‘Spor’ Kategorisi için ArÅŸiv

Yamaç Paraşütü

Salı, 06 Kasım 2007

Yamaç Paraşütü

HAVA SPORLARI

Yamaç Paraşütü sporu, ilk bakışta serbest atlama paraşütüne benzeyen bir paraşüt ile uçak yerine, yüksek bir tepeden koşulmak sureti havalanmaktır.Eğimli ve yüksek bir tepeye açık olarak serilen paraşüt, pilotun koşmaya başlaması ile hava ile dolar ve pilotla birlikte havalanır. Uçuşların süresi kullanılan malzemenin performansı ve pilotun tecrübesine bağlı olarak kilometrelerce /saatlerce sürebilir. Tek kişi olabileceği gibi iki kişilik ( tandem ) kanatları da vardır.

İlk denemesi 1940′lı yıllara uzanan yamaç paraşütü günümüze kadar pek çok deÄŸiÅŸiklik göstermiÅŸ, uçuÅŸ süresi ve güvenliÄŸini artırıcı yapısal geliÅŸme kaydetmiÅŸtir.İlk yamaç paraşütü serbest atlayış paraşütüne benzemekteydi.Zamanla deÄŸiÅŸiklik göstererek basınca dayanıklı olma özelliÄŸi yerine yüksek kaldırma gücüne sahip aerofil yapıya dönüştü.

Yamaç paraşütü kanat yapısı 1980 li yıllardan itibaren kolay havalanan, iyi bir süzülme performansı ve yavaÅŸ çöküş oranı için en uygun ÅŸekline ulaÅŸtı. Ülkemizde Yamaç Paraşütü Sporu 1990 baÅŸlarında Fethiye Ölüdeniz bölgesindeki Baba Dağı’nın yabancı pilotlar tarafından keÅŸfedilmesi ile tanınmış, ilk olarak üniversite kulüplerinde aktif olarak baÅŸlamıştır.

Bilinen en ekonomik hava aracı olması ve doğa sporları ile iç içe olması bugün geniş bir kitle tarafından sevilerek yapılmasını sağlamıştır.Temelde özel bir yetenek ve aşırı efor gerektirmeyen Yamaç Paraşütü Sporu standart bir eğitim sonrasında yapımı oldukça kolay ve zevklidir. THK, üniversite kulüpleri ve özel kulüpler tarafından Yamaç Paraşütü Eğitimleri düzenlenmektedir.

Uçuş Bölgelerinden Bazıları

************ Ölüdeniz - Babadağ

Konum: MuÄŸla ilinin Fethiye ilçe sınırlarında yer alan BabadaÄŸ deniz kıyısından 7 km içeridedir. Ölüdeniz kumsalının hemen arkasında yükselir ve tam güneye bakar. Kalkış pistine Ölüdeniz’den 45 dakikalık stabilize ancak düzgün sayılabilecek yolla ulaşılır.

Uçuş Mevsimi: Nisan - Ekim arası güvenli uçuşlar yapılmaktadır.

Bölge Özellikleri: Türkiye’de yamaç paraşütünün ilk yapıldığı yer olan Ölüdeniz dünyaca ün yapmıştır. EÅŸsiz doÄŸası, güneÅŸi ve denizi her sene binlerce yerli ve yabancı turisti büyüleyen bölge her çeÅŸit outdoor aktivitesine uygun yapıdadır. GeliÅŸmiÅŸ bir turistik merkez olan bölgede ulaşım, konaklama, yeme içme sorunu yaÅŸanmamaktadır. Çevrede tekne turları ayrıca ilgi çekmektedir. BabadaÄŸ yaz kış trekking ve kampçılık alanı olarak tercih edilmektedir.

Kalkış Pistleri: Babadağ da toplam üç pist vardır. 1700 metre güney pisti kalkış için çok müsaittir. 1800 metrelik kuzey pisti biraz küçük ve diktir. 1900 Metre kuzey zirve pistinin kalkış alanı oldukça rahattır. Genelde 1700 metrelik pist günün büyük bölümünde tam karşıdan güney rüzgarı aldığı için genelde buradan uçulur. Oldukça geniş olan piste aynı anda 20 civarında kanat serilebilir.

İniş Pisti: Ölüdeniz kıyısındaki Belcekız plajı, uzun ve genişliği ile oldukça rahat ve güvenli bir iniş alanıdır.

Meteorolojik Özellikler:Yaz sezonu boyunca hava tutarlılık gösterir. Bazen sabah saatlerinde kuzey rüzgarı eser ve kuzey pistlerinden vadi içine kalkış yapılır. Güney pisti günün büyük bölümünde 5-20 km arasında güneyden esen rüzgarı karşılar.

Dikkat edilmesi gerekenler:Özellikle sezonun başı ve sonu olan mevsim değişikliği aylarında havada hızlı değişimler olabilmekte ve kalkış alanına bulut inebilmektedir. Güney pistinde, öğleye kadar geçen sürede dağın batı ucundan gelen batı rüzgarı, sahte güney rüzgarı yaratarak yanıltabilmektedir.

********* Denizli Pamukkale

Konum: Pamukkale Denizliye 21 km uzaklıkta Çökelen Dağı eteklerinde yer almaktadır. Turistik bölge olduğu için bölgeye her türlü ulaşım şekli mümkündür.

Uçuş Mevsimi:Ilıman iklimi ile yılın her mevsimi uçuş yapılabilmektedir.

Bölge avantajları:Eski bir yerleşim bölgesi olan Pamukkale, kireçli sıcak suların çökmesiyle oluşan travertenleri ve tarihi kalıntılarıyla her yıl binlerce turistin geldiği ülkenin önemli turistik merkezlerindendir.Uçuş yapılabilen iki tepe bulunmaktadır:

EÄŸitim Tepesi

Meteorolojik Özellikleri:Gün doğduktan sonra gün-batı yönünde kendini hissettiren rüzgar öğle saatlerine kadar hafif şiddette eser. Öğle saatlerinde artan rüzgar batıya kayarak günbatımında neredeyse tamamen kesilmektedir.

Kalkış Pisti:70 m yüksekliğindeki tepe alçak oluşundan dolayı amatör uçuşlar için tercih edilmektedir. Yeraltı sularının tüm bölgede yaşanan ılıman etkileri nedeniyle bölgede yaşanan rüzgar değişiklikleri burada hissedilmemektedir. Düzenli rüzgarlar sayesinde yıl boyunca güvenli uçuşlar yapılabilmektedir.

İniş Pisti:Yamaçtan yapılan uçuşlar bölgede bulunan düzlüklerde son bulur. İniş noktaları herhangi bir engel taşımaması nedeniyle son derece güvenlidir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler:Yaz sıcağının en yoğun yaşandığı aylarda öğle saatlerinde hızlanan rüzgarla beraber oluşan sert türbülanslara dikkat edilmelidir.

Dinamit Deposu

Meteorolojik Özellikleri:Batı rüzgarının hakim olduğu tepe özellikle sabah saatlerinde uçuşa elverişlidir. Öğleye doğru başlayan güçlü termik oluşumlar deneyimli pilotlar için uzun uçuşlar sağlamaktadır.

Kalkış Pisti:Adını tepede bulunan eski bir dinamit deposundan alan uçuÅŸ pisti 300 metre yüksekliÄŸindedir. İki paraşütün rahatça kalkış yapabileceÄŸi geniÅŸ bir alanı olan yamaç, Pamukkale’nin tüm güzelliÄŸini görecek noktadadır.

İniş Pisti:Uçuş parkurunun bitimindeki araziye iniş yapılabildiği gibi travertenlerin girişinde yeralan helikopter pistine de güvenli inişler yapılmaktadır.

Dikkat edilmesi gerekenler:Yaz aylarında öğle saatlerin oluşan türbülanslar uçuşlar sırasında maksimum düzeyde dikkat ve kontrol gerektirmektedir.Sert rüzgarlarda kalkış pistinin bitiş noktasında türbülanslara rastlanabilir.Çapraz esen rüzgar kalkıştan hemen sonra paraşütte asimetrik kapanmalara neden olmaktadır.Ayrıca tepenin dik eğimde bitmesi başarılı bir kalkış için çok süratli bir koşu gerektirmektedir.

********* Ankara - Gölbaşı

Konum:Ankara şehir merkezine 27 km uzaklıktaki Gölbaşı bölgesine ulaşım kent merkezinden kolaylıkla sağlanmaktadır.

Bölge Özellikleri:Ankara’ya yakınlığı nedeni ile kent içerisindeki bütün aktivite ve olanaklardan faydalanmak mümkündür. Ankara’daki üniversite havacılık kulüplerinin Yamaç Paraşütü eÄŸitimi verdikleri bölgedir. Gölbaşı, ÅŸehir hayatından uzaklaÅŸmak isteyen Ankaralıların hafta sonlarını deÄŸerlendirdikleri bir mesire yeri olarak ilgi görmektedir.

Kalkış Pisti:Geniş bir ovaya bakan eğitim tepesi uygun irtifası ve rüzgarı her yönden karşılaması nedeniyle yamaç paraşütü eğitimleri için çok elverişlidir.

********* Bolu - Abant

Konum:Abant DaÄŸları, Bolu ÅŸehir merkezinin 34 km güneyindedir. Asfalt olan 25 km.lik Abant Gölü ulaşım yolu kullanılarak ulaşılabilir. Ankara-İstanbul otoyolu geçiÅŸi üzerindeki Bolu’ya karayolu ile ulaşım oldukça kolaydır. Abant Gölüne kent merkezinden kalkan minibüsler kullanılabilir.

Bölge Özellikleri:Yoğun orman alanları ile çevrili Bolu ili Her türlü turizm aktivitesine uygundur. Çevresi zengin bir bitki örtüsüne sahip Abant Gölü, yazın piknik ve dinlenme yeri, kışın kış sporlarının yapılabileceği bir yer olarak ilgi çekmektedir.Abant Gölü çevresindeki konaklama ve yeme-içme olanaklarından faydalanılabilir.

Kalkış Pisti: Abant Dağları yamaç paraşütüne elverişli birden fazla kalkış pistine sahiptir. Genel olarak Abant Gölü yakınındaki geniş, düz ve tamamen çimen kaplı Örencik yaylası etrafındaki tepelerde yapılmaktadır.

********* EÄŸirdir

Konum : Isparta’ya 60 km uzaklığındaki EÄŸirdir’de karayolu ve demiryolu ulaşımı mevcuttur. Isparta’nın yerel otobüs firmaları EÄŸirdir’den geçer.

Bölge Özellikleri : Eğirdir Gölü ve adası ile pek çok turistik aktiviteye elverişli Eğirdir, yamaç paraşütü sporu için çok uygun tepelere sahiptir. Süleyman Demirel Üniversitesi Havacılık Kulübü bu tepelerde eğitim uçuşları gerçekleştirmektedir.

******** Kayseri

Konum:Kayseri ili sınırlarındaki Ali Dağı, il merkezine 15 dk. uzaklıktadır. Otomobil ile dikkatlice çıkılabilir. Ya da, Zincidere otobüslerine binerek Alidağı Tabelası’nda inildiÄŸinde, yürüyerek 45 dakikada tepeye ulaşılabilir.

Bölge Özellikleriünyaca ünlü Kapadokya’da yer alan Kayseri her yıl binlerce yerli yabancı turisti ağırlamaktadır. Kayseri elveriÅŸli coÄŸrafyası ile yamaç paraşütünün yanı sıra, kayak, bisiklet gibi diÄŸer sportif turizm çeÅŸitlerine de olanak sunar. Erciyes Ünivesitesi’ndeki Sivil Havacılık MYO, Ali Dağına hafta sonları eÄŸitim uçuÅŸları düzenlemektedir.

Kalkış Pisti:600 ile 750 irtifa farkına sahip, birisi güney, diğeri kuzey rüzgarlarına uygun iki kalkış pisti mevcuttur. Stabil rüzgarlarda tepenin dik ve düzgün eğimi saatlerce yelken yapmaya elverişli,ancak türbülanslı havalarda dikkatli olmak gereklidir.

İniş Pistleri: Tepenin önünde rahatlıkla iniş yapılabilecek alanlar bulunmaktadır.

******** Eskişehir - İnönü

EskiÅŸehir’in 15 km batısında bulunan İnönü ilçesinde Türk Hava Kurumunun tesisleri bulunmaktadır. İlçenin kuzeye bakan yamaçları, özellikle yaz aylarında kuzeyden esen rüzgarları ile çok uygun uçuÅŸ ÅŸartları yaratmaktadır. Türk Hava Kurumu tarafından düzenlenen kurslar burada yapılmaktadır.

********* Antalya - Aksu

Antalya’nın Aksu ilçesindeki tepe Akdeniz Üniversitesi Havacılık Kulübü tarafından eÄŸitim tepesi olarak kullanılmaktadır. Antalya-Alanya yolunun Aksu sapağından Perge Harabelerine dönüldüğünde, Perge’ye girmeden 10-15 km gidildiÄŸinde 40-50 m’lik eÄŸitim tepesine ulaşılır. İniÅŸte sulama kanalına dikkat edilmelidir.

Yamaç Paraşütü Yapabilmek için Fiziksel Koşullar

Yamaç paraşütü yapabilmek için alt yaÅŸ sınırı 16′ı üst yaÅŸ 55 ‘dır. Üst yaÅŸ sınırı için saÄŸlık durumuna göre esnek olunabilir. Kilo sınırı en az 40 kg, en çok 130 kg’dır. Epilepsi, astım, kalp, bel ve omurga rahatsızlıkları olanlar yamaç paraşütü eÄŸitimlerine katılamazlar. Yamaç paraşütü eÄŸitimine katılmak için saÄŸlık koÅŸullarının uygun olduÄŸu beyan eden bir form doldurulur.

Paraşüt Tipleri

Paraşütler (kanat) pilotun ağırlığına göre ve uçuş tipine göre farklı ebat ve tiptedir. Hafif kilolu pilotun kullandığı paraşüt, ağır pilotun kullandığına göre daha küçük ebattadır. Paraşütlerin, alınan eğitim ve tecrübeye göre farklı performanslar gösteren 5 tipi bulunur.

Kanat Yapısı

Yamaç paraşütü:Kanopi (Kubbe), Askı ve fren ipleri, Taşıyıcı kolonlar ve Harnes (kuşam tertibatı) olmak üzere 4 bölümde incelebilir.

Kanopi:Paraşüt içerdeki hava basıncını sağlayıp havada kalmasını sağlayacak, hava geçirgenliği olmayan kumaştan yapılır. Kanopiler, pilotun ağırlığı ve uçuş tipine göre yaklaşık 40-60 hücreden oluşur ve bu hücreler hava basıncını sağlamak için kapakçıklarla birbirine bağlanır.

Askı ve fren ipleri:Oldukça dayanıklı ve hafif bir malzemeden yapılmış olan ipler pilotu taşımak üzere kanopiye dengeli bir şekilde dağılmıştır. Kanopinin önünde bulunan ipler toplanarak ön kolonlarda, arkadakiler ise arka kolonlarda toplanırlar. Fren ipleri farklı renkte olup bir halkadan geçerek (pilot bırakırsa dahi savrulmayacak şekilde) en son kolona yerleştirilirler.

Taşıyıcı Kolonlar:Taşıyıcı kolonlar, kubbe iplerini kuşama bağlarlar. Pilota kalkışta uygun tutunma yerleri sağlarlar.Kalkışı kolaylaştırmaktan öte farklı harnes kullanımına imkan tanırlar.Azı gelişmiş yamaç paraşütlerinde speed sistemi denilen hızlandırıcılar bulunurken bazılarında harnes kolonlara sabit olarak bağlanmıştır.

Harnes (Kuşam): Pilotun oturacağı kısımdır. Temel olarak pilotun takabilmesi için, kol ve bacaklardan geçen askılardan oluşur. Yapısı kullanılan malzeme ve ek donanımlara göre farklılıklar arz edebilir. Bazı harneslerde çapraz kolonlar bulunur. Bunlar kubbeyi daha güvenli tutmak için pilotun vücut hareketini doğrudan yukarıya iletmesini engelleyen bir yapıları vardır. Gelişmiş harneslerin, hızlandırıcı (speed sistem) bağlantıları, sırt koruyucusu, hava yastığı, yedek paraşüt bölümü gibi avantajları vardır. Bütün harnesler pilotun vücut yapısına göre ayarlanabilir.

Meteorolojik Bilgiler

Hava sporlarını güvenli bir ÅŸekilde yapmak için uygun hava koÅŸulları çok önemlidir. Özellikle yamaç paraşütü için temel meteorolojik bilgiler gereklidir.Rüzgarın hareketi ve bulutların ÅŸekli uçuÅŸ için ilk iÅŸaretin alındığı meteorolojik olgudur. DiÄŸer iki olgu türbülans ve termik’tir.

Türbulansikey hava hareketleridir. Türbulanslar;5 km/h aşan darbe hareketlerinde, belli coğrafik bölgelerde, dik bir tepeye arkadan gelen rüzgar ile, termik giriş-çıkışlarında ve cephe bölgelerinde gözlenir.

Termik:Sıcak hava kütlesinin yükselmesiyle oluÅŸur. Bu hava kütlesi soÄŸuyarak uçuÅŸu engelleyici bulutları oluÅŸturur, bu da ÅŸiddetli türbülansa neden olur. Termik özellikle kayalık bölgelerde, asfalt alanlarda, orman bölgesinde, su bölgesinde(nehir,göl,deniz…) ve tarlalı alanlarda daha fazlaca oluÅŸum gösterir.

Kurslar

Ülkemizde Yamaç Paraşütü kursu Türk Hava Kurumu, üniversite kulüpleri ve özel kulüpler tarafından eğitim düzenlenmektedir.

Türk Hava Kurumu Tarafından Düzenlenen Yamaç Paraşüt Uçuş Kursları

Yamaç Paraşüt Başlangıç Kursu

Kurs süresi : 12 gün. Kurs süresince devamlılık mecburidir.

Kurs ücreti : Ücretsiz olup, kursiyerlerin yatak ve yemek ihtiyaçları da Türk Hava Kurumu tarafından karşılanmaktadır.

Kurs yeri : İnönü Eğitim Merkez Müdürlüğü

Katılma Şartları

- Yaş: 15 Yaşını bitirmiş 16 yaşından gün almış olmak

- Tahsil : En az ilköğretim okulu mezunu olmak

- Boy: En az 1.55 m, en fazla 2.00 m boyunda olmak

- Kilo: En az 45 kg, en fazla 100 kg ağırlığında olmak

Müracaat Şekli:Bu kursa katılabilmek için 01 Ocak - 31 Mart 2003 tarihleri arasında Türk Hava Kurumu Genel Başkanlığı Atatürk Bulvarı No:33 (06100) Opera/ANKARA adresine dilekçeyle müracaat edilecektir.

Kursa Katılacakların Belirlenmesi:Kursiyerler 01 – 15 Nisan 2003 tarihleri arasında kura usulü ile belirlenmektedir. Kursa katılacakların adreslerine kursa katılım formları gönderilir.

Kurs Tarihleri

I.DÖNEM: 14-29 TEMMUZ 2003 25 (Kontenjan 25 kişi)

II. DÖNEM: 04-19 AĞUSTOS 2003 25 (Kontenjan 25 kişi)

III.DÖNEM:20 AÄžUSTOS – 02 EYLÜL 2003 25 (Kontenjan 25 kiÅŸi)

Yamaç Paraşüt Tekamül Kursu

Katılma Şartları :

- Tahsil: En az lise veya dengi okul mezunu olmak

- Boy: En az 1.55 m, en fazla 2.00 m boyunda olmak

- Kilo:* En az 45 kg, en fazla 100 kg ağırlığında olmak

- Yamaç paraşüt Öğrenci Pilot Sertifikasına sahip olmak

Bjk Bilgileri

Salı, 06 Kasım 2007

BJK BİLGİLERİ

Kulüp Ismi:

Besiktas Jimnastik Kulübü

Kurulus Ismi:

Besiktas Bereket Jimnastik Kulübü

Ilk Baskan:

Mehmet Samil Bey

Kurulus Tarihi:

Mart 1903

Resmiyet Tarihi:

1910

Ilk Sampiyonluk:

Jimnastik (1911)

Futbol Subesi Kurulus Tarihi:

Aralik 1911

Futbolda Ilk Sampiyonluk:

1919 Istanbul Turk Idman Birligi Ligi

Futbol Liglerine Ilk Katilis Tarihi:

1919

Renkler:

Siyah-Beyaz

Kurulus Renkleri:

Kirmizi-Beyaz

Takma Ismi:

Satranç Oyununun Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

SATRANÇ OYUNUNUN KURALLARI

Madde 1: Satrancın Esasları

1.1. Satranç oyunu, ‘Satranç Tahtası’ diye adlandırılan kare ÅŸeklinde bir alan üzerinde iki rakip arasında taÅŸları sırayla oynatılmasıyla oynanır. Oyunu beyaz taÅŸlarla oynayan oyuncu baÅŸlatır. Rakibi hamlesini yapmış olan taraf ‘hamlede’dir.

1.2. Her iki tarafın da amacı, rakip ÅŸahın kurallara uygun bir hamleyle yenmekten kurtulması mümkün olmayana dek rakip ÅŸaha saldırmaktır. Bunu baÅŸaran taraf rakibini ‘ Åžah-Mat’ yapmış demektir ve oyunu kazanır. Mat olan taraf oyunu kaybeder.

1.3. Her iki taraf için de Şah-Mat yapmak mümkün değilse oyun berabere biter.

Madde 2:* Tahta Üzerinde Taşların Başlangıç Konumu

2.1.********* Satranç tahtası çizgili 64 (8×8) eÅŸit kareden oluÅŸur ve kareleri sırayla açık (beyaz) ve koyu (siyah) renktedir.

Satranç tahtası iki rakip arasına beyaz renkli köşe karesi sağ tarafta olacak şekilde yerleştirilir.

2.2. Başlangıçta bir taraf 16 adet açık renkli (beyaz), diğer taraf 16 adet koyu renkli (siyah) taşa sahiptir. Bunlar:

Bir adet beyaz şah (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

bir adet beyaz vezir (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

iki adet beyaz kale (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

iki adet beyaz fil (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

iki adet beyaz at* (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir)

sekiz adet beyaz piyon (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir)

bir adet siyah şah (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

bir adet siyah vezir (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

iki adet siyah kale (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

iki adet siyah fil (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir),

iki adet siyah at* (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir)

sekiz adet siyah piyon (genellikle aşağıdaki şekille gösterilir)

2.3. Başlangıç konumu şöyledir:

2.4. Sekiz dik sütuna ‘dikey’ (file), sekiz yatay satıra da ‘yatay’ (rank), köşe köşeye deÄŸen aynı renkte karelerin oluÅŸturduÄŸu hatta ise ‘çapraz’ ya da ‘diyagonal’ (diagonal) denir.

Madde 3:* Taşların Hareketleri

3.1. Hiç bir taş aynı renkte başka bir taşın bulunduğu bir kareye gidemez. Eğer bir taş rakip bir taşın olduğu kareye giderse, rakip taş yenmiş olur ve tahta dışına çıkar. 3.2-3.8 maddelerinde tarif edilen hareketlere göre rakip taşı yeme imkanı varsa, yiyecek olan taş bu kareye saldırıyor demektir.

3.2.********* Fil bulunduğu karenin çaprazlarında herhangi bir kareye gidebilir.

3.3.********* Kale bulunduğu karenin dikey ve yataylarında herhangi bir kareye gidebilir.

3.4.********* Vezir bulunduğu karenin dikey, yatay ve çaprazlarında herhangi bir kareye gidebilir.

3.5.********* Fil, kale veya vezirle bu hamleler yapılırken, hamle yolu üzerinde bulunan bir taşınn üzerinden atlanamaz.

3.6. At yatay, dikey ya da çapraz yönde olmamak şartıyla bulunduğu kareye en yakın karelerden birine gidebilir. Madde 3.1 gözönüne alındığında, hamlesini yapan bir at bitişik karelerden geömiyor sayılır.

3.7.********* a)************ Piyon bulunduğu dikeyde önündeki boş kareye doğru ilerler, ya da,

b)************ İlk hareketinde, (a) paragrafında yazdığı gibi bir kare ilerleyebilir veya bulunduğu dikeyde önündeki her iki karenin de boş olması şartıyla iki kare ilerleyebilir, ya da

c)************ Yan dikeyde bir önünde bulunan (ön çaprazda) rakip taşı yiyerek bu kareye gidebilir.

d)************ Bir piyon ilk hareketinde iki kare ilerleyip rakip piyonla yanyana gelirse, rakip piyon bu piyonu sanki bir kare ilerlemiÅŸ gibi kabul ederek yiyebilir. Bu hak sadece ilk defasında, yani iki kare çıkışı yapılır yapılmaz geçerlidir, bu harekete ‘geçerken alma’ (en passant) denir.

e)************ Bir piyon bulunduÄŸu ilk konumdan ilerleyerek son sıraya (rakibin ilk yatayı) vardığında, aynı hamlenin bir parçası olarak aynı renkte bir vezir, veya bir kale, veya bir fil, veya bir at ile deÄŸiÅŸtirilir. Oyuncunun tercihi daha önce yenmiÅŸ olan taÅŸlarla sınırlı deÄŸildir. Bu piyon hareketine ‘terfi’ denir ve yerine konan taÅŸ kurallara uygun olarak derhal devreye girer.

3.8.********* a) *********** Şahın iki türlü hareketi vardır.

bir veya daha fazla rakip taş tarafından tehdit edilmemesi şartıyla komşu karelere gidebilir.

Rakip taşlar hareket edemiyor bile olsalar, tehdit yapıyor sayılırlar.

b) *********** Rok. Bu şahla aynı sırada bulunan aynı renkli kalenin ortak hareketidir. Bu iki taşın hareketi tek bir hamle sayılır; şah bulunduğu kareden kaleye doğru iki kare ilerler ve ardından kale şahın üstünden atlayarak bir kare yanına (komşu kareye) konarak yapılır.

1) *********** Şu durumlarda rok yapmak artık mümkün değildir:

-********** şah daha önce oynamışsa, ya da

-********** ilgili kale daha önce oynamışsa.

2) *********** Şu durumlarda rok yapmak geçici olarak mümkün değildir:

-********** şahın durduğu, rok atarken geçeceği ve rok attığında gideceği kareler rakip taşlarca tehdit ediliyorsa, ya da

-********** Rok atılacak kale ile arasında herhangi bir taş varsa.

b) *********** Rakip taş ya da taşlar tarafından tehdit ediliyorsa, bu taş ya da taşlar hareket edemiyor bile olsalar şah tehdit altındadır. (şah çekilmiştir)

Şah çekmeyi beyan etmek zorunlu değildir.

Oyuncular şahlarını tehdit altında bırakacak hamle yapamazlar.

Madde 4: Taşların Oynatılması

4.1. Hamleler tek elle yapılmalıdır.

4.2. Önceden niyetini belli etmek ÅŸartıyla (örneÄŸin ‘düzeltiyorum’ veya ‘j’adoube – jadob’ diyerek) oyuncu bir ya da daha fazla taşı düzeltebilir.

4.3. Madde 4.2.’de açıklanan durum hariç, sıradaki oyuncu bilerek

a)************ birden fazla taşa dokunmuşsa, oynayabileceği ya da yiyebileceği ilk dokunduğu taşı oynamalı ya da yemelidir, ya da

b)************ iki taraftan da birer taşa dokunmuşsa, dokunduğu kendi taşıyla dokunduğu rakip taşı almalıdır, bu mümkün değilse oynanabilecek ya da yenebilecek ilk dokunduğu taşı oynamalı ya da yemelidir. Hangisine önce dokunduğu belli değilse oyuncunun öncelikle kendi taşı dokunulmuş sayılır.

4.4.********* a) *********** Eğer oyuncu şah ve kalesine bilerek dokunmuşsa bu kaleyle mümkünse rok atmalıdır.

b) *********** Eğer oyuncu bilerek kalesini ve sonra şahını tutmuşsa bu hamlede bu yöne rok atamaz ve madde 4.3.a uygulanır.

4.5. Eğer oyuncu rok yapmaya niyetlenerek aynı anda şah ve kalesini tutmuş fakat bu yöne rok atması mümkün değilse diğer tarafa rok atmakla şahını oynamak arasında tercih yapar, şahın yapacak hamlesi yoksa dilediği hamleyi yapmakta serbesttir.

4.6. Dokunulan taşların hiçbiri oynanamıyor ya da yenemiyorsa, oyuncu herhangi bir hamle yapabilir.

4.7. Rakibi bu maddelerden herhangi birini ihlal etmiÅŸ bir oyuncu, kendisi bir taÅŸa bilerek dokunursa bu konuda herhangi bir hak iddia edemez.

4.8. Bir taÅŸ kurallara uygun bir hamle olarak ya da bir hamlenin kısmı olarak bir kareye bırakılmışsa bu taÅŸ baÅŸka bir yere oynanamaz. Hamle, madde 3’de belirtilen ÅŸartlar yerine getirildiÄŸinde yapılmış olur.

Madde 5:* Oyunun BitiÅŸi

5.1.********* a) *********** Oyun, rakibini kurallara uygun bir hamleyle mat yapan oyuncu tarafından kazanılır. Mat yapan hamlenin kurallara uygun bir hamle olması halinde, oyun derhal sona erer.

b)************ Rakibi oyunu terkeden oyuncu oyunu kazanır. Oyun derhal sona erer.

5.2. a) Sırada olan oyuncu kurallara uygun bir hamle yapamıyor ve ÅŸahı da tehdit altında bulunmuyor ise oyun berabere biter. Bu durumda oyun ‘pat’ olarak bitmiÅŸ olur. Pat yapan hamlenin kurallara uygun bir hamle olması halinde, oyun derhal sona erer.

b) Her iki taraf için de herhangi bir dizi hamle ile, rakip ÅŸahı mat yapmak mümkün deÄŸilse oyun berabere biter. Oyun ‘ölü konum’ ile bitmiÅŸ olur. Bu konumu ortaya çıkaran hamlenin kurallara uygun bir hamle olması halinde, oyun derhal sona erer.

c) İki taraf oyun sırasında aralarında anlaşırlarsa oyun berabere biter. Oyun derhal sona erer. (bkz. Madde 9.1.)

d) Belli bir konum tahtada üç defa tekrarlanmış veya yapılacak hamleyle tekrarlanıyorsa oyun berabere yapılabilir. (bkz. Madde 9.2.)

e) Son 50* hamle her iki oyuncu tarafından da piyon sürmeden ve taş yenmeden geçirilmişse oyun berabere yapılabilir.

Spor Dalları

Salı, 06 Kasım 2007

SPOR DALLARI

TENİS:

Küçük bir topun raketle vurularak oyun alanının orasına gerilmiÅŸ olan file üzerinden karşı sahaya atılmasıyla oynanan spor dalıdır.Tenisin kökeni kimilerine göre antik Roma döneminde, çıplak ya da eldivenli el ile oynanan "tringon" adı verilen oyuna dayanır. DiÄŸer bir görüş ise benzer bir oyunun ilk kez Meksika’da Toltec yerlileri tarafından oynandığı ileri sürülmektedir. Mısır ve İspanya’da bulunan fresklerde ve Rönesans dönemi İtalya’sından kalma resimlerde, "giocco del pallone" ve "juego de pelota" isimleri altında, benzer esaslara dayanan oyunların duvarla çevrili alanlarda oynandığı görülmektedir.

Türkiye Tenis Federasyonu

VOLEYBOL:

Altışar kişiden oluşan iki takımın topu üç pasta filenin üzerinden geçirmeye ve rakip takımın sahasına düşürmelerine dayanan spor dalı.

Voleybol 1885 yılında Amerika’da icat edildi. Holyoke YMCA Okulun’da öğretmenli yapan William Morgan basketbol topunun iç lastiÄŸiyle böyle bir oyunun oynanabileceÄŸini düşündü ve ilk uygulamayı öğrencileri arasında yaptı. 1. Dünya savaşı yıllarında voleybol UzakdoÄŸu’ya ve Avrupa’ya yayıldı.1964 Tokyo Olimpiyatlarından itibaren olimpiyat programına alınan voleybol’da 80′li yıllara kadar Sovyetler büyük üstünlük kurdu.

Türkiye Voleybol Federasyonu

KAYAK:

Fiber ya da plastik maddelerden yapılmış olan kayaklarla kar üzerinde çeşitli yönlere kaymaya dayanan spor dalıdır. İnsanlık tarihi kadar eski bir spor dalı olan kayak, insanoğlunun doğa ile yapmış olduğu yaşam savaşı sonucu ortaya çıkmıştır. Tarih öncesi çağlarda insanların kışın karda batmamak amacıyla, ayaklarına bağlamış oldukları çeşitli şekillerdeki ağaç parçaları kayağın en ilkel şeklini temsil etmektedir.

Kayak Sevenlerin Sitesi

MASA TENİSİ:

Bir masanın iki tarafındaki sporcuların ellerindeki raketler yardımıyla küçük bir topu, masanın ortasına gerilmiÅŸ aÄŸ üzerinden karşı tarafa geçirmeye çalıştıkları spor dalıdır. Masa tenisi, 16. yüzyılda İngiltere’de yemek masalarının üzerinde lastik bir topun, rakete bezeyen kasnaklar aracılığıyla fırlatılarak oynanması sonucu tesadüfen ortaya çıktı. İlk zamanlar "ping pong" adı verilen bu oyun, 19002 yılında kurulan Ping Pong BirliÄŸi’nin, 1921-22 yılları arasında tekrar oluÅŸturulması ile birlikte "Masa Tenisi" olarak anılmaya baÅŸlandı.

Masa Tenisi Sitesi

POLO:

İki takım arasında, top ve sopalar yardımıyla at üzerinde oynanan bir açık alan oyunudur. Küçük bir topu uzun soplar yardımıyla rakip kaleye atarak sayı kazanılmaya çalışılan "polo" oyununda oyuncuların hem ata binme hem de topa vurma becerilerinin çok iyi olması gerekir.

SÖRF:

Uzun bir boarddan yararlanarak, dalgaların üstünde ayakta kaymaya dayanan spor dalıdır. Rüzgar ve dalganın etkisiyle yapılan ve rüzgar sörfü olarak da bilinen wındsurf’e, yelken dalı içinde yer verilmiÅŸtir.

Surfers 2000 OnLine

SU KAYAÄžI:

AyaÄŸa takılı kayaklar yardımıyla, hızla giden bir teknenin arkasına baÄŸlı olan halata tutunarak su üstünde kaymaya dayanan açık hava sporudur. Su kayağı sporunun ilham kaynağının, karda atlar tarafından çekilen kayakçılar olduÄŸu sanılmaktadır. İlk kez 1925 yılında ABD’li Fred Walter bu spor dalının patentini aldı. Gerçek anlamda bir spor olarak ilk kez denenmesi ise 1920′li yıllarda ABD’li Ralph Samuelson tarafından yapıldı. 1930′lu yıllarda, baÅŸta ABD olmak üzere, Avusturalya, İngiltere ve Fransa’da yaygınlaÅŸtı, 1946′da ise, dünya çapındaki en önemli karar ve yönetim organı Dünya Su kayağı BirliÄŸi "World Waterski Union" (WWSU) kuruldu. 1949 yılında su kayağın da ilk Dünya Åžampiyonası yapıldı; daha sonara bu ÅŸampiyona düzenli olarak sürdürüldü.

TEKVANDO:

Rakibe karşı silahsız olarak, çıplak el ve ayaklarla yapılan savunma tekniklerini içeren spor dalıdır. Tekvandonun kelime anlamı: Tae; ayak, Kwon; el, Do;yol-sanat olup, el ve ayakla savunma sanatı anlamına gelir. Fakat tekvando, sadece bir teknik ve yetenek olmayıp, aynı zamanda felsefi ve insancıl değerler toplamıdır.

Türkiye Tekvando Federasyonu

SU TOPU:

Havuzda 7′ÅŸer kiÅŸilik iki takım arasında oynanan, batmaz bir topu rakip takımın kalesine sokmayı amaçlayan su sporudur. Sutopu, süratli bir takım oyunudur ve oyuncuların iyi yüzücüler olmalarının yanı sıra, ciÄŸer kapasitelerinin de çok yüksek olması gerekir.Sutopu, 1870′li yıllarda İngiltere’de ortaya çıkmış; kuralları belirlenmiÅŸ olarak ise ilk kez 1890 yılında İngiltere ile İskoçya arasında oynanmıştır. 1900 yılında da Olimpiyat Oyunları’nda yer almıştır. Sutopunun uluslararası yönetim organı, Amatör Yüzme Federasyonu’na (FINA) baÄŸlı Uluslararası Sutopu Yönetim Kurulu olup, 1908′de* kurulmuÅŸtur. 1920′li yıllarda sutopunun güç ve yetenek isteyen spor dalı olmasını saÄŸlayan derin havuzlar kullanılmaya** baÅŸlanmıştır. 1937 yılında ise FINA, sutopu oyununun tam ÅŸiÅŸirilmiÅŸ, pas yapma becerisi yüksek topla oynanmasını karara baÄŸlamıştır.

Sutopu Sporu sitesi

HALTER:

Halter sporunun geçmişi ilkel toplumlara kadar uzanmaktadır. Söz konusu dönemlerde, erkek çocukları için yapılan "ergenlik sınavında" özel bir taşı en çok kaldıran sınavı kazanmıştır. Halterin bir spor dalı olarak kabul edilmesi ve ilgi görmesi ise 18.yy. sonlarına kadar dayanmaktadır. Ancak Halterciler(Alman Eugene Sandow, Arthur Saxon ve Fransız Louis Apollon) şovmen, haltercilik de panayır ve tiyatrolarda bir gösteri biçimi olarak kabul edilmiştir.

Halter Sitesi

JUDO:

Rakibe vurmaksızın denge ve güç unsurlarının kullanarak savunma yapmaya dayanan spor dalıdır. Judo, Jujutsu’dan doÄŸan spor dallarından birisidir. Jujutsu ve Judo Çin karakteri ile yazılan kelimeler olup Ju, her ikisinde de "YumuÅŸaklaÅŸmak" veya "Yol Verme", Jutsu "Sanat Çalışma", "Do" ise "Prensip" veya "Yol" anlamına gelmektedir. Jujutsu"YumuÅŸak Sanat",Judo zafer kazanmak için önce yol vermeyi ifade eden "YumuÅŸaklılık Yolu", Kodokan ise,"Yolu Çalışma Okulu" demektir. Judonun amacı,zihinsel ve ahlâki disiplin yoluyla saÄŸlam karakterli insan yetiÅŸtirirken vücudu kuvvetli, faydalı ve saÄŸlıklı yapmaktır. Judoda birinci kural, kuvvete karşı koymadan rakibin kuvvetinden yararlanmak, ikinci kural ise ÅŸiddet kullanmamaktır. Judocu rakibine acı vererek deÄŸil, onu acı sınırının eÅŸiÄŸine getirerek üstünlüğünü belirtir. Judo bu tür kuralları bedensel ve zihinsel enerjiden en üstün ve en uygun bir ÅŸekilde kullanabilme yöntemini öğretirken, bunu yaÅŸamın her döneminde de kullanmasını saÄŸlar.

Judo Sitesi

HENTBOL:

Kapalı salonda 7, açık alanda 11′er kiÅŸilik iki takım arasında, topun elle oynanarak kaleye sokulmasına dayanan spor dalıdır. İlk kez 1927′de İstanbul’da bir açık alan sporu olarak oynanan hentbol, daha sonra yavaÅŸ yavaÅŸ Anadolu’ya da yayılarak oynanmaya baÅŸlanmıştır. Ancak Türkiye’de hentbol, voleybol ve basketbol ile birlikte 1942 yılında "Spor Oyunları Federasyonuna" baÄŸlanınca canlanmaya baÅŸlamış, ilk hentbol ligi 1942-43 sezonunda İstanbul Hentbol Ligi adıyla kurulmuÅŸ ve o yıl Defterdar Takımı ÅŸampiyon olmuÅŸtur. 1943-44 ve 1944-45 yılları arasında ise Galatasaray ÅŸampiyonluÄŸu elinde tutmuÅŸtur. 1945′te ilk kez düzenlenen Türkiye Åžampiyonası düzenlenmiÅŸ, ÅŸampiyon da" Kara Harp Okulu"olmuÅŸtur.

Hentbol Sitesi

GOLF:

Üzerinde doÄŸal Ve yapay engellerden oluÅŸan parkurlar bulunan geniÅŸ bir çim arazide, özel bir topu sopalar yardımıyla her parkur sonundaki deliÄŸe en az sayıda sıralı vuruÅŸla sokma esnasına dayanan açık alan sporudur. Rakibe ve skora karşı oynanmadığı için golf, her yaÅŸ, cinsiyet ve kondisyonda yapılabilen bir spordur. Golf sporunun kökenin 15.yüzyıllara indiÄŸi, bu dönemde Hollandalı denizcilerin golfa benzeyen bir oyunu aralarında ilk kez oynadıkları bilinmektedir. Flemenkçe’de "çomak" anlamına golfun daha sonra denizciler tarafından Britanya adalarına taşındığı sanılmaktadır.

Golf Sitesi

ATICILIK:

Barutun bulunup ateÅŸli silahların kullanılması ile spor görünümüne kavuÅŸtu. Hayli masraflı olan bu silah kullanma sporu 19.yüzyılın ortalarında Kuzey Avrupa ülkelerinde ve İngiltere’de baÅŸladı. Atıcılıkta ilk dünya ÅŸampiyonası 1890′da yapıldı, 1896 Olimpiyatlarının programına alındı. Atıcılık Osmanlı döneminde 1940 yılından itibaren ele alındı. Spor klüplerinin kurulması ve ordunun ilgi göstermesi ile kabul edildi.

Atıcılık İle İlgili Bir Site

ATLETİZM:

İnsanoÄŸlunun yaptığı en eski spor dallarından biri. Fiziksel güç, dayanıklılık, çeviklik, hız gibi nitelikler gerektiren; koÅŸu, yürüyüş, atma ve atlamalardan oluÅŸan çalışmalar, etkinlikler, oyun ve yarışmaları ifade eder. Antropologlar, sosyologlar ve spor araÅŸtırmacılarının belirlediklerine göre, insanoÄŸlu çok eski çaÄŸlarda yaÅŸama mücadelesi verirken atletizme baÅŸladı, VahÅŸi hayvanların saldırısından kaçmak ya da karnını doyurmak üzere avlayacağı hayvanları kovalamak için koÅŸmayı öğrendi. Kendisini korumak için önce taÅŸ, daha sonra mızrak atma tekniklerini geliÅŸtirdi. Antik çaÄŸda düzenlenen olimpiyat oyunlarının ana yarışma dalını da atletizm oluÅŸturdu. Bilinen ilk olimpiyat ÅŸampiyonu M.Ö. 776′da yapılan ilk olimpiyatın 200 metre birincisi Elisle Corebus oldu. Buna paralel olarak KIR KOÅžULARI, YOL KOÅžULARI, PİST KOÅžULARI’dır.

Türk Atletizm Federasyonu

BASKETBOL:

Topu yerden 3.05 metre yükseklikteki bir çemberden geçirmeye çalışan beşer kişilik takımların elle oynadıkları oyun.

Basketbol, aslen Kanadalı olan ve 39 yılını Amerika’da spor öğretmenliÄŸi yaparak geçiren Dr. James Naismith tarafından bulundu.

İlk basketbol maçı 20 Ocak 1892 günü Springfield YMCA dershanesinde spor salonunda oynandı. Naismith oyunun esaslarını 13 ana maddede topladı. Ülke içindeki iÅŸbirliÄŸi ile bu oyun iki yıl içinde tüm Amerika’ya yayıldı. Amerikanlı askerler birinci dünya savaşın sırasında basketbol un Avrupa’ya yayılmasında büyük rol oynadılar.

Türkiye Basketbol Federasyonu

BİNİCİLİK:

At terbiyesi, engel atlama, kros gibi ana bölümlerden oluşan bayan ve erkek sporcuların bir arada yarıştığı olimpik atlı spor dalı.

Binicilik sporunun tarihi, İnsanın atı ehlileÅŸtirerek binmeye baÅŸladığı ilk çaÄŸlara dayanır. 4 bin yıllık geçmiÅŸiyle en eski spor dallarından biri olarak kabul edilir. M.Ö. 688′de Yunanlılar Iskitler’den öğrendikleri biniciliÄŸi "araba yarışları" biçiminde olimpiyat yarışma programına aldılar. 16.yy’da ilk binicilik okulu İtalya’nın Napili kentinde açıldı. At ve binicilik, İslam dünyasında özellikler Türkler arasında önemli bir yer tuttu. Osmanlı İmparatorluÄŸu döneminde köyden büyük ÅŸehirlere kadar hemen her kesimde binicilik yarışmaları düzenlendi. Sultan Abdülaziz düzenlediÄŸi yarışlar sayesinde bu spor dalına verilen önemi arttırdı. 1913′te Mahmut Åževket PaÅŸa, Sipahiocağı’nı kurdular. Bu ocak sayesinde özellikle ordu, biniciliÄŸimizin en önemli kaynağı haline geldi.

Türkiye jokey kulübü

BİSİKLET:

İnsan gücünü ise çeviren, pedal veya benzeri bir mekanizma ile çalışan iki tekerlekli motorsuz taşıt aracıyla, özel pistte, yolda veya açık arazide ferdi ve takım halinde yapılan spor dalı. 19.yüzyılda ortaya çıkan ilk bisiklet örnekleriyle baÅŸladı. 1690′da Fransız asilzadelerden Sivrac’ın yaptığı ve "Celerifere" adını verdiÄŸi iki tahta tekerlekli pedalsız bisiklettir. 1834′te İskoç Kirkpatrick McMillan pedalı icat etti. 1866′da bisiklet yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı. Bisiklet 1896 da ilk olimpiyatlarda yer aldı. Saate karşı yarış ise 1900′de yapıldı ve halen yarışma olarak kabul edilir.

BOKS:

Özel eldiven takılmış, kilolarına göre sınıflandırılmış, iki kiÅŸinin, ring adı verilen kare biçimindeki bir alanda yumruklarıyla vuruÅŸarak birbirlerine üstünlük saÄŸladıkları, amatör veya profesyonel olarak oynanan oyun. En eski spor dallarından biri olan boksun 5 bin yıllık geçmiÅŸi vardır. Önceleri askeri amaçlarla, yakın yakın dövüş tekniklerinden biri olarak boks özellikle jimnazyumlarda gençlere öğretiliyordu. Daha sonra güreÅŸin bir parçası olarak spordaki yerini almaya baÅŸladı. M.Ö. 2500 yıllarında boks’un bir spor mücadelesi biçiminde uyguladığı, Mezopotamya’da BaÄŸdat yakınlarında bulunan tabletlerdeki kabartmalardan da anlaşıldı. Boks’un temelleri İngiltere’de atıldı. 17.yy’da İngiliz’ler vuruÅŸ biçimlerini belirlediler. Åžiddet unsurlarını azaltarak olayın sportif yanını geliÅŸtirdiler.

Boks Sitesi

CIMNASTIK:

Atletizm ve gösteri niteliklerini taşıyan, vücudun esnekliğine, çevikliğine dayalı çeşitli ritmik-artistik hareketlerden oluşan, bayanlar ve erkeklerin yaptığı aletli-aletsiz spor dalı. Cimnastik sporunun kökleri tarih öncesi eski çağlara kadar uzanır.

Sosyologlar, insanoÄŸlunun maymunlardaki çevikliÄŸe özenerek ilk cimnastik hareketlerini taklit yoluyla gerçekleÅŸtirdiÄŸini belirtirler. Cimnastik, Cin, Pers, Hindistan, Yunan ve Roma uygarlıklarında da önemli yer tutar. Bugünkü modern cimnastiÄŸin temelleri 18.yy’da Almanya’da atıldı. Modern cimnastik, Atina’da düzenlenen 1896 olimpiyatlarından itibaren olimpiyat programlarına alındı.

İSTANBUL DENGE RİTMİK CİMNASTİK SPOR KULUBÜ DERNEĞİ

ÇİM HOKEYİ:

Futbol alanı büyüklüğünde bir alanda, on birer kişilik takımların sopalar yardımı ile topu kaleye sokmak için mücadele ettikleri spor dalı.

Çim hokeyi, futbolla, buz hokeyinin bir karışımıdır. Bu iki spor dalı kadar popüler olmasa da Batı Avrupa’da da bayanlar arasında, Asya ülkesinde de erkekler arasında hayli yaygındır. Bu oyunun ilk olarak eski Yunan’da oynandığı, bugünkülere benzer kurallarının da Persler tarafından konduÄŸu sanılmaktadır. Hokeyi İngilizlerden öğrenen Hintli ve Pakistanlılar, günümüzde bu spor dalında üst sıralarda yer almaktadır. 1908′den bu yana olimpiyatlarda yer alır. (1924 hariç).

ESKRİM:

Kılıçla dövüşme sanatının çeÅŸitli kategorilere ayrılarak ve teknolojik geliÅŸmelerden yararlanarak uygulanmasına dayalı bayan ve erkek sporu. 1896′dan bu yana olimpiyat programlarında yer alan eskrimde İtalyan, Fransız ve Macar sporcular önemli baÅŸarılar elde ettiler.

1928′den 1960′a kadar olimpiyat ÅŸampiyonluÄŸunu kimseye kaptırmayan tek ülke Macar’lardır.

YeşilYurt Spor Kulübü Eskrim Sitesi

FUTBOL:

On birer kişilik iki takım arasında oynanan, küre biçiminde özel bir topun eller kullanılmadan ayak, kafa ve vücudun öteki kısımlarıyla vurularak rakip kaleye sokulmasına dayalı bir spor dalı.

Futbol çağımızın en çok sevilen sporu olarak kabul edilir. Futbolun geçmiÅŸi M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanır. Çin’de imparator Huang Ti döneminde (M.Ö. 2697), askerlerin savaÅŸa hazırlık amacıyla Tsu-Cuhu adıyla bir tur futbol oynadıkları, yazılı belgelerden anlaşılır. Bu topun deriden yapılmış, yuvarlak topun, iki kazık arasından geçirilmesine dayanıyordu. Bugünkü modern futbolun kaynağı İngiltere oldu. İngilizler 12.yy’dan itibaren futbol oynamaya baÅŸladılar. II Edward tarafından 1314 yılında yasaklandı. 17.yy’a kadar futbol hep gizli oynandı. Futbolculara da halk tarafından hep kötü gözle bakıldı. Kral II.Charles döneminde serbestçe oynanmaya baÅŸlamış. 1863 yılında futbol kuralları üzerinde kesin anlaÅŸmaya varıp İngiltere Futbol Federasyonunu kurdular. Bu tarihten sonra da Avrupa ülkelerine ve bütün dünyaya yayıldı. Modern futbol 19.yüzyılın sonlarında Türk toplumunda oynanmaya baÅŸladı. Åžu an oldukça ilgi duyulan futbol, hemen hemen tüm spor dallarından önce gelir. Türkiye milli maçlarında vermiÅŸ olduÄŸu karşılaÅŸmalarda, bir çok baÅŸarıya imza atmış bulunmaktadır.

Türkiye Futbol Federasyonu

KANO:

Akarsularda zamanla olduğu gibi, güç doğa koşularıyla da mücadele etmeye dayanan ve küçük bir tekneyi tek kürek yardımıyla hedefe ulaştırma prensibi üzerine kurulu spor dalı. Kano, bir olimpiyat sporu olarak çok çeşitli teknelerle yapılır. Bu sınıflar kano ve kayak olmak üzere iki kategoriye ayrılmış olup, kanolara "Canadians" da denir. Kanolar Kızılderililerin teknelerinden doğmuştur.

KÜREK:

İnsanoÄŸlunun denizler ve akarsularla basit araçlar kullanarak mücadelesini temel alan bir spor dalıdır. KüreÄŸin ilk kez ne zaman ve kimler tarafından kullanıldığı tam olarak bilinmiyor. Ancak tarihsel kaynakların çoÄŸu, küreÄŸe benzer gereçlerin ilk olarak Akdeniz’de görüldüğünü, ilk kürek yarışmasının da Mısır’da Nil Nehri üzerinde yapıldığını öne sürerler. İlk kürek yarışı 1715 yılında İngiltere’de Thames Nehri’nde yapıldı. 1900 Paris Olimpiyatlarından beri olimpiyat programında yer alır.

GS Kurek Takimi

KIÅž SPORLARI:

Zorlu doğa koşullarına karşı, insanoğlunun çeşitli araçlar yardımıyla kar ve buz üzerinde hareket etmesine dayalı spor dalı.

Kayak, kış sporlarının temelini oluÅŸturur. Isvec’li arkeologların yaptığı kazılar, kayak sporunun en azından dört bin yıllık bir geçmiÅŸi olduÄŸunu kanıtladı. 205 cm boyunca, orta yerindeki geniÅŸliÄŸi 15 cm olan kayakların cam aÄŸacından yapıldığı anlaşıldı, M.S. 526-559

yıllarında Procopios’un yazılarında kayak müsabakalarına yer verildiÄŸi görüldü. 1891′de Avusturyalı Zdarsky (1874-1946) ilk spor kayağını yaptı. 1892′de Almanya, 1894′te Avusturya ve 1901 yılında Fransa’da baÅŸlayan kayak müsabakaları giderek kış sporları içine girdi.

OKCULUK:

Kökeni insanoğlunun avcılık günlerine dayanan, oku bir yay aracılıyla hedefe göndermeyi amaçlayan spor dalı. Okçuluk ilk kez 1904 yılında olimpiyat programına alındı. Bu branşta ilk dönemlerde Fransa, Belçika ve İngiltere başarılı sonuçlar almış, daha sonraki dönemlerde Amerika, Sovyetler Birliği, Iskandinav ülkeleri ve İtalya bu ülkeleri izlemiştir.

Okçuluk Sitesi

YELKEN:

İnsanoÄŸlunun suyun kaldırma kuvvetinden istifade ederek kullandığı teknelere rüzgarın enerjisini de eklemesiyle oluÅŸan ve önceleri bir ulaşım biçimiyken sonra doÄŸayla mücadelenin ağır bastığı bir faaliyet halene gelen spor dalı. Özellikle açık denizlere kıyısı olan ülkelerin benimsediÄŸi yelkenli tekneler, ulaşım ve savaÅŸ amaçlarıyla da kullanıldı. Yelkenli bir spor dalı olarak benimseyen ilk ülke İngiltere’dir. 1693 yılında Seamark Cub adında bir kulübün kurulmasından sonra yelken sporu dünyanın diÄŸer ülkelerine de yayıldı.

Türk Yelken Vakfı

YÜZME:

İnsanoğlunun ilk çağlardan bu yana doğaya uyum sağlayabilmek için ihtiyaç duyduğu aktivitelere dayalı spor dalı. Önce hayvanların hareketlerini izleyen, sonra da suyun içinde kol ve bacaklarını içgüdüsel bir biçimde kımıldatan insan, kısa sürede yüzmeyi öğrendi.

Ancak bu aktivitenin organize bir yarış biçimi haline gelmesi 19. yy’a rastlar Bununla birlikte bazı tarih kitaplarının Japonya’da yüzme yarışlarının çok daha eskilere dayandığını, 1603′te Japonların ilk ulusal yarışmayı düzenlediklerinden söz eder.

Yüzme sporuna Avrupa kıtasında öncülük eden İngiliz’lerdir.

Jimnastik

Salı, 06 Kasım 2007

JİMNASTİK

Jimnastiğin branşları

A. Artistik Jimnastik: Ülkemizdeki eski adı Aletli jimnastiktir. Sanatsal ya da sanat jimnastiği anlamına gelir. Erkekler 6 alette yarışır. Bunlar şu aletlerdir:

- Yer,kulplu beygir,halka,atlama beygiri,paralel,barfiks bayanlar 5 alette yarışır.

- Atlama beygiri,kız paraleli,denge,yer,asimetrik paralel

B. Ritmik Jimnastik: İsveç kökenli bir spordur. Oyunculuk, bale, müzik ve pandomin ile birlikte yapılır. Sadece bayanların yaptığı bir branÅŸtır. 1983′te Olimpiyatlara dahil edilen Ritmik JimnastiÄŸin kendine özgü kuralları ve puanlama sistemi vardır. Türkiye’de 1982 yılında baÅŸlayan Ritmik Jimnastik bir yarışma dalı olarak yenidir. Yalnız bayanların yarıştığı branÅŸtır. Artistik jimnastikte aletler sabit olmasına karşın, ritmik jimnastikte taşınabilir aletler kullanılmaktadır. Bunlar; çember, top, kurdele, ip, lobuttur. Her yıl bunların bir tanesinin kullanımı iptal edilir.

C. Genel Jimnastik: Şu anda gösteri amaçlı yapılmakta olan bu branşta her ülke kendi yarışma kurallarını belirlemektedir. Genel jimnastik, müzik eşliğinde serbest spor giysileri ve taşınabilir her türlü aracın kullanılabileceği, içerisinde dans, çeşitli jimnastik hareketleri olan, hatta belli bir temayı işleyen ve estetik görünümü ağır basan bir grup jimnastiğidir. Gruplar yalnız bay, yalnız bayan olabileceği gibi, karma da olabilir. Her alette serbest ve zorunlu hareketler vardır. Zorunlu hareketler önceden belirlenmiş hareketlerdir. Serbest hareketler, jimnastikçilerin kendilerinin düzenledikleri hareketlerdir ve yarışmacıların en başarılı yönlerini gösterebilmek amacını taşırlar.

Erkekler:

Yer Hareketleri: Halı yada özel plastik bir madde ile kaplanmış 12 x12 m’lik bir alanda yapılır. Hareket serisi en az 50, enç çok 70 sn’dir. Hareketler bütün zemine yayılmak zorundadır ve uyum içinde olmalıdır.

Atlama Beygiri: 1,35 m yükseklikte, 1,60 m uzunlukta bir alettir. Atlayışta yükseliş sağlamak amacıyla sıçrama tahtası kullanılır.

1- Erkekler (Uzun beygirden)

2- Bayanlar (Yan beygirden) atlar.

KoÅŸu pistinin boyu 20 m’yi geçmez.

Paralel: Yerden 1.75 m yükseklikte, genişliği isteğe göre ayarlanabilen, birbirine paralel esnek iki çubuktan (bar) oluşur.

Kulplu Beygir: Atlama beygirine benzer. Ancak bunun üzerinde iki kulp vardır. Kulplar 41-44 cm mesafededir. Kulpların üstünün yerden yüksekliÄŸi 1.22 m’dir.

Halka: Yukarıdan sarkan tellere asılı yerden 2.55 m yükseklikte ve 13 cm çapında serbestçe sallanan iki halkadan oluşur. Jimnastikte en fazla kuvvet gerektiren branştır.

Barfiks: Çelikten yapılmış olup, yerden 2.55 m yükseklikte direkler üzerinde yerleştirilmiş, 2.40 m uzunluğunda bir bardan oluşur.

Bayanlar:

Atlama Beygiri: Yerden yüksekliÄŸi 1.10 m’dir. Erkeklerin aksine yan olarak kullanılır. Yarışma 1 A Zorunlu Seridir ve bir atlayış yapılır. Yarışma 1 B Serbest seridir ve iki atlayış yapılır.

Paralel : 2.40 m uzunlukta birbirlerine paralel barlardan oluşur. Bunlardan alt bar 155 -160 cm, üst bar 225-235 cm, bar açıklığı ise 90- 140 cm arasındadır. Paralel serisi, en az 10 değer bölümü, en az üç bar değişikliği, en az bir yön değişikliği içerir.

Denge: Yerden yüksekliÄŸi 1.10 m, uzunluÄŸu 5 m geniÅŸliÄŸi 10 cm’dir. Seri süresi 1.10′dan az, 1.30 sn’den fazla olamaz.

Yer: 12 x12 m’lik yer minderinde yapılır. Seri süresi 1.10′dan az 1.30 sn’den çok olamaz

FUTBOL

* Boyutlar : Oyun Alanı dikdörtgen şeklinde olmalıdır. Taç çizgilerinin uzunluğu kale çizgilerinin uzunluğundan fazla olmalıdır.

Uzunluk: en az 90 m. (100 yarda) - en çok 120 m. (130 yarda)

Genişlik : en az 45 m. (50 yarda) - en çok 90 m. (100 yarda)

Oyuncular

Oyun, biri kaleci olmak üzere her biri en çok 11 oyuncudan oluÅŸan iki takım arasında yapılır. EÄŸer takımlardan birinde 7′den az oyuncu varsa,o maç baÅŸlatılamaz.

* Oyunun Devreleri

Hakem ve oynayan iki takım aralarında baÅŸka ÅŸekilde anlaÅŸmamışlarsa bir oyun 45′er dakikalık iki eÅŸit devreden oluÅŸur

Devre Arası

Oyuncuların devre arası dinlenmeye hakları vardır. Devre arası 15 dakikadan uzun olmamalıdır.*

Kayıp Zaman İçin Uzatma

Aşağıdaki durumlar nedeniyle kaybolan süre ait olduğu devreye eklenecektir.

Oyuncu değiştirmeleri,oyuncuların sakatlanmaları, sakatlanan oyuncuların tedavi için oyun alanından çıkarılmaları,zaman geçirilmesi,herhangi bir diğer neden dolayısıyla eklenecek süre hakemin takdirine bağlıdır.

Hakemin Yetkisi

Her maç,oyun kurallarını uygulamada tam yetkili olarak atanan bir hakem tarafından yönetilir.

* Hakem

Oyun kurallarını uygular,

Oyunu,yardımcı hakemler ve varsa dördüncü hakem ile işbirliği içinde yönetir.

Oyunun süresini belirler ve oyun ile ilgili kayıtlarını tutar,

Kuralların herhangi bir şekilde ihlalinde veya diğer bir sebepten gerekli görürse,oyunu durdurur,geçici olarak erteler veya tatil eder,

Herhangi bir harici müdahale halinde,oyunu durdurur,geçici olarak erteler veya tatil eder,

Bir oyuncunun ciddi sakatlandığı kanısına varırsa oyunu durdurur ve o oyuncunun oyun alanından çıkarılmasını sağlar,

Bir oyuncunun hafif sakatlandığı kanısına varırsa oyunu top oyun dışı oluncaya kadar devam ettirir,

Kanayan yarası olan bir oyuncunun oyun alanından çıkarılmasını sağlar. Bu oyuncu ancak hakemin kanamanın durduğuna kanaat getirmesi halinde hakemin işareti ile oyun alanına dönebilir,

oyunu durdurmakla,ihlali yapan takıma bir avantaj sağlayacağı hallerde oyunu devam ettirir. Düşündüğü avantajın oluşmaması halinde yapılan ihlali cezalandırır,

Bir oyuncunun aynı anda birden fazla ihlal yaptığı durumlarda daha ağır olan ihlali cezalandırır,

İhtar veya ihraç gerektiren bir ihlali yapan oyuncuyu gerekli şekilde cezalandırır. Gerekeni o anda yapmazsa, topun oyun dışı olduğu ilk anda yapmalıdır.

Sorumlu bir şekilde hareket etmeyen takım yetkililerini cezalandırır ve gerekirse oyun alanından ve çevresinden uzaklaştırır.

Kendisinin göremediği olaylarda,yardımcı hakemlerin verdiği bilgiye göre hareket eder,

Yetkili olmayan kişilerin oyun alanına girmemesini sağlar,

Durmuş olan oyunu tekrar başlatır,

Oyunculara veya takım yetkililerine ve maç öncesinde, maç sonrasında ve maç sonrasında meydana gelen olaylara karşın alınan disiplin tedbirleri hakkında bilgi içeren maç raporunu ilgili kurumlara verir.

HENTBOL

Oyuncular

Hentbol oldukça hızlı oynanan bir spor dalıdır.Her takım bir kaleci ve 6 oyuncu olmak üzere yedi oyuncu ile sahaya çıkar. Bir takım en fazla oniki oyuncudan teşekkül etmiştir. Takımlar kurallara uygun olduğu müddetçe sınırsız oyuncu değiştirme hakkına sahiptir. Oyuncular sahanın istedikleri yerinde oynama hakkına sahiptir. Gol sahası içinde oynama hakkı sadece kaleciye verilmiştir.

OYUN KURALLARI

Top 32 parçalı ve oynanan kategoriye göre farklı boyut ve ağırlıktadır. Bir saha oyuncusu elindeki topla diripling yapabilir, yada aldığı topla 3 adım atabilir ve pas verebilir yada aldığı topla üç adım atıp topu yere bir kez çarptırdıktan sonra bir kez daha üç adım atabilir ve sonrasında şut yada pas atabilir.i Yere vurdurarak aldığı yada sürdüğü topu tutup bir kez daha yere vuramaz.. Topa diz altı dahil vücudunun her yeri ile dokunabilir . Kale sahası yalnızca kaleciye ait bir yerdir. Oyuncular bu alana giremez. Kaleciler bu alan içinde topa her şekilde ve tüm vücudu ile müdahale edebilir. Bu alanda duran yada yuvarlanan toplara saha oyuncuları müdahale edemezler.

HAKEMLER

Karşılaşma iki hakemle yönetilir. Hakemler sahada biri kale sahası gerisinde, diğeri ise orta sahaya yakın ve eşinin çaprazında durur. Bu hakemler genellikle aralarında belirledikleri zaman aralıklarında, serbest atış,yedi metre yada gol sonrasında pozisyonlarını değiştirirler. Hakem bir oyuncuya en fazla üç kez 2 dakika zaman cezası verebilir. Bu üçüncü kez verilen iki dakikayı oyun gereği diskalifiye izler. Oyun kurallarının belirlediği biçimlerde yapılan hatalar sonucu bu cezaları doğruda diskalifiye ve ihraç olarak da verebilir.Oyuncular bu sürede yedek bankına çıkarak bu sürenin geçmesini bekler ve takım bu esnada eksik oynamaya devam eder.(ihraç edilen oyuncunun yerine kimse giremez)

BASKETBOL OYUN KURALLARI

Oyun Sahası

Oyun sahası dikdörtgen, düz, engelsiz, sert bir yüzey olacaktır. FIBA’nın resmi karşılaÅŸmalarında ve yeni yapılan bütün sahalarda sahanın ölçüleri,sınır çizgilerinin iç tarafından ölçüldüğünde,28 metre uzunluÄŸunda ve 15 metre geniÅŸliÄŸinde olacaktır.

Tüm diÄŸer karşılaÅŸmalarda,Bölgesel Komisyon veya Ulusal Federasyon gibi FIBA’nın ilgili kuruluÅŸları,en az 26 m uzunluÄŸunda ve 14 m geniÅŸliÄŸinde olan oyun sahalarını onaylama yetkisine sahiptir.

Tavan

Tavanın veya en alçaktaki herhangi bir engelin yüksekliği en az 7 m olacaktır.

Çizgiler

Tüm çizgiler aynı renkte,5 cm genişliğinde ve net şekilde görülebilir olmalıdır.

Dip Çizgiler ve Kenar Çizgiler

Oyun sahası her iki dip çizgi ve kenar çizgiler ile sınırlandırılmış alandır. Bu çizgiler oyun sahasına ait değildir.

Orta Çizgi

Kenar çizgilerinin orta noktalarından dip çizgilere paralel bir orta çizgi çizilecek ve bu çizgi her iki kenar çizgiden 15 cm dışarı taşacaktır.

Top

Kullanılan top yuvarlak, turuncu renktedir.

*HAKEM

Oyun sırasında kullanılacak tüm donanımı kontrol edecek ve onaylayacaktır.

Oyun saatini, 24 saniye aygıtını,kronometreyi belirleyecek ve masa görevlilerini tanıyacaktır.

Oyuncuların yaralanmaya neden olabilecek şeyleri takmasına veya giymesine izin vermeyecektir.

Her periyodun veya uzatma periyodunun başlangıcında orta dairede hava atış yapacaktır.

KoÅŸullar gerektiriyorsa,oyunu durdurma yetkisine sahiptir.

Bir takım uyarılmasına rağmen oynamayı reddediyor veya davranışlarıyla oyunun oynanmasına engelliyorsa,o takımın hükmen yenilgisine karar vermeye yetkilidir.

İkinci ve dördüncü periyodun,uzatma periyodunun sonunda veya gerek duyulan herhangi bir anda sayı cetvelini dikkatlice inceleyecek ve onaylayacaktır.

Gereken her durumda veya hakemler arasında bir anlaşmazlık olduğunda son kararı verirken yardımcı hakeme,teknik gözlemciye ve/veya masa görevlilerine danışabilir.

Kurallarda belirgin şekilde yer almayan tüm konularda karar verme yetkisine sahiptir.

MASA TENİSİ

MASA

Oyun yüzeyi olarak tanımlanan masa üst yüzeyi,2.74 m uzunluğunda ve 1.525 m eninde bir dikdörtgen olacak ve zeminden 76 cm yükseklikte yatay bir düzlemde bulunacaktır.

Oyun yüzeyi koyu bir renk ve mat olacaktır.Üst yüzeyin 2.74 m uzunluğundaki iki kenarı boyunca 2 cm genişliğinde beyaz kenar çizgileri, 1.525 m uzunluğundaki iki kenarı boyunca 2 cm genişliğinde beyaz uç çizgileri bulunacaktır.

Oyun yüzeyi, uç çizgilerine paralel olarak uzanan düşey bir ağ ile iki eşit sahaya bölünecek ve her saha bütün alanında kesintisiz tek parça olacaktır.

Çift yarışmaları için her saha, kenar çizgilerine paralel uzanan 3 mm eninde beyaz bir orta çizgisi ile eşit yarı sahaya bölünecektir. Orta çizgi, her iki sahada da sağ ayrı sahaların bir parçası kabul edilecektir.

AÄž TAKIMI

Ağ takımı; ağ, ağın askı kordonu, destek çubukları ve bunları masaya tutturan kenetlerden oluşacaktır.

Ağ, dış kenarları her iki yanda masa kenar çizgilerinden 15.25 cm dışarıda olan. 15.25. cm yüksekliğindeki destek çubuklarına tutturulmuş bir askı kordonuna asılı olacaktır.

Ağın üstü, bütün uzunluğu boyunca. oyun yüzeyinden 15.25 cm yükseklikte bulunacaktır.

Ağın altı, bütün uzunluğu boyunca, mümkün olduğu kadar oyun yüzeyine, yan uçları ise mümkün olduğu kadar destek çubuklarına yakın olacaktır.

TOP

Top küre , ağırlığı 2.7 gr, plastik malzemeden yapılmış, beyaz veya turuncu renkte ve mat olacaktır.

RAKET

Raketin tablası eğilmez, sert ve düz yüzeyli olacaktır.

Lastik kaplama olmalı ve tablayı tamamen kaplamalı, ancak taşmamalıdır. Sadece, tablanın raket sapına en yakın ve parmaklarla kavranan kısmı kaplanmamış bırakabilir veya herhangi bir malzeme ile kaplanabilir.

Tabla her yerinde aynı kalınlıkta olacaktır.

Tablanın kaplı yüzeyinin bir yüzü canlı kırmızı, diğer yüzde siyah olacaktır.

Oyunun başlangıcında veya oyun içinde raketini değiştirdiğinde, her oyuncu, rakibine ve hakeme kullanacağı raketi gösterecek ve incelemelerine izin verecektir.

BaÅŸhakem

Bir bütün olarak her yarışma için bir başhakem atanacak, kimliği ve yeri, katılanlara ve gerektiğinde takım kaptanlarına bildirilecektir.

Başhakem aşağıdaki hususlardan sorumlu olacaktır.

Kura yönetimi,maçların saat ve masa dağılımı,maç görevlilerinin atanması,gerektiğinde değiştirilmesi veya görevden alınması,maç görevlileri için turnuva öncesi brifing yapılması,oyuncuların temsil durumlarının kontrol edilmesi,ivedi hallerde yarışmaların durdurulması,oyuncuların, maç sırasında oyun alanından ayrılabilmelerine karar verilmesi,alıştırma süresinin uzatılabilmesi,yarışma sırasında oyuncuların eşofman giyebilmeleri,oyun koşulları, oyun donatımı ve giysilerin uygunluğu dahil, yönetmelik ve kuralların yorumu ile ilgili her türlü sorunun karara bağlanması,zorunlu duraklamalarda oyuncuların çalışma yapıp yapamayacaklarına ve nerede yapabileceklerine karar verilmesi,kötü davranışlar veya kuralların çiğnenmesi hallerinde gerekli disiplin önlemlerinin alınması,yarışma yönetim komitesinin onayı ile başhakemin görevlerinden bazıları diğer kişilere aktarılırsa, onların özel sorumluluk alanları, bulunacakları yerler katılanlara ve gerektiğinde takım kaptanlarına bildirilecektir,tüm yarışma boyunca başhakem veya yokluğunda yetkili vekili hazır bulunacaktır.Başhakem gerekli gördüğünde, bir hakem veya yardımcı hakem veya vuruş sayısı her hangi bir anda değiştirebilir. Ancak bu görevlilerin kendi yetkilerinde verdikleri kararı değiştiremez.

VOLEYBOL

*OYUN SAHASI

Oyun sahası, oyun alanı ve serbest bölgeden oluşur. Bu saha dikdörtgen ve simetrik olmalıdır.

*ÖLÇÜLER

Oyun alanı, 18 x 9 m. ölçülerinde bir dikdörtgendir ve en az 3 m. genişliğinde olan bir serbest bölge ile çevrilmiştir.

Oyun sahasının üzerinde bulunan serbest oyun boşluğu, her türlü engelden arındırılmış olmalıdır. Serbest oyun boşluğu, oyun sahasının yüzeyinden ölçüldüğünde en az 7 m. yüksekliğinde olmalıdır.

FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda serbest bölge yan çizgilerden ölçüldüğünde en az 5 m. ve dip çizgilerden ölçüldüğünde en az 8 m. geniÅŸliÄŸinde olacaktır. Serbest oyun boÅŸluÄŸu ise oyun sahasının yüzeyinden ölçüldüğünde en az 12.5 m. yüksekliÄŸinde olacaktır.

OYUN SAHASININ YÜZEYİ

Sahanın yüzeyi düz, yatay ve yeknesak olmalıdır. Oyuncular için sakatlanmaya yol açacak herhangi bir tehlike teÅŸkil etmemelidir. Pürüzlü ve kaygan yüzeylerde oynanması yasaktır. Kapalı salonlarda oyun alanının yüzeyi açık renkte olmalıdır. FIVB’nin Dünya Müsabakaları’nda çizgiler için beyaz, oyun alanı ve serbest bölge için farklı renkler kullanılmalıdır.

Açık hava sahalarında drenaj amacıyla her metre için 5 mm.’lik bir eÄŸime müsaade edilir. Saha çizgilerinin sert bir maddeden oluÅŸturulması yasaktır.

OYUN ALANININ ÜZERİNDEKİ ÇİZGİLER

Bütün çizgiler 5 cm. genişliğindedir. Çizgiler, zeminden ve diğer çizgilerden farklı ve açık renkte olmalıdır.

İki yan ve iki dip çizgi oyun alanını belirler. Yan ve dip çizgilerin her ikisi de oyun alanının boyutlarına dahil olarak çizilir.

Orta çizginin tam ortası oyun alanını 9 x 9 m. boyutlarında iki eşit alana böler. Bu çizgi, filenin tam altından iki yan çizgi arasında uzanır.

Her oyun alanında orta çizginin tam ortasından geriye doÄŸru 3 m.’lik bir hücum çizgisi çizilir.

FİLENİN YÜKSEKLİĞİ

File, orta çizginin üstünde ve buna dik olarak yer alır; erkekler için 2.43 m. ve bayanlar için 2.24 m. yüksekliğindedir.

Filenin yüksekliÄŸi oyun alanının ortasından ölçülür. Filenin iki kenar yüksekliÄŸi kesinlikle aynı olmalı ve buradaki yükseklik kuralda belirtilen yüksekliÄŸi 2 cm.’den fazla geçmemelidir.

TOPLAR

Çevresi 65-67 cm. ve ağırlığı 260-280 gr.’dir.

İç basıncı 0.30-0.325 kg/cm2’dir (294.3-318.82 mbar veya hPa).

TAKIMIN OLUÅžUMU

Bir takım en fazla 12 oyuncu, bir koç, bir yardımcı koç, bir masör ve bir tıp doktorundan oluÅŸur. Oyunculardan biri (libero dışındaki) müsabaka cetvelinde takım kaptanı olarak belirtilmelidir. Her takımın 12 oyuncudan oluÅŸan nihai listesinde bir (1) “Libero” belirtme hakkı vardır.

Sadece müsabaka cetveline kayıtlı oyuncular oyun alanına girebilirler ve müsabakaya iştirak edebilirler. Koç ve takım kaptanı müsabaka cetvelini imzaladıktan sonra kayıtlı oyuncular değiştirilemez.

ATLETİZM

Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır.

Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir. Koşular Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir.

Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür. Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koşu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır.

Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da deÄŸiÅŸik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

- Sürat koşuları,orta mesafe koşuları,uzun mesafe koşuları,bayrak koşuları,engelli koşular, hendek yol yarışları

Hendek Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

-Maraton,yürüyüş,kır koşusu,sokak (yol) koşusu

Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:

Dekatlon

Heptatlon

Pist Yarışları: Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır.

Spor Psikolojisi

Salı, 06 Kasım 2007

SPOR PSİKOLOJİSİ

İnsan vücudu, bilindiği gibi fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir saç ayağı üzerinde iç ve dış dengesini kurmuştur. Bu ayakların her biri, insanın sağlıklı bir yaşam sürmesini ve sağlıklı davranışlar sergilemesine neden olmaktadır. Aşağıdaki satırlarda spor psikoloji ile ilgili bazı temel kavramların tanımlarını bulacaksınız.

1-Başarının psikolojik önkoşulları nelerdir?

Sportif baÅŸarı bedensel performans zihinsel performans ve psikolojik performansın toplamlıdır. Özellikle derby maçları olarak tanımlanan, üstün fizik kondisyon ve mükemmel tekniÄŸe sahip en iyi sporculardan oluÅŸan takımlar arasındaki müsabakalar aslında “psikolojik maçlar”dır. Bu gibi durumlarda baÅŸarılı olmak için gereken ön koÅŸullar bilen ve uygulayabilen sporcu ile antrenör baÅŸarılı olacaktır. Kazanmak, galip gelmek ya da yenilmemek olarak düşünülmemelidir. Sadece sonucu düşünmek ve ne olursa olsun galip gelmeye çalışmak sporcunun doÄŸru düşünmesini ve doÄŸru davranmasını engeller. Sporcu sadece mevcut potansiyelini sergilemeyi düşünmelidir. Rakibin gücü, maçın önemi, seyircinin tezahüratı, basının izlemesi, sporcu izin vermediÄŸi sürece performansını etkileyemez. Sporcu baÅŸarısını saÄŸlayanında, engelleyeninde yalnızca kendisi olduÄŸunu bilmelidir. Tek rakip vardır, o da sporcunun kendisi kendisini yendiÄŸi zaman, yani izleyicinin, basının, rakibinin, hakemin, hatta hava ve saha durumunun baÅŸarısına tanık olmaya hazır beklediÄŸine inandığı zaman kazanmış demektir. Ve sonuç kendiliÄŸinden gelir. Bu güvenle sahaya çıkan sporcu her ÅŸeyin kendi kontrolünde olduÄŸuna inandığı için ne gerekiyorsa yapacaktır. Çünkü, beyni ile vücudu arasında önlenemeyecek bir iletiÅŸim vardır. Aksini düşünürse vücut da o ÅŸekilde hareket eder ve vücut nasıl davranırsa beyin o ÅŸekilde düşünür. Panik halinde hareket eden, koordinasyon bozuk, telaÅŸlı davranışlar sergileyen, hakeme sinirle el kol hareketleri yapan, takım arkadaÅŸlarına bağıran bir sporcunun beyni, o gün kötü bir günde olduÄŸunu, her ÅŸeyin ters gittiÄŸini, bu kadar ÅŸansız bir günde kazanmanın mucize olacağına düşünmeye baÅŸlar. Düşüncesinde yenilgiyi kabullenen, kazanacağı konusunda şüpheler olan sporcu, asla kazanamaz. BaÅŸarılı sporcu mücadeleyi seven, zorluklarla baÅŸa çıkmayı zevkli hale getirebilen, yaratıcı, büyük düşünen ve hayaller kurmaktan korkmayandır. En yeni tekniklerle, en iyi koÅŸullarda ve en bilgili antrenörlerle çalışan, benzer yetenekli birçok sporcudan sadece bazılar ÅŸampiyon veya yıldız sporcu olur. Çünkü, onlar psikolojik olarak baÅŸarmaya hazırdırlar. Kendine güvenir, yenmek ya da yenilmemek için oynamaz, sadece elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır. Yaptığı iÅŸten zevk alır ve kendisi izin vermedikçe hiçbir ÅŸeyi ya da kimsenin baÅŸarısını engelleyemeyeceÄŸini bilir. Kendisi ile ilgili asla olumsuz düşünmez. Sadece o anı yaÅŸar ve hata yapmaktan korkmaz. Olumlu davranışlara yol açacağına inanır. NeÅŸeli rahat ve kendinden emindir.

2-Sporda psikolojik bilgi edinme nedir?

Bir antrenör sporcularını seçerken ve antrenman planlaması yaparken onların fiziksel özellikleri kadar, psikolojik özelliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Birçok antrenör sporcuların neler hissettiÄŸini çok iyi bildiÄŸini, onları anlayabildiÄŸi çünkü daha önce (sporcuyken) benzer ÅŸeyleri kendisinin hissetmiÅŸ olduÄŸunu düşünür. Ancak bu tür subjektif deÄŸerlendirmeler yanıltıcıdır. Sporcular hakkında doÄŸru bilgiler elde edebilmek için bilinçli yöntemler seçilmelidir. Spor psikolojisinde en çok kullanılan tanı koyma yöntemleri; vak’a tarihçesi, gözlem, deney, test ve sosyometridir.

Vak’a tarihçesi: Bir sporcunun hayatı ve özgeçmiÅŸi hakkında bilgi toplamayı ifade eder. Bilgiler genellikle anket yöntemi ile toplanır. Gerekli olduÄŸu hallerde sporcuya yakın kiÅŸilerle görüşme yapılır.

Amaç sporcunun umutları, hobileri, spor geçmişi, ulaşmak istediği hedefler, evindeki yaşam koşulları, ailesinin tavrı ve eğitim tarzı, geçmişteki başarı ve başarısızlıkları ile okul ve mesleki durumunu tespit edebilmektir.

Gözlem: Yeni bilgiler edinmek için planlı bir şekilde sporcunun gözlenmesidir. Bu yöntem sporda vazgeçilmez tanı yöntemlerinden biridir. Sporcunun bir başkası tarafından gözlenmesi (dış gözlem) sonucu, yorgunluk belirtileri, saldırgan tepkileri, öğrenmedeki ilerlemesi, korkuları, etkileşim şekilleri ve belirli durumlardaki duygusal tepkiler saptanabilir. Bunun yanı sıra sporcunun da kendisini gözleyerek (içebakış) ne zaman heyecanının yükseldiğini, hangi durumlarda dikkatini tam olarak toplayabildiğini özel antrenman ve yarışmalarda ne düşündüğünü, neler hayal ettiğini saptaması yararlı olur

Deney: Bir olayın planlı ve kasıtlı olarak gerçekleştirilmesidir. Sporda deney ve testi kesin olarak birbirinden ayırmak olası değildir. Deneyde daima bağımlı bağımsız değişkenler bulunur. Bağımsız değişken deneyi yöneten kişi tarafından tespit edilip düzenlenir. Bağımlı değişken ise tespit edilmiş koşulları bağlı olarak gözlemlenen değişiklilerdir. Örneğin, uykusuzluğun basketboldeki isabet yüzdesi üzerine etkisi araştırıldığında, uykusuzluk bağımsız değişken, isabet yüzdesi bağımlı değişkendir.

Test: Sporda test yöntemleriyle hem yetenekler hem de kişilik özellikleriyle ilgili bilgiler toplanır. Örneğin zeka testleri, fiziksel uygunluk testleri v. b Bu testlerin kullanım, uygulama ve değerlendirilmesi ilgili test prosedürüne uygun yapılmalıdır.

Sosyometri: Bir grup veya takımın öncelikle duygusal yapısını belirlemeye yarayan tüm çalışmaların ortak adıdır. Bu çalışmalar belli kriterlere göre kabul görme veya reddedilme yoluyla gerçekleşir. Böylece gruptan dışlananlar ve sevilen kişiler ile grup içi ilişkiler ve sorunların nedenleri tespit edilebilir

Antrenörlerin, ancak tanı koyma yöntemleriyle sporcuları hakkında doğru bilgilere ulaşmaları ve buna dayanarak sporcuların gelecekteki davranışlarını hem tahmin etmeleri hem de sevk ve idare etmeleri olasıdır

SPOR PSİKOLOJİSİNİN TARİHÇESİ

Her ne kadar spor psikolojisinin ortaya çıkış tarihi olarak 19.y.y.’ın sonları gösterilse de birçok yazar kökenini antikçaÄŸa, Sokrates, Platon ve Aristo’ya kadar götürmektedir.ÖrneÄŸin, Corlett (1996), baÅŸarılı performan*sın ancak belli becerilerle saÄŸlanabileceÄŸini savunan teknik tabanlı (tecnique- driven) görüşü, Sokrates’in düşünceleriyle kıyaslayarak, spor psikoloÄŸunun eÄŸitiminde Sokrates’in felsefesinin rolünü tartışmaktadır.Sokrates’in "kendini bilme" konusunda söylemiÅŸ olduÄŸu "neyi bildiÄŸini veya neyi bilmediÄŸini bilme" sporda, "neyi yapabileceÄŸini bilme ve neyi yapama*yacağını bilme" ÅŸeklinde ele alınmaktadır,spor psikolojisiyle ilgili felsefeci*ler yalnız antikçaÄŸla sınırlı deÄŸildir.İngiliz J.Lock, Alman G. Muts, İsveçli Pestalozzi gibi felsefeci ve eÄŸitimciler de eserlerinde insan yaÅŸamında oyun, spor ve egzersizin psikolojik rolü ve zihinsel saÄŸlık konularıyla ilgili bilgiler vererek spor psikolojisinin bir anlamda felsefi temellerini oluÅŸturmuÅŸlardır (Vanekve Cratty,1970,8).

Spor psikolojisi tarihinde Viktorya döneminin (1819-1901) önemli bir yeri olduğuna inanılmaktadır Bu dönemde yayınlanan kültür dergile*rinde, spor psikolojisi ile ilgili ama deneysel tarzda olmayan çok sayıda yazı yayımlanmıştır. Bu yayınlarda dile getirilen konular daha çok değişmez sportif özellikler (treyt), sportif performansın psikolojik boyutu, sağlıkta egzersizin önemi, sporda yaş, cinsiyet ve kültürün rolü konularında yoğun*laşmaktaydı (King ve Ark.,1995).

Spor psikolojisi tarihine kısaca böyle bir giriÅŸ yaptıktan sonra , spor psikolojisi tarihi ile ilgili bilgilendirmede sistematik bir yol izlemenin daha uygun olacağı düşünülmektedir. Bunun için de spor psiko*lojisi tarihi A.B.D.’de, Avrupa’ da(özellikle eski DoÄŸu Avrupa ülkelerinde), Türkiye’ de spor psikolojisi tarihi olarak üç bölümde anlatılmaya çalışıla*caktır.

(1) A.B.D.’de Spor Psikolojisi

A.B.D.’de spor psikolojisinin ortaya çıkış tarihi olarak 19.yy’ın sonu, 20.yüzyılın başı gösterilmektedir. Bu tarihlerde yoÄŸun olarak çalışı*lan konular motor öğrenme, reaksiyon zamanı ve öğrenmenin transferidir. Özellikle 1800’lü yılların sonlarında odaklanılan çalışmalar reaksiyon za*manı, eÅŸik (thereshold) belirlenmesi, duygu ve dikkat gibi fiziksel ve fizyo*lojik konulan içermekteydi.

Bireysel motor yeteneÄŸin bir göstergesi olarak kabul edilen reaksiyon zamanı 1895′te G.W.Fitz tarafından belirlenmiÅŸtir. 1890 yılında G.W.Scripture kiÅŸilik geliÅŸiminde sporun rolü ile ilgili yöntem*sel çalışma yapmış olsa da; 1898 yılında N.Triplett’in bisikletçilerle yapmış olduÄŸu çalışma psikolojik faktörler ve sporla ilgili ilk çalışma olarak kabul edilmektedir (Davis ve Ark.,1995).

Triplett’ten sonra 1903 yılında G.T.W.Patrick oyunun psikolojisini tartışmış, 1914′te Rucummins sporla ilgili motor tepkiler, dikkat ve yete*nekleri deÄŸerlendirmiÅŸ ve 1910 yılında Griffîth dönemi olarak bilinen donem baÅŸlamıştır.

Colleman Griffîth, BirleÅŸik Devletlerde spor psikolojisinin "babası" olarak bilinir. 1919-1931 yılları arasında spor psikolojisi ile ilgili 25 araÅŸ*tırma yayınlamış, 1925 yılında Illionis Üniversitesinde ilk spor psikolojisi laboratuvarını kurmuÅŸtur. Griffith’in spor psikolojisinde belli baÅŸlı çalış*maları, deneysel çalışmalar olup daha çok psikomotor becerilerin öğrenimi ve kiÅŸilik deÄŸiÅŸkenleri üzerinde yoÄŸunlaÅŸmıştır (Gould ve Dick,1995).

Griffîth iki kitap yazmıştır. Bunlardan ilki 1926 yılında yayınlanan "Koçluk Psikolojisi" (Psychology of Coaching) ve ikincisi 1928 yılında ya*yınlanan "Spor Psikolojisi" (Psychology of Athletics)’dir. Her ne kadar Griffîth "baba" olarak isimlendirilse de araÅŸtırmalarının spor psikolojisine büyük etki yaptığı söylenemez. Ancak onun yönelimlerinin kendi zamanının çok önünde olduÄŸunu da unutmamak gerekir.

1938yılında Griffîth dönemi sona ererken, bugün akademik bir di*siplin olan spor psikolojisinin temellerinin 1939 yılında Franklin Henry tarafından atıldığı söylenebilir. Spor psikolojisinde lisansüstü eğitim de yine bu yılda başlamıştır.1939 yılından başlayarak 1965 yılına kadar olan dö*nemde AS.Hammel, D.W.Johnson önde gelen isimler olarak gözükmekte*dirler.

Landers ise 1950-1980 arasının spor psikolojisinin ÅŸekillendiÄŸi yıllar olarak kabul etmektedir.Özellikle 1960 ve 1970 1i yıllar spor psikolojisinde bilimsel de*neylerin, araÅŸtırma enstitülerinin, lisansüstü programların fazlasıyla arttığı yıllardır. B.Ogilvie’nin sporcu ve takımlara danışmanlık yapmaya baÅŸlama*sıyla, uygulamalı spor psikolojisinin de aynı yıllarda baÅŸladığını ve bir di*siplin olarak spor psikolojinin motor öğrenmeden bu yıllarda ayrıldığını görüyoruz. Landers (1995), "formative yıllar" olarak isimlendirildiÄŸi 1950-1980 yılların, 1950-1965 ve 1966-1980 yılları olarak iki döneme ayırmakta*dır. 1950-1965 yıllarını bir kurama dayanmayan ve sistematik olmayan araÅŸtırmaların olduÄŸu dönem olarak görmektedir ve dolayısıyla bu dönemde elde edilen bulguları da tutarsız olarak kabul etmektedir.

İkinci dönem yani 1966-1980 yılları, spor psikolojisinin akademik bir disiplin olarak yükseldiği ve laboratuvar araştırmalarının belirgin bi*çimde arttığı bir dönem kabul edilmektedir.

1970′li yılların ortalarından günümüze kadar geçen sürede ise spor psikolojisi özellikle uygulama alanında büyük bir geliÅŸme göstermiÅŸtir. Bir baÅŸka anlatımla bir çok spor takımlarında ve hatta ulusal takımlarda spor psikologları görev almaya baÅŸlamıştır! Bu psikologların rolü, belli psikolojik becerilerin sporculara öğretilmesi olduÄŸu kadar, danışmanlık ta yapma ÅŸek*lindedir. Bu görevlerin yerine getirilmesinde iki farklı alandan kiÅŸilerin bulunduÄŸu görülmektedir. Bu alanlar psikoloji ve spor bilimleridir. Spor ortamında hangi alandan kiÅŸilerin olması gerektiÄŸi konusu, bundan birkaç yıl önce üzerinde tartışılan bir konu olmuÅŸtu. Ancak günümüzde belli bir görüş birliÄŸine varıldığı söylenebilir. Bu görüş birliÄŸi, her iki alanın her*hangi birisine mensup olanların diÄŸer alandan bilmesi gereken konulardır. ÖrneÄŸin eÄŸer kiÅŸi, spor bilimleri alanından ise, bu kiÅŸinin geliÅŸim, klinik, kiÅŸilik, fizyolojik psikoloji vb. bilmesi istenirken, psikoloji alanından olanla*rın da motor geliÅŸme,egzersiz fizyolojisi,spor sosyolojisi spor pedagojisi vb. bilmesi gerekmektedir.

(2) Avrupa’da Spor Psikolojisi

Vanek ve Cratty’ ye göre (1970), Avrupa’da spor psikolojisi ile ilgili ilk yazı 1801 yılında yayınlanan futbolun psikolojisiyle ilgili bir metindir.Bundan yaklaşık yüz yıl sonra da aynı konuda bir yazının olduÄŸu görül*mektedir.Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda Leipzig ve Berlin’de be*den eÄŸitimi öğretmenlerine spor psikolojisiyle ilgili programlar sunan ensti*tülerin açıldığı görülmektedir.DoÄŸu Avrupa ülkelerinde spor psikolojisi ile ilgili ilk yazının 1901 yılında RF.Lesgaft tarafından kaleme alınan fiziksel aktivitelerin olası yararları ile ilgili yazı olduÄŸu da bilinmektedir.ilk araÅŸtırma makaleleri de o zamanki adıyla Sovyetler BirliÄŸi’nde ,Puni ve Rudik tarafından 1920′li yılların başında yazılmıştır.Özellikle A.C.Puni Sovyet spor psikolojisinin babası olarak bilinir. (Gill, 1986,15). Yine Sovyetler Birli*ÄŸi’nde, Moskova ve Leningrad’da 1920′li yılların başında fiziksel kültür enstitülerinin açıldığı görülmektedir. 1950′li yıllarda Sovyet uzay programı baÅŸladığında sportif araÅŸtırmalarda da yoÄŸun bir artışın olduÄŸu dikkati çekmiÅŸtir. Rus bilim adamları uzayda psiko- Fizyolojik süreçleri kontrol et*mek için kozmonotlara yoga teknikleri öğretmiÅŸlerdir (Williams ve Straub,1993,6). Eski DoÄŸu Avrupa ülkeleri ile ilgili olarak söylenebilecek son İlginç konu Çekoslovakya’da Charles üniversitesinde 1928 yılında Augustin Pechlat tarafından tamamlanan doktora tezidir. Bu tez fiziksel egzersizin bireyin psikolojik geliÅŸimine katkıda bulunabileceÄŸi ile ilgiliydi (Vanek ve Cratty, 1970,25).

(3) Türkiye’de Spor Psikolojisi

Türkiye’de spor psikolojisi ile ilgili ilk yayına 1943 yılında Maarif VekilliÄŸi, Beden Terbiyesi Umura Müdürlüğü tarafından tercüme ettirilerek yayınlanan "sporun fizyo - patalojisi" isimli kitabın 173-188 sayfalarında rastlandığı belirtilmekle birlikte (BaÅŸer, 1998,52), yine 1943-44 yıllarında İstanbul’da bugünkü adıyla Robert Kolejde beden eÄŸitimi öğretmenliÄŸi ya*pan ve spor eÄŸitimini Macaristan’da yapmış İlhami Polater’in Ulus gazete*sinde spor psikolojisi ile İlgili yazılar yazdığı bilinmektedir.Daha sonra Lütfü ÖztabaÄŸ tarafından 1973 ve 1974 yılında yayınlanan iki eserle karşıla*şılmaktadır. Bunlar Spor Psikolojisi (ÖztabaÄŸ, 1973) ve Antrenörlük Psiko*lojisi (ÖztabaÄŸ, 1974) dir. Bu alanda yayınlanan üçüncü eserle (ki; Sabrı Özbaydar tarafından yazllan "İnsan Davranışlarının Sınırları ve Spor Psi*kolojisi" isimli eserdir) spor psikolojisinin akademik bir disiplin olarak Tür*kiye’de baÅŸlangıcı hemen hemen aynı yıllara rastlamaktadır.

Türkiye’de spor psikolojisi alanında ilk yüksek lisans ve doktora programı 1982 yılında Ege Üniversitesi’nde baÅŸlamıştır.Ege Üniversitesi Beden EÄŸitimi ve Spor Yüksekokulu asistanları ve öğretim görevlilerinin bir kısmı öğretim programı Prof. Dr. Süleyman Çetin ÖzoÄŸlu tarafından hazırlanan bu programlara katılmışlar ve ÖzoÄŸlu da bu alanda ilk yüksek lisans ve doktora tez yöneticiliÄŸini üstlenmiÅŸtir. Ayrıca ÖzoÄŸlu’nun, Cratty (1973) ve Alderman’ın (1974) eserlerine dayalı teksir yayını da bu alandaki ilkler ara*sında gösterilebilir.

Bugün ülkemizde spor psikolojisi ile ilgili olarak yazılmış 20 kadar ki*tap bulunmaktadır. Makalelerin sayısında, özellikle 1980′li yılların sonunda belirgin bir artış olduÄŸu görülmektedir. Tiryaki (1997) tarafından yapılan bir araÅŸtırmada bu sayı 56 olarak belirlenmiÅŸtir.

Türkiye’de spor psikolojisi 1986 yılından beri düzenlenmekte olan spor hekimliÄŸi kongreleri ile, 1990 yılından beri düzenlenmekte olan ulusal spor bilimleri kongrelerinde yer almakla birlikte, alana özgü uluslararası nite*likte ilk sempozyum Ekim-1997 yılında Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Beden EÄŸitimi ve Spor Bölümü tarafından Mersin’de düzenlen*miÅŸtir. Yine uluslararası katılımlı ilk spor psikolojisi kursu da Aralık-1997 tarihinde Ankara’da Ankara Üniversitesi Beden EÄŸitimi ve Spor Y.O. tara*fından yapılmıştır.

Spor psikolojisi ve çalışma alanına giren konularla ilgili önemli tarihler olarak şunlar verilebilir:

1965. Roma .Uluslararası Spor Psikolojisi BirliÄŸi’nin (International Society of Sport Psychology-1SSP) kurulması.

1965. Roma. Spor psikolojisinde ilk dünya kongresinin yapılması.

1967.Kuzey Amerika Fiziksel Aktivite ve Spor Psikolojisi BirliÄŸi’nin(North American Society for the Psychology of Sport and Physical Activity -NASPSPA) kurulması.

1967.Varna (Bulgaristan). Avrupa’da ilk spor psikolojisi sempozyu*munun düzenlenmesi.

1969.Vittell (Fransa). Avrupa Spor Psikolojisi Federasyonu’nun(Europen Federation of Sport Psychology-FEPSAC) kurulması.

1979. Spor Psikolojisi Dergisi (Journal of Sport Psychology); bugün ki adıyla Spor ve Egzersiz Psikolojisi Dergisi’nin (Journal of Exercise and Sport Psychology) yayınlanmaya baÅŸlaması.

1980.ABD Olimpiyat Komitesi’nin spor psikologlarından bir danışmanlar grubu oluÅŸturması.

1985. Amerikan Uygulamalı Spor Psikolojisini GeliÅŸtirme DerneÄŸi’nin (The Association for the Advancement of Applied Sport Psychology) kurulması.

1987. Amerikan Psikoloji DerneÄŸi’nin (American Psychological Association) spor psikolojisini 47. bölüm olarak kabul etmesi.

1987. Spor Psikologu (The Sport Psychologist) dergisinin yayımlan*maya başlaması.

1988. Spor psikologlarının Amerikan Olimpiyat Takımları’nda res*men görevlendirilmeleri.

1989. Uygulamalı Spor Psikolojisi Dergisi’nin (Journal of Applied Sport Psychology) yayımlanmaya baÅŸlaması.

Günümüzde spor psikolojisindeki ağırlıklı çalışmaların spor davranışlarının bilişsel boyutu üzerinde olduğu söylenebilir.Diğer taraftan sportif ortama özgü kuram ve envanterlerin geliştirilmesi de üzerinde çalışılan konular arasındadır.

Yamaç Paraşütü

Salı, 06 Kasım 2007

YAMAÇ PARAŞÜTÜ

TARİHÇE

Dünyada yamaç paraşütçülüğü 1968’de koÅŸarak ya da ayakta kalkış makale ve el kitaplarıyla geliÅŸimini saÄŸladı; ancak 1980’li yıllarına kadar paraşütle yamaçtan düzenli olarak koÅŸarak atlanılmadı.İlk olarak Fransa ve İsviçre Alp’lerinde atlamalara baÅŸlandı ve giderek yaygınlaÅŸtı. Antarktika haricinde bütün kıtalarda rengarenk yamaç paraşütleri süzülmeye baÅŸladı. Türkiye’de yamaçtan koÅŸarak uçuÅŸ denemeleri, 1985’te ilk olarak serbest atlayış paraşütleri ile yapılmıştır. 1988’den itibaren yamaç paraşütleri sınırlı bir kitle tarafından ferdi olarak kullanılmaya baÅŸlamıştır.

Zamanla bu spor dalı kendini bayağı geliştirdi. Katlanıp sırt çantasına sığacak kadar küçük ve taşınabilir olması dağcıların da ilgisini çekti. Dağcılar zirveden kendilerini yamaç paraşütüyle bırakarak gökyüzünün de tadını çıkarmaya başladılar.

Yamaç paraşütünün yaygınlaşmasındaki bir diğer etkende kolay öğrenilebilen hava sporudur. Bu özelliğe paralel olarakta eğitim-öğretim programları düzenlendi; ama geçen sürede yamaç paraşütünde yapılan gelişmeler masrafları ve öğrenmek için geçen süreyi arttırdı.

Maalesef bu hızlı gelişmelerin ardından her branşta olduğu gibi yamaç paraşütünde de sınırlar zorlanmaya çalışıldı. Bu hırs birtakım kazaları da peşinde getirdi. Yamaç paraşütünde olası kazaların hepsi pilotaj hatalarıyla olur.(pilotaj: bir hava aygıtını yöneten kimse). Gerçekleşen kazalar bu spora yeni girecek olanları geri çevirdiğide olmuştur. Bu sporun diğer enterasan koluda yükseklik korkusu olanlarda bu sporu rahatlıkla yapabilirler.

Yamaç paraşütü 4 bölümden oluşur:

I.Kubbe

II.Askı ipleri

III.Taşıyıcı kolonlar

IV.Harnes(kuşam tertibatı)

KUBBE

Kubbe polyester veya naylon gibi hava geçirmeyen maddelerden yapılır ve havada guzel gözükmek için cıvıl cıvıl boyanır. Kubbenin birleştirilmesiyle seller meydana gelir ve seller paraşüte giren havayı kontrolize ederek süzülme hareketine yardımcı olur.

ASKI İPLERİ

Askı ipleri mekanizmayı bağlama,yön verme ve fren görevlerini üstlenir. İpler hafif ve çok dayanıklı olmalıdır.

TAÅžIYICI KOLONLAR

Taşıyıcı kolanlar pilota, kalkışta uygun tutunma yerleri sağlarlar. Kalkışı kolaylaştırmaktan öte farklı harnes kullanımına imkan tanırlar.

HARNES (KUŞAM TERTİBATI)

Yamaç paraşütlerinin harnesi: Tahtadan ya da sert plastikten yapılan oturma yerleri,sağlam dokunmuş kumaştan yapılan sırt bölgesi,bacak ve göğüs kolonlarından oluşur. Harnes pilotun oturduğu yerdir.

Yamaç paraşütü: Rüzgar,ağırlık ve pilotun kas gücü dışında enerjiye ihtiyaç göstermeyen uçmak için dizayn edilen ayak gücüyle havalanan bir kanattır. Yamaç paraşütünün hava da yaptığı olaya süzülme denir. Yamaç paraşütü uzay teknolojisinden yararlanılarak üretilmiş motorsuz ve çok hafif bir uçuş aracıdır. Yamaç paraşütüyle saatlerce havada kalmak,kilometrelerce ilerlemek ve metrelerce yükselmek mümkündür.

Yamaç paraşütünde ülkemizde denetleme kurumu ve federasyon yoktur. ”2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu gereÄŸiyle yamaç paraşütü uçuÅŸları için lisans ve uçuÅŸ izni alınmasına mecburiyet yoktur”. Bu yüzden hiçbir giriÅŸim resmi deÄŸildir. Bu sebepten dolayı bu sporda tehlikeli durumlar meydana gelmektedir. Bu spor adına yamaç paraşütünü alan, hiçbir disiplini saymadan herhangi bir tepeye çıkıp atlayış yapabiliyor bunun sonuçlarını siz düşünün.

Yamaç paraşütünün 22 metrekare olması bu sporu ilk kez yapacak olanların gözünü korkutur. Uçuş anında tekniği bilmedikleri için ani refleksler yapılır. Bu, uçuşu öğrenirken yaşanan zorluklardan bazılarıdır.

Yamaç paraşütü ile ilgili en çok merak edilen şeyde bu sporun tehlikeli olup olmadığıdır. Her uğraşıda olduğu gibi yamaç paraşütünün de belirli limitleri ve kuralları vardır. Şayet bu limitler ve kurallar bir sebepten dolayı göz ardı edilirse, edildiği anda yamaç paraşütü sporu tehlikeli bir spor olur. Aynı trafikte direksiyonu nasıl sola hızla çevirdiğiniz anda kaza ihtimaliniz yükselir, yamaç paraşütünde de bu şekilde risk bir anda çoğalır. Şayet kuralları ve limitleri pilot atlamaz ise kesinlikle riskli bir spor değildir. Bu sporun riski bilinmeli ki sporda kullanılan malzemelerden; uçulan havadan veya kalkılan bölgeden

kaynaklanan riskler değildir. Buradan kendi seviyesini aşan koşullarda kalkış yapmayı tercih eden pilotun kendisi asıl risk unsurudur. Şüphesiz çok zor ve çok riskli bölgeler , çok riskli paraşütler ve çok zor uçuş havaları vardır. Ama bu zor bölgeden uçabilecek, çok riskli paraşütleri kullanabilecek ve çok zor uçuş havalarında uçabilecek pilot eğitimini ve seviyelerini tamamlamış yetkin pilottur.Bir pilot ilk eğitimini tamamlayınca her bölgeden, her havada, her malzeme ile uçabilmesi mümkün değildir. Motosiklet kullananlar bilir. Hızlı bir motoru kullanmadan önce muhakkak daha yavaş ve hafif bir motor kullanmak gereklidir. Yağmurda ve çamurda yola çıkmadan önce temiz ve kuru yollarda çok tecrübeli olmak gereklidir. Şayet yeterli pratiğimiz yoksa risk alırız ve kaza yaparız. Trafik kazaların en büyük sebebi de bilindiği gibi budur. Yamaç Paraşütü sporu diğer doğa sporlarına oranla farklı risklere maruz kalır. Karşılaştırmak gerekirse:

DaÄŸcılık sporuna baÅŸlamak isteyen kimse ilk önce trekking ile baÅŸlar, kamp yapmayı öğrenir, yaz ve kış kamplarına gider, teknikler öğrenmeye baÅŸlar. Daha sonra yavaÅŸ yavaÅŸ tırmanış parkurlarına girer. Tecrübesi artıkça daha ciddi bölgelere de gidebilecek duruma gelir. En son nokta varsayalım Everest. Bir kimse Everest’in ana kampına gidebilmek için bile bu tecrübelerden geçmek zorundadır, lakin Everest’in ana kampına gitmek için dahi kondisyonu ve tecrübesi yeterli olmayabilir. Yani kiÅŸileri daha fazla riski almasının arasında doÄŸal bir engel vardır. Bol pratik ve tecrübe. KiÅŸiler ancak tecrübe sahibi oldukça bu bölgelere gidebilirler ve en son Everest’i dahi deneyebilirler. İşte yamaç paraşütünün en büyük tehlikesi budur. Bir yamaca çıkarsınız ve uçmakla sizin aranızda hiçbir engel yoktur. Tek engel Pilotun ÅŸu 3 kritik soruyu sormasıdır * Burası benim seviyeme uygun mu ? * Bu hava ÅŸartı benim seviyeme uygun mu? * Bu paraşüt benim seviyeme uygun mu ? Bu sorulardan birisini atladı mı iÅŸte risk o zaman kesinlikle baÅŸlar. İyi bir pilot bu

soruları her uçuştan önce sorar ve koşulların kendisine uygun olup olmadığını tespit eder. Bir pilot soruları sorar ve doğru cevaplarla kendisine uygun olduğunu anlar ise dünyanın en keyifli, en özgür ve en anlatılamaz sporunu güvenle ve tehlikesiz yapar bulur kendini. Yukarıdaki örneğimize dönecek olursak kişi yamaca çıkar

paraşütü serer, karşısında dünyanın en riskli daÄŸlarında biri olan Everest’e olabilir, en kolay trekking rotası da. Her pilot her kalkış öncesi egosu ve kiÅŸisel kompleksleri ile yüz yüze kalır ve bu hesaplaÅŸma herkes için her zaman kolay olmayabilir. İşte bu sporun en büyük riski budur. Yamaç paraşütünü diÄŸer doÄŸa

sporlarından ayıran bir diÄŸer önemli unsurda: Yamaç Paraşütü bir havacılık sporudur ve havacılık kuralları çok kesin ve katıdır. Her uçak pilotu kalkıştan önce çok disiplinli bir ÅŸekilde nasıl her ÅŸeyi tek tek üşenmeden kontrol ediyorsa yamaç paraşütünde de atlanmaması gereken böyle bir check-list vardır. KiÅŸi kalkış öncesi bunlardan her hangi birisini atlarsa, ister birinci uçuÅŸu olsun ister binici, anında kendisini riske atmış olur ve başına bir ÅŸey gelmesi muhtemeldir. Çok sert olacak ama havacılıkta doÄŸru bir tabir vardır: " Havacılıkta tüm kurallar kanla yazılmıştır". Konan her kuralın arkasında kötü bir tecrübe vardır ve yapılan bir hata, atlanılan bir nokta sonucu bir kural konmuÅŸtur. Åžu bizim tesellimiz olabilir, bu spor keÅŸfedilmiÅŸtir. Yani bir bilinmezlikten dolayı başımıza bir ÅŸey gelmesi artık mümkün deÄŸildir. Yapmamız gereken tek ÅŸey bu kuralları atlamamak. Bu açıklamaların ışığında yamaç paraşütü sizce tehlikelimidir? Bence insanoÄŸlu tehlikelidir…

Yamaç paraşütü sporu ülkemizde, hatta Dünya’da yapılacak en iyi yerlerden biri Ölüdeniz’dir. Ölüdeniz hem manzarasının büyüsü hem de hava koÅŸullarının uyumu ile bu sporda dünyaya örnektir. Ölüdenizin bu mükemmelliÄŸinin tek kusuru bazen yamaç paraşütü yapmak için yer sıkıntısı çekileiliyor. İşte o zaman alternatif ÅŸehirlerimizi bilmekte fayda var. Denizli-Kaklık, Denizli-Çökelez,Gökova-Sakar,ÖdemiÅŸ-BozdaÄŸ,Erzincan,Bolu-Abant,İstanbul-Osmanlı,TekirdaÄŸ-Uçmakdere, Bodrum-Ören,KaÅŸ. Bu ÅŸehirlerin hepsinin kendine has özelliÄŸi ve güzelliÄŸii var. Bu ÅŸehirler sadece yamaç paraşütünü yapmak için deÄŸil alternatif turizm gezileri dinlenmek ve temiz hava(osmanlı hariç) içinde çok uygun yerlerdir. Ben gezip görmedim ama konumnu araÅŸtırırken gözlerime inanamadığım pozlara ÅŸahit oldum. Tek kelimeyle mükemmel yerler. Ancak bu güzelliklerin bazıları cahil ve sistemsiz bir yapılanma, tehlikesinin eÅŸiÄŸinde.

Dünya’da İsrail,İspanya,Yunanistan,Bulgaristan,Romanya,Slov enya, Abd ve Avusturya kıtasında yamaç paraşütü yapılacak uygun yerler vardır.

Birçok insanın kafasında İstanbul,Kocaeli,Ağrı vs. yerlerde de tepeler var neden oralarda yamaç paraşütü yapılmıyor? Sorusu oluşabilir.Yamaç paraşütünü yapmak için sadece uygun yükseklik ve zemin yeterli değildir. Kalkışı yapmadan inilicek yer belirlenmeli,her an dönebilecek bir hava koşulunun olmadığı bir yer olmalı ve zirvesine rahat çıkılabilinecek bir bölge olmalıdır.

Yamaç paraşütü 5 kademede öğreniliyor. P1,p2,p3,p4,padı. Zorluk ve psofosyenellik dereceleri bu sıralamaya göre şekilleniyor.

Yamaç paraşütünün fiyatları seviyelerine göre 2500$ ile 3000$ arasında değişmektedir. Yamaç paraşütü güneşte yapıldığı için ömürleri azalmaktadır. Çünkü havada saatlerce kalındığında muşamba veya naylon gövde buna dayanamayabilir. En az 5 yıl kullanabilirsiniz tabi bu uçuş sıklığına göre değişir. Ben ay da 1 uçuş üzerinden değerlendirdim. Ancak; malasef ülkemizde yamaç paraşütünün satımı çok kısıtlıdır. Daha çok internet sayesinde yurt dışından sipariş ediliyor.

YAMAÇ PARAŞÜTÜYLE UÇMAK

İnsanoÄŸlu: Her zaman geliÅŸmeyi yaratan ve asla yerinde duramayan dünyadaki en zeki varlık. İşte bu varlık yine yerinde duramamış ve bulutları araÅŸtırmış. Önce “nasıl?” demiÅŸ kendi kendine sonra da buldum demiÅŸ çoÄŸu ÅŸeyde olduÄŸu gibi. Önceleri muhafazakar taraflar “tanrı uçmamızı isteseydi bizlere kanat verirdi” dediler;ama bilim onlara gülerek “eÄŸer yerde kalmamızı isteseydi bizlere kök verirdi” diyerek mat ettiler. Böylece uçmak için aletler üretmeye baÅŸladılar. Bu aletlerin arasında yamaç paraşütünü de kattılar. DiÄŸer uçuÅŸ keyiflerinden daha kolay olduÄŸu belirtilen yamaç paraşütü hızla geliÅŸimini tanımlandı. Åžu anda çözülmüş bir spor olarak tehlikesi -kuralları içinde- olmayan bir spordur.

Bir grup oluÅŸturursun,tepene çıkar uygun rüzgarı beklersin. Bazen muhabete dalarsın arkadaÅŸlarınla. Eski tecrübelerinizden konu açılır ve sen bu sporu yapmanın gururu ve heyecanıyla anlatırsın. “Bir seferinde ölüdenizdeydik hava inanılmaz sıcak, havada damla rüzgar yok karnımız acıkmış yemeÄŸe oturalım dedik. Tam elime ekmeÄŸi aldım bir anda müthiÅŸ esinti baÅŸladı, ekmeÄŸi bırakmadan taktım paraşütü koÅŸturmaya baÅŸladım ve hayatımda yediÄŸim en güzel köfe ekmeÄŸimi yedim. Altımda masmavi bir deniz, üstümde altta kalır yanı olmayan bir gökyüzü…..”

Uçarken gördüğünüz insanların çoğu kuşlar gibi çığlık çığlığa uçar. Uçarken duyduğumuz zevk, uçarken karşımıza çıkan her türlü tehlikeyi keyifli bir heyecana dönüştürür. Özellikle uçmayı öğrendikten sonra yapılan yüksek uçuşlar ve hızlı spiral dönüşler insana unuttuğu ve uçmayı hep arzuladığı, merak ettiği o eski çocukluğu geri getirir, ve her mutlu çocuk gibi yamaç paraşütü pilotu da mutluluk çığlıkları atar.

Yamaç paraşütünün çevreye sağladığı fayda anlatmakla bitmez. Bi kere yapıldığı bölge de çok farklı bir truzmi oluşturur. Bu sporu sadece seyretmek için bölge bölge gezen binlerce insan var. Örneğin Y.Zzellanda ülkesi bu spordan müthiş para kazanmaktadır. Ayrıca atlama bölgeleri bilinçsiz kullanımlardan korunmuş oluyor. Bildiğiniz üzre bizim halkımız nerde yeşillikli,ferah ve havası temiz bir bölge bulsa orayı piknik bölgesi ilan ediyor ve farkında olmadan o bölgeyi talan ediyor. İşte yamaç paraşütü ve buna benzer doğayla içiçe olan bütün sporlar: Bu ve bunun gibi olayların önüne geçerek doğayı korumada ufakta olsa katkılarda bulunuyor.

Medya

Salı, 06 Kasım 2007

SPOR

VE

MEDYA

ÖZET

Medya toplumun aynası yani yansımasıdır. Medyanın görevi kamuoyunu bilgilendirme ve aydınlatma olduÄŸuna göre topluma karşı sorumludur. Sporunda kitleler arasında yayılmasında medyanın rolü göz ardı edilemez. Bu durumda medyanın görevi zordur. Hızla deÄŸiÅŸen dünya da çok sık duyduÄŸumuz bir kavramda sponsorluktur. Medya dikkati zorla belirli konulara çeker. Bu konulara çekimde sponsorlukta önemli bir yerdedir. Bu kavramlar arasında televizyonunda unutmamak lazım. Çünkü televizyon ve spor 1950’den sonra hep iç içeydi. Spor sayesinde televizyon bir kitle iletiÅŸim aracı oldu.

Anahtar Kelimeler: Spor, Medya, Televizyon, Sponsorluk.

GİRİŞ

Medyanın görevi kamuoyunu bilgilendirme ve aydınlatma olduğuna göre topluma karşı sorumludur. Bu sorumlulukları yerine getirirken bazı yardımcı güçlerden yararlanır. Bu güçler televizyon başta olmakla birlikte reklam ve sponsorluktur.

Televizyon – spor birlikteliÄŸinin çıkış noktası ABD’dir. Bunun en önemli nedeni, ABD’deki televizyon yayıncılığının ilk baÅŸladığı 1930’lu yılların sonundan itibaren özel sektör tarafından düzenlenmesidir.

Reklam ise liberal ekonomilere ait bir kavramdır. Günümüzde sosyalist ekonomilerde bile uygulama alanı bulmuÅŸtur. Ansiklopediler reklamı, “ insan davranışlarını belirli bir yönde etkilemek amacıyla kullanılan kitle iletiÅŸim teknikleri” olarak tanımlamaktadır. ( TaÅŸ ve Åžahım 1996 )

Son olarak sponsorluk ; desteklemek himaye etmek, kefil olmak gibi anlamları taşımaktadır. İngilizce bir kelimedir. Diğer destekleme şekillerinde ayrımını ortaya koyabilmek amacıyla literatürde ticari sponsorluk yada örgütsel sponsorluk olarak anılan

* Öğretmenlik 022101004 (ÇAP)

bu faaliyet bir gösteri, sportif kültürel vb. bir organizasyonun giderlerinin tümünü yada bir bölümünü adının o faaliyetle anılması karşılığında ödemeyi kabul ederek özel yada kamu tüzel kişi veya kuruluşun yaptığı desteklemeleri ifade etmektedir.

GEREÇ VE YÖNTEM

Çağımız iletişim çağıdır ve bu çağda sözlü ve görüntülü iletişim alanında en çok kullanılan araç da şüphesiz televizyonlardır. Büyük ve olağanüstü sıçrayış yapan iletişim teknolojinin bir uzantısı olan uydu aracılığı ile yapılan televizyon yayınları ülkelerin yayın ilkelerini, yasaklarını geçersiz kılmaktadır. Günümüz dünyasında <küreselleşme> yaşanırken, televizyon kanallarının çoğalmasına ve televizyonların kullanımına izin vererek kolaylıklar getiren teknolojik gelişmeler. Örneğin ; magnavox televizyonlara eklenecek olan bir bellek kartı ise spor karşılaşmalarının en heyecanlı 4 ile 8 saniyelik bir bölümünü istenirse tekrar izlenebilecek. Uzaktan kumanda cihazındaki <replay> tuşuna basarak ekranın bir köşesinde topun kaleye girdiği anı yeniden görmek mümkün.

Değişiklikler sonucunda televizyon yayınlarında sınır ötesi bir yayıncılık hüküm sürmekte, yayınlar ise uluslar arası bir tekelleşmeyi beraberinde getirmektedir. Uluslar arası tekellerin yayınlarını ise bir <medya endüstrisi> beslemekte, iletişim süreci bu uluslar arası tekellerin ellerinde şekillenmektedir (Yengin,1994). Bu endüstri para kazanma amaçlı olduğu için kültürel yapılanmadan ve izleyici ne yararımız dokunacak kaygısı gütmeyen, eksik temelli yapımlar TV izleyicisine sunulmakta. Öte yandan yalnız Türkiye de değil bütün dünyada da sanat ve kültür, bunların özellikle belli dalları, ancak ciddi mali fonlarla gerçekleştirilebiliyor ve bu kaynakların bir yerlerden karşılanması gerekiyor, işte burada devreye sponsorlar giriyor. Esasen, karşılıksız maddi yardımlar yoluyla desteklemek sponsorluk anlamına gelmemektedir. Çünkü hayır kurumuna yapılan bağış hayır kurumuna maddi gelir sağlamakta ancak yardımı yapan kişi bu hibe yada bağışın karşılığını da halkla ilişkiler ve pazarlama açısından bir beklenti içinde bulunmamaktadır, zira, yardım yapılan kurumlar, yardım yapanları topluma bir şeyler kazandırdıklarına ikna etmektedirler. Neticede bu kişiler yada kurumlar yardım sever olarak bağışta bulunabilmektedirler. Bazen bu yardımlar daha resmi boyut kazanabilmektedir. Mesela, bir spor kulübünün satışa çıkardığı hisse senetlerini satın alanlar bir taraftan o kulübe maddi destek sağlarken, öte yandan kulübün ortaklık sermayesinin bir kısmını hukuken sahiplenmekle hissedar olurlar, oysa bazı firmalar genellikle iş alanlarına giren hususlarda yardım yaparlarken kurum adının anılmasını arzulamaktadırlar. Mesela bir havayolları şirketi havacılıkla ilgilenen bir derneğe, vakfa resmi bağışta bulunabilmektedir. Hayır kurumlarına veya kamu yararına çalışan derneklere firmaların verdiği bu destek bir bakıma sosyal sponsorluk anlamını taşıyabilmektedir. Bu da kişi ve kurumların geçerli ve değerli gerekçelere dayanarak destek verdikleri anlamına gelmektedir. Nitekim spor, ruh ve beden sağlığına getirdiği denge ve topluma kazandırdığı yararlar bakımından önemli bir sosyal olgudur. Bu bakımdan özel sektördeki ekonomik durumu iyi olan kurumlar spora ve sporcuya bütçe ayırıp, yaşadığı topluma sadece üretkenliğiyle değil, spora yatırım yapmakla sosyal sorumluluğunu yerine getirebilmektedirler (GÖKÇE,1983). İlk bakışta reklam amacı güdüldüğü izlenimi veren bu hareket esasen topluma ödenmiş manevi borçtan ibarettir(Wragg, 1922).

Sponsorluk yapmadan önce ÅŸirketin amaçlarını belirlemesi gerekir. Bazı durumlarda firmalar belli bir kitleye ulaÅŸmak isteyebilirler. Mesela, Belçika’daki kahve üretici bir firma, yaptığı Pazar araÅŸtırması sonucunda kahve tüketicilerinin bayanlar olduÄŸunu tespit ederek, sekiz yıllık bir destekleme programıyla Belçika Olimpiyat kafilesinde yer alacak bayan sporcuları desteklemiÅŸtir. Çünkü, ulaÅŸmak istediÄŸi kitle bayanlar olduÄŸundan rakiplerinden daha da etkili hale gelmek üzere bu stratejiyi takip etmiÅŸtir. Böylece, hem küçük bir ülkenin uluslar arası düzeyde madalya alan bayan sporcu sayıları artmış hem de firma piyasadaki yerini saÄŸlamlaÅŸtırmıştır (Eede, 1991).

Sporun bir kamu hizmeti olarak yürütülmesinde devlet sektörü artık ana ve tek gelir kaynağı olmamaktadır. Sporun tek bir gelir kaynağına bağlı kalması, spordaki gelişmeyi engellemektedir ( Eede, 1989). Çünkü, spora ayrılan devlet rekreasyon hizmet ve faaliyetlerini yürüten kamu birimleri zorluklarla karşılaşmaktadır. Sporda sponsorluk piyasası oluşması halinde sponsorluk ilişkileri devlet yardımının yerini alabilecek düzeye getirilebilir.

Bu bakımdan sporda sponsor iliÅŸkisi sporun, spor organizasyonlarının sportif olaylar veya müsabakaların müşterek çıkarlar doÄŸrultusunda baÅŸka kurum yada kiÅŸilerce desteklenmesi ÅŸeklinde açıklanabilir. Böylece, sponsor spor iliÅŸkisiyle, spora ve spor programı yürüten kuruluÅŸlara, devleti de ilgilendiren bir hizmet saÄŸlamaktadır. Bu ifadeler nedeniyle sponsorluk açıktan para vermekle, yani iÅŸ piyasasının cömert bir destek biçimi olarak algılanabilir. Ancak daha öncede belirtildiÄŸi gibi destekleyiciler ticari amaç taşımaktadırlar. Sponsor, genellikle reklama sporu desteklemenin amacıyla çeliÅŸkili görülmemelidir. Çünkü, sporun maddi ve manevi olarak geliÅŸmesi için sponsorluk önemlidir. Üstelik, sponsorluk iÅŸi kuruluÅŸun temel ticari iÅŸinin bir parçası da deÄŸildir. Bu nedenle sportif aktivitelere sponsorluk yapan firmalardaki sayısal artışın asıl nedeni “ televizyon da spora ayrılan zamanın çoÄŸalmasıyla” ilgilidir.

SONUÇ

Bir anlamda medya, gündem sınırlarını oluÅŸturmada birincil derecede harekete geçiricidir. Medya insanların çoÄŸunluÄŸunun ne hakkında konuÅŸacağına gerçekleri ne olarak düşüneceÄŸine ve sorunlarla mücadele etmede hangi yolu benimseyeceÄŸine karar vermede en büyük paya sahiptir. Bu durumda herhangi bir spor organizasyonu sürekliliÄŸi saÄŸlanmak isteniyorsa mümkün olduÄŸu kadar medyanın halkın düşüncesine de itibar etmesi gerekmektedir. O halde spor iÅŸletmeleri de hedef kitlesiyle kuracağı iletiÅŸim çabalarında < insanların gereksinimlerine cevap vermeli, bu gereksinimlerin farkına vardırmalı, onlarda giderme isteÄŸi yaratarak bu doÄŸrultuda davranışa geçmeye güdeleyici olmalıdır.> Halkın düşüncesinin ÅŸekillenmeye baÅŸladığı yerde şüphesiz televizyonun rolü unutulmamalıdır. Çağımızın vazgeçilmez kitle iletiÅŸim aracı, iyi yada kötü bir teknolojik birikimin sonucudur. Daha sonra, spor etkinliklerine ekonomik destek veren sponsorları gelmektedir. Bu baÄŸlamda “ Medya ve sporun temelini ekonomik çıkarlar oluÅŸturmaktadır” diyebiliriz.

KAYNAKLAR

Büyük Larrousse Sözlük Ansiklopedisi, Milliyet Gazetecilik Yayınları 1992, C.21 s.10762

Central Council of Physical Reereation, Committee of Enguiry in to Sports Sponsorship : The Howel Report 1983

Cumhuriyet Gazetesi, Bilim Teknik Dergi Eki, 03.02.1996

Eede, Adrien Vanden ,Sporda Marketing Semineri, 8-9 Nisan 1991, GSGM Yay, Ankara 1991, s.12

Eede, Adrien Vanden <The National Olympic Committees and Marketing> Olympic Message, No:24, July 1989, s.23-31

Euromonitor, Advertizing : The Nev Era, Euromonitor Publications Ltd, London 1984

Gökçe ATİLLA, “Sponsorluk” Tercüman Süper Spor, 9 OCAK 1983.

TAŞ Oktay, Şahım Tarık Z. Reklamcılık ve Siyasal Reklamcılık, Ankara, 1996, s.9

YENGİN, Hülya <Ekranın Büyüsü> Der Yayınları, İst, 1994, s.20-21

Wragg, David W. The Public Relation Handbook, 5 th Ed, Blackwell Business Publishers, Oxford, UK 1992.

Sporda Sevgı Ve Fanatızm

Salı, 06 Kasım 2007

SPORDA SEVGI VE**FANATIZM*

Günümüzde SPOR yaÅŸamımızın fevkalade önemli bir unsuru haline gelmiÅŸtir. Ağır koÅŸullar altında yasam mücadelesi veren bireyler, ekonomik sorunların yarattığı bunalımları bertaraf etmek, medeni aletlerin yarattığı ataleti, statik yaÅŸamı bir ölçüde harekete dönüştürmek ve en önemlisi kentlerin ve sanayinin yarattığı saÄŸlığa zararlı ortamdan kurtulup doÄŸayla kucaklaÅŸabilmek için bireyler SPOR yapma alışkanlığını benimsemeye baÅŸlamışlardır. Bu durum ayni zamanda insanların Sportif yarışmalara ilgisini arttırmıştır, Bu durumda önemli olan SPOR’UN tam anlamıyla bilinmesi, tanınması gereÄŸidir. Bilimsel olarak hazırlanmış kurallar dahilinde yapılan ve insan saÄŸlığına yararlı her turlu beden hareketine SPOR diyoruz. Bu aktivite bireysel olarak yapılabildiÄŸi gibi, yarışmalar selinde de gercekleÅŸtirilebilinir. Spor yapmak bir sevgi isidir ve bir yasam biçimidir ve bu böyle olduÄŸu müddetçe bireye ve yasadığımız ortama yararlıdır. Evet çağımızda insanlar SPOR’U sevmektedirler, imkanların el verdiÄŸi ÅŸekilde spor yapmaktadırlar ve yarışma biçiminde gerçekleÅŸtirilen sportif aktiviteleri yakından takip etmektedirler. Ancak çocukluk cağından itibaren hakiki anlamda SPOR’UN eÄŸitimini yaptırmadığımız için, bunun ulvi anlamından zaman zaman uzaklaşılmaktadır. Spor eÄŸitiminde kullanılacak en önemli düşünce tarzı muhakkak ki OLIMPIZM’dir. Modern Olimpiyatların babası addedilen BARON PIERRE DE COUBERTIN bakin 1894 yılında bu organizasyonu baÅŸlatmak isterken ne diyor, olimpizm felsefesini nasıl izah ediyor:*

INSANLARIN BIRBIRLERINI SEVMELERINI ISTEMEK UTOPIK BIR DUSUNCE OLABILIR. ANCAK GENCLERIMIZI DORT YILDA BIR, BIR ARAYA GETIREBILIRSEK, BIRBIRLERINI SAYMALARINI SAGLIYABILIRIZ. BU SEKILDE ARZU EDILEN BARIS ICINDE YASAYAN BIR DUNYAYA KAVUSURUZ.*

Bu ifadeden anlaşılacağı üzere Spor insan sağlığına yararlı olması kadar, bu fani dünyada "BARIS KARDESLIK VE DOSTLUK" ortamını yaratmak için bir araç olarak kullanılmasının önemli olduğudur. Nitekim birleşmiş milletler, Olimpizmin yüzüncü yıldönümü olan 1994 yılını tüm ülkeler için DOTLUK, KARDESLIK, BARIS VE OLIMPIK DUSUNCE SENESI ilan etmiş ve ihtiyacımız olan bu ortamı sağlamaya çalışmıştır. Bu da sağlıklı yasam için fevkalade önemli bir faktördür, peki günümüz insani Sporu böyle algılayabiliyor ve bilhassa Spor sevgisini, sportif yarışmaları takip ederken veya fiilen katılırken Olimpizm felsefesini uygulayabiliyor mu? Maalesef buna tam manasile EVET diyemiyoruz. Aşırı sevgi ve tutku günümüz insaninin hislerini frenleyememesine neden oluyor ve FANATIK yapıyor. Bu durumda spor araç olmaktan çıkıyor, amaç oluyor. Her nepahasina olursa olsun kazanmak, galip gelmek arzusu çeşitli üzücü olayların meydana gelmesine sebep oluyor. Her konuda olduğu gibi aşırı tutku yaşamı tehdit ediyor. Bu konuda çeşitli örnekler verebiliriz. Bu durum Sporun kendisinden kaynaklanmamaktadır. günümüz ekonomik koşullarının ağırlığı, turlu politik ve sosyal baskıların yeni hastalığı "STRES" bireyleri spor yaparken veya sportif organizasyonları izlerken SIDDET olaylarına kalkışmasına neden olmaktadır. Bir de buna fanatik biçimde taraf tutma eklenince, özellikle futbolda musahade ettiğimiz, ne yazık ki başka sporlarda intikal eden üzücü olaylar meydana gelmektedir. Tekrar ediyorum; OLIMPIZM irk, din, dil, renk ayrıcalıklarını reddeder ve sporu amaç olarak değil, araç olarak insanların mutluluğu için kullanır.*

FANATİZM’İ ve SIDDET OLAYLARINI yok etmek istiyorsak Spor sevgisini bu çerçeve dahilinde küçük yastan bireylere aşılamalı, öğretmeliyiz. Bu bir eÄŸitimdir ve en büyük yardımcımız da yazılı ve görüntülü basın olacaktır. Ne var ki, bilhassa ülkemizde onların da bu konuda eÄŸitilmeleri gerekmektedir.

Sporda Şiddet Ve Saldırganlık Üzerine Yapılan Araştırmalar

Salı, 06 Kasım 2007

G. SPORDA ŞİDDET VE SALDIRGANLIK ÜZERİNE YAPILAN ARAŞTIRMALAR

1. GAZİANTEPSPOR FUTBOL TAKIMI TARAFTARLARININ ŞİDDET VE SALDIRGANLIK OLAYLARINA BAKIŞ AÇILARININ SOSYOLOJİK OLAYLARINA BAKIŞ AÇILARININ SOSYOLOJİK VE PSİKOLOJİK BOYUTU ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

Günümüzde seyirlik oyunlar arasında en çok ilgiyi gören ve büyük bir seyirci kitlesine sahip olan futbol, toplumun her kesiminde gördüğü büyük ilginin yanında bir takım toplumsal olaylarında gerçekleşmesine neden olmaktadır. Futbolun vazgeçilmez bir parçası olan seyirci, taraftar, fanatik ve holigan gibi kavramlar içinde ele aldığımız bu konuların derinlemesine incelenip çözüm yollarının ortaya konulması zorunlu hale gelmiştir.

Özellikle son zamanlarda holiganizme bağlı tribün olaylarının artması bir takım eğitim çalışmalarının gerekliliğini ortaya koymuştur. Sporun eğitim bütünlüğü içinde fanatik ve holiganların sayılarının ve olaylarının artmaması için bir takım bireysel ve toplumsal tedbirleri almak gerekir. Özellikle okullarda, şiddete eğilim gösteren çocuklara yönelik eğitim sürecinin başlatılması gereklidir. Futbol olgusu içerisinde yönetim, antrenör, sporcu, taraftar, güvenlik, stadların fiziksel ve çevresel yeterliliği biran önce sağlanmalıdır. Aksi takdirde stadlar bireylerin öfke patlamasının sonucu olarak birçok toplumsal olaylara neden olacaktır.

Bu araÅŸtırmada: Gaziantepspor Kamil Ocak stadyumunda iki aÅŸamalı olarak birinci hafta Gaziantepspor — Trabzonspor, ikinci hafta Gaziantepspor- Galatasaray maçlarında, müsabakayı izlemeye gelen seyircilere 46 sorudan oluÅŸan bir anket uygulanmıştır. Gaziantepspor taraftarlarına ait tribünlerde rastgele seçilen 517 taraftara uygulanan anket deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Bu araÅŸtırma grubunun büyük bir bölümünü 20-40 yaÅŸ grubu oluÅŸturmuÅŸtur. AraÅŸtırmaya katılan erkeklerin (463 kiÅŸi), bayanlara (54 kiÅŸi) oranı oldukça yüksektir. Meslek grupları içerisinde en çok öğrenci taraftar grubu olduÄŸu gözlenmiÅŸtir. Ankete katılan taraftarların eÄŸitim düzeylerinin bir hayli yüksek olduÄŸu ortaya çıkmıştır. Bunlardan 216’sı ön lisans, lisans ve lisans üstü eÄŸitime sahiptir. Taraftarların 2002 verilerine göre gelir düzeylerinin düşük olduÄŸu, büyük bir kesimin (288 kiÅŸi) 100 ile 500 milyon arasında gelire sahip olduÄŸu saptanmıştır. Anket; Gaziantepspor taraftarlarına ait tribünlerde yapılmasına raÄŸmen %57.4’lük bir kesim Gaziantepspor’un dışında bir takımı tutmaktadır. %46.4’lük bir kesim aktif olarak hiçbir spor dalı ile uÄŸraÅŸmamaktadır. Ankete katılanların sadece %47.4’ü sürekli olarak maça gelmektedir. %l 1 .4’lük bir kesim tuttukları takımın deplasman maçlarına gidebilmektedir.

AraÅŸtırmamızın asıl tema’sını oluÅŸturan bölüme gelindiÄŸinde; maçlarda olaylara karışanların %l 9.2’lik bir orana sahip olduÄŸunu, bunlardan maçlarda yaralananların ise %7 gibi bir orana sahip olduÄŸunu görüyoruz. Ayrıca ankete katılanların %82.2’si bayanların maça gelmesinin doÄŸru olacağını ortaya koymuÅŸtur. Ancak, %34’lük bir kesim bayanların maça gelmesinin küfrü azaltmayacağına inanmaktadır. Maçlarda küfür etmeyi doÄŸru bulanların oranı % 11.6’dır. %5.6’lık bir oran maçlara gelirken yanlarında yanıcı, delici ve kesici alet getirdiÄŸini ifade etmektedir. Ankete katılanların %43.7’sinin maçlara geliÅŸ nedeni, maçları canlı olarak izlemeyi sevdikleri için. %50.3’lük bir kesim Gaziantep’teki maçlarda alınan güvenlik önlemlerini yeterli bulmaktadır. Ancak %53.6’lık bir kesim ise Güvenlik Görevlilerinin stat güvenliÄŸi konusunda yeterli eÄŸitime sahip olmadığına inanmaktadır. Ankete katılanların seyirci, taraftar, fanatik ve holigan kavramlarının ne anlama geldiÄŸini ve birbirinden farklı kavramlar olduÄŸunu bilmemektedir. Ayrıca %54’lük bir oran maçlara gelirken yanlarında eÅŸlerini, kız/erkek arkadaşını getirdiÄŸini ve getirebileceÄŸini ifade etmektedir. Ankete katılan taraftarların %11.6’si psikolojik rahatsızlık geçirmiÅŸ olup, bunlardan %6.2’si tedavi görmüştür. Ankete katılanları en çok tahrik eden davranış; hakemin yanlış ve taraflı olduÄŸuna inandıkları tutumu. Bu oran %51.1’dir. Ayrıca ankete katılan taraftarların %46.4’ü maçlara giriÅŸte sıkıntı çektiklerini ifade ederken %53.6’sı maça rahat girdiÄŸini ifade etmektedir. Stadlarda tel örgüler kalkmalıdır diyenlerin oranı %51.7, kararsızların oranı %5.4, kalkmasın diyenlerin oranı ise %42.9’dur. Kendi sahanızda oynanan maçta rakip takımın sporcularını ve taraftarlarını alkışlar ya da onlara güzel tezahürat yapar mısınız? diye sorulduÄŸunda “EVET” diyenlerin oranı %60.2’dir. Ankete katılanlardan maçların gece oynanmasını isteyenlerin oranı %85.5’dir. TuttuÄŸunuz takım yenilince nasıl bir tepki sergiliyorsunuz? diye sorulduÄŸunda “NORMAL” karşılıyorum diyenlerin oranı %78.3’tür. Hakem yanlış karar verince nasıl bir tepki gösteriyorsunuz? diye sorulduÄŸunda “KÜFÜR EDİYORUM” diyenlerin oranı %42’dir. Futbol oyun kurallarını iyi bildiÄŸine inananların oranı %67. l ‘dir. Ankete katılanlardan % 14.1 ‘i çocukluk döneminde ailesinin kendisine ÅŸiddete yönelik eylemlerde bulunduÄŸunu ifade ederken, %85.9’u böyle bir durumla karşılaÅŸmadığını ifade etmektedir. Hangi sebeple olursa olsun stadlarda ÅŸiddet ve küfür olaylarını destekleyenlerin oranı %l0.3’dür. Televizyonlardaki spor programlarını “BEÄžENEN VE SEVİYELİ” bulanların oranı %46.2, “BEÄžENMEYENLERİN” oranı %45.8, bu tür programları İZLEMEYENLERİN oranı ise %7.9’dur. Televizyon ve gazetelerin spor eÄŸitimi ve spor kültürünün geliÅŸmesine “KATKI SAGLADIÄžINA İNANLARIN” oranı %38.5, “İNANMAYANLARIN” oranı %47.4, bu konuda “FİKRİM YOK” diyenlerin oranı ise %14.1’dir. Televizyon veya gazetelerdeki yorumcuların ya da köşe yazarlarının tartışmalarını “OLUMSUZ VE KIÅžKIRTICI” bulanların oranı %57.1 “OLUMLU VE BİLGİLENDİRİCİ” bulanların oranı %23.4, bu konuda “FİKRİM YOK”

diyenlerin oranı ise %19.5’dir. Televizyon ve gazetelerdeki ÅŸiddet görüntülerinin sık sık gösterilmesini doÄŸru bulmayanların oranı %63.8, normal karşılıyorum diyenlerin oranı %19.1, beni daha çok ÅŸiddete yöneltiyor diyenlerin oranı %9.3, insanların ÅŸiddet olaylarına karışmaması için eÄŸitici bulanların oranı ise %7.7’dir. Amigoların spor ve kitle psikolojisi eÄŸitimi almaları gerektiÄŸine inananların oranı %83’dür. Sizce amigolar taraftarları nasıl etkiliyor? diye sorulduÄŸunda. taraftarı tahrik ediyor ve kışkırtıyor diyenlerin oranı %35.4. küfre yöneltiyor diyenlerin oranı % 15.7, kavga ve ÅŸiddete yöneltiyor diyenlerin oranı %6.6, Daha organize ve güzel tezahürat yaptırıyor diyenlerin oranı ise %42.4’dür. Sizce Gaziantep seyircisi tel örgülerin kalkmasına hazır mı? diye sorulduÄŸunda “HP diyenlerin oranı %59, “EVET” diyenlerin oranı %32.5, “KARARSIZIM” diyenlerin oranı ise 58.5’dir. Maç bilet ücretlerini “YÜKSEK” bulanların oranı %40.6, “YÜKSEK BULMAYANLARIN” oranı ise %59.4’dür. Futbolda galibiyet, maÄŸlubiyet ve beraberlik gibi olabilecek 3 neticeyi de kabullenebiliyor musunuz? diye sorulduÄŸunda “EVET” diyenlerin oranı 79.1, hayır diyenlerin oranı ise %20.9’dur. Televizyonda ÅŸiddete yönelik film ve programları “İZLEYENLERİN” oranı %45.3, “İZLEMEYENLERİN” oranı %54.7’dir.

Yine bir baÅŸka çalışma neticesinde Gaziantepspor Kulübü BaÅŸkanını ve yönetimini baÅŸarılı buluyor musunuz diye sorulduÄŸunda “EVET” diyenlerin oranı %92, “HAYIR” diyenlerin oranı ise %8’dir. Sizce futbol terörünün ortadan kalkması için en çok emek sarf eden ve bu konuda kamuoyunu, pozitif anlamda, içtenlikle, birlikte hareket etmeye çağıran kulüp baÅŸkanı (1. süper lig takımları baÅŸkanlarından) kimdir? diye sorulduÄŸunda “CELAL DOÄžAN” diyenler %47.9, “CEMAL AYDIN” diyenler %22.1, “ÖZHAN CANAYDIN” diyenler %19.6, “DİĞERLERİ” diyenler %l0.4’dür.

Araştırmanın evrenini; Gaziantepspor futbol takımını ve bunun yanında Türkiye 1. süper futbol ligindeki takımları tutan ancak Gaziantepspor taraftarları tribününde oturan taraftarlar oluşturmaktadır.

Örnekleme ise; Gaziantepspor taraftarlarından 220 taraftar, bunun yanında Türkiye 1. süper futbol ligindeki takımları tutan ancak Gaziantepspor taraftarları tribününde oturan taraftarlardan 297 taraftar olmak üzere toplam 517 gönüllü taraftarın katılımıyla oluşturulmuştur.

Veriler; Gaziantepspor futbol takımı taraftarlarının sporda şiddet ve saldırganlık olaylarına bakış açılarının sosyolojik ve psikolojik boyutlarını tespit etmeye yönelik 46 sorudan oluşan bir anket aracılığı ile ulaşılmıştır. İstatistiki analizler SPS 10 istatistik programında chi-square, frekans ve yüzde (%) dağılım analizleri yoluyla yapılmıştır. (Şahin 2003)

Katılımcıların yaÅŸ dağılımları tablo ve grafik:1’de gösterilmiÅŸtir.

Tablo : 1 Ankete Katılanların Yaşa Göre Dağılımı

Yaş Frekans Yüzde (%)

14-20 yaÅŸ 149 28,8

21-30 yaÅŸ 229 44,3

31-40 yaÅŸ 101 19,5

41-50 yaÅŸ 31 6,0

51-60 yaÅŸ 7 1,4

TOPLAM 517 100,0

Cinsiyet Frekans Yüzde (%)

Erkek 463 89,6

Kız 54 10,4

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 2. Ankete Katılanların Cinsiyete Göre Dağılımları

Meslek Frekans Yüzde (%)

Memur 117 22,6

İşçi 86 16,6

Esnaf 114 22,1

Öğrenci 187 36,2

İşsiz 13 2,5

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 3. Ankete Katılanların Meslek Gruplarına Göre Dağılımları

Eğitim Durumu Frekans Yüzde (%)

İlköğretim 120 23,2

Lise 181 35,0

Yüksekokul 193 37,3

Yüksek Lisans (Master) 19 3,7

Doktora 4 0,8

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 4. Ankete Katılanların Eğitim Durumlarına Göre Dağılımları

Spor Dalı Frekans Yüzde (%)

Atletizm 10 1,9

Basketbol 32 6,2

Bilardo 1 0,2

Bisiklet 1 0,2

Futbol 174 33,6

Güreş 3 0,6

Hayır Uğraşmıyorum 240 46,4

Hentbol 8 1,6

Halkoyunları 2 0,4

Judo 1 0,2

Karate 4 0,8

Masa Tenisi 5 1,0

Teakwan-Do 3 0,6

Tenis 11 2,1

Voleybol 12 2,3

Vücut Geliştirme 2 0,4

Yüzme 8 1,6

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 5. Ankete Katılanların Uğraştıkları Spor Dallarına Göre Dağılımları

Frekans Yüzde (%)

Evet 99 19,2

Hayır 418 80,9

TOPLAM 517 100,0

Tablo: 6. Ankete Katılanların Gittikleri Maçlarda Olaylara Göre Dağılımları

Frekans Yüzde (%)

Evet 29 5,6

Hayır 488 94,4

TOPLAM 517 100,0

Tablo:7. Maçlara gelirken yanınızda kesici, yanıcı veya delici alet getirir misiniz?

Frekans Yüzde (%)

Maçları canlı olarak izlemeyi sevdiğim için 226 43,7

Tuttuğum takımı desteklemek için 193 37,3

Stres atmak için 82 15,9

Küfür etmek için 12 2,3

Kavga etmek için 4 0,8

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 8. Maça geliş nedeniniz?

Frekans Yüzde (%)

Evet 254 49,1

Hayır 263 50,9

TOPLAM 517 100,0

Tablo: 9. Maçlarda arasıra herhangi bir olay karşısında küfür edermisiniz?

Frekans Yüzde (%)

Takımın Yenilmesi 87 16,8

Hakimin yanlış ve taraflı olduğuna inandığım tutumu 264 51,1

Futbolcuların kötü oyunu 69 13,3

Rakip seyircilerin kötü tezahüratı 76 14,7

Teknik direktörlerin yanlış kadro sahaya sürdüğüne inanmam 21 4,1

TOPLAM 517 100,00

Tablo: 10. Sizi maçlarda en çok tahrik eden davranış nedir?

Frekans Yüzde (%)

Küfür ediyorum 217 42,0

Oturma koltuklarını tekmeliyor ya da kırıyorum 15 2,9

Normal karşılıyorum 285 55,1

TOPLAM 517 100,0

Tablo: 11. Hakem yanlış karar verince nasıl bir tepki gösteriyorsunuz?

Frekans Yüzde (%)

Evet 347 67,1

Hayır 170 32,9

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 12. Futbol oyun kurallarını iyi bildiğinize inanıyor musunuz?

Frekans Yüzde (%)

Daha Organize ve olumlu tezahürat yaptırıyor 219 42,4

Taraftarı kışkırtıyor/tahrik ediyor 183 35,4

Küfre yöneltiyor 81 15,7

Kavga ve şiddete yöneltiyor 34 6,6

TOPLAM 517 100,0

Tablo : 13. Sizce amigolar seyircileri nasıl etkiliyor?

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

AraÅŸtırmanın sonuçlarına göre; maçlara en çok 2 -30 yaÅŸ grubu taraftar gelirken, bayanların maça gelme oranları bir hayli düşüktür. Yukarıda baktığımız zaman maçlara en fazla, öğrenci grubunun iÅŸtirak ettiÄŸi, bunların büyük çoÄŸunluÄŸunun yüksekokul (ön lisans ve lisans) eÄŸitimine sahip oldukları göze çarpmaktadır. Ankete katılanların gelir düzeyinin düşük veya orta seviyede olduÄŸu görülmektedir. Taraftarların büyük bir oranının hiç spor branşı ile aktif olarak uÄŸraÅŸmadığı ve maçlara da sürekli gelmediÄŸi görülmektedir. Maçlarda olaylara katılanların da oranı küçümsenemez (%19.2). bugüne kadar gittiÄŸi maçlarda yaralananların oranı ise %7’dir. Bayanların maçlara gelmesini olumsuz karşılayanların oranı %1 7.8’dir. maalesef taraftarların %34’ü bayanların maça gelmelerinin küfrü ve ÅŸiddet olaylarını azaltmayacağı görüşünü savunmaktadır. Maçlarda küfrü doÄŸru bulanların ve bunu savunanların oranı %11.6’dır. Maçlara kesici, delici ve yanıcı madde getirenlerin oranı %5.6’dır. Ancak bu rakam küçük gibi gözükse de oranlamaya vurduÄŸumuzda bir hayli yüksektir. Maçlara küfür ve kavga etmek için gelenlerin de oranı düşük gibi gözükse de böyle bir ön yargıyla maça gelinmesi spor güvenliÄŸi açısından büyük bir tehlikenin iÅŸaretidir. Maçlarda herhangi bir olay karşısında küfür edenlerin oranı bir hayli yüksektir (%49.1). maçlara gelenlerin %49.7’si alınan güvenlik önlemlerini yetersiz bulurken, %53.6’sı güvenlik görevlilerinin stat güvenliÄŸi konusunda yeterli eÄŸitime sahip olmadığına inanmaktadır. Taraftarların %23.3’ü seyirci, taraftar, fanatik ve holigan kavramları arasındaki farkı ayırt edememektedir. ankete katılanların %1 l.6’sı herhangi bir sebeple psikolojik rahatsızlık geçirmiÅŸ olup, bunlardan bir kısmı tedavi görürken bir kısmı da tedavi görmemiÅŸtir. Taraftarın %51.1’ hakemin yanlış ve taraflı olduÄŸuna inandığı tutumu karşısında tahrik olmakta ve saldırgan davranışlara geçmektedir. Ayrıca ankete katılanların %5l.6’sı Türkiye genelinde statlarda tel örgülerin kalkmasına karşı. Kendi sahasında oynanan bir maçta taraftarların %27.9’u rakip sporcuyu ve taraftarı hiçbir ÅŸekilde alkışlamayacağını ve onlar lehine güzel tezahürat yapmayacağını ifade etmiÅŸleridir. Bu da spor etiÄŸi açısından oldukça düşündürücü ve negatif bir sonuçtur. Taraftarı olduÄŸu takım yenilince küfür edenlerin veya kavga çıkaranların oranı %21.7’dir. bu oran stada gelen taraftarların geneliyle karşılaÅŸtırıldığında oldukça yüksek bir orandır. Çıkan bu oran neticesinde güvenlik önlemlerinin daha da artırılması ve bu tür davranışlar sergileyen taraftarların tespit edilip stadlara alınmaması gerekmektedir. Hakemin verdiÄŸi her yanlış karar da küfür edenlerin ve oturma koltuklarını kıranların oranı %44.9’dur. Buna göre hakemlerimizin de eÄŸitim ve davranış biçimleri konusunda biraz daha dikkatli olmaları ve gerekirse bu konuda eÄŸitim almaları gerekmektedir. Çünkü kitle psikolojisini bilmek• ve ona göre tepkiler göstermek çok önemlidir. Bu davranışlar hakemlerin düdük çalmasından tutun da mimik hareketlerine kadar her ÅŸey taraftarın dikkatini çeken önemli bir noktadır. Bu nedenle hakemlerimiz verdikleri kararlarda bir hakem olduklarını ve her ÅŸeyden önemlisi bu kararlarda iyi niyetli olduklarını tribünlerdeki insanlara da yansıtmalıdırlar. Bu da alacakları davranış biçimleri konusundaki eÄŸitime baÄŸlıdır. Örnek olarak; hakem karar anında sporcuya çok sert düdük çalar ve el-kol hareketleriyle tepki gösterirse, sporcusuna sahiplik duygusuyla taraftar, aynı ÅŸekilde maç boyunca ve maçtan sonra da hakeme deÄŸiÅŸik biçimlerde tepkisini koyar. Taraftarın %68’ı futbol oyun kurallarını iyi bildiÄŸini ifade etmektedir. Ankete katılan taraftar grubunun %l4.l’ i çocukluk döneminde, ailesi tarafından kendisine ağır veya hafif derecede ÅŸiddete yönelik eylemlerde bulunulduÄŸunu ifade etmiÅŸtir. Ankete katılanlardan %45.8’i televizyonlardaki spor programlarını seviyeli bulmamaktadır Bunlara; bu programları izlemeyen %7.9’Iuk oranı da eklersek oldukça ciddi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu çıkan sonuca göre ulusal ve uluslararası yayın yapan Devlet televizyonlarının ve özel televizyonların programlarının içeriÄŸi konusunda biraz daha dikkatli olmaları ve bu programların, kitleye karşı eÄŸitici özelliÄŸi kazanmalarını ön plana çıkarmaları gerekmektedir. Çünkü bu anketin sonucuna göre televizyon ve gazetelerin spor eÄŸitimi ve kültürüne katkı saÄŸlamadığına inananların oranı, bu soruda fikir beyan edemeyenleri de eklersek %61 .5’dir. ayrıca taraftarın, bu soruda kararsız olanları da eklersek %76.6’sı spor yorumcularının ve köşe yazarlarının yazılarını ve televizyonlarda sergiledikleri tavrı olumsuz ve kışkırtıcı bulmaktadır. Taraftarın %73.l’i küfür ve ÅŸiddet görüntülerinin televizyon ya da gazetelerde sık sık gösterilmesinin kendilerini ve çocuklarını olumsuz etkilediÄŸini küfre ve ÅŸiddete yönelttiÄŸini ifade etmektedir. Ancak bu taraftarların %45.3 ‘ü televizyonlardaki ÅŸiddete yönelik film ve programları izlemektedir. Bu da ÅŸiddete bakış açısının bir baÅŸka boyutudur. Taraftarın %83’ü amigoların, kitle psikolojisi ve eÄŸitimi almaları gerektiÄŸini ifade etmektedir. Mevcut durumda taraftarın %51.1‘i amigoların taraftarı tahrik ettiÄŸini ve küfre yönelttiÄŸini iddia etmektedir. Gaziantepspor taraftarının %59’u Gaziantep’te tel örgülerin kaldırılmasına karşı, bu futbolun çaÄŸdaÅŸlaÅŸması açısından taraftarın tel örgülerin kaldırılmasına hazır olmadığını sonucunu çıkarmaktadır. Ayrıca Gaziantepspor taraftarının %59.4’ü maç bilet ücretlerini yüksek bulmamaktadır. Çalışmada ortaya çıkan en sevindirici sonuç, taraftarın %79.1‘nin futbolda olabilecek 3 neticeyi de (galibiyet, maÄŸlubiyet ve beraberlik) kabullenebiliyor olmasıdır.

Sonuç olarak; şiddet eğilimlerinin azaltılması amacıyla, öncelikle fiziksel saldırganlığa ve çeşitli tepkilere yol açabilecek küfürlü tezahüratın önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, maçlara gelen bayan izleyicilerin ve çocukların da (yani ailece maça gelebilecek ortamın oluşturulması) sayısının artırılması ve teşvik edilmesi faydalı olacaktır. Ayrıca statlarda olay çıkaranların tespit edilip, ağır suç cezaları ile hukuki olarak cezalandırılmaları diğerlerine de örnek teşkil ederek, bu tür olayları çıkaranların sayılarının azaltılacağı düşünülmektedir. Statların geneline güvenlik kameraları yerleştirilip, bu kişilerin tespit edilmesi sağlanabilir. Ayrıca statlarda insanların streslerini azaltıcı bir takım çalışmalar yapılıp (animasyon gösterisi, bazı şova yönelik sportif gösteriler. sporcular ve yöneticiler maçtan önce sahaya el ele tutup çıkarak seyircileri selamlayabilir, amigolar rakip taraftarların tribünlerine çiçek dağıtabilir, elektronik panoda bir takım duyuru, anons ve gösteriler yapılabilir, maçtan birkaç saat önce statlarda maçı beklerken taraftarlara konser verilebilir vb.) taraftarların rahatlaması sağlanabilir.(Şahin: 2003)

2. ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN FUTBOLDA TAKIM TUTMA DURUMLARININ ARAŞTIRILMASI

Bu çalışma , bir takıma ilgi duyma ile baÅŸlayıp, gönül verme , ait olma ile süren ve özdeÅŸleÅŸmeyle sonlanan futbol taraftarlığının üniversite gençliÄŸi bazında araÅŸtırılmasını amaçlamaktadır. Veriler, kiÅŸilerin bir takım taraftan olmasını etkileyen faktörleri ve taraftarı olduÄŸu takımla ilgili bilgilerini tespit etmeye yönelik 42 sorudan oluÅŸan bir anket aracılığı ile toplanmıştır. AraÅŸtırmaya Çukurova Üniversitesi’nden 237, Mersin Üniversitesi’nden 313 olmak üzere toplam 550 (174 kız, 376 erkek) takım tutan öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. İstatistiki analizler Statview 512 paket programı ile Macintosh bilgisayarda yapılmıştır.

Spor; her yaÅŸ meslek ve eÄŸitim düzeyinden çok sayıda insanın ilgi duyduÄŸu sosyal bir olgudur. Bu ilgi ülkemizin sosyo – ekonomik – kültürel durumu içerisinde aktif olarak spora katılım yerine pasif olarak izleme ÅŸeklinde ağırlık kazanmıştır. Sporu yakından takip etme ise ya yazılı ve görsel basındaki spor haberlerini izlemek yada spor alanlarında seyirci olarak yerini almak gibi görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında ise, gerek yazılı ve görsel basında spora verilen yerin futbolla özdeÅŸleÅŸmiÅŸ olması, gerekse seyirci kapasitesi yüksek spor alanlarının futbola ait olması, spora ilgiyi futbola ilgi olarak karşımıza çıkarmaktadır. Takım tutma ya da bir takımın taraftan olma durumunda ilk akla gelen yine futbol takımları olmaktadır. (Öztürk, Åžahin, ZülkadiroÄŸlu, İnce 1991:51)

Seyre dayanan sporların hemen hemen hepsi ve özellikle açık havada yapılanlarında, toplumdan ve sosyal guruptan bireye doğru yansıyan bir özellik bulunmaktadır. Bir olay olarak toplumdan kollektif bir bilinç kapsamı içine sokulan spor, ona ister aktif olarak katılsın, ister seyirci durumunda bulunsun her bir kimsede psikolojik bazı değişikliklere sebep olmaktadır.

Bir taraftar için tuttuğu takımın işlevi bir referans gurubu olarak görülmektedir Referans gurupları, kişinin o takıma yazılı üyesi olup olmamasına bakmaksızın kendisini özdeşleştirdiği ve davranışlarını etkileyen guruplardır.

Takımlarının başarı veya başarısızlığı taraftarları bir yandan tüm sorunlarını unutup mutlu edebilirken, bir yandan da ciddi bir sorunları olmamasına rağmen mutsuz edip salgınlaştırabilmektedir.

Taraftarlık batı spor kültüründe toplumsal yapıyı gösteren en önemli etkinlikler içinde yer alır. Bu araştırmada, futbol taraftarı olan üniversite öğrencilerinin bir takımın taraftarı olmasını etkileyen faktörler ve taraftarı olduğu takımla ilgili bilgi düzeylerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.

Araştırmanın evreni herhangi bir, futbol takımını tutan üniversite öğrencilerini kapsamaktadır. Örneklem ise Çukurova Üniversitesinden 232 ve Mersin Üniversitesinden 313 olmak üzere toplam 550 (1 74 kız, 376 erkek) öğrencinin gönüllü katılımıyla oluşturulmuştur.

Veriler, kişilerin bir takım taraftarı olmasını etkileyen faktörleri ve taraftan olduğu takımla ilgili bilgilerini tespit etmeye yönelik 42 sorudan oluşan bir anket aracılığı ile toplanmıştır. istatistiksel analizler, Statview 512 paket programında Chi-Square, Frekans dağılım analizleri yoluyla yapılmıştır.(Öztürk, Şahin, Zülkadıroğlu, İnce 1997:52)

AraÅŸtırmaya katılan Çukurova Üniversitesinden 61’i kız öğrenci (yaÅŸ ortalaması 20.21 -1 .71) 176 erkek öğrenci (yaÅŸ ortalaması 22. 75-5.21) katılırken, Mersin Üniversitesinden 113 kız öğrenci (yaÅŸ ortalaması 21 . 18- 2.13), 200 erkek öğrenci (yaÅŸ ortalaması 22.35-2.36) olmak üzere toplam 554 kiÅŸi katılmıştır. Katılımcıların cinsiyetlerine ve yaÅŸ ortalamalarına göre dağılımları tablo: I’ de gösterilmiÅŸtir.

ÜNİVERSİTE ADI

YAŞ CİNSİYET YAŞ CİNSİYET TOPLAM

K E K E (x) (n) %

ÇUKUROVA 20.21+1.78 22.75+5.21 61 176 22.10+4.71 237 43.09

MERSİN 21.18+2.13 22.35+2.36 113 200 21.93+2.35 313 56.91

Tablo : 6. Katılımcıların Cinsiyet ve Yaşlarına Göre Dağılımlarına

Katılımcıların yaşları ile taraftarı oldukları takımların maçlarına gitmelerinin karşılaştırılmasında sadece Çukurova Üniversitesinde 0.06 oranında anlamlı farklılığa rastlanırken, Mersin Üniversitesinde ise anlamlı bir farka rastlanmıştır.

Çukurova Üniversitesi ve Mersin Üniversitesinde okumakta olan öğrencilerden 550si üzerinde anket uygulandığında; takım tutanların toplamının 174’ünün kız ve 376’sının erkek olduÄŸu görülmüştür. Özellikle futbol kamuoyunda yaygın olan görüşe göre, erkek Sporu ve taraftarlarının da erkeklerden oluÅŸtuÄŸu düşüncesi, üniversite eÄŸitimi alanlar göz önüne alındığında aşılmaktadır. Kızlar da takım tutarak, taraftar olarak bir takımla özdeÅŸleÅŸmeyi denemektedir

Üç İstanbul takımı olan Galatasaray, Fenerbahçe ve BeÅŸiktaÅŸ futbol takımları, Adana ve Mersin’de yüksek öğrenim gören gençlerin tutukları takımlar olurken, yöresel takımlarından çok üç büyüklere yöneldikleri, yöresel takımlarına karşı ilgili olmadıkları görülmüştür.

Yaş olarak genç kategorisinde değerlendirilen üniversite öğrencileri, aktif spor yapma durumlarına bakıldığında Adana (%61.18) ve Mersinde(%63.26) taraftar olanların aktif olarak spor yaptığı görülmüştür.

Katılımcıların taraftar oldukları takımlara göre dağılımları incelendiÄŸinde Galatasaray 199 kiÅŸi ile birinci sırayı alırken, Fenerbahçe i 83 kiÅŸi ile ikinci, BeÅŸiktaÅŸ 102 kiÅŸi ile üçüncü ve Trabzonspor 22 katılımcı ile dördüncü görülmektedir ankete katılanlar içinde yörenin köklü takımlarından Mersin İ. Yurdunun 20 kiÅŸi, dana Demirsporun ise 10 kiÅŸilik bir taraftarı OlduÄŸu tespit edilmiÅŸtir. Üniversite öğrencileri takım tutma, konusunda yöreselden ulusala doÄŸru bir kayma içinde oldukları gözlenmiÅŸtir. l993 yılında Piar-Gallup’un yaptığı araÅŸtırmada Fenerbahçe en fazla taraftara sahip klüp iken, Galatasaray ikinci, BeÅŸiktaÅŸ taraftarları üçüncü sırada yer almıştı. Yaptığımız anket çalışmasında ise Fenerbahçe ile Galatasaray yer deÄŸiÅŸtirirken BeÅŸiktaÅŸ aynı yerini korumuÅŸtur.

Üniversite öğrencilerinin takım tutmaya baÅŸladıklarında kaç yaşında oldukları sorusuna verdikleri yanıtta; 322 kiÅŸi taraftar olma yaşını bilirken, 228 kiÅŸi ise takım tutmaya baÅŸladığı yaşı hatırlamamaktadır. Takım tutmaya baÅŸlanıldığı yıl hangi takımın ÅŸampiyon olduÄŸunu 40” katılımcı hatırlamazken, 140 katılımcı hatırladığını belirtmiÅŸtir. Buna göre ÅŸampiyon olan takımın taraftar yoÄŸunluÄŸunu artırması, toplumda popülaritesinin arttığı gibi söylemlerin aşırı abartıldığı söylenebilir.

Futbol yanında baÅŸka branÅŸlarda da müsabakalara katılan kulüplerin o branÅŸlarda da benzer bir destek buldukları söylenebilmektedir. Taraftarlardan 375 kiÅŸi takımının baÅŸka branÅŸlardaki faaliyetlerini de takip ettiÄŸini belirtmiÅŸtir. Buna göre taraftarlığın futbol ile sınırlı kalmadığını da söyleyebiliriz. Futbolla baÅŸlayan rekabetin Basketbol, Voleybol ve Atletizm gibi diÄŸer branÅŸlarda da sürdüğü görülmektedir. Katılımcıların taraftarı oldukları takımın diÄŸer branÅŸlardaki faaliyetlerini takip etme durumlarına bakıldığında en çok Fenerbahçe taraftarının futbol dışındaki kulüp faaliyetlerini (Basketbol, Voleybol, Atletizm v.b) de izlerken, Galatasaray taraftarı ikinci, BeÅŸiktaÅŸ taraftarı üçüncü sırada görünmektedir. (Öztürk, Åžahin, ZülfikadiroÄŸlu, İnce 1997 – 58)

Katılımcıların takım tutmalarında en önemli etkenlerden birisinin, futbolcuların baÅŸarısı olduÄŸu belirlenirken, popüler olma, takımın renkleri ve arması da takım tutmada diÄŸer etkenler olarak belirlenmiÅŸtir. Hem Çukurova Üniversitesinin 0.05 oranında (kız=%25.5l erkek hem de Mersin Üniversitesinin 0.0009 oranında (kız=%32.74, erkek= %l6.5) takımlarının futbolcularını baÅŸarılı buldukları için takım tutmaya baÅŸlamaları ile cinsiyetler arasında anlamlı farklılık bulunurken, Çukurova Üniversitesi’nde takımların renklerini beÄŸenmelerinden kaynaklanan takım tutma nedenlerinin 0.02 oranında (kız=%4.92 kiÅŸi, erkek %l 7.05 kiÅŸi) cinsiyetler arasında anlamlı farklılık olduÄŸu tespit edilmiÅŸtir. Mersin Üniversitesinde ise futbolcuları baÅŸarılı ve zeki bulmaları nedeni ile takım tuttukları , bunun da cinsiyetler arasında 0.05 oranında (kız=%25.66 kiÅŸi, erkek=%l6.5 kiÅŸi) anlamlı farklılık yarattığı görülmüştür. ancak, diÄŸer nedenler ile aralarında anlamlı bir farka rastlanmamıştır.

Katılımcıların tuttuÄŸu takımın belirlemesinde etkili olan kiÅŸilerin kimler olduÄŸuna bakıldığında takım tutmada aile üyelerinden etkilenenlerin birinci sırada (%G7.G4)yer aldığı görülürken ikinci sırada arkadaşım diyenler, üçüncü sırada diÄŸer (%60.11) (uzak akrabalar) seçeneÄŸinin sıralandığı görünmektedir. Katılımcıların cinsiyetleri ile takım tutmalarına kimlerin etkili olduklarının karşılaÅŸtırılmasında ise Mersin Üniversitesinde 113 kız ve 200 erkek toplam 313 öğrencinin yakın aile bireylerinden babanın etkili olduÄŸu ve 0.0009 oranında, Çukurova Üniversitesi’nin ise 61 kız ve 176 erkek toplam 237 öğrencinin ise, annenin etkili olduÄŸu ve 0.05 oranında cinsiyetler arasında anlamlı fark görüldüğü tespit edilmiÅŸtir. Bu farklılık, bu soruyu cevaplayan kız yüzde sayısının hem Çukurova Üniversitesinde (kız=%6.56 erkek%1.7) hem de Mersin Üniversitesinde (kız=%26.55. erkek=%l4.5) erkek sayısından fazla olmasından kaynaklanmaktadır. DiÄŸer kiÅŸilerin cinsiyetleri arasında anlamlı farklılık yaratmadığı gözlemlenmiÅŸtir. 1993 yılının sonlarında Piar-Gallup’un yaptığı taraftarlık araÅŸtırmasında da benzer sonuçlar çıkmıştır.

Katılımcıların ailelerinde kimlerin aynı takımın taraftarı olduğuna bakıldığında erkek kardeş 235 kişi ile ilk sırada yer alırken ikinci sırada kız kardeş 209 kişi üçüncü sırada baba 188 kişi dördüncü sırada anne 161 kişi, beşinci sırada eş 21 kişi olarak görünmektedir.

Olanakları oldukları takdirde tribünde seyirci olmak yerine sahada sporcu olmayı tercih edeceklerini belirten katılımcılar, maç sonucuna ilişkin bahse girme konusunda 279 kişinin olumlu, 246 kişinin olumsuz olduğu görülmüştür. Katılımcıların tuttukları takımlara göre olanaklar olsaydı tribünde seyirci olmak yerine sahada oyuncu olmak isteyip istememe durumlarına bakıldığında en çok Galatasaray taraftarı oyuncu olarak sahada ver almak isterken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada Beşiktaş taraftarları yer almaktadırlar.

Sonucu önceden belli olmadığı için cazip olan futbol oyununa yönelik bahse girmenin katılımcıların yarısı tarafından yaÅŸandığı düşünülürse eÄŸitim durumunun yüksek olmasının taraftarın bahse girip-girmemesi üzerinde belirleyici olmadığı görülmüştür. Katılımcıların tuttukları takımlara göre bahse girme durumlarına bakıldığında en çok Galatasaray taraftarı bahse girerken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada BeÅŸiktaÅŸ taraftarları görünmektedir. DiÄŸer yandan eÄŸitim düzeyi yüksek bu gurubun takımın renkleri ve amblemini taşıyan giysiler kullanmaları Adana’da 82 evet, 146 hayır, Mersin’de 1 50 evet, 147 hayır ÅŸeklinde görünmektedir. Adana’da okuyan öğrencilerin taraftarı oldukları takımın renklerine sahip giysi ve takı kullanmada Mersin’de okuyan öğrencilerden baskın olduÄŸu tespit edilmiÅŸtir. Tuttukları takıma göre takımın renklerini taşıyan giysiler, amblemli takılar kullanma durumlarına bakıldığında en çok Fenerbahçe taraftarı sembollerine sahip çıkar görünürken, ikinci sırada Galatasaray ve üçüncü sırada BeÅŸiktaÅŸ taraftarları görülmektedir.(Öztürk, Åžahin, ZüIkadiroÄŸlu. İnce 1997:59)

Katılımcıların, her gün düzenli gazete okuma alışkanlıklarına bakıldığında 263 kiÅŸi gazete okumazken, 275 kiÅŸi her gün düzenli gazete okumaktadır. Gazete okuyan ve okumayan sayısının birbirine yakın olması üniversite eÄŸitimi içindeki kiÅŸilerden beklenen oranda düzenli gazete okuma alışkanlığına sahip olmadıklarını göstermektedir. Okudukları gazetelere bakıldığında düzenli olmasa da 270 kiÅŸi normal günlük kitle gazetelerini okurken 81 kiÅŸi spor gazetesi okumayı tercih etmektedir. Katılımcıların gazetelerde okudukları bölümlere bakıldığında en çok 204 kiÅŸi ile spor sayfalarını, ikinci sırada 140 kiÅŸi siyasal yorum sayfalarını, üçüncü sırada 112 kiÅŸi haber sayfalarını okuduÄŸu görünmektedir. Ekonomi, Kültür, Magazin ve Bulmaca sayfaları taraftarların en alt sırada ilgisini çekmektedir. Katılımcıların yaÅŸları ile gazetelerin okunma yerlerinin karşılaÅŸtırılmasında, sadece Çukurova Üniversitesinde 0.05 oranında anlamlı bir farklılık gözlenirken, Mersin Üniversitesi’nde ise anlamlı farka rastlanmamıştır. Bu anlamlı farklılık, 20-25 yaÅŸ düzeyinin katılım sayısının fazlalığından kaynaklanabilir.

Katılımcıların televizyonda izledikleri spor programlarına bakıldığında Tele Vole birinci (407 kişi), Süper Frikik ikinci (168 kişi). Süper Vole ise üçüncü olmuştur. Magazin ağırlıklı bu programların üniversite öğrencilerince de yoğun olarak izlenmesi bu tür programların artmasına neden olurken, yapımcılarda spor eğitim programlarına ağırlık vererek toplumsal bilinçlenmeye katkı sunmak sorumluluğunu göz ardı etmiş görünmektedir.

Taraftarı oldukları takımın yaÅŸadıkları ÅŸehirdeki ve deplasmandaki maçına gitme durumlarına bakıldığında Adana ve Mersin’de okuyan katılımcılardan bir yıl içinde yaÅŸadıkları ÅŸehirde hiç maça gitmeyenler 315 kiÅŸi olurken 235 kiÅŸi bir ve daha fazla maçlara gitmiÅŸlerdir. Deplasmana hiç gitmeyen 375 kiÅŸi iken 175 kiÅŸinin bir ve daha çok deplasmana gittiÄŸi görünmektedir. Bu sonuca göre, TV yayınlarının etkisi olduÄŸu gibi dört büyüklerin maçlarının uzak ÅŸehirlerde oynanmasının etkisi de vardır. Taraftarların takımlarıyla deplasmana gitme durumlarına bakıldığında en sadık taraftar topluluÄŸunun Galatasaraylılar olduÄŸu görünürken ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada BeÅŸiktaÅŸ ve dördüncü Trabzonspor taraftarları görünmektedir. Taraftarı oldukları takımın yaÅŸadıkları ÅŸehirde maçına gitme sıklıklarına bakıldığında Galatasaray taraftarı ilk sırayı alırken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü sırada ise BeÅŸiktaÅŸ taraftarları yer almaktadırlar. Katılımcıların yaÅŸları ile taraftarı oldukları takımların maçlarına gitmelerinin karşılaÅŸtırılmasında, sadece Çukurova Üniversitesinde 0.06 oranında anlamlı farklılığa rastlanırken, Mersin Üniversitesinde ise anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Bu anlamlı farklılık, 20-25 yaÅŸ grubunun katılım sayısının fazla olmasından kaynaklanabilir.

Taraftarı olunan takımın maçına kiminle gitmek istediklerine bakıldığında, erkek arkadaş seçeneği (183 kişi) tercih edilirken, iş arkadaşı ve aileden birisiyle maça gitme en az istenen durumdur. Taraftar olmada aile en etkili kurum iken maça beraber gitmede tercih edilmemesi ayrıca dikkat çekicidir.

Taraftarı olunun takımın galip gelmesi durumunda ÅŸehir içinde otomobille tura çıkanlar 209 kiÅŸi iken tura çıkmayanlar 335 kiÅŸidir. Üniversite öğrencilerinin maç sonrası sevinci ÅŸehir içi tuna kutlamaya çalışması, deÅŸarj olmanın eÄŸitim durumuyla iliÅŸkisinin bir kez daha gözden geçirilmesi gerektirdiÄŸini düşündürmektedir. Taraftarı olunan takımın yenilmesi veya galip gelmesi taraftarın günlük performansını etkilemektedir. Maç sonucunun pasif izleyicinin günlük yaÅŸamına bu kadar etki etmesi üzerinde tartışılması gereken bir durumdur. Katılımcıların tuttukları takımlara göre ÅŸehir içi tura çıkma durumları karşılaÅŸtırıldığında en çok Galatasaray taraftarı dana ve Mersin’de tura çıkarken, ikinci sırada Fenerbahçe, üçüncü Sırada BeÅŸiktaÅŸ, dördüncü sırada Trabzonspor taraftarları yer almaktadırlar. Yöresel takımların galibiyetinde Mersin idman yurdu taraftarları tura çıkarken, dana takımlarının taraftarları galibiyet halinde ÅŸehir içi tura çıkmaya ilgi duymamaktadır.

Katılımcılar taraftarı oldukları takımın tribünde maçını izlerken kendilerini heyecanlı hisseden 269 kişi, sinirli ve müdahaleci olma durumundaki taraftarların toplamının 72 kişi olması eğitim durumu yüksek kişilerin maç izlemesi ile ilişkilendirilebilir. Ancak aynı eğitimli gurubun maç izlerken küfür eden 227 kişiye karşılık, küfür etmeyen 3 4 kişinin olması maçlarda küfür etmenin yaygınlığı ile açıklanabilir. Taraftarların en çok hakemlere (147 kişi), daha sonra kendi takım oyuncularına (105 kişi) ve en az olarak rakip takım taraftarına (35 kişi) küfür ettiği görülmektedir. Taraftarı oldukları takımın maçını izlerken en çok küfreden takım taraftarı sıralamasında Galatasaray birinci. Fenerbahçe ikinci, Beşiktaş üçüncü, Trabzonspor taraftarları dördüncü olarak görülmektedir.

Katılımcıların ders saatlerinde takımlarının önemli bir maçı olması durumunda 259 kişi dersi tercih ederken, 237 kişi maça gitmeyi veya televizyondan izlemeyi tercih etmektedir. Bu da göstermektedir ki hatta içi ve hatta sonu maç saatleri ayarlanırken ders verimin düşmemesi için maçlar ders saatinin dışındaki saatlerde oynanmalı veya yayınlanmalıdır.

Maça giderken alkol alıp-almama durumları incelendiğinde 61 kişinin maçlara alkol alarak gittiği, 478 kişinin ise maçlara alkolsüz gittiği görülmektedir. Maç izlemeyi bir boşalma, rahatlama aracı olarak gören taraftarlar maça alkollü gitmekte bir sakınca görmemekteler. Tuttukları takımların maçına alkol alarak giden taraftarlar sıralamasında Fenerbahçe birici, Galatasaray ikinci, Beşiktaş üçüncü, Trabzonspor taraftarları dördüncü olarak görülmektedir.(Öztürk. Şahin, Zülkadıroğlu. İnce 1997:59)

Spor eylemlerinde şiddet olgusunun her geçen gün arttığı düşünülürse ankete katılan katılımcıların rakip takımın taraftarı ile kavga etmeyen 460 kişiye karşılık, kavga eden 78 kişinin olması üniversite öğrencilerinin de maç izleme ve sonuçları kabullenme konusunda eğitilmesini gerektirmektedir. Katılımcıların tuttukları takımlara göre rakip takımın taraftarıyla kavga etme durumlarına bakıldığında en çok Fenerbahçe taraftarları kavga ederken, ikinci sırada Galatasaray. üçüncü sırada Beşiktaş ve dördüncü sırada Trabzonspor taraftarı yer almaktadır.

Taraftarın gönül bağı oluşturduğu kulüpleri hakkında bilgilerine baktığımızda kulüp başkanının adı, soyadı ve mesleğini bilmeyen 259 kişiye karşılık 231 kişi doğru bilgi vermişlerdir. Taraftarı olunan takımı çalıştıran son dört teknik direktörün kimler olduğu sorulduğunda 261 kişi doğru yanıt vermezken, 200 kişi doğru yanıt vermiştir, taraftarı olunan takımın futbolcularının mevkileri ve adlarını 301 kişi doğru bilirken, 128 kişi yanlış bilgi vermişlerdir. Takımlarının son iki yılda transfer ettiği yabancı futbolcuların adları sorulduğunda 191 kişi doğru yanıt verirken, 223 kişi yanlış yanıt vermiştir.

Taraftar olarak ele alınan üniversite öğrencileri gurubu, toplumun eğitim düzeyi yüksek bir kesimi olmasına rağmen , alkol kullanmadan, kavga ve küfür etmeye, bahse girmeden, otomobil ile şehir içi tura çıkmaya kadar değişik davranış özellikleri sergilemektedirler. Bu nedenle spor taraftarlığı üzerine eğitici, bilgilendirici yayınlara daha çok önem verilmesi acil bir zorunluluk olarak tüm sorumluların karşısına çıkmaktadır. Bu sorumluluk, basın-yayın kuruluşlarından, kulüp yönetimlerine ve eğitim kurumlarına kadar yaygınlaşmalıdır.(Öztürk, Şahin, Zülkadiroğlu. İnce 997:59)

3. SPOR YAPAN BİREYLERİN SALDIRGANLIK DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ (TAKIM VE BİREYSEL SPORLAR AÇISINDAN BİR İNCELEME)

Saldırganlık günlük konuşmada çeşitli davranışları, duyguları, tutumları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Terimin çok fazla anlamları içeriyor olması tanımlama zorluğunu da beraberinde getirmektedir.

Cox eserinde, Dollard ve arkadaşlarının saldırganlık tanımını, başka bir kişiyi incitme amaçlı davranışın sonucu olarak bildirmekte, Kaufmann, saldırganlığı hoş olmayan bir uyaranın ortaya çıkma olasılığının sıfırdan daha büyük olduğu zaman canlı bir hedefe yöneltilen bir davranış olarak görmekte; Baron ise onu başka birisine zarar verme, onu incitme amacı güden ve böyle bir davranıştan kaçınmak isteyen birisine yöneltilen herhangi bir davranış şekli olarak değerlendirmektedir. Şimdiye kadar yapılan bu tanımlar davranışlarla sınırlandırılmış fakat duygulara ilişkin herhangi bir atıfta bulunulmamıştır. Gergen ve Gergen saldırganlığın salt davranışsal olmadığını, davranışa öfke, düşmanlık, patlama gibi duygusal öğelerin de eşlik ettiğini belirtmektedirler. Berkowitz, yukarıda yapılan saldırganlık tanımlarından farklı olarak Bussın saldırganlık tanımına değinmektedir. Buss, saldırganlığı tanımlarken niyet gibi subjektif kavramları kullanmamaya çalışmaktadır, çünkü ona göre niyet gibi subjektif bir kavram objektif olarak değerlendirilemez ve saldırıda bulunanın gerçek niyeti her zaman bilinemez.

Sonuç olarak saldırganlık duygu, niyet, amaç ve davranış öğeleri ile birlikte değerlendirilmesi gereken çok yönlü bir kavramdır. (Tiryaki 1997:109-115)

Saldırganlığı açıklamaya çalışan kuram içgüdü kuramına göre saldırganlık içgüdüsel bir davranıştır. Biyolojik kurama göre insanın biyolojik yapısından kaynaklanmakta, sosyal öğrenme kuramına göre saldırganlıkta çevre- birey etkileşimi ve pekiştirmenin önemi büyüktür ve engellenme saldırganlık kuramına göre de engellenme saldırgan davranışlara neden olmaktadır. Saldırganlıkla ilgili son çalışmalarda sosyal öğrenme kuramı ile engellenme saldırganlık kuramı birlikte ele alınmakta ve bu kuramda yeniden gözden geçirilmiş engellenme-saldırganlık kuramı olarak isimlendirilmektedir. Bu kuram saldırgan eylemlerin ortaya çıkmasında, artan uyarılmışlık ve öfkeyle toplumsal olarak öğrenilmiş ipuçlarının saldırgan davranışlara neden olacağını ileri sürmektedir.

Yöntem

Denekler: Araştırmamıza yaşları 18-24 arasında değişen (X=21 .74), 411 spor yapan denekle, 191 spor yapmayan denek olmak üzere toplam 602 denek katılmıştır.

Spor yapan denekler Mersin, Marmara ve Celal Bayar Üniversitesinde öğrenim gören öğrenci sporculardır. Spor yapmayan denekler ise Mersin Üniversitesinin çeşitli bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerden oluşmaktadır. Deneklerin seçilmesinde tabakalı örneklem tekniğine başvurulmuştur. Yani, bireysel ve takım sporlarından ve saldırganlık düzeyi yüksek Olduğu tahmin edilen sporları yapanların, belirli oranlarda örnekleme dahil edilmesi yoluna gidilmiştir. Sporcu olmayan denekler ise basit tesadüfi örneklem tekniği ile seçilmiştir.

Ölçüm Aracı

Araştırmamızda kullanılan saldırganlık envanteri ipek İlter (Kiper) tarafından geliştirilmiştir. Envanter grup olarak üniversite öğrencilerine uygulanmaktadır ve 30 maddeden oluşan üç alt testi içermektedir. Bunlar yıkıcı saldırganlık, atılganlık ve edilgen saldırganlıktır. Envanterin kendisinde olmamakla birlikte, her üç alt ölçeğin toplam puanlarından yola çıkılarak her denek için genel bir saldırganlık puanı da elde edilmiştir. Ayrıca deneklerin demografik özellikleri (cinsiyet, gelir düzeyleri, spor yapıp yapmamaları, spor yapanların hangi sporu yaptıkları) soru kağıdında, envanterle ilgili sorulardan önce sorulan birer soru ile belirlenmiştir.(Tiryaki 1997:109.115)

Verilerin İstatistiksel Analizi

Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değerler v.b.), varyans analizi (ANOVA), istatistiksel tekniklerine başvurulmuştur. Verilerin analizi SPSS paket programının 5.0.2 versiyonunda gerçekleştirilmiştir.

Bulgular ve Tartışma

Ele aldığımız amaç çerçevesinde yapılan alan araştırmasından elde edilen sonuçlar spor yapma, cinsiyet, gelir değişkenleri ile saldırganlık ilişkisinin karşılaştırılmasına dayalı olmuştur. Araştırmanın konu ile ilgili olarak ortaya attığı denencelerin önemli oranda doğrulandığı görülmüştür. Buna bağlı olarak spor yapanların yapmayanlardan, erkek sporcuların kızlardan daha saldırgan olduğu belirlenmiştir.

Spor genellikle baÅŸarma, kazanma, yenme yada galip gelmey1e eÅŸanlamlı olarak düşünüldüğünden, aşırı yasal fiziksel davranış bir yerde kazanma amacına hizmet edebilir. Sportif ortamda fazlasıyla yasal saldırgan davranan bir sporcuya verilen cezalar genellikle bir ödül gibi az gelmekte ve bu davranışı pekiÅŸtirilmektedir (ÖrneÄŸin: hentbolde gole giden rakibini fazla yasal saldırganlıkla önleyip, iki dakika cezası alma gibi). Sportif ortam bu tür pekiÅŸtirmeler için çok uygun bir ortam olma özelliÄŸine sahip görünmektedir. DiÄŸer taraftan takım koçlarının saldırganlığı ketlemesi yada ödüllendirmesi bazı sporcuların niçin daha saldırgan olduÄŸunu açıklayabilir. “Top geçer, adam geçmez”, “Acı yoksa kazanma da yoktu”, “ya sert oyna ya evine git” gibi sloganları takıma yerleÅŸtirmeleri aslında saldırganlığın sportif ortamda öğrenildiÄŸini anlatmaktadır.

Sportif ortamda amaca yönelik her hareket rakip tarafından bir engellenme ile karşılaÅŸmaktadır. Dolayısıyla engellenme ile ortaya çıkan gerginlik ve öfke ve bunun sonucu saldırganlık (engellenme-saldırganlık kuramı), yarışmanın uygun bir anında (sosyal öğrenme kuramı) kendisini göstermektedir. Spor karşılaÅŸmaları yüzbinlerce izleyenin önünde yapılmakta ve izleyenlerin sayısının yoÄŸunluÄŸu ile saldırgan davranışların sıklığı arasında bir iliÅŸkinin olduÄŸu görülmektedir. izleyenlerin destekleyici olup olmaması, saldırganlığı da etkilemektedir. DoÄŸaldır ki rekabetin her zaman ve en üst düzeyde olduÄŸu tek ortam spor olarak görünmektedir. Sporcuların sporcu olmayanlardan daha saldırgan oldukları Koruç ve Bayar’ın (1990) makalelerinde de ifade edilmektedir. DiÄŸer taraftan spor yapanların, spor yapmayanlardan daha saldırgan olduÄŸu Singer’in ve Cratty’nin eserlerinde belirtilmektedir. F Hellstedt’de, spora katılımın benlik yitimi, depresyon ve saldırganlık gibi negatif etkilere sahip olduÄŸundan söz etmektedir. Bu baÄŸlamda spor yapan erkeklerin spor yapmayan erkeklerden ve spor yapan kızların da spor yapmayan kızlardan niçin daha saldırgan olduÄŸu açıklanabilir. Spor yapan erkeklerin spor yapan kızlardan daha saldırgan olmalarını ailelerin geleneksel çocuk yetiÅŸtirmelerinde erkek çocukların saldırgan davranışlarını pekiÅŸtirdikleri, buna karşın kız çocukların bu davranışlarını ise bastırdıkları bilinmektedir. (Tiryaki 1997:109-115)

Takım sporu yapan deneklerin, bireysel spor yapan deneklere göre daha atılgan oldukları bulunmuÅŸtur. BilindiÄŸi gibi atılganlık, otoritelere göre saldırgan davranış olarak kabul edilmemektedir. Takım sporlarının bir çoÄŸunda rakiple temasa sınırlı kurallar çerçevesinde izin verildiÄŸinden, bu sporları yapanların doÄŸrudan rakibe saldırıda bulunmaları söz konusu deÄŸildir. Takım sporlarında koçların çoÄŸunun söylediÄŸi “Daha agresiv savunma ya da hücum” ile anlatılmak istenilen sporcuların yasal kurallar içinde, kuralların sınırına- kadar rakibi zorlamaktır ki bu atılganlık olarak nitelendirilebilir. Ayrıca takım sporlarının kollektif bir kimlik yarattığı ve bu kimliÄŸin “biz ve onlar” ÅŸeklinde bir ilkeyi yansıttığı, dolayısıyla takım sporlarında saldırganlığın daha fazla görüldüğü ifade edilmektedir.

Saldırganlık alt ölçeklerine ilişkin ortalama puanlar spor branşlarına göre karşılaştırıldığında, voleybolcuların atılganlık ortalama puanlarının rakiple doğrudan fiziksel temas gerektiren sporlar diyebileceğimiz judo, karate, tekvando, boks. kick boks yapanlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Voleybol dalındaki sporcuların daha atılgan olmaları, voleybolun rakiple doğrudan bir temas gerektirmemesinden kaynaklanabilir. Müsabaka sırasında voleybolcular rakiplerine vurmayı düşünecek kadar öfkelenseler bile, arada bir filenin bulunması, rakiple temasın hiç olmaması nedeniyle daha atak oynayarak, topun rakip sahaya daha sert gönderilmesi şeklinde ifade edilebilir. Dolayısıyla niyetlenilen doğrudan saldırganlık, bir yerde dolaylı saldırganlık ile yer değiştirmektedir.

Rakiple doÄŸrudan fiziksel temas gerektiren judo, karate, tekvando, boks, kick boks gibi sporları yapanların puanlarının düşük olması ilginç bir bulgu olarak görünmektedir. Beklenilen, bu tür spor yapanların daha saldırgan olacakları ÅŸeklindedir. Engellenme-saldırganlık kuramı da bireyin saldırganca davranması sonucunda daha sonraki saldırgan davranışlarında bir azalma ola cağını varsaymaktadır.(Tiryaki 1997:109 – 115)

Atletizm sporu yapanların edilgen saldırganlıklarının fiziksel temas gerektiren sporları yapanlara göre judo, karate, tekvando, boks, kick boks) yüksek olduğu görülmektedir. Bilindiği gibi edilgen saldırganlık yada pasif saldırganlık. edilgen olmanın neden olduğu zarar vermedir. Atletizmde özellikle de kulvar farkının ortadan kalktığı koşullarda, çivili ayakkabılarıyla bilerek rakibinin topuğuna basmak şeklinde araçsal bir saldırganlık çok seyrek olarak görülse bile, genelde gözlenen, sporcuya çok acı veren kas kramplarının atletlerde sık görülmesi ve rakibin buna hiç aldırış etmemesidir. işte bu, bir pasif saldırganlık örneğidir.

Gelir düzeyi göz önüne alınarak yapılan tüm karşılaÅŸtırmalardan elde edilen bulgular, gelir düzeylerine göre deneklerin saldırganlık puanları arasında bir fark olmadığını ortaya koymuÅŸtur. Kiper ve Kozcu ise eserlerinde, yurt içinde ve dışında gelir düzeyi ile saldırganlık arasındaki iliÅŸki ile ilgili çalışmalardan örnek vererek, alt gelir grubunda olanların daha saldırgan olduklarını belirtmektedirler. ancak yazarların sözünü ettiÄŸi çalışmalar bütünüyle sportif ortamın dışındadır ve daha önceden de belirtildiÄŸi gibi sportif ortam diÄŸer ortamlardan bütünüyle farklıdır. En alt gelir düzeyine sahip yakın teması gerektiren spor dallarıyla ilgilenen bireyler, sportif ortamda saldırganlıklarının boÅŸalımına olanak bulabilmektedirler. Oysaki benzer bir olanakla. spor ortamının dışında nadiren karşılaşılmaktadır. (Tiryaki 1997:109 – 115)

4. FUTBOL SEYİRCİSİNDE SALDIRGANLIK EĞİLİMLERİ

(İSTANBUL ÖRNEĞİ)

Müsabaka sırasında istenmeyen olaylardan bir tanesi de, seyircilerin saldırganlık göstermesidir. Taraftar saldırganlığı ve sebepleri ile ilgili çeÅŸitli araÅŸtırmalar yapıldığı bilinmektedir. Bu araÅŸtırmada İstanbul’daki statlara müsabaka izlemeye gelen birinci lig seyircilerine 20 sorudan oluÅŸan bir anket uygulanmıştır. Rastgele örnekleme yolu ile seçilen 203 taraftara anketler uygulanmış ve deÄŸerlendirilmiÅŸtir.

AraÅŸtırma grubunun büyük bir çoÄŸunluÄŸu 15-25 yaÅŸ grubunda toplanmıştır. Aynı zamanda erkeklerin kadınlara oranı oldukça fazladır. Gelir düzeyinin nispeten düşük olduÄŸu da görülmektedir. 1996 verilerine göre yaklaşık %80’lik bir kesim 10-30 milyon arası gelire sahiptir. Müsabakalara gelen bekarların oranı evlilere göre yaklaşık iki kat fazladır. Yine araÅŸtırma grubunun yaklaşık üçte biri öğrencilerden teÅŸkil etmektedir. Seyirciler maç seyretmeye daha çok spor sevgisi ve takımı desteklemek için gelmektedir ve yaklaşık yansı spor yaptığını ifade etmektedir. Seyirciler kendilerini en fazla tahrik eden davranışın hakemler olduÄŸunu belirtmektedir. Bunun yanında araÅŸtırma grubunun %lO’undan fazlası stada gelirken kesici yada delici bir alet getirdiÄŸini ifade etmektedir.

Araştırmada ayrıca stadlardaki fiziki ve diğer şartlar ile yaş, cinsiyet, oturulan semt gibi değişkenlere göre karşılaştırmalı analizler de yer almaktadır.

Futbol, seyirlik bir spor olması ve kitleleri peÅŸinden sürüklemesi özelliÄŸi ile, diÄŸer branÅŸlardan farklılık göstermektedir. Psiko-Sosyal açıdan bakıldığında, seyircilerin günlük hayatlarının dışına çıkarak farklı kimliklerle bu faaliyetlere katıldığı gözlenmektedir. Futbol müsabakaları, özellikle kalabalıkların içinde ÅŸahsiyetin kaybolması ve çeÅŸitli dış uyarıcıların etkisiyle çeÅŸitli arzu edilen veya edilmeyen toplu olayların meydana geldiÄŸi bir ortam olmaktadır. (KaragözoÄŸlu, Mungan Ay 1997 : 165 – 172 )

Futbol seyircisi, sosyal psikoloji açısından yapılan bir incelemede grup” olarak ele alınmaktadır. ÇeÅŸitli grup tanımları arasında Bass tarafından ortaya atılan ve grubu belli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla birlikte hareket eden bireylerin oluÅŸturduÄŸu topluluk ÅŸeklinde tanımlayan yaklaşım, spor seyircisine uygunluk göstermektedir.

Sosyal psikolojide saldırganlık, genel olarak diğerine zarar vermek amacıyla bir kişi ya da grup tarafından gerçekleştirilen davranış şeklinde tanımlanmaktadır.

Spor seyircisinde görülen ve saldırganlığa kadar varabilen eğimlerini sürekli olarak olumsuz şekilde değerlendirmemek gerektiği de bilinmektedir. Özellikle seyircilerin toplu olarak karşı takım seyircilerine yönelik olarak ( etik kurallar dahilinde) yaptığı tezahüratlar, bir çeşit boşalma işlevi görmektedir. Toplumsal kuralların dışına çıkmayan sözlü sataşma, karşı grubu çeşitli yönlerden itham etme, hakeme yönelik çeşitli davranışlar ve benzerleri bu çerçevede sayılabilir. Bu görüşe göre kişilerin kendini ifade edememe, yaşadığı çeşitli problemler ve günlük zorluklara karşı legal şekilde bir tür tepki gösterme biçimi olarak da değerlendirilmektedir. Anılan yaklaşımdaki dikkate değer nokta, bireylerin bu saldırgan davranışlarını legal yoldan ifade edememesi halinde günlük hayatlarında illegal şekillerde (suç işleme, saldırganlık vs.) dille getireceğidir.

Ancak bu durumda sık olarak müsabakaları izlemeye gelen taraftarlar, sınırlan aÅŸarak tersi bir durumu da ortaya çıkarabilmektedir. ÇeÅŸitli saldırganlık türlerinin sergilendiÄŸi bu durumlarda ise boÅŸalma ve rahatlama fonksiyonu tersine dönmekte ve bu kez de “kışkırtıcı’ bir ÅŸekil almaktadır. O halde seyirci saldırganlığı “güvenlik supabı” ve “kışkırtıcı” olarak iki ayrı boyutta deÄŸerlendirilebilmektedir.

Saldırganlığın kaynakları ile ilgili çeÅŸitli teoriler bulunmaktadır. En fazla kabul gören teoriler, arasında “içgüdü teorisi”, “güdü (engellenme-saldırganlık) teorisi” ve “öğrenme teorisidir”. Bu teoriler içinde sosyal açıdan bireyin etkileniÅŸ ÅŸeklini” sosyal öğrenme teorisinin” nispeten daha iyi açıkladığı görülmektedir. Saldırganlık türleri olarak da “tepkisel” ve “araçlı” olmak üzere iki çeÅŸit saldırganlık türü olduÄŸu ifade edilmektedir. Tepkisel saldırganlık herhangi bir etki karşısında gösterilebilirken, araçlı saldırganlık ise herhangi bir hedefe ulaÅŸmak için yapılabilmektedir. ayrıca kendine yönelik ve çevreye yönelik saldırganlıktan da söz edilmektedir.(KaragözoÄŸlu, Mungan Ay 1997:165-172)

Sosyal öğrenme teorisine göre saldırganlık eÄŸilimi, bireyin’ geçmiÅŸ yaÅŸantılarında edindiÄŸi tecrübelere göre ÅŸekillenmektedir. Herhangi bir davranışı ödüllendirilen birey, bu davranışı gösterme ihtimalini arttırmaktadır. Ödüllendirildikçe de elde ettiÄŸi tatmin miktarı artmaktadır. Bu nedenle de “saldırganlığı en iyi açıklayan teori sosyal öğrenme teorisi olarak ifade edilmektedir. Taraftarlar açısından deÄŸerlendirmek gerekirse; herhangi bir seyirci, desteklediÄŸi takımın seyircilerinin oluÅŸturduÄŸu grubun içine girmekte, buradaki davranış biçimlerini görerek benimsemekte, benimsediÄŸi ölçüde de desteklenmekte ve kabul görmektedir. Bu ÅŸekilde de grup tarafından yönlendirilmektedir. it olunan grubu temsil eden takımın kazanması için verilen destek, bir süre sonra kazanmayı engelleyen veya engellemesi muhtemel olan faktörlere karşı (hakemler, rakip takım oyuncuları, rakip takımın seyircileri gibi) tavır takınılmasını da beraberinde getirmektedir. Bu tavır da zaman zaman saldırganca (KaragözoÄŸlu. Mungun Ay 997:1 65 72)

Gösterilen saldırganlık çoÄŸunlukla çirkin tezahürat ÅŸeklinde olmakla birlikte, fiziksel saldırganlık gösterildiÄŸinde de sık olarak rastlanmaktadır. Sözlü ya da fiziksel saldırganlığın hangisinin daha tehlikeli olabileceÄŸi tartışılabilir. Şüphesiz sözle bir kiÅŸiye verilebilecek zarar sınırlı olmakla birlikte, yukarıda belirilen “kışkırtıcı” fonksiyonu nedeniyle, sözlü saldırganlık da oldukça tehlikeli sonuçlara yol açabilecek bir yapıdadır.

Seyircilerin büyük bir çoğunluğunun ailesinde de maça gidenlerin bulunduğu görülmektedir.

Grafik : 1. Maç Esnasında Olaylara Katılma Oranı

Bir önceki duruma benzer bir mantıkla, çeşitli olaylarda yaralanma oranının da dikkate değer bir ölçüde olduğu görünebilir.

Grafik : 2. Seyircileri En Fazla Tahrik Eden Unsurların Dağılımı

Seyircileri en fazla hakemlerin uyardığı ve tahrik ettiği görünmektedir. Bu da hakemlerin eğitimlerini ve davranışlarını gündeme getirmektedir.

Grafik : 3. Stada Gelirken Kesici veya Delici Alet Getirme Oranı

Seyircilerin % İ 211k bir kısmı stada tehlikeli aletlerle geldiğini ifade etmektedir. Bu konuda alet getiren bireylerin önceden bunu planladığı düşünülürse, gösterilen saldırganlığın türünün de tepkisel saldırganlık Olduğu görülecektir. (Karagözoğlu. Mungan Ay 1997:165-172)

Araştırma sonuçlarına göre, özellikle daha fazla olay çıkarma ve saldırganlık gösterme eğiliminde olan kesimin, statlara daha fazla gelen kesim olduğu ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bu kişilerin yanlarında başkalarına zarar verme amacıyla kesici veya delici cisimler de getirme eğiliminin daha fazla olduğu görülmektedir.

Tahrik edici unsur olarak hakemlerin diğer seyirciler ve sporculardan daha etkili olduğu görülmektedir. ayrıca oransal olarak değerlendirme yapıldığında, statlara kesici veya delici alet getirme eğiliminin azını; azımsanamayacak boyutlarda olduğu anlaşılmaktadır.

Saldırganlık eÄŸilimlerinin azaltılması amacıyla, öncelikle fiziksel saldırganlığa veya çeÅŸitli karşı tepkilere yol açabilen küfürlü tezahüratın önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu amaçla bayan izleyici sayısının arttırılması ve teÅŸvik edilmesinin faydalı olacağına inanılmaktadır. ayrıca stada gelirken bir kez kesici veya delici alet getirenlerle, çeÅŸitli olaylar çıkaranların belli sürelerle statlara alınmaması ve teÅŸhir edilmesinin de caydırıcı olabileceÄŸi düşünülmektedir. (KaragözoÄŸlu, Mungan Ay 1997: 165 – 172)


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný