‘Yabancı Dil’ Kategorisi için ArÅŸiv

Fransızca Dilbilgisi (İngilizce Anlatımlı)

Salı, 06 Kasım 2007

Fransızca Dilbilgisi (ingilizce anlatımlı)

Arkadaşlar eğer ingilizce biliyorsanız fransızcayı da bu kaynakla kolay öğrenebilirsiniz.

http://www.laits.utexas.edu/tex/zip/tex_pdf.zip

Telaffuz dosyalarını da aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

http://www.laits.utexas.edu/tex/zip/tex_mp3.zip

Kaplan Toefl Paper And Pencil (3d Ed.)

Salı, 06 Kasım 2007

Kaplan TOEFL Paper and Pencil (3d ed.)

Kaplan’ın yeni toefl hazırlık seti. Bu set bir adet kitap 3 adet de cd içermektedir. Bu setin içinde kapsamlı dibilgisi yapılarıyla ilgi, dinleme, okuma ve yazma becerilerine yönelik test ve alıştırmalarını bulabilirsiniz. Bu test ve alıştırmalarla sözlük daÄŸarcığınızı, okuma-anlama, dinleme-anlama gibi yeteneklerinizi geliÅŸtirecek toefl sınavlarına hazırlıkta büyük baÅŸarı elde edeceksiniz.

Cd içeriği :

* Listening comprehension lessons

* Vocabulary review

* 3 listening comprehension practice test sections

Kitap : pdf 7.6 Mb

CD : CD 1 CD 2 CD 3

Åžifre : englishtips.org

Güle Güle Kullanın !

Osmanlıca Hakkinda

Salı, 06 Kasım 2007

Osmanlıca / Eski Yazı

Osmanlıca

13-20. yüzyıllar arasında Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü yerlerde yaygın olarak kullanılmış olan, özellikle 15. yüzyıldan sonra Arapça ve Farsçanın etkisinde kalan Türk yazın dili. Osmanlı Türkçesi ya da eski yazı olarak da bilinen Osmanlıca Arapça, Farsça ve Türkçenin karışımıdır ve Arap alfabesiyle yazılır.

Tarihçe

Osmanlıca terimi Tazminat Dönemi (1839-1876) aydınlarınca ortaya atılmıştır. Daha önceleri Türk lehçelerinin hepsine Türki (Türkçe) ya da lisan-ı Türki (Türk dili) deniyordu. 19. yüzyılda artan milliyetçilik hareketlerine karşılık, Osmanlı Devleti’nin siyasal bütünlüğünü korumak amacıyla yeni bir milliyetçilikle ortaya çıkan Tanzimat aydınları, millet-i Osmaniye (Osmanlı milleti) kavramını geliÅŸtirdiler. Osmanlı toprakları üzerinde konuÅŸulup yazılan Türkçeye de Osmani (Osmanlıca) ya da lisan-ı Osmani (Osmanlı dili) adını verdiler.

Türkler tarih boyunca farklı din ve kültürlerle bir arada yaşadıkları için farklı alfabeler kullanmışlardır. 5. yüzyıldan 20. yüzyıla değin yakın ilişki içinde bulundukları kültürlerin etkisiyle Göktürk, Uygur, Sogd, Çin, Tibet, Nasturi-Süryani, Mani, Brahmi, Peçenek, Kuman, Yunan, İbrani, Slav, Arap ve Latin alfabeleri değişik dönemlerde kullanılmıştır. Bunlar arasında Türklerin büyük bölümü tarafından en uzun süre (11. yüzyıldan 20. yüzyıla değin) kullanılanı Arap alfabesidir.

Tarihsel gelişimi açısından Osmanlıca üç döneme ayrılır:

1. Eski Osmanlıca ya da Eski Anadolu Türkçesi: (13-15. yüzyıllar arası)

2. Orta Osmanlıca ya da Klasik Osmanlıca: (16-19. yüzyıllar arası)

3. Yeni Osmanlıca (19. yüzyıl-20. yüzyılın başları)

1. Eski Osmanlıca (Eski Anadolu Türkçesi):

Türklerin büyük bölümü 10. yüzyıla deÄŸin Uygur harflerini kullanıyordu. İslamiyetin kabul edilmesinin ardından, Arap kültürünün etkisiyle Arap harfleri kullanılmaya baÅŸladı. 15. yüzyıla deÄŸin dilde Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar azdı. Öte yandan 15. yüzyılda İstanbul’da baÅŸlayan saray yaÅŸamı Arap, İranlı sanat ve bilim çevrelerini kendisine çekti; ürkçenin yanı sıra, Arapça ve Farsça yüksek sınıf ve aydınlarca kabul görmeye baÅŸladı. Bu yabancı öğeler 15. yüzyıldan sonra özellikle nazımda arttı.

2. Orta Osmanlıca (Klasik Osmanlıca):

16. yüzyıldan başlayarak Arapça ve Farsça yalnızca sözcük kullanımı olarak değil, dilbilgisi açısından da Türkçeyi etkilemeye başladı. 19. yüzyıla değin süren bu dönemde Arapça ve Farsça tamlamalar yalnızca isim soylu sözcüklere değil fiillere de girdi. Kökü yabancı bileşik sözcükler oluşturuldu, düzyazı dilinde kısa ve yalın tümcelerin yerini bağlaçlarla uzatılmış yabancı öğelerle dolu tümceler aldı. Dönemin sanatçıları Eski Osmanlıcada kullanılan görece yalın Türkçe yerine Arapça ve Farsçadaki ustalıklarını gösterme yolunu seçtiler.

3. Yeni Osmanlıca:

19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde matbaanın kurulması, çeÅŸitli konularda gazete ve dergilerin yayımanması ve Batı kültürüne açılma çabaları düzyazıda etkisini gösterdi. Halkın anlayabileceÄŸi bir dille yazma giriÅŸimiyle dönemin yazar ve yayıncıları daha yalın bir dil kullanmaya baÅŸladılar. Yazıda ilk kez noktalama iÅŸaretleri kullanılırken, edebiyatta Batı etkisiyle roman, hikaye gibi yeni türlere ilgi arttı. Türkçe kavramı üzerinde durularak dilbilgisi kitapları ve sözlükler yayımlanmaya baÅŸladı. Öte yandan Batı’dan alınan yeni kavramları (BatılılaÅŸma, milliyetçilik, Osmanlıcılık vs.) karşılayacak Türkçe sözcüklerin olmaması sebebiyle yeniden Arapça ve Farsça sözcüklerle tamlamalara baÅŸvuruldu. Arapça ve Farsça sözcük köklerinden yeni sözcükler türetildi. Bu dönemin sonunda özellikle ÅŸiirde aÄŸdalı bir dil kullanılmasına (Edebiyat-ı Cedide, Fecr-i Âti) ve yabancı sözcüklere yer verilmesine karşın, dilde yabancı öğelerden arındırma çabaları devam etti. Bu süreç 1928’deki Harf Devrimi’nden sonra daha da hızlandı.

Arap alfabesi 28 harften oluşur. Osmanlıcada Arap harflerinin yanı sıra Farsçadaki p (

پ ), ç ( ﭺ ) ve ( ﮊ ) harflerini de kullanmışlardır. Bu 31 harfin dışında Türkçedeki ince g ünsüzünü belirtmek için kef harfine bir çizgi eklenerek gef, genizsi n ünsüzü için üç nokta eklenerek nef (sağır kef, kâf-ı nunî), lam ile eliften lamelif, hemze ile h harfinin ünlü ÅŸekli olan hâ-i resmiye harfleri oluÅŸturulmuÅŸtur.

Osmanlıca sağdan sola doğru yazılır. Arap harflerinde temel ve küçük harf ayrımı yoktur. Noktalama işaretlerinde kesin kurallar bulunmamaktadır. Arap harfleri sözcüklerin başında, ortasında ve sonunda farklı biçimde yazılır. Bazı harfler (dal, zel, re, je, vav

د , ذ , ر, ز, ژ, و ) bir sonraki harfle birleÅŸmez.

Arap harflerinin Türkçe

deki zengin ünlü sistemini karşılamada yetersiz olduÄŸu düşünülür. ÖrneÄŸin Arap alfabesindeki elif (ﺍ ) Türkçedeki a ve e ünlüsünün karşılığıdır ya da Türkçedeki u, ü, o, ö ünlülerinin yerine Arapçada yalnızca ( ﻭ ) harfi vardır, bu aynı zamanda v ünsüzünün de karşılığıdır.

Metin Örneği:

Sayılar

Osmanlıcada Arap rakamları kullanılır. Araplar Hint rakamlarıyla tanıştıktan sonra ondalık (onlu, 10 tabanlı) sayı sistemini benimsediler. Günümüzde de kullanılan bu sistem 8-11. yüzyıllar arasında Hintli ve Arap matematikçileri tarafından geliştirilmiştir. Rakamlar yazının tersine soldan sağa doğru yazılır.

0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

2 rakamı bazen

ء,

3 rakamı۲olarak da yazılabilir.

Ebced

Arap harflerinin sayısal deÄŸeri de vardır. Her harfe karşılık bir sayı verilerek ebced hesabı adı verilen bir sistem oluÅŸturulmuÅŸtur. Buna göre harflerin 1’den 1000’e kadar sayı deÄŸerleri şöyledir:

Arap alfabesinde olmayan p (

پ ), ç ( ﭺ ), j ( ﮊ ) harflerinin Osmanlıcaya eklenmesiyle bu harflerin deÄŸeri de sırasıyla ( ﺐ ), ( ﺝ ), ( ﺯ ) harflerinin sayı deÄŸerlerine eÅŸittir. Aynı biçimde Türkçedeki g ünsüzünü belirten gef, ﻙ harfiyle, (ء, أ, ا ) harfleri ise ﺍ ile aynı deÄŸerdedir.

Arap alfabesindeki harflerin kolayca akılda kalması için kendi aralarında gruplandırılarak 8 sözcük oluÅŸturulmuÅŸtur. Ebced ( ﺪﺠﺒﺍ ) bu sözcüklerin ilkidir. Öbürleri hevvez ( ﺯﻭﻫ ), hutti ( ﻰﻂﺤ ), kelemen (ﻦﻣﻠﮐ ), sa’fas (ﺹﻓﻌﺴ ), karaÅŸet ( ﺖﺷﺭﻘ ), sehaz (ﺬﺧﺜ ) ve dazaÄŸ (ﻎﻅﺿ )dır. Ebced sözcüklerinin anlamı ve bu ÅŸekilde gruplanması konusunda kesin kayıt yoktur. Öte yandan, Araplar ondalık sayı sistemine geçmeden önce harfleri sayı göstergesi olarak da kullanıyorlardı; ebceddeki dizi alfabedeki harflerin eski bir sıralanışı olabilir.

Ebced sistemi özellikle tarih düşürme, tasavvuf, astronomi, astroloji, edebiyat, mimarlık, sihir ve büyücülükte kullanılmıştır. Tarih düşürme önemli olayların unutulmaması, tarihlerin kolayca akılda tutulması için ebced hesabıyla bir tümce, dize ya da beyit söylemeye denir. Önemli tarihsel olaylar, devlet adamları ve sanatçıların ölüm tarihleri tarih düşürmelerle saptanmıştır.

Takvim

Osmanlıca metinlerde hicri, rumi ve miladi takvimler kullanılmıştır. Kameri takvim olarak da bilinen Hicri takvim yeni Ayın göründüğü günün baÅŸlangıç kabul edildiÄŸi, 12 aydan oluÅŸan yıla dayanan takvim sistemidir. Hz. Ömer döneminde düzenlenen bu takvimde Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç ettiÄŸi tarih olan 622 baÅŸlangıç yılı olarak kabul edilir. Osmanlılar 17. yüzyılın ikinci yarısına deÄŸin bütün resmi iÅŸlerde bu takvimi kullandılar. Hicri tarihlerin Miladi tarihe çevrilmesinde çeÅŸitli yöntemler kullanılmıştır. Bunlar içinde yaygın olarak kullanılanı ÅŸu ÅŸekilde formüle edilmiÅŸtir:

H x 3

H - ______ + 622 = M

100

Örneğin,

1326 x 3 = 3978 / 100 = 39,78

1326 - 39,78 = 1286,22

1286 + 622 = 1908

Ay yılı (354 gün) ile GüneÅŸ yılı (365 gün) arasında 11 günlük fark olması bazı sorunlara yol açıyordu. Bu sebeple 1676’da (H. 1087) yeni bir takvim kullanılmaya baÅŸladı. GüneÅŸ yılını 365 gün olarak kabul eden Jülyen takvimini temel alan bu güneÅŸ takvimine Rumi takvim ya da mali takvim adı verildi. Mali iÅŸlemler için 1739’da (H. 1152) yürürlüğe giren Rumi takvime göre baÅŸlangıç yılı gene 622, yılın ilk günü ise 1 Mart olarak kabul edildi. 1839’da (H. 1255) tüm mali ve resmi iÅŸlerde Rumi takvim kullanılmaya baÅŸladı. Öte yandan 19. yüzyıl sonuna deÄŸin Rumi tarihlerin yanı sıra Hicri tarihlerde konuluyordu. Rumi yılların Miladi yıla çevrilmesinde ise ÅŸu yöntem izlenir:

R + 584 = M

Örneğin,

1326 + 584 = 1910

Mali takvim yılbaşının 1 Mart’ta olması sebebiyle Gregoryen (Miladi) takvime göre 13 gün geride kalıyordu. Bu yüzden 1917’de (H. 1332, R. 1333) Miladi takvim de kullanılmaya baÅŸladı. Cumhuriyet’in ilanından sonra, 1926’da Rumi takvim, bütçe dışında bütün resmi iÅŸlerde kaldırıldı ve Miladi takvim kabul edildi. Öte yandan Mali yılbaşı 1 Mart olarak kaldı, 1983’te bu uygulamaya da son verilerek mali yılbaşı 1 Ocak olarak kabul edildi.

Osmanlıcayı Herkes Kolayca Öğrenebilir mi?

Ülkemizde zaman zaman belli çevrelerde, biraz da yüksek sesle yapılan tartışmalardan biri de Osmanlıca, -bilimsel deyimiyle “Tarihî Türkiye Türkçesi”- üzerinde odaklanmaktadır. Osmanlıcanın, -eÄŸer ayrı bir dil ise- nasıl bir dil olduÄŸu, öğrenmek isteyen her meraklının kolayca öğrenip öğrenemiyeceÄŸi, geleneksel kültürle baÄŸlantıyı kurabilmek için Osmanlıcaya gerek olup olmadığı.. bu tartışmanın ana temalarını oluÅŸturmaktadır.

Bence esas mesele, herkesin kafasında kendi bilgi ve birikimleri çerçevesinde kalıplaÅŸmış, birbirinden farklı boyut ve kapsamdaki “Osmanlıca kavramı”ndan kaynaklanmaktadır. En basit ve okunaklı yazı stili sayılan Nesih’ten, Osmanlı devrinde bile sayısı üç-beÅŸle ifade edilen uzmanların okuyup yazabildiÄŸi Siyakat’a kadar onlarca yazı çeÅŸidi ve stili olan Osmanlıcayı birbiriyle karıştırmamak gerekir. Sözkonusu karışıklığı ve yanlış deÄŸerlendirmeleri önlemenin çıkar yolu, Osmanlıca yazılmış malzemeleri göz önüne alarak genel bir sınıflandırma yapmaktır.

Osmanlıca; öncelikle 1.Temel Osmanlıca veya Osmanlı Türkçesi, 2.Osmanlı Paleografyası, 3.Osmanlı Diplomatikası veya Osmanlı İnşâ dili olarak üç ana başlık halinde ele alınıp yorumlanmalıdır.

Osmanlıca; Arap alfabesine, Fars ve Türk dilinden yeni sesler ilavesiyle oluşturulmuş, uzun tarihi boyunca kendine has özelliklerle geliştirilmiş, farklı yazı türleriyle bir sanat haline getirilmiş, kelime hazinesi günümüz Türkçesi ile kıyaslanamayacak kadar zengin bir yazı dilidir.

Osmanlıca öğrenmek isteyenlerin öncelikle dikkat etmesi gereken noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Osmanlıca öğrenmek, alfabedeki harfleri ezberlemek, harflerin birbirleriyle bitiÅŸmesini, kelime haline gelmesini görmek ve okumak demek deÄŸildir. Bu, yalnızca matbu yazı adı verilen kitap yazısına, diÄŸer deyiÅŸle en basit Osmanlıca’ya ilk adımdır. Prof. Dr.Faruk K.TimurtaÅŸ’ın: “Osmanlıca denilen tarihî edebiyat dilimiz” cümlesiyle iÅŸaret ettiÄŸi Osmanlıca da esas olarak budur. Osmanlıca dil ve edebiyat çalışmaları için öğrenilmek isteniyorsa, el yazısına girmeden, basit seviyede matbu’ bir Osmanlıca, -kelime bilgisi ve edebiyat kültürünü baÅŸka kaynaklardan beslemek ÅŸartıyla- sınırlı olarak yeterli olabilir. Osmanlıcaya bu gözle bakıldığında ayrı bir dil olarak deÄŸil de, “Türkçenin belli dönemlerde kullanılmış bir yazı dili” veya “Osmanlı Türkçesi” de denilebilir.

2. İleri seviyede bir Osmanlıca için zengin bir kültürel birikim ve altyapı gerekir. Kelime hazinesini yeterli zenginliğe ulaştırmadan, üsluba alışmadan, Osmanlı kültürünün asgari kavramlarına vâkıf olmadan ileri seviyede Osmanlıca öğrenilmez. Arşivlerin tozlu belgeleriyle hemdem olmadan, ciğerleri o ilaçlı tozlarla doldurmadan ileri seviyede Osmanlıca öğreneceğini zannetmek tam bir hayal ve aldanmadır. Bu çalışmları yapmadan, yaşamadan Osmanlıca bildiğini zannedenler daha işin alfabesinde sayılır. Bunlar yüzme öğrenmeden, yüzmenin güzelliğinden, dalmayı öğrenmeden denizin dibindeki inci ve mercanlardan sözeden, herşeyin teori ile halledilebileceğini düşünen, belge okumadan tarih yazanlar güruhudur.Gerçekten de eşi benzeri görülmedik bir tarih yazıyorlar ama neyin tarihini?

3. Osmanlıca Arapça, Farsça ve Türkçe dillerinden bir ÅŸeyler alarak oluÅŸturulmuÅŸ, derme-çatma bir dil deÄŸildir. Hilmi Yavuz’un da “Osmanlıca Türkçe midir?” baÅŸlıklı makalesinde (Zaman, 2002/05/17) Prof.Dr.Faruk K.TimurtaÅŸ’tan alıntı yaparak belirttiÄŸi gibi “Türkçe ile birlikte, Arapça ve Farsça’yı bilen bir kimsenin, Osmanlıca’yı rahatça anlayamayacağı” gerçeÄŸinden hareketle Osmanlıca’nın kendine özgü kurallarını da öğrenmek gerektiÄŸini kabül etmek gerekir.

4. Tarihi araştırmalar, arşiv vesikalarının veya bilimsel eserlerin okunabilmesi için gerekli bir seviyede Osmanlıca, kendi devrinde bile anlaşılması zor edebi bir dildir. Yazı karakterindeki değişiklik ve karışıklıklardan kaynaklanan zorlukları aştıktan sonra ayrıca, sosyal, siyasi ve hukûkî hangi konu üzerinde yoğunlaşılacaksa öncelikle o konuyla ilgili literatürü taramak, terminolojiye aşina olmak gerekir.

5. Özellikle berât, fermân, nâme-i hümâyûn gibi padişahlar adına düzenlenen vesikalarda karşılaştığımız, dua, elkab ve nişân formüllerini doğru okuyabilmek için belli seviyede Arapça ve Farsça bilmek gerekir.

6. El yazısı Osmanlıcanın bazı türleri, bir dil olmanın ötesinde, Arap alfabesinin Türkler elinde yoÄŸrularak, kıvama getirilmesi, çeÅŸitli biçim ve ÅŸekillerde kalıba dökülmesini ifade eden bir Türk-İslâm sanatdır. Hattat M.UÄŸur Derman’ın deyimiyle “sadece okuma-yazma vasıtası olan bir takım basit ÅŸekillerin böylesine güçlü bir estetikle (hatt sanatı kasdediliyor) ortaya çıkıvermesi İslâm’ın bir mucizesidir ve bu dinin geniÅŸ sahalara yayılmasıyla da bütün İslâm ülkelerince benimsenmiÅŸtir.”

7. Yukarda da iÅŸaret ettiÄŸimiz gibi, Paleografya ve Diplomatika birbirinden ayrılmaz iki bilim dalıdır. Tüm dünya üniversitelerinde bu böyle kabül edilir ve bu konuda verilen dersler de aynı baÅŸlık altında ele alınır. “Vesika ilmi” adını verdiÄŸimiz diplomatika ile arÅŸiv belgelerinin kimlik tesbiti yapılmakta, okunması güç olan formül ve kliÅŸeler üzerinde durulmakta, belge çeÅŸitleri, doÄŸrulukları veya sahtelikleri ortaya konulmakta, resmi yazışma teknikleri ve stilleri vs. öğretilmektedir

8. El yazısı Osmanlıca metinleri okurken karşılaşılan bir baÅŸka güçlük de yazıyı yazan kiÅŸilerin, kendilerine özgü yazı stil ve karakterlerinden kaynaklanmaktadır. Yazı, belli eÄŸitim almış profesyonel katiplerce yazılmış ise okumak daha kolaydır. ÇoÄŸu kez, “kırma” adı verilen, belli bir yazı karakterinin özelliÄŸini taşımaktan çok, deÄŸiÅŸik karakterlerin bir arada kullanılarak yazıldığı “karma” karakterli yazılarda sık sık gramer hatalarına da rastlanmaktadır.

9. Son dönem Osmanlıcası sanılanın aksine, kolay okunabilen ve anlaşılan bir yazı türü değildir. Sözkonusu dönem Osmanlıcası harf karakterleri ve yazı türü açısından basitleştirilmiş olsa da, kullanılan dil, kelime zenginliği, izafet ve terkibler bakımından klasik dönem Osmanlıcasıyla kıyaslanmayacak derecede, Arapça, Farsça (Tatarca göz önüne alınırsa Rusça) kelime, deyim ve terimlerin kullanıldığı bir yazıdır.

10. Sayıları çok fazla olmamakla birlikte yabancıların bile, arÅŸiv vesiklarını okuyabilecek derecede ileri seviyede Osmanlıca öğrenebilmelerinin, hatta araÅŸtırma alanında kimi kez Türk araÅŸtırmacılardan daha da becerikli olmalarının altında yatan en önemli nedenlerden biri; planlı, disiplinli ve gayretli çalışmalarının yanında, Arapça ve Farsça’nın Osmanlı açısından önemini kavramaları, Türkçe de dahil olmak üzere üç dil üzerinde yoÄŸunlaÅŸmış olmalarıdır.

Özetlemek gerekirse; Basit seviyede, sınırlı bir amaç için kullanılacak, basılı metinlerden oluÅŸan Osmanlıca, -belli bir kültürel alt yapıya sahip olmak ÅŸartıyla- isteyen her kiÅŸi tarafından rahatlıkla öğrenilebilir. “İhtisas Osmanlıcası” adını verdiÄŸimiz, çeÅŸitli el yazılarını okuyacak kadar ileri düzeydeki Osmanlıca; adı üstünde bir uzmanlık iÅŸidir. Osmanlı diplomatikası çerçevesinde ele alınan, arÅŸiv vesikalarının tahlil, tenkid ve deÄŸerlendirilmesini konu edinen Osmanlıca ise, paleografya, teÅŸkilat tarihi ve diplomasi baÅŸta olmak üzere, epigrafi, sicillografi, heraldik, nümizmatik, arkeoloji, kronoloji, onomastik vs. bir çok bilimle iliÅŸkili, ayrı bir bilim dalı olarak kabül edilmelidir.

Okuma Çalışması İçin..

Yard. Doç. Dr. Nejdet Gök

İngilizcede Soru Kelimelerinin İsim Cümleciklerinde Bağlaç Olarak Kullanılması

Salı, 06 Kasım 2007

Soru Kelimelerinin İsim Cümleciklerinde Bağlaç Olarak Kullanılması

Questıon Words (QW)

What: ne

Where: nerede, nereye

When: ne zaman

Who: kim

Whom: kimi, kime

Fram whom: kimden

With whom: kiminle

To whom: kime

Whose: kimin

Which: hangi

How: nasıl

Why: niçin

How many: kaç tane, ne kadar, kaç (sayılabilenler için)

How much: kaç tane, ne kadar, kaç (Sayılamayanlar için)

How long: ne kadar (zamanı sorar)

How far: ne kadar (mesafeyi sorar)

How often: ne kadar (frekansı sorar)

İsim cümleciklerinde QW’ların kullanımını, normal soru cümleleri ile karıştırmamak gerekir. Bir soru cümlesinde QW’lar daima cümlenin başında söylenir ve cümle sonunda soru iÅŸareti vardır. Sour sözcüğü olsun veya olmasın bir soru cümlesinde yardımcı fiil vardır ve özneden önce yazılır. Bazen bu kural konuÅŸma dilinde ihmal edilse de cümlenin soru olduÄŸunu hissettirecek bir vurgu mutlakavardır.

What can I do for you? (Sizin için ne yapabilirim?)

Where are you going? (Nereye gidiyorsun?)

When will you come back? (Ne zaman döneceksiniz?)

How long will you be staying here? (Burada ne kadar süre kalacaksınız?)

Soru cümlelerini, QW’ların baÄŸlaç olarak kullanıldığı isim cümlecikleri ile bu ÅŸekilde ayırabilmek gerekiyor. Bu da yardımcı fiilin kullanımı, QW’ların soru cümlelerindeki konumu ve soru cümlelerinde ?’nin kullanımını hatırlayarak yapilabilir.

Åžimdi QW’ların isim cümleciklerinin her üç yapısında kullanımını görelim.

a) Özne olarak;

İt is not known where he hides.(Onun nereye saklandığı bilinmiyor.)

Hide: saklanmak

Bu kullanımda QW’un baÄŸlaç niteliÄŸinin görülmesi gerekir. Dikkat edilirse QW’dan sonra cümle sonuna ? konulmamıştır. Ayrıca yardımcı fiil özneden önce yazılmamıştır. O zaman “where” baÄŸlaç olarak kullanılmıştır diyoruz.

Burada önemli bir özelliği de hatırlatmak gerekiyor. Complex bir cümlede yan cümlecik soru formu ile kurulamaz. Eğer böyle bir cümlede soru formu oluşturulmak istense bu değişiklik yan cümlecikte değil, temel cümlede yapılır.

İs it not known where he hides? (Nereye saklandığı bilinmiyor mu?)

Özne olarak kurulmuş bir isim cümleciğinde özne hareketini hatırlayarak cümlemizi diğer alternatifi ile yazalım.

Where he hides is not known? (Onun nereye saklandığı bilinmiyor.)

Bu complex cümleyi soru yaparsak;

İs where he hides not known? (Onun nereye saklandığı bilinmiyor mu?)

İt is not obvious what he will do. (Onun ne yapacağı belli değil.)

İt was uncertain how long they would stay there. (Orada ne kadar kalacağı belli değildir.)

Obvios: belli, apaçık

Obviousness: besbellilik

Cümlelerdeki zaman uyumuna da dikkat etmek gerekiyor. Anlamdan temel cümlenin ve yan cümlenin zamanını çıkarabilmek gerekir. Geçmişteki olay ,öncesi sonrası durumunu iyi bir şekilde irdeleyip sonuca gidebilmek gerekir.

İt was not known how the had committed the crime. (Onun suçu nasıl işlediği bilinmiyor.)

Was not known bilinmiyor, meçhul

Was unknown

b) Nesne Olarak;

I don’t know where he is working now. (Onun ÅŸimdi nerede çalıştığını bilmiyorum.)

Zaman uyumunda temel cümle ve yan cümle arasında bir zaman uymu vardır. Bunun çevirisi değil de inglizce mantığı önemlidir. Zaman tespitinde hem temel cümlecikte hem de yan cümlecikte olan zaman sözcüklerine dikkat etmek gerekiyor.

We couldn’t learn how this event happened. (Bu olayın nasıl oluÅŸtuÄŸunu öğrenemedik .)

She didn’t decide where we had to met. (O nerede buluÅŸmamız gerektiÄŸine karar veremedi.)

c) Tümleç Olarak;

Uor doubt is who killed the man. (Şüphemiz adamı kimin öldürdüğüdür.)

I am anxious to know how much he earns by month. (Aylık olarak ne kadar kazandığını öğrenmeye can atıyorum.)

Anxious: endiÅŸeli

Anxious + full İnfinitive: …meye can atmak

It is expected that the embargo will lifted next year. (Ambargonun gelecek yıl kaldırılacağı umuluyor.)

İt was climed that the minister had embezzled money. (Bakanın zimmetine para geçirdiği iddia edildi.)

Embezzle: zimmete para geçirmek

The two sides announcedthat they had signed an aggrement. (Her iki taraf bir anlaşma imzalamış olduklarını bildirdiler.)

Announce: bildirmek, ilan etmek

We feared that he results could be negative. (Sonuçların negatif olabileceğinden korktuk.)

Fear: korkmak

Fearless: korkusuz

It is said that he can be detained. (Onun gözaltına alınabileceği söyleniyor.)

***Not: Modal’ların (Özellikle “can ve may”)baÄŸlaç ile aktarıldığı zaman çevirisinde bir “…ecek, …acak” anlamı katıldığına dikkat ediniz.

Soru: Böyle cümlelerde neden temel cümlecik kısadır?

Bunu bir örnekle açıklayalım:

I bought this present last year in İtaly. (Ben bu hediyeyi geçen yıl İtalya’dan aldım.)

Bu cümlemizin öğelerinin Özne+Yüklem+Nesne+Tümleç (Zaman zarfı+yer zarfı) ÅŸeklinde sıralandığına dikkat ediniz. Ayrıca “bir cümledeki her ismin yanına bir Noun Clause gelebilir” özelliÄŸinin hatırlayınız. Cümlemizdeki “the present” isminden sonra bir Noun Clause yazarsak; zaman zarfı ve yer zarfı NC’a ait olacağından cümle sonuna atılır. Bu yüzden de temel cümlecik kısa olur.

No one knows How this problem can be resolved. (Kimse bu problemin nasıl çözülebileceğini bilmiyor.)

Bulgarca: SelamlaÅŸma

Salı, 06 Kasım 2007

BULGARCA: SELAMLAÅžMA - TANIÅžMA

• Merhaba - Zdravei/Zdrasti

• Güle güle - Dovijdane, Sbogom

• Görüşürüz - Doskoro, Çiao

• Günaydın - Dobrutro

• İyi günler - Dobar den

• İyi akÅŸamlar - Dobar veçer

• İyi geceler - Leka noÅŸt

• Evet - Da

• Hayır - Ne

• TeÅŸekkürler - Blagodarya

• Bir ÅŸey deÄŸil - Molya

• Lütfen - Ako obiçate

• Pardon; özür dilerim - İzvinete/İzviniavaite

• Anne - maika

• Baba - baÅŸta

• EÅŸ; karı - sapruga

• EÅŸ; koca - saprug

• Erkek çocuk - sin

• Kız çocuk - daÅŸteria

• ArkadaÅŸ - priatel

• … konuÅŸuyor musunuz - GovoriÅŸ li…

• İngilizce - angliiski

• Almanca - nemski

• İspanyolca - ispanski

• Fransızca - frenski

• Çince - kitaiski

• Ben - az

• Biz - nie

• Sen - ti

• Siz (tekil) - Vie

• Siz (çoÄŸul) - Vie

• Onlar - te

• Bu [Bulgarca] nasil soylenir? - Kak ÅŸte kajesh tova na [balgarski]?

• Tuvalet nerede? - Kade e toaletnata?

• Adınız nedir? - Kak se kazvaÅŸ?

• Tanıştığımıza memnun oldum - Priatno mi e.

• Çok teÅŸekkürler - Blagodarya vi mnogo

• Anlamıyorum - Ne razbiram

• Nasılsınız? - Kak si?

• İyi - Dobre

• Kötü - Zle/Losho

• Şöyle böyle - Gore-dolu

Almanca Dilinde Haftanin Günleri (Wochentage)

Salı, 06 Kasım 2007

HAFTANIN GÜNLERİ (WOCHENTAGE)

Bu ilk derslerimizde, hem Almanca kelimelerle tanış olmanız açısından,

hem de herhangi bir ön bilgi gerektirmemesi bakımından günleri,

daha sonra ayları, mevsimleri ve sayıları göreceğiz.

Aşağıda günler Türkçe olarak verilmiş, karşılarına da Almanca yazılış ve parantez içinde okunuşları verilmiştir.

Pazartesi: Montag (mo:nta:g)

Salı: Dienstag (di:nsta:g)

Çarşamba: Mittwoch (mitvoh)

Perşembe: Donnerstag (donırsta:g)

Cuma: Freitag (frayta:g)

Cumartesi: Samstag (samsta:g)

Pazar: Sonntag (zonta:g)

Not: ( : ) işareti, kendinden önce gelen harfin biraz uzunca okunacağını belirtir.

Almanca Dilinde Saatleri Öğrenelim…

Salı, 06 Kasım 2007

Saatleri Öğrenelim…

Saatler (die uhrzeit)

Almanca’da saatler günlük konuÅŸmalarda 1-12 arasındaki rakamlarla

ifade edilirler (örneÄŸin saat 3′te-saat beÅŸte gibi).

Resmi görüşme ve yazışmalarda ise 12-24 arasındaki rakamlar

kullanılır (örneğin saat 20.00-saat ondokuz otuz gibi).

Bu bölümde ilk olarak tam saatleri ele alalım.Bu konuya hakim olabilmeniz

için sayıları ezbere bilmeniz gerekir.

Tam saatlerin söylenmesinde izlenecek yöntem aşağıdaki gibidir.

Es ist …….. Uhr.

Burada noktalar ile boş bırakılan yere saat getirilir.

Genellikle Uhr kelimesi söylenmez.Uhr sözcüğünün belirtilip-belirtilmemesi

anlamı değiştirmez.Nasıl isterseniz öyle kullanabilirsiniz.

Örnekler:

Saat 5 : Es ist fünf Uhr

Saat 8 : Es ist acht Uhr

Saat 9 : Es ist neun Uhr

Saat 10 : Es ist zehn Uhr

Saat 20 : Es ist zwanzig Uhr

Saat 19 : Es ist neunzehn Uhr

saat 7 : Es ist sieben Uhr

Buçuklu Saatler

Almanca’da buçuklu saatler aÅŸağıdaki yöntem izlenerek söylenir.

Es ist halb ……….

Yukarıda noktalar ile boş bırakılan yere, içinde bulunulan zaman değil,

bir saat ilerisi söylenir.Yani eğer saat dört buçuk ise, noktalı yere

dört rakamı değil, beş rakamı getirilir.

Aşağıdaki örnekleri inceleyelim.

Saat dört buçuk : Es ist halb fünf

saat beş buçuk : Es ist halb sechs

Saat altı buçuk : Es ist halb sieben

saat 10:30 : Es ist halb elf

Ya da Kısaca:

halb sieben : altı buçuk

halb acht : yedi buçuk

halb elf : on buçuk

Gibi söylenebilir.Unutulmaması gereken nokta, bir saat ilerisini

kullanmak gerektiÄŸidir.

Çeyrek kala - Çeyrek geçe

Çeyrekli saatler aşağıdaki yönteme göre söylenirler.

Es ist Viertel nach/vor ……………

Yukarıdaki kalıpta, nach sözcüğü "geçe-geçiyor" anlamında, vor sözcüğü

ise "kala-var" anlamında kullanılmaktadır.Noktalar ile boş bırakılan

yere ise saat kaça çeyrek var ya da saat kaçı çeyrek geçiyor ise

o saat getirilir.

Örnekler:

Saat beşi çeyrek geçiyor : Es ist Viertel nach fünf

saat sekizi çeyrek geçiyor : Es ist Viertel nach acht

Saat dördü çeyrek geçiyor : Es ist Viertel nach vier

saat beşe çeyrek var : Es ist Viertel vor fünf

Saat sekize çeyrek var : Es ist Viertel vor acht

saat dörde çeyrek var : Es ist Viertel vor vier

Şeklinde söylenebilirler.

Dakikalar

Dakikalı saatler aşağıdaki örneğe göre teşkil edilirler.

Es ist ……… vor/nach ………

Burada birinci noktalı yere dakikayı, ikinci noktalı yere ise saati

getireceğiz.Zaten vor:var-kala ve nach:geçe-geçiyor anlamına geldiğini

biliyoruz.

Örnekler:

Saat üçü yirmi geçiyor : Es ist zwanzig nach drei

Saat üçe yirmi var : Es ist zwanzig vor drei

Saat beşi kırk geçiyor : Es ist vierzig nach fünf

saat beşe kırk var : Es ist vierzig vor fünf

Saat dokuzu onbeş geçiyor : Es ist fünfzehn nach neun

saat dokuzu onbeş geçiyor : Es ist Viertel nach neun

Saat sekizi kırkbeş geçiyor : Es ist fünfundvierzig nach acht

Saat sekizi kırkbeş geçiyor : Es ist Viertel vor neun

İtalian_grammar_what İs Your Name

Salı, 06 Kasım 2007

italian_grammar_what is your name

Come ti chiami?

What is your name?

Mi chiamo…

My name is

Mi chiamo Engin Yılmaz

Mi chiamo Mehmet DoymuÅŸ

Di Dove Sei?

Where are you?

Sono Di..

I’m from

Sono di İstanbul

Dr Jekyll And Mr Hyde-robert Louis Stevenson(Classic Stories)

Salı, 06 Kasım 2007

Dr Jekyll and Mr Hyde Robert Louis Stevenson

Mr.Utterson and Mr.Enfield went for a walk. Mr.Enfield showed him a house and began to tell him an event.

“One dark morning, I was on my way home and saw a man and a girl. Then the girl fell down and the man walked on her. The man walked away. I caught him and brought him back. The girl’s family was very angry. The man offered them to pay money. Then he took us the house that I showed you and unlocked the door. After a time, he came out with a cheque. It was signed and signature of a famous man was on it. Then we all went to the bank. The bank paid the money.”

Mr.Enfield said “His name is Mr.Hyde. But he doesn’t live in that house. That house was clean. Somebody lives there and only the man uses the door in that house.”

That evening, Mr.Utterson read Dr.Jekyll’s Will. The will was clear. “If Henry Jekyll dies, all his everything passes into the hands of Edward Hyde.” Mr.Utterson dislikes this will. But he learn some unpleasant things about him today.

The Return Of Sherlock Holmes-sir Arthur Conan Doyle(Classic Stories)

Salı, 06 Kasım 2007

The Return of Sherlock Holmes Sir Arthur Conan Doyle

In this story, dedective Hopkins asks Holmes to help him. About ten years ago Professor Coram came to live Yoxley Old Place. He has a gardener, Mortimer; a cook, Mrs.Macker and the other servant Susan Tarleton. Coram was writing a book with his secretary. His name was Smith. But he was dead after a while and Hopkins thought that someone killed him.

“ I spoke to Susan. She was working in the morning. Professor was in bed. Then she heard a loud cry. She found Mr. Smith lying on the floor. There was blood on his neck. Before he died he said: “ The professor-it was she…” But the professor was still in bed and he couldn’t get out of the bed without any help.

The police came. Hopkins said: “ I saw signs that someone walked along the grass near the path. There was a knife on the floor. I think he was killed with that. The professor kept it in the study.”

Hopkins gave Holmes a pair of glasses. Holmes wrote something on a piece of paper. Hopkins read the note. They began to speak about the note

“ These glasses belong to a woman-they are pretty. Mr. Smith said “It was she”. She has money because the glasses are made of gold. They are very strong, so the women must have very weak eyes. It’s clear that the glasses were mended twice because the gold is very new and yellow” Holmes said. Hopkins invited him to come to Yoxley Old Place with him tomorrow.


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -