‘Tarih’ Kategorisi için ArÅŸiv

Yavuz Sultan Selim Han (Hz) Menkıbe

Salı, 06 Kasım 2007

Yavuz’un nedimi Hasan Can anlatıyor…

"mekanı cennet olsun padişah hazretleri gece çok kitap okurdu, bazen banada okutup kendisi dinlerdi,bir gece uyuyakaldığım için yanına uğrayamadım, sabah namazını kıldıktan sonra hizmetine koştum.

-bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordu.

Birkaç gecedir uykusuz kaldığımı ve uyuyakaldığımı ve özürlerimi beyan ettim.

-gördüğün rüyayı anlat, buyurdu.

-arza değer bir rüya görmedim, dedim.

-bu ne demek? bütün gece uyuyupda rüya grmemiş olamasın, her halde görmüşsündür, gizleme, anlat dedi.

çok düşündüm, hatırıma bir şey gelmeyince, önemli bir şey görmdiğime yemin ettim, sultan mübarek başını sallayarak hayretlerini ifade etti. Ben de onun bu ısrarına hayret ettim. sebebi ne olabilir diye düşündüm,daha sonra beni kapı ağasının dairesine bir iş için gönderdi. Kapı ağası gece teheccüdlü bir insandı. çok durgun bir hali vardı. bir yakınını kaybetmişe benziyordu.

-ağa hazretleri sizi çk gamlı ve gözlerinizi de yaşlı görüyorum, hikmeti nedir?dedim.

-hayır birşey yok, diyerek halini sakladı. bunun üzerine hazinedar başı ;

-kardeş, ağanın uykusunda bir vaka olmuş hala etkisinderdir. dedi.

-Allah için habe ver dedim, padiÅŸahımız sabahtan beri kölelerine ısrar ediyordu. her halde zorlamaları asılsız deÄŸildir, iyi bir armaÄŸandır diye aÄŸayı sıkıştırdım…

-kerem edin bana böyle tekliflerde bulunmayın, benim gibi yüzü karanın padişahımıza arz edecek ne rüyası olabilir dedi, mehmet ağar;

-niçin anlatmıyorsun? bize anlattığın rüyanda söyleneni haber vermeye memur olduğunu naklettin. Gizlemen ihanet olmaz mı? deyince ağa sırrını açtı.

-Bu gece rüyamda eşiğine oturduğumuz bu kapıyı hızla çaldılar. ne haber diye kapıyı araladığımkda, taşlığın elleri bayraklı, silahlı, sarıklı,nurani zatlarla dolu olduğunu gördüm. kapının dibinde elleri sancaklı dört nurani şahıs vardı. Kapıyı vuranın elinde ise padişahımızın ak sancağı vardı. Bana;

-biliyor musun niçin geldik? dedi

-burun dedim.

-bu gördüğün insanlar Resullullahın ashabıdır. Bizi hazreti resullullah gönderdi,Selim hana selamı var, Haremeynin [mekke ve kutsal emanetler] hizmetini ona buyurdu Gördüğün bu 4 kiÅŸiden, bu ebubekir-i sıddık, bu ömerül-faruk, bu osman-i zinnureyn bende ali bin ebu talib’im. Git selim han’a söyl dedi ve kayboldu.

ağa bunları anlatırken ağlıyordu. işimi bitirdikten sonra selim hanın yanına döndüm, yine aynı bahsi açtı ve

-senin rüya görmemiş olman çok tuhaf, dedi.

-padişahım vakayı Bu hasan kulunuz görmediyse de bir hasan kulunuz görmüş emriniz olursa arz edeyim dedim.

-anlat, buyurdu,

ben haiseyi anlatınca yüzleri kızarıyor, gözlerinden yaşlar boşalıyordu, bitirince

-zavallının kalbinde safiyet varmış, sen onu bize methederken "birisini ibadet ediyor görünce hemen veli sanırsın" diye sana takılırdık, boşuna methetmemişsin. "

Şeyh Bedrettin İsyanı

Salı, 06 Kasım 2007

SEYH BEDRETTIN ISYANI

Mehmed Çelebi Anadolu ve Rumeli’de ki birligi sagladiktan sonra iki önemli isyanla ugrasmak zorunda kaldi. Bunlardan birisi Seyh Bedrettin isyanidir. Edirne civarindaki Simavna’da dogan Seyh Bedrettin Bursa, Konya, Kahire gibi devrin en büyük ilim ve kültür merkezlerinde egitim gördü. Seyh Bedrettin; Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa gibi yakin arkadaslariyla birlikte Iznik’te kurduklari, Islam dinine aykiri fikirlere sahip bir tarikatla, Anadolu ve Rumeli’de fikirlerini yaymaya basladilar. Bir süre sonra Eflak üzerinden Deliosman’a gelen Seyh Bedrettin ve yandaslari ayaklandilar. Börklüce Mustafa Izmir’de, Torlak Kemal de Manisa’da ayaklanmaya katildilar. Mehmed Çelebi, Izmir ve Manisa üzerine kuvvet göndererek ayaklanmayi bastirdi. Yakalanan Seyh Bedrettin, Serez Kadisi tarafindan yargilanarak idam edildi (1420).

Genel Türk Tarihi Ders Notları

Salı, 06 Kasım 2007

1.KONU:

TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

TÜRKLERİN ANA YURDU

Arkeolojik kazılar sonunda ortaya çıkan bulgular, Türk tarihinin günümüzden 4000 yıl öncesine uzandığını göstermektedir.

Son yapılan araÅŸtırmalar Türklerin ilk ana yurdu Altay-Sayan daÄŸlarının kuzey batısı, Tanrı daÄŸlarının kuzeyi, Hazar Denizi’nin doÄŸusu, Sibirya steplerinin güneyi olarak belirlenmiÅŸtir.

Orta Asya, karasal bir iklime sahiptir. Türklerin yaşadıkları bu coğrafya, onların göçebe bir hayat tarzını benimsemelerine ve mücadeleci bir karaktere sahip olmalarına neden olmuştur.

ANAYURTTA KURULAN İLK UYGARLIKLAR

1-Anav kültürü ( M.Ö. 4500-M.Ö. 1000)

Anav kültürü, bugünkü Türkmenistan’ın baÅŸkenti AÅŸkabat yakınlarındaki Anav bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Yapılan araştırmalara göre Anav kültürü insanları yerleşik hayata geçmişlerdi, dokumacılığı biliyorlardı, topraktan ve bakırdan eşyalar yapabiliyorlardı.

2-Afanasyevo kültürü (M.Ö.3000-M.Ö. 1700)

Altay ve Sayan dağlarının kuzeybatısındaki bozkırlarda gelişen bir kültürdür. Afanasyevo toplumu, avcı ve savaşçı bir toplumdu. Bu kültür Orta Asya uygarlığının temelini oluşturmuştur.

3-Andronova kültürü ( M.Ö.1700- M.Ö. 1200)

Altay-Tanrı daÄŸları, Güney Sibirya ve Hazar Denizi’nin doÄŸusuna kadar olan bölgede oluÅŸmuÅŸ bir kültürdür. Afanasyevo kültürünün geliÅŸmiÅŸ bir halidir. Bu dönemde ilk defa tunçtan ve altından eÅŸya yapılmıştır. Bu kültürde insanlar atı binek ve yük hayvanı olarak kullanmışlardır.

4-Karasuk kültürü ( M.Ö. 1200-M.Ö.700)

Bu kültür adını, Yenisey ırmağının kollarından biri olan Karasuk nehrinden almıştır. Demir ilk olarak bu kültürde kullanılmıştır. Bu kültürde toplum keçeden çadır yapmayı öğrenmiş ve üzeri çadırla örtülü, dört tekerlekli arabalar kullanmışlardır.

5-Tagar kültürü ( M.Ö. 700-M.Ö 100)

Abakan bölgesinde görülen kültürdür. Tagar kültürüne ait çok sayıda kalıntı bulunmuştur.

HUNLARDAN ÖNCEKİ TÜRKLERİN YAŞAYIŞI

Çin kaynaklarında Orta Asya’nın Hunlardan önceki sahiplerinden Hiung-nu diye bahsedilmektedir.

Bozkır iklimi Türklerin karakterini etkilemiştir. Zor koşulların getirdiği kendine güven, güçlü bir irade, dayanıklılık ve kanaatkarlık Türk milletinin başlıca özellikleri olmuştur.

Bozkırlar tarımdan çok hayvancılığa elverişlidir. Atın ehlileştirilmesi Türklerin hayatını kolaylaştırmıştır. Ekonomik hayatın temeli hayvancılığa dayanmaktadır. Türkler sürülerine ot ve su bulabilmek için konar göçer bir hayat yaşamışlardır.

EvcilleÅŸen hayvanların beslenmesi için bazı bitkileri ekmek zorunda kalınca tarıma önem vermiÅŸlerdir. Türkler tarımla uÄŸraÅŸmaya baÅŸladıktan sonra topraÄŸa büyük önem vermiÅŸlerdir. Türkçe’de bilinen ilk tarım sözcüğü saban bu dönemde ortaya çıkmıştır. Türkler hayvanlarına yem olarak yonca, kendi beslenmeleri için de mısır yetiÅŸtirmiÅŸlerdir.

ORTA ASYA TÜRK GÖÇLERİ

Orta Asya’daki Türk göçlerinin yoÄŸun olarak M.Ö. 1700’lerde baÅŸladığı kabul edilmektedir.

Yüzyıllarca devam eden Türk göçlerinin sebepleri şunlardır:

1-Orta Asya’da iklim deÄŸiÅŸiklikleri ( SoÄŸuk hava)

2-Nüfusun hızla artması sebebiyle geçim kaynaklarının yetersiz kalması

3-Dış baskılar (Çin, Kitan baskıları)

4-Özellikle Çin, Moğol saldırıları sonucu esaret altına girmektense yurtlarını terkedip bağımsız yaşama arzusu

5-Yeni ülkeler fethetme arzusu

6-Türk boyları arasındaki mücadeleler

7-Hayvan hastalıkları

MİLLATTAN ÖNCEKİ TÜRK GÖÇLERİ

Milattan önce Türkler Çin’in kuzeybatısındaki Kansu ve Ordos bölgelerine doÄŸru göç etmeye baÅŸladılar. Bir kısım Türk boyları da İran üzerinden geçerek Mezopotamya ve Anadolu’ya yerleÅŸtiler. Yakut ve ÇuvaÅŸ Türkleri de Sibirya’ya doÄŸru göç ettiler.

MİLATTAN SONRAKİ TÜRK GÖÇLERİ

Bu dönemdeki göçler daha çok güney ve batı yönlerine olmuÅŸtur. Güneye göç edenler Çin içlerine yerleÅŸerek çeÅŸitli Türk devletleri kurdular. Batıya yapılan göçler 9. yüzyıl sonlarına kadar devam etti. Orta Macaristan’a kadar ilerleyen topluluklardan Hunlar, Avarlar, Bulgarlar ve Macarlar Avrupa’da devletler kurdular. Batıla göç eden türklerden bir kısmı ise Afganistan ve Kuzey Hindistan’a yerleÅŸerek Akhunlar (Eftalitler) Devleti’ni kurdular.

GÖÇLERDEN SONRA ANA YURT

Anayurtta kalan Türkler Orhun-Selenga ırmakları ve Baykal Gölü çevresinde yaÅŸamaya devam ettiler. Bu Türkler, Orta Asya’da Asya Hun Devleti’ni, Göktürk Devleti’ni, Kutluk Devleti’ni (II.Göktürk Devleti) ve Uygur Devleti’ni kurdular.

ORTA ASYA TÜRK GÖÇLERİNİN GENEL SONUÇLARI

1-Göç eden Türkler Asya ve Avrupa’nın siyasal ve kültürel yapısının deÄŸiÅŸmesine sebep oldular.

2-Göç ettikleri yerlerdeki yerli kavimlerin başka yerlere göç etmelerine sebep oldular.

3-Batıya göç eden Hunlar, Kavimler Göçü’nün gerçekleÅŸmesine ve Roma İmparatorluÄŸu’nun zayıflayıp parçalanmasına yol açtılar.

4-Göçlere katılan bazı boylar Hazar ve Sabar devletlerini kurarak Kafkasya’da üç yüz yıldan fazla hakimiyet sürdüler.

5-Horosan topraklarında Büyük Selçuklu Devleti’ni kuran OÄŸuzlar Yakın DoÄŸu’ya egemen oldular. Anadolu Selçuklu Devleti’ni, Anadolu Türk beyliklerini ve Osmanlı Devleti’ni kuran OÄŸuzlardır.

İSKİTLER ( SAKALAR)

Asya kavimlerinden olan İskitlerin M.Ö. 7. yüzyılda Tanrı dağları ile Fergana bölgesinde yaşadıkları tahmin edilmektedir.

Yunan kaynaklarında İskit, İran kaynaklarında Saka olarak geçerler.

Atlı göçebe bir topluluk olan İskitler, üstü çadırlarla örtülü arabalar kullanıyordu. Göktanrı inancına sahiptiler. Eşyalarında hayvan üslubunu ustalıkla kullanmışlardır.

2. KONU*

İLK TÜRK DEVLETLERİ

HUNLAR (BÜYÜK HUN DEVLETİ)

Tarihte bilinen ilk Türk devleti Hunlardır (Asya Hunları).

Hun Türkçe’de halk, insan anlamına gelir.

Hunlarla ilgili ilk yazılı belge M.Ö. 318’de Çinlilerle yapılan bir antlaÅŸmadır.

Hun Türklerinin ana yurdu Orhun- Selenga ırmakları arasındaki Ötüken şehridir. Ötüken kutsal başkent olarak bilinir.

Çinliler Hun saldırılarına karşı koymak için Çin Seddi’ni yapmışlardır.

*Hunların bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. Teoman’ın en büyük baÅŸarısı Orta Asya’daki Türk boÅŸlarını bir bayrak altanda toplamasıdır.

Teoman’ın oÄŸlu Mete, babasını öldürerek tahta çıkmıştır. Mete bu gün de dünyada kullanılan onluk askeri sistemi bulmuÅŸtur.

Mete han Çin’i iÅŸgal etmiÅŸ ancak Türklerin Çin’e yerleÅŸmesine izin vermemiÅŸtir. Bunun sebebi Çin medeniyetinin Türkleri yok etmesini engellemektir.

Hun hükümdarlarından Ki-ok’un en büyük hatası Çinli bir prensesle evlenmesidir. Çünkü bu prensesler:

1-Türk akınlarını önceden Çin’e haber verdiler

2-Yanlarında getirdikleri hizmetçilerine casusluk yaptırdılar

3-Türk beylerinin arasını açtılar

4-Türkleri lükse ve sefahata alıştırdılar.

Sonuçta Hun hükümdarı Hohan-yeh Çin’in hakimiyetine girmek istedi. Ancak kardeÅŸi Çi-çi buna karşı çıktı. Böylece Hun Devleti doÄŸu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

Batıyı yöneten Çi-çi’nin iki hatası vardı:

1-Kendine bağlı boylara çok sert davrandı. Bu da Türklerle Çinlilerin işbirliği yapmasına sebep oldu.

2-Şehirlerin etrafını surlarla çevreleyerek Türk savunma sistemine ters düşen bir uygulama yaptı.

Bu sebeplerle M.Ö. 38’de Batı Hunları yıkıldı.

Doğu Hunları kuzey ve güney olarak ikiye ayrıldı. Bu iki topluluk da Çin hakimiyetine girmiştir.

KAVİMLER GÖÇÜ

Orta Asya’daki hakimiyetlerini kaybeden Hunlar Balamir baÅŸkanlığında İtil (Volga) ırmağının kıyısına kadar geldiler. Bunları gören Barbar kavimler (Barbar: Romalı olmayan) Roma’ya doÄŸru yöneldiler. Bu kavimlerin Türklerden korkarak Batıya doÄŸru göçlerine Kavimler Göçü adı verilir.

KAVİMLER GÖÇÜ’NÜN SONUÇLARI

1-Bu olay ilk çağın sonu, orta çağın başlangıcı kabul edildi.

2-Roma İmparatorluÄŸu 395’te doÄŸu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

3-Barbar kavimler Avrupa’da İngiltere, Fransa, İspanya gibi devletler kurdular.

4-Avrupalı krallar güçlerini kaybettiler ve feodalite (derebeylik) rejimi ortaya çıktı.

5-Avrupa’da kalan Türkler Avrupa Hun Devleti, Avarlar, Bulgaristan ve Macaristan’ı kurdular.

AVRUPA HUN DEVLETİ

4. yüzyıl sonlarında Macaristan’da Balamir’in torunu Uldız tarafından kuruldu.

Uldız, Bizans’ı devamlı baskı altında tuttu. Cermen kavimleriyle iÅŸbirliÄŸi yaparak Batı Roma’ya saldırdı.

Uldız, “GüneÅŸin battığı yere kadar her yeri zabt edebilirim” sözü ile ünlüdür.

Uldız’dan sonra yerine geçen Rua, devleti kardeÅŸleri Muncuk, Oktar ve Aybars ile birlikte yönetti.

Rua’dan sonra yerine Muncuk’un oÄŸlu Attila çıktı.

ATTİLA DÖNEMİ

Attila, amcası Rua’nın yerine tahta çıktı. Devleti kardeÅŸi Bleda ile yönetti.

ATTİLLA’NIN SEFERLERİ

BİZANS SEFERİ

Tarihi: 434

Tarafları: Avrupa HunlarıX Bizans

Sebep: Attila Bizans’a sığınan Hun kaçaklarını yakalamak istiyordu.

Sonuç: Margos Antlaşması ile savaş sona erdi.

MARGOS ANTLAÅžMASI

Tarih:

Taraflar:

Maddesi:

I.BALKAN SEFERİ

Tarih: 441

Taraflar: Avrupa Hunları X Bizans

Sebep: Bizans, Margos Antlaşması şartlarına uymamıştı.

Sonuç: Bizans, Hunlara verdiği vergiyi artırdı.

Önemi: Avrupa Hunlarına Balkanların yolu açıldı.

II.BALKAN SEFERİ

Tarih:447

Taraflar:Avrupa Hunları X Bizans

Sebep: Bizans vergisini vermiyordu.

Sonuç: Anatolyos Antlaşması ile savaş sona erdi.

ANATOLYOS ANTLAÅžMASI

Tarih:

Taraflar:

Maddesi:

BATI ROMA (GALYA) SEFERİ

Tarih: 451

Taraflar: Avrupa Hunları X Romalılar

Sebep: Roma imparatorunun kız kardeÅŸi Honoria Attila ile evlenmek istemiÅŸti. Attila da çeyiz olarak Roma’nın yarısını istedi. Çeyiz verilmeyince Attila sefere çıktı.

Sonuç: İki ordu da ağır kayıplar vererek geri çekildi.

İTALYA SEFERİ

Tarih: 452

Taraflar: Avrupa Hunları X Romalılar

Sebep: Attila’nın Roma’ya son darbeyi vurmak istemesi

Sonuç: Papa I.Leo Attila’ya Roma ÅŸehrinde veba salgını olduÄŸunu söyleyince Attila geri çekildi.

AKHUNLAR

Afganistan’da kurulmuÅŸtur.

Akhunlar, İpek Yolu’nu ellerinde bulunduruyorlardı. Göktürkler Sasanilerle birleÅŸerek Akhunları yıktılar ve topraklarını aralarında paylaÅŸtılar.

GÖKTÜRKLER

*Tarihte Türk adı ile kurulan ilk Türk devletidir.

*Büyük Hun Devleti’nden sonra Orta Asya’da kurulan 2. büyük Türk devletidir.

*Orta Asya’daki en geniÅŸ topraklara sahip olan Türk devletidir.

Bumin KaÄŸan tarafından 552’de Ötüken’de kuruldu. Demircilikle uÄŸraşıyorlardı ve Avarlara silah satıyorlardı.

Göktürklerden İstemi Yabgu, (Yabgu: Batıyı yöneten Türk hakanı) bütün hayatını ipek yolunu ele geçirmek için geçirmiÅŸtir. İstemi Yabgu önce Sasanilerle birleÅŸerek Akhunları yıktı. Daha sonra Bizans ile anlaÅŸarak Sasanilerin elindeki İpek Yolu’nu ele geçirdi. İstemi Yabgu 568’de ilk kez Orta Asya’dan Bizans’a bir elçi gönderdi.

Göktürk hakanı Ta-po KaÄŸan, Budizm’i kabul etti. KardeÅŸi İşbara bu kararına karşı çıktı. Bunun üzerine Göktürkler doÄŸu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

DoÄŸu Göktürkler 630’da Çin’in hakimiyetine girdiler. Aynı yıl Batı Göktürkler de Çin’in hakimiyetini kabul ettiler.

II.GÖKTÜRK DEVLETİ (KUTLUK DEVLETİ)

682 yılında Kutluk bilge KaÄŸan tarafından Ötüken’de kuruldu. Kutluk KaÄŸan’ın diÄŸer ismi İlteriÅŸ KaÄŸan’dır. İlteriÅŸ, devleti derleyen ve toparlayan demektir.

İlteriÅŸ KaÄŸan 47 kez Çin Seddi’ni aÅŸtı. Bunun sebebi:

1-Çin’de yaÅŸayan esir Türkleri kurtarıp nüfusunu çoÄŸaltmak

2-Çin’den ganimet elde etmek

Göktürk Kitabeleri II. Göktürk Devleti’nin kaÄŸanı, Bilge KaÄŸan, kardeÅŸi Kültigin KaÄŸan ve baÅŸ danışman (aygucı) Tonyukuk adına dikilmiÅŸtir.

Bu kitabeler Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleridir.

UYGURLAR

745 yılında Kutluk Bilge Kül Kadir Han tarafından Ordubalık (Karabalgasun) şehrinde kuruldu.

Çinliler Göktürklere yaptıklarını Uygurlara yapmadılar. Uygurlara farklı bir taktik denediler. Bu da Budizm’in Uygurlar arasında yayılmasıydı. Budizm et yemeyi ve canlı öldürmeyi yasaklıyordu. Böylece Türkler et yemediler ve savşçı özelliklerini kaybettiler. Ayrıca Budizm sebebiyle mabetler yapmaya baÅŸladılar ve yerleÅŸik hayata geçtiler.

Uygurların Türk tarihindeki önemi ilk kez yerleşik hayata geçen Türk devleti olmalarıdır.

Uygurlardan Baga Tarkan ilk kez Türk tarihinde yazılı kanunları çıkarmıştır.

Uygurlar ikiye ayrıldılar:

1-Kansu Uygurları

2-Doğu Türkistan Uygurları (Turfan Uygurları)

UYGURLARIN TARİHTEKİ ÖNEMİ

1-İlk kez Göktanrı dinini bırakarak Budizm’e geçen Türk topluluÄŸudur.

2-İlk kez yerleşik hayata geçen Türk topluluğudur.

3-Uygurlar okuma yazma bilmeyen Moğolların devlet memuru oldular ve Moğolların Türkleşmesinde büyük rol oynadılar. Moğolların resmi dili Uygurca oldu.

3. KONU

DİĞER TÜRK DEVLETLERİ

KIRGIZLAR

840’da Uygurları yıkarak Ötüken’de kuruldular.

Kırgızları Moğollar yıkmıştır.

Türk tarihinde ilk kez Moğol hakimiyetine giren Türk devleti Kırgızlardır.

Kırgızlar 1991’de baÅŸkent BiÅŸkek olmak üzere Kırgızistan Devleti’ni kurmuÅŸlardı.

SABARLAR

Bu günkü Sibirya adını Sabar Türklerinden almıştır.

AVARLAR

560 yılında Bayan Han tarafından Macaristan’da kuruldular.

Avarlar 619 ve 626’da iki kez İstanbul’u kuÅŸattılar. İki kuÅŸatma da baÅŸarısız olmuÅŸtur.

805 yılında Franklar tarafından yıkıldılar.

Avarlar Balkanlardaki Slavları etkilemişler, onların devlet ve askeri teşkilatlarını kurmuşlardır.

HAZARLAR

630 yılında Hazar Denizi’nin yakınında kurulmuÅŸlardır. Hazar Denizi adını Hazarlardan alır.

Hazarlar ilk ve son Yahudi Türk kavimidir.

Hazarların bölgede oluÅŸturduÄŸu barış Rusya’nın kurulmasına sebep olmuÅŸtur.

BULGARLAR

Kavimler Göçü sonucunda Bulgaristan’a giren Türkler oradaki Ogur Türkleri ile karışarak karışmak anlamına gelen Bulgar Devleti’ni kurdular.

Büyük Bulgar Devleti kısa zamanda ikiye ayrıldı:

1-İtil (Volga) Bulgarları

2-Tuna Bulgarları

*İtil Bulgarları 10. yüzyılda Almış Han zamanında Müslüman oldular.

*Tuna Bulgarları ise Boris Han zamanında Hıristiyanlığı kabul ederek Türklük özelliklerini kaybettiler.

TÜRGİŞLER

630 yılında Baga Tarkan tarafından kuruldu.

TürgiÅŸler, Maveraünnehir’e gelen İslam ordularını durdurarak Türklerin AraplaÅŸmasını engellediler.

KARLUKLAR

Karluklar Talas Savaşı’ndan sonra Müslüman oldular.

Karluklar Müslümanlığı kabul eden ilk Türk boyudur.

Karluklar Karahanlı Devleti’ni kurmuÅŸlardır.

MACARLAR

Kavimler Göçü sonucunda Türkler tarafından kurulmuştur.

Avrupalılar Macarlara Hunlar adını vermiştir. 1000 yılında Hıristiyanlığı kabul edip Türklük özelliklerini kaybetmişlerdir.

PEÇENEKLER

Oğuz boylarından olan Peçenekler bir devlet kuramamışlardır.

1090’da Çaka Bey ile İstanbul kuÅŸatması için anlaÅŸtılar. Peçenekler karadan, Çaka Bey denizden İstanbul’u kuÅŸatacaktı. Fakat Bizanslılar Peçenekleri baÅŸka bir Türk boyu olan Kumanlara kırdırdılar.

Peçeneklerin tarihteki en önemli baÅŸarıları 1071 Malazgirt Savaşı’dır. Bu savÅŸta Uzlarla beraber Bizans ordusunda ücretli asker olan Peçenekler savaÅŸtıkları ordunun Türk olduÄŸunu anlayınca saf deÄŸiÅŸtirdiler ve Alparslan Malazgirt Savaşı’nı kazandı.

OÄžUZLAR

OÄŸuz kelimesi ok+ uz’dan oluÅŸmuÅŸtur. Ok, hakimiyet sembolü, uz, aile demektir. Yani OÄŸuz Hakim aile anlamına gelir.

OÄŸuzların Hıristiyan olanları Romanya’ya yerleÅŸtiler ve Gagavuz (Gök OÄŸuz) adını aldılar.

Müslümanlığı kabul eden OÄŸuzlar ise Büyük Selçuklu Devleti’ni, Türkiye Selçuklu Devleti’ni, Akkoyunluları, Karakoyunluları, Osmanlıları, Safevileri ve bütün Anadolu beyliklerini kurmuÅŸlardır.

Türkiye Türklerinin ataları Oğuzlardır.

KUMANLAR (KIPÇAKLAR)

Kumanlar bir devlet kuramadılar. Çaka Bey’in İstanbul kuÅŸatmasında Peçenekleri yok ettiler.

Romanya’nın kurulmasına sebep oldular.

Kıpçak-Oğuz savaşlarından Dede Korkut Hikayeleri ortaya çıkmıştır.

4.KONU

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK

TOPLUM YAPISI

Türklerde aile toplumun en küçük birimidir.

Aileye Oguş adı verilir.

Oguşların birleşmesiyle Urug (sülale) oluşur.

Urugların birleşmesiyle boy, boyların birleşmesiyle bodun (millet), bodunların birleşmesiyle il (devlet) oluşur.

Boyları boy beyi, bodunları han yönetirdi. İlleri yönetenlere kağan, hakan adı verilirdi.

Türklerde toplum sınıflara ayrılmazdı. Çünkü Türkler Aşina adlı bir kurttan geldiklerine inanıyorlardı.

Türkler hükümdarlarına kağan, hakan, şenyü, ilteber, yabgu, idi-kut, tanhun adını verirlerdi.

Türkler hükümdarlık yetkisinin Göktanrı’dan geldiÄŸine inanırlardı. Buna kut denirdi.

Türklerin yazılı kuralları yoktu. Töre ile yönetilirlerdi.

Türklerde hükümdarlık sembolleri:

1-Otağ (hükümdar çadırı)

2-Örgün (taht)

3-TuÄŸ

4-Sancak

5-Davul’dur.

VERASET SİSTEMİ (TAHTA GEÇME SİSTEMİ)

Orta Asya Türklerinde hükümdarın oğullarından her biri taht üzerinde hak sahibiydi. Bu sistem Türk devletlerinin çok kolay parçalanmalarına ve yıkılmalarına sebep olmuştur. Bu sistemi Türklere benimseten Çinlilerdir. Çinliler bu sistemle Türk devletlerini parçalayarak himayelerine almışlardır.

Bu sisteme Orta Asya Veraset Sistemi adı verilir.

Daha sonraki Türk devletleri bu sistemi kaldırıp ekberiyet (en büyük oğlun tahta çıkma) sistemine geçmişlerdir.

KURULTAY-HÜKUMET

İlk Türk devletlerinde devlet işlerinin görüşüldüğü meclise kurultay (toy- kengeş) adı verilirdi. Türkler hükumete ayukı adını vermişlerdir. Başbakana aygucı, bakanlara buyruk, dışişleri bakanına bitikçi veya tamgacı, saraydaki askeri komutanlara tarkan, vergi memurlarına tudun adı verilmişti.

İKİLİ TEŞKİLAT

Orta Asya Türk devletlerinde devlet doÄŸu ve batı olarak ikiye ayrılırdı. Göktanrı inancına göre GüneÅŸ’in doÄŸduÄŸu yer olan doÄŸu kutsal sayılır ve hakan tarafından yönetilirdi. GüneÅŸ’in battığı yer olan batı ise ikinci derecede kutsal yerdi ve hakanın kardeÅŸi yabgu tarafından yönetilirdi.

ORDU

Türk ordusunun özellikleri:

1-Ücretsiz

2-Daimi

3-Gönüllü

4-Atlı

TURAN TAKTİĞİ

Bütün dünya Türklerinin bir bayrak altında toplanacağı hayal devlete Turan Devleti adı verilir.

Turan taktiğinde ordu üçe ayrılır. Sağ kol, sol kol ve merkez. Savaş sırasında merkez önce ileriye, sonra geriye çekilir (sahte çekiliş-sahte ricat) sağ ve sol kollar hilal biçimini alarak düşmanı kuşatır. Bazen de dolunay yapılarak düşman çember altına alınır. Bütün Türk savaşları hatta Büyük Taarruz bile turan taktiği ile yapılmıştır. Turan taktiğinin diğer bir adı da kurt kapanıdır.

DİN VE İNANIŞ

1-Şamanizm (Putperest bir dindir. Bir totem ve etrafında dönen şamandan (kamdan) oluşan bir dindir. Şaman aynı zamanda kötü ruhları dans ederek kovar ve hastalara şifa verir.)

2-Göktanrı dini

3-Tabiat kuvvetlerine inanma

4-Atalar kültü ( Atalara ait her şeye saygı duyma, özellikle mezarlara saygı duyma)

5-Hıristiyanlık

6-Musevilik

7-Budizm (Çinlilerin Türklere benimsettiÄŸi bir dindir. Budizm et yemeyi ve canlı öldürmeyi yasaklıyordu. Bu sebeple Türkler kısa sürede Budizm’den vazgeçtiler.)

8-İslamiyet

DİL VE EDEBİYAT

Türkler Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır.

Türklerden kalan en önemli eser Göktürk Kitabeleri (Orhun Yazıtları)’dir. Kitabeler II.Göktürk Devleti hakanlarından Bilge KaÄŸan ve Kültigin ile meÅŸhur aygucı tonyukuk adına dikilmiÅŸtir.

Bilge Kağan ve Kültigin kitabelerini Yollığ Tigin yazmıştır. Bu sebeple Yollığ Tigin bilinen ilk Türk yazarıdır. Tonyukuk kendi kitabesini kendisi yazmıştır.

İPEK YOLU

Çin’den baÅŸlayıp Orta Asya’yı aÅŸarak Akdeniz’de sona eren ticaret yoludur.

KÜRK YOLU

Hazar Denizi’nden baÅŸlayarak İpek Yolu’na paralel olarak Çin’e kadar ulaÅŸan ticaret yoludur.

*Uygurlar minyatür sanatı ile ilgilendiler. Minyatür boyutu olmayan resime verilen isimdir.

Ayrıca Türkler balbal adı verilen küçük taşlara çok önem vermişlerdir. Balballar mezarların etrafına dikilir ve o kişinin öldürdüğü düşman sayısını gösterirdi.

*Türkler şehirlerine balık adını vermişlerdir. Ordubalık gibi

5.KONU

İLK TÜRK DEVLETLERİNİN DİĞER DEVLETLERLE İLİŞKİLERİ

TÜRK-ÇİN İLİŞKİLERİ

Çin kaynaklarında Türklere ait ilk belge M.Ö. 318 yılında yapılan Kuzey Şansi Savaşı sonunda imzalanan antlaşmadır.

Hunlar Çinliler üzerine:

1-İpek Yolu’na hakim olmak için

2-Türklerin ihtiyacı olan ipek, buğday ve pirinci temin etmek için saldırılar düzenlemişlerdir.

Çinliler Türklere karşılık:

1-Çin Seddi’ni inÅŸa ettiler.

2-Ordularını Türkler gibi kurdular.

3-Çinli prensesleri Türk hakanları ile evlendirdiler.

4-İpek Yolu hakimiyeti için Türkler aleyhine bütün devletlerle birleştiler.

5-Türklere Budizm’i benimseterek onların savaşçılığını yok etmeye çalıştılar.

6-Orta Asya Veraset sistemini Türklere benimseterek Türk ülkelerinin parçalanmasını sağladılar.

Çin kültürü:

1-Şehircilik alanında

2-Tarım alanında

3-Felsefi alanda Türkleri etkiledi.

Türk kültürü:

1-Askeri teÅŸkilatta

2-Kıyafette

3-Takvimde

4-Göktanrı inancıyla Çinlileri etkiledi.

TÜRK-MOĞOL İLİŞKİLERİ

Uygurlar Moğolların devlet memurlarıydı. Bu sebeple Moğollar Türk sanılmaktadır.

Uygurlar Moğolları:

1-Tarımda

2-Yazıda

3-Hukukta

4-Devlet teşkilatlanmasında

5-Orduda etkilemiÅŸlerdir.

1915 Yılı Öncesi Ermeniler!!!

Salı, 06 Kasım 2007

1915 YILI ÖNCESİ ANADOLUDA ERMENİLER

Son zamanlarda Ermenilerin, 1. Dünya Savaşı döneminde verdiÄŸi kayıpları abartarak ve Diaspora’nın yoÄŸun propaganda giriÅŸimleriyle Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığı iddialarını dünya kamuoyuna onaylatma faaliyetleri daha önce hiç olmadığı kadar yoÄŸunluk kazanmıştır. Fakat Türkiye bu propagandaya ne yazık ki gereken cevabı verememiÅŸtir. Türk halkının bir kısmı da meselenin iç yüzünü incelemeden soykırımı tanıyalım gitsin demektedirlerdir ve tarihte iÅŸlemediÄŸimiz bir fiilden dolayı sorumlu tutulmamızı kabullenir bir tutum sergilemektedirler. Bu tutumun yanlış bir tavır olacağını belirterek çalışmamda Ermeni iddialarına bilgilerimin imkan verdiÄŸi sınırlar dahilinde cevap vermeye çalışacağım.

Osmanlılar ile Ermeniler arasında 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar ciddi bir anlaÅŸmazlık ya da düşmanlık olmamıştır. Bu döneme kadar Ermeniler "Millet-i Sadıka" olarak adlandırılmış ve devletin önemli mevkilerinde bulunmuÅŸlardır.Ermeniler arasından 29 paÅŸa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 baÅŸkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur çıkmış ayrıca Ermeniler ticari ve sanatsal faaliyetlerini serbestlik içerisinde sürdürmüşlerdir. KuÅŸkusuz bu iki milletin dostluÄŸunun oluÅŸmasında savaÅŸlarda karşı karşıya gelmemeleri ve Osmanlıların Ermenilere dini serbesti tanımalarının büyük önemi olmuÅŸtur.Batıdaki Ermeniler Bursa’da dini merkez kurmuÅŸlar, İstanbul’un alınmasından sonra Fatih’in fermanı ile Ermeni patrikliÄŸi kurulmuÅŸ ve ve patriÄŸin imparatorluktaki tüm Ermenilerin hem ruhani hem de cismani lideri olduÄŸu hükme baÄŸlanmıştır.

Peki bu dostluÄŸu bozan ne olmuÅŸtu? Öncelikli sebep olarak Rus ve İngilizlerin bölgedeki çıkarları ve nüfuz arayışları diyebiliriz.Ruslar DoÄŸu Anadoluyu doÄŸal geniÅŸleme alanı olarak görmüşler ve burayı ilhak edebilmek için Ermenilere bir ileri karakol misyonu yüklemek ve onlara kimi zaman özerklik kimi zaman da bağımsızlık vaad ederek Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmalarını saÄŸlamak yoluna baÅŸvurmuÅŸlardır. İngilizler ise DoÄŸu Anadolu’daki Rus ilhakını kendi sömürgeleri için tehlikeli gördüğünden Åžark Sorunu dedikleri Ermeni meselesini kendi üzerine almış DoÄŸo Anadolu’yu Ruslara karşı bir tampon bölge olarak kullanmak istemiÅŸlerdir.

1877-78, 93 Harbinden ağır bir kayıpla çıkan Osmanlı devleti Rusların ağır koÅŸullarını kabul etmiÅŸ Ayestefanos AnlaÅŸması ile Ermeniler lehine ıslahat yapmayı ve bunları Rusların denetlemesini kabul etmiÅŸtir. Fakat İngiltere’nin baskısıyla bu anlaÅŸma deÄŸiÅŸtirilerek Berlin AnlaÅŸması imzalanmış ve bu anlaÅŸma ile Ermeni meselesi bir Avrupa meselesi haline getirilmiÅŸtir.İşte bu tarihten sonra yabancı devletler DoÄŸu Anadolu’daki en ücra köşelere bile baÅŸkonsolosluklar açmışlar ayrıca Protestan ve Katolik misyonerler Anadolu’nun her tarafında açtıkları okullar vasıtasıyla taraftar kazanmaya çalışmışlar; İngilizler ile Fransızların çıkarları doÄŸrultusunda Ermeni komitalarını silahlandırılmasında baÅŸrolü üstlenmiÅŸlerdir.

Islahat Fermanı’ndan sonra Osmanlı toplum yaÅŸamı Batı tarzında ÅŸekillenmeye baÅŸlamış bu doÄŸrultuda gayri müslimlerle müslümanlar aynı statüye getirilmiÅŸlerdir. Ayrıca Ermeniler 1863 yılında içiÅŸlerini görüşmek üzere 140 kiÅŸilik bir meclis kurmuÅŸ ve arazisiz bir özerkliÄŸe sahip olmuÅŸlardır. Bu meclis nedeniyle İstanbul’daki Ermeni PatrikliÄŸi dünyevi iÅŸlerden soyutlanmaya baÅŸlamış ayrıca protestanlık ve katolikliÄŸin Ermeniler için sunduÄŸu imkanlar sebebiyle cazip hale gelmesinden dolayı taraftar kaybeden ve etkinliÄŸinin yavaÅŸ yavaÅŸ azalması tehlikesi ile karşı karşıya kalan Patriklik daha radikal davranmaya baÅŸlamış Rus tesirindeki Eçmiyazin kilisesinin de üstünlüğünü kabul etmiÅŸ ve Ermenilerin millet bilinci kazanması amacına hizmet etmiÅŸ, Ermeni komitalarının oluÅŸmasında ve silahlanmasında büyük etkisi olmuÅŸtur.

Anadoludaki Ermeni silahlı hareketinin oluÅŸmasında şüphesiz en önemli faktör Ermeni komiteleriydi. 1880′den sonra DoÄŸu Anadolu’da Rusların etkisiyle Van’da Karahaç ve Armenekan, Erzurum’da Vatan Koruyucuları adlı komiteler kurulmuÅŸ fakat bu yerel komiteler Ermenilerin raÄŸbet etmemesi nedeniyle önemli bir etkinlik kazanamamışlardır. İmparatorluk içindeki komitelerin etkili olamayacağının anlaşılmasından sonra Osmanlı toprakları dışında Rus Ermenilerine komiteler kurdurtulmuÅŸtur.Böylece 1887′de, Cenevre’de Hınçak; 1890′da, Tiflis’te milliyetçi TaÅŸnak komiteleri kurulmuÅŸ ve amaç olarak da Anadolu topraklarını ve Osmanlı Ermenilerini kurtarmak gösterilmiÅŸtir.TaÅŸnak komitesinin 1892′deki genel kurulunda kararlaÅŸtırılan programın 8. maddesi hükümet yetkililerini ve hainleri terörize etmek 11. metodu ise hükümet kuruluÅŸlarını tahrip etmek ve yaÄŸmalamaktır.

Gerek Hınçak Gerekse de TaÅŸnak komiteleri Anadoluda terör yaratarak Türklerle Ermeniler arasında husumet çıkarmak ve bu sayede yaratacakları ortak düşmana karşı taraftar kazanmak ve Ermenilerin birliÄŸini saÄŸlamak, daha önce Bulgarların bağımsızlıklarını kazanmak için izledikleri metodu uyguluyarak ayaklanmalar çıkartmak ve Avrupa kamuoyunun ilgisini çekmek amacındaydılar. Ayrıca terör yolu ile DoÄŸu Anadolu’daki Türkleri göçe zorlamak, göç etmeyenleri ise katlederek bölgede azınlıkta olan Ermenileri çoÄŸunluk durumuna getirmek amacındaydılar.

Bu doÄŸrultuda ilk isyan 1890′da Erzurum’da çıkmıştır. Daha sonra Kumkapı İsyanı 1892-93′te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894′te Sasun İsyanı, 1895′te Bab-ı Ali gösterisi ve Zeytun İsyanı 1896′da Van isyanı ve Osmanlı Bankası iÅŸgali, 1905′te Abdülhamid’e suikast teÅŸebbüsü ve 1909′da Adana İsyanı gerçekleÅŸmiÅŸtir.

Bu isyanlar günlerce sürmüş, müslüman halk katledilmiş ve malları yağmalanmıştır. İsyanlar güçlükle bastırılmıştır. Fakat bu olaylar batı kamuoyuna Ermenilerin Türklerce katledilmasi olarak aktarılmış, ülkedeki misyonerler ve konsolosluklar tarafından bu haksız ve gerçekten uzak propagandaya destek verilmiş ve olaylar batıya "vahşi müslümanların masum hristiyanları katletmesi" olarak yansıtılmıştır.Osmanlı Devleti bu isyanları gerçekleştirenlerin elebaşlarını yargılayamamış padişaha suikast düzenleyenler bile Avrupa ülkelerinin desteği ile ellerini kollarını sallayarak yurt dışına çıkmışlar ve daha sonra sahte kimliklerle, tekrar katliam yapmak için ülkeye dönmüşlerdir.

Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesi Ermeniler tarafından nihayi hedeflerine ulaÅŸmak için büyük bir fırsat olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. 1. Dünya Savaşında komitelerin faaliyete geçmesinden şüphelenen Osmanlı Hükümeti savaÅŸ öncesinde TaÅŸnak yöneticileri ile Erzurum’da bir toplantı yaparak savaÅŸ halinde Ermenilerin sadık vatandaÅŸlar olarak Osmanlı saflarında görev almalarını istemiÅŸler, Ermeniler de bunu kabul etmiÅŸlerdir. Fakat Ermeniler bu sözlerini tutmamışlardır.

Rusların DoÄŸu Anadolu’ya saldırması ile askerden kaçan Ermeniler gönüllü birlikler olarak Rus saflarına katılmışlar, Osmanlı ordusundaki Ermeni askerler de silahlarıyla beraber Rus saflarına geçmiÅŸlerdir. Yıllardır misyoner okul ve kiliselerinde saklanmış olan silahlar ortaya çıkarılmış, Türk erkeklerinin birçok cephede savaÅŸan orduya katılmalarını fırsat bilip savunmasız Türk köylerine ve kasabalarına saldırıp katliama giriÅŸmiÅŸlerdir. DoÄŸu cephesinde Ruslarla savaÅŸan orduyu arkadan vurmuÅŸlar, birliklerin harekatını engellemiÅŸler, ikmal yollarını kesmiÅŸler, yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmiÅŸlerdir. Ayrıca ÅŸehirlerde isyan çıkartarak Rusların buraları kolayca elde etmelerini saÄŸlamışlardır. Rusya’nın Osmanlı Devletine savaÅŸ ilan etmesi üzerine TaÅŸnak Komitesi örgütüne ÅŸu talimatı vermiÅŸtir: "Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye baÅŸladığında her yerde isyanlar çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu suretle iki ateÅŸ arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemeleri halinde ise Ermeni askerler silahları ile birlikte kıtalarını terkedecek ve çeteler teÅŸkil edip Ruslarla birleÅŸeceklerdir."

Ermeniler bu ayaklanma ve faaliyetlerin tehcir kararına karşı gösterilen bir tepki olduğunu söylemektedirler fakat bu olaylar olurken daha "Tehcir Kanunu" çıkmamıştı, tehcir kararı bu faaliyetlerin tehlikeli bir boyuta ulşması sonucu verilmiştir.

Osmanlı hükümeti öncelikle Ermeni PatriÄŸi, Ermeni mebusları ve ileri gelenlerini çağırarak Ermenilerin müslümanları katletmeye devam edilmesi halinde gerekli önlemleri alacağını belirtmiÅŸ fakat bu giriÅŸim sonuç vermeyince 24 Nisan 1915′te Ermeni komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kiÅŸiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmaktan dolayı tutuklamıştır. İşte bu gün Ermenilerin katliam yıldönümü diye andıkları gündür.

27 Mayıs 1915 tarihli Ermenilerin Tehciri Hakkında Kanunu Muvakkat ile bir devletin en doÄŸal hakkı ve ödevi olarak kendi iç ve dış güvenliÄŸini saÄŸlamak amacıyla savaÅŸ bölgeleri yakınlarındaki Ermenileri daha güneydeki, yine bir Osmanlı toprağı olan Suriye’nin kuzeyine tehcir etmiÅŸtir.

Bugün Ermeniler Osmanlı Devleti’nin savaÅŸ koÅŸullarında ve kendini koruması için doÄŸal bir hakkı olarak aldığı bu karar nedeniyle Ermenilere soykırım yapıldığını ileri sürmektedir. Halbuki Osmanlı Devleti tehcir kararını savaÅŸ ÅŸartlarının getirdiÄŸi bir zorunluluk olarak almış ve bu kiÅŸilerin güvenliÄŸinin saÄŸlanması içinde gerekli ihtimamı sarfetmiÅŸtir. Tehcirin güvenli bir ÅŸekilde gerçekleÅŸtirilmesi için verilen ,BaÅŸbakanlık ArÅŸivi ve İngiliz DışiÅŸleri ArÅŸivinde de yer alan Meclis-i Vukela emirleri şöyledir:

"Bahsi geçen kasaba ve köylerde yerleşik ve nakli gereken Ermenilerin yeni yerleşme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculukları sırasında rahatları sağlanmalı, canları ve malları korunmalıdır; varışlarından yeni yurtlarına tammamıyla yerleşmelerine kadar iaşeleri mülteci tahsisatlardan karşılanmalıdır; bunlara daha önceki mali durumları ve halihazır ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmalıdır; ihtiyaç sahipleri için Hükümet evler yapmalı çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkarlara tohum, alet, techizat temin etmelidir."

"Bu emrin tamamıyle Ermeni isyancı komitelerinin genişlemesine karşı bir önlem olması nedeniyle. Müslüman ve Ermeni gruplarının karşılıklı katliama girişmelerine yol açacak şekilde yerine getirilmesinden kaçınılmalıdır."

" Yeniden yerleştirilen Ermeni gruplarına refakat etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapılacak, bunların yiyecek ve diğer ihtiyaçları sağlanacak, bu amaçla gerekecek harcamalar göçmenlere ayrılan hükümet tahsisatından karşılanacaktır."

"Göçmenlerin yolculukları sırasında varış yerlerine kadar gerekli iaÅŸeleri saÄŸlanmalıdır… Yoksul göçmenlere yerleÅŸebilmeleri için kredi verilmelidir. Yolculuk halindeki kiÅŸiler için kurulan kamplar muntazaman denetlenmelidir; bu kiÅŸilerin refahı için gerekli önlemler alınmalı, ayrıca asayiÅŸ ve güvenlikleri saÄŸlanmalıdır. Yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve saÄŸlık durumları hergün doktor tarafından denetlenmelidir…Hasta, kadın ve çocuklar trenle diÄŸerleri ise dayanıklılıklarına göre katırla, araba içinde veya yaya olarak gönderilmelidirler. Her konvoyda bir müfreze muhafız refakat etmeli, her konvoyun yiyecek malzemeleri varış yerine kadar korunmalıdır… Kamplarda veya yolculuk sırasında göçmenlere karşı bir saldırı vuku bulursa, bu saldırılar derhal püskürtülmelidir."

Yer deÄŸiÅŸtirme sırasında Ermenilerin bir kısmının hayatını kaybettiÄŸi mutlaktır,ancak bunun bir katliam olmadığı hele hele soykırım diye addedilemeyeceÄŸi aÅŸikardır. Zira yerlerinden ayrılmak istemeyen Ermeniler isyan etmiÅŸ, askerle çatışmaya girmiÅŸ savaÅŸm nedeniyle kıtlık , hastalık, iklim ÅŸartları, çapulcuların saldırıları, zaman zaman müslüman halkla giriÅŸilen çatışmalar ve bazı görevlilerin suistimali kaybın fazla olmasına yol açmıştır.Tehcir sırasında suistimalı görülen memurlar ve kafilelere saldıran eÅŸkiyalar yargılanmış ve idam dahil çeÅŸitli cezalara çarptırılmıştır.ElveriÅŸsiz koÅŸulların ise 90 bin kiÅŸilik bir Osmanlı Kolordusunu yok ettiÄŸini göz önüne alırsak, devlet politikası olarak bir milletin toptan yok edilmesi diye bir olaydan bahsetmek haksızlık olacaktır. Zaten Osmanlı Devleti tehciri savaşın getirdiÄŸi bir zorunluluk olarak uygulamış ve o günün güç koÅŸullarında göç kafilelerinin güvenliÄŸi için gerekli önlemleri almıştır.Ayrıca İstanbul, İzmir gibi savaÅŸtan uzak bölgelerde Ermeniler tehcire tabii tutulmamıştır, belgelerden de anlaşılacağı üzere Ermenilerden asker aileleri, hastalar, protestan ve katolikler tehcir kapsamının dışında bırakılmıştır. Bunlara ilaveten; asker, subay ve sıhhıye sınıflarında bulunanlar, Osmanlı Bankası, Duyun-ı Umumiye ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler de sevkiyat dışı tutulmuÅŸlardır. MaraÅŸ, Trabzon, Diyarbakır, Elaziz, vilayetleri ve Canik sancağındaki tüccar ve esnaf, demiryolu bulunan yerlerdeki ÅŸimendiferlerde çalışan işçi ve memurlar da tehcir kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca, kimsesiz çocuklar gerek Türklrin gerekse diÄŸer devletlerin ve milletlerin misyonerlerinin sahip olduÄŸu yetimhanelere bırakılmış, erkeÄŸi olmayan kadınlar ve çocukları da müslüman köylerinde barındırılmıştır. EÄŸer tehcirin bir soykırım olduÄŸundan söz edecek olsaydık sanırım bu kadar istisnasının olmaması gerekecekti. Zaten Osmanlı Devleti Hristiyan dünyanın ve özellikle müttefiki Almanya’nın tepkisini çekmemek için tehcir konusunda özellikle özenli davranmaya çalışmıştır.

Ayrıca Ermeniler tehcir sırasında Talat PaÅŸa’nın katliam emreden gizli bir telgrafının olduÄŸunu ileri sürmüşler fakat bunun sahte olduÄŸu bilim çevrelerince ispatlanmıştır.Ayrıca 1.Dünya Savaşı’ndan sonra müttefikler Ermenilerin soykırım iddiaları üzerine soykırım delilleri aramaya koyulmuÅŸlar, savaÅŸtan yenik olarak ayrılan Osmanlı Devleti’nin

tüm arşivleri kendilerine açık olduğu halde iddialarını güçlendirecek deliller bulamamışlardır.

Bir diğer ihtilaflı konu ise meydana gelen insan kaybı sayısındadır. Türk kaynakları ölü sayısının 200-300 bin dolaylarında olduğunu belirtmektedir. Bu konuda Britanica 1918 baskısında 600000 Ermeninin öldüğünü kaydetmekte, 1968 baskısında ise bu sayının 1.5 milyon olduğunu belirtmektedir. Çeşitli Ermeni kaynakları da 500-600 bin dediği ölü sayısını daha sonra 1 ve 1.5 milyon olarak iddia etmiştir. Ama o dönemde 1 milyon 300 bin dolaylarında bir Ermani nüfusunun varlığından söz edilmektedir ki bunlardan savaş öncesi ve sonrasında göç edenler, tehcire tabii tutulmayanlar ve tehcirle yerlerine ulaşanların sayısı çıkarıldığında 300 bin dolaylarında bir insan kaybının olduğu görülüyor ki bunlar arasında çete harekatlarında ve Rus saflarında ölenler de dahildir. Esasında bir kişi ya da 300 bin kişi ölmüş meselesi önemli değildir nihayetinde insan ölmüştür fakat bunun sorumluluğunun Türklere değil; Ermenilere, İngilizlere, Fransızlara ve de Ruslara ait olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Ayrıca bu rakamların çok çok üstündeki bir Türk kaybını da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak Osmanlı Devleti Batum AnlaÅŸması ile 28 Mayıs 1918′de kurulan Ermeni Cumhuriyeti’ni tanımıştır.

Bu sözlere raÄŸmen Osmanlıların Mondoros’u imzalamasından sonra Ermeniler yeniden faaliyete geçmiÅŸ 28 Mayıs 1919′da Türkiye Ermenistanını ilhak ettiÄŸini açıklamış fakat bu olay ciddiye dahi alınmamıştır.

ABD’nin incelemeler yapmak için 1919′da DoÄŸu Anadolu’ya yolladığı G. Harbord ve heyetinin hazırladığı raporda "Türkler ile Ermenilerin yüzyıllardır barış içinde yan yana yaÅŸadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Türk köylerinin yakıldığı, savaÅŸa giden Türk köylülerinden en çok %20’sinin geri dönebildiÄŸi, 1. Dünya Savaşı’nın baÅŸlangıcında Ermenilerin Türkiye Ermenistanı denilen bölgelerde hiçbir zaman çoÄŸunlukta olmadıkları, Tehcir edilen Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir yerleÅŸim merkezinde dahi çoÄŸunluÄŸu oluÅŸturamayacakları, geri dönen Ermenilerin tehlike içinde bulunmadıkları ve olaylara ilÅŸkin acıklı ve korkunç iddiaların doÄŸru olmadığının tesbit edildiÄŸi" belirtilmiÅŸ ve rapor ABD kongresine sunulmuÅŸtur.

Harbord’un raporuna raÄŸmen Sevr AnlaÅŸması’nda Osmanlı Devleti’nin DoÄŸu Anadolu’da Ermenistan’ı özgür ve bağımsız bir ülke olarak tanıması hükme baÄŸlanıyordu. Fakat iÅŸgalci güçlere karşı yapılan Türk milli mücadelesi bu anlaÅŸmayı tanımadı; Ermenilerle Gümrü, sovyetler ile Moskova ve sovyet Ermenileri ile Kars anlaÅŸmaları yaparak Sevr Geçersiz kılındı. Lozan AnlaÅŸması’nda ise Ermeni azınlığın hakları tesbit edilerek Türkiye için Ermeni sorunu sona erdi. Fakat Ermenilerin çabaları sona ermedi ve Türkleri soykırım sorumlusu olarak gösterme giriÅŸimleri bu zamana kadar artarak devam etti. Bu giriÅŸimler Asala gibi terör giriÅŸimleriyle olduÄŸu gibi yanlış belgeler düzenleyip bilim dünyasındaki terör ÅŸeklinde de gerçekleÅŸti; fakat en önemli propaganda aracı olarak Ermeniler internet teknolojisini kullanmakta, hazırladıkları web sayfalarında Türk milletine, Türk milli mücadelesine ve M.Kemal Atatürk’e ağır hakaretlerde ve haksız ithaflarda bulunmakta ve iletiÅŸim teknolojisini kullanarak dünya kamuoyunu yanlış bilinçlendirmektedirler. Biz bu propagandaya karşı koymak için yakın zamanda haklılığımızı ortaya koyan geniÅŸ kapsamlı İngilizce bir web sitesi oluÅŸturacağız ve İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ve diÄŸer yabancı dillere vakıf arkadaÅŸlarımızın da bu çaÄŸrıya kulak verip bildikleri dillerde Ermeni iddiaları konusunda haklılığımızı ortaya koyan web sayfaları hazırlamalarını istiyoruz.

ERMENİ SORUNU

İDDİALAR - GERÇEKLER

24 NİSAN 1915

Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı hükümeti, herhangi bir önleme başvurmadan önce Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine "Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını" bildirmekle yetinmiştir. Ancak, olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.

Bu maksatla, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kiÅŸi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Osmanlı Hükümeti’nin bu kararı üzerine hareket geçen Eçmiyazin Katalikosu Kevork, ABD CumhurbaÅŸkanı’na ÅŸu telgrafı göndermiÅŸtir:

"Sayın BaÅŸkan, Türk Ermenistanı’ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam baÅŸlamış ve organize bir tedhiÅŸ Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuÅŸtur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin ÅŸiddetine terkedilmiÅŸ Türkiye’deki halkımın korunmasını rica ediyorum."

BaÅŸpiskopos Kevork’un telgrafını, Rusya’nın Washington Büyükelçisi’nin ABD’deki temasları izlemiÅŸtir. Bütün olup biten, yasadışı Ermeni komitelerinin kapatılması ve elebaÅŸlarının tutuklanması olmasına raÄŸmen, olayı bir "katliam" gibi göstermeye çalışan Ermeniler, baÅŸta ABD ve Rusya olmak üzere, çeÅŸitli sömürgeci devletleri kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır.

Diaspora Ermenilerinin her yıl sözde "Ermeni soykırımının yıldönümü" diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir. Görüldüğü gibi bu tarih, sözde soykırım şöyle dursun, sözde soykırım iddialarına temel oluşturduğu iddia edilen "yer değiştirme" uygulamasıyla bile ilgili değildir.

İzmir Suikastı Davası

Salı, 06 Kasım 2007

İzmir Suikastı Davası

Haziran 1926, İzmir

Giritli Motorcu Åževki’nin 15 Haziran 1926 günü İzmir ValiliÄŸine yaptığı bir ihbarla ortaya çıkarılan Mustafa Kemal’e suikast olayının yeni kurulan cumhuriyette bir iktidar savaşı olduÄŸu bellidir. İktidarı elinde bulunduran kadro kendisine rakip olarak gördüğü bir diÄŸer kadroyu tasfiye etmek için bu olayı kullanmıştır. Dolayısıyla bu tuhaf davanın sanıkları durumuna sokulan ünlü ÅŸahsiyetlerin, milli mücadelenin önde gelen paÅŸalarının başına gelenler piÅŸmiÅŸ tavuÄŸun başına gelmemiÅŸtir!

Sonuçta çoğu İttihatçı olan 18 kişi idam edilirken Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü dışında milli mücadeleyi yürüten askeri liderlerin hemen tümü şaibeli hale getirilmiştir. Hukuksal olarak nasıl bir skandal veya fiyaskonun cereyan ettiği ise olayın üzerinden sekiz ay geçtikten sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından itiraf edilecektir.

Åževki’nin ihbarı sonucunda 15 Haziran akÅŸamı İzmir’de ve İstanbul’da yapılan tutuklamalarla yakalanan Ziya HurÅŸit, Çopur Hilmi, Gürcü Yusuf, Laz İsmail gibi kiÅŸilerin verdiÄŸi ifadelerin yanı sıra yakalanan silahlar ve bazı diÄŸer kanıtlardan Mustafa Kemal’in İzmir’i ziyareti sırasında Kemeraltı’nda bir suikast teÅŸebbüsü olacağı söylenebilir.

Ama Enver PaÅŸa’nın adamı olarak bilinen Hacı Sami ve İttihat ve Terakki’nin TeÅŸkilat-ı Mahsusası’nın kurucularından Kuşçubaşı EÅŸref’den yurtdışında bulunan Çerkez Ethem’e kadar birçok kiÅŸiyle baÄŸlantısı olduÄŸu ileri sürülen olayın karanlıkta kalan yanları açığa çıkarılan yanlarından daha fazladır.

Tabii bütün bu kargaÅŸa içinde asıl önemli olan tam bir yıl önce, Haziran 1925′te kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nda yer alan paÅŸaların olaya dahil edilmeleri ve tutuklanarak idam talebiyle İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmalarıdır. Çok deÄŸil, daha birkaç yıl önce gerçekleÅŸtirilen milli mücadelenin kahramanları birdenbire cumhurbaÅŸkanına suikast düzenlemeye kalkışacak kadar iktidar hırsından gözleri bir ÅŸeyi görmeyen caniler haline gelivereceklerdir!

Kasım 1924′de Kazım Karabekir’in baÅŸkanlığında kurulan ve Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar EÄŸilmez, Mersinli Cemal PaÅŸa gibi ünlü komutanların da yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Haziran 1925′te hükümetin aldığı bir kararla kapatılmıştı. Ama İttihat ve Terakki’nin nasıl bir örgüt olduÄŸunu iyi bilen Mustafa Kemal PaÅŸa açısından bu defter tam anlamıyla kapanmamıştı.

İktidar savaşı şu veya bu şekilde devam edecekti. Bu duruma hazırlıklı olmak ve gerektiğinde hiç tereddütsüz ve acımasız bir şekilde hareket etmek zorunluydu. İşte İzmir suikastı davası bu bağlamda bir anlam taşımaktadır.

Mustafa Kemal’e yönelik bir suikast hazırlığından haberi olan hükümetin olayı denetimi altında tuttuÄŸu ve suikastçıların içine de kendi adamı olan emekli jandarma yüzbaşısı Sarı Efe Edip’i soktuÄŸu mahkeme sırasında paÅŸalar tarafından ileri sürüldü. Ama üzerine gidilemediÄŸi için kanıtlanamadı. Ancak olayın bu çerçevede geliÅŸtiÄŸini gösteren çeÅŸitli iÅŸaretler vardır.

İzmir’de yakalanan tetikçilerin ardından İstanbul’da Bristol Oteli’nde yakalanan Sarı Efe Edip İstanbul Polis Müdürü Ekrem Bey’e verdiÄŸi ifadede suikastın, "Terakkiperver Fırkası Umumi Heyeti tarafından kararlaÅŸtırıldığını" söyleyince, İzmir’de bulunan CumhurbaÅŸkanı Mustafa Kemal Ankara’daki BaÅŸbakan İsmet PaÅŸa’ya bütün Terakkiperver paÅŸalarının, yani Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar EÄŸilmez, Rüştü PaÅŸa, Mersinli Cemal PaÅŸa’nın tutuklanmasını ve yargılanmak üzere İzmir İstiklal Mahkemesine gönderilmesini isteyecektir. (Rauf Orbay o sırada yurtdışında olduÄŸu için daha sonra gıyabında Ankara’da yargılanacak ve 10 yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.)

Ancak İsmet PaÅŸa durumdan çok emin deÄŸildir ve ortada ciddi bir kanıt olmadan, hepsi de mebus olan ve milli mücadelenin önderliÄŸini yapmış bu ÅŸahsiyetlerin tutuklanmasının bir skandal olacağını düşünmektedir. Nitekim Kazım Karabekir 18 Haziranda tutuklanmış ama BaÅŸbakan İsmet PaÅŸa’nın müdahalesiyle hemen serbest bırakılmıştır. İçiÅŸleri Bakanı Recep Peker bu durumu bir telgrafla Mustafa Kemal’e ihbar edecek ve bunun üzerine İzmir İstiklal Mahkemesinin BaÅŸbakan İsmet PaÅŸa için de tutuklama kararı çıkardığı söylenecektir ama bu da kanıtlanmış deÄŸildir.

İzmir ve Ankara arasında karşılıklı telgraflarla durum açıklığa kavuÅŸamayıp İsmet PaÅŸa yeterince ikna olmayınca kalkar İzmir’e gider. Orada Mustafa Kemal ve mahkeme heyetiyle yüz yüze yaptığı görüşmeler sonucunda ikna edilecek ve böylece paÅŸaların hepsi tutuklanarak İzmir’e gönderileceklerdir.

Elbette bütün ülke ve dünya şaşkın bir şekilde olayı izlemektedir ve sadece bir kişinin, sanık paşaların "hükümet ajanı" olduğunu, örtülü ödenekten para aldığını söyledikleri birinin verdiği saçma bir ifade nedeniyle tutuklanmışlardır. Saçma, çünkü cumhurbaşkanına suikast düzenlenmesi gibi bir eylemin kapatılmış bir partinin "umumi heyeti" tarafından kararlaştırılması aklın alacağı bir iş değildir.

Sonuçta İzmir’de Elhamra Sineması salonunda yapılan İstiklal Mahkemesi duruÅŸmalarında celladın ipini boyunlarında hisseden paÅŸalar mümkün olduÄŸunca durumu açıklığa kavuÅŸturmaya çalışırlar. İp boyunlarındadır, çünkü İstiklal Mahkemeleri neredeyse önüne gelene idam cezası vermekle ünlüdür. Bu kadar uydurma bir gerekçeyle tutuklanıp mahkemeye çıkarıldıklarına göre aynı ÅŸekilde idam cezasına çarptırılmaları ve hemen infaz edilmeleri iÅŸten bile deÄŸildir.

Mahkeme çok hızlı bir ÅŸekilde çalışarak davayı en kısa sürede sonuçlandırmak istemektedir. Gerek Kazım Karabekir, gerekse Ali Fuat Cebesoy, Sarı Efe Edip’in Meclis BaÅŸkanı Kazım PaÅŸa’nın yakını olduÄŸunu, hatta Ankara’ya geldiÄŸinde onun evinde kaldığını, bu tertibin içine hükümet tarafından ajan olarak sokulduÄŸunu anlatırlar ve kendilerinin olayla bir ilgilerinin olmadığını belirtirler.

13 Temmuzda Kel Ali baÅŸkanlığındaki mahkeme kararını açıkladığında verdiÄŸi 13 idam cezası arasında tetikçilerin yanı sıra suikastın örgütleyicileri olarak adı geçen İzmit mebusu Şükrü, Rüştü PaÅŸa, EskiÅŸehir mebusu ve Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı Miralay Arif, Saruhan mebusu Abidin, Sivas mebusu Halis Turgut gibi isimler de vardır, ancak Terakkiperver paÅŸalar beraat etmiÅŸlerdir.

Mahkeme Terakkiperver Fırka içinde gizli bir örgütün Cumhurbaşkanım öldürerek yönetime el koymak istediği kararına varmıştır, ancak paşaların bununla ilişkisi kurulamamıştır.

Sarı Efe Edip de beklemediÄŸi idam cezası karşısında ÅŸaşıracak ve "Bu kararda benim hizmetim nazara alınmadı" diyecektir ama mahkeme baÅŸkanı Kel Ali tarafından "Hizmetiniz elbette nazara alınacaktır" diye susturulacaktır. Ali Fuat PaÅŸa hatıralarında, Sarı Efe Edip’in hükümet ajanı olmasına raÄŸmen idam ediliÅŸini "Bu hizmet esnasında yanlış bir hareketine yahut baÅŸka bir sebebe baÄŸlıdır" diye yazacaktır.

Sonuçta paÅŸalar boyunlarını cellatın ipinden kurtaracaklar ama siyasi hayatları da bitmiÅŸ olacaktır. Hukuki olarak ortada ciddi hiçbir ÅŸey yoktur, ama beraat etmiÅŸ de olsalar Mustafa Kemal’e suikast davasından yargılanmış olmaları siyasette artık bir rol üstlenememeleri için yeterlidir. Nitekim bazıları ancak Mustafa Kemal’in ölümünden sonra tekrar siyasetle ilgilenecekler ve mebus olabileceklerdir.

Bu davadan sekiz ay kadar sonra, Mart 1927′de bir akÅŸam Çankaya’daki sofrasında ağırladığı çocukluk arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a Mustafa Kemal itirafta bulunup, şöyle diyecektir: "PaÅŸaları senin hatırın için affettirdim." Harbiye’den atılmaktan Ali Fuat’ın babası İsmail PaÅŸa sayesinde kurtulan Mustafa Kemal bu sözlerinde herhalde samimidir ama aslında bu sözler aynı zamanda büyük bir fiyaskonun da itirafı deÄŸil midir?

Mustafa Kemal milli mücadelede omuz omuza savaÅŸtığı paÅŸaları affettirmiÅŸtir ama onlar Mustafa Kemal’i affetmemiÅŸ, hatta Mustafa Kemal’in çaÄŸrısına ve çabalarına raÄŸmen bazıları bir daha ölünceye kadar kendisiyle görüşmemiÅŸtir…

İlkçağ Tarihi Ve İlkçağ Uygarliklari

Salı, 06 Kasım 2007

TARİH ÖNCESİ VE İLKÇAĞ TARİHİ

Tarih öncesi ilk devir kaba taş devridir. İlk araçlarda bu devirde yapılmıştır.

1- İlk resim ve heykel yontma taş devrinde yapılmaya başlanmıştır.

2- AteÅŸ ilk defa taÅŸ devrinde bulundu.

3- İnsanlar ilk defa yerleşik hayata cilalı taş devrinde geçtiler.

4- İnsanlar hayvanları evcilleştirmeyi ilk defa cilalı taş devrinde öğrendiler.

5- İnsanlar ilk defa balıkçılığa cilalı taş devrinde başladılar.

6- İlk krallık ve beylik maden devrinde kurulmuştur.

7- İlk bulunan maden bakırdır.

8- İlk kez yazı demir devrinde kullanılmıştır.

9- Tarihte ilk defa aile hukuku Hititlerde görülmüştür.

10- Anadoluda kurulan ilk uygarlık Hititlerdir.

11- İlk tarih yazıcılığını Hititler yapmıştır.

12- Anadoludaki ilk siyasi birlik Hititlerdir.

13- Tarihte ilk defa meclisi Hititler kurmuÅŸtur.(pankus meclisi)

14- İlk sosyal örgütlenme maden devrinde mezopotamyadaki Sümerler tarafından gerçekleştirirdi.

15- Tarihte ilk defa Güneş Saatini Sümerler kullanmıştır.

16- Mezopatamyadaki ilk medeniyet Sümerler tarafından kuruldu.

17- İlk yazıcı (Çivi Yazısı) bılan Sümerlerdir.

18- İlk yazılı kanunlar Sümerlere aittir (Urgakina kanunları)

19- İlk ordu Sümer ve Akadlar tarafından kuruldu.

20- Tarihte ilk olarak asya ile Avrupa arasındaki kültürel etkileÅŸimi meydana getiren olay İskender’in asya seferine çıkmasıdır.

21- İlk kez doğu-batı ticaretinin gelişmesine Lidyalılar neden olmuştur.

22- İlk parayı Lidyalılar kullandı.(m.ö. 700)

23- İlk anayasayı babiller yazmıştır.

24- İlk kanun kitabını babiller yazmıştır.

25- Tarihte ilk defa Güneş yılına dayalı takvimi mısırlar bulmuş ve gün, yıl ve mevsim olarak ayırmışlardır.

26- Tarihte ilk yazılı antlaşma kadeş antlaşmasıdır.

27- İlk hiyeroglif (resim) yazısını mısırlar bulmuştur.

28- İlk defa tıp ve mumyacığı mısırlar geliştirmiştir.

29- Sulama kanalları ve sulama işi ilk kez maden devrinde Mısırda kullanmaya başlanmıştır.

30- İlk defa alan ve hacim hesplarını bulan, daireyi 360 dereceye bölen Mısırlardır.

31- Tarım ile ilk defa mısırlar uğraşmışlardır.

32- Tarihte ilk defa ticaret kolonileri İonlar kurmuştur.

33- İlk modern tarih yunan medeniyetinde heredot tarafından yazıldı.

34- İlk posta örgütünü Persler kurmuştur.

35- Tarihte ilk alfabeyi bulanlar Fenikelilerdir.

36- Tarihte ilk denizciler Fenikelilerdir.

37- Tarihte ilk Yahudi İbranilerdir.

38- Tarihte ilk basın yayın hayatını romanlılar çıkartıkları günlüklerle başlattılar.

TARİH ÖNCESİ DEVİRLER ve TARİH DEVİRLERİ

İnsan topluluklarının o dönemde kullandığı ve günümüze kadar gelebilen kalıntılardan yola çıkılarak iki bölüme ayrılır.

TAŞ DEVRİ

KABA TAŞ DEVRİ

İnsanlığın en ilkel ve en uzun dönemidir. Bu dönemde henüz araç ve gereç yapımı başlamamıştır. İnsanlar kendilerini korumak için doğadaki sivri taşları olduğu gibi kullanmıştır.

YONTMA TAŞ DEVRİ

Bu dönemde insanlar taşları yontarak ilk defa araç ve gereç yapmışlardır. Bu aletler savunma ve avlanma amacıyla yapılmıştır. İnsan doğanın asalağı durumundadır. Tüketici, avcı ve toplayıcıdır. Ekonomik etkinliklerden ötürü göçebe bir yaşam sürmüşlerdir Mağara duvarlarına hayvan resimleri yapmışlardır. Dönemin sonlarına doğru ateş denetim altına alınmıştır. (Ateş önce insanları soğuktan ve yırtıcı hayvanlardan korumuş, daha sonraki dönemlerde ise insanlığın gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Toprak kapların yapımında madenlerin işlenmesinde olduğu gibi) Yontma Taş Devrinin sonlarına doğru buzullar çözülmüş, iklim yumuşamıştır.

CİLALI TAŞ DEVRİ

Bu dönemde alet yapımı gelişmiş sert ve düzgün aletler yapılmıştır. Taşın yanısıra ilk defa topraktan da araç gereçler yapılmıştır. (Toprakkaplar yapılmış, seramiksanatı ilerlemiştir.) İnsanlık için güzel bir dönemin başlangıcıdır. İnsan doğanın asalağı olmaktan kurtulmuş ilk defa üretim faaliyetlerini başlatmıştır. İlk defa tarım başlamış, hayat tarzı değişerek yerleşik yaşama geçilmiştir. Bunun sonucunda ilk köyler kurulmuş, hayvanlar evcilleştirilmiştir. Menhir ve Dolmen adı verilen anıtlar dikilmiştir. Bitki liflerinden elbiseler dikilmiştir.

MADEN DEVRİ

BAKIR DEVRİ

İşlemesi kolay olduğu için ilk kullanılan madenler bakır, altın ve gümüştür. Ancak doğada fazla bulunduğu için bakırdan daha fazla araç ve gereç yapılmış ve döneme damgasını vurmuştur.

TUNÇ DEVRİ

Bakır ve kalayın karışımından tunç elde edilmiş ve böylece daha sert dayanıklı araç gereçler yapılmıştır. Bu dönemde karasaban bulunmuş ve tarımda gelişim sağlanmıştır. Tüketim fazlası üretim elde edilmiş bu da ticaretin gelişmesini sağlamıştır. İlk şehir ve devlet yapıları kurulmuştur.

DEMİR DEVRİ

Demirin yüksek ısıda işlenebilmeye başlanması ile sanayide önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ticaret hızlanmış ve dönemin sonlarına doğru yazı icat edilmiştir.

TARİH DEVİRLERİ

Tarih, yazının icadı ile başlayan zaman dilimi içerisinde devirlere ayrılırken, insanlık tarihini etkileyen büyük ve önemli olay ve buluşlara göre dört bölüme ayrılır.

İLK ÇAĞ

Yazının bulunmasıyla başlayıp (M.Ö. 4000-3500) Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışına kadar sürer. En uzun süren çağ olarak bilinir.

ORTA ÇAĞ

Batı Roma İmparatorluÄŸunun yıkılışından (476), İstanbul’un Türkler tarafından fethine kadar (1453) sürer.

YENİ ÇAĞ

İstanbul’un fethinden, 1453 tarihinde baÅŸlayıp, 1789 tarihli Fransız İhtilaline kadar sürer.

YAKIN ÇAĞ

1789 Fransız İhtilali ile başlayıp, günümüze kadar sürer.

Çin-Hint-İskit Medeniyetleri

ÇİN MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

Çin’in tarihi Yontma TaÅŸ Devri’nde baÅŸlamıştır.

Åžensi ve Kansu’da Türk kültürü etkili olmuÅŸtur.

Tunguz, MoÄŸol, Türk ve Tibet kültürleri Çin’de etkili olmuÅŸtur.

ÇİN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Çin’de egemen olan dinlerin başında, Taoizm, Konfüçyüsçülük ve Budizm gelir. İpek üretimi sayesinde İpek yolu geliÅŸti.

Çinliler Çin yazısını kullandılar.

M.Ö. XI’ yy’da mürekkep kullandılar.

M.Ö. 105′li yıllarda kağıdı icat ettiler.

M.S. 650′de matbaayı kullandılar.

HİNT MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

En eski medeniyetler İndus Medeniyetleri’dir. Hindistan’daki ilk medeniyet Sint Medeniyeti’dir.

İndus ve Ganj nehirleri verimliliği artıran etkendir.

Güçlü devletler oluşamamış, küçük prenslikler ortaya çıkmıştır.

Kast örgütünü Ariler kurmuştur.

HİNT MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Eski Hint Medeniyeti’nde en önemli toplumsal kurum KAST TeÅŸkilatı’ydı. Kast TeÅŸkilatı beÅŸ bölümden oluÅŸurdu.

1. Brahmanlar : Din adamları

2. Ksatriyalar : Askerler ve soylular

3. Vaysiyalar : Sanatkar, tüccar ve köylüler

4. Südralar : İşçiler

5. Paryalar

İSKİT MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

İskitler, M.Ö. XI. yy. ile M.S. II. yy. arasında yaşamışlardır.

Göçebe-atlı kavimlerin en büyüğüdürler.

Diğer adları Sakalar olup, tarihte Önemli rol oynayan ilk Türk topluluğudur.

M.Ö. VII. Yüzyıllarda Tuna Nehri’ne ulaÅŸtılar.

İskitler, Yakut Türkleri’nin atalarıdır.

İSKİT MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

İskitler ölümden sonraki hayata inandıkları için ölülerini Kurgan olarak bilinen çadır mezarlara gömerlerdi.

İskitler, en eski Türk dini olan Şamanizme inanırlardı.

İskitlerin Asya’daki mücadeleleri Alper Tunga Destanı’nda anlatılmıştır

Mezopotamya Medeniyetleri

AKADLAR SİYASİ TARİHİ

Akadlar, Sami Soyundan gelir.

Başkent Akad olmak üzere, M.Ö. 2350 yılında Kral Sargon önderliğinde krallıklarını kurdular.

Kısa sürede tüm Mezopotamya’ya hakim olduktan sonra Sümer Medeniyeti’nin yayılmasını saÄŸladılar.

Kral Sargon önderliğinde tarihteki ilk büyük imparatorluğu kurdular.

Akad Krallığı, M.Ö. 2150 tarihinde Uruk Krallığı tarafından yıkıldı.

AKADLAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Akadlar, Sümer Uygarlığı’nı devam ettirerek büyükbir imparatorluk kurdular.

Tarihte ilk kez daimi ordu kuranlar Akadlar olmuÅŸtur.

ASURLULAR SİYASİ TARİH

Asurlular, Sami ırkına mensuptur.

M.Ö. 2000′lerde Mezopotamya’ya geldiler.

Başkentleri en önemli ticari merkezleri Asur kentiydi.

Tüccar bir kavim olan Asurlular, en çok Anadolu’da ticaret yapmışlardır.

Asurluların varlığına M.Ö. 612′de Medler, Babilliler ve İskitler tarafından son verildi.

ASURLULAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Asurlular daha çok Anadolu’da yaptıkları ticaret ile tanınırlar.

Anadolu’da ticari koloniler kurdular.

Anadolu’da, Asur Pazar yerlerine KARUM denir.

Büyük bir askeri imparatorluk kurdular.

Güçlü orduları ve şiddetli kanunları vardı.

En ünlü tanrıları Asur’du.

Mezopotamya’da ölümden sonra hayat inancı olmadığından, anıt mezarlara hiç rastlanmaz.

BABİLLİLER SİYASİ TARİH

Sami soyundan gelen Amurrular’a Babilliler denir.

BaÅŸkent Babil olmak üzere M.Ö. XIX. yy’da Mezopotamya’nın en güçlü devletini kurdular.

Birinci Babil Devleti’ni M.Ö. 1594′te Hititler yıktı.

İkinci Babil Devleti’ni M.Ö. 539′da Persler yıktı.

BABİLLİLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Babilliler, Kral Hammurabi zamanında mutlak krallığa dayalı büyük bir imparatorluk kurdular.

Sümer Kralı Urukagina tarafından yazdırılan ilk kanunlardan sonra Mezopotamya’da bilinen diÄŸer bir kanun ise Hammurabi Kanunları’dır.

Babilliler, astronomi çalışmaları yapmışlar, burçları bulmuşlar ve yılı 354 güne bölmüşlerdir.

Babillilere ait en önemli sanat eserleri ÅŸunlardı : Hammurabi Steli, Babil Kulesi ve Babil’in Asma Bahçeleri.

SÜMERLER SİYASİ TARİHİ

Mezopotamya’da kurulan ilk devlet Sümerler’dir.

Sümerlere ait en önemli ÅŸehirler, LagaÅŸ, Uruk, Endu, Kalde ve KaÅŸ’tı.

Sümerler, M.Ö. 1950′de Elamlar tarafından yıkıldı.

Çivi yazısını icat eden Sümerler böylelikle tarihi devirleri başlatmış oldular.

SÜMERLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Sümerler krallarına Patesi adını verirlerdi.

Yazı, tarihte ilk defa Sümerler tarafından kullanıldı.

Tarihte bilinen en eski kanunlarda Sümerler’e aittir.

DoÄŸa güçlerine inanan Sümerler’de en ünlü tanrılar, Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yeryüzü tanrısı), Enki (Okyanus tanrısı)’dır.

Sümerlerde en önemli sanat eserleri zigguratlardır.

Sümerler meydana getirdikleri yüksek uygarlık seviyesinde bilimde de ileri gitmişler bilim alanında şu çalışmaları yapmışlardır.

1. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar.

2. Gece ve gündüzü 12′ÅŸer saate böldüler.

3. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar.

4. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar.

5. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar.

6. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular.

7. Daireyi 360 dereceye böldüler.

İbrani-İran-Fenike Medeniyetleri

İBRANİ MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

İbraniler Sami asıllı bir kavimdir.

M.Ö. XVII. yy’da Filistin’de ilk devletlerini kurdular.

İbrani Devleti, Hz. Süleyman zamanında İsrail Devleti ve Yahudi Devleti olmak üzere ikiye ayrıldılar.

Eski İsrail Devleti’ni Asurlular yıktı.

Eski Yahudi Devleti’ni, Babilliler yıktı.

1948′de İsrail Devleti yeniden kuruldu.

İBRANİ MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Yahudiler, tek tanrılı din olan Museviliğe inandılar. Musevilik, sadece Yahudilere ait bir dindir.

İbranilere ait en önemli sanat eseri, Kudüs’teki Hz. Süleyman Tapınağı (Mescid-i Aksa)’dır.

İRAN MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

İran Medeniyeti’ni, Medler ve Persler meydana getirdi.

Medleri M.Ö. 550′de Persler yıktı.

Persleri M.Ö. 330′da Büyük İskender yıktı.

İRAN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Devlet yönetiminde mutlak krallık vardı.

Kral, tanrı Ahuramazda’nın yeryüzündeki temsilcisi.

İranlılar Zerdüştlük dinine inandılar.

FENİKELİLER SİYASİ TARİH

Fenikeliler Sami asıllı bir kavimdir.

M.Ö. 2000 yılında devletlerini kurdular.

Toprakları tarıma elverişli olmadığı için deniz ticareti yaptılar.

Asurlular, Babilliler ve Persler tarafından yıkıldılar.

FENİKELİLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Fenikeliler daha çok deniz ticaretiyle uğraştılar. Deniz ticareti sonucunda bir çok koloni elde ettiler.

Kendilerine özgü 22 harflik bir Fenike Alfabesi kullandılar.

Ön Asya Uygarlığı’nı Ege Havzası’na taşıdılar.

Mısır Medeniyetleri

MISIR MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Eski Mısır’ın tarihi M.Ö. 3000 yıllarında baÅŸlar.

M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’in Mısır’ı almasıyla son bulur.

MISIR MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Mısır’da monarÅŸik-bürokratik devlet yapısı vardı.

Devlet yönetiminde en tepede firavunlar bulunur, firavunlar tanrının oğlu sayılırdı.

Firavunlar tanrının oğlu olduğundan ilah-kral anlayışı görülürdü.

Vezirlik ilk kez Mısır’da görülmüştür.

Mısırlıların en önemli tanrıları Amon-Ra ve Ösiris’ti.

Mumyacılık ve tıp alanında ilerlemişlerdi.

24 harflik hiyeroglif denen bir resim yazısı kullanılmıştır.

Mısır bilimini Nil Nehri’nin hareketliliÄŸi etkilemiÅŸtir.

Yılı 365 gün ve 12 ay olarak hesapladılar.

Matematikte ve tıpta ileri gittiler.

Önemli sanat eserleri :

Piramitler

Amon Tapınağı

Beni Hasan Mezarları

Labirentler

Anadolu Medeniyetleri

HİTİTLER SİYASİ TARİH

Anadolu’da ilk devlet kuranlar Hattiler’dir.

Hattilerin baÅŸkenti Alacahöyük’tü.

Hititler M.Ö. 2000′lerde devletlerini kurdular. Hititlerin baÅŸkenti HattuÅŸaÅŸtır.

M.Ö. 1280′de Mısırlılarla savaÅŸtılar.

Mısır savaşı sonunda tarihte bilinen ilk antlaşma olan KADEŞ Antlaşması imzalandı.

Hititler, M.Ö. 1200′de Asurlular’ın ve Frigler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

HİTİTLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Hititlerdekralın yetkileri pankuş meclisi ile sınırlandırıldı.

Hititler, anayasa ile taht kavgalarını engellediler.

Hititler’demerkezi krala Tabarna denirdi.

Kraldan sonra ana kraliçe Tavananna söz sahibiydi.

Hititlere ait en önemli sanat eserleri, Alacahöyükteki Sfenks, Yazlıkaya Kabartması ve İvriz Kabartması’dır.

Anadolu’da feodal bir tımar sistemi vardı. Hititler’in,güçlü orduları vardı.

Hititler, Asurlular’dan öğrendikleri çivi yazısını kullandılar.

Hititler hiyeroglif yazısı da kullandılar. Hititler’in tanrılar için yazdıkları yıllıklara Anal denir. EvliliÄŸi sözleÅŸmeye dayandırıp aile hukuku meydana getirdiler.

Anadolu ekonomisi tarıma dayalıydı.

Hititler dokumacılıkta ilerlediler.

Hitit ülkesine Bin Tanrı İli denir.

Hititler’de öbür dünya inancı yaygın deÄŸildi.

Teşup ve karısı Hepat Hitit tanrılarıdır.

FRİGYALILAR SİYASİ TARİH

M.Ö. 750 Yıllarında kuruldu.

Başkenti Gordion, yani Yassıhöyüktü.

M.Ö. 676 yılında Kimmerler ve Lidyalıların saldırısı sonunda yıkıldı.

FRİGYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Frigyalılar Kaya mimarisi, dokumacılık ve kilimcilikte ileri gittiler.

En önemli sanat eseri Midas Mezarı’dır.

Frigyalılar Fenike harf yazısını kullandılar

Tarımı koruyucu yasalar yaptılar.

LİDYALILAR SİYASİ TARİH

Lidya Devleti M.Ö. 687′de kuruldu.

BaÅŸkentleri Sart’tı.

M.Ö. 546 yılında Persler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

LİDYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Lidyalılar mimaride ileri gittiler.

Kuyumculuk ve heykelcilikte ilerlediler.

Paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdular.

Fenike harf yazısını kullandılar.

Tarihte parayı ilk defa Lidyalılar kullandı.

Dünyanın en eski serbest pazar ÅŸehri Sart’ı kurdular.

Sart’tan baÅŸlayan ve Ninova’da biten Kral Yolu’nu yaptılar.

Kibele, Artemis, Zeus ve Apollo gibi Yunan tanrılarına taptılar.

İYONYALILAR SİYASİ TARİH

İyonya Devleti, Batı Anadolu’da Akalar tarafından kuruldu.

Batı Anadolu’da polis (Åžehir devletleri) kurdular.

Bu polislerin en önemlileri Milet, Foça, Efes ve İzmir’dir.

M.Ö. VII. Yüzyılda Lidyalılar’ın ve Persler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

İYONYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

İyonyalılar, önce monarşi ve oligarşi ile daha sonra demokrasi ile yönetildiler.

Zaman zaman tiran yönetimi de görüldü.

İyonyalılar daha çok dini mimaride ileri gittiler.

En önemli sanat eserleri, Artemis Tapınağı ve Apollo Tapınağı’dır.

Fenike harf yazısını kullandılar.

Özgür düşünce, demokrasi ve bilimde ileri gittiler.

Denizcilikle uğraştılar, koloniler kurdular.

İyonyalılarda, öbür dünya inancı yoktu.

URARTULAR SİYASİ TARİH

Urartu Devleti M.Ö. IX. Yüzyılda Hurriler tarafından kuruldu.

BaÅŸkentleri TuÅŸpa, yani bugünkü Van’dı.

M.Ö. 600 yılında,İskitler ve Medler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

URARTULAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Mimaride oldukça ilerleyen Urartular, bir çok kale, bend ve kanal yaptılar.

Urartular’dan günümüze kadar gelen en önemli sanat eserleri, Van Kalesi, ÇavuÅŸtepe Kalesi ve Altıntepe Kalesi’dir.

Urartular, çivi yazısını kullandılar.

Mezopotamya’nın aksine Anadolu’da ölümden sonra hayata inanış görüşmüştür.

Roma-Yunan-Helen Medeniyetleri

ROMA MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Roma ÅŸehir Devleti, M.Ö. 753′de Etrüskler tarafından kuruldu.

M.S. 395 yılında Batı Roma ve Doğu Roma olmak üzere ikiye ayrıldı.

Batı Roma İmparatorluÄŸu, M.S. 476′da yıkıldı.

DoÄŸu Roma İmparatorluÄŸu (Bizans), 1453′te Fatih Sultan Mehmet tarafından yıkıldı.

Krallık Devri (M.Ö. 753-M.Ö. 510)

Cumhuriyet Devri (M.Ö. 510-M.Ö. 27)

İmparatorluk Devri (M.Ö. 27-M.S. 395)

Bizans İmparatorluğunun yıkılması ile Orta Çağ bitti, Yeni Çağ başladı.

ROMA MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Roma halkı üç gruba ayrılırdı. Bunlar :

Patriciler : Her türlü hakka sahip olanlar. (Yönetime katılabiliyor)

Plepler : Hiç bir siaysi hakkı olmayan çiftçi, köylü ve sanatkarlar.

Köleler : Ne siyasi ne de toplumsal hakka sahip.

Roma medeniyeti denince akla ilk gelen On İki levha Kanunları’dır.

Roma Medeniyeti’nden günümüze kalan en önemli sanat eserleri ÅŸunlardır :

Aspendos Tiaytrosu (Antalya)

Ogust Mabedi (Ankara)

ElmadaÄŸ Su Yolu (Ankara)

Roma Hamamı (Ankara)

Bozdoğan Kemeri (İstanbul)

Çemberlitaş (İstanbul)

YUNAN MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Ege medeniyetini meydana getiren medeniyetler şunlardır. Yunan medeniyeti, Makedonya Medeniyeti, Trakya Medeniyeti, Anadolu Medeniyeti, Girit Medeniyeti ve Rodos Medeniyeti. Yunan Medeniyeti, M.Ö. 1200 yılında Dorlar tarafından kuruldu.

Yunan Medeniyeti denince akla Polis (ÅŸehir devletleri) gelir.

Yunan Medeniyeti’ne ait en önemli polisler ÅŸunlardır. Atina, Isparta, Korint, Tebai, Larissa, Magara.

YUNAN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Tarihte bilinen ilk demokrasi denemeleri Yunanistan’da görülür.

Yunanistan!da sınıf farkını ortadan kaldırmak için Drakon, Solon ve Kleistenes Kanunları ortaya çıkmıştır. Yunanistan’da felsefenin öncülerinden Sokrates, Platon, Aristotales ve Thukidides yetiÅŸmiÅŸtir.

Eski Yunan’da sanat alanında heykelciliÄŸe önem verilmiÅŸtir.

HELEN MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Makedonya kralı Büyük İskender, M.Ö. IV. yy.’da DoÄŸu’ya bir sefer yaptı.

Bu sefer sonunda Hellenizm Uygarlığı doğdu.

Helen Medeniyeti’ne ait en önemli kültür merkezleri İskenderiye ve Antakya’dır.

HELEN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Helen Medeniyeti’nde daha çok pozitif bilimlerde ilerleme görülmüştür.

Helen Medeniyeti’nden günümüze kalan en önemli sanat eserleri, Zeus sunağı ve İskender Lahiti’dir.

PadiÅŸah Önde Olunca…

Salı, 06 Kasım 2007

Sultan II. Mustafa Han, Hâcei Sultani Vani Mehmed Efendi ile ÅŸeyhülislam Erzurumlu Feyzullah Efendi’nin talebesidir. Aynen 4. Murad gibi gayretli, azimli ve cesur bir sultandır.

Babası 4. Mehmed ile Sefer-i humâyunlara katılır ve Fazıl Ahmed ve Merzifonlu Kara Mustafa PaÅŸa’nın yanında piÅŸer, tecrübe kazanır.

Tahta geçtiÄŸinde çok gençtir ama dedelerinden hiçbirinin yapmadığını yapar; padiÅŸahlığının üçüncü gününde bir hattı hümayûn yayınlar. Yani diyeceksiniz, yani “bir nevi siyasi program” sunar.

Bu program devletin dostlarını sevindirir, düşmanlarını kara kara düşündürmeye başlar. Zira açık açık öze dönüş ve cihad kokar.

Para neme gerek!

O günlerde Osmanlı Avrupa’da eskisi kadar güçlü deÄŸildir bu yüzden özellikle Alman ve Avusturyalılar topraklarımıza sızar, müslümanlara tacizde bulunurlar. Hal böyle olunca 2. Mustafa, Fatih ve Yavuz gibi ordusu ile bizzat sefere çıkmayı çok arzular.

Ancak Osmanlı eski Osmanlı deÄŸildir devlet adamları gelir gider Sefer-i hümayunun çok masraflı olacağından dem vururlar. Sonra Allah korusun bir kazâ vukuunda “padiÅŸah yenildi” sözünün getireceÄŸi gaileleri hatırlatırlar. Ki bir bakıma yerden göğe haklıdırlar.

Mustafa Han önce “masraf” bahanesini siler atar. “Bize ağırlık ve hazine ne içün lâzım. İcabında kuru ekmek yer vücudumuzu din-ü devlet uÄŸruna hırpalarız. Allah kullarına hizmet tamamlanmadıkça, seferden kaçmayız” der ve 9 tuÄŸu (Sefer-i hümayun iÅŸaretidir) ordugâha çakar.

Mustafa Han eli kılıç tutan bir cengaverdir, çocukluğunda gençliğinde kışla havasını teneffüs ettiğinden olacak, seferden korkmaz. İyi ata biner, her silahı kullanır ve cengi satır satır okuyup yerinde kararlar alır.

Dahası sık sık tebdili kıyafetle sokaÄŸa çıkar, asker arasına karışıp havayı koklar. Hatta bir keresinde el bahçesine dalıp viÅŸne çalan cebeci askerini yakalar ve derhal kadıya yollar…

Ordu 1695 yılında yollara düşer ve elden çıkan kaleler birer birer üç hilali asarlar. Ancak iÅŸ beÅŸ on kaleyle kalmaz, bu mecra bir “ölüm kalım savaşına” doÄŸru akar. Alman imparatoru bizzat baÅŸkomutanını görevlendirerek Türkleri durdurmayı arzular ki MareÅŸal Veterani yenilgi nedir tanımaz.

20 Eylül günü TemeÅŸvar’ı aÅŸar ve LugoÅŸ kalesine doÄŸru sokulurlar. İşte Veterani onları burada karşılar.

Bu nasıl ses?

Mustafa Han tabur imamlarına zaferi müjdeleyen ayetler okutur ve kendisi kılıç elde öne çıkar. Osmanlı ordusunun dev köslerini filler taşır ve güm güm sesleri kâfirlerin bütün ümmidini yıkar.

Veterani, LugoÅŸ kalesi komutanına “ben bunca yıldır savaÅŸ ederim böyle bir ses duymadım. İçime bir ürperti girdi, korkarım kötü ÅŸeyler olacak” der ve bir mânâda maÄŸlubiyeti kabullendiÄŸini açıklar.

Muharebe ancak üç saat sürer, Almanlar geri çekilmeye mecbur kalırlar. İşte bunu bekleyen

Kırım Hanı Hacı Selim Giray arkalarından çevirir ve (komutan Veterani de dahil olmak üzere) alayını kırar.

Osmanlı Avrupa’da derin bir nefes alır, Sultan Mustafa sefer-i hümayun fikrinde haklı çıkar.

şimdi nurlar içinde yatan Sultan Mustafa Han, ordunun başında sefere çıkan son Osmanlı padişahıdır.

Sultan İkinci Murat

Salı, 06 Kasım 2007

Sultan İkinci Murat

Babasi Çelebi Sultan Mehmed

Annesi . Emine Hatun

Dogumu : 1402

Vefati .3 ÅŸubat 1451

Saltanatı : 1421 - 1451 (30) sene

*****************************

İkinci Murad, uzun boylu, beyaz tenli, doğan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padişahtı. Çok güzel konuşurdu. Kendisinin en büyük saadeti, Fatih Sultan Mehmed gibi eşine ender rastlanacak ve çok kıymetli bir zatın babası olmakti.Sultan Murad. süküneti ve huzurlu yaşamayı arzu eden fakat icap ettiği takdirde gayet hareketli, cesur ve hiçbir şeyden yılmayan bir kimse idi. Otuz senelik saltanatı müddetince, memleketini çok büyük bir şan ve şerefle idare ederek, emri altında bulunan herkeste, dindar. âdil ve lütufkâr bir padişah nâmı bırakmıştır.

Sultan ll. Murad çocukluÄŸu Amasya’da geçti. 18 yaşında tahta çıktı. Şâir ve hattattı.Çok iyi bir askerdi. Åžiirler yazmıştır. Zamanında Venedik donanmasıyla harbedildi. Selânik yeniden fethedildi. Düzmece Mustafa isyanı oldu ve bu isyanı bastırdı. 1422′de İstanbul’u muhasara etti. 1423′de Mora yeniden alındı. 1428′de Germiyan BeyliÄŸi Osmanlılara katıldı. Venedik ve haçlılara karşı Güvercinlik zaferi kazanıldı. 1430′da Selânik yeniden alındı. 1438′de Bosna’ya hakim olundu. 1439′da Belgrad muhasara edildi. 1443′de haçlılara karşı İzlâdi Derbendi zaferi kazanıldı.1444 Temmuz’unda Segadin antlaÅŸması yapıldı, fakat haçlılar sözlerinde durmadılar. İkinci Murad küçük yaÅŸtaki oÄŸlunu tahta çıkarınca,ümide kapılarak Osmanlı topraklarına girdiler.OÄŸlu İkinci Mehmed (Fatih) ordunun başına babasını baÅŸkumandan tayin etti. Kasım 1444′de Varna Zaferi kazanıldı. Varna Zaferinden sonra İkinci Murad tekrar tahta geçti. 1445′de Mora’ya ve ArnavutluÄŸa sefer açtı. 1448 senesinin Ekiminde haçlılar yeniden saldırdılar.Bu defa da İkinci Kosova Zaferi kazanıldı. 1451 senesinde Sultan Murad bütün esirlerini salıverdi. 47 yaşında olduÄŸu halde Edirne Sarayında vefat etti. Vasiyeti üzerine Bursa’da Muradiye Camii yanına defnedildi. Mezarının üzerini örtmemeyi, kenarlarına hafızların oturup Kur’an okuyabilmeleri için yerler yapılmasını ve Cuma günü mezara konulmasını vasiyet etmiÅŸti. Vasiyeti öylece yerine getirildi.Sultan Murad zamanında memleketin bir çok yerlerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yapılmıştır. Bunlardan birisi Edirne’deki"Üç Åžerefeli Cami"dir. Cami’in yanında bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Yine Edirne’de "Muradiye Camii"ni bina ettirmiÅŸtir. Bu caminin duvarları ve mihrabı son derece güzel çinilerle süslenmiÅŸtir. Bursa’daki "Muradiye Camii"ni ve Ergene Nehri üzerindeki 170 ayaklı "Uzun Köprü"yü de Sultan Murad yaptırmıştır.Silsile-i Sââdât-ı Nakşıbendiyye’den, Hâce Yâkub Darhi (k.s.), ,Seyhi Emir Sultan, Hacı Bayram Veli, İbn-i Haceri Askalâni, Muhammediye kitabmın müellifi Yazıcızâde Mühammed Efendi İkinci Murad devrinde vefat eden büyüklerdir.

Erkek çocukları : Fatih Sultan Mehmed, Ahmed, Alâaddin, Orhan, Hasan, Ahmed (ll.)

Kız çocukları : Şehzâde ve Fatma Hatun.

Çanakkale’nin Åžehit Çocukları

Salı, 06 Kasım 2007

Çanakkale’nin ÅŸehit çocukları

Galatasaray, Konya, İzmir liseleri 1915′te tek bir mezun verememiÅŸti. Çünkü tüm öğrencileri Çanakkale’de ÅŸehit olmuÅŸtu.

Çanakkale ve İstiklal Savaşı’na katılan çok sayıda çocuk, vatan savunmasında destan niteliÄŸinde kahramanlık örnekleri sergileyerek, "meçhul çocuk askerler" olarak Türk tarihinde yerini aldı. Selçuk Üniversitesi EÄŸitim Fakültesi Tarih EÄŸitimi Anabilim Dalı BaÅŸkanı Prof. Dr. Nuri Köstüklü, Türk milletinin vatan savunması verdiÄŸi dönemlerde erkek ve kadınlar kadar çocukların da çok önemli görevler üstlendiÄŸini söyledi.

Türk çocuklarının milli bir sorumluluk ÅŸuuru içinde gösterdikleri fedakarlıklar, çektiÄŸi çileler ve eziyetlerin tam olarak bilinmediÄŸini vurgulayan Köstüklü, Anadolu’nun hemen her köşesinde, özellikle iÅŸgal gören yörelerde, çocukların da bir destan niteliÄŸinde kahramanlık örnekleri sergilediÄŸini anlattı. Çocuk askerler üzerine bir araÅŸtırma yaptığını ve elde ettiÄŸi bilgileri bazı seminerlerde sunduÄŸunu dile getiren Köstüklü, bunlardan bazılarını şöyle sıraladı: "Antep savunmasında Kebapçı Said AÄŸa’nın oÄŸlu küçük Mehmet, Åžahin Bey’in oÄŸlu Hayri, ÅŸehit YolaÄŸası’nın oÄŸlu Mehmed Ali gibi 11-12 yaÅŸlarındaki çocukların özverisi göz yaÅŸartıcı boyuttadır. Bu çocuklar Arslan Bey’in başında bulunduÄŸu milis kuvvetlerinin içinde diÄŸer Kuvayi Milliyeciler gibi silahlı olup yeri geldiÄŸinde çatışmalara katıldılar ve çoÄŸu zaman da istihbarat hizmetinde bulundular.

KAHRAMANLIĞI TÜRKÜ OLDU

Adanalı çocukların da İstiklal Savaşı’nda milli heyecan içinde hareket ettiÄŸini dile getiren Köstüklü şöyle dedi: "Urfa’da 14 yaşındaki Bozan, Fransızlar kaçarken Kuvayi Milliye önünde harbe katıldı. Bu yavrunun kahramanlığını gören halk, Bozan için türkü bile yazdı. Sebeke dağından indim dereye/Atılıyor bombalar, bilmem nereye/Türk çeteleri dönmez geriye/Be yürü! yürü Bozan Yavrum yürü!/Vursun kırsın Fransızları, aslanım yürü!…" Köstüklü, MaraÅŸ savunması sırasında kendisine verilen köprü uçurma görevini yerine getiren Sarıca Köyü’nden 14 yaşındaki Ali ile milis kuvvetler arasında bir çok yeri dolaÅŸmak suretiyle bilgi alışveriÅŸini saÄŸlayan 10 yaşındaki Osmaniyeli Niyazi Aykan’ın da tarihe adını altın harflerle yazdırdığını ifade etti.

YÜZLERCE GAZİ ÇOCUK

Köstüklü, Çanakkale Savaşı’na katılan Galata-saray, Konya ve İzmir Liseleri gibi birçok okulun öğrencisinin ÅŸehit düştüğünü belirterek, savaşın olduÄŸu dönemde bu üç lisenin mezun bile veremediÄŸini söyledi. Türk milletinin kadını erkeÄŸi ve çocuÄŸuyla tek vücut olarak düşmana karşı koyduÄŸunu ve yabancı unsurları Türk topraklarından attığını belirten Köstüklü, "Türk çocuÄŸu yeri geldiÄŸinde omzunda silahla cephede savaÅŸtı, yeri geldi istihbarat için haber taşıdı, yeri geldi Türk askerine mermi götürdü" dedi.

12 YAŞINDAKİ NEZAHAT ONBAŞI

Tabur Komutanı Binbaşı Halit Bey’in kızı 12 yaşındaki Nezahat onbaşının da, elinde silahı asker kıyafetiyl e çeÅŸitli muharebelere katıldığını anlatan Köstüklü, "Ata binmesini ve silah kullanmasını çok iyi bilen bu kız çocuÄŸu Milli Mücadele boyunca 70. Piyade Alayı’nın bir mensubu olarak tam bir asker gibi, cepheden cepheye koÅŸtu. Hatta bu Alaya, o bölgede ‘Kızlı Alay’ denmiÅŸti" diye konuÅŸtu.

FAKÜLTE SİYAHA BOYANDI

Çanakkale destanında bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi eski adıyla Darul Fünun öğrencilerinin ise ayrı bir yeri var. 1915′te Darül Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2 bin 500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkele’ye koÅŸtu. İki tümen hâlinde Gelibolu’ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu ÅŸehit oldular. Bu nedenle sonraki yıl açılışta siyaha boyanan Darul Fünun, 1921 yılında hiç mezun veremedi.

TEK BACAÄžIYLA SAVAÅžTI

Çocuk askerlerden Mehmet ve İsmail, ÅŸehrin durumu ile ilgili orduya dilenci kılığında bilgi götürürken düşman askerlerine yakalandılar ve hiçbir konuda düşman kuvvetlerine bilgi vermediler. Serbest bırakıldıktan sonra ateÅŸ açılması nedeniyle küçük Mehmet 4, İsmail ise 9 yerinden yaralandı. Mehmet’in hastanede ayağı kesilerek kurtarıldı. Ancak İsmail hastanede ÅŸehit oldu. Bir ayağı kesilen Gazi Mehmet, geri döndükten sonra tek ayağıyla Milli Mücadelede yine görev aldı.

kaynak : http://www.samanyoluhaber.com/tr/Kultur/a.5900.html

Türk Bayrağı Tarihi

Salı, 06 Kasım 2007

Türk Bayrağı Tarihi

Bilinen efsaneye göre, 1. Kosova Savaşı sonrasında; Türk askerlerin kanının bir çukurda toplanması sonucunda; Ay ve Yıldız’ın yan yana gelmesi ile oluÅŸtuÄŸu söylenmektedir. Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı’nın sebep olması en büyük imkanlardan biridir, lakin bu savaÅŸ tarihinin akÅŸamında gökyüzünde Jüpiter ve Ay yan yana nadir anlarından birini yaÅŸamıştır. Bu savaÅŸ sonunda ele geçirilen bir Sırp askeri, dönemin padiÅŸahı Murat Hüdavendigar’a Sırp savaÅŸ planlarını vereceÄŸi taahhütü ile yaklaÅŸmış; hançeri ile Osmanlı İmparatorluÄŸu galibiyeti ile sonuçlanan savaÅŸ sonrasında ÅŸehit edilmiÅŸtir. Yerine büyük oÄŸlu Yıldırım Beyazıt geçmiÅŸtir.

1. Kosova Savaşı sırasındaki, Kosova’da gökyüzündeki görüntüye ulaÅŸmak için örnek resimlerde Stellarium isimli ücretsiz planetarium programı kullanılmıştır. Planetarium programımızı 1. Kosova Savaşı tarihine (28 Temmuz 1389), ve Kosova koordinatlarına (Lat: 43.41 , Long: 25.65) alırsak ; gökyüzündeki Ay ve Yıldız’ın aslında Ay ve Jüpiter olduÄŸu ortaya çıkar.

14. yüzyılda, Astronomi konusunda dünyaca ilerleyememiÅŸ olmamız; halen dünyanın yuvarlak olamaması gibi vahim sorunlar yüzünden, kan çukurunda gözüken yıldıza benzeyen parıltı da doÄŸal olarak yıldıza benzetilmiÅŸtir. Jüpiter her ne kadar eski zamanlardan beri bilinmesine raÄŸmen, ilk olarak 1610 yılında Galilei tarafından Jüpiter’e ait 4 Ay keÅŸfedilmiÅŸtir. Jüpiter’in gözükebilen 4 ay’ının da etrafında kısmen parlaması (basit bir teleskopla gözükebilir, ancak çıplak gözle en iyi ihtimal Jüpiter’e yakın bir parıltı gözükür); büyük bir ihtimal Jupiter’i köşeli bir yıldıza benzetilmesini saÄŸlamıştır. Lakin, GüneÅŸ’in herhangi bir gezegen üzerindeki yansımasının Dünya’daki insanlar tarafından parlak bir yıldıza benzetilerek de izlenebilir. Uranüs gezegeni de, bu süre içerisinde Jüpiter’e olan yakınlığı (her ne kadar çıplak gözle gözükmesi çok zor olsa da, küçük bir parıltı olarak gözükebilir); Jupiter etrafında farkedilebilir 5 köşe gözükmesine sebebiyet verir.

EÄŸer ki bu yansımayı, olası bir kan çukuru üzerinde düşünürsek de; bize Türk Bayrağı’nın ÅŸu anki hali gözükür. Bunun için gece yarısı saatlerindeki gökyüzü görüntüsünü, dikey ve yatay olarak tersine çevirirsek (Ayı arkanıza alarak kan çukuru üzerindeki yansımayı izlemek isterseniz) karşımıza aÅŸağıdaki resimdeki gibi bir görüntü çıkar, ve Türk Bayrağı ile arasında müthiÅŸ bir benzerlik vardır.


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -