Fransa

FRANSA Fransa, Versailles antlaÅŸmasıyla önemli ölçüde toprak kazandı. 1871’de yitirdiÄŸi Alsece-Lorraine’i geri almakla, hem milli gururunu tatmin etmiÅŸ, hem de Lorraine’ nin demir madenleriyle Alsece’nin kömür ve potasını tekrar ele geçirmiÅŸ oluyordu. Sömürgeleri artıyordu. 1911’de Almanya’ya bıraktığı Kongo topraklarının bir bölümünü geri alıyordu. Togo, Kamerun ve Suriye Fransız mandası altına giriyordu. Almanya’nın yenilgisinden ve Rusya’daki ihtilalden sonra Avrupada tek güçlü ve sözü geçen devlet haline geliyordu. Ne var ki Versailles antlaÅŸmasının saÄŸladığı bu olanaklar iki yönden gelen tehlikenin tehdidi altındaydı. Biri Almanya’nın intikam alma olasılığı, öbürü de Rusya’nın Avrupa politikasından çekiliÅŸi yüzünden açılan boÅŸluÄŸun yarattığı ekonomik ve siyasal dengesizlik. Mayıs 1919’da, tarihçi Bainville’in saÄŸcı bir dergide yazdığı gibi, “Altmış milyon Alman otuz, otuzbeÅŸ yıl boyunca kırk milyon Fransız’a milyarlar ödemeye isteyerek razı olamaz. Altmış milyon Alman, gerileyen doÄŸu sınırlarını ve Prusya’nın ikiye bölünmesini kesin bir çözüm olarak benimseyemez. Altmış milyon Alman, küçük Çekoslovak devletini ciddiye almaz” biçiminde, düşünürlerin sayısı bir hayli çoktu. Parlamento da barış antlaÅŸması tartışılırken bu tür görüşler dile getirildi. Bu görüşleri savunanlara göre, ilk fırsatta Almanya eski gücünü kazanmak için eyleme geçecekti. Özellikle saÄŸ görüşü savunanlar Alman birliÄŸini dağıtmaktan, Almanya’yı bölmekten yanaydılar. Clemenceau bu birliÄŸin dağılmasına karşıdır. Bununla da kalmamakta, Rhein’in sol kıyısının Almanya’dan koparılmasını bile uygun bulmamaktadır. Çünkü buna kalkışılacak olunursa kendi baÄŸlaşıkları karşı çıkacaklardır, bu ise barışın ve iyi kötü kurulan dengenin tam iflası demektir.

Öte yandan barış anlaÅŸmalarında Fransa’yı yakından ilgilendiren boÅŸluklar vardır. Sonunda anlaÅŸmaya, ne ödenecek tamirat borçlarının ölçüsü, ne de savaşı kazanan devletlerin alacakları paylar hesaplanabilmiÅŸtir. Bu duruma parlamentoda sosyalistler ve orta saÄŸ millet vekilleri karşı çıkmakta, tazminatın garantisini de anlaÅŸmada bulunmadığını belirtmektedir. Almanya’nın rövanşını önlemek için barış anlaÅŸmasına konan silahsızlanmayla ilgili hükümler de yeterli deÄŸildir, çoÄŸu Fransız’a göre. Almanya’nın silahsızlanması, genel bir silahlanmanın baÅŸlangıcı olarak kabul edilmiÅŸtir. Kısa zamanda Almanya Fransa’nın da silahsızlanmasını isteyecek, Almanya’nın küçük ordusu geleceÄŸin ordusunun kadrolarını oluÅŸturacaktır. Milletler cemiyetinin saÄŸlayacağı güvenlik mekanizması, daha öncede belirttiÄŸimiz gibi birçok boÅŸluklarla doludur. Wilson ve Lloyd George’un Fransa’ya verecekleri garanti gerçekleÅŸecek midir? ABD senatosu’nu antlaÅŸmayı onaylamaması halinde garanti suya düşecektir.Rusya’nın Avrupa politikasından çekiliÅŸi,Fransa’nın güvenliÄŸi bakımından tehlikelidir.Fransa Almanya’ya karşı denge saÄŸlayacak baÄŸlaşığını yitirmiÅŸtir.Rusya’nın yerini yeni kurulan Polonya ve büyüyen Romanya dolduramaz.Aynı zamanda,Rusya’daki ihtilal Avrupa’daki sosyal ve siyasal dengeyi de tehlikeye sokmuÅŸtur.Ayrıca,savaşın iki yenilmiÅŸ devletinin uzlaÅŸması olasılığını da hesaba katmak gerekir.Rusya kalkınmasına Almanya’yı destek yapmak isteyebilir; bu iki devlet rövanÅŸ için anlaÅŸabilirler.İkisi de savaÅŸtan toprak kaybederek çıkmışlar,onun için çoÄŸunluÄŸun gözünde ikisi de doÄŸal olarak revizyonist.Görüldüğü gibi,savaşın en ağır yükünü taÅŸmış olan Fransa’da barış antlaÅŸmaları onaylanırken karamsar sesler yükselmiÅŸtir.Parlamento’dan ve kamuoyundan. Barış antlaÅŸması 2 ekim 1919’da onaylandıktan sonra 20 kasım 1919’da A.B.D Senatosu’nun Versailles antlaÅŸması’nı onaylamaması bu karamsarlığı arttırmıştır.Fransa’nın Avrupa’da tek başına kalmasını bir dereceye kadar önlemek,A.B.D.’yle birlikte verdiÄŸi garantinin A.B.D. senatosu’nun kararı yüzünden gerçekleÅŸmemesiyle oluÅŸan boÅŸluÄŸu bir oranda doldurmak ve verdiÄŸi sözü tuttuÄŸunu kanıtlayabilmek için,İngiltere,Fransa’ya 1922 Ocak ayında tak taraflı garanti vermeyi önerdi. Ne var ki,İngiltere’nin,Fransa bir saldırıya uÄŸrarsa bu yardımın somut olarak ne olacağı konusunda kesin bir açıklama gerçekleÅŸmedi.İngiltere,Fransa’yla bir baÄŸlaÅŸma imzalaması durumunda,bunun bir Rus-Alman yakınlaÅŸmasına neden olmasından korkuyordu.

Fransa yalnızlığını giderebilmek için Almanya etrafındaki küçük devletlerle antlaÅŸmalar sistemi kurma yoluna gitti.Bunlar sırasıyla, Belçika 7 eylül 1920 de polon yayla 19 ÅŸubat 1921 de macaristala Bulgaristanlın revizyonizme karşı kurulmuÅŸ küçük antant devletlerinden 25 ocak 1924 de Çekoslovakya ala imzaladığı antlaÅŸmalardır. Arma oÄŸlunun belirttiÄŸi gibi Fransa’nın bu baÄŸlaÅŸmalar sistemi 1815 den sonra meternic in almış olduÄŸu önlemlere benziyordu. Fransa, Belçika, Polonya ve küçük antant devletleriyle yapmış olduÄŸu antlaÅŸmalarla modern bir kutsal baÄŸlaÅŸma oluÅŸturmuÅŸtu. Ne var ki kısa sürede bu antlaÅŸmaların avrupada dengenin korunması için yeterli olmadığı ortaya çıktı . görüldüğü gibi almayanın potansiyel gücü konusunda Fransızlar Keynes gibi karamsar deÄŸiller kendilerinin avrupa nın geleceÄŸi konusunda ise karamsardırlar. MareÅŸal Foch Versailles barış antlaÅŸmasının imzalandığını duyduÄŸu zaman , ‘Bu bir barış deÄŸil, 20 yılık bir bırakışımdır.’ DemiÅŸtir.

BeÅŸinci Cumhuriyet’in anayasası 28 Eylül 1958′de halk oyuyla onaylandı. Yeni anayasa, icra merciinin gücünü (parlamentoya göre) artırmıştır. Anayasaya göre devlet baÅŸkanı 5 yıllık bir süre için doÄŸrudan seçilir. Devlet baÅŸkanının tasarrufu, devletin düzgün çalışmasını ve devamını saÄŸlar. Devlet baÅŸkanı, baÅŸbakanın atamasını yapar, orduyu yönetir ve uluslararası anlaÅŸmaları onaylar.

Fransız Milli Meclisi (Assemblée Nationale )

Fransa’nın ana yasama organıdır. Bourbon sarayında toplanır, 577 milletvekilleri 5 yıllık süre için doÄŸrudan oyla seçilir ve her seçimde tüm koltuklar için oylama yapılır. 331 Senatörler ise tüm Fransa çapında halk tarafından seçilmiÅŸ olan belediye meclis üyelerinden, İl (departement) yerel meclis üyelerinden, Bölge (Region) yerel meclis üyelerinden oluÅŸan seçmenler tarafından seçilmektedirler. 9 yıl bir süre için seçilirler. Senato seçimleri her 3 yılda bir yapılır ve her seçimde senatonun üçte biri yenilenir. 2010′dan itibaren Senatörler 6 senelik seçilecektirler ve yine her uç yılda yapılan seçimlerde yarısı yenilenecektir. Senato Luxembourg sarayında (palais du Luxembourg) toplanır. Senato’nun yasama gücü sınırlıdır: Senato ile Parlamento arasında anlaÅŸmazlık olması durumunda son söz Milli Meclis’e aittir. Milli Meclis’in gündemini belirlemede hükümetin büyük etkisi vardır. Milli Meclis ve Senato birlikte Versailles ÅŸatosunda toplanıp Fransa’nın Parlamentosunu oluÅŸtururlar: sadece anayasa deÄŸiÅŸimlerde ve uluslar arası bazı anlaÅŸmaları onaylamalarda toplanıyor.

Birinci dünya savaşı’nda iki taraf farklı cephelerde savaÅŸmışlar ve Osmanlı’nın yenilmesiyle birlikte Anadolu’yu iÅŸgal edenlere Fransa da katılmıştır. O ana kadar azınlıkları çıkarları doÄŸrultusunda destekleyen Paris, bundan sonra bu siyasetini gizleme gereÄŸi dahi duymayacaktır. Özellikle Kilikya ve GüneydoÄŸu bölgelerinde Ermeni destekçilerinin katliamlar yapmasına da göz yuman Fransa’nın bu tavrı Anadolu topraklarında kan davalarına yol açmıştır.

FRANSA – ALMANYA İLİŞKİSİ

Fransız-Alman ittifakında ABD’nin etkisini daha doÄŸru analiz edebilmek için geçtiÄŸimiz yüzyılın önemli geliÅŸmelerine kısaca göz atalım.

1914 yılında bütün bir kuşak, dünyadaki ilk topyekun savaşa sürükleniyordu, yirmiyi aşkın ülkeden yetmiş milyon insan silah başına çağırıldı. Her ülke savaştan karlı çıkmaya çalışıyordu, her birinin müttefiki ve kapanmamış hesapları vardı.

Büyüyen ekonomisi ve artan nüfusunun gereksinimlerini karşılayacak sömürgeler bulmak için dünya ya açılmaya çalışan Almanya, birçok yerde İngiltere ve Fransa ile karşı karşıya gelmeye başlamıştı.

Fransızlar yıllardır Almanya’nın kendisine karşı saldırıya geçebileceÄŸinden korkuyordu, ÅŸimdi bu tehlikenin kökten bertaraf edileceÄŸi umudundaydılar.

SavaÅŸa 1917’de Amerika’da girdi. Batı cephesinde Amerika’dan gelen birlikler nedeniyle çarpışmalar yeniden baÅŸlamıştı. Almanlar bu ÅŸartlarda kazanamayacaklarını anlayıp teslim oldular.

1914‘de hissedilen o umut veren gelecek hiç gerçekleÅŸmemiÅŸti. Almanlar teslim olduÄŸu halde, her iki tarafında baÅŸlangıçta umulan zaferi kazandığı yada bir baÅŸarı elde ettiÄŸi söylenemezdi. Dünya artık 1914’de ki dengesine geri dönemezdi, savaÅŸ sonunda dört imparatorluk sona erdi.

Birinci dünya savaşı ardından yapılan Varsay antlaÅŸması görüşmelerinde Fransa, Almanya’nın bir daha tehdit oluÅŸturmaması için bütün savaÅŸ zararlarının bu ülkeye ödetilmesini öngörüyordu. Almanlara göre bu ağır koÅŸullar “Alman ulusunun yıkımını ve iflası” demekti.

Birinci dünya savaşı sonrası Milletler Cemiyeti’nin silahsızlanma giriÅŸimine raÄŸmen tüm dünya silahlanmaya devam ediyordu. Senatosunda milletler cemiyetine girilmesine karşı çıkıldığı için ABD, Versay antlaÅŸmasını tanımamıştı. Amerikan halkı bundan sonra baÅŸkalarının savaÅŸlarında yer almak istemiyordu, fakat Amerikan ticari kesimi açgözlülükle daha önce olduÄŸu gibi savaşın getireceÄŸi kârların hesabını yapıyordu.

1929’da Amerika’da ekonomik krizi baÅŸladı, ardından bu kriz tüm dünyaya yayıldı. Sanki gizli bir el tüm ekonomiyi çökertmiÅŸti. Kapitalist sistemin getirdiÄŸi iÅŸsizlik ve açlık insanları radikal unsurlara yöneltti. Bir yanda aşırı saÄŸ FaÅŸist hareketler, diÄŸer yanda aşırı sol Komünist hareketlere eÄŸilim arttı.

Alman ekonomisi ağır savaÅŸ tazminatları altında zayıflamaya devam etti. Bu ağır koÅŸulları hazmedemeyen Alman halkı 1933 yılında kendilerine iÅŸ ve onurlu bir yaÅŸam vaad eden Adolf HİTLER’i iktidara getirdi. Avusturya ve ardından Çekoslovakya Alman orduları tarafından iÅŸgal edildi.

Tüm bu olup bitenlere Milletler Cemiyeti seyirci kalıyordu, bu nedenle Milletler Cemiyetine duyulan güven sarsıldı.Bu işgaller ardından savaş kaçınılmaz olmuştu, silahlanma hızla devam ediyordu. Daha çok silah üretimiyle yeni iş sahaları açılması, dünya genelinde ekonomiyi canlandırmıştı.

II. Dünya savaşı 1939 yılında İngiltere ve Fransa’nın, Polonya’yı iÅŸgal eden Almanya’ya karşı savaÅŸ ilan etmesiyle baÅŸladı.

İngiliz-Fransız UyuŞmazlıĞı

SavaÅŸ sonrasında, İngiltere’yle Fransa arasında iki önem*li konuda uyuÅŸmazlık ortaya çıkıyor. Bunlardan biri ele aldı*ğımız konuyla ilgili ve Avrupa’da, öbürü Orta-DoÄŸu’da. Ko*nuyu bütünlüğe kavuÅŸturmak için her ikisine de deÄŸinmek zorunluluÄŸu var. Genel olarak 1919 Barışı’nı tehdit eden üç tehlikeden söz etmek olası:

1.Fransız Hegemonyası

2.Alman Silahlanması

3.BolÅŸevizm’in güçlenerek yayılması

4.İngiltere’nin Avrupa’daki politikası, daha yakın bir teh*like olarak gördüğü Fransız hegemonyası ve BolÅŸevizm’in yayılmasına karşı, Almanya’nın doÄŸrudan doÄŸruya silahsız*lanmasına deÄŸilse bile, ekonomik açıdan güçlü olmasına ve birlik içinde kalkınmasına yardımcı olmak biçiminde beliri*yor. ABD’nin Avrupa politikasından çekilmesinden sonra, İn*giltere’yle Fransa Avrupa’da baÅŸbaÅŸa kalıyorlar ve araları ya*vaÅŸ yavaÅŸ açılıyor.

5.A.B.D. ve İngiltere tarafından Fransa’nın güvenliÄŸini garanti altına alacak antlaÅŸmanın, A.B.D. Senatosu’nun Ver-sailles AntlaÅŸması’nı onaylamaması -yüzünden suya düşme*sinden sonra, Fransa güvenliÄŸini Versailles AndlaÅŸmasımn tam olarak uygulanmasında arıyor. Almanya’nın verdiÄŸi za*rarı bütünüyle ödemesi konusunda diretiyor. Bu politikaya, Raymond Poincare’nin, baÅŸbakan olduktan sonra, 1922′yle 1924 arasında gerçekleÅŸtirmeye çalıştığı «uygulama politika*sı» deniliyor. İngiİtere’yse, Avrupa’da geleneksel dengeyi koruma po*litikasını deÄŸiÅŸtirmek için hiç bir neden görmüyor. Bir dev*letin tek başına Avrupa’da hegemonya kurmasını önlemek temeline dayanıyor bu politika. Tarih boyunca, önce Fransa’ ya, sonra da Almanya’ya bu yüzden karşı çıkmış İngiltere. Öte yandan, Avrupa’da komünist tehlikesini önlemek için ilk engel Almanya olabilir. Almanya komünizme kaptırılırsa, Avrupa’yı bu tehlikeye karşı korumak olanaksızlaşır. Onun için, Almanya’nın yükümlülüklerini hafifletmek dış politika*sına daha uygun düşüyor. İngiliz iÅŸ çevreleri (City), Aîman-^ ya’ya savaÅŸ sonrası yaralarını sarıp sanayi ini rayına oturt*ması için ödünç vermeye razı oluyor. (1) Böylece sorun «Taz*minat» m ödenmesi koÅŸullarının saptanması etrafında düğüm*leniyor. İngiltere Almanya’ya Tamirat Borçlarım ödeme ko*ÅŸullarında kolaylık göstermekten yanadır. Fransa’ysa, borç*ların kuruÅŸu kuruÅŸuna ve mümkün olan en kısa sürede öden*mesini istemektedir. Almanya, Fransız isteklerine direnmeye çalışacaktır. Fransa, Almanya’nın direncini kırmak için Ocak 1923′de Ruhr bölgesini iÅŸgal ettiÄŸi -aman, Avrupa’da (İtalya ve Belçika’nın desteÄŸi dışında) yalnız kalacaktır. A.B.D. ise, ingiltere’nin yukarıda özetlemeye çalıştığımız politikasını onaylamaktadır ve A.B.D. iÅŸ çevreleri Alman sanayi’nin can*lanması için destek olacaktır. Anglo-Saxon dünyasında J. M. Keynes’in daha önce de deÄŸindiÄŸimiz 1919′da yayınlanan «Ba-rış’ın Ekonomik Sonuçlar» adlı kitabı büyük yankı yarat*mıştır.

İngiltere’yle Fransa arasındaki ikinci uyuÅŸmazlık; Orta-DoÄŸu’da Osmanlı Devleti’nin mirasının paylaşılması sırasın*da çıktı. İngiltere’nin 1915′te Osmanlı Devleti’ne güneyden saldırısına Arap desteÄŸi saÄŸlamak amacıyla Mekke Åžerifi Hü*seyin ve’ Necd Emiri İbni Suud’la yaptığı antlaÅŸmalar kendi aralarında çeliÅŸtiÄŸi gibi, Fransa’nın Orta-DoÄŸu’da bir pay sahibi olmasını saÄŸlayan Sykes-Picot AndİaÅŸması’yla da çeliÅŸi|yordu. Bu andlaÅŸmaya göre, Fransa Akkâ’dan baÅŸlayarak Beyrut dahil, Suriye’nin kıyı ÅŸeridini ve Adanâ-Mersin bölgesini (Kilikya) alacaktı. Geri kalan bölgede kurulacak Arajf Devleti’nin de Kuzey kesimi Fransız, Güney kesimi İngüj| etki alanları olarak kabul edilmiÅŸti. Oysa İngiltere, Fransa’yı elinden geldiÄŸince petrol bölgesinin uzağında tutmak istiyor-du. SavaÅŸ sırasında yapılmış olan bu konuyla ilgili antlaÅŸma, Aralık 1918′de tekrar gözden geçirildi. 1916 AntlaÅŸmasıyla Fransa’nın denetimine bırakılan Musul Petrolleri İngiliz etki alanına geçiyordu. Buna karşılık Fransız Mandası sadece Su*riye sahillerini deÄŸil, Halep, Humus ve Åžam bölgesini de kap-sıyacaktır. Aslında bu bölge İngiltere’nin Araplar’a verdiÄŸi söze göre kurulacak Arap devleti’nin sınırları içine giriyordu ye İngiliz Komutanı Allenby’nin onayıyla, Ekim 1918′den be*ri Hüseyin’in oÄŸlu Emir Fassal’a bırakılmıştı. Fransa kendi payına düşen, hakkı saydığı bu bölgeyi iÅŸgale kalkıştığı za*man sadece A.B.D.’nin deÄŸil, Araplar’a ve Fransızlar’a çeliÅŸen vaatlerde bulunmuÅŸ olan İngiltere’nin de direnmesiyle karşı*laÅŸtı.Lloyd George Faysalım otoritesini koruyan İngiliz birliklerinin geri çekilmesine razı olmadı. Bu durum karşısın*da Clemenceau, Mayıs 1919′da, karşılıklı antlaÅŸmalara uyul*mazsa, dünyanın bu bölgesinde İngilizlerle ortak bir politika _ güdülmesinden vazgeçileceÄŸini belirtti. BeÅŸ ay süren tartış*malardan sonra, Faysalım denetimindeki üç kente Fransız birliklerinin girmemesi koÅŸuluyla, İngilizler bu bölgeden as*kerini çekti. Bu uyuÅŸmazlıklar, İngiltere’nin bütün Orta-DoÄŸu politikasının Fransız kamu oyunda eleÅŸtiriye uÄŸramasına yol açtı. Fransız çevreleri, Orta-DoÄŸu’da Fransa’nın gerçek hasmının yenik .Osmanlı Devleti deÄŸil, baÄŸlaşığı İngiltere ol*duÄŸunu görmeye baÅŸladılar. Ayrıca Avrupa sorunları karşı*sında da İngiltere’yle Fransa’nın çatışmakta olması, Fransa’ nırı Orta-DoÄŸu’daki

6.Tutumunu etkiledi. İngiltere, Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı kullanınca, ^nsa, İngiltere’ye baÄŸlanacak bir ^Yunanistan’ın, İngilte*re’nin Orta-DoÄŸu’daki üstünlüğünü

PerçinleyeceÄŸini hesapla*dı. Üstelik kendisi, Kilikya’da Türk kuvvetlerince zor duru*ca düşürülmüştü. Böylece, Türk-Yunan Savaşı’nda İngiltere Venizelos’un Yunanistan’ını desteklerken, Fransa’da Musta*fa Kemal Türkiye’sinin arkasında yer alıyordu. Mustafa Ke*mal, İngiliz-Fransız uyuÅŸmazlıklarından yararlanmış, bu da KurtuluÅŸ Savaşı’nı kolaylaÅŸtıran bir etken olmuÅŸtur.

KurtuluÅŸ Savaşı, sonunda İngiliz ve Yunanlılar ‘a karşı, Sovyetler,

Fransa ve İtalya tarafından desteklenmiştir.

FRANSANIN ANADOLUDAKİİŞGALİ

Fransa’nın Ermeni sorununda özel bir konumu vardır. Fransa, daha Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde Ermenilerin hamiliÄŸini üstlenmiÅŸ ve özellikle bugünkü GüneydoÄŸu Anadolu illeri ve Çukurova bölgesindeki Ermeniler ile yakın temas içinde olmuÅŸtur. Fransa’nın 1. Dünya Savaşı’ndaki Anadolu operasyonlarında Ermeniler özel bir görev üstlenmiÅŸtir. 1916 yılında Fransa BaÅŸbakanı ‘Ermenilerin mutlaka özgürleÅŸtireceÄŸini’ söylerken aynı yıl Ermenilerden müteÅŸekkil bir Ermeni lejyonu oluÅŸturulmuÅŸtur. Bölge Ermenileri iÅŸgalci Fransa ile yakın mesai içinde olmuÅŸlar ve bölgesel çatışmaların artmasında Fransız politikaları yıkıcı bir rol oynamıştır. Bu dönemde Fransa Ermenilere resmi ağızlardan bir çok vaatte bulunmuÅŸ, ancak bunlar yerine getirilmemiÅŸ, Anadolu’da tutunamayacağını anlayan Fransız güçleri iÅŸgalci ülkeler içinde Ankara ile en hızlı anlaÅŸanların başını çekmiÅŸtir. Ancak buna karşın Fransa’daki Ermeni propagandası olanca hızıyla sürmüş ve Fransız kamuoyu Anadolu’da geniÅŸ çaplı bir Ermeni katliamının uzunca yıllar sürdüğüne inanmıştır. Ermeni kiliseleri, sosyal ve siyasi örgütlenmesi ise Fransa baÅŸta olmak üzere diÄŸer Hıristiyan Batı aleminin bu katliamlar karşısında üzerine düşeni yeterince yapmadığını sıkça tekrarlamıştır. Bu açıdan bakıldığında denebilir ki Fransa Ermeni sorununda bir tür suçluluk duygusunu takip eden yıllarda yaÅŸamıştır.

İkinci olarak Fransa 1915’ten sonra Ermeni diasporasının en güçlü olduÄŸu üç ülkeden biri (Rusya ve ABD ile birlikte) olmuÅŸtur. 1914 öncesinde ülkedeki Ermeni sayısı 4.000 kiÅŸi civarındaydı. Ancak bunlar etkili ve organize bir kitleydi. Ayrıca Fransa ile ticaret yapan Ermeni tüccarları ve Fransa baÄŸlantılı Ermeni aydınları da üst düzey karar alıcıları Osmanlı’daki geliÅŸmeler konusunda etkileyebiliyorlardı.[1][1] 1915’ten sonra göç hareketleri hızlanan Ermeniler için Fransa önemli bir varış noktasıydı. Bunda Fransız hükümeti ile Anadolu Ermenileri arasında savaÅŸ esnasında doÄŸan yakınlık, Osmanlı döneminde kurulan baÄŸlantılar kadar Fransa’ya göçen Ermenilerin önemli bir kısmının Fransız etki sahası altında bulunan Suriye ve Lübnan’dan gelmesinin de büyük bir etkisi vardır. Bu ülkelere ek olarak 1920 ve 1930’lu yıllarda Yunanistan, ve Sovyet Ermenistan’ından da Fransa’ya kayda deÄŸer Ermeni göçü yaÅŸanmıştır. Böylece özellikle Paris ve çevresinde yoÄŸunlaÅŸan Ermeni diasporası güçlenmeye baÅŸlamıştır. Gelenlerin ticarete yatkınlığı ve önemli bir kısmının Fransızca bilmesi toplum içinde hızla yer edinmelerini kolaylaÅŸtırmıştır. Fransa Ermenilerinin bir kısmı 1945’den sonra Stalin’in çaÄŸrılarına uyarak Sovyet Ermenistan’ına göç ettiyse de bu süreç oldukça acı bir ÅŸekilde sona ermiÅŸ ve kendi istekleriyle Ermenistan’a gidenlerin önemli bir kısmı bu kez bu ülkeden kaçmaya çalışmışlardır. Öyle ki bu kiÅŸiler içinde Anadolu ve Suriye’den bin bir zorlukla önce Fransa’ya göç eden, ardından Sovyet Ermenistan’ına göç eden ve buradan yasadışı yollarla kaçıp ABD’ye sığınan Ermeniler vardır. DiÄŸer bir deyiÅŸle bir nesil içinde dört ayrı ülkede yaÅŸamak zorunda kalmış olan kiÅŸiler vardır. DoÄŸal olarak bu da Ermenilerin sorunlara bakışını etkilemiÅŸ ve ‘ruhen yaralı’ bir nesil ortaya çıkmıştır.

1950’li yıllar boyunca Filistin ve DoÄŸu Avrupa Ermelileri’nin Fransa’ya göçü gözlenmiÅŸ, 1975’den sonra ise Lübnan’dan gelen Ermenilerin sayısında ciddi bir artış yaÅŸanmıştır. Lübnan Ermenilerinin diÄŸer Ermeni toplulukları arasında en çok siyasallaÅŸmış ve radikal fikirlerin en çok gözlendiÄŸi Ermeni topluluklarını barındırdığı hatırlanacak olur ise bu ülkeden gelen göçlerle Fransa’daki Ermenilerin de radikalleÅŸtiÄŸi söylenebilir. Bu dönemde hangi OrtadoÄŸu ülkesinde bir sorun yaÅŸansa o ülkeden gelenler arasında mutlaka Ermeniler de yer almıştır. ÖrneÄŸin 1979 İran Devrimi’nin ardından İran’dan gelenler Fransa Ermenilerine katılmıştır.[2][2] Özetle zaman içinde Fransa’da güçlü bir Ermeni diasporası oluÅŸmuÅŸtur ve bunların sayısı günümüzde 300-400.000 arasında bir rakama ulaÅŸmıştır. Bazı araÅŸtırmacılar bu ülkedeki Türk sayısının da hemen hemen bu rakamlarda olduÄŸundan hareketle Türk diasporası ile Ermeni diasporasının birbirini dengelemesi gerektiÄŸinden bahsetmiÅŸlerdir. Ancak Fransa Ermeni diasporası bu ülkedeki Türk toplumu ya da baÅŸka bir grupla kıyaslanamayacak kadar organize ve etkilidir. Bunun en önemli nedeni Ermeni topluluÄŸunun nispeten çok daha eski bir dönemde Fransa’ya gelmiÅŸ olması ve Fransız toplumu ile daha sıkı baÄŸlar kurma fırsatını yakalamış olmasıdır. Türk ve Kuzey Afrikalı gruplar Fransa’ya daha çok ekonomik sıkıntılar nedeniyle gelmiÅŸlerdir ve eÄŸitim düzeyleri oldukça düşüktür. Halen bir çok göçmen Fransızca dahi konuÅŸamamaktadır. Oysaki Fransa Ermenileri bu ülkeye daha çok siyasi nedenlerle gelmiÅŸlerdir ve geldikleri ülkelerden kurulu iÅŸlerini ve örgütlenmelerini de getirmiÅŸlerdir. ÖrneÄŸin Osmanlı Ermenileri geldikleri daha ilk andan itibaren Anadolu’daki örgütlenmelerinin bir benzerini bu ülkede kurmuÅŸlardır. Sonuçta Ermeniler sadece kendi teÅŸkilatları yoluyla propaganda ve tanıtım faaliyetlerinde bulunmamaktadırlar. EÄŸitimden medyaya kadar hayatın hemen her alanında etkili Ermeniler bulmak mümkündür. Bunlardan Charles Aznavour gibi bazı isimler sanat ve diÄŸer alanlarda halkın hayranlığını uyandıracak düzeylere gelmiÅŸtir. Tüm bunlara ek olarak belli bölgelerde yoÄŸunlaÅŸan Ermeni nüfusu seçimlerde Ermenileri önemli bir aktör haline getirmiÅŸtir. Özellikle yerel seçimlerde Ermenilerin talepleri daha çok göz önünde tutulmuÅŸ ve neredeyse hiç bir parti Ermenileri darıltmak istememiÅŸtir. Bu siyasi baÄŸlantı zamanla Avrupa düzeyine de taşınmış ve Fransız temsilciler Avrupa platformunda Ermeni iddialarını en sık dile getiren kiÅŸiler olmuÅŸlardır. Özetle Ermeniler ile Fransız toplumu arasında sıkı iletiÅŸim kanalları oluÅŸmuÅŸtur ve özellikle Ermeni sorununda diaspora Fransız kamuoyu üzerinde tartışmasız bir etki kurmuÅŸtur. Bu nedenle tarihsel etken ile birlikte diaspora Ermenileri Fransa’nın Ermeni sorunundaki tutumunu belirleyen en önemli iki unsur olmuÅŸtur denebilir.

İliÅŸkileri etkileyen üçüncü temel etken ise ÅŸaşırtıcı bir ÅŸekilde Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs konusunda Fransa, Yunanistan’a tam destek vermiÅŸtir. Hatta 1974 harekatından kısa bir süre sonra Yunanistan’ın Selanik ÅŸehrinde halka hitap eden Fransa CumhurbaÅŸkanı gerektiÄŸinde Fransa’nın Yunanistan’ı (Türkiye’ye karşı) koruyacağını dahi söyleyebilmiÅŸtir.[3][3] Kıbrıs Harekatı sadece Fransa’nın deÄŸil tüm Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin sert tepkisini çekmiÅŸtir. Ancak Fransa’nın tepkisi çok daha serttir ve alışılmışın dışındadır. Fransa 1970’li yıllar boyunca adeta Türkiye’yi defterden silmiÅŸ gibi davranmıştır. Bir dönem Paris’te büyükelçilik de yapan diplomat Hamit Batu’ya göre bunun en önemli nedeni Fransız CumhurbaÅŸkanı Giscard d’Estaing ile Yunan lider Karamanlis arasındaki kiÅŸisel baÄŸlardır. Ancak Batu bunun tek başına yeterince açıklayıcı olmayacağını belirterek Fransa’nın en büyük rahatsızlığının Türkiye’nin Fransa ekseninden hızla ayrılması olduÄŸunu belirtmektedir. O dönemde ABD ‘den daha bağımsız hareket etmek isteyen Fransa imparatorluk mirasının da etkisiyle Türkiye’nin kendisine daha fazla yakın durmasını arzu etmektedir.[4][4] Beklentisi gerçekleÅŸmeyince de Türkiye’yi adeta cezalandırmaktadır. Batu’nın açıklamalarında gerçeklik payı yüksekse de Fransa’nın tutumunda Rum ve Ermeni etkisi göz ardı edilemez. DiÄŸer bir deyiÅŸle Türkiye bu dönemde ne kadar gayret gösterirse göstersin Fransa’yı ikna edebilecek bir konumda deÄŸildi. Fransız kamuoyu ve karar alıcıları üzerindeki Rum ve Ermeni nüfuzu öylesine güçlü idi ki buna Türk diplomasisi ile karşılık verebilmek oldukça güçtü. Dahası Türkiye’nin içine düştüğü iç karışıklıklar, terör, ekonomik krizler ve dışarıda yaÅŸanan izolasyon Türkiye’nin manevra alanını da oldukça daraltıyordu. Özetleyecek olur isek Fransa –Türkiye iliÅŸkilerinde Ermeni sorununun etkileri ele alınırken Kıbrıs sorunu göz ardı edilemez. Kıbrıs sorunu ile adeta kopma noktasına gelen iki ülke iliÅŸkileri doÄŸal olarak Ermeni sorununa da yansımıştır ve Paris çoÄŸu kez Türkiye’nin görüşlerini ciddiye alma gereÄŸini dahi duymamıştır.

Türk-Fransız iliÅŸkilerini özellikle 1970’li yıllarda kilitlenme noktasına getiren ve Ermeni sorununu iliÅŸkilerin merkezine taşıyan dördüncü faktör ise şüphesiz Ermeni terörü ve Fransa’nın bu geliÅŸmelere karşı gereken tepkiyi göstermemiÅŸ olmasıdır. Terör döneminde Türkiye temsilcileri en çok saldırıya Fransa’da uÄŸramış, en kanlı ve can kaybı yüksek saldırılar bu ülkede meydana gelmiÅŸ, buna karşın Ermeni teröristler en çok ‘hoÅŸgörüyü’ ve desteÄŸi de bu ülkede bulmuÅŸlardır. Bunda Fransa’da Ermenilere duyulan sempati kadar Lübnan faktörü de etkili olmuÅŸtur. BilindiÄŸi üzere Ermenilerin kaydedeÄŸer bir sayıda bulunduÄŸu Lübnan aynı zamanda ‘Ermeni terörünün de okulu’ niteliÄŸindedir. Ayrıca Lübnan Fransız etkisinin en yoÄŸun hissedildiÄŸi ülkelerden biridir. Fransa için tıpkı Quebec gibi, Cezayir gibi özel bir konumu olan Lübnan Fransa ile Ermeniler arasındaki bağı kuvvetlendirmiÅŸ, en kötüsü Lübnan’da askeri ve ideolojik eÄŸitim alan Ermeni teröristler adeta ‘ellerini kollarını sallayarak’ Fransa’ya girebilmiÅŸlerdir.ÖrneÄŸin Orly saldırısında bomba düzeneÄŸini yerleÅŸtiren (1983) Varoujian Garbidjian 1975 yılından itibaren Lübnan’daki Filistin terör kamplarında özel komando eÄŸitimi almış, ardından da yasal bir pasaport, vize ve oturma izni ile Fransa’da yaÅŸama baÅŸlamıştır.[5][5]

Fransa’nın Ermeni iddialarına verdiÄŸi destek ve teröre gösterdiÄŸi ‘hoÅŸgörü’ saklanacak türden deÄŸildir. Bu durum ise 1970’li yıllarda derin bir siyasi ve ekonomik krizden geçen Türkiye’de, Fransa’ya karşı olan şüphe ve düşmanlığı arttırmıştır. Türkiye’yi Kıbrıs’tan ekonomiye, Ermeni sorunundan teröre kadar hiçbir konuda anlamayan, hatta anlamak istemez bir tavır çizen, buna karşı Türkiye’nin tüm rakipleri ile çok yakın dost olabilen Fransa yönetimi doÄŸal olarak Türkiye’de çok olumsuz karşılanıyordu. Sonuç olarak Türkiye-Fransa iliÅŸkileri 1980’lere kadar istenildiÄŸi düzeyde geliÅŸememiÅŸ, Fransa, Türkiye’ye sürekli olarak mesafeli davranmıştır. Bunda tıpkı Kıbrıs sorunu gibi Ermeni sorununun da büyük bir payı vardır. Ancak sorunlar sadece Ermeni sorununa baÄŸlanmamalı, Fransa ve Türkiye’nin iliÅŸkilerin geliÅŸtirilmesindeki sorumluluÄŸu hafife alınmamalıdır.

1980’lere kadar Türk-Fransız iliÅŸkilerinde Ermeni sorununun, özellikle de Ermeni terörünün ne kadar etkili olduÄŸu ortadadır. Özellikle terör olayları kitabın diÄŸer bölümlerinde detaylı bir ÅŸekilde ele alınmıştır. Bu nedenle burada fazlaca üzerinde durulmayacaktır. Ancak 1980’li yıllara geçmeden önce not edilmesi gereken bir diÄŸer olay da 1971 yılında Marsilya’da yaÅŸanan Heykel Vakası’dır. Ermeniler Marsilya’da küçük bir Ermeni kilisesinin bahçesinde nispeten küçük bir sütun dikmek istemiÅŸlerdir. Sütun sözde Ermeni soykırımını anmak maksadıyla dikilecektir ve aslına bakılır ise sokaktan da fazlaca görülmeyen bir konumu vardır. Ancak bu ‘anıt’ giriÅŸimi Türk Büyükelçi Hasan Esat Işık’ı oldukça kızdırmış, tüm giriÅŸimlerine raÄŸmen anıtın dikilmesini engelleyemeyince de Ankara’ya dönmüştür. Fransa ile Türkiye arasında Ermeni sorunu nedeniyle cumhuriyet döneminde yaÅŸanmış ilk krizin bu olay olduÄŸu söylenebilir.

İngiltere ve Fransa’yla İtalya

Arasındaki Uyuşmazlık

Daha önce de belirttiÄŸimiz gibi İtalya Barış Konferansı’ndan eli boÅŸ dönmüştür. 1915 Londra ve 1917 Saint Jean de Maurienne AntlaÅŸmalari, Adriyatik ve DoÄŸu Akdeniz’de İtal*ya’ya geniÅŸ ufuklar açmıştı. 1915 AntlaÅŸması’ BaÅŸkan Wilson tanımadı, 1917 AntlaÅŸmasıysa Rusya onaylamadığı için yürürlüğe konmadı. Bu yüzden, İtalya 1915 AntlaÅŸmasıyla Alman Sömürgelerinden pay vaat edilmesine karşın, sö*mürgelerin Manda yönetimine dönüştürülerek dağıtımında payına düşeni alamadı.

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’yle An*laÅŸmadevletleri adına İngiliz amirali Arthur arasında,30 ekim 1918’de Mondoros bırakmışı imzalanırken,Osmanlı devletinin kabul etmek zorunda kaldığı hükümler içinde yer alan 7.maddeye göre anlaÅŸma devletleri,güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik bölgeyi,asker çıkararak iÅŸgal edebileceklerdi.Bu hüküm,yenen devletlerin kendilerini Wilson ilkeleriyle baÄŸlı saymadıklarını ve fırsat buldukça bunları çiÄŸnediklerini ortaya koyan açık bir örnektir.A.B.D BaÅŸkanı Wilson ünlü 8 ocak 1919 bildirisinde, ”Osmanlı imparatorluÄŸu’nda Türk çoÄŸunluÄŸunun yaÅŸamakta olduÄŸu topraklar üzerinde bağımsız bir egemenlik saÄŸlanacaktır” diyordu.Lloyd George da,”biz Türkleri ne baÅŸkentlerinden, ne de çoÄŸunlukta bulundukları Anadolu ve Rumeli topraklarından yoksun bırakmak için savaşıyoruz.” diyerek Wilson’u destekledi. Clemenceau’da bu görüşleri katıldığını belirtiyordu. Oysa, üç büyüklerin Türklere karşı tutumlarının Makyevel’ci bir manevradan baÅŸka bir ÅŸey olmadığı kısa sürede meydana çıktı.Barış antlaÅŸmasının yapılması beklenmeksizin, Türk topraklarının paylaşılmasına giriÅŸildi. Bırakışmanın ilk altı ayında İstanbul yenen devletlerin donanmalarının bir üssü durumuna getirildi. Fransızlar Adana, Urfa, MaraÅŸ, Antakya, İskenderun’u, İtalyanlar ise Antalya ve KuÅŸadası’nı iÅŸgal ettiler. Mayıs 1919’da Lloyd George’nin giriÅŸimi üzerine, yüksek konsey, Anadolu’daki Hristiyanların güvensizliÄŸi ve tehdit altında bulundukları gerekçesine dayanarak İzmir’i de iÅŸgale hazırlandığına inanılmaktadır. Yunan asıllı silah tüccarı Sir Basil Zaharoff’un da özendirmesiyle, Lloyd George, aslında Clemencau’nun da tuttuÄŸu İngiliz yanlısı Venizelos’a İzmir’den baÅŸlayarak Batı Anadolu’yu iÅŸgal etmesi için yeÅŸil ışık yakıyor. Yakın DoÄŸuda İngiliz diplomasisi Yunanlıları ve Arapları desteklemekte, Fransızlara karşı çıkmakta, İtalyanların da 1911’de ele geçirdikleri on iki adada ileriye gitmelerini önlemeye çalışmaktadır.

İtalya’yı Fransa’yla karşı karşıya getiren Paris’le Roma arasında çıkar çatışmasına yol açan konuysa Tunus’tur. Tunus Beyi 1881 Bardo antlaÅŸmasıyla dış hükümranlığı aynı zaman da ordudan da sorumlu bir Fransız genel valiye bırakıyordu. Tunus’un resmen himaye altına giriÅŸi 8 Haziran 1883 Marsa antlaÅŸmasıyla olmuÅŸtur. Aslında, Fransa’nın tam bir eylem özgürlüğü yoktur. Tunus’ta daha önce yerleÅŸmiÅŸ çok sayıda İtalyan vardır. Fransa 1896’da İtalya’yla yaptığı sözleÅŸmelerle, Tunus’ta oturan İtalyanlara bazı haklar ve bu arada birkaç kuÅŸaktan beri Tunus’ta yerleÅŸen İtalyanlara İtalyan vatandaşı olma hakkını tanımıştı. SavaÅŸtan sonra, Fransız hükümeti, bu ayrıcalıklara sahip İtalyanların devlet içinde devlet oluÅŸturmasından kuÅŸkulanarak, Ekim 1918’de sözleÅŸmelerin bazılarını yürürlükten kaldırdı. Fransız hükümetinin bu davranışının hukuka aykırı yanı yoktu; çünkü yenilenebilir nitelikteki bu sözleÅŸmelerin süresi dolmuÅŸtu. Ne var ki, Fransa’nın bu kararı İtalya tarafından tepkiyle karşılandı. Tunus’ta oturan İtalyanların Fransız vatandaÅŸlığını kabul ederek İtalya’yla iliÅŸkilerini kesmeye zorlamaları olasılığı İtalya’yla Fransa arasındaki diplomatik iliÅŸkilerin soÄŸumasına neden oldu.

“Fransa” için 1 Yorum

  1. aslı diyor ki:

    daha kısası yok mu

Yorum Yapın