‘Ziraat - Tarım’ Kategorisi için Arşiv

Tarım Takvimi

Salı, 06 Kasım 2007

TARIM TAKVİMİ

OCAK

- Ekolojik koşullar gözönüne alınarak budama işlemi yapılır.

- Çiftlik gübresi sonbaharda verilmemiş ise bu ayda mutlaka verilmelidir.

- Kışı meyve ağaçlarında geçiren zararlılara karşı ilaçlama mutlaka yapılmalıdır.

- Fidan dikimi yapılır.

ŞUBAT

- Ocak ayında yapılması gereken işlerden, gerçekleştirememiş olanlar sonuçlandırılır.

- Uygun hava koşullarında toprak işlemesine başlanır.

.

MART

- Yüksek yörelerde fidan dikimi sürdürülür.

- Toprak işleme bitirilir.

- Gübreleme işlemi tamamlanır.

- Budama tamamlanır.

- Tarımsal mücadeleye devam edilir.

NİSAN

- Fidanlıklarda ot çapası yapılır.

- Nisan ayının ilk haftasında , yabani meyve ağaçlarında ve çeşit değiştirmelerde , kalem aşısı işleri sonuçlandırılır.

- Meyve bahçelerinde toprak işlemesi bitirilir.

- Tüplü fidanların dikimi yapılır.

MAYIS

- Yeni kurulan bahçelerdeki fidanlar sulanır ve ot çapası yapılır.

- Yeşil sürgün budaması yapılır.

- Ayın son haftasında , obur dallar ile piçleri temizlemek zorunludur.

.- Meyve a ğaçlarında , zirai mücadele işleri sürdürülür.

-Tüplü fidan dikimine devam edilir.

HAZİRAN

- Ot mücadelesi sürdürülür.

- Ekolojik duruma göre sulama yapılır

- Ay sonuna doğru şeftali, erik, kiraz ve yazlık elma hasadı yapılır.

- Elma ve armutlarda karaleke, elma iç kurdu, kırmızı örümcek ve diğer zararlılara karşı mücadele işleri sürdürülür.

TEMMUZ

- Meyve bahçelerinde ot alma ve sulama işlerine devam edilir.

- Elma içkurdu, kırmızı örümcek, yaprak galerileri ve diğer zararlılara karşı ilaçla mücadele sürdürülür.

- Çöğür tavaları sulanır, otları alınır ve yapılan göz aşıları kontrol edilir.

AĞUSTOS

- Evvelce yapılmış sürgün aşılarından süren sürgünlerin, rüzgardan kırılmaması için bağlama işlemi yapılır.

- Havalar kurak gidiyorsa sulama işlemi sürdürülür.

- Fidanlıklarda ve meyve bahçelerinde hastalık ve zararlılarla mücadele yapılır.

EYLÜL

- Çeşitli meyve türlerinde hasada başlanır.

- Meyve bahçelerinde ve fidanlıklarda zirai işlemleri sürdürülür. (Tüketici sağlığı yönünden, meyveli ağaçlarda ilaçlı mücadeleye, hasada 21 gün kala son verilmelidir.)

EKİM

- Hasadın tamamlandığı bahçelere çiftlik gübresi verilir.

- Fidan çukurlarının yerleri işaretlenir ve çukurlar açılır.

- Fidanlıklarda manas ve diğer toprakaltı zararlılarına karşı toprak ilaçlaması ve benzeri mücadele yöntemleri uygulanır.

- Kurumuş, hastalıklı ağaç ve dallar budama yoluyla çıkarılıp, yokedilir.

KASIM

-Fidan dikimine hava koşullarına göre başlanır(Fidan dikiminde en iyi sonuç alınır)

- Fidan çukurlarının açılmasına devam edilir.

- Fidanlıklarda söküm ve hendekleme işlerine başlanır.

- Fidan taşımacılığında karantina kontrolleri yapılır.

- Genç meyve bahçelerinde şekil budaması yapılır.

- Kışı ılık geçen yerlerde, kış budamasına başlanır.

- Fidan dikim işleri yapılır.

- Toprak işlemesi ile birlikte, çiftlik gübresi uygulaması da sürdürülür. Aynı zamanda, fosforlu ve potaslı gübrelerin verilmesine de başlanır.

ARALIK

- Yeni kurulacak bahçeler ile ilgili işlerin yapılmasına başlanır.

- Kışlık budama,-sakıncalı durumların dışında yapılır.

-Fidan dikimine devam edilir.(Fidan dikiminde en iyi sonuç alınır)

Tarımda Yeni Dünya Düzeni.

Salı, 06 Kasım 2007

ABD ve AB başta olmak üzere gelişmiş ülkeler, Brezilya, Hindistan, Çin, Kenya olmak üzere gelişmekte olan ülkelere karşı tarımda üstünlük kurmanın savaşını veriyorlar.

Gübre, ilaç, tohum gibi temel tarım girdilerinde söz sahibi olmanın dışında bu ülkelerin şimdide amacı tarımsal üretimde ve ticarette söz sahibi olmak, tarımda “yeni bir dünya düzeni” oluşturmaktır. Tarımdaki kurulmak istenen bu yeni dünya düzeni çerçevesinde, gelişmekte ve geri kalmış ülkelerde tarım üretimini geliştirmemek, hatta daha da ileriye giderek tarımsal üretimi bitirmek istemeleri ve böylece bu ülkelere, kendilerinin ürettiği ürünleri satmaktır.

Dünya Ticaret Örgütü’nün kararları, gelişmekte olan ülkelerin tarımını zayıflatmaktadır. Aralık 2005 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü’nün Hong Kong toplantısında alınan kararlara gelişmekte olan, az gelişmiş ve geri bıraktırılmış ülkeler “tedbirli” yaklaşmaktalar. Çünkü 1995 yılında kurulan Dünya Ticaret Örgütü ile yapılan tarım görüşmelerinde alınan kararlar ve uygulamalar hep gelişmiş ülkeler lehine olmuştur.

1995’ten bu yana toplantılar yapıldı, çeşitli kararlar alındı. Maalesef gelişmekte olan ve geri bırakılmış ülkeler lehine gelişme olmadı. Örneğin tarımsal desteklerin azaltılması kararları alındı. ABD ve AB tarımsal destekleri azaltmak bir yana, daha da artırdılar. Türkiye’de geçtiğimiz senelerde 5 milyar dolar olan tarımsal destek, 1.5 milyar dolara kadar azaldı. Aynı şekilde diğer ülkelerde tarım desteklerini ciddi oranda azalttılar.

Hong Kong’da yapılan zirvede tarım ürünlerine uygulanan, ihracat sübvansiyonlarının aşamalı indirimi ve 2013’e kadar da tamamen kaldırılması yönünde varılan uzlaşı uygulamada gerçekleşmeyecektir. Tarım ürünleri ticaretinin liberalleştirilmesi hususunda ihracat ve yerli tarımcılığın teşviki ve pazarlama açısından ilerleme sağlanmadığı takdirde, birlikte hareket etmek mümkün olmayacaktır.

Dünya Ticaret Örgütü bütün tarafların taviz vermesi gerektiği görüşünde, ancak ABD ve AB fedakârlık yapmak istemiyor. Zengin ülkeler, gelişmekte olan ülkelerden, onlara vereceklerinden çok daha fazlasını istiyor.

Brezilya, Çin, Hindistan’ın önderliğindeki 20 ülkenin oluşturduğu grup, önerileri yetersiz buluyor. Tarım ürünleri ihracatına verilen sübvansiyonları, 2013 yılına kadar kademeli olarak indirme kararı alan, DTÖ’nün zengin üye ülkelerine, bu kez de alınan kararlarla gelişmekte olan ülkelerin gözünü boyamaya çalışmaktadırlar.

ABD’nin pamuk ihracatı sübvansiyonlarına son verme kararı ise, bir anlamda göz boyamadan ibarettir. Çünkü ABD’nin pamuk ihracatına verdiği sübvansiyon zaten 250 milyon dolar, oysa üreticiye verilen toplam destek, 4 milyar dolar. Diğer ürünler için çiftçilere verilen 55 milyar euro’luk destek konusunda herhangi bir açıklama yapılmış değil.

AB’de aynı şekilde sübvansiyonları düşürecek olsa da yerel üreticiye hibe türünde verilecek olan desteği artıracaktır. ABD Türkiye başta olmak üzere, pamuk üretici ülkelerinin ürünlerinin dünya pazarında satışını durdurdu. ABD’nin pamuğa verdiği destekle ABD üreticilerinin üretim maliyetleri önemli oranda düşmüştür.

Aynı şekilde ihracat desteklerinin avantajını kullanan ABD’li ihracatçılar, dünya pazarına daha düşük fiyatlarla ürünü pazara sürdüğünden, diğer ülkeler ürünü satamaz duruma gelmişlerdir.

<SPAN style="family: verdana; size: 11px">ABD pamuğa uyguladığı desteklerle elde etmiş olduğu düşük fiyat avantajı ile dış pazarlarda ürün satışını artırdı. ABD’nin haksız desteklerinden olumsuz etkilenen ülkelerden biriside Türkiye’dir. Türkiye, dekar başı ortalama

Enerji Tarımı Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

Türkiye’nin 1 milyon 900 bin hektarlık kullanılmayan ancak tarıma uygun arazisi var. Bu arazilerde enerji tarımı yapıldığı takdirde, 1 milyon 250 bin ton biyomotorin üretimi gerçekleşebilir.

Türkiye, petrol ithalatına her yıl milyarlarca dolar ödüyor. Giderek artan petrol fiyatları, Türkiye’de alternatif enerji kaynaklarını gündeme getirdi. Petrole bağımlılığı en aza indirmenin en iyi yolu ise "Enerji Tarımı". Türkiye’nin coğrafi büyüklüğüne karşın, çorak ve çeşitli nedenlerden dolayı kullanılamaz durumdaki arazi miktarı oldukça yüksek. Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yaptığı ortak çalışmanın sonucunda, Türkiye’nin 1 milyon 900 bin hektarlık kullanılmayan ancak tarıma uygun arazisi olduğu belirlendi. Söz konusu arazilerde enerji tarımı yapıldığı takdirde, örneğin Ege Bölgesi’nde 186.000-308.000 ton arası biyomotorin üretilebileceği belirtildi. Bu rakamlar güneyde 48.000 ila 226.000 ton arasında. Kuzeydoğu Anadolu’da 83.000-123.000 ton arası ve Karadeniz’de ise 82.000-123.000 ton arası biyomotorin üretimi bekleniyor. Toplamda bütün Türkiye’den elde edilmesi beklenen miktar ise 1 milyon 250 bin ton. Potansiyeller hayata geçirilebilirse, Türkiye’nin tarım kapasitesi 3 kat arttırılabilir.

Dünyadaki toplam biyomotorin enerji kaynağı, dünyadaki enerji tüketiminin 10 katına karşılık geliyor. Biyomotorin, bitkisel ve hayvansal yağlardan elde ediliyor. Odun, yağlı tohum bitkileri (kolza, ayçiçek, soya vb.), karbon-hidrat bitkileri (patates, buğday, mısır, pancar, enginar, vb.), elyaf bitkileri (keten, kenevir, sorgum, miskantus, vb.), protein bitkileri (bezelye, fasulye, buğday vb.), bitkisel artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk, vb.), hayvansal atıklar ile şehirsel ve endüstriyel atıklar da biyokütle enerji kapsamında değerlendiriliyor. Böylece çok sayıda alternatif katı, sıvı ve gaz yakıt elde edilebiliyor. En önemli Diesel motoru alternatif yakıtı ise “Dizel-Bi” ya da “Yeşil Dizel” diye bilinen biyomotorin. İlk endüstriyel boyutta üretim 10.000 ton/yıl kapasiteye sahip bir tesis ile Avusturya’da yapılmaya başlandı. Ardından, Fransa başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde biyo-motorin üretim tesislerinin sayısı ve kapasitesi giderek artıyor. Çek Cumhuriyeti ise 16 tesisle dünyada en çok biyomotorin tesisine sahip ülke konumunda. 1998 yılı rakamlarına göre dünyada 21 ülke biyomotorin üretiyor.

Biyomotorin, Türkiye için mevcut olanaklarla uygulanabilecek en önemli alternatif yakıt seçeneklerinden biri. Üstelik biyomotorin üretim ve kullanımı için Türkiye, yeterli ve uygun alt yapıya da sahip. Türkiye’de kolza (kanola), ayçiçek, soya ve aspir gibi yağlı tohum bitkilerinin enerji tarımını yapmak mümkün. Hükümetin almış olduğu son tasarruf önlemleri çerçevesinde yalnızca kanola ve soya ekimine destek veriliyor.

Örneğin kanolanın maliyeti buğday ve ayçiçeğinden daha düşük. Ayrıca, GAP Bölgesi’nde kanola ve/veya soya ekimi ile yılda 1,5 milyon ton biyomotorin üretimi yapmak mümkün. Almanya ve Avusturya gibi enerji tarımında başarılı olan ülkelerin uygulamalarının arkasında kanola tarımı yatıyor. Tarım sektöründeki birlik ve kooperatiflerin, nakliye şirketleri, belediyeler, hatta çiftçilerin mazot tüketimlerinin bir bölümünü kendi biyomotorin üretimleriyle karşılayabileceği söyleniyor. Ayrıca uzmanlar, yakın gelecekte motorin içinde belli oranda biyomotorin bulunmasının, başta AB ülkelerinde olmak üzere, zorunluluk haline geleceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bütün ekonomik artılarının yanında biyomotorin ayrıca gerçek bir çevre dostu.

Muadillerinin çevreye verdiği zarar göz önünde bulundurulduğunda; biyomotorin üretimine ağırlık vermek çevre için de adeta bir görev niteliğinde. ABD’de küresel ısınmanın giderek artan etkisine karşılık olarak enerji tarımı alternatifi üzerine ağırlık veriliyor. Dünya’daki genel eğilim, enerji tarımının teşvik ve muafiyetlerle destek-lenmesi yönünde. Türkiye mevcut alt yapısı ve teknoloji olanakları ile biyomotorin üretebilir ve uygulamaya hızla başlayabilir.

Dünya’da Ve Türkiye’de Enerji Tarımı

ABD: ABD’nin enerji tarımına destek vermesinin en önemli nedeni, dünyada yükselmekte olan küresel ısınma karşıtı hareketlere bir cevap verme çabası. Bir yandan iklim değişikliğine çözüm üretirken diğer yandan da enerji politikalarını yeniden gözden geçiren ABD, Enerji Bakanlığı’nın yayınladığı "Bölgesel Biyokütle Enerjisi Programı" ile biyolojik kaynaklı enerjiye destek vereceğini ve geliştirilmesi için çalışmalar başlatacağını açıkladı. Yalnızca ülke içinde değil, kalkınmakta olan ülkelere de enerji tarımı konusunda destek olmayı planlayan ABD, tüm biyolojik enerji kaynaklarından maksimum yararlanma amacıyla enerji tarımına ve biyo-endüstri girişimlerine öncülük edeceğini belirtiyor.

AB: ABD gibi küresel ısınma tehdidinin yanında ayrıca enerji tarımına ve biyokütle enerjisi üretimine yönelerek 500.000 yeni iş alanı elde etmeyi öngörüyor. AB’de çiftçilerden boş arazilerini enerji bitkisi üretimi için kullanmaları isteniyor. AB, "Geleceğin Enerjisi: Yenilenebilir Enerji Kaynakları" başlıklı raporunda 2010’a kadar biyoenerji kaynakları kullanımını yüzde 6’dan 12’ye çıkartmayı hedefliyor.

Türkiye: Enerji tarımının Türkiye açısından en önemli avantajı, enerjide dışarıya bağımlılığı en aza indiriyor olması. Bu anlamda çalışmalar arasında, örneğin; Ankara Üniversitesi’nin desteklediği bir çalışma sonucunda haşhaş yağından biyodizel elde edildi ve diesel motorda yakıt olarak başarıyla kullanılabildi. Ayrıca Türkiye’de son 3 yılda biyodizel üretimi için önemli ticari girişimler de bulunuyor. Bunlardan biri Ülker Grubu’nun AR-GE çalışmaları kapsamında biyoyakıt üretimine destek vermeye başlaması. Bu amaçla Ülker Grubu, İTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü’ne pilot reaktör bağışladı.

Ayrıca, EİE bünyesindeki “Biyokütle Enerjisi Proje Birimi”, çeşitli büyüklüklerdeki biyodizel projelerin Anadolu’da yaygınlaşması için çalışıyor. Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) dâhil olmak üzere Sanayi ve Ticaret Bakanlığı nezdindeki bazı müdürlükler ortak bir çalışma ile alternatif sanayi alanlarını değerlendiriyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ise biyodizel üretimi için yağlı tohum bitkileri üretiminin arttırılması için çeşitli çalışmalar yürütüyor.

Ab Türk Çiftçisinin 3 Katı Verim Alıyor

Salı, 06 Kasım 2007

AB Türk Çiftçisinin 3 Katı Verim Alıyor Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından yapılan bir araştırma buğday eken Türk çiftçisi ile aynı ürünü eken AB çiftçisi arasında 6 kat gelir farkı olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türk çiftçisine AB çiftçisinden daha fazla fiyat ve destek almasına karşın geliri düşük kalıyor. AB çiftçisi 1 ton buğdayı 295.7 YTL’ye satarken, Türk çiftçisi DGD desteğiyle birlikte ürününden tonda 453 YTL kazanıyor. Ancak, Türk çiftçisinin verim kaybı ve arazilerinin küçüklüğü nedeniyle ortalama işletme büyüklüğüne sahip AB’li bir buğday çiftçisi 34.000 YTL kazanırken, Türkiye ortalamasında bu rakam 5.500 YTL kadar geriliyor. Yetkililer, 2005 yılında devreye giren kilograma 50 YKR’lik hububat prim desteği ve mazot desteği de verilmesi dikkate alındığı takdirde 1 ton buğdaydan Türk çiftçisinin eline AB çiftçisinin yaklaşık 2 katı fazla para geçtiğini belirtiliyor.

Tarımdaki Çözülme İşsizliği Azaltmıyor

Salı, 06 Kasım 2007

Tarımdaki Çözülme İşsizliği Azaltmıyor Tarım sektöründe yaşanan hızlı çözülme Türkiye’deki işsizlik oranının yüzde 10′un altına inmesini engelliyor. Son bir yıllık dönemde tarım sektöründeki istihdam 876.000 kişi azalarak 5 milyon 541 bine kadar indi. Şubat’ta yüzde 11.9 olan işsizlik oranı, Mart’ta mevsimlik nedenlerle 1 puan azalarak yüzde 10.9′a inerken geçen yılın aynı dönemine göre değişmedi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Mart 2006 dönemine (Şubat-Mart-Nisan) ilişkin hanehalkı işgücü araştırmasının sonuçlarına göre, son bir yıllık dönemde Türkiye’deki kurumsal olmayan nüfus 1 milyon 29 bin kişi artarak 72 milyon 323 bine yükseldi. 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus ise 2.878 bin kişilik bir artışla 51 milyon 408 bine çıktı. Buna rağmen işgücü (istihdamdakiler ve işsizler) sadece 99.000 kişilik bir artışla 23 milyon 883 bine çıktı.

82.000 Kişiye İstihdam

Bu dönemde Türkiye ekonomisi ancak net 82.000 kişiye istahdam sağlayabildi ve bir işte çalışanların sayısı 21 milyon 272 bine çıktı.

Bu nedenle işsiz sayısı 17.000 kişilik artışla 2 milyon 611 bine çıktı. Böylece işsizlik oranı geçen yıl Mart’ta olduğu gibi bu yıl da yüzde 10.9′da kaldı. İşsizlik oranı kentlerde yüzde 13.3′ten yüzde 13.1′e inerken, kırsal kesimde yüzde 7.5′ten yüzde 7.6′ya çıktı.

Genç nüfus arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 20.5′ten yüzde 19.2′ye geriledi. Gençlerdeki işsizlik oranı kentlerde yüzde 21.2, kırsal kesimde ise yüzde 15.8 olarak ölçüldü.

Aşılama

Salı, 06 Kasım 2007

Aşılama

Gübreleri incelerken bitkilerde ürün veriminin ve kalitesinin artırılmasında özellikle baklagiller için uygulanan aşılama yönteminden de söz etmek gerekir.

Baklagil bitkileri havadaki serbest azotu kendi başlarına kullanamazlar, bunun için gerekli bakterilerin toprakta bulunmaları şarttır. Eğer toprakta bakteri yoksa, baklagil tohumları ekilirken bu tohumların hazırlanan mikrobiyal gübre veya nodozite bakteri kültürü ile kaplanması gerekir. İşte bu işleme de aşılama denir.

Baklagil tohumları aşılanarak ekilirse bitki köklerinden gelişmenin erken dönemlerinde nodozitler oluşur. Özellikle azot eksikliği görülen topraklarda, bitkiyi aşılamanın yararları belirli şekilde görülür.

Ayrıca toprağa uygulanacak azotlu gübreden de kazanç sağlanmış olur. Baklagil bitkileri için kullanılacak bakteri kültürleri, ekimden 1-2 ay önce Toprak Gübre Araştırma Enstitülerinden veya Köy Hizmetleri Araştırma Enstitülerinden sağlanabilir.

Gübreleme Şekilleri

Gübre toprağa, banda verme, serpme, üstten veya yandan gübreleme, püskürtme, damla sulama şekillerinden hangisi uygunsa o şekilde verilir. Gübreyi yukarda belirtilen şekillerden biri ile uyguluyorsak uygulamaya geçmeden önce, ne miktarda verileceğinin belirlenmesi önemli bir konudur.

Gübrenin az veya fazla verilmesinin pek yararı olmayacağının da bilinmesi gerekir. En uygun gübre türüne ve miktarına karar verebilmek için, mutlaka ekilecek tarladan toprak örneği alınmalı ve tahlil yaptırılmalıdır.

Toprağa uygun gübrenin cins ve miktarını tespit eden laboratuvarlar, toprak analizi yolu ile raporlar hazırlayarak çiftçiye yardımcı olurlar.

Gübre Ve Gübreleme Nedir?

Salı, 06 Kasım 2007

Gübre Ve Gübreleme Nedir?

İçerisinde bir veya birkaç bitki besin maddesini birada bulunduran bileşiklere gübre denir.

Gübrelerin toprağa veya doğrudan doğruya bitkiye verilmesi işlemine de gübreleme denir.

Gübreler yapılarına göre işletme ve ticari gübre olmak üzere iki gruba ayrılır:

İşletme Gübreleri

İşletme gübrelerinin hayvan gübresi, yeşil gübre, kemik unu, kan tozu, boynuz ve tırnak tozu gibi çeşitleri vardır. Ancak işletme gübreleri içerisinde en çok, hayvan gübresi kullanılır.

Ahır Gübresi Nedir?

Ahır hayvanlarının ve katı dışkıları ile yataklıklarının artıklarından oluşan karışıma ahır gübresi denir.

Faydaları Nelerdir?

Ahır gübreleri bitkilerin gelişimi için gerekli besin maddelerini sağlar. Aynı zamanda toprağın yapısını tarıma uygun hale getirir. Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini düzenler.

Ahır gübresinin toprağa verilmesi sonucu toprağın su tutma kapasitesi artar, geçirgenliği olumlu yönde etkilenir. Böylece ahır gübresi, suyun toprak yüzeyinden bağımsızca akmasına buharlaşmasına ve tarıma elverişli toprakları taşıyıp götürmesine engel olur. Gübreleme ile toprağın tarlada tutulması erozyon tehlikesine karşı tedbir olarak düşünülmelidir.

Ahır gübrelerinin uygulandığı topraklar daha kolay tava gelir ve işlenmesi kolaylaşır. İnce yapılı kumlu toprakların parça bağlılığını gevşetir, hava boşluklarını artırır ve toprağa bitki gelişimi için uygun bir yapı kazandırır.

Ahır gübrelerinin nemli özelliklerinden biri de zengin mikro-organizma kaynağı olmasıdır. Toprakla karıştırılan ahır gübresi, topraktaki mikro-organizma sayısını ve etkinliğini artırır, biyolojik değişimlerin hızlandırılmasını sağlar.

Hayvanlar yedikleri yemlerdeki besin maddelerinin ancak 45’inden yararlanabilirler. Yemde bulunan bitki besin maddelerinin yarısından fazlası dışkı ile ahır gübresine geçer. Bu nedenle ahır gübreleri içerdikleri besin maddelerinden dolayı, bitki için de zengin bir besin kaynağıdır.

Besin Maddeleri Neye Göre Değişir?

Ahır gübrelerinin içerdiği bitki besin maddeleri, elde edildikleri hayvanın türüne göre farklılıklar gösterir. Koyun ve tavuktan elde edilen ahır gübrelerinin besin maddesi kapsamı, sığır ve beygirden elde edilen gübrelere oranla daha yüksektir. Genç hayvanların gübreleri azot, fosfor, potasyum ve kalsiyum gibi bitki maddeleri açısından, yaşlı hayvanlardan elde edilen gübrelere göre daha düşüktür. Çünkü genç hayvanlar, kemik ve kas yapılarını geliştirmek için besin maddeleri ile proteinlere daha fazla gerek duyarlar ve kullanırlar.

Ahır Gübrelerinin Bitkilere Yararlı Olması Nelere Bağlıdır?

Ahır gübresinin bitkilere yararlı olabilmesi için, içerdiği karbon/azot oranı büyük önem taşır. Bu oran yataklıkla birlikte taze sığır dışkısında 60/1 beygirde ise 40/1 dir. İyi bir ihtimar ve yanma ile gübredeki karbon/azot oranının 15/1 veya 20/1’e düşürülmesi gerekir. Ahır gübresi taze halde toprağa verilirse yüksek olan karbon/azot oranından dolayı, bitki bundan yararlanamaz, toprakta kurur. Bu nedenle ahır gübresinin ihtimarı ve fermantasyonu gerekir.

Ahır gübresindeki organik madde ve besin maddeleri kaybını önlemek için, gübre tarlaya verilir verilmez pullukla toprak altına gömülmelidir. Aksi halde, gübre tarlada bekletilme süresine bağlı olarak değerinden çok şey kaybeder.

Yeşil Gübre

İşletme gübrelerinden biri de yeşil gübredir. Yeşil gübre baklagil cinsi bitkilerinden seçilir. Baklagiller havanın azotundan yararlanarak, köklerinde azot depolayan ve toprağın azotça zenginleşmesini sağlayan bitkilerdir.

Ticaret Gübreleri

Gübreler içerisinde en sıklıkla kullanılan tür, ticaret gübreleridir. Gübre bayilerinde satılan ticaret gübreleri, bileşimlerinde bir veya birden fazla bitki besin maddesini bir arada bulundurur. İşletme gübrelerinden farklı olarak yüksek miktarda bitki besin maddesi içerir ve suda kolayca çözünürler.

Çeşitleri

Ticaret gübreleri içerdikleri besin maddelerine göre;

Azotlu,Fosforlu,Potasyumlu,Kompoze gübreler olarak 4 ana gruba ayrılırlar.

Azotlu Gübreler

Amonyum Sülfat: Amonyum sülfat, beyaz renklidir. Ve toz şekere benzediği için halk arasında şeker gübre olarak da bilinir. Kimi zaman açık yeşil, açık mavi veya grimsi yeşil renkli de olabilir. Terkibinde % 21 azot bulunan amonyum sülfat, asit reaksiyonlu topraklarda uzun süre kullanılırsa asitlenme yapabilir. Bu nedenle amonyum sülfat yerine amonyum nitrat kullanılmalıdır.

Amonyum Nitrat: Amonyum nitrat, kireç ihtiva eder ve 100 kilosunda 20 ile 26 kg arasında saf azot vardır.

Üre: Azotlu gübrelerden üre, içerisinde en fazla azot bulunduran gübredir. 100 kilogramında 45-46 kilo saf azot bulunur. Suda tamamen erir, beyaz renkli ve yuvarlak tanelidir. Üre bütün bitkilere rahatlıkla uygulanır. Sonbahar ve İlkbahar gübrelemelerinde, bitkinin gelişme dönemlerinde de kullanılabilir. Ürenin fazlaca verilmesi gerektiği durumlarda, verilecek miktar birkaç kısma bölünerek uygulanmalıdır.

Fosforlu Gübreler

Süperfosfat: Süperfosfat danecikler halinde yani granül görünümdedir. Açık gri veya boz renkli olan süperfosfat içerisinde yüzde 16-18 oranında suda eriyebilen fosfor asidi vardır.

Triple Süperfosfat: Fosforlu gübrenin diğer bir çeşidi de triple süperfosfattır. 100 kilogramında 43-46 kilo arasında fosfor asidi vardır. Kirli beyaz veya gri tanecikler halindedir. Uzun süre rutubetli yerlerde saklandığında su çekerek topaklaşır. Eğer topaklaşmış ise bu kesekler kırılarak kullanılabilir.

Potasyumlu Gübreler

Ticaret gübrelerinin potasyum içerenleri de iki tanedir. Bunlar;

Potasyum sülfat, Potasyum nitrattır.

Yurdumuz toprakları genelde potasyum bakımından yeterli durumda olduğundan, potaslı gübre tüketimi de sınırlıdır. Potasyum sülfat yüzde 48-52 oranında potasyum bitki besin maddesi içerir. Potasyum nitrat ise yüzde 46 oranında potasyum bitki besin maddesi içermektedir.

Potasyumlu gübreler ancak, toprak analizi yaptırıldıktan sonra verilen tahlil sonuçlarına göre ihtiyacı olan yerlerde, uygun miktarda kullanılmalıdır.

Kompoze Gübreler

Kompoze gübreler birden fazla bitki besin maddesini birarada bulundururlar. Kompoze gübrenin içerisindeki bitki besin maddeleri azot, fosfor, potasyumdur. Bunlar sırasına göre yüzde olarak ifade edilir.

Örneğin 15-15-15 terkibindeki bir kompoze gübrenin 100 kilogramında 15 kilo saf azot, 15 kilo fosfor, 15 kilo da potasyum oksit var demektir.

Diamonyum fosfat: Diamonyum fosfat 20-20-0, 26-13-0 ve 15-15-15 terkibindedir. Diamonyum fosfat fosfor ve azot gibi iki önemli bitki besin maddesini içerir. Koyu gri veya kirli beyaz renkli danecikler halindedir. içerisinde her bir kilo azota karşılık, yaklaşık 3 kg fosfor bulunur. Bütün bitkilerde kullanılabilir. Diamonyum fosfatın 100 kilosunda yaklaşık olarak 65-70 kg. saf bitki besin maddesi vardır.

20-20-0 terkibindeki kompoze gübrenin 100 kilosunda, 20 kilo saf azot, 20 kilo saf fosfor var; potasyum ise yok demektir. Gri-kahverengi granüller halindedir. Uygun şartlarda uzun süre saklanabilir ve her türlü toprakta kullanılabilir.

15-15-15 şeklindeki kompoze gübrede azot, fosfor ve potas gibi temel bitki besin maddeleri vardır. Bu gübrenin 100 kilogramında 15 kilo saf azot, 15 kilo fosfor, 15 kilo potas vardır.

Türkiyede Zeytincilik

Salı, 06 Kasım 2007

Dünyada arz açığı kapanmayacak tek ürün zeytinyağı. Tüketim ile üretim arasında 400.000 tonluk açık var. Ancak Türkiye yalnızca 40.000 ton zeytinyağı ihraç ediyor. </SPAN>

Dünyada zeytinyağına olan talep artışına paralel olarak Türkiye’de de zeytincilik sektörüne yönelik yatırımlarda patlama yaşanıyor. Elinde sermaye bulunan çok sayıda girişimci, 1.000-2.000 dönüm gibi büyük alanlarda zeytin tarımı için harekete geçti.

Sektör yetkililerine göre, Türkiye’de üreticinin zeytin ağacı dikimine yönelmesi sevindirici bir gelişme. Ancak önümüze gelen fırsatı değerlendirebilmemiz için öncelikle doğru bir politika oluşturulması ve üreticilerin bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Dünya zeytin ağacı varlığının yüzde 98’si Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasında yer alıyor. Dünya’da üretilen yaklaşık 16 milyon ton "tane zeytinin" yüzde11,3’ü Türkiye’de üretiliyor. Zeytin tarımı, sanayisi ve ticaretiyle uğraşan aile sayısı ise 400.000. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Zeytincilik Araştırma Enstitüsü’nden (ZAE) yapılan açıklamalara göre, dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 850 bin ton zeytinyağı üretilirken, tüketim 3 milyon 250 bin tona kadar yükseliyor.

ZAE Müdürü Dr. Seyfi Özışık, en büyük zeytinyağı üreticisi ve ihracatçısı ülke olan İspanya’da yaşanan kuraklığın zeytinyağını daha değerli hale getirdiğini söylüyor: "Dünyada arz açığı kapanmayacak tek ürün zeytinyağı. Bugün tüketim ile üretim arasında 400.000 tonluk açık var. Türkiye, 40.000 ton zeytinyağı ihraç ediyor. Talep açığından yalnızca yüzde10 pay alsak dahi, ihracat kapasitemiz 2 katına çıkar."

Sektör temsilcilerinin dikkat çektiği bir diğer konu, ihraç edilen Türk zeytinyağının, farklı ülkelerin markaları ile pazara sunulması.

Öte yandan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yakın geçmişte Türkiye çapında başta üretici, ihracatçı, tüccar, birlik ve kooperatifler olmak üzere zeytin ile ilgili tüm taraflarla görüşme yaparak bir rapor hazırladı. Bu raporda, Türkiye’nin AB üyeliği ile birlikte zeytinde karşılaşacağı tehditlere dikkat çekiliyor. Türkiye’de zeytin ağaçlarının büyük kısmı yaşlı ve düşük verimli. Yanlış bölgelerde yanlış dikim yapılıyor. Sürekliliği olan bir zeytinyağı politikası yok. Üretime sistemli bir destek verilmiyor. Bu durum planlama yapılmasını engelliyor.

Sektörün geliştirilmesi için zararlılarla mücadele, çiftçilerin eğitimi ve stoklama koşullarının iyileştirilmesi gibi önlemler uygulanmasına ihtiyaç duyuluyor. 5 yıl içinde ağaç sayısının en az 150 milyon adede çıkması gerektiğine dikkat çekiliyor. Bunun için şimdiden proje üretmek gerekiyor. Türkiye’nin Uluslararası Zeytinyağı Konseyi üyeliğinin yeniden gerçekleşmesi de bir diğer önemli nokta. Aksi durumda Türkiye AB’nin kota sınırlaması nedeniyle potansiyelini hiçbir zaman kullanamayacak. Gerekli önlemler alındığında Türkiye’nin zeytinyağı ihracatının toplam değerinin 1.5 milyar doları aşması bekleniyor.

Rapor, Türkiye tablosu karşısında AB’nin zeytinyağı üreticilerine verdiği destekleri de çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor: AB’de kayıtlı 2.8 milyon zeytinyağı üreticisi var. Bunlardan 2.2 milyonu her yıl üretim yardımı alıyor. Üretim için her yıl AB bütçesinden 2.2-2.5 milyar euro ayrılıyor. Bu tutarın yaklaşık yüzde 90’ı üretim yardımlarına ayrılıyor. Bunun yanında üretim için her yıl bir hedef fiyat belirleniyor. Hedef fiyatla piyasa fiyatları arasında fark oluşursa üreticiye prim olarak ödeniyor. Arz fazlası yaşanan dönemlerde üreticiye stoklama yardımı da veriliyor. Örneğin verilen son yardımın tutarı ton başına 1.22 euro oldu. Zeytinyağı üretiminin kalitesini geliştirmek için zirai ve sınai önlemler içeren programlara her yıl yaklaşık 30 milyon euro ayrılıyor. AB zeytinyağı sektöründe faaliyet gösteren üretici birliklerini de unutmuyor. Bunların idari ve teknik masraflarının karşılanması için yılda 30 milyon euro tahsis ediliyor.

Yanlış Politika Üreticiyi Sofra Zeytinine Yönlendiriyor

Türkiye’nin hatalı politikalarından biri olarak gösterilen bir diğer konu da "yağlık zeytin yerine sofralık fidan dikimi yapılması". Her yıl dikilen 10 milyon fidanın yalnızca yüzde 5’ini yağlık zeytin fidanı oluşturuyor. Üstelik sofralık zeytin dikiminde bölgesel iklim özellikleri göz ardı edildiği için düşük randıman alınıyor. Uzmanlara göre sorun yanlış destekleme politikaları yüzünden üreticilerin kısa dönemde gelir için pazar talebi yüksek olan Gemlik sofralık ekimine yönelmesi. Bunun en önemli nedeni yaklaşık 10 yıldır zeytin fidan dikimine İl Özel İdareleri kanalıyla destek ödemesi yapılması. Fidan bedelinin yüzde 70’i hatta bazen yüzde 100’ü devletçe karşılanıyor. Amaç zeytinyağı üretimini artırmak olarak görünüyor. Ancak destekleme yağlık-sofralık ayrımı konmadan yapılıyor. Bu da üreticileri kilo başı 1 YTL kazandıran yağlık yerine 4 YTL kazanç getiren sofralık zeytine teşvik ediyor. Sonuç olarak gelecek 10 yılda Türkiye’nin dünya yağ lideri olması gerektiğinden söz edilirken, önüne, "sofralık" engeli çıkıyor.

Her Zeytin Her Bölgeye Uymaz

Türkiye’de zeytinciliğin tür seçiminde yaşadığı kararsızlık, üretim bölgeleri seçiminde de yaşanıyor. Sektör yetkilileri iklim özelliklerine uygun üretim planlaması yapılmadan zeytinciliğin gelişemeyeceğine dikkat çekiyor. Desteklemelerin de etkisiyle son 5 yıldır zeytin tarımına yatırımların arttığını belirten yetkilikler, girişimcileri yatırım bölgelerine uygun fidan seçmeleri konusunda da uyarıyor. Örneğin kurak bölgelerin Ayvalık türüne yönelmesi, Marmara Bölgesi’ndeki üreticilerin ise mayıs-eylül arasında yüksek nem isteyen Gemlik türünü tercih etmesi gerekiyor. Ancak kurak bölgeler dahil her yerde Gemlik türü üretim hakim. Bu durum randıman kaybına ve meyve tanelerinin küçük kalmasına yol açıyor.

Zeytinyağı İhracatına Vergi Engeli

Bir diğer sorun da Türkiye’nin ihraç zeytinyağında yüzde 100’e yakın oranda Gümrük Vergisi ödemek zorunda kalması. Bu nedenle pazarı genişletmek mümkün olmuyor. Örneğin AB, zeytinyağına litrede 1.5 euro "telafi edici gümrük vergisi" uyguluyor. Sektör uygulamanın gerekçesini bilmediği gibi, uygulama Gümrük Birliği’ne de aykırı. AB, üye ülkeleri olan İtalya, İspanya ve Yunanistan’ı korumak adına Türkiye’ye vergi uyguluyor. Vergi engelinin kaldırılması halinde dev bir pazar olan AB pazarına zeytinyağı ihracatının 2 kat artması bekleniyor.

Doğru Zeytin Üretimi Nasıl Yapılır?

Zeytin genellikle ılıman iklimden hoşlanıyor. Çok kurak ve çok sulak yerleri sevmiyor. Kalkerli, kumlu, derin ve besin maddelerince zengin toprakları seviyor. Fakir topraklarda yeterli bir gübreleme mümkün değilse, aralık ve mesafeleri fazla tutma yöntemiyle ekonomik bir zeytincilik yapmak mümkün oluyor.

Taban altı suyunun yüzeye çok yakın olduğu veya kışın uzun süre su altında kalan yerlerde gerekli önlemler (drenaj kanalları, derin işleme ile toprak altındaki geçirimsiz tabakanın kırılması vs.) alınmadığı taktirde zeytincilik yapılması mümkün olmuyor.

Fidan Dikiminden Önce Toprak İşlenmeli

Dikimden önceki sonbaharda, toprağın derince işlenerek, hastalık ve zararlılar yönünden incelenmesi en önemli kriterlerden biri. İklim, toprak, dikim şekillerine ve yetiştirme amacına göre fidanlara verilecek aralık ve mesafeler değişebilir. Fidan çukurları toprak özelliklerine göre değişen genişlik ve derinlikte açılmalı. Zeytin çeşidi ve ağaç özelliklerine göre dikim mesafeleri var. Genel olarak kare dikim kültürel işlemlerin daha kolay yapılmasını kolaylaştırdığından tercih edilmeli. Zeytin fidanı araziye dikiminden itibaren 4-5 yıl sonra ürün vermeye başlıyor, maksimum seviyesine 8-10 yaşında ulaşıyor.

Hasat Yöntemleri

Hasat yöntemi bölge halkının sosyo-ekonomik koşulları, çeşit özellikleri, ağaç ölçüleri gibi faktörlere bağlı olarak farklılık gösteriyor. Yöntemler genel olarak 3’e ayrılıyor.

Yerden Toplama: Bu yöntemde fizyolojik olarak olgunlaşan ve ağaç dibine düşen zeytinler yerden elle toplanıyor. Bu yöntemle toplanan zeytinlerin sofralık değerleri düşük, daha ziyade yağa işleniyorlar. Fakat yağa işlenseler bile yere düşerken oluşan yara, bere ve çizikler yağın kalitesini düşürüyor.

Doğrudan Ağaç Üzerinden Toplama: Kalitesi açısından hemen hemen en iyi toplama şekli. Olgunlaşan zeytinler elle sıyrılarak toplanıyor. Bu şekilde toplanan zeytinler hem sofralık hem yağlık olarak değerlendirme açısından kalite özelliklerini koruyor.

Sırıkla Silkeleyerek Toplama: Bu yöntemde olgunlaşan zeytinler sırıklar vasıtasıyla çırpılarak dökülüp toplanıyor. En yaygın hasat yöntemi olarak biliniyor. Fakat hasat sırasında meyvenin ve ağacın göreceği zarardan dolayı tavsiye edilmiyor.

Sektör Temsilcilerine Göre Üretimde Sorunların Çözümü İçin Neler Gerekiyor?

> Zeytin ve zeytinyağına yönelik, belirli hedefleri olan ve süreklilik arz eden politikalar izlenmeli. Özellikle AB’nin zeytin ve zeytinyağı politikası iyi irdelenmeli.

> Mevcut yaşlı zeytin ağaçlarının gençleştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmalı, yeni zeytin fidanı dikimini özendirici ve teşvik edici tedbirler alınmalı.

> Kalite ve verimi olumsuz yönde etkileyen zeytin sineğine karşı ilaçlama her yıl düzenli olarak yapılmalı.

> Devlet ilaçlama için kaynak ayırmalı.

> Sırıkla hasat önlenmeli, ağaçların boyları kısaltılmalı, "hasatın var olduğu" yıllarda hasat geç tarihlere (nisan) bırakılmamalı. Bu konularda üreticilere yönelik bilgilendirme çalışmaları yoğunlaştırılmalı.

> Zeytinyağının, Türk markası ile dünya piyasalarında hak ettiği yeri alması için kutulu zeytinyağı ihracatında ton başına verilen teşvik devam etmeli. Tüketimin yoğun olduğu ülkelerde (örneğin Amerika) reklam kampanyaları düzenlenmeli.

> Türkiye’de de zeytinyağı tüketimini arttırmaya yönelik tanıtım ve reklam kampanyaları sürdürülmeli.

> Bu çalışmalarda, zeytinin sağlık açısından yararları vurgulanmalı ve genç nüfus hedef kitle olarak alınmalı.

> Özellikle "üretimin var yıllarında", arz fazlası zeytinyağının sağlıklı koşullarda depolanması ve piyasaya düzenli ürün arzını teminen stok kurumu oluşturulmalı.

> Dünya piyasalarında tüketim kaliteye ve özellikle doğal şartlarda üretilmiş olan zeytinyağına yöneliyor.

> Üreticiler mevcut pazarlarını kaybetmemek ve ihracatlarını arttırmak için bu gelişimi dikkate almalı.

> Zeytin alanlarının arttırılması için fidan dağıtımına devam edilmeli, özel sektör yatırımları özendirilmeli.

Girişimcilere Tavsiyeler

> Zeytinciliğe yatırım yapmak isteyen girişimciler, yatırıma başlamadan önce hangi bölgede, hangi arazi yapısında, hangi çeşitle, nasıl bir zeytin yatırımı yapacağını öğrenmeli.

> Bu bilgiler ışığında uygun yer seçiminin ardından, arazinin toprak analizi yaptırılmalı, doğru ve sertifikalı zeytin fidanları temin edilmeli ve bu fidanlar tekniğine uygun dikilmeli.

> Modern tarım teknikleri uygulanmalı. Bu işlerin zamanında ve yeterince yapılması durumunda, zeytin ağaçları daha erken ürün veriyor. Özellikle büyük miktarda yatırım yapacak olan girişimcilerin mutlaka profesyonel anlamda destek almaları gerekiyor.

> Zeytinde fidan seçimi mutlaka bölgeye göre yapılmalı, her bölgenin kendine has çeşitleri olduğu unutulmamalı.

Zeytinyağı Üretimi Hakkında.

Salı, 06 Kasım 2007

Türk tüketicisi her yıl yaklaşık 70.000 ton zeytinyağı tüketiyor. Fakat bu miktarın sadece 25.,000 tonu marketlerde satılıyor. Geriye kalan 50.000 tonu ise üreticiler tarafından ’beyaz teneke’ olarak adlandırılan elden satış yöntemi ile piyasaya sürülüyor. ’Beyaz teneke’nin en büyük alıcısı ise tatilciler.

Zeytinyağı üreticileri tatilciler için fazla mesaiye başladı. Yaz aylarını herkes tatil hevesi ile sabırsızlıkla beklerken, zeytin üreticileri ise tatilcilerin yolunu gözlemeye başladı.

Türk tüketicisi her yıl yaklaşık 70.000 ton zeytinyağı tüketiyor. Fakat bu miktarın sadece 25.000 tonu marketlerde satılıyor. Geriye kalan 50.000 tonu ise üreticiler tarafından ’beyaz teneke’ olarak adlandırılan elden satış yöntemi ile piyasaya sürülüyor. Beyaz teneke satışlarının bu kadar yüksek olmasının nedeni ise marketlerde satılan ürünlerle arasındaki fiyat farkı ve tatilcilerin bu ürünleri özel üretim olarak görmesi… Ancak zeytinyağı pazarının önde gelen markalarına göre bu zeytinyağları zannedildiği gibi özel değil.

Marketlerde satılan yağların bir kilosunun fiyatı ortalama 8 YTL iken elden satılan yağlar ise 6 YTL’ye kadar iniyor. Elden satılan yağların çoğuna pamuk, mısır ya da ayçiçek yağı karıştırıldığı için bu işi yapanlar ciddi gelir elde ediyor.

Unilever Pazarlama Müdürü Gazanfer İbar’a göre raflara ulaşmadan tüketilen miktarın büyük kısmını, gelir seviyesi yüksek kesimler tarafından tatil dönüşü kaldığı pansiyonun sahibinden ya da çevredeki köylüden satın aldıkları zeytinyağlar oluşturuyor. Bunların çoğunun kalitesiz ve karışım yağlar olduğunu anlatan İbar, "Bu yağlara pamuk, mısır ya da ayçiçek yağı karıştırıldığını biliyoruz. Fakat tüketici bunu anlamıyor. Hatta büyük bir kısmı bidonlarla aldıkları bu yağların özel üretim olduğuna inanıyor. İstanbullu tüketici zeytinyağından anlamıyor. Anadolu insanı zeytinyağını daha iyi biliyor" açıklamasını yapıyor.

Hiçbir denetimden geçmeden bidonlara doldurularak satıldığı için bu ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiğini anlatan İbar, "Zeytinyağında asit düzeyinin 2’yi geçmemesi gerekiyor. Karışım yağlarda asit düzeyini tüketicinin hissetmesi çok zor. Ayrıca bu yağların ne kadarının zeytinyağı ne kadarının başka yağ olduğunu bilmek mümkün değil. Bunun için analizler gerek ve bu tür analizler de oldukça pahalı" dedi.

Üreticiden Korkmayın Asıl Tehlike Aracılar

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin ise Türkiye’de en büyük zeytinyağı tüketicisinin üreticinin kendisi olduğunu söylüyor.

Çetin’e göre elden satılan zeytinyağı direkt üreticiden satın alınmışsa tedirgin olacak bir durum yok. Üreticinin asla kendi ürettiği zeytinyağına ihanet etmeyeceğini söyleyen Çetin, "Bunu duygusallıktan söylemiyorum. Eğer satın alınan ürün direkt üreticiden alınıyorsa bu ürünlerin kalitesiz olması ya da karışım içermesi mümkün değil. Asıl tehlike üretici tarafından değil de bu işi ticaret haline getiren aracı kişilerden satın alınan yağlar. İşte o zaman karışımlar devreye giriyor" diyor.

Üreticinin kendi ürününü pazarlamasının normal olduğunu anlatan Çetin, "Ben zeytinyağı üretiyorum siz de beni tanıyorsunuz. Benden yağ istediniz ben de ürettiğim yağdan size verdim. Karadeniz’e gidenler de üreticiden fındık alır.Bu normal bir şey" diye konuştu.

Karışım Zeytinyağı Üretimi Sektörü İkiye Böldü

Beyaz teneke satışlarını yanı sıra sektörü bugünlerde meşgul eden bir değer önemli konu ise karışım zeytinyağı üretimi. Karışım zeytinyağının içinde pamuk, mısır, ayçiçek yağı gibi pek çok farklı ürün de katılıyor. Türkiye’de karışım zeytinyağı üretimi yasak. Ancak karışım zeytinlağı üretimi özel izinle yapılabiliyor. Sektörün önde gelen markalar ise karışım zeytinyağına karşı çıkıyor.

Unilever Pazarlama Müdürü Gazanfer İbar "Karışım zeytinyağına kesinlikle karşıyız. Karışım söz konusu olduğunda sıvı yağcılar da bu işe girebilir. Kaos yaşanır. Hangi yağdan ne kadar karıştırıldığı konusunda kimse bir garanti veremez. Zaten şu anda böyle birşey söz konusu olamaz. Ayçiçek yağına çıkan izin bile yetkilileri hayli zorluyor. Bir de zeytinyağında aynı kaosu yaşamayı tercih etmezler" dedi.

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin ise zeytinyağının yapısı itibariyle diğer sıvı yağlardan farklı olduğu için karışım olamayacağını ve Türkiye’nin böyle bir hata yapmaması gerektiğini söyledi. Zeytinyağı üreticisi Akdeniz ülkelerinde böyle bir şeye izin verilmediğini anlatan Çetin, "Türkiye de önemli üretici ülke. Yasak bizde de her zaman geçerli olmalı" dedi. Lio ise konuya temkinli yaklaşıyor. Lio Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Şevket Aksoy, "Biz karışım zeytinyağı konusunda izin almadık. Fakat bu bir ticarettir. Dünyada bu yağa izin veren ülkeler var. Amerika’da birçok firma Türkiye’den aldığı zeytinyağını diğer yağ çeşitleriyle karıştırıp satıyor. Üzerine yazıldığı için tüketici bilerek satın alıyor. Talep oldukça bu yönde üretim de olacaktır" diye konuşuyor.

Kişi Başına Yıllık Tüketim 1 Kg

* Türkiye’de her yıl ortalama 150.000 ton zeytinyağı üretiliyor. Bunun 65-70 bin tonu iç pazarda tüketiliyor. Kalanı ihraç ediliyor.

* Komili yüzde 35 pay ile sektörün lideri. Tariş yüzde 25, Kırlangıç yüzde 20, Kristal yüzde 10 pazar payına sahip. Pazarda ayrıca Ülker Altınhasat ve Sabancı Grubu’nun Luna markasının dışında, Ekiz, Lio gibi markalar da bulunuyor.

* Türkiye’de yıllık kişi başına zeytinyağı tüketimi 1 kg civarıda. Buna karşılık Yunanistan’da 21, İtalya’da 12, İspanya’da 1, Tunus’ta 10, Suriye’de 6 ve Portekiz’da 5 kg.

* Son 11 yıllık verilere göre dünya üretiminin yüzde 40’ı İspanya’da, yüzde 23’ü İtalya’da, yüzde 15’i Yunanistan, yüzde 7’si Tunus, yüzde 4.6’sı Türkiye ve yüzde 4.5’i Suriye’de yapılıyor.

* Dünya üretiminin yüzde 80’i üretici ülkelerde tüketiliyor.

Toprak Analizi Ve Önemi

Salı, 06 Kasım 2007

Toprak Analizi Nedir?

Toprak analizi ile toprak içerisindeki bitkiye yarayışlı bitki besin maddeleri, Potasyum, fosfor ve kireç miktarları belirlenir. Toprağın ihtiyacı olan gübreler, bir rapor halinde düzenlenerek çiftçiye ulaştırılır. Böylece bitkide toksik etki yapacak kadar, aşırı gübre kullanımında önüne geçilir.

Gübre kullanımında en ekonomik yol toprak analizidir. Bunun için yapılması gereken tek şey kurallara uygun olarak alınan toprak örneğinin laboratuvarlara ulaştırılmasıdır.

Toprak Örneği Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Toprak örneği alınırken tek yıllık veya çok yıllık bitkilerden hangisi ekilecekse ona uygun olan yöntem seçilmelidir. Tek yıllık bitkilerde toprağın 20 cm derininden örnek alınır.

Çok yıllık bitkilerde ise toprağın derinlemesine örneklenmesi gerekir. Toprak örneği 20-40-60 cm derinliklerden alınabileceği gibi, gerekli görülürse 90 ve 120 cm derinden de alınabilir.

Toprak örneği alınırken, toprak yüzeyi temizlenir ve kürek istenilen derinliğe kadar batırılır. İlk alınan toprak bir kenara konur. İkinci alınan toprak ise temiz bir leğene boşaltılır. Tarlada zik-zaklar çizerek topraklar biriktirilir. En son topraklar paçal yapılır ve torbalanır. Alınan toprak örneğinin 1 kilogramdan az olmamasına dikkat edilmelidir.

Bir kağıda, ad, soyad, toprak örneğinin nereden alındığı gibi bilgiler yazılar örnek torbasının içine konulur. Etiketler mutlak kurşun kalemle yazılmalıdır. Torba muayyen bir yerinden delinerek, nemin kağıdı parçalamasına engel olunmalıdır. Alınan bu örnekler, laboratuvara gönderilir.

Laboratuvar sonuçlarına göre, uygulanacak gübre cins ve miktarı tespit edilmiş olur.