Dünya Deniz Ticareti
DÜNYA DENİZ TİCARETİ
1. 1. 1999 YILINDA DÜNYA EKONOMİSİ VE DÜNYA DENİZ TİCARETİ
1.1. 1.1. DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER
1.1. 1.1.1. 1999 YILININ GENEL DEĞERLENDİRMESİ
1997′de baÅŸlayıp 1998′de globalleÅŸme eÄŸilimi gösteren krizin etkisinde kalan dünya ekonomisinin 1999 yılında iyileÅŸme sürecine girdiÄŸi gözlenmiÅŸtir. Bu geliÅŸme’de merkez bankaları ve uluslararası para otoritelerince alınan ekonomik tedbirlerin dünya finans piyasalarında güveni yeniden tesis etmesi ve ABD ekonomisinin hızlı büyüme trendini sürdürmesi etkili olmuÅŸtur. 1999 yılında AB ülkelerinde büyümenin yavaÅŸlamasına karşılık, Japonya ekonomisi son yıllardaki resesyon ortamından çıkarak büyümeye baÅŸlamış, baÅŸta petrol olmak üzere hammadde fiyatlarının uluslararası piyasalarda yükselmesi ise bu ürünleri ihraç eden birçok geliÅŸmekte olan ülkede büyümeyi hızlandırmıştır. 1998 yılında %2,4 olan global büyüme hızının 1999′da %3,1′e, dünya ticaret hacmindeki geniÅŸleme hızının da 1998′deki %3,5′ten %4′e yükseldiÄŸi tahmin edilmektedir. Özellikle Euro alanı ülkelerinde tek para birimine geçiÅŸ sürecinde fiyat istikrarının saÄŸlanmasına yönelik uygulanan maliye ve para politikalarının da katkısıyla enflasyon OECD ülkelerinde 1998′deki %3,2′den 1999′da %2,6′ya gerilemiÅŸtir. Ekonomik aktivitedeki canlanma ve petrol fiyatlarındaki artışın yarattığı enflasyon tehlikesine karşı da faiz oranları yükseltilmiÅŸtir.
1.1.2. BÜYÜME HIZI, ENFLASYON VE İŞŞİZLİK
ABD ekonomisi yurtiçi talepteki canlılığa baÄŸlı olarak 1999′da da baÅŸlıca sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerin üzerinde performans göstererek 1998′deki %4,3′lük büyümeye yakın ve %3,9 büyüme kaydetmiÅŸtir. Bu geliÅŸmede ekonomideki verimlilik artışının yanısıra borsadaki yükseliÅŸ paralelinde reel gelirlerde saÄŸlanan artış etkili olmuÅŸtur. ABD bütçesi fazla vermeye devam ederken, hızlı ekonomik büyüme ve petrol fiyatlarındaki artış nedeniyle enflasyon %1,6′dan %2,2′ye yükselmiÅŸtir. Ekonomik canlılık paralelinde iÅŸsizlik oranı son 30 yılın en düşük düzeyi olan %4’e gerilemiÅŸtir. Hızla büyüyen talebe baÄŸlı olarak ithalatın artması sonucunda cari iÅŸlemler açığı belirgin geniÅŸlemiÅŸtir.
Japon ekonomisi 1998 yılında uygulamaya konan mali paketlerin yurtiçi talebi canlandırması, bankacılık sisteminde nisbi istikrarın saÄŸlanması ve ihracatın artması sonucunda 1999′da resesyondan çıkmış ve %0,8 büyüme kaydetmiÅŸtir. Yen’in deÄŸerlenmesinin olumsuz etkisine raÄŸmen ülkenin ticaret ortağı olan Asya ekonomilerindeki hızlı iyileÅŸme paralelinde ihracat artmış, cari iÅŸlemler dengesi fazla vermeye devam etmiÅŸtir. Enflasyonun çok düşük düzeylerde seyretmesine karşılık iÅŸsizlik oranı %4,1′den %4,7’ye yükselmiÅŸtir.
AB ekonomileri, zayıflayan Euro ve artan global talep paralelinde ihracatta kaydedilen olumlu geliÅŸmelerin etkisiyle 1999′un ikinci yarısından itibaren ivme kazanmaya baÅŸlamışsa da büyüme hızı 1998′deki %2,7′nin altında ve %2,1 düzeyinde gerçekleÅŸmiÅŸtir. Enflasyon %1,6′dan %1,2′ye, iÅŸsizlik oranı da istihdamdaki olumlu geliÅŸmeler paralelinde %10,1′den %9,4′e gerilemiÅŸtir.
Asya ülkeleri 1997-98′de etkisi altında kaldıkları krizden çıkmada önemli geliÅŸme kaydetmiÅŸtir. Güney Kore, Malezya, Filipinler ve Tayland ekonomilerinde belirgin canlanma gözlenmiÅŸtir. Bu geliÅŸmede, yapısal reformların gerçekleÅŸtirilmesi, uygulanan maliye politikası ve piyasalarda güvenin artması paralelinde faiz oranlarının düşürülmesinin yanı sıra, Japonya’nın uzun süredir içinde bulunduÄŸu durgunluktan çıkması da etkili olmuÅŸtur. Latin Amerika ülkeleri ise, siyasi belirsizlikler ve OECD ülkelerinde faiz oranlarının yükselmesi paralelinde azalan sermaye giriÅŸlerinden olumsuz etkilenmiÅŸtir.
Rusya’da sıkı maliye politikası ve iyileÅŸen cari iÅŸlemler dengesi makroekonomik istikrarın saÄŸlanmasına yardımcı olmuÅŸ, enflasyon gerilemiÅŸtir. Ancak, Rusya krizinin olumsuz etkileri Baltık ülkelerinde dış ticarette, diÄŸer ülkelerde ise yabancı yatırımlardaki azalma ÅŸeklinde kendini göstermeye devam etmiÅŸtir. DoÄŸu ve Orta Avrupa ekonomileri 1999 yılında da krizin ardından yükselen risk priminin finansman imkânlarını daraltmasından olumsuz etkilenmiÅŸtir.
1.1.3. ULUSLARARASI PARA VE DÖVİZ PİYASALARI
1999 başından itibaren kaydi olarak iÅŸlem görmeye baÅŸlayan Euro’nun beklentilerin aksine sergilediÄŸi zayıf performans, ABD’de ekonominin ve borsanın güçlü görünümünü sürdürmesi, Japonya’da ekonominin yeniden büyümeye baÅŸlaması ve enflasyon riskine karşı birçok sanayileÅŸmiÅŸ ülkede faiz oranlarının artırılması 1999 yılında uluslararası döviz piyasalarını yönlendiren baÅŸlıca geliÅŸmeler olmuÅŸtur.
ABD’de yüksek oranlı büyüme eÄŸiliminin devam etmesine ve hisse senedi piyasasındaki canlılığa karşılık enflasyonun ılımlı düzeylerde seyretmesi dolara 1999′un ilk yarısında özellikle Euro olmak üzere baÅŸlıca para birimleri karşısında destek olmuÅŸtur.
Yıl ortalarından itibaren enflasyon riskine karşı faiz oranlarında artış beklentilerinin ABD borsasını olumsuz etkilemesi nedeniyle dolar Euro’ya karşı biraz deÄŸer kaybetmiÅŸ, Japonya ekonomisindeki iyileÅŸmeye baÄŸlı olarak da yen karşısında önemli ölçüde zayıflamıştır.
Yılın son aylarında ise ABD’de enflasyonun ve yapılan faiz artışlarının ılımlı düzeyde kalmasının borsadaki endiÅŸeleri azaltmasıyla dollar, yen dışındaki baÅŸlıca para birimleri karşısında güçlenmiÅŸ ve 1999 yılını Euro, mark ve sterlin karşısında sırasıyla %17,1, %17,2 ve %3,2 deÄŸerlenerek $/Euro 0,9976, $/DM 1,9513 ve $/£ 0,6205, yen karşısında ise %9,3 zayıflayarak $/yen 102,36 düzeyinde kapatmıştır.
Londra Borsası’nda doların baÅŸlıca konvertibl paralar karşısında 1999 sonu itibariyle deÄŸeri ve bir yıl öncesine göre kaydettiÄŸi deÄŸiÅŸimler ile altın ve ham petrol spot fiyatları aÅŸağıda gösterilmiÅŸtir.
TABLO 1: 1999 YILI SONU ALTIN / HAM PETROL SPOT FİYATLARI
1998 1999 DeÄŸiÅŸim (%)
$/£ 0,6 0,6 3,2
$/DM 1,7 2,0 17,2
$/SF 1,4 1,6 16,5
$/FF 5,6 6,5 17,1
$/HFl. 1,9 2,2 17,2
$/Yen 112,8 102,4 -9,3
$/BF 34,4 40,3 17,2
$/DKr. 6,4 7,4 16,7
$/İtalyan Lireti 1.648,9 1.931,7 17,1
$/İspanyol Pesetası 141,7 166,0 17,1
$/Portekiz Esküdosu 170,7 200,0 17,1
$/Euro 0,9 1,0 17,1
Altın ($/ons)(1) 287,8 290,8 1,1
Ham petrol ($/varil)(2) 11,0 24,9 126,1
(1) 24ayar külçe altının Londra Borsası kapanışındaki alış ve satış fiyatları ortalaması : (1 ons= 31,1035 gr)
(2) 38º graiteli Kuzey Denizi ham petrolünün (Brent Blend) Londra Borsası spot fiyatı
AB üyesi 11 ülkenin oluÅŸturduÄŸu Euro alanının ortak para birimi olarak ECU’nun yerini alan Euro 1 Ocak 1999′dan itibaren kaydi olarak iÅŸlem görmeye baÅŸlamıştır. Euro’nun ilk günlerde gelen yoÄŸun talep ile deÄŸerlenmesi sonucunda Euro/$ paritesi 1,17′ye yükselmiÅŸtir. Ancak, baÅŸta Almanya olmak üzere Euro alanı ülkelerinde ekonominin yavaÅŸlama eÄŸilimi göstermesi ve Kosova’daki savaşın etkisiyle yılın ilk yarısında, doların güçlü görünümünün etkisiyle de yılın son aylarında daha belirgin olmak üzere Euro 1999 genelinde zayıf bir performans göstermiÅŸ ve yılı dolar, sterlin ve yen karşısında sırasıyla %14,6, %11,9 ve %22,6 deÄŸer kaybederek $ 1,0024, £ 0,6220 ve Yen 102,60 düzeyinde kapatmıştır.
Bu arada, Euro’ya karşı dönüştürme oranları sabitlenen mark, Fransız frangı, İtalyan lireti ve Hollanda florini gibi Euro alanını oluÅŸturan ülkelerin para birimleri 1999′da uluslararası döviz piyasalarında Euro’daki geliÅŸmelere paralel hareket etmiÅŸtir.
Öte yandan, Yunanistan’ın Euro’nun fiziki olarak dolaşıma çıkacağı Ocak 2002′den önce Euro alanına katılmak için Maastricht kriterlerini yerine getirme konusunda önemli ilerleme kaydettiÄŸi izlenmektedir. Para birliÄŸine katılmayı halkoylamasıyla reddeden Danimarka dışında İngiltere ve İsveç’in ise bu konudaki tavrı henüz belirsizliÄŸini korumaktadır.
Yen başlıca para birimleri karşısında güçlenmiştir.
1999′un ilk yarısında Japonya ekonomisine iliÅŸkin olumsuz verilerin yanı sıra bu ülkede gecelik faizlerin %0′a yaklaÅŸmasına baÄŸlı olarak yen baÅŸta dolar olmak üzere baÅŸlıca para birimleri karşısında zayıflama eÄŸilimi göstermiÅŸtir. Yılın ikinci yarısında ise Japonya’da birkaç yıllık bir aradan sonra ekonomik büyümenin tekrar baÅŸlamasının yanı sıra gerek Japon gerek yabancı yatırımcıların bu ülke hisse senedi piyasasına yönelmeleri sonucunda yen hızlı bir yükseliÅŸ kaydederek 1999′u dolar, Euro ve sterlin karşısında sırasıyla %10,2, %29,1 ve %13,8 deÄŸer artışı ile tamamlamıştır.
Sterlin Euro dışındaki başlıca para birimleri karşısında zayıflamıştır.
İngiltere’de 1999′un ilk yarısında ekonomik büyümedeki belirgin yavaÅŸlamaya baÄŸlı olarak yapılan faiz indirimleri sterlinin dolar karşısında zayıflamasına neden olmuÅŸtur. Yılın ikinci yarısından itibaren ise İngiltere’de beklenenin üzerinde ekonomik aktivite artışı saÄŸlanması ve faizlerin yükseltilmesinin etkisiyle dolar karşısında biraz deÄŸerlenirken diÄŸer para birimleri karşısında dolara paralel bir seyir izleyen sterlin 1999 sonu itibariyle dolar ve yen karşısında %3,1 ve %12,1 zayıflamış, Euro karşısında ise %13,5 deÄŸerlenmiÅŸ; pariteler £/$ 1,6117, £/Euro 1,6080 ve £/yen 164,97 düzeyinde gerçekleÅŸmiÅŸtir.
Japonya dışındaki sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerde faiz oranları 1999′un ikinci yarısından itibaren yükseliÅŸ eÄŸilimine girmiÅŸtir.
1998’in son çeyreÄŸinden itibaren global ekonomik kriz tehlikesine karşı sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerde düşürülen faiz oranları 1999′un ikinci yarısında petrol fiyatlarındaki artışın neden olduÄŸu enflasyon endiÅŸelerinin etkisiyle yükseliÅŸ eÄŸilimine girmiÅŸtir. ABD’de %4,5 düzeyindeki reeskont oranı kademeli olarak %5′e yükseltilirken gecelik faiz oranlarında da artırıma gidilmiÅŸtir. Euro alanında referans olarak kabul edilen ve %3′ten %2,5′e düşürülen 3 ay vadeli repo faizi oranı yıl sonlarına doÄŸru tekrar %3′e yükseltilmiÅŸtir. İngiltere’de %6,25 düzeyindeki kredi taban faizi oranı yılın ilk yarısında kademeli olarak %5′e çekildikten sonra yılın ikinci yarısında %5,5′e yükseltilmiÅŸtir. Japonya’da %0,5 düzeyindeki reeskont oranı deÄŸiÅŸtirilmezken gecelik faiz oranı %0,15′e düşürülmüştür.
Dış borç kullanan ülkelerin borçlanma maliyetlerinde belirleyici unsur niteliÄŸindeki Libor (Londra Bankalararası Plasman Faizi) 3 ay vade için 1998 sonunda %5,06 iken 1999 sonunda %6’ya yükselmiÅŸtir. Euro-plasman faizleri de 1999’da diÄŸer faiz oranlarındaki geliÅŸmelere paralel bir seyir izlemiÅŸ ve 3 aylık Euro-dolar için 1998 sonundaki %5,06’dan %6,03’e, Euro cinsinden kredi faizleri 1999 başındaki %3,22’den %3,34’e yükselmiÅŸ, Euro-yen’de ise %0,31’den %0,25’e gerilemiÅŸtir.
Altın fiyatları %1,1 artmıştır. Petrol fiyatları %126 artmıştır.
1998 sonunda $/varil 11,03 düzeyinde bulunan petrol fiyatları 1999′un Mart ayında OPEC ve diÄŸer baÅŸlıca üretici ülkelerin üretim kotasında indirim kararı almalarının ardından yükselmeye baÅŸlamıştır. Yılın ikinci yarısında da bu karara büyük ölçüde uyulduÄŸunun anlaşılması ve baÅŸta Asya ülkeleri olmak üzere dünya genelinde yaÅŸanan ekonomik canlanmanın etkisiyle artan talebe baÄŸlı olarak global petrol stoklarının azalma eÄŸilimine girmesiyle hızla yükselen petrol fiyatları 1999 sonunda bir önceki yıla göre %126,1 artarak $/varil 24,94′ e ulaÅŸmıştır.
1.1.4. ULUSLARARASI MALİ PİYASALAR
BaÅŸlıca sanayileÅŸmiÅŸ ülkelerde 1998′in son çeyreÄŸinden itibaren yapılan seri faiz indirimlerinin Asya ülkelerinin ardından Rusya’da yaÅŸanan krizlerin globalleÅŸeceÄŸi endiÅŸelerini azaltması ve büyük ölçekli ÅŸirket birleÅŸmelerinin artması baÅŸta ABD olmak üzere geliÅŸmiÅŸ ekonomilerde hisse senedi piyasalarının canlanmasında etkili olmuÅŸtur. 1998′de daha ziyade kamu menkul kıymetlerini tercih eden uluslararası yatırımcılar piyasalarda güvenin yeniden saÄŸlanmasının ardından özel sektör menkul kıymetlerine yönelmiÅŸlerdir. Asya’da daha belirgin olmak üzere geliÅŸmekte olan ülkelerde makroekonomik koÅŸulların iyileÅŸme trendine girmesiyle bu ülkeler daha rahat finansman imkânına kavuÅŸmakla birlikte borçlanma maliyetlerinin yüksekliÄŸi önemini korumuÅŸtur.
1.1.5. BEKLENTİLER
GeliÅŸmekte olan ülkelerden kaynaklanabilecek kriz olasılığının azalması paralelinde global ekonomide saÄŸlanan iyileÅŸmenin süreceÄŸi ve dünyada ekonomik büyüme hızının 2000 yılında %3,3′e yükseleceÄŸi tahmin edilmektedir. OECD ülkeleri genelinde iÅŸsizlik oranının %6,7′den %6,4′e gerilemesi enflasyonun ise %2,6′dan %2,7’ye yükselmesi beklenmektedir.
ABD ekonomisindeki yüksek oranlı büyümenin ılımlı bir yavaÅŸlama sergileyerek devam etmesi beklenmekte, ancak, bu ülkede cari açıkta gözlenen geniÅŸleme ve borsada yaÅŸanması muhtemel hızlı düşüşlere baÄŸlı olarak büyümede keskin bir yavaÅŸlama riskinin de varlığı önem arzetmektedir. Euro alanında ekonomik aktivite ve ihracatta 1999′un son aylarında gözlenmeye baÅŸlayan canlanma paralelinde büyümenin nispi bir artış kaydetmesi beklenmektedir. Japonya’da ise, ekonomik büyümenin aşırı deÄŸerli yenin etkisiyle ılımlı düzeyde kalacağı tahmin edilmektedir. İhracattaki olumlu geliÅŸmeler paralelinde İngiltere’de büyümenin ivme kazanması beklenmektedir.
Başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere gelişmekte olan ülke ekonomilerindeki büyümenin hızlanmaya devam edeceği ve global ekonomide artan güven ortamı paralelinde bu ülkelerin uluslararası finansman olanaklarından yararlanma imkânının artacağı düşünülmektedir.
Dünya ticaret hacmindeki artışın 2000 yılında hızlanması beklenmektedir.
Asya ülkelerindeki belirgin canlanmanın devam etmesinin yanısıra Rusya ve Latin Amerika ülkelerinde gözlenmeye baÅŸlayan iyileÅŸmenin ivme kazanması durumunda 2000 yılında dünya ticaret hacmindeki büyümenin hızlanması beklenmektedir. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması halinde global ticaretin bu geliÅŸmeden olumlu yönde etkileneceÄŸi tahmin edilmektedir.
Euro’nun 2000 yılı ortalarından itibaren tedricen deÄŸerlenmesi beklenmektedir.
ABD’de geniÅŸleyen cari iÅŸlemler dengesi açığının yanı sıra enflasyon riskine karşı faiz oranlarında yükseliÅŸ beklentilerinin borsada yaratması olası tedirginliÄŸin doları, özellikle 2000 yılının ortalarından itibaren baskı altında tutması beklenmektedir. Zayıf Euro’nun da etkisiyle artan ihracat gelirlerinin Euro alanında ekonomik büyümenin hızlanmasına katkı saÄŸlayacağı ve Euro’nun yıl ortalarından itibaren tedrici olarak güçlenmeye baÅŸlayacağı tahmin edilmektedir. Japonya’da büyüme sürecine giren ekonominin yen’e baÅŸlıca para birimleri karşısında destek olması beklenmektedir. Sterlin’in yılın ilk aylarında güçlü dolar karşısında zayıf bir görünüm sergileyeceÄŸi, Euro alanındaki ekonomik canlanmaya paralel yılın ikinci yarısından itibaren ise Euro karşısında baskı altında kalacağı düşünülmektedir.
Altın fiyatlarının yükselmesi beklenirken ortalama petrol fiyatının geçen yılın üzerinde gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.
Merkez bankaları ve üretici kaynaklı satış baskısının azalmaya baÅŸlamasının etkisiyle 2000 yılında ortalama altın fiyatlarının 1999’un üzerinde seyretmesi muhtemel görülmektedir. Petrol fiyatlarındaki aşırı yükselme karşısında, OPEC’in, üretim kotasını artırması ve fiyatların gerilemesi beklenmekle beraber, ortalama fiyatın 1999′dakinin üzerinde gerçekleÅŸeceÄŸi tahmin edilmektedir.
TABLO 2: BATI ÜLKELERİ 1999 YILI GELİŞMELERİ VE 2000 YILINA İLİŞKİN KARŞILAŞTIRMALI
P ROJEKSİYONLAR
Reel Ekonomik Büyüme (%) Enflasyon (%)
1998 1999(*) 2000(**) 1998 1999(*) 2000(**)
Almanya 2,2 1,3 2,5 0,9 0,6 1,4
Fransa 3,4 2,8 3 0,6 0,5 1,3
İngiltere 2,2 1,8 2,8 3,4 1,5 2,6
İtalya 1,3 1,1 2,2 2 1,6 2
Belçika 2,9 1,9 2,8 1 1,1 1,6
Hollanda 3,7 3,4 3,1 2 2,2 2,3
İspanya 4,1 3,6 3,4 1,8 2,3 2,5
Danimarka 2,7 1,3 1,5 1,9 2,5 2,3
Yunanistan 3,7 3,3 3,7 4,8 2,5 2
Portekiz 3,9 3,1 3,4 2,8 2,3 2,3
İrlanda 8,9 8,5 7 2,4 1,6 2,5
Lüksemburg5,0 5,1 4,3 0,9 1,2
Avusturya 3,3 2,2 2,9 0,9 0,6 1,2
Finlandiya 5,6 3,7 4,2 1,4 1,2 1,8
İsveç 2,6 3,6 3,5 -0,1 0,5 1,5
AB 2,7 2,1 2,8 1,6 1,2 1,9
Euro-11 2,8 2,1 2,8 1,3 1,1 1,7
ABD 4,3 3,9 2,8 1,6 2,2 2,5
Japonya -2,5 0,8 1,1 0,6 -0,3 0,3
OECD 2,4 2,8 2,9 3,2 2,6 2,7
İşsizlik (%) Cari İşlemler Dengesi ($ Milyar)
1.998 1999(*) 2000(**) 1.998,0 1999(*) 2000(**)
Almanya 9,3 9,0 8,7 -3,4 -3,0 0,0
Fransa 11,8 11,1 10,3 40,2 35,0 35,0
İngiltere 6,2 6,1 6,0 0,2 -20,2 -16,4
İtalya 11,9 11,6 11,2 20,0 20,0 23,0
Belçika 11,6 10,8 10,6 12,1 11,0 13,0
Hollanda 4,2 3,2 3,2 22,0 20,0 21,0
İspanya 18,8 15,8 14,0 -1,6 -5,0 -7,0
Danimarka 6,4 5,7 5,8 -2,3 -1,2 0,0
Yunanistan 11,2 11,3 10,9 -3,6 -3,7 -4,3
Portekiz 5,0 4,5 4,4 -7,3 -7,5 -7,0
İrlanda 7,6 5,8 5,0 0,8 1,5 1,7
Lüksemburg 3,1 2,9 2,8 … … …
Avusturya 6,5 6,3 5,8 -4,6 -5,5 -6,1
Finlandiya 11,4 10,1 9,1 7,3 6,8 7,7
İsveç 6,5 5,5 4,5 4,6 4,0 4,5
AB 10,1 9,4 8,8 84,8 53,1 66,1
Euro-11 11,1 10,2 9,6 85,8 74,5 82,2
ABD 4,5 4,0 4,2 -220,6 -320,0 -320,0
Japonya 4,1 4,7 4,7 120,7 120,0 117,0
OECD 6,9 6,7 6,4 -14,6 -259,2 -259,2
(*) Tahmin, (**) Projeksiyon
1.2. ULUSLARARASI DENİZCİLİK POLİTİKALARI
1.2.1. GENEL OLARAK AVRUPA BİRLİĞİ DENİZCİLİK POLİTİKALARI
Roma AntlaÅŸması’nın Tek Avrupa Senediyle getirilen deÄŸiÅŸiklikler çerçevesinde düzenlenen yeni 8A maddesinde iç pazarın "malların, kiÅŸilerin, hizmetlerin ve sermayenin Roma AntlaÅŸması hükümlerine uygun olarak serbest dolaşıma kavuÅŸturulduÄŸu iç sınırlardan arındırılmış bir alan" olduÄŸu belirtilmektedir.
Roma Antlaşması, aynı zamanda Avrupa Topluluğunun ortak ulaştırma politikasının temel başlama noktasıdır. Komisyon bu amaçla 1962 yılında bir plan hazırlamıştır. Söz konusu planda; üye ülkeler arasında vergilendirmede uyum sağlanması, devlet müdahalelerinin kaldırılması ve sosyal düzenlemeler yapılması hedef alınmıştır. 1973 yılında İngiltere, Danimarka ve İrlanda gibi deniz taşımacılığında gelişmiş ülkelerin Topluluğa katılmasıyla ortak ulaştırma politikasının temel ilkesi, liberal bir denizcilik politikasının tüm üye devletlerce uygulanmaya başlanması ve Dünya deniz ticaretinde yaygın bir serbest rekabet ortamının oluşturulmasıdır.
Bu ilkeler ışığında hazırlanan politika, 22.12.1986 tarihinde Konsey tarafından kabul edilen dört yönetmelikle hukuki çerçevesine kavuşmuştur. Bunlar; 4055/86 sayılı, "Üye Ülkelerin Kendi Aralarında ve Üçüncü Ülkelerle Deniz Taşımacılığı Hizmetlerinin Verilmesinde Serbestlik İlkesinin Uygulanması", 4056/86 sayılı, "Roma Antlaşmasının 85. Ve 86. Maddelerinin Deniz Taşımacılığına Uygulanması İçin Ayrıntılı Kurallar" ve 4058 sayılı, "Açık Deniz Taşımacılığında Yüklere Serbest Giriş Sağlamak İçin Koordineli Eylem" adlı yönetmeliklerdir.
Bu yönetmelikler, rekabet ortamı oluÅŸturma ve pazara giriÅŸ serbestliÄŸi konularını kapsamaları yönünden Topluluk denizcilik politikasının genel yönelimlerini oluÅŸturmaktadır. OluÅŸturulan bu politikanın eylem yöntemleri özetle; TopluluÄŸa üye ülkelerde dünya denizciliÄŸinde meydana gelen geliÅŸmelere uyum saÄŸlayacak önlemlerin alınması, bunun gerçekleÅŸtirilmesi için Topluluk içindeki tüm tersane ve armatörlerin iletiÅŸim ve iÅŸbirliÄŸi içinde olması, sosyal ve teknik alanda geçerli olan IMO kurallarının etkin biçimde denetlenmesi, Topluluk denizcilik sektörünün hayatî tehdit altında olduÄŸu uygulamalara karşı koruyucu tedbirlerin alınması, filonun modernize edilmesi, gemi adamlarının koÅŸullarının Roma AntlaÅŸmasının 117. Maddesindeki temel ilkelerle uyumlu hale getirilmesi konularını içermektedir. Avrupa TopluluÄŸu’nun deniz taşımacılığı konusunda üye ülkeler arasında uyum saÄŸlama politikasının diÄŸer yönleri, denizde can güvenliÄŸinin saÄŸlanması, deniz kirliliÄŸi, gemi adamlarının eÄŸitimi, II Sicil uygulamaları ve Topluluk Gemi Sicili (EUROS)’un oluÅŸturulması çalışmalarıdır.
1.2.2 . KABOTAJ KONUSU
1993 yılında AB üyesi ülkeler arası iç piyasada deniz taşımacılık hizmetlerine getirilen serbestinin bazı istisnaları 1999 yılı başında kaldırılmıştır. 1.1.1999 itibarıyla düzenli hat yolcu ve feribot taşımacılığı ile güneydeki AB ülkelerinin ada kabotajları Avrupa BirliÄŸi’nin diÄŸer ülkelerinin bayraklarını taşıyan gemilere karşı kalkmaktadır. Bu durumda Avrupa BirliÄŸinde tek istisna Yunanistan’da küçük gemilerle yapılan yük taşımacılığı ve düzenli hat yolcu ve feribot taşımacılığına tanınan geçici kabotaj istisnasıdır. Bu istisna da 2003 yılı sonuna kadar tanınmıştır. Ancak Kanarya Adaları, Madeira gibi İspanya ve Portekiz ada kabotajlarının kaldırılması sonrasında diÄŸer AB üyesi ülkelere veya bunların ikinci sicillerine kayıtlı gemilere idari güçlükler çıkarıldığı gözlemlenmektedir.
Avrupa BirliÄŸi’ne üye ülkelerde deniz ticaretinin tamamen serbestleÅŸtirilmesinin ekonomik ve sosyal etkileri konusunda 1997 yılında hazırlanan raporu dikkate alan Avrupa Komisyonu 1998 yaz aylarında AB Deniz Kabotaj YönetmeliÄŸi’nin deÄŸiÅŸtirilmesini önermiÅŸtir. Burada, bayrak devletinin sadece 650 dwt’den büyük gemilerdeki istihdamla ilgili kabotaj konularında yetkili olabileceÄŸi esası getirilmektedir. Buna karşın düzenli hat yolcu taşımacılığında, kabotaj devletinin, gemiadamı tâbiiyet kuralları getirebileceÄŸi yolundaki istisnanın hizmet serbestliÄŸiyle baÄŸdaÅŸmayacağı öne sürülmektedir. AB üyesi devletlerin kabotaj alanında çalışan üçüncü ülke tâbiiyetindeki gemiadamlarının, iÅŸ hukukuyla ilgili hususların da yönetmelikle belirlenmesi eleÅŸtirilmektedir. Ulusal ÅŸartların da serbest rekabete bırakılması istenilmektedir.
Bu hususlar dikkate alınarak Avrupa Birliğine entegrasyon sürecinde Türk koster filosu gençleştirilmeli ve modernize edilmelidir. Ayrıca limanlarımızda yabancı bayraklı gemilere sıkı denetimler uygulanmalıdır. Bu takdirde kabotajda rekabet gücümüzün muhafaza edileceği ve hatta diğer AB ülkeleri kabotaj taşımacılığından pay alınabileceği düşünülmektedir.
1.2.3. TAŞIMACILIĞIN KARAYOLUNDAN DENİZ YOLUNA KAYDIRILMASI
Karayolu yük taşımacılığının, demiryolu ve suyolları gibi alternatif ulaştırma türlerine kaydırılması ulusal ve AB platformlarında en önde gelen ulaştırma politikası hedeflerindendir.
Komisyonun, Avrupa’da kısa mesafeli taşımalarda denizyolunun teÅŸviki politikası takdir edilmektedir. Taşıma kanallarının karayolundan denizyoluna kaydırılması (from Road to Sea) genel kabul gören bir ulaÅŸtırma politikası olarak benimsenmiÅŸtir. Denizyolunun kapasite problemi olmadığı gibi, çevre kirletmeyen ve kombine taşımacılığa yatkın nitelikleriyle rekabette üstün kabul edilmektedir. Ancak yük sahiplerinin bu yönde bilinçlendirilmesi gerekli görülmektedir.
"From Road to Sea" konsepsiyonunun gerçekleştirilmesini, özel sektörün üstlenmesi beklenmektedir. Devlet desteğinin sadece başlangıç ve destek yardımlarına inhisar etmesi, ancak maliyet sübvansiyonları uygulanmaması kararlaştırılmıştır. Bu bakımdan, deniz ve kıyı taşımacılığındaki ekonomik şartların iyileştirilmesine çalışılacaktır. Ayrıca Avrupa kombine taşımacılığına bağlayıcı standartlar getirilerek, piyasaya giriş ve sosyal güvenlik mevzuatında rekabet şartlarını çarpıtan sorunların çözümlenmesine çalışılmaktadır.
Yüklerin karayolundan denizyoluna kaydırılmasında bir diğer sorun ise; konteyner taşımacılığında kullanılan kaplara tek bir standart uygulanmasıdır. Avrupa Norm Kurulu CEN, Avrupa İstiflenebilir Lojistik Kap birimi üzerinde çalışmaktadır.
DiÄŸer taraftan, Avrupa BirliÄŸi Karadeniz üzerinden Orta Asya ülkelerine baÄŸlanmak için de önemli adımlar atmaktadır. Bu çerçevede, Gürcistan ile Ukrayna arasında tren ferisi hattı kurulmasına çalışılmaktadır. GerçekleÅŸtirilmesi düşünülen bu hatla, Trans-Avrupa Ulaşım Ağı’nın Orta ve Batı Avrupa’daki kesimi Avrupa-Kafkasya-Orta Asya Ulaşım Koridoru’na baÄŸlanmış olacaktır.
Avrupa BirliÄŸi, Ukrayna’nın Odessa ve Gürcistan’ın Poti Limanlarına 15 milyon Ecu kredi tahsis ederek projenin gerçekleÅŸmesini saÄŸlamıştır. BaÄŸlantı Azerbaycan Baku - Dağıstan, Rusya üzerinden saÄŸlanmaktadır. Ukrayna ve Gürcistan limanlarındaki demiryolu rampaları tamamlanmıştır. Ayrıca, her iki limanda konteynerleri demiryolundan denize aktaracak tesisat da yapılmıştır. Kredi, eski Sovyet Cumhuriyetlerini dünya ekonomisine entegre etmek için kurulan TACIS programı çerçevesinde açılmıştır. Aynı ÅŸekilde, Romanya ve Bulgaristan’ın Karadeniz limanları için de benzer projeler bulunmaktadır.
1.2.4. TEŞVİK POLİTİKASI
Roma AntlaÅŸmasının Maastricht AntlaÅŸmasıyla yeniden düzenlenen 92, 93 ve 94 üncü maddeleri Birlik içinde âdil rekabet ÅŸartlarına dayalı ortak pazarın iÅŸleyiÅŸini bozmayacaktır ve aynı zamanda da GATT kurallarına uygun olması gereken teÅŸvik politikasının yasal çerçevesini çizmektedir. 92. Madde, Ortak Pazarla baÄŸdaÅŸan ve baÄŸdaÅŸmayan teÅŸvik uygulamalarını, 93. Madde ise, Komisyonun teÅŸvik programlarına iliÅŸkin denetim sürecini düzenlemektedir. 94. Madde teÅŸvik uygulamalarının denetimine iliÅŸkin tüzüklerin hazırlanması hakkında Konsey’e yetki vermektedir. Yine 94 üncü maddeye gore, teÅŸviklerin Ortak Pazar’la baÄŸdaÅŸmayan nitelikte sayılabilmesi için, verilen yardımların devlet bütçesi üzerinde bir yük teÅŸkil etmesi koÅŸulu bulunmaktadır. Bu çerçevede teÅŸviklerin verilmesine iliÅŸkin AB’nin belirlemiÅŸ olduÄŸu kıstaslar; teÅŸviklerin bir amaca yönelik olması ve bu amaca ulaÅŸmak için zorunlu olması, AB’nin geliÅŸmesine hizmet etmesi, gizli biçimde dolaylı yoldan rekabet ortamını bozmaması, sürelerinin sınırlı olması, ÅŸeffaf ve açık olması, zararda olan iÅŸletmeyi kurtarmaya yönelik olmaması gerekmektedir.
Roma AntlaÅŸması’nın serbest rekabetin belirli bir süre için askıya alındığı durumlarla iliÅŸkili maddeleri ise, 123. 128. Maddeler ile 226. Maddesidir. Topluluk sanayiinin serbest rekabet ve açık piyasa sistemine uygun olarak gerçekleÅŸtireceÄŸi faaliyetlerin hedefleri ise; sanayinin yapısal deÄŸiÅŸikliklere uyumunun hızlandırılması, özellikle KOBİ’lerin geliÅŸimi için uygun ortam yaratılmasının teÅŸviki, iÅŸletmeler arası iÅŸbirliÄŸi için uygun bir ortam yaratılması, sanayi potansiyelinin etkin kullanımını saÄŸlamak için teknolojik araÅŸtırma ve geliÅŸtirme çalışmalarının desteklenmesidir.
Avrupa BirliÄŸi’ne üye devletlerin, denizcilik sektörlerinin teÅŸvikine yönelik politikalarının geleceÄŸiyle ilgili olarak 1997 yılında önemli bir karar alınmıştır. Bu, Denizcilik Sektörüne Yönelik Yardımlarla İlgili, Avrupa Komisyonu İlkeleri TebliÄŸidir. Böylece, daha önce uygulanan nazari sübvansiyon limitleri sistemi terk edilmekte ve denizcilikte en ileri giden Avrupa ülkelerinden Danimarka, Hollanda, Norveç ve Yunanistan’ın teÅŸvik politikaları benimsenmektedir.
Avrupa Komisyonu yardım miktarlarına sadece üst sınır koymamakta, Avrupa SözleÅŸmesiyle uyumlu teÅŸvik metotlarını da açıklamaktadır. ÖrneÄŸin denizcilikte ilerlemiÅŸ Avrupa ülkelerinde uygulanan Tonaj Vergisi Sistemi, milli bayraklı gemilerinde çalışan kendi tâbiiyetindeki gemiadamlarının ücrete baÄŸlı vergi ve kesenek gibi yükümlülüklerin azaltılması gibi yardımlar devreye girecektir. Avrupa yardım ilkelerinin üye devletlerce benimsenmesiyle üye ülkelerdeki teÅŸvik politikaları yeknesak hale gelecek ve orta vadede Avrupa’da rekabet eÅŸitsizliÄŸi kalkacaktır.
Bu ilkeler, Komisyon’un, "Yeni Bir Gemi İnÅŸa Politikası" TebliÄŸi ile geniÅŸletilmiÅŸtir. Ayrıca, Avrupa tersanelerinin desteklenmesine yönelik tedbirlerle ilgili bir yönetmelik taslağı hazırlanmıştır. Komisyon böylece, gemi inÅŸa yardımlarının kaldırılması yolundaki OECD SözleÅŸmesinden bağımsız hareket etmektedir. Ayrıca bu uygulamalar Dünya Ticaret Örgütü WTO ve GATT hükümleriyle de baÄŸdaÅŸmamaktadır.
Uruguay-Round olarak anılan GATT müzakerelerinde genel Gümrük ve Ticaret Anlaşmasının hizmet alanına yaygınlaştırılmasının öngörüldüğü bilinmektedir. Müzakerelerin hedefi, uluslararası hizmetlerin de yeni bir General Agreement on Trade in Services (GATS-Anlaşması) çerçevesinde serbestleşmesidir.
Önümüzdeki yıl Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ticarette serbestleÅŸme tedbirlerini tekrar ele alacak ve uygulama alanını, hizmet ticaretini, dolayısıyla deniz ticaretini de kapsayacak biçimde geniÅŸletecektir. Böylece, deniz ticaretinde piyasaya giriÅŸteki sınırlamaların belirlenmesi önem kazanacaktır. Bu çalışmalar, Avrupa’da Avrupa Gemi Sahipleri BirliÄŸi, Brüksel (ECSA) tarafından koordine edilecektir.
Deniz ticaretinin WTO kapsamına alınması, üye ülkelerin tamamının piyasalarını denizcilik hizmetlerine tümüne açmasının sağlanması halinde bir anlam taşıyabilecektir. Bu çerçevede; acente, ortak girişim ve yurtiçi taşıma şirketlerinin kurulabilmesine imkan tanınması önem taşımaktadır. Bu bakımdan aynı hükümlere ABD, Japonya ve Çin gibi ülkelerin de tabi olması sağlanmalıdır.
Cenevre’deki müzakereler yıllarca sürebileceÄŸinden, OECD veya Consultative Shipping Group (CSG) gibi uluslararası düzeyde alternatif çözümler aranması ve engellerin ikili görüşmelerle kaldırılması gerekli görülmektedir.
1.2.4.1. Vergisel TeÅŸvikler
1998 yılında Alman TeÅŸvik Sistemi Avrupa verilerine göre yeniden yapılandırılmıştır. Öncelikle ÅŸirketler vergi hukukuyla ilgili yenilikler getirilmiÅŸtir. Bununla, Alman denizcilik yatırımlarının vergi hukukundan olumsuz etkilenmesi önlenmeye çalışılmıştır. Özel amortismanlar ve zarar mahsup imkanları ile ÅŸirket kârlarının normal oranın yarısıyla vergilendirilmesi esas unsurlardır. Bu tedbirlerin yardımıyla Alman filosu modernize edilmiÅŸ, gençleÅŸtirilmiÅŸ ve istihdam yaratmıştır. Neticede, Alman konteyner filosu dünyada Panama’dan sonra ikinci sıraya yükselmiÅŸ ve ortalama 2 yaşında gemilerle dünyanın en genç konteyner filosu haline gelmiÅŸtir. Ancak, sektör piyasanın durumuna göre aşırı yatırım yapıldığı görüşüyle eleÅŸtirilmektedir.
Filonun büyümesi bir diÄŸer açıdan da tenkit edilmektedir. Büyümenin öz sermaye desteÄŸiyle olmadığı, krediye dayandığı, gerçek kâr üretmekten ziyade zararın vergi tedbirleriyle ikamesi yoluna gidildiÄŸi ileri sürülmektedir. Karşı görüşler ise, teÅŸvikler kalktığında yatırımların daha kârlı olan yabancı ülkelerdeki tersanelere kayacağını ileri sürmektedir. Zira, Almanya’daki ücretlerin yüksekliÄŸi maliyeti rekabet edilemez biçimde artırmakta, bu sektöre yatırım yapanların teÅŸviki kaçınılmaz olmaktadır.
Bu görüşlere dayanılarak, Alman gemi sahiplerinin teÅŸviki amacıyla, 1999 yılı başından itibaren yeni vergi teÅŸvikleri getirilmiÅŸtir. Tedbirler Avrupa Komisyonu’nun üye ülkeler denizcilik devlet yardımları mevzuatına uygun biçimde ve daha ziyade Hollanda, Yunanistan ve Norveç örneklerine göre düzenlenmiÅŸtir.
Bu arada, Avrupa’da Avrupa Filosu’nun % 70′ini kapsayacak bir Armatör Åžirketler Vergilendirme Sistemi geliÅŸtirilmiÅŸtir. Almanya, mevzuatını buna uyarlamıştır.
Bu amaçla 1998 yılında çıkarılan "Denizcilik Uyum Yasası" ile Alman armatörlerine bir opsiyon tanınmıştır. Bununla normal Kurumlar Vergisi yerine Tonaj Vergi Sistemi seçilebilecektir. Buna ilaveten, Alman bayraklı gemiler için bir özel gelir vergisi mahsup sistemi getirilmiştir. Bu sistemde de, Avrupa Komisyonu kararları ile diğer Avrupa ülkeleri mevzuatı örnek alınmıştır. Böylece, Alman bayraklı gemilerin işletme giderleri azalmakta, filonun rekabet gücü ve istihdam korunmuş olmaktadır.
Tonaj Vergisi geminin tonajına baÄŸlı bir götürü kâr belirleme sistemidir. Zarara deÄŸil, kâra baÄŸlıdır. Zarar mahsubuna deÄŸil, uzun vadeli piyasa kârına yönelik yatırımlara dayanmaktadır. Amaç, düşük iÅŸletme ve yatırım maliyetidir. Arzulanan yatırımın seçimini teÅŸvik dağıtıcı makam deÄŸil, piyasa belirlemektedir. Önemli olan; tek tek gemi yatırımlarının deÄŸil, ÅŸirket kârlarının ve Alman denizcilik endüstrisinin uluslararası rekabette kazanacağı sermaye rantının vergilendirilmesidir. Tek tek gemiler deÄŸil, denizcilik ÅŸirketleri ön plana çıkarılmaktadır. Böylece, armatörlük firmalarının ve faaliyetlerinin kuruluÅŸ yeri olarak Almanya’yı seçmesi amaçlanmaktadır. Burada tek tek gemiler dolaylı olarak rol oynamaktadır. Normal Kurumlar Vergisi yerine Tonaj Vergisi sistemine geçilmesiyle, Alman denizciliÄŸinin uluslararası rekabet gücünün artacağına inanılmaktadır.
Yeni çözüm, belirli bir süre için, normal azalan amortisman sistemiyle matrah tespiti ile Tonaj Vergisi Sistemine göre kâr belirleme arasında bağlantı sağlamaktadır. Bu ise, riskli sermayenin güçlenmesini sağlayabilecektir.
Sistem uzun vadeli düşünülmüştür. Armatörlük şirketleri on yıllık bir dönem için bir seçimde bulunacaklardır. Sistem, zarar telâfisine dayanmadığından, özellikle çarter piyasasında işletme zararına maruz kalan şirketler için önem taşımaktadır. Yeni sistem şirketlerin kâr gelişimiyle direkt ilgilidir.
Tonaj Vergisi; yabancılara ait ve yabancı sicillere kayıtlı dahi olsalar, çarterle işletilen düzenli hatlardan elde edilen kârları da kapsamaktadır. Bu örneğin gösterdiği gibi, sistem bayrak politikası ve bayrağa bağlılıkla direkt ilgili değildir. Aynı şekilde Hollanda ve Norveç Tonaj Vergisi sistemleri de bayrağa bağlı değildir.
Diğer Avrupa ülkelerinde ücret vergisi tahsilatında da işletme giderlerini düşürücü yöntemler uygulanmaktadır.
Tonaj Vergisi her armatör için bir opsiyon getirmektedir. Normal vergi sisteminin seçilmesi de mümkündür. Tek gemili şirketlerin yeni yatırımları için normal vergi ve tonaj vergisi sistemi arasında bir geçiş süresi de söz konusu olabilecektir.
1.2.4.2. Mali Yardım Konusu
Almanya’da önceki hükûmet bütçedeki direkt nakdî devlet yardımlarını devamlı düşürmüştür. 1998 bütçesinde 40 milyon D-Mark’lık bir tutar yer almıştır. Bunun 5 milyon’luk kısmı stajlarla ilgilidir. Tutarın tamamı armatörlerce kullanılmıştır. Tutarın azaltılması ülkenin denizcilik politikası hedefleriyle çeliÅŸtiÄŸinden, Alman Armatörler BirliÄŸi’nce sürekli eleÅŸtirilmektedir. Yeni Alman hükûmeti, istihdam yaratmayı ana hedef edindiÄŸinden konuya daha deÄŸiÅŸik bakmakta, ücrete baÄŸlı yan maliyetleri düşürmeyi benimsemektedir.
Bu metot, Avrupa’nın diÄŸer denizci ülkelerinde de baÅŸarıyla uygulanmaya baÅŸlanmıştır. Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya, Fransa ve İtalya’ da sadece ücret vergileri deÄŸil, kendi uyruÄŸundaki gemiadamlarının sosyal ödemeleri de direkt veya endirekt sübvansiyonlarla devletçe üstlenilmektedir. Avrupa Komisyonu, bu metotları denizcilik teÅŸvik genelgelerinde onaylamış ve diÄŸer üyelere de bu imkanı tanımıştır. İşçi istihdamını artırmayı hedef edinen federal koalisyon hükûmetinin, Avrupa Komisyonunca da, onaylanan bu ilkeleri benimsemesi ve denizcilik politikası paketine alması beklenmektedir.
Ayrıca, gemiadamı istihdamı konusunda da esnekliÄŸe gidilmektedir. Bu alanda, milliyetten ziyade gemiadamının kalifikasyonu belirleyici olmaktadır. Hollanda ve Norveç’te sadece kaptan için kendi uyruÄŸunda olma ÅŸartı aranmaktadır. Böylece gemiadamı istihdamı mevzuatı ülkenin iÅŸ piyasası politikasından ayrı mütalâa edilmektedir.
Almanya, yurtdışında yerleşik yabancı gemiadamlarının sosyal keseneklerini de yeniden ele almaktadır. Zira çoğu durumda yabancılar Alman sosyal sigorta sisteminden zaten yararlanmamaktadırlar. Bu nedenle, Hollanda ve Norveç millî sosyal sigorta mevzuatlarını yurtdışına yaymaktan vazgeçmişlerdir. Danimarka, bu tür kesenekleri gemi sahiplerine iade etmektedir.
1.2.4.3 Tersane TeÅŸvikleri
Özellikle Avrupa ülkeleri gemi inÅŸa sübvansiyonlarının kademeli olarak kaldırılması yolundaki OECD anlaÅŸmasının uluslararası platformda kabul görmesini ve koordine edilmesini desteklemektedirler. Bunun gerçekleÅŸtirilmesinin bugüne kadar mümkün olmayışı, ABD tersanelerinin direniÅŸinden kaynaklanmaktadır. AnlaÅŸma yürürlüğe girmedikçe Avrupa Komisyonu’nun aldığı kararlar ara çözümler olmaktan öteye gidememekte, ulusal özel subvansiyonlarla gemi inÅŸa piyasası rekabet çarpıklıkları önlenememektedir. Sonuçta sipariÅŸlerin devamına ve teknolojik yenilemeye yönelik teÅŸviklerin sürdürülmesi engellenememektedir. Bu yolla, özellikle büyük tersaneler teÅŸvik edilmektedir. DiÄŸer taraftan, Asya’daki malî krize baÄŸlı olarak DoÄŸu Asya para birimlerinin devalüe edilmesi, bu ülkelerin satış fiyatlarının çok düşmesine yol açmıştır. Bunun etkisiyle, Avrupa tersanelerine vaki talepler çok azalmıştır. Avrupa ülkeleri Kore tersanelerinin IMF destekli kredilerle finanse edilerek aşırı büyümesini bundan sorumlu tutmaktadırlar. Bu bakımdan, dünyada gemi inÅŸa teÅŸviÄŸinde, ortak politika uygulanmasında aşırı kapasite geniÅŸlemesinin de kapsam içine alınması istenilmektedir. Ancak, herÅŸeyden önce anlaÅŸmayı ABD’nin de imzalaması saÄŸlanmalıdır.
Ancak, bütün bu geliÅŸmelerde, OECD’nin amaçlarıyla uyum içinde olunmakla birlikte gemi inÅŸa sanayii konusunda TopluluÄŸun korumacı önlemler ile dolaylı ve doÄŸrudan teÅŸvik mekanizmalarını ortadan kaldırmaya yönelik bir tutum içinde olmadığı, teÅŸvik ve koruma sistemlerini üye ülkeler arasında ve Topluluk lehine uyumlu bir konuma getirme arayışı içinde olduÄŸu görülmektedir.
Norveç’teki azınlık hükûmeti yeni gemi inÅŸa sübvansiyonlarını % 7′den Avrupa’nın azami oranı olan % 9′a çıkararak, 8,7 m USD’den 10 m EURO’ya yükseltilmesini önermiÅŸtir.
Hesaplamalara gore, Norveç gemi sanayiinin ayakta tutulabilmesi için yılda 1,2 milyar USD tutarında yeni sipariÅŸe ihtiyaç duyulmaktadır. Norveç’teki toplam sipariÅŸ portföyü yaklaşık 3,8-3,9 milyar NKR civarındadır. 1999 yılı için alınan sipariÅŸler çok düşük olup, Norveç tersanelerinde yaz aylarında büyük iÅŸten çıkarmalar beklenmektedir.
Almanya’daki tersane sübvansiyonlarına bir örnek vermek gerekirse, Avrupa Komisyonu, Warnow tersanesinin özelleÅŸtirilip yeniden yapılanması için 1.2 milyar DEM sübvansiyonu onaylamıştır. İleri sürülen ÅŸart ise Kvaerner’in yıllık kapasitesini % 40 düşürerek, 1992 - 2006 yılları arasında yılda 85,000 c. gross tonu aÅŸmamasıdır.
İngiliz Norveç sermayeli Kvaerner ise bu rakamı ortalama olarak anlamakta mutlak rakam olarak 85,000-ton sınırının sadece bu yıl aşılmasını bir ilke ihlali olarak kabul etmemektedir.
Ancak Avrupa Komisyonu, Kvaerner’in kuralı ihlal ettiÄŸine karar verirse Kvaerner’in hiç deÄŸilse yardımın bir kısmını Alman hükümetine ödemesine karar verebilecektir.
1.2.4.4.EURO Para Biriminin Etkileri
Euro, bugün dolar yanında, dünyanın ikinci önemli rezerv parası haline gelmiÅŸtir. Euro’nun tedavüle girmesi, orta vadede deniz ticaretini de etkileyecektir. Yabancı para cinsinden fatura çıkarmaya alışmış armatörler, hesaplarını bu yeni para cinsine göre yeniden yapma durumunda kalacaklardır. Euro kendisini önce Avrupa denizciliÄŸine kabul ettirecektir. Ancak, uluslararası deniz taşımacılığının temel para birimi olan doların ağırlığının Euro’ya kayması döviz kurları kadar faiz oranlarındaki farka da baÄŸlı olacaktır. Ayrıca Euro bölgesinde, maliyet daha saydam hale geleceÄŸinden, Avrupa armatörlük ÅŸirketleri açısından daha çekici hale gelebilecektir.
1.2.4.5. Limanlar
1997 Aralık ayında Avrupa Komisyonu Limanlar ve Denizcilik Altyapısıyla İlgili YeÅŸil Kitabı yayımlamıştır. Avrupa’da bir ortak liman politikasının uygulanması benimsenmekte, ancak, aşırı mevzuat ve hükümranlık hakkından vazgeçilmesine karşı çıkılmaktadır.
Taşımacılık zincirindeki, limanlar dahil bütün çok sistemli birimlerdeki güçlü rekabet nedeniyle verim potansiyelinin tamamı maliyeti düşürmeye yönelmiştir. Liman hizmetlerindeki, rekabete yönelik yapılanma bu süreci hızlandırarak deniz ağırlıklı kombine taşımacılığı kara taşımacılığı karşısında tercih edilir hale getirecektir.
Komisyonun sadece limanlar arası değil, limanlar içindeki rekabeti de destekleyici ve tekelleri önleyici tedbirleri beğenilmektedir. Burada pilotaj ve römorkaj gibi hizmetlerinin de kapsam içine alınmasına çalışılmaktadır. Limanlara devlet yardımlarına da saydamlık getirilmesine gayret edilmektedir.
Ancak, Avrupa Komisyonunun, Avrupa limanlarındaki tarifeleri marjinal maliyetlere dayalı tek tip bir hesaplama yöntemi getirmesi eleştirilmektedir. Bunu gerçekleştirebilmek için, bütün maliyetlerin, ticaret ve vergi hukukunun bilinmesi, bunların da merkezi bir organ tarafından izlenmesi gerekmektedir. Bu yolla, piyasanın kurallardan arındırılarak rekabete açılmasının tehlikeye girmesinden ve merkezi yönetim mekanizmasının yerleşmesinden korkulmaktadır.
Ayrıca, Avrupa Komisyonunun liman içi ve dışındaki yol ve diğer yatırım giderlerinin kullanıcılarca karşılanması görüşleri de kritik edilmektedir.
Avrupa Komisyonu’nun, gelecekteki Avrupa liman politikasını oluÅŸturmak amacıyla topladığı veriler 2000 yılının ilk yarısında deÄŸerlendirilecektir.
Bu çerçevede, Türkiye limanlarındaki hizmet kalitesinin ve tarifelerin AB limanları seviyesine getirilmesi sağlanmalıdır. Kamu limanlarının ve boğazlardaki kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin özelleştirilmeleri gecikmeksizin gerçekleştirilmelidir.
1.2.4.6. Rekabet Politikası
Denizcilik, küreselleşme ve liberasyon olgularının etkisinde kalan ilk sektörlerdendir. Düzenli hat deniz taşımacılığında çeşitli ülkelerden birçok şirket bir araya gelerek işbirliğinde bulunmaktadır. Stratejik konsorsiyumlar ve düzenli hat konferansları bu alandaki tipik örneklerdir. Yapıları, devamlı değişen piyasa şartlarına uydurulmaktadır. Kıtalararası konteyner gemi taşımacılığı, piyasa şartlarının isterleriyle devamlı uyum sağlamak durumundadır.
Uluslararası düzenli hat taşımacılığında geçerli olan ve küresel anlamda genel kabul gören bir rekabet hukuku henüz bulunmamaktadır. Bu alanda ulusal veya bölgesel kurallar geçerli olmaktadır. Bu durumda birçok devlet aynı işlem için rekabet hukuku açısından uluslararası işbirliği arayışına gitmektedirler. Sonucunda birçok ulusal ve bölgesel kuralın değerlendirilmesinde uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu durumda gemi işletmecilerinin maliyetleri yükselmektedir. Bu durum, düzenli hat işletmeleri ile rekabet hukuku yetkilisi Avrupa Komisyonu Genel Müdürlüğü arasında bu yıl cereyan eden tartışmalarda da açığa çıkmıştır.
Yıllardan beri ABD’den farklı yönleri bulunan Avrupa rekabet hukukunun, deÄŸiÅŸik yorumları, sorunların Avrupa mahkemelerine ve tahkim kurullarına gitmesine, dolayısıyla gemi sahiplerinin kararlarında tereddütlere yol açmıştır.
Uluslararası deniz taşımacılığının etkinliÄŸini olumsuz etkileyen bu durum, Avrupa Komisyonu’nun 1998 Eylül ayında aldığı bir kararda iyice belirginleÅŸmiÅŸtir. Bu kararda, "Transatlantic Conference Agreement" üyesi gemi sahipleri, Avrupa SözleÅŸmesinin TekelleÅŸme hükümlerini ihlal ettikleri öne sürülmüştür. Komisyonun görüşüne göre, çok sistemli (multimodal) taşımacılıktaki fiyat belirlemeleri AB’deki kara uzantısını da kapsamına alamaz. Ayrıca, nakliyeci komisyonları da eleÅŸtirilmektedir. "Transatlantic Conference Agreement" çerçevesinde yük sahipleriyle yapılan taşıma sözleÅŸmelerinde ÅŸartların belirlenmesinde gemi sahiplerinin hâkim konumda olmaları kararın ana gerekçesidir. Karar sonucunda, ilgili gemi sahipleri kartel hukukunu ihlal gerekçesiyle milyonlarca ECU tutarında cezalar ödemeye mahkum edilmiÅŸlerdir.
Karar piyasada büyük tepki uyandırmıştır. Zira açık noktaların farklı yorumu yanında cezanın yüksekliÄŸi nispetsiz olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Mahkum edilen gemi sahipleri konuyu Avrupa Adalet Divanı’na götürmüşlerdir.
Kuzey Atlantik’te yoÄŸun bir rekabet devam etmektedir. TACA üyesi gemi iÅŸletmelerinin yanında, konferansa dahil olmayan birçok ÅŸirket bu hizmet alanında rekabet etmektedir. Dolayısıyla, rekabetin suni olarak sınırlandırıldığı veya piyasaya hakim olma gibi bir durum olmadığı karşı sav olarak ileri sürülmektedir.
Yükleme öncesi ve boÅŸaltma sonrası kara taşımacılığı ile modern kıtalararası konteyner taşımacılığı piyasada tek bir hizmet ürünü olarak kabul edilebilmektedir. Böyle tek bir ürünün taşımanın her iki yakasında tek bir rekabet hukukuna tabi olması önerilmektedir. ABD’de 1984 yılından beri yürürlükte olan Shipping Act Reform Yasası çok sistemli denizaşırı düzenli hat taşımacılığında hizmetin kara kısmıyla birlikte tek hizmet paketi olarak kabul edilmesini ve ortak fiyatlandırılmasını esasa baÄŸlamıştır. Avrupa Komisyonu’nun yorumu bu ÅŸekilde olmamakta ve yüksek cezalara hükmedilmektedir.
Avrupalı gemi sahipleri bu durum karşısında Avrupa’daki kara uzantısındaki fiyatlandırmada daha esnek davranmaya baÅŸlamışlardır.
ABD’de deniz ticareti rekabet hukuku 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe giren Ocean Shipping Reform ile yeniden bir esasa baÄŸlanmıştır.
Buna göre; gemi sahiplerinin, ABD içlerindeki taşımalarla ilgili olarak demiryolları, kamyon ve havayolu ÅŸirketleriyle yük sahiplerine karşı ortak ücret belirleyebileceklerdir. Bununla, denizcilik ÅŸirketlerinin ortak hareketlerini engellemeyen Antitrust Immunity ilkesi aynen korunmaktadır. Gemi sahipleri ve ortaklıklarının navlun tarifelerini Federal Maritime Commission’a bildirmeleri zorunluluÄŸu kaldırılmaktadır. Navlun tarifeleri, elektronik olarak kamuya açıklanacak, istisnai olarak münferit sözleÅŸmelerle pazarlık yapılabilecektir. Bu sözleÅŸmelerin ilkeleri gemi sahiplerinin ortak giriÅŸimleriyle belirlenebilecektir. Ancak, bu gizli sözleÅŸmelerin zamanla artması beklenmektedir. Yabancı gemi sahiplerinin teamül dışı fiyatlama uygulamalarına karşı, Federal Maritime Commission’a ayrı bir yetki verilmiÅŸtir. Yeni yasanın uygulamasıyla ilgili olarak, sektörün görüşü alınarak yönetmelikler çıkarılması beklenmektedir.
1.2.4.7 İş Hukuku ve Sosyal Standartlar
Avrupa Komisyonu, Avrupa BirliÄŸi üyesi ülkeler arasında çalışan feribotlardaki gemi adamlarına uygulanacak iÅŸ ve sosyal hukuk ÅŸartlarını gemilerin taşıdıkları bayraklar ve gemi sahiplerinin ülkelerindeki hukuktan soyutlayarak bir Avrupa hukuk tasarısı hazırlamıştır. Öneri, ulusal iÅŸ piyasalarındaki iÅŸ hukuku ve toplu sözleÅŸme yapısına müdahalelerde bulunmakta, devletler hukuku ve uluslararası özel hukuk prensipleriyle çatışan kurallar getirmektedir. Böyle bir Avrupa Hukuku’nun getirilmesi bazı çevrelerin tepkisini çekmektedir.
1994 yılında "Clay Bill" olarak adlandırılan benzer bir siyasal giriÅŸim ABD’de baÅŸarısızlığa uÄŸramıştır. O yıllarda Avrupa Komisyonu itirazda bulunarak, tasarının devletler hukukuna aykırı olduÄŸuna, Avrupa gemi sahiplerinin ve gemiadamlarının menfaatlerini olumsuz etkileyeceÄŸine dikkat çekmiÅŸtir. Bu kez Avrupa Komisyonunun, aşırı korumacı bir politikayla gemi sahipleri ve üçüncü ülke gemiadamlarının aleyhine kurallar getirmeye çalıştığı öne sürülmektedir. EleÅŸtiriler, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinden gelmektedir.
1.2.4.8. Gümrük Konusu
AB Gümrük Kodifikasyonuna Deniz Ticareti için 01.07.1998′ den itibaren yeni esaslar getirilmiÅŸtir. Buna göre AB limanları arasında taşınan mallar topluluk malı oldukları belgelendirilmedikçe üçüncü ülke malı olarak kabul edilecektir. Ancak, iÅŸlemlerin belgelendirilmesi için bir sıra kolaylık getirilmiÅŸtir.
Duty-Free Satışların, 30.06.1999 tarihinden sonra devamı tartışması devam etmektedir. Baltık ve Kuzey Denizindeki feribot seferleri için hayatî önem taşıyan duty-free satış serbestisinin, sınırsız olarak devamı özellikle Almanya tarafından talep edilmektedir. Bu bakımdan Almanya’nın Avrupa BirliÄŸi içindeki ağırlığı da dikkate alınırsa, Konseyin, Komisyonu, Katma DeÄŸer ve Tüketim Vergisi tebliÄŸini buna imkân verecek biçimde deÄŸiÅŸtireceÄŸi sanılmaktadır.
Nitekim, Avrupa Adalet Divanının Mayıs 1996 tarihli Teknelerdeki Hizmetlerde Satış Vergisi konulu kararı Almanya karasularındaki satışlar için Alman maliyesini rahatlatmıştır.
1.2.4.9. Kalite Politikası
1998 yılında Avrupa Komisyonu özellikle İngiliz hükûmetinin desteÄŸiyle bir "Quality Shipping Campaign" uygulamasını kabul etmiÅŸtir. OECD Deniz Taşımacılık Komitesi de benzer hedefler gütmektedir. Amaç, mevcut teknik ilkelerin ve ISM Kodu kurallarının ötesinde, piyasalarda örnek bir güvenlik bilinci yerleÅŸtirilerek, standart altı gemilere karşı kesin tedbirler alınmasıdır. Bununla, deniz taşımacılığı hizmetlerinden direkt yararlanan veya bu hizmetlerle iliÅŸkisi bulunan ekonomik çevrelere bu bilincin yerleÅŸtirilmesidir. Söz konusu çevre; klas kuruluÅŸlarından, sigorta ÅŸirketlerine, bankalara ve brokerlere kadar uzanmaktadır. Piyasadaki her aÅŸamada gemi güvenliÄŸinin ve deniz çevresinin korunmasının denetlemelerinde bu hususların göz önünde bulundurulması önem taşımaktadır. ISM-Kodu’nun aÅŸama aÅŸama yürürlüğe girmesi ve gemi iÅŸletmecilerinin bu konudaki yükümlülükleri güvenlik önlemlerindeki saydamlığı öne çıkaracaktır. Denizcilikteki güvenlik sistemlerindeki bu olumlu geliÅŸmelerin European Quality Shipping Information System çerçevesinde bir veri tabanı oluÅŸturulmasıyla sonuçlandırılması tartışılmaktadır. Ancak, gerek gemilerde, gerekse karada güvenlikle ilgili aşırı bürokrasiye gidilmesinin de önlenmesine çalışılmaktadır. Bu alanda, gemi iÅŸletmecilerinin kendilerinin sorumluluk sahibi olmaları teÅŸvik edilerek kanun koyucunun ayrıntılara inmesine gerek kalmamasına çalışılmaktadır.
BilindiÄŸi gibi, son yıllarda Dünyanın geçirdiÄŸi hızlı deÄŸiÅŸim ve "KüreselleÅŸme" olgusu toplumların hayatına deÄŸiÅŸik biçimlerde yansımıştır. 2000′li yılların dünyası, küreselleÅŸme ve rekabet gücünü konuÅŸmaktadır. Bütün geliÅŸmelere paralel olarak ülkemiz, Müşterek Pazar, Gümrük BirliÄŸi ve Avrupa BirliÄŸi sürecini tamamlayarak, rekabet yarışında etkin biçimde rol alacak ÅŸekilde kendini zamanında hazırlamalıdır.
Ancak bu yarışta baÅŸarılı olabilmek için ekonomik ve sosyal alanlarda köklü ve uzun vadeli deÄŸiÅŸmelere ihtiyaç vardır. Ayrıca insan gücünün niteliÄŸi ve bilgi üretimi en öncelikli hedef haline gelmektedir. Sektörümüzde de bu alanda imzalanan uluslararası anlaÅŸmaların vecibelerini yerine getirirken istenilen standartları yakalayabilmek için üyeleri bilgilendirmek gerekmektedir. Denizcilik Sektörünün dünya denizciliÄŸine uyumu, ülkenin dünyaya uyumunu beklememektedir. Denizciler dünya ile uyumlu çalışmak ve beraber yenilenmek mecburiyetindedir. Bu nedenle, özellikle 1998′den itibaren yürürlüğe giren ISO 9002 kodu kapsamında ISM Kodu belgesi ile ilgili çalışmalar koordine edilmeli ve sektör aydınlatılmalıdır.
Diğer taraftan Konteyner Gemileri için 01.07.2002 yılında uygulamaya geçilecek olan ISM Koduna uygun Sertifikaların, işletmelerce bu tarihten önce alınabilmesi büyük önem taşımaktadır.
1.2.4.10 Türkiye -AB İlişkilerinde Son Gelişmeler
Türkiye-AB iliÅŸkileri Helsinki Zirvesi sonrası giderek hızlanan bir trend içine girmiÅŸ bulunmaktadır. 3 yıllık bir aradan sonra, 11 Nisan 2000 günü Lüksemburg’da yapılan ‘Ortaklık Konseyi’ bu baÄŸlamda önemli bir dönüm noktası oluÅŸturmaktadır. Ortaklık Konseyinde önümüzdeki dönem ile ilgili önemli kararlar alınmıştır.
Tarama sürecini gerçekleştirmek üzere, Ortaklık Komitesine bağlı 8 alt komite kurulmuştur. AB, diğer adaylar için olduğu gibi, Türkiye bakımından da Topluluk müktesebatını oluşturan 31 alanı 8 alt komiteye bölmüştür. Tarama sürecinin Mayıs- Haziran döneminde başlatılması sözkonusudur. Bu amaçla, Ortaklık Komitesi Mayıs ayında toplanarak alt komitelerin çalışma usüllerini belirleyecektir.
Gümrük Birliğinden bu yana üzerinde çalışılan hizmetler alanındaki müzakerelerin başlatılması kararlaştırılmıştır. Bu kapsamda kamu alımları konusu da görüşülecektir. 2000 sonuna kadar tamamlanması öngörülen müzakerelerin Haziran ayında başlatılması beklenmektedir. AB Komisyonu ilk kez tarafların görüşlerini dikkate alarak bir anlaşma taslağı hazırlığı başlatmış bulunmaktadır.
Komisyon tarafından hazırlanacak Katılım Ortaklığı belgesinin en geç 2000 yılı Ekim ayı sonuna kadar tamamlanması öngörülen müzakerelerin Haziran ayında başlatılması beklenmektedir. AB Komisyonu ilk kez tarafların görüşlerini dikkate alarak bir anlaşma taslağı hazırlığı başlatmış bulunmaktadır.
Komisyon tarafından hazırlanacak Katılım Ortaklığı belgesinin en geç Ekim sonuna kadar AB Konseyine sunulması sözkonusudur. Belgenin Komisyon tarafından 1998 ve 1999 yıllarında ülkemiz için hazırlanan ilerleme raporlarından esinlenmesi beklenmektedir. Belgede AB’nin Kopenhag Kriterleri ve Topluluk müktesebatı kapsamında Türkiye ile ilgili siyasal, ekonomik ve sosyal deÄŸerlendirmelerinin yansıtılması öngörülmektedir.
Deprem yardımı çerçevesinde 1999′da taahüt edilen 600 milyon EURO’dan 450 milyon liralık ilk kısım için Ankara’da kredi anlaÅŸması imzalanmıştır. Bakiye 150 milyon EURO için de hazırlıkların yaz sonuna kadar tamamlanması beklenmektedir.
Komisyon, MEDA II Fonundan Türkiye’ye ayrılacak payın geçmiÅŸe göre ve diÄŸer yararlanacak ülkelerle karşılaÅŸtırmalı olarak çok daha yüksek tutulacağını bildirmiÅŸtir. Ülkelerin payları henüz henüz karara baÄŸlanmadığından, bunun da miktarı kesinleÅŸmemiÅŸtir. ‘Katılım Öncesi İmkan olarak aday ülkelere 3 yıl için verilecek 8.5 milyar EURO’luk meblaÄŸdan Türkiye de pay alacaktır. Bunun dağılımı da henüz kararlaÅŸtırılamamıştır. Tahsisattan özel sektörden gelecek projeler de yararlanabilecektir.
Gümrük BirliÄŸi döneminden kalan 750 milyon EURO’luk Avrupa Yatırım Bankası (AYB) kredisinden bu yıl 400 milyon EURO civarında bir kullanım olabileceÄŸi tahmin edilmektedir. Komisyon toplam meblağın 2002 sonuna kadar kullandırılmasını amaçlamaktadır.Halen kullanım yolunu açacak hukuki çerçeve oluÅŸturulmaktadır. AYB ile ortak amaçlı büyük projelerin finansmanı saÄŸlanacaktır. Bu kapsamda, İstanbul BoÄŸazında tüp geçit ve enerji projeleri yeralmaktadır.
Türkiye topluluk programları ile aday ülkeler ve Birlik arasında, katılım süreci çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanması öngörülmüştür. Bu ortaklık aynı zamanda, siyasi ve ekonomik kriterleri ile üye ülke olmanın gerektirdiği yükümlülükler ışığında ve AB müktesebatına uyuma ilişkin hazırlıkları içerimektedir. Komisyon ayrıca, Türk mevzuatının Topluluk müktesebatıyla uyumlaştırılması amacıyla, müktesebatın analitik incelenmesi sürecini hazırlamakla görevlendirilmiştir. Bu bağlamda Gümrük Birliğinin yanısıra, sanayi, tarım, balıkçılık,dış ticaret, hizmetler, ulaştırma, çevre, enerji, makro ekonomik diyalog, bölgesel kalkınma, bilim ve teknoloji başlıkları altında somut işbirliği önerilmiştir. Bu işbirliğinin amacı, ülkemizin bu alanda AB Müktesebatına uyumunu kolaylaştırmaktır.
TABLO 3: TARAMA SÜRECİ İÇİN ORTAKLIK KONSEYİNCE KURULAN ALT KOMİTELER VE FAALİYET ALANLARI
ALT KOMİTELER MÜZAKERE BAŞLIKLARI NO
1- Tarım ve Balıkçılık Tarım 7
Balıkçılık 8
2- İç Pazar Malların Serbest Dolaşımı 1
Kişilerin Serbest Dolaşımı 2
Hizmetler 3
Åžirketler Hukuku 5
Rekabet 6
Tüketiciyi Koruma ve Tüketici Sağlığı 23
3- Ticaret, Sanayi, AKÇT Ürünleri Dış İlişkiler 26
Sanayi 15
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler 16
4- Ekonomik ve Parasal Konular Ekonomik ve Parasal Birlik 11
İstatistik 12
Sermayenin Serbest Dolaşımı 4
5- Yenilik EÄŸitim ve YetiÅŸtirme 18
Bilim ve Araştırma 17
İletişim ve Bilgi Teknolojileri 19
Kültür ve Görsel-İşitsel Politika 20
6- Ulaştırma, Çevre, Enerji ve Trans Avrupa Ulaştırma 9
Çevre 22
Enerji 14
7- Bölgesel Kalkınma, İstihdam, Sosyal Politika İstihdam ve Sosyal Politika 13
Bölgesel Kalkınma 21
8- Gümrükler, Uyuşturucu Kaçakçılığı ve Para Aklama Gümrük Birliği 25
Adalet ve İçişleri 24
Vergilendirme 10
Mali Kontrol 28
Bunların Dışındaki Başlıklar ODGP 27
Bütçe 29
Kurumlar 30
DiÄŸer 31
1.2.4.11. Gemilerin Uymak Zorunda Oldukları Uluslararası Kural ve Konvansiyonlardaki Son Gelişmeler
1.2.4.11.1. Mesuliyet Hukuku: İlgili Hükümlerin Ağırlaştırılması
Uluslararası Denizcilik Kuruluşu IMO Hukuk Komitesi üç uluslararası konvansiyonla ilgili çalışmaları sürdürmektedir. İlk planda, yolcuların tazminat taleplerinin zorunlu sigorta kapsamına alınması için, yolcu ve bagajların denizyoluyla taşınmasını düzenleyen 1974/90 Atina Konvansiyonu ele alınmaktadır. Komite, petrol ve tehlikeli maddelerle ilgili mesuliyet durumlarında direkt sigortacıya rücu edilmesini örnek olarak almaktadır. Diğer taraftan, tehlike mesuliyeti esaslarının daha zecrî hale getirilmesi ve son defa 1990 yılında değiştirilen azami tazminat sınırlarının yükseltilmesi konusu da tartışılmaktadır. Bunun sigorta piyasalarındaki kapasiteye ve P&I Klüplerinin gelecekte düzenleyecekleri garantilere direkt etkisi vardır.
Bir diÄŸer husus ise IMO’nun, tüm gemileri zorunlu mesuliyet sigortası kapsamına alma giriÅŸimleridir. Burada mükerrer sigorta durumlarının doÄŸmasının ve sigorta piyasalarına ve klozlarına devlet müdahalesinin önlenmesine çalışılmaktadır.
Batık gemilerin kaldırılması konusundaki tartışmalar da IMO nezdinde devam etmektedir. Bununla açık denizdeki enkazın kaldırılmasında gemi sahiplerinin yükümlülükleri düzenlenmeye çalışılmaktadır. Ayrıca, konu, devletlerin karasularındaki hükümranlık haklarıyla da uyumlu hale getirilmelidir.
Bunker yakıt zararlarındaki mesuliyet de uluslararası konvansiyon konusu haline getirilmektedir. Tasarı, birçok ülkenin milli hukukunda yerleşmiş tehlike halinde mesuliyet esasına dayanmaktadır. Zorunlu sigorta bu alanda da tartışılmaktadır.
Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu International Transport Workers’ Federation (ITF)’nin talebi üzerine IMO ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 1999 Ekim ayında, ortak bir çalışma grubu teÅŸkil etmiÅŸler ve gemilerdeki iÅŸ kazalarında armatörlerin mükellefiyetleri ve tazminat esasları ile geride kalan gemiadamlarının ülkelerine geri gönderilme zorunluluÄŸu ele alınmıştır. Özellikle yabancı bayrak altında çalışan gemilerde bu durumları düzenleyen hukuk kurallarının olmayışı eleÅŸtirilmektedir.
1.2.4.11.2. Kurtarma Hukuku : YENİ SCOPIC KLOZ’U
Uluslararası Kurtarma BirliÄŸi International Salvage Union (ISU), Uluslararası P&I Klüpleri BirliÄŸi International Group of P&I-Clubs (International Group) ve Uluslararası Deniz Sigorta BirliÄŸi International Union of Marine Insurance (IUMI) arasında İngiltere piyasasında geliÅŸtirilen Özel P&I Klüp Tazminat klozu "Special Compensation P&I Club-Clause" (SCOPIC) 1 AÄŸustos 1999′dan itibaren, iki yıl denenmek üzere, yürürlüğe girmiÅŸtir. Halihazırdaki uygulamaya göre; çevreyi koruma amacıyla ayrı bir çaba gösterilmesi halinde, Kurtarma Konvansiyonu’nun 14. Maddesi gereÄŸi, kurtarana özel bir ödeme yapılmaktadır. Lloyd’s Open Form SözleÅŸmesinin bir parçası da olan bu uygulama yerine, sabit primlerle destekli bir sistem getirilmeye çalışılmaktadır. SCOPIC-Klozuna göre, armatörlerin gemiye "Shipowner’s Casualty Representative" (SCR) diye adlandırılan bir temsilci göndermesine imkan tanınmaktadır. Kurtarma durumunda SCR bir uzmanlar grubu tarafından seçilecektir. Uzmanlar grubu ise International Group, ISU, IUMI ve Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS) temsilcilerinden oluÅŸan bir komisyon tarafından tayin edilir.
1.2.4.11.3. Gemilerin Hacizi ile İlgili Yeni Konvansiyon
1999 Mart ayının ortalarında Cenevre’de, BirleÅŸmiÅŸ Milletler ve IMO’nun katıldığı devletlerarası bir diplomatik konferansta gemilerin haczi konusu ele alınmış ve konuyla ilgili bir konvansiyon kabul edilmiÅŸtir. Konvansiyonun yürürlüğe girmesi 10 devletin onayına baÄŸlıdır.
Konferansta; hacze tabi borçluya ait olmayan, ancak çarter veya işleticinin yönetimindeki gemilerin de haciz konusu olacak biçimde uygulamanın genişletilmesi ele alınmıştır. Deniz alacaklarıyla ilgili listenin genişlemiş olması ve çoklu haciz olasılığı açısından yeni sistem eleştirilmektedir. Bu bakımdan 1952 yılından beri yürürlükte olan hükümlerin yerini yeni konvansiyonun almasını sağlayacak desteğin henüz oluşmadığı söylenebilir.
1.2.4.11.4. Büyük Avarya, York-Anvers Kurallarının Değişmesi
Uluslararası Deniz Sigortacıları BirliÄŸi (International Union of Marine Insurance - IUMI), milli Deniz Hukuku Birliklerinin üst kuruluÅŸu olan Comité Maritime International’e baÅŸ vurarak, büyük avaryalardaki zarar dağıtımıyla ilgili York-Anvers Kurallarının deÄŸiÅŸtirilmesini talep etmiÅŸtir. IUMI’nin önerisi bu konudaki maliyet dağılımında armatörler aleyhine bir çözüm içermektedir. Uluslararası Deniz Ticaret Odası "International Chamber of Shipping" (ICS) de IUMI önerilerini olumsuz deÄŸerlendirmektedir. ICS, York-Anvers Kurallarındaki son deÄŸiÅŸikliÄŸin beÅŸ yıl önce yapıldığına ve bu kadar kısa bir süre sonra yeniden bir deÄŸiÅŸiklik talebinde bulunulamayacağına dikkat çekmektedir.
1.2.4.11.5 ISF / ITF İlişkileri
Uluslararası Denizcilik İşverenler Birliklerinin üst kuruluÅŸu olan Uluslararası Denizcilik Federasyonu "International Shipping Federation" (ISF) ile uluslararası gemiadamı sendikalarının üst kuruluÅŸu Uluslararası Nakliye İşçileri Federasyonu "International Transport Workers Federation" (ITF) arasındaki müzakereler 1999 yılında da devam etmiÅŸtir. Özellikle gemideki iÅŸ kazalarında mesuliyet ve tazminat konularıyla, geride kalan gemiadamlarına uygulanacak kurallar özellikle ele alınmaktadır. Ayrıca Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labour Organisation - ILO)’nun 1920′den beri çıkardığı, denizcilikle ilgili 40 anlaÅŸmanın bugünün ÅŸartlarına uymayan kısımlarının deÄŸiÅŸtirilmesi üzerinde de ISF ve ITF ortak çalışma yürütmektedir. Çalışmalar sonuçlandığında ILO’ya ortak bir rapor sunulacaktır. Öneriler ILO İdare Konseyince kabul edildiÄŸi takdirde, 2001 yılı başında ILO Denizcilik Komitesi toplanacak ve konu 2002-2004 dönemi ILO Denizcilik Konferansları gündemine alınacaktır.
ISF ve ITF, fazla mesai ve ücretli izin konularını da kapsayan asgari ücret esaslarının yorumunda bir ortak görüşe henüz ulaşamamıştır.
1.2.4.11.6. ISM CODE Konusu
Denizde can güvenliÄŸinin saÄŸlanmasıyla ilgili "International Convention on Safety of Life at Sea" - SOLAS 1974/88 Uluslararası AnlaÅŸmasının yürürlüğe girmesiyle, anlaÅŸmanın IX Bölümünün eki olan, deniz kirliliÄŸinin önlenmesi ve güvenli gemi yönetimini ele alan International Safety Management Code - ISM - Code uluslararası anlaÅŸması da 1 Temmuz 1998 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiÅŸtir. Bu tarihten itibaren, 500 gt’un üzerindeki yolcu gemileri ve hızlı yolcu tekneleri, petrol tankerleri, kimyevi madde ve LPG tankerleri, dökme yük gemileri ve hızlı yük gemileri ISM-Code kapsamına alınmıştır. DiÄŸer gemiler için, ISM-Code, 1 Temmuz 2002 tarihinden itibaren uygulanmaya baÅŸlanacaktır.
1998 yılı başlarında kapsam içi 12.000 geminin çoğunun gerekli belgeleri tamamlayamayacağı sanılmış, ancak yürürlük tarihinde gemilerin tamamına yakınının kurallara uygunluk belgesi "Document of Compliance" - DOC ve güvenli yönetim belgesi "Safety Management Certificate" - SMC aldıkları gözlemlenmiştir. Liman Devleti Kontrolu sırasında belgeleri tamam olmayan ve mürettebatı gerekli bilgiye sahip olmayan çok az sayıda gemi alıkonulmuştur.
Bu kez dikkatler ISM-CODE uygulamasının ikinci safhasına yönelmiştir. Zira, 1 Temmuz 2002 tarihine kadar uluslararası deniz ticaret filosunun konteyner ve kuru yük gemisi gibi şimdiye kadar hariç tutulan gemi tipleri de kapsam içine alınacaktır. Bu defa ilk dönemdekinin iki katından fazla 27.000 gemi kapsam içine alınacaktır. Bu uygulamada çok sayıda küçük ve bölgesel gemicilik işletmeleri de devreye gireceğinden hazırlıklara zamanında başlanması büyük önem taşımaktadır.
ISM-CODE ile sağlanan fayda bir kereye mahsus olmayıp, gemilerdeki güvenlik önlemlerinde sürekli bir iyileşme sağlamaktadır. Gemilerde güvenlik kültürü gelişmekte, denizcilik işletmeleri kendi sorumluluklarının bilincine varmaktadırlar.
1.2.4.11.7. TBT İhtiva Eden Antifouling Boyalar
Gemilerin altındaki birikimi engellemek, dolayısıyla yakıt sarfiyatını düşürmek için genellikle Tributyl kalay (TBT) ihtiva eden antifouling boyalar kullanılmaktadır. Uzun süren gözlemlere göre, bunun çevreye zarar verdiği anlaşılmıştır. Dolayısıyla, bu boyaların yasaklanarak, zararsız başka maddelerin kullanılması gündeme gelmiştir. IMO bu nedenle; gemilerin sebep olduğu deniz kirliliğini önlemeye yönelik International Convention for the Prevention of Pollution from Ships - MARPOL uluslararası konvansiyonunu tamamlayıcı hükümler vaz etmek veya TBT ihtiva eden antifouling boyaları tüm dünyada yasaklayıcı yeni bir anlaşma düzenlemek üzerinde çalışmaktadır. Aynı şekilde, organo kalay bileşimi biozd yaratan antifouling boyaların da 1 Ocak 2003