Bilgi Ve Uluslararası Ticaret Teorileri
Bilgi Ve Uluslararası Ticaret Teorileri
Yrd.Doç.Dr.Yusuf Bayraktutan
Öğretim Üyesi ve Bölüm Başkan Yardımcısı
İ.İ.B.F İktisat Bölümü Kocaeli Üniversitesi
ybayraktutan@yahoo.com
http://www.kou.edu.tr
Özet
A.Smith’in Wealth of Nations (1776) ve D.Ricardo’nun Principles’da (1817) temellerini inşa ettiği dış ticaret teorileri, aradan geçen ikiyüz yılı aşkın zaman diliminde süregelen bir evrimle bilginin artan rol ve önemine şahitlik etmektedir.
Klasik dış ticaret teorileri, üretim faktörü olarak sadece emek unsuruna dayanmakta ve üretim maliyetini homojen olduğu varsayılan emek miktarına bağlamaktadır. Neoklasik iktisatçılar, “fırsat maliyeti” kavramı ile, sermayenin de bir üretim faktörü ve maliyet unsuru olarak teorizasyonda dikkate alınmasına önayak olmuşlardır. Neoklasik katkıları kullanarak uluslararası ticaretin gerek-şartı olan ülkelerarası verim farklılığının nedenini ve refah sonuçlarını faktör donanımı ile açıklayan modern teoriler de iki-ülkeli, iki-faktörlü modellerinde emek ve sermayeye dayanmışlardır.
1960’lardan itibaren gelişen Yeni Dış Ticaret Teorilerinin emeğin niteliği ve teknolojinin geliştirilmesi ve üretim sürecinde kullanımının etkilediği bir uluslararası ticaret modeli ortaya koydukları görülmektedir. 1960’lar, “bilgi toplumu” ve türev kavramların ortaya çıktığı ve bilginin artan bir biçimde üretim süreci ve uluslararası ticareti etkilemeye başladığı yıllardır.
Bu çalışmada, klasik teorilerden günümüze, dış ticaret teorilerinin evrimi sürecinde bilgi ve ilintili olguların konumu, özellikle Linder’den Helpman ve Krugman’a uzanan geniş yelpazede dış ticaret teorileri bakımından bilginin artan önemi tartışılacaktır.
Abstract
Over its two hundred-year history, international trade theory witnessed increasing role of knowedge. Fallowing classical theories of Smith (1776), Ricardo (1817), based solely on labor as an element of cost, neoclassical contributions made it possible to take capital and other production factors into account through the concept of opportunity cost, undermining knowledge. Even the modern trade theories of Heckscher-Ohlin-Samuelson used two factor models including just labor and capital.As of 1960s, parallel to the debate over Leontief Paradox, new theories of international trade began to cover knowledge and related concepts like skilled labor, technology gap, product cycle, etc.
This study aims to investigate the evalution of internetional trade theories, in terms of knowledge and related concepts.
Giriş
İnsan ile özdeş zihni fonksiyon olarak bilgi, üretimi, depolanma ve aktarılması ile ilgili süreçlerde yirminci yüzyılda kaydedilen gelişmeler, insan hayatının her yönü gibi, uluslararası mal ve hizmet ticareti ile bunların nedeni, bileşimi ve sonuçlarını modelleme çabaları olarak dış ticaret teorilerini de yakından etkilemiştir.
Sanayi Devrimi’ni önceleyen tarihsel süreçte, büyük ölçüde tarımsal üretim temelinde şekillenen uluslararası ticaretin sebebi, biçimi ve refah sonuçlarına ilişkin düşünsel şemanın ve politik tavrın Merkantilist doktrine dayandığı gözlenmektedir. Sanayi Devrimi ile birlikte gelişen Klasik Liberalizm, genel olarak iktisat biliminde ve spesifik olarak dış ticarete yaklaşımda devrimsel değişimi temsil etmektedir.
Sanayi devriminden itibaren birikim hızı sürekli artan bilgi, tarım ve sanayi toplumundan sonraki sosyo-ekonomik yapıya adını vermiş; yeni yapıda, üretim sürecinde klasik üretim faktörlerinin yerine ağırlığı artan bir unsur olarak vurgulanmıştır.
Bu çalışmada, 18. yüzyılda temelleri atılan klasik dış ticaret kuramlarından 21. yüzyıla, dış ticaret teorilerinin evrimi sürecine, bilgi ve ilintili unsurların değişen konumu bağlamında kritik bir bakış denenecektir.
1. Klasik Dış Ticaret Teorileri
Servetin kaynağını değerli madenler olarak tanımlayan, bu yüzden dünya servet stokunun sabit olduğunu ve uluslararası ticaretin, taraflardan sadece birinin (ihracat yapanın) yararına olacağını ileri süren merkantilist doktrin, sanayi devrimiyle ortaya çıkan kitlesel üretim için serbest ticaret ihtiyacını karşılayamaz olmuş; 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren klasik iktisat Newtongil paradigmaya analoji ile gelişmeye başlamıştır.
Genel olarak iktisat bilimi ve özelde uluslararası ticaret teorisinin temeli Simith’in Wealth of Nations’ı yayımlamasıyla atılmıştır (1776). Ricardo (1817), Smith teorisinin geçerlilik alanını genişletme yanında günümüze kadar devam eden izler oluşturmuştur.
İktisadi insan (homoeconomicus), “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler (laissez faire, laissez passer)” ve görünmez el (invisible hand) ile klasik liberalizme yön veren Smith, Merkantilistlerin aksine, dünya toplam servetinin sabit olmadığını, işbölümü ve uzmanlaşma ile dünya kaynaklarının verimliliğini artıran dış ticaretin, sadece bir tarafın değil, her iki tarafın ve dünyanın refahını artıracağını düşünmektedir.
Smith, serbest ticaret ve uluslararası uzmanlaşmanın yararlarını mutlak üstünlük teorisi ile açıklar [1] . Buna göre, iki-ülkeli bir modelde, ülkelerden biri, diğeriyle kıyaslandığında, hangi malları daha düşük maliyetle üretiyorsa, o malların üretiminde uzmanlaşmalı; düşük maliyetle ürettiklerini ihraç ederken iç maliyetleri yüksek malları ithal etmelidir. Ancak, buradaki maliyet kavramı, sadece homojen olduğu düşünülen emek faktörünü içermektedir.
Uluslararası ticaretin mutlak üstünlüklere dayandırılmasının kapsamı daraltacağını gören Ricardo, ülkeler arası üretim maliyet farkı yerine, farklılığın derecesi üzerinde durmuştur. Bir başka anlatımla, karşılaştırmalı üstünlük teorisi, uluslararası ticaretin, mutlak değil karşılaştırmalı üstünlüklere dayanması gereğini ortaya koymuştur [2] . Bir ülke, bütün mallarda, diğerine göre daha üstün olsa da, karşılaştırmalı olarak en fazla üstünlüğe sahip olduğu mallarda uzmanlaşıp daha az üstün olduğu malları ithal ederek daha fazla refaha ulaşabilir. Yeter ki, bu iki ülkede yurt-içi değişim oranları farklı ve uluslararası fiyat oranı, bunların arasında gerçekleşmiş olsun. Ricardo için de, maliyeti oluşturan tek faktör, homojen, ülke içinde tam hareketli ve ülkeler arasında tam hareketsiz olduğu varsayılan emektir.
Klasik iktisatçılar, emek dışındaki üretim faktörlerinden sermaye ve doğal kaynakların farkında olmakla beraber, doğal kaynakları, tanrının lutfu ve sermayeyi, biriktirilmiş emek biçiminde algılamayı seçmişlerdir.
Dış ticaret kazançlarını belirlemek bakımından öncekilerin ihmal ettiği talep unsurunu analize dahil eden Mill, daha sonra neoklasiklerce geliştirilecek karşılıklı talep kanununu ortaya koymuş; ayrıca karşılıklı talep yoluyla dış ticaretin teknolojik gelişmeyi etkileyeceğini ifade etmiştir [3] . Mill’e göre, ihraç malları arasına bir yenisinin katılması veya ihraç malı üretim maliyetini düşürücü yenilik biçiminde ortaya çıkan teknolojik gelişme, ihraç mallarında verimliliği artırarak ülkenin karşılıklı taleple belirlenen ithal mallarını daha ucuza elde etmesini sağlar, böylece dış ticaret kazancını artırır.
2. Neoklasik Katkılar
Klasik dış ticaret teorilerine yönelik temel bir eleştiri, emek-değer teorisine dayanması, emek dışındaki faktörlerin maliyet ve dış ticarete etkisini ihmal etmesidir. Neoklasik iktisatçılar, emek maliyeti yerine, emekle birlikte diğer faktörleri de kapsayan “fırsat maliyeti” kavramını kullanarak, özüne dokunmadan Ricardo modelini revize etmişlerdir. Buna göre, üretim, kullanılan bütün faktörlerin ortak katkılarıyla ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, verimliliğin tersi olarak maliyet, bir birim mal üretmek için gerekli olan kaynakların toplamıdır ve kullanılan faktörlerin parasal değerleri toplanarak hesaplanır. Bir malın fırsat maliyeti ise, o malın üretimini bir birim artırmak için gereken kaynakları serbest bırakmak üzere, başka bir malın, üretiminden vazgeçilmesi gereken miktara eşittir.
Marshall, temsili balyalar kavramıyla Ricardo modelini iki-mallı olmaktan çıkarmış ve malların değerini karşılaştırırken fayda-değer kuramını kullanmış; emeğin yanı sıra, maliyeti etkileyen bir faktör olarak sermayeyi de dikkate almış, ancak emek-değer kuramının etkisinden tam olarak çıkamamıştır [4] . Buna karşılık Haberler, malların değerini ölçmede, fırsat maliyeti kavramını kullanarak, emek-değer kuramını devre dışı bırakmıştır [5] .
Fırsat maliyeti kavramı, dönüşüm eğrileri ile analiz aracı haline dönüştürülürken, kayıtsızlık eğrileri ve Mill’den hareketle Marshall’ın geliştirdiği teklif eğrileri yardımıyla, yine mutlak ve karşılaştırmalı üstünlük kuramlarının ihmal ettiği talep unsuru, analizlerde dikkate alınmaya başlamıştır. Bu arada, Mill tarafından teknolojik gelişmelerin dış ticarete etkisi bağlamında yapılan saptamaların, neoklasiklerce geliştirilmediğini söylemek mümkün görünmektedir.
3. Modern Dış Ticaret Teorileri
1930’lara gelindiğinde, dış ticaret teorileri alanında hakim yaklaşım, neoklasik revizyonla teyid edilen, ancak uluslararası emek verimliliğinde farklılık doğuran etkenler üzerinde durmayan ve ülkeler arasında yurt-içi fiyat farklılığının nedenlerini açıklamayan karşılaştırmalı üstünlükler kuramıdır.
Karşılaştırmalı üstünlükler teorisinin, sözü edilen temel eksiği, iki İsveçli iktisatçı, Heckscher (1919) ve Ohlin’in (1933) katkılarına konu olmuştur: Heckscher-Ohlin teorisine göre, bir ülke hangi üretim faktörüne zengin olarak sahipse, üretimi o faktörü yoğun biçimde gerektiren mallarda karşılaştırmalı üstünlük elde eder. Dolayısıyla uzmanlaştığı bu malları ihraç ederken kıt sahip olduğu gerektiren malları ithal eder.
Faktör donatımı, ülkenin sahip olduğu üretim faktörleri miktarını esas alırken emek ve sermayeyi dikkate alma geleneği sürdürülmektedir. Bu çerçevede, ülkeler emek-zengini ve sermaye-zengini, mallar ise emek-yoğun ve sermaye-yoğun biçiminde ayrıştırılırken ülkelerin, faktör donatımları ve malların, faktör yoğunlukları bakımından farklılaştığı düşünülmektedir. Ayrıca, bir malın üretim fonksiyonunun, dolayısıyla üretim teknolojisinin bütün ülkelerde aynı olduğu ve teknolojik gelişmeyle mümkün olan artan verim ihtimalini dışlayacak şekilde üretimde sabit verim koşullarının geçerli bulunduğu varsayılmaktadır [6] .
Analitik geçerliliğini göstermek üzere talep koşulları benzer ülkeler için neoklasik katkılar olan dönüşüm ve kayıtsızlık eğrilerine başvurulan ve faktör donatımı teorisi olarak da nitelenen Heckscher-Ohlin modelinden faktör fiyatları eşitliği, gelir dağılımı ve Rybczynski teoremleri türetilmiştir.
Faktör fiyatları eşitliği teoremine göre, uluslararası faktör hareketliliğinin tam olması durumunda faktör piyasalarının sağlayacağı faktör fiyatlarının eşitlenmesi sonucunu faktör mobilizasyonunun olmadığı koşullarda serbest ticaretin ortaya çıkaracağını ileri sürmektedir. İlk olarak Heckscher tarafından temas edilen faktör fiyatlarının serbest ticaretle eşitlenmesi hususunun Ohlin tarafından mutlak eşitlik yerine eşitlik yönünde bir eğilim şeklinde ifade edildiği ve nihayet Samuelson’ın serbest ticaretle faktör fiyatları eşitliğine erişildiğini analitik olarak gösterdiği görülmektedir [7] .
Stolper ve Samuelson, Ricardo’dan itibaren yüzyılı aşkın bir süre kabul gören, “serbest ticaret, ülkedeki herkesin yararına, korumacılık yine herkesin zararınadır” düşüncesine karşı çıkarak dış ticaret ilintili gelir dağılımı teorilerini geliştirmişlerdir [8] . Buna göre, serbest ticaret, ihracatçı sektörün yoğun kullandığı (ülkede bol olan) faktörün yararına iken korumacılık, ithal ikameci sektörde yoğun kullanılan (ülkede kıt olan) faktörün lehinedir. Bir başka anlatımla, ithalata rakip üreticileri koruyan korumacı önlemler, bir bütün olarak ülke refahını olumsuz etkiler.
Gümrük tarifeleri, ithalata rakip malların fiyatını, ihraç malları fiyatına göre yükselttiği sürece, Stolper-Samuelson teoreminin analitik geçerliliği devam edecektir. Aksine, gümrük tarifeleri, ithalatçının önemi yüzünden ithal malların fiyatının düşmesine yol açarsa (Metzler paradoksu), bu teori de geçerliliğini kaybeder [9] .
Heckscher-Ohlin modelinden türev olan ve faktör arzındaki değişimlerin üretim sonuçlarını analiz eden Rybczynski teoremi (Yılmaz, 1992), yine iki-mallı, iki-faktörlü bir modelde ve tam istihdam koşullarında, faktörlerden birinin arzı artınca bu faktörü yoğun kullanan malda üretim artarken arzı sabit kalan faktörü kullanan malda üretimin, sektörler arası faktör transferi yüzünden azalacağını ortaya koymaktadır [10] .
Dış ticaret teorilerinin analitik niteliğini geliştirmesi ve mantıken tutarlılığı nedeniyle uluslararası iktisat literatüründe çok yaygın kabul gören Heckscher-Ohlin modeli ve türev teorilerin bilgi ve ilintili unsurları içermediği gözlenmektedir. Ancak 1950’lerin başından itibaren, bir yandan ampirik testlerin faktör donatımı teorisine duyulan güveni sarsması, öte yandan bilginin toplumsal dönüşümlere ve özellikle üretim sürecine belirgin yansımalarıyla dış ticaret teorileri, önemli açılımlara erişmiştir.
4. Leontief Paradoksu, Yeni Dış Ticaret Teorileri ve Bilgi
Faktör donatımı teorisini test etmek üzere, ABD ekonomisinin, 1947 input-output tablosu ve aynı yıla ait dış ticaret verileri ile birer milyon dolarlık ihraç ve ithal-ikamesi ürünlerini içeren temsili mal sepetleri oluşturan Leontief, bugün olduğu gibi, 1950’lere doğru da tartışmasız dünyanın sermaye zenginliği en fazla ülkesi ABD’nin, teorinin öngördüğünün aksine, sermaye-yoğun malları ithal, emek-yoğun malları ihraç ettiği sonucuna ulaşmıştır [11] . Leontief paradoksu olarak nitelenen bu durum, Leontief’in çalışmasına yönelik eleştiriler, bu sonucu yorumlama çabaları ve paradoksu aşma gayretlerini içeren geniş bir literatür yanında, emek ve sermeye dışındaki unsurların ve özellikle “bilgi”nin üretim ve dış ticaretteki rolünü vurgulayan yeni teorilerin gelişim sürecini başlatmıştır.
Paradoks kadar ilginç olan açıklama çabasında Leontief, ABD üretim ortamının eğitim ve işçi niteliği bakımından farklılığını vurgulamış; izleyen araştırmalarda, şiddeti azalsa da devam eden paradoksu, ABD beşeri sermayesi ile açıklama eğilimi ön plana çıkmıştır [12] . Beşeri sermaye bağlamında, araştırma-geliştirme faaliyetlerinden kaynaklanan “bilgi sermayesi” üzerinde durulmuştur. Buna göre bilgi, belli malzeme ve insan gücü ile elde edilebilecek üretim değerinin yükselmesine yol açan bir etkendir.
Leontief paradoksunu açıklamada üçüncü üretim faktörü kavramına da başvurulmuştur [13] . Buna göre, ticaret, sadece emek ve sermaye faktörlerine dayanmaz; hammaddeler, emeğin bütün nitelik türleri ve başka faktörler de ticareti açıklar. Üçüncü faktör açıklaması, nitelikli işgücü ile araştırma-geliştirme harcamalarını da içerecek şekilde genişletilmiştir. ABD’de, ilk defa beyaz yakalı çalışan sayısının mavi yakalıları aşmasıyla betimlenen [14] “bilgi çağı”nın başladığı 1950’lerin sonlarında, Leontief Paradoksu ile başlayan tartışmalar, bilgi-ilintili unsurları içeren ve yeni dış ticaret teorileri biçiminde gruplandırılan gelişmeleri ortaya çıkarmıştır.
Keesing ve Kenen’in öncü çalışmalarıyla [15] gelişen Nitelikli işgücü teorisi, nitelikli işgücü zengini ülkelerin bu işgücünü gerektiren mallarda, işgücü çoğunluğu niteliksiz olan ülkelerin ise niteliksiz emekle üretilen mallarda uzmanlaşacağını belirtir. Nitelikli-emek-yoğun mallar, aynı zamanda sermaye yoğun olduğundan, bu teori “neo-faktör donatımı” biçiminde de adlandırılmaktadır.
Teknoloji açığı teorisi ile Posner [16] , yeni bir mal ya da üretim yöntemi (teknoloji) geliştiren ülkelerin, bunun ilk ihracatçısı olacağını, zamanla bu teknolojiyi bir biçimde edinen başka ülkelerin sahip oldukları diğer avantajlar (işgücü, doğal kaynak, vb) nedeniyle maliyet/ rekabet üstünlüğüne erişmesiyle ithalatçı konumuna düşeceğini ileri sürmüştür. Tekstil, elektronik eşya vb sektörlere ilişkin dünya deneyiminin teyid ettiği bu teorinin testine yönelik çalışmalarında Gruber, vd, bir endüstrideki ar-ge yatırımları ile net ihracat arasında yüksek bir korelasyon saptamıştır [17] .
Ürün dönemleri teorisi, teknoloji açığı teorisinin, Vernon’un katkılarıyla geliştirilmiş bir formu olarak, ürün geliştirme ve yenileme sürecinin durakladığı aşamaya doğru belli bir ürünün üretiminin zamanla daha basit hale geleceği düşüncesine dayanır. Özellikle bazı azgelişmiş ve Yeni sanayileşen ülkelerdeki hızlı ihracat artışlarını açıklamaya çalışan modelinde Vernon, bazı ürünlerin üç aşamaya bölünebilecek yaşam dönemleri izlediğini ileri sürmüştür [18] .
i. Başlangıçta ürün, iç piyasa için üretilmiştir ve sürekli gözden geçirilerek geliştirilmektedir. Dış piyasalarda satılsa da, sürekli gözden geçirildiğinden ürün icat edildiği ülkede üretilecektir.
ii. Ürün olgunlaştıkça ve dış satışlar arttıkça, firma dış talebi tatmin için önce, en azından pazarlama bağlantısı oluşturacak, daha sonra, ürünün bir kısmını dış piyasada daha ucuza imal edebileceğini fark edecektir.
iii. Nihai aşamada, yenileme ve gözden geçirme süreci duraklar, dışarıdaki üretim maliyetleri daha düşük ise, ürün yurt dışında üretilir ve icat eden ülkeye ihraç edilir.
Ürün dönemleri teorisi çokuluslu şirketlerin ortaya çıkışını hesaba katmak bakımından fonksiyoneldir. Ürün/teknoloji, gelişmiş bir ülkede üretilip geliştirilmekte; teknoloji olgunlaşınca, en düşük maliyetli yerde kitlesel üretim gerçekleşmektedir. Bu aşamada ürün, bir başka gelişmiş ülke yerine, özellikle emek maliyetleri, toplam maliyetler içinde büyük paya sahip ve taşıma maliyetleri düşük ise, bir Yeni sanayileşen ülkede üretilir ve dünyanın geri kalanına ihraç edilir. Teori bu haliyle, Hong Kong, Singapur, Tayvan, yakın zamanlarda Çin, Endonezya ve Tayland’ın artan ihracat performansını açıklamada kullanılmaktadır.
Yeni dış ticaret teorilerinin temel dayanaklarından biri de, Heckscher-Ohlin modelinin açıklayamadığı, bir ülkenin aynı sektör ürünlerini eşzamanlı ihraç ve ithal ediyor olması anlamına gelen endüstri-içi (intra-industry) ticarettir. Karşılaştırmalı üstünlükler teorisi, toplam ticaret içinde gelişmiş- gelişmekte olan ülke ticaretini payının zamanla artacağını önerse de, 1965-2000 verileri bu beklentiyi doğrulamamaktadır. Dolayısıyla, dünya ticaretini, sermaye-emek yada vasıflı-vasıfsız emek ayrımıyla açıklamak zordur. Nitekim dünya ticareti, ağırlıklı olarak bu açılardan benzer durumdaki gelişmiş ülkeler arasında yapılmakta ve endüstri-içi ticaret biçimini yansıtmaktadır.
Endüstri-içi ticareti, temsili talep (representative demand) teorisi aracılığıyla açıklamaya çalışan Linder, benzer fert başına gelir düzeyinde olan ülkelerin birbiriyle ticaret yapacağını önermiştir [19] . Buna göre, üretici, dış talebe bakmadan önce yurt-içi talebi dikkate alır. Endüstri-içi ticaret, gelişmiş ülkelerde azlığı nedeniyle emek faktöründen tasarruf sağlayan yöntemlerle üretilen karmaşık ve pahalı nihai ürünler yanında yarı-iletkenler gibi aramalar ticaretinden oluşmaktadır. Fert başına gelir, temsili talebe kaynaklık eden unsurların başında yer almaktadır.
Temsili talep teorisi, ölçek ekonomileri, azalan maliyet ve farklılaştırılmış mal gibi daha çok sanayi üretimi ve teknolojik gelişme ilintili kavramlara dayanır ve teknolojik gelişmenin uluslararası ticarete etkilerini de açıklar. Üretim arttıkça ortalama birim maliyetlerin düşmesi, ölçek ekonomileri ve azalan maliyet yapısıyla mümkün olmaktadır. Daha çok kâr, daha fazla üretimden; daha çok kâr, daha geniş piyasadan kaynaklanmaktadır. Tüketicilerin ürününü satın almaya hazır olduğu dış piyasalar, üreticinin başarısı bakımından hayati önem taşımaktadır.
Gelişmiş ülke insanlarının ihtiyaçlarını esas alarak üretilmiş ar-ge payı yüksek bir ürünün muhtemel dış piyasası bir başka gelişmiş ülkedir. Artan satış hacmi, satılan birim başına ar-ge harcama düzeyini düşürerek firma kârını artıracaktır. Bu noktada, temsili talep teorisi (ya da tercihlerde benzerlik teorisi), ölçek ekonomileri teorisi ile örtüşmektedir. Ayrıca, efektif talep teorisinin anılan yansımaları, Krugman ile Grossman ve Helpman gibi iktisatçıların öncü çalışmalarıyla özdeşleşen “yeni uluslararası ticaret teorisi” ile geliştirilmiştir [20] .
Yeni teori, geleneksel ticaret teorisini bir kenara atmaktan ziyade, ticareti sadece nisbi faktör donanımına veya yaygın biçimde yapıldığı üzere karşılaştırmalı üstünlüklere dayandırma zarureti olmadığını vurgularken ölçek ekonomileri [21] ve azalan maliyetler [22] üzerinde durmakta, farklılaştırılmış ürünler ve piyasa yapısının [23] ürün geliştirme hızı ve dış ticarete yansımalarını incelemektedir. Bu çalışmalarla, geleneksel tam rekabet varsayımı terkedilmiş olmaktadır.
Yeni teori, endüstri-içi ve gelişmiş ülkeler arası ticaretin büyük bölümünün farklılaştırılmış mallara (differentiated product) ilişkin olduğunu ve bu malları üreten monopol nitelikli üreticiler tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürmektedir. Mikroekonomi bağlamında monopol-oligopol kritikleri, bu piyasa türlerini tam rekabetle karşılaştırıp olumsuzluklarına vurgu yaparken, yeni dış ticaret teorisi, monopolcü rekabeti, ticareti artırma yönünde zorlayıcı neden olarak algılamaktadır. Ticaretin olmaması durumunda, monopol konumu kaliteyi ihmal edip fiyatı keyfi artırma potansiyeli taşırken ticaret sayesinde, hükümet müdahaleleriyle sınırlansa da rekabet yoğunlaşmakta ürün geliştirme oranı ya da teknolojik gelişme hızlanmaktadır.
Yeni teorinin temel özelliklerinden biri de, ölçeğe göre artan verimler ve bunların ticaret kazançlarına etkisi hususuna atfedilen değerde ortaya çıkmaktadır. Ölçek ekonomileri olarak da anılan “azalan maliyetler” ile benzer sonuç doğuran ölçeğe göre artan verim, girdiler arttığında, üretimin, girdi artış oranını aşan bir oranda artmasını anlatmaktadır. Ölçek ekonomileri ile ölçeğe göre artan getiri arasındaki fark şudur: girdiler ikiye katlandığında üretim iki kattan fazla artarsa ölçeğe göre artan getiri söz konusudur, ortalama birim üretim maliyeti düşer. Ölçek ekonomilerinde ise, yüksek başlangıç maliyetleri, fabrika ve makine gibi bazı girdiler sabit kalsa bile, üretim hacmi genişledikçe ortalama birim maliyetlerin düşmesine yol açar. Firma sayısı arttıkça ölçek ekonomisinden yararlanma imkanı azalır; dolayısıyla, endüstri içinde firma sayısı arttıkça birim üretim maliyetleri yükselir. Monopolcü rekabet piyasası gibi tam rekabete göre daha az sayıda firma varlığı birim üretim maliyetleri bakımından avantaj sağlamaktadır. Halbuki kapalı bir ekonomi için firma sayısı ve rekabet arttıkça fiyat düşecektir.
Tam bu noktada uluslararası ticaret birtakım fırsatlar sunmaktadır: İlk olarak piyasayı genişletmekte, daha etkin firmaların daha fazla ölçek ekonomisinden yararlanmasına imkan vermektedir. İkincisi, global piyasa, rekabeti artırmakta ve her yerde fiyatları aşağıya çekmektedir. Ticaret öncesine göre firma sayısı azalırken üretim, ortalama birim maliyet ve fiyat düşmektedir. Sonuç, tüketici refahının ve sayısı azalan firmaların kârının artmasıdır.
Ticaret kazançlarının taraflara nasıl yansıyacağına temas etmese de, endüstri-içi ticarette bir ülke kazanırken diğerinin kaybetme ihtimaline işaretle yeni teori, hükümet politikalarına, ulusal kazancı etkilemek bakımından “stratejik ticaret politikası” diye nitelenen [24] ve yeni (içsel) büyüme modellerini çağrıştıran dışsal ekonomi ve bilginin yayılma etkisi kavramlarına dayanan bir çerçevede yer vermektedir.
Sonuç
Modern iktisat bilimi ve onun bir parçası olarak uluslararası ticaret teorilerinin tarihini klasiklerle başlatma eğilimini takip eden bu çalışma, bu teorilerin evrim sürecine, bilgi kavramı ve bilgi-ilintili unsurların maliyet yapısı ile dış ticaret paternine etkileri çerçevesinde bakmaktadır. Klasik iktisatçılar, bilgi ve teknolojik gelişmenin önemini başka vesilelerle vurgulamış bulunsalar da, dış ticarete ilişkin çalışmalarında tek maliyet unsuru olarak emek faktörü üzerinde durmuşlardır. Neoklasik katkılar ve fırsat maliyeti kavramlaştırması, emek yanında sermaye faktörünün de analize dahil edilmesini mümkün kılmıştır.
Heckscher-Ohlin modeli ve türevi teoriler, ülkeler arası üretim maliyeti farklılıkları, emek ve sermaye arzındaki artışlar ve ticaret politikalarının refah sonuçları üzerinde dururken ülkeler arası maliyet/verim farklılıklarını emek ve sermayeden oluşan faktör donanımına bağlı olarak açıklamışlardır. Ancak faktör donatımı teorisinin test edilmesi denemeleri ile karşılaşılan ve bu teorinin ortaya koyduğu beklentiye ters olan sonuçları (Leontief paradoksu) yorumlama çabaları ile birlikte maliyet yapısı ve uluslararası ticaret paternini etkileyen bir unsur olarak “bilgi”nin uluslararası ticaret teorilerine girmeye başladığını görüyoruz.
Bilgi toplumu kavramının gelişimiyle eşzamanlı olarak 1960’lardan itibaren ilgili literatürde yoğunluk kazanan ve nitelikli işgücü, teknoloji açığı, ürün devreleri, ölçek ekonomileri vb kavramlara dayanan yeni teoriler ve özellikle, “yeni ekonomi” betimlemesi ile bilgiye dayalı içsel büyüme modellerinin popüler olduğu 1980’lerde şekillenen “yeni teori”, araştırma-geliştirme faaliyetleri, yaparak öğrenme ve teknolojik gelişmeyi esas almaktadır. Ampirik çalışmalar, teknolojik gelişmenin, faktör fiyatlarını etkilemek bakımından da önemli olduğunu göstermektedir [25] .
Uluslararası ticaret, sadece birim üretim başına emek maliyetlerine dayanıyor olsaydı, enflasyonist olmayan bir ekonomi politikası ekonominin rekabetçi pozisyonunu sürdürmesini sağlardı. Buna karşılık, rekabetçi pozisyon nitelikli işgücü, araştırma-geliştirme vs unsurlara bağlı olduğunda, rekabetçiliği artıracak diğer politikalar zorunlu olmaktadır.
Çağdaş uluslararası ticaret, klasiklerin incelediği mübadeleye benzememektedir. Geleneksel teoriler, ülkeler arası ticareti, ülkelerin, farklılıklardan yarar elde etmesi biçiminde algılarken yaklaşık yarım yüzyıldır uluslararası ticaret, ar-ge için de önemli olan ölçek ekonomileri ve yakın teknoloji yarışındaki liderlik kaymalarını yansıtmaktadır. Uluslararası uzmanlaşmayı belirleyen güçlerin başında artık teknoloji gelmektedir. Birçok endüstride karşılaştırmalı üstünlüğün kaynağı, araştırma-geliştirme ve deneyim yoluyla sağlanan bilgidir. Bilgi üretimini içeren teknolojik gelişmeler, yayılma yoluyla dışsal ekonomiler de üretmekte; stratejik ticaret politikası argümanını teyid etmektedir.
Kaynakça
Bayraktutan, Yusuf ve A. Orhan 2002. “Bilgi kaynaklı global sosyo-ekonomik dönüşümün parasal yansımaları: plastik para”. I. Ulusal Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi, 11-12 Mayıs 2002, Hereke/Kocaeli, ss: 39-48.
Grossman G. M. and E. Helpman 1993. Innovation and Growth in the Global Economy. Cambridge, Mass.: MIT Press.
Gruber, W., D. Mehta and R. Vernon 1967. “The R&D factor in international trade and investment of United States industries”, Journal of Political Economy. p: 20-37.
Haberler G. 1933. The Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin.
Heckscher E. 1919. “The Effect of Foreign Trade on the Distribution of Income”, in H. S. Ellis, L. Z. Metzler (eds) 1966. Readings in the Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin.
Helpman, E. and P. Krugman 1986. Market Structure and Foreign Trade: Increasing Returns, Imperfect Competition and International Economy. Cambridge, Mass.: MIT Press.
İşgüden, T ve M. Akyüz 1990, Uluslararası İktisat, Evrim Kitabevi Y., İstanbul.
Krugman, P. 1979. “Increasing returns, monopolistic competition and international trade”. Journal of International Economics, 9: 469-479.
Krugman, P. 1980. “Scale economies, product differentiation, and the pattern of trade”. American Economic Review, 70: 950-959.
Krugman P. 1990. Strategic Trade Policy and the New International Economics. Cambridge, Mass.: MIT Press.
Krugman P. 1994. Rethinking International Trade . Cambridge, Mass.: MIT Press.
Krugman Paul R. 2000. “Technology, trade and factor prices”, Journal of International Economics, 50: 51–71, www.elsevier.nl / locate /econbase.
Leontief, W. 1953. “Domestic production and foreign trade: The American capital position re-examined”, in J. Bhagwati (ed) 1969. International Trade. Penguin Modern Economics.
Leontief, W. 1959. “Factor proportions and the structure of American trade: Further theoretical and empirical analysis”. Review of of Economics and Statistics, Vol: 41, pp: 246-407.
Linder, S. B. 1961. An essay on trade and transformation. Almquist-Wiksell.
Marshall A. 1922. Money, Credit and Commerce. Macmillan.
Metzler, L. A. 1949. “Tariffs, the terms of trade and the distribution of income”, Journal of Political Economy. p: 1-49.
Mill J. S. (1848) 1965. Principles of Political Economy. New York: Kelly.
Ohlin B. 1933. International and Interregional Trade. Harvard University Press.
Posner, M. V. 1961. “International trade and technical change”. Oxford Economic Papers, No: 13, pp: 323-341
Ricardo D. 1817. On the Principles of Political Economy and Taxation. Ed. R. M. Hartwell, Pelican Classics, 1971.
Samuelson P. 1939. The Gains from International Trade, in H. S. Ellis, L. Z. Metzler (eds) 1966. Readings in the Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin.
Seyidoğlu, H. 2003. Uluslararası İktisat. Güzem Y., İstanbul.
Simith A. (1776) 1937. The Wealth of Nations. New York: The Modern Library.
Stolper W. F. And P. Samuelson 1941. Protection and Real Wages, H. S. Ellis, L. Z. Metzler (eds) 1966. Readings in the Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin.
Vernon, R. 1966. “International investment and international trade in the product cycle”, Quarterly Journal of Economics. p: 190-207.
Walther, T. 1997. The World Economy. New York: John Wiley & Sons, Inc.
Yılmaz, Ş. E. 1992, Dış Ticaret Kuramlarının Evrimi. Gazi Üniversitesi Y., Ankara.
________________________________________
[1] A. Simith (1776) 1937. The Wealth of Nations. New York: The Modern Library, s: 479.
[2] D. Ricardo (1817). On the Principles of Political Economy and Taxation. Ed. R. M. Hartwell, Pelican Classics, 1971, ss: 154, 338-341.
[3] J. S. Mill (1848) 1965. Principles of Political Economy. New York: Kelly, ss: 593-601.
[4] A. Marshall 1922. Money, Credit and Commerce. Macmillan, ss: 157-160.
[5] Haberler G. 1933. The Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin, s. 177.
[6] E. Heckscher 1919. “The Effect of Foreign Trade on the Distribution of Income”, in H. S. Ellis, L. Z. Metzler (eds) 1966. Readings in the Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin,ss: 278-280; B. Ohlin 1933. International and Interregional Trade. Harvard University Press, ss: 7-8.
[7] P. Samuelson 1939. The Gains from International Trade, in H. S. Ellis, L. Z. Metzler (eds) 1966. Readings in the Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin, ss: 240-243.
[8] W. F. Stolper and P. Samuelson 1941. Protection and Real Wages, in H. S. Ellis, L. Z. Metzler (eds) 1966. Readings in the Theory of International Trade. London: George Allen and Unwin, ss: 344-346.
[9] L. A. Metzler, 1949. “Tariffs, the terms of trade and the distribution of income”, Journal of Political Economy. ss: 1-49.
[10] Ş. E. Yılmaz, 1992, Dış Ticaret Kuramlarının Evrimi. Gazi Üniversitesi Y., Ankara, ss: 157-158.
[11] W. Leontief, 1953. “Domestic production and foreign trade: The American capital position re-examined”, in J. Bhagwati (ed) 1969. International Trade. Penguin Modern Economics, s: 125-126.
[12] W. Leontief, 1959. “Factor proportions and the structure of American trade: Further theoretical and empirical analysis”. Review of of Economics and Statistics, Vol: 41, s. 402.
[13] T. Walther, 1997. The World Economy. New York: John Wiley & Sons, Inc., s. 136.
[14] Yusuf Bayraktutan ve A. Orhan 2002. “Bilgi kaynaklı global sosyo-ekonomik dönüşümün parasal yansımaları: plastik para”. I. Ulusal Bilgi, Ekonomi ve Yönetim Kongresi, 11-12 Mayıs 2002, Hereke/Kocaeli, s: 42.
[15] H. Seyidoğlu 2001. Uluslararası İktisat. Güzem Y., İstanbul, s: 81.
[16] M. V. Posner, 1961. “International trade and technical change”. Oxford Economic Papers, No: 13, ss: 323-341.
[17] W. Gruber, D. Mehta and R. Vernon 1967. “The R&D factor in international trade and investment of United States industries”, Journal of Political Economy. s: 33.
[18] R. Vernon, 1966. “International investment and international trade in the product cycle”, Quarterly Journal of Economics. ss: 190-192.
[19] S. B. Linder, 1961. An essay on trade and transformation. Almquist-Wiksell, ss: 91-94.
[20] P. Krugman, 1979. “Increasing returns, monopolistic competition and international trade”. Journal of International Economics, 9: 469-479;; G. M. Grossman and E. Helpman 1993. Innovation and Growth in the Global Economy. Cambridge, Mass.: MIT Pres.
[21] P. Krugman, 1980. “Scale economies, product differentiation, and the pattern of trade”. American Economic Review, 70: 950-959.
[22] P. Krugman (1979), op.cit.
[23] E. Helpman, and P. Krugman 1986. Market Structure and Foreign Trade: Increasing Returns, Imperfect Competition and International Economy. Cambridge, Mass.: MIT Press.
[24] Krugman P. 1990. Strategic Trade Policy and the New International Economics. Cambridge, Mass.: MIT Pres, s. 17.
[25] Paul R. Krugman 2000. “Technology, trade and factor prices”, Journal of International Economics, 50: 51–71. www.elsevier.nl / locate /econbase
Dünya Ticaret Örgütü ve Uluslararası Ticaret Müzakerelerinin Geleceği
Mustafa PULAT
________________________________________
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) çerçevesinde uluslararası ticaret müzakerelerinin sürdürülmesi ve yeni bir çok taraflı ticaret müzakereleri turunun başlatılıp başlatılamayacağı uluslararası toplumun gündemindeki önemli maddelerden biridir. Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Başkanlık seçimlerinin sonuçlanması, bu alanda yakın zamanda bazı gelişmeler olması ihtimalini beraberinde getirmektedir. Bu makalenin dar kapsamlı amacı, yeni tur uluslararası ticaret müzakerelerinin yakın geçmişine atıfla DTÖ’nün ve müzakerelerin geleceği hakkında değerlendirmelerde bulunmaktır.
Yeni tur uluslararası ticaret müzakerelerini başlatması öngörülen Seattle III. DTÖ Bakanlar Konferansı sonuçsuz kalmıştır. Seattle Bakanlar Konferansı’nı "başarısızlık" olarak nitelemekten bilinçli olarak kaçınılmıştır. Zira, çok taraflı uluslararası ticaret müzakerelerinin geçmişinde benzer olaylar cereyan etmiş, süreç bir süre kesintiye uğrayarak devam etmiştir. Seattle Bakanlar Konferansı’nın sonuçsuz kalmasının nedenleri aşağıda irdelenmeye çalışılacaktır.
Seattle’a Gidiş
DTÖ Seattle III. Bakanlar Konferansı, uluslararası ticaret müzakerelerinin seyri bakımından önemli bir kilometre taşı olmuştur. Geçmişte yapılan uluslararası ticaret müzakereleri toplantılarının hiçbiri Seattle Konferansı kadar dünya kamuoyunun ilgisini çekmemiştir. Bu konferansın basın yayın organlarında ve televizyonlarda geniş yankı bulması, uluslararası ticaretin günlük yaşantımızın bir parçası haline geldiğini teyid etmektedir.
DTÖ, Seattle Bakanlar Konferansı’na hazırlanırken lidersiz kalmıştır. Zira, genel müdürlük seçimi, toplantı hazırlıkları ile çakışmıştır. DTÖ üyesi ülkeler, Bakanlar Konferansı hazırlıkları yerine seçime odaklanmışlardır.
Son aşamasında Taylandlı Supachai Panitchapakdi ile Yeni Zelandalı Mike Moore’un seçilmek için mücadele ettiği DTÖ genel müdürlük seçimi, iki tarafı destekleyen kamplar arasında amansız bir mücadeleye sahne olmuştur. Seçim sırasında DTÖ Genel Konseyi’nde yapılan tartışmalar zaman zaman diplomasi sınırları dışına taşmıştır.
Genel Müdürlük seçimi uzun bir müzakere maratonu sonucunda, Panitchapakdi ile Moore’un üçer yıl genel müdürlük yapmasını ve görevin ilk olarak Moore tarafından üstlenilmesini kapsayan bir formülle sonuçlanmıştır.
Bu durum, yeni Genel Müdür Moore’un konferans için gerekli hazırlıkları yapabilmesinin önünde ciddi bir engel teşkil etmiştir. DTÖ geleneğinde, genel müdürlerin asli görevleri arasında, ticaret müzakerelerinde karşıt görüşler arasında uzlaştırıcı rol oynamaları, bir nevi "katalizör" işlevi üstlenmeleri bulunmaktadır. Bu bakımdan, seçimle Bakanlar Konferansı hazırlıklarının çakışması talihsiz bir gelişme olmuştur.
Genel Müdür seçimine paralel olarak yürütülen Bakanlar Konferansı hazırlıkları sonucunda, seçimde hakim olan olumsuz atmosferin de etkisiyle, ilkelere dair genel nitelikli birkaç sayfalık bir Bakanlar Konferansı Bildirgesi yerine, her ülkenin öncelikli gördüğü konulara ilişkin müzakere pozisyonlarını ayrıntılarıyla içeren yaklaşık 40-50 sayfalık bir taslak metin ortaya çıkmıştır. Böyle bir taslağın, Seattle’da birkaç gün içerisinde Bakanların üzerinde uzlaştığı bir bildirge haline gelmesi, çoktaraflı ticaret diplomasisi dinamiklerini zorlayıcı nitelikte idi; zira, Seattle Bakanlar Konferansı Bildirgesinde yer alan konuların listesi, Uruguay Round gündeminden uzundu.
Seattle Bakanlar Konferansı, "The Battle of Seattle"
Uluslararası ticaret müzakerelerinin motor görevini yapan ve "Quad" olarak da adlandırılan ABD, Avrupa Birliği (AB), Kanada ve Japonya arasındaki görüş ayrılıklarının Seattle Bakanlar Konferansı sırasında giderilmesi mümkün olamamıştır. Özellikle ABD ve AB arasında yeni turun hangi konuları ne şekilde kapsaması gerektiği hususlarındaki ciddi görüş ayrılıkları konferansın gidişatını olumsuz etkilemiştir.
ABD, tarım ihracatçısı ülkelerden oluşan "Cairns Grubu" ile birlikte hareket ederek, tarım sübvansiyonlarının kaldırılması yönünde bir politika izlemiştir. Bu tutum, AB’nin Ortak Tarım Politikası’nı (CAP) hedeflemektedir. ABD, genetik değişime uğratılmış (GMO’s) tarım ürünlerinin en büyük ihracatçısı ve GMO teknolojisinin lider konumundaki ülkelerinden birisidir. Keza, GMO ürünleri ticaretinde AB tarafından benimsenen ihtiyatlı politika en fazla ABD’nin ve "Cairns Grubu"nun tarımsal ürün ihracatını etkilemektedir.
AB ise, tarım sübvansiyonlarını, dolayısıyla CAP’ı, DTÖ Tarım Anlaşması’nın 20. maddesinden hareketle "non-trade concerns" çerçevesinde geliştirdiği "tarımın çok yönlülüğü" kavramı ile korumaya çalışmaktadır. "Tarımın Çok Yönlülüğü" kavramı ile tarımın kendine özgü bir sektör olduğu savunulmaktadır. AB tarımın korunmasının, çevrenin, yerel-kültürel mirasın, biyo-çeşitliliğin ve kırsal yaşantının da korunmasını sağlayacağını ileri sürmektedir. Ayrıca, her ülke için önem taşıyan bir ulusal güvenlik meselesi olan gıda güvenliği de bu kapsamda kullanılmaktadır.
AB’nin ABD’ye karşı atağının ilk hamlesi, ABD’nin tekstil, demir-çelik gibi önemli sektörlerini korumak için kullandığı anti-damping uygulamalarının gözden geçirilmesini önermek olmuştur. AB ikinci hamle olarak, ABD’nin DTÖ Tekstil Anlaşması’ndan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği yolunda gelişmekte olan ülkelerce ortaya atılan savları desteklemiştir . ABD’nin anti-damping uygulamalarından rahatsız olan Japonya, üretiminde dışa bağımlı olmak istemediği pirinç gibi bazı tarımsal ürünlere verdiği sübvansiyonları da korumak amacıyla bu kamplaşmada AB’nin yanında yer almıştır.
ABD ile AB arasında müzakerelere ilişkin bir başka anlaşmazlık, müzakerelerin hangi konuları içereceği hususunda odaklanmıştır. ABD, tarım, hizmetler, çevre ve işgücü ölçütleri gibi konuları içeren dar kapsamlı bir ticaret müzakereleri turuna taraftar olduğunu, AB ise daha geniş kapsamlı bir turdan yana olduğunu açıklamıştır. ABD için amaç, güçlü olduğu sektörlerde serbestleşmeyi ilerletmektedir. AB için ise amaç, müzakere konularını mümkün olabildiğince geniş tutarak, tarımda vereceği tavizler karşılığında pazarlığa tabi diğer sektörlerde tavizler elde etmek olmuştur.
Seattle’da, gelişmekte olan ülkelerin sistemden taleplerinin gelişmiş ülkelerce dikkate alınmadığı yolundaki eleştirileri bir başka anlaşmazlık noktası olarak ortaya çıkmıştır. Bu eleştiriler, Seattle Bakanlar Konferansı vesilesiyle güçlü bir biçimde vurgulanmıştır. Seattle toplantısı DTÖ üyelerinin 3/4′ünü oluşturan gelişmekte olan ülkelerin müzakere güçlerini sınadıkları ve bu gücün farkına vardıkları bir Bakanlar Konferansı olarak da tarihe geçmiştir. Bu ülkeler, gerek hazırlık toplantılarında, gerek konferans sırasında, Uruguay Round Anlaşmaları’nın uygulanamadığı, uygulamaya ilişkin yükümlülüklerin gelişmiş ülkelerce yerine getirilmeden, yeni konuların müzakere edilemeyeceği, DTÖ Anlaşmaları çerçevesinde, gelişmiş ülkelerin, DTÖ müktesebatı konusunda teknik işbirliği ve eğitim sağlama sözlerini tutmadıkları gibi savlar ortaya atmışlardır. Burada, uygulamaya yönelik adımların, gelişmiş ülke pazarlarının, gelişmekte olan ülkelerin başta tarım ve tekstil olmak üzere diğer ürünlerine daha fazla açılması olarak anlaşılması gerekmektedir.
Gelişmekte olan ülkeler, çevre ve istihdam ölçütleri gibi konuların DTÖ görev alanı içine girmediğini savunmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin yüksek işçilik maliyetlerinin, gelişmekte olan ülkelerin ucuz işgücü avantajlarıyla dengelenmesi amacıyla bu konuları gündeme getirdiği kanısı gelişmekte olan ülkeler arasında yaygındır.
ABD Başkanı Clinton, çevre ve istihdam ölçütlerine uygun olmayan biçimde üretilmiş ürünlere ek vergi veya yaptırım uygulamasına taraftar olduğunu Bakanlar Konferansı sırasında açıklamıştı .
Seattle Bakanlar Konferansı sırasında, ABD ve AB’nin başta tarım konusunda anlaşamamaları, ayrıca ABD ve gelişmekte olan ülkelerin karşılıklı olarak birbirlerinin taleplerini kabul etmemeleri müzakereleri sonuçsuz bırakmıştır.
Görüleceği üzere Seattle’deki sonuçsuzluk, esasen sistem içindeki dinamiklerden kaynaklanmaktadır. Bakanlar Konferansı’nın Seattle’da bir araya gelen yaklaşık 30-40 bin gösterici tarafından fiziki olarak sekteye uğratıldığı doğru olmakla beraber, müzakerelerin sonuçsuz kalmasında bu protestoların rolünü abartmak yerinde değildir. Bununla birlikte, protestocuların Seattle’daki güvenlik güçlerinden daha örgütlü ve hazırlıklı oldukları konferans sırasında ortaya çıkmıştır. Güvenlik güçleri olayları denetim altına almakta zorlanmışlardır. Esasen güvenlik konusu konferansın fiyaskosu olmuştur.
Seattle’daki Sonuç Sürpriz miydi?
Seattle’da yeni tur ticaret müzakerelerinin başlatılamaması sürpriz olmamıştır. Genel Müdür seçiminde ilgili taraflar arasında yaşanan kamplaşma, Cenevre’de konferansa hazırlık safhasında delegeler arasında mutabakat oluşmaması ve nitelik bakımından Bakanlar Konferansı Bildirgesi olmaktan uzak taslak metin, kritik bir yeni turun başlangıcı için ciddi engellerdi.
Seattle sırasında, gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklar tescil edilmiştir. Toplantıları protesto eden, çoğunluğu gelişmiş ülkelerden gelen göstericilerin, gelişmekte olan ülkelerde çevrenin ve istihdam ölçütlerinin ne şekilde korunması gerektiği yönündeki eleştirileri ve protestoları bu ülkelerde içişlerine karışma olarak algılanmıştır.
Dünya Ticareti Neden Herkes İçin Önem Kazandı?
Seattle Bakanlar Konferansının bu denli elektrikli geçmesinin temel nedenlerinden biri uluslararası ticaretin bütün ülkeler için öneminin artmasıdır.
1960′lı ve 1970′li yıllarda ithal ikameci kalkınma modelleri revaçta iken, 1980′li yıllardan itibaren dışa açık, ihracata dayalı ve yabancı sermayeyi özendiren kalkınma politikalarına ağırlık verilmiştir. Bunda, kapalı ekonomik modellere dayalı sistemlerin zayıflayarak, Soğuk Savaşın 1990′lı yılların başında "Özgür Dünya" lehine sonuçlanması rol oynamıştır.
Uluslararası ticaret, ulusları ekonomik bakımdan birbirlerine bağlama özelliği ile küreselleşme tartışmalarının odak noktasında yer almaktadır. Uluslararası ticaret sayesinde dünyanın farklı kıtalarında üretilen ürün ve hizmetler, bir başka kıtada kıyasıya rekabet etmektedir. Bu rekabet, iş güvencesi, gelecek endişesi gibi kavramları günlük hayatın bir parçası haline getirmiştir.
Küreselleşme süreci dünyanın her yerinde günlük hayatı değiştirmektedir. Ekonomik ve sosyal bakımlardan dışa açılma, yeni imkanlar yaratırken, toplumlarda bazen içgüdüsel bir endişe kaynağı da olabilmektedir.
DTÖ, anlaşmalarının bağlayıcılığı ile küreselleşme sürecinde sivrilen bir uluslararası örgüttür. DTÖ sistemi, Anlaşmazlıkların Halli Organı kararlarına uyulmaması halinde, şikayetçi tarafa yaptırım hakkını tanımakta, bu yaptırımın nasıl olacağını ve ne şekilde uygulanacağını tanımlamaktadır. Bu yasal altyapı DTÖ’nün gücünün temelini oluştururken, DTÖ’den beklentileri de artırmaktadır. DTÖ’nün bu gücü, ulusal planda dahi olsa şikayeti olan her türlü muhalif grubu veya çıkar grubunu ondan yararlanmaya yöneltmektedir.
Uluslararası Ticaret Müzakereleri Neden Devam Etmelidir?
Uluslararası ticaret sistemi, II. Dünya Savaşından sonra yeni bir sıcak savaşın ticari ve ekonomik nedenlerini ortadan kaldırmıştır. Uluslararası ticarette serbestleşme ve karşılıklı ekonomik bağımlılığın artırılması sistemin iki ana unsuru olmuştur.
1930′lardaki büyük ekonomik bunalım, yanlış bir tercih olarak ülkeleri korumacılığa sevketmiş, gümrük duvarlarının hızla yükselmesi, bunalımın denetimden çıkarak yayılmasına ve bilahare komünizm ve faşizmin beslenip güçleneceği sosyo-ekonomik ortamın doğmasına yol açmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan sistemde, Soğuk Savaşın varlığına rağmen, ekonomik ve siyasi özgürlükler, gelişen uluslararası ticaretle birlikte, birbirlerini tamamlayan ve güçlendiren unsurlar haline gelmişlerdir.
Bu uluslararası ortamda, 1950′lerde uluslararası ticaret dünya gayri safi hasılasının %7’si iken, bu oran 1999′da %23′ü bulmuştur. 1948 ile 1997 yılları arasında dünya mamul mal ticareti 14 kat artmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin dünya ticaretinden aldıkları payı son 15 yılda %20′den %25′e yükselmiştir. Bu oran, mamul mal ticaretinde %10′dan %15′e ulaşmıştır. Bu eğilim sürdüğü takdirde, anılan oranın 2020 yılında %50′yi aşacağı öngörülmektedir. Dünya ticaretinde en fazla paya sahip 25 ülkenin üçte biri gelişmekte olan ülkelerdir. Gelişmiş ülkelerin milli gelirleri ise 1970′lerde ortalama 10.000 dolar iken bu rakam 1990′larda iki katına çıkmıştır .
DTÖ’nün ve Yeni Tur Ticaret Müzakerelerinin Geleceği
Uluslararası ticaret sisteminin güçlenmesinin temel koşulu ticarette serbestleşmenin sürdürülmesidir. Serbestleşme sürecinin alternatifi ülkelerin korumacılığa yönelmeleridir.
DTÖ’de reform yapılması, sistemin geleceği bakımından önem taşımaktadır. Sistemde şeffaflık bulunmadığı DTÖ’nün en fazla eleştiri aldığı konulardan biridir. DTÖ üyelerinin varacakları bir mutabakatla, gizlilik taşımayan DTÖ belgelerinin vakit geçirilmeden ilgili çevrelerin bilgisine sunulmasıyla ve keza gizlilik derecesi olmayan, olağan nitelikteki bazı DTÖ oturumlarına ilgili NGO’ların izleyici olarak alınmasıyla şeffaflık konusundaki eleştirilerin hafifletilmesi mümkün olabilir. Her iki konu da, DTÖ üyeleri arasında halen uyuşmazlık konusudur. Dolayısıyla bu alanda atılacak adımlar zaman alabilecektir.
Şeffaflaşma ve DTÖ’nün dışa açılma politikası çerçevesinde, ilgili NGO’lar ile işbirliğine gidilmesi gerekmektedir. Bu konuda da halen DTÖ üyeleri arasında anlaşmazlık olduğu dikkate alınarak, atılacak adımlarda bu örgütleri üye ülkeler ve DTÖ’nün doğrudan muhatabı haline getirecek bir yaklaşımdan kaçınılmalıdır. DTÖ Sekretaryası tarafından bu örgütleri bilgilendirici faaliyetlerin yaygınlaştırılması olumlu bir adım olacaktır.
DTÖ’nün ulusal parlamentolarla işbirliğini geliştirici adımlar da şeffaflık alanında atılabilecek önemli adımlardandır. DTÖ sonuç itibariyle bir hükümetlerarası örgüttür ve üyelerine karşı sorumludur. DTÖ’nün dışarıya açılması politikası çerçevesinde, NGO’larla işbirliği geliştirilirken bu ayağın geride kalması doğru olmayacaktır. Esesan DTÖ Genel Müdürü Mike Moore da bu ihtiyacı farketmiş ve parlamentolarla işbirliğine önem verdiğini, belli başlı DTÖ üyesi ülkelerin parlamentolarını ziyaret ederek göstermiştir. Bu alandaki işbirliğini en kısa zamanda kurumsallaşmış bir yapıya kavuşturmak yararlı olacaktır.
Gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelerin sistemden en büyük beklentilerinden birisi, DTÖ konusunda teknik yardımdır. Eğitim programlarını da içeren bu yardım DTÖ’de halen kısıtlı bütçe kaynaklarıyla yapılmaya çalışılmaktadır. DTÖ’nün teknik yardıma ilişkin bütçe kaynağının artırılması gerekmektedir.
DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Organı’nı kapsayan hukuk eğitimi keza teknik yardım alanında dikkate alınması gereken bir husustur. DTÖ içinde bu mekanizmadan yararlanabilmek, ancak mekanizmayı iyi tanımakla mümkündür. Bu alanda atılacak adımlar, gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkeleri sistem içinde marjinalleşmekten koruyacak ve sisteme desteklerini artıracaktır.
Gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelerin DTÖ karar alma sürecine daha fazla dahil edilmeleri sistemin geleceği bakımından ihmal edilmemesi gereken bir husustur. Süreci yavaşlatıcı etkisine rağmen, bütün tarafları müzakerelerde olabildiğince söz sahibi kılabilmek yarar sağlayacaktır.
Yatırım, rekabet politikaları, kamu alımlarında şeffaflık, çevre ve istihdam ölçütleri, uluslararası ticaretle bağlantıları nedeniyle uzun vadede DTÖ gündemine mutlaka girecek yeni konulardan bazılarıdır. Bu konuların bağlayıcı karar alma gücüne sahip DTÖ’nün müktesebatına dahil edilmesinde, bütün üyelerin kaygı ve endişelerinin gözönünde bulundurulması sistemi güçlendirici etki yapacaktır.
DTÖ sistemine yönelik en ciddi ve potansiyel tehdit sistemin büyük üyelerinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda özellikle ABD’nin korumacı ticaret politikalarına dönmemesi ve Avrupa-Atlantik uyumunun korunması DTÖ’nün geleceği bakımından önem taşımaktadır. Bugüne kadar DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Organını en fazla kullanan iki taraf olan ABD ve AB’nin uluslararası ticaretteki rekabetlerini, bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de sistem içinde kalarak çözümlemeye devam etmeleri gerekmektedir.
DTÖ 140 üyesiyle kural koyma ve koyduğu kuralları uygulama bakımından evrensel bir örgüttür. Ancak halen DTÖ’ye üye olmayan 20′den fazla ülke bulunmaktadır. Bunların arasında Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Azerbaycan ve Suudi Arabistan gibi dünya ekonomisi bakımından önemli ülkeler bulunmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin DTÖ’ye üyeliği son aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Sistem dışında kalan diğer ülkelerin sisteme dahil edilmeleri hem bu ülkeler hem sistem bakımından yarar sağlayacaktır.
DTÖ küreselleşme sürecini bir ölçüde yönlendirebilmek için uluslararası toplumun elinde bulunan etkili nadir silahlardan birisidir. Yukarıda sunulan hususlara paralel nitelikte bir yaklaşımın benimsenmesinin, yeni tur ticaret müzakerelerinin başlatılarak başarıyla sonuçlandırılması ve küreselleşmenin olumsuz etkilerinin dolaylı olarak bir nebze törpülenebilmesi açılarından önem taşıdığı düşünülmektedir.
KAYNAKÇA:
1. "Lauinching New Global Trade Talks, An Action Agenda", Institute for International Economics, Eylül 1998
2. "Dünya Ticaret Örgütü’nün Kaçınılamaz Yükselişi ve Seattle Bakanlar Konferansı Sonrasında Bazı Düşünceler", Güven Erdal, DTÖ Nezdinde Türkiye Daimi Temsilci Eski Yardımcısı, Şubat 2000
3. DTÖ Genel Müdürü Mike Moore’un konuşmaları, "Seattle, What is at Stake?", "The Post Seattle Agenda", "Revisiting the Multilateral Trading Sytem", "Conference on Developing Countries’ Interests in a Millenium Round", "The WTO, the Challenge Ahead", DTÖ’nün web sayfası: www.wto.org adresindeki "A-Z List"ten "Speeches" alt başlığı.
4. "Trading Into the Future", Nisan 1999, DTÖ yayını.
5. "The WTO Agreements, Deficiencies, Imbalances, and Required Changes", Bhagirath Lal Das, 1998, Third World Network
Ticaretle İlgili Uluslararası Kuruluşların A’dan Z’ye Listesi (foreign-trade.com)
Ticaretle İlgili Uluslararası Kuruluşların Listesi (OAS-SICE)
AIMS (Kurumsal İçerik Yönetimi Birliği)
AITIC (Uluslararası Ticari Bilgi ve İşbirliği Ajansı)
AGB (
APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği) e-Ticaret Liderler Bildirgesi
APEC On-Line İş Desteği (BizAPEC)
ARMA (Kayıt Yöneticileri ve İdarecileri Birliği)
Avrupa Birliği (AB)
Avrupa Birliği (AB) Faaliyetler İndeksi
Avrupa Komisyonu İdarelerarası Bilgi Değişimi (IDA) Projeleri
Avrupa e-Ticaret Forumu
Avrupa Komisyonu
Avrupa Sertifikasyon Forumu
BIAC (OECD İŞ ve Sanayi Danışma Komitesi)
Birleşmiş Milletler (WEB Sitesi Fihristi-Adresler)
Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu
Birleşmiş Milletler Türkiye Ofisi
BIS (Uluslararası Hesap Bankası)
CCEG (Commonwealth Elektronik İdare Merkezi)
CEFACT (BM Ticareti Kolaylaştırma ve e-Ticaret Merkezi)
Commonwealth İş Ağı (COMBINET e-Ticaret Portali)
DMA (Doğrudan Pazarlama Birliği)
Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ-WTO)
eBaltics (Baltık Ülkeleri Bilgi Teknolojileri & İletişim Forumu
eBES (Avrupa e-İş Standardizasyon Çalışma Grubu)
e-CDL Avrupa Bilgisayar Kullanma Ehliyeti Vakfı
eCOM-L@C (Latin Amerika ve Karayiplerİnternet ve e-Ticaret Federasyonu)
EMOTA (Avrupa Katalogla Satış Ticaret Birliği)
e-Pazar Hizmetleri (Uluslararası Ticareti Geliştirme Kuruluşları İşbriliği)
EPIC (Elektronik Kişisel Gizlilik Bilgi Merkezi)
EU (Avrupa Birliği) e-Ticaret
FEDMA (Avrupa Doğrudan Pazarlama Federasyonu)
FTAA (Amerika Serbest Bölgesi)
G8 On-Line Devlet Uluslararası Ağı
GKP (Küresel Bilgi Ortaklığı)
IACR (Uluslararası kriptolojik Araştırma Birliği)
IBCA (Entegre İş İletişimi Birliği) Barkodlar ve e-Ticaret
ICA Kamu Yönetiminde Bilgi Teknolojileri Uluslararası Konseyi
ICC (Uluslararası Tahkim Kurulu)
ICC (Uluslararası Ticaret Odası)
ICECC (Onaylanmış e-Ticaret Müşavirleri Enstitüsü)
ICGFM (Uluslararası Devlet Finans Yönetimi Konsorsiyumu)
IFTF (Gelecek Enstitüsü)
IMC (İnternet Mail Konsorsiyumu)
ISOC (İnternet Topluluğu)
IST (AB) Bilgi Toplumu Teknolojileri
ITC (Uluslararası Teledemokrasi Merkezi)
ITU (e-Ticaret)
ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği)
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı)
PAN (Pan Asya e-Kalkınma Topluluğu)
Pasifik Konseyi
SECI Türk (Güneydoğu Avrupa İşbirliği Girişimi)
TI (Uluslararası Şefaflık Örgütü)
TransAtlantic Business Dialogue (TABD)
Trans-Avrupa Araştırma ve Eğitim Ağı Birliği
UNCITRAL (BM Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu)
UNCTAD (BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı Teşkilatı)
UNDP (BM Kalkınma Programı) e-Ticaret
UNICE (Avrupa İşverenler ve Ticari Lobiler Birliği-Avrupa İş Aleminin Sesi)
Unicode Konsorsiyumu
W3C.Org Dünya Web Konsorsiyumu
WIPO Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı
WITSA (Dünya Bilgi Teknolojileri ve Hizmetleri Birliği)
Yapısal Bilgi Standartları Konsorsiyumu (OASIS)
U L U S A L L İ N K L E R
Bilgi Teknolojileri Politikaları-Ülkeler (Management of Global Information Technology (MOGIT)-Amerikan Üniversitesi
Dünya Devletleri Web Sayfaları Rehberi
Ticaret Limanı (Tradeport.org) Ülkeler Kütüphanesi
A L M A N Y A
Bilgi Toplumu Girişimi (Federal Eğitim ve Araştırma Bakanlığı)
Ekonomi ve Teknoloji Bakanlığı
A M E R İ K A B İ R L E Ş İ K D E V L E T L E R İ
e-Devlet
e-Ödeme (e-Devlet)
e-Ticaret Danışma Komitesi
e-Ticaret Politikası
KOBİ İdaresi
NTIA Ulusal Telekomünikasyon ve Bilgi İdaresi (Ticaret Bakanlığı
Savunmada e-Ticaret Programı
Ticaret Bakanlığı
Ticaret Portali (buyusa.com)
Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST)
Yazılım & Bilgi Sanayii Birliği (SIIA)
A V U S T R A L Y A
Bilgisayar Topluluğu
e-Devlet Portali
e-İş Ağı
Bilgi Ekonomisi Ulusal ofisi
Elektronik Ödemeler Birliği (NACHA-Electronic Payments Associations)
e-Ticaret Avustralya
e-Ticaret Projeleri
IP Avustralya
On-line Ticaret Stratejisi-Yeni İpek Yolu
B R E Z İ L Y A
e-Devlet Portali (İspanyolca)
Bilgi Toplumu (Yeşil Kitap)
Ç İ N H A L K C U M H U R İ Y E T İ
Bilgi Sanayii Bakanlığı
F İ N L A N D İ Y A
Bilgi Toplumu Geliştirme Merkezi (TIEKE)
e-Ticaret Finlandiya
F R A N S A
Bilgi Toplumu Aksiyon Programı
e-Devlet Portali
e-Ticaret İstatistikleri
G Ü N E Y A F R İ K A
İletişim Bakanlığı : e-Ticaret Politikası
Güney Afrika Bilgi Toplumu Sanayi Stratejisi
H İ N D İ S T A N
Bilgi Teknolojisi Bakanlığı
Ticaret Bakanlığı, e-Ticaret Kanunu
H O L L A N D A
Ekonomik İşler Bakanlığı
H O N G K O N G
ESDLife
İ N G İ L T E R E
e-Devlet
e-Devlet Forumu
e-Ekonomi İstatistikleri
e-Elçi Ofisi
Elektronik Kayıtlar için Ortak Devlet Standartları
e-Ticaret İngiltere
e-Ticaret Merkezi (e.centre, İngiltere)
İngiltere On-Line
İngiltere On-Line Yıllık Raporu (2001)
KOBİ’lere İnternet Bilgi Hizmetleri
On-Line İş Dünyası
On-Line Strateji Aksiyon Planı
Pazar Analizleri
Ticaret ve Sanayi Bakanlığı, İletişim ve Bilgi Sanayileri
İRAN
e-Ticaret
İRLANDA
e-Devlet Portali
e-Ticaret Derneği
e-Ticaret Hukuku
e-Ticaret Politikası
Enterprise Ireland (e-İş Portali)
İ S R A İ L
Bilgi Teknolojisi Politikası ve e-Ticaret
J A P O N Y A
e-Ticaret ve e-Devlet
JETRO (Japon Dış Ticaret Kuruluşu)
JETRO Türkiye Ofisi (İstanbul)
K A N A D A
Adalet Bakanlığı
Ekonomik İşler Bakanlığı
e-Ticaret Görev Gücü
e-Ticaret Kanada-1
e-Ticaret Kanada-2
e-Ticaret Konseyi (ECC)
Kanada Sanayii e-Ticaret Sayfaları
Kanada’nın Dijital Dünya İçin Hazırlanması
Kişisel Bilgilerin Korunması
M A L E Z Y A
e-Ticaret Malezya
Maltimedya Süper Koridoru
M A L T A
Merkezi Bilgi Yönetim Birimi (Central Information Management Unit-CIMU)
M I S I R
e-Ticaret Kaynakları Merkezi
e-Devlet (Arapça)
S i N G A P U R
e-Ticaret Singapur
Ulusal İnternet Danışma Komitesi-Singapur Yayıncılık Otoritesi (NIAC-SBA)
Y E N İ Z E L L A N D A
Ekonomik Kalkınma Bakanlığı
e-Ticaret Yeni Zellanda
uluslararası finans ödevi ,
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…000/finans.htm ,
http://www.geocities.com/ilhan_attila/09_MAYIS_2001.htm ,
http://www.hazine.gov.tr/stat/yabser.htm ,
http://www.hazine.gov.tr/stat/yabser/ti17.htm
http://www.hazine.gov.tr/stat/yabser/ybsyeniturk.htm ,
http://www.hazine.gov.tr/mevzuat/ybsmevzuat.htm yönetmerlik ve mevzuat ,
dış ticaret istatistikleri: p://www.foreigntrade.gov.tr/ead/istatistik.htm ,
http://www.foreigntrade.gov.tr/DUNYA/ulus/ulus.htm kuruluşlar ,
avrupa birliği
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…/AB%20yazi.htm ,
dünya ticaretindeki son gelişmeler:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…03/gelisme.htm ,
DOĞRUDAN YABANCI SERMAYE YATIRIMLARININ BELİRLEYİCİLERİNİN GÜNÜMÜZDEKİ
GEÇERLİLİĞİ:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…3/yab.ser..htm ,
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE ulusaşırı ŞİRKETLERİN YERİ:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…ni%20dunya.htm ,
DÜNYA YATIRIM RAPORU-2002 ÇERÇEVESİNDE DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR ÜZERİNE
DEĞERLENDİRMELER:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…2003/dünya.htm ,
DOĞRUDAN YABANCI SERMAYE YATIRIMLARINI GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE YÖNLENDİRİCİ
POLİTİKALAR: http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…2002/sabir.htm
KALKINMADA OPEC YARDIM KURULUŞLARI VEOPEC ULUSLARARASI KALKINMA FONU:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…n2002/opec.htm ,
GLOBAL BİR EKONOMİDE DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR VE REKABET:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…001/global.htm ,
DTÖ ANLAŞMAZLIKLARIN HALLİ SİSTEMİNİN DAMPİNGE KARŞI ÖNLEMLER İLE TELAFİ
EDİCİ ÖNLEMLER BAĞLAMINDA GENEL BİR DEĞERLENDİRMESİ:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…im2000/DTO.htm
ULUSLARARASI TİCARİ KAYITLARI DOĞRU KULLANABİLİYOR MUYUZ?:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…000/ticari.htm
BİLGİ TEKNOLOJİLERİ, KÜRESELLEŞME VE KALKINMA*
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…2000/bilgi.htm
TÜRK FİRMALARININ ULUSLARARASI PAZARLARDA REKABET STRATEJİLERİ
- Tekstil ve Hazır Giyim Sanayii Örneğinde Bir Analiz -
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…n99/trkfir.htm
BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ IŞIĞINDA DIŞ TİCARİ İLİŞKİLERİN
KOLAYLAŞTIRILMASI:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…an99/bilgi.htm
SEKTÖREL DIŞ TİCARET ŞİRKETLERİNİN YAPISI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…9/sektorel.htm
GLOBAL EKONOMİK ENTEGRASYON VE TÜRKİYE
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…k99/global.htm
DIŞ TİCARETİN FİNANSMANI:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…m98/distic.htm
DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ’NÜN YENİ ÇALIŞMA KONUSU; TİCARET VE REKABET
POLİTİKALARI ARASINDAKİ İLİŞKİ:
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…an98/dnyat.htm
ÇOKULUSLU ŞİRKETLER TEORİLERİ ÇERÇEVESİNDE, YABANCI SERMAYE YATIRIMLARININ
İNCELENEREK, DEĞERLENDİRİLMESİ
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…98/cokulus.htm
DIŞ BORÇLANMANIN YATIRIMLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ*
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/D…ekim97/dis.htm
TÜRKİYE’DE YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/DTDERGI/tem97/2.htm
DÜNYA EKONOMİSİ VE TİCARETİNDEKİ GELİŞMELER
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/t…icduneko00.htm
2000 YILINDA DIŞ TİCARETTEKİ TEMEL GELİŞMELER
http://www.foreigntrade.gov.tr/ead/t…dsticgen00.htm
ULUSLARARASI PARA FONU
http://www.foreigntrade.gov.tr/DUNYA/ulus/116ulus.htm
ÇOKULUSLU İŞLETMELERİN NEGETİF ETKİLERİNE İLİŞKİN KURAMSAL BİR ÇERÇEVE
Hakan KARA *
ÖZET
Günümüzde Pazar ekonomilerine egemen olan serbestlik, sınırsız yatırım özgürlüğü, gelişmekte olan ülkelerde hızlı kalkınma çabası ve sanayileşme özlemleri ulusal ekonomilere uluslararası bir hareketlilik kazandırmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan önce daha çok Batı’ da, sanayileşmiş ülkelerde görülen bu eğilim, gelişmekte olan ekonomilere geçerek tüm ulusal ekonomileri içine alan bir boyuta ulaşmıştır. Sonuçta, birçok ulusal işletme uluslararası alana açılarak uluslar arası nitelik kazanmıştır. Böyle bir dinamik oluşum çok uluslu işletmelere olan eleştirileri de beraberinde getirmiştir.
Bu çalışmamızda, hemen hemen her ülkede görülen çokuluslu işletmelerin ekonomik gelişmişliğe sağladıkları katkıların yanı sıra oluşturdukları negatif etkileri tartışılmıştır.
* Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, İİBF. Yön. Org. Bilim Dalı, Arş. Grv.
1-ÇOKULUSLU İŞLETMELERE GENEL