‘Spor’ Kategorisi için Arşiv

Sporun İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri

Salı, 06 Kasım 2007

SPORUN İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İnsan vücudu, bilindiği gibi fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir saç ayağı üzerinde iç ve dış dengesini kurmuştur. Bu ayakların her biri, insanın sağlıklı bir yaşam sürmesini ve sağlıklı davranışlar sergilemesine neden olmaktadır. Aşağıdaki satırlarda spor psikoloji ile ilgili bazı temel kavramların tanımlarını bulacaksınız.

Başarının Psikolojik Önkoşulları Nelerdir?

Sportif başarı bedensel performans zihinsel performans ve psikolojik performansın toplamlıdır. Özellikle derby maçları olarak tanımlanan, üstün fizik kondisyon ve mükemmel tekniğe sahip en iyi sporculardan oluşan takımlar arasındaki müsabakalar aslında “psikolojik maçlar”dır. Bu gibi durumlarda başarılı olmak için gereken ön koşullar bilen ve uygulayabilen sporcu ile antrenör başarılı olacaktır. Kazanmak, galip gelmek ya da yenilmemek olarak düşünülmemelidir. Sadece sonucu düşünmek ve ne olursa olsun galip gelmeye çalışmak sporcunun doğru düşünmesini ve doğru davranmasını engeller. Sporcu sadece mevcut potansiyelini sergilemeyi düşünmelidir. Rakibin gücü, maçın önemi, seyircinin tezahüratı, basının izlemesi, sporcu izin vermediği sürece performansını etkileyemez. Sporcu başarısını sağlayanında, engelleyeninde yalnızca kendisi olduğunu bilmelidir. Tek rakip vardır, o da sporcunun kendisi kendisini yendiği zaman, yani izleyicinin, basının, rakibinin, hakemin, hatta hava ve saha durumunun başarısına tanık olmaya hazır beklediğine inandığı zaman kazanmış demektir. Ve sonuç kendiliğinden gelir. Bu güvenle sahaya çıkan sporcu her şeyin kendi kontrolünde olduğuna inandığı için ne gerekiyorsa yapacaktır. Çünkü, beyni ile vücudu arasında önlenemeyecek bir iletişim vardır. Aksini düşünürse vücut da o şekilde hareket eder ve vücut nasıl davranırsa beyin o şekilde düşünür. Panik halinde hareket eden, koordinasyon bozuk, telaşlı davranışlar sergileyen, hakeme sinirle el kol hareketleri yapan, takım arkadaşlarına bağıran bir sporcunun beyni, o gün kötü bir günde olduğunu, her şeyin ters gittiğini, bu kadar şansız bir günde kazanmanın mucize olacağına düşünmeye başlar. Düşüncesinde yenilgiyi kabullenen, kazanacağı konusunda şüpheler olan sporcu, asla kazanamaz. Başarılı sporcu mücadeleyi seven, zorluklarla başa çıkmayı zevkli hale getirebilen, yaratıcı, büyük düşünen ve hayaller kurmaktan korkmayandır. En yeni tekniklerle, en iyi koşullarda ve en bilgili antrenörlerle çalışan, benzer yetenekli birçok sporcudan sadece bazılar şampiyon veya yıldız sporcu olur. Çünkü, onlar psikolojik olarak başarmaya hazırdırlar. Kendine güvenir, yenmek ya da yenilmemek için oynamaz, sadece elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır. Yaptığı işten zevk alır ve kendisi izin vermedikçe hiçbir şeyi ya da kimsenin başarısını engelleyemeyeceğini bilir. Kendisi ile ilgili asla olumsuz düşünmez. Sadece o anı yaşar ve hata yapmaktan korkmaz. Olumlu davranışlara yol açacağına inanır. Neşeli rahat ve kendinden emindir.

Sporda Psikolojik Bilgi Edinme Nedir?

Bir antrenör sporcularını seçerken ve antrenman planlaması yaparken onların fiziksel özellikleri kadar, psikolojik özelliklerini de göz önünde bulundurmalıdır. Birçok antrenör sporcuların neler hissettiğini çok iyi bildiğini, onları anlayabildiği çünkü daha önce (sporcuyken) benzer şeyleri kendisinin hissetmiş olduğunu düşünür. Ancak bu tür subjektif değerlendirmeler yanıltıcıdır. Sporcular hakkında doğru bilgiler elde edebilmek için bilinçli yöntemler seçilmelidir. Spor psikolojisinde en çok kullanılan tanı koyma yöntemleri; vak’a tarihçesi, gözlem, deney, test ve sosyometridir.

Vak’a tarihçesi: Bir sporcunun hayatı ve özgeçmişi hakkında bilgi toplamayı ifade eder. Bilgiler genellikle anket yöntemi ile toplanır. Gerekli olduğu hallerde sporcuya yakın kişilerle görüşme yapılır.

Amaç sporcunun umutları, hobileri, spor geçmişi, ulaşmak istediği hedefler, evindeki yaşam koşulları, ailesinin tavrı ve eğitim tarzı, geçmişteki başarı ve başarısızlıkları ile okul ve mesleki durumunu tespit edebilmektir.

Gözlem: Yeni bilgiler edinmek için planlı bir şekilde sporcunun gözlenmesidir. Bu yöntem sporda vazgeçilmez tanı yöntemlerinden biridir. Sporcunun bir başkası tarafından gözlenmesi (dış gözlem) sonucu, yorgunluk belirtileri, saldırgan tepkileri, öğrenmedeki ilerlemesi, korkuları, etkileşim şekilleri ve belirli durumlardaki duygusal tepkiler saptanabilir. Bunun yanı sıra sporcunun da kendisini gözleyerek (içebakış) ne zaman heyecanının yükseldiğini, hangi durumlarda dikkatini tam olarak toplayabildiğini özel antrenman ve yarışmalarda ne düşündüğünü, neler hayal ettiğini saptaması yararlı olur

Deney: Bir olayın planlı ve kasıtlı olarak gerçekleştirilmesidir. Sporda deney ve testi kesin olarak birbirinden ayırmak olası değildir. Deneyde daima bağımlı bağımsız değişkenler bulunur. Bağımsız değişken deneyi yöneten kişi tarafından tespit edilip düzenlenir. Bağımlı değişken ise tespit edilmiş koşulları bağlı olarak gözlemlenen değişiklilerdir. Örneğin, uykusuzluğun basketboldeki isabet yüzdesi üzerine etkisi araştırıldığında, uykusuzluk bağımsız değişken, isabet yüzdesi bağımlı değişkendir.

Test: Sporda test yöntemleriyle hem yetenekler hem de kişilik özellikleriyle ilgili bilgiler toplanır. Örneğin zeka testleri, fiziksel uygunluk testleri v. b Bu testlerin kullanım, uygulama ve değerlendirilmesi ilgili test prosedürüne uygun yapılmalıdır.

Sosyometri: Bir grup veya takımın öncelikle duygusal yapısını belirlemeye yarayan tüm çalışmaların ortak adıdır. Bu çalışmalar belli kriterlere göre kabul görme veya reddedilme yoluyla gerçekleşir. Böylece gruptan dışlananlar ve sevilen kişiler ile grup içi ilişkiler ve sorunların nedenleri tespit edilebilir

Antrenörlerin, ancak tanı koyma yöntemleriyle sporcuları hakkında doğru bilgilere ulaşmaları ve buna dayanarak sporcuların gelecekteki davranışlarını hem tahmin etmeleri hem de sevk ve idare etmeleri olasıdır

Sporda Düşünce Süreçleri Nelerdir?

Sporda düşünce sürecinin özelliklerinin ve çeşitlerinin bilinmesi hem antrenörün, hem de sporcunun teknik ve taktiği bilinçli olarak uygulayabilmesi açısından yararlıdır. Yarışmalar sırasında son derece heyecan duyulan ortamlarda ve her an beklenmedik durumlarla karşı karşıya olan sporcunun her şeye rağmen kendinden isteneni yapabilmesi hiç de kolay değildir.

Yarışma devam ederken bulunduğu pozisyon içerisinde hedefi, kendi durumunu, takım arkadaşlarının ve rakibin durumunu süratle değerlendirerek doğru hareket etmek zorundadır. Yapılan her hatayı veya olası daha uygun hareketi dışarıdan kolaylıkla gözleyip eleştirmek olasıdır. Sporcudan yoğun yüklenme içerisinde ve süratle hareket ederken mantıklı ve doğru hareket etmesi beklenir.

Antrenörler genellikle antrenmanlar içinde söylediklerine uygun davranan sporcunun yarışmalarda bunları unutmuş gibi davranmalarını anlamakta güçlük çekerler. Oysa bilinme gerekir ki yarışmalarda gerçekleştirilmesi istenen düşünce süreçleri ancak yarışmaya benzeyen anlam ve önemi olan ortamlarda öğretilebilinir. Ve sporcunun deneyini geçirdiği hazırlık sezonu ile sporun türü, düşünme şeklini etkiler. Sporda görülen düşünce çeşitleri aşağıda örneklenmeye çalışılmıştır.

Somut düşünce: Özellikle küçük yaştaki sporcuların düşünme şekli, somut olarak algılanabilene bağlıdır. Bu yüzden oyun içindeki olası gelişmeleri önceden zihinde canlandırarak soyutlamaları olası değildir. Ancak 10-12 yaşından itibaren sporcudan somut düşünceyi gerçekleştirmeleri beklenebilir.

Yeniden üretilen düşünce: Yeni ilişkileri kavrama ve yeni çözümler geliştirmede büyük yarar sağlar. Yeni hareketler bulunması bunlar arasında bağlar kurulması yeteneğidir. Ve hayal gücüyle yakından ilişkilidir. Özellikle dans, artistik patinaj, ritmik jimnastikte yaratıcı düşünce yeteneğine gereksinim vardır. Ama genelde tüm performans sporcuları için yaratıcı düşünce zorunludur

Kavram düşüncesi: Hareketlerin öğrenilmesi ve uygulanmasında temel oluşturur. Sözlü olarak yapması gerekeni anlayabilen sporcu, becerilerini daha net ve istenen hedefe yönelmiş olarak gerçekleştirebilir.

Her kavramın bir içeriği vardır. Bu kavramın açık ve net olarak ortaya konması daha çabuk öğrenilmesini sağlar. Bu antrenör ve sporcunun birbirini anlayabilmesi için şarttır.

Soyut düşünce: Sporcunun edindiği deneyimleri göz önünde bulundurarak karşılaştığı benzer sorunların üstesinden gelebilmesini sağlar. Bu sayede sporcu var olan yetenek ve becerilerini sonuç elde etmeyi sağlayacak şekilde organize edebilir.

Sezgisel düşünce: Sporcunun daha önceden edindiği benzer bir deneyim olmamasına karşı yeni olan sorun ile ilgili çabuk ve doğru karar verebilmesidir. Örneğin sporcunun uygulanmakta olan taktiğe uygun olmayan bir harekete bulunarak takımına sayın kazandırması ya da antrenörün iyi bir oyuncuyu görünen bir neden olmaksızın değiştirmesi gibi.

Kontrollü düşünce: Sporcunun kendi hareketlerini analiz edebilmesi ve hatayı kendi dışındaki nedenlerle(rakip, antrenör, takım arkadaşları, hakem v. b)aramak yerine, kendi yanlışlarını tespit etmeye yönelmesidir. Bu sayede sporcu kendisini bilinçli olarak izleyerek var olan yanlışlarını düzeltebilir.

Batıl düşünce: Bu düşünce şeklinde, arasında ilişki bulunmayan olay da nesnelerle başarı ya da başarısızlık arasında ilişki kurulmaktadır. Örneğin belli bir forma, maskot, muska, v. b Bağımlı şekle gelmedikten sonra özellikle genç sporcularda duygusal dengenin korunması açısından yararlı olabilir.

Sporda Hedef Belirlemenin Önemi Nedir?

Sporda hedef belirleme, sporcunun amacına ulaşabilmek içim öncelikle elde edilmesi gereken özelliklerin ortaya konulması anlamına gelir. Hedeflerin belirlenmesi, sporcunun performansını geliştirmek için planlamalar yaparken antrenöre yol gösterir.

Sporcudan beklenenlerin neler olduğunu açık ve anlaşılır biçimde ortaya koyacağı için de sporcunun motivasyonunu artırarak, çalışmanın kalitesini yükseltir. Sporda hedefler belirlenirken sporcunun sahip olduğu fiziksel ve psikolojik beceriler göz önünde bulundurulmalıdır.

Ulaşılması çok zor olan hedefler ya da hemen başarılabilecek kolay hedefler bir yarar sağlamaz. Sporda yeni başlamış, kendi kapasitesi ve spor branşıyla ilgili yeterli bilgisi olmayan genç sporcularda hedef belirlemeyi antrenör yapılmalıdır.

Ancak, ilerlemiş sporcularda, hedefin sporcunun kendisi tarafından belirlenmesi sporcunun daha istekli ve sorumlu davranmasını sağlar. Bu durumu antrenör ve sporcu arasında samimi ve güvene dayalı bir ilişki bulunmalı, sporcunun hedeflerini belirlemesine ona yardımcı olmalıdır.

Sporcunun eğer varsa o andaki hastalık veya sakatlık gibi problemleri unutulmamalı, onlar da göz önüne alınmalıdır. Hedeflerin ne zaman ve ne düzeyde olduğu bilinmelidir. Örneğin; hafta sonu oynanacak basketbol maçında 5 tane üç sayılık atış yapabilmek veya 10 savunma ribauntu alabilmek gibi.

Genelde sporcular ve antrenörler hedefleri maçı kazanmak olarak belirler. Oysa maçı kazanmak sporcuların kendi dışındaki başka faktörlere de bağlıdır. Örneklersek ; rakibin durumu, izleyicilerin etkisi, hakem, hava durumu v.b Bu nedenle sonuç yerine performans düzeyi ile ilgili hedeflerin belirlenmesi daha doğru olabilir. Performans hedeflerinin gerçekleşmesi sonucunda başarı kendiliğinden gelecektir

Hedefler ulaşıldıkça basamaklı olarak yükseltilebilir. Hedefler sadece yarışmalar için değil, antrenmanlar için de belirlenmelidir. Sporcu yarışmadan daha uzun bir süreyi antrenmanlara ayırmaktadır. Hedeflerin belirlendikten sonra not şeklinde yazılarak sporcunun sürekli görebileceği bir yere asılması yararlı olur.

Hedefler başarıldıkça abartılı olmayan ödüller verilmesi sporcunun motivasyonunu devam ettirecek ve kendine olan güvenini artıracaktır. Sporcunun hedefleri yanımda takımlar için de hedefler belirlenebilir. Ancak takım hedeflerinin sporcu hedefleriyle ilişki olmasına dikkat edilmelidir. Takım hedeflerinin belirlenmesi sporcuların birlikte çalışma ve başarma isteğini artırır. Belirlenen hedeflere ulaşılabilmesi için sporcunun antrenörü yanında, takım arkadaşları ve ailesi tarafından da desteklenmesi gerekir. Hedeflerin zihinsel hayal edilmesi onların gerçekleştirilmesinde etkili bir yoldur. Belirlenen hedeflerin neler olduğu, ne zaman gerçekleştirilmesi beklediği kartoteksler üzerinde yazılarak takip edilmeli ve kaydedilen ilerleme ile ilgili bilgiler sporcuya bildirmelidir.

Ama her şeyden önce sporcu ve antrenörü hedef belirlemenin yararına ve zorunluluğuna inandırmak gerekir. *

Motivasyon Nedir?

Sportif yüksek performansın elde edilmesi için sporcunun uzun ve yoğun antrenmanlara katlanması, ulaşılmış olduğu performansı değişik hava koşulları altında, rakip ve seyirci etkisine rağmen sergileyebilmesi onun motivasyonu ile ilgilidir.

Değişik nedenlere bağlı olarak bir davranışta bulunmak veya bulunmamak, bir işi yapmak ya da yapmamak motivasyonun hangi yönde ve ne kadar kuvvetli olduğu ile bağlantılıdır.

Burada motiv, bireyin içinde yaşadığı biyolojik ve sosyal ortamda varlığını sürdürmeye yönelik davranışlarının nedenidir.

Motivasyon ise bilinçli ve bilinçsiz, kalıtımsal ve öğrenilen psikolojik seyir ve durum için kullanılan bir terimdir.

Kısacası motivasyon, durumun şartları ve motiv arasındaki oyundur.

Motivasyon performansı olumlu yönde etkileyecek şekilde kullanabilmek için antrenörün sporcularını yakından tanıması, onların ilgi ve gereksinimleri konusunda ilgilere sahip olması gerekmektedir. Bu konuda olanak var ise bir psikologla çalışmak en yararlı şekildir.

Yeterli Motivasyon Nedir?

Sporcunun fizyolojik ve psikolojik açıdan yarışmaya hazır olma durumudur.

Yetersiz Motivasyon Nedir?

Burada motivasyon düzeyi düşüktür. Yetersiz motivasyon durumundaki sporcu keyifsizdir, nedensiz yorgunluk hisseder, yarışmayı bırakma eğiliminde veya bir an önce yarışmanın bitmesi isteğindedir. İşte bu ortamda sporcuda “start tembelliği” söz konusudu*

Start Tembelliği Nedir?

Sporcunun bir yarışmada yetersiz motivasyona sahip olması nedeniyle ortaya çıkan durumdur. Bu arada sporcu isteksizdir, yarışmayı bırakmak ister, savaşım isteği yoktur, sahip olduğu motor yetenekleri tam verimi ile kullanılmaz.

Start Tembelliğinden Nasıl Kurtulunur?

Start tembelliği durumundaki bir sporcuda yapılması gereken ruhsal gerilimi artırmaktadır. Bnun için psikotonik antrenman uygulanmalıdır.

Aşırı Motivasyon Nedir?

Aşırı motivasyon durumundaki sporcu sinirli ve telaşıdır. Bacaklarda halsizlik, ellerde titreme görülebilir. ”Start telaşı” olarak isimlendiriln bir durum söz konusudur. Sporcunun davranışlar kontrolsüzdür.

Start Telaşı Nedir?

Sporcunun bir yarışmada aşırı motivasyona sahip olması nedeniyle ortaya çıkan durumdur. Burada sporcu kontrolsüz davranış ve aşırı gergin bir davranış biçimi sergiler.

Start Telaşından Nasıl Kurtulunur?

Start telaşı durumundaki bir sporcuda yapılması gereken ruhsal gerilimi azalmaktır. Bunun için psikoayarlama antrenmanı uygulanmalıdır.

Psikotonik Antrenman Nedir?

Psikotonik antrenman, sporcuların psikolojik durumunu ayarlamak için kas tonusunun (geriminin) bilinçli olarak ayarlanması prensibine dayanır. Uygulamaya bakıldığında bir çok kas tonusunu ayarlama tekniği vardır. Bunlar sırasıyla, otojenik antrenman tekniği, progresif (gittikçe artan) rahatlama tekniği, psikofizik antrenman tekniği, aktif tonus ayarlama tekniği v. b dir

Psikoayarlama Antrenmanı Nedir?

Psikoayarlama antrenmanı, sporcuların psikolojik durumunu bir uzman denetiminde ve onun yönlendirmesiyle ayarlamak için kas tonusunun (geriminin) bilinçli olarak kontrol edilmesidir. Psikosomatik problemlerin azaltılması veya yok edilmesi hedeflenir. Psikoayarlama yoluyla yarışma için uygun zihinsel durum elde edilebilir, gereksiz enerji kaybı önlenebilir, sporcuda başarı ile ilgili kendine güven duygusu geliştirilir.

Otojen Çalışma (Traning) Nedir?

* Sporcuların psikolojik yönden yarışmalara hazırlanması içim kullanılan psikoregülasyon (psikolojik düzenleme) teknikler içinde en yaygın olanı otojen traning (otojen antrenman)dır. Ruhsal ve bedensel gevşemeyi sağlayarak dinlenme süresini kısaltır. Otojen traning, fazla ışık ve gürültüden uzak bir odada yatar ya da oturur halde yapılabilir. Oturur durumda dirsekler dizlerde dayanmalı, baş öne doğru eğilmelidir.

Daha sonra son derece sakin ve huzurlu olduğu düşünülerek diğer bütün düşünceler kafadan uzaklaştırılır.

Ve aşağıdaki sırlanan altı psikofizik alıştırması uygulanmayı başlanır:

Kolların giderek ağırlaştığı ve sıcaklık hissiyle kaplandığı düşünülür.

Bacakların giderek ağılaştığı ve sıcaklık hissiyle kaplandığı düşünülür.

Karın bölgesinin üst kısmının ve giderek tüm vücudun sıcaklık hissiyle kaplandığı düşünülür.

Nefes alıp vermeye dikkat kesilerek, kontrol edilir.

Kalp atışlarına dikkat kesilerek düzenliliği kontrol edilir.

Alnın serinlik hissiyle kaplandığı düşünülür.

Otojen training (otojen antrenman) tek başına uygulamayı öğrenene kadar deneyimli bir uzman eşliğinde çalışılmalıdır.

Biyofeedback(Biyolojik Geri Bildirme) İle Gevşeme

Biyolojik geri bildirme gevşeme, sporcuların psikoenerji yöntemlerine ve enerjilerine yaptıkları aktivitelere göre optimal(en uygun) kullanımlarına yardımcı olur. Eğer sporculardan üst düzeyde verim almak istiyorsak onların fiziksel ve psikolojik kapasitelerini geliştirmelerine yardımcı olmak gerekir. Sporcular vücutlarındaki gerginliklerle ilgili yeterli bilgiye sahip değillerse biyolojik geri bildirimle gevşeme çalışmaları gereklidir. Kas gerginliğini öğrenmede üç çeşit biyolojik geri bildirim kullanılabilir.

a-***** Deri sıcaklığı: Deri sıcaklığı genel gerginlik düzeyini işaret etmede önemli bir göstergesidir. Kaslar gevşek olduğundan deride daha fazla kan akışı olduğundan deride sıcaklığı yükselir, kaslar gergin olduğundan deride daha az kan akışı olduğundan deri sıcaklığı azalır.

b-**** Deri yüzeyinin elektrik aktivitesi: Derideki elektriksel aktiviteyi ölçen birçok yol vardır. Bunların içindeki en kullanışlı olan”galvanik deri tepkisi”dir (Galvanic Skin Responce-GSR). Vücut gergin olduğunda. ter bezleri gergin kaslarda meydana gelen ısıyı kaybetmek için daha aktif olur. Deride nem olduğunda elektrik aktivitesinin bir noktadan, diğer bir noktaya akışı daha kolaylaşmaktır. GSR ile derideki bir noktadan diğer bir noktaya olan bir dakikalık elektrik aktivitesi ölçülür. Bu ölçüm sporcuya işitsel veya görsel uyaranlarla bildirilir. Sporcular kaslarını gerdirme ve gevşetme çalışmalarıyla derideki nem oranlarını alçaltıp, yükseltmeyi öğrenmelidir. Bunun sporcular tarafından öğrenilmesi çok zaman almaz.

c-***** Kasların elektriksel aktivitesi: Kaslarla çok düşük düzeyde olan elektriksel aktiviteler”elektromyografi” EMG ile ölçülerek gerginlik tespiti yapılır. EMG yöntemiyle kas gerginliği ölçmek özellikle sporcuların özel kas gruplarında gerginlikler yaşandığında ve GSR ile sonuç alınmadığında oldukça yararlıdır.

Biyolojik geri bildirimle gevşeme sportif becerinin öğretimine benzer. Öncelikle öğretilecek beceri tespit edilmelidir. Öğretilecek beceri genel kas gevşemesi ile veya özel kas gevşemesi ile ilgili olabilir. Belirlenen becerinin, biyo geri bildirimle gevşeme olarak nasıl çalışacağı sporcuya açıklanır ve gösterilir. Sporcu sakin bir odaya getirilir, malzemeler tanıtılır ve nasıl kullanılacağı açıklanır. Sonra sporculara bilinçli olarak deri sıcaklığının veya GSR’in nasıl değiştirilebileceği gösterilir. Kas kasılmaları biyolojik-geri bildirimle çalışılacaksa, sporcular EMG’ye bağlanarak aracın kullanımı gösterilmelidir. Araçların kullanımı öğretildikten sonra, sporculardan hayal becerileriyle gerginliklerini kontrol altına almaları ve isteklerine göre yönlendirmeleri istenir. Elektronikte bilimsel gelişmeler, yukarıda sözünü ettiğimiz araçların basit, kullanışlı, portatif olarak üretilmesini ve bunların antrenman Veya yarışmalar sırasında kullanmalarını daha pratik hale getirmiştir.

Zihinsel Antrenman Nedir?

Zihinsel antrenman yapılacak olan hareketin uygulama olmaksızın yoğun bir şekilde zihinde canlandırılmasıdır. Vücut bilinçli hareketlerinin tamamında beynin verdiği emirlere uymak durumundadır.

Bu yüzden zihinsel antrenman, fiziksel antrenman ile birlikte düşünülmeli ve antrenman programları kapsamında mutlaka yer almalıdır. Bir hareketin zihinde canlandırılması sırasında ilgili kaslarda, o hareketin uygulamalı olarak yapıldığı zaman olduğu gibi elektrik akımlarının oluştuğu tespit edilmiştir. Bu yüzden sporcuların kendi spor dallarında öğrenmek veya geliştirmek istedikleri becerileri doğru şekliyle zihinde canlandırmaları, daha çok tekrar yapmalarını sağlayacağı için yararlıdır.

Hareketi durmadan, korkmadan doğru ve akıcı bir şekilde zihinde canlandırma uygulamalı olarak yapmaktan daha kolaydır. Hareketin mükemmelliği zihinde sağlandıktan sonra ise bunu pratikte gerçekleştirmek kolaylaştırır

Bu nedenle zihinsel antrenman koordinasyon gelişimde etkili bir yöntemdir.

Ayrıca zihinsel antrenman sporcunun yapacağı hareket yoğunlaşmasını engelleyen faktörleri ortadan kaldırarak konsantrasyonu sağlamaktır. Zihinsel antrenman spora yeni başlayanlarda de ileri düzeydeki sporcularda da rahatlıkla uygulanabilir. Sporcunun uygulayacağı teknik ve taktik karmaşıklaştıkça zihinsel antrenman daha da önem kazanır. Zihinsel antrenmanın uygulanmasını sporcu aşağıdaki basamakları izleyerek kolayca öğrenebilir.

a-Rahatça oturarak veya uzanarak gözler kapatılır ve birkaç kez derin nefes alınıp vücut serbest bırakılır.

b-Ayaklardan başlayarak yukarı doğru vücut parçalarının rahatlamaya başladığı ve bir sıcakla çevrelendiği düşünülerek hissedilir.

c-Zihin sorunlardan uzaklaştırılıp, yapılmak istenen hareket ve yarışma pozisyonu hayal edilir.

d-Zihinde canlandırılan hareket net ve ayrıntılı olarak düşünülerek, bu esnada ne hissedildiği ve nasıl davranıldığı yaşanır

e -Hayal edilen harekette sporcu kendini her zaman başarılı olarak düşünüp görmelidir,

f -Hareketin mükemmel olarak yapıldığı zihinde canlandırıldıktan sonra sporcu başarılı olduğunu ve uyguladığı hareketi kusursuz olarak yaptığını kendi kendine söylemelidir.

g.- Birkaç derin ve yavaş nefes aldıktan sonra gözler açılır

i -Zihinsel antrenman günde –2-3 kez uygulanır ve başlangıçtan itibaren yararı giderek daha etkili ve çabuk hissedilir.

Meditasyon Nedir?

Meditasyon konsantrasyonu geliştiren bilinçli bir zihin çalışmasıdır. doğu kültüründe günlük yaşamın bir parçası olan meditasyon, günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde kullanılır. Meditasyon yoluyla rahatladıkları, daha huzurlu ve mutlu oldukları bilinmektedir.

Spora meditasyon kendine güvenme motivasyonu yükseltme olumlum düşünce geliştirme ve stresi azaltarak ideal performansa ulaşmak amacıyla zihinsel antrenman olarak kullanılmaktadır.

Meditasyon kolaylıkla herkes tarafından uygulanabilir. Etkili olabilmesi için günde en az iki kere mümkünse aynı saat ve aynı yerlerde tekrarlanmalıdır. Meditasyona skin bir ortamda ve rahat bir pozisyonda derin nefes alıp vererek başlanır. sembol olarak bir obje veya sözcüğe yoğunlaşılır. Meditasyon yapılırken uykulu durumda olmamalı zihni berrak olmalıdır

Sibervizyon Nedir?

Gelişmiş ülkelerdeki spor psikologlarının, sporcuların performansını geliştirmek amacıyla kullandıkları zihinsel tekniklerden biridir. Özellikle gelişme dönemindeki sporcularda son derece faydalı bir tekniktir.

Bu teknikle ilgili spor dalındaki şampiyonlardan biri model olarak alınır. Zihinde o sporcu canlandırılır. Hareketleri, tekniği, başarıları canlıymış gibi net ve parlak görülür. sporcu belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra model aldığı sporcu yerine kendisini koyarak düşünür.

Aynı mükemmel teknik ve başarıları kendinin sergilediğin, zihinde canlandırılır.

Böylece kendine güvenme, kendi hakkında olumlu düşünceler geliştirme, başaracağından emin olma gibi duygular hakim olmaya başlar.

Swish (Değiştir) Tekniği Nedir?

Sporcu ancak kendine güvenli, rahat ve olumlu düşüncelere sahip ise ideal performansını sergileyebilir. Bunun yolu da kendini rahatsız eden düşüncelerden ve davranışlardan kurtulmasından geçer.

Swish tekniği insanın mükemmel davranışı gerçekleştirmek amacıyla kendi kendine iletişim kurmasına dayanan NLP’de (Neuro Linguistic Programming) kullanılan bir tekniktir.

Bunun için sakin bir ortamda rahat bir şekilde oturulur. Sporcu beğenmediği, değiştirmek istediği durumunu veya davranışını zihinde canlandırır (olaylara çabuk sinirlenmek veya yanlış yaptığında kendi kendine kızmak gibi). Bu hayali zihnindeki ekranının sol üst köşesinde büyük ve net olarak yerleştirir. Sonra sahip olmak istediği durumu veya davranışı zihninde canlandırır. (Sakin olmak hatalara rağmen kendine güvenini kaybetmemek, başaracağına inanmak gibi). Bu hayali de zihnindeki ekranın sağ alt köşesine küçük ve net olmayan şekilde yerleştirir. Daha sonra da soldaki görüntüyü giderek küçültüp kaybederken, sağdaki olumlu ve istenen görüntüyü büyütüp, net ve parlak bir şekilde tüm zihin ekranına yerleştirir. Bu anda büyük bir başarı elde etmiş gibi sevinçle görüntüyü hissederek ve duyarak pekiştirmeye çalışır.

Bu çalışmanın her seferindeki birkaç kez ve sanki gerçekten yaşıyormuşcasına hissedilerek yapılması gerekir. Etkisi, şaşırtıcı şekilde olumlu sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Duyguların Performansa Etkisi Nedir?

Duygular sözle anlatılması güç olan ve coşku, sevinç, neşe, kızgınlık, öfke, hiddet, endişe, korku v. b isimlerle anılan yaşantıları kapsar. Duyguların bilinçli olarak yönetilebilmesi için antrenman planlaması sırasında ele alınması gerekir. Duyguların kontrol altına alınmasından kasıt, onların bastırılması değildir. Çünkü duygular deneyim ve öğrenme süreçlerinin kontrolü altındadır, Duygularını tanımayan ve yönetemeyen sporcu, sahip olduğu gerçek performans düzeyini sergileyemez.

Sporcunun duyguları kendine yönelik olabilir. Genellikle genç sporcular bir yandan yetersiz kendine güven, bir yandan da beğenilme, kabul görme isteği arasındaki farklılık düşük performans ortaya konmasına neden olabilir. Burada sporcu o gün havasında olmadığı ya da her şeyin ters gittiği gibi ifadelere olası başarısızlığına kılıf hazırlamaya çalışır. Başta bir şekilde sporcu duygularını çevredeki kişi ve olaylara yöneltebilir. Sporcu hava durumunu, zemini i, ulaşım koşullarını, yakım arkadaşlarının yaptığı hataları kendi başarısızlığının nedeni olarak gösterebilir. Hayal kırıklığı ve teslimiyetin sonucu şansızlıktan kurtulamamak olarak açıklayabilir.

Bu noktada antrenöre büyük görev düşmektedir. Antrenör sporcunun duygularının yarışmandan önce ortaya çıkmasına olanak sağlayacak planlamalar yapılmalıdır. Çünkü, kişisel farklılık nedeniyle sporcuların duygusal yönelimleri ve bunların yönetimi farklı olacaktır. Bunların yarışma sırasında tespit ederek çözümlemek olası değildir.

Sporcunun duyguları neşe, endişe veya kızgınlık düzeyinde ise gösterdiği tepkiler performansını engelleyecek aşamada değildir. Antrenör sporcuya açıklayıcı konuşmalar yaparak veya örnekler göstererek ona yardımcı olabilir. Ancak bu duyguların alışkanlık haline gelmesi, yarışmanın hafife alınması ve önemsenmemesine yol açacağından göz ardı edilmemelidir.

Sporcunun duyguları sevinç, korku veya öfke düzeyinde ise dikkati, koordinasyonu ve taktik davranışları olumsuz yönde etkilenilebilir. Çünkü bu duygular sporcunun yarışma için hedeflediği teknik ve taktik davranışlarının önemini kaybetmesine yol açar. Kendisine faul yapıldığında veya rakip öne geçtiği durumlarda sporcu yukarıdaki duyguların etkisinde ise rakibine düşmanca duygular sergileyebilir veya yarışmayı kazanma ümidini kaybederek çaba göstermekten vazgeçebilir. Ya da yarışma sırasında bu duygularla hareket eden sporcu, eğer yarışmada iyi durumda ise erken sevinç nedeniyle teknik, taktik davranışı önemsemeyerek sürpriz yenilgiler alınmasına yol açabilir. Antrenör iyi gözlem yaparak sporcunun bu duygularını hemen tespit edip algılama, düşünme ve karar vermesinde bilinçliliğin devamını sağlamalıdır.

Sporcunun duyguları coşku, dehşet veya hiddet düzeyinde ise başta düşünme ve algı yeteneği olmak üzere pek çok zihin fonksiyonu zayıftır ve hareketlerini bilinçli olarak gerçekleştirmesi olası olmaz. Sporcunun sahip olduğu psiko-fizik denge durumuna kavuşması için yoğun duyguların ortadan kaldırılması gerekir. Aksi takdirde sporcuya oyunda tutmaya devan etmek ve sonuç beklemek büyük hata olur.

Sporcuya Duygusal Yardım Nedir?

Sporda, hemen her durumda duygusal açıdan yaklaşılabilir ve eğer doğru yöntemler kullanılabilirse sporcunun duygularını tanıması ve kontrol etmesi öğretiline bilinir.

Duyguların önemli bir özelliği var olan durumun algılanmasına bağlı olarak ve sübjektif yargılama sonucu ortaya çıkmasıdır.

Bu nedenle antrenör yarışmada yaşanan durumları, antrenman planlaması sırasında benzer şekilde yaratarak, sporcunun deneyimlerini artırmalı ve olumlu duygular, doğru algılama, mücadele isteği uyandırmayı sağlayarak, olumsuz tepkileri başından engellemelidir. Bunun içinde öncelikle yapılacak olan antrenörün anlayışlı ve güven verici davranarak sporcunun duygularını rahatlıkla açıklayabileceği bir iletişim kurmasıdır.

Sporcuya yanlış tepkilerde suçlamak ve yapması gereken doğruyu söylemek yerine davranışının nedenini bulma konusunda yardımcı olmak gerekmektedir. Genellikle sporcuda neden gereken yere pas vermediğini, uygun pozisyonlarda atış yapmadığını yada belirli durumlarda tereddütler yaşadığını açıklamakta güçlük çeker. Çünkü kendisi de nedenin farkında değildir. Bunları anlamsını sağlamak, benzer durumlarda, başka sporcuların duyguları hakkında bilgi vermek ve sonuçtaki değişik olasılıkları sıralayarak sporcuyu bilinçlendirmek gerekir. Sporcudan yapmasını istediğimiz teknik ve taktik hareketleri bir başka sporcuya yaparken gözletmek, istenenin zor olmadığını anlamasını sağlar. Ayrıca sporcunun hayran olduğu ve örnek aldığı birini izlemesi sağlandığında, o sporcuya güçlü bir duygusal bağ kurulacağından henüz kendisi o kapasitede olmasa da spor yaşamı boyunca olumlu etkilenecektir. Bu durum özellikle ergenlik dönemi sporcularında görülür.

Sporcunun kendine, arkadaşlarına ve antrenörüne güven duyarak mutluluk içinde hareket etmesi sağlanmalıdır. Bunları sağlayabilecek bir antrenörün öncelikle kendi duygularını tanıma ve yönlendirme konusunda yeterli olması gerekir, duyguların bulaşıcı olduğu unutulmamalıdır.

Sporcunun hedeflenen sonuçlara ulaşabilmesi için uzun ve yorucu antrenmanlarla dış fiziksel engelleri aşması daha güçlü daha çabuk ve daha mükemmel teknik taktik davranabilmesi için uğraşılmaktadır. Oysa sporcunun yorgunluk, isteksizlik, kendine güvensizlik gibi iç psikolojik engelleri aşmadan duygularını tanıyıp, yönlendirebilme yeteneğini geliştirmeden yapılan çalışmalar her zaman antrenörleri hayal kırıklığına uğratabilir.

Bu nedenle duygusal eğitime çocuk ve gençlerin fiziksel antrenmanlara başladıkları ilk andan itibaren başlamak gerekir. Bu da antrenörün antrenman planlaması yaparken fiziksel ve psikolojik hazırlıkları birlikte düşünmesi ve uygulanması anlamındadır.

Stres Nedir?

Organizmanın ruhsal ve bedensel olarak zorlanması sonucu ortaya çıkan bedensel, zihinsel, psikolojik ve davranışsal rahatsızlıklar şeklinde ortaya çıkan durum stres olarak adlandırılır

Stresin Performans Üzerinde Etkisi Nedir?

Her insan belirli durumlarda kaygı duyar. Bu normaldir ve kendini koruması ya da ulaşması için gereklidir.

Ancak kaygı uzun süreli ve yoğun yaşandığında strese dönüşür. Kaygı, olayları algılama durumuna bağlı olarak farklı düzeylerde yaşanır. Bazıları kişilik özelliği olarak kaygı duymaya meyillidir. Bu kişilerin belirli durumlarda yaşanacak olan kaygıyı daha yoğun yaşadıkları görülmektedir.

Ayrıca duruma bağlı olarak yaşanan kaygının yaş ve tecrübe ile de ilgili olduğu bilinmektedir.

Bilindiği gibi stres organizmanın ruhsal ve bedensel olarak zorlanması sonucu ortaya çıkan bedensel, zihinsel psikolojik ve davranışsal rahatsızlıklar şeklinde ortaya çıkan durumdur. Milyonlarca insana bir anda coşku ya da hüzün yaşatabilen spor müsabakalarında başrolü oynayan sporcu da hem bedensel hem ruhsal olarak yoğun yüklenmeler altındadır. İstenen performansı sergileyebilmek için, uzun süreli antrenmanlara katlanmak zorundadır. Özel yaşamı dahil her hareketi kontrol altında tutulan sporcudan tek istenen kazanmaktır. Her yarışma sporcu için sosyal ve ekonomik açıdan büyük önem taşır. Böylesi bir ortamda sporcunun fiziksel özellikleri ne kadar mükemmel ve geçirdiği antrenman süreci ne kadar kusursuz olursa olsun başarıya ulaşması stresle başa çıkabilme yeteneğine bağlıdır.

Stres altındaki bir sporcuda şu değişiklikler görülür.

Fizyolojik olarak kan basıncını (tansiyon arteriyel), kas gerginliği(gerim/tonus) ter bezi faaliyetlerinin ve kalp vurum sayısının (pulse/nabız)arttığı görülür. Solunum (respirasyon) sıklaşır ve gözbebeklerinde büyüme olur. Beyine ve kaslara daha fazla oksijen gerektiği için kanda alyuvarlar (eritrosit) sayısı artar, iç organlardaki kan miktarının azalması nedeniyle sindirim yavaşlar, zihinsel olarak dikkat azalır, algılamada yanılgılar ve unutkanlık görülebilir. Psikolojik olarak güvensizlik hisseder, huzursuz ve karamsardır, yetersizlik duygusuna bağlı olarak korku başlamıştır. Bütün bunlar antrenman veya yarışma sırsında sahip olduğu performansı sergileyememesine neden olur. Konsantre olamaz, koordinasyon bozulur, teknik ve taktik hareketlerde hatalar sergiler.

Sporcuların kişilik özelliklerini iyi bilen bir antrenör, sporcunun bu durumunu hemen tespit edebilir ve stresle başa çıkabilmesi için yardımcı olur. Aksi halde kendisi de sporcunun beklenmedik hataları karşısında acımasıza eleştirip normal performansını gerçekleştireceği beklentisiyle oyun içinde tutmaya devam edecektir. Bu da sporcunun stresinin artmasına neden olur.

Stresle başa çıkma yolları arasında insanlar en çok önerilen fiziksel egzersizler sporcuda stresin kaynağı olduğu içi geçerli değildir. Bunun yerine doğru nefes alma egzersizleri biyolojik geri bildirim, otojenik gevşeme, progresif gevşeme uygulamaları ve pozitif düşünmeyi sağlayacak zihinsel çalışmalar yapılmalıdır

Yerkes –Dodson Yasası Nedir?

Ters çevrilmiş “u” hipotezi olarak bilinir. Bu hipoteze göre sporcunun istenen performansı sergileyebilmesi için uygun bir uyarılmışlık dolayısıyla belirli bir gerginlik düzeyinde bulunması gerekir. Bu düzeyin altı ve üstü performansı gerekir. Bu düzeyin altı ve üstü performansı olumsuz yönde etkiler Yerkes ve Dodso (1908) fareleri kullanarak bu hipotezin deneysel doğruluğunu kanıtlayan ilk kişilerdir.

Burada düşük uyarılmışlık iki durumda görülür. İlki genele sporcunun kendinden çok güçlü rakiplerle karşılaşması durumunda ne yaparsa yapsa da kazanamayacağına inandığı durumdur. İkincisi ise rakibin kendisinden çok zayıf bulduğu ve rahatça kazanacağına inandığı durumdur. Her iki durumda da sporcu yetersiz uyarılma sonucu başarısız olacaktır

Aşırı uyarılmışlık durumunda ise sporcu sonuca yoğunlaştığı ve sadece galip gelmeyi düşündüğü için normal performansını sergileyemez. Aşırı gerginlik, güvensizlik ve korku doğurur. Bu durum yine başarısızlık getirir.

Sporcu İle İletişim Nasıl Olmalıdır?

Sporcular yüksek performans hedefleyen uzun ve yorucu yolda başta antrenörler olmak üzere kulüp idarecileri izleyiciler, basın, takım arkadaşları ve doğal olarak ailesinden destek görmek ister. Olumlu ve etkili bir iletişim pozitif düşünme, güven duyma, doğru davranışları pekiştirme ve övme hatta ödüllendirme ile olur. Etkili bir iletişim ise sözlü olduğu kadar sözsüz mesajdır(jestler, mimikler, el-kol hareketleri v. b)önemini bilerek doğru ve yerinde kullanmaya dayanır. Ayrıca etkili bir iletişim için gönderilen mesajlar, doğru bir şekilde algılanabilmelidir.

Genelde antrenörler sporcularına sürekli talimatlar gönderir. Ne yapması gerektiği ve yapmaması gerektiği ne yemesi gerektiği ne zaman yatması gerektiği v. b ama sporcuyu nadiren dinlerler. Oysa sporcular görev ve sorumlulukların farkındadır. Hiçbir sporcu başarısız olmak istemez. Başarısızlık durumunda hatalarını bilirler. Hataların nedenlerini açıklayacak durumdadırlar. Antrenörlerin sadece kendileri konuşmak yerine sporcuyu dinlemeye de önem vermeleri gerekir. Sporcu kendi tespitleri ve kendi düşüncelerine önem verildiğini hissetmelidir. Sporcuyla iletişim kurma, olumsuzluklarını söyleyerek yermeye değil, bilgi vermeye yardım etmeye kendine güvenini pekiştirmeye yönelik olmalıdır.

Biyoritm Nedir?

Günümüzde antrenman programları uygulanırken ya da müsabık takım listesi belirlenirken göz önünde olan konulardan biride sporcularının biyoritm eğrileridir. Biyoritm eğrileri fiziksel duygusal ve düşünsel sistemleri yöneten enerji dalgalarının seyrini gösterir. Her organizma fiziksel, duygusal ve düşünsel olarak periyodik bir dalgalanma içinde canlanma ve dinlenme evreleri geçirir

Bu konu 20. y. y başlarından itibaren tıp, hava ve kara trafiği, sanayi, sigorta ve giderek spor alanlarında dikkate alınmaya başlanmıştır. Bu alanlarda yapılan pek çok araştırma, alınan sonuçların biyoritm grafiklerinin durumları ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Fiziksel devre 23 gün sürer. Bu sürenini ilk yarısında fiziksel güç ve dayanıklılık yüksektir. İkinci yarısında ise fiziksel kapasite düşük olduğundan organizma çabuk yorulur. Hal böyle ise sporcunun durumunu bilerek değerlendirmek, yüklenme yoğunluğunu azaltamayacağımız bir zamanda ya da müsabakada ise uygun ilaçlarla destekleyerek, hasta olma, sakatlanma v. b riskleri azaltmak gerekir.

Duygusal devre 28 gün sürer. Bu sürenin ilk yarısında sinir sistemi ile ilgili sevgi, zeka, duygu gibi durumlar olumludur. İkinci yarısında ise sinirli, alıngan davranışları bakımından olumsuzdur. Bu durumlarda sporcuya karşı tahammül gösterip, anlayışlı davranmak ve motive etmek için uygun yolları seçmek gerekir.

Zihinsel devre 33 gün sürer. Bu sürenin ilk yarısında kişi öğrenmeye daha yatkındır. Kolay kavrar ve net düşünebilir, hafıza iyi çalışır. İkinci yarıda ise düşünme kapasitesinin tamamı kullanılmadığı için öğrenme zordur. Yaratıcı düşünemez ve çözüm yolları bulmada güçlük çeker. Bu durumdaki sporcunun özellikle süratle devam eden müsabaka içinde zekice ve çabuk kararlar vermesi beklenmemelidir.

Her üç devrenin birini, sonuncu ve ortasındaki günler kritik günlerdir. Bu günlerde kişinin özellikle dikkatli olması mecbur kalmadığında önemli kararlar almaması, önemli ve yeni denemelerde bulunmaması gerekir. Özellikle fiziksel devrenin kritik günü çakışan diğer kritik gün var ise “ikili kritik gün”oluşmuştur. Ve son derece riskli bir durumdur. Araştırmacılar böyle ikili kritik günlerin yılda en çok altı kez ortaya çıkabileceğini ve bu sayının azlığının şans olarak görülmemesi gerektiğini belirtmektedirler.

Biyoritmik devrelerin grafiğini çıkartmak için kişinin doğduğu günden itibaren biyoritmi görülmek istenen aynı ilk gününe kadar yaşadığı süre bulunarak bazı hesaplar yapılır.

Bu hesaplamaların pratik olarak yapılabilmesi için geliştirilmiş tablolar bulunmaktadır. Ancak biyoritmin kullanımının, yaygınlaşmasına bağlı olarak hazırlanan bilgisayar programları en kısa yoldur.

Doğum tarihi ve istenen tarih bilgisayara girildiğinde ekranda her üç devrenin grafiklerini görmek mümkün olmaktadır.

Circudian Ritm Nedir?

Circudain ritm, günün 24 saati içindeki pek çok fizyolojik ve psikolojik süreçteki ritmlerin tümüdür.

Bunların nöro-müsküler (sinir-kas) koordinasyon, fiziksel çalışma kapasitesi (PWC-Physical work capacity) reaksiyon süresi (reaction time) kas dayanıklılığı, kavrama kuvveti, ana eklemlerdeki hareketlilik, vücut ısısı, kalp vurum sayısı, kan plazma volümü, oksijen kullanımı ve protein konsantrasyonu v. b

Literatürde 24 saatlik bir gün süreci içinde bir süre yüksek verim ve yavaşlama gösteren üçyüzbinin üzerinde fizyolojik fonksiyon olduğu görülmektedir. Antrenman planlanırken bu konu göz önüne alınmalıdır.

Acil enerji kaynağı olan karaciğer glikojen deposu sabahın geç saatlerinde en yüksek düzeydedir. Gecenin ortasına doğru da azalmaya başlar.

Zorlu egzersizlerin şiddetine vücudun şiddetine adaptasyonunu sağlamak için kas tonusu ve kuvvetine etki eden endokrin sisteminde özel circudian ritmleri vardır.

Bu tür etki gösteren hormonları başında kortisol gelir. Kortisol her sabah uyandıktan sonra maksimum düzeye çıkar ve akşam minimum düzeye iner.

Yorgunlukla yakından ilgili bir hormon olan melatonin yemek yeme alışkanlıkları ile gece ve gündüz siklusuna bağlıdır.

Jet Lag (Zaman Değişimi)Sorunu Nedir?

Jet lag belirli zaman farklılıkları olan bölgeler arasında yapılan uçak yolculuğu sonrası ortaya çıkan fiziksel ve mental (zihinsel) uyumsuzluk sorunlarıdır. Ani zaman değişimi içsel vücut ritmlerini etkileyerek, karışıklık yaratır. Özellikle doğu ve batı yönünde uzun uçuşlar yapılmış ise uyuma ve uyanık olma siklusu bozulduğundan meydana gelen fizyolojik değişiklikler sonucu jet lag oluşur.

Bunun sonucunda yorgunluk, depresif (saldırgan) duyguların oluşması, baş ağrısı, konsantre olamama, iştah kaybı, uyku bozukluğu, kuvvet kaybı ortaya çıkar.

Vücudun eski durumuna kavuşması ve eski ritmini yakalaması için birkaç gün gerekebilir.

Jet lag, bireyleri farklı derecelerde kavuşması ve farklı şekillerde etkiler. Bu etkilemede çeşitli faktörler söz konusudur. Bu faktörler şunlardır:

a. Yaş,

b. Önceki uyku alışkanlığı,

c. İçe/dışa dönük kişilik.

Burada uyum süresi uçuş yönüne bağlıdır. Batı yönüne doğru yapılan bir uçuş sonrası uyum, uçulan iki yer arasındaki saat farkının yaklaşık yarısı kadar bir sürede sağlanabilmektedir. Doğu yönünde doğru yapılan uçuşta ise uyum, uçulan iki yer arasındaki saat farkının 1. 5 ‘e bölümü sonucu ortaya çıkan sürede gerçekleşir. Kuzey veya güney yönüne doğru yapılan uçuşlarda bu uyum, bir duş alınarak, yemek yenilerek ve kısa bir uyku ile sağlanabilmektedir. Bu nedenle ülkemiz koşullarında özellikle Amerika’dan gelen oyuncularda bu konu göz önüne alınmalıdır.

Onların uçuş yönü batıdan doğuya doğru olduğu için en az iki ülke arasındaki saat farkının 1. 5’e bölümü sonucu ortaya çıkan süre, o sporcunun uyumu için gerekir. Bu konu uluslararası yarışmalarda ülkemizi temsil eden takımların veya sporcuların deplasmanlarında da geçerlidir. Burada uçuş yönleri, süreleri ve saat farklılıkları göz önüne alınıp ona göre seyahatler ve günlük programlar yapılmalıdır. Bu tür seyahatlerden bir gün önce sporculara karbonhidrat yönünden zengin besiler verilmelidir. Uzun uçuşlar sırasında sporcuların dehidratasyonlarına (su kaybetmelerine) engel olmak için meyvesuları, madensuları içmeleri sağlanmalıdır. Sporcuların bu tür seyahatlerde dehidrata(su kaybı) neden olabilecek ve onu artırabilecek çay, kahve ve alkol gibi içeceklerden kaçınmalarına dikkat edilmelidir.

Spor Yaralanmalarının Psikolojik Yönleri Nelerdir?

Spor yaralanmalarının oluşum nedenlerinden biride psikolojik nedenlerdir. Bu durumun bilinmesi ve ortadan kaldırılması spor yaralanmalarındaki bir oluşum nedenini ortadan kaldırabilir.

Sporcunun zaman zaman ortaya koyduğu kontrolsüz, saldırgan ve riskli davranışlarının nedenlerini içşartlara (psikofizik) bağlamak gerekir.

Kendisi yarışmanın heyecanına kaptıran sporcu, objektif olarak algı alanı içinde olmasına rağmen, bazı sakatlayıcı unsurları görmeyebilir. Bu da gerek rakip, gerekse sahadaki bazı maddelere çarpmasına neden olabilir.

Spor yaralanmalarının meydana gelme olasılığını artıran kişilikle ilgili psikolojik durumları; duygusal nedenler, zihinsel nedenler ve sensomotrik (duyu-hareket) nedenler olarak üç ana başlıkla altında toplayabiliriz.

Duygusal nedenler: Saldırganlık, korku, hırs, rekabet, psikolojik yüklenme ve duygusal çatışmalardır.

Zihinsel nedenler: Algı bozukluğu, zihinsel yüklenme, tehlikeyi göze alma yatkınlığı ve zihinsel çatışmalardır.

Sensomotorik nedenler: Yorgunluk, duyarsızlık,, kondisyon eksikliği ile güdü ve beceri arasındaki uyumsuzluk olarak ele alınabilir.

Başarısızlıktan duyulan toplumsal korku sürekli takımda kalabilme çabası içinde olan sporcunun sözü edilen bu nedenlerle başa çıkabilmesi için antrenörünün bilinçli bir yönlendirme ve idaresine gereksinim vardır.

*

KAYNAKLAR

Anshel, M. H: Sport Psychology, from Theory to Practise. Publishers Scottsdale, Arizona. 1990. Ankara. 1986.

Frester, R:İdeomotorisches Training im Sport. Ein Beitrag zur trainingsintensivirung und Erhöhung der Wettkampsstabiliteit bei sportlern oder technischen und Schnellkrafs Sportarter, Beitraegen zur Psychologie, Sport Verlag, zur Berlin. 1974

Gould, D:Applied Sport Psycology. Mayfield Publishing Company. California. 1986

Koç, ŞSpor Psikolojisine Giriş. Saray Tıp Kitabevleri, İzmir. 1994

Luehr, J. O:Mental Taughness Training for Sport. The Stephen Greene Press. 1986

Martens, R:A Coaches Guide to Sport Psychology. Human Kinetics Publishers. Compain. İllinois. 1987

Martens, R:Successful Coaching. Second edition. Leisure Press. Champaign. İllinois. 1990

Oka, N;Biyolojik Ritm Nedir ve Askeri Alanlarda Nasıl Kullanılır?Ankara. 1987

Özbaydar, S:İnsan Davranışının Sınırları ve Spor Psikolojisi. Altın Kitaplar Yayınevi. İstanbul. 1983

Öztürk, F:Sporda Stres. Özsan Matbaacılık Sanayi. Bursa. 1991

Thomas, A:Einführung in Die Sportpsychologie. Verlag für psycologie. Dr. C. J. Hogrefe. Göttingen. 1978

Vernacchia, R:Applied Sport Psycology Services For Track and Field Coach and Athletes. Track and Field Quarterly. Spring. 1992

Volkamer, M;Jessen, K;Medler, M:Formen und Möglichkeiten des Mentales Trainings. Leistungsport, Wilhelm Limpert Verlag Gmbh, Frankfurt/mein. 1971

-Weinberg, R. S: The Mental Advantage. Leisure Press. USA. 1998

Stadlardaki Düzen Ve Kurallar

Salı, 06 Kasım 2007

STADLARDAKİ DÜZEN VE KURALLAR

Stadlardaki Bu hizmetlerde düşünce, fikir, doğru fakat uygulamalar yanlış yapılıyor. Biz foto muhabirleri ve kameramanlar Emniyet güçlerinden biraz daha anlayış, biraz daha hoşgörü, ve olumlu yaklaşım bekliyoruz. Bizlerde polis teşkilatı gibi görev yapmak için geliyoruz. Bu anlayışla uğraş veriyoruz. Bizlerinde gururu, izzeti nefsi, kişiliği var. Nasıl bir polis memuru bir vatandaşın sesini yükseltmesini istemiyorsa polis memuru da karşısındaki kişiye şahsi hisleri ile davranıp ona kırıcı davranamaz. Yasalar da bunu bizlerden istiyor o halde herkes yasalara göre davranmak ve hizmet vermeli.

A - Stada girişlerde silo ve okul yönlerinde yapılan barikatlarda taksi ve sivil araçlarla gelen görevlilerin görev yerleri olan stada girişlerinde kolaylık sağlanması için her iki barikat mahaline kişileri tanıyan misal (Hüseyin) gibi kişilerin görevlendirilmesi gerek çünkü maç günü Gazeteci- Gözlemci federasyon görevlisi – Saha komiseri gibi görev yapacak kişilerin geliş ve gidişlerini olaysız yapmalarını sağlamak.

B - Şeref turibini girişi ve sporcu girişine de kişileri yani ilgili kişileri tanıyan sivil kulüp görevlisi mutlaka olmak ve bu kişi içeriye lüzumlu kişileri alıp ve engel olan kişilere de o anda orada bulunan polis arkadaşlar müdahale etmeli. Ancak kapıdaki sivilin müdahalesi şekliyle.

Misal her yöneticide her futbolcuda her giren çıkanda o işi yaptığını gösteren kimlik yoktur. Fakat tanıyan kişi olursa yapılacak iş veya hizmet daha sağlıklı olur. Hiçbir tartışma olmaz.

C - Saha içinde bulunan futbolcuların haricindeki sivillere 4. hakem saha komiseri ve gözlemci müdahale eder eğer o kişiler baş edemez saha içindeki kişileri, dışarı davet eder ve onları ikna edemez ise bu kez saha içindeki yetkili polis memurundan yardım ister bu kişiyi veya kişileri dışarı çıkarılmalarını ister.

D - Saha içinde top toplayıcı – gazeteci- yedek futbolcuları yönlendirmek onları idare etmek onların ne iş yapmasını derede durmasını dereden gelip gitmesini 4. hakem saha komseri – gözlemci tayin eder. Takip eder eğer 4. hakemin ve saha komiserinin gözlemcinin direktiflerini dinlemiyen kişi ve kişiler olur ise bu kez güvenlik yetkilisinden yine yardım istenir gereken yapılır.

(Örnekler- Gazeteciye sen niye yelek giymedin – top toplayıcıya senin niye Bipin yok Gazeteciye burada duramazsın- Buradan geçme diye müdehale etme yetkisi 4. hakem saha komiseri ve gözlemcinindir

E- maç bitti galip gelen takım var seyircileri selamlamaya giden futbolcuları görüntü alan foto muhabirlerini – görüntü alan kameraları – engelleyen tribünden atlayan ordan burdan giren kişiler hem futbolcuları hemde basın mensuplarını iş yapmalarına engel oldukları için bu lüzumsuz kişilerin saha içine girmelerini engellemeli bu kişileri caydırıcı önlemler alınması sağlanmalı çünkü bu kişiler her maçta sahaya atlıyor ta soyunma odasına kadar geliyorlar futbolculardan forma- tozluk – top- gibi şeyler istiyor adeta yakalarına yapışıyorlar. Sevinç anında görüntü alan basının kameralarını kapatıyorlar bunlar engellemeli ve bu kişiler birkaç kez belirli bir şekilde bir iki polis arkadaşın gözetiminde tutulursa o kişi bir kez o hareketi yapmaz. Bilir ki ben hemen bırakılmıyorum o nedenle sahaya girerken iyice düşünür.

F- Maç sonu koridorlarda güvenlik önlemleri alınıyor her iki giriş ve çıkışa kalkanlar koyuluyor ikişer üçer polis memuru görevlendiriliyor çok güzel fakat kimi kimden koruyoruz bir basın mensubu 5-6 hafta galip gelemeyen bir takımın soyunma odasına zaten girmez ama sevince susamış bir takımın soyunma odasına basında girmeli – yöneticiside- saygın kişiler de giremiyor alınmıyor bir YASAK kelimesidir gidiyor. Hocayı Basın Toplantısına çağırmak için bir basın yetkilisi gidiyor, adım dahi attırılmıyor engelleniyor- ortalık sakinleşmiş hemen hemen 2-3 kişi kalmış bir tanıdık bir iki dost karşı karşıya gelmiş konuşmak istiyor engelleniyor itiliyor – kalkılıyor YASAK bu engellemelerin bu yapılacak hizmetin daha yumuşak, nazik daha medeni bir şekilde kişilere zarar vermeden yapılmasını arzu ediyoruz.

G- Koridorlarda tabiki çok lüzumsuz kişiler var. İşte o lüzumsuz kişiler çıkarılsın görev yapacak basın mensubu da poliste rahatlıkla görevlerini yapsınlar. Kalkanlarla joplarla çirkin görüntü verilip görev için orada olan foto muhabirleri köşe yazarları itilip kalkınmasınlar içeride bir idareciden bahşiş almak için asalak denilen kişiler var onlar bütün dengeyi bozuyorlar bu güne kadar İzmir’de hiçbir basın mensubu soyunma odalarında olay çıkarmamış ve olaya karışmamıştır. Bundan sonra olmaz.

H- Maç sonu hakemler – saha komiserleri- gözlemciler – bazı futbolcular- basın mensupları- bazı yöneticiler- ısrarla trafik şube müdürlüğünden istediği bir ricası var maç sonu 2 veya 3 tane taksinin silo girişinden stadın yol boşluğuna park etmesine izin verilsin yorgun argın bu kişiler valizleriyle birlikte o uzun yolu yürüyüp taksi arayıp iyice perişan olmasınlar

Tenis

Salı, 06 Kasım 2007

Tenis

Bir çok mağara resimleri, hedef oyunları oynayan insanlar resmeder. Tarih öncesi yazıtlarda ise insanların birbirlerine top attıkları bazı oyunlardan sözedilir.

Zaman geçtikçe insanlar ve oynadikları oyunlar daha gelişti ve karmaşıklastı. Gerçek tenis bin yıl kadar önceye dayanır. 1874′te Binbaşı Walter Clapton Wingfield bu oyunda zengin olabilme fırsatları sezinledi ve "Sphairistike" ismiyle bu oyunun patentini aldı, daha sonraları bu isim "çim tenisi" haline dönüştü. 1872′de Binbaşı Harry Gem ve Augurio Pereira’nın Leamington Spa bölgesinde kurdugu kulüp ise tarihin ilk tenis kulübü olarak bilinir.

Kadın ve erkeğin aynı anda oynayabildiği nadir oyunlardan olduğu için Çim Tenisi kısa sürede popüler oldu. Sadece çim üzerinde degil her türlü yüzeyde ve kapalı alanlarda da oynandı. Bu yüzden 1970lere kadar oynandığı yüzey ne olursa olsun bu oyunun ismi Çim Tenisi olarak kaldı. 1970′lerde ülkeler çim kelimesini atarak kısaca tenis demeye başlasalar bile Uluslararası Tenis Federasyonu oyunun ismini 1977 yılına kadar değiştirmedi. İngiltere Tenis Federasyonu kendine hala Çim Tenis Birligi demektedir.

Orta çağlarda tenisin ilk versiyonlarından sayabileceğimiz bir oyun el ile oynanıyordu ve zamanla oyun taktikleri kuvvete dayandığında top eli incitmeye başladı. Oyuncular ellerini sarmaya başladılar, fakat bu da yeterince koruma sağlamayınca tahtadan yapılmış raketler kullanılmaya başlandı. Bu raketler acıyı hafiflettikleri gibi, toptan ele aktarılan titreşimi de bozdular ve elediler.

Bilinen ilk tenis kitabı, Trattato del Givoco della Palla di Messer (Top Oyunun Prensipleri Üzerine), Antonio Scaino da Salo tarafından 1555 yılında Venedik’te yazıldı. Aynı kişi bundan 13 yıl önce, 1970′lerde görülen raketlere benzer ilk telli raketi yapmıştı.

Binbaşı Wingfield’in promosyon aktivitelerinden sonra çim tenisi çiçek açmaya basladı. Fakat oyun kuralları ve sahası için belirli bir standart yoktu. İlk tenis turnuvasi 1877 yılında Wimbledon’da düzenlendi. Turnuva komitesi kuralların ihtiyaci karşılamadığına karar verdi ve dönemin kroket kulübünün üç üyesine (Messrs Julian Marshall,Henry Jones,C.G.Hethcote) kuralları belirleme ve düzenleme görevi verdi. Bu kişiler görevlerini o kadar iyi yaptılar ki, koydukları kurallar hala temel olarak kullanımdadır.Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, İngiltere Avrupa’nın kuzeybatı kıyısında yer alan Britanya Adalar Topluluğu üzerinde, dört ülkeden müteşekkil bir devlet. Bu adalar topluluğu Büyük Britanya ve İrlanda Adalarıyla birlikte, 5000 küçük adadan meydana gelmiştir. Batısında İrlanda Denizi, doğusunda Kuzey Denizi, kuzeyi, güneybatısı ve kuzeybatısı Atlas Okyanusu ile çevrilidir.

…Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Türkiye Birinci Erkekler Basketbol Ligi

Salı, 06 Kasım 2007

Türkiye Birinci Erkekler Basketbol Ligi

Federasyonun resmileştirmek için uğraş verdiği kısa adıyla TBL’de 2003-2004 sezonu resmen start aldı. Ancak 2001′de 12 Dev Adam’ın Avrupa ikincisi olmasıyla yükseliş trendine giren halkın basketbola olan ilgisi, yeni lig sezonunda da adeta "yerlerde sürünecek"… Çünkü, yaklaşık son 10 yılda olduğu gibi bu yılda ligin sonunda ne olacağı şimdiden belli!..

Türk basketbolunun son yıllardaki iki lokomotifi, Efes Pilsen ve Ülker çok olağanüstü bir sürpriz olmazsa, bu sezon da final oynayacak ve bu iki devden biri de şampiyon olacak. Diğerleri ise ligde, dolayısıyla da basketbolda "Figüran" olmaya devam edecek.

Efes Pilsen ve Ülker’in başı çektiği ligde, normal sezon ve play-off üçüncülüğü için çekişecek takımlardan ilki, Başkent ekibi Türk Telekom. Değerleri bu takımı zorlamak ve geçmek için mücadele edecek.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş üçlüsüne gelince… Geçen yıl Erman Kunter yönetiminde müthiş bir çıkış yakalayan Galatasaray, bu sezon Halil Üner’in coach’luğunda sürprizler peşinde koşacak… Fenerbahçe de öyle… Beşiktaş ise, üç büyüklerden en flaş transferleri yapan ekip. Ancak onlar da sadece üst sıraları zorlamak için ter dökecek, sadece o kadar… Türk sporunun (futbolunun) üç büyükleri, yıllardır olduğu gibi kör döğüşünü andıran basketbollarıyla, sadece ezeli rekabetin heyecanını sporseverlere yaşatacaklar, birbirlerini yendiklerinde şampiyon olmuş gibi sevinecekler…

Bu sezon tüm takımların geçen yıla oranla yenilenmiş kadrolarıyla mücadele edecek olmaları, yalnızca lige yeni yüzler kattığı için basketbolseverler adına heyecan verici… Onun dışında, TBL’de yine zevksiz, tatsıs-tuzsuz, sıradan bir sezon yaşayacağız… Sonucunu baştan bildiğiniz bir filmi, ya da bir maçı izlemek ne kadar zevk verir ki?..

Basketbol Federasyonu futboldaki gibi özerk oluncaya, oyuncu menajerleri kulüpleri sömürmeyi bırakıncaya, üç büyüklerin yönetimleri tek bir futbolcuya verdikleri paranın yarısıyla basketbolda şampiyonluğa oynayacak bir kadro kurabileceklerini öğreninceye kadar, TBL böyle olmaya devam edecek. Türk basketbolseverler de, Mehmet ve Hidayet’in NBA’deki maçlarıyla zevk almayı sürdürecek…

Efe Aydan:1955′te Ankara’da doğdu. Basketbola 16 yaşında başladı. Eczacıbaşı, Efes Pilsen, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Tofaş takımlarında oynadı. Basketbol yaşamı boyunca 6 kez Türkiye Şampiyonluğu, 2 kez Balkan Şampiyonluğu, 1 kez Akdeniz Oyunları ikinciliği ile Avrupa Gençler Turnuvası’nda ikincilik yaşadı. 1981 yılında Avrupa Karması’na seçildi ve böylece ancak Avrupa’nın en seçkin basketbolcularının katılabildiği Avrupa Karması’nda yer alan ilk Türk basketbolcu oldu. Aydan, bu arada Juventüs Takımı’na karşı oynayan karmada başarılı oyunuyla dikkatleri çekti. Aydan, Türk Milli Basketbol Takımı’nda en fazla oynayan ve en fazla (89 kez) kaptanlık yapan sporcu unvanına sahiptir.

Turgay Demirel:1957 yılında İstanbul’da doğdu. Basketbola 1972 yılında Galatasaray’da başladı. İstanbul Bankası Yenişehir formasını 1979-1983 yıllarında giydi. Daha sonra yeniden Galatasaray’a transfer oldu. 1.93 m boyunda olan Demirel, basketbolu 1988′de bıraktı. 41 kez Yıldız Genç ve A Milli Takım formasını giydi. 1992 yılında Basketbol Federasyonu Başkanlığı’na getirildi. 1994 yılında FİBA Yönetim Kurulu’na seçildi.

Nur Gencer:1948 yılında İstanbul’da doğdu. Öğrenimini Kadiköy Maarif Koleji’nde 1967 yılında tamamlandı. Çeşitli dönemlerde Galatasaray, Eczacıbaşı, Tofaş takımlarının menacerliğini üstlendi(1967-1985). 1992-1995 yılları arasında Türkiye Basketbol Federasyonu Genel Koordinatörü, FIBA Teknik Komiseri ve Uluslararası Organizasyon Komitesi üyesi olarak hizmet verdi.

Harun Erdenay:Türk basketbolunun önemli isimlerinden olan Kemal Erdenay’ın oğlu olan Harun, 1968 yılında İstanbul’da doğdu. Basketbola 1978′de İTÜ’de başladı. 1.92 m boyunda ve başarılı bir oyun kurucu olan Harun, sırasıyla İTÜ, Efes Pilsen, İTÜ, Fenerbahçe ve Ülker’de oynadı. Milli Takım’da çıkardığı başarılı oyunlarıyla da kendinden söz ettirdi.

Yalçın Granit:1932′de İstanbul’da doğdu. Darüşşafaka’da basketbola başladı. Daha sonra Galatasaray’a geçti. Türkiye’nin en ünlü basketbolcusu oldu. 68 kez Milli Takım’a seçilen Granit, Fransız Racing Takımı’nda da oynadı. Basketbolu bıraktıktan sonra başta Galatasaray olmak üzere çeşitli kulüplerde antrenörlük yaptı.

Erman Kunter:1956 yılında İstanbul’da doğdu. Basketbola İTÜ’de başladı. 202 kez milli oldu. Basketbol Milli Takım’ımızın Balkan Şampiyonu olmasında büyük pay sahibi oldu. Beşiktaş, Eczacıbaşı, Fenerbahçe takımlarında oynadı. Bir maçta 153 sayı kaydederek rekor kırdı. Aktif sporu bıraktıktan sonra Darüşşafaka’nın çalıştırıcılığını yaptı.

Petar Naumoski:1958 yılında Makedonya’nın başkenti Üsküp’te doğdu. Basketbola bu kentin takımı Rabotniçki’de başladı. Daha sonra Hırvatistan’ın Pop 84 takımında yer aldı. Yugoslavya’da iç savaş çıkınca Makedonya’ya döndü ve Rabotniçki’de 1 yıl oynadıktan sonra 1992-1993 sezonunda Efes Pilsen’e transfer oldu. 1994-1995 sezonunda İtalya’nın Benetton Trevisko takımında oynayan Naumoski 1995-96 sezonunda yeniden Efes Pilsen’e döndü.

Aydın Örs:1946 yılında Ankara’da doğdu. Ankara İ.T.İ.A.’ni bitirdi. Basketbola 1963 yılında başladı. Milli formayı 35 kez giydi. DSİ Spor, Şekerspor kulüplerinde oynadı. 1981 yılında antrenörlüğe başladı. 1983′te Efes Pilsen Kulübü’nün sorumluluğuna getirildi. Disiplini, çalışkanlığı, oyun zekası ve cesaretiyle kısa sürede Efes Pilsen’i Avrupa’nın da en güçlü takımları arasına soktu. 1993 yılında Kulüpler Kupası’nda finali oynamasını, 1996′da ise Koraç Kupası’nı kazanmasını sağladı.

Ömer Ozan:1947 yılında Ankara’da doğdu. Futbol hakemlerimizden Ziya Ozan’ın oğludur. Başkentte basketbol oynadı, 1969′da hakemliğe başladı. Türk basketbolunun en başarılı hakemlerinden biri olarak uzun yıllar müsabakalarda görev yaptı. 1994 yılında hakemliği bıraktı.

Osman Solakoğlu: Spora Basketbol Federasyonu Başkanı olarak hizmette bulundu. FİBA Gençler Komitesi üyeliği ve Milli Takım menacerliği yaptı. Başarılı Federasyon Başkanlarından biri olarak Deplasmanlı 2. Türkiye Ligi’nin kuruluşuna, Yıldız ve Ümit Milli Takımları’nın yeniden oluşturulmasında katkıda bulundu. Basketbol Federasyon Başkanlığı’nı 23 yıl başarı ile sürdüren Solakoğlu, 5 Mart 1992 tarihinde bu görevinden ayrıldı.

Ayrıca Hidayet Türkoğlu, Hüseyin Beşok, Mirsad Türcan, İbrahim Kutluay, Mehmet Okur, Orhun Ene ve kısacası 12 Dev Adam’ı unutmamak gerekir.

Üç Adım Atlama

Salı, 06 Kasım 2007

ÜÇ ADIM ATLAMA

Üç adım atlama; sıçrama, adim atma ve atlama biçimindeki üç ayrı kesintisiz hareketin ardarda yapılarak, en uzak mesafeye ulaşmaya dayalı pist ve alan sporudur. 1896′dan beri olimpiyatlarda yer almakta olup, ilk oyunlarda iki sıçrama, sonraları tek sıçrama biçimini aldı.

Günümüzde üç adim atlama hız mesafesi uzun atlamada olduğu gibi 45 m’dir. Burada da atletler uzun atlamada olduğu gibi süratli koşu ayak ve baldırları kuvvetlendirici egzersiz ve cimnastik hareketleri yaparlar. Koşuya tam anlamıyla ısındıktan sonra başlarlar.

Sadece üç adim atlayıcı, tek adımcıdan daha alçak sıçramalar yapar. Güç ve denge rüzgara karşı durmak için en gerekli şeylerdir. Atlama sahari olarak kullanılan atlama havuzu ve atlama tahtası, uzun atlamadakinin aynisidir. Yalnız üç adim atlamada, atlama havuzu ile atlama tahtasının arası en az 11 m’dir.

Günümüzde üç adım atlamalarda, süratle atlayan ve sıçrama kuvvetine sahip olanların kullandığı De Silva tekniği ile az süratli olanlar tarafından kullanılan Ortadoğu tekniği tercih edilir. Tek adımın aksine, üç adımda basmadan önce fazla sürat önemli değildir. Sıçrama, çabuk ve koşu yönünde olup tek adımdan daha alçak olmalıdır. Yarışmacı tek ayağı üzerinde havalanır ve aynı ayağının üzerine iner. Bunu yerde atılan ikinci uzun bir adım izler. Adım için diğer ayağının üzerine düşmelidir. Bu süre içinde yarışmacı koşu alanındadır. Üçüncü ve son atlamayı yapıp iki ayağıyla havuza düşer.

Üç adım atlamalarda da atletlerin altışar hakları vardır. Altı hakkında en iyi dereceyi yapan birinci olur. Atletler, atlayış sırasında yanlış ayağıyla, kasten yere dokunursa atlayış geçersiz olur. Diğer kurallar uzun atlamadakilerin çok benzeridir

Alman cimnastiğinin babası sayılan Ludwing Jahn zamanında (150 yıl öncesi), Alman üç adım atlama tekniği geliştirildi. Bu atlama tekniğinde, koşudan sonra üç tane sıçramalı koşu (Kanguru sıçraması) adımı alınır ve çift ayak üzerine konulurdu. Örneğin: Hız alma koşusu - sol - sağ - sol - çift veya koşu - sağ - sol - sağ - çift konma gibi. Bugün bile hâlâ bu tür üç adım atlama tekniği, çeşitli ülkelerde üç ve beş adım atlama şeklinde uygulanmakta olup, ülke içi yarışmalarla rekor denemeleri yapılmaktadır.

Mdern Olimpiyatlarda (1896 Atina) ilk olimpiyat madalyası 13,71 m ile üç adım atlayıcıya nasip olmuştur. İlk olimpiyatlardan sonra, üç adım atlama bütün kıtalara yayılmaya başlamış, bugün atletizm de en çok sevilen dallardan biri haline gelmiştir. Özellikle Japon, Avustralya, Brezilya, Polonya ve Rus atlayıcıların üç adım atlama dalında büyük bir aşama gösterdiğini görmekteyiz.

Önceleri üç adım atlayıcılar, bugünkü yürüyüşçü atletler gibi birtakım peşin hükümlü kişilerin kırıcı eleştirileri ile mücadele etmek zorunda kaldılar. Hatta, zaman zaman üç adım atlama dalına tehlikeli ve anlamsız bir atlama dalı olarak bakılmış, yarışma programlarından dahi çıkarıldığı olmuştur. 1975 yılında 17,89 m üç adım atlayar*ak hâlâ dünya rekorunu elinde bulunduran Brezilyalı Oliveria ile, 17 m’nin üzerinde atlayan Rus ve Polonyalı atletler, atletizmin bu dalını popüler olmasında büyük ölçüde katkıları olduğunu söyleyebiliriz.

1. Üç Adım Atlama Teknikleri

Üç adım atlama, sıçramalı koşu (Kanguru koşusu) türü atlamaların, sıçrama kuvveti ile tekniğin kombine edilmesidir. Genellikle üç adım atlamada sakatlanma tehlikesi, bu dalı uzun atlamanın aynısı gibi görenlerde daha çok rastlanır. Modern üç adım atlama tekniği, atlayıcılarda sağlam bacak kuvveti ile iyi bir kondisyon gerekti*rir. Bu nedenle, iyi bir üç adım atlayıcı tek taraflı olmamalı, özellikle çok taraflı bir uzun atlayıcı özelliği taşımalıdır. Bu özellikler de:

a. Sıçrama yeteneği ve patlayıcı sıçrama kuvveti ile sıçramada devamlılık,

b. Çok iyi bir sprint gücü,

c. İyi bir denge duygusudur.

Başarılı bir atlamanın en önemli şartı, her atlamanın en ekonomik biçimde bölüm*lere ayrılmasıdır. Bu nedenle, sıçrama kuvvetinin eşit oranda her iki bacakta geliş*tirilme zorunluluğu vardır.

a. Dikey Sıçrama ve Atlama Tekniği

En ideal üç adım tekniği bu tekniktir. Bu tekniği genellikle sıçrama gücü fazla, buna karşı sürati biraz düşük olan atlayıcı tipleri uygular ve bu tekniği tercih ederler.

Tekniğin Belirgin Özellikleri

Birinci sıçramada yükselme açısı diktir.

Uzun ve yüksekten bir atlama ile genel atlayışta ortalama % 38′lik bir payı vardır.

Sıçrama yükseğe yapıldığında yatay süratte kayıp oranı fazladır.

2. ve 3. (adım alma, atlama) atmalarda gövde dik tutulduğundan, çift kol savurma tekniğini uygulamada kolaylık sağlanır.

Genel atlamanın her bölümünde yapılan sıçramalarda, ayağın itme hareketlerinde büyük bir frenleme görülür.

Sekme - adım alma - atlama bölümlerinde atlanan mesafeler yüzde olarak aşağı yukarı % 38 - % 29 ve % 33 oranında olmaktadır.

b. Alçak Sıçrama ve Atlama Tekniği

Sürat gücü iyi, buna karşın sıçraması biraz zayıf olan atlayıcılar bu tekniği tercih ederler.

Tekniğin Belirgin Özellikleri

İlk sıçrama - atlama (sekme hareketi) genellikle alçaktan yapılır. Dolayısıyla sıçrama ayağının yere dayanma süresi de az olur.

Uçma açısı dikey atlamaya göre daha azdır.

Yatay (Horizontal) süratteki kayıp oranı daha azdır

Bölümlere göre atlanan mesafeler % 35 - % 30 - % 35 oranlarında olmaktadır.

c. Tabii Sıçrama ve Atlama Tekniği

Bazı üç adım atlamaya yetenekli öğrencilerin sürat ve sıçrama güçleri aşağı yukarı eşit oranda olmaktadır. Bu tip atlayıcılar "Tabii atlama tekniğini" tercih ederler. Atlama bölümlerinde atlanan mesafeler aşağı yukarı dikey sıçrama - at*lama tekniğindeki oranlara yakın bir görünüm göstermektedir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız atlama tekniklerinden çocuklar için hangisinin tercih edilmesi konu olduğunda, her şeyden önce onların başarı parametrelerinin çok iyi gözlenmesi ve bilinmesi gereklidir. Bu parametrik ölçülerin de, atlayıcıların sahip olduğu sıçrama kuvveti ile sürat özellikleri olduğunu daha önce söylemiştik.

Son yıllarda, Polonyalı bilim adamlarının üç adım atlayıcılar üzerinde yaptıkları bi*limsel analizler, sıçrama gücü fazla olan kişilerin "Alçak sıçrama - atlama tekniğin*de" daha avantajlı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Üç adım atlamada en önemli nokta, sürat kaybını asgariye indirip, bütün savurma ve itme hareketlerinin en optimal dü*zeyde uygulamasını gerçekleştirebilmektedir.

Üç Adım Atlamada Hareket Bölümleri

Hız alma koşusu,

1. Atlama - Sekme (Hop),

2. Atlama - Adım alma (Step),

3. Atlama - Atlama (Jump) diye bölümlere ayrılır.

Hız Alma Koşusu

Üç adım atlamanın hız alma koşu mesafesi, uzun atlayıcıların hız alma koşu mesafesinden daha farklı değildir. Yalnız, son yıllarda üç adım atlayıcıların sürate geçme özelliğini iyi belirleyerek, bu mesafeyi çok iyi ayarlamaları gerekir. Eğer öğrenci*miz, kendi maksimal süratine kısa mesafede ulaşıyor ise, hız alma sahası kısa, ya*vaş süratlenirse o zaman da uzun olması gerekir. Bu mesafe için çocuklara 12-15 koşu adım sayısı genellikle yeterli olmaktadır.

d. Sıçrama ve Sekme (Piston Hareketi)

Sıçrama, hız alma koşusundan sonra, uçuş devresine başlama arasındaki aktif bir geçiş hareketidir. Bu konuda tartışılan en önemli nokta, sıçramanın hangi bacak*la yapılarak sekme (Piston) hareketinin yapılmasıdır. Üç adım atlamada her iki ba*cağın eşit sıçrama gücünde olduğunu kabul edersek, o zaman, kural olarak hangi bacakla daha iyi denge kontrolü yapılırsa o bacak ile ilk sıçramanın yapılması en doğru hareket olur. Çünkü tüm atlanan mesafenin 3 / 2′ lik bölümü bu bacağın yar*dımıyla katedilmektedir.

Adım alma ve atlamanın başarılı uygulanabilmesi, piston hareketinin doğru uygulanması ile gerçekleşir. Bu nedenledir ki, atlayıcının kendisini sadece sekme hareketine konsantre etmesi ve düşünmesi gerekir. Atlayıcı basma tahtasına ayak ucu koşu yönünü gösterecek ve sıçrama ayağını düz gelecek şekilde yerleştirir. Sıçra*manın çok çabuk ve koşu doğrultusunda ileri olması şarttır. Vücut ağırlık merkezi aşağıya düşürülmez. Bu nedenle, sıçrama bacağı mümkün olduğu kadar gergin tu*tulmaya çalışılır. Vücut ağırlık merkezi sıçrama ayağı üzerine aktarılırken, savurma bacağı bükülü olarak ileriye götürülür.

Sıçrama bacağının ayak ucu basma tahtasını terk etmeden önce, sıçrama baca*ğı gerilir ve kollar aktif bir savurmanın gerçekleşmesi için bu harekete katılırlar. Aya*ğın yeri terk etmesiyle birlikte savurma bacağı yere paralel gelecek bir durum alır. Bu sırada, gövde ile üst bacak dik bir açı teşkil ederler. Baha sonra savurma baca*ğı gövde altına alınırken, kalça gerisinde bulunan bükülü sıçrama bacağı yine bükü*lü olarak ileriye kalça hizasına kadar savrulur. Bu harekete, kollar geriden ve aşağı*dan öne doğru çift kolla veya önden - aşağı - geriden - yukarıya doğru biribirine ters yönde çevrilerek yardımcı olurlar. Böylece, rakkas hareketi tamamlanarak, iniş dev*resi başlar. Sıçrama bacağı konmaya geçmeden önce, gövde önünde gergin bir va*ziyet alır. Sonra vücut ağırlık merkezinin 1,5 ayak boyu kadar ilerisinde ayak, topuk - taban yuvarlanması ile geride bulunan vücut ağırlık merkezini sıçrama bacağı üze*rine aktarılmasını sağlamış olmaktadır.

e. Adım Alma

Üç adım atlamada en zor ve problemli olan adım, bu adımdır. Başarıyı arttırma, adım almanın gereği şekilde yapılabilmesi ile sağlanır.

Piston hareketi sonunda yapılan konma ile adım alma devresi başlamış sayıl*maktadır. Savurma bacağı dizden bükülü olarak kalça hizasına kadar savrulurken, kollar geri - aşağıdan ters yönde çevrilerek, hem vücut ağırlık merkezinin yukarıya alınmasına hem de denge sağlayarak hareketi düzenlemeye yardımcı olurlar.

Sıçrama bacağı, ayak ucunun yeri terk etmesiyle sıçrama hareketi tamam*lanmış olur. Bu sırada gövde ile savurma bacağı arasındaki açı 90°, savurma baca*ğının alt ve üst bacaklar arası açı da 90 derece olmaktadır.

İnişe geçmeden önce savurma bacağı mümkün olduğu kadar rahat tutulma*lı ve bacaklar arasındaki açı bozulmamalıdır. Konmaya geçerken çok az küçültülen açı, tekrar büyültülerek atlayıcının atlama anında sıçrama ayağını aktif olarak kullan*masına yardımcı olur. Ayak alçaktan yere basmalı, vücut ağırlık noktası aşağı yuka*rı ayak topuğu üzerinde bulunmalıdır. Bu tür aktif konma 3. atlamanın sıçrama hare*ketini de kolaylaştırmaktadır.

f. Atlama

Bu atlama, üç adım atlamanın son bölümü olup, tüm atlamanın uzun atlaması olarak da ifade edilebilir. Sıçramadan sonra, uzun atlamadaki bütün teknik variyasyonları uygulamak mümkündür. Örneğin; adım alarak, adımlama veya asılma yapa*rak.

2. Tekniğe Hazırlayıcı Alıştırmalar

1. Denge duygusu kazandırıcı alıştırmalar.

20 - 25 m’ye kadar sıçramalı (Kanguru) koşular.

10 - 15 m içinde yalnız sol ve sağ bacakla sek - sek koşular.

Yanlara ve çapraz adım alarak sıçramalı koşular. Sol bacak ile sol, sağ bacak ile sağ tarafa sıçrama yapılır. Hangi bacak ile sıçra*ma yapılır ise, aksi bacak önden çaprazlama yaparak, aksi tarafta yere basmalıdır.

Aynı bacak ile çapraz sıçramalar.

Yumuşak zemin üzerinde veya yokuş aşağı sekme ve adım alma çalışma*sı. Örneğin : Sol - sol - sağ - sağ , sol - sol gibi. Yalnız, adım değiştirilir*ken büyük adım almaya özellikle dikkat edilmelidir.

2. Ritim duygusu kazandırıcı alıştırmalar.

Birbirine bağlantılı küçük sıçramalar yaparak, üç adım ritmini kazanma. Örneğin:

1. Sol - sol - sağ - çift, sol - sol - sağ - çift veya

2. Sağ - sağ - sol - çift, sağ - sağ - sol - çift gibi.

Ritm kazanıldıktan sonra, ikinci adım biraz daha büyütülerek aynı çalışma uygulanabilir.

Üç adım hız alarak ritm çalışması. Örneğin;

sol - sağ - sol - (koşu) = sol - sol - sağ - çift veya

sağ - sol - sağ - (koşu) = sağ - sağ - sol - çift

Alçak engeller üzerinden (Cimnastik kasası üst parçası veya sağlık topla*rı) ritmli sıçramalar.

Değişik yükseklikteki engeller üzerinden aynı veya değişik bacakla bağlantılı sıçrama ve atlamalar.

3. Sıçrama kuvvetini geliştirici alıştırmalar

Cimnastik sırası üzerinden çift ayakla sağ veya sol tarafa sıçramalar.

Yan yana konan iki cimnastik sırası veya kasası üzerinden çift ayakla sıçramalar.

Yan yana duran cimnastik sıraları üzerinden tek ayakla sıçrayıp, aksi ayak üzerine konmalar.

Merdivende sıçramalar.

2 - 3 adım hız alarak ka*sa üzerine sıçrama ve yumuşak mindere atla*ma.

Yüksek bir yerden sıçra*yarak savurma bacağı üzerine konma yapıp, aynı bacakla tekrar sıçrayarak savurma bacağı ile yüksek bir yere konma.

Tek bacakla yükseğe sıçradıktan sonra, aynı bacakla yere - yükseğe yere ve tekrar yükseğe sıçrama ile minder üzerine uzun atlama.

3. Teknik Geliştirici Alıştırmalar

1. Önce 3, daha sonra 5 koşu adımından hız alarak " Sekme hareketi" (Piston) ile "Adım alma" tekniğini öğrenme ve geliştirme. Bu tür çalışmalarda özellikle 2. adı*mın (Adım alma) uzun alınmasına dikkat edilmelidir.

2. "Atlama" tekniğini öğrenme ve geliştirme. Bu alıştırma ile ikinci adımdan sonra iyi bir sıçrama yaparak, teknik yönden atlama hareketleri doğru yapılmalıdır. Teknik atlama varyasyonlarını her öğrencinin kendisi seçmeli ve uygulamalıdır.

3. "Konma" tekniğini doğru öğrenme ve geliştirme çalışması. Bu alıştırmanın uygulanmasında da, özellikle sıçrama bacağını savurma bacağının yanına çok çabuk getirilmesine dikkat edilir.

4. İkinci adımı büyük alarak, ayağın yere konma hareketini sıçrama ile bağlama. Bu alıştırma ile ayağın yere doğru basmasından sonra, 3. sıçrama ile beraber savurma bacağını kuvvetli olarak yukarı kaldırıp, doğru bir uzun atlama tekniği uy*gulanmalıdır.

5. Hız alma koşu mesafesi artırılarak üç adım atlama tekniğini uygulama.

6. Normal hız alma koşusu ile, basma tahtasına basıp, üç adım atlama tekniğini uygulama. Bu alıştırmanın uygulanışında, yardımcı araç ve gereçlerle, işaretlerden mümkün olduğu kadar az faydalanılmalıdır.

Voleybol

Salı, 06 Kasım 2007

voleybol

Altisar kisiden olusan iki takimin topu uc pasta filenin uzeirnden gecirmeye ve rakip takimin sahasina dusumelerine dayanan spor dali.

Voleybol 1885 yilinda Amerika’da icat edildi. Holyoke YMCA Okulun’da

ogretmenli yapan William Morgan basketbol topunun ic lastigiyle boyle bir

oyunun oynanabilcegini dusundu ve ilk uygulamayi ogrencileri arasinda yapti.

1. Dunya savasi yillarinda voleybol Uzakdogu’ya ve Avrupa’ya yayildi.

1964 Tokyo Olimpiyatlarindan itibaren olimpiyat programina alinan valeybol’da

80′li yillara kadar Sovyetler buyuk ustunluk kurdu.

1892’de ABD’de Dr James Naismith şeftali sepetlerini inceledi ve basketbolu icat etti. Arkadaşı William Morgan, bu oyunu inceledi ve dört sene sonra kendi oyununu icat etti. Bir asır sonra voleybol basketbol ile birlikte Olimpiyat Oyunlarının en hızlı en sevilen oyunlarından biri haline geldi.

İlk oynanmaya başlandığı günden beri değişime açık bir oyun olan voleybolda, Set ve blok ilk kez 1916 yılında uygulanmaya başlandı

Aslında Morgan oyuna “mintonette” adını vermişti ama komşusu bir profesör oyunu inceledi; topa vole şeklinde vuruşlar yapıldığını gözlemledi ve oyuna “voleybol” adını verdi.

İcadından itibaren değişime açık bir spor oldu voleybol.

1900’de özel tasarlanmış bir topla oynanmaya başladı. İzleyen 20 senede geçirdiği değişimlerle modern voleybola dönüşmüş oldu.

Set ve blok 1916’da Filipinler’de ortaya çıktı. Altı kişilik takımlar 1918’de standart hale geldi.

ABD’li askerler bu sporu 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa’ya götürdüler. Avrupa, voleybolu pek sevdi. 1947’de Uluslararası Voleybol Federasyonu kuruldu.

1949’da Uluslararası Olimpiyat Komitesi voleybolu oyunlar arasına aldı.

Aynı sene ilk erkekler dünya şampiyonası düzenlenirken üç sene sonrasında bayanlar şampiyonası düzenlendi. Her iki şampiyonayı da SSCB kazandı ve bu üstünlüğünü 80’li yıllara kadar sürdürdü. 1964’te Japonya karşılarına bir rakip olarak çıktıysa da SSCB’nin üstünlüğü uzun süre devam etti.

1984’te Los Angeles’ta ABD erkeklerde şampiyon olana kadar süren üstünlük bu tarihten sonra Batı’ya geçti.

Voleybol,

Salı, 06 Kasım 2007

Voleybol, genellikle altışar oyunculu iki takım arasında oynanan top oyunu.Topu elle bir ağ üzerinden aşırarak rakip alana düşürmeye dayanır.Bir takımın karşıladığı topu geri göndermek için topa en fazla üç kez dokunulabilir.

Voleybol ABD’nin Massachusettes eyaletindeki Holyoke’ta, Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) begen eğitimi öğretmeni William G. Morgan’ın geliştirdiği bir kapalı alan sporu olarak 1895’de oynanmaya başladı. Morgan bu oyunu mintonette olarak adlandırmıştı; daha sonra topu yere değmeden vurma (vole) ilkesinden hareketle voleybol adı önerildi ve oyun bu adla tanındı.ilk kez Morgan tarafından kaleme alınan voleybol kuralları, YMCA ile Üniversiteler Ulusal Spor Birliği’nin (NCAA) ortak çalışması sonunda 1916’da yeniden düzenlendi.ABD’de kısa süre tutulan voleybol, I. Dünya Savaşı sırasında ABD askerleri aracılığıyla Avrupa’ya da geçti.Sporun çeşitli ükelerde uzun bir dönem bağımsız bir çizgide gelişmesinden sonra, 1947’de Paris’te Uluslararası Voleybol Fedarasyonu (FIVB) kuruldu.1980 ortalarında FIVB’ye üye ülkelerin sayısı 145’i buldu.Günümüzde FIVB yönetim merkezi İsviçre’nin Lozan kentindedir.

İlk uluslararası voleybol karşılaşması 1913’te Manila’da düzenlenen Uzakdoğu Oyunları’nda yer aldı.FIVB’nin desteğinde düzenlenen ve erkekler için 1949’da, hem erkekler, hem bayanlar için ise 1952’de başlayan dünya voleybol şampiyonaları, standart oyun kurallarının benimsenmesini sağladı.voleybol 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda hem erkeklerde, hem bayanlarda ilk kez bir yarışma dalı olarak yer aldı.1980’lerin ortasına değin dünya şampiyonaları ve Olimpiyat oyunları’nda hem erkeklerde, hem bayanlarda Sovyetler Birliği takımı üstünlüğü elinde tutuyordu.

Türkiye’de voleybol önceleri bir okul sporu olarak görülüyordu.İlk voleybol takımı 1927’de Fenerbahçe tarafından kuruldu.Voleybol Federasyonu 1936’da oluşturuldu.İlk Türkiye Voleybol Şampiyonası1948-49’da düzenlendi.Milli voleybol takımı ilk maçını 1953’te Yugoslavya ile yaptı.Bağımsız bir voleybol federasyonunun oluşturulmasından (1958) sonra 1960’larda voleybola ilgi arttı ve 1971’de Türkiya deplasmanlı voleybol ligi kuruldu.Voleybol liginin ilk şampiyonları Galatasaray ve İETT oldu.En fazla şampiyonluğu ise Eczacıbaşı kazandı.Eczacıbaşı dokuz yıl üst üste lig birinciliğini elinde tuttu.Milli voleybol takımının uluslararası alanda aldığı en iyi dereceler 1975 Akdeniz Oyunları’nda ve 1984 Balkan Voleybol Şampiyonası’nda üçüncülük oldu.

Voleybol oynamak için fazla bir donanım ya da geniş bir alan gerekmez.Voleybol topunun çevresi 65 cnm, ağırlığı 260-280 gr olmalıdır.Hem açık, hem kapalı alanlarda oynana bilen voleybolda 9×18 m boyutlu saha enine bir çizgiyle ikiye ayrılır ve takımlar her sette değişerek bu yarı alanları kullanırlar.Oyun sırasında oyuncular, bu orta çizginin öbür yanına (rakip alana) basamazlar.Orta çizgiden 3 m uzakta ve bu çizgiye paralel birer çizgi (hücum çizgisi) daha vardır.Bu iki çizgi arasındaki alanda, bir araka alan oyuncusu (savunma oyuncusu), ağı geçen yükseklikteyken topa vuramaz.Smaç denen bu hücum hareketi genellikle ve en etkili biçimde ön alan oyuncularınca (hücum oyuncuları) gerçekleştirir.Orta çizginin tam üzerinde gergin bir ağ bulunur; resmi maçlarda bu ağın yüksekliği (ağın en yüksek noktasından yere) erkeklerde 243 cm, bayanlarda 224 cm’dir.Gençler ve daha alçak bir ağla oynaması gerekenler için ağ yüksekliği ayarlanabilir.Her iki yarı alanın arka çizgilerinin sağdaki üçte birlik bölümünün gerisinde kalan bölge servis alanıdır.Srvis bu alandan yada gerisinden atılmalıdır.Bütün alanı çevreleyen, 180 cm genişliğindeki bir kuşak, oyuncuların rahatça hareket etmsini, saha dışı engellemelerin önlenmesini, ağın gerildi direkler ve hakem standı için yer sağlar.Kapalı salonlarda tavan yüksekliği en az 7,8 m olmalıdır.

Resmi karşılaşmalarda altışar oyuncudan oluşur.Oyunculardan üçü ön alanda, ağa yakın konumdadır.Öteki üç oyuncu ise arka alanda oynar.Oyun, servis atan takımın arka alanında sağındaki oyuncusunun servis atmasıyla başlar.Servis topa el içi, yumruk ya da kolla vurarak atılabilir.Top, ağa deymeksizin rakip alana geçmelidir.Rakip takım, bu topu karşılamak ve en çok üç vuruşta geri göndermek zorundadır.Top oyundayken oyuncular topu tutmamalı, ağa deymemeli ve rakip alana basmamalıdır.Ayrıca topun yere deymemesi ve oyuncuların topa arka arkaya iki kez ya da vücutlarının kalçadan aşağı bölümüyle dokunmamaları gerekir.Servis hakkı değiştiğinde, servis ataçak yeni takımın oyuncuları bir konum sağa kayarlar;ön alanın sağındaki oyuncu arka alandaki sağ konuma geçer ve servis atar.Yalnızca servis kullanan takım sayı yapabilir.Servis hakkı kazanıldığında ayrıca sayı yazılmaz.Her serviste sadece bir sayı yapılabilir.On beş sayıya ulaşan takım seti kazanır; skor

14-14 olursa kazanmak için arka arkaya iki sayı almak gerekir.Oyun toplam beş set üzerinden oynanır; bir takım üç set kazandığında oyun bitmiş olur.

Kerem TOPBAŞ

No:275 Sınıfİlk)8/B

Voleybol Tarihçesi

Salı, 06 Kasım 2007

VOLEYBOL TARİHÇESİ

1895′de, eğitmen William G. Morgan, YMCA’ da (Young Men’s Christon Association), işadamları sınıfları için basketbol, beysbol, tenis ve hentbol öğelerini harmanlayarak basketboldan daha az fiziksel güç gerektiren bir oyun geliştirmeye karar verdi. Voleybol oyunu mintonette adıyla yarattı. Morgan tenisten fileyi aldı ve bunu zeminden ortalama bir erkeğin boyunun biraz üstünde kalacak şekilde 2.10 m yüksekliğe yerleştirdi.

Mintonette oyunu, en kısa söyleyişle, "topu yere düşürmeden karşı alana atmak" diye tanımlanabilirdi. Yani topa havadayken vurmak. Oyunu izleyenlerden Profesör Albert T. Halstead "Mintonette" yerine "Volley Ball" adını önerdi. "Volley " tenis ile futbolda kullanılan bir terimdi. "Topa yere değmeden vurmak" anlamına Mintonette oyununun temel özelliğine çok uygun düştüğü için bu ad hemen benimsendi. (1952 yılında, yani elli altı yıl sonra, A.B.D Voleybol birliği bu iki sözcüğü birleştirerek "Volleyball" diye yazılmasına karar vermiştir.

OYUNUN ÖZELLİKLERİ

Voleybol, file ile ikiye bölünmüş bir oyun alanı üzerinde iki takım tarafından oynanan bir spordur. Oyunun çok yönlülüğünün herkese sunulabilmesi amacıyla özel durumlar için farklı uyarlamalar bulunmaktadır.

Oyunun amacı, topu filenin üzerinden geçirmek suretiyle rakip alana göndermek ve rakip takımın aynı amaca ulaşmasını önlemektir. Takımların rakip alana gönderirken topa üç kez vurma hakkı vardır (blok teması dışında).

Top oyuna servis ile sokulur; servisi atan oyuncu topu filenin üzerinden rakip alana gönderir. Oyun topun oyun alanına değmesi, harice gitmesi veya bir takımın hata yapmasına kadar devam eder.

Voleybolda bir rally kazanan takım bir sayı alır (Rally Sayı Sistemi). Servisi karşılayan takım rally’yi kazandığında bir sayı ve servis kullanma hakkı kazanır ve oyuncuları saat yönünde bir pozisyon dönerler.

VOLEYBOL KURALLARI

OYUN ALANI VE GEREÇLERİ

OYUN SAHASI

Oyun sahası, oyun alanı ve serbest bölgeden oluşur. Bu saha dikdörtgen ve simetrik olmalıdır.

ÖLÇÜLER

Oyun alanı, 18×9 m ölçülerinde bir dikdörtgendir ve en az 3 m genişliğinde olan bir serbest bölge ile çevrilmiştir.

Oyun sahasının üzerinde bulunan serbest oyun boşluğu, her türlü engelden arındırılmış olmalıdır. Serbest oyun boşluğu, oyun sahasının yüzeyinden ölçüldüğünde en az 7 m yüksekliğinde olmalıdır.

FIVB Dünya Müsabakalarında serbest bölge yan çizgilerden ölçüldüğünde en az 5 m ve dip çizgilerden ölçüldüğünde en az 8 m genişliğinde olacaktır. Serbest oyun boşluğu ise oyun sahasının yüzeyinden ölçüldüğünde en az 12.5 m yüksekliğinde olacaktır.

OYUN SAHASININ YÜZEYİ

1 Sahanın yüzeyi düz, yatay ve yeknesak olmalıdır. Oyuncular için sakatlanmaya yol açacak herhangi bir tehlike teşkil etmemelidir. Pürüzlü ve kaygan yüzeylerde oynanması yasaktır.

FIVB Dünya ve Resmi Müsabakalarında sadece tahta veya sentetik bir yüzeyin kullanılmasına izin verilir. Bu yüzey daha önce FIVB tarafından onaylanmış olmalıdır.

2 Kapalı salonlarda oyun alanının yüzeyi açık renkte olmalıdır.

FIVB Dünya ve Resmi Müsabakalarında çizgiler için beyaz, oyun alanı ve serbest bölge için farklı renkler kullanılmalıdır.

Voleybol Ve Kuralları Hakkında Bilgiler

Salı, 06 Kasım 2007

Voleybol ve kuralları hakkında bilgiler

Voleybol, genellikle altışar oyunculu iki takım arasında oynanan top oyunu.Topu elle bir ağ üzerinden aşırarak rakip alana düşürmeye dayanır.Bir takımın karşıladığı topu geri göndermek için topa en fazla üç kez dokunulabilir.

Voleybol ABD’nin Massachusettes eyaletindeki Holyoke’ta, Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) begen eğitimi öğretmeni William G. Morgan’ın geliştirdiği bir kapalı alan sporu olarak 1895’de oynanmaya başladı. Morgan bu oyunu mintonette olarak adlandırmıştı; daha sonra topu yere değmeden vurma (vole) ilkesinden hareketle voleybol adı önerildi ve oyun bu adla tanındı.ilk kez Morgan tarafından kaleme alınan voleybol kuralları, YMCA ile Üniversiteler Ulusal Spor Birliği’nin (NCAA) ortak çalışması sonunda 1916’da yeniden düzenlendi.ABD’de kısa süre tutulan voleybol, I. Dünya Savaşı sırasında ABD askerleri aracılığıyla Avrupa’ya da geçti.Sporun çeşitli ükelerde uzun bir dönem bağımsız bir çizgide gelişmesinden sonra, 1947’de Paris’te Uluslararası Voleybol Fedarasyonu (FIVB) kuruldu.1980 ortalarında FIVB’ye üye ülkelerin sayısı 145’i buldu.Günümüzde FIVB yönetim merkezi İsviçre’nin Lozan kentindedir.

İlk uluslararası voleybol karşılaşması 1913’te Manila’da düzenlenen Uzakdoğu Oyunları’nda yer aldı.FIVB’nin desteğinde düzenlenen ve erkekler için 1949’da, hem erkekler, hem bayanlar için ise 1952’de başlayan dünya voleybol şampiyonaları, standart oyun kurallarının benimsenmesini sağladı.voleybol 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda hem erkeklerde, hem bayanlarda ilk kez bir yarışma dalı olarak yer aldı.1980’lerin ortasına değin dünya şampiyonaları ve Olimpiyat oyunları’nda hem erkeklerde, hem bayanlarda Sovyetler Birliği takımı üstünlüğü elinde tutuyordu.

Türkiye’de voleybol önceleri bir okul sporu olarak görülüyordu.İlk voleybol takımı 1927’de Fenerbahçe tarafından kuruldu.Voleybol Federasyonu 1936’da oluşturuldu.İlk Türkiye Voleybol Şampiyonası1948-49’da düzenlendi.Milli voleybol takımı ilk maçını 1953’te Yugoslavya ile yaptı.Bağımsız bir voleybol federasyonunun oluşturulmasından (1958) sonra 1960’larda voleybola ilgi arttı ve 1971’de Türkiya deplasmanlı voleybol ligi kuruldu.Voleybol liginin ilk şampiyonları Galatasaray ve İETT oldu.En fazla şampiyonluğu ise Eczacıbaşı kazandı.Eczacıbaşı dokuz yıl üst üste lig birinciliğini elinde tuttu.Milli voleybol takımının uluslararası alanda aldığı en iyi dereceler 1975 Akdeniz Oyunları’nda ve 1984 Balkan Voleybol Şampiyonası’nda üçüncülük oldu.

Voleybol oynamak için fazla bir donanım ya da geniş bir alan gerekmez.Voleybol topunun çevresi 65 cnm, ağırlığı 260-280 gr olmalıdır.Hem açık, hem kapalı alanlarda oynana bilen voleybolda 9×18 m boyutlu saha enine bir çizgiyle ikiye ayrılır ve takımlar her sette değişerek bu yarı alanları kullanırlar.Oyun sırasında oyuncular, bu orta çizginin öbür yanına (rakip alana) basamazlar.Orta çizgiden 3 m uzakta ve bu çizgiye paralel birer çizgi (hücum çizgisi) daha vardır.Bu iki çizgi arasındaki alanda, bir araka alan oyuncusu (savunma oyuncusu), ağı geçen yükseklikteyken topa vuramaz.Smaç denen bu hücum hareketi genellikle ve en etkili biçimde ön alan oyuncularınca (hücum oyuncuları) gerçekleştirir.Orta çizginin tam üzerinde gergin bir ağ bulunur; resmi maçlarda bu ağın yüksekliği (ağın en yüksek noktasından yere) erkeklerde 243 cm, bayanlarda 224 cm’dir.Gençler ve daha alçak bir ağla oynaması gerekenler için ağ yüksekliği ayarlanabilir.Her iki yarı alanın arka çizgilerinin sağdaki üçte birlik bölümünün gerisinde kalan bölge servis alanıdır.Srvis bu alandan yada gerisinden atılmalıdır.Bütün alanı çevreleyen, 180 cm genişliğindeki bir kuşak, oyuncuların rahatça hareket etmsini, saha dışı engellemelerin önlenmesini, ağın gerildi direkler ve hakem standı için yer sağlar.Kapalı salonlarda tavan yüksekliği en az 7,8 m olmalıdır.

Resmi karşılaşmalarda altışar oyuncudan oluşur.Oyunculardan üçü ön alanda, ağa yakın konumdadır.Öteki üç oyuncu ise arka alanda oynar.Oyun, servis atan takımın arka alanında sağındaki oyuncusunun servis atmasıyla başlar.Servis topa el içi, yumruk ya da kolla vurarak atılabilir.Top, ağa deymeksizin rakip alana geçmelidir.Rakip takım, bu topu karşılamak ve en çok üç vuruşta geri göndermek zorundadır.Top oyundayken oyuncular topu tutmamalı, ağa deymemeli ve rakip alana basmamalıdır.Ayrıca topun yere deymemesi ve oyuncuların topa arka arkaya iki kez ya da vücutlarının kalçadan aşağı bölümüyle dokunmamaları gerekir.Servis hakkı değiştiğinde, servis ataçak yeni takımın oyuncuları bir konum sağa kayarlar;ön alanın sağındaki oyuncu arka alandaki sağ konuma geçer ve servis atar.Yalnızca servis kullanan takım sayı yapabilir.Servis hakkı kazanıldığında ayrıca sayı yazılmaz.Her serviste sadece bir sayı yapılabilir.On beş sayıya ulaşan takım seti kazanır; skor 14-14 olursa kazanmak için arka arkaya iki sayı almak gerekir.Oyun toplam beş set üzerinden oynanır; bir takım üç set kazandığında oyun bitmiş olur.

Oyun Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

Oyun Kuralları

OYUNCULARIN ÖZELLİKLERİ

Her oyuncunun güçlü olduğu yönleri

geliştirilmeye çalışılmalıdır. Her oyuncunun güçlü olduğu yönleri vardır. Doğal olarak öncelikle oyuncuların zayıf oldukları taraflar giderilmeye çalışılmalıdır. Ancak bununla yetinilmemeli, oyuncuların başarılı oldukları teknik, taktik, moral ve hatta sosyal yönlerini de geliştirerek, takımın başarısına katkıları artırılmalıdır.

VOLEYBOL NASIL OYNANIR?

Voleybol altı kişiden kurulu iki takım arasında oynanır. Amaç, sahayı ikiye bölen filenin üzerinden topu karşı tarafınsahasına düşürerek Oyuncular sahada sabit yerlerde dururlar üç kişi fileye yakın üç kişi de savunma pozisyonunda geride durur. Bir takım topa arka arkaya en fazla üç kere vurabilir. Topa vücudun herhangi bir yeri ile vurmak serbesttir. Oyuncular saat yönünde olmak üzere sürekli değişerek oynarlar. Topu karşı tarafın sahasına düşüren takım puan kazanır. Maç 5 setten oluşur. 25 puana, en az iki farkla olmak üzere ilk ulaşan seti kazanır. Beşinci set 15 puan üzerinden oynanır. En az iki farklı sonuç burada da gereklidir."Libero" defansif bir oyuncudur. Defansta istediği yerde oynayabilir. Ön tarafa geçemez, blok yapamaz, servis atamaz. Forması takım arkadaşlarından farklı renktedir. Takım koçları saha kenarından takımlarına direktifler vermekte serbesttir. Her sette altı değişiklik yapma hakkı vardır. Sadece ön alanda oynayan oyuncular bloğa çıkabilir. Blok, top fileyi geçmeden yapılmalıdır. Blok sayı olarak sayılamaz. Voleybol sahası 18mt x 9mt boyutlarındadır. Tam ortasından bir ağ ile ikiye bölünmüştür. Fileden 3 metre geriye olan kısım atak alanıdır.

MANŞET : ZOR SERVİSLER

Manşet tekniği çok iyi olan oyuncular bile, sert ve uzun servislerde, manşet için kollarını vucütlarından öne doğru ayırıp iyi bir manşet alabilmek için zorlanırlar. Bu durumlarda vücudunuzu mümkün olduğunca yükseltmeye ve hatta parmak uçlarında kalkmaya çalışın. Ancak en iyisi böyle bir duruma düşmemek için gerekli tedbirleri önceden almaktır. Bunun için vücudunuz topa tam dönük olsun ve ayak hareketleri ile manşet alma yüksekliğini ayarlamaya çalışın. Yeni kurallara göre artık servisler parmakla da karşılanabilmektedir. Bu güzel bir görüntü vermezse de çoğu kez tek çözümdür ve top tutulup atmadıkça parmak pası kötü olsa dahi hakem genellikle faul çalmaz.

SERVİS: TOPA KONSANTRE OLUN

Servis atmaya hazırlanırken filenin arasından rakip oyunculara bakarak hedefinizi belirleyin . Manşeti zayıf olan oyunculara veya manşet alanlar arasındaki koridorlara veya yanlara atmaya çalışın. Özellikle pasörün ön sırada olduğu durumlarda, geçerli bir diğer taktik de sol taraftaki smaçöre kısa servis atmaktır. Bu durumda hücum yapacak oyuncu sayısı bire iner. Atacağınız yere karar verdikten sonra, iyi bir servis için konsantre olmaya çalışın. Etkin bir servis için en önemli husus, topun havaya iyi atılmasıdır. Bu durumda top (vurmaz iseniz) tam ayaklarınızın önüne düşmelidir.

BLOK: MORALİNİZ BOZULMASIN

Blok yaparken, ne kadar iyi blok tutarsanız tutun, hücum eden daima avantajlıdır. Topu yakalama ihtimaliniz çok yüksek değildir, o nedenle moraliniz bozulmasın. Siz işinize devam edin ve mümkün olduğunca ellerinizi karşı alana uzatmaya çalışın. Bazı oyuncuların moralleri, mesela blokta top ellerinin arasından geçip sayı olduğunda çok bozulur ve kendilerini suçlu hissederler. Bir sonraki bloğa daha hırslı fakat bilinçsiz olarak çıkar ve hata yaparlar. Bunun yerine bir önceki hücumda rakibin şanslı olduğunu düşünün. Unutmayın ki iyi kurulmuş bir blokta bile, doğal olarak birçok zayıf nokta vardır. Blok başarılı olmasa da antremanda öğrendiğiniz temel teknikleri sabırla ve konsantre şekilde uygulamaya devam edin.

SAVUNMA:SMAÇÖRLERİ BAĞIRARAK BELİRLEYİN

İyi bir savunma için rakibin ön sıra oyuncularının belirlenmesi çok önemlidir. Bütün blok yapacaklar smaçörlerin kimler olduğunu ve pasörün ön veya arka oyuncu olduğunu bilmelidirler. Pasör ön oyuncu ise plase atabilir veya ikinci topa vurabilir. Ön sıra ve arka sıra savunmacıları buna hazır olmalıdırlar. Pasör arka oyuncu ise onu dikkate alıp savunma yapmaya gerek kalmaz.

SMAÇ: TÜM VÜCUT İLE

Smaç vurulan topun hız kazanması için, tüm vucudunuzun ağırlığını kullanmalısınız. Bazı oyuncular sadece kollarının hareketiyle smaç vurmaya çalışırlar. Güçlü bir smaç topu önünüze alarak ve tüm vücut kaslarınızın kuvvetini ona aktararak vurulabilir.

ORTADA KALAN TOPLARA BASTIR !

Top bazen file üstünde ve her iki takımın arasında kalır. Yani iki rakip oyuncu aynı anda topa temas ederler ve daha mücadeleci olan ve topla daha dengeli temas kuran kazanır. Bu durumda sıçrayabildiğiniz kadar yükseğe sıçrayın ve dirseklerinizi kilitleyerek ellerinizi güçlü bir şekilde ileri uzatın. Tüm ağırlığınız topun arkasında olsun. Çift elle temas etmeniz mümkün değilse, tek elle temas etmek hiç müdahale etmemekten daha iyidir. Topu kısa süre tutup atsanız dahi hakem genellikle faul çalmayacaktır.

SMAÇ: TEMAS YÜKSEKLİĞİ

Bir oyuncunu smaç vurma kapasitesi boyunun uzunluğuna ve sıçrama yüksekliğine bağlıdır. Ancak bunların dışında genellikle gözardı edilen en önemli nokta, topla temas ettiği anda oyuncunun kolunun ne kadar açık olduğudur. Temas noktasının yüksekliği smaçta çok önemlidir, fakat bazı oyuncular smaç sırasında kollarını tam açmazlar. Başarılı bir smaç için, smaç vurmadığınız omzunuzu iyice düşürün ve topun arkasında kalarak topa sıçrayabildiğiniz en yüksek noktada temas etmeye çalışın.

SERVİS ATILIRKEN: ELLER YUKARI

Servis atılırken ön oyuncu iseniz, file önünde ve elleriniz yukarda bekleyin. Aksi halde hızlı bir hücumda geç kalabilirsiniz. Elleri yukarıda tutmanın bir diğer yararı da rakibin görüşünü kısmen engellemektir. Elleri hareket ettirerek rakibin görüşünü kapamak kural dışıdır, ancak vucudun hafifce sağa sola eğilmesi ile yapılan engellemelere hakemler genellikle tolerans gösterirler.

BLOK: GÖZLER AÇIK KALSIN

Blok yapanların çoğu topa vurulduğu anda gözlerini kaparlar. Hücum eden oyuncu, smaçtan vazgeçip plaseyi tercih edebilir ve bu duruma reaksiyon göstermekte geç kalabilirsiniz. Bu nedenle gözlerinizi mümkün olduğu kadar uzun açık tutun (yani kapamayın!).

MOLALAR: KOÇU İYİ DİNLEYİN

Molalarda bazı oyuncular ilgisiz davranırlar ve koçlarını dinlemezler. İyi bir takım oyuncusu kesinlikle böyle davranmaz. Molalarda her zaman koç ile göz temasında olun ve verilen talimatları başınızla onaylayın. Takımın iyiliği için kesinlikle uyumsuzluk ifade eden veya itiraz belirten hareketler yapmayın, veya sözler söylemeyin. Bu tartışmaları maçtan sonraya veya antremana saklayın. Kazanmak için oyuncular ve koçun uyum içinde olması en önemli koşuldur.