Felsefe Sözlüğü..s…
SANAT FELSEFESİ: Sanatın, sanat yaratmalarının ve sanat beğenilerinin özü ve anlamını konu olarak alan felsefe dalı.
SANSUALİZM: Bilginin duyumdan geldiÄŸini savunan öğreti… Bu öğreti, zihnin bir tabularasa (boÅŸ bir kağıt) olarak görülmesinin sonucudur. Duyumculuk bilgilerimizin usun uranı olduÄŸunu savunan usçuluk ve doÄŸuÅŸumuzdan beri bizimle beraber bulunduÄŸunu savunan doÄŸuÅŸtancılık öğretilerine karşıt bir öğretidir. Bilginin deneyden geldiÄŸini, savunan ampirizm, duyumcu bir temel üzerinden yükselmiÅŸtir.
Duyumculuk, antikçaÄŸ Yunan düşüncesinin bilgicilik akımıyla baÅŸlar. Protagaras’a göre bilgimizin tek kaynağı duyumdur. Duyumlarımızın dışında baÅŸka hiçbir bilgi edinilemez. Bunun içindir ki ilk neden’i araÅŸtırmak boÅŸunadır.
“ insan her ÅŸeyin ölçüsüdür”. Atomav Demokritos, Epikuros gibi düşünürler de bu kanıdadırlar. Duyumculuk temelde özdekçi bir öğretidir ve nesnel bir gerçekliÄŸe dayanır. Çünkü, duyumlar, dış dünyanın nesnel gerçekliÄŸin imgeleridir. Bilgi kuramının ilk ve saÄŸlam kanıtı, bilgilerimizin biricik kaynağının duyumlar olduÄŸudur. İkincisi; duyum insana nesnel gerçeÄŸi bildirir. Üçüncüsü; saÄŸlam ve kuÅŸkulanamaz kanıt da, pek açık olarak şöyle dile gelir; Nesnel gerçek özdeksel yapıdadır.
SENTEZ (bireÅŸim): ÇeÅŸitli ögeleri bir araya getirme, bir bütün içinde birleÅŸtirme. Bu birleÅŸmenin sonucu. Karşıtı çözümleme’dir.
SEPTİSİZM: Her tür bilgi savını şüpheyle karşılayan ve bunların temellerini etkilerini ve kesinliklerini irdeleyen tutum. Şüphecilik felsefe tarihi boyunca yerleşik kanılar ve inançları sarsmış felsefe, bilim ve özellikle dinde birçok anlayışın değişmesine ortam hazırlamıştır.
AntikçaÄŸda Thales’ten beri ortaya atılan felsefesel açıklamalarının çokluÄŸu doÄŸal olarak eleÅŸtiriyi ve şüpheyi gerektirmiÅŸtir. AntikçaÄŸ Yunan, bilgiciliÄŸinin kurucusu Protagoras tarihsel süreçte ilk şüphelenen düşünürdür. Protagoras “ her ÅŸeyin ölçüsü insandır. Her ÅŸey bana nasıl görünürse benim için öyledir. Üşüyen için rüzgar soÄŸuk, üşümeyen için soÄŸuk deÄŸildir. Her ÅŸey için birbirine tümüyle karşıt iki söz söylenebilir” der. demek ki herkes için gerekli kesin ve mutlak bir bilgi edinmek sonsuzdur. Protagoras’ın şüpheciliÄŸi göreli şüpheciliktir. Şüphecilik Elis’li Pyrrhon’la birlikte okullaşır. Bilgi sorununu sistematik olarak ilk inceleyen şüpheci Pyrrhon’dur.
Descartes’de bir şüphecidir. Onun şüpheciliÄŸine yöntemli şüphe denir. Descartes, şüpheciliÄŸi kesin bilgiyi buluncaya kadar tüm bilgileri gözden geçirme anlamında bir yöntem olarak kullanmıştır. Pyrrhon, Platon ve Aristoteles okulları arasında bir karşıtlığı sezmiÅŸtir ve bu karşıtlığı daha sonra Stoa ve Epikuras okullarında derinleÅŸmesini izlemiÅŸtir. Bu gözlemleri Pyrrhon’a felsefe öğretilerine karşı güvensizliÄŸi ve bundan ötürü de şüpheyi aşılamıştır. Pyrrhon’un şüpheciliÄŸi bu temel maddede açıklanabilir.
1) Nesnelerin gerçek yasası kavranılmaz.
2) Öyleyse nesneler karşı tutumuz yargıdan kaçınma olmalıdır
3) Ancak bu tutumlardır ki ruhsal dinginlik’e ulaÅŸabilir.
Pyrrhoncular için gerçek mutluluk budur.
SEZGİCİLİK: Alm. Intuitionismus, Fr. intuitionisme, İng. iniuitionism, intuitionalism, es. t. tehaddüsiye
1. Sezgiye us, anlık, kavramsal düşünme karşısında üstünlük veren; sezgiyi bilginin, özellikle felsefe bilgisinin, temeli olarak gören öğreti (Bergson). bkz. sezgi.
2. (Ahlak öğretisi olarak) Eylemlerin iyi ya da kötü oluşlarının, onların değerleri ve sonuçları üzerine herhangi bir düşünüp taşınma ile değil, doğrudan doğruya sezgiyle bilinebileceğini savunan görüş.
3. (Matematikte) Matematiğin temellerinin sezgi yoluyla doğrudan doğruya kesinlikle kavrandığını ileri süren görüş (mathematical intuitionism; kurucusu: L.E.J. Brouwer);
bu görüşe göre, insan anlığının yapıcılığından doğan "matematiksel var- oluşlar" ancak sezgi yoluyla sınanabilirler; bu görüşte matematiğin mantık ve felsefe karşısında üstünlüğü de kabul edilir, çünkü ne bilim ne felsefe ne de mantık matematik için bir öndayanak olabilirler.
SOYUTLAMA: Bir nesnenin herhangi bir yanını öbürlerinden ayırarak tek başına ele alan ansal işlem. Soyutlama, bir bilgi yöntemi olarak, insan zihninde yapılır. Ne var ki idealist soyutlama anlayışı ile diyalektik soyutlama anlayışı birbirinden tümüyle karşıttır. İdealist soyutlama, soyutlama sonucu olan kavram ve düşünceleri saltıklaştırır ve bunları nesnel gerçekliğin yerine koyar. Soyutlama, gerçekte, yeniden somuta varmak ve somut bütünü parçalarında da birbiri ile olan ilişkileri içinde tümüyle kavramak için kullanılan bir yöntem, bir araçtır. Soyutçuluk, bu amacı araçlaştırır ve somuta varmak amacını unutarak soyutta kalır. Felsefenin bütün yanlış sonuçları, bu aracı amaçlaştırmaktan doğmuştur. İnsanın karnını doğuran, ekmek düşüncesi, değil, ekmeğin kendisidir. Ekmek düşüncesini nasıl ekmek yerine koyamazsak, özdekten soyutlanan öz düşüncesini de özdeğin yerine koyamayız. Gerçekte soyutlama, bilme sürecinde zorunlu bir yöntemdir. İdealizme düşmeksizin gerçekleştirilen soyutlama, bilimsel soyutlamadır. Kavramlar, soyutlamalarla elde edilirler. Ama nesnel gerçeklerle denenir ve doğrulanırlar. Soyut kavram ve düşüncelerin hakikiliklerinin ölçütü insansal pratiktir. Soyutlamada aşırılığa varmaya ya da soyutlamaları kötüye kullanmaya soyutçuluk denir.
SÖYLENCE (efsane): Tanrılar, kahramanlar, önceki çağların olayları üzerine anlatılanlar, masallar, öyküler.
SÜREÇ: Belli bir düzen içinde yinelenen, ilerleyen, gelişen olay ya da eylemler dizisi. Belli bir sonuca ulaşan düşünce akışı.