Edebiyat Hakkında
KLASİZM
Edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur. Yeniden doÄŸuÅŸ diye adlandırılan Rönesans döneminde geliÅŸmiÅŸtir. Bu akamın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne de hatta Aristoteles’tedir. Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduÄŸu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır. 16. yüzyılda Fransa’da doÄŸmuÅŸtur. GerçeÄŸin yalnızca akıl yoluyla bulunacağı savunulur. Sanat ideal insanı ele almalıdır, sanat eseri ahlaka uygun olmalıdır. Monteigne, Descartes, Racine, La Fontaine, Moliere, Comeille bu akımın önemli temsilcilerindendir.
Türk edebiyatında Åžinasi klasizme yakınlığıyla bilinir. Ahmet Vefik PaÅŸa da Moliere’den çeviriler yapmıştır.
ROMANTİZM
18. yüzyılın sonunda ortaya çıkan ve 19. yüzyılın ortalarına kadar uzanan akımdır. Kendisinden önceki klasizme bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Önce bir ön-romantizm dönemi denilen geliÅŸmeler yaÅŸanmıştır. BugeliÅŸmelerin en önemlisi, halkın beÄŸenisinin klasizmin görkemli, katı, soylu, idealize edilmiÅŸ ve yüce anlatım biçiminden, daha yalın ve içten ve doÄŸal anlatım biçimlerine kaymış olmasıydı. Romantizm, klasizmin düzenlilik, uyumluluk, dengelilik, akılcılık ve idealleÅŸtirme gibi özelliklerine bir baÅŸkaldırı niteliÄŸindedir. Romantizm, doÄŸduÄŸu çağın akılcılığı ve maddeciliÄŸine tepki olarak bireye, öznelliÄŸe, akıl dışılığa, düş gücüne, kiÅŸiselliÄŸe, kendiliÄŸindenciliÄŸe ve aÅŸkınlığa, yani sınırları zorlayıp geçmeye önem verir. Tarisel olarak bu dönemde geliÅŸen orta soylu sınıfın, yani burjuvazinin duygu, düşünce ve yaÅŸam tarzını ön plana çıkarır. Soyluların zarif sanat biçimlerini yapay ve aşırı incelikli bulan bu yeni sınıf, duygusal açıdan kendisine yakın hissettiÄŸi daha gerçekçi sanat biçimlerinden yanaydı. Böylece romantizm geliÅŸme ve yaygılaÅŸma ÅŸansı buldu.Romantizmin en önemli habercisi Fransız filozof ve yazar Jean Jacques Rousseau’dur. Ama İngiliz yazarlar William Wordsworth ve Samuel Taylor Coleridge’nin 1790 yılında birlikte yayınladığı Lirik Balatlar adlı eserromantizmin bildirgesi sayılır. Yine İngiltere’de William Blake, Almanya’da Friedrich Hölderlin, Johann Wolfgang von Goethe, Jea Paul, Novalis, Fransa’da Chateaubriand ve Madame de Stael ilk romantizm temsilcileridir. Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Alfred de Vigny, Nodier, Soumet, Deschamp, Alfred de Musset, büyük romantik yazarlardır.Türk edebiyatında romantizmin etkisi Namık Kemal’ineserlerinde görülür. Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem’in ÅŸiirlerinde, Tevfik Fikret’in ilkdönem ÅŸiirlerinde romantizmin etkisi açıkça görülür.
REALİZM
Bir estetik kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Fransa’da ortaya çıkmıştır. Nasıl ki romantizm klasizme bir baÅŸkaldırı niteliÄŸinde ise gerçekçilik yani realizm ise, hem klasizme hem de romantizme bir baÅŸkaldırıdır. Amaç, sanatı klasik ve romantik akımların yapaylığından kurtarmak, çaÄŸdaÅŸ eserler üretmek ve konularını öncelikle yüksek sınıflar ve temalarla ilgili deÄŸil, toplumsal sınıflar ve temalar arasından seçmekti. Realizmin amacı, günlük yaÅŸamın önyargısız, bilimsel bir tutumla incelenmesi ve bir bilim adamının klinik bulgularına benzer nesnel bir bakış açısıyla ortaya konmasıdır. ÖrneÄŸi bu akamın iki güçlü temsilcisi Gustave Flaubert’in Madame Bovary adlı romanı ile Emile Zola’nın Nana adlı romanında cinsellik ve ÅŸiddet edebi bir mikroskop altında incelenerek olanca çıplaklığıyla ortaya konulmuÅŸtur. Realizm felsefesinin altında güçlü bir felsefi belirlenimcilik yatar. Fransız edebiyatında Flaubert, Zola’nın yanısıra Honore de Balzac, Stendhal, Rusya’da Lev Tolstoy, İvan Turgenyev, Fyodor Dostoyevski, İngiltere’de Charles Dickens ve Anthony Trollope, Amerika’da Theodore Dreiser, İrlanda’da James Joyce realizmin önemli temsilcileridir. Realizm, 20. yüzyıl romanının geliÅŸimini de önemli ölçüde etkilemiÅŸtir. Realizmin etkisini, Türk edebiyatında SamipaÅŸazade Sezai’nin "SergüzeÅŸt", Recaizade Mahmut Ekrem’in "Araba Sevdası" adlı romanlarında görürüz. Nabizade Nazım’ın "Karabibik" adlı romanı köy gerçeÄŸini anlatır. Türk edebiyatında realizm, Servet-i Fünun dönemindegörülmektedir. Halit Ziya UÅŸaklıgil’in "Mai ve Siyah"adlı eserinde realizm romantizme üstünlük saÄŸlar.
PARNASİZM
Klasizm, romantizm ve realizmin bütününe tepkili bir akımdır. Temel kuralı "sanat sanat içindir" diye özetlenebilir. Aslında realizmin katı toplumculuÄŸu ve gerçekçiliÄŸine bir karşı çıkıştır. Daha çok ÅŸiirde kendini gösterir. Sanatsal biçim ve sanatsal içerik kaygısı ön plandadır. Ölçülü ve nesnel bir anlatım, teknik kusursuzluk ve kesin betimlemeler kullanılır. Parnas ÅŸiir için "biçimciliÄŸi amaçlayan" ÅŸiir tanımı da kullanılabilir. Parnasizm, bir yönüyle kendisinden sonraki doÄŸalcılığa da kaynaklık yapmıştır. Zengin bir dil, zengin bir biçim, zengin ve yoÄŸun bir duygusallık iÅŸlenir. 1830′lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Theophile Gautier’in ÅŸiirlerini, Theodore de Banville, Leconte de Lisle izlemiÅŸtir. Parnasizm, edebiyat tarihinde Leconte de Lisle ile özdeÅŸleÅŸtirilir. Adarını Louis Xavier de Richard ile Catulle Mendes’in hazırlayıp Alphonse Lemerre’in bastığı Le Parnasse Contemporain (ÇaÄŸdaÅŸ Parnasçılık) adlı eserden almıştır. Türk edebiyatında parnasizmin etkileri Tevfik Fikret’te görülmektedir.
NATÜRELİZM
19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında etkili olmuştur.Doğa bilimlerinin, özellikle de Darwinci doğa anlayışının ilke ve yöntemlerinin edebiyata uyarlanmasıyla gelişmiştir. Edebiyatta gerçekçilik geleneğini daha da ileri götüren doğalcılar, gerçekleri ahlaksal yargılardan, seçici bir bakıştan uzak bir anlatımla ve tam bir bağlılıkla anlatmayı amaçlar. Doğalcılık, bilimsel belirlenimciliği benimsemesiyle gerçekçilikten ayrılır. Doğalcı yazarlar, insanı ahlaksal ve akılsal nitelikleriyle değil, rastlantısal ve fizyolojik özellileriyle ele alır. Doğalcı yaklaşıma göre, çevrenin ve kalıtımın ürünü olan bireyler, dıştan gelen toplumsal ve ekonomik baskılar altında ezilir, içten gelen güçlü içgüdüsel dürtülerle davranırlar. Yazgılarını
belirleyebilme gücünden yoksun oldukları için yaptıklarından sorumlu değillerdir.
DoÄŸalcılığın kuramsal temelini Hippolyte Taine’in Historei de la Litterature Anglaise (İngiliz edebiyatı tarihi) adlı eseri oluÅŸturur. İlk doÄŸalcı roman Goncourt kardeÅŸlerin bi hizmeçi kızın yaÅŸamını inceleyen Germinie Lacarteux adlı yapıtıdır. Ama Emile Zola’nın Le Roman Experimental (Deneysel Roman) adlı eseri akımın edebi bildirgesi sayılır. Zola’nın yanısıra Guy de Maupassant, J. K. Huysmans , Leon Hennique, Henry Ceard, Paul Alexis, Alphonse Daudet doÄŸalcı yapıda eserler veren yazarlardır. Nabizade Nazım’ın ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarında natüralist öğelere rastlanır
SEMBOLİZM
Sembolizma ve sembolizm, bir düşüncenin veya olayın sayılar ve şekillerle anlatılmasıdır. Bir açıdan kullandığımız harfler ve rakamlardan tutun, etrafımızda gördüğümüz geometrik şekillerde, doğanın yarattıklarında ve oluşlarda dahi sembolizmi görebiliriz. Fakat bizler genellikle bunları taşıdıkları anlamlardan çok, karşımızdakilere bildiklerimizi aktarmak için
kullanırız. Oysa her harfin, rakamın, geometrik şeklin taşıdıkları anlamlar ve enerjiler vardır. Sembolizmin en önemli yanı, bir sembole yüklenen anlamın yıllarca değerini kaybetmeden korunabilmesidir. Fakat bunun bir kötü yanı da aynı sembole gerçek anlamından veya daha doğrusu esas kullanım amacından farklı anlamlar yüklenerek kullanılmasıdır. Bu nedenle semboller ile uğraşırken dikkatli olmak ve gerçeği araştırmak gerekebilir. Fakat sembollerin gerçek anlamları ne kadar saptırılmaya çalışılırsa çalışılsın mutlaka birileri tarafından hep doğru olarak bilinir ve korunur. Sembolizma, fleksibilitesi ve rölativitesi nedeniyle çağlara uygun dinamizmi sayesinde temel bilgi aktarım yöntemi olarak gelişmelere hemen adapte olarak hem
demodeliğe meydan okur, hem de varlığını başarıyla korur. Sırların evrensel dili olan sembolizm; gizleyerek açıklar, açıklayarak gizler. İnsanlar binlerce yıldır, bir düşünceyi izah etmek için birçok yollar denemişlerdir. Bir düşüncenin anlamını, kademeli şekilde insanların anlayışlarına ve olgunluklarına göre birtakım kalıplar içine koyup sunmuşlardır. Özellikle ezoterik, gizli tutulması gereken birçok bilgi sembollerle anlatılmıştır. Yani doğrudan doğruya bir düşünce, bir bilgi izah edilmemiş, üstü adeta örtülerek bohçalandıktan sonra aktarılmıştır.
EMPRESYONİZM
Empresyonizm, 19. Yüzyılın sonlarında Fransa’da resimde görülmüş, daha sonra edebiyat ve müzikte de etkili olmuÅŸ bir akımdır.
Bu akımda anlam açıklığından çok kapalılık yeğlenir. Dış dünyadan algılanan görüntüler ruh süzgecinden geçirildikten sonra dışa yansıtılır.
Bu akımın edebiyattaki temsilcileri Baudlaire ve Verlaine’dir. İzlenimcilik Türk edebiyatında da Ahmet HaÅŸim, Cenap Åžehabettin gibi ÅŸairlerin üzerinde etkili olmuÅŸtur.
NEOKLASİZM
Sembolizme tepki olarak doÄŸan bir ÅŸiir akımıdır. Türk edebiyatında neoklasizmin en güçlü temsilcisi Yahya Kemal Beyatlı’dır. Yahya Kemal’in ÅŸiirleri, biçim yönünden eski, öz yönünden yenidir
GELECEKÇİLİK
20. yüzyılın baÅŸlarında İtalya’da ortaya çıkmıştır. Edebiyatta devrim ve dinamizmi vurgulayan akım olarak eÄŸerlendirilir. İtalyan ÅŸair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti’nin 1909′de Paris’te Le Figaro gazetesinde yayınladığı bildiri ile ortaya çıktı. Bildiride, "Bizler müzeleri, kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık, feminizm ve bütün yararcı korkaklıklarla savaÅŸacağız" deniyordu. Bu geçmiÅŸin bütünüyle reddi demekti. Aynı bildiride, "Biz dünyadaki gerçekten saÄŸlıklı tek ÅŸeyi, yani savaÅŸcı ve ölüme götüren güzel düşünceleriyüceltiyoruz" sözleri, siyasal alanda o dönemde geliÅŸen faÅŸizm’den yana bir tavrın da açık göstergesiydi.GelecekçiliÄŸin kurucusu Marinette Avrupa’dan birçok yazarı etkilerdi. Rusya’da Velemir Hlebinikov ve Mayakovski gelecekçiliÄŸe yöneldi. Rus gelecekçiler kendi bildirgelerini yayınladı. PuÅŸkin, Tolstoy, Dostoyevski reddedildi. Åžiirde sokak dilinin kullanılması istendi. 1917 Ekim devriminden sonra da gelecekçi akım güçlendi. Mayakovski’nin ölümüne kadar etkisini sürdürdü. İtalya’daki gelecekçiler ilk ÅŸiir antolojisini 1912′de yayınladı. İtalya’nın 1. Dünya Savaşı’na girmesini ve Mussolini’yi savunuyorlardı. Onunla birlikte hapsedildiler. Gelecekçilik faÅŸizm ile özdeÅŸleÅŸti. Ve 1920′lerin ortalarına doÄŸru etkisini yitirdi. Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden gelecekçilerin parolası, "sozcüklere özgürlük"tü. Ezra Pound, D. H. Lawrence ve Giovanni Papini bu akımdan etkilenin yazar olarak sayılabilir. Fütürizmin Türkiye’deki temsilcisi Nazım Hikmet’tir
DADAİZM
Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Marcel Janco ve Emmy Hennings’in aralarında bulunduÄŸu bir grup genç sanatçı ve savaÅŸ karşıtı 1916 yılında Zürih’te Hugo Ball’in açtığı cafe’de toplandı. Fransızca’da oyuncak tahta at anlamına gelen "Dada" akımın ismi olarak seçildi. Bildirisi de burada açıklandı. Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluÄŸa düşmüş, hiçbir ÅŸeyin saÄŸlam ve sürekli olduÄŸuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. 1.Dünya Savaşı’nın ardından gelen boÄŸuntu ve dengesizliÄŸin akımıdır. Kamuoyunu ÅŸaÅŸkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliÄŸe karşı çıkıyor, burjuva deÄŸerlerinin tiksinçliÄŸini vurguluyorlardı. Toplumda yerleÅŸmiÅŸ anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere giriÅŸtiler. Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi 1919-1924 arasında yayınlanan ve Andre Breton, Louis Aragon, Philippe Soupauld, Paul Eluard ve Georges Ribemont-Dessaignes’in yazılarının yer aldığı Litterature’dü. Dadacılık 1922 sonrasında etkinliÄŸini yitirmeye baÅŸladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe yöneldi.
GERÇEKÜSTÜCÜLÜK (SÜRREALİZM)
Avrupa’da 1′inci ve 2′nci dünya savaÅŸları arasında geliÅŸti. Temelde 1910′ların ortalarında akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadacıların yapıtlarından kaynaklanır. 1924′te "Manifeste du Surrealisme"i (Gerçeküstülük bildirgesi) hazırlayan ÅŸair Andre Breton’a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleÅŸtiren bir yoldur. Ve bu bütünleÅŸme içinde düşsel dünya ile gerçek yaÅŸam "mutlak gerçek" ya da "gerçeküstü" anlamda iç içe geçiyordu. Sigmund Freud’un kuramlarından etkilenin Breton için, bilinçdışı, düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneÄŸi idi.
Breton’un yanısıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi deyimleriyle, "gerçeküstü dünyanın düşsel imgelerini geliÅŸtirmeye" baÅŸladılar. Bu ÅŸairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiÄŸi için insanı irkiltiyordu. Gerçeküstücülük, yöntemli bir araÅŸtırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduÄŸunu vurguluyordu. 1925′ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, baÅŸka akımlara yönelmeye baÅŸladı. Ama resimden, sinemaya, tiyatroya kadar bir çok sanat dalını derinden etkiledi. Andre Breton’un yanısıra P. J. Jouve, Pierre Reverdy, Robert Desnos, Louis Aragon, Paul Eluard, Antonin Artaud, Raymond Queneau, Philippe Soupault, Arthur Cravan, Rene Char gerçeküstü akımın önemli isimleridir. Türk edebiyatında sürrealizmin bazı özelliklerini "İkinci Yeniler"de görmekteyiz.
HARFÇİLİK
Öncülüğünü Romen asıllı ÅŸair Isidore Isou’nun yaptığı, 2′nci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir akımdır. Åžiirde en küçük birim olarak sözcükleri deÄŸil harfleri temel alır. Bu yolla da yeni bir ÅŸiir ve yeni bir müzik yazmayı amaçlayan bir karşı-akım niteliÄŸindedir. İsou’ya göre, "harf olmayan ya da harf olmayacak hiç bir ÅŸey tinsel olarak da var olamaz." Harfçilik, edebiyatın yanısıra sinemayı, dansı, müziÄŸi ve resmi de etkilemiÅŸtir. Çıkış noktaları, "sesleri,sözcükleri, imgeleri aynı anda topluca bir araya getirecek yeni anlatım yollarının araÅŸtırılması"dır. Francois Dufrene, Maurice Lemaitre gibi ÅŸairler bu akımın önemli isimleridir.
VAROLUŞÇULUK
İlk önce varoluşçuluÄŸu tanımlayarak baÅŸlayalım. VaroluşçuluÄŸu tanımlamak için , sözcüğün kendisinden iÅŸe baÅŸlamak gerekir. Bu yeni türetilmiÅŸ sözcük “varoluÅŸ” (existence) ismin den, ilkin “varoluÅŸsal” (existentiel) ve varoluÅŸla ilgili “existential” sıfatları türetilerek ve daha sonra “culuk” son eki eklenerek ortaya çıkmıştır. VaroluÅŸculuk, varoluÅŸun önceliÄŸini ya da ilkinliÄŸini benimseyen bir kuramdır.
İDEALİZM
Dünyayı ve varoluÅŸu bilinç ve düşünceye öncelik vererek açıklama öğretisinin temel olduÄŸu felsefi akımın edebiyattaki uzantısıdır. İdealist felsefenin tüm özellikleri edebi eserlerde yer alır. 20. yüzyılın baÅŸlarında ortaya çıkmıştır. Bireyci dünya görüşü ve simgecilik akımına bir tepki olarak doÄŸmuÅŸtur. ÇaÄŸcıl yaÅŸamın artık makineleÅŸen toplumları ve alabildiÄŸine serpilip geliÅŸen kentleriyle bireyi topluluk içinde yaÅŸamaya zorladığını vurgulayan idealizm, bir arada yaÅŸamanın yarattığı ortak kanı ve duyguları dile getirmeyi amaçlamaktadır. Topluluk bilincini ve bu bilince göre bireyin varoluÅŸunu, yaÅŸamı belli belirsiz yönlendiren kimi tinsel gerçekleri betimlemeyi ön planda tutar. En büyük temsilcisi Fransız yazar Jules Romains’tir. Bu akımın temelleri Romains’le Chenneviere’nin yazdığı Petit Traite de Versification (Åžiir üzerine küçük inceleme) ve Georges Duhamel’le Charles Vildrac’ın kaleme aldığı Notes su la technique poetique (Åžiir tekniÄŸi üzerine notlar) adlı eserlerde ortaya konulmuÅŸtur.
KİŞİLİKÇİLİK
Kişilikçilik, soyut düşüncülükle özdekçiliğin karşısına tinsel gerçekliği, sözü geçen iki bakışaçısının da parçalara böldüğü birliği yeniden yaratacak sürekli çabayı koyar. Kişilikçiliğin ana yapısı şöyle özetlenebilir: Kişilik, bilinç, kendi yargısını özgürce belirleme, amaçlara yönelme, zamanın akışına karşı öz kimliğini sürdürme ve değerlere bağlanma gibi temel özellikleri nedeniyle, bütüngerçekliğin dokusunu oluşturur.
Felsefi yönden Gottfried Wilhelm Leibniz bu akımın kurucusu, George Berkeley de baÅŸlıca kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Edebiyatta en önemli savunucusu Emmanuel Mounier’dir.