Felsefe Sözlüğü..k…

KABALA: Yahudilerin yazılı olarak konulmuÅŸ olan tanrısal yasaları yanında ağızdan aÄŸza geçen dinsel buyrukları İbrani felsefesinin ve söylence yazılarının toplamı. Tarihleri kesin bilinmez; en eskisi evrenin yaratılışı ile ilgilidir. Bu yapıt Yahudilerin ta menÅŸeinden itibaren halkın dini dolayısıyla Zebur’un gizli (batını) bir yorumunu yapmaktadır. Tevrat ve Kabala, belli bir zamanda yazılmış deÄŸildir. Ve oluÅŸması yüzyıllar sürerek ortaçağın sonuna doÄŸru tamamlanmıştır. Sefer jezirah (yaratmanın kitabı) ve Sefer Hazzahor (ışığın kitabı) adlarını taşıyan iki kitaptan oluÅŸmaktadır. Bu kitaplarda ağızdan aÄŸza geçmiÅŸ ve uzun yüzyıllar yazıya geçirilmemiÅŸ felsefesel öyküler vardır.

KAOS: Evrenin, düzene girmeden önceki karışık durumu.

Kategori : Kant’da deneyden önce gelen, zihinde bulunan on iki yargı formu.

KAVRAM: (1. Os. Mefhum, Tasavvur, Fehim, İdrak, Fikir, Mefhumu âm, Manayı âm, Tasavvuru âm, Mânâ, Mahiyet, Külliyat, Vukuf; Fr. Concept, Al. Begriff, İng. Conception, İt. Concetto… 2. Os. Malume, İlim, İlmi iptidâi, İlmi müktesep, Tasavvur, Fikir, Mârifeti müktesebe, Mefhumu mücerred, Manayı mücerred, Mefhum, Mâlumat, Mârifet, Vukuf, İrfan, Ittılâ; Mânâ, Mâkul Mâhiyet, Mâhiyeti mâkule; Fr. İng. Notion, Al. Gedanke, Vorstellung; İt. Nozione) Düşünceyle kavranılan.

1. Etimoloji: Türkçemizin yakalamak ve içermek anlamlarını dilegetiren kavramak kökünden türetilmiÅŸtir, kavranılmış olan’ı dilegetirir. Batı dillerindeki concept deyimi Hint-Avrupa dil grubunun almak anlamındaki kap kökünden, notion deyimi de Hint-Avrupa dil grubunun tanımak anlamındaki gen kökünden türemiÅŸtir. Bu deyimler ilkin Latince’de conceptus ve notio sözcükleriyle oluÅŸmuÅŸ ve Latince aracılığıyla Batı dillerine geçmiÅŸtir. Eski Yunancada kavram deyimi logos, horos, noema ve ennoia sözcükleriyle dilegetiriliyordu. Batı dillerindeki concept ve notion sözcükleri dilimizde tek sözcükle, kavram sözcüğüyle dilegetirilmekte ve anlamdaÅŸ olarak kullanılmaktadır. Notion deyimi ayrıca ilk bilgi anlamını da taşır. Bununla beraber Os. mefhum ve Fr. concept anlamındaki kavram, duyularla gelen nesnel izlenimleri düşüncenin soyutlama iÅŸleminden geçirerek kavradığı bir genel nesne; Os. mûlûme ve Fr. notion anlamındaki kavramsa bilgi konusu anlamlarını dilegetirir. Nitekim Alman düşünürü Kant, Avrupa dillerindeki ayrı karşılıkları anlamdaÅŸ olarak kullanan Skolastiklerin tersine, bu iki anlamı birbirinden ayırmış ve concept terimini genel kavram (Os. Külliler, Fr. Les universeaux)’lara özgü kılmıştır. Osmanlı felsefesinde de concept kavramı, aklın ibda ve ihtirâ ettiÄŸi ÅŸey (Tr. Usun yarattığı); notion kavramıysa aklın iktisâbettiÄŸi ÅŸey (Tr. Usun edindiÄŸi) olarak tanımlanmıştır.

2. Mantık: Kavram, nesnel gerçekliÄŸin insan beyninde yansıma biçimidir. Bundan ötürü de her kavram, doÄŸrudan ya da dolaylı olarak nesnel gerçekliÄŸi içerir. Bu, örneÄŸin aÄŸaç gibi nesne kavramları için böyle olduÄŸu gibi örneÄŸin özgürlük gibi düşünce kavramları için de böyledir. Ne var ki duyusal bir yansımadan bir kavram oluÅŸturabilmek için insan beyninde çok karmaşık bir süreç izlenir. Bu süreçte soyutlamalar, karşılaÅŸtırmalar, çözümlemeler, bireÅŸtirmeler, genelleÅŸtirmeler vb. gibi birçok ansal iÅŸlemler gerçekleÅŸir. Soyut kavramlardan daha soyut kavramlara ve bu daha soyut kavramların yardımıyla da çok daha soyut kavramlara varılır. Böylelikle kimi kavramlar artık nesnel gerçeklikle iliÅŸkisizmiÅŸ gibi görünürler. Oysa ne kadar soyut olursa olsun ve ne kadar düşünsel bulunursa bulunsun hiç bir kavram nesnel gerçeklikle iliÅŸkisiz olamaz. Nesnel gerçeklikten yansımıştır ve nesnel gerçekliÄŸe dönecektir. EÅŸdeyiÅŸle nesnel gerçeklikte denenecek, doÄŸrulanacak ve bir iÅŸe yarayacaktır. ÖrneÄŸin dünyada hiç bir sosyalist (toplumcu) ülke yokken oluÅŸan sosyalizm (toplumculuk) kavramı böyledir; denenmiÅŸ, doÄŸrulanmış ve gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Bir baÅŸka örnek olarak hiç bir fiziksel bilginin bulunmadığı bir çaÄŸda oluÅŸturulan atom kavramı da böyledir. Kavramlar, sonuç olarak, kendisi de nesnel gerçekliÄŸin bir ürünü olan insan beyninin ürünleridir. Tümüyle hayal ürünü olan kavramlar bile nesnel gerçeklikten yansımıştır, örneÄŸin zümrüdü anka kuÅŸu kavramı böyledir. Ne var ki bu gibi kavramlar nesnel gerçekliÄŸe döndürülemezler; eÅŸdeyiÅŸle denenemez ve doÄŸrulanamazlar, bundan ötürü de hiç bir iÅŸe yaramazlar. Bunlar bilimdışı kavramlardır. Demek ki kavramları bilimsel kavramlar ve bilimdışı kavramlar olmak üzere de ayırmak gerekir. Kavramlar, insan düşüncesinin etkin ye yaratıcı yapısının ürünüdürler. Ama Hegel’in Felsefe Tarihi Dersleri’ni incelerken Lenin’in altını çizdiÄŸi gibi "Kavramlar, insanın düşünce ve hayalgücü özgürlüğüyle varolmazlar. DoÄŸada et ve kana sahiptirler. Materyalizm (Özdekçilik) de bu demektir iÅŸte. Mistik bir dille söylenirse insansal kavramlar, doÄŸanın ruhudur. Bu demektir ki insanın kavramlarında doÄŸa orijinal ve diyalektik biçimde yansır." İnsan, ansal faaliyetiyle, doÄŸanın bu "orijinal ve diyalektik yansıması"ndan kavramlar, bu kavramlardan yargılar, bu yargılardan uslamlamalar, bu uslamlamalardan varsayımlar, bu varsayımlardan kuramlar meydana getirir. Onları doÄŸada dener, doÄŸrular ve iÅŸine koÅŸar. Mantıksal olarak nesne kavramları ikiye ayrılır: Tek bir nesnenin özelliÄŸini belirten kavramlara bireysel kavramlar, bir nesneler sınıfının özelliklerini belirten kavramlara genel kavramlar denir. Bireysel kavramlar ad’lardır. ÖrneÄŸin Ahmet, Süleymaniye, İstanbul bireysel kavramlar; insan, cami, kent genel kavramlardır.

Genel kavramlar da mantıksal olarak ikiye ayrılır: Bir türün özelliÄŸini belirten kavramlara tür kavramları, bir cinsin özelliÄŸini belirten kavramlara cins kavramları denir. Her cins kavramı, bir üstündeki cins (yakın cins) kavramına göre tür kavramı; her tür kavramı da bir altındaki tür (yakın tür) kavramına göre cins kavramıdır. ÖrneÄŸin omurgalılar kavramı, kuÅŸlar kavramına göre bir cins kavramı ve hayvanlar kavramına göre bir tür kavramıdır. Mantık diliyle şöyle de söylenir: Her kavramın içlemi onun cinsleri, kaplamıysa onun türleridir. Kavramlar sözcüklerle dilegelirlerse de sözcük deÄŸildirler, kavram sözcüğün anlamı’dır. EÅŸanlamlı birkaç sözcük tek kavramı taşıdığı gibi çokanlamlı bir sözcük de birkaç kavramı taşıyabilir. Bilimlerin kendilerine özgü kavramları bulunduÄŸu gibi (örneÄŸin yaÅŸambilimin gen kavramı) birçok bilimlerin birlikte kullandıkları kavramlar (örneÄŸin nedensellik kavramı) da vardır. Kendi kavramlarını açık seçik tanımlamak ve aydınlığa kavuÅŸturmak her bilimin görevidir. Kavramlar, nesnel gerçeklikten yansıdıkları için tıpkı nesnel gerçeklik gibi kesin, durgun, sonsuz ve saltık deÄŸildirler. Kavramlar da, nesnel gerçeklik gibi, daima geliÅŸirler ve yenilenirler. Kavramları dondurmak, sonsuz ve saltık saymak :-):-):-):-)fiziÄŸin yapısı gereÄŸi zorunlu olarak düştüğü büyük yanılgılardan biridir. Kavramlar her ne kadar soyutsalar da unutulmamalıdır ki daima somutla baÄŸlantılı soyutlardır, somuttan kopmuÅŸ soyutlar deÄŸildirler, Lenin’in de dediÄŸi gibi "esnek, devimsel, göreli, karşılıklı baÄŸlılık içinde"dirler, çünkü onların dilegetirdiÄŸi nesne ve süreçler de öylesine devimsel ve esnektirler. Bk. Kaplam, İçlem, Bilgi, Ad, Yansı kuramı, Anlam. Tasarım.

3. Felsefe: Alman düşünürü Immanuel Kant, Salt Usun EleÅŸtirisi adlı yapıtında, Platon’dan sözederken şöyle der: "Bir düşünürün düşüncelerini konusuyla karşılaÅŸtırarak, onu, kendi kendisini anladığından daha iyi anlamak olanaklıdır. Çünkü o kavramını yeteri kadar belirlemediÄŸinden söylemek istediklerinin tam tersini söylemiÅŸ, hatta tam tersini düşünmüş olabilir". Ernst Cassirer de İnsan Üstüne Deneme adlı yapıtında şöyle der: "Felsefe tarihi, bir kavramın tam tanımının, o kavramı ilk kez ileri süren tarafından yapılamadığını gösteriyor. Felsefesel bir kavram, bir sorunun çözümünden çok daha önemli. Bir kavramın gereÄŸi gibi tanımlanması, onu ilk kez kullanandan çok sonra yapılabiliyor". Fransız düşünürü Louis Althuser de 1968 yılında İtalya’da yayımlanan L’Unita gazetesine verdiÄŸi bir demeçte şöyle demektedir:

"Felsefesel pratiÄŸin ana görevi tek sözle özetlenebilir. DoÄŸru kavramlarla düzmece kavramları bir çizgiyle ayırmak… Felsefe, kavgasını neden kavramlarla yapar? Bilimsel ve felsefesel uslamlamalarda kavramlar, bilgi ileten araçlardır. Ama siyasal, ideolojik ve felsefesel savaÅŸta kavramlar hem silah, hem de uyuÅŸturucu bir maddedir. Kimi zaman tüm sınıf çatışmaları bir kavramın bir baÅŸka kavramla savaşı olarak dilegetirilebilir. Belli kavramlar birbirleriyle gerçek düşmanlar gibi savaşırlar. Daha baÅŸka kavramlar da yarının bilinmeyen savaÅŸlarını hazırlamaktadırlar. Felsefe, çok soyut konularda bile savaşını kavramlarla sürdürür. Bu savaÅŸ, belki de küçük anlayış ayrılıkları üstündedir. Ama her zaman, yalan söyleyen kavramlara karşı doÄŸruyu bildiren kavramlar için yapılır. Lenin, Ne Yapmalı? adlı yapıtında küçük görüş ayrılıkları üstündeki tartışmaları kınayanları uzak görüşlülükten yoksun bulunmakla suçlar, sosyal demokrasinin alınyazısının ÅŸimdi küçük görünen bu düşünce ayrılıklarının yıllarca sonra güçlenmelerine baÄŸlı olabileceÄŸine dikkati çeker. Kavramlarla yapılan felsefesel savaÅŸ, siyasal savaşın bir parçasıdır. Marksist-Leninist öğreti, sistematik ve kuramsal yapıtını, ancak, hem bilimsel kavramlar hem de yalın sözcükler kullanarak tamamlayabilir".

Kavram deyimini belli ve dar bir anlamda kullanmak koÅŸuluyla, her yeni felsefenin, her yeni dünya görüşünün yeni bir kavramlar dizgesi olduÄŸu söylenebilir. Gerçekte bilimler kavramlarla, felsefeyse çeÅŸitli bilimlerde kullanılan kavramları daha da genelleyen ulamlarla (kategorilerle, eÅŸdeyiÅŸle en genel kavramlarla) çalışır. ÖrneÄŸin madde (özdek) fizik dilinde, kimya dilinde, yerbilim dilinde, yaÅŸambilim dilinde vb. bir kavram, felsefe dilindeyse bütün bu kavramların tümünü genelleyen en üst düzeyde bir ulamdır. Böyle olmasaydı felsefe, çeÅŸitli bilimlerin sınırları içinde bulunan yasalardan tüm bilimlerde geçerli olan en genel yasalara ulaÅŸamazdı. Her yeni bilimsel buluÅŸ için kesinlikle yeni kavramlar geliÅŸtirmek ya da eski kavramlara yeni anlamlar katmak zorunluÄŸu, o kavramların kendisinden yansıdığı nesnel gerçekliÄŸin devimselliÄŸinden ve geliÅŸkenliÄŸinden ötürüdür. YaÅŸam durmadan devinmekte ve geliÅŸmektedir, o yaÅŸamı dilegetirecek kavramların da onunla birlikte ve onunla koÅŸutlu olarak geliÅŸmeleri gerekir. ÖrneÄŸin Galile fiziÄŸi Aristoteles fiziÄŸini aÅŸmak için Aristocu neden kavramının yerine yeni bir neden kavramı, Einstein fiziÄŸi Newton fiziÄŸini aÅŸmak için Newtoncu çekim kavramının yerine yeni bir çekim kavramı geliÅŸtirmek zorunda kalmıştır. Bunun gibi, felsefe de, yeni ulamların oluÅŸturulduÄŸu kuramsal bir laboratuardır. Bundan baÅŸka bir kavramın ya da ulamın ilerisürülmesi, okyanuslarda bilinmeyen bir adanın bulunmasına benzemez. O kavram ya da ulamı Engels’in deyimiyle "bir çözüm olarak deÄŸil, bir sorun olarak" ele almak gerekir. ÖrneÄŸin artık - deÄŸer kavramı Marx’ tan önce klasik ekonomicilerce bulunmuÅŸtu. Oysa bir sorun olarak deÄŸil, bir çözüm olarak ele alındığı için kısır kaldı ve hiç bir iÅŸe yaramadı. Marx’sa bir sorun olarak ele aldığı bu kavramdan yola çıkarak varbulunan tüm ekonomik ulamları yeniden inceledi ve kapitalist ekonominin yasalarını keÅŸfedip meydana çıkardı. Bunun gibi oksijen de Lavoisier’den önce Priestley ve Scheele tarafından bulunmuÅŸtu, ama eski kimya anlayışını altüst edecek olan bu buluÅŸ onların elinde hiç bir iÅŸe yaramadı, çünkü ne olduÄŸunu ve ne iÅŸe yarayacağını bilmiyorlardı.

Lavoisier’yse oksijeni kullanarak yepyeni bir kimya bilimi kurdu. Klasik idealizme göre bir ÅŸeyi bilmek demek, ona bir kavram yükleyebilmek demektir. ÖrneÄŸin aÄŸacı biliyoruz; çünkü ona "dallıdır, yapraklıdır, gövdelidir, köklüdür, uzundur, yeÅŸildir vb." gibi birçok kavramlar yükleyebiliyoruz. AÄŸacı bu kavramlardan soyutlayın, ortada sadece bir "dır" (odur), eÅŸdeyiÅŸle "varlık" kavramı kalır; ama hangi nesneyi kendisine yükletilen kavramlarından soyutlasanız hep bu "varlık" kavramını elde edersiniz. Demek ki varlık, eÅŸdeyiÅŸle gerçek kavramsal (tümel, evrensel)’dır. Varlığı varlığından da soyutlayın, yokluÄŸu elde edersiniz; demek ki gerçek, varolan deÄŸil, varolmayandır, bireysel olan deÄŸil, genel ve kavramsal olandır. İdealizmin bu temel savının dayandığı sözde mantıksal gerekçe budur. Hegel, Mantık adlı yapıtının başına şöyle yazmıştır: "Varlık, kendinde olarak, kavram’dır". 4. Toplumbilim: Dr. Özer Ozankaya’nın hazırladığı Türk Dil Kurumunca yayımlanan toplumbilim terimleri sözlüğünde kavram (Os. Mefhum, Fr. Conception, İng. Concept) deyimi şöyle tanımlanmıştır: "Sözcüklere gerçek anlamlarını vermek ve bunlar aracılığıyla düşünmek, olayların ve süreçlerin özünü kavrayıp temel yanlarına ve özelliklerine iliÅŸkin genellemeler elde etmek olanağını saÄŸlayan, nesnel çevrenin insan düşüncesindeki yansıma biçimi". Kimi toplumbilimciler de (örneÄŸin Bk. Hilmi Ziya Ülken, Sosyoloji Sözlüğü, İstanbul 1969, s. 168) kavram kargaÅŸasının toplumsal düzensizlikle koÅŸutlu olduÄŸunu ileri sürerler ve toplumun düzeni bozulduÄŸu zaman kavram aydınlığının da bozularak yerini kavram bulanıklığı (Fr. Confusion des concepts)’na bıraktığını, bu halde "ayrı ÅŸeylerin aynı sözcükle ya da aynı ÅŸeyin ayrı sözcüklerle" dilegetirildiÄŸini ve bu bulanıklığın kamu sanısını ÅŸaşırtmak ve avlamak isteyen demagoglarca kullanıldığını savlarlar. Her toplumun ya da ekinsel topluluÄŸun kendi görenek ve geleneklerine özgü kavramlarına kavram modeli (Fr. Modéle de concept) ya da kavram ÅŸeması (Fr. Schéme de concept) denir. Bu örnek kavramlardan meydana gelen yargılar, peÅŸinyargılar, tutumlar, davranışlar vb.lerinin sınıflandırılması da kavram sınıflaması (Fr. Classification des concepts) adını alır.

5. Ruhbilim: Dr. Mithat Enç’in hazırladığı Türk Dil Kurumunun ruhbilim terimleri sözlüğünde kavram (Os. Mefhum, İng. Concept) deyimi şöyle tanımlanmıştır: "Herhangi bir nesne ya da olayın temel öğe ve özelliklerini kapsayan soyut bir düşünü". Aynı sözlükte, nesne ve olayların algılanan temel öğelerini örgütleyerek kavram haline getirmeye İng. conceptualization (Os. MefhumlaÅŸtırma) deyimi karşılığında kavramlaÅŸtırma, kiÅŸinin bir konuyu iliÅŸikli kavramlara dayanarak öğrenmesine ve öğrendiÄŸi kavramların anlam ve kapsamlarını deÄŸiÅŸtirerek geliÅŸtirmesine İng. conceptual learning deyimi karşılığında kavramsal öğrenme deyimleri önerilmiÅŸtir.

KİNİSİZM: Antisthenes ile Diogenes’in oluÅŸturdukları Sokratesçi öğreti…

Sokrates’in öğrencisi Atinalı Antisthenes, bir hayli yaÅŸlandığı sırada, bütün dünya zevklerine ve özentili felsefelere sırt çevirmiÅŸti. Soylular arasında ve zevkli bir ömür sürerek yaÅŸlandığı halde birdenbire doÄŸaya dönmüş, doÄŸaya uygun yaÅŸamayı yeÄŸlemiÅŸti. Köleler gibi giyiniyor ve “ zevk almaktansa ölmeyi yeÄŸlerim” diyordu. Öğretmeninden öğrendiÄŸi erdem anlayışını herkesin anlayabileceÄŸi bir dille anlatmaya baÅŸlamıştı. Her türlü mal ve mülk edinmeye, kölelik ve aile kurumlarına, din inançlarına karşı çıkıyor ve çevresindekilere iyilik öğütleri veriyordu. GerçekleÅŸtirmek istediÄŸi, bir çeÅŸit çilecilikle insanın tam bağımsızlığını kazanabileceÄŸi ve böylelikle mutluluÄŸa kavuÅŸabileceÄŸi düşüncesini okullaÅŸtırmaktı. Antisthenes’e göre insanın ereÄŸi mutluluktur, mutluluk da her türlü baÄŸdan kurtulmuÅŸ içsel bir özgürlükle gerçekleÅŸir. İstenilecek tek ÅŸey erdem, kaçınılacak tek ÅŸey erdemsizliktir. Gerçek erdem, insanın hiçbir deÄŸere baÄŸlı ve tutsak olmamasıyla elde edilir. Bunu saÄŸlamak için de insanın bütün tutkularından sıyrılması gerekir.

Öğretiye köpeksi adının verilmesi Antisthenes’in öğrencisi Diogenes yüzündendir. Diogenes Antisthenes’in mesihvari sözlerine uyarak her ÅŸeyden el etek çekip bir köpek gibi yaÅŸamaya baÅŸladı. Ölüleri gömmek için kullanılan toprak bir kap içinde yaşıyor ve felsefesini eylemiyle gerçekleÅŸtiriyordu. Diogenes Antisthenes’in aklından bile geçirmediÄŸi bir biçimde bütün geleneÄŸi yadsıyarak her türlü ruhsal ve bedensel isteklere sırt çevirmiÅŸ, kendisini doÄŸanın içinde doÄŸal bir varlık gibi özgür kılmıştı. Gerçek erdeme böylesine bir özgürlükle varılabileceÄŸi kanısındaydı.

Kinikler her türlü gelenek ve göreneğe karşı çıktıklarından kinizm deyimi, törebilim kurallarını hor görme ırası anlamında da kullanılmıştır. Bu anlamda utanmazlık demektir.

Kinizm, Sokratesçi bir okuldur. Antisthenes da Sokrates gibi töresel bir amaca yönelmeyen bilimleri küçümser, erdemin bilgiyle elde edilebileceğini savunur, yaşamın amacı olan mutluluğu erdemlilikte bulur.

Konseptualizm: Adcılık ve gerçekçiliÄŸe karşı olarak, kavramların genel düşüncelerden ibaret bulunduÄŸunu ve bunların gerçek olduklarını savunmak kadar gerçek olmadıklarını savunmanın da yersiz olduÄŸunu ileri süren Fransız düşünürü Abaelardus’un uzlaÅŸtırıcı öğretisi…

Realistler, :-):-):-):-)fizik tutumlarına uygun olarak genel kavramların gerçek olduÄŸunu ileri sürmüşlerdi. Adcılarsa genel kavramların sadece birer sözden ibaret olduÄŸunu ileri sürerek gerçek olmadıklarını savunuyorlardı. Ortaçağın aydın bilgini Petrus Abaelardus, kavramcılık öğretisiyle, bu çatışmayı uyuÅŸturmaya çalıştı. Tartışma beyhudedir, diyordu, kavramlar elbette gerçek deÄŸildirler, ama gerçekliklerden çıkarıldıkları için gene elbette bir gerçeklik taşımaktadırlar. Bunlar, adı üstünde, kavramdırlar ve bunların bu anlamda gerçekliklerini tartışmak yersizdir. Kavramların elbette nesne ve eylemlerden bağımsız olarak birer varlıkları yoktur, ama nesnel gerçeklik bilgisinin özel bir biçimidirler, bizler onlarsız (nesne ve eylemlerden soyutlanmış genel kavramlar olmaksızın) nesnel gerçekliÄŸi bilip tanıyamayız. Tümeller ne nesneden önce, ne de sonradırlar, nesnenin kendisidirler. Abaelardus bu savıyla açıkça adcılara katılmakta , ne var ki onlardan biraz farklı olarak tümellerin ya da önsel genel kavramların nesnel gerçekliÄŸin kavranmasında temel öğeler olduklarını ileri sürmektedir. Adcılığın geliÅŸtiricisi Oscam’lı William da Abaelardus’un bu savına katıldığından kavramcılık öğretisine son dönem adcılığı adı da verilir.

KOSMOS: Düzenli ve uyumlu bir yapı oluşturan bütün; evren.

KRİTİSİZM: Alman düşünürü Immanuel Kant’ın öğretisi…

Kant’a göre felsefe araÅŸtırması, bir deÄŸerlendirme (eleÅŸtiri) olmalıdır. Felsefe us’la yapılıyor. Öyleyse usu deÄŸerlendirmek onun ne olduÄŸunu ve ne olmadığını iyice bilmek gerek. Felsefe nasıl bir usla yapılıyor?.. deneyden yararlanmayan bir salt us’la. Öyleyse salt us nedir. Salt us, duyarlığın verilerinden alınmamış olan (apriori) bir bilgiyi gerçekleÅŸtirdiÄŸi iddiasındadır. Buysa nesneler düzenini aÅŸarak düşünce düzenine yükselmek demektir. Öyleyse salt usun bilme yöntemi bir aÅŸkınlık yöntemi’dir. Salt us bu yöntemle gerçek bir bilgi edinebilir mi?.. Öyleyse bilgi ne demektir , önce onu tanımlamak gerekir. Kant’a göre her bilgi, bir yargıdır. Ne var ki her yargı, bir bilgi deÄŸildir. ÖrneÄŸin “her cisim yer kaplar” yargısı bize yeni bir bilgi vermez, çünkü “cisim” kavramı esasen “yer kaplamayı” içerir; bu yargıda sadece bir çözümleme yapılıyor ve “cisim” kavramı çözümlenerek kendisinde esasen bulunan bir bilgi hiçbir gereÄŸi yokken yeniden ortaya konuyor. Oysa “bu yük ağırdır” yargısı bize yeni bir bilgi verir, çünkü “ yük” kavramı kendiliÄŸinden hafif ya da ağır olduÄŸunu bildirmez; burada, ötekinin tersine, bir çözümleme deÄŸil bir bireÅŸtirme yapıyoruz ve “yük” kavramıyla “ağır” kavramını birleÅŸtirerek yeni bir bilgi elde ediyoruz. Demek ki bize bilgi veren yargılar çözümsel yargılar deÄŸil, bireÅŸimsel yargılardır. Salt us bu bireÅŸimsel yargıyı aÅŸkınlık yöntemiyle, deneyi aÅŸarak gerçekleÅŸtirebilir mi? Kant bu soruya kesin olarak ÅŸu karşılığı veriyor: gerçekleÅŸtiremez. Böylece :-):-):-):-)fiziÄŸi kesin olarak yıkmış oluyor: “salt us deneyden yararlanmadan hiçbir bilgi gerçekleÅŸtiremez.” Öyleyse :-):-):-):-)fizik tasarımlar, insanların romantik düşlerinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildirler. Kant öncesi felsefenin tanrılaÅŸtırdığı us, böylelikle tahtından indirilmiÅŸ oluyor; artık, aÅŸkınlık yöntemiyle çalışan salt usa güvenilmeyecektir. Kant eleÅŸtirmeye devam ediyor: salt us, bireÅŸimsel yargı olan bilgi’yi niçin gerçekleÅŸtiremez? Çünkü us, sadece bir birleÅŸtirme iÅŸini gerçekleÅŸtirmektedir ve bu iÅŸ için gerekli gereçleri nesneler düzeninden almaktadır. Elimizle tuttuÄŸumuz taşı yere bırakınca onun düştüğünü görüyoruz ve ancak ondan sonradır ki (apesteriori) “bırakılan taÅŸ düşer” bilgisini edinebiliyoruz. Bu deneyi yapmadan önce (apriori) bu konuda hiçbir bilgimiz olamaz. Bize bu gereçleri veren duyarlık’tır. Duyarlık , bize bu gereçleri nasıl veriyor? Zaman ve mekan içinde veriyor. Oysa nesneler düzeninde zaman ve mekan diye bir ÅŸey yoktur. Demek ki bunlar duyarlığın dışardan almadığı, kendinden çıkardığı bir ÅŸeylerdir ve duyarlık bunları katmadan, dışardan aldığı hiçbir ÅŸeyi bize gönderemez. Bunlar deneyden elde edilemeyeceklerine göre, usun verilerimidir? Kant, bu soruya da kesinlikle ÅŸu karşılığı veriyor: hayır, bunlar usun verileri olamaz. Çünkü küçük çocuklar zaman ve uzayı düşünmeksizin bilirler, hiçbir ussal iÅŸleri gerçekleÅŸtiremedikleri halde sevdikleri ÅŸeylere yaklaşır, sevmedikleri ÅŸeylerden uzaklaşırlar. Öyleyse, duyarlık, ne nesneler ne de düşünce düzeninden aldığı bu ÅŸeyleri nasıl elde etmiÅŸtir? Kant, bu soruya , kendine özgü bir karşılık veriyor: sezi ile. Kant’a göre bunlar birer biçim’dir ve ancak duyarlığın sezisiyle elde edilebilir. Zaman iç duyarlığın biçimidir, içimizden gelen her duygu zamanla birliktedir; mekan dış duyarlığın biçimidir, dışımızdan gelen her duygu mekanla birliktedir. Katılmadıkları hiçbir duyumun gerçekleÅŸemeyeceÄŸi bu biçimler, usun verileri olmadıkları halde deneyüstü (transzendentale)’dürler. Deneyden çıkarılmışlardır ama bunlarsız da deney yapılamaz. Kant’a göre, aÅŸkın bilgi olamaz ama deneyüstü bilgi olabilir. Bir soru daha gerekiyor: deneyden gelen verilere duyarlığın seziyle elde ettiÄŸi biçimlerin katılması, bilimsel bir bilgiyi gerçekleÅŸtirmeye yeter mi? YetmeyeceÄŸini söyleyen Kant, sonunda us’a deneyüstü bir görev bulmuÅŸtur: bireÅŸtirme iÅŸi. Kant’ a göre us bu görevi gerçekleÅŸtirmeseydi, ne duyuların verileri ve ne duyarlığın katkıları bilimsel veriyi gerçekleÅŸtirebilirdi. Öyleyse us , bu bireÅŸtirme iÅŸini nasıl yapıyor? Duyarlığın katkısıyla birlikte gelen bilgi süreçlerini düzenleyici kalıp (kategori)’lara sokarak. Us, bu kalıpları ne deneyden ve ne de duyarlığın seziÅŸinden almıştır; bu kalıplar onda temel olarak vardırlar ve kendisiyle birliktedirler. Demek ki, Kant’a göre bilgi, gene de, nesneler düzeninde deÄŸil, us’un düşünme düzeninde gerçekleÅŸmektedir. Kant, böylelikle kendi düşünme yöntemini de bulmuÅŸ oluyor: deneyüstü yöntem ( transzendental methode). Kendi kurduÄŸu bu terimle, eleÅŸtirici bakışını dile getirerek, bilginin duyuların ürünü olduÄŸunu savunan duyumculukla anlığın ürünü olduÄŸunu savunan anlıkçılık(entellektüalizm)’ın üstüne aşıyor ve gerçeÄŸin, her ikisinin birleÅŸik bir üstünde’liÄŸinde olduÄŸunu savunuyor.

Kant’a göre; kesin, tümel, her zaman ve her yerde geçerli bilgi elbette deneyüstü önsel bir bilgidir. Çözümsel yargıların tümü sonsaldır, deneden sonra gerçekleÅŸmiÅŸlerdir ve bu yüzden bilimsel ve kesin bir bilgi vermezler. BireÅŸimsel yargıların da önsel olanları vardır ama sonsal olanları da vardır. İşte asıl kesin ve bilimsel bilgi bu önsel bireÅŸimsel yargı’lardır.

KURAM: Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar bütünü.

KUŞKUCULUK: Alm. Skeptizismus, Fr. scepticisme, İng. scepticism, Yun. Skeptesthai = gözlemek, incelemek, es. t.. hisbaniye, reybiye

1. Düşünsel tutum olarak:

a. Kesin bir tutumda olmama, karar verememe.

b. Kuşkuyu ilke yapma; her değerden, anlatımdan, öğretiden, inançtan ilkece kuşku duyma.

2. Yöntem olarak; apaçık olan doÄŸruya, kesin bilgiye varmak için, saÄŸlam bir dayanak bulana dek, bütün bilgilerin göz- den geçirilerek eleÅŸtirilmesi, sınanması. (Ör. Descartes’ta).

3. Felsefe çığırı olarak: Gerçekliğin özünü bilmenin olanaklı olmadığını ileri süren öğretiler:

a. Salt, köktenci kuşkuculuk; her türlü bilgi olanağını yadsır.

b. Ölçülü, göreli kuşkuculuk; yalnızca belli alanlarda bilgi olanağını kaldırır. /

KuÅŸkuculuÄŸun kurucusu Elisli Pyrrhon’dur. YeniçaÄŸdaki temsilcileri: Montaigne, Bayle, daha ılımlı olarak Hume.

KYNİKLER OKULU: Alm. Kyniker, Kynismus, Fr. cynique, cynisme, İng. Cynics, Cynism, Yun. kyon = köpek, kynikos = köpeksi, es. t. Kelbiye

Yaşamın biricik ereğini hiçbir şeye gereksinme duymama ve kendi kendiyle yetinme, kısaca salt özgürlük olarak erdemde bulan Sokratesçi Yunan felsefe okulu.

Kurucusu Antisthenes’tir. Okul Kinosarges’te kurulduÄŸu için Kynikler okulu diye adlandırılmıştır. BaÅŸka bir kanıya göre de Kynik adı, kyon = köpek’ten türemiÅŸtir. Köpek gibi olmayı dile getirir. Kynikler uygarlık deÄŸerlerini hor gördükleri ve yaÅŸama biçimleri her türlü kuralın dışında olduÄŸu için bu adı almışlardır.

KYRENE OKULU: Alm. Kyrenaiker, Fr. cyrenaisme, İng. Cyrenaics, es. t. Kayrevaniye

Haz veren her şeyin iyi, acı veren her şeyin kötü olduğunu öne süren, istencin biricik ereğini, insan için en doğal bir duygu olan haz olarak gören Sokratesçi Yunan felsefe okulu.

Kurucusu Kyreneli Aristippos’tur: Aristippos hazcılık öğretisini sofistlerin duyumculuÄŸu üzerine kurmakla birlikte gerçek hazza götüren biricik aracın bilgi (Sokratesçi öğe) olduÄŸunu söyler.

Yorum Yapın


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný