Cumhuriyet Döneminde

CUMHURİYET DÖNEMİNDE

SANAYİ SEKTÖRÜ

SANAYİ

Mal hizmet ve gelir kaynağı üreten veya sağlayan teşebbüsler veya teşkilatlar gurubu. Bu masasıyla, genelde sanayinin dışında düşünülen resmi istatistiklerde de böyle sınıflandırılan tarım ve hizmet sektörlerini de içine alır; endüstri olarak bilinir.

İnsan nüfusunun artmasıyla birlikte, her işi yapan insanların teknik bilgi kapasitesi çok yüksek,elemanların sayıları az olduğundan ihtiyaca cevap verilemedi. Üretimlerin ihtiyaçlara cevap verememesi de zamanla sadece bir işi yapabilen uzman zanaatçıların ortaya çıkmasını sağladı. Bu ise ürünlerde önemli verimlilik artışlarına sebep oldu.

BİRİNCİL SANAYİ

Bugün bir ülke ekonomisinin birincil sanayi sektörü; tarım, ormancılık ve balıkçılığın yanında ikincil sanayiler ve ham maddeciliği, petrol ve tabii gaz çıkarılmasını içine alır. Bunlardan birinciler, üretim esasında müdahale yoluyla arttırıla bilen ham maddelerin üretimini; genel olarak madenciliğin sınırları içine giren ikincil ise insan eliyle çoğaltılamayan tükenebilir ham maddelerin üretimini ihtiva eder.

İKİNCİL SANAYİ

Ağır ve hafif sanayi olarak 2’ye ayrılır. Ağır sanayi; genellikle fabrika ve makineleri büyük sermaye yatırılmasını gerektirir. Çok miktarda mamul üretir diğer imalat sanayilerinde içine alan geniş ve çeşitli bir piyasada hizmet verir. Karmaşık bir teşkilatlanma ve genellikle uzmanlaşmış kadrolara ihtiyaç duyar. Petrol arıtımı, demir-çelik , motorlu araç ve ağır makine, çimento, demir dışı metale ve hidroelektrik enerji üretimiyle, et paketleme ağır sanayi örnekleri arasındadır.

Hafif sanayi; dayanıksız tüketim mallarının üretimine yöneliktir. Daha küçük sermaye yatırımını gerektirir. Dokumacılık, konfeksiyon, gıda işleme, plastik imalatı, fabrikasyon mobilya gibi düşük vasıta işçiliğe ihtiyaç duyan işlerin yanında, elektrik, bilgisayar, ölçü aletleri imalatı, değerli taş kesme gibi yüksek ve vasıfta işçilik gerektiren işlerde vardır.

ÜÇÜNCÜL SANAYİ

Hizmet sanayisi olarak ta bilinen bu sektör hizmetler veya elle tutulmaz yararlar sağlayan, fakat müşahhas (somut) mal üretmeyen sanayileri ihtiva eder. Bankacılık, maliye, sigortacılık yatırım ve emlak hizmetleri toplam ve perakende ticaret, ulaşım, haberleşme hizmetleri, mesleki, hukuki ve şahıslarla ilgili hizmetler, turizm, otel, lokanta ve ağırlama hizmetleri, eğitim ve öğretim, sağlık, sosyal, güvenlik ve savunma hizmetleri üçüncül sanayi sınırlamaları içerir.

Sanayi sözcüğü Arapça’dır ve hammaddelerin işlenerek yeni nesneler (mallar) yapılmasıyla ilgili yöntem ve araçların tümü (sanatsal) anlamına gelir. Sınai üretim, bilindiği gibi, gerçek sıçramasını, 18. Yüzyılın sonlarıyla 19. Yüzyılın başlarında İngiltere’de yaptı. ABD ve Japonya, farklı toplumsal yaklaşımlarla da olsa, sanayi kapitalizminin gelişmesini sağladılar. 20. Yüzyılda bu sürece, sosyalist ülkelerin, tümüyle bilinçli, planlı sanayileşmeleri katıldı.

Türkiye’nin sanayileşme sürecine “geç” giren ülkelerden biri olduğu bilinmektedir. Cumhuriyet dönemi, özellikle 1930’lu yıllarda ve 1960 sonrasının planlı gelişme dönemlerinde sınai üretimin artırılmasına tanıklık etmiş ve ülkenin sınai üretimi belli bir düzeye ulaşmıştır.

Türkiye’nin sanayileşme süreçlerini açıklayıcı öğeler, sanayileşme yaklaşımları ve özellikle sanayi sermayesinin kaynakları, üretim teknolojisi, üretimin niteliği ve işçileşme sürecine katkılar olacaktır.

Osmanlı’dan Kalan

İçte tarımsal üretime ve dış talana dayanan Osmanlı ekonomisinin, bir sanayi kapitalizmi yaratamadığı bilinmektedir. Üretim teknolojisi çok ilkel olan ve birkaç kişi ile çalışan üretim birimlerinin, hammadde ve araç gereksinmeleri yöresel olarak karşılanmaktadır.

Lonca biçimi örgütlenmesi esnafın (sınıfların) küçük ölçekli üretimiyle ticari faaliyetlerini birleştiren özelliğini yansıtır. Kısaca lonca düzeninde, ilkel düzeyde bir sanayi-ticaret sermayesi bütünlüğü geçerlidir.

Daha çok yerel gereksinmeler için üretime yönelik olan bu sınai yapı Osmanlı pazarının kapitülasyonlar ve liberal dış ticaret anlaşmaları ile, Batı’ da gelişen kitle üretimine açılması sonucu büyük bit çöküntü geçirdi, yıkıma uğradı. Yabancı sınai ürünlerin Osmanlı iç pazarına serbestçe girişiyle yerli üretimin gerilemesi sonucu, esnaf örgütleri ve gedikler dağıtıldı. Yabancıların Osmanlı hükümetlerini bu örgütlerin dağıtılması konusunda baskı altında tutmalarının gerekçesi ilginçtir.

Yenileşme çabalarının bir parçası olarak, 19. Yüzyılın ikinci yarısında, sanayii düzenleme çalışmaları yapılır. Aynı yıllarda, ordunun giyim ve silah gereksinimlerini karşılamak üzere, bir kısım kamu sınai kuruluşları oluşturulmuştur. II. Meşrutiyet’ in ilanıyla iç gümrüklerin kaldırılması, 1909 ve özellikle 1913’te çıkarılan yasalarla sanayiin teşviki de önemli bir sınai üretim sıçramaması sağlamamıştır. İttihat ve Terakki döneminde, bir milli sanayi oluşturulması özlemleriyle birlikte, özel ve kamu kesimlerinin işbirliğine dayalı sanayileşme çabalarına hız kazandırmıştır.

Osmanlı sanayi ile ilgili sayısal veriler, 1913 ve 1915 yıllarında yapılan sayımlara dayanmaktadır. Sayımlar, sanayiin yoğun olduğu Batı Anadolu’yu ve 10 ve daha fazla kişinin çalıştığı işyerlerini kapsamaktadır.

Kurtuluş Savaşı sırasında, 1921’de yapılan bir başka sanayi sayımında, İstanbul, İzmir; Adana ve Bursa gibi sanayi merkezleri dışında kalan tüm işyerleri kapsanmıştır. Bir bakıma Anadolu sanayiinin o günlerdeki durumunu gösteren bu sayımın sonuçları Tablo 1’de özetlenmektedir.

Tablo 1. Anadolu Sanayiinin Durumu (1921)

Sektör

İşyeri Sayısı İşçi Sayısı İşyeri başına ortalama işçi sayısı Dokuma

20.057 35.316 1.76 Deri İşleme

5.347 17.964 3.35 Madeni Eşya

5.273 8.201 2.45 Gıda

1.273 4.493 3.52 Ağaç İşleri

704 3.612 1.93 Kimya

337 802 2.37 TOPLAM

33.058 76.058 2.31

1913 yılında, sınai üretimin iç talebi karşılama oranı, değirmencilik ürünlerinde % 59, tuğla üretiminde % 32, çimento üretiminde % 6,4, aba, şayak, ve çuha üretiminde % 41,3 pamuklu dokuma üretiminde % 9,5, sabun üretiminde % 3,1 ve yağ üretiminde % 18,9’dur.

1914’te, sanayi kesiminde kapitalist ve işçilerin yalnız % 15’inin Türk olduğunu belirtmektedir. Sanayi kesiminde mülkiyetin etnik yapısı, salt ekonomi kuramı açısından önemsiz sayılabilir.

Cumhuriyet döneminin başında, ekonomi politikasının başlıca eksenleri İzmir İktisat Kongresi’nde (Şubat 1923) belirlendi. Savaş yıllarının getirdiği yıkım, nitelikli işgücü kaybının,azınlıkların ülkeyi terk etmesiyle de ağırlaşması, sermaye kaynaklarının yokluğu başlıca darboğazlardı.

Cumhuriyetin ilk on yılında sınai gelişmenin sağlanması için 1923 İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda önlemler alındı. Alına önlemlerden en önemlileri Sanayi ve Maadin Bankası’nın kurulması (1925) ve Sanayi Teşvik Yasası’nın (1927) çıkarılmasıdır.

Yerli sanayiin dış rekabet karşısında korunması, 1929’da gümrük saptama serbestisinin kazanılmasıyla sağlanabildi.

Dönemin sanayi üretiminin yapısı, 1927 Sanayi Sayımı sonuçlarından izlenebilir. Sayım kapsamına giren 65 bin dolayında işletmenin % 43.59’u tarım (tarım ürünlerini işleme, değirmencilik v.b.) % 23.83’ü dokuma ve % 22.61’i maden sanayii, makine yapımı ve onarımı grubundan oluşmaktadır. Toplam 256.855 çalışanın % 43.01’i tarım, % 18.70’i dokuma sanayiinde toplanmıştır. İşletmelerin % 35.74’ü tek kişilik, % 35.76’sı ise 2-3 kişiliktir. Beş kişiden daha fazla kişi çalıştıranlar ise % 0.23 dolayındadır.

Toplam sınai işletmelerin yalnız % 4.28’i çevirici güç kullanmaktadır. Kullanılan hammaddenin % 12.62’si dışalım yolu ile karşılanmaktadır. Toplam üretimin %65’i tarım, % 18’i dokuma sanayiinde oluşmaktadır. Bu durumda dönem süresince sanayiin, tarım ürünlerini işleme, madencilik ve dokuma alanında yoğunlaştığı ve bu niteliği ile sanayileşmenin ilk aşamasında olduğu söylenebilir.

Bununla birlikte, 1929’da getirilen dışalım kısıtlamaları sonucu, özellikle, şeker, çimento ve yünlü dokuma alanlarında yerli üretim hızla artmıştır.

Devletçi Sanayileşme Atılımı

Cumhuriyetin ilk on yılında, ekonomik bağımsızlık ve hızla kalkınma alanlarında önemli sayılabilecek bir aşama sağlanamaması, 1930’lu yıllarda beliren iç ve dış gelişmelerle birlikte, devletçi sanayileşme sürecine yol açmıştır.

Devletçilik uygulamasının somut düzeyde başlangıcı, özü, 1930’ların başında Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (BBYSP) hazırlanmıştır. BBYSP başlıca şunlardır:

·Yerel ya da bölgesel tarımsal üretime ve doğal kaynaklara dayalı sınai üretim birikimleri kurulması.

·Özellikle dışalım konusu olan temel tüketim mallarının yerli üretime (özellikle dokuma sanayiine) öncelik verilmesi.

·Sanayi kuruluşlarının “yerlerinin” hammadde ve işgücü kaynaklarına yakın olması.

BBYSP ile kurulması tasarlanan sanayi beş ana grupta toplanmaktaydı:

·Dokuma (pamuk, kendir, yün)

·Maden işleme (demir-çelik, bakır, kükürt)

·Kağıt

·Kimya (yapay ipek, gülyağı, fosforik asit, süperfosfat)

·Taş, toprak (cam, çimento)

BBYSP’nin uygulamasına 1934 yılı başında başlandı. Uygulamanın başarı ile yürümesi ürümesi 1936’ dan sonra İkinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (BYSP) hazırlıklarına girişildi.

Sanayiin Yapısı : Dönem süresince sanayi üretimi önemli gelişme gösterdi. Devletçilik uygulamasının somut düzeyde sanayileşmesi bu önemde ilk meyvelerini vermeye başladı. Temel tüketim mallarının yerli üretiminin sağlanması büyük ölçüde gerçekleştirildi. Pek çok malın, o günkü koşullarda varolan iç talebinin yerli üretimle karşılanması başlı başına başarı sayılmalıdır. Ekonomik ve toplumsal gelişmişliğin bir göstergesi sayılan iç pazarın büyüklüğünün, gelir düzeyi, kentleşme vb. göstergelerden anlaşılabileceği gibi, sınırlı olması, iç talebin yerli üretimle karşılanmasına olanak veriyordu.

Sanayi alanında en önemli gelişme dokuma sanayiinde sağlandı. Bu alt sektörde, daha önce sözü edilen kamu girişimlerine ek olarak Çukurova ve Ege bölgelerinde özel girişime dayalı birimler kuruldu. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, 1930’lu yılların sonunda, yerli üretim talebin % 80 gibi bir bölümünü karşılayacak düzeye gelmişti. Kurulan dört ana üretim birimi, 1935’ten sonra şeker dışalımını sona erdirecek düzeyde üretim yapmaktaydı. Çimento üretimi, özel girişimlerin kamulaştırılması (1938) ve yeni işletmeler kurulması sonucu, 1927’de yılda 14.4 bin tondan, 1935’te 220 bin tona yükseldi. İç talep fazlası 90 bin ton, dışa satıldı.

Cumhuriyet hükümetleri için demir-çelik üretimi bir bağımsızlık simgesi olmuştu. Uzun araştırma ve incelemelerden ve İngiliz-Alman rekabetinden sonra savunma sorunu da göz önünde tutularak ilk demir-çelik tesisinin bir İngiliz firmasınca Karabük’te kurulması 1939’da gerçekleştirildi.

1946-60 Dönemi

Genel Çerçeve: Dönem , özel sermaye birikiminin ekonomik ve toplumsal gelişmede giderek etkinlik kazanması, iç pazarın, izlenen ekonomi politikaları sonucu gelişmesi ve kalkınmanın dış kaynaklara dayalı yürütülmesi görüşünün giderek egemen olması gibi, daha sonraki gelişmeleri belirleyen nitelikleriyle, sanayileşme açısından önemli sayılmalıdır. Savaşı hemen izleyen yıllarda beliren ekonomi politikası tartışmaları, bir “ yeni devletçilik ” anlayışına yol açıyordu. Buna göre, hükümet özel girişimciliği açıkça desteklemeli, yönetim, güvenlik ve temel kamu hizmetleri dışındaki ekonomik faaliyetleri özel kesime bırakmalı ya da bir başka deyişle, ekonomik değişmeyi, iç ve dış özel sermayeye bırakmalıydı. Özel sermayenin, istediği sektörde tam bir güvence içinde çalışabilmesi ve madenciliğin bir kesimi, enerci, demir-çelik üretimi ve demir yoları dışında kalan kamu ekonomik girişimlerinin özel kesime devri, bu yaklaşımın özünü oluşturuyordu. Dönem süresince ve özellikle 1953’ ten sonra KİT‘ e ayrı bir önem verildi. KİT’ in sermayeleri arttırıldı, varolan KİT’ ten ayrılarak ya da tümüyle aynı KİT kuruldu. Kısaca özel kesime özel kesime öncelik veren ekonomi politikasının egemen olduğu bir dönemde kamu kesiminin nicel ve nitel olarak genişletilmesi yolu gidildi.

Sanayi Gelişimi: Dönem süresince sanayi kesimi tarımsal değişime ve kentleşmeye bağlı olarak ve iç pazarın gelişmesi sonucu canlılık kazandı. Dönemin temel özelliği, sınai üretiminde dışalım yerine yerli üretim türü sanayileşmenin birinci aşamasının tamamlanmasıdır. Bu niteliğiyle dönem, bir bakıma özel sanayiye “geçiş” dönemi sayılabilir. Devletçi sanayileşme döneminde başlatılan temel tüketim mallarının (dokuma, giyim, gıda, içki-tütün) yerli üretimi, bilindiği gibi dışalım yerine yerli üretime dayanan sanayileşmenin birinci ya da kolay aşaması olarak alınmaktadır. Dönemin başlarında özel girişimciliye dayanan ekonomi politikasına koşut olarak , bu alanda özel kesimin üretimde bulunması ön görülmekteydi. Ancak 1950’li yılların ikinci yarısında, özel sınai üretimin genişleyerek iç pazarın istemlerini karşılayamaması sonucu, kamu kesiminde bu yönde üretimini genişletmek durumunda kalmıştır. Kısaca dışalım yerine üretimin birinci aşaması, özel ve kamu kesimlerinin birlikte gelişmesiyle sağlanmıştır.

Bu dönemde başlıca sınai KİT, MKEK (1950),Gübre, Et ve balık (1952), Türkiye Çimento, Azot (1953), TPAO, DMO (1954), SEKA (1955), Demir-Çelik (1955) ve TKİ (1957)’dir. Gübre, Et ve Balık ve Azot dışında kalanlar, daha önce, Sümerbank ve Etibank’a bağlı kuruluşların yeri örgütlenmesiyle oluşturulmuştur. Bankacılık ve ulaşım alanlarında da yeni kamu girişimleri oluşturulmuş ve KİT ‘in sermayesi artırılmıştır

İşletmelerde, çalışan kişi başına ücret, üretim değeri ve yatırımlar yönünden de kamu kesiminin özel kesimden önce olması, kamu kesiminde verimliliğin teknolojiye bağlı olarak, özel kesimden daha fazla olduğu gösterir. Verimlilik fazlası, toplu iş sözleşmesi ve grev haklarının bulunmamasına karşın, ücretlere de yansımıştır. Eğilim, iş bulma isteklerinin yaygınlaştığı, daha doğrusu kentsel açık işsizliğin açığa çıktığı bir dönemde görüldüğüne göre işgücü sunumundan kaynaklanamaz. Daha önce belirtildiği gibi kamu işletmelerinde “gereğinden fazla çalışan” bulunduğu da göz önünde tutulursa, bu dönemde kurulan kamu sınai işlerinin, daha önce kurulanlara oranla küçük ölçekli olduğu sonucuna varılabilir. Dönem süresince sanayi kesiminde tüketim malları üretimi gerek üretim değerleri gerek işyeri ve çalışanlar miktarı payları yönünden önemini korumuştur. Büyük iş yerleri içinde tüketim malı üreten sektörlerin, başta dokuma ve gıda olmak üzere, toplam katma değer içindeki payları,1950’de % 73, 1960’ta % 65 dolayında olmuştur. Benzer bir durum çalışan sayısında görülmektedir. Kısaca dönemin sanayileşmesinin belirgin özelliği, tüketim malları üretimidir. Ara malları üreten alt sektörlerde (çimento, ilaç başta olmak üzere kimya, yapı malzemeleri ve lastik-plastik bunların içinde özellikle sayılabilir) önemli üretim artışları sağlanmıştır. Kamu kesiminin ürettiği sınai ara mallarda üretim kapasitelerinin genişletilmesi yoluna gidilmiştir. Bu gelişmelerin sonucu olarak ara malları alt sektörlerin katma değer içindeki oranı artırmıştır. Dönem süresince dayanıklı tüketim malı ve yatırım malları üreten alt sektörlerin göreli durumu değişmemiştir. Bu sonuç, madeni eşya, elektrikli ve diğer makineler ve taşıt araçları alt sektörlerinden oluşan grubun dönem süresince önemli bir gelişme göstermediği anlamına gelir. Kısaca sınai üretimin genişlemesi, büyük ölçüde, tüketim ve bir kısım ara malları alt sektörlerinde gerçekleşmiştir. Büyük sanayi işyerleriyle ilgili yatırım verileri ilginç eğilimler göstermiştir.

Planlarda sanayileşme, ekonomik gelişmenin, deyim yerindeyse eksenini oluşturmuştur.

İlk üç plan döneminde, sınai üretim plân hedeflerine yakın bir büyüme göstermiştir. SAN’lı dönemin sanayileşme politikasının temelini, sınai ürünlerin dışalımı yerine yerli üretimin sağlanmasını oluşturur.

Sınai ürünlerin yerli üretiminde ikinci aşamaya geçilmesi, önce geleneksel olarak 1930’lardan sonra sürdürülen sanayileşme politikasının doğal bir uzantısı sayılabilir.

İç pazarın sürekli değişen ve genişleyen özellikte olması nedeniyle koruma ve özendirme önlemlerine karşın, bir kısım sınai malların üretimi daha önce gerçekleştirilebilir.

Lastik Sanayii: Bu dalga tümüyle özel kuruluşlar üretim yapmaktadır. Her türlü araç lastiği üreten 4 kuruluş vardır. Pazarı paylaşan bu 4 şirket, Türk Pirelli, Uniroyal, Goodyear ve Lasaldır.

Öteki lastik ürünlerinden, lastik çizme ve ayakkabı üretiminde, pazara egemenliği söz konusu olmayan çok sayıda kuruluş vardır.

Öbür Plastik Ürünleri Sanayii: Bu dalda tek kamu kuruluşu, başka ürünlerin yanı sıra PVC de üretim Petkim’dir. Bu dalda, plastik mezura, sünger, terlik, yer döşemesi ve torba dışında kalan tüm ürünlerde 1 ya da 2 şirketin kurulu kapasitenin yarısından çoğunu oluşturduğu görülmektedir. Pimaş, Göktepe, Derby, İnsa, Plassa bu daldaki büyük kuruluşlardır.

Çanak, Çömlek, Çini, Porselen Sanayii:

Bu dalda, yalnızca üç kamu kuruluşu vardır.

1979’da kara fayans, çini ve mozaik üretim kapasitesinin % 56’sı 12 kuruluşun 2’sinde toplanmıştır. Seramik süsü eşyasında 4 kuruluşun biri kapasitesinin % 58’ni oluşturuyordu. Porselen elektrik gereçleri ve sofra takımları yapan 4’er şirketin en büyüklerinin toplam kapasitedeki payları sırayla % 55 ve % 86 idi. Sümerbank’ın Yarımca ve Bozöyük fabrikaları ile Eczacıbaşı Çanakkale seramik ve İstanbul porselen sanayii bu daldaki başlıca büyük işletmelerdir.

Cam ve Cam Ürünleri Sanayii: Bu dalda tümüyle özel kesim egemendir. Çayırova ve Anadolu Cam fabrikaları düz cam Paşabahçe ise,şişe ve cam eşya üreten büyük kuruluşlardır.

Sanayileşmenin Niteliksel Yönleri : Dayanıklı tüketim mallarının yerli üretimi, planlı dönem sanayileşmesinin en dinamik, plan deyimiyle sürükleyici öğesidir. Küçük sanayi ve kamu sanayii büyük ölçüde bu dinamizme ayak uydurmak durumunda kalmıştır. Dolayısıyla, sanayileşmenin niteliksel çözümlemesi dayanıklı tüketim malları bu kesime yönelik olmalıdır.

Üretim Teknolojisi : Sanayileşme sürecine sonradan giren bir ülke, birçok malın üretim teknolojisini dışarıdan sağlar. Bu teknoloji alınması süreci doğaldır ve bir kısım iktisatçılar bunu sanayileşmekte olan ülkelerin “avantajı” olarak alır. Ancak, teknoloji alınması süreci, bir kısım sorunları da birlikte getirdiğinden önem kazanmaktadır.

Teknolojinin yerli üretimi: Dışalım yerine yerli üretim biçimi sanayileşme politikasının mantıksal uzantısı, sanayileşmenin özünü oluşturan üretim teknolojilerinin yerli üretimidir.

Teknolojinin yerli üretimini sınırlayan etmenlerin başında, varolan sınai üretim yapısı gelmektedir.

Özetle söylemek gerekirse, sınai üretim teknolojisinin yerli üretimi tartışmalı niteliğini korumaktadır. Süreci ve gelişmeyi izlenecek sanayileşme politikası belirleyecektir.

Sanayimizin Hedefleri

Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planında sanayimizin hedefleri şu şekilde saptanmıştır:

“Türk toplumunun yaşama düzeyini hızla yükseltecek bir ekonomik büyüme, sanayiin milli gelire gittikçe artan oranda katkıda bulunmasını gerektirmektedir. Yaşama düzeyinin yükselmesi ile doğacak olan sınai ürün taleplerinin karşılanması, dış ticaretle ilgili sorunları çözümleyecek ölçüde ihracat ve ithal ikamesi yapılabilmesi, istihdam olanaklarının kararlı ve sürekli olarak artırılması, tarımda modernleşmenin hızlandırılması, kır-kent arasında gelir bölüşümünün iyileştirilmesi, toplumun bütün kesimlerinde verimliliğin artırılması, kısaca kalkınma, ancak sanayileşme ile gerçekleştirilebilir.

Sanayileşmeyi zorunlu kılan diğer bir etken de Türkiye’nin sanayileşmiş ülkelerden oluşan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katılma yolunda yaptığı siyasal tercihtir. Bu tercih, Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu içinde ekonomik, sosyal ve kültürel varlığın gerçekleştirerek devam ettirebilmesi için Topluluk ile gümrük birliğinin gerçekleşeceği 1995 yılına kadar sanayiini sağlam bir temele dayandırmasını, modern teknolojileri etkin bir şekilde kullanma yanında, bazı üretim dallarında yeni teknolojileri geliştirebilecek bir bilimsel ve teknik yaratıcılık aşamasına erişmesini zorunlu kılmaktadır. Bu edenle “sanayileşme” deyimi, bileşimi ne olursa olsun sadece sınai hasılanın arttırılması anlamında değildir. Sanayileşme anlamı daha çok tüketim malları sanayiine dönük, nispeten geri üretim teknolojileri kullanan genellikle küçük üretim birimlerinden kurulu Türk sanayiinde yapılan bir değişikliği ifade etmektedir. Bu yapısal değişiklik, ileriye ve geriye besleme etkisi güçlü ara malı sanayileri ile teknoloji üretimde itici ve özendirici bir niteliyi olan, aynı zaman da dış kaynaklara bağlılığı hafifleten yatırım malı ve mühendislik sanayilerine ağırlık verilerek, bu dallardaki üretimin toplam sanayi üretimi içinde payının artması ve bunların dış rekabete olanak verecek, niteliklerde kurulup geliştir,ilmeleri ile sağlanacaktır. Kalkınmanın geleneksel üretim sektörlerinden modern sektörlere ve özellikle sanayie geçiş süreci olduğu, Birinci Beş Yıllık Planlarda da ifade edilmiştir. ‘Planlı Dönemde Kalkınma kesiminde belirtilen gelişmelerden ve verilen göstergelerden anlaşıldığı gibi, planlı dönemde sanayi tesisleri altyapı, vasıflı iş gücü ve teşebbüs faktörleri açısından belli bir birikim sağlamaktadır. Bu birikim yanında, Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynaklar ve 1987’de 55, 1995’de 65 milyona yaklaşacak bir nüfusun sağlayacağı Pazar olanakları da hızlı bir sanayileşmenin mümkün olduğunu göstermektedir. “1963 yılından itibaren bu ilkelere uygun olarak yapılan yatırımlarla sanayimizi hedefine ulaştırmak için büyük çaba harcanmaktadır.

Türkiye bugün, tüketim malları sanayiini geliştirmiş, ara malları sanayiinde önemli atılımlar yapmış ve yatırım malaları sanayiinde ise varlığını hissettirmeye başlamıştır. Ancak sanayileşmede hedef alınan yılda % 12 artış hızı, bugün henüz gerçekleştirilmemiştir. Fakat çok yakın bir gelecekte daha yüksek bir artış hızına ulaşacağımız beklenmektedir.

Türkiye’nin jeopolitik ve dünyada mevcut jeolojik gelişme karşısında gelişmemiz en geniş anlamı ile dışa dönük ve uluslar arası rekabete hazır mal üretecek şekilde olacaktır. Komşularımız sanayileşme yolunda hızla ilerlemektedir. Ayrıca milli çıkarlarımız, Batı ittifakı içinde bulunmamızı gerektirmiş ve Türkiye, Avrupa’nın bir parçası olarak uluslararası siyasete yerini almıştır.

Sanayileşme, batılı ülkeler arasında yürümektedir. Bunların bir çoğu ileri sanayi toplumları olup nüfusun büyük bir kısmı sanayide çalışmaktadır. İhracatlarında sanayi malları büyük bir yer tutmaktadır. Bu nedenle sanayimizin temel hedefi, kalkınmış daha büyük ülkeleri hedef ve kalkınmakta olan ülkeleri kendimize rakip görerek tespit edeceğimiz bir üretim gücü olmalıdır.Bir diğer ifade ile sanayileşme planlamasının bütün kademelerinde en yeni teknolojik ve ekonomik gelişmeler uygulanmalıdır. Türkiye de büyük bir sanayi potansiyeli ve sanayileşme arzusu vardır. Bu olanakları en iyi bir şekilde kullanarak dış Pazar etütlerine ağırlık vererek saptayacağımız bir sanayileşme hedefi, Türkiye’yi gelişmiş ülkeler arasına sokmaya yeterli olacaktır. Böylece Türkiye, 22 yıl içerisinde Avrupa Ekonomik Topluluğuna dahil ülkeler ile gümrük birliyi başarıyla gerçekleştirecek ve bu sürenin sonunda hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan bu ülkelere karşı her türlü mal, hizmet, sermaye, para ve insan giriş çıkışı mümkün olabilecektir.

Sanayileşme, Bunalım ve 24 Ocak

İlk üç plan uygulaması sonunda, sanayileşmenin kendi iç gelişmelerinin yarattığı sınırlayıcı duruma dış ekonomik gelişmelerdeki olumsuzlukların eklenmesi ekonomik ve toplumsal bunalıma yol açtı. Denilebilir ki, 1970’li yılların ortalarında, ülke sanayileşmesinin temel sorunu, ara ve yatırım mallarının yerli üretimine geçiş sürecinde düğümleniyordu. Bu aşamaya geçilmesiyle, girdi ve teknoloji alanlarında da dışa bağımlılık azaltılabilecekti. Amaçlanan, üretim olanaklarının geliştirilmesi ve giderek teknolojini yerli üretime geçilmesiydi. Geleneksel sanayileşme politikalarının doğal bir uzantısı olan bu süreç, gerek boyutları, gerek niteliği açılarından, öncekilerden farklıydı. Ülke sanayileşmesinin “kendi kendini besleyen” bir nitelik kazanması için, temel ve dayanıklı tüketim mallarının yerli üretiminde olduğundan farklı bir yaklaşım gerekliydi.

Sanayileşmede sözü edilen bu son araştırmanın gerçekleştirilmesi doğrultusunda somut bir girişim, 1975 sonlarında Bakanlar Kurulu kararıyla SAN’lı kuruluşların oluşturulmasıdır. Sermayelerinin tamamına yakını kamu, (DESİYAB ve KİT’lere) ait olan bu kuruluşlar şunlardır: TÜMOSAN (motor), TAKSAN (takım tezgahları), TEMSAN (elektromekanik) TESTAŞ (elektronik) ve GERKONSAN (çelik kontrüksiyon).

SAN’lı kuruluşlar, önce birçok kamu girişiminde görüldüğü gibi gerekli ve yeterli ön hazırlık yapılmadan oluşturuldu.

İç koşulların başında kamu kesiminin finansmanı geliyordu. SAN’lı kuruluşların oluşturulduğu yıllarda, KİT’ler önemli oranda açık veriyor ve bu açık devlet bütçesinden karşılanıyordu.

Dış koşullar da SAN’lı kuruluşların oluşmasına elverişli değildi. Dış ödeme güçlüğü ortamında, dış borç veren kuruluşların başta gelen koşulu, ekonomiye çeki-düzen verilmesiydi: Yatırımları kısılması, TL’nin devalüasyonu ve benzerleri.

İlk üç plan döneminin sonlarında, hızlı sanayileşme programının uygulanması, iç ve dış ekonomik gelişmeler sonucu kesintiye uğradı.

İlk yürürlük tarihi dikkate alınarak, kamuoyunda “24 Ocak” (1980) ekonomik istikrar önlemleri olarak adlandırılan önlemler, iç piyasa ve dış piyasalarda fiyat serbestisini, ya da piyasa mekanizmasının kamusal düzenlemelere konu olmadan, serbestçe işlemesini temel alır.

“24 Ocak’ın sanayileşme yaklaşımı, bilindiği gibi, karşılaştırmalı üstünlükler kuramına dayanmaktadır. Bu kurama göre, her ülke üretim girdileri açısından daha ucuza, ya da daha yüksek verimle elde edebileceği malların üretiminde uzmanlaşmalıdır.

Ülkemizde, “24 Ocak’’ programının uygulanması sırasında ve bunun bir uzantısı olarak (23 Temmuz 1984 tarihli Resmi Gazete’ de yayınlana ve) 1985-1989 dönemi kapsayan Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı önermelerinde, sanayileşme, özellikle makine ve motor üretimine ve ağır sanayie dayanan alanlarda bir tarafa bırakılmaktadır denilebilir.

Ekonomik bunalım yıllarında uygulanan IV. Kalkınma Planı’nda toplam yatırımlarda sanayinin payı % 27.4 olarak planlanmış, gerçekleşme oranı, tüm olumsuzluklara karşın, % 25.6 düzeyine ulaşmıştır. Sanayi yatırımının gerçekleşme oranı da, % 66.0 dolayındadır.

Bu verilerden çıkarılabilecek başlıca iki sonuç bulunmaktadır. Önce ekonomik bulanım döneminde ve bir istikrar programının uygulanması sırasında da, kamu sınai yatırımları, azaltılmamış ya da ekonominin işlerliliğini sağlamada, bundan vazgeçilememiştir. İkinci olarak da, yine aynı dönemde, tüm yatırımlarda bir azalma görülmüş, ancak sınai yatırımlardaki azalma, genel ortamlardan fazla olmuştur.

Gelecek beş yılın gelişmelerini planlaması gelecek Beşinci Kalkınma Planı’nda Dördüncü Planın ekonomik bunalım döneminde görülen sınai yatırımların azalması sürecini sürdürülmesi planlanmaktadır.

Planın sanayileşmeden vazgeçen yaklaşımının daha da ilginç bir göstergesi, kamu sınai yatırımlarıyla ilgilidir. Kamu sınai yatırımlarının azaltılmasını öngören Beşinci Kalkınma Planı, bunun yerini alacak özel sınai yatırımların artırılması doğrultusunda bir çabaysa da gerek duyulmaktadır. Plan yılda ortalama % 6.77 artacağını öngördüğü özel sabit sermaye yatırımlarının, sanayi-dışı alanlara yapılmasını istemektedir.

Doğal olarak belirtilen yatırım kısıtlamaları sonucu, Beşinci Kalkınma Planı döneminde, sınai üretimin yılda % 7.3 artışı öngörülmekle, önceki planların amaçladığının ve gerçekleştirdiğinin çok altında bir üretim düzeyi istenmektedir. Beşinci Planın sanayileşmeye bu niteliksel yaklaşımı, ülkenin sanayileşmesinde bir geriye dönüş anlamına gelir.

Beşinci Planın sanayileşme yaklaşımı “24 Ocak” anlayışına ve ye yıllardır, Dünya Bankası’nın IMF’nin ve diğer gelişmiş kapitalist yardım kuruluşlarının öne sürdükleri sanayileşme politikasına uygundur.

Tablo 2. Sanayide İşyeri Büyüklüğü 1963, 1970, 1980

(T=Toplam K=Kamu Ö=Özel) 1963 İşyerleri Çalışanlar Katma Değer Sayısı Yüzde Dağılımı Yıllık Ortalaması (Bin kişi) Yüzde Dağılımı Milyar TL Yüzde Dağılımı Büyük K. Ö. 238 2.774 7.9 92.1 134.4 164.6 44.1 55.9 3.5 3.1 52.7 47.3 T. 3.012 1.9 299.0 69.4 6.6 80.6 Küçük Ö. 157.759 98.1 131.7 30.6 1.6 19.4 Genel T. 160.771 100.0 430.7 100.0 8.2 100.0 1970 Büyük K. 254 5.3 185.4 36.3 15.5 54.3 Ö. 4.556 94.7 325.0 63.7 13.0 45.1 T. 4.820 2.75 510.5 61.0 28.5 88.3 Küçük Ö. 170.479 97.25 327 39 3.8 11.7 Genel T. 175.299 100.0 837.4 100.0 32.3 100.0 1980 Büyük K. 437 4.9 289.1 35.8 240.8 33.4 Ö. 8.572 95.1 519.5 64.2 479.7 66.6 T. 9.009 4.9 808.6 100.0 720.5 100.0 Küçük Ö. 173.337 – – – – – T. 173.337 95.1 – – – – Genel T. 182.346 100.0 Tablo 3. Sanayide İşyeri Sayısı, İşyeri Başına Çalışanlar ve Çalışan Başına Katma Değer

(Büyük İşyerleri, Katma Değer 1968 Üretici Fiyatlarıyla) K= Kamu, Ö=Özel, T=Toplam

1963 1970 Üretici Fiyatlarıyla 1980 Sektör

İŞ

Çal.

K.d.

İş.

Çal.

K.D.

İş.

Çal.

K.D.

Gıda

K.

63 321 32.2 73 470 44.1 171 339 27.0

Ö.

822 37 16.9 1.091 38 32.9 158 41 34.6

T.

885 55 25.0 1.164 65 38.0 175 70 31.0 İçki

K.

18 211 63.7 14 353 140.0 22 226 51.1

Ö.

26 27 28.9 51 98 35.3 66 96 58.9

T.

42 106 58.1 65 153 86.9 88 129 55.5 Tütün

K.

27 663 30.9 8 3.607 76.3 28 1.791 28.8

Ö.

40 152 32.4 27 218 14.9 19 140 45.9

T.

67 352 31.2 35 992 65.9 37 1.427 29.7 Dokuma

K.

22 1.373 17.7 27 1.099 23.4 42 788 20.9

Ö.

689 97 26.8 899 111 25.1 1.166 114 18.3

T.

711 136 17.1 926 140 24.9 1.208 139 18.9 Giyim

K.

2 1.162 14.3 3 754 20.9 4 579 28.2

Ö.

32 21 14.3 109 29 19.8 359 38 18.9

T.

34 602 14.3 112 48 363 44 25.3 Ağaç

K.

18 192 22.3 19 209 16.9 21 202 27.3

Ö.

76 33 17.3 133 37 30.1 196 43 31.2

T.

94 65 20.4 152 58 24.4 222 62 29.7 Mobilya

K.

– – – 2 44 6.0 11 50 34.6

Ö.

40 24 18.8 104 24 18.3 137 27 14.2

T.

40 24 18.8 106 25 17.9 148 28 16.9 Kağıt

K.

2 3.553 36.0 3 3.059 54.2 9 1.365 33.4

Ö.

24 26 22.2 61 47 36.6 135 44 64.1

T.

26 34.7 64 190 49.8 144 126 43.4 Basım

K.

6 6 22.1 9 157 21.6 11 231 21.7

Ö.

115 115 35.2 180 45 31.9 227 37 34.1

T.

121 121 32.9 189 52 28.4 238 46 31.2 Deri-Kürk

K.

– – – – – – – – –

T.=Ö.

63 31 18.3 92 28 24.2 148 29 18.6

SANAYİ

·Bir ürün veya mal oluşturmak için gerekli maddelerin işlenmeden önceki durumuna ham madde denir.

·Ham maddeler yer kabuğunun değişik katmanlarından,sulardan,bitkilerden ve hayvanlardan elde edilir.

·Bunlar fabrika ve atölyelerde işlenerek kullanıma hazır bir hale getirilir.

·Ham maddelerin kullanıma hazır hale getirilmesi işlemlerine sanayi denir.

· Pamuk,dokuma sanayiinin;buğday ise besin sanayiinin birer ham maddesidir.

·Kurtuluş Savaşı sonunda yurdumuzda sanayi kuruluşları çok azdı.Bunlarda büyük kentlerimizde bulunuyordu.Üretim yurt ihtiyacını karşılayamıyordu. İhtiyacımız olan mallar yabancı ülkelerden satın alınıyordu.

·Ulu Önder Atatürk,üretimi arttırmak için çeşitli önlemler alınmasını sağladı.Kalkınmaya önem vererek üretimin artırılması sağlayacak yeni kanunlar yürürlüğe koydu.

·Şeker,çimento,dokuma,silah ve demir-çelik fabrikaları açtırdı.Hızlı bir sanayileşme hamlesi başlattı.Böylece fabrikalarımızın sayısı arttı.

·Sanayiinin kurulması için gerekli koşullar;ham madde,enerji,sermaye,iş gücü,ulaşım ve pazarlamadır.

·Yurdumuzda sanayi için yeteri kadar ham madde vardır.Sanayi için gerekli olan elektrik enerjisi yeteri kadar üretilir.Genç nüfusumuz fazla olduğu için iş gücü sorunu da yoktur.Her alana yetişmiş uzman elemanlar vardır.

·Sanayi için devletle birlikte şahıslarda sermaye ayırmaktadır.Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi,ülkemizde sanayiinin daha çok gelişmesi için koşullar uygundur.

·Ülkemizde sanayi kuruluşları bazı yerlerde yoğunluk kazanmıştır.Buralara sanayi yöresi denir.Başlıca sanayi yörelerimiz,İstanbul-Adapazarı arası,İzmir çevresi,Adana-Mersin arasıdır.Ayrıca Ankara,Bursa,Karabük,Ereğli,İskenderun,Kırıkkale,G azi

·Antep ve Kayseri başlıca sanayi şehirlerimizdendir.Yurdumuzda çok çeşitli sanayi kolları vardır.

Yorum Yapın


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy