Kasım 2007 için Arşiv

Levha Tektoniği

Salı, 06 Kasım 2007

Levha Tektoniği LEVHA TEKTONİĞİ

Yeryuvarın yapı ve hareketlerini tüm olarak konu edinen Levha Tektoniği (Plate Tectonics) kavramına göre ;Yerin dış kısmını oluşturan 70-100 km. kalınlıkta ve rijit özellikteki Litosfer büyük ve birkaç küçük levhadan meydana gelmekte ve bu levhalar (Plates) Üst Mantonun Litosfere kıyasla daha yumuşak ve kısmen akıcı bir bölgesi olan Astenosfer veya düşük hız zonu üzerinde kaymakta; hareket halinde bulunmaktadır.

Dünyanın katı olan en üst katmanı Litosfer (Taşyuvar), onun en üst kesimi ise Kabuk adı ile bilinir. Litosfer daha altta yeralan Astenosfer üzerinde hareket etmektedir.

Litosferi birbirinden farklı yönlere hareket eden birtakım parçalardan oluşmaktadır. Levha (Plate) adı verilen bu Litosfer parçalarının milyonlarca yıldır süregelen hareketleri kıtaların ve okyanusların oluşmasına ve bu uzun süreçte Dünyamızın şeklinin sürekli olarak değişmesine neden olmuştur. Jeolojinin levhaların hareketlerini inceleyen dalına Levha Tektoniği adı verilmektedir.Aşağıdaki harita bugün dünyamızdaki başlıca levhaları göstermektedir

Genellikle senede birkaç santimetre mertebesinde olan levha hareketleri bilhassa levha sınırları boyunca kayaların sıkışmasına, gerilmesine, kaymasına ve şiddetle deforme olmasına yolaçmaktadır. Bu hareketler sonucunda kayaların belli düzlemler boyunca kırılmasına Faylanma,faylar boyunca biriken enerjinin boşalmasına da Depremadı verilmektedir

Levha tektonigi kuramina gore litosfer olarak adlandirilan yerin ust kismi (kabuk+ust manto) parcalara (levhalara) bolunmustur. Yer icindeki isi kaynagI nedeniyle manto icinde olusan termal konveksiyon hareketleri, yuzeyde bulunan levhalarin hareketinin temel nedenidir. Isinarak yukselen manto malzemesi yukseldikce sogur ve dogal olarak yerin iclerine dogru tekrar batar. Bu konveksiyon hareketi bircok konveksiyon hucresi icinde gelisir. Ancak, levhalarin hareketini saglayan bu olay daha karmasiktir ve litosfere etkiyen cesitli kuvvetlerin kontrolunde meydana gelir. Deprem ve Volkanik hareketin nedeni budur.

Levhaların birbirleriyle etkileşimleri bakımından levha hareketlerini 3 ana başlıkta toplayabiliriz. Uzaklaşma-ayrılma; yakınlaşma-çarpışma; yanal yer değiştirme-sıyırma. Bu hareket türleri, aynı zamanda bu sınırlarda oluşan depremlerin ve volkanik faaliyetlerin niteliklerini de belirler

Uzaklaşan-Ayrılan Levhalar (Divergent Plates)

Birbirinden uzaklaşan levhalar, aralarına astenosferden gelen eriyik kayaçların sızdığı yarıklar oluşturur. Bu eriyik yüzeye çıktıkça katılaşır ve yerkabuğuna eklenir. Astenosfer’den gelen eriyik kuvvet uygulamaya ve böylece levhalar birbirinden ayrılmaya devam eder. Bu ayrılma genelde daha ince olan okyanus tabanında görülür ve Atlas Okyanusu ortasındaki sırt buna çok iyi bir örnektir. Bu ayrılma kıtada meydana gelirse yeni bir okyanus tabanı oluşuyor demektir. Doğu Afrika’daki ayrılma henüz bir deniz oluşması için yeterli değilse de, gidiş o yöndedir. Bu tür ayrılmalar, Astenosfer’den gelen eriyiğin katılaşarak Litosfer’e dönüşmesine ve levhaların büyümesine neden olur.

Uzaklaşan levhalar arasında Litosfer çok ince olduğu için, buralarda büyük depremlere yol açacak enerji birikimleri olmaz. Buradaki depremlerin odakları çoğu zaman yüzeye yakındır.

Yakınlaşan-Çarpışan Levhalar (Convergent Plates)

Levhaların birbirine yaklaşması ve çarpışması ise üç değişik şekilde olabilir:

Okyanusal ve kıtasal levha karşılaşmalarında, daha yoğun olan okyanusal levha (yoğunluğu 2.8 - 3.0 gr/cm3) , kıtasal levhanın (yoğunluğu 2.7 gr/cm3) altına dalar (subduction). Alta dalan kısım derinlere indiğinde ergimeye başlar ve bu magmanın bir kısmı, kıta tarafında yanardağ kümelerinin oluşumuna neden olur. Güney Amerika Levhası’nın altına dalan Nazca Levhası’nın yol açtığı And Dağları buna bir örnektir.

İki okyanusal levhanın karşılaşmasında da, yine bir levha diğerinin altına dalar. Yukarıdakine benzer şekilde yüzeye çıkan magma okyanus tabanında yanardağlar oluşturmaya başlar. Eğer bu aktivite devam ederse, yanardağ okyanus yüzeyini aşabilecek yüksekliğe erişir ve adalar oluşur. Filipinler’deki birçok volkanik ada bu şekilde oluşmuştur.

İki kıtasal levhanın karşılaşmasında ise, genellikle levhalardan hiçbiri diğerinin altına dalmaz. Levhaların arada sıkışan bölümleri yeni dağlar oluşturur. Himalayalar’ın halen süren oluşumu buna iyi bir örnektir.

Yakınlaşan ve çarpışan levhaların sınırlarında oluşan depremler çok değişik derinliklerde ve büyüklüklerde olabilir. Özellikle bir levhanın diğerinin altına daldığı bölgelerde odakları derinlerde büyük depremler oluşur.

Yanal Yer Değiştirme-Sıyırma (Lateral Slipping)

İki levhanın birbirini sıyırarak yer değiştirmesi sırasında Litosfer’de artma veya azalma olmaz. İki levha arasındaki sürtünme çok fazla olduğu için harekete belli bir süre direnç gösterirler. Bu bölgede artan gerilim periyodik büyük depremler ile çözülür. Kuzey Anadolu fay hattı ve Kaliforniya’daki San Andreas fay hattında bu tip levha hareketi gözlenir.

Bu tip levha hareketlerinde oluşan depremlerin odakları çoğunlukla yüzeye yakın veya orta derinliktedir. Sürtünme ve kırılma uzunca bir hat boyunca oluşabileceği için büyük depremler meydana gelebilir

geovisit();

LEVHALAR VE LEVHA TEKTONİĞİ

KARA KÜTLELERİNİN SON 500 MİLYON YILLIK YOLCULUĞU

Antik süperkıtta Pangea ve onun çevresinde görülen ve bugünün Pasifik Okyanusu’nu oluşturacak olan Panthalassa Okyanusu görülmektedir.

Kuzey’de Laurasia isimli bugünkü Kuzey Amerika ve Avrasya Kıtaları’nı içine alan büyük bir kııta, güneyde ise Gondwana isimli ve bugünkü Güney Amerika ile Afrika Kıtaları’nı içine alan ayrı bir kıta mevcuttur. Bu iki antik büyük kıtanın yanı sıra, Hindistan Yarımadasıının, Avustutya’nın, Madagaskarın ve Antartika Kıtası’nın yavaş yavaş şekillendiğini görüyoruz.

Kuzey ve Güney Amerika K?talar? yavaş yavaş diğerlerinden ayrılarak, Atlantik Okyanusu’nun aluşmasına olanak vermişlerdirAlman Jeofizik Uzmanı Alfred Wegener (1880-1930)’ in, ilk defa 1915 yılında yayınladığı bir makalede belirttiği gibi yeryüzündeki kara parçaları 500 milyon yıl kadar evvel birbirlerine yapışık olarak, Pangea ismi ile Güney Kutbu’ nda bulunuyordu. Aşağıda 540 milyon yıl öncesinden bu yana, yerkabuğunun geçirdigi evreler görülmektedir.

Dünyanın yaşı 4.6 milyar, guneşin yaşı ise yaklaşık 5.5 milyar yıldır. Güneşin Hidrojen kaynağının 5 milyar yıl sonra tükeneceği tahmin edilmektedir. Dolayısı ile, dünyamızın da en az 5 milyar yıl daha ömrü vardır denilebilir. Yeryüzü kıta coğrafyasının bugünkü şeklini almasi için 540 milyon yıl geçtiği düşünülürse, böyle bir cografyanın, yeryüzünde en az 9 (dokuz) kere degiştiği ve bundan böyle de, en az 9 (dokuz) kere daha şekilden şekile gireceği varsayılabilir. Yerkabuğunu oluşturan okyanus ve katı parçaları (ki bunlara "levha" diyoruz), bir gölün üzerine serpiştirilmiş sallar gibi birbirlerine çarparlar, birbirlerinin altına girerler veya birbirlerine sürtünüp, sıyırarak hareket ederler. Hareket hızları, yılda 3 cm ila 15 cm arasındadir. Arabistan levhası kuzey-kuzeydoğu doğrultusunda yılda 4.5 cm hızla ilerleyerek, Anadolu levhasını devamlı sıkıştırmaktadır.. Türkiye’de meydana gelen depremlerin esas nedeni de, Arabistan levhasının bilinen bu hareketidir.

Kıtalar yavaş yavaş birbirlerinden ayrılıp saat akrebinin ters yönünde ve kuzeye doğru hareket etmektedirler.

Kıtaların birbirinden aynlması gitlikçe belirgin hale gelmektedir.

Kıtalar böylece bugünkü mevcut konumlarına gelmişlerdir. Ancak bu konum da geçicidir.Çünkü kıta hareketteri aynen devam elmektedir. Bugünden 500 milyon yıl sonra, yeryüzünün coğrafyasınıı tanımak mümkün olmayacaktır. Uzay çağının ölçüm teknikleri ile ayağımızın altındaki kıtaların bu inanılmaz hareketinin ileride yepyeni hir dünya coğrafyası oluşturacağı bilinmektedir. Mesala, bunyan I 00 milyon yıl sonra Afrika ve Arabislan llevhalarının hareketleri nedeni ile, Akdeniz , Karadeniz ve Ege. denizi tarihe. karışacak, Afrika ve Anadalu Avrupa ile birleşecektir.

YERKABUĞU SÜREKLİ HAREKET EDER

Derinlik arttıkça sıcaklığı artan yer içinde büyük boyutlu ısı hareketi vardır. Bu hareket, "levha" olrak adlandırılan yeryüzünü kaplayan katı ve kırılgan kabuk parçalarının hareket etmesine neden olmaktadır. Bu hareket sırasında levhalar birbirlerinden koparlar, birbirlerine göre yanal hareket ederler veya birbirlerine çarparlar.

Levha tektoniğinin keşfi ve gelişmesinde depremler önemli rol oynamıştır. Depremler levhaların birbirlerini dokunduğu sınırda oluşan deformasyon ve kırıklarla ilişkili olduğundan deprem dışmerkezleri ( yada merkezüsleri) levha sınırlarını belirler. Şekilde görülen deprem odaklarının belirgin sınırlar boyunca oluşturduğu diziler "Deprem Kuşakları" olarak adlandırılır

OKYANUS ORTASI SIRTLAR VE LEVHA SINIRLARI

Levhaların birbirlerinden uzaklaştığı sınırlarda mağmadan çıkan malzeme sınırın her iki yanındaki levhaları yana doğru iter. Bu olay genellikle okyanus ortası sırtları oluşur. Yanal atımlı hareketle iki levha ortak sınıra paralel olarak hareket ederler. Kuzey Anadolu Fayı ve Kuzey Amerika’ daki San Andreas Fayı bu tür yanal atımlı sınırlardır. Levhalar, sınırları boyunca, birbirlerine göre sürekli hareket halindedirler. Levhaların birbirlerine göre yer değiştirme değerleri yılda birkaç santimetreden onlarca santimetreye kadar olabilirler.

OKYANUS ORTASI SIRT

Okyanus ortasındaki açılma nedeiynle Okyanus Levhasının kıta levhası altına dalış hareketi

Yer Kabuğu Hareketinin Şematik Anlatımı

SICAK NOKTALAR (HOT SPOTS)

Sıcak Noktalar (Hotspots)

Depremlerin ve volkanik aktivitenin büyük bir kısmı levha sınırları çevresinde oluşur. Ancak volkanik kökenli olan Hawaii ve çevresindeki adalar örneğinde olduğu gibi levha sınırlarına çok uzak volkanik oluşumlar da vardır. Bunlar mantoda sıcaklığı çok yüksek olan ve bu nedenle sıcak nokta adı verilen küçük bölgelerden yerkabuğu dışına kadar yükselen magma etkisiyle oluşur. Levhalar hareketli ama sıcak noktalar sabit olduğu için sıra sıra yanardağlar veya yanardağ adaları ortaya çıkar.

Türkçe’de Cümle Çeşitleri Testleri

Salı, 06 Kasım 2007

CÜMLE ÇEŞİTLERİ

1. Aşağıdakilerden hangisi bir eylem cümlesi değildir?

A) Tek eğlencem, kitap okumaktı.

B) Her sayfa onu dakikalarca oyalar.

C) Kitaba karşı ilgisi iyice arttı.

D) Davranışlarınız hoşuma giderdi.

E) Herkes erkenden işi bıraktı.

2.Aşağıdaki dizelerden hangisi, yüklemine göre diğerlerinden farklıdır?

A) Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak

B) Yeşil pencerenden bir gül at bana

C) Bir alev yağmurudur gözlerinin her bakışı

O) Seslemdeki her nağmede hâlâ sesin var

E) Gönlüm, yaz olduğunda Bebek bahçesindedir

3. Aşağıdaki cümlelerden hangisi, öğelerinin dizilişine göre "Öldük, ölümden bir şeyler umarak" dizesi ile özdeştir?

A) Güneşin batmak istemediği besbelli.

B) Neler vâdetmiyor akar suyun sesi.

C) Vefasız sandığımız turnalar döndü.

D) Çiçek açmış ağaçlar ne güzeldi.

E) Ben, dünyadan habersiz bir çocuğum.

4Aşağıdakilerden hangisinde eksiltin bir cümle vardır?

A) insanı bazen kendi yalnızlığı çağırır.

B) Öfkeleri, ümitleri, susuşları diner bir gün.

C) insan, sevgisiz kalabilir mi hiç?

D) Bütün doğaya hakim olan sessiz bir çığlık.

E) Hüzünleri, sevdaları, hayalleri vardır onun.

5. Aşağıdaki dizelerin hangisi, yüklemi bakımından "En sevdiği mevsim ilkbahardı." cümlesi ite özdeştir?

A) Gözlerinden göğüme sayısız yıldızlar akar

B) Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

C) Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden

D) Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın

E) Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

6.Aşağıdakilerin hangisi, öğelerinin dizilişi yönüyle farklıdır?

A) Bir gönül yangınıdır günlerini karartan.

B) Islak bir yosun gibidir ay ışığı aynada.

C) Ay, odaya düşürdü solgun yaprağını.

D) Işık dalgalarıyla yıkanıyor kıyılar.

E) Bu güzellikler, bu sevinçler hep bizim.

7. Aşağıdakilerden hangisi kurallı bir isim cümlesidir?

A) Yollar, her zaman olduğu gibi yine tenhaydı.

B) Günlerce sürer bu bitmeyen yolculuk.

C) Şarkısını dinleyeceksin serin esen rüzgârların.

D) Yıldızlar gökyüzünde şimşek gibi savrulur.

E) Fıstıkların sesidir dallarda (pıtırdayarak açılan.

8. Aşağıdaki cümlelerden hangisi yüklemine göre farklıdır?

A) Kaldırımlarda boy boy insan gölgeleri kımıldar.

B) Kızgın güneş altında uyuyan bir denize benzersin.

C) Gürül gürül akan çeşme başında biz yine susuzuz.

D) Bir gün ne gökyüzü para eder, ne deniz kenarı.

E) Benim de tabutumu taşıyacak üç beş dost bulunur.

9. Aşağıdakilerden hangisi yüklemine göre diğerlerinden farklıdır?

A) Senin güzelliğin cihanda, bir saltanatın güzelliğiydi.

B) Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.

C) Bugün her zamankinden daha sevinçliyim.

D) Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.

E) Sabaha doğru hava birden soğumuştu.

10.Aşağıdakilerden hangisi devrik bir isim cümlesidir?

A) Birer ikişer güverteye çıktı yolcular.

B) Akşam olunca duydu yalnızlık acısını.

C) Onu bu kadar öfkeli görmemişti ailesi.

D)Tahmin edemeyeceğin kadar azdı çocuğun parası.

E) Hastaneye gelir gelmez ameliyathaneye alındı.

YANITLAR : 1A 2B 3B 4D 5D 6E 7A 8C 9E 10D

CÜMLE ÇEŞİTLERİ TEST - 2

1. Aşağıdaki cümlelerin hangisi anlamca olumludur?

A) Böyle boş gezmek iyi değil.

B) Onun bu yaptıklarını anlamak mümkün değil.

C) Hareketleriyle bize ümit vermiyor değil.

D) Hâlâ bu İşi anlamış değil.

E) Onun davranışları çok samimi değil.

2. Aşağıdaki cümlelerden hangisi anlamca olumludur?

A) Ne ders çalışıyor, ne ödevini yapıyor?

B) Bu tehditlerden korkacak değilim.

C) İstanbul’un bazı semtleri hâlâ susuz.

D) Ben sizi hiç düşünmez iniyim?

E) Parasız kaldık diye toprak mı satılır?

3. Aşağıdaki cümlelerin hangisi şart cümlesidir?

A) O kitabı ararsan kütüphanede bulabilirsin.

B) Çalışan insan bir gün karşılığını görür.

C) Böyle olacağını daha önceden söylemeliydin.

D) Yarışmayı kazanacağını önceden biliyordu.

E) İşe gelmiyor ki görelim.

4. Aşağıdaki cümlelerden hangisi, anlamca diğerlerinden farklıdır?

A) Yalnızım diye hayıflanmayasın.

B) Görmeyeyim gözyaşını annemin.

C) Her gece rüyama giren sen değilsin artık.

D) Gençlik, gözünün yaşma bakmadan geçer.

E) Varsın can yoldaşım olmasın

5. Aşağıdaki cümlelerden hangisi şekilce olumsuz olduğu halde anlamca olumludur?

A) Vefasızlığımı o henüz anlamış değil.

B) Bu sözler, yarama merhem olacak değil.

C) Ne dünkü, ne de bu günkü konuyu kavramış değilim.

D) Senin aradığın adam ben değilim.

E) Göklerde uçmayı istemiyor değilim.

6. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde şart anlamı vardır?

A) Şu kitabı okusam …

B) Biraz güneşte kararsam …

C) Ah, oraya bir varsam …

D) Seni okulda bulursam ..

E) Bunu öğretmenime sorsam …

7. Aşağıdakilerden hangisi bir şart cümlesidir?

A) Robinson, ne İmreniyorum sana busen.

B) Bana da göstersen adana giden yolu.

C) Adan hala batmadıysa beni de götürsen.

D) İsterim tercümanım olasın, tan itası n beni balıklara.

E) Vahşi hayvanlara: "Bizdendir" diyesin benim için.

8. Aşağıdaki cümlelerden hangisi yüklemine göre diğerlerinden farklıdır?

A) Taştın yine deli gönül.

B) Suyum alçaktan çekerim.

C) Dönüp yükseğe dökerim

D) Görün ben neler çekerim.

E) Derdim vardır dağlar boyu.

9. Aşağıdaki mısraların hangisinde, yüklem tür yönüyle farklıdır?

A) Sefil baykuş, ne gezersin bu yerde?

B) Yok mudur vatanın, illerin hani?

C) Küsmüş müsün,selamımı almadın?

D) Azat eyleseler uçamaz mısın?

E) Ecel tuzağını açamaz mısın?

10. Aşağıdaki cümlelerden hangisinin yüklemi fiil değildir?

A) Affan Dede’ye para saydım.

B) Sattı bana çocukluğumu.

C) Uçurtmam bulutlardan yüce.

D) Ne güzel dönüyor çemberim.

E) Hiç bitmese horoz şekerim

YANITLAR : 1-C 2-D 3-A 4-D 5-E 6-D 7-C 8-E 9-B 10-C

CÜMLE ÇEŞİTLERİ TEST - 3

1. Aşağıdaki cümlelerden hangisi yüklemine göre farklıdır?

A) Çal, bağlamacı, çal eski türküleri.

B) Dirilt, nağmelerini ataların.

C) Dertli, Emrah, Ruhsati dile gelsinler.

D) Duyur sesini eski ustaların.

E) Bağlaman, şenliğidir meclislerin.

2. Aşağıdaki dizelerden hangisinde hem isim, hem fiil cümlesi vardır?

A) Susmam seni ürkütmesin, çağlayanlar var içimde.

B) Durma, bana türkü söyle Anadolu’dan.

C) Buralarda gezerdi o, şurada dinlenirdi.

D) Kalbim niçin bu kadar yabancı, sen niçin yoksun?

E) Hadi tut elimden, bitsin yalnızlığım.

3. Aşağıdakilerden hangisinde bir isim, ek eylem alarak yüklem olmuştur?

A) Çocuğun karnı iki gündür açtı.

B) Bana bütün dertlerini açtı.

C) Sonra da hemen yanımdan kaçtı.

D) Bilmiyorum neleri amaçladı.

E) Oysa her şeyi iyice kavramıştı.

4. Aşağıdaki tümcelerin hangisi devrik,olumsuz, ad tümcesidir?

A) Aradığım hiçbir şey yoktu bu markette.

B) Bir türlü okumayı öğrenememişti.

C) Tatlı bir gülümseme vardı yüzünde.

D) Bu yıl bu dağların karı erimez.

E) İki dakika şurada bekleyemedin.

5. Aşağıdaki cümlelerden hangisinin yüklemi bîr çekimli fiil değildir?

A) Derken otomobil çıkıyor yoldan.

B) O, dar gelirli bir memur çocuğuydu.

C) Pencerelerden martıları selamlıyor çocuklar.

D) Artık kavga görülmeyecek o yerlerde.

E) Dağ başında yapayalnız yaşıyor.

6. Aşağıdaki dizelerden hangisi bir isim cümlesi değildir?

A) Kars’ım Ankara’yım, Van’ım, Bolu’yum

B) Boğazlardan aşan fetih yoluyum.

C) Muradına ermiş Anadolu’yum.

D) Yıldız,"Yıldızınım." diye göz kırpar.

E) Al, yeşil sulardır, akar gördüğüm.

7. Aşağıdaki cümlelerden hangisi isim cümlesidir?

A) Kendisi bir iş arıyor, ama hangi işi, neden aradığını bilmiyor.

B) Son görüşmemizde, seni pek dalgın gördüm.

C) Medeni olmayan bir insanın cesareti kaba bir cesarettir.

D) Çocukluğumda okuduğum bir kitabı dün yeniden okudum.

E) Tren, sıkıntılı bir yolculuktan sonra sabaha karşı İzmir’e vardı.

8. Aşağıdaki cümlelerden hangisi yüklemine göre farklıdır?

A) Büyükler, çocuklara davranışlarıyla örnek olmalıdır.

B) Büyükler hareketlerine dikkat etmek zorundadır.

C) Her insan çevresinden ilgi bekler.

D) Çevresi, çocuğun davranışlarını etkiler.

E) Büyükler,gereksiz yere küçüklere kızarlar.

9. Aşağıdaki cümlelerden hangisi kurallı bir fiil cümlesidir?

A) Unutulmuş birer birer eski dostlar.

B) Bu bendeki, çölün suya çağrısı.

C) Anılar birer birer gözümde canlandı.

D) Sakın çıkma patika yollara.

E) Manda yuva yapmış söğüt dalına.

10. Aşağıdaki cümlelerin hangisi öğelerin dizilişi yönüyle diğer dördünden farklıdır?

A) Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın.

B) Süleyman Bey’in kızı çok çalışkanmış.

C) Dün hava çok yağışlı idi.

D) Gün doğar, zümrüt tepelerin ardından.

E) Gelenlerden haberim yok değildi.

YANITLAR : 1-E 2-A 3-A 4-A 5-B 6-D 7-C 8-B 9-C 10-D

Türkçe’de Cümle Öğeleri Testleri

Salı, 06 Kasım 2007

CÜMLE ÖĞELERİ TEST - 1

1. Aşağıdakilerden hangisi, öznenin özelliklerinden olamaz?

A) Fiillerin mastarları özne olabilir.

B) İsimlere getirilen hal eklerini alabilir.

C) Şahıs ve soru zamirleri özne olabilir.

D) İsim ve sıfat tamlamaları özne olabilir

E) Eylemi yapan kişiyi gösterir.

2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde adlaşmış sıfat nesne görevinde kullanılmıştır?

A) Hırsız, kısa bir süre sonra yakalandı.

B) Yalancı adamı hemen susturdular.

C) Gençlere her zaman sahip çıkmalıyız.

D) İhtiyarı, bu yaz ziyaret edeceklermiş.

E) Dilenciye on bin lira verdi.

3. Aşağıdaki cümlelerin hangisi "kim, ne zaman, neyi ve kime?" sorularının tümüne cevap vermektedir?

A) Okulun bahçesinde top oynarken gözlüğü kırılmıştı.

B) Bu kitabı, doğum günümde bana edebiyat öğretmenim almıştı.

C) Öğrenciler, akşamları ders çalışmayı pek sevmezler.

D) Sizde fazla olan kitapların bazısını bir arkadaşınıza verebilirsiniz.

E) O, bu yıl sosyal etkinliklere katılmayı hiç düşünmedi.

4. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde nesne yer almamıştır?

A) Küçük kardeşi bu yıl okula başlıyor

B) Çiçekçiye uğrayıp üç kırmızı gül aldım.

C) O, "Altın Kelebek" ödülünü bileğinin hakkıyla aldı.

D) Doğum gününde ona, sadece bîr kalem alabildik.

E) Şehirlerden kaçıp gitme düşüncesini içimizden atamadık.

5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru, özneyi bulmaya yöneliktir?

A) Üstüne yorgan mı örttüler?

B) Doktora dün beni mi sormuş?

C) Çocuğun başına taş mı düşmüş?

D) Yarışmaya seni mi gönderecekler?

E) Kendisi bu işi başarabilir mi?

6. "Onlar her yerde onun karşısında idiler."

Cümlesinin öğe dizilişi aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

A) Özne + Z. Tümleci + Nesne + D. Tümleç + Yüklem

B) Özne + D. Tümleç + D. Tümleç + Yüklem

C) Özne + D. Tümleç + Yüklem

D) D. Tümleç + Özne + Yüklem

E) D. Tümleç + Özne + D. Tümleç + Yüklem

7. Yıllar öncesinin solgun eylül, ekim ayları, asırlık çınarlar ve titrek yapraklar arasında dönüp duruyor benimle birlikte.

Cümlesinin öznesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Eylül, ekim ayları.

B) Solgun eylül, ekim ayları

C) Yıllar öncesinin solgun eylül, ekim ayları

D) Asırlık çınarlar ve titrek yapraklar

E) Benimle birlikte

8. Aşağıdaki cümlelerden hangisi "ne, neyi, nerede" ve "nasıl" sorularının tümüne cevap vermektedir?

A) Ahmet toplantıda sana ne söyledi?

B) Orada bulunanlar, konuyu tartıştı.

C) Kuş, yuvasında yavrularını sevgiyle besliyordu.

D) Çocuklar bahçede oynamaya başladı.

E) Terbiyeli çocuk, herkese saygılı davranır.

9. "Öğrencileriniz son günlerde neler okuyorlar."

Sorusuna verilecek cevap, cümlenin hangi öğesi olur?

A) Özne

B) Nesne

C) Dolaylı Tümleç

D) Zart Tümleci

E) Edat Tümleci

YANITLAR : 1-B 2-D 3-B 4-A 5-C 6-C 7-C 8-C 9-B

CÜMLE ÖĞELERİ TEST - 2

1. Aşağıdaki cümlelerden hangisi özne ve yüklemden oluşmuştur?

A) Yarışmaya, birden fazla kişinin ortak çalışmayla oluşturduğu yapıtla da başvurulabilir.

B) Türkçe dışındaki dillerde yazılmış yapıtlarla da başvurulabilir.

C) Ödüle aday gösterilen yapıtın bir özeti gönderilmelidir.

D) Ödüle aday gösterilen yapıtlar tekrar incelendi.

E) Adaylar, ödül için birden fazla dalda başvuruda bulunabilir.

2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, tamlayanı düşmüş isim tamlaması özne görevindedir?

A) Yarışmanın heyecanından elleri tir tir titriyordu.

B) Gökkuşağını gözlerinde gördüm bu sabah.

C) Yazar, romanında gözleme büyük yer vermiş.

D) Şiirine hayran kalacak genç kuşaklar.

E) Onun şiirini anlamak için zamanı geriye çevirmek gerek.

3. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, öğelere ayırmada bir yanlışlık yapılmıştır?

A) Yağmurlardan sonra / buyurmuş / başak.

B) Tutsak bir kekliğin sesiyle / erirdi / kar.

C) Bir şahdamar gibi / vuruyor / hayaller.

D) Bir gün / gözlerimin / tâ içine / bak.

E) Sen doğu olursan / güneş / sana / gelecektir.

4. Aşağıdaki cümlelerde geçen deyimlerden hangisi, farklı bir öğe olarak kullanılmıştır?

A) Adamcağız, kulağına çalınan her şeye inanıyor.

B) Neyi nerede kullanacağını enine boyuna düşündü.

C) Önüne getirilen her belgeyi, kılı kırk yararcasına inceliyordu.

D) Toplantıda konuşulacak olan her şeyi, kulağını açıp dinlemelisin.

E) Ne yapacağınıza, iş işten geçmeden karar vermelisiniz.

5. Aşağıdakilerden hangisinde "Beni zaman zaman ağlatan bu hazin hatıradır." cümlesinin öğe dizilişi doğru olarak verilmiştir?

A) Özne - Yüklem

B) Belirtili Nesne - Zarf Tümleci - Özne - Yüklem

C) Özne - Belirtili Nesne - Yüklem

D) Özne - Belirtili Nesne - Zarf Tümleci - Yüklem

E) Belirtili Nesne - Özne - Yüklem

6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözde özne kullanılmıştır?

A) Doktor, bu konuşmaların bana çok faydalı olacağını söylüyordu.

B) Yıl sonunda ailem tekrar köye taşınmıştı.

C) Bu resim çarşıda, tahta atın üstünde çekilmiş.

D) Arabalar on beş metre kadar aralıklarla ağır ağır yol alıyorlardı.

E) Sözümü bitirir bitirmez sanki bir yanardağ patlamıştı.

7. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde öğeleri ayırmada yanlışlık yapılmıştır?

A) İki saat önce / gelen araba / hâlâ / buradaydı.

B) Seni gördüğüm gün / suratın / asıktı.

C) Köye onlardan önce gittiğimi / bilmiyorlar.

D) İnsanları böylesine sevmek / elbette / kolay değil.

E) Yaşama sevgisi / onda / bütün duyguların üstündeydi.

8. Sanatçının ailesini ziyaret ettikten sonra kimi nereye götürdüler.

Cümlesindeki öğelerin sıralanışı aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?

A) Dolaylı Tümleç - Özne - Zarf Tümleci - Yüklem

B) Zarf Tümleci - Belirtili Nesne - Dolaylı Tümleç - Yüklem

C) Dolaylı Tümleç - Nesne - Zarf Tümleci -Yüklem

D) Dolaylı Tümleç - Nesne - Özne - Yüklem

E) Nesne - Dolaylı Tümleç - Özne - Yüklem

9. "Üzerinde çalıştığı proje, birtakım ilavelerden sonra bitti."

Aşağıdaki cümlelerin hangisi yukarıdaki cümleyle öğelerin sıralanışı yönünden özdeştir?

A) Balığın kokusu yemekhaneden odalara yayıldı.

B) Komşumuzun çocuğu, karşısında beni görünce şaşırdı.

C) Uzun zamandır balık yemediğin belli oluyor.

D) Öğrenci, öğretmeni soru yağmuruna tutmuştu.

E) Olayların bu kadar büyütüleceğini tahmin edememişti.

YANITLAR : 1-C 2-A 3-D 4-A 5-A 6-C 7-A 8-B 9-B

Türk Dili Ve Edebiyatinda Nazim Türleri

Salı, 06 Kasım 2007

• NAZIM TÜRLERİ

Kahramanlık şiirleri

• Yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. Genellikle tek tip çalgı eşliğinde okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. Halk ozanlarının yapıtları aracılığıyla kuşaktan kuşağa nakledilirler. Halk edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır. Şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.

Halk şarkısı

• En eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. Sözlü gelenek içinde yaşayan, daha çok duyarak, yani kulaktan öğrenilen ve alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. En belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili olmasıdır. Köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir. Halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.

Koşma

• Halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. Dörder dizelik bendlerden oluşur. Bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.

ÖRNEK KOŞMA: Karacaoğlan

ÖRNEK MÜRÂCAA KOŞMA: Kul Nesimi

ÖRNEK TECNİS KOŞMA:

Derd-i dilim arttı yârimin derdim

Seksende doksanda yüzde seyr eyle

Gonca güllerini yârimin derdim

Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle

Sel gelince yıkılırmış yar dedim

Al hançeri vur sineye yâr dedim

Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim

Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle

Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne

El bağladım yâre durdum dîvâne

Dedi var yıkıl git behey dîvâne

Aşkın deryasında yüz de seyr eyle

Çeşmi

Koşmalar ezgilerine göre ve yapılarına göre olmak üzere ikiye ayrılır.

Ezgilerine göre koşmalar: Özel bir zegiyle okunurlar ve hece sayısı dikkate alınmaz. Ankara koşması, Acem koşması, Kerem, kesik Kerem, Gevherî, Sümmâni koşması gibi.

Yapılarına göre koşmalar: Koşmalar yapılarına göre 7’ye ayrılır.

Düz koşma: Âşık edebiyatında en sık kullanılar tür. Adi koşma olarak da adlandırılır.

Yedekli koşma: İki şekli vardır. İlki koşma-mani halidir. Koşma bendlerinin arasına aynı kafiyede bir bayati bendi ya da 7 heceli bend girer. İkincisi yedekli 5’li koşma diye adlandırılır. 8’li hece ölçüsüyle yazılır. İlk bend 5, ikinci ve yedek sayılan bend 4 dizelidir.

ÖRNEK KOŞMA-MANİ: Zülalî

Musammat koşma: Divan edebiyatındaki musammat gazele benzer. İç kafiyeli koşmalardır. Her dizenin birinci ve ikinci kısımları kafiyelidir. 6+5 duraklı kalıpla yazılır.

ÖRNEK MUSAMMAT KOŞMA: Miratî

Ayaklı koşma: İlk bendin dize sonlarına, diğer bendlerin ise sadece son dizelerine ziyade eklenerek oluşturulur. Ziyadeler 5 hecelidir. Genellikle musammat koşma şeklinde yazıldıklarından musammat ayaklı koşma da denir.

ÖRNEK AYAKLI KOŞMA: Gedâyî

Zincirleme koşma: Bendlerinin dördüncü dizesinin kafiyesi bir sonraki bendin ilk dizesinin başında tekrarlanan koşmalardır. Genellikle destanlarda kullanılır.

ÖRNEK ZİNCİRLEME KOŞMA: Zülalî

Zincirleme ayaklı koşma: Zincirleme koşmalara ziyadeler eklenerek yazılır.

Koşma şarkı: Her bendinin dördüncü dizelere aynı olan kavuştaklı koşmalardır.

Türkü

• Türkiye’nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır. Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. İlk türkü söyleme "Türkü yakmak" diye anılır. Türkü adı Türk sözcüğüne Arapça "ı" eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. "Türk’e özge" anlamına gelir.

Türkü, Türk halk şiirinin en eski türlerindendir. Bu kelime ilk defa XV. Yüzyılda Doğu Türkleri tarafından kullanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu’da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede’nin verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.

1. Ezgilerine Göre Türküler

a. Usulsüzler: Uzun havalardır. Divan, koşma, hoyrat gibi çeşitlere ayrılır.

b. Usullüler: Oyun havalarıdır. Bu türe Konya’da oturak, Urfa’da kırık denilir.

2. Konularına Göre Türküler:

Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.

3. Yapılarına Göre Türküler:

a. Mani kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.

b. Dörtlüklerle kurulu türküler.

ÖRNEK:

HAVADA BULUT

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölüm yok bu ne figandır

Adı Yemen’dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş’tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep nedendir

Kışlanın önünde redif sesi var

Bakın çantasına acep nesi var

Bir çift kundurayla bir de fesi var

Adı Yemen’dir gülü çimendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş’tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep nedendir

HAM MEYVE

Çamlığı başında tüter bir tütün

Acı çekmeyenin yüreği bütün

Ziyamın atını pazara çekin

Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler

Uzun olur gemilerin direği

Yanık olur anaların yüreği

Ne sen gelin oldun ne ben güveyi

Onun için açık gider gözlerim

Ham meyveyi kopardılar dalından

Beni ayırdılar nazlı yârimden

Eğer yârim tutmaz ise elimden

Onun için açık gider gözlerim

Benim yârim yaylalarda oturur

Ak ellerin soğuk suya batırır

Demedim mi nazlı yârim ben sana

Çok muhabbet tez ayrılık getirir

Taşlama

• Bir kimseyi yermek veya toplunun bozuk yönlerini iğneleyici bir dille eleştirmek için yazılan şiir. Halk edebiyatı nazım türüdür.

ÖRNEK TAŞLAMA: Ruhsatî

Tekerleme

• Sözlüklerde "ağızda yuvarlanan söz, saçma sapan söz, eşsesli kelimelerle kurulu konuşma" anlamlarına gelen tekerleme masal, hikaye, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir. Çokluk çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak, oyunlarda eş ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. En çok çocuk oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye göre değişik isimle de söylenirler. Doğu Anadolu’da döşeme, Güney Anadolu’da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda muhavere, çocuk oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında ilk tekerleme örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü Lügati’t Türk’te bazı tekerlemeler yer alır.

ÖRNEK TEKERLEME:

Yağ yağ yağmur

Tarlada çamur

Teknere hamur

Ver Allahım ver

Sellice yağmur

Evvel zaman içinde

Kalbur zaman içinde

Deve tellal iken

Sinek berber iken

Ben annemin babamın beşiğini

Tıngır mıngır sallar iken

O yalan bu yalan

Fili yuttu bir yılan

Bu da mı yalan…

Tekerleme

• Âşık fasıllarında, saz şairlerinin yaptıkları şiir yarışmaları. Halk dilinde tekerleme, âşıklar arasında tekellüm olarak adlandırılır. Bu tür şiirler ya söylenmesi zor sözcüklerden meydana getirilir ya da darayak şeklindedir. Ayak daraldıkça kafiye bulmak zorlaşır. Âşıklardan biri fasal aralarında tekerlemeye başlar ve yeni bir ayak açar.

ÖRNEK TEKERLEME: Kâtibî

Mani

• Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türü. Çoğunlukla 7 heceli dört dezilek bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxa’dır. Aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir. Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Bir çok mani çeşidi vardır. En çok kullanılanlar düz ya da tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani’dir.

Düz mani: Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk cinassızdır.

ÖRNEK MANİLER:

Akşamlar olmasaydı

Badeler dolmasaydı

Yâr koynuna girince

Hiç sabah olmasaydı

A benim bahtiyarım

Gönülde tahtı yârim

Yüzünde göz izi var

Sana kim baktı yârim

Anne demeye geldim

Kaymak yemeye geldim

Meramım kaymak değil

Yâri görmeye geldim

Bağlarında üzüm var

Mor şalvarda gözüm var

Kaçma yârim uzağa

Sana bir çift sözüm var

Dağlarda gezer oldum

Okuyup yazar oldum

Ben bir güzel uğruna

Kuruyup gazel oldum

Hıçkırık tuttu beni

Tuttu kuruttu beni

Elin oğlu değil mi

Gitti unuttu beni

Kahve Yemen’den gelir

Bülbül çimenden gelir

Ak topuk beyaz gerdan

Her gün hamamdan gelir

Kesik mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara İstanbul manileri denir.

ÖRNEK KESİK MANİ:

Karaca

Aldım aşkın tüfeğin

Vurdum bir kaç karaca

Dünyada bir yâr sevdim

Kaşı gözü karaca

Dağ bana

Bahçe sana bağ bana

Değme zincir kâr etmez

Zülfin teli bağ bana

Ayağı

Kuşlardan bir kuş gördüm

Var başında ayağı

Üstad manici isen

Aç maniden ayağı

Cinaslı mani: Kesik manilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mani denir.

Yedekli mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir.

ÖRNEK ARTIK MANİ:

Ağlarım çağlar gibi

Derdim var dağlar gibi

Ciğerden yaralıyım

Gülerim çağlar gibi

Her gelen bir gül ister

Sahipsiz bağlar gibi

Tası yok tası yok

Ne viran çeşme imiş

Su içecek tası yok

Yıkıldı viran gönlüm

Yapacak ustası yok

Şu vefasız dünyanın

Ucu var ortası yok

Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır.

ÖRNEK DEYİŞ:

Adilem sen naçarsın

İnci mercan saçarsın

Dünya deniz olanda

Gönlüm nere kaçarsın

Ağam derim naçarım

İnci mercan saçarım

Dünya deniz olunca

Ben kuş olup kaçarım

Adilem sen naçarsın

La’l ü gevher saçarsın

Ben bir şahin olunca

Yavrum nere kaçarsın

Ağam derim naçarım

La’l ü gevher saçarım

Sen bir şahin olunca

Ben yerlere kaçarım

Adilem sen naçarsın

La’lü gevher saçarsın

Ben azrail olunca

Kuzum nere kaçarsın

Ağam derim naçarım

La’l ü gevher saçarım

Sen azrail olunca

Ben cennete kaçarım

Ninni

• Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünler. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. Özel bir beste ile söylenir. Bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır. Ninniler genellikle mani türünde bir dörtlükten meydana gelen bir çeşit türküdür. Ninni, Divanü Lügati’t Türk de "balubalu" diye adlandırılır. Öteki Türk boylarında değişik isimler verilmiştir.

ÖRNEK NİNNİ:

Dandini dandini danalı bebek

Elleri kolları kınalı bebek

Benim oğlum nazlı bebek

Uyusun yavrum ninni

(Manisa yöresinden)

Çaya vardım çay susuz

Çadır kurdum yaylasız

Benim yavrum pek huysuz

Ninni yavrum ninni

(Denizli yöresinden)

Ağıt

• Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.

ÖRNEK AĞIT: Celali

İlahi

• Tanrıyı övmek, ona yakarmak için söylenilen dini şarkılara ilahi denir. Tekke edebiyatında ise din ve ahlakla ilgili şiirler ilahi adıyla tanımlanır. Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazılmış şiirlerdir. Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11’li kalıplar tercih edilmiştir. İlahi yazarı halk şairleri içinde ilk akla gelen Yunus Emre’dir. Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i Mısrai, Aziz Mahmut Hüdayi, Yunus Emre’nin etkisinde kalarak ilahiler yazmışlardır. Bektaşi ilahilerine "nefes", Alevi ilahilerine "nefes", "deme", "deyiş", Mevlevi ilahilerine "ayin", Gülşeni ilahilerine "tapuğ", Halveti ilahilerine "durak", diğer tarikatlar da ise cumhur veya ilahi adı verilir. Dörtlüklerle yazılanlarda kafiye düzeni koşmaya, beyitlerle yazılanlarda kafiye düzeni gazele benzer.

Giriş bölümüne zemin, gelişme ve sonuç bölümüne miyan denir. Bu ikisinin arasında nakarat bölümleri bulunur. Müzik parçası olarak bakıldığında zemin-nakarat-meyan-nakarat sistemindeki bir kalıba uyarlar. Toplu halde seslendirilmek için bestelenmiş ilahiler "cumhur ilahi" diye bilinir. Solo ilahilerde de koronun söylediği parçaya "cumhur" adı verilir. İlahiler okundukları yer ve zamana göre cami ilahisi, tekke ilahisi, mektep ilahisi, ramazan ve muharrem ilahisi, Mekke ilahisi, Kadir Gecesi ilahisi gibi adlarla anılır.

ÖRNEK İLAHİ: Yunus Emre

Semai

• Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir. Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık. kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin hece ölçüsünün yanında aruz kullanılarak yazılanları da vardır.

ÖRNEK SEMAİ: Karacaoğlan

Varsağı

• Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir. Önce Güney Anadolu’da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır. Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4 duraklı veya duraksız olur. Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba ccca.

Semâiden ezgi yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla okunur. Çokluk içinde "bre", "hey", "hey gidi", gibi ünlümler yer alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir.

ÖRNEK VARSAĞI: Karacaoğlan

Selis

• Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir. Genellikle 19’uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.

Nefes

• Dini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.

ÖRNEK NEFES:

Biz Urum Abdallarıyız

Maksadımız yârdır bizim

Geçtik ziynet kabâsından

Gencinemiz erdir bizim

Dâim kılarız biz zârı

Harceyleriz elden var,

Dost yoluna verdik seri

Mürkirimiz hârdır bizim

Aşk bülbülüyüz öteriz

Râh-i Hakka yüz tutarız

Mânâ gevherin satarız

Mürşidimiz vardır bizim

İstivâyı gözler gözüm

Seb’almesanidir yüzüm

Ene’l Hakk’ı söyler sözüm

Mi’râcımız dârdır bizim

Haber aldık mahkemâttan

Geçmeyiz zâttan sıfattan

Balım nihan söyler Haktan

İrşâdımız sırdır bizim

Balım Sultan

Ayin

• Mutasavvıflara has bazı hal ve hareketleri ifade etmek için ilk defa İranlılar tarafından kullanılan ayin, daha sonra Türk Tasavvuf Edebiyatı’na da geçmiş Mevleviler’in sema meclislerinde söyledikleri ilahilere verilen ad olmuştur.

Tapuğ

• Gülşeni adlı tarikata bağlı şairlerin ayinler sırasında okudukları makamlı şiirlere tapuğ adı verilir.

Cumhur

• Mevlevi ve Bektaşi dergahları dışındaki dergah ve tarikatlarda topluca okunan ilahilere verilen addır.

Hikmet

• Dini ve tasavvufi halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine göre din konularını işleyen şiirlere hikmet denir.

Devriye

• Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir felsefesini savunan ve anlatan şirlerdir. Devriye, evrenin ve insanın tanrıdan çıkıp, tekrar tanrıya döndüğünü savunan felsefedir.

Şathiye

• Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. Şathiyeler, mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah’ın celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana çıkarıldığı görülür. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi şairlerinde rastlanır. Allah ile alay eder gibi yazılmış şathiyeler küfür sayılmıştır.

ÖRNEK ŞATHİYE: Azmî

Tevhid

• Allah’ı, yaratılış ve kainatın aslı gibi unsurları bir arada yorumlayan manzumelere "tevhid" denir. Çoğunlukla Divan edebiyatı nazım türleri olan gazel, kaside ve mesnevi biçimlerinde kaleme alınmışlardır. Ve ölçüleri de çoğunlukla aruzdur.

Nutuk

• Tekkelerde tarikat ulularının özellikle eğitici mahiyette olmak üzere söyledikleri şiirlerdir.

Deme

• Alevi-Bektaşi tarikatından tasavvuf şiirlerinin tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerine "deme" adı verilir. Genellikle 8’li hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.

Duvaz

• Yine Alevi ve Bektaşi şiirinde bir türdür. Düvaz imam, düvaze, imam da denilen duvazlar On İki İmam’ı öven nefeslerdir.

Güzelleme

• Âşık edebiyatında insan ve doğa güzelliklerini işleyen koşmalar. Genellikle aşık olunan kadın, kız, gelin, dağ ağaç, hayvan, çiçek gibi unsurlar işlenir.

ÖRNEK GÜZELLEME: Ruhsatî

Hoyrat ya da Horyat

• Dört dizelik serbest tarzda halk edebiyatı nazım türü. Söz ve ezgisinde yiğitlik havası hakimdir. Irak’ta Türkler’in yoğun olduğu Kerkük ve Erbil ile Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars yörelerimizde yaygındır. Basit üsluplu, derin anlamlı, uyumlu, cinaslı sözcüklerden kuruludur. Genellikle 7 hecelidir. Benzer dizelerin başına veya sonuna konulan ve miyan denilen ek sözcüklerle vezin bozulabilir. İlk dize bir anlam ifade eden ve diğer dizelere ayak veren cinaslı bir sözcüktür. Hoyran söyleyenlere hoyrat çağıran ya da sazlıyan (yas törenlerinde ağıt yakan anlamında) denir. Anadolu’da hoyratların bir bölümüne ayaklı mani, kesik mani adı da verilir.

ÖRNEK HOYRAT:

Dolandı gün

Döndü gün dolandı gün

Men sene daldalandım

Sene de dolandı gün

Güle naz

Bilbil eyler güle naz

Girdim dost bağçasına

Ağlayan çok gülen az

Yüz aya değer

Hüsniv yüz aya değer

Ay var bir güne değmez

Gün var yüz aya değer

Düşte gör

Hayalde gör

Hayalde gör düşte gör

Düşenin dosti olmaz

İnanmazsan düşte gör

Kalenderî

• Halk şairleri tarafından aruzun mef’ûlü mefâ’îlü kalıbıyla gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir. Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde ondört heeceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri sürenler vardır.

ÖRNEK KALENDERÎ: Tokatlı Nurî

Kavuştak

• Halk edebiyatında bentler arasında tekrarlanan dizelerdir. Bağlama ve nakaratla aynı anlamdadır. Türkülerde sık kullanılır.

ÖRNEK KAVUŞTAK:

Keklikte gelek olmaz

Sen boyda melek olmaz

Gözünü sevdiğim yâr

Her yerde henek olmaz

Gel gel yanıma keklik

Kadan canıma keklik

Kınalı parmakların

Batır kanıma keklik

Tüyünü döker gelir

Ayağın seker gelir

Yâri arzulayan da

Dağları söker gelir

Gel gel yanıma keklik

Kadan canıma keklik

Kınalı parmakların

Batır kanıma keklik

Koçaklama

• Konusu savaş, yiğitlik, kahramanlık olan halk edebiyatı şiirleri. Çoşkun ve yüksek tempolu söyleyişleri vardır. Halk edebiyatımızda bu türün en güzel örneklerini Köroğlu ile Dadaloğlu vermiştir.

ÖRNEK KOÇAKLAMA: Köroğlu

Türkçe’nin Tarihi Gelişimi Ve Devirleri

Salı, 06 Kasım 2007

TÜRKÇE’NİN TARİHİ GELİŞİMİ VE DEVİRLERİ

TÜRK EDEBİYATI

Türkçe’nin ilk devresi hakkında açık ve kesin bir bilgi yoktur. İlk devrede Ana Türkçe ve daha sonraki devresinde İlk Türkçe adı verilmektedir. Bu devrelerden bugüne örnek kalmamıştır. Ana Türkçe farazî bir devredir. İlk Türkçe devresi, tarih sahnesinde görüldüğümüz zamana aittir. İlk Türkçe devresi; Büyük Hun İmparatorluğu zamanındaki Türkçe’dir. Bu devreden elimize herhangi bir örnek geçmemiştir. Hun devrinde söylenmiş bâzı şiirleri Çince metinlerden öğrenmek mümkündür. Vesikalara dayanan devre; Eski Türkçe adı verilen devrededir. Bu devrede milâdın başlangıcından II. asra kadar devam etmiştir. (Eski

Türkçe denince ilmî araştırmalarda II. asır akla gelir.) Türkçe’nin tarihî gelişmesi üç devreye ayrılmaktadır.

1- Eski Türkçe devresi : Başlangıçtan, II. asra kadar.

2- Orta Türkçe devresi : II. asır - 13. asır arası.

3- Yeni Türkçe devesi : 13. asır - 20. asır arası.

1. ESKİ TÜRKÇE DEVRESİ : Bu devrenin bilinen ilk metinleri 8. yüzyılda dikilmiş olan Orhun anıtlarıdır. Bu devre de içinde ikiye ayrılır.

a) Göktürkçe : Kendi yazımız olan Göktürk alfabesi kullanılmıştır. Bugüne kadar gelen en eski metindir. Göktürk yazısı ile yazılmış anıtlardır.

b) Uygurca : İslâmiyet’ten önceki bu Eski Türkçe devresinin Göktürk yazıtlarından sonraki yazılı ürünleri Uygur Türkçesi metinleridir.

Uygur Türkleri; Göktürklerin millî yazı dillerini bırakmış İranlılarla akraba olan bir kavim Soğdların yazısını ve Mani-Buda dinlerini kabul etmişlerdir. Eski Türkçe devresinin ikinci bölümünü teşkîl eden Uygur Türkçesi ile yazılmış eserler dinî mahiyettedir.

2. ORTA TÜRKÇE DEVRESİ : Bu devrede gerek Türk dilinde, gerek Türk kültüründe önemli değişmeler olmuştur. 10. asırda İslâmiyet resmen kabul edilmiş ve yazı olarak Arap harfleri alınmıştır. Bu devrede Karahanlı devletinin bulunması dolayısıyla Karahanlı Türkçesi de denmektedir. İslâmiyet’ten sonraki Türk edebiyatının ilk eseri Kutadgu Bilig’dir.

11. asırda yeni yazı dillerinin meydana gelem temayülü gösterdiği bir çağdır. Eski Türkçe devresindeki yazı dilinin ve bunun son safhası olan Uygur Türkçesi’nin bir devamı sayılmakla beraber zamanında Hakaniye Türkçesi diye adlandırılan Karahanlı Türkçesi, Doğu Türkçesi yazı dilinin başlangıcı olarak da kabul edilmektedir. Doğu, Batı ve Kuzey Türkçeleri olarak 13. asırdan itibaren ortaya çıkmaya başlayan yeni yazı dilleri devresi ile Eski Türkçe devresi arasındaki bu döneme; Orta Türkçe devresi veya geçiş devresi denmektedir.

Yazım Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

Yazım Kuralları :

"ile" Sözcüğünün Ek Olarak Yazımı: "ile" sözcüğü kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılırsa şu kurallara dikkat edilir :

A) Ünsüzle biten bir sözcüğe ile getirildiğinde başındaki " i " sesi düşer ve ünlü uyumuna uyar.

Örnek : Okulla ev arası yarım saat sürüyor. (okul + ile okulla)

Erzurum’a kadar trenle gittim. (tren + ile trenle)

B) Ünlüyle biten bir sözcüğe, ile getirildiğinde, başındaki " i " sesi " y " ye dönüşür, yine ünlü uyumuna uyar. Örnek : Buraya kendi ayağıyla geldi. (ayağı + ile ayağıyla)

Silgiyle kalem istedi benden. ( silgi + ile silgiyle)

"ki" nin Yazımı: "ki" eğer bağlaçsa;

A) Genel olarak iki cümleyi bağlama görevi yapar. Örnek:

Hava o kadar güzeldi ki kendimi hemen sokağa attım.

1. cümle 2. Cümle

Bir de baktım ki ortalıkta kimse kalmamış.

1. cümle 2. Cümle

B) Kişi ve işaret zamirlerinden sonra gelen "ki" de bağlaç olup ayrı yazılır. Örnek :

Ben ki, Bizler ki, Durum o ki

Kişi zamiri kişi zamiri işaret zamiri

C) Bazı bağlaçlarla birlikte kullanılmasına karşı, kalıplaşmış "ki" ayrı yazılır. Örnek :

Öyle ki, yeter ki, kaldı ki

UYARI : "ki", eğer bağlaçsa daima ayrı bir sözcük olarak yazılır. Ayrıca kendinden önce gelen sözcüğün ünlülerine uyum gösterip "kı" olmaz.

Kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılan "ki" ler ise şunlardır :

A) "de" durum ekinden sonra gelip addan sıfat yapan "ki" : Örnek :

ü evdeki hesap, kafamdaki plan, yoldaki insanlar

B) İlgi zamiri olan "ki" : Örnek

ü Seninki, sınıfınki, bizimki

C) Bazı bağlaçlarla kalıplaşan "ki" : Örnek :

ü Oysaki, mademki, halbuki, sanki

D) Zaman bildiren sözcüklerden sonra gelen "ki" : Örnek :

ü Dünkü, akşamki, az önceki

"de,da" Bağlacının Yazımı:

A) Genel olarak "dahi, bile" bağlaçlarıyla aynı anlamdadır. Bağlaç olup olmadığını anlamak için cümleden çıkarmayı deneriz. Cümleden çıkarıldığında, cümle yapısı bozulmazsa bağlaç olduğunu anlarız ve ayrı bir sözcük olarak yazarız. Örnek :

ü Buraya kadar gelip de ona uğramamak olmaz.

ü Sen de çok oldun artık!

B) Bu bağlaç kendinden önce gelen sözcüğün ünlülerine kalınlık-incelik yönünden uyar. Örnek:

ü Gençliğimizle birlikte umutlarımız da uçup gitti.

ü Onu gördüyse de görmezlikten geldi.

C) Kendinden önce gelen sözcük, sert ünsüzle bitse bile, bu bağlaç sertleşerek "te,ta" biçiminde yazılamaz. Yazılırsa yazım yanlışı ortaya çıkar. Örnek :

ü Bu iş küçük te sen gözünde büyütüyorsun. (Yanlış)

ü Bu iş küçük de sen gözünde büyütüyorsun. (Doğru)

Bağlaç olan "de, da" ile, ad durum eki olan "-de, -da" karıştırılmamalıdır. "-de, -da" eğer ad ad durum ekiyse kendinden önce gelen sözcüğe bitişik yazılır. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı da yapısı da bozulur. Örnek :

ü Bir süre sessizce yolda yürüdük.

ü Çiçeklerin kökünde bir hastalık var.

İki "de, da" üstüste gelirse birincisinin ad durum eki, ikincisinin bağlaç olduğu dikkate alınmalıdır.

Örnek : Telefon ettim evde de yokmuş.

"mi" Soru Edatının Yazımı:

A) "mi" soru edatı, cümleye soru anlamı katsa da katmasa da kendinden önce gelen sözcükten ayrı yazılır : Örnek :

ü O da bizimle gelecek mi?

ü Gördün mü şimdi yaptığını!

ü Konuşmaya başladı mı susmaz.

B) "mi" soru edatı, ayrı yazılmasına karşın kendinden önce gelen sözcüğe, kalınlık-incelik ve düzlük-yuvarlaklık yönünden uyum sağlar. Örnek :

ü Okudun mu?

ü Güzel mi?

ü Akıllı mı?

C) "mi" soru edatından sonra gelen zaman ve kişi eklentileri soru edatıyla bitişik yazılır. Örnek :

ü Onunla sık sık görüşüyor musunuz?

ü Olanları bilir miydi de?

Tarihlerin Yazımı:

A) Gün ve ay adları, yanlarında rakam olmadan yazıldığında, küçük harfle başlar. Örnek :

ü Oğlum aralık ayının soğuk bir gününde doğdu.

ü Önümüzdeki hafta, salı günü onu görmeye gidelim.

B) Belirli bir tarihi gösteren ay ve gün adları her yerde büyük harfle başlar. Örnek :

ü 1986′nın Mart ayında başladı göreve.

ü Cumhuriyet 29 Ekim 1923 ‘te ilan edildi.

C) Gün ve ay bildiren tarihler şu şekilde yazılabilir : Örnek :

ü 4 Aralık 1996

ü 2.12.1996

ü 4/12/1996

İkilemelerin Yazımı: İkilemeler daima ayrı yazılır ve ikilemeyi oluşturan sözcüklerin arasına hiçbir noktalama işareti konulmaz. Örnek :

ü Soruları düşüne düşüne çözmelisin. (Doğru)

ü Yavaş, yavaş yerinden doğruldu. (Yanlış)

Pekiştirmelerin Yazımı: Sıfatların başına gelerek onların anlamlarını pekiştirmeye yarayan ön ekler, daima sıfata bitişik yazılır. Örnek :

ü Bembeyaz örtü (Doğru)

ü Yapa yalnız adam (Yanlış)

Sayıların Yazımı: Sayıların rakamlarla gösterilmesi ya da yazıyla yazılmasına ilişkin başlıca kurallar şunlardır :

A) Herhangi bir anlatım türünde (roman, öykü, deneme, mektup) kesinlik anlamı önem taşımayan sayılar, yazıyla gösterilir. Örnek :

ü Bu kitabı yazalı beş yıl oldu.

ü Bahçede dört beş çocuk oynuyordu.

B) Kesinlik anlamı önem kazanan konularda, bilimsel yazılarda sayılar rakamla gösterilir.

ü Marmaris’te 2000 hektar orman yandı.

ü Baktım, termometre 30 dereceyi gösteriyordu.

C) Çok sıfırlı sayıların ana sayılardan sonraki basamakları yazı ile gösterilebilir . Örnek :

ü 13 milyar, 20 trilyon

UYARI : Çek ve senetlerde sayı basamakları bitişik yazılır.

Kısaltmaların Yazımı:

A) Tek heceli sözcükler, ilk harfleri alınarak kısaltılır. Kısaltmanın sonuna nokta konur :

ü Sözcük kısaltılmış şekli

Zarf z.

Test t.

B) Çok heceli sözcükler, genellikle baştan iki ya da üç harf alınarak kısaltılır : örnek :

ü Sözcük kısaltılmış şekli

Cadde cad.

Doçent doç.

Bölük bl.

C) Özel adlar genellikle her sözcüğün ilk harfi alınarak kısaltılır. Kısaltmada harfler arasına nokta konmaz : Örnek :

ü Özel Ad Kısaltılmış şekli

Posta Telefon Telgraf PTT

Devlet Malzeme Ofisi DMO

D) Özel adların kısaltmalarına getirilen ekler, kesme işaretiyle ayrılır : Örnek :

ü Doğru Yanlış

TV’de TV’da

DMO’ya DMO’ne

ODTÜ’ye ODTÜ’ne

Bileşik Sözcüklerin Yazımı:

A) Kurallı (özel) bileşik eylemler daima bitişik yazılır : Örnek :

ü Gidedur (mak), bakıver (mek), öleyaz (mak)

B) Yardımcı eylemlerle kurulan bileşik eylemlerde :

ü Birleştirme sırasında ad soylu sözcükte herhangi bir ses düşmesi veya ses türemesi olmuyorsa ayrı yazılır : Örnek : Terk et(mek), pişman ol(mak)

ü Birleştirme sırasında ad soylu sözcükte bir ses düşmesi ya da ses türemesi meydana gelirse bitişik yazılır. Örnek : seyir- seyret(mek), kahır- kahrol(mak), his-hisset(mek)

C) İki ya da daha çok sözcükten oluşmuş yerleşim merkezi adları bitişik yazılır : Örnek :

ü Bahçelievler, Sivrihisar, Çanakkale

D) Bir heceli sözcüklerin başına geldiği bileşik sözcükler bitişik yazılır : Örnek :

ü İlkbahar, Akdeniz, Önsöz, İlknur

E) Sıfat ya da ad tamlaması biçiminde oluşmuş ve öylece kalıplaşmış olan bileşik sözcükler bitişik yazılır : Örnek :

ü Sivrisinek, Atakule, Topkapı, Beşevler

Deyimlerin Yazımı: Deyimler kaç sözcükten oluşursa oluşsun, deyimi oluşturan her sözcük ayrı yazılır. Örnek :

ü Son günlerde bu şarkıyı diline doladı.

ü Bütün gece gözüme uyku girmedi.

ü Çok titizdir, her şeyde ince eleyip sık dokur.

ü Vurdumduymaz, kabadayı, çıtkırıldım.

Ünlüyle Biten Eylemlerin Yazımı: "a" ya da "e" geniş ünlüsüyle biten eylem kök ya da gövdelerine gene bu geniş ünlülerle başlayan herhangi bir ek getirildiğinde bu geniş ünlülerde herhangi bir ses daralması olmaz. Örnek :

ü Yanlış Doğru

Gelmiyen gelmeyen

Bilmiyerek bilmeyerek

Anlamıyan anlamayan

Kesme işaretinin Kullanımı:

A) Özel adlara gelen çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılır : Örnek :

ü Hikmet’ten, Yardım Sevenler Derneği’ne

B) Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmada kullanılır. Örnek :

ü TRT’ye, TMO’nun, ODTÜ’den

C) Sayılardan sonra gelen ekleri ayırmada kullanılır : Örnek :

ü 1963′ten, 3′ün katları, 5′inci kat

D) Özel adlara gelen ve adlara aile anlamı katan "-ler" çoğul eki, kesme işaretiyle ayrılmaz. Özel adlara gelen "ve benzerleri" anlamı katan "-ler" çoğul eki kesme işaretiyle ayrılır :

ü Akşam Ayşeler bize gelecek. (aile anlamında)

ü Bu topraklar daha nice Atatürk’ler yetiştirir. (ve benzeri anlamında)

E) Özel adlara gelen yapım ekleri kesme işareti ile ayrılmaz. Örnek :

ü Urfalı, Çince, Türklük

F) Özel adlara gelen yapım eklerinden sonra eklenen çekim ekleri kesme işaretiyle ayrılmaz.

ü Adıyamanlılar, Fransızcadan, Atatürkçülerden

Büyük Harflerin Kullanımı:

A) Her cümlenin ilk harfi büyük yazılır. Örnek :

ü Ona her konuda yardımcı olduk.

ü Ülkemizde yedi bölge vardır.

B) Şiirde her dizenin ilk harfi büyük olur : Örnek :

ü Bu şehirden gidiyorum

Gözleri kör olmuş kırlangıçlar gibi

C) Yazı başlıklarının her sözcüğü büyük olur : Örnek :

ü Sıfatların Genel Özellikleri

ü Ziraatte Yeni Buluşlar

D) Belli bir tarihi gösteren ay ve gün adları büyük harfle başlar : Örnek :

ü 17 Mayıs, 1997, Salı

E) Bütün özel adlar büyük harfle başlar. Başlıca özel adlar şunlardır:

ü Kişi ad ve soyadları. Örnek : Kemal Cantürk

ü Hayvanlara verilen adlar. Örnek : Tekir, Karabaş

ü Ulus, din, mezhep, tarikat adları. Örnek : Araplar, İslamiyet, Alevilik

ü Ülke adları. Örnek : İspanya, Fransa

ü İl,ilçe,kasaba ve köy adları. Örnek : Manisa, Ayvalık, Gölcük

ü Bulvar, cadde ve sokak adları. Örnek : Atatürk Bulvarı, Çiğdem Mahallesi

ü Kıta, bölge, okyanus, deniz, göl, ırmak, dağ, ova ve orman adları. Örnek : Avrupa, Van Gölü

ü Özel bir ada bağlı olarak kullanılan yön adları. Örnek : Doğu Karadeniz, İç Anadolu

ü Kurum, kuruluş, dernek, makam ve işyeri adları. Örnek : Türk Tarih Kurumu, İş Bankası

ü Yapı, yapıt ve ören adları. Örnek : Ankara Kalesi, İnce Minare

ü Kitap, Dergi, Gazete, Yasa adları. Örnek : Nokta, Yeni Yüzyıl, Medeni Kanun

ü Bütün dil adları. Örnek : İngilizce, Farsça, Almanca

ü Bir özel ada bağlı olarak kullanılan ünvan ve takma adlar. Örnek :İnce Memet, Uzun Hasan

ü Tüm gezegen adları. Örnek : Merkür, Venüs, Mars

ü Özel adlardan türeyen sözcükler. Örnek : Türkçülük, Adıyamanlı, Kemalizm

UYARI : Dünya, Güneş ve Ay sözcükleri, gezegen anlamıyla (coğrafi terim) kullanılırsa büyük harfle, mecaz anlamda kullanılırsa küçük harfle başlar.

ü Dünya Güneş’in uydusudur, Ay da Dünya’nın

ü Başımda dünya kadar iş var.

ü Pencereden içeri güneş girdi.

Anlatım Biçimleri

Salı, 06 Kasım 2007

Anlatım Biçimleri

Anlatım Biçimleri:

Anlatım Biçimleri : Bir düşünceyi, bir duyguyu, bir tasarıyı, bir olayı sözle ya da yazıyla ifade etmeye anlatım denir.

Birbirinden farklı konuları, olayları, gözlem ve izlenimleri anlatırken kullanılan yöntemlere ise anlatım biçimi denir.

Açıklayıcı Anlatım : Bu anlatım biçiminde temel amaç, okura herhangi bir konu üzerinde bilgi verme, iyice anlaşılmayan ya da yanlış anlaşılan bir sözü, bir düşünceyi açıklığa kavuşturmaktır. Bu anlatım biçiminde temel amaç bilgi vermek olduğu için belirtilen yargı tartışılmaz; konuyla ilgili karşıt görüşlere yer verilmez. Anlatım oldukça ciddi, kuru ve öğreticidir.

Açıklamanın yapılabilmesi, bir bilginin tam ve eksiksiz olarak verilmesi için tanımlamalardan, örneklemelerden, karşılaştırmalardan ve sayısal verilerden yararlanılır.

Fıkra, makale, deneme, gezi, eleştiri, röportaj gibi yazı türlerinde açıklayıcı anlatım biçimi yoğun olarak görülür.

Örnek :

Çağdaş eğitim, bireyi bilgi ile donatmaktan çok, ona kendi kendine bilgi edinme yollarını öğretmeyi amaçlar. Bireyde, sağlıklı düşünme, doğru anlama, toplum içinde türlü durumlara olumlu uyum sağlayabilme yeteneklerinin geliştirilmesini ister. Sağlıklı düşünme, öncelikle dilin işleyiş düzeninin kavranmasına bağlıdır. Bu sebeple kişinin eğitimi ile ana dili arasında doğrudan bir bağlantı vardır.

Tartışmacı Anlatım : Bu anlatım biçiminde birbirine karşıt düşünceleri, bir konuyla ilgili kanıları değiştirmek, çürütmek ya da onların yerine yenisini koymak amaçlanır.

Tartışmacı anlatımda yazar, inandırıcılığı sağlayabilmek için ciddi ve ağırbaşlı bir anlatım yerine sohbete varan rahat bir anlatım kullanır. Yazarın sık sık sorular sorup bunlara yanıtlar vermesi, bu anlatımın ayırt edici bir başka özelliğidir.

Tartışmacı anlatım, bilimsel inceleme ve araştırmaya dayalı yapıtlar başta olmak üzere eleştiri, fıkra, deneme, makale, röportaj gibi yazı türlerinde de sık sık rastlanan bir anlatım biçimidir.

Örnek :

Gene bir eski özlemdir, gidiyor. Yeniye kötü kötü bakıyorlar, mana yokmuş, güzel değilmiş, düşünmekten, çalışmaktan kaçınan kimselerin ne yaptıklarını bilmeden ortaya attıkları şeylermiş. Geçmişin büyük eserlerini inceleyip de onlardan örnek almalıymışız. Oysa ki asıl, yeni zordur; yeninin manasını anlamak, güzelliğini duymak zordur. Bunun için alışkanlıklarımızı aşmak, dikkatimizi işletmek gerekir.

Betimleyici Anlatım : Varlıkların kendilerine özgü ayırıcı niteliklerini, bu niteliklerin duyu organlarımız üzerindeki etki ve izlenimlerini görünür kılmaya, onları sözcükler aracılığıyla resimlendirmeye betimleme denir.

Bir anlatımın betimlemelere dayandırılması ve betimlemenin amaç olarak kullanılması ile oluşturulan anlatım biçimine betimleyici anlatım denir.

Betimlemede, görme, işitme, tatma, dokunma ve koklama duyularına yönelik bir anlatım vardır. Herhangi bir varlığın, nesnenin, olayın veya çevrenin, duyu organlarımız üzerinde bıraktığı izlenimler belirli bir plana göre okura aktarılır.

Betimleyici anlatım biçimi, amacına göre iki çeşittir:

Açıklayıcı Betimleme : Bu tür betimlemelerde amaç bilgi vermektir. Betimlenen varlık yada nesne tanıtıcı ve ayırıcı özellikleriyle nesnel bir tutumla okura aktarılır.

Sanatsal Betimleme : Bu betimlemede temel amaç, izlenim kazandırmaktır. Anlatımda, genel ayrıntılardan, ayırıcı ayrıntılara doğru gidilir. Kısaca gözlemlenen varlık ya da nesnenin anlatıcı üzerinde bıraktığı etki yansıtılır.

Örnek :

Burada müthiş karasinek vardı. Hele kebapçının bulunduğu yerde… Bir dükkanda ve etrafında bu kadar sinek olmasının bir hikmeti vardır, elbette…

Öyküleyici Anlatım : Tasarlanan, gözlemlenen ya da yaşanan bir olayı yer, zaman ve kişi kavramlarına bağlayarak anlatan anlatım biçimine öyküleme denir. O halde öykülemede dört temel kavram bulunur:

ü Öykülemede, konuyu geliştiren olgu ya da olgular vardır ki buna olay denir.

ü Öykülemede, olayın geçtiği çevre ya da yer kavramı bulunur.

ü Olayın akışı içinde aklımızda yarattığımız kavram, zaman öğesini oluşturur.

ü Olayın içinde yer alan veya bu olayı yaratan öğelere kişi adı verilir.

İki farklı öyküleme biçimi vardır:

Açıklayıcı Öyküleme : Birtakım bilgileri zamansal oluşuma (kronolojiye) göre anlatan ve sanatsal bir kaygının güdülmediği bir öyküleme biçimidir. Temel amaç herhangi bir şeyi tarihsel gelişimi içinde okura aktarmak, bu konuda onu bilgilendirmektir.

Sanatsal Öyküleme : Bu öykülemede bilgilendirme amacı yoktur. Temel amaç bir olay anlatıp okuru o olayın içine çekmek, onun içinde yaşatıp okuru duygulandırmaktır. Öykü, roman gibi yazınsal türlerin kullanıldığı öykülemeye sanatsal öyküleme denir.

Örnek :

Hamdi amcamı en son 1960-1961 yıllarında gördüm. Bir iş nedeniyle Ankara’ya gelmişti. Beni görmeden gitmeyi içine sindirememiş, telefon edip geleceğini söylemişti. Tıpkı çocukluğumda babamı beklediğim gibi, camdan cama koşup gelişini bekledim. Uzun yıllar sonra birbirimizi görüp konuşacaktık. Amca yeğen birbirimize sarıldık. Hem sevinçten hem de annemi babamı anımsayıp ağladık. Çocuklarımı kucağına aldı. Onları öpüp öpüp sevdi. Kardeşim Leman Hanım, bunları görseydi, dedi. O gün onu son görüşüm oldu. Öldüğünü duyduğum zaman ne yapacağımı şaşırdım…

Düşünceyi Geliştirme Yolları (Anlatımda Başvurulan Yollar) : Bir düşüncenin, bir konunun, bir açıklamanın tam olarak anlatılabilmesi için yararlanılan yönteme "düşünceyi geliştirme yolu" ya da "anlatımda başvurulan yol" adı verilir. Bir paragrafta düşünceyi geliştirme yollarından yalnız biri kullanılabileceği gibi, bunların birkaçı da kullanılabilir.

Düşünceyi Geliştirme Yolları :

Tanımlama : Bir varlığın, bir nesnenin ya da bir kavramın özel ve değişmez niteliklerini sıralayarak onu tanıtmaktır. Tanımlama, genellikle, paragrafın giriş bölümünde yer alır. Gelişme ve sonuç bölümlerinde tanımlamalara pek rastlanmaz. Tanımlama, daha çok açıklayıcı ve tartışmacı anlatım biçimlerinde kullanılan bir düşünceyi geliştirme yoludur.

Örnek :

Roman, insanların başından geçen ya da geçebilecek türdeki olayları yer ve zaman belirterek anlatan uzun yazı türüdür. Yazarın üstün bilgisi, sağlam gözlemi, duygusu romanın başarılı olmasını sağlayan en önemli etkendir.

Örnekleme : Genellikle soyut bir düşünceyi ya da kavramı somutlamak; onu görünür, bilinir kılmak için bir yapıtı, bir kişiyi, bir olayı paragrafa aktarmaya örnekleme denir. Örnekleme, düşünceyi somut kılacağı için onun hem daha kolay anlaşılmasını, hem de inandırıcılık kazanmasını sağlar. Örnek olarak verilen şey, anlatımı somutlayacak nitelikte genel ve bilinir bir şey olmalıdır. Örnekler, bir paragrafın daha çok gelişme bölümünde yer alır. Çünkü bu bölümde konu açılacak ve ona somutluk ve inandırıcılık kazandırılacaktır.

Örnek :

Kültür, bir toplumun yaşama biçiminde, davranışlarında belirginleşir, giyinişine, yiyip içmesine, çalışmasına, hatta jestlerine yansır. Bir Türk ‘hayır’ anlamında başını yukarı kaldırır. Amerikan kültüründe ise aynı amaç için baş iki yana hareket ettirilir. İki erkeğim kol kola girip gezmesine Anglosakson ülkelerinde rastlayamazsınız.

Karşılaştırma : Nesneler, kavramlar, olay ya da durumlar arasındaki benzerlik veya farklılıkların dile getirilmesidir. Dolayısıyla karşılaştırma, yalnızca iki kavram arasındaki karşıtlıkları gösterme değildir. Benzerlikleri gösterirken de karşılaştırmalardan yararlanılabilir. Böylece sözü edilen kavram daha görünür, daha somut bir özellik kazanmış olur.

Örnek :

Hayvanların koşullanmaya ve denem yanılma etkinliğine dayanan öğrenmeleri yanında, insan öğrenmesinin ayrı bir niteliği vardır. İnsanın her öğreniş aşaması bedence belirli bir olgunlaşmayı gerektirir. Söz gelimi; konuşmayı öğrenmek yalnız ses çıkarmak değildir.

Benzetme : Bir durumu, bir kavramı açıklarken bilinen ve ondan daha etkin benzerinden yararlanmaya benzetme denir.

Örnek :

Boş bırakılmış topraklar, gübreli ve bereketli ise, yüz bin çeşit otla dolar. Yararlı olabilmeleri için onlara kazma vuruyor, işe yarar tohumlar ekiyoruz. Ruhlar da böyledir. Onları bir fikirle uğraştırıp dizginlerini tutmazsanız, uçsuz bucaksız bir hayal dünyasında başıboş, öteye beriye dolaşıp dururlar. Bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu yitirir.

Tanık Gösterme : Anlatma somutluk ve inandırıcılık kazandırmak amacıyla başkalarının düşünce ve sözlerinden yararlanmaya tanık gösterme denir. Ancak tanık gösterilen kişi, bilinen ve kabul gören bir özellikte olmalıdır. Yoksa sıradan bir insanın tanık gösterilmesi, düşünceyi inandırıcı kılmaktan uzak düşer.

Tanık olarak seçilen, kişi değil de bir söz ise bu, tırnak içine alınarak verilmelidir. Ayrıca hem kişi adı kullanılıp hem de onun konuyla ilgili sözleri verilecekse, bu sözler tırnak içine alınmalıdır.

Örnek :

Jan Paul Sartre şöyle der: "İnsan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için yazardır." Bu görüşe katılmamak mümkün mü? Söz sanatçısı dediğin, herkesin söylemek isteyip de söyleyemediği sözleri, kendine özgü biçimler arasından seçerek söyleyivermeli ve okuyucuya : "Benim söylemek istediğimden daha güzel" dedirtmeli.

İlişki Kurma: Paragrafta ortaya konan düşüncenin açıklanması için, herhangi bir durumun ya da olayın ortaya çıkışını, onun nedenini geçmişte olan bir başka duruma veya olaya dayandırarak açıklamaktır. Bu anlatım yolunda geçmişteki bir olay anımsatılarak asıl anlatılmak istenen daha net ve inandırıcı bir biçimde ortaya konmuş olur.

Örnek :

Ben, hasta ruhları ve sinirli insanları daima yüzlerinin tebessümlü olup olmamasıyla teşhis ederim. Sinirli adamların yüzleri gülmez. Tebessümden mahrum bir çehre gördüğüm zaman, derhal bunun bir sinir hastasına ait olduğunu anlarım. Tebessüm, ruhun sağlamlığı kadar, saadetin de müjdecisidir.

Sayısal Verilerden Yararlanma : Bir düşünceyi aktarabilmek için anlatılmak istenen nesnenin ya da kavramın nicelik özelliklerinden yararlanmadır. Bu düşünceyi geliştirme yolu, daha çok tekniğe ve istatistiğe dayalı bilgilerin anlatımında kullanılır.

Örnek :

Öğrencilerin çalışırken ara verip dinlenmeleri gerektiğini düşünenlerdenim. Mola verilmeden yapılan uzun soluklu bir çalışma, verimi düşürür. Ellişer kişiden oluşan iki ayrı gruba yüz soruluk bir test uygulanır. Grubun biri, testi hiç ara vermeden yanıtlarken, diğer gruba elli sorudan sonra 15 dakikalık dinlenme verilir. Dinlenme almayan grubun başarısı, alan grubun başarısından % 30 düşük çıkar.

Paragrafta Anlam :

Salı, 06 Kasım 2007

Paragrafta Anlam :

Paragrafın Yapısı : Paragraflar genel olarak üç bölümden oluşur.

Giriş Bölümü :

Giriş Cümlesinin Özellikleri : Giriş cümlesinde konu ve konuya bakış açısı belirtilir. Giriş cümlesi:

ü Kısa ve ilgi çekici bir cümledir.

ü Bağlayıcı öğelerle başlanmaz.

ü Paragrafta ele alınacak konuyu tanıtır; yazarın konuya nasıl bir yaklaşım getireceğini sezdirir.

ü Genelden özele (tümden gelim) yazılmış paragraflarda, paragrafın giriş cümlesi aynı zamanda paragrafın ana düşüncesidir.

ü Tanımlama, açıklama, soru cümlesi biçiminde kurulabilir.

Paragraf giriş cümlelerine örnek:

ü Herhangi bir halk şiiri antolojisini başından sonuna okumayı hiç denediniz mi?…

ü Şiir, ne söylediğinden çok, nasıl söylendiği ile çekiciliğe ulaşır…

ü Softalık, bir düşünce, bir bilgi kanseri diye anlatılabilir…

Gelişme Bölümü :

Gelişme Bölümünün Özellikleri :

ü Gelişme bölümü; konuyu açıklayan, ana düşüncenin ortaya çıkmasına katkıda bulunan yardımcı düşünceleri içerir.

ü Konu, bu bölümde açılır. Bunun için de örneklerden benzerliklerden, karşıtlıklardan, tanık göstermelerden yararlanılır.

ü Ayrıntılar, gelişme cümlelerinde birbirini tamamlayarak, birbirine, bağlayıcı öğelerle bağlanarak sıralanır.

ü Gelişme bölümündeki cümlelerden her biri, dil ve düşünce yönünden kendisinden önceki ve sonraki cümleye bağlıdır.

ü Tüme varım yöntemiyle kurulan paragraflarda an düşünce, gelişme cümlelerinden biri olabilir.

Paragraf gelişme bölümlerine örnek 1:

Yazarken, kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi gidişimi aksatır diye.

(giriş cümlesi)

Gerçektende iyi yazarlar üstüme fena abanır, yüreksiz ederler beni. Hani bir ressam varmış, kötü horoz resimleri yapar ve uşaklarına, dükkana hiç canlı horoz sokmamalarını sıkı sıkı tembih edermiş, ben de öyle… Hatta çalgıcı Antigenides’in bulduğu çare benim daha çok işime gelirdi Antigenides bir şey çalacağı zaman, kendinden önce ve sonra halka uzun süre kötü şarkılar dinletirmiş…

(gelişme bölümü)

Paragraf gelişme bölümlerine örnek 2:

Tiyatronun görevi yeni kelimeleri tanıtmak ve dile yerleştirmek değildir… (giriş bölümü)

Bu görev televizyon gibi yayın araçlarına düşer. Özellikle gerçekçi oyunlarda yeni türetilen ve halkın henüz kullanmadığı kelimelerin kullanılmasına karşıyım. Şinasi : Tiyatroda kişilerin, kişiliklerine göre konuşması gerektiğini söylerken en doğru ilkeyi göstermişti. Alışılmamış kelimeler sahnede kullanıldığında halkta tepki yaratıyor. Bugün Türkçe’yi çok iyi kullanan yazarların yanı sıra, aşırı ve öz Türkçe kelimelerle dolu eserlerle de karşılaşıyoruz. Tiyatro eserlerinde bunu yapamazsınız. Tiyatroda rol alan her oyuncu, kahramanın mensup olduğu toplum kesimine uygun biçimde konuşur…

(gelişme bölümü)

Sonuç Bölümü : Sonuç cümlesi, belli bir bakış açısı doğrultusunda geliştirilen konunun açıklandığı, amaçlanan sonuca ulaştırıldığı, konunun bir yargıya bağlandığı cümledir.

Sonuç Cümlesinin Özellikleri :

ü Dil ve düşünce yönünden kendinden önceki cümleye bağlıdır.

ü Kısa bir biçimde kurulan bu cümle toparlayıcı ve özet niteliğinde olan bağlayıcı öğelerle (kısaca, özetle, denilebilir ki) başlayabilir.

ü Tüme varım yöntemiyle yazılmış paragraflarda, ana düşünce cümlesi niteliği taşır.

ü Öykü, roman, anı gibi türlerde anlatılan olayın bitiş durumunu içerir.

Sonuç bölümü için örnek :

Bir Kurban bayramı daha… 1930′lar çok çok gerilerde kaldı. O günlerin çocuğu da öldü gitti.

Sanılır ki, kişi bir kez ölür. Öyle değil oysa! Kişi, yaşam boyunca pek çok kez ölür. Bakarım zaman zaman eski resimlere: İşte Phobus Fotoğrafhanesi’nde çekilmiş resimler. Golf pantolonlu, ya da kısa pantolonlu bir çocuk… Ne oldu ona? Öldü gitti. Daha sonra ilkokul, ortaokul, lise sıralarındaki çocuklar, gençler… Hepsi yok oldular. Yok olmak değil mi ölmek? Öyle ise boyuna ölüyoruz, biçimden biçime giriyoruz, bambaşka bir insan oluyoruz zamanla. Altmışındaki kişiyle sekiz, on, on beş yaşların kişisi nasıl olur da aynı insan olur, olabilir? Zamanın bir oyunu bu bize.

Hep ölüyoruz, öle öle büyüyor, değişiyoruz, son ölüme doğru gidiyoruz.

Paragrafta Bağlayıcı Öğeler : Paragraf öncelikle, onu oluşturan cümlelerin anlamsal bütünlüğüdür. Ancak anlamsal bütünlüğün oluşabilmesi için anlatım bütünlüğünü de sağlamak gerekir. Bunun için de cümlelerin hem anlam, hem de biçim olarak bağlanışlarına dikkat etmek ve bu bağlantı öğelerini doğru olarak saptamak gereklidir.

Paragrafı oluşturan cümleler arasındaki bağlayıcı öğeleri doğru saptayamazsak, ne okuduğumuz parçayı bütün olarak anlayabiliriz ne de paragrafı oluşturan temel ve yardımcı düşüncelerin neler olduğunu tam olarak algılayabiliriz.

Biçimsel Bağlantı Öğeleri : Paragrafı oluşturan cümlelerin anlamca kaynaşmasını sağlamak için kullanılan sözcük, söz öbeği ve cümlelere, biçimsel bağlayıcı öğe denir. "Ama, fakat, çünkü, lakin, gerçi, şayet, zira, meğer, belki, üstelik, hatta, sanki, oysa, yoksa, şöyle ki, nitekim, kısaca, bununla birlikte, gel gör ki" gibi sözcük ya da söz öbekleri cümle başı bağlayıcı öğeleri olarak kullanılabilir.

Örnek :

Yabancı dilde yazılmış romanları özgün biçimleriyle okumak istiyordum. Ama yabancı dil bilmiyordum ve öğrenmek içinde gerekli olanaklardan yoksundum. Bu nedenle romanları sözlüklere baka baka okumaya çalıştım. Başlangıçta okuduklarımı anlamadım., bir çok yanlış yaptım ama yılmadım. Sonunda yabancı dille yazılmış bir romanı sözlüksüz okuyabilir duruma geldim.

Anlamsal Bağlantı Öğeleri : Kimi paragraflarda cümleler, biçimsel bağlantı öğeleri kullanılmadan, anlamca birbirlerini bütünleyerek de paragraf oluşturabilir. Bu tür paragraflarda cümleler arasındaki anlam ilişkisi olabildiğince fazladır. Bu cümleler, aralarına herhangi bir biçimsel bağlantı öğesi almadan da birbirlerinin anlamlarını bütünleyici niteliktedir. Biçimsel bağlantı öğesi olmayan paragraflarda anlam bütünlüğü daha belirgindir. Ana düşünce ile yardımcı düşünceler iç içedir. Oysa biçimsel bağlayıcı öğelerle kurulmuş paragraflarda cümleler arasındaki anlam ilişkisi daha zayıftır.

Örnek :

Karagöz oyunu Osmanlı Türk toplumunun, yüzyıllarca yaşamış sanat dallarından biridir. Tanzimat’tan bu yana, özellikle Cumhuriyet döneminde yerini, Batı’dan gelen sinema ve tiyatroya bırakmıştır. Bu sanat dalı, bugün bize çok uzak ve yabancı gelen İslam uygarlığı döneminde, halkın dilini, inançlarını, geleneklerini, zanaatlarını, siyasal ve toplumsal olaylar karşısındaki düşünsel ve ruhsal durumunu yansıtan zengin bir kaynaktır. Geçmişi tanımak ve öğrenmek isteyenler bu kaynağı değişik açılardan değerlendirebilirler.

Paragrafta Konu : Bir yazıya temel olan duygu, düşünce, durum,yargı ya da olaya konu denir. Bir paragrafa yöneltilen; "Bu paragrafta ne anlatılmıştır?" sorusuna alınan yanıt, konuyu verir.

Örnek :

Deneme ve eleştiri, edebiyatın en az değerlendirilen, buna karşın en gerekli alanlarındandır. Sanıldığı kadar kolay olamayan , engin bir bilgi birikiminin yanı sıra; sentez yeteneği, sağduyu ve hatta sezgi gerektiren alanlardır. Hele hele bir eleştiri yazarının cesaretli olması gerekir. Çevresindekilerin ne diyeceklerinden korkmayacak, neye inanıyorsa onu çekinmeden söyleyecek. Bu cesareti kendinde bulamayanlar ise, ne kadar eleştiri yaptığını sanarsa sansın, başkalarına övgüler dizmekten öteye gidemeyeceklerdir.

Örnek 2:

Türk kırsal kesimini ilk kez öyküye, romana sokmuş, masalcılığı atmıştır. Nabizade Nazım, edebiyatımızda Gerçekçilik akımının öncüleri arasındadır. Batı tekniğini ülkemize taşımış, ruhsal analizlere yer vermiş, dildeki kargaşayı gidermek için çaba göstermiş önemli bir yazarımızdır.

Paragrafın Ana Düşüncesi : Ana düşünce, bir yazının ya da yapıtın oluşturulmasının temel nedeni, amacı ve yazıda ya da yapıtta öne sürülen, savunulan görüştür. Bir konunun belli bir görüş açısından ele alınmasıyla ortaya çıkan genel bir yargı cümlesidir. Paragrafın konusu saptandıktan sonra; "Bu konudan hangi sonuç çıkarılır?" ya da "Bu parçada hangi düşünce savunulmaktadır?" sorularına alınacak yanıt ana düşünceyi verir.

Örnek :

Ben gönlümce yazabilmek için evime çekiliyorum. Kimsenin bana el uzatamayacağı, benden söz edemeyeceği yabancı bir memlekette oturuyorum. Öyle bir yer ki, tanıdığım hiç kimse okuduğu duanın Latince’sini bilmez, hele Fransızca’sından hiç anlamaz. Başka yerde yazsam daha iyi yazardım, ama yazdığım şey daha az benim olurdu. Oysaki benim yazımda asıl aradığım tam anlamıyla kendimin olmasıdır.

Örnek 2:

Medyanın toplum üzerinde kurduğu egemenlik, günlük hayatı, bireysel yaşantıyı her gün daha derinden etkiliyor. Özel yaşantılara, bireye dönük alanlara dek uzanan medya, yabancılaşmanın ve uzaklaşmanın en önemli nedenini oluşturmakta, kurduğu tek yönlü iletişim ağıyla sağırlaştırıcılığını ve körleştiriciliğini yoğun ve etkin bir biçimde sürdürürken, toplumun bireyleri arasındaki paylaşıcı iletişimi hızla kesmektedir.

Paragrafta Yardımcı Düşünceler : Her biri ana düşüncenin bir yönünü oluşturan, onu ortaya çıkarıp destekleyen düşüncelere (yargılara) yardımcı düşünce denir.

ÖSS ‘de çok kullanılan sorular olan "Bu paragrafta aşağıdaki yargılardan hangisine değinilmemiştir?" gibi sorular, paragraftaki bütün yardımcı düşüncelerin dikkate alınmasıyla doğru olarak çözülür.

Örnek :

Gelecekte müziğin, her türlü romantik ağlaşmadan ve kendini beğenmişlikten, dizginsiz duygulardan ve gösterişli propagandadan kurtulacağını, dinleyicisinin ne çok heyecanlı ve sinirli ne de duyguca tembel olacağını, etkisinin şaşırtıcı olmaktan çok, düzen getirici bir nitelik taşıyacağını, düşüncelere bulanıklık değil, aydınlık getireceğini umabiliriz.

Paragrafta Tema (Ana Duygu) : Tema, edebiyat türlerinden özellikle şiirde; verilmek istenen, geliştirilen, seçilen ve işlenen konuya yüklenen duygu ve anlamdır.

Örnek :

Akan suyu severim ben

Işıldayan karı severim

Bir yeşil yaprak, bir telli böcek

Güneşi görsem sevinç dolar içime

Paragrafta Başlık : Bir yazıya verilen ada başlık denir. Kitabın adı, bölümün adı, konunun adı, paragrafın adı… birer başlıktır.

Başlık, bir yazının neyi anlattığını, ya da bu yazının yazılma gerekçesini sezdirecek bir özellik gösterir. Kısaca konuyu tanıtan, ana düşünceyi birkaç sözcükle yansıtan sözdür. Başka bir deyişle başlık; konu - ana düşünce uyumunu yansıtan bir özellik gösterir.

"Bu paragrafa en uygun başlık hangisi olabilir? Şeklindeki sorularda, bu açıklamalar dikkate alınarak başlık saptanmalıdır.

Konularına Göre Paragraf Çeşitleri : Paragraflarda çok değişik konular işlenebilir. Kimilerinde bir olay ya da duygu anlatılabilir. Her yazı türü, konusuna uygun paragraflardan oluşur. Makalede yer alan paragraflar düşünce ağırlıklıyken, anıda yer alan paragraflar, gerçek bir yaşantıdan kaynaklandıkları için duygu ağırlıklı olurlar. Paragraflar, içerdikleri konunun özelliğine göre değişik adlar alabilir.

Düşünce Paragrafı : Belli bir konu üzerinde belli bir bakış açısı olan, bu bakış açısını ortaya koyan, bunu savunan ve tartışan bir paragraf türüdür. Kısaca, bir düşüncenin başkalarına ulaştırılması amacıyla oluşturulan paragraflara düşünce paragrafı denir. Daha çok makale, fıkra, deneme gibi yazı türlerinde düşünce paragrafları kullanılır. Düşünce paragrafları, genellikle açıklayıcı ve tartışmacı anlatım biçimleriyle kurulur. Bu paragraflarda bir ana düşünce ve bu ana düşünceyi destekleyen yardımcı düşünceler yer alır.

Örnek :

Kişisel gözlemlerin öne çıktığı yazıların getirdiğini, bilimsel araştırmalar getiremez. Aydınlar için çok önemli olan bilimsek araştırmalar, yazarlara yetmez; onlar için kişisel saptamalar çok daha önemlidir. İnsanın insandan alabildiğini; deneylerin sayıların alması olanaksızdır.

Olay Paragrafı : Olmuş ya da olabilecek türdeki olayları, kişi, yer ve zaman göstererek anlatan cümlelerden oluşmuş paragraflardır. Bu paragraflarda belli bir olay yer alır. Olay paragraflarına, roman, öykü, masal gibi edebiyat türlerinde rastlanır. Bu paragraflarda temel amaç okuru olay içine çekmek, olay içinde yaşatmaktır. Olay paragrafları genellikle öyküleyici anlatım biçimi kullanılarak kurulur.

Örnek : İlk dinlediğim konserdi bu. Çalgıcıları yönetenin müzik öğretmenimiz Suat Bey olduğunu görmeyeyim mi? Hem de smokin giymişti. Penguen gibi bir görünüşü vardı. Elindeki şef değneği ile sahnedeki çalgıcıları değil de, sanki dünyayı yönetiyormuş gibiydi. Nasıl oluyor da böyle bir adam, bizim gibi bacaksızlara müzik dersi vermeye geliyor. Biz de onunla alay etmeye kalkıyorduk.

Duygu Paragrafı : Olayı anlatan kişinin iç dünyasının, duygularının öne çıktığı bir paragraf çeşididir. Yazar duygularını, kimi zaman öyküleyici, kimi zaman da betimleyici anlatım biçimlerini kullanarak okura ulaştırır. Bu tip paragraflarda kişinin iç dünyasına yönelik özellikler, tutkular, davranışlar, ağırlık kazanır.

Örnek :

Daha elli yaşına gelmemiştim; zengindim, ünlüydüm; sağlığım yerindeydi, aklı başında çocuklarım vardı. Birdenbire hayatım duruverdi. Soluk alabiliyor, yiyip içiyor, uyuyordum. Ama yaşamak değildi bu. Hiçbir şey istemiyordum artık. İstenecek bir şey olmadığını biliyordum. Hayat, birinin yaptığı saçma bir şaka gibi geliyordu bana. Kırk yıl boyunca çalış didin, ilerle; sonra da ortada hiçbir şey olmadığını gör.

Betimleme Paragrafı : Bir olayı, bir varlığı, durumu, çevreyi ya da bir kavramı göz önünde canlandıracak biçimde anlatan paragraflara betimleme paragrafı denir. Gözlemlenen her varlığın, tasarlanan her kavramın duyu organlarımız ve duygularımız üzerinde bıraktığı iz betimlenebilir. Bu tür paragraflar çoğunlukla roman, öykü, gezi ve anı gibi yazı türlerinde kullanılır.

Örnek :

Akçakavakların, dişbudakların arasından geçerek yeşil çam ormanına giriyorum. Yoğun bir reçine kokusu duyuyorum. Çevrem yeşilin değişik tonlarıyla donanmış. Az ileride kalın gövdeli, yaşlı bir çam ağacı görüyorum. Altına oturuyorum. Kekik kokuları geliyor burnuma.

Anlatımın Temel Nitelikleri :

Özlülük : Duygunun, düşüncenin ya da gerçeğin en kısa yoldan anlatımına özlülük denir. Kısaca özlülük az sözle geniş bir düşünceyi ifade etmektir. Gereksiz sözcüklerden arınmış, gereksiz ayrıntılara inilmemiş olan paragraflarda özlülük vardır. Söz gelimi; özdeyiş ve atasözleri özlü anlatımın en güzel örneklerini oluştururlar.

Örnek :

Adam başı ile doğruldu. Daha bir saat olmuştu. Bitmek bilmeyen saatler geçecekti. Nasıl geçecekti? Başını cama dayadı. Küçük bir insan istiyordu. Ona yalnızlığını unutturacak bir çocuk. Herkese uygun görülen şans neden ona gülmemişti. Hangi suçun cezasını çekiyordu? Çay bardağını verirken yenisini istedi. Daha kimbilir kaç çay, kaç sigara içecekti?…

Yalınlık : Duygunun, düşüncenin ya da gerçeğin sade, süssüz ve gösterişe kaçmadan iletilmesine yalınlık denir. Roman, öykü gibi sanatsal yazılardan çok, bilimsel öğretici yazılar yalınlığa dayanır. Çünkü bunlarda temel amaç, bir düşünceyi öne sürüp savunmak, bir görüş öne sürmek ya da okura herhangi bir konu üzerinde bilgi vermektir.

Örnek :

Okuma, çok yönlü iletişimsel bir etkinlik, alışkanlığa dayanan bir yetidir. Bu yetinin kazanılması, geliştirilmesi, alışkanlığa dayanan bir davranış biçimine dönüştürülmesi güç bir iştir. Güç olduğu kadar sürekli bir iştir de. Yaşamın belli bir aşamasında başlayıp, belli bir aşamasında biten bir iş değildir. Geothe’nin yaşamının son yıllarında, 1830′larda söylediği bir sözü anımsayalım: "Okumayı öğrenmek sanatların en gücüdür. Hayatımın seksen yılını bu işe, doğru dürüst okumayı öğrenme işine verdim, yine de kendimden memnun olduğumu söyleyemem."

Akıcılık : Duygunun, düşüncenin ya da gerçeğin anlatımında dildeki pürüzlerin, okumayı ve anlamayı güçleştiren unsurların ortadan kaldırılmasına ve cümlelerin söyleniş ve okunuşundaki kolaylık ve rahatlığına akıcılık denir.

Cümlede seçilen sözcüklerin ses özellikleri ve cümlenin kuruluşundaki özen akıcılığı sağlar. Ayrıca, anlatılan düşünce ve duyguların kolayca sezilebilir türden oluşu, akıcılığa yardımcı olur. Akıcı olmayan paragraflarda anlatılmak istenen düşünce ve duygu belirsizleşir, tam olarak anlaşılamaz.

Örnek :

Her zaman şık ve temiz giyinen, nazik, insanları olduğu gibi kabul etme olgunluğuna sahip bir yazardır. Beyoğlu civarındaki evi, küçük bir müze görünümündedir, birçok sanatçının uğrak yeridir. Sanat dünyasına adım atmaya çabalayan gençlere kapısını ve yüreğini açmaktan kaçınmamış, alçakgönüllü bir beyefendidir. Bu nitelikleri, tükenmekte olan bir neslin başlıca özelliklerini kişiliğinde bir araya getirmiştir.

Doğallık : Duygunun veya düşüncenin hiçbir yapmacığa kaçmadan içten, sıcak, olduğu gibi anlatılmasına doğallık denir. Doğallıkta sanatsal bir kaygı güdülmez. Kendi kendine oluyormuş gibi sıcak ve içten bir anlatım vardır.

Örnek :

Bugün, sen belki hatırlamazsın ama, senin ölümünden bu yana tam iki yıl geçti. Bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım; bu fırsatı da kullanamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım.

Evet babacığım, belki hatırlamazsın; ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor. Kimseye asıl amacımı belli etmeden seni yaşatmaya çalışıyorum.

Özgünlük : Duygunun, düşüncenin, kavramın ya da gerçeğin anlatımının, anlatıcıya özgü özellikler taşımasıdır. Özgün yapıtlarda başkalarını taklit etme ve onlardan etkilenme yoktur. Sanatçı bütünüyle kendi yetenekleri, zevkleri ve beğenileri doğrultusunda, başkalarının yapıtlarından farklı ürünler ortaya koyar.

Bir sanatçıyı anlatımındaki biçim, konuya yaklaşım şekli, kullandığı dil ve kurduğu cümleler özgün yapar.

İnandırıcılık : Anlatılanları olmuş ya da olabilir olduğuna okuyucuyu inandırabilen anlatım özelliğine inandırıcılık denir. Bir anlatımın inandırıcı olabilmesi için akla aykırı olmaması, kişisellik ve duygusallıktan sıyrılıp nesnel yargıları içermesi gerekir. Makale gibi öğretici yanı ağır basan türlerde bu anlatım özelliği ön planda tutulur.

Örnek :

İslamiyet’in kabulünden önce Türklerin, başka hiçbir toplumun etkisinde kalmamış bir dilleri ve edebiyatları vardı. Her ilkel edebiyatta da şiirle büyü birlikte yürümekte ve dinsel törenler önemli bir yer tutmaktaydı. Bunun yanı sıra ozan, baksı, şaman gibi adlarla anılan şairlerde olağanüstü güçler bulunduğuna inanılırdı. Çoğu ortak ve sözlü ürünlerden oluşan bu edebiyatın en önemli bölümünü destanlar oluşturmaktaydı.

Cümlede Anlam

Salı, 06 Kasım 2007

Cümlede Anlam

Yargılarına Göre Cümleler :

Eş Anlamlı (Anlamdaş) Yargılar : Anlam yönünden birbirine uyan, değişik sözcükler kullanılmasına rağmen aynı düşünceyi, aynı yargıyı aktaran cümlelere eş anlamlı cümleler denir. Eş anlamlı yargı bildiren cümleleri bulabilmek için, her cümleyi ayrı ayrı değerlendirmek ve "Bu cümle okuyucuya ne demek istiyor?" sorusuna cevap aramak gerekir.

Örnek :

ü Çağdaş Türk şiiri bizim yurdumuzun, bizim insanımızın sesini yansıtmadığı sürece gelişme gösteremez.

ü Duygu ve düşüncelerini birkaç sözcük ile söyleyebilmek, ancak yüksek insanlara düşer.

ü Şiirimizin sanatsal yönden gelişebilmesi, her şeyden önce ulusal değerlerimizi yansıtabilmesiyle mümkün olacaktır.

ü Az sözle çok şey anlatabilmek ancak yetenekli insanların işidir.

Yakın Anlamlı Yargılar : Cümlelerin ilettiği yargılar, anlamca birbirinin özdeşi olmasa da yakın anlamlılık özelliği taşıyabilir. Yakın anlamlı cümleleri belirlemek, cümleleri doğru yorumlamaya ve cümleden iletilen mesajı kavramaya bağlıdır.

Örnek :

ü Aydın insan, toplumu düşünürken, toplumun peşinden gitmek zorunda olmayan biridir.

ü Dalkavukluk, hiçbir zaman yüksek ruhlu kimselerde görülmez.

ü Halk için çalışmak demek, onu her zaman onaylamak demek değildir.

ü Dalkavukluk, aşağılık ruhlu kimselere özgüdür.

Özel ve Nesnel Yargılı Cümleler :

Öznel Yargılı Cümleler : Öznede, yani söz söyleyen kişide oluşan; nesnelerin gerçeğine değil, kişilerin duygu ve düşüncelerine bağlı olan, bu nedenle de kişiden kişiye değişebilen yargılardır. Öznel anlatımda kişi, cümleye kendi duygularını katar, bir yorum yapar. Bu tür yargılar, "bence, bana göre" anlamı taşır.

Nesnel Yargılı Cümleler : Öznenin, yani söz söyleyen kişinin düşünce ve duygularına değil, nesnenin, varlığın kendi gerçeğine dayanan, dolayısıyla kişilere göre değişmeyen yargılardır. Bu tür yargıların, yorum ve değerlendirme içermeme, kanıtlanabilir özellikte olma, herkes için aynı anlamı taşıma, akla ve mantığa dayalı olma gibi özellikleri vardır.

Örnek Cümleler :

ü Dostluğun olmadığı yerde insanca hiçbir değerin gelişebileceğine inanmıyorum.

ü Oyunda dört kadın, üç erkek oyuncu rol almış.

ü Dostluk, insanın ve insanlığın en büyük, ne yüce değerlerinden biridir.

ü Öykünün yanı sıra birçok şiir yazmış, bunlardan bazıları bestelenmiştir.

ü Şairin, sesini daha geniş kitlelere duyurabilmesi için dergilerde daha sık görülmesinde yarar var.

ü Köyden kente yapılan göçler her yıl biraz daha artmakta, bu nedenle kentlerde konut sorunu ciddi boyutlara ulaşmaktadır.

ü En iyi yapılan tatil, ormanda yapılan tatildir.

ü Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldığında 21 yaşındaydı.

ü İyi bir romancı, şiir yazamaz; ama iyi bir şair, roman yazabilir.

ü Türkiye Avrupa Topluluğu’na girebilmek için çeşitli girişimlerde bulundu.

Genel ve Özel Anlamlı Cümleler : Aralarındaki ortak özelliklere göre, daha çok varlığı kapsayan, aynı kavramları topluca düşündüren sözcüklere genel; anlamları sınırlı olan, kavramları teke tek düşündüren sözcüklere özel anlamlı sözcükler denir. Buradan hareketle genel anlamlı sözcüklerin kullanıldığı cümleler, genel, özel anlamlı sözcüklerin kullanıldığı cümleler ise özel anlamlı yargı içerir.

Örnek :

ü Geri kalmış ülkelerde spora hiç önem verilmez. (Genel Anlamlı)

ü Hindistan, futbola hiç önem vermeyen bir ülkedir. (Özel Anlamlı)

ü Dünyada en çok satan kitaplar, romanlardır. (Genel Anlamlı)

ü Ülkemizde en çok satan kitap türü, polisiye romanlardır. (Özel Anlamlı)

Anlatımlarına Göre Cümleler :

Doğrudan ve Dolaylı Anlatımlı Cümleler

Doğrudan (Dolaysız) Anlatım : Söylenenleri biçimsel bir değişikliğe uğratmadan, kişilerin söylediği ya da sözün söylendiği biçimde, olduğu gibi aktaran cümlelerin anlatımına denir.

Dolaylı Anlatım: Bir sözün kişi, zaman, anlatıcı değişiklikleriyle aktarılan biçimidir. Bu anlatım biçimiyle kurulan cümlelere daha çok roman, öykü gibi anlatımsal türlerde, olayların yazar tarafından anlatılmasında rastlanır. Örnek :

ü En iyi romanlar, bir bunalım döneminde yazılır, der Dostoyevski. (Doğrudan)

ü En iyi romanların bir bunalım döneminde yazılacağını söylüyor Dostoyevski (Dolaylı)

ü Turgut Uyar : "Nobel Ödülünü kazanan bu yazarı, en içten dileklerimle kutlarım." Diyor. (Doğrudan)

ü Turgut Uyar, bir yazısında , Nobel Ödülü kazanan bu yazarı en içten dilekleriyle kutladığını belirtiyor. (Dolaylı)

Yorumlama Bildiren Cümleler : Yorumlama, görülüp duyulanlardan anlatıcının kendince bir anlam çıkarması, açıklama yapmasıdır. Yorumlama, bu özelliğiyle kişisel, öznel bir değerlendirmedir. Örnek :

ü Edip Cansever’in şiirleri sürekli bir açılım ve gelişim içinde görülüyor.

ü Eğitim bir okul sorunu değildir, o insanın kendisinde taşıdığı bir eylemdir.

ü Ne zaman yüzüne baksam gözlerini kaçırıyor, sanki benden bir şeyler saklıyor.

Değerlendirme Cümleleri : Değerlendirme özelliği taşıyan cümlelerde anlatıcı; bir yapıt , bir sanatçı, bir olayla ilgili olumlu ya da olumsuz belirlemeleri anlatır. Örnek :

ü Yazarın bu romanında çok etkileyici bir anlatım var.

ü Yazar, sürekli gerilimler yaratarak okurun ilgisini hep canlı tutuyor.

ü Son sergideki resimlerinde, yeşil tonları kırmızı tonlardan daha çok kullanmış.

Tanım Cümleleri : Tanımlama; bir kavramı, bir durumu nitelik ve özellikleriyle belirleme, işlevini gösterme ya da onu benzerlerinden ayıran ayırıcı yönlerini göstermeye denir. Bu amaçla kurulan cümlelere de tanım cümlesi denir. Bir kavramın, bir varlığın anlatıldığı cümleye "Bu nedir?", "Bu şey nedir?" sorusunu yönelttiğimizde yanıt alabiliyorsak bu cümle bir tanım cümlesidir. Örnek :

ü Roman, olmuş ya da olabilecek olayları anlatan uzun bir edebiyat eseridir.

ü Sanatsal yaratımın temeli, doğayı taklit etmek değil, yeniden biçimlendirmektir.

ü Cahillik ve bilgisizlik bir toplumu içten içe kemiren bir kurttur.

Karşıtlık Bildiren Yargılar : Bazı cümlelerde birtakım olay ya da olguların karşıt özellikleri verilir. Karşıtlara yer vermek, anlatımı belirgin kılar. Örnek :

ü Dışarısı günlük güneşlik, halbuki burada paltolarımız bile bizi ısıtmaya yetmiyor.

ü Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz.

ü Bir vardı, bir yok oldu; böyledir dünyanın hali.

Anlamlarına Göre Cümleler

Olumlu Cümle : Yüklemin bildirdiği anlam, eylemin yapılması doğrultusundaysa bu tür cümlelere olumlu cümle denir. Örnek :

ü Ne kadar geriye bakarsanız, o kadar ileriyi görürsünüz. (Olumlu eylem cümlesi)

ü Özü gerçek yaşam dayalı tiyatro yapıtları, doğrudur ve güzeldir. (Olumlu ad cümlesi)

ü Sattığınız malların dökümünü çıkarıp karı hesaplayalım. (Olumlu eylem cümlesi)

Olumlu Cümleler İkiye Ayrılır :

Biçimce ve anlamca olumlu cümleler : Bu tür cümlelerde olumsuzluk bildiren hiçbir dil birimi kullanılmaz, yüklemin yansıttığı anlamda olumlu olur. Örnek :

ü Ne zamandır gelmenizi bekliyorduk.

Biçimce olumsuz, anlamca olumlu cümleler : Bu tür cümlelerde cümlenin kuruluşu olumsuz, anlamıysa olumludur. Örnek :

ü Seni sürekli eleştiren ve senin kuyunu kazan bu insanı nasıl bilmezsin? (bilirsin)

ü Bu kadar çok döversen hangi çocuk yaramaz olmaz? (yaramaz olur)

Olumsuz Cümle : Bir eylemin gerçekleşmediğini, gerçekleşmeyeceğini ya da bir şeyin yokluğunu bildiren cümlelerdir. Örnek :

ü Aradığınız kişi burada yok. (Olumsuz ad cümlesi)

ü Dünkü davranışlarınızı hiç tasvip etmedim. (Olumsuz eylem cümlesi)

ü Kimse olayın nedenini bilmiyor. (Olumsuz eylem cümlesi)

Olumsuz Cümleler İkiye Ayrılır :

Biçimce ve anlamca olumsuz cümleler : Bu tür cümlelerde yüklem ya olumsuz bir eylemdir ya da yargı bildiren ad soylu bir sözcüktür. Örnek :

ü Mutluluğunu herkesle paylaşsan da yalnızlığını paylaşamazsın.

ü Başarı, zannedildiği kadar kolay elde edilen bir şey değildir.

Biçimce olumlu, anlamca olumsuz cümleler : Bu tür cümlelerde olumsuzluk anlamı taşıyan ek ya da sözcük kullanılmadığı halde cümleler olumsuzluk bildirir. Örnek :

ü Kim demiş onu çok sevdiğimi? (sevmiyorum)

ü O kadar sinirli ki ona parayı kaybettiğini söyle söyleyebilirsen. (söyleyemezsin.)

Soru Cümlesi : Bir işin yapılıp yapılmadığını sormak, bir şeyin nedenini öğrenmek, durumla ilgili bilgi edinmek ya da kuşkuyu gidermek… gibi amaçlarla kurulan cümlelere soru cümlesi denir. Örnek :

ü Kardeşin eve geldi mi?

ü Daha çok hangi kitapları okuyorsunuz?

ü Olanları sana kim anlattı?

ü Buraya nasıl geldin?

Soru öğeleri kullanılarak soru cümleleri kurulabildiği gibi, bu yolla cümleye değişik anlam özellikleri de katılabilir. Bu açıdan soru cümleleri ikiye ayrılır :

Gerçek Soru Cümlesi : Yanıt gerektiren, soruyu soranın yanıt beklediği soru cümleleridir. Gerçek soru cümleleri şu amaçlarla kurulabilir :

ü Cümlenin öğelerinden birini ya da birkaçını öğrenmek için, Örnek :

Bu elbiseyi mi aldınız?

Hangi kitabı ne zaman okudunuz?

ü Eylemin yapılıp yapılmadığını sormak için, Örnek :

Ismarladığım kitapları alacak mısın?

ü Anlaşılmayan bir düşünceyi, bir duyguyu sormak için, (Yineletme amaçlı sorular) Örnek :

Öğretmen gelmeyecek mi dediniz?

ü Anlaşılmayan bir soruyu anlamak için, Örnek :

Buraya neden mi geldim?

Sözde Soru Cümlesi : Yanıt gerektirmeyen, cümleye şaşma, küçümseme, inanmayış, beklenmezlik, özlem … vb. anlamlar katmak için kurulan soru cümleleridir. Örnek :

ü Önüne baksan kör müsün? (Azarlama)

ü Bugün öğretmen gelir mi ki? (Olasılık)

ü Bu yüksek notu almak sana mı kaldı? (Küçümseme)

ü Nerde o günler? (Özlem)

ü O zavallı kime kötülük edecek ki? (Onaylatma)

Dilek (istek) Cümlesi : Bir dileği, bir isteği, bir arzuyu, bir temenniyi bildiren cümlelere, anlamları yönünden dilek veya istek cümlesi denir. Örnek :

ü Yarın bizde toplanıp bir güzel yemek yiyelim.

ü Çocuk tek kazansın da neresi olursa olsun.

ü Umarım işleriniz yolunda gidiyordur.

ü Ah şu bahar bir gelse, çocuklar neşe içinde koşup oynasa.

ü İnşallah bütün düşlerin bir gün gerçek olur.

ü Allah sana uyuz versin de tırnak vermesin.

ü Gözün kör olsun.

Emir (Buyruk) Cümlesi : Emir kipiyle kurulan ya da gelecek zaman kipinin emir anlamıyla kullanıldığı cümlelere, anlamları yönünden emir cümlesi denir. Örnek :

ü Sandalyeyi çek, sessizce oturup bekle.

ü Öğretmeniniz izinli, gürültü etmeden ders çalışın.

ü Herkes ödevlerini önümüzdeki hafta getirecek, not alacak.

ü Şuraya da bir halı ser, ortalığı topla.

ü Sen de çalış ve para kazan artık.

Ünlem Cümlesi : Korku, acıma, şaşırma, sevinme, kızma gibi ansızın beliren duyguları anlatmaya yarayan cümlelere, anlamları yönünden ünlem cümlesi denir. Örnek :

ü Ah, elim yandı!

ü Kapıyı açtım ki bir de ne göreyim!

ü Oh, okul bitti, rahat bir nefes alalım!

ü O… kimler gelmiş, kimleri görüyorum!

ü Elimi cebime attım ki cüzdan yok!

İçeriklerine Göre Cümleler

Varsayım İçeren Cümleler : Varsayım, gerçekte olup olmadığına, olmayacağına bakılmaksızın bir olay ya da durumu bir süre için var kabul etmektir. Varsayım anlamı taşıyan yargılarda genellikle "tutalım ki, diyelim ki, farz edelim, düşün ki" gibi ifadelere yer verilir. Örnek :

ü Büyük ikramiye sana çıktı diyelim, bana ne alırsın?

ü Tut ki puanın yetmedi ve üniversiteye giremedin.

ü Şu anda kapının çalındığını ve oğlunun geldiğini farz edelim.

ü Gözlerini kapa ve sımsıcacık bir odada dışarıda yağan karı seyrederek çay içtiğimizi düşün.

Önyargı Bildiren Cümleler : Bir eylem henüz sonuçlanmadan, o eylemin nasıl sonuçlanacağı konusunda fikir yürüten cümlelerdir. Örnek :

ü Bizi görür görmez yine bağırıp çağıracak.

ü Ben zaten onun suçlu olduğunu baştan biliyordum.

ü Göreceksiniz, son şiirlerinde de ayrılık ve ölüm üzerine konuşup bizleri hayal kırıklığına uğratacak.

ü Bu çocuğun bir baltaya sap olamayacağı baştan belliydi.

Öneri Bildiren Cümleler : Bir sorunu çözmek, herhangi bir konuda yol gösterip bilgi ve fikir vermek amacıyla, öne sürülen görüşü, düşünceyi ve teklifi içeren cümlelere öneri bildiren cümleler denir. Örnek :

ü Kitabın sonuna bir de kaynakça konsa iyi olur.

ü Konuyu iyice anlamak istiyorsan, önce tekrar et, sonra da bol bol soru çöz.

ü Oyunda günlük yaşamın derinliğine fazlaca girilmeseydi, oyun daha derli toplu olurdu.

ü Siyah eteğin üstüne mavi desenli gömleğini giyersen sana daha çok yakışır.

Üslupla ilgili Cümleler : Bir yazar ya da bir eserin dil ve anlatım özelliklerine üslup denir. Üslubun iki boyutu vardır. Biri yazarın tekniği, kurgusuyla; diğeri dil ve anlatım özellikleriyle ilgilidir. Herhangi bir metne yönelttiğimiz "Nasıl anlatılmış?" sorusuna dil ve anlatımla ilgili bir yanıt alırız ve aldığımız bu yanıt, yazarın üslubunu ortaya koyar. Örnek :

ü İlk kitabında Halk edebiyatı söyleyişiyle yazdığı küçük şiirler vardı.

ü Tasvir bölümlerinde dili iyice ağırlaşmış; yazar söz oyunlarına sık sık başvurarak sıfatlı, mecazlı ve sanatlı bir anlatım kullanmıştır.

ü Kısa ve özlü bir anlatım, devrik cümleler, eserine en belirgin özelliğidir.

Olasılık - Olabilirlilik Cümleleri : Olasılık, kesinliği olmaksızın bir olay ya da durumun ortaya çıkmasının beklenilmesidir. Bu tür yargılar kesinlik anlamı taşımaz. Örnek :

ü Yarın işe biraz geç gelebilirim.

ü Şimdi bizim oralara da bahar gelmiştir.

ü Sınav zamanı yaklaştı, herhalde düzenli bir çalışma yapıyordur.

ü Durumu çok iyi, bu çocuğa küçük bir yardımda bulunur sanıyorum.

Eşitliğin Söz Konusu Olup Olmadığını Bildiren Cümleler : Kimi cümleler, herhangi bir şeyin ortadan ya da eşit biçimde bölündüğü anlamı taşır. Bu tür yargılarda eşitlik söz konusudur. Ancak kimi cümlelerde herhangi bir şeyin ortadan veya eşit olarak bölünmediği anlamı vardır ya da eşitliğin olduğuna dair herhangi bir ipucu verilmemiştir. Bu tür cümleler de eşitlik söz konusu değildir. Örnek:

ü Harçlıklarını kardeş payı yaparak birkaç gün idare ettiler. (Eşitlik Anlamı)

ü Bir elmayı yarı yarıya paylaşıp yediler. (Eşitlik Anlamı)

ü Kardeşler, mirastan paylarına düşeni alıp, sessizce ayrıldılar. (Eşitlik söz konusu değil)

ü Şirketin karını hisseleri oranında paylaştılar. (Eşitlik söz konusu değil)

Gerçekleşmemiş Bir Beklentiyi Dile Getiren Cümleler : Beklenti, bir olgunun sonunda gerçekleşmesi beklenen sonuç, bireyin, belli şart ve durumların alacağı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüşü anlamına gelir. Bu tanımlamaya bağlı olarak kimi cümlelerde bir beklentinin gerçekleşmediği yönünde bir anlam ve yargı görülür. Örnek :

ü Ankara’ya geldiğinde beni arar sanmıştım.

ü Bizi bu sefer daha sıcak karşılayacağını düşünmüştük.

ü Yıl boyunca çalışıp didindiğini görünce iyi bir okula gireceğini zannediyordum.

ü Bu işten daha çok para kazanacağımızı ummuştuk.

Gerçekte Var Olmayıp Öyle Sanılma Anlamı Taşıyan Cümleler : Kimi cümleler, herhangi bir olgu gerçekte var olmadığı halde, kişinin bu olgunun var olduğunu zannetmesi anlamını taşır. Örnek :

ü Ben onun kardeşi değil, düşmanıydım sanki.

ü Adama bak, sanki para vermiş de karşılığını bekliyor.

ü Arkadaş soruları çözdükçe, kendisi çözüyor gibi seviniyordu.

Hayıflanma - Üzülme Anlamı Taşıyan Cümleler : Hayıflanma cümleleri bir olay, durum ve kişi karşısında üzülme ya da yerinme anlamlarını taşır. Örnek :

ü Kuşlar göç ediyor, ne yazık ki kış geliyor.

ü O güzelim kız, birkaç yılda çöküp yaşlandı.

ü Yüreğinin acısını, yılların izini taşıyordu yüzündeki derin çizgiler.

ü Zavallı adam, çocuklarını yetiştirebilmek için ne acılar çekti.

Sitem - Kızgınlık Anlamı Taşıyan Cümleler : Sözü ya da hareketleriyle, birinin, bir kimseyi kırdığını, üzdüğünü veya gücendirdiğini öfkelenmeden dile getiren cümleler sitem anlatımlı; sözü söyleyenin bir kişiye kızdığını anlatan cümlelerse kızgınlık anlamlı cümlelerdir. Örnek :

ü Her hafta sonu toplanıp kıra gidersiniz de beni çağırmazsınız.

ü İnsan, kendisine bunca emeği geçen insanı bir kere de olsa arayıp sorar.

ü Dediklerimi yapma da göreyim seni!

ü Sen kim oluyorsun da bana karşı böyle konuşuyorsun!

Yapıtın Konusuna Değinen Cümleler : Bir anlatımda verilmek istenen öz, düşünce ve duygu bütününe içerik adı verilirken kimi cümleler, herhangi bir yapıtın konusuna ya da özün ne olduğuna yani içeriğine değinir. Örnek :

ü Cahit Sıtkı’nın şiirlerinde genel olarak ölüm ve yalnızlık teması ele alınıyor.

ü Romanda kent insanlarının bireyci yaşamları ve bunun yarattığı bunalımlar anlatılmış.

ü Ömer Seyfettin, kimi öykülerinde çocukluk ve askerlik anılarını işliyor.

ü Ziya Osman Saba, yalın ve içten bir anlatımla yoksul yaşamlara karşı duyduğu ezikliği anlatır bu şiirinde.

Aşamalı Bir Durumu Bildiren Cümleler : Aşamalı bir anlam içeren cümlelerde, bir durumun gitgide ilerlemesi anlamı vardır. Örnek :

ü Zavallı kadın sürekli zayıflıyor, her geçen gün biraz daha küçülüyordu.

ü Uçak önce havalandı, sonra yavaş yavaş bulutların arasında kayboldu.

ü Hastamız günden güne iyiye gidiyor.

ü Kurşun sırtından girince, asker önce dizlerinin üzerine çöktü, sonra boylu boyunca yere yığıldı.

Beğenme - Takdir Etme Anlamı İçeren Cümleler : Beğenme, takdir etme anlamı içeren cümleler, herhangi bir şeye yönelik beğeniyi, övgüyü dile getiren cümlelerdir. Örnek :

ü Aşkolsun delikanlıya, rakibinin sırtını bir hamlede yere getirdi.

ü Her türlü rezaletin yaşandığı bu çevrede dürüst ve tertemiz bir insan olarak yetişti.

ü Eserlerinde yapaylığa kaçmadan içten ve yalın bir söyleyişle dile getirir duygularını.

ü Bozkırın ortasında açılmış sapsarı bir çiçektir bu şiirler.

Anlam İlişkilerine Göre Cümleler : Bileşik ve sıralı cümlelerde birden çok yargı, önerme bulunur. Genellikle Bu yargılar arasında ya da tek yargılı anlatımlarda değişik amaçlarla değişik anlam ilişkileri kurulabilir. Bağlaçlar, ilgeçler ya da diğer dil birimleriyle kurulan anlam ilişkilerinin başlıcaları şunlardır:

Neden - Sonuç İlişkili Cümleler : Bir cümlede ifade edilen yargılardan birinin neden, diğerinin sonuç olabilecek biçimde kullanılmasıyla ortaya çıkan cümleler, neden sonuç anlamı taşır. Bir cümlede neden sonuç ilişkisi genellikle "için, ile, den dolayı, den ötürü" ilgeçleriyle kurulabileceği gibi "den / dan" eki ya da kimi bağlaç ve sözcüklerle de kurulabilir. Böyle cümlelerde "neden" bildiren kısım başta ya da sonda olabilir. Örnek :

ü Yoğun kar yağışı yüzünden Ankara - İstanbul seferleri iptal edilmiş.

ü Elindeki işi bitiremediğinden bir hafta kadar yeni bir iş alamayacağını söyledi.

ü Derslere sürekli geç gelmesi ve ödevlerini zamanında yapmaması öğretmenini çok kızdırıyordu.

UYARI :

"-den" ekiyle "dolayı" ve "ötürü" ilgeçlerinin birlikte kullanılması genellikle gereksiz sözcük kullanımından kaynaklanan anlatım bozukluğu yaratır. Ancak anlatım bozukluğu olmayan kullanımları da vardır. Örnek :

ü Sizi sevdiğimden dolayı böyle davranıyorum. ("dolayı" ilgeci gereksiz kullanılmış)

ü Bundan dolayı akşam size gelemeyiz. (anlatım bozukluğu yok)

Amaç - Sonuç İlişkili Cümleler : Sonuç bildiren bir yargıyla o sonucun hangi amaçla yapıldığını anlatan bir başka yargıdan oluşan cümlelerdir. Bu ilişki "-mek / -mak için, -mek / -mak üzere" ilgeçleri ya da "-e , -a" ekiyle kurulur. Örnek :

ü Biraz hava almak ve dinlenmek için arkadaşlarıyla Pazar günü pikniğe gideceklermiş.

ü Onunla bu durumu bütün ayrıntılarıyla değerlendirmek üzere tekrar bir araya geleceğiz.

ü Okula onu görmeye gittim.

Açıklama İlişkili Cümleler : Açıklama, bilinmeyeni bilinir kılmaktır. Bir kavram, durum ya da olguyla ilgili bilgi vermek amacıyla kurulan cümleler, açıklama nitelikli cümlelerdir. Açıklama belirten cümlelerde yargılar arasındaki bağlantı bağlaçlarla kurulur. Örnek :

ü Bugün okula gitmeyeceğim; çünkü hastayım.

ü Yüzünden düşen bin parça, anlaşılan üzgünsün.

Koşul İlişkili Cümleler : Bir durumun, yargının oluşmasını, gerçekleşmesini, bir diğer yargı ile, anlatılan koşulun olmasına bağlayan cümlelerdir. Bu ilişki genellikle "-se / -sa" dilek koşul kip ekiyle, "ise" ek-eylemi ya da bağlaçlarla sağlanır. Örnek :

ü Annem sana baktıkça gençlik yıllarını anımsadığını söylüyor.

ü Sinemaya gideceksin; ancak önce ödevlerini bitir.

ü İstediğin her şeyi alırım, yeter ki sınıfını geç.

ü Git; ama saat on ikiden önce evde ol.

ü Buraya gelirse görüşebiliriz.

Karşılaştırma Cümleleri : Karşılaştırma, birbirleriyle ilişkili iki varlık, iki kavram ya da herhangi iki şeyi, ortak olan ya da olmayan yönleriyle anlatmaktır. Karşılaştırma cümlelerinde; karşılaştırma ilişkisi "gibi, kadar, daha, en…" gibi bağlaç, ilgeç ve belirteçlerle kurulur. Örnek :

ü Haber alma gereksinimini en iyi karşılayan iletişim aracı televizyondur.

ü Hiçbirimiz onun kadar duyarlı ve hoşgörülü değildik.

ü Kendi yaşıtı insanlardan daha genç ve daha diri bir görünüşü vardı.

Cümle Tamamlama : Kimi zaman bir yargı bütünlüğünden bir sözcük yada sözcük öbeği çıkarılmış olabilir. Yargının anlamsal ve anlatımsal bütünlüğü göz önünde bulundurularak bu eksik tamamlanır.

Tamamlanacak ve tamamlayacak cümleler ya da sözler arasında;

ü Anlamsal ilişki doğru kurulmalıdır.

ü Zaman ve kişi yönünden uyum olmalıdır.

ü Cümleleri anlamca bağlamak için uygun bağlaçlar kullanılmalıdır.

Örnek : İnsanlar bilerek ya da bilmeyerek doğanın dengesini bozuyorlar, sonra aynı doğayı korumak için sempozyumlar düzenleyip, dernekler kuruyorlar; çünkü…

ü Doğanın kendileri için yaşamsal değerini biliyorlar.

ü Yanlış yaptıklarının bilincindeler.

ü Kendilerini affettirmek istiyorlar.

ü Doğayı taklit etmek istiyorlar.

Ünlü Daralmasi

Salı, 06 Kasım 2007

ÜNLÜ DARALMASI

“-a,e” ünlüleriyle biten kelimelere şimdiki zaman eki olan “–yor” u veya “y” ünsüzüyle başlayan b ir eki getirdiğimizde bu ünlüler ses uyumuna göre “ı,i,u,ü”ye dönüşür . Bu ses olayına ünlü daralması denir.

Gözle-yor>gözlüyor sakla-yor>saklıyor

Kana-yor>kanıyor gizle-yor>gizliyor

Anla- , bekle-, gözle- , ayıkla- , sakla-,… örneklerinde ünlü daralması görülüyor.

Bunu benzer fiillerle karıştırmamak gerekiyor.

Sil-yor>siliyor

Al-yor>alıyor

Yansı-yor>yansıyor

Kelimelerinde ünlü daralması yoktur.

“y” sesinin daraltıcı özelliği sadece “-yor “ ekinde görülmez , “-yor” ekinin olmadığı yerlerde de “-y” nin daraltıcı özelliği vardır .

de-y-en > diyen

ye-y-ecek>yiyecek

de-y-erek>diyerek

ye-y-en>yiyen

ne-ye>niye

Bu iki- üç kelime haricinde “-y” nin daraltıcılık özelliği söz konusu değildir.

“gelmiyecek” diye değil “gelmeyecek” diye yazılır ; keza “anlıyacak” , “bekliyecek” , “söyliyecek” fiilleri de bu şekilleriyle yanlıştır.