Edebiyat Hakkinda-3

TÜRK EDEBİYATI

İslâm’dan Önceki Türk Edebiyatı: Eldeki bilgilere göre, Türklerin ilk anayurdu Orta Asya’dır. Bu bölgede Türklerin yaÅŸadıkları bazı yörelerde bulunan yazılı belgeler, Türk dili ve edebiyatı konusunda önemli bilgileri günümüze iletmiÅŸtir. Türkçe en eski yazılı belgeler, VIII. yy’darı kalmadır (Göktürk yazıtları). Bu yazılı belgelerdeki dilin geliÅŸmiÅŸ, içeriÄŸinin zengin olması, Türk edebiyatının çok daha eskilere dayandığını gösterir. Çünkü, ürünler yazıya geçirilmeden önce, uzunca süre sözlü gelenekte yaÅŸamıştır. Bu bakımdan İslâm’dan önceki Türk edebiyatını da iki ana dalda incelemek gerekir: Sözlü gelenek; yazılı gelenek.

Sözlü gelenek (ya da sözlü ebiyat): Bütün ulusların edebiyatında olduÄŸu gibi, Türk ulusunun da baÅŸlangıçtan günümüze süregelen bir sözlü edebiyat geleneÄŸi vardır. Sözlü geleneÄŸin ürünlerinin tümü günümüze kalmamıştır, KaÅŸgarlı Mahmut’un, Divanü Lügat it-Türk ([Türk Dili Sözlüğü) adlı yapıtındaki sözlü edebiyat ürünlerine göre, Türklerde sözlü gelenekte ÅŸiir önde geliyordu. "Kam", "baksı", "ozan", "ÅŸaman" gibi adlar verilen ilk ozanlar, aynı zamanda "kopuz" denen bir çalgı da çalmaktaydılar. Hekimlik, büyücülük gibi görevleri de olan bu ozanlar, şölen, sığır, yuÄŸ gibi törenlerde görev alıyorlardı. Turfan kazılarında ilk Türk ozanlarından bazılarının ÅŸiirleri bulunmuÅŸtur. Aprınçur Tigin, Çuçu, Kül Tarkan, Çısuya Tutung, Asıg Tutung, Sungku Seli Tutung, Kalım KeyÅŸi adlı ilk Türk ozanlarının ÅŸiirlerinde, genellikle dörtlük nazım birimi, hece ölçüsü kullanılmıştır. Bu ÅŸiirlerin dili de "öz Türkçe" dir. Söz konusu ÅŸiirlerde "koÅŸuÄŸ", "kojan", "takÅŸut", "ır", "yır", "ÅŸlok", "kavi", "basık" gibi adların kullanıldığı dikkati çeker. Sözlü gelenekte oluÅŸan türler arasında, destanlar ilk sırayı alır. Sonra koÅŸuklar (sevgi, doÄŸa güzellikleri, vb. konuları iÅŸlerler), sagular (ölen bir kimsenin arkasından söylenen, onun yiÄŸitliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren ÅŸiirler) gelir. KaÅŸgarlı Mahmut’un sözlüğünde, eski Türk atasözleri (sav)örneklerine de rastlanmaktadır. Sözlü gelenekler pek çok biçimsel, bölgesel, vb. deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸrayarak günümüze gelmiÅŸtir.

Yazılı gelenek ya da yazılı edebiyat: Yazının bulunmasından sonra, sözlü geleneÄŸin yanı sıra, yazılı edebiyat da baÅŸlamıştır. Türkçe’de ilk yazılı belgeler, VI. yy’dan kalan Yenisey yazıtları ve VII. yy’dan kalan Göktürk yazıtlarıdır. Bu yazıtlar arasında Kuzey MoÄŸolistan’da bulunan Kültigin yazıtı (dikiliÅŸi 732), Bilge KaÄŸan yazıtı (dikiliÅŸi 735) ve Tonyukuk yazıtı (dikiliÅŸi 720) anı-söylev türünün ilk örnekleri sayılır. Türk toplumunun devlet, toplum, iktisat, siyaset, kültür yaÅŸamlarıyla ilgili bilgiler vermesi açısından büyük deÄŸer taşıyan bu yazıtlarda, geliÅŸmiÅŸ bir Türkçe kullanılmış olması, yazılı geleneÄŸin daha önceleri baÅŸladığı izlenimini uyandırmaktadır, Uygur Türklerinden kalan yazılı ürünler arasında da, Altun Yaruk özel bir önem taşır. Çince’den Türkçe’ye çevrilen bu kitap, buddhacılığın kutsal yapıtlarındandır. Öbür Uygurca öyküler arasında Cestani Bey Hikâyesi, Kutsal TavÅŸan Hikâyesi, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi sayılabilir. Dinsel niteliÄŸi önde gelen Uygur edebiyatında, çeviriler ağır basmaktadır.

İSLAM UYGARLIĞI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI

Karahanlı hükümdarı Satuk BuÄŸra Han’ın İslâm dinini devlet dini ularak kabul etmesi (940), Orta Asya Türk boylarının yavaÅŸ yavaÅŸ İslâm uygarlığının etkisine girmesine yolaçtı. ÇeÅŸitli Türk boylarında Arap abecesi benimsendi; Türkçe’nin yapısında Arapça ve Farsça sözcükler görülmeye baÅŸlandı. Orta Asya Türk edebiyatı, sırasıyla Karahanlı edebiyatı (KaÅŸgarlı Mahmut: Divanü Lügat it-Türk; Yusuf Has Hacip: Kutadgu Bilig; Edip Ahmet: Atabet ül-Hakayık; vb.)Harzem-Altınordu edebiyatı (Kerderli Mahmut: Nehc ül-Feradis(Cennetlerin Açık Yolu]; Åžeyh Åžerif Hoca: Muin ül-Mürit [Müritlerin Yardımcısı]; Harizmi; Muhabbetname; Ali; Kıssa-i Yusuf; vb.), ÇaÄŸatay edebiyatı (Hüseyin Baykara; Ali Åžir Nevai; Muhammet Åžeybani Han; Babur [Vekayiname}; Ebülgazi Bahadır Han (Secere-i Türk) vb.) evrelerini yaÅŸadı (günümüzün Özbek edebiyatı, ÇaÄŸatay edebiyatının devamıdır). DoÄŸu Türkçesi’nin egemen olduÄŸu yörelerde geliÅŸen bu edebiyatın yanı sıra, Batı Türkçesi çevrelerinde de Azeri edebiyatı (Molla Penah Vakıf; Åžehriyar; vb.), Türkmen edebiyatı (Mahdum Kuli, vb.) ve Anadolu Türk edebiyatı geliÅŸti. XIII. yy’dan baÅŸlayarak büyük bir geliÅŸme gösteren Anadolu Türk edebiyatı, divan edebiyatı ve halk edebiyatı kollarına ayrıldı

DİVAN EDEBİYATI

Osmanlı ülkesinde, özellikle medreseden yetiÅŸen aydın kimselerin Arap ve Fars edebiyatlarını örnek alarak oluÅŸturdukları yazılı edebiyata, "divan edebiyatı" adı verilir. XIII. yy’dan XIX. yy’ın ortalarına kadar süren divan edebiyatı, adını, ÅŸairlerin ÅŸiirlerini topladıkları "divan" denilen kitaptan almıştır. Divan edebiyatının tarihsel geliÅŸmesi dört dönemde incelenebilir:

Kuruluş dönemi: Geçiş dönemi; olgunluk dönemi; çöküş dönemi.

KuruluÅŸ dönemi (XIII. yy.-XV. yy’ın ilk yarısı) Bu dönemde Sadi, Feridettin Attar, Nizami gibi İranlı ÅŸairlerin yapıtları Türkçe’ye (Osmanlıca’ya) çevrildi. Bu çeviriler, biçim ve öz bakımından yeni bir edebiyat geleneÄŸinin kurulmasına ön ayak oldu.GülÅŸehri, Hoca Dehhani, Nesimi, Ahmet Dai, Kadı Burhanettin, Åžeyhi gibi ÅŸairler, bazen din dışı konuları, çoÄŸunlukla da, çeviri yapıtların etkisiyle, tasavvuf konularını iÅŸlediler.

CeçiÅŸ dönemi (XV. yy’ın ikinci yanst-XVI. yy’ın baş¬lan): Saray ve çevresinde oluÅŸan divan edebiyatı, bu dönemde özellikle belirli bir sınıfın (saray ve çevresi) edebiyatı olma niteliÄŸi aldı. Seçtikleri konular, genel eÄŸilimleri, dilleri ve dünya görüşleri, ÅŸairleri bu sınıfın hizmetine soktu. Saray ve çevresinden yakın ilgi ve destek gören, ama topluma açılmayan divan edebiyatı, resmi bir edebiyat, daha doÄŸrusu bürokratik bir edebiyat kimliÄŸine büründü. Ahmet PaÅŸa, Necati ÅŸiir alanında, Mercimek Ahmet, ÂşıkpaÅŸazade ve Sinan PaÅŸa düzyazı alanında baÅŸarılı yapıtlar ortaya koydular.

Olgunluk dönemi (XVI. yy’ın baÅŸları-XVIII. yy’ın ikinci yarısı): Bu dönem, Fars edebiyatı etkilerinin en aza indiÄŸi, divan ÅŸairlerinin ve yazarlarının kendi kiÅŸiliklerini, yaratıcılıklarını en iyi biçimde gösterdikleri dönem olarak kabul edilebilir. Divan ÅŸair ve yazarları bu dönemde, etkilenme ve esinlenme yerine, özgün yaratıma yöneldiler; biçim ve içerikte bazı yerli öğeler oluÅŸturdular. Åžairlerin bazıları (özellikle Åžeyh Galip), "Sebk-i Hindi" akımını tanıttılar ve bu akıma uygun ÅŸiirler yazdılar. Sabit ve Nabi’nin baÅŸlattığı "yerlileÅŸme"yse, Nedim’de ve onu izleyenlerde belirli bir bütünlük kazandı. Bu dönemin ÅŸairleri arasında Fuzuli, Hayali, Baki, BaÄŸdatlı Ruhi, TaÅŸlıcalı Yahya, Naili, Nabi, Nef’i, Nedim, Åžeyh Galip, Koca Ragıp PaÅŸa, yazarları arasındaysa Sehi Bey, Âşık Çelebi, EvliyaÇelebi, Kâtip Çelebi, Peçcvi, Naima, Koçi Bey, Veysi, Nergisi, Yirmisekiz Mehmet Çelebi, vb. sayılabilir.

Çöküş dönemi (XVIII. yy’ın ikinci yarısı- XIX. yy’ın ilk yarısı):Osmanlı toplumunda görülen yenileÅŸme akımları ve giriÅŸimleri, Batı dünyasıyla çeÅŸitli alanlarda kurulan yakın iliÅŸkiler, gazete ve dergilerin Osmanlı ülkesinde de yayınlanmaya baÅŸlanması, bazı Osmanlı aydınlarının Batı ülkelerinde öğrenim görmeleri, Batı toplumlarını ve uygarlığını yakından tanımaları, edebiyat dünyasında da belirli bir etki uyandırdı. Diliyle, dünya görüşüyle toplumdan kopuk olan dîvan edebiyatı, yeni Osmanlı aydınları tarafından eleÅŸtirilmeye baÅŸlandı. Böylece, divan edebiyatının kendi çerçevesi içinde en güzeli yaratma, en güzel deyiÅŸe varma anlayışı deÄŸiÅŸmeye, edebiyatı toplumun eÄŸitilmesinde, ahlâkının düzeltilmesinde, çevresini tanımasında ve deÄŸiÅŸtirmeye yönelmesinde etkin bir araç olarak görme eÄŸilimi yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı. Divan edebiyatı, ilk sivil gazetenin çıkış tarihi olan 1860 yıllarında sona ermiÅŸ kabul edilmektedir.

HALK EDEBİYATI

Türklerin XI. yy’dan baÅŸlayarak yurt edindikleri Anadolu’da sözlü geleneÄŸin bir devamı olarak günümüze kadar sürdürülen sözlü edebiyata, "halk edebiyatı" adı verilir. Halk edebiyatı, kendi içinde üç bölümde incelenir:

ANONİM HALK EDEBİYATI

TEKKE EDEBİYATI

AŞIK EDEBİYATI

ANONİM HALK EDEBİYATI

Anonim halk edebiyatı: Anonim halk edebiyatı, yazanı ya da söyleyeni bilinmeyen bütün sözlü ve yazılı ürünleri kapsar. Halk öyküleri (destansı öyküler, destanlar, tarihler, menkıbeler, âşık Öyküleri, masallar, efsaneler, fıkralar), türküler, maniler, atasözleri, bilmeceler, seyirlik halk oyunları (karagöz, ortaoyunu, meddah), anonim halk edebiyatı kapsamına girer. Bütün halk ozanları, bu tür anonim ürünlerin bir türs aklayıcısı,taşıyıcısı, ileticisi gibi görev yapmışlar, meraklı kimseler de, bu ürünleri "cönk" adı verilen uzun defterlere yazmışlardır.

TEKKE EDEBİYATI

Tekke edebiyatı (XIII.-XVI. yy’lar arası): Anadolu’da XIII. yy’daki iktisadi, siyasal ve toplumsal çalkantılar, Anadolu insanını tasavvuf ilkelerini yaymaya çalışan tarikatlara yöneltti; medreseye karşıt tutumları, geniÅŸ hoÅŸgörüleri, insan sevgisine verdikleri yüce deÄŸerle tarikatlar (mevlevilik, bektaÅŸilik, bayramilik, vb,), birer çekim merkezi haline geldi. Tarikatlar, ilkelerini yaymak için çeÅŸitli sanat kollarından oldukça geniÅŸ biçimde yararlandılar; bu arada zengin bir tekke edebiyatı da doÄŸdu, din ve tasavvuf konularını dinin kesin yasakları biçiminde deÄŸil de "gönül iÅŸi, gönül yolu" biçiminde yorumlayan, halkın diliyle ve sözlü geleneÄŸin biçimsel özellikleriyle dile getiren tekke ozanları, büyük bir etki alanı oluÅŸturdular. Åžiirler tekke toplantılarında ilahi, nefes gibi özel bestelerle okunuyordu.

Tekke edebiyatının ünlü temsilcileri arasında, XIII.-XIV. yy’larda Yunus Emre, XIV. yy’da Nebimi, XV. yy’da Kaygusuz Abdal, EÅŸreîoÄŸlu Kum i, Hacı Bayram Velî,

XVI. yy’da Hatayi (Åžah İsmail Safevi), Pir Sultan Abdal,Kul Himmet, Aziz Hudai, XVII. yy’da Niyazi-i Mısri anılabilir.

AŞIK EDEBİYATI

Âşık edebiyatı (XIV. yy’dan günümüze): "Âşık" adı verilen ozanların geleneksel ürünlerinin oluÅŸturulduÄŸu edebiyata, "âşık edebiyatı" denir. Aşıklar, ürünlerini saz eÅŸliÄŸinde söylemelerinden ötürü, "saz ÅŸairi" diye de adlandırılır. Âşıklar, baÅŸlangıçta halka yakın olan tekke edebiyatının vakıflar düzeniyle güçlenerek yüksek sınıfa yaklaÅŸması sonucu ortaya çıktılar; eski destan geleneÄŸini sürdürüyor, aÅŸk ve doÄŸaya iliÅŸkin ÅŸiirler söylüyor, sözlerine sazlarıyla eÅŸlik ediyor, ustalarının geleneÄŸini sürdürüyor, yaÅŸadıkları çağın ve çevrenin bazı yönlerini ÅŸiirlerine yansıtıyorlardı. Åžiirlerini doÄŸaçtan (irticalen) söyleyen âşıklar, geleneksel yolu izledikleri, yaÅŸamdan ve toplumdan kopmadıkları için, etkilerini bir ölçüde yitirmiÅŸ olsalar da, günümüzde de sanatlarını sürdürmektedirler. Âşık edebiyatının temsilcileri arasında da

XVII. yy’da KaracaoÄŸlan, Âşık Ömer, Gevheri, Gazi Âşık Hasan, XVIII. yy’da Âşık Nuri, Âşık Dertli, XIX.

yy’da DadaloÄŸlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni,ÂşıkSeyrani, Tokatlı Nuri, Ruhsati, Sümmani, XX. yy’da

Kağızmanlı Hıfzı, Huzuri, Âşık Veysel Şatıroğlu, Aii İzzet Özkan, vb. sayılabilir.

BATI UYGARLIĞI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI

XVII. yy’dan baÅŸlayarak sırasıyla "duraklama" ve "gerileme" dönemlerini yaÅŸayan Osmanlı devleti, iç ve dış etkenler yüzünden kurumlarında bir dizi yenileÅŸtirme eylemlerine giriÅŸtiyse de, imparatorluÄŸun gerilemesini ve giderek çökmesini önleyemedi.

Batı ülkeleriyle ilişkiler yalnızca askeri, siyasal, iktisadi düzeyde kalmadı; Osmanlı aydınları, Batı kültür ve sanatıyla da yakından ilgilenerek, imparatorluk için yeni bir kültür ve sanat siyaseti oluşturmaya çalıştılar. Bu çalışmalar sonucu, Türk toplumu, Doğu (İslâm) uygarlığının etkisinden yavaş yavaş çıkıp, Batı uygarlığı çevresine girmeye başladı.

Batı uygarlığı etkisinde geliÅŸen yeni Türk edebiyatının baÅŸlangıcı olarak, ilk sivil gazete olan Tercuman-ı Ahval’in çıkış tarihi (1860) kabul edilir.

TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

Tanzimat dönemi edebiyatı (1860-1869): Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "BatılılaÅŸma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaÅŸtırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı ÅŸiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleÅŸti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: Namık Kemal, Åžinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya PaÅŸa’yı kapsayan birinci kuÅŸak (1860-1875); Recaizade Mahmut Ekrem, SarnipaÅŸaza-de Sezai, Nabizade Nâzım ve AbdülhakHamit’i kapsayan ikinci kuÅŸak (1875-1896). Birinci kuÅŸak "sanat toplum içindir", ikinci kuÅŸak ise "sanat sanat içindir" İlkesini benimsemiÅŸtir.

Tanzimat döneminde ilk olarak Batı edebiyatından bazı romanlar çevrilmiş, bu çevirileri örnek alan Tanzimat romancıları, "Batılılaşma", "yanlış eğitim", "esirlik" gibi toplumsal kavram ve kurumları bazen alaycı, bazen de gerçekçi bir biçimde işlemişler, romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Ffendi, Şemsettin Sami) ve gerçekçilik (Recaizade Mahmut Ekrem, Nabizade Nâzım, Samipaşazade Sezai) akımlarını benimsemişlerdir. Ayrıca bu dönemde, Türk tiyatrosu oluşmaya başlamıştır.

Tanzimat dönemi Türk edebiyatı, birçok eksikliÄŸine ve yanılgılarına karşın, Batı örneÄŸinde Türk edebiyatının baÅŸlangıcını oluÅŸturması bakımından önem taşır. Bu dönemde Batı ÅŸiiri, romanı, tiyatrosu Türk toplumuna tanıtılmaya çalışılmış, edebiyat yapıtları aracılığıyla toplumun eÄŸitilmesine ve bilinçlendirilmesine önem verilmiÅŸtir. Söz konusu dönemde çıkan gazete ve dergilerinde, özellikle siyasal bilinçlenmede büyük katkısı olmuÅŸ, XIX. yy’ın sonlarına doÄŸru, yeni yetiÅŸen ve özellikle Fransız edebiyatından bazı etkiler alan genç kuÅŸak, servet-i Fünun dergisinde toplanarak, yeni bir edebiyat dönemini baÅŸlatmıştır.

FECRİATİ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

Fecriati Dönemi Türk Edebiyatı (1909-1912): Fecriatı edebiyatı, Servetifünun edebiyatına tepki olarak doğmuş bir akımdır. Serveti-i fünun dergisinin Abdülhamit dönemi sansürü tarafından kapatılmasıyla, pek çok sanatçı İstanbul dışındaki dergi ve gazetelerde yazmak zorunda kaldılar. İstanbul daki edebiyat etkinlikleri yok denecek kadar azaldı. İkinci Meşrutiyet ilan edilir edilmez (1908), hemen bütün dergiler, sayfalarını yeniden kültür ve sanat konularına açtılar. Dönemin genç edebiyatçıları, "Fecriati Ercümeni Edebisi" adıyla bir topluluk kurdular ve kendilerine yer veren Servet-i Fünun dergisinde bir bildirge yayınlayarak (24 Şubat 1909) kendilerini topluma tanıtlılar. Bildirgeyi, Ahmet Haşim, Fmin Bülent (Serdaroğlu), Hamdullah Suphi (Tarıöver). Sahabettin Süleyman, İzzel Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delilbaş), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Köprülüzade Mehmet Fuat, Müfit Ratip, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) gibi şair ve yazarlar imzalamışlardı.

Servetifünuncuları eleÅŸtirerek ve artık onların döneminin kapandığını ileri sürerek kamuoyuna kendilerini tanıtan fecriaticiler, sanat ve edebiyatın duyguların eÄŸitimine yardımcı olduÄŸunu ileri sürerek, ulusun geliÅŸmesini ilke edindiklerini bildirmiÅŸlerdir. Amaçları Türk edebiyatını Batı’ya Batı edebiyatını da DoÄŸu’ya tanıtmaktı.

"Sanat sanat içindir" ilkesine bağlı kalan, "sanat, kişisel ve saygındır"görüşünü savunan fecriaticiler, aslında, karşı çıktıkları servetifünuncuların açtığı edebiyat geleneğini sürdürdüler; şiirlerinde, doğa ve aşk konularını genellikle romantik biranlayışla İşlediler, toplum sorunlarını yüzeysel biçimde ele aldılar.

Meşrutiyetle canlan.Tiyatro etkinliklerine, Sahabettin Süleyman, Müfit Katip, Tahsin Nahil başarılı yapıtlarıyla katkıda bulundular. Şahabettin Süleyman ve Köprülüzade Mehmet Fuat, eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmalarına "Batılı" bir nitelik kazandırmaya çalıştılar.

MİLLİ EDEBİYAT

Milli Edebiyat (1911-1923). İkinci MeÅŸrutiyet’in ilanından sonra, müslüman toplumları birleÅŸtirmek, kalkındırmak, hıristiyan dünyası karşısında denge kurmak amacını güden "islamcılık" ideolojisinin yanı sıra. Önce edebiyat ve düşünce adamları tarafından ortaya atılan, sonradan siyasal bir nitelik kazanan "ulusçuluk" (milliyetçilik) akımı yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı. Ulusçuluk akımı bir süre sonra, "Türkçülük" adı altında, dernekler ve yayın organları ("Türk DerneÄŸi, Türk Yurdu dernekleri ve bu derneklerin çıkardığı aynı adlı dergiler) kurarak, siyasal örgütlenme yoluna gitti. Türk Yurdu derneÄŸinin yerine, bir yıl sonra Türk Ocağı kuruldu, 1913′te yayın hayatına baÅŸlayan Halka DoÄŸru dergisi, halkın düzeyine inmeyi hem ilke edindi; hem de savundu. Ulusçuluk akımı, iktidar partisi İttihat ve Terakki tarafından da desteklendiÄŸi için kısa sürede yaygınlaÅŸtı.

Selanik’te Ömer Seyfettin, Akil Koyuncu, Rasim HaÅŸmet ve fecriaticilerden bazılarının çıkardıkları Genç Kalemler (1911) dergisiyle, ulusçuluk akımı, edebiyat alanına da girmiÅŸ oldu. Genç Kalemler dergisi, ilk olarak "milli edebiyat" deyimini ortaya attı ve böyle bir edebiyatın oluÅŸturulması görevini üstlendi. Dergi çevresindeki yazarlar, dilin ulusallaÅŸtırılmasıyla iÅŸe baÅŸladılar: Dilin özleÅŸtirilmesi konusunda bazı ilkeler belirlediler (karşılığı olan yabancı sözcükler atılacak; Arapça, Farsça tamlamalar çözülecek; vb. Roman, uyku, tiyatro yapıtlarının, konularını ve kiÅŸilerini Türk toplumunun yaÅŸamından alması gerektiÄŸini ilkeleÅŸtirdiler.. Genç Kalemler dergisi kapandıktan (Eylül 1912) sonra, yazarlarının çoÄŸu İstanbul’a gelerek,Türk Yurdu gibi ulusçu dergilerde yazmava baÅŸladılar.

Milli edebiyat dönemi ÅŸairleri, baÅŸlangıçta fecriaticilerin ÅŸiir anlayışlarını sürdürdüler. Ziya Gökalp’in çaÄŸrısı ve desteÄŸiyle, yalın dil ve hece ölçüsüyle ÅŸiir yazmaya baÅŸlayan "BeÅŸ Hececiler" (Orhan Seyfi, Halit Fahri, Enis Behiç, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz), romantik bir ülke edebiyatı oluÅŸturmaya koyuldular. KiÅŸisel gözlem ve izlenimlere dayanarak yurt sorunlarını, yurt güzelliklerini, yurt sevgisini dile getirdiler; kahramanlık duygularını konu edindiler masal motiflerinden yararlandılar.

O sırada servetifünunculardan Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin hâlâ "usta" kabul ediliyor, Fecriati sairleri (Ahmet Haşim) de ünlerini sürdürüyorlardı, Hiç bir akıma katılmayan Mehmet Akif (Ersoy) de, dil bakımından oldukça eski, aruz ölçüsüyle yazılmış toplumcu çizgide şiirleriyle büyük ün yapmıştı. Rübap dergisindeki bazı genç şairler (Halit Fahri, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Orhan Seyfi, vb.) "Neviler" adlı altında toplanıp, eski şairlerin şiirlerindeki içten, lirik ve gizemci atmosferi şiirlerinde yeniden yaşatmak istediler; ulusal geçmişe bağlanarak edebiyatın ulusal olabileceğini savundular. Yahya Kemal (Beyatlı) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) de, "Nev-Yunanilik" adını verdikleri akımda, eski Yunan edebiyatını örnek alma yoluna giltiler. Bu girişimlerden, beklenen sonuçlar alınamadı.

Milli edebiyat döneminin roman ve Öykülerinde, konular çoğunlukla toplum sorunlarından alınmış, konuşma dil ve üslubunu yaygınlaştırma amaç edinilmişti. Bazı romanlarda ve öykülerde, İstanbul dışındaki çevrelerde söz konusu olan toplumsal sorunlar işlendi.

Ulusçuluk siyasal bir ideoloji olarak yaygınlaştırılmaya çalışıldı.

KurtuluÅŸ Savaşı’nın çeÅŸitli görünümleri, ilgi çekici gözlem ve yorumlarla yansıtıldı

CUMHURİYET SONRASI TÜRK EDEBİYATI

Cumhuriyet dönemi ve sonrası Türk edebiyatı (1923′ten günümüze). Cumhuriyet yönetiminin kurulmasının ve Türk Devrimi’nin baÅŸlatılmasının ardından, devlet kültüre, Türk toplumunun yerli sanat etkinliklerine büyük önem verip, destekledi ve yönlendirdi, Batı ve DoÄŸu klasikleri Türkçe’ye kazandırıldı, latin kökenli harflerin kabulü ve dil devrimi, özellikle yeni Türk edebiyatının daha geniÅŸ kitlelere ulaÅŸmasında büyük rol oynadı.Cumhuriyet dönemi Türk ÅŸiirinde biçim ve içerik yönünden büyük deÄŸiÅŸiklikler oldu.

BeÅŸ Heciler’in yolundan giden bazı ÅŸairler, halk kaynağına yöneldiler, Anadolu’yu ve Türk tarihini konu edinerek, ulusçuluk bilincini güçlendirmeye çalıştılar. Yahya Kemal’in "mektepten memlekete" diye özetlediÄŸi ilkeyi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas gibi ÅŸairler, hecenin deÄŸiÅŸik olanakları içinde ÅŸiire egemen kıldılar. I928′de "Yedi MeÅŸale" adlı ortak bir kitap çıkaran ve "Yedi MeÅŸaleciler" adıyla anılan ÅŸairler (Kenan Hulusi Koray, Ziya Osman Saba, YaÅŸar Nabi Nayır, Cevdet Kudret, Muammer Lütfi, Sabri Esat SiyavuÅŸgil, Vasfi Mahir Kocatürk) sürekli ve etkili bir topluluk oluÅŸturamadılar. Cumhuriyet dönemi ÅŸiirine yön veren ÅŸairlerden biri de, Nâzım Hikmet oldu. Toplurmcu-gerçekçi ÅŸiirin öncüsü olan Nazım Hikmet, yeni ÅŸiire her ÅŸeyden önce biçim özgürlüğü kazandırdı. Türk ÅŸiirine l1940-1955 yılları arasında egemen olan Garip akımı (Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat), geleneksel Türk ÅŸiiriyle bağını kopardı; Batılı çaÄŸdaÅŸ ozanlara, özellikle gerçeküstücülere ilgi gösterdi; ölçüsüz, uyaksız, söz ve anlam oyunlarından uzak bir ÅŸiir türü geliÅŸtirildi. Garip akımına tepki olarak doÄŸan ikinci Yeni akımı (Oktay Rıfat, İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, vb.) üyeleri, özgür çaÄŸrışım yöntemini kullandılar, soyutlamaya yönelerek, "anlaşılmaz bir ÅŸiir" türü oluÅŸturdular. Bu akımlardan herhangi birine katılmayan bazı ÅŸairlerse (Fazıl Hüsnü DaÄŸlarca, vb.), bireyin yaÅŸam kavgasındaki iniÅŸ-çıkışıarını dramatik görünümüyle anlattılar, bazı evrensel konuları ÅŸiirlerinde gereç olarak kullandılar.

Cumhuriyet dönemi Türk romanı ve öyküsü, Anadolu insanının gerçeklerine, sorunlarına yöneldi,1930 yıllarından sonra toplumcu-gerçekçi roman akımının doÄŸması, Anadolu’nun çeÅŸitli bölgelerinde yasayan insanların yaÅŸamını, sorunlarını gerçekçi gözlemlere dayalı olarak yansıtma olanağı saÄŸladı. Türk toplumunun geçirdiÄŸi siyasal,toplumsal, kültürel deÄŸiÅŸiklikler, bu deÄŸiÅŸikliklerin insan üstündeki etkileri, yabancılaÅŸma, aydınların edilginliÄŸi ve bunalımı, kentleÅŸme olgusunun yarattığı bunalımlar, yurt dışına çalışmaya giden işçiler, cinsellik gibi geniÅŸ bir konu yelpazesi ortaya kondu.

Cumhuriyet ve sonrasında eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmaları daha sağlam bir bilimsel temele oturtuldu. Türk edebiyatının aşağı yukarı bütün dönemleri, bu dönemlerle ilgili akımlar, topluluklar ve genel olarak edebiyatçıların yaşam öyküleri, yapıtları üstüne çeşitli yayınlar yapıldı.

Yorum Yapın


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný