Atletizmin branşları ve kuralları
Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır.
Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir. Koşular Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir.
Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür. Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koşu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır.
Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da deÄŸiÅŸik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.
Pist yarışları 6 bölümden oluşur:
a) Sürat Koşuları
b) Orta Mesafe Koşuları
c) Uzun Mesafe Koşuları
d) Bayrak Koşuları
e) Engelli KoÅŸular
f) Hendek Yol yarışları 4 bölümden oluşur:
a) Maraton
b) Yürüyüş
c) Kır Koşusu
d) Sokak (Yol) KoÅŸusu
Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:
a) Dekatlon
b) Heptatlon
Pist Yarışları: Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır.
Türkiye’de atletizm
Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.
Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar. İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir.
Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında diÄŸer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki baÅŸarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.
1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi. Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.
1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti.
Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.
1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.
1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu. 1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti.
SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.
1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi. Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.
1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.
Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.
1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı. 1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.
1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu.
Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.
1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.
1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.
Dünya’da atletizm
Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.
MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı.
17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi. Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi.
1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı. Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.
1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı.
1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı. Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı.
Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı. Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü.
ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rasgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanı sıra gizli profesyonellik de girdi.
Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.
Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.
İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.
Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.
1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.
Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.
1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay, 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.
1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.
1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu.
1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.
1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi.
Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.
1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldu. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.
Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.
1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.
1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.
1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.
1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.
1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.
Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama, ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.
MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm de krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi.
Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm; ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı.
Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’ın kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie, bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.
1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’ın, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI fesh edildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı.
Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası ise 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar, 1967′den itibaren düzenli olarak yapılmaya baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.
Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.
Atletizmin “yaralanma” anlamında fazla riskli bir spor olmadığı düşünülebilir. Oysa, birebir rakiplerin bedenini hedeflemeyen atletizmde de yarışmalar esnasında bazı sakatlıklar oluÅŸabiliyor. Bütün sporların sporu olarak deÄŸerlendirilen atletizmde görülen bu sakatlıklıklar, bilinçi bir program uygulanması ve dikkatli olunması durumunda büyük ölçüde engellenebiliyor.
Atletizm Milli Takım Doktoru Tamer ÇavuÅŸ’un belirttiÄŸine göre atletizmde sporcu yarışmalardan çok antrenmana vakit ayırıyor, bu yüzden de saÄŸlık sorunları daha çok antrenmanlardan kaynaklanıyor.
Atletizmde genel anlamda görülen sağlık problemlerini Doktor Çavuş ile görüştük. Buna göre atletizm sporunda görülen yaralanmalar daha çok şu sebeplerden oluşuyor;
• Genel anlamda yaralanmaların % 60’ı antrenmanların yoÄŸunluÄŸundan kaynaklanıyor.Sporcudaki yapısal anotomik bozukluklandan (bacak uzunluÄŸu eÅŸitsizliÄŸi, düz tabanlık) kaynaklanıyor. Bu durumda sporcunun dış desteÄŸe ihtiyacı oluÅŸuyor, Uygun ayakkabılar ve uygun koÅŸu stili (parmak ucu veya topukla koÅŸmak) gibi.
• Zemin bozukluÄŸu atletlerde zaman içerisinde saÄŸlık yaralanmalar oluÅŸturabiliyor. Sert ve kötü zemin yaralanmalar için önemli bir gerekçe. Çünkü atletin sert zeminde koÅŸması vücuduna koÅŸma esnasında daha kuvvetli bir ÅŸok uygulamsı anlamına geliyor.
• Ekipman yetersizliÄŸi veya uygunsuzluÄŸu da atletizmde sporcuyu yaralayan etkenlerden biri. Bir atletn ayakkabısının esnekliÄŸi ve uzun süre kullanılmaması çok önemli. Ayakkabı uzun süre kullanıldığı takdirde, adımlarda oluÅŸan ÅŸoku emme özelliÄŸi yok oluyor.
Atletizmi koşma, atlama, atma şeklinde üç ana branşta düşünürsek, her branşta bir takım sağlık problemleri yaşamak mümkün. Doktor Tamer Çavuş bu problemleri şöyle açıklıyor;
Koşucularda görülen sağlık problemleri:
*Kas yaralanmaları görülebilir. Daha çok kuvvet ve ani hareketler gerektiren, patlayıcı tarzda gelişen kısa koşularda (sprinter) aşil tendonu zorlanmaları görülür.
*Uzun mesafe koşucularında ayak tabanında ağrılar (plantor fosciitis) oluşabilir. Bunun yanısıra ayağın aşırı kullanımıyla ilgili plantor fosciitis rahatsızlığı olan hastalarda topuk dikeni denilen sorun ortaya çıkar.
*Dizin dış bölümünde aÄŸrılar (iliobial – bond friksiyon sendromu) oluÅŸabilir. Bu rahatsızlık uzun süre yokuÅŸ aÅŸağı koÅŸankoÅŸucularda görülür ve koÅŸmaya baÅŸladıktan 20 dakika sonra ortaya çıkar. Hastalık parkurun ve sitilin düzeltilmesiyle ortadan kaldırılabilir.
*Diz önünde aÄŸrılarla ortaya çıkan koÅŸucu dizi hastalığı ( patella – femoral sendromu) görülebilir. Bu hastalık yokuÅŸ aÅŸağı ve yukarı çıkılan koÅŸulardan kaynaklanır. Çok sık rastlanan bu hastalık diz çökme ve çömelme durumlarında sporcuya aÄŸrı verir.
*Ayak kemiğine aşırı yüklenmekten stres kırığı adında bir rahatsızlık oluşur. Bu hastalıkda kemik ayrılmasa da kırık oluşur. Bacak ve ayak kemiklerinde, daha çok da ayak tarak kemiğinde görülür. Bu kırığın bir başka özelliği ise röntgenle ancak oluştuktan iki hafta sonra farkedilebilmesi.
*Ayak bileği ve bağ yaralanmaları görülebilir. Aşırı yüklenmekten kaynaklı ayak bileği bağlarında gerilme ve kopma yaşanabilir.
Atletizmde atmaya dayanan branşlar, genelde iri yapılı kişiler tarafından yapılıyor. Bu dallarda en önemli yaralanmalar, yanlış teknik uygulamalarından kaynaklanıyor.
Atma branşlarında görülen sağlık problemleri;
*Dirseğin iç tarafında ortaya çıkan ağrılarla kendini gösteren ciritci dirseği adlı hastalık oluşabilir. Kolun alt tarafındaki kemiği, üst kısmındaki kaslara bağlayan kirişte, sürekli ve sert atışlardan kaynaklanan zorlanma sonucunda oluşur.
*Koldaki sinirlere dirsek bölgesinde yapılan basınç sonucunda ellere giden sinirler etkilenir ve parmaklarda uyuşma meydana gelir. (ciritci ulnar nevriti)
*Güllecilerde aşırı yüklenme sonucunda omuz kaslarını saran kılıf yırtılabilir. (Rotator cuff yırtılması)
*Güllenin ağırlığından kaynaklı elde oluşan baskı sebebiyle bileğin zorlanması sonucu doğabilir.
*Gülleciler vücudun dönme hareketi esnasında bacaklardan güç aldıkları için dizlerde oluşan zorlanmadan kaynaklı menisküs oluşabilir.
Atletizmin atlamaya dayanan branşlarındaysa şu sağlık problemleri görülebiliyor:
*Uzun ve üç adım atlamada topuk ezilmesi görülebilir. Atlama anında topuk kemiğiyle der arasında kalan ve topuk yastığı adı verilen yağ dokusunun ezilmesiyle oluşur.
* Ayağın taban kısımlarındaki kaslar ağrıyabilir. (Plantor Fasciitis)
*Ayak bileğinin arka kısmındaki bağlarda sorlanma olibilir. (Aşil Tendom yaralanmaları)
*Ayak bileğine uygulanan basınçtan kaynaklı problemler oluşabilir.
*Uyluk kemiğinin arka kısmındaki kaslarda problemler oluşbilir.
*Yüksek atlayıcılarda diz bölgesinde problem oluşabilir. Sıçrama anında dizlere yoğun şok uygulamasından kaynaklı oluşur.
*Kötü düşme teknikleri yüzünden bel ağrıları oluşabilir.
*Sırıkla atlamacılarda omuz ve karın bölgesinde sorun yaşanır. Bunun sebebi ise sırıkla yükselirken en çok omuza yüklenilmesidir.
Atletizmde Yaralanmalar Nasıl Engellenir?
ÇavuÅŸ’tan alınan bilgiye göre, atletizmde yaralanmaları engellemek mümkün. Bunun için ÅŸu konulara dikkat etmek gerekiyor:
• Uygun antrenman modelleri uygulanmalı
• Isınma, germe ve soÄŸuma egzersizlerine önem verilmeli
• Aşırı sert zeminlerden kaçınılmalı
• İyi bir koÅŸu tekniÄŸi ve stili geliÅŸtirilmeli
• Ayakkabılar uygun olmalı
• Beslenme, su kaybı, ısı ve nem konularına önem verilmeli
Doktor Tamer ÇavuÅŸ’un atletizmdeki yaralanmaların en aza indirilmesi konusunda en çok önem verdiÄŸi konu ise antrenman bilimi ve tıbbın koordineli çalışması. Dr. ÇavuÅŸ, “Aşırı yüklenme sonucu oluÅŸan yaraların önlenmesi için öncelikle fizyoloji ve biomekanik bilimleri, yaralanma oluÅŸtuktan sonra ise ortopedi ve fizik tedavisi gibi branÅŸların devreye girmesi gerekiyor. Bu durum beraberinde multi disipliner bir sonuç gerektirir. Performans sporlarında baÅŸarılı olan ülkeler antrenman bilimi ile tıbbı bir arada iyi kullanabilen ülkelerdir” dedi.
Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.
MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi.
Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı.
Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.
1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı.
Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.
Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.
Atletizmin Dalları
Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır. Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir.
KoÅŸular
Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir. Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür.
Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koÅŸu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır. Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da deÄŸiÅŸik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.
Pist yarışları 6 bölümden oluşur:
a) Sürat Koşuları
b) Orta Mesafe Koşuları
c) Uzun Mesafe Koşuları
d) Bayrak Koşuları
e) Engelli KoÅŸular
f) Hendek
Yol yarışları 4 bölümden oluşur:
a) Maraton
b) Yürüyüş
c) Kır Koşusu
d) Sokak (Yol) KoÅŸusu
Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:
a) Dekatlon
b) Heptatlon
Pist Yarışları:
Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır. Yarışmalar 6 bölümden oluÅŸur
a) Sürat Koşuları:
Pist ve alan sporlarında; kısa mesafe atletlerinin bütün güçleriyle koşmasına dayanan, en süratli olanı belirleyen yarışlardır. Bir diğer ismi de kısa mesafe koşularıdır.
Bu tür yarışmalarda koşucunun sürati ve dayanıklılığı yanında, temposunu değerlendirmesi de büyük önem taşır.
Virajlı yarışların başlangıç çizgileri, tüm atletlerin aynı uzunluğu koşmalarını sağlamak için kademeli ve eğri olarak çizilmiştir. İç kulvarlardaki yarışmacılar yarışa daha gerilerden başlarlar.
Sürat koşularının tümünde, oyun alanı olarak 400 m uzunluğundaki standart pist kullanılır. Bu pistlerin hepsinde "tartan" denilen sentetik bir bileşik olan yapay zemin vardır. Pistin bitiş çizgisi tüm yarışlar için aynıdır. Pist üzerinde 8 kulvar işaretlenerek, yarışmacıların birbirinden ayrılmaları sağlanmıştır. Sürat koşularının tümünde her koşucu, parkurunu kendi kulvarında koşarak tamamlar.
Sürat koşucuları yarıştan önce ısınmalı, adalelerini gevşetici hareketler yapmalıdırlar.
Sürat koÅŸularında atletler çıkış takozları kullanırlar. Bu çıkış takozları, baÅŸlangıç çizgisinin hemen arkasına vidalanan, yarışmacının ayaklarını basarak ilk hızını almasını saÄŸlayan genellikle metal bir alettir. Ayakların konduÄŸu düz kısımlar, atletlerin tercihine göre ayarlanabilir. Bu çıkış takozları ile çömelmiÅŸ durumda çıkış yapmaya 1894′den sonra baÅŸlanmış olup, ilk kez 1930′da resmi yarışmalarda kullanılmıştır. Çıkış takozlarına, önemli yarışlarda yanlış çıkışları otomatik olarak saptayan elektronik bir mekanizma eklenir. Çıkış sırasında yarışmacının soÄŸukkanlı ve hırslı olması çok önemlidir.
Sürat koşularında atletler, ıslanma ile şeffaflaşmayan atlet ve şortlar giyerler. Numaralar kolayca görülebilecek büyüklükte sırta ve göğüse tutturulur. Çorapların pamuklu, beyaz ve dikişsiz olması gerekir. Yarışmalarda çivili özel spor ayakkabıları kullanılır. Bu ayakkabılar yarışma çeşidi ve atletlerin tercihine göre farklılık gösterebilir. Ama çiviler 2.5 cm uzunluğunu geçemez. Sentetik pistlerle birlikte metal çivilerin yerini lastik çiviler almıştır. Bu çiviler koşu sırasında yere batarak ayağın geri kaymasını önler.
100 m’den 800 m’ye kadar olan yarışlarda koÅŸucular yarışa, çömelmiÅŸ durumda bir ayak geride, öteki ayak çıkış çizgisinin hemen arkasında, el parmakları da yere deÄŸecek biçimde yerleÅŸerek baÅŸlarlar.
Çıkış hakemi 800 m’ye kadar olan koÅŸularda (800 m dahil) "yerlerinize" ve "dikkat" komutlarını, daha uzun koÅŸular için "yerlerinize" komutunu verir. Bütün atletlerin "dikkat" durumunda iki ayağı da piste deÄŸmeli ve hareketsiz beklemeleri gerekir.
Yarışmalar bir tabanca veya benzeri bir aletin havaya ateşlenmesi ile başlar. Yarışmacılardan birisinin hatalı çıkış yapması durumunda çıkış tekrarlanır. İki kez hatalı çıkış yapan atlet diskalifiye edilir. Pist yarışmalarında diskalifiye olan atlet, pisti hemen terk etmelidir. Hatalı çıkıştan sonra yarışmacılar, tabancanın yeniden ateşlenmesi ile geri çağrılır.
Sürat koÅŸuları, yukarıda da belirtildiÄŸi üzere çökmüş vaziyette çıkış hareketiyle baÅŸlar. Fuleye geçmek için atılan toplanış adımlarıyla sürer. Bunu mesafenin 15-20 m’si ile son 5 m’si arasındaki fule adımları izler. Yarış ipinin göğüslenmesi ile koÅŸu tamamlanır.
Bitişte ipi göğüslemek veya finiş çizgisini geçmek, ya atletin ellerini başının üstüne kaldırması ya da elleri ile fırlatarak seride omuz ile dokunmak şeklinde olur.
Yarışmalarda dereceler elektronik kronometre ile saptanır. Bu kronometreler, yarışmayı başlatan tabancaya bağlanmıştır ve ateşleme ile kendiliğinden otomatik olarak çalışmaya başlar. Ayrıca ipi göğüsleyen atlet, saniyenin yüzde birini saptayabilen "Foto Finiş" aletiyle tespit edilir.
Zaman, silahın ateşlenmesinden, atletin gövdesinin bitişe vardığı ana kadar geçen süre ölçülerek bulunur.
Beraberlik durumunda, ikinci tur her iki atletin katılmasına engel ise iki atlet yeniden yarışır. Bu durum dışında bütün beraberlikler olduğu gibi kalır.
Sürat koşuları mesafelerine göre üç ana yarıştan oluşur:
1- 100 m koÅŸusu
2- 200 m koÅŸusu
3- 400 m koÅŸusu
1 - 100 m koÅŸusu: Sürat koÅŸularının en kısası olup, tüm kuvvetin bir hamlede harcanmasını gerektirir. 100 m koÅŸuları ana tribün önündeki virajsız düz parkurda koÅŸulur. Her atlet kura ile belirlenen kendi kulvarında yarışır. İnsan hayatında önem taşıyan salise farkları 100 m koÅŸularında çok önemli rol oynar. 1912′lerde 100 m dünya rekoru 10.6 saniye iken 1968′de Jim Hines 9.9′a, 1991 yılında ABD’li atlet Carl Lewis 9.86′ya, 1994 yılında ise Leroy Burrell 9.85 saniyeye indirmeyi baÅŸardılar. 100 m yarışlarında en yüksek hız erkeklerde 45 km/saat, bayanlarda 40 km/saat olup bu hızlara ancak 40 m’den sonra ulaşılabilir.
Atlet, ellerini çıkış çizgisinin arkasına koyarak kolları düz, kafası belkemiÄŸi ile paralel durumda, arka ayak çıkış takozunda iken, tabancanın ateÅŸlenmesiyle ileri fırlar. Birinci adım 75 cm’i geçmez. İlk 10 m kısa ve seri adımlardan oluÅŸur. 100 m koÅŸucusu azami fırlayış, sürat ve adım uzunluÄŸunu saÄŸlayabilmek için ayak uçlarıyla koÅŸmalı ve ayaklarını yukarıya fazla kaldırmamalıdır. 100 m’de, birincisi çıkarken, ikincisi toplanışla fule arasında, üçüncüsü de son 15-20 m’de olmak üzere üç kez nefes alıp verilir. Atletlerin bitiÅŸ çizgisini geçmeleriyle yarış tamamlanır. Tüm sürat yarışlarındaki yarış kuralları, 100 m. koÅŸularında da uygulanır.
2 - 200 m. koÅŸusu: 200 m koÅŸusu, 100 m’nin devamıdır. Ancak 200 m atletleri ile 100 m atletleri arasındaki en önemli fark, nefes kapasiteleridir. 200 m’ci baÅŸlangıçta 20 m’de bir nefes alır, sonlara doÄŸru nefes alışı daha sıklaşır. Ayrıca 200 m’ciler, 100 m’cilerden daha yumuÅŸak bir koÅŸu tarzına gereksinim duyarlar. Bir de daha dayanıklı ve inatçı olmaları gereklidir. 200 m koÅŸuları virajlı parkurda yapılır, yarış kuralları diÄŸer sürat koÅŸularında olduÄŸu gibidir. Her 200 m’ci 100 m. koÅŸabilir, ama 200 m. koÅŸamayan 100 m. atleti çoktur.
3 - 400 m. koÅŸusu: Bu koÅŸuya sürat koÅŸusu veya sprint (fırlayış) denilebilir. Bu koÅŸular ilk kez 440 yarda olarak 20 yy. baÅŸlarında düzenlendi. 400 m, güçlü bir vücudun bile ancak teknikle koÅŸabileceÄŸi bir mesafedir. Sürat koÅŸucuları ve yarı mukavemet koÅŸucuları, 400 m’yi baÅŸarıyla koÅŸarlar. En iyi 400 m sonuçları, normal-ritmik bir ÅŸekilde nefes alındığı ve her 100 m’nin birbirine denk hızla koÅŸulduÄŸu zaman alınır. 400 m. koÅŸuları virajlı pistlerde yapılır ve bu yarışlarda ilk çıkış çok önemlidir. Yarış kuralları ve kullanılan malzemeler diÄŸer sürat koÅŸularında olduÄŸu gibidir.
b) Orta Mesafe Koşuları:
Orta mesafe koşuları, kısa mesafe koşuları ile uzun mesafe koşuları arasında sürat ve güç ögelerinin her ikisine de gereksinim duyulan yarışlardır. Günümüzde büyük bir gelişme gösteren ve baştan sona süratle koşulmaya başlayan orta mesafe koşularının bir diğer adı da "Uzun Sürat Koşuları"dır.
Sürat koÅŸularından farklılığı, son anda hızlanmaya olanak verecek bir tempoyla koÅŸulmasıdır. 20. yy baÅŸlarına kadar yarım mil ve bir mil koÅŸuları düzenlenirdi. Ülkemizin baÅŸarılı orta mesafe atletleri olarak 800 m’de Ekrem Koçak, Muharrem Dalkılıç’ı, 1500 m’de ise Mehmet Tümkan’ı sayabiliriz. Dünyada en ünlü orta mesafe koÅŸucuları ise Finli atletler Paavo Nurmi ve Lasse Viren, Çek Zatopek ve İngiliz Sebastian Coe’dur.
Orta mesafe koşuları, pist üzerinde saat yönünün tersine koşulur. Her tur sonunda vakit belirtilir. Son tura girerken ya kampana çalınır ya da havaya ateş edilir.
Orta mesafe koşuları mesafelerine göre ikiye ayrılır:
1- 800 m. koÅŸusu
2- 1500 m. koÅŸusu
1- 800 m. koÅŸusu:
Büyük bir efor ve sürat harcanılan 800 m. koşuları, hafif atletizm sınıfı bir koşudur. İyi bir 800 m. koşucusu dayanıklı, süratli ve çok zeki olmalıdır. Çömelerek yapılan bir çıkıştan sonra, ilk 50-60 metreyi büyük bir süratle geçmek ve ilk virajı iyi almak çok önemlidir. Çok yorucu olan bu yarışta atletin adımları uzun, serbest ve yumuşak olmalı ve devamlı rakiplerini kontrol etmelidir. Koşucu ağzından ve burnundan nefes alabilir. Yarış taktiklerini ve süratinin derecesini bilmesinde büyük bir yarar vardır. Yarışmalarda eğer önde değilse, önde koşan koşucuya göre temposunu ayarlamalı, rüzgarı hesaba katmalı, son virajda atağa kalkmalıdır.
2- 1500 m koÅŸusu:
Bu koÅŸu kuvvetli, dayanıklı ve süratleneceÄŸi yeri iyi bilen atletlerin baÅŸarabileceÄŸi koÅŸudur. 1500 m koÅŸucularının kendi vücudu ahenkli ve uyumlu olmalı, ayakların tabanı ile basarak koÅŸmalı, nefes alma ritmi düzgün olmalıdır. Bilinen temposunu deÄŸiÅŸtirmeden korumalı, son 100-300 m’de süratlenmelidir.
c) Uzun mesafe koşuları: Uzun mesafe koşuları, finişte atağa kalkmanın orta mesafede olduğu kadar önem taşımadığı, her şeyin tempoya bağlı olduğu son derece sağlam bir yapı isteyen koşulardır.
Uzun mesafe koÅŸularında da stil ve nefes çok önemlidir. 2 m’de bir nefes alınıp verilir. Adımlar kısa ama daha serbest olup, ayaklar yere tabanla basar. Adımlar makineleÅŸmiÅŸ bir tempoyla atıldığı için, bir diÄŸer adı da "Araba KoÅŸusu"dur.
Dünyada en ünlü uzun mesafe koÅŸucusu, Finli Atlet Paavo Nurmi’dir. Nurmi, mesafeye göre "devamlı bir tempo" ile adım atmanın faydasına inanır ve koÅŸu mesafesini turlara bölerek, her turu belirli bir zamanda geçmeyi hedeflerdi. Bu "tempo" sistemiyle 1923′te Stokholm’de 4 dk. 10 sn ile dünya rekoru kırdı. Uzun mesafe koÅŸan diÄŸer ünlü atletler olarak Avustralyalı Ron Clarke, Etiyopyalı aynı zamanda maratoncu Abebe Bikila ve DoÄŸu Alman Waldener Ciepinski’yi sayabiliriz.
Uzun mesafe koşuları mesafelerine göre üçe ayrılır:
1 - 3000 m koÅŸusu
2 - 5000 m koÅŸusu
3 - 10000 m koÅŸusu
1 - 3000 m KoÅŸusu: Pistin 400 m uzunluÄŸundaki bölümünün 7.5 tur olarak koÅŸulduÄŸu uzun mesafe koÅŸusudur. Bu koÅŸu 1982 yılına kadar bayanların en uzun mesafe koÅŸusu iken, aynı yıl Avrupa Åžampiyonası’nda bayanlar maraton da koÅŸmaya baÅŸlamıştır.
2 - 5000 m KoÅŸusu: Pist üzerinde yapılan bu koÅŸu, pistte 12.5 tur olarak koÅŸulur. İlk derecesi 1875 yılında Londra’da 17.07 ile yapılmıştır.
3 - 10000 m KoÅŸusu: 400 m’lik oval pistte 25 tur olarak koÅŸulur. Önde koÅŸan atletin, arkadan gelen atlete 400 m fark yapmasına "tur bindirme" denir.
d)Bayrak Koşuları:
Takımların 30 cm boyundaki tahta veya metal bir sopayı (stafeti), elden ele geçirerek ve sırayla koşarak yaptıkları yarışlardır. Takımlar 4 atletten oluşur.
Eski Yunan’da ellerinde bir meÅŸale ile yapılan bayrak koÅŸuları, 1895 yılında ilk kez atletizm yarışmalarında yer almıştır. Günümüzde 4′er kiÅŸilik takımlar halinde çeÅŸitli mesafelerde koÅŸulmaktadır. Yalnız Balkan ülkeleri arasında yapılmış ve adı "Balkan Bayrak" olarak kalmıştır. Dörder atlet arasında 800 m, 400 m, 200 m ve 100 m koÅŸulan bir türü daha vardır. Ayrıca bir zamanlar yurdumuzda bir hayli yaygın olan "İsveç Bayrak KoÅŸusu" da bir diÄŸer bayrak yarış türüdür. Bunların mesafeleri de 400, 300, 200 ve 100 m’dir.
Toplu koşucular tarafından koşulan bayrak yarışlarında esas olan, koşucunun kendi mesafesini bitirdikten sonra elinde bulunan sopayı yeniden koşacak olan arkadaşına vermesidir. Eğer sopa düşürülürse, düşüren atlet yerden alır. Sopa düz ağaç veya metal bir borudan yapılmış olup, 28/30 cm uzunluğunda, 50 gram ağırlığında ve tek parçadır.
Yarışlar, hareketsiz duran yarışmacıların tabanca patlatmasıyla aldıkları startla başlar.
Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.
Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.
İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.
Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.
1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.
Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.
1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.
1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.
1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu.
1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.
1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi.
Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.
1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.
Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve
1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.
1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.
1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.
1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.
1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.
1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.
FEDERASYON BAŞKANI: Mehmet Yurdadön
1957 yılında Kars’ın Susuz ilçesinde doÄŸmuÅŸtur. Atletizme 18 yaşında baÅŸladı. Uzun mesafe koÅŸularında en baÅŸarılı atletlerinden biri olarak ün yaptı. 1976 ve 1978 İstanbul’da, 1982 Atina’da Balkan Kros Åžampiyonlukları’nı kazandı. Spor Akademisi mezunu olup, Almanca bilen Yurdadön, bugüne kadar Gençlik ve Spor Ankara İl Müdürlüğü’nde memur, Türkiye ÅžiÅŸe Cam Fabrikası’nda sporcu, idareci, antrenör, GSGM APK uzmanlığı, GSGM Spor Kontrolörü ve GSGM Spor Kontrolörlüğü baÅŸkanı görevlerinin ardından Atletizm Federasyonu BaÅŸkanlığı’na seçildi.
Federasyonun KuruluÅŸ Tarihi: 1922
Federasyona bağlı kulüp sayısı: 86
Federasyona bağlı antrenör sayısı: Erkek 180, bayan 40
Federasyona bağlı lisanslı sporcu sayısı: Erkek 6300, bayan 1680, toplam 7980
Federasyona bağlı hakem sayısı: 157 uluslar arası hakem, 777 ulusal hakem, 1385 il hakemi ve 657 aday.
Ankara, (Sporum) - Atletizm Federasyonu BaÅŸkanı Mehmet Yurdadön, 2001’in atletizm yılı olacağına iÅŸaret etti. Yurdadön, www.sporum.gov.tr’yle yaptığı söyleÅŸide, “Konuya hakim olan bir bakan ve genel müdür ile çalışmak hem benim hem de bu branÅŸ için büyük bir ÅŸans. 2001 yılı için atletizm ile ilgili olarak üç büyük proje hazırladık. Temel hedefimiz 2004 Atina Olimpiyatları” dedi. Yurdadön’e sorduÄŸumuzsorular ve yanıtları şöyle:
- 2001 yılı neden atletizm yılı ilan edildi?
“Göreve gelmemizle birlikte Türkiye’de duraklama dönemine giren atletizmi geliÅŸtirebilmenin yollarını düşündük ve bunun için üç büyük proje hazırladık. Bu projeler sonunda Avrupa, Dünya Åžampiyonaları ile Olimpiyat Oyunları’na elit sporcular yetiÅŸtirmeyi hedefledik. Projelerimiz ile ilgili çalışmalara 2001 yılından itibaren baÅŸladığımız için de atletizm yılı olarak kabul ettik.”
- Projeler kapsamında ne tür çalışmalar yapılacak?
“Bu projeler çerçevesinde ilk olarak illerdeki çocuklardan ardından, çocuk esirgeme kurumunda bulunan daha sonra da ıslah evlerindeki çocuklardan yararlanmayı düşünüyoruz. İllerdeki baÅŸarılı çocukları tespit edebilmek için 30 tane ile projemize katılma zorunluluÄŸu getirdik. 12 il de Gönüllülük Yasası’na baÄŸlı olarak projeye dahil olmak istedi ve toplam 42 ile ulaÅŸtık.”
- Peki bu iller hangi kriterler gözönünde bulundurularak belirlendi?
“İlk olarak alt yapısı iyi, atletizm potansiyeline sahip iller seçildi ve her birine 11 Kasım 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü aracılığıyla genelge gönderildi. Bu genelge doÄŸrultusunda her ilde Åžubat ayından baÅŸlamak üzere 5’er tane turnuva yapıldı. Turnuvalarda 10-11, 12-13 ve 14-15 yaÅŸ grupları baz alındı. Her yaÅŸ grubuna bayanlarda ve erkeklerde 3’er kiÅŸilik takımlar yarıştı. Bu turnuvaların sonucunda baÅŸarılı olan toplam 1008 öğrenci 6. ve son seçmeye katılma hakkı kazandı. 22 Nisan Pazar günü Ankara’da Hipodrum’da saat 10.00’da baÅŸlayacak olan seçmelere, Bakan Fikret Ünlü ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal Mutlu da katılacak. Bu seçmeler sırasında üniversite elemanlarından ve bizim baÅŸ antrenörlerimizden oluÅŸan seçici kurul, yetenekli çocukları belirleyecek. Ayrıca son seçmede baÅŸarılı olan çocuklar ödüllendirilecek.
Birinci olan çocuÄŸa 10 Cumhuriyet altını, ikinci olana 9, üçüncü olana 8 olmak üzere 10 çocuÄŸa Cumhuriyet altını verilecek. BaÅŸarılı olan takımlara 15’er Cumhuriyet altını, baraşılı olan illerden ise 1.’ye 20, 2.’ye 15 ve 3.’ye ise 10 cumhuriyet altını olmak üzere toplam 600 cumhuriyet altını dağıtılacak. “
- Bu seçmelerde başarılı olan çocuklar için ne gibi çalışmalar öngörülüyor?
“Seçimelerde baÅŸarılı olan çocukları kendi imkanlarımızla, tesislerimizde saÄŸlık taramasından, labaratuvar testlerinden geçireceÄŸiz. Testten geçen sporcular anlaÅŸmalı olduÄŸumuz Hacettepe Üniversitesi Spor Yüksek Teknolojisi Okulu’nda yetenek tespitine tabi tutulacaklar. Bu çalışmalar sonucunda belirlenen çocuklarkın bir kısmı kendi evlerinde istihdam edilecek ve maddi yardımla desteklenecek. Bir kısmı ise eÄŸitim merkezlerimizin olduÄŸu yerlerde bulundurulacak. Son aÅŸamada da yaÅŸ gruplarına göre bu çocuklar uzman kiÅŸiler tarafından Dünya ve Avrupa Åžampiyonalırı ile Olimpiyat Oyunlarına hazıranacak. Bu çalışma her 6 ayda bir aÅŸamalı olarak tekrarlanacak. Hatta çok yetenekli bulduÄŸumuz çocukları yurt dışına da göndermeyi düşünüyoruz. Seçmelerde dışarıda kalan çocuklar ise farklı spor branÅŸlarına yönlendirilecek. Bu durumda atletizmin diÄŸer spor dallarının anası olduÄŸu bir kez daha anlaşılıyor.”
ALT YAPI ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNDAN
“Bir diÄŸer çalışmamız ise çocuk esirgeme kurumları ile yapılacak. Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan Sorumlu Devlet Bakanı Hasan Gemici ile Spordan Sorumlu Bakanımız Fikret Ünlü arasında hazırlanan protokol imzalanma aÅŸamasında. Bu protokolün imzalanmasıyla birlikte, 59 ilde toplam bin 770 çocuk arasında daha önce ayrıntılarıyla anlattığım iÅŸlemlerin tümü uygulanarak yetenekli çocuklar belirlenecek.
Ayrıca çocuk esirgeme kurumları arasında önümüzdeki sezon bir de lig kurmayı planlıyoruz. Bu liglerde ÅŸampiyon olanlar bizim kendi ligimize de katılabilecek.”
- Peki bu çocukları sizin bünyenizdeki antrenörler mi çalıştıracak?
“İhtiyaç olması halinde tabii ki ancak, onların kendi beden eÄŸitimi öğretmenleri var. Biz sadece onları kurs ve seminerlerimiz aracılığıyla atletizm konusunda eÄŸiteceÄŸiz. Yapılacak çalışmalarla tespit edilen yetenekli çocuklar ise önceden saydığım aÅŸamalardan geçirilecek. Böylece, Dünya ve Avrupa Åžampiyonaları ile Olimpiyat Oyunlarına katılabilmek için milli takımlara girebilme hakkını elde edebilecekler. Bu çalışmanın bir faydası da 18 yaşını dolduran çocukların ortada kalmasını engellemek. BaÅŸarılı çocuklara uzmanlık kadrosu verilebilecek. Farklı federasyonlarda çalışma olanakları sunulacak. Hatta dereceye giren çocuklara Beden EÄŸitimi ve Spor Yüksek Okullarına kayıt olma kolaylığı saÄŸlanacak.”
- Çalışmalarınız yalnızca koşu ile mi sınırlı tutulacak?
“İlk aÅŸama sadece koÅŸulara dayalı. Bu arada çocuk esirgeme kurumlarının oyun alanlarını tespit etmeye çalışıyoruz. Daha sonra üçlü branÅŸ yapacağız. Atmalar,fırlatma topları, yüksek atlama minderleri, uzun atlama havuzu bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışıyoruz. Yapacağımız bu ortak çalışmalar ile çocukların topluma kazandırılması da hedefleniyor. Bunlar kimsesiz çocuklar, grupla çalışmaya daha elveriÅŸliler. Bu sayede spor psikolojisiyle toplum psikolojisini kazanmaya baÅŸlıyorlar. Aynı uygulama ıslah evleri için de geçerli olacak ancak onlar için bir sayı belirleyemiyoruz. Her ıslah evi kendi kapasitesi doÄŸrultusunda katılacak.”
Atletizm Sporunda İlkler
- Atletizmde düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı.
- Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir.
- 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kurulmuÅŸ ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslararası karşılaÅŸmayı yapmışlardır.
- Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu uluslararası bir kuruluÅŸ olan (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF 1913′te kuruluÅŸunu tamamlayarak BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie’yi genel sekreterliÄŸe seçti.
- 1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸlamışlardır. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kurulmuÅŸtur.
- 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapılmış, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi.
- Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biri olmuÅŸ, resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı.
- Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.
- Yurdumuza atletizmi ilk sokan ise, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’dir. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürmüştür. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırdı.
- Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat
Türkiye’de Atletizm
Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.
Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.
İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.
Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.
1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.
Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.
1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay, 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.
1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.
1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu döne