerleÅŸtirme düşüncesi hayata bir sınır koymaktan diÄŸer bir ifadeyle Dasein’in bizzat kendi ölümünü anlamasından baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Çünkü Dasein kendi ölümünü düşünen ve ölümle iç içe olan bir varlıktır. Daha önce de vurguladığımız gibi kiÅŸinin ölümü konusunda Heidegger’e göre her Dasein sürekli, zorunlu olarak kendi kendini kuÅŸatır. Ölüm bizzat kendisi içindir. Ona göre Dasein’in veya varlığın genel özü olmadığından ölümün de genel özü yoktur. Bir baÅŸka ifadeyle ölümün ve varoluÅŸun baÅŸkasına geçmeyen, aktarılamayan, yansıtılamayan deneyimi vardır.

Heidegger’e göre konumuzu bir baÅŸka boyuttan ele aldığımızda varoluÅŸun ölüm fenomeni dış etkenler sebebiyle kesintiye uÄŸradığı gibi etkileÅŸime uÄŸradığını görürüz.

Ona göre varoluÅŸ olarak adlandırılan bu iliÅŸki ve bağıntı herhangi birisinin ölümünü gözlemekten baÅŸka bir durum olmadığı gibi kendi ölüm korkusundan baÅŸkası da olamaz.[22] Burada vurgulanmak istenen bu baÄŸlantının ve iliÅŸkinin saptanmasıdır. Ben’lik baÅŸkasının ölümünden ayrı hissedilen bir olgu olarak fertten baÅŸka ÅŸey de deÄŸilse bizzat kendindedir ve zorunlu bir iliÅŸki içinde varlık ölmektir.

Heidegger’e göre aynı zamanda ölüm yaÅŸamın bir kısmını oluÅŸturan geniÅŸ anlamlı bir fenomendir. ÖrneÄŸin Dasein biyoloji bilimlerinin objesi olarak bir canlı gibi de incelenebilir. Çünkü ölüm üzerine bu perspektifte geliÅŸen ve yapılan araÅŸtırmalar mevcuttur. Dolayısıyla ölüm konusunda çalışan herhangi bir araÅŸtırmacının verilerinin tamamı bu perspektiften baÅŸka ortaya koyulamaz. DiÄŸer bir ifadeyle bu, Dasein’in ölümsüzlüğünü kendi kendine bilip dünyada bir yere sahip olan objektif bir hakikatin önemini kavramaktır. Heidegger’e göre Dasein’in ölümü, baÅŸkasının ölümü gibi dünyanın bir hakikatidir. Hayatın dışına çıkma olan bu olay dostlardan ayrılma manasına vefat etmektir. Sona ulaÅŸmayı bilmede herhangi bir canlı için söylenen Dasein için söz konusu olamaz. Zira bu Dasein’in vefat etmesine karşın tamamen saf ve doÄŸal olmayan kendi ölümünü ortaya koymak ve incelemekten baÅŸka ÅŸey deÄŸildir. Yani kendi ölümüne baÄŸlı ve ölümlü varlık olarak hayatın dışına çıkmaktır. Burada Heidegger, kendi ölümüyle birlikte bulunan Dasein tarafından var olma sebebini açıklayan düşünce gibi ölümü tarife çalışır. Bu anlamda ölmek insan hayatının bitiÅŸidir. Daha spesifik anlamda ölümü veya ölümde-varolmayı bilmektir. Kısaca insanlar ölümlüdür. Çünkü sadece bizler bu baÄŸlantıyı kurar ve kendimizi ölümlü bir varlık olarak biliriz.

Burada Heidegger’in ölümden amacı, Dasein’e ait olan özelliÄŸi ve olanağı belirtmiÅŸ olmasıdır. Dasein’i kuÅŸatan, yok etmekle tehdit eden ölüm aynı zamanda varoluÅŸu da ortaya koyar. Bu baÄŸlantı ve çok yakın iliÅŸki sebebiyle varoluÅŸ Dasein için önemli konuma gelmektedir.[23] Ölüm fenomeni yalnız kiÅŸiyi deÄŸil diÄŸerlerini de ilgilendirir. Ölüm kiÅŸinin diÄŸerleriyle olan tüm baÄŸlantılarını ve iliÅŸkilerini ortadan kaldırır. Dasein’i ölümden, ölümü de Dasein’den uzaklaÅŸtırmak mümkün deÄŸildir.

Martin Heidegger’in felsefesinin temel ve sihirli kavramı olan Dasein’in bazı özelliklerini konumuzla baÄŸlantılı olarak ortaya koymamız gerekiyor. Bunlardan birincisi Dasein’in olay özelliÄŸi[24] olarak karşımıza çıkmakta bu daha önce de belirttiÄŸimiz gibi insanın atılmışlığını terkedilmiÅŸliÄŸini, yalnızlığını Gabriel Marcel’in de belirttiÄŸi gibi dünyaya indirilmiÅŸliÄŸi[25] ifade eder. Çünkü Dasein kendisine sorulmadan ve görüşü alınmadan buraya atılmış olduÄŸundan dünyada-varlık’tır. Dasein, zaman kavramıyla kendisinin daha önceden dünya-içinde-varlık[26] olduÄŸunu fark eder.

Dasein’in ontolojik boyutta ikinci özelliÄŸi varoluşçu yapıya[27] sahip olmasıdır. Yani insan yaptıklarından, ortaya koyduklarından baÅŸkası olmadığı gibi aynı zamanda olabileceÄŸidir. Sorumluluk, özgürlük, kaygı, salt sübjektivite ….vs.[28] misyonu olan bir varlık olan insan bunlarla kendi varoluÅŸunu oluÅŸturur. Aynı zamanda bunlar varoluşçu özelliÄŸin yapı taÅŸları ve temel unsurlarıdırlar.

Dasein’in diÄŸer bir özelliÄŸi eksikmedir.[29] Eksilme geleceÄŸin ferdi olanaklarından insanın kendini uzaklaÅŸtırıp soÄŸutarak günlük hayatın ilgileri içinde kaybolmasıdır. Eksik insan insan geçmiÅŸinden ve geleceÄŸinden koparak sadece bugünü yaÅŸayan ve aynı zamanda benliÄŸinin dışına çıkmış insandır.

İşte yukarıda özelliklere sahip olan Dasein, dünya içinde-varlık olarak ölümle kendi hayatına bir düzen ve sorumluluk getirmek zorundadır. Ölüme-doÄŸru-varlık düşüncesiyle Heidegger, Dasein’in, sübjektifliÄŸiyle iç içe bulunan ölüm denemesini ifade eder.

3. Ölüme – DoÄŸru – OluÅŸ

Ölüm olayı Martin Heidegger’in düşüncesinde görüldüğü gibi Dasein’in kendisiyle birlikte bulunmasına baÄŸlıdır. DiÄŸer bir ifadeyle ölüm, Dasein’in kendine baÄŸlı olan bir mümkün varlık olduÄŸu gibi buna paralel olarak da Dasein ölümle kendine en fazla ait olan özellik olarak yüz yüze gelmektir. Ölüme-doÄŸru-oluÅŸun diÄŸer bir anlamı Dasein’in, kendi ölümlülüğünün bilincinde olarak varlık-oluÅŸsal bir olasılık üzerine tüm olanaklarını seferber etmesi ve ortaya koymasıdır. Bir baÅŸka ifadeyle bunun anlamı ölümlü-bir-varlık olduÄŸu bilincine varıp aynı zamanda bir tedirginliÄŸi de üzerinde taşımaktır. Bu tedirginlikle birlikte Dasein, kendi varlığından istemeyerek ve arzu etmeyerek ortaya çıkıp kendi varoluÅŸunun hiçliÄŸi karşısında varlık-oluÅŸsal tercihlerini yapmasıdır. Ölüme-doÄŸru-varlık’ın diÄŸer bir anlamı ölümlülüğü kabul etmek ve Dasein’in kendi varoluÅŸunu bizzat kabullenmesi demektir.

Dasein, ölüm gibi hiçbir ÅŸeyin denemediÄŸi ölümlü-bir-varlık veya ölüme-doÄŸru-bir varlık olma özelliÄŸini koruyacaktır. Bu durum ancak baÅŸkalarına ait olan ilgimizden ve iliÅŸkilerimizden dolayı ortaya çıkmış bir anlatımı ifade eder. Bu baÄŸlamda ölüm baÅŸkalarının arasında bulunan imkan, kiÅŸinin en doÄŸal özelliÄŸi ve baÅŸkalarına intikal etmeyen en açık bir vasfıdır. Heidegger’e göre ölüm, var olmayan varlığın olasılığı gibi mümkün olan her ÅŸeyin de yokluÄŸunun olasılığıdır. Yani ölüm Dasein’in basit ve saf olanaksızlığının sonucudur.[30]

Heidegger’in ölüm hakkında görüşlerini burada bitirmeden önce ÅŸunu bir kez daha vurgulamamız gerekiyor. Heidegger, Dasein’i ölümü yaratan bir varlık olarak[31] kabul edip ölüme baÄŸlı olma onun üzerinde bir geçiÅŸtir. Bu aynı zamanda aÅŸkınlığın diÄŸer bir versiyonudur. AÅŸkınlık, Dasein’in kendini geçebilmeyi ve var olmayı ifade eder. Kendi kendinin varlığı içinde en önde olmak ölümü ortaya koyan olasılığın bu özelliÄŸini vurgulayan varolmayı anlamaktır.

Ölüm konusunda keskin görüş ve düşünceleriyle bu alanda kendini kanıtlamış bir diÄŸer düşünür J.P. Sartre’dir.[32] Onu bu sahada varoluşçuluÄŸun en önde gelen ve kurucularından biri olarak görmekteyiz. Ele aldığı en önemli konulardan biri de ölümdür. Bunu kendine özgü ve spesifik bir boyutta ortaya koymaktadır.

(1)Platon, Phédon, trad. E. Chambry, GF – Flammorion, Paris, 1965 ve Michel de Mostaigne, Essais (Denemeler), I. 20.

(2)Yakıt, Ismail, Batı Düşüncesi ve Mevlâna, İstanbul : Ötüken Yayını, 1993, s. 84.

(3)Brehier, Emile, Histoire de la Philosophie (Felsefe Tarihi), P. U. F., 8. Baskı, I, Paris, 1997, s.a. 68-71 ve II, s.a. 381-401.

(4)Brehier Emile, a. g. e., I, s.a. 90-91 ve 590-592, II, s.a. 216-222 ve 300-301.

(5)Choron, Jacques, Le Mort et la pensée occidental (Ölüm ve Batı Düşüncesi), Payot, Paris, 1969, s. 193.

(6)Heidegger, Martin, L’Etre et Le Temps (Varlık ve Zaman), Eds. Gallimard, Paris, 1996, s. 25.

(7)Heidegger, Martin, a. g. e., s. 2.

(8)Sartre, Jean–Paul, L’existentialisme est un humanisme (Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir) Eds, Nagel, Paris, 1946, s. 17.

(9)

[1]

[2]

[3]

[4]

[5]

[6]

[7]

[8]

[9]

[10]

[11]

[12]

[13]

[14]

[15]

[16]

[17]

[18]

[19]

[20]

[21]

[22]

[23]

[24]

[25]

[26]

[27]

[28]

[29]

[30]

[31]

[32]

Yorum Yapın


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -