Dünya Destanlari

DÜNYA DESTANLARI

İLYADA

Eski Yunan’da, ÅŸair Homeros’un yazdığı varsayılan büyük bir destandır. Bir baÅŸka Homeros destanı olan Odeysseia ile birlikte, batı edebiyatının en eski örneÄŸi ve tüm zamanların en güzel ÅŸiirlerinden sayılır.

Hem İlyada hem de Oysseisa, Truva Savaşı ve bu savaÅŸta yer alan insanlarla ilgili söylenceleri dile getiren, koÅŸukla yazılmış destanlardır. Tarihçiler Yunanistan’tandaki Akhalar ile Batı Anadolu’da yaÅŸamış olan Truvalılar arasındaki bu savaşın yaklaşık İ.Ö. 1199’da geçtiÄŸi görüşündedir. Akhalar’ın Truva’yı kuÅŸatmalarının ise10 yıl sürdüğü sanılmaktadır. Bu konuda o kadar çok öykü ve söylence vardır ki, hangisinin gerçek hangisinin uydurma olduÄŸunu bilme olanağı yoktur.

Yunanca’da Truva’nın bir adının da İlios olmasından dolayı Homeros’un destanı İlyada adını aldı. Homeros, yaÅŸadığı dönemde herkesin bu öyküyü bildiÄŸini düşünerek, Truva kuÅŸatmasını baÅŸtan sona anlatmaz ;savaşın 10.yılında sadece dört gün içinde geçen olayları anlatır .SavaÅŸ neredeyse bitmek üzeredir. Truva efsanesinin bu bölümü “ AÅŸil’in Öfkesi " olarak bilinir.

İlyada’nın Öyküsü

Kral Agamemnon, Truva Savaşı sırasında Akhalar’ın baÅŸkomutanıydı. Kralın en yiÄŸit ve başına buyruk savaşçısı olan AÅŸil, kimseye boyun eÄŸmeden, kendi bildiÄŸince hareket ediyordu. AÅŸil’in savaÅŸta kaçırdığı Briseis adında Truvalı bir kız yüzünden AÅŸil ile Agamemnon arasında anlaÅŸmazlık çıktı. Tutsağı olan bir kızı babasına geri vermeye razı olan Agamemnon, onun yerine AÅŸil’in sevdiÄŸi Briseis’i istiyordu. Agamemnon’a boyun eÄŸmek zorunda kalan AÅŸil, kızı ona verdi. Ne var ki, hırsını alamayarak savaÅŸtan çekildi. Agamemnon’u cezalandırması için, deniz tanrıçası olan annesi Thetis’i çağırdı. Thetis, tanrıların kralı Zeus’tan yardım istedi. Böylece çok geçmeden yalnızca AÅŸil ve Agamemnon deÄŸil, tanrı ve tanrıçalarda kavgaya karıştı.

Tanrıların iÅŸe karışması Yunan askerlerini telaÅŸlandırdı. Agamemnon, gördüğü bir düşe aldanarak, ordusuna artık Yunanistan’a dönüleceÄŸini bildirdi. Askerlerin Truva’yı ele geçirmeden dönmek istemeyeceklerini sanarken, onların gitmeye can attıklarını görmek onu düş kırıklığına uÄŸrattı. Yunanlı komutanlar orduyu yeniden savaÅŸ düzenine sokmakta güçlük çektiler. Bütün bu olaylar Yunan ordusunun savaÅŸ gücünü ve birliÄŸini zayıflatmıştı.

İki ordu arasında savaÅŸ yeniden baÅŸlarken, Paris’in kardeÅŸi Hektor, savaşın nedeni Paris’in Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helen ‘i kaçırması olduÄŸuna göre, anlaÅŸmazlığın Paris ile Menelaos arasında dövüşle çözümlenmesini önerdi. Bu dövüşte tam Paris yenilecekken, annesi olan tanrıça Afrodit onu son anda kaçırarak kurtardı. Böylece ordular arasında bir kez daha savaÅŸ baÅŸladı.

Truva alanında her iki tarafın savaşçıları göğüs göğüse , yiÄŸitçe çarpıştılar. Ne var ki, asıl kahramanlar ortada yoktu. AÅŸil savaÅŸa katılmama kararında diretiyordu; Truvalı Paris ise yenilginin acısını dindirmeye çalışıyordu. Truvalılar’ın en yiÄŸit savaşçısı Hektor, kardeÅŸi Paris’ten hesap sormak ve karısını görmek için geri çekilmiÅŸti. Hektor ve Paris sonunda savaÅŸ alanına döndükleri zaman, Truvalılar Akhalar’dan biraz daha güçlü durumdaydı. Cesareti kırılan Agamemnon, AÅŸil’in savaÅŸa dönmesini saÄŸlamaya karar verdi. Aralarındaki anlaÅŸmazlığı gidermek amacıyla ona bir mektup gönderdiyse de AÅŸil onun isteÄŸini reddetti.

AÅŸil olmasa da Yunanlıların savaşı sürdürmek zorundaydı. Durum iyice kötüye gidiyordu. Agamemnon’la birlikte birçok savaşçı yaralanmıştı. Truvalılar’ın kıyıdaki Yunan gemilerine ulaÅŸması an meselesiydi. Tam bu sırada Yunanlılar’ı koruyan tanrılar iÅŸe karışarak onları engelledi. Bunlardan yılmayan Truvalılar sonunda bir Yunan gemisini ateÅŸe vermeyi baÅŸardı. AÅŸil’in çok sevdiÄŸi dostu Patroklos olaÄŸanüstü bir cesaretle Truvalılar’ın , gemilerini tümünü yakmasını engelledi. Bunun üzerine AÅŸil kendi zırhını Potroklos’a vererek onun bu zırhla savaÅŸa katılmasını önerdi. Geri çekileceklerini düşündükleri Truvalılar’ı izlememesi için uyardı. Ne var ki , Patroklos savaÅŸ heyecanıyla onların peÅŸine düştü ve Hektor, insanların yazgısını belirleyen tanrıların yardımıyla, onu öldürdü. Truvalılar zaferin coÅŸkusuyla Patroklos’un zırhını kentte dolaÅŸtırdılar. Yunanlılar,Patroklos’un ölüsünü onların elinden almaya baÅŸardı.

Patroklos’un ölümünden çok acı duyan AÅŸil, bunun hesabını Truvalılar’a ödetmeye kararlıydı. Onu avutmak için gelen annesi Thetis, AÅŸil’e yeni bir zırh armaÄŸan etti ve öcünü almasına yardım edeceÄŸine söz verdi. AÅŸil vakit geçirmeden savaÅŸa katıldı. Bu amansız savaÅŸa bütün tanrılar karışmıştı. AÅŸil çok sayıda düşmanını öldürdükten sonra sonunda, Truva surlarının dibinde Hektor’la karşı karşıya geldi. Bu son vuruÅŸmada Hektor yenilerek öldürüldü. AÅŸil, Hektor’un ölüsünü arkasında sürükleyerek, arabasıyla Truva’nın çevresinde üç kez dolaÅŸtı.

Homeros’un öyküsü, Yunan tarafında Patroklos’un cenaze töreniyle ve Truva’da yaÅŸlı Kral Priamos’un, oÄŸlu Hektor’un ölüsünü fidye karşılığı geri alışıyla son bulur. İlyada böylece sona erse de Homeros’un okuyucuları, Paris’in sonradan AÅŸil’i öldüreceÄŸini ve Truva’nın öyküsünün kentin yerle bir olmasıyla son bulacağını bildikleri için, yüreklerinde gelecekteki acıların ve sorunların ağırlığını duyarlar.

Destanın Yazılışı

Günümüze ulaÅŸan en eski yapıt olsa da, Homeros’un büyük Truva efsanesinin yalnızca bir bölümünü anlatmış olması ve sonrasını okuyucuların bildiÄŸini varsayması, İlyada’nın Yunanca yazılmış ilk edebiyat ürünü olmadığını gösterir. Homeros’un bu destanında yıllar önce, Truva savaşına iliÅŸkin pek çok öykünün anlatıldığı sanılmaktadır. Bu konuyla ilgilenen bazı uzmanlar İlyada’nın yetenekli bir yazarın derlediÄŸi bir balatlar ya da destanlar bütünü olduÄŸunu ileri sürer. Homeros diye birinin hiçbir zaman yaÅŸamadığı, Homeros adının, destanda yer alan balatları söyleyen, adı belli olmayan kiÅŸiler için kullanıldığı kanısında olanlar da vardır. Ne var ki, yapıtın tamamını okuyanlar bunu yazarın yalnızca bir kiÅŸi olabileceÄŸini kavramakta güçlük çekmezler.

Yaklaşık olarak İ.Ö. 8. yüzyılda yazılan 24 bölümlük İlyada destanı altılı ölçüyle yazılmış toplam 15 bin dizeden oluşur.

ODYSSEİA

Eski Yunan’da, ÅŸair Homeros’un yazdığı varsayılan iki büyük destandan biridir. Destana adını veren kahraman Odysseus’un bir baÅŸka adı da Ulysses’tir. Homeros’un öbür destanı bildiÄŸimiz gibi İlyada’dır. Gerek İlyada, gerek Odysseia,Yunanlılar’la Truvalı’lar arasındaki savaÅŸ üstüne Yunanlılar’ın anlattığı bir dizi efsaneden oluÅŸur.

Bu savaÅŸta Yunan orduları Truva kentini on yıllık bir kuÅŸatmadan sonra ele geçirerek yerle bir ettiler. Homeros İlyada’da, kuÅŸatmanın onuncu yılında olup bitenleri anlatır oysa Odysseia’nın öyküsü daha sonra, uzun savaşın bitiminde tüm Yunanlı kahramanlar evlerine dönerken baÅŸlar. Bu türden birçok dönüş öyküsü yazıldıysa da Homeros, Odysseus’un aşılması güç engeller ve serüvenler dolu öyküsünü çok güzel bir ÅŸiir diliyle kaleme aldığı için Odysseia zamanımıza kadar gelebilmiÅŸtir.

Odysseus’u, Yunanistan Yarımadası’nın batı kıyısı açıklarındaki İthake Adası’ndaki evinde karısı Penelope ile oÄŸlu Telemakhos beklemektedir. O dönemde Anadolu’nun kuzeybatısındaki Truva kentinden küçük bir gemiyle yelken açıp kara görünceye kadar yol almak olsa olsa iki ya da üç hafta sürerdi. Ne var ki, bu yolculuk Odysseus’un on yılını aldı. Odysseia aslında onun evine dönmesini geciktiren olayların öyküsüdür. Homeros öyküyü, yolculuÄŸun baÅŸlangıcında deÄŸil, sona oldukça yakın bir anda, su perisi Kalypso’nun Odysseus’u birkaç yıl alıkoyduÄŸu ada da baÅŸlatır.

Destan, tanrıların gökyüzündeki toplantılarında Odysseus’un artık Kalypso’nun yanından ayrılarak evine dönmesine karar vermeleriyle baÅŸlar. Eski Yunan efsanelerinde tanrılar hep insanların yaÅŸantılarına karışır ve bazen pek de adaletli sayılmayacak kararlar verirlerdi. Tanrıların bazıları Odysseus’tan yanayken, bazıları da ondan nefret ediyor ve ona kötülük etmek istiyordu. BaÅŸ düşmanıysa deniz tanrısı Poseidon’du. Odysseus’un gemisinin sürekli olarak kazaya uÄŸraması ve rotasını ÅŸaşırması hep bu yüzdendir. Tanrılar Odysseus’u eve dönmesine izin vermeyi kararlaÅŸtırdıkları zaman bile, Poseidon’un ona duyduÄŸu öfke sürmektedir.

Öte yandan, Odysseus’tan yana olan SavaÅŸ Tanrıçası Athena, Odysseus’un oÄŸlu Telemakhos’a öğüt vermek için toplantıdan sonra doÄŸru İthake’ye gider. Telemakhos ile Penelope birtakım sorunlarla yüz yüzedir. Odysseus’un evine yerleÅŸen komÅŸu ülkenin ileri gelenleri Penelope’ye artık kocası öldüğüne göre aralarından birini kendisine koca seçmesi için bakı yapmaktadır. Penelope, ancak Odysseus’un yaÅŸlı babası için dokuduÄŸu kefeni bitirdikten sonra karar vereceÄŸini söyleyerek onları oyalar. Gündüzleri dokuduÄŸu kumaÅŸları geceleri sökerek zaman kazanmaya çalışır. Kılık deÄŸiÅŸtirip kendisini Odysseus’un eski bir arkadaşı olarak tanıtan Athena’nın geliÅŸi Penelope’yi büyük ölçüde rahatlatır. Athena Telemakhos’a, babasını araması için yola çıkmasını salık verir. Athena’nın da onunla birlikte çıktığı bu yolculuk, Penelophe’nin kararını daha da geciktirmesini saÄŸlar. Penelope ile evlenmek isteyenler çok öfkelenerek, döndüğü zaman Telemakhos’u öldürmeyi planlarlar.

Yunanistan’ı baÅŸtan baÅŸa dolaÅŸan Telemakhos, sonunda Truva Savaşı’nın çıkmasına neden olan Helen’in kocası Sparta Kralı Menelaos’tan Odysseus’un bir ada da Kalypso’nun yanında olduÄŸunu öğrenir. Oysa tam bu sırada tanrılar Kalypso’nun Odysseus’u özgür bırakmasına karar vermiÅŸlerdir. Odysseus Kalypso’nun yardımıyla bir sal yapıp denize açılır, ama Poseidon’un nefreti bir kez daha felaketine neden olur. Deniz tanrısı, bir fırtınayla salı batırır. Odysseus boÄŸulmaktan kurtulur ve yüzerek bir adaya çıkar. Adanın kralı olan Alkinoos’un kızı Nausikaa Odysseus’u bulur ve ona yardım eder. Bu arada ona gönlünü kaptıran ve orada kalması için yalvaran Nausikaa, Odysseus’u alıp babasının sarayına götürür. Odysseus, Kral Alkinoos’a ve bütün saraylara bu adaya ayak basıncaya kadar başından geçenleri anlatır.

Odysseus’un Serüvenleri

Odysseus, Truva Savaşı’ndan sonra İthake’ye dönmek için gemisine binip yola çıktığını, ama çok geçmeden sert bir fırtına yüzünden Lotophagoi (Lotus Yiyenler) ülkesine sürüklendiÄŸini anlatır. Bazı denizciler orada Lotus’un meyvesini yedikleri için yolculuÄŸun amacını unutur, arkadaÅŸlarını bile tanımazlar. Odysseus onları zorla gemilere bindirip yeniden yola çıkarır. Derken dev soyundan, tepegöz yaratıklar olan Kikloplar’ın yaÅŸadığı bir adaya çıkarlar. Orada, Polyphemos adlı dev Odysseus’un altı arkadaşını öldürerek yer, ama dev uyurken Odysseus bir sopayla onun gözünü kör ederek kaçmayı baÅŸarır.

Polyphemos’un elinden canlarını kıl payı kurtardıktan sonra rüzgarlar tanrısının adasına varırlar; tanrı onlara, dönüş yolculuklarını engelleyebilecek bütün rüzgarların içinde hapis tutulduÄŸu bir torba verir. On gün sonra tam İthake’ye yaklaşırken, meraklarını yenemeyen tayfalar Odysseus uykudayken, içinde ne olduÄŸunu görmek için torbayı açınca, ne kadar rüzgar varsa dışarı çıkar ve korkunç bir fırtına kopar. Gemiler İthake’den çok uzaklara sürüklenir. Çok geçmeden de Laistrygon adlı dev yamyamların yaÅŸadığı bir ülkeye varırlar. Yamyamların saldırısına uÄŸrayan gemicilerden yalnızca Odysseus’un gemisindekiler canını kurtarabilir. Kalan bu tek gemideki denizciler, acı ve umutsuzluk içinde, tanrıça Kirke’nin yaÅŸadığı adaya varırlar. Büyücü olan Kirke, sarayında düzenlediÄŸi şölene çağırdığı denizcilerin çoÄŸunu domuza dönüştürür. Ne var ki, Odysseus Tanrı Hermes’in verdiÄŸi sihirli bir otun yardımıyla onların imdadına yetiÅŸir. Kirke de büyüyü bozmaya razı olur. Odysseus ile arkadaÅŸları bir yıl Kirke’nin sarayında kalırlar. Ama sonunda İthake’ye dönme istekleri ağır basar ve yeniden denize açılırlar. Ancak önce İthake’ye deÄŸil, bilge kahin Teiresias’ın ruhuna akıl danışmak için ölüler ülkesine yola çıkarlar. Teriesias, Odysseus’u yolculuk sırasında karşısına çıkacak tehlikelere karşı uyarır, bunlarla baÅŸa çıkabilmesi için öğütler verir.

Gerçekten de serüvenler birbirini kovalar, ama Odysseus hepsinden de saÄŸ çıkmayı baÅŸarır. Åžarkılarıyla erkekleri sarhoÅŸ edip ölüme sürükleyen güzel sesli Sirenler’in tehlikeli büyüsünden kurtulduktan sonra bir yanda canavar Skylla’nın, öte yanda Kharybdis anaforun bulunduÄŸu boÄŸazı da saÄŸ salim geçer. Sicilya kıyılarına çıktıklarında Odysseus arkadaÅŸlarını koyun ve sığır sürülerine dokunmamaları için uyarırsa da, onlar bu uyarıya kulak asmaz. Ne var ki, kesip yedikleri koyunlar gerçek ve Işık Tanrısı Apollon’un malıdır ve Apollon onları tam adadan ayrılırken korkunç bir fırtınayla cezalandırır. Gemi bir yıldırımla paramparça olur, tayfaların tümü boÄŸulur. Tek başına kurutulan Odysseus dokuz gün denizle boÄŸuÅŸtuktan sonra bu günkü Malta Adası olduÄŸu sanılan, Kalypso’nun yaÅŸadığı adada karaya çıkar.

Eve Dönüş

Bu acılı öyküden Kral Alkinoos öyle duygulanır ki,yurduna geri dönebilmesi için Odysseus’a hem bir gemi, hem de tayfa verir. Bu kez Odysseus saÄŸ salim İthake’ye varır. Derin bir uykudayken dost denizciler onu yavaşça kumun üzerine yatırırlar. Uyanınca Athena ona Penelope ile evlenmekten isteyenlerden söz eder ve Telemakhos’u öldürmeyi planladıklarını anlatır. Tanınmasın diye Odysseus’u dilenci kılığına sokar ve ona yardım etmesi için gizlice Telemakhos’u getirir. Yalnızca Telemakhos ve sadık bir uÅŸak Odysseus kim olduÄŸunu bilmektedir. Odysseus ne yapacaklarını planlarken hep birlikte uÅŸağın kulübesine sığınırlar. Penelope’yle evlenmek isteyenler, Odysseus’u dilenci sanarak kendi sarayında aÅŸağılarlar.

Penelope sonunda,her kim Odysseus’un büyük yayını germeyi baÅŸarırsa onunla evlenebileceÄŸini söyler. Herkes dener, ama bu iÅŸi kolayca baÅŸaran hala dilenci kılığındaki Odysseus olur. Üzerindeki yırtık pırtık giysileri atınca kim olduÄŸu ortaya çıkan Odysseus, Telemakhos’un yardımıyla, Penelope ile evlenmek isteyenleri birer birer öldürür. Penelope’nin bile tanımakta güçlük çektiÄŸi Odysseus’un çilesi son bulur, karısına ve evine kavuÅŸur.

FİRDEVSİ VE ÅžEHNAME’Sİ

Divan edebiyatın da derinden etkilemiÅŸ büyük bir İran’lı ÅŸairidir. Günümüze Åžehname adlı yapıtı kalmıştır.

Asıl adı Ebu’l-Kasım Mansur olan Firdevsi’nin yaÅŸamı hakkında yeterli kesin bilgi yoktur. YaÅŸamı çeÅŸitli söylencelere karışmış, eski kaynaklarda bir masal havasında anlatılmıştır. Firdevsi Tus kentinde soylu bir ailenin çocuÄŸu olarak doÄŸdu. Åžehname’den, iyi bir öğrenim gördüğü, eski Farsça ile Arapça’yı ustalıkla kullanacak derecede öğrendiÄŸi anlaşılmaktadır. Daha gençlik yıllarında İran Tarihine büyük bir ilgi duydu. Halk arasında anlatılan efsane ve öyküleri de kapsayan büyük bir destan yazmak istiyordu. 974 yılında Åžehname’yi yazmaya konuldu.

Åžairin bundan sonraki yaÅŸamı üzerine çeÅŸitli öyküler anlatılmaktadır. Yaygın olan öyküye göre Firdevsi, Åžehname’yi Gazneli Sultan Mahmud’a sunmak için Gazne’ye gider; ama saraya girmekte zorluk çeker. Sarayın çevresinde dolaşırken üç saray ÅŸairi ile karşılaşır. Onlara dileÄŸini söyler. Åžairler Firdevsi’yi sınamak için küçük bir deneme yaparlar. Denemenin amacı ÅŸudur: Dizeleri “ ÅŸen ” hecesiyle biten bir dörtlük söylemek. Buna göre her biri sırayla bir dize söyleyecektir. Farsça’da “ ÅŸen “ hecesiyle biten üçten fazla sözcük bulunmadığını düşünen saray ÅŸairleri, Firdevsi’nin uyak bulamayacağından emindirler. Saray ÅŸairleri sırayla üç dize söyledikten sonra sıra Firdevsi’ye gelir. Firdevsi, İran’ın eski kahramanlarından PoÅŸen’in adını dördüncü dizeye uyak yaparak dörtlüğü tamamlar. Bu kahramanın kim olduÄŸunu bilmeyen ÅŸairler Firdevsi’nin açıklamalarına hayran kalırlar ve Firdevsi’yi Sultan Mahmud’a tanıtırlar.

Firdevsi, kısa zamanda Sultan Mahmud’un hayranlığını kazanır. Sarayda kendisine özel bir yer ayrılır ve Åžehname’yi yazmayı burada sürdürür. Firdevsi’nin yazdığı bölümleri okudukça hayranlığı artan Sultan Mahmud ÅŸairin her beyti için bir altı ödenmesini buyurur. Ama vezir, Firdevsi’yi kıskandığı için ve bu ödemenin bütçeye büyük getireceÄŸi gerekçesiyle buyruÄŸu savsaklayıp, ödemeyi yapmaz. Firdevsi ise kiÅŸiliÄŸine yediremediÄŸi için veziri, Sultana ÅŸikayet edemez. Bu arada ÅŸairin yazdığı bölümler elden ele dolaÅŸmakta, ünü yaygınlaÅŸmaktadır. Ama bu durum ÅŸaire düşman kazandırır, sarayda onu çekemeyenler artar. Bu kiÅŸiler, Firdevsi’nin din yolundan sapmış biri olduÄŸunu ileri sürerler ve söylentiler Sultana kadar ulaşır. Sonunda Firdevsi 60 bin beyitten oluÅŸan Åžehname’yi Sultan Mahmud’a sunar. Sultan ÅŸaire 60 bin altı yerine 60 bin gümüş verince Firdevsi, kendisini aÅŸağılanmış hissederek saraydan ayrılır. Bir söylentiye göre aldığı paranın yarısını bir hamamcıya, yarısını da içtiÄŸi ÅŸerbetin karşılığı olarak ÅŸerbetçiye verir. Daha sonra Herat kentinde bir dostunun yanına sığınır.

Bazı kaynaklar Firdevsi’nin Herat’tayken Sultan Mahmud için ağır bir yergi ÅŸiiri yazdığından söz eder. Bazı kaynaklarda ise ÅŸairin, Herat’ta büyük bir caminin duvarına Sultan Mahmud için yazdığı övgü ÅŸiirini astığını ve bu övgüyü duyan Sultan Mahmud’un yapılan haksızlığı öğrendiÄŸi yazılıdır. Sultan Mahmud, hemen 60 bin altını Firdevsi’ye gönderir. Ama altınları getiren ulak, kentin bir kapısından girerken, Firdevsi’nin cenazesi de öbür kapıdan çıkmaktadır. Åžairin kızı da gönderilen altınları bir hayır kurumuna bağışlar.

Firdevsi’nin Åžehnamesi, İran’ın Arap egemenliÄŸine girene kadarki tarihini içerir. İran tarihi ve mitolojisi, eldeki eski kitaplara, dilden dile dolaÅŸan söylencelere ve öykülere dayanılarak yazılmıştır. Yapıt mesnevi biçimde düzenlenmiÅŸ 60 bin beyitlik bir ÅŸiirdir. Firdevsi yapıtını yazarken bir tarihçi gibi çalışmış ama tarihsel bilgileri güçlü ÅŸiir yeteneÄŸi ile iÅŸlemiÅŸtir. Yapıtın yazıldığı dönemde Arapça’nın çok yaygın olmasına karşın, Firdevsi Arap dili ve kültürünün egemenliÄŸi altındaki İran ulusuna, büyük bir tarih ve kültür zenginliÄŸine sahip olduÄŸunu göstermek istercesine kendi dillerinde bir yapıt sunmuÅŸtur. Yapıt çok yalın bir dille yazılmıştır. Åžehname gerek ÅŸiirsel gücüyle, gerek bilgi zenginliÄŸiyle Divan ÅŸairlerinin baÅŸyapıtlarından biridir. Bunu yanı sıra bir ulusun tarihi üzerine tek bir ÅŸair tarafından yazılmış benzer bir yapıt yoktur. Åžehname dünya ÅŸiirinin, özellikle destan türünün büyük klasikleri arasındadır. Dünyanın birçok diline çevrilmiÅŸ olan yapıt Türkçe’ye ilk kez 16.yüzyılda Tatar Ali Efendi tarafından eksiksiz olarak çevrilmiÅŸtir. Günümüz Türkçe’sine ise Necati Lugal tarafından aktarılmıştır.

GILGAMIÅž DESTANI

Ölümsüzlüğü arayan bir kralın öyküsüdür. Destana konu olan kral Gılgamış İÖ 3000 yıllarının ilk yarısında Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Ölümsüzlüğün ve bilginin peÅŸindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, günümüze kalabilmiÅŸ, bilinen en eski destandır.

Gılgamış Destanı, Akat ve Sümer dillerinde yazılmış tabletlerden derlenmiÅŸtir. Bunlardan günümüze 12 tablet kalabilmiÅŸtir. Ama bu tabletler eksik olduÄŸu için destan metninin bütünü elde edilememiÅŸtir. 1855’te Ninova’da yapılan kazılarda, Asur Kralı Asurbanipal’in bulunan bu tabletlere daha sonra Türk-İran sınırında ve Irak’taki Nippur kenti kazılarında bulunan tabletler eklenmiÅŸtir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve BoÄŸazköy’de yapılan kazılarda da destanını bazı bulunmuÅŸsa da henüz tümü gün ışığına çıkarılmamıştır.

Bu tabletlerdeki metne göre destan, Gılgamış’ın özelliklerini övgüyle anlatarak baÅŸlar. Yarı insan, yarı tanrı olan Gılgamış karada ve denizde olan biten her ÅŸeyi bilen baÅŸarılı bir yapı ustası ve yenilmez bir savaşçıdır. Destanının, öbür bölümlerinde Gılgamış’ın başından geçen serüvenler anlatılır. İlk serüven Gılgamış ile Gök tanrısı Anu arasında geçer. Halkına acımasız davrandığı için Gılgamış’a öfkelenen Anu, onu öldürmek için vahÅŸi bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. Enkidu ile Gılgamış arasındaki savaÅŸta Gılgamış üstün gelir. Daha sonra Enkidu Gılgamış’ın en yakın dostu ve yardımcısı olur. Bunun ardından gelen serüven Gılgamış ile aÅŸk tanrıçası İştar arasında yaÅŸanır. İştar Gılgamış’a evlenme önerisinde bulunur. Gılgamış bunu red eder. Onuru kırılan İştar Gılgamış’ı öldürmek için yeryüzüne bir boÄŸa gönderir. Gılgamış, Enkidu’nun da yardımıyla boÄŸayı öldürür. Enkidu rüyasında, boÄŸayı öldürdüğü için tanrılar tarafından ölüme mahkum edildiÄŸini görür. Destanın bundan sonraki bölümüyle ilgili tabletler bulunamamıştır. Ama, destanın devamının yer aldığı Gılgamış’ın Enkidu için yaktığı ağıtı, düzenlediÄŸi görkemli cenaze törenini, sonunda Enkidu’nun ölüler dünyasına göçtüğünü anlatan tabletler bulunabilmiÅŸtir. Destanda Enkidu’nun ölümünü Tufan öyküsü izler. Tufan, yeryüzünün sularla dolup taÅŸmasının öyküsüdür. Gılgamış destanında Tufan’ı tanrıça İştar ve Bel’in baÅŸlattığı anlatılır. Gılgamış, Tufan’dan kurtularak saÄŸ kaldığını öğrendiÄŸi UtnapiÅŸtim’i bulmak üzere yola çıkar. UtnapiÅŸtim ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir. UtnapiÅŸtim’i bulan Gılgamış, onun verdiÄŸi ölümsüzlük otuyla gençliÄŸine yeniden dönecek ve ölümsüzlüğe kavuÅŸacaktır. Ama, destanının insanlar için en üzücü bölümü burada baÅŸlar. Çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana kaptırır ve Uruk’a eli boÅŸ döner. Bazı kaynaklar, Gılgamış’ın ölümsüzlük otunu halkıyla birlikte yemek istediÄŸini belirtir. Destan Gılgamış’ın ölüm karşısında acı yenilgisiyle biter.

RAMAYANA

Bir Hint destanıdır. 24 bin kıtadan meydana gelir. Onun kahramanı Rama’nın hikayesidir. Rama, prensin kızı ile Sita ile evlenmek ister. Prens, kızına Tanrı Åživa’nın yayını çekebilecek savaşçıya vereceÄŸine söz vermiÅŸtir. Bu savaşçı baÅŸka ÅŸehirde tutulmaktadır; dönüşünde Rama, onun mirasçısı olacaktır. Bu anlaÅŸma, Kralın ikinci karısı tarafında kabul edilemez. Rama, niÅŸanlısı ve kardeÅŸi sürülür. Hepsi, Hindistan2ı kaplayan büyük ormana yola çıkarlar; devlerle birçok çarpışmaları olur, birçok felaketlere uÄŸrarlar. Seylan’ın dev kralının eline düşen Sita’yı kurtarmak için, Seylan’la Hindistan arasında, deniz üzerinde bir köprü kurulur; Sita, türlü çetin tecrübelerden geçer ve sonunda Rama ile evlenir.

VİRJİL

Latin ÅŸairlerinin en büyüğü ve onun büyük eseri Aeneid. Virjil, öldüğü zaman bu eser henüz bitmemiÅŸti. Åžairin eserindeki amaç, İmparator AÄŸustos zamanında Roma’nın yükseliÅŸini ve yükselmek için kendini nasıl feda etmek gerektiÄŸini anlatır. 12 kitaptan meydana gelen bu destan, Trojan’ın tarihini anlatır; kendi maceralarını ve İtalya’ya ulaÅŸmadan önce başından geçenleri ve seyahatlerini, orada yeni bir ÅŸehir bulmak için savaÅŸlarını iÅŸler

KALEVELA

Fin milli destanıdır. ÇoÄŸu Kalevela’da, Elios Lönnrot tarafından toplanmış olan halk ÅŸarkılarından oluÅŸur. Fin bilginleri bu destanın iÅŸlenmesini üç aÅŸamaya ayırmışlardır:

1. Orijinal olarak yayınlanmamış (Prota-Kalevela), 5052 beyit, 16 şarkı

2. Eski Kalevela (yayımı : 1835-1836),12078 beyit,12 şarkı

3. yeni Kalevela (ikinci yayımı: 1849), 22795 beyit, 50 şarkı.

Kalevela’tı meydana getiren ÅŸarkılar beÅŸ kahramanın etrafında toplanır. Bunlar, saz ÅŸairi,

demir,maceraperest, avcı, demirbaş köle.

“Dünya Destanlari” için 1 Yorum

  1. özcan diyor ki:

    dünya destanın ÖZELLİKLERİ çok acil lazım!!!!!!!!!!!!!!!!!
    çabuk

Yorum Yapın