‘Tarih’ Kategorisi için Arşiv

Yavuz Sultan Selim Han (Hz) Menkıbe

Salı, 06 Kasım 2007

Yavuz’un nedimi Hasan Can anlatıyor…

"mekanı cennet olsun padişah hazretleri gece çok kitap okurdu, bazen banada okutup kendisi dinlerdi,bir gece uyuyakaldığım için yanına uğrayamadım, sabah namazını kıldıktan sonra hizmetine koştum.

-bu gece görünmedin, ne işteydin? diye sordu.

Birkaç gecedir uykusuz kaldığımı ve uyuyakaldığımı ve özürlerimi beyan ettim.

-gördüğün rüyayı anlat, buyurdu.

-arza değer bir rüya görmedim, dedim.

-bu ne demek? bütün gece uyuyupda rüya grmemiş olamasın, her halde görmüşsündür, gizleme, anlat dedi.

çok düşündüm, hatırıma bir şey gelmeyince, önemli bir şey görmdiğime yemin ettim, sultan mübarek başını sallayarak hayretlerini ifade etti. Ben de onun bu ısrarına hayret ettim. sebebi ne olabilir diye düşündüm,daha sonra beni kapı ağasının dairesine bir iş için gönderdi. Kapı ağası gece teheccüdlü bir insandı. çok durgun bir hali vardı. bir yakınını kaybetmişe benziyordu.

-ağa hazretleri sizi çk gamlı ve gözlerinizi de yaşlı görüyorum, hikmeti nedir?dedim.

-hayır birşey yok, diyerek halini sakladı. bunun üzerine hazinedar başı ;

-kardeş, ağanın uykusunda bir vaka olmuş hala etkisinderdir. dedi.

-Allah için habe ver dedim, padişahımız sabahtan beri kölelerine ısrar ediyordu. her halde zorlamaları asılsız değildir, iyi bir armağandır diye ağayı sıkıştırdım…

-kerem edin bana böyle tekliflerde bulunmayın, benim gibi yüzü karanın padişahımıza arz edecek ne rüyası olabilir dedi, mehmet ağar;

-niçin anlatmıyorsun? bize anlattığın rüyanda söyleneni haber vermeye memur olduğunu naklettin. Gizlemen ihanet olmaz mı? deyince ağa sırrını açtı.

-Bu gece rüyamda eşiğine oturduğumuz bu kapıyı hızla çaldılar. ne haber diye kapıyı araladığımkda, taşlığın elleri bayraklı, silahlı, sarıklı,nurani zatlarla dolu olduğunu gördüm. kapının dibinde elleri sancaklı dört nurani şahıs vardı. Kapıyı vuranın elinde ise padişahımızın ak sancağı vardı. Bana;

-biliyor musun niçin geldik? dedi

-burun dedim.

-bu gördüğün insanlar Resullullahın ashabıdır. Bizi hazreti resullullah gönderdi,Selim hana selamı var, Haremeynin [mekke ve kutsal emanetler] hizmetini ona buyurdu Gördüğün bu 4 kişiden, bu ebubekir-i sıddık, bu ömerül-faruk, bu osman-i zinnureyn bende ali bin ebu talib’im. Git selim han’a söyl dedi ve kayboldu.

ağa bunları anlatırken ağlıyordu. işimi bitirdikten sonra selim hanın yanına döndüm, yine aynı bahsi açtı ve

-senin rüya görmemiş olman çok tuhaf, dedi.

-padişahım vakayı Bu hasan kulunuz görmediyse de bir hasan kulunuz görmüş emriniz olursa arz edeyim dedim.

-anlat, buyurdu,

ben haiseyi anlatınca yüzleri kızarıyor, gözlerinden yaşlar boşalıyordu, bitirince

-zavallının kalbinde safiyet varmış, sen onu bize methederken "birisini ibadet ediyor görünce hemen veli sanırsın" diye sana takılırdık, boşuna methetmemişsin. "

Şeyh Bedrettin İsyanı

Salı, 06 Kasım 2007

SEYH BEDRETTIN ISYANI

Mehmed Çelebi Anadolu ve Rumeli’de ki birligi sagladiktan sonra iki önemli isyanla ugrasmak zorunda kaldi. Bunlardan birisi Seyh Bedrettin isyanidir. Edirne civarindaki Simavna’da dogan Seyh Bedrettin Bursa, Konya, Kahire gibi devrin en büyük ilim ve kültür merkezlerinde egitim gördü. Seyh Bedrettin; Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa gibi yakin arkadaslariyla birlikte Iznik’te kurduklari, Islam dinine aykiri fikirlere sahip bir tarikatla, Anadolu ve Rumeli’de fikirlerini yaymaya basladilar. Bir süre sonra Eflak üzerinden Deliosman’a gelen Seyh Bedrettin ve yandaslari ayaklandilar. Börklüce Mustafa Izmir’de, Torlak Kemal de Manisa’da ayaklanmaya katildilar. Mehmed Çelebi, Izmir ve Manisa üzerine kuvvet göndererek ayaklanmayi bastirdi. Yakalanan Seyh Bedrettin, Serez Kadisi tarafindan yargilanarak idam edildi (1420).

Genel Türk Tarihi Ders Notları

Salı, 06 Kasım 2007

1.KONU:

TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

TÜRKLERİN ANA YURDU

Arkeolojik kazılar sonunda ortaya çıkan bulgular, Türk tarihinin günümüzden 4000 yıl öncesine uzandığını göstermektedir.

Son yapılan araştırmalar Türklerin ilk ana yurdu Altay-Sayan dağlarının kuzey batısı, Tanrı dağlarının kuzeyi, Hazar Denizi’nin doğusu, Sibirya steplerinin güneyi olarak belirlenmiştir.

Orta Asya, karasal bir iklime sahiptir. Türklerin yaşadıkları bu coğrafya, onların göçebe bir hayat tarzını benimsemelerine ve mücadeleci bir karaktere sahip olmalarına neden olmuştur.

ANAYURTTA KURULAN İLK UYGARLIKLAR

1-Anav kültürü ( M.Ö. 4500-M.Ö. 1000)

Anav kültürü, bugünkü Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki Anav bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Yapılan araştırmalara göre Anav kültürü insanları yerleşik hayata geçmişlerdi, dokumacılığı biliyorlardı, topraktan ve bakırdan eşyalar yapabiliyorlardı.

2-Afanasyevo kültürü (M.Ö.3000-M.Ö. 1700)

Altay ve Sayan dağlarının kuzeybatısındaki bozkırlarda gelişen bir kültürdür. Afanasyevo toplumu, avcı ve savaşçı bir toplumdu. Bu kültür Orta Asya uygarlığının temelini oluşturmuştur.

3-Andronova kültürü ( M.Ö.1700- M.Ö. 1200)

Altay-Tanrı dağları, Güney Sibirya ve Hazar Denizi’nin doğusuna kadar olan bölgede oluşmuş bir kültürdür. Afanasyevo kültürünün gelişmiş bir halidir. Bu dönemde ilk defa tunçtan ve altından eşya yapılmıştır. Bu kültürde insanlar atı binek ve yük hayvanı olarak kullanmışlardır.

4-Karasuk kültürü ( M.Ö. 1200-M.Ö.700)

Bu kültür adını, Yenisey ırmağının kollarından biri olan Karasuk nehrinden almıştır. Demir ilk olarak bu kültürde kullanılmıştır. Bu kültürde toplum keçeden çadır yapmayı öğrenmiş ve üzeri çadırla örtülü, dört tekerlekli arabalar kullanmışlardır.

5-Tagar kültürü ( M.Ö. 700-M.Ö 100)

Abakan bölgesinde görülen kültürdür. Tagar kültürüne ait çok sayıda kalıntı bulunmuştur.

HUNLARDAN ÖNCEKİ TÜRKLERİN YAŞAYIŞI

Çin kaynaklarında Orta Asya’nın Hunlardan önceki sahiplerinden Hiung-nu diye bahsedilmektedir.

Bozkır iklimi Türklerin karakterini etkilemiştir. Zor koşulların getirdiği kendine güven, güçlü bir irade, dayanıklılık ve kanaatkarlık Türk milletinin başlıca özellikleri olmuştur.

Bozkırlar tarımdan çok hayvancılığa elverişlidir. Atın ehlileştirilmesi Türklerin hayatını kolaylaştırmıştır. Ekonomik hayatın temeli hayvancılığa dayanmaktadır. Türkler sürülerine ot ve su bulabilmek için konar göçer bir hayat yaşamışlardır.

Evcilleşen hayvanların beslenmesi için bazı bitkileri ekmek zorunda kalınca tarıma önem vermişlerdir. Türkler tarımla uğraşmaya başladıktan sonra toprağa büyük önem vermişlerdir. Türkçe’de bilinen ilk tarım sözcüğü saban bu dönemde ortaya çıkmıştır. Türkler hayvanlarına yem olarak yonca, kendi beslenmeleri için de mısır yetiştirmişlerdir.

ORTA ASYA TÜRK GÖÇLERİ

Orta Asya’daki Türk göçlerinin yoğun olarak M.Ö. 1700’lerde başladığı kabul edilmektedir.

Yüzyıllarca devam eden Türk göçlerinin sebepleri şunlardır:

1-Orta Asya’da iklim değişiklikleri ( Soğuk hava)

2-Nüfusun hızla artması sebebiyle geçim kaynaklarının yetersiz kalması

3-Dış baskılar (Çin, Kitan baskıları)

4-Özellikle Çin, Moğol saldırıları sonucu esaret altına girmektense yurtlarını terkedip bağımsız yaşama arzusu

5-Yeni ülkeler fethetme arzusu

6-Türk boyları arasındaki mücadeleler

7-Hayvan hastalıkları

MİLLATTAN ÖNCEKİ TÜRK GÖÇLERİ

Milattan önce Türkler Çin’in kuzeybatısındaki Kansu ve Ordos bölgelerine doğru göç etmeye başladılar. Bir kısım Türk boyları da İran üzerinden geçerek Mezopotamya ve Anadolu’ya yerleştiler. Yakut ve Çuvaş Türkleri de Sibirya’ya doğru göç ettiler.

MİLATTAN SONRAKİ TÜRK GÖÇLERİ

Bu dönemdeki göçler daha çok güney ve batı yönlerine olmuştur. Güneye göç edenler Çin içlerine yerleşerek çeşitli Türk devletleri kurdular. Batıya yapılan göçler 9. yüzyıl sonlarına kadar devam etti. Orta Macaristan’a kadar ilerleyen topluluklardan Hunlar, Avarlar, Bulgarlar ve Macarlar Avrupa’da devletler kurdular. Batıla göç eden türklerden bir kısmı ise Afganistan ve Kuzey Hindistan’a yerleşerek Akhunlar (Eftalitler) Devleti’ni kurdular.

GÖÇLERDEN SONRA ANA YURT

Anayurtta kalan Türkler Orhun-Selenga ırmakları ve Baykal Gölü çevresinde yaşamaya devam ettiler. Bu Türkler, Orta Asya’da Asya Hun Devleti’ni, Göktürk Devleti’ni, Kutluk Devleti’ni (II.Göktürk Devleti) ve Uygur Devleti’ni kurdular.

ORTA ASYA TÜRK GÖÇLERİNİN GENEL SONUÇLARI

1-Göç eden Türkler Asya ve Avrupa’nın siyasal ve kültürel yapısının değişmesine sebep oldular.

2-Göç ettikleri yerlerdeki yerli kavimlerin başka yerlere göç etmelerine sebep oldular.

3-Batıya göç eden Hunlar, Kavimler Göçü’nün gerçekleşmesine ve Roma İmparatorluğu’nun zayıflayıp parçalanmasına yol açtılar.

4-Göçlere katılan bazı boylar Hazar ve Sabar devletlerini kurarak Kafkasya’da üç yüz yıldan fazla hakimiyet sürdüler.

5-Horosan topraklarında Büyük Selçuklu Devleti’ni kuran Oğuzlar Yakın Doğu’ya egemen oldular. Anadolu Selçuklu Devleti’ni, Anadolu Türk beyliklerini ve Osmanlı Devleti’ni kuran Oğuzlardır.

İSKİTLER ( SAKALAR)

Asya kavimlerinden olan İskitlerin M.Ö. 7. yüzyılda Tanrı dağları ile Fergana bölgesinde yaşadıkları tahmin edilmektedir.

Yunan kaynaklarında İskit, İran kaynaklarında Saka olarak geçerler.

Atlı göçebe bir topluluk olan İskitler, üstü çadırlarla örtülü arabalar kullanıyordu. Göktanrı inancına sahiptiler. Eşyalarında hayvan üslubunu ustalıkla kullanmışlardır.

2. KONU*

İLK TÜRK DEVLETLERİ

HUNLAR (BÜYÜK HUN DEVLETİ)

Tarihte bilinen ilk Türk devleti Hunlardır (Asya Hunları).

Hun Türkçe’de halk, insan anlamına gelir.

Hunlarla ilgili ilk yazılı belge M.Ö. 318’de Çinlilerle yapılan bir antlaşmadır.

Hun Türklerinin ana yurdu Orhun- Selenga ırmakları arasındaki Ötüken şehridir. Ötüken kutsal başkent olarak bilinir.

Çinliler Hun saldırılarına karşı koymak için Çin Seddi’ni yapmışlardır.

*Hunların bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. Teoman’ın en büyük başarısı Orta Asya’daki Türk boşlarını bir bayrak altanda toplamasıdır.

Teoman’ın oğlu Mete, babasını öldürerek tahta çıkmıştır. Mete bu gün de dünyada kullanılan onluk askeri sistemi bulmuştur.

Mete han Çin’i işgal etmiş ancak Türklerin Çin’e yerleşmesine izin vermemiştir. Bunun sebebi Çin medeniyetinin Türkleri yok etmesini engellemektir.

Hun hükümdarlarından Ki-ok’un en büyük hatası Çinli bir prensesle evlenmesidir. Çünkü bu prensesler:

1-Türk akınlarını önceden Çin’e haber verdiler

2-Yanlarında getirdikleri hizmetçilerine casusluk yaptırdılar

3-Türk beylerinin arasını açtılar

4-Türkleri lükse ve sefahata alıştırdılar.

Sonuçta Hun hükümdarı Hohan-yeh Çin’in hakimiyetine girmek istedi. Ancak kardeşi Çi-çi buna karşı çıktı. Böylece Hun Devleti doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

Batıyı yöneten Çi-çi’nin iki hatası vardı:

1-Kendine bağlı boylara çok sert davrandı. Bu da Türklerle Çinlilerin işbirliği yapmasına sebep oldu.

2-Şehirlerin etrafını surlarla çevreleyerek Türk savunma sistemine ters düşen bir uygulama yaptı.

Bu sebeplerle M.Ö. 38’de Batı Hunları yıkıldı.

Doğu Hunları kuzey ve güney olarak ikiye ayrıldı. Bu iki topluluk da Çin hakimiyetine girmiştir.

KAVİMLER GÖÇÜ

Orta Asya’daki hakimiyetlerini kaybeden Hunlar Balamir başkanlığında İtil (Volga) ırmağının kıyısına kadar geldiler. Bunları gören Barbar kavimler (Barbar: Romalı olmayan) Roma’ya doğru yöneldiler. Bu kavimlerin Türklerden korkarak Batıya doğru göçlerine Kavimler Göçü adı verilir.

KAVİMLER GÖÇÜ’NÜN SONUÇLARI

1-Bu olay ilk çağın sonu, orta çağın başlangıcı kabul edildi.

2-Roma İmparatorluğu 395’te doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

3-Barbar kavimler Avrupa’da İngiltere, Fransa, İspanya gibi devletler kurdular.

4-Avrupalı krallar güçlerini kaybettiler ve feodalite (derebeylik) rejimi ortaya çıktı.

5-Avrupa’da kalan Türkler Avrupa Hun Devleti, Avarlar, Bulgaristan ve Macaristan’ı kurdular.

AVRUPA HUN DEVLETİ

4. yüzyıl sonlarında Macaristan’da Balamir’in torunu Uldız tarafından kuruldu.

Uldız, Bizans’ı devamlı baskı altında tuttu. Cermen kavimleriyle işbirliği yaparak Batı Roma’ya saldırdı.

Uldız, “Güneşin battığı yere kadar her yeri zabt edebilirim” sözü ile ünlüdür.

Uldız’dan sonra yerine geçen Rua, devleti kardeşleri Muncuk, Oktar ve Aybars ile birlikte yönetti.

Rua’dan sonra yerine Muncuk’un oğlu Attila çıktı.

ATTİLA DÖNEMİ

Attila, amcası Rua’nın yerine tahta çıktı. Devleti kardeşi Bleda ile yönetti.

ATTİLLA’NIN SEFERLERİ

BİZANS SEFERİ

Tarihi: 434

Tarafları: Avrupa HunlarıX Bizans

Sebep: Attila Bizans’a sığınan Hun kaçaklarını yakalamak istiyordu.

Sonuç: Margos Antlaşması ile savaş sona erdi.

MARGOS ANTLAŞMASI

Tarih:

Taraflar:

Maddesi:

I.BALKAN SEFERİ

Tarih: 441

Taraflar: Avrupa Hunları X Bizans

Sebep: Bizans, Margos Antlaşması şartlarına uymamıştı.

Sonuç: Bizans, Hunlara verdiği vergiyi artırdı.

Önemi: Avrupa Hunlarına Balkanların yolu açıldı.

II.BALKAN SEFERİ

Tarih:447

Taraflar:Avrupa Hunları X Bizans

Sebep: Bizans vergisini vermiyordu.

Sonuç: Anatolyos Antlaşması ile savaş sona erdi.

ANATOLYOS ANTLAŞMASI

Tarih:

Taraflar:

Maddesi:

BATI ROMA (GALYA) SEFERİ

Tarih: 451

Taraflar: Avrupa Hunları X Romalılar

Sebep: Roma imparatorunun kız kardeşi Honoria Attila ile evlenmek istemişti. Attila da çeyiz olarak Roma’nın yarısını istedi. Çeyiz verilmeyince Attila sefere çıktı.

Sonuç: İki ordu da ağır kayıplar vererek geri çekildi.

İTALYA SEFERİ

Tarih: 452

Taraflar: Avrupa Hunları X Romalılar

Sebep: Attila’nın Roma’ya son darbeyi vurmak istemesi

Sonuç: Papa I.Leo Attila’ya Roma şehrinde veba salgını olduğunu söyleyince Attila geri çekildi.

AKHUNLAR

Afganistan’da kurulmuştur.

Akhunlar, İpek Yolu’nu ellerinde bulunduruyorlardı. Göktürkler Sasanilerle birleşerek Akhunları yıktılar ve topraklarını aralarında paylaştılar.

GÖKTÜRKLER

*Tarihte Türk adı ile kurulan ilk Türk devletidir.

*Büyük Hun Devleti’nden sonra Orta Asya’da kurulan 2. büyük Türk devletidir.

*Orta Asya’daki en geniş topraklara sahip olan Türk devletidir.

Bumin Kağan tarafından 552’de Ötüken’de kuruldu. Demircilikle uğraşıyorlardı ve Avarlara silah satıyorlardı.

Göktürklerden İstemi Yabgu, (Yabgu: Batıyı yöneten Türk hakanı) bütün hayatını ipek yolunu ele geçirmek için geçirmiştir. İstemi Yabgu önce Sasanilerle birleşerek Akhunları yıktı. Daha sonra Bizans ile anlaşarak Sasanilerin elindeki İpek Yolu’nu ele geçirdi. İstemi Yabgu 568’de ilk kez Orta Asya’dan Bizans’a bir elçi gönderdi.

Göktürk hakanı Ta-po Kağan, Budizm’i kabul etti. Kardeşi İşbara bu kararına karşı çıktı. Bunun üzerine Göktürkler doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

Doğu Göktürkler 630’da Çin’in hakimiyetine girdiler. Aynı yıl Batı Göktürkler de Çin’in hakimiyetini kabul ettiler.

II.GÖKTÜRK DEVLETİ (KUTLUK DEVLETİ)

682 yılında Kutluk bilge Kağan tarafından Ötüken’de kuruldu. Kutluk Kağan’ın diğer ismi İlteriş Kağan’dır. İlteriş, devleti derleyen ve toparlayan demektir.

İlteriş Kağan 47 kez Çin Seddi’ni aştı. Bunun sebebi:

1-Çin’de yaşayan esir Türkleri kurtarıp nüfusunu çoğaltmak

2-Çin’den ganimet elde etmek

Göktürk Kitabeleri II. Göktürk Devleti’nin kağanı, Bilge Kağan, kardeşi Kültigin Kağan ve baş danışman (aygucı) Tonyukuk adına dikilmiştir.

Bu kitabeler Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleridir.

UYGURLAR

745 yılında Kutluk Bilge Kül Kadir Han tarafından Ordubalık (Karabalgasun) şehrinde kuruldu.

Çinliler Göktürklere yaptıklarını Uygurlara yapmadılar. Uygurlara farklı bir taktik denediler. Bu da Budizm’in Uygurlar arasında yayılmasıydı. Budizm et yemeyi ve canlı öldürmeyi yasaklıyordu. Böylece Türkler et yemediler ve savşçı özelliklerini kaybettiler. Ayrıca Budizm sebebiyle mabetler yapmaya başladılar ve yerleşik hayata geçtiler.

Uygurların Türk tarihindeki önemi ilk kez yerleşik hayata geçen Türk devleti olmalarıdır.

Uygurlardan Baga Tarkan ilk kez Türk tarihinde yazılı kanunları çıkarmıştır.

Uygurlar ikiye ayrıldılar:

1-Kansu Uygurları

2-Doğu Türkistan Uygurları (Turfan Uygurları)

UYGURLARIN TARİHTEKİ ÖNEMİ

1-İlk kez Göktanrı dinini bırakarak Budizm’e geçen Türk topluluğudur.

2-İlk kez yerleşik hayata geçen Türk topluluğudur.

3-Uygurlar okuma yazma bilmeyen Moğolların devlet memuru oldular ve Moğolların Türkleşmesinde büyük rol oynadılar. Moğolların resmi dili Uygurca oldu.

3. KONU

DİĞER TÜRK DEVLETLERİ

KIRGIZLAR

840’da Uygurları yıkarak Ötüken’de kuruldular.

Kırgızları Moğollar yıkmıştır.

Türk tarihinde ilk kez Moğol hakimiyetine giren Türk devleti Kırgızlardır.

Kırgızlar 1991’de başkent Bişkek olmak üzere Kırgızistan Devleti’ni kurmuşlardı.

SABARLAR

Bu günkü Sibirya adını Sabar Türklerinden almıştır.

AVARLAR

560 yılında Bayan Han tarafından Macaristan’da kuruldular.

Avarlar 619 ve 626’da iki kez İstanbul’u kuşattılar. İki kuşatma da başarısız olmuştur.

805 yılında Franklar tarafından yıkıldılar.

Avarlar Balkanlardaki Slavları etkilemişler, onların devlet ve askeri teşkilatlarını kurmuşlardır.

HAZARLAR

630 yılında Hazar Denizi’nin yakınında kurulmuşlardır. Hazar Denizi adını Hazarlardan alır.

Hazarlar ilk ve son Yahudi Türk kavimidir.

Hazarların bölgede oluşturduğu barış Rusya’nın kurulmasına sebep olmuştur.

BULGARLAR

Kavimler Göçü sonucunda Bulgaristan’a giren Türkler oradaki Ogur Türkleri ile karışarak karışmak anlamına gelen Bulgar Devleti’ni kurdular.

Büyük Bulgar Devleti kısa zamanda ikiye ayrıldı:

1-İtil (Volga) Bulgarları

2-Tuna Bulgarları

*İtil Bulgarları 10. yüzyılda Almış Han zamanında Müslüman oldular.

*Tuna Bulgarları ise Boris Han zamanında Hıristiyanlığı kabul ederek Türklük özelliklerini kaybettiler.

TÜRGİŞLER

630 yılında Baga Tarkan tarafından kuruldu.

Türgişler, Maveraünnehir’e gelen İslam ordularını durdurarak Türklerin Araplaşmasını engellediler.

KARLUKLAR

Karluklar Talas Savaşı’ndan sonra Müslüman oldular.

Karluklar Müslümanlığı kabul eden ilk Türk boyudur.

Karluklar Karahanlı Devleti’ni kurmuşlardır.

MACARLAR

Kavimler Göçü sonucunda Türkler tarafından kurulmuştur.

Avrupalılar Macarlara Hunlar adını vermiştir. 1000 yılında Hıristiyanlığı kabul edip Türklük özelliklerini kaybetmişlerdir.

PEÇENEKLER

Oğuz boylarından olan Peçenekler bir devlet kuramamışlardır.

1090’da Çaka Bey ile İstanbul kuşatması için anlaştılar. Peçenekler karadan, Çaka Bey denizden İstanbul’u kuşatacaktı. Fakat Bizanslılar Peçenekleri başka bir Türk boyu olan Kumanlara kırdırdılar.

Peçeneklerin tarihteki en önemli başarıları 1071 Malazgirt Savaşı’dır. Bu savşta Uzlarla beraber Bizans ordusunda ücretli asker olan Peçenekler savaştıkları ordunun Türk olduğunu anlayınca saf değiştirdiler ve Alparslan Malazgirt Savaşı’nı kazandı.

OĞUZLAR

Oğuz kelimesi ok+ uz’dan oluşmuştur. Ok, hakimiyet sembolü, uz, aile demektir. Yani Oğuz Hakim aile anlamına gelir.

Oğuzların Hıristiyan olanları Romanya’ya yerleştiler ve Gagavuz (Gök Oğuz) adını aldılar.

Müslümanlığı kabul eden Oğuzlar ise Büyük Selçuklu Devleti’ni, Türkiye Selçuklu Devleti’ni, Akkoyunluları, Karakoyunluları, Osmanlıları, Safevileri ve bütün Anadolu beyliklerini kurmuşlardır.

Türkiye Türklerinin ataları Oğuzlardır.

KUMANLAR (KIPÇAKLAR)

Kumanlar bir devlet kuramadılar. Çaka Bey’in İstanbul kuşatmasında Peçenekleri yok ettiler.

Romanya’nın kurulmasına sebep oldular.

Kıpçak-Oğuz savaşlarından Dede Korkut Hikayeleri ortaya çıkmıştır.

4.KONU

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE UYGARLIK

TOPLUM YAPISI

Türklerde aile toplumun en küçük birimidir.

Aileye Oguş adı verilir.

Oguşların birleşmesiyle Urug (sülale) oluşur.

Urugların birleşmesiyle boy, boyların birleşmesiyle bodun (millet), bodunların birleşmesiyle il (devlet) oluşur.

Boyları boy beyi, bodunları han yönetirdi. İlleri yönetenlere kağan, hakan adı verilirdi.

Türklerde toplum sınıflara ayrılmazdı. Çünkü Türkler Aşina adlı bir kurttan geldiklerine inanıyorlardı.

Türkler hükümdarlarına kağan, hakan, şenyü, ilteber, yabgu, idi-kut, tanhun adını verirlerdi.

Türkler hükümdarlık yetkisinin Göktanrı’dan geldiğine inanırlardı. Buna kut denirdi.

Türklerin yazılı kuralları yoktu. Töre ile yönetilirlerdi.

Türklerde hükümdarlık sembolleri:

1-Otağ (hükümdar çadırı)

2-Örgün (taht)

3-Tuğ

4-Sancak

5-Davul’dur.

VERASET SİSTEMİ (TAHTA GEÇME SİSTEMİ)

Orta Asya Türklerinde hükümdarın oğullarından her biri taht üzerinde hak sahibiydi. Bu sistem Türk devletlerinin çok kolay parçalanmalarına ve yıkılmalarına sebep olmuştur. Bu sistemi Türklere benimseten Çinlilerdir. Çinliler bu sistemle Türk devletlerini parçalayarak himayelerine almışlardır.

Bu sisteme Orta Asya Veraset Sistemi adı verilir.

Daha sonraki Türk devletleri bu sistemi kaldırıp ekberiyet (en büyük oğlun tahta çıkma) sistemine geçmişlerdir.

KURULTAY-HÜKUMET

İlk Türk devletlerinde devlet işlerinin görüşüldüğü meclise kurultay (toy- kengeş) adı verilirdi. Türkler hükumete ayukı adını vermişlerdir. Başbakana aygucı, bakanlara buyruk, dışişleri bakanına bitikçi veya tamgacı, saraydaki askeri komutanlara tarkan, vergi memurlarına tudun adı verilmişti.

İKİLİ TEŞKİLAT

Orta Asya Türk devletlerinde devlet doğu ve batı olarak ikiye ayrılırdı. Göktanrı inancına göre Güneş’in doğduğu yer olan doğu kutsal sayılır ve hakan tarafından yönetilirdi. Güneş’in battığı yer olan batı ise ikinci derecede kutsal yerdi ve hakanın kardeşi yabgu tarafından yönetilirdi.

ORDU

Türk ordusunun özellikleri:

1-Ücretsiz

2-Daimi

3-Gönüllü

4-Atlı

TURAN TAKTİĞİ

Bütün dünya Türklerinin bir bayrak altında toplanacağı hayal devlete Turan Devleti adı verilir.

Turan taktiğinde ordu üçe ayrılır. Sağ kol, sol kol ve merkez. Savaş sırasında merkez önce ileriye, sonra geriye çekilir (sahte çekiliş-sahte ricat) sağ ve sol kollar hilal biçimini alarak düşmanı kuşatır. Bazen de dolunay yapılarak düşman çember altına alınır. Bütün Türk savaşları hatta Büyük Taarruz bile turan taktiği ile yapılmıştır. Turan taktiğinin diğer bir adı da kurt kapanıdır.

DİN VE İNANIŞ

1-Şamanizm (Putperest bir dindir. Bir totem ve etrafında dönen şamandan (kamdan) oluşan bir dindir. Şaman aynı zamanda kötü ruhları dans ederek kovar ve hastalara şifa verir.)

2-Göktanrı dini

3-Tabiat kuvvetlerine inanma

4-Atalar kültü ( Atalara ait her şeye saygı duyma, özellikle mezarlara saygı duyma)

5-Hıristiyanlık

6-Musevilik

7-Budizm (Çinlilerin Türklere benimsettiği bir dindir. Budizm et yemeyi ve canlı öldürmeyi yasaklıyordu. Bu sebeple Türkler kısa sürede Budizm’den vazgeçtiler.)

8-İslamiyet

DİL VE EDEBİYAT

Türkler Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır.

Türklerden kalan en önemli eser Göktürk Kitabeleri (Orhun Yazıtları)’dir. Kitabeler II.Göktürk Devleti hakanlarından Bilge Kağan ve Kültigin ile meşhur aygucı tonyukuk adına dikilmiştir.

Bilge Kağan ve Kültigin kitabelerini Yollığ Tigin yazmıştır. Bu sebeple Yollığ Tigin bilinen ilk Türk yazarıdır. Tonyukuk kendi kitabesini kendisi yazmıştır.

İPEK YOLU

Çin’den başlayıp Orta Asya’yı aşarak Akdeniz’de sona eren ticaret yoludur.

KÜRK YOLU

Hazar Denizi’nden başlayarak İpek Yolu’na paralel olarak Çin’e kadar ulaşan ticaret yoludur.

*Uygurlar minyatür sanatı ile ilgilendiler. Minyatür boyutu olmayan resime verilen isimdir.

Ayrıca Türkler balbal adı verilen küçük taşlara çok önem vermişlerdir. Balballar mezarların etrafına dikilir ve o kişinin öldürdüğü düşman sayısını gösterirdi.

*Türkler şehirlerine balık adını vermişlerdir. Ordubalık gibi

5.KONU

İLK TÜRK DEVLETLERİNİN DİĞER DEVLETLERLE İLİŞKİLERİ

TÜRK-ÇİN İLİŞKİLERİ

Çin kaynaklarında Türklere ait ilk belge M.Ö. 318 yılında yapılan Kuzey Şansi Savaşı sonunda imzalanan antlaşmadır.

Hunlar Çinliler üzerine:

1-İpek Yolu’na hakim olmak için

2-Türklerin ihtiyacı olan ipek, buğday ve pirinci temin etmek için saldırılar düzenlemişlerdir.

Çinliler Türklere karşılık:

1-Çin Seddi’ni inşa ettiler.

2-Ordularını Türkler gibi kurdular.

3-Çinli prensesleri Türk hakanları ile evlendirdiler.

4-İpek Yolu hakimiyeti için Türkler aleyhine bütün devletlerle birleştiler.

5-Türklere Budizm’i benimseterek onların savaşçılığını yok etmeye çalıştılar.

6-Orta Asya Veraset sistemini Türklere benimseterek Türk ülkelerinin parçalanmasını sağladılar.

Çin kültürü:

1-Şehircilik alanında

2-Tarım alanında

3-Felsefi alanda Türkleri etkiledi.

Türk kültürü:

1-Askeri teşkilatta

2-Kıyafette

3-Takvimde

4-Göktanrı inancıyla Çinlileri etkiledi.

TÜRK-MOĞOL İLİŞKİLERİ

Uygurlar Moğolların devlet memurlarıydı. Bu sebeple Moğollar Türk sanılmaktadır.

Uygurlar Moğolları:

1-Tarımda

2-Yazıda

3-Hukukta

4-Devlet teşkilatlanmasında

5-Orduda etkilemişlerdir.

1915 Yılı Öncesi Ermeniler!!!

Salı, 06 Kasım 2007

1915 YILI ÖNCESİ ANADOLUDA ERMENİLER

Son zamanlarda Ermenilerin, 1. Dünya Savaşı döneminde verdiği kayıpları abartarak ve Diaspora’nın yoğun propaganda girişimleriyle Türklerin Ermenilere soykırım uyguladığı iddialarını dünya kamuoyuna onaylatma faaliyetleri daha önce hiç olmadığı kadar yoğunluk kazanmıştır. Fakat Türkiye bu propagandaya ne yazık ki gereken cevabı verememiştir. Türk halkının bir kısmı da meselenin iç yüzünü incelemeden soykırımı tanıyalım gitsin demektedirlerdir ve tarihte işlemediğimiz bir fiilden dolayı sorumlu tutulmamızı kabullenir bir tutum sergilemektedirler. Bu tutumun yanlış bir tavır olacağını belirterek çalışmamda Ermeni iddialarına bilgilerimin imkan verdiği sınırlar dahilinde cevap vermeye çalışacağım.

Osmanlılar ile Ermeniler arasında 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar ciddi bir anlaşmazlık ya da düşmanlık olmamıştır. Bu döneme kadar Ermeniler "Millet-i Sadıka" olarak adlandırılmış ve devletin önemli mevkilerinde bulunmuşlardır.Ermeniler arasından 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur çıkmış ayrıca Ermeniler ticari ve sanatsal faaliyetlerini serbestlik içerisinde sürdürmüşlerdir. Kuşkusuz bu iki milletin dostluğunun oluşmasında savaşlarda karşı karşıya gelmemeleri ve Osmanlıların Ermenilere dini serbesti tanımalarının büyük önemi olmuştur.Batıdaki Ermeniler Bursa’da dini merkez kurmuşlar, İstanbul’un alınmasından sonra Fatih’in fermanı ile Ermeni patrikliği kurulmuş ve ve patriğin imparatorluktaki tüm Ermenilerin hem ruhani hem de cismani lideri olduğu hükme bağlanmıştır.

Peki bu dostluğu bozan ne olmuştu? Öncelikli sebep olarak Rus ve İngilizlerin bölgedeki çıkarları ve nüfuz arayışları diyebiliriz.Ruslar Doğu Anadoluyu doğal genişleme alanı olarak görmüşler ve burayı ilhak edebilmek için Ermenilere bir ileri karakol misyonu yüklemek ve onlara kimi zaman özerklik kimi zaman da bağımsızlık vaad ederek Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmalarını sağlamak yoluna başvurmuşlardır. İngilizler ise Doğu Anadolu’daki Rus ilhakını kendi sömürgeleri için tehlikeli gördüğünden Şark Sorunu dedikleri Ermeni meselesini kendi üzerine almış Doğo Anadolu’yu Ruslara karşı bir tampon bölge olarak kullanmak istemişlerdir.

1877-78, 93 Harbinden ağır bir kayıpla çıkan Osmanlı devleti Rusların ağır koşullarını kabul etmiş Ayestefanos Anlaşması ile Ermeniler lehine ıslahat yapmayı ve bunları Rusların denetlemesini kabul etmiştir. Fakat İngiltere’nin baskısıyla bu anlaşma değiştirilerek Berlin Anlaşması imzalanmış ve bu anlaşma ile Ermeni meselesi bir Avrupa meselesi haline getirilmiştir.İşte bu tarihten sonra yabancı devletler Doğu Anadolu’daki en ücra köşelere bile başkonsolosluklar açmışlar ayrıca Protestan ve Katolik misyonerler Anadolu’nun her tarafında açtıkları okullar vasıtasıyla taraftar kazanmaya çalışmışlar; İngilizler ile Fransızların çıkarları doğrultusunda Ermeni komitalarını silahlandırılmasında başrolü üstlenmişlerdir.

Islahat Fermanı’ndan sonra Osmanlı toplum yaşamı Batı tarzında şekillenmeye başlamış bu doğrultuda gayri müslimlerle müslümanlar aynı statüye getirilmişlerdir. Ayrıca Ermeniler 1863 yılında içişlerini görüşmek üzere 140 kişilik bir meclis kurmuş ve arazisiz bir özerkliğe sahip olmuşlardır. Bu meclis nedeniyle İstanbul’daki Ermeni Patrikliği dünyevi işlerden soyutlanmaya başlamış ayrıca protestanlık ve katolikliğin Ermeniler için sunduğu imkanlar sebebiyle cazip hale gelmesinden dolayı taraftar kaybeden ve etkinliğinin yavaş yavaş azalması tehlikesi ile karşı karşıya kalan Patriklik daha radikal davranmaya başlamış Rus tesirindeki Eçmiyazin kilisesinin de üstünlüğünü kabul etmiş ve Ermenilerin millet bilinci kazanması amacına hizmet etmiş, Ermeni komitalarının oluşmasında ve silahlanmasında büyük etkisi olmuştur.

Anadoludaki Ermeni silahlı hareketinin oluşmasında şüphesiz en önemli faktör Ermeni komiteleriydi. 1880′den sonra Doğu Anadolu’da Rusların etkisiyle Van’da Karahaç ve Armenekan, Erzurum’da Vatan Koruyucuları adlı komiteler kurulmuş fakat bu yerel komiteler Ermenilerin rağbet etmemesi nedeniyle önemli bir etkinlik kazanamamışlardır. İmparatorluk içindeki komitelerin etkili olamayacağının anlaşılmasından sonra Osmanlı toprakları dışında Rus Ermenilerine komiteler kurdurtulmuştur.Böylece 1887′de, Cenevre’de Hınçak; 1890′da, Tiflis’te milliyetçi Taşnak komiteleri kurulmuş ve amaç olarak da Anadolu topraklarını ve Osmanlı Ermenilerini kurtarmak gösterilmiştir.Taşnak komitesinin 1892′deki genel kurulunda kararlaştırılan programın 8. maddesi hükümet yetkililerini ve hainleri terörize etmek 11. metodu ise hükümet kuruluşlarını tahrip etmek ve yağmalamaktır.

Gerek Hınçak Gerekse de Taşnak komiteleri Anadoluda terör yaratarak Türklerle Ermeniler arasında husumet çıkarmak ve bu sayede yaratacakları ortak düşmana karşı taraftar kazanmak ve Ermenilerin birliğini sağlamak, daha önce Bulgarların bağımsızlıklarını kazanmak için izledikleri metodu uyguluyarak ayaklanmalar çıkartmak ve Avrupa kamuoyunun ilgisini çekmek amacındaydılar. Ayrıca terör yolu ile Doğu Anadolu’daki Türkleri göçe zorlamak, göç etmeyenleri ise katlederek bölgede azınlıkta olan Ermenileri çoğunluk durumuna getirmek amacındaydılar.

Bu doğrultuda ilk isyan 1890′da Erzurum’da çıkmıştır. Daha sonra Kumkapı İsyanı 1892-93′te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894′te Sasun İsyanı, 1895′te Bab-ı Ali gösterisi ve Zeytun İsyanı 1896′da Van isyanı ve Osmanlı Bankası işgali, 1905′te Abdülhamid’e suikast teşebbüsü ve 1909′da Adana İsyanı gerçekleşmiştir.

Bu isyanlar günlerce sürmüş, müslüman halk katledilmiş ve malları yağmalanmıştır. İsyanlar güçlükle bastırılmıştır. Fakat bu olaylar batı kamuoyuna Ermenilerin Türklerce katledilmasi olarak aktarılmış, ülkedeki misyonerler ve konsolosluklar tarafından bu haksız ve gerçekten uzak propagandaya destek verilmiş ve olaylar batıya "vahşi müslümanların masum hristiyanları katletmesi" olarak yansıtılmıştır.Osmanlı Devleti bu isyanları gerçekleştirenlerin elebaşlarını yargılayamamış padişaha suikast düzenleyenler bile Avrupa ülkelerinin desteği ile ellerini kollarını sallayarak yurt dışına çıkmışlar ve daha sonra sahte kimliklerle, tekrar katliam yapmak için ülkeye dönmüşlerdir.

Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesi Ermeniler tarafından nihayi hedeflerine ulaşmak için büyük bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. 1. Dünya Savaşında komitelerin faaliyete geçmesinden şüphelenen Osmanlı Hükümeti savaş öncesinde Taşnak yöneticileri ile Erzurum’da bir toplantı yaparak savaş halinde Ermenilerin sadık vatandaşlar olarak Osmanlı saflarında görev almalarını istemişler, Ermeniler de bunu kabul etmişlerdir. Fakat Ermeniler bu sözlerini tutmamışlardır.

Rusların Doğu Anadolu’ya saldırması ile askerden kaçan Ermeniler gönüllü birlikler olarak Rus saflarına katılmışlar, Osmanlı ordusundaki Ermeni askerler de silahlarıyla beraber Rus saflarına geçmişlerdir. Yıllardır misyoner okul ve kiliselerinde saklanmış olan silahlar ortaya çıkarılmış, Türk erkeklerinin birçok cephede savaşan orduya katılmalarını fırsat bilip savunmasız Türk köylerine ve kasabalarına saldırıp katliama girişmişlerdir. Doğu cephesinde Ruslarla savaşan orduyu arkadan vurmuşlar, birliklerin harekatını engellemişler, ikmal yollarını kesmişler, yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmişlerdir. Ayrıca şehirlerde isyan çıkartarak Rusların buraları kolayca elde etmelerini sağlamışlardır. Rusya’nın Osmanlı Devletine savaş ilan etmesi üzerine Taşnak Komitesi örgütüne şu talimatı vermiştir: "Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladığında her yerde isyanlar çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu suretle iki ateş arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemeleri halinde ise Ermeni askerler silahları ile birlikte kıtalarını terkedecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir."

Ermeniler bu ayaklanma ve faaliyetlerin tehcir kararına karşı gösterilen bir tepki olduğunu söylemektedirler fakat bu olaylar olurken daha "Tehcir Kanunu" çıkmamıştı, tehcir kararı bu faaliyetlerin tehlikeli bir boyuta ulşması sonucu verilmiştir.

Osmanlı hükümeti öncelikle Ermeni Patriği, Ermeni mebusları ve ileri gelenlerini çağırarak Ermenilerin müslümanları katletmeye devam edilmesi halinde gerekli önlemleri alacağını belirtmiş fakat bu girişim sonuç vermeyince 24 Nisan 1915′te Ermeni komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmaktan dolayı tutuklamıştır. İşte bu gün Ermenilerin katliam yıldönümü diye andıkları gündür.

27 Mayıs 1915 tarihli Ermenilerin Tehciri Hakkında Kanunu Muvakkat ile bir devletin en doğal hakkı ve ödevi olarak kendi iç ve dış güvenliğini sağlamak amacıyla savaş bölgeleri yakınlarındaki Ermenileri daha güneydeki, yine bir Osmanlı toprağı olan Suriye’nin kuzeyine tehcir etmiştir.

Bugün Ermeniler Osmanlı Devleti’nin savaş koşullarında ve kendini koruması için doğal bir hakkı olarak aldığı bu karar nedeniyle Ermenilere soykırım yapıldığını ileri sürmektedir. Halbuki Osmanlı Devleti tehcir kararını savaş şartlarının getirdiği bir zorunluluk olarak almış ve bu kişilerin güvenliğinin sağlanması içinde gerekli ihtimamı sarfetmiştir. Tehcirin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi için verilen ,Başbakanlık Arşivi ve İngiliz Dışişleri Arşivinde de yer alan Meclis-i Vukela emirleri şöyledir:

"Bahsi geçen kasaba ve köylerde yerleşik ve nakli gereken Ermenilerin yeni yerleşme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculukları sırasında rahatları sağlanmalı, canları ve malları korunmalıdır; varışlarından yeni yurtlarına tammamıyla yerleşmelerine kadar iaşeleri mülteci tahsisatlardan karşılanmalıdır; bunlara daha önceki mali durumları ve halihazır ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmalıdır; ihtiyaç sahipleri için Hükümet evler yapmalı çiftçi ve ihtiyaç sahibi zanaatkarlara tohum, alet, techizat temin etmelidir."

"Bu emrin tamamıyle Ermeni isyancı komitelerinin genişlemesine karşı bir önlem olması nedeniyle. Müslüman ve Ermeni gruplarının karşılıklı katliama girişmelerine yol açacak şekilde yerine getirilmesinden kaçınılmalıdır."

" Yeniden yerleştirilen Ermeni gruplarına refakat etmek üzere özel görevliler temini için düzenlemeler yapılacak, bunların yiyecek ve diğer ihtiyaçları sağlanacak, bu amaçla gerekecek harcamalar göçmenlere ayrılan hükümet tahsisatından karşılanacaktır."

"Göçmenlerin yolculukları sırasında varış yerlerine kadar gerekli iaşeleri sağlanmalıdır… Yoksul göçmenlere yerleşebilmeleri için kredi verilmelidir. Yolculuk halindeki kişiler için kurulan kamplar muntazaman denetlenmelidir; bu kişilerin refahı için gerekli önlemler alınmalı, ayrıca asayiş ve güvenlikleri sağlanmalıdır. Yoksul göçmenlere yeterli yiyecek verilmeli ve sağlık durumları hergün doktor tarafından denetlenmelidir…Hasta, kadın ve çocuklar trenle diğerleri ise dayanıklılıklarına göre katırla, araba içinde veya yaya olarak gönderilmelidirler. Her konvoyda bir müfreze muhafız refakat etmeli, her konvoyun yiyecek malzemeleri varış yerine kadar korunmalıdır… Kamplarda veya yolculuk sırasında göçmenlere karşı bir saldırı vuku bulursa, bu saldırılar derhal püskürtülmelidir."

Yer değiştirme sırasında Ermenilerin bir kısmının hayatını kaybettiği mutlaktır,ancak bunun bir katliam olmadığı hele hele soykırım diye addedilemeyeceği aşikardır. Zira yerlerinden ayrılmak istemeyen Ermeniler isyan etmiş, askerle çatışmaya girmiş savaşm nedeniyle kıtlık , hastalık, iklim şartları, çapulcuların saldırıları, zaman zaman müslüman halkla girişilen çatışmalar ve bazı görevlilerin suistimali kaybın fazla olmasına yol açmıştır.Tehcir sırasında suistimalı görülen memurlar ve kafilelere saldıran eşkiyalar yargılanmış ve idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmıştır.Elverişsiz koşulların ise 90 bin kişilik bir Osmanlı Kolordusunu yok ettiğini göz önüne alırsak, devlet politikası olarak bir milletin toptan yok edilmesi diye bir olaydan bahsetmek haksızlık olacaktır. Zaten Osmanlı Devleti tehciri savaşın getirdiği bir zorunluluk olarak uygulamış ve o günün güç koşullarında göç kafilelerinin güvenliği için gerekli önlemleri almıştır.Ayrıca İstanbul, İzmir gibi savaştan uzak bölgelerde Ermeniler tehcire tabii tutulmamıştır, belgelerden de anlaşılacağı üzere Ermenilerden asker aileleri, hastalar, protestan ve katolikler tehcir kapsamının dışında bırakılmıştır. Bunlara ilaveten; asker, subay ve sıhhıye sınıflarında bulunanlar, Osmanlı Bankası, Duyun-ı Umumiye ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler de sevkiyat dışı tutulmuşlardır. Maraş, Trabzon, Diyarbakır, Elaziz, vilayetleri ve Canik sancağındaki tüccar ve esnaf, demiryolu bulunan yerlerdeki şimendiferlerde çalışan işçi ve memurlar da tehcir kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca, kimsesiz çocuklar gerek Türklrin gerekse diğer devletlerin ve milletlerin misyonerlerinin sahip olduğu yetimhanelere bırakılmış, erkeği olmayan kadınlar ve çocukları da müslüman köylerinde barındırılmıştır. Eğer tehcirin bir soykırım olduğundan söz edecek olsaydık sanırım bu kadar istisnasının olmaması gerekecekti. Zaten Osmanlı Devleti Hristiyan dünyanın ve özellikle müttefiki Almanya’nın tepkisini çekmemek için tehcir konusunda özellikle özenli davranmaya çalışmıştır.

Ayrıca Ermeniler tehcir sırasında Talat Paşa’nın katliam emreden gizli bir telgrafının olduğunu ileri sürmüşler fakat bunun sahte olduğu bilim çevrelerince ispatlanmıştır.Ayrıca 1.Dünya Savaşı’ndan sonra müttefikler Ermenilerin soykırım iddiaları üzerine soykırım delilleri aramaya koyulmuşlar, savaştan yenik olarak ayrılan Osmanlı Devleti’nin

tüm arşivleri kendilerine açık olduğu halde iddialarını güçlendirecek deliller bulamamışlardır.

Bir diğer ihtilaflı konu ise meydana gelen insan kaybı sayısındadır. Türk kaynakları ölü sayısının 200-300 bin dolaylarında olduğunu belirtmektedir. Bu konuda Britanica 1918 baskısında 600000 Ermeninin öldüğünü kaydetmekte, 1968 baskısında ise bu sayının 1.5 milyon olduğunu belirtmektedir. Çeşitli Ermeni kaynakları da 500-600 bin dediği ölü sayısını daha sonra 1 ve 1.5 milyon olarak iddia etmiştir. Ama o dönemde 1 milyon 300 bin dolaylarında bir Ermani nüfusunun varlığından söz edilmektedir ki bunlardan savaş öncesi ve sonrasında göç edenler, tehcire tabii tutulmayanlar ve tehcirle yerlerine ulaşanların sayısı çıkarıldığında 300 bin dolaylarında bir insan kaybının olduğu görülüyor ki bunlar arasında çete harekatlarında ve Rus saflarında ölenler de dahildir. Esasında bir kişi ya da 300 bin kişi ölmüş meselesi önemli değildir nihayetinde insan ölmüştür fakat bunun sorumluluğunun Türklere değil; Ermenilere, İngilizlere, Fransızlara ve de Ruslara ait olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Ayrıca bu rakamların çok çok üstündeki bir Türk kaybını da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak Osmanlı Devleti Batum Anlaşması ile 28 Mayıs 1918′de kurulan Ermeni Cumhuriyeti’ni tanımıştır.

Bu sözlere rağmen Osmanlıların Mondoros’u imzalamasından sonra Ermeniler yeniden faaliyete geçmiş 28 Mayıs 1919′da Türkiye Ermenistanını ilhak ettiğini açıklamış fakat bu olay ciddiye dahi alınmamıştır.

ABD’nin incelemeler yapmak için 1919′da Doğu Anadolu’ya yolladığı G. Harbord ve heyetinin hazırladığı raporda "Türkler ile Ermenilerin yüzyıllardır barış içinde yan yana yaşadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Türk köylerinin yakıldığı, savaşa giden Türk köylülerinden en çok %20’sinin geri dönebildiği, 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Ermenilerin Türkiye Ermenistanı denilen bölgelerde hiçbir zaman çoğunlukta olmadıkları, Tehcir edilen Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir yerleşim merkezinde dahi çoğunluğu oluşturamayacakları, geri dönen Ermenilerin tehlike içinde bulunmadıkları ve olaylara ilşkin acıklı ve korkunç iddiaların doğru olmadığının tesbit edildiği" belirtilmiş ve rapor ABD kongresine sunulmuştur.

Harbord’un raporuna rağmen Sevr Anlaşması’nda Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu’da Ermenistan’ı özgür ve bağımsız bir ülke olarak tanıması hükme bağlanıyordu. Fakat işgalci güçlere karşı yapılan Türk milli mücadelesi bu anlaşmayı tanımadı; Ermenilerle Gümrü, sovyetler ile Moskova ve sovyet Ermenileri ile Kars anlaşmaları yaparak Sevr Geçersiz kılındı. Lozan Anlaşması’nda ise Ermeni azınlığın hakları tesbit edilerek Türkiye için Ermeni sorunu sona erdi. Fakat Ermenilerin çabaları sona ermedi ve Türkleri soykırım sorumlusu olarak gösterme girişimleri bu zamana kadar artarak devam etti. Bu girişimler Asala gibi terör girişimleriyle olduğu gibi yanlış belgeler düzenleyip bilim dünyasındaki terör şeklinde de gerçekleşti; fakat en önemli propaganda aracı olarak Ermeniler internet teknolojisini kullanmakta, hazırladıkları web sayfalarında Türk milletine, Türk milli mücadelesine ve M.Kemal Atatürk’e ağır hakaretlerde ve haksız ithaflarda bulunmakta ve iletişim teknolojisini kullanarak dünya kamuoyunu yanlış bilinçlendirmektedirler. Biz bu propagandaya karşı koymak için yakın zamanda haklılığımızı ortaya koyan geniş kapsamlı İngilizce bir web sitesi oluşturacağız ve İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça ve diğer yabancı dillere vakıf arkadaşlarımızın da bu çağrıya kulak verip bildikleri dillerde Ermeni iddiaları konusunda haklılığımızı ortaya koyan web sayfaları hazırlamalarını istiyoruz.

ERMENİ SORUNU

İDDİALAR - GERÇEKLER

24 NİSAN 1915

Rus ve İngiliz kışkırtmaları sonucunda meydana gelen isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı hükümeti, herhangi bir önleme başvurmadan önce Ermeni Patriği, Ermeni milletvekilleri ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine "Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını" bildirmekle yetinmiştir. Ancak, olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.

Bu maksatla, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır. Osmanlı Hükümeti’nin bu kararı üzerine hareket geçen Eçmiyazin Katalikosu Kevork, ABD Cumhurbaşkanı’na şu telgrafı göndermiştir:

"Sayın Başkan, Türk Ermenistanı’ndan aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir tedhiş Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye’deki halkımın korunmasını rica ediyorum."

Başpiskopos Kevork’un telgrafını, Rusya’nın Washington Büyükelçisi’nin ABD’deki temasları izlemiştir. Bütün olup biten, yasadışı Ermeni komitelerinin kapatılması ve elebaşlarının tutuklanması olmasına rağmen, olayı bir "katliam" gibi göstermeye çalışan Ermeniler, başta ABD ve Rusya olmak üzere, çeşitli sömürgeci devletleri kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır.

Diaspora Ermenilerinin her yıl sözde "Ermeni soykırımının yıldönümü" diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir. Görüldüğü gibi bu tarih, sözde soykırım şöyle dursun, sözde soykırım iddialarına temel oluşturduğu iddia edilen "yer değiştirme" uygulamasıyla bile ilgili değildir.

İzmir Suikastı Davası

Salı, 06 Kasım 2007

İzmir Suikastı Davası

Haziran 1926, İzmir

Giritli Motorcu Şevki’nin 15 Haziran 1926 günü İzmir Valiliğine yaptığı bir ihbarla ortaya çıkarılan Mustafa Kemal’e suikast olayının yeni kurulan cumhuriyette bir iktidar savaşı olduğu bellidir. İktidarı elinde bulunduran kadro kendisine rakip olarak gördüğü bir diğer kadroyu tasfiye etmek için bu olayı kullanmıştır. Dolayısıyla bu tuhaf davanın sanıkları durumuna sokulan ünlü şahsiyetlerin, milli mücadelenin önde gelen paşalarının başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir!

Sonuçta çoğu İttihatçı olan 18 kişi idam edilirken Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü dışında milli mücadeleyi yürüten askeri liderlerin hemen tümü şaibeli hale getirilmiştir. Hukuksal olarak nasıl bir skandal veya fiyaskonun cereyan ettiği ise olayın üzerinden sekiz ay geçtikten sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından itiraf edilecektir.

Şevki’nin ihbarı sonucunda 15 Haziran akşamı İzmir’de ve İstanbul’da yapılan tutuklamalarla yakalanan Ziya Hurşit, Çopur Hilmi, Gürcü Yusuf, Laz İsmail gibi kişilerin verdiği ifadelerin yanı sıra yakalanan silahlar ve bazı diğer kanıtlardan Mustafa Kemal’in İzmir’i ziyareti sırasında Kemeraltı’nda bir suikast teşebbüsü olacağı söylenebilir.

Ama Enver Paşa’nın adamı olarak bilinen Hacı Sami ve İttihat ve Terakki’nin Teşkilat-ı Mahsusası’nın kurucularından Kuşçubaşı Eşref’den yurtdışında bulunan Çerkez Ethem’e kadar birçok kişiyle bağlantısı olduğu ileri sürülen olayın karanlıkta kalan yanları açığa çıkarılan yanlarından daha fazladır.

Tabii bütün bu kargaşa içinde asıl önemli olan tam bir yıl önce, Haziran 1925′te kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nda yer alan paşaların olaya dahil edilmeleri ve tutuklanarak idam talebiyle İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmalarıdır. Çok değil, daha birkaç yıl önce gerçekleştirilen milli mücadelenin kahramanları birdenbire cumhurbaşkanına suikast düzenlemeye kalkışacak kadar iktidar hırsından gözleri bir şeyi görmeyen caniler haline gelivereceklerdir!

Kasım 1924′de Kazım Karabekir’in başkanlığında kurulan ve Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Mersinli Cemal Paşa gibi ünlü komutanların da yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Haziran 1925′te hükümetin aldığı bir kararla kapatılmıştı. Ama İttihat ve Terakki’nin nasıl bir örgüt olduğunu iyi bilen Mustafa Kemal Paşa açısından bu defter tam anlamıyla kapanmamıştı.

İktidar savaşı şu veya bu şekilde devam edecekti. Bu duruma hazırlıklı olmak ve gerektiğinde hiç tereddütsüz ve acımasız bir şekilde hareket etmek zorunluydu. İşte İzmir suikastı davası bu bağlamda bir anlam taşımaktadır.

Mustafa Kemal’e yönelik bir suikast hazırlığından haberi olan hükümetin olayı denetimi altında tuttuğu ve suikastçıların içine de kendi adamı olan emekli jandarma yüzbaşısı Sarı Efe Edip’i soktuğu mahkeme sırasında paşalar tarafından ileri sürüldü. Ama üzerine gidilemediği için kanıtlanamadı. Ancak olayın bu çerçevede geliştiğini gösteren çeşitli işaretler vardır.

İzmir’de yakalanan tetikçilerin ardından İstanbul’da Bristol Oteli’nde yakalanan Sarı Efe Edip İstanbul Polis Müdürü Ekrem Bey’e verdiği ifadede suikastın, "Terakkiperver Fırkası Umumi Heyeti tarafından kararlaştırıldığını" söyleyince, İzmir’de bulunan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ankara’daki Başbakan İsmet Paşa’ya bütün Terakkiperver paşalarının, yani Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Rüştü Paşa, Mersinli Cemal Paşa’nın tutuklanmasını ve yargılanmak üzere İzmir İstiklal Mahkemesine gönderilmesini isteyecektir. (Rauf Orbay o sırada yurtdışında olduğu için daha sonra gıyabında Ankara’da yargılanacak ve 10 yıl hapis cezasına çarptırılacaktır.)

Ancak İsmet Paşa durumdan çok emin değildir ve ortada ciddi bir kanıt olmadan, hepsi de mebus olan ve milli mücadelenin önderliğini yapmış bu şahsiyetlerin tutuklanmasının bir skandal olacağını düşünmektedir. Nitekim Kazım Karabekir 18 Haziranda tutuklanmış ama Başbakan İsmet Paşa’nın müdahalesiyle hemen serbest bırakılmıştır. İçişleri Bakanı Recep Peker bu durumu bir telgrafla Mustafa Kemal’e ihbar edecek ve bunun üzerine İzmir İstiklal Mahkemesinin Başbakan İsmet Paşa için de tutuklama kararı çıkardığı söylenecektir ama bu da kanıtlanmış değildir.

İzmir ve Ankara arasında karşılıklı telgraflarla durum açıklığa kavuşamayıp İsmet Paşa yeterince ikna olmayınca kalkar İzmir’e gider. Orada Mustafa Kemal ve mahkeme heyetiyle yüz yüze yaptığı görüşmeler sonucunda ikna edilecek ve böylece paşaların hepsi tutuklanarak İzmir’e gönderileceklerdir.

Elbette bütün ülke ve dünya şaşkın bir şekilde olayı izlemektedir ve sadece bir kişinin, sanık paşaların "hükümet ajanı" olduğunu, örtülü ödenekten para aldığını söyledikleri birinin verdiği saçma bir ifade nedeniyle tutuklanmışlardır. Saçma, çünkü cumhurbaşkanına suikast düzenlenmesi gibi bir eylemin kapatılmış bir partinin "umumi heyeti" tarafından kararlaştırılması aklın alacağı bir iş değildir.

Sonuçta İzmir’de Elhamra Sineması salonunda yapılan İstiklal Mahkemesi duruşmalarında celladın ipini boyunlarında hisseden paşalar mümkün olduğunca durumu açıklığa kavuşturmaya çalışırlar. İp boyunlarındadır, çünkü İstiklal Mahkemeleri neredeyse önüne gelene idam cezası vermekle ünlüdür. Bu kadar uydurma bir gerekçeyle tutuklanıp mahkemeye çıkarıldıklarına göre aynı şekilde idam cezasına çarptırılmaları ve hemen infaz edilmeleri işten bile değildir.

Mahkeme çok hızlı bir şekilde çalışarak davayı en kısa sürede sonuçlandırmak istemektedir. Gerek Kazım Karabekir, gerekse Ali Fuat Cebesoy, Sarı Efe Edip’in Meclis Başkanı Kazım Paşa’nın yakını olduğunu, hatta Ankara’ya geldiğinde onun evinde kaldığını, bu tertibin içine hükümet tarafından ajan olarak sokulduğunu anlatırlar ve kendilerinin olayla bir ilgilerinin olmadığını belirtirler.

13 Temmuzda Kel Ali başkanlığındaki mahkeme kararını açıkladığında verdiği 13 idam cezası arasında tetikçilerin yanı sıra suikastın örgütleyicileri olarak adı geçen İzmit mebusu Şükrü, Rüştü Paşa, Eskişehir mebusu ve Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı Miralay Arif, Saruhan mebusu Abidin, Sivas mebusu Halis Turgut gibi isimler de vardır, ancak Terakkiperver paşalar beraat etmişlerdir.

Mahkeme Terakkiperver Fırka içinde gizli bir örgütün Cumhurbaşkanım öldürerek yönetime el koymak istediği kararına varmıştır, ancak paşaların bununla ilişkisi kurulamamıştır.

Sarı Efe Edip de beklemediği idam cezası karşısında şaşıracak ve "Bu kararda benim hizmetim nazara alınmadı" diyecektir ama mahkeme başkanı Kel Ali tarafından "Hizmetiniz elbette nazara alınacaktır" diye susturulacaktır. Ali Fuat Paşa hatıralarında, Sarı Efe Edip’in hükümet ajanı olmasına rağmen idam edilişini "Bu hizmet esnasında yanlış bir hareketine yahut başka bir sebebe bağlıdır" diye yazacaktır.

Sonuçta paşalar boyunlarını cellatın ipinden kurtaracaklar ama siyasi hayatları da bitmiş olacaktır. Hukuki olarak ortada ciddi hiçbir şey yoktur, ama beraat etmiş de olsalar Mustafa Kemal’e suikast davasından yargılanmış olmaları siyasette artık bir rol üstlenememeleri için yeterlidir. Nitekim bazıları ancak Mustafa Kemal’in ölümünden sonra tekrar siyasetle ilgilenecekler ve mebus olabileceklerdir.

Bu davadan sekiz ay kadar sonra, Mart 1927′de bir akşam Çankaya’daki sofrasında ağırladığı çocukluk arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a Mustafa Kemal itirafta bulunup, şöyle diyecektir: "Paşaları senin hatırın için affettirdim." Harbiye’den atılmaktan Ali Fuat’ın babası İsmail Paşa sayesinde kurtulan Mustafa Kemal bu sözlerinde herhalde samimidir ama aslında bu sözler aynı zamanda büyük bir fiyaskonun da itirafı değil midir?

Mustafa Kemal milli mücadelede omuz omuza savaştığı paşaları affettirmiştir ama onlar Mustafa Kemal’i affetmemiş, hatta Mustafa Kemal’in çağrısına ve çabalarına rağmen bazıları bir daha ölünceye kadar kendisiyle görüşmemiştir…

İlkçağ Tarihi Ve İlkçağ Uygarliklari

Salı, 06 Kasım 2007

TARİH ÖNCESİ VE İLKÇAĞ TARİHİ

Tarih öncesi ilk devir kaba taş devridir. İlk araçlarda bu devirde yapılmıştır.

1- İlk resim ve heykel yontma taş devrinde yapılmaya başlanmıştır.

2- Ateş ilk defa taş devrinde bulundu.

3- İnsanlar ilk defa yerleşik hayata cilalı taş devrinde geçtiler.

4- İnsanlar hayvanları evcilleştirmeyi ilk defa cilalı taş devrinde öğrendiler.

5- İnsanlar ilk defa balıkçılığa cilalı taş devrinde başladılar.

6- İlk krallık ve beylik maden devrinde kurulmuştur.

7- İlk bulunan maden bakırdır.

8- İlk kez yazı demir devrinde kullanılmıştır.

9- Tarihte ilk defa aile hukuku Hititlerde görülmüştür.

10- Anadoluda kurulan ilk uygarlık Hititlerdir.

11- İlk tarih yazıcılığını Hititler yapmıştır.

12- Anadoludaki ilk siyasi birlik Hititlerdir.

13- Tarihte ilk defa meclisi Hititler kurmuştur.(pankus meclisi)

14- İlk sosyal örgütlenme maden devrinde mezopotamyadaki Sümerler tarafından gerçekleştirirdi.

15- Tarihte ilk defa Güneş Saatini Sümerler kullanmıştır.

16- Mezopatamyadaki ilk medeniyet Sümerler tarafından kuruldu.

17- İlk yazıcı (Çivi Yazısı) bılan Sümerlerdir.

18- İlk yazılı kanunlar Sümerlere aittir (Urgakina kanunları)

19- İlk ordu Sümer ve Akadlar tarafından kuruldu.

20- Tarihte ilk olarak asya ile Avrupa arasındaki kültürel etkileşimi meydana getiren olay İskender’in asya seferine çıkmasıdır.

21- İlk kez doğu-batı ticaretinin gelişmesine Lidyalılar neden olmuştur.

22- İlk parayı Lidyalılar kullandı.(m.ö. 700)

23- İlk anayasayı babiller yazmıştır.

24- İlk kanun kitabını babiller yazmıştır.

25- Tarihte ilk defa Güneş yılına dayalı takvimi mısırlar bulmuş ve gün, yıl ve mevsim olarak ayırmışlardır.

26- Tarihte ilk yazılı antlaşma kadeş antlaşmasıdır.

27- İlk hiyeroglif (resim) yazısını mısırlar bulmuştur.

28- İlk defa tıp ve mumyacığı mısırlar geliştirmiştir.

29- Sulama kanalları ve sulama işi ilk kez maden devrinde Mısırda kullanmaya başlanmıştır.

30- İlk defa alan ve hacim hesplarını bulan, daireyi 360 dereceye bölen Mısırlardır.

31- Tarım ile ilk defa mısırlar uğraşmışlardır.

32- Tarihte ilk defa ticaret kolonileri İonlar kurmuştur.

33- İlk modern tarih yunan medeniyetinde heredot tarafından yazıldı.

34- İlk posta örgütünü Persler kurmuştur.

35- Tarihte ilk alfabeyi bulanlar Fenikelilerdir.

36- Tarihte ilk denizciler Fenikelilerdir.

37- Tarihte ilk Yahudi İbranilerdir.

38- Tarihte ilk basın yayın hayatını romanlılar çıkartıkları günlüklerle başlattılar.

TARİH ÖNCESİ DEVİRLER ve TARİH DEVİRLERİ

İnsan topluluklarının o dönemde kullandığı ve günümüze kadar gelebilen kalıntılardan yola çıkılarak iki bölüme ayrılır.

TAŞ DEVRİ

KABA TAŞ DEVRİ

İnsanlığın en ilkel ve en uzun dönemidir. Bu dönemde henüz araç ve gereç yapımı başlamamıştır. İnsanlar kendilerini korumak için doğadaki sivri taşları olduğu gibi kullanmıştır.

YONTMA TAŞ DEVRİ

Bu dönemde insanlar taşları yontarak ilk defa araç ve gereç yapmışlardır. Bu aletler savunma ve avlanma amacıyla yapılmıştır. İnsan doğanın asalağı durumundadır. Tüketici, avcı ve toplayıcıdır. Ekonomik etkinliklerden ötürü göçebe bir yaşam sürmüşlerdir Mağara duvarlarına hayvan resimleri yapmışlardır. Dönemin sonlarına doğru ateş denetim altına alınmıştır. (Ateş önce insanları soğuktan ve yırtıcı hayvanlardan korumuş, daha sonraki dönemlerde ise insanlığın gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Toprak kapların yapımında madenlerin işlenmesinde olduğu gibi) Yontma Taş Devrinin sonlarına doğru buzullar çözülmüş, iklim yumuşamıştır.

CİLALI TAŞ DEVRİ

Bu dönemde alet yapımı gelişmiş sert ve düzgün aletler yapılmıştır. Taşın yanısıra ilk defa topraktan da araç gereçler yapılmıştır. (Toprakkaplar yapılmış, seramiksanatı ilerlemiştir.) İnsanlık için güzel bir dönemin başlangıcıdır. İnsan doğanın asalağı olmaktan kurtulmuş ilk defa üretim faaliyetlerini başlatmıştır. İlk defa tarım başlamış, hayat tarzı değişerek yerleşik yaşama geçilmiştir. Bunun sonucunda ilk köyler kurulmuş, hayvanlar evcilleştirilmiştir. Menhir ve Dolmen adı verilen anıtlar dikilmiştir. Bitki liflerinden elbiseler dikilmiştir.

MADEN DEVRİ

BAKIR DEVRİ

İşlemesi kolay olduğu için ilk kullanılan madenler bakır, altın ve gümüştür. Ancak doğada fazla bulunduğu için bakırdan daha fazla araç ve gereç yapılmış ve döneme damgasını vurmuştur.

TUNÇ DEVRİ

Bakır ve kalayın karışımından tunç elde edilmiş ve böylece daha sert dayanıklı araç gereçler yapılmıştır. Bu dönemde karasaban bulunmuş ve tarımda gelişim sağlanmıştır. Tüketim fazlası üretim elde edilmiş bu da ticaretin gelişmesini sağlamıştır. İlk şehir ve devlet yapıları kurulmuştur.

DEMİR DEVRİ

Demirin yüksek ısıda işlenebilmeye başlanması ile sanayide önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ticaret hızlanmış ve dönemin sonlarına doğru yazı icat edilmiştir.

TARİH DEVİRLERİ

Tarih, yazının icadı ile başlayan zaman dilimi içerisinde devirlere ayrılırken, insanlık tarihini etkileyen büyük ve önemli olay ve buluşlara göre dört bölüme ayrılır.

İLK ÇAĞ

Yazının bulunmasıyla başlayıp (M.Ö. 4000-3500) Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışına kadar sürer. En uzun süren çağ olarak bilinir.

ORTA ÇAĞ

Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışından (476), İstanbul’un Türkler tarafından fethine kadar (1453) sürer.

YENİ ÇAĞ

İstanbul’un fethinden, 1453 tarihinde başlayıp, 1789 tarihli Fransız İhtilaline kadar sürer.

YAKIN ÇAĞ

1789 Fransız İhtilali ile başlayıp, günümüze kadar sürer.

Çin-Hint-İskit Medeniyetleri

ÇİN MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

Çin’in tarihi Yontma Taş Devri’nde başlamıştır.

Şensi ve Kansu’da Türk kültürü etkili olmuştur.

Tunguz, Moğol, Türk ve Tibet kültürleri Çin’de etkili olmuştur.

ÇİN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Çin’de egemen olan dinlerin başında, Taoizm, Konfüçyüsçülük ve Budizm gelir. İpek üretimi sayesinde İpek yolu gelişti.

Çinliler Çin yazısını kullandılar.

M.Ö. XI’ yy’da mürekkep kullandılar.

M.Ö. 105′li yıllarda kağıdı icat ettiler.

M.S. 650′de matbaayı kullandılar.

HİNT MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

En eski medeniyetler İndus Medeniyetleri’dir. Hindistan’daki ilk medeniyet Sint Medeniyeti’dir.

İndus ve Ganj nehirleri verimliliği artıran etkendir.

Güçlü devletler oluşamamış, küçük prenslikler ortaya çıkmıştır.

Kast örgütünü Ariler kurmuştur.

HİNT MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Eski Hint Medeniyeti’nde en önemli toplumsal kurum KAST Teşkilatı’ydı. Kast Teşkilatı beş bölümden oluşurdu.

1. Brahmanlar : Din adamları

2. Ksatriyalar : Askerler ve soylular

3. Vaysiyalar : Sanatkar, tüccar ve köylüler

4. Südralar : İşçiler

5. Paryalar

İSKİT MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

İskitler, M.Ö. XI. yy. ile M.S. II. yy. arasında yaşamışlardır.

Göçebe-atlı kavimlerin en büyüğüdürler.

Diğer adları Sakalar olup, tarihte Önemli rol oynayan ilk Türk topluluğudur.

M.Ö. VII. Yüzyıllarda Tuna Nehri’ne ulaştılar.

İskitler, Yakut Türkleri’nin atalarıdır.

İSKİT MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

İskitler ölümden sonraki hayata inandıkları için ölülerini Kurgan olarak bilinen çadır mezarlara gömerlerdi.

İskitler, en eski Türk dini olan Şamanizme inanırlardı.

İskitlerin Asya’daki mücadeleleri Alper Tunga Destanı’nda anlatılmıştır

Mezopotamya Medeniyetleri

AKADLAR SİYASİ TARİHİ

Akadlar, Sami Soyundan gelir.

Başkent Akad olmak üzere, M.Ö. 2350 yılında Kral Sargon önderliğinde krallıklarını kurdular.

Kısa sürede tüm Mezopotamya’ya hakim olduktan sonra Sümer Medeniyeti’nin yayılmasını sağladılar.

Kral Sargon önderliğinde tarihteki ilk büyük imparatorluğu kurdular.

Akad Krallığı, M.Ö. 2150 tarihinde Uruk Krallığı tarafından yıkıldı.

AKADLAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Akadlar, Sümer Uygarlığı’nı devam ettirerek büyükbir imparatorluk kurdular.

Tarihte ilk kez daimi ordu kuranlar Akadlar olmuştur.

ASURLULAR SİYASİ TARİH

Asurlular, Sami ırkına mensuptur.

M.Ö. 2000′lerde Mezopotamya’ya geldiler.

Başkentleri en önemli ticari merkezleri Asur kentiydi.

Tüccar bir kavim olan Asurlular, en çok Anadolu’da ticaret yapmışlardır.

Asurluların varlığına M.Ö. 612′de Medler, Babilliler ve İskitler tarafından son verildi.

ASURLULAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Asurlular daha çok Anadolu’da yaptıkları ticaret ile tanınırlar.

Anadolu’da ticari koloniler kurdular.

Anadolu’da, Asur Pazar yerlerine KARUM denir.

Büyük bir askeri imparatorluk kurdular.

Güçlü orduları ve şiddetli kanunları vardı.

En ünlü tanrıları Asur’du.

Mezopotamya’da ölümden sonra hayat inancı olmadığından, anıt mezarlara hiç rastlanmaz.

BABİLLİLER SİYASİ TARİH

Sami soyundan gelen Amurrular’a Babilliler denir.

Başkent Babil olmak üzere M.Ö. XIX. yy’da Mezopotamya’nın en güçlü devletini kurdular.

Birinci Babil Devleti’ni M.Ö. 1594′te Hititler yıktı.

İkinci Babil Devleti’ni M.Ö. 539′da Persler yıktı.

BABİLLİLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Babilliler, Kral Hammurabi zamanında mutlak krallığa dayalı büyük bir imparatorluk kurdular.

Sümer Kralı Urukagina tarafından yazdırılan ilk kanunlardan sonra Mezopotamya’da bilinen diğer bir kanun ise Hammurabi Kanunları’dır.

Babilliler, astronomi çalışmaları yapmışlar, burçları bulmuşlar ve yılı 354 güne bölmüşlerdir.

Babillilere ait en önemli sanat eserleri şunlardı : Hammurabi Steli, Babil Kulesi ve Babil’in Asma Bahçeleri.

SÜMERLER SİYASİ TARİHİ

Mezopotamya’da kurulan ilk devlet Sümerler’dir.

Sümerlere ait en önemli şehirler, Lagaş, Uruk, Endu, Kalde ve Kaş’tı.

Sümerler, M.Ö. 1950′de Elamlar tarafından yıkıldı.

Çivi yazısını icat eden Sümerler böylelikle tarihi devirleri başlatmış oldular.

SÜMERLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Sümerler krallarına Patesi adını verirlerdi.

Yazı, tarihte ilk defa Sümerler tarafından kullanıldı.

Tarihte bilinen en eski kanunlarda Sümerler’e aittir.

Doğa güçlerine inanan Sümerler’de en ünlü tanrılar, Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yeryüzü tanrısı), Enki (Okyanus tanrısı)’dır.

Sümerlerde en önemli sanat eserleri zigguratlardır.

Sümerler meydana getirdikleri yüksek uygarlık seviyesinde bilimde de ileri gitmişler bilim alanında şu çalışmaları yapmışlardır.

1. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar.

2. Gece ve gündüzü 12′şer saate böldüler.

3. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar.

4. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar.

5. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar.

6. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular.

7. Daireyi 360 dereceye böldüler.

İbrani-İran-Fenike Medeniyetleri

İBRANİ MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

İbraniler Sami asıllı bir kavimdir.

M.Ö. XVII. yy’da Filistin’de ilk devletlerini kurdular.

İbrani Devleti, Hz. Süleyman zamanında İsrail Devleti ve Yahudi Devleti olmak üzere ikiye ayrıldılar.

Eski İsrail Devleti’ni Asurlular yıktı.

Eski Yahudi Devleti’ni, Babilliler yıktı.

1948′de İsrail Devleti yeniden kuruldu.

İBRANİ MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Yahudiler, tek tanrılı din olan Museviliğe inandılar. Musevilik, sadece Yahudilere ait bir dindir.

İbranilere ait en önemli sanat eseri, Kudüs’teki Hz. Süleyman Tapınağı (Mescid-i Aksa)’dır.

İRAN MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ

İran Medeniyeti’ni, Medler ve Persler meydana getirdi.

Medleri M.Ö. 550′de Persler yıktı.

Persleri M.Ö. 330′da Büyük İskender yıktı.

İRAN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Devlet yönetiminde mutlak krallık vardı.

Kral, tanrı Ahuramazda’nın yeryüzündeki temsilcisi.

İranlılar Zerdüştlük dinine inandılar.

FENİKELİLER SİYASİ TARİH

Fenikeliler Sami asıllı bir kavimdir.

M.Ö. 2000 yılında devletlerini kurdular.

Toprakları tarıma elverişli olmadığı için deniz ticareti yaptılar.

Asurlular, Babilliler ve Persler tarafından yıkıldılar.

FENİKELİLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Fenikeliler daha çok deniz ticaretiyle uğraştılar. Deniz ticareti sonucunda bir çok koloni elde ettiler.

Kendilerine özgü 22 harflik bir Fenike Alfabesi kullandılar.

Ön Asya Uygarlığı’nı Ege Havzası’na taşıdılar.

Mısır Medeniyetleri

MISIR MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Eski Mısır’ın tarihi M.Ö. 3000 yıllarında başlar.

M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’in Mısır’ı almasıyla son bulur.

MISIR MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Mısır’da monarşik-bürokratik devlet yapısı vardı.

Devlet yönetiminde en tepede firavunlar bulunur, firavunlar tanrının oğlu sayılırdı.

Firavunlar tanrının oğlu olduğundan ilah-kral anlayışı görülürdü.

Vezirlik ilk kez Mısır’da görülmüştür.

Mısırlıların en önemli tanrıları Amon-Ra ve Ösiris’ti.

Mumyacılık ve tıp alanında ilerlemişlerdi.

24 harflik hiyeroglif denen bir resim yazısı kullanılmıştır.

Mısır bilimini Nil Nehri’nin hareketliliği etkilemiştir.

Yılı 365 gün ve 12 ay olarak hesapladılar.

Matematikte ve tıpta ileri gittiler.

Önemli sanat eserleri :

Piramitler

Amon Tapınağı

Beni Hasan Mezarları

Labirentler

Anadolu Medeniyetleri

HİTİTLER SİYASİ TARİH

Anadolu’da ilk devlet kuranlar Hattiler’dir.

Hattilerin başkenti Alacahöyük’tü.

Hititler M.Ö. 2000′lerde devletlerini kurdular. Hititlerin başkenti Hattuşaştır.

M.Ö. 1280′de Mısırlılarla savaştılar.

Mısır savaşı sonunda tarihte bilinen ilk antlaşma olan KADEŞ Antlaşması imzalandı.

Hititler, M.Ö. 1200′de Asurlular’ın ve Frigler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

HİTİTLER KÜLTÜR VE UYGARLIK

Hititlerdekralın yetkileri pankuş meclisi ile sınırlandırıldı.

Hititler, anayasa ile taht kavgalarını engellediler.

Hititler’demerkezi krala Tabarna denirdi.

Kraldan sonra ana kraliçe Tavananna söz sahibiydi.

Hititlere ait en önemli sanat eserleri, Alacahöyükteki Sfenks, Yazlıkaya Kabartması ve İvriz Kabartması’dır.

Anadolu’da feodal bir tımar sistemi vardı. Hititler’in,güçlü orduları vardı.

Hititler, Asurlular’dan öğrendikleri çivi yazısını kullandılar.

Hititler hiyeroglif yazısı da kullandılar. Hititler’in tanrılar için yazdıkları yıllıklara Anal denir. Evliliği sözleşmeye dayandırıp aile hukuku meydana getirdiler.

Anadolu ekonomisi tarıma dayalıydı.

Hititler dokumacılıkta ilerlediler.

Hitit ülkesine Bin Tanrı İli denir.

Hititler’de öbür dünya inancı yaygın değildi.

Teşup ve karısı Hepat Hitit tanrılarıdır.

FRİGYALILAR SİYASİ TARİH

M.Ö. 750 Yıllarında kuruldu.

Başkenti Gordion, yani Yassıhöyüktü.

M.Ö. 676 yılında Kimmerler ve Lidyalıların saldırısı sonunda yıkıldı.

FRİGYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Frigyalılar Kaya mimarisi, dokumacılık ve kilimcilikte ileri gittiler.

En önemli sanat eseri Midas Mezarı’dır.

Frigyalılar Fenike harf yazısını kullandılar

Tarımı koruyucu yasalar yaptılar.

LİDYALILAR SİYASİ TARİH

Lidya Devleti M.Ö. 687′de kuruldu.

Başkentleri Sart’tı.

M.Ö. 546 yılında Persler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

LİDYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Lidyalılar mimaride ileri gittiler.

Kuyumculuk ve heykelcilikte ilerlediler.

Paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdular.

Fenike harf yazısını kullandılar.

Tarihte parayı ilk defa Lidyalılar kullandı.

Dünyanın en eski serbest pazar şehri Sart’ı kurdular.

Sart’tan başlayan ve Ninova’da biten Kral Yolu’nu yaptılar.

Kibele, Artemis, Zeus ve Apollo gibi Yunan tanrılarına taptılar.

İYONYALILAR SİYASİ TARİH

İyonya Devleti, Batı Anadolu’da Akalar tarafından kuruldu.

Batı Anadolu’da polis (Şehir devletleri) kurdular.

Bu polislerin en önemlileri Milet, Foça, Efes ve İzmir’dir.

M.Ö. VII. Yüzyılda Lidyalılar’ın ve Persler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

İYONYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

İyonyalılar, önce monarşi ve oligarşi ile daha sonra demokrasi ile yönetildiler.

Zaman zaman tiran yönetimi de görüldü.

İyonyalılar daha çok dini mimaride ileri gittiler.

En önemli sanat eserleri, Artemis Tapınağı ve Apollo Tapınağı’dır.

Fenike harf yazısını kullandılar.

Özgür düşünce, demokrasi ve bilimde ileri gittiler.

Denizcilikle uğraştılar, koloniler kurdular.

İyonyalılarda, öbür dünya inancı yoktu.

URARTULAR SİYASİ TARİH

Urartu Devleti M.Ö. IX. Yüzyılda Hurriler tarafından kuruldu.

Başkentleri Tuşpa, yani bugünkü Van’dı.

M.Ö. 600 yılında,İskitler ve Medler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

URARTULAR KÜLTÜR VE UYGARLIK

Mimaride oldukça ilerleyen Urartular, bir çok kale, bend ve kanal yaptılar.

Urartular’dan günümüze kadar gelen en önemli sanat eserleri, Van Kalesi, Çavuştepe Kalesi ve Altıntepe Kalesi’dir.

Urartular, çivi yazısını kullandılar.

Mezopotamya’nın aksine Anadolu’da ölümden sonra hayata inanış görüşmüştür.

Roma-Yunan-Helen Medeniyetleri

ROMA MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Roma şehir Devleti, M.Ö. 753′de Etrüskler tarafından kuruldu.

M.S. 395 yılında Batı Roma ve Doğu Roma olmak üzere ikiye ayrıldı.

Batı Roma İmparatorluğu, M.S. 476′da yıkıldı.

Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans), 1453′te Fatih Sultan Mehmet tarafından yıkıldı.

Krallık Devri (M.Ö. 753-M.Ö. 510)

Cumhuriyet Devri (M.Ö. 510-M.Ö. 27)

İmparatorluk Devri (M.Ö. 27-M.S. 395)

Bizans İmparatorluğunun yıkılması ile Orta Çağ bitti, Yeni Çağ başladı.

ROMA MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Roma halkı üç gruba ayrılırdı. Bunlar :

Patriciler : Her türlü hakka sahip olanlar. (Yönetime katılabiliyor)

Plepler : Hiç bir siaysi hakkı olmayan çiftçi, köylü ve sanatkarlar.

Köleler : Ne siyasi ne de toplumsal hakka sahip.

Roma medeniyeti denince akla ilk gelen On İki levha Kanunları’dır.

Roma Medeniyeti’nden günümüze kalan en önemli sanat eserleri şunlardır :

Aspendos Tiaytrosu (Antalya)

Ogust Mabedi (Ankara)

Elmadağ Su Yolu (Ankara)

Roma Hamamı (Ankara)

Bozdoğan Kemeri (İstanbul)

Çemberlitaş (İstanbul)

YUNAN MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Ege medeniyetini meydana getiren medeniyetler şunlardır. Yunan medeniyeti, Makedonya Medeniyeti, Trakya Medeniyeti, Anadolu Medeniyeti, Girit Medeniyeti ve Rodos Medeniyeti. Yunan Medeniyeti, M.Ö. 1200 yılında Dorlar tarafından kuruldu.

Yunan Medeniyeti denince akla Polis (şehir devletleri) gelir.

Yunan Medeniyeti’ne ait en önemli polisler şunlardır. Atina, Isparta, Korint, Tebai, Larissa, Magara.

YUNAN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Tarihte bilinen ilk demokrasi denemeleri Yunanistan’da görülür.

Yunanistan!da sınıf farkını ortadan kaldırmak için Drakon, Solon ve Kleistenes Kanunları ortaya çıkmıştır. Yunanistan’da felsefenin öncülerinden Sokrates, Platon, Aristotales ve Thukidides yetişmiştir.

Eski Yunan’da sanat alanında heykelciliğe önem verilmiştir.

HELEN MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Makedonya kralı Büyük İskender, M.Ö. IV. yy.’da Doğu’ya bir sefer yaptı.

Bu sefer sonunda Hellenizm Uygarlığı doğdu.

Helen Medeniyeti’ne ait en önemli kültür merkezleri İskenderiye ve Antakya’dır.

HELEN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Helen Medeniyeti’nde daha çok pozitif bilimlerde ilerleme görülmüştür.

Helen Medeniyeti’nden günümüze kalan en önemli sanat eserleri, Zeus sunağı ve İskender Lahiti’dir.

Padişah Önde Olunca…

Salı, 06 Kasım 2007

Sultan II. Mustafa Han, Hâcei Sultani Vani Mehmed Efendi ile şeyhülislam Erzurumlu Feyzullah Efendi’nin talebesidir. Aynen 4. Murad gibi gayretli, azimli ve cesur bir sultandır.

Babası 4. Mehmed ile Sefer-i humâyunlara katılır ve Fazıl Ahmed ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın yanında pişer, tecrübe kazanır.

Tahta geçtiğinde çok gençtir ama dedelerinden hiçbirinin yapmadığını yapar; padişahlığının üçüncü gününde bir hattı hümayûn yayınlar. Yani diyeceksiniz, yani “bir nevi siyasi program” sunar.

Bu program devletin dostlarını sevindirir, düşmanlarını kara kara düşündürmeye başlar. Zira açık açık öze dönüş ve cihad kokar.

Para neme gerek!

O günlerde Osmanlı Avrupa’da eskisi kadar güçlü değildir bu yüzden özellikle Alman ve Avusturyalılar topraklarımıza sızar, müslümanlara tacizde bulunurlar. Hal böyle olunca 2. Mustafa, Fatih ve Yavuz gibi ordusu ile bizzat sefere çıkmayı çok arzular.

Ancak Osmanlı eski Osmanlı değildir devlet adamları gelir gider Sefer-i hümayunun çok masraflı olacağından dem vururlar. Sonra Allah korusun bir kazâ vukuunda “padişah yenildi” sözünün getireceği gaileleri hatırlatırlar. Ki bir bakıma yerden göğe haklıdırlar.

Mustafa Han önce “masraf” bahanesini siler atar. “Bize ağırlık ve hazine ne içün lâzım. İcabında kuru ekmek yer vücudumuzu din-ü devlet uğruna hırpalarız. Allah kullarına hizmet tamamlanmadıkça, seferden kaçmayız” der ve 9 tuğu (Sefer-i hümayun işaretidir) ordugâha çakar.

Mustafa Han eli kılıç tutan bir cengaverdir, çocukluğunda gençliğinde kışla havasını teneffüs ettiğinden olacak, seferden korkmaz. İyi ata biner, her silahı kullanır ve cengi satır satır okuyup yerinde kararlar alır.

Dahası sık sık tebdili kıyafetle sokağa çıkar, asker arasına karışıp havayı koklar. Hatta bir keresinde el bahçesine dalıp vişne çalan cebeci askerini yakalar ve derhal kadıya yollar…

Ordu 1695 yılında yollara düşer ve elden çıkan kaleler birer birer üç hilali asarlar. Ancak iş beş on kaleyle kalmaz, bu mecra bir “ölüm kalım savaşına” doğru akar. Alman imparatoru bizzat başkomutanını görevlendirerek Türkleri durdurmayı arzular ki Mareşal Veterani yenilgi nedir tanımaz.

20 Eylül günü Temeşvar’ı aşar ve Lugoş kalesine doğru sokulurlar. İşte Veterani onları burada karşılar.

Bu nasıl ses?

Mustafa Han tabur imamlarına zaferi müjdeleyen ayetler okutur ve kendisi kılıç elde öne çıkar. Osmanlı ordusunun dev köslerini filler taşır ve güm güm sesleri kâfirlerin bütün ümmidini yıkar.

Veterani, Lugoş kalesi komutanına “ben bunca yıldır savaş ederim böyle bir ses duymadım. İçime bir ürperti girdi, korkarım kötü şeyler olacak” der ve bir mânâda mağlubiyeti kabullendiğini açıklar.

Muharebe ancak üç saat sürer, Almanlar geri çekilmeye mecbur kalırlar. İşte bunu bekleyen

Kırım Hanı Hacı Selim Giray arkalarından çevirir ve (komutan Veterani de dahil olmak üzere) alayını kırar.

Osmanlı Avrupa’da derin bir nefes alır, Sultan Mustafa sefer-i hümayun fikrinde haklı çıkar.

şimdi nurlar içinde yatan Sultan Mustafa Han, ordunun başında sefere çıkan son Osmanlı padişahıdır.

Sultan İkinci Murat

Salı, 06 Kasım 2007

Sultan İkinci Murat

Babasi Çelebi Sultan Mehmed

Annesi . Emine Hatun

Dogumu : 1402

Vefati .3 şubat 1451

Saltanatı : 1421 - 1451 (30) sene

*****************************

İkinci Murad, uzun boylu, beyaz tenli, doğan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padişahtı. Çok güzel konuşurdu. Kendisinin en büyük saadeti, Fatih Sultan Mehmed gibi eşine ender rastlanacak ve çok kıymetli bir zatın babası olmakti.Sultan Murad. süküneti ve huzurlu yaşamayı arzu eden fakat icap ettiği takdirde gayet hareketli, cesur ve hiçbir şeyden yılmayan bir kimse idi. Otuz senelik saltanatı müddetince, memleketini çok büyük bir şan ve şerefle idare ederek, emri altında bulunan herkeste, dindar. âdil ve lütufkâr bir padişah nâmı bırakmıştır.

Sultan ll. Murad çocukluğu Amasya’da geçti. 18 yaşında tahta çıktı. Şâir ve hattattı.Çok iyi bir askerdi. Şiirler yazmıştır. Zamanında Venedik donanmasıyla harbedildi. Selânik yeniden fethedildi. Düzmece Mustafa isyanı oldu ve bu isyanı bastırdı. 1422′de İstanbul’u muhasara etti. 1423′de Mora yeniden alındı. 1428′de Germiyan Beyliği Osmanlılara katıldı. Venedik ve haçlılara karşı Güvercinlik zaferi kazanıldı. 1430′da Selânik yeniden alındı. 1438′de Bosna’ya hakim olundu. 1439′da Belgrad muhasara edildi. 1443′de haçlılara karşı İzlâdi Derbendi zaferi kazanıldı.1444 Temmuz’unda Segadin antlaşması yapıldı, fakat haçlılar sözlerinde durmadılar. İkinci Murad küçük yaştaki oğlunu tahta çıkarınca,ümide kapılarak Osmanlı topraklarına girdiler.Oğlu İkinci Mehmed (Fatih) ordunun başına babasını başkumandan tayin etti. Kasım 1444′de Varna Zaferi kazanıldı. Varna Zaferinden sonra İkinci Murad tekrar tahta geçti. 1445′de Mora’ya ve Arnavutluğa sefer açtı. 1448 senesinin Ekiminde haçlılar yeniden saldırdılar.Bu defa da İkinci Kosova Zaferi kazanıldı. 1451 senesinde Sultan Murad bütün esirlerini salıverdi. 47 yaşında olduğu halde Edirne Sarayında vefat etti. Vasiyeti üzerine Bursa’da Muradiye Camii yanına defnedildi. Mezarının üzerini örtmemeyi, kenarlarına hafızların oturup Kur’an okuyabilmeleri için yerler yapılmasını ve Cuma günü mezara konulmasını vasiyet etmişti. Vasiyeti öylece yerine getirildi.Sultan Murad zamanında memleketin bir çok yerlerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yapılmıştır. Bunlardan birisi Edirne’deki"Üç Şerefeli Cami"dir. Cami’in yanında bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Yine Edirne’de "Muradiye Camii"ni bina ettirmiştir. Bu caminin duvarları ve mihrabı son derece güzel çinilerle süslenmiştir. Bursa’daki "Muradiye Camii"ni ve Ergene Nehri üzerindeki 170 ayaklı "Uzun Köprü"yü de Sultan Murad yaptırmıştır.Silsile-i Sââdât-ı Nakşıbendiyye’den, Hâce Yâkub Darhi (k.s.), ,Seyhi Emir Sultan, Hacı Bayram Veli, İbn-i Haceri Askalâni, Muhammediye kitabmın müellifi Yazıcızâde Mühammed Efendi İkinci Murad devrinde vefat eden büyüklerdir.

Erkek çocukları : Fatih Sultan Mehmed, Ahmed, Alâaddin, Orhan, Hasan, Ahmed (ll.)

Kız çocukları : Şehzâde ve Fatma Hatun.

Çanakkale’nin Şehit Çocukları

Salı, 06 Kasım 2007

Çanakkale’nin şehit çocukları

Galatasaray, Konya, İzmir liseleri 1915′te tek bir mezun verememişti. Çünkü tüm öğrencileri Çanakkale’de şehit olmuştu.

Çanakkale ve İstiklal Savaşı’na katılan çok sayıda çocuk, vatan savunmasında destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergileyerek, "meçhul çocuk askerler" olarak Türk tarihinde yerini aldı. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuri Köstüklü, Türk milletinin vatan savunması verdiği dönemlerde erkek ve kadınlar kadar çocukların da çok önemli görevler üstlendiğini söyledi.

Türk çocuklarının milli bir sorumluluk şuuru içinde gösterdikleri fedakarlıklar, çektiği çileler ve eziyetlerin tam olarak bilinmediğini vurgulayan Köstüklü, Anadolu’nun hemen her köşesinde, özellikle işgal gören yörelerde, çocukların da bir destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergilediğini anlattı. Çocuk askerler üzerine bir araştırma yaptığını ve elde ettiği bilgileri bazı seminerlerde sunduğunu dile getiren Köstüklü, bunlardan bazılarını şöyle sıraladı: "Antep savunmasında Kebapçı Said Ağa’nın oğlu küçük Mehmet, Şahin Bey’in oğlu Hayri, şehit Yolağası’nın oğlu Mehmed Ali gibi 11-12 yaşlarındaki çocukların özverisi göz yaşartıcı boyuttadır. Bu çocuklar Arslan Bey’in başında bulunduğu milis kuvvetlerinin içinde diğer Kuvayi Milliyeciler gibi silahlı olup yeri geldiğinde çatışmalara katıldılar ve çoğu zaman da istihbarat hizmetinde bulundular.

KAHRAMANLIĞI TÜRKÜ OLDU

Adanalı çocukların da İstiklal Savaşı’nda milli heyecan içinde hareket ettiğini dile getiren Köstüklü şöyle dedi: "Urfa’da 14 yaşındaki Bozan, Fransızlar kaçarken Kuvayi Milliye önünde harbe katıldı. Bu yavrunun kahramanlığını gören halk, Bozan için türkü bile yazdı. Sebeke dağından indim dereye/Atılıyor bombalar, bilmem nereye/Türk çeteleri dönmez geriye/Be yürü! yürü Bozan Yavrum yürü!/Vursun kırsın Fransızları, aslanım yürü!…" Köstüklü, Maraş savunması sırasında kendisine verilen köprü uçurma görevini yerine getiren Sarıca Köyü’nden 14 yaşındaki Ali ile milis kuvvetler arasında bir çok yeri dolaşmak suretiyle bilgi alışverişini sağlayan 10 yaşındaki Osmaniyeli Niyazi Aykan’ın da tarihe adını altın harflerle yazdırdığını ifade etti.

YÜZLERCE GAZİ ÇOCUK

Köstüklü, Çanakkale Savaşı’na katılan Galata-saray, Konya ve İzmir Liseleri gibi birçok okulun öğrencisinin şehit düştüğünü belirterek, savaşın olduğu dönemde bu üç lisenin mezun bile veremediğini söyledi. Türk milletinin kadını erkeği ve çocuğuyla tek vücut olarak düşmana karşı koyduğunu ve yabancı unsurları Türk topraklarından attığını belirten Köstüklü, "Türk çocuğu yeri geldiğinde omzunda silahla cephede savaştı, yeri geldi istihbarat için haber taşıdı, yeri geldi Türk askerine mermi götürdü" dedi.

12 YAŞINDAKİ NEZAHAT ONBAŞI

Tabur Komutanı Binbaşı Halit Bey’in kızı 12 yaşındaki Nezahat onbaşının da, elinde silahı asker kıyafetiyl e çeşitli muharebelere katıldığını anlatan Köstüklü, "Ata binmesini ve silah kullanmasını çok iyi bilen bu kız çocuğu Milli Mücadele boyunca 70. Piyade Alayı’nın bir mensubu olarak tam bir asker gibi, cepheden cepheye koştu. Hatta bu Alaya, o bölgede ‘Kızlı Alay’ denmişti" diye konuştu.

FAKÜLTE SİYAHA BOYANDI

Çanakkale destanında bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi eski adıyla Darul Fünun öğrencilerinin ise ayrı bir yeri var. 1915′te Darül Fünun 1. sınıfta öğrenim gören 2 bin 500 tıbbiyeli, okullarını bırakarak Çanakkele’ye koştu. İki tümen hâlinde Gelibolu’ya gelen gençler, bir Anzak baskını sonucu şehit oldular. Bu nedenle sonraki yıl açılışta siyaha boyanan Darul Fünun, 1921 yılında hiç mezun veremedi.

TEK BACAĞIYLA SAVAŞTI

Çocuk askerlerden Mehmet ve İsmail, şehrin durumu ile ilgili orduya dilenci kılığında bilgi götürürken düşman askerlerine yakalandılar ve hiçbir konuda düşman kuvvetlerine bilgi vermediler. Serbest bırakıldıktan sonra ateş açılması nedeniyle küçük Mehmet 4, İsmail ise 9 yerinden yaralandı. Mehmet’in hastanede ayağı kesilerek kurtarıldı. Ancak İsmail hastanede şehit oldu. Bir ayağı kesilen Gazi Mehmet, geri döndükten sonra tek ayağıyla Milli Mücadelede yine görev aldı.

kaynak : http://www.samanyoluhaber.com/tr/Kultur/a.5900.html

Türk Bayrağı Tarihi

Salı, 06 Kasım 2007

Türk Bayrağı Tarihi

Bilinen efsaneye göre, 1. Kosova Savaşı sonrasında; Türk askerlerin kanının bir çukurda toplanması sonucunda; Ay ve Yıldız’ın yan yana gelmesi ile oluştuğu söylenmektedir. Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı’nın sebep olması en büyük imkanlardan biridir, lakin bu savaş tarihinin akşamında gökyüzünde Jüpiter ve Ay yan yana nadir anlarından birini yaşamıştır. Bu savaş sonunda ele geçirilen bir Sırp askeri, dönemin padişahı Murat Hüdavendigar’a Sırp savaş planlarını vereceği taahhütü ile yaklaşmış; hançeri ile Osmanlı İmparatorluğu galibiyeti ile sonuçlanan savaş sonrasında şehit edilmiştir. Yerine büyük oğlu Yıldırım Beyazıt geçmiştir.

1. Kosova Savaşı sırasındaki, Kosova’da gökyüzündeki görüntüye ulaşmak için örnek resimlerde Stellarium isimli ücretsiz planetarium programı kullanılmıştır. Planetarium programımızı 1. Kosova Savaşı tarihine (28 Temmuz 1389), ve Kosova koordinatlarına (Lat: 43.41 , Long: 25.65) alırsak ; gökyüzündeki Ay ve Yıldız’ın aslında Ay ve Jüpiter olduğu ortaya çıkar.

14. yüzyılda, Astronomi konusunda dünyaca ilerleyememiş olmamız; halen dünyanın yuvarlak olamaması gibi vahim sorunlar yüzünden, kan çukurunda gözüken yıldıza benzeyen parıltı da doğal olarak yıldıza benzetilmiştir. Jüpiter her ne kadar eski zamanlardan beri bilinmesine rağmen, ilk olarak 1610 yılında Galilei tarafından Jüpiter’e ait 4 Ay keşfedilmiştir. Jüpiter’in gözükebilen 4 ay’ının da etrafında kısmen parlaması (basit bir teleskopla gözükebilir, ancak çıplak gözle en iyi ihtimal Jüpiter’e yakın bir parıltı gözükür); büyük bir ihtimal Jupiter’i köşeli bir yıldıza benzetilmesini sağlamıştır. Lakin, Güneş’in herhangi bir gezegen üzerindeki yansımasının Dünya’daki insanlar tarafından parlak bir yıldıza benzetilerek de izlenebilir. Uranüs gezegeni de, bu süre içerisinde Jüpiter’e olan yakınlığı (her ne kadar çıplak gözle gözükmesi çok zor olsa da, küçük bir parıltı olarak gözükebilir); Jupiter etrafında farkedilebilir 5 köşe gözükmesine sebebiyet verir.

Eğer ki bu yansımayı, olası bir kan çukuru üzerinde düşünürsek de; bize Türk Bayrağı’nın şu anki hali gözükür. Bunun için gece yarısı saatlerindeki gökyüzü görüntüsünü, dikey ve yatay olarak tersine çevirirsek (Ayı arkanıza alarak kan çukuru üzerindeki yansımayı izlemek isterseniz) karşımıza aşağıdaki resimdeki gibi bir görüntü çıkar, ve Türk Bayrağı ile arasında müthiş bir benzerlik vardır.