GiriÅŸ

GİRİŞ

Çok eski zamanlardan beri çok sayıda kavim ve devletin işgaline uğrayan Kazakistan toprakları, burada yaşayan insanların kültürel gelişimlerinde silinmez izler bırakan bir çok tarihi olaylara sahne olmuştur. Sakalar, Hunlar, Kıpçaklar, Kimekler, kumanlar gibi Türk kavimlerinin yurt edindiği böylece kazakların ortaya çıkışı ise Özbek Hanları devrin rastlamaktadır.

Kazakistan tarihinde en derin izler bırakan dönem, şüphesiz Rus emperyalizminin bölgede hakim olduÄŸu yıllardır. Yaklaşık 55 yıl Çarlık yönetiminde, 71 yıl da Sovyet idaresinde kalan Kazakistan’da, geleneksel Rus politikaları sayesinde Kazaklar arasında milli kimliÄŸin geliÅŸtirilmesine fırsat verilmemiÅŸtir. Gerek çarlık hükümetlerinin gerekse Sovyet hükümetlerinin, Türkleri asimile etmek için uyguladıkları RuslaÅŸtırma ve HıristiyanlaÅŸtırma faaliyetlerine belki de en fazla maruz kalan unsur Kazaklar olmuÅŸtur. Ne var ki, Rusların tüm çabalarına raÄŸmen diÄŸer Türk unsurlar gibi Kazaklar da bağımsızlıklarını kazanmış ve öz kültürlerine dönmeyi baÅŸarmışlardır.

1991 yılında bağımsızlığını kazanan Kazakistan, kültürel, stratejik, demografik, politik, yasal ve sosyal alanlarda önemli deÄŸiÅŸimler geçirerek, bugünkü demokratik Cumhuriyet yapısına kavuÅŸmuÅŸtur. 2.717.000 km2’lik yüzölçümü, jeopolitik konumu, petrol baÅŸta olmak üzere yer altı ve yerüstü zenginlikleri, sosyo-kültürel ve sosyo-politik alandaki faaliyetleri ile de bölgesel ve uluslar arası iliÅŸkilerin merkezi haline gelmiÅŸtir.[1]

Kazakistan Cumhuriyeti’nin egemenliÄŸini kazanmasından sonra, devletin öncelikli hedefleri arasında belirlendiÄŸi, egemen devletin inÅŸası, sivil toplumsal kurumların oluÅŸturulması ve uluslar arası arenadaki diplomatik ve iktisadi iliÅŸkilerin geliÅŸtirilmesi yönünde önemli adımlar atılmıştır. Bu hedeflere yönelik gösterilen somut adımların bazıları; “Kazakistan Cumhuriyeti Bağımsızlığı” konulu Anayasa kanununun yürürlüğe girmesi, çok partililik kurumunun oluÅŸturulması, BM ve UNESCO gibi uluslar arası kuruluÅŸlara üyelik, dünya ülkeleri ile yapılan ticari anlaÅŸmalar ÅŸeklinde özetlenebilmek.

Kazakistan Cumhuriyeti’ni konu edindiÄŸimiz bu çalışmamızda ise, ülkenin tarihi geçmiÅŸini, coÄŸrafi, iktisadi, demografik ve kültürel özelliklerini ele almaya çalıştık. Üç bölümden oluÅŸan çalışmamızın ilk bölümünde ülke coÄŸrafyası, yer altı ve yerüstü zenginlikleri ve demografik yapısı hakkında bazı ikinci bölümde ise, Kazakların nerden geldikleri, tarih boyunca hangi tarihi olaylardan geçtikleri ve bağımsızlıklarını nasıl elde ettiklerini ortaya koyduk. Üçüncü ve son bölümde de Türkiye Cumhuriyeti ile olan ikili iliÅŸkilerini ele almaya çalıştık. Son olarak ÅŸunu ifade edelim ki, etnik köken, örf-adet ve dini açılardan aramızda baÄŸlar bulunan kardeÅŸ cumhuriyetiz Kazakistan.

I. BÖLÜM

KAZAKİSTAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER

I. ÜLKE ÇOĞRAFYASI VE İKLİMİ

Kazak Türkleri’nin yaÅŸadığı yer manasına gelen Kazakistan 46-87 doÄŸu paralelleri ve 40-56 kuzey meridyenleri arasında, Orta Asya’nın geniÅŸ bozkırları ile eski Türk yurdu olan Altay’lara kadar uzanan bir Türk Cumhuriyetidir.[2] Bugünkü Kazakistan’ın doÄŸusunda Çin, kuzeyinde Rusya Federasyonu, güneyinde Özbekistan ve Kırgızistan bulunmaktadır. Denizlere çıkışı olmayan Kazakistan’ın ekolojik olarak kurumaya yüz tutmuÅŸ olan Aral Gölü ve Hazar Denizi ile de sınırlı bulunmaktadır.[3]

Yüzölçümü bakımından 2.7 milyon km2’lik alanı ile Rusya Federasyonu’ndan sonra Sovyet BirliÄŸi’nin ikinci büyük cumhuriyeti olup, bugün 20 milyona yaklaÅŸan nüfusu ile dördüncü sırada yer almaktadır. Bu nüfusun % 41’i Rus ve % 36’sı Kazak iken, bağımsızlıktan sonra Kazakların benimsemiÅŸ olduÄŸu “Kazakistan Kazaklarıdır” ilkesiyle bu oran % 43 kazak, % 36 Rus ÅŸeklinde deÄŸiÅŸmiÅŸtir.[4]

Memleketin doÄŸu ve güneydoÄŸusundaki daÄŸlık alan bir tarafa bırakılırsa, Kazakistan’ın büyük bir kısmının ovalık ve bozkırlardan meydana geldiÄŸi görülür. Ülkenin en alçak kesimleri Hazar Denizi sahillerindeki alanlardır.[5] Yükselti batıdan doÄŸuya doÄŸru artmaktadır. DaÄŸlık bir plato görünümündeki orta kesimde, tuz göllerinin yer aldığı çok sayı çöküntü alanı bulunmaktadır. Batı kesimi UludaÄŸ ve Cengiz daÄŸları adı verilen sıradaÄŸlarla çevrelenmektedir. Altay daÄŸ sisteminin uzatılması olan LitsvyaÄŸa, Holzun ve Çangarya AladaÄŸlerı, BalkaÅŸ gölünün bulunduÄŸu çöküntünün güneyinden Kazakistan sınırları içine girmektedir. Ayrıca kurumuÅŸ nehirlerin geçmiÅŸte taşıdığı kum, büyük ve küçük BarÅŸuki, Karakum ve Kızılkum çöllerini oluÅŸturmuÅŸtur.[6]

Kazakistan’da 7000’den fazla akarsu bulunmaktadır. Bunların büyük bir kısmı Hazar Denizi ile Aral, BalkaÅŸ ve Tengiz göllerinin su toplama havuzlarında yer almaktadır. Önemli nehirlerin başında; İrtiÅŸ, Emba, Lepsa, Karatal, Aksu, Çu, Turgay…….gibi ırmakları gelmektedir. Bir zamanlar dünyanın en büyük göllerinden biri olan Aral Gölü, bugün yanlış tarım politikaları yüzünden kurumaya yüz tutmuÅŸtur.[7]

İklim bakımından Kazakistan’ın durumu kıt’a içindeki mevkii ile ilgili olarak çok kurak ve bariz bir kıta iklimi özelliÄŸi göstermektedir. Yaz ve kış mevsimleri arasındaki sıcaklık farkları büyüktür. Yıllık ortalama sıcaklıklar kuzeyde 1C ile güneyde 13C arasında deÄŸiÅŸir. Yazın sıcaklar +40C ve hatta +50C’ye kadar çıkarken, kışın ısı –40C’ye düşer. Yağışlar kuzeyde ve kuzeydoÄŸuda ortalama 300 mm. Olup, diÄŸer kısımlarda 200 mm. kadardır. Güney ve güneybatıya doÄŸru kuraklık gittikçe artar. Çöl kısımlarda yazın bir damla yaÄŸmur düşmediÄŸi zamanlarda olur.[8] Ayrıca ülkede devamlı yapılan roket denemeleri de iklimin düzensi olmasına sebep olmuÅŸtur.

II. TABİİ KAYNAKLAR

Kazakistan, Mendeleyev periyodik sisteminde yer alan 110 madenden 99 tanesi bulunduÄŸu bir ülke konumundadır. Ancak bu madenlerden 60 tanesi çıkarılabilmektedir. Hazar gölündeki zengin petrol ve gaz yatakları Kazakistan’ı yakın bir gelecekte Suudi Arabistan, Kuvveyt ve Arap Emirlikleri gibi petrol zengini ülkelerin arasına sokacaktır.[9] Eskiden bazı yerlerde iÅŸletilmiÅŸ olan yer altı servetleri, son zamanlarda yapılan araÅŸtırmalarla yeniden ele alınıp genişçe iÅŸlenmeye baÅŸlanmıştır.

II. Dünya Savaşı öncesi çıkarılan kömür miktarı 51,3 milyon ton iken bugün bu rakam 140 milyon tona çıkmıştır. Karaganda bölgesinden çıkarılan kömürden baÅŸka Ural-Emba havzasında zengin petrol ve doÄŸalgaz yatakları bulunmaktadır.[10] Tungsten üretiminde dünya birincisi durumundaki Kazakistan krom ve fosfor üretiminde ikinci kurÅŸun ve mobildenum üretiminde dördüncü sırada yer almaktadır. Ayrıca ülkede 173 tanesinin detaylı araÅŸtırması yapılmış, bazılarının da mücevher deÄŸerinde olduÄŸu söylenen 300’e yakın altın madeni olduÄŸu belirtilmekte iken henüz yalnızca %1’i çıkarılmaktadır. Yapılacak olan ciddi yatırımlarla yılda 100 ton altın çıkarılabileceÄŸi tahmin edilmektedir.[11]

III. NÜFUS VE İSTİHDAM

Bugün 20 milyona vardığı tahmin edilen nüfusu ile Bağımsız Devletler TopluluÄŸu’nun (BDT) dördüncü büyük devleti olan Kazakistan’ın nüfusu, etnik yapısı itibariyle hem BDT üyelerinden önemli farklılık, diÄŸer üye ülkelere göre Cumhuriyete adını verenlerin oranının çok düşük olmasıdır. Hızlı deÄŸiÅŸimin sebebi ise Kazak nüfusunu oluÅŸturanlardaki hızlı nüfus artışıdır. 1950-1960 yılları arasında Kazakistan önemli bir göç hareketi yaÅŸamıştır. Bunun sonucu olarak da Rus ve Ukrayna kökenlerin mevcut nüfus içindeki oranları hızla araÅŸtırmıştır. Bugünkü Kazakistan nüfusunu oluÅŸturan unsurlar % 43 Kazak, % 36 Rus, % 5 Ukrayna, % 6 Alman ve % 10 diÄŸer milletler ÅŸeklindedir.[12]

Kazakistan’ın en önemli problemi ülkedeki Rus nüfusunun fazlalığıdır. 17-18 Aralık 1986’da çıkan olayların sebebi, Kazak kökenli Komünist Partisi birinci sekreteri yerine bir Rus’u getirilmesi gibi görünse de, Batı haber ajanslarında belirtildiÄŸi gibi bu olaylar Kazakistan’ı RuslaÅŸtırma politikasına karşı ortaya konmuÅŸ bir tepkidir.[13] Kazak Türkleri, ülkedeki nüfus durumundan duyduÄŸu rahatsızlığı dönem dönem bu tür tepkilerle ortaya koymuÅŸtur. 16 Aralık 1991’de bağımsızlığın elde edilmesinden sonra da ülkedeki yoÄŸun Rus nüfusu devletin geleceÄŸi ve politikalarında çeÅŸitli problemler doÄŸmuÅŸtur.[14]

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana sanayileÅŸmeye baÄŸlı bir kentleÅŸme sürecine giren Kazakistan’da kentlerin nüfusunu arttıranlar, toplumun kazak unsurları deÄŸil, göç eden muhacirlerdir.[15] 1991 yılı istatistiklerine göre Kazakistan nüfusunun % 58’i kentlerde % 42’si köylerde yaÅŸamaktadır. Ancak köylerden kentlere ve yoÄŸun göç olayları yaÅŸanmaktadır.[16]

Kazakistan’da çalışan nüfusun sektörlere göre dağılımına baktığımızda ise, nüfusun büyük bölümünün sanayi-inÅŸaat ve tarım-ormancılık sektörlerinde istihdam edildiÄŸini görmekteyiz. Ayrıca ülkede Sovyetler BirliÄŸi döneminde iÅŸsizlik sorunu baÅŸlamış ve giderek önemini arttırmıştır. Yine istatistiklere göre 1992 yılı Ocak ayında ülkedeki toplam iÅŸsizlik sayısı 4.500 iken bu rakam Nisan 1994 tarihinde 50.800’e yükselmiÅŸtir. Bunların ise ancak 20.800’ü devletten tazimat alabilmekteydi.[17]

Görüldüğü üzere bağımsızlığını yeni elde etmiÅŸ olan Kazakistan’ın mevcut problemleri arasında ilk sıraya olan iÅŸsizlik ve istihdam meseleleri çözüm bekleyen sorunların başında yeralır. Ancak unutulmamalı ki, oldukça yakın bir geçmiÅŸe sahip olan devletin, bu sorunlara alternatif çözümleri bulunması bir hayli zaman gerektirmektedir.

II. BÖLÜM

DÜNDEN BUGÜNE KAZAKİSTAN TARİHİ

I. KAZAK ADI VE KAZAK TÜRKLERİ

Kazak adı “hür, müstakil, cesur, yiÄŸit, mert” manalarına gelmektedir.[18] İlk önceleri sultanlar için kullanılan bu ad, daha sonra sultanların yönettiÄŸi kabile ve devlet için kullanılmıştır. Kazak sözü ilk olarak güney Kafkasya, Azarbeycan ve Horasan Türkleri’nden belgelerde görülmektedir.[19]

Kazakların ortaya çıkışı, Cengiz Han’ın fetihlerinin sonlarına, onun çocukları ve torunları zamanına rastlamaktadır. Bütün kazaklar, kendilerinin AlaÅŸ-Alaç adlı bir atadan türediklerine inanılır. Sosyal yapılarının, töre ve örflerinin bu büyük ata tarafından kurulduÄŸunu iddia ederler. Kazakların kökeni konusunda deÄŸiÅŸik görüşler vardır. Ancak herkesin birleÅŸtiÄŸi ortak nokta, bu ilk atanın üç oÄŸlu olduÄŸu ve bunların soyundan üç büyük Kazak boyunun meydana geldiÄŸidir. Birçok Türk ve kısmen yabancı boyun da karışmasıyla meydana gelmiÅŸ olan Kazakların, eski Kimeklerin torunları olduÄŸu yolunda da görüşler vardır.[20]

Kazakların tarihi sayesinde rol oynamaya baÅŸlamaları ise Özbek Hanları devrine rastlamaktadır.[21] Ebu’l Hayr Han idaresindeki Özbek Türklerinin baÅŸarıları, kısa süre sonra MoÄŸol Kabilelerinin kıskançlığını celbetmiÅŸtir. MoÄŸollar bir dönem kendi idareleri altında yaÅŸayan bu Türk gruplarının müstakil bir devlet haline gelmelerini hazmedememiÅŸlerdir. YoÄŸun MoÄŸol saldırıları Türkler arasında huzursuzluÄŸa sebep olurken Türk töresini unutmamış olan Türkler, ülkenin ve milletin düşman saldırılarından korunmasını hükümdardan resmen talep etmiÅŸlerdir. Türk töresine göre, hükümdarın temel vazifelerinden biri halkını düşmana karşı korumaktı. Vazifesini yerine getirmeyen hükümdara baÅŸkaldırmak veya vazifelerini hatırlatmak her Türk’ün hakkı ve göreviydi. İşte bu hak ve vazife çevresinde MoÄŸolların Türk boylarına yaptığı baskıyı Ebu’l-Hayr Han’ın önleyememesi üzerine bazı Türklerin, hakkını korumayan hükümdarı hükümdar kabul etmediklerini ve devletten ayrılarak kuzeye çekildiklerini görmekteyiz. İşte törelerine ve istiklaline baÄŸlı olarak hareket eden bu Türklere “Kazak” adı verilmiÅŸtir.[22]

İdil vadisinden Altay’lara kadar uzanan geniÅŸ bozkırların hakimi olan Kazaklar, eski Türk anayurdu olan bu bölgede hür ve müstakil olarak uzun zaman varlıklarını devam ettirebilmiÅŸlerdir. Kazakistan’ın asıl nüfusunu oluÅŸturan Kazalar tarihi bir kavim olmayıp, çeÅŸitli devirlerde bu geniÅŸ bozkırlardan göç eden Türk kavimlerin geride bıraktıkları insanlarla karışan, daha sonraları ise Sibirya, MoÄŸol ve Kalmukların da bir kısmını içine alarak XV. Yüzyılda oluÅŸmuÅŸ bir Türk kavimidir. Asya ile Avrupa arasındaki bozkırlarda bulunan Kazakistan, asırlardan beri çeÅŸitli kavim ve kabileler için bir geçit sahası görevi görmüştür. Tarihler boyunca Hunlar, İskitler, MoÄŸollar ve diÄŸer Türk kavimleri bölgeden gelip geçmiÅŸlerdir. Zira yapılan kazılarda bütün Türklerin atası olan toplumlara ait kültürel kalıntılara rastlanmıştır.[23] Bugün ülkenin sahibi olan Kazak Türkleri, kültürlerinin bir parçası olarak addettikleri bu kültürel mirasa tabii olarak sahip çıkmaktadır.

II. RUS İDARESİ ÖNCESİ KAZAKİSTAN

Kazakların hür ve müstakil bir ÅŸekilde geniÅŸ bozkırlara baÅŸlattıkları hayat, çok geçmeden merkezi bir idare ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. İlk olarak üç merkezli idare sistemini deneyen Kazaklar, istedikleri sonucu alamayınca tek bir otorite etrafında toplanma zaruretini duymuÅŸlardır.[24] Bu noktada, dirayetli bir idareci olan Kasım Han tüm Kazakları hakimiyeti altında birleÅŸtirmiÅŸ ve bir de 300.000 kiÅŸilik ordu oluÅŸturmuÅŸtur. Torunu Tevekkel Han zamanında ise Kazaklar oldukça güçlü bir yapıya kavuÅŸmuÅŸlardır. Bu dönemde, Maveraünnehr’e baÅŸarılı seferler yapmışlar, TaÅŸkent’i iÅŸgal etmiÅŸler ve üç orda (cüz) ÅŸeklinde teÅŸkilatlandırılmışlardır. Bu ordalar üç büyük Kazak boyundan meydana gelmiÅŸtir. Büyük Orda’nın toprakları bugünkü Kazakistan’ın doÄŸu tarafına, BalkaÅŸ Gölü ve Işık Gölü’nün doÄŸu tarafına kadar uzanır. Orta Orda toprakları, Kırgız steplerinin kuzeyi, İrtiÅŸ ve Tobol ırmaklarına kadar uzanırken Küçük Orda toprakları da Aral Gölü’nden batıya, Hazar’a ve Urallar’a doÄŸru uzanmaktadır.[25]

Tevekkel Han’dan sonra Kazaklerın hükümdarı olan İşim Han ile Tauke Han (1680-1718) zamanlarında kazaklar büyük tehlikelerle karşı karşıya kalmışlardır. Bir taraftan MoÄŸol asıllı Oyratlar, Kalmuklar ve Jungarlarla, diÄŸer taraftan Ruslarla mücadelelere girmiÅŸlerdir. Kazakların kendi aralarındaki çalışmalar ve askeri teÅŸkilatlanmanın yetersizliÄŸinin de etkisiyle Kalmuklar 1723 tarihinde tüm Kazakistan’ı ele geçirmiÅŸlerdir. Kazakistan’daki bu MoÄŸol hakimiyeti, 1758’de MoÄŸolların Çinliler tarafından maÄŸlup edilmelerine kadar devam edecektir.[26] MoÄŸol saldırıları sonucu Türk ülkelerinde birlik ve düzen kalmazken, bu durum Rusların Türk ülkelerine doÄŸru yayılma iÅŸtahını kabartmıştır. YaÅŸanan tüm bu geliÅŸmeler neticesinde yönünü Türk ülkelerine çeviren Rusya’nın bu uÄŸurda takip ettiÄŸi politika ve faaliyetleri bir sonraki kısımda ayrıntılı olarak ele alacağız.

III. ÇARLIK RUSYA’SI İDARESİNDE KAZAKİSTAN VE GELENEKSEL RUS POLİTİKALARI

Üç asra yakın Orda Devleti’nin idaresi altında yaÅŸayan Ruslar, bu devletin 1480’de tamamen parçalanmasından sonra hem bağımsızlıklarını elde etmiÅŸler hem de Altın Orda’dan sonra kurulan hanlıkları bir bir yenerek Orta Asya’ya doÄŸru ilerlemeye baÅŸlamışlardır. Ruslar ilk büyük baÅŸarılarını 1552’de Kazan Hanlığı’nı iÅŸgal etmek suretiyle göstermiÅŸlerdir. Kendilerine Asya’nın kapılarını açan bu baÅŸarıdan sonra Ruslar, Hazar Denizinden sonra bütün İdil Vadisi’ne hakim olma fırsatını bulmuÅŸlardır. 17. ve 18. yüzyıllarda kendi yarattıkları bahanelerle Türkistan’da önemli iÅŸgallerde bulunmuÅŸlardır. Önce Tatarların ülkesini, ardından da BaÅŸkurtların ülkesini devletler arası hukuka aykırı bir ÅŸekilde iÅŸgal etmiÅŸlerdir. BaÅŸkurt ülkesinin iÅŸgalinden sonra ise gözlerini Kazak topraklarına dikmiÅŸtir.[27]

Rusya’nın Asya yönünde geniÅŸlemesinde 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Napolyon istilasından kurtulması etkili olmuÅŸtur. Yine Türkistan’a doÄŸru sarkmasının diÄŸer nedenleri, kırım Harbinin yenik bitmesi ve Ruslar’ın Türkiye aleyhine geniÅŸleme çabalarının İngiltere ve Fransa’nın müdahalesiyle önünün alınmasıdır.[28]

BaÅŸlangıçta düşmana karşı ortak bir cephe kuramayan Tatarlar, BaÅŸkurlar ve Kazaklar, Rus istilasının acımasızlığını yaÅŸadıkça birlikte hareket etme yollarını aramaya baÅŸlamışlar ancak Rusların entrikalarla dolu politikaları birlikte hareket etmelerine mani olmuÅŸtur.[29] Ruslar genellikle ele geçirdikleri yarlerde hakimiyetlerini tesis edebilmek için karşı güçleri ortadan kaldırır yada o bölgelerden sürerlerdi. Åžehirlere Rus göçmenler yerleÅŸtirerek yerli unsur azınlık haline getirilirdi. Ayrıca küçük kaleler inÅŸa edilerek bölge savunmaya elveriÅŸli hale getirilirdi. Ruslar bu tarihi politikalarını Türkistan bölgesinde de uygulamışlardır. Burada yaÅŸayan Türkler demografik, sosyo-kültürel ve iktisadi olarak hemen her alanda büyük çapta bir asimile hareketine maruz kalmışlardır. Çarlık Rusyası’nın güç kullanarak HıristiyanlaÅŸtırma ve RuslaÅŸtırmaya yönelik politikalarından böl ve yönet dediÄŸimiz, temelinde Türk gruplarının birleÅŸmelerini önleyici politikalara kadar bir yığın entrika geliÅŸtirdiÄŸini görmekteyiz.[30]

1723 tarihinde MoÄŸol hakimiyetine giren Kazakların Küçük Orda’larının başı Ebu’l-Hayr Han içinde bulundukları koÅŸullardan kurtulmak için Rus çarına 1726 ve 1730 yıllarında gönderdiÄŸi elçilerle Ruslardan yardım istemiÅŸtir. Ruslar da bazı beyleri satın alarak Or ile Ural arasında Orenburg kalesini inÅŸa ettirir ki bu kale, Rusya’nın Türkistan’a yayılma faaliyetlerinin merkezi olmuÅŸtur.[31] Ayrıca bu kale ÅŸehrin kurulmasıyla İdil-Ural sahasında yaÅŸayan Türklerin hareket alanlarını da kısıtlamayı hedeflemiÅŸtir.[32] Bir süre sonra Orenburg askeri kalesinin faklı maksatlar için kullanıldığı görülmüştür. Rusya buraya yığdığı askerleri BaÅŸkurtlar ülkesinin iÅŸgaline yardımcı kuvvetler olarak kullanılmaktaydı.

Kazakların Rus hakimiyetine baktığımızda bu sürecin çok kısa olduÄŸunu görmekteyiz. Kazakların küçük Orda’ları 1731 yılında, Orta Orda’ları 1734 yılında ve Büyük Orda’ları da 1738 yılında Rus egemenliÄŸine girmiÅŸtir. Rus himayesine giren kazaklar önceleri Rusların tebaası gibi muamele görürken ilerleyen zamanlarda bu muamele yerini baskıcı bir rejime bırakmıştır. Oysa Kazaklar, Kalmukların istilaları sebebiyle periÅŸan duruma düşünce varlıklarını devam ettirebilmek ve düşmana karşı bir güvence temin etmek amacıyla Rusların himayesine girmek istemiÅŸlerdi. Dolayısıyla kazaklar, Rusların iç iÅŸlerine karışmalarını istememiÅŸlerdir. Bu ÅŸartlar altında iki taraf arasındaki iliÅŸkiler bozulmaya baÅŸlamış ve Rusya idaresine karşı bir takım ayaklanmalar çıkarılmıştır.[33] Kazak Türkleri 1783’te Sırım Batur önderliÄŸinde Batı Kazakistan’da bir ayaklanma baÅŸlatmışlar ve beÅŸ yıl süren bu ayaklanmayı Ruslar güçlükle bastırabilmiÅŸlerdir. Kine Sarı Han zamanında-1838’den sonra-ise Kazakların bağımsızlık savaÅŸları çok ÅŸiddetlenmiÅŸ, ancak üstün Rus güçleri karşısında dayanamayarak Çu boylarına çekilmiÅŸlerdir. Türkistan’daki Rus baÅŸarılarının en önemli nedeni, bölgede Ruslara karşı koyabilecek nitelikte güçlü bir Türk devletinin anlayışıdır. DiÄŸer taraftan Türkistan Hanlıkları’nın birbirine düşmesi, boylar arasındaki tarihi rekabet onları zayıflatmakla birlikte, Türkistan Türkleri’nin önemli bir kısmının konar-göçer olması, modern Rus teÅŸkilatına ve silahlarına karşı durabilecek güçte olmayışları bu sonucu yaratmıştır.[34]

Rus Çarı I. Nikola 22 Haziran 1854’te bir ferman yayınlayarak Kazak topraklarının Rus hakimiyeti altına geçtiÄŸini ve Kazak Türklerinin Rus kanunlarına tabii olduklarını ilan etmiÅŸtir. Çarlık idaresinin Türkistan2daki toprak gasbı ve göçmen yerleÅŸtirme siyaseti, Kazakların yaÅŸama imkanlarını gittikçe güçleÅŸmesine ve büyük ölçüde fakirleÅŸmesine sebep olmuÅŸtur. Rus emperyalizminin bölgeye yerleÅŸmesi 1. Dünya Savaşına kadar sürmüştür.[35] 1. Dünya Savaşının sonlarına doÄŸru Rusya da ortaya çıkan BolÅŸevik ihtilali tüm Türkler gibi Kazaklar içinde bağımsızlıklarını ilan etmesi kaçınılmaz olmuÅŸtur. Rus idaresinden memnun olmayan ve bunu zaman zaman çıkardığı ayaklanmalarla dile getiren Kazak halkının milli ÅŸuur ve bağımsızlık fikirleri 1906-1990’lı yıllar arasında daha çok belirginleÅŸmiÅŸtir. Zira bu dönemde Rus emperyalizmine karşı verilen mücadele, Kazak halkına hem bağımsızlığını kazandırmış hem de müstakil bir devlet olarak dünya arenasına sokmuÅŸtur.

IV. KAZAK TÜRKLERİNİN RUS EMPERYALİZMİNDEN KURTULMA MÜCADELESİ

Daha öncede belirttiÄŸimiz gibi Rus emperyalizminin Kazakistan topraklarına yerleÅŸmesi 1. Dünya Savaşı’na kadar sürmüştür. Bu döneme kadar, bölgedeki Rus istilasına karşı isyan hareketi baÅŸlatılmışsa da üstün Rus güçleri karşısında baÅŸarılı olunamamıştır. Ancak XX. Yüzyıla gelindiÄŸinde, Çarlık hükümetinin uyguladığı baskıcı politika geri tepmeye baÅŸlamıştır. Zira bu yüzyılın başında artık, Türkler arasında milli kurtuluÅŸ mücadelesi kıvılcımlanırken, bir yanda da Lenin önderliÄŸinde örgütlenen Marksist hareket, Çarlık hükümetine karşı amansız bir mücadele vermektedir. Yine Rusya bu dönemde Uzak DoÄŸu’da Japonya ile giriÅŸtiÄŸi nüfuz mücadelesin de kaybettiÄŸinden, ülkede tam bir karışıklık baÅŸ göstermiÅŸtir.[36]

Kazak Türkleri’ni isyana sevkeden ve istiklal mücadelesine sürükleyen baÅŸlıca sebepler ise ÅŸunlardır: a) Verimli Kazak topraklarının iÅŸgali ve buralara Rus gömenlerin yerleÅŸtirilmesi b) Rusların istedikleri yerlere yeni kaleler inÅŸa etmeleri c) Haksız yere halktan toplanan ağır vergiler. Tüm bu uygulamalara karşılık, Kazakların haklarını savunabilecekleri, ÅŸikayette bulunabilecekleri her hangi bir merci de bulunmaktaydı.[37]

I. Dünya Savaşı çıktığı sırada Çarlık hükümeti seferberlik ilan ederek 250.000 civarında Kazak Türk’ünü, Rus ordusunun geri hizmetlerinde çalışmak üzere toplamıştır. Yeni askeri ihtiyaçlar için de Kazakların hayvanlarını müsadere etmek isteyince Kazaklar büyük çapta bir ayaklanma çıkarmışlardır.[38] Burada unutulmaması gereken bir nokta da, Kazaklar’da milli ÅŸuurun uyanmasını ve ihtilal hareketlerinin hız kazanmasını saÄŸlayan Kazak Anayasal Demokratik Partisi ve aydınlar faktörleridir. Her iki unsur halkın uÄŸradıkları haksızlıklara ve Rus emperyalizmine daha fazla tahammül edemeyerek milli kurtuluÅŸ mücadelesinin bayraktarlığını yapmışlardır.

1916 senesinde önemli roller ifade eden AlaÅŸ-Orda Partisi (Kazak Anayasal Demokratik Partisi), BolÅŸevik ihtilalin’den faydalanarak Çarlık Rusya’nın sömürüşünü kırmak için harekete geçmiÅŸ ve hareket kısa bir sürede milli bir ayaklanmaya dönüşmüştür. Kazaklar bir yandan yaklaÅŸmakta olan komünist ihtilalcilere, diÄŸer yandan Çar ordularına karşı mücadele etmek zorunda kalmışlardır. 1917’de Aktübe ve Uralsk Kongreleri ile Orenburg’da toplanmış olan Büyük Kazak Kurultayı, memleketin teÅŸkilatlandırılmasına yönelik önemli kararlar almışlardır. Bu kurultayda alınan kararlardan bazıları ÅŸunlardır:

1.Rus güçlerinin Türkistan’a gönderilmesinin durdurulması.

2.Hükümet tarafından gasp edilip, Rus muhacirlere dağıtılan toprakların Türklere iade edilmesi.

3.1.Dünya Savaşı’nda geri hizmetlerde kullanılmak üzere toplanan Türklerin geri yollanması.

4.Türklerin ve Rusların idari işlerinin ayrı olması.

5.Eğitimin herkesin anadiliyle yapılması.[39]

Gerçek ÅŸu ki, Türklerin üstün Rus güçleri karşısında baÅŸarılı olma gibi bir ihtimali bulunmadığı gibi, tam manasıyla Rus idaresi altına alınamayacağı da şüphe götürmez bir hal almıştır. Bu sebeple Sovyet-Rusya üç sene süren kanlı savaÅŸlardan sonra Kazaklar için 1919’da ayrı bir hükümet kurmuÅŸ ve Orenburg’u baÅŸkent yapmıştır. Fakat Kazaklar da Rus egemenliÄŸini tanımak zorunda kalmışlardır. GiriÅŸtikleri hürriyet mücadelesini komünist sistem içinde Türk birliÄŸini saÄŸlama çabaları Sovyetleri yeniden telaÅŸlandırmıştır. Türklerin komünist rejim altında bir “Türkistan BirliÄŸi” yaratma faaliyetlerine karşı Sovyet idaresi eski anlaÅŸmazlıkları körükleyerek iÅŸi kavmiyetçiliÄŸe dönüştürmek istemiÅŸtir. Nitekim Mart 1924’te TaÅŸkent’te düzenlenen Kongre’de Sovyet kışkırtmalarıyla Türkistan halklarının her biri ayrı Cumhuriyetler halinde yaÅŸamak istediklerini belirtmiÅŸlerdir. Merkezi Toprak Komitesi’nin sınırlarını belirlediÄŸi yeni Cumhuriyetlerden biri olan Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, bağımsızlığını elde edinceye kadar Sovyetler BirliÄŸi’ne baÄŸlı kalmıştır.[40] 1924 Otonom Kazakistan Sovyet Cumhuriyeti, merkezini Ak Mescit’e taşımış, burada dört yıl kaldıktan sonra 1928’de baÅŸkentin bir Rus ÅŸehrinde olmasını daha güvenli görerek ÅŸimdiki Almatı’ya taşımıştır.[41]

Bu geçiÅŸ döneminde özellikle 1920’lerden 1970’lere kadar olan süre içerisinde Kazakistan’ın göçebe halkı için bir çok yerleÅŸtirme planı uygulanmış ve bu arada milyonlarca Kazak canını ve malını kaybetmiÅŸtir. ÖrneÄŸin, 1707 yılında Rus Çarlığı’na karşı bir isyana kalkışan ve sonra Osmanlı himayesine girerek Manyas Gölü kıyısına yerleÅŸen Don Kazakları SSCB BaÅŸkonsolosluk yetkilerinin etkisiyle 1962 senesinde tekrar yurtlarına döndürülmüşlerdir.[42]

Kazakistan Sovyet Cumhuriyeti, Sovyet Birliği döneminde de sömürülmek istenmiştir. Öyle ki Rusya yalnız iktisadi alanda değil din, dil tarih ve kültürel alanlarda da büyük çapta asimile hareketi içine girmiştir. Her ne kadar Sovyet idaresi Kazakları milli kültür ve tarihlerinden koparmak için yoğun baskılar yapmışsa da Kazaklar sonunda milli benliklerinden vazgeçmemişlerdir.

1980’li yılların sonuna gelindiÄŸinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirliÄŸi’nin dağıldığını görmekteyiz. Bu olay Kazakistan tarihinde yeni bir baÅŸlangıç doÄŸurmuÅŸtur. Şöyle ki, SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Kazakistan 25 Ekim 1990’da egemenliÄŸini 16 Aralık 1991’de de bağımsızlığını ilan etmiÅŸ ve bu tarihten itibaren Bağımsız Kazakistan Devleti dönemi baÅŸlamıştır.

V. BAĞIMSIZ KAZAKİSTAN DEVLETİ

1980’li yılların sonu ve 1990’lı yılların baÅŸları bir zamanların süper gücü olan SSCB’nin dağılmasına, ardından da Bağımsız Devletler TopluluÄŸu’nun kurulmasına ÅŸahitlik etmiÅŸtir. Bu dönem zorlu siyasi ve sosyal-ekonomik çalkantılarla geçmiÅŸtir. Aynı zamanda devletlerin her biri için milli bağımsızlık ve devlet egemenliÄŸi sorunları daha ön plana çıkmıştır. Stalin totalitarizmi döneminde Sovyet BirliÄŸi içerisinde bulunan halkların toplumsal ve milli düşüncesi önemli ölçüde zarar görmüştür. Sovyet hakimiyeti, modası geçmiÅŸ sınırsız gücü, her yere ulaÅŸabilen, baskıcı emir sistemi yönetimiyle idare edilen, üniter bir devlete dönüşmüştür. Bu ÅŸartlar altında cumhuriyetler ve merkez iliÅŸkilerinde yeni esaslar üretecek yeni Birlik AnlaÅŸma’sı imzalama mecburiyeti ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Nisan 1990’da SSCB Yüksek Kurulu, “SSCB Cumhuriyetleri ve Otonom Devletleri Arasındaki Ekonomik İliÅŸkiler Esası” ve “Birlik İçerisindeki Cumhuriyetlerin SSCB’den Ayrılma Sorunun Çözüm Düzeni” kanunlarını kabul etmiÅŸtir.[43]

Modern bağımsız Kazakistan Devleti’nin ortaya çıkması ise Dinmuhammed Kunayev ile Nursultan Nazarbayev’in büyük rolleri vardır. Kazak Türkleri’nin ülke idaresine ve komünist Partisinin yönetimine katılmasını saÄŸlayan kiÅŸiler onlardır. Nazarbayev için en kritik günler, Aralık 1986’da Kunayev’in görevinden uzaklaÅŸtırılması ve Rus Kolbin’in Kazakistan Komünist Partisi’nin başına getirildiÄŸi günlerdir. Nazarbayev’in bu dönemde yapılan hataları dürüstçe ortaya koyması ve Kunayev’le olan iliÅŸkilerini devam ettirmesi halkın takdirini kazanmıştır. Kolbin’in Moskova’da baÅŸka bir göreve tayin edilmesi üzerine Nazarbayev, 22 Haziran 1989’da Kazakistan Komünist Partisi BaÅŸkanlığı’na getirilmiÅŸtir. Bundan sonra Kazakistan’ın haklarını ve menfaatlerini daha çok gözeten Nazarbayev, halkın kalbinde büyük bir lider olarak yer etmiÅŸtir. Kazakistan’ın istiklale gidiÅŸini hızlandıran olay ise şöyle geliÅŸmiÅŸtir. Kazakistan Hükümeti aldığı bir kararla genel seçime gitmiÅŸ 24 Nisan 1990’da Nazarbayev, parlamento tarafından ilk Kazak baÅŸkanı olarak seçilmiÅŸtir. Bu sırada Sovyet Cumhuriyetleri’nin, Moskova’nın sömürüsüne daha fazla dayanamayıp bir biri ardına bağımsızlıklarını ilan etmesi ve Gorbaçev’in buna engel olmaması, eski pozisyon ve menfaatlerini kaybetmekte olan Komünist Partisi, Kızıl Ordu ve K.G.B. yetkilileri oldukça rahatsı etmiÅŸtir. Fakat olaylar hızla geliÅŸmekteydi ve her cumhuriyetin bağımsızlığını ilan etmesiyle SSCB dağılmıştır.[44]

25 Ekim 1990’da Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yüksek Kurulu, “KSSC’nin Devlet egemenliÄŸi” bildirisi kabul etmiÅŸtir. “KSSC egemen bir devlet olup diÄŸer egemen cumhuriyetlerle BirliÄŸe kendi iradesi ile katılır ve aralarındaki iliÅŸkileri de anlaÅŸmalar esasına göre düzenler,” denilmektedir.[45] 25 Ekim 1990’da egemenliÄŸini elde ederek, bugünkü Bağımsız Devletler TopluluÄŸu’nun en önemli üyelerinden biri olmuÅŸtur.

16 Aralık 1991 tarihinde ilan edilen bağımsızlık ile Kazakistan ve Kazak Halkı için birçok pozitif geliÅŸiminin dönüm noktası baÅŸlamıştır. Kazaklar için bu deÄŸiÅŸiklik, Orta Asya’nın baÄŸrında yüzyıllardır meskun yaÅŸayan göçebe halkın varlığının uluslar arası camiaca tanınmasıdır. Bağımsızlığı izleyen yıllarda ise Kazakistan’da siyasi ve idari kadroların KazaklaÅŸtırılmasına yönelik çalışmalar baÅŸlatılmıştır.[46]

16 Aralık 1991’de “Kazakistan Cumhuriyeti Bağımsızlığı” konulu Anayasa’nın yürürlüğe girmesiyle halkın kendi kaderini tayin etme hakkı, hukukun üstünlüğü ve birey özgürlüğü, siyasi istikrar, iktidarın paylaşımı, milletlerarası uyum vs. gibi demokrasinin temel ilkeleri ortaya konulmuÅŸtur.[47] Buradan ÅŸunu açıkça görmekteyiz ki Kazakistan’da yeni baÅŸlayan demokrasi geleneÄŸi kısa sürede oturmuÅŸtur. 1994, 1995 ve 1996 yıllarında ard arda yapılan seçimler, demokrasinin iÅŸlediÄŸini göstermekle birlikte siyasi istikrar anlayışını da ifade etmektedir.[48]

Kazakistan’da birbirini takip eden siyasi reformlar sonucunda kendine özgü demokratik bir sistem oluÅŸturulmuÅŸtur. Devlet yapısının esasında, ortak devlet iktidarının yaÅŸama, yürütme ve yargı dallarında ayrılık ilkesine baÄŸlı olması tasdik edilmiÅŸtir. Üstelik devlet baÅŸkanı ve temsil organlarının genel seçim uygulamasına geçiÅŸi gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Çok partili sistemin oluÅŸmasına baÅŸlangıç teÅŸkil eden siyasi çeÅŸitlilik kanunen kabul edilmiÅŸtir.[49] Kazakistan’ın demokratikleÅŸme yolunda olduÄŸuna dair en güzel kanıtı Nursultan Nazarbayev’in ÅŸu sözlerinde bulmaktayız: “Anayasa ve demokratik tercihimizin en büyük dayanağı, her türlü diktatörlüğün hortlamasına yol verecek Kazakistan halkıdır. Bu ilkeden hareket ederek; Cumhuriyette çok partinin oluÅŸmasını desteklemeyi ve hiçbir partiye üye olmamayı kutsal borç olarak sayıyorum. GeçiÅŸ döneminde devlet baÅŸkanının her hangi bir partiye üye olmamasının iki olumsuz sonucu olacaktır. Birincisi; parti ken geliÅŸimi için objektif durumda deÄŸil, baÅŸkanın gücünden faydalanarak imkanlar kazanacak, ikincisi; her iki durum da halkın birliÄŸi ve devlet yönetiminin, anayasa hakimiyetinin, insan ve vatandaÅŸ özgürlüğü ve hakların temsilciliÄŸi ile baÄŸdaÅŸmaz.[50] İşte Nazarbayev, bir devlet baÅŸkanında bulunması gereken sıfatları bu ÅŸekilde belirtirken sıfatları bu ÅŸekilde belirterek demokrasi yolunda bu vasıfların gerekliliÄŸini de ortaya koymaktadır.

Özetle, bağımsızlık yıllarından itibaren demokratikleşme ve siyasi dönüşüm süreci belirli aşamalardan geçen Kazakistan Cumhuriyeti, hukuk devleti ve sivil toplum kurumlarının oluşturulmasında büyük başarılar elde etmiştir. Kısa bir süre komünist partinin tek parti diktatörlüğünden, çok partili hayata ve çoğulculuğa geçiş sağlanmıştır. Gerçek demokrasinin göstergesi ise halkın hak ve özgürlüğünün sağlanması, bağımsız medya kuruluşlarının gelişmesi, sivil toplum kuruluşlarının oluşturulmasıdır.[51]

III. BÖLÜM

KAZAKİSTAN’IN İKTİSADİ VE SOSYO-KÜLTÜREL YAPISI

I. İKTİSADİ HAYAT

Kazakistan önemli bir tarımsal ürün üreticisi ve dış satımcısı ülkedir. Buna ek olarak eski Sovyet BirliÄŸi Ülkeleri arasında enerji üretimi bakımından ön sırada yer almaktaydı. Petrol alanında ikinci, kömür üretiminde üçüncü ve doÄŸalgaz üretiminde altıncı sırada yer alan ülke konumundaydı. Sovyet BirliÄŸi döneminde Batı Sibirya’daki kolay iÅŸlenilebilir petrol yatakları öncelikle deÄŸerlendirildiÄŸinden Kazakistan’da çok geniÅŸ petrol ve doÄŸalgaz rezervleri dokunulmadan kalmıştır. Ülkedeki kadrolar ise yabancı sermayeden en iyi ÅŸekilde yararlanmayı düşünen yenilikçi kiÅŸilerdir. Bu nedenle ülkedeki yalnız petrol ve doÄŸalgaz deÄŸil, tüm kaynakların deÄŸerlendirilmesi yönünde oldukça önemli adımlar atılmıştır.[52]

BaÅŸkurdistan’ın iÅŸgalinden sonra, Rusların Kazakistan’a girmesiyle verimli toprakları istila edilmiÅŸ ve iktisadi yapı sarsıntıya uÄŸramıştır.[53] 1854 ve 1893’de Rus hükümetinin aldığı kararlarla pek çok Rus göçmeni, Kazak Türkleri’nin topraklarına yerleÅŸtirilmiÅŸtir.[54] Rusya’nın Kazakistan’ı tabiyyetine almakla ona yüklemek istediÄŸi yükümlülükler ÅŸunlardır: a) Rusya’nın doÄŸu sınırlarının güvenliÄŸini temin etmek, b) Kazaklarla mübadele ticaretini geniÅŸletmek ve Kazak topraklarını DoÄŸu Ülkeleri ile ticaret yapmada aracı olarak kullanmak. Zira Kazakistan, bütün Asya memleketlerinin anahtarı ve kapısıdır. Kazakistan, Rusya için taşıdığı bu stratejik önemin yanısıra, Rusya için zaruri olan bakir tahıl sahalarına, zengin hayvancılık ve ürünlerine sahiptir.[55] Dolayısıyla Rusya için bölgede hakimiyetini tesis etmek oldukça önem arz etmekteydi. Tüm bu sebeplerden dolayı Kazakistan gerek Çarlık idaresi döneminde gerekse Sovyet idaresi döneminde acımasız bir sömürü idaresine tabi tutulmuÅŸtur.

Bunun sonucu olarak da ülke, bağımsızlığının ilk yıllarında sosyalist sistemden serbest Pazar ekonomisine geçiÅŸin faturasını çok ağı bir üretim düşüşü ve astronomik enflasyon artışı ile ödemiÅŸtir. 1990’lı yıllarda görülen bu ekonomik gerilemede, Sovyetler BirliÄŸinin dağılmasının sonucu olarak eskiden bir merkez tarafından yönetilen hizmetlerin yeniden organizasyonunun getirdiÄŸi geçici sıkıntıların yanısıra mülkiyet rejiminin deÄŸiÅŸmesinin (özelleÅŸtirme) de önemli payı bulunmaktadır. Yeni mülkiyet rejimi kısa vadede adaptasyon sıkıntılarına neden olmuÅŸtur.[56]

16 Aralık 1991’de bağımsızlığın ilanından kısa bir süre sonra bir dizi iktisadi reformlar baÅŸlatan Kazakistan, merkezi planlı ekonomiden Pazar ekonomisine geçmek ve yabancı sermayeyi çekmek için de çabalarını arttırmıştır. Bu reformlar; kamu tekelciliÄŸini ortadan kaldırma, özelleÅŸtirme borçların yeniden yapılandırılması, bankacılık reformu, gümrük ve vergi reformu, ticarette liberalleÅŸme, yatırımların teÅŸvik kanununun çıkarılması ÅŸeklinde özetlenebilir.[57]

Kazakistan hükümetinin ekonomiyi iyileÅŸtirmeye yönelik tedbirlerinin başında, şüphesiz yabancı yatırımlarının desteklenmesi ve özelleÅŸtirme programı yeralmaktadır. Bağımsızlıktan sonra zarar eden devlet kuruluÅŸlarının yeniden yapılanması için çeÅŸitli çalışmalar yapılırken, verimsiz iÅŸletmelerin maliyetleri kısılarak özel teÅŸebbüse devredilmeleri konusunda planlar yapılmıştır. 8 Åžubat 1992 yılında CuhurbaÅŸkanı Nazarbayev, “Sanayi Sektöründe Üretimin İstikrarı ve Arttırılmasına İliÅŸkin Tedbirler” adı altında bir kanunu imzalamıştır. Buna göre zarar eden devlet kuruluÅŸları özel ÅŸirketlere kar etmesi ÅŸartıyla devredilmiÅŸtir.[58]

BaÅŸta petrol sektörü olmak üzere DoÄŸudan Yabancı Sermaye (DYS) yatırımları son zamanlarda Kazakistan’ın ihtiyaçlarının artması ve devlet garantisine alınması, ülke ekonomisine yabancı yatırımların iktisadi kurallara göre gerçekleÅŸtirilebilmesi ve uyuÅŸmazlıkların halledilmesi ile ilgili yasal düzenlemeleri kapsayan DYS Kanunu, Ocak 1995 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiÅŸtir. Bu konuda yabancı yatırımların devlet garantisine alınma ÅŸartları belirlenmiÅŸtir.[59]

Öte yandan Kazakistan’ın zengin maden kaynaklarıyla dünya piyasasına çıkmasıyla birlikte diÄŸer ülkeler bu fırsatı deÄŸerlendirmek için devlet düzeyinde ekonomik, bilimsel ve kültürel iliÅŸkiler kurmaya çalışmaktadırlar. Bu da Kazakistan için bağımsız dış ekonomi politikası geliÅŸtirme ve diÄŸer ülkelerle iliÅŸkilerini geliÅŸtirmesi açısından faydalı olmaktadır. Bugün yaklaşık 124 ülke ile ticari iliÅŸkileri olup, her yıl 60-80 milyon dolarlık geri ödemesiz bilateral ve multilateral zeminlerde yardım almaktadır. Bu teknik yardımı yapan ülkeler ve güçler arasında Amerika, Japonya, İngiltere, Fransa, Almanya, Avrupa BirliÄŸi ve Dünya Bankası yer almaktadır.[60] Ülkede halen varolan problemler, alınan yardımlar ve izlenecek doÄŸru ekonomi politikalarıyla şüphesiz kısa sürede aşılacaktır.

Kısacası, Çarlık ve Sovyet idareleri döneminde diÄŸer Türk Cumhuriyetlerin’de de olduÄŸu gibi Kazakistan’ın sanayileÅŸmesi büyük ölçüde ihmal edilerek daha ziyade bir hammadde deposu durumuna sokulmuÅŸtur. Ülkenin iktisadi yapısı, Sovyet ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik merkezi planlamanın ekonomik ve politik sonuçlarını yansıtmaktaydı. Fakat bağımsızlığı izleyen yıllarda sosyalist sistemden serbest Pazar ekonomisine geçiÅŸin faturası Kazak halkı için oldukça ağır olmuÅŸtur. Tüm bu olumsuzluklara raÄŸmen özellikle 1996’dan itibaren ülkede çok olumlu ekonomik geliÅŸmeler yaÅŸanmıştır. Dünya 105 ülkenin resmi olarak tanıdığı Kazakistan Cumhuriyeti, dünya ekonomisi içinde de yerini almaya çalışmaktadır.

II. KAZAKİSTAN’IN EĞİTİM VE KÜLTÜR HAYATI

Kazakistan’ın geleneksel eÄŸitim kurumları, giderleri aile tarafından karşılanan özel mektep ve medreseler idi. Aileler çocuklarını dini eÄŸitim almaları için çoÄŸunlukla Türkistan’ın Buhara, Semerkant, TaÅŸkent gibi İslam kültürünün merkezlerine gönderirlerdi. Bütün bu mekteplerde eÄŸitim Arap alfabesiyle yapılırdı. Gerek yeterli eÄŸitim araç-gereçlerinin bulunmasına gerekse öğretmen eksikliÄŸine raÄŸmen ulusal kurtuluÅŸ hareketlerine yön verenlerin, ilk Kazakça kitap, gazete ve dergi çıkaranların hepsinin ilk eÄŸitimlerinin bu mekteplerden olduklarını görmekteyiz. 20. yy’a yaklaşıldığında ise söz konusu mektepler artık çaÄŸdaÅŸ gereksinimleri karşılamanın çok gerisinde kalmıştır. Bu sebeple dini temeldeki geleneksel Kazak mekteplerini yeniden yapılandırmak için bir reform hareketi baÅŸlatılmıştır. Böylece din derslerinin yanısıra matematik, tarih, coÄŸrafya, tabiat bilgisi vb. dersler de okutulmaya baÅŸlanmıştır.[61]

Kazakistan’ın Rus iÅŸgaline uÄŸradığı dönemlerde Kazak Türkleri eÄŸitim ve kültür alanlarında da RuslaÅŸtırma ve HıristiyanlaÅŸtırma faaliyetlerine maruz kalmışlardır. Eski usul medrese ve mektep eÄŸitiminden bilhassa Gaspıralı İsmail Bey’in çalışmalarıyla yeni usul mekteplere kavuÅŸan Kazaklar, Rusların bu faaliyetlerinden oldukça büyük zarar görmüşlerdir.[62] Tüm bu engellemelere ve sınırlamalara karşı Kazakistan’ın hemen her bölgesinde özellikle İslam dininin güçlü olduÄŸu Güney Kazakistan’da müslüman açılması sürmüştür. Buda Kazak Türklerinin saÄŸlam İslam inancının bir göstergesidir.[63]

Kazak Türklerinin milli benliklerine tam kavuÅŸmaya baÅŸladıkları sırada ortaya çıkan BolÅŸevik İhtilali ve ardından gelen Sovyet idaresinin getirdiÄŸi prensipler, Kazakların tam anlamıyla Kazakların tam anlamıyla bir kültür asimilasyonu ile karşı karşıya gelmiÅŸtir. Çarlık döneminde, bütün Türk boylarının RuslaÅŸtırılması ve HıristiyanlaÅŸtırılması çalışmalarının öncülüğünü yapmış olan İlmsky’nin geliÅŸtirdiÄŸi metodu benimseyen Sovyetler, Kazakları Türkler’den ayrı milletmiÅŸ gibi eÄŸitme yoluna gitmiÅŸtir. Türkiye Türkçesin’den uzak ve diÄŸer Türk lehçeleri ile de alış veriÅŸi kesilen Kazak Türkçesi, ilim ve eÄŸitim dili olmaktan uzak kalmıştır.[64] Özellikle Sovyet idaresi Kazakları milli kültür ve tarihlerinden koparmak için yoÄŸun baskılar yapmışlarsa da Kazakların kendi milli kahramanlarını, tarihlerini ve kültürlerini rahatça öğrenmeleri engelleyememiÅŸtir.

Bağımsızlığı kazanmasından sonra, eÄŸitim içeriÄŸi ve eÄŸitim sistemindeki deÄŸiÅŸiklikler hakkında önemli planlamalar yapılmıştır. DiÄŸer cumhuriyetlerle birlikte Kazakistan da yut dışına çok sayıda öğrenci göndermiÅŸtir. ABD, Almanya, Fransa gibi ülkelerin yanısıra en fazla öğrenci Türkiye’ye gönderilmiÅŸtir.[65] Ayrıca Türkiye’den de 1994-1995 öğretim yılında 150 lisans, 50 doktora olmak üzere toplam iki yüz öğrencilik kontenjan öğrenci tahsis edilmiÅŸtir. Bugünkü Kazakistan’ın eÄŸitim hayatının hızla ilerlediÄŸine en güzel kanıt ise ülkedeki oku-yazar oranlarındaki deÄŸiÅŸmelerde görmekteyiz. 1917 BolÅŸevik İhtilalinin ilk yıllarında % 2 olan oku-yazar oranı %100’e çıkmıştır.[66]

Kazak kültürünü daha yakından tanımak için Kazakların edebi ve dini hayatlarına bakmak yeterli olacağı kanısındayım. Zira Kazaklar tarihleri boyunca yaÅŸadıkları her türlü olayı, gelenek ve göreneklerini, maneviyatlarını edebi ve dini anlayışlarına yansıtmışlardır. Edebi anlamda, Kazak Türkleri’nin çok zengin bir halk edebiyatına ve deÄŸerli aydın ve ÅŸairlere sahip olduÄŸunu bilmek gerekir. Klasik İslam medeniyeti mahsulü Yusuf ile Züleyha, Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre ile mahalli kültürden kaynağını alan Ayman Åžolpan, Åžakir Åžekret, BozoÄŸlan, Kozı KörpeÅŸ hikayeleri sözlü edebiyatın önemli eserleridir. Ayrıca Tatar Türkleri vasıtasıyla Türkiye Türklerin’de Kazak Türkleri’ne geçen Kelbela, KesikbaÅŸ, Baktal Gazi Kerbele Vakası, Ahmediye, Muhammediye halk kültürü zenginliklerindendir.[67] Kazak edebiyatlarının en önemli ÅŸahsiyetleri arasında yer alan, Albay Kunanbayev, Çokan Velihanov, Ahmet BaytursunoÄŸlu, Alihan Bökeyhan gibi aydınlar ortaya koydukları eserlerle Kazaklar arasında Milli ÅŸuurun uyanmasına hizmet etmiÅŸlerdir.[68]

Kazak kültürünün ÅŸekillendirilmesinde etkili olan bir diÄŸer unsur ise din faktörüdür. Uzun süre Rusların, HıristiyanlaÅŸtırma faaliyetlerine maruz kalmalarına raÄŸmen, kazaklar islami hareketlerini muhafaza etmeyi baÅŸarmışlardır. Hatta bu konuda ilk kazak eÄŸitimcisi olan Ibıray Altınsarin, Rusların çabalarını etkisiz kılmak için Åžeriatü’l İslam Müslümanlıktın Tutkası adlı ilmihali yazmıştır. NahÅŸibendi, Yesevi, Kadiri tarikatlarının faaliyetlerinin bulunduÄŸu ülkede, Müslümanların yoÄŸun olarak bulundukları bölgelerde İslami inanç ve ibadetler devam etmektedir.[69]

Ez cümle Kazakistan toplumunun günümüzdeki durumu, belirli kültür ve yaÅŸam dönüşümünü göstermektedir. Kazakistan toplumu, çeÅŸitli milli psikoloji, kültür ve geleneklere sahip halkların birlikte yaÅŸayabileceÄŸine, dostluk ve manevi yakınlık iliÅŸkilerine dönüşen, yapıcı ve bütünleÅŸtirici baÄŸları kurulabileceÄŸini görmüş bir toplumdur. Bu sebeple de Kazakistan’ın kültür sürecinin,milli kültürlerin karşılıklı etki ve faaliyetlerinin sonucu oluÅŸturulduÄŸunu söyleyebiliriz.

III. TÜRKİYE-KAZAKİSTAN İLİŞKİLERİ

Türkiye ile kardeÅŸ cumhuriyet Kazakistan gerek ikili iliÅŸkileri de, gerekse uluslar arası iliÅŸkilerde ortak hareket etmektedir. Bilhassa iki ülke arasındaki ekonomik iliÅŸkiler oldukça düzeylidir. Türkiye Cumhuriyet’i, Kazakistan’a en çok yatırım yapan ülkeler arsında ilk üç sıraya girmektedir.[70] 1993 yılından itibaren, Türk Cumhuriyetlerine Türk Eximban kanalı ile 1,1 milyar dolarlık açılan kredinin 240 milyon doları Kazakistan’a açılmıştır.[71] Türkiye’den aldığı bu krediye ek olarak 100 milyon dolar daha isteyen Kazakistan Cumhuriyetinde 158 Türk firması çeÅŸitli alanlarda iÅŸ almış ve yatırım yapmış bulunmaktadır. Türk firmalarının üstlendiÄŸi projenin mali portresi 961 milyon doları bulmuÅŸtur. Bunun dışında 687 milyon dolarlık projeleri de yine Türk firmaları gerçekleÅŸtirecektir.[72]

Türk iÅŸ adamları Kazakistan ile mevcut olan ve gelecekte çok daha fazla geliÅŸeceÄŸi tarım ve tarıma dayalı sanayi alanlarında ticaret ve yatırım olanaklarını deÄŸerlendirebilmeleri, ülkenin tarım ve tarıma dayalı sanayi yapısını çok iyi bilmelerine baÄŸlıdır. Yine Kazakistan’da hammadde, emek ve enerji bol ve ucuzdur. Buna karşılık teknoloji yeterince geliÅŸmemiÅŸtir. Zaman içinde ülkede, yabancı giriÅŸimlerle ilgili hukuki altyapının iyileÅŸtirilmesi, mevcut enerji kaynaklarının daha iyi iÅŸletilmesi sonucu ekonomik gücün artması beklenmektedir. Tüm bunların sonucu olarak Türk iÅŸ adamlarının bu ülkeye yeni teknolojileri götürülmesi, yatırımlarını geliÅŸtirmesi ve kurulacak ortaklıkla üretilecek ürünlerin dünya pazarına elveriÅŸli koÅŸullarla sunulması umulmaktadır.[73]

DiÄŸer taraftan Türkiye Kazakistan’a önemli miktarda insani yardımda göndermiÅŸtir. Bağımsızlıktan hemen sonra öğrenci alış-veriÅŸiyle baÅŸlayan gidiÅŸ-geliÅŸ, ortak olarak açılan lise ve üniversiteler ile tamamlanmıştır. Türk Dünyası AraÅŸtırmaları Vakfı ve KATEV (Kazak-Türk EÄŸitim ve Kültür Vakfı), Kazakistan’da açılan Kazak-Türk liseleri ile eÄŸitim konusunda iÅŸbirliÄŸi içerisindedirler.[74]

Son olarak iki ülke arasındaki dayanışmaya örnek olarak askeri alanda, eÄŸitim ve teknoloji alanlarında kurulan seviyeli iliÅŸkileri gösterebiliriz. Bu çerçevede pek çok Kazak gencine Türkiye’nin askeri akademilerinde öğrenim görme imkanı saÄŸlanırken, Türk subayları da Kazak meslektaÅŸlarıyla karşılıklı tecrübe alışveriÅŸinde bulunmaktadırlar.[75]

SONUÇ

Kazak atasözünde de denildiÄŸi gibi “yürüyen insan yolun hakkından gelir”, bugünkü Kazakistan Cumhuriyeti bağımsızlık yolunda verilen uzun bir mücadelenin sonunda doÄŸmuÅŸtur. Bilhassa ülkenin son yılları çok sayıda karışıklık ve zorluklarla geçmiÅŸtir. Ancak Kazakistan demokratik ve açık toplumuyla bağımsız bir devlet olarak yeni yüzyıla emin adımlarla girmektedir.

Uzunca bir süre Rus sömürüsü altında kalan Kazaklar, hür, müstakil, cesur manalarına gelen adlarının hakkını vermiÅŸler, bağımsızlık mücadelesini kazanmışlardır. Rusya’nın Türkistan yönünde geniÅŸlemesi karşısında bölgede yaÅŸayan unsurlardan biri olan Kazaklar, baÅŸlangıçta düşmana karşı diÄŸer Türk gruplarla ortak bir cephe oluÅŸturmuÅŸlardır. Daha sonraları ise Rus entrikaları sebebiyle bir araya gelmeleri mümkün olmamıştır. Ruslar tarafından kendi topraklarında azınlık durumuna düşürülen Kazaklar iktisadi, kültürel, demografik gibi her türlü asimile hareketlerine maruz kalmışlardır. Tarihi Rus siyasetinin temeli, HıristiyanlaÅŸtırma-RuslaÅŸtırma ve böl-yönet politikalarına dayanmaktadır.

Söz konusu Rus emperyalizminin bölgeye yerleÅŸmesi 1. Dünya Savaşına kadar devem etmiÅŸ, bu tarihten itibaren ülkenin içinde baÅŸ gösteren bunalımlar, Türkistan’da yaÅŸayanların ve diÄŸer toplumların bağımsızlığa doÄŸru gidiÅŸlerinde önemli bir dönüm noktası olmuÅŸtur. Zira Rusya’daki BolÅŸevik İhtilali sonrasında Çarlık Rusya’nın yerini alan Sovyet idaresinin de Türkistan toplulukları için aynı siyaseti devam ettirmesi bu toplumların milli kuruluÅŸ mücadelelerini hızlandırmıştır. 1924 yılında TaÅŸkent’te düzenlene Kongrede ayrı Cumhuriyetler halinde yaÅŸamak istediklerini belirtmiÅŸler ve Merkezi Toprak Komitesi her bir Cumhuriyetin sınırlarını belirlemiÅŸtir. Bu yeni Cumhuriyetlerden biri olan Kazakistan bağımsızlığını kazanıncaya kadar Sovyetler BirliÄŸine baÄŸlı kalmıştır. 1980 yılında Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte Kazakistan’ın bağımsızlığının önü açılmıştır. 25 Ekim 1990’da egemenliÄŸini, 16 Aralık 1991’de de bağımsızlığını kazanan Kazakistan, bu tarihten itibaren egemen bir devlet dünya arenasındaki yerini almıştır.

Bağımsızlığının ardından Çarlık ve Sovyet idaresi döneminde geri kalmışlığı telafi etme yoluna giren Kazakistan, başta Türkiye olmak üzere pek çok dünya ülkesi ile ilişkiler içerisine girmiştir. Kültürel yozlaşmanın ise öz kültürlerine ve manevi değerlerine sarılmak suretiyle gidermeye çalışmışlardır. Kısacası, tarihi gelişimi süresince milli benliğini ve kültürünü kaybetmemek için büyük bir savaş veren Kazak toplumu bu savaştan galip olarak çıkmış ve adına yakışır bir idari yapı kurmuştur.

KAYNAKÇA

ARAT, R.Rahmeti, “Kazakistan”, İslam Ansiklopedisi, C.VI, MEB Yay. İstanbul, 1985.

ARMAĞOĞLU, Fahir 20. yüzyıl Siyasi Tarihi, C.I-II, Akım Yayınları Ankara, 1990.

AYAN, Ekrem, “Muhtar Ayezov ve Abay Yolu”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

ÇARIKÇI, Emin, “Bağımsızlığından Bugüne Kazakistan’daki ekonomik GeliÅŸmeler”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

GÖKDAÄž, Bilgehan Atsız, “Kazakistan Cumhuriyeti’nin Dil Siyasetine Sosyo-Lengüistik bir Yaklaşım”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

GÖMEÇ, Sadettin, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1999.

KALKAN,İbrahim, “Kazak Siyasi Düşüncesinin GeliÅŸimi ve Kazak Gazetesi (1913-1918)”, Türkler, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

KESİCİ, A. Kayyum, “BolÅŸevik İhtilalinden Önce Kazak Türklerinde EÄŸitim, Kültür ve Fikir Hayatı”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

KIRIMLI, Meryem, “Kazakistan’da Milliyetçilik”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

KOZIBAEV, Manas K. MAJIJOV, Sattar F., “Kazakistan Cumhuriyeti”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

NAZARBAYEV, Nursultan, “ÖktemÅŸildik Me, Elde Demokrasya Mı? , Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

ORALTAY, Hasan “Kazakistan Kazakların”, TDA s.47 Nisan 1987.

ÖZKAN, Nevzat, Türk Dünyası (Nüfus, Sosyal Yapı, Dil, Edebiyat), Geçit Yayınları, Kayseri, 1997.

SARAY, Mehmet, Yeni Türk Cumhuriyetleri Tarihi, TTK Yayınları, Ankara 1996

SERTÇELİK, Seyit, “Rus İmparatorluÄŸu’nun Avrupa Yakasında YaÅŸayan Türklerin Demokratik Dağılımı ve Çarlık Rusya’nın Türklere Yönelik Politikaları”, Genel Türk Tarihi, C.IX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

SOMUNCUOÄžLU, Servet, “Don Kazakları”, Atlas Dergisi, s.116, Kasım 2002

SÖYLEMEZ, Orhan, “Bağımsızlığın 10. Yılında Kazakistan Cumhuriyeti”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

TOBB, Kazakistan (Tarım ve Tarıma Dayalı Sanayiinin Yapısı ve Türkiye İlişkileri Açısından Değerlendirilmesi). Ankara, 1996.

YALIN, Seyfullah, “Çarlık İdaresindeki Kazakistan’da Ticari Hayat”, Türkler, C.XIX, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002

İÇİNDEKİLER GİRİŞ. 1

I. BÖLÜM… 3

KAZAKİSTAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER.. 3

I. ÜLKE ÇOĞRAFYASI VE İKLİMİ3

II. TABİİ KAYNAKLAR.. 4

III. NÜFUS VE İSTİHDAM… 5

II. BÖLÜM… 7

DÜNDEN BUGÜNE KAZAKİSTAN TARİHİ7

I. KAZAK ADI VE KAZAK TÜRKLERİ7

II. RUS İDARESİ ÖNCESİ KAZAKİSTAN.. 8

III. ÇARLIK RUSYA’SI İDARESİNDE KAZAKİSTAN VE GELENEKSEL RUS POLİTİKALARI9

IV. KAZAK TÜRKLERİNİN RUS EMPERYALİZMİNDEN KURTULMA MÜCADELESİ12

V. BAĞIMSIZ KAZAKİSTAN DEVLETİ14

III. BÖLÜM… 17

KAZAKİSTAN’IN İKTİSADİ VE SOSYO-KÜLTÜREL YAPISI17

I. İKTİSADİ HAYAT. 17

II. KAZAKİSTAN’IN EĞİTİM VE KÜLTÜR HAYATI19

III. TÜRKİYE-KAZAKİSTAN İLİŞKİLERİ21

SONUÇ.. 23

KAYNAKÇA.. 25

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG]

T.C. OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANA BİLİM DALI / YAKINÇAĞ BÖLÜMÜ ÇAĞDAŞ TÜRK DÜNYA TARİHİ SEMİNER ÇALIŞMASI KAZAKİSTAN TÜRK CUMHURİYETİ DANIŞMAN Yard. Doç. Dr. Meral BAYRAK HAZIRLAYAN Emel DURAL 232112002001 Haziran 2003 [IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif[/IMG]ESKİŞEHİR

[1] Bilgehan Atsız GökdaÄŸ, “Kazakistan Cumhuriyeti’nin Dil Siyasetine Sosyo-Lengüistik bir Yaklaşım”, Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.415.

[2] R.Rahmeti Arat, “Kazakistan”, İslam Ansiklopedisi, C.6, İstanbul, 1985, s.494.

[3] Orhan Söylemez, “Bağımsızlığının 10. Yılında Kazakistan Cumhuriyeti”, Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.340.

[4] Fahir Armağoğlu, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Ankara, 1990, s.936-940.

[5] Mehmet Saray, Yeni Türk Cumhuriyetleri Tarihi, Ankara, 1996, s.71.

[6] TOBB, Kazakistan (Tarım ve Tarıma Dayalı Sanayiinin Yapısı ve Türkiye İlişkileri Açısından Değerlendirilmesi). Ankara, 1996, s.3.

[7] Sadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, Ankara, 1999, s.60.

[8] Arat, a.g.m., s.340

[9] Söylemez, a.g.m., s.340.

[10] Saray, a.g.e., s.73.

[11] Söylemez, a.g.m., s.340-341.

[12] Saray, a.g.e., s.74.

[13]Hasan Oraltay, “Kazakistan Kazakların”, TDA, s.47 Nisan 1987, s.127.

[14] Nevzat Özkan, Türk Dünyası (Nüfus, Sosyal Yapı, Dil, Edebiyat), Kayseri, 1997, s.70.

[15] TOBB, a.g.e., s.11.

[16] Özkan, a.g.e., s.69.

[17] TOBB, a.g.e., s.12.

[18] Gömeç, a.g.e., s.12.

[19] Özkan, a.g.e., s.66.

[20] TOBB, a.g.e., s.7.

[21] Gömeç, a.g.e., s.59.

[22] Saray, a.g.e., s.81.

[23] Arat, a.g.m., s.498.

[24] Saray, a.g.e., s.82.

[25] TOBB, a.g.e., s.7-8.

[26] Gömeç, a.g.e., s.63.

[27] Saray, a.g.e., s.85-86.

[28] TOBB, a.g.e., s.8.

[29] Saray, a.g.e., s.86.

[30] Seyit Sertçelik, “Rus İmparatorluÄŸu’nun Avrupa Yakasında YaÅŸayan Türklerin Demokratik Dağılımı ve Çarlık Rusya’nın Türklere Yönelik Politikaları”, Genel Türk Tarihi, C.9, Ankara, 2002, s.618,632.

[31] Gömeç, a.g.e., s.63.

[32] Sertçelik, a.g.m., s.620.

[33] Saray, a.g.e., s.89,93.

[34] TOBB, a.g.e., s.8-9.

[35] Gömeç, a.g.e., s.67.

[36] Sertçelik, a.g.m., s.628-629.

[37] Saray, a.g.e., s.96.

[38] TOBB, a.g.e., s.9.

[39] Gömeç, a.g.e., s.69-70.

[40] Saray, a.g.e., s.155-156.

[41] TOBB, a.g.e., s.10.

[42] Servet SabuncuoÄŸlu, “Don Kazakları”, Atlas Dergisi, S.16, Kasım 2002, s.38,41.

[43] Manas K. Kozıbaev, Sattar F. Majıtov, “Kazakistan Cumhuriyeti”, Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.322.

[44] Saray, a.g.e., s.181-184.

[45] Kozıbaev-Majitov, a.g.m., s.323.

[46] Meryem Kırımlı, “Kazakistan’da Milliyetçilik”, Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.364.

[47] Kozıbaev-Majitov, a.g.m., s.324.

[48] Özkan, a.g.e., s.70.

[49] Kozıbaev-Majitov, a.g.m., s.326.

[50]Nursultan Nazarbayev, “ÖktemÅŸildik Me, Elde Demokrasya Mı?” , Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.321.

[51] Kozıbaev-Majitov, a.g.m., s.326.

[52] TOBB, a.g.e., s.17-18.

[53] Gömeç, a.g.e., s.88.

[54] Saray, a.g.e., s.74-75.

[55] Seyfullah Yalın, “Çarlık İdaresindeki Kazakistan’da Ticari Hayat”, Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.399.

[56] TOBB, a.g.e., s.18-19.

[57] Emin Çarıkçı, “Bağımsızlığında Bugüne Kazakistan’daki Ekonomik GeliÅŸmeler”, Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.389.

[58] Gömeç, a.g.e., s.89.

[59] Çarıkçı, a.g.m., s.393-395.

[60] Söylemez, a.g.m., s.361.

[61] A.Kayyum Kesici, “BolÅŸevik İhtilalinden Önce Kazak Türklerinde EÄŸitim, Kültür ve Fikir Hayatı”, Türkler, C.19, Ankara, 2002, s.438.

[62] Saray, a.g.e., s.78.

[63] Kesici, a.g.m., s.439.

[64] Saray, a.g.e., s.78-79.

[65] Söylemez, a.g.m., s.347.

[66] TOBB, a.g.e., s.12-13.

[67] Özkan, a.g.e., s.72-73.

[68] Kesici, a.g.m., s.443.

[69] Özkan, a.g.e., s.71.

[70] Söylemez, a.g.m., s.362.

[71] Çarıkçı, a.g.m., s.396.

[72] Saray, a.g.e., s.394.

[73] TOBB, a.g.e., s.2.

[74] Söylemez, a.g.m., s.362.

[75] Söylemez, a.g.m., s.362.

Yorum Yapın