‘Spor’ Kategorisi için ArÅŸiv

İlk Çağda Olimpiyatlar

Salı, 06 Kasım 2007

İlk Çağda Olimpiyatlar

Olimpiyat Oyunları’nın kökeni Eski Yunan’da kent (site) devletleri arasında barışçı iliÅŸkileri geliÅŸtirmek amacıyla düzenlenen spor ÅŸenliklerine dayanır.

O çaÄŸda Eski Yunan’da Olimpia, Pythia, Nemla ve İsthmia gibi yerlerde birbirine benzer spor ÅŸenlikleri yapılırdı. Ama bunların en ünlüsü ve en eskisi, Elis kentindeki Olimpia’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’ydı.

Kimi araÅŸtırmacılara göre Olimpia’daki spor ÅŸenliklerinin tarihi İÖ 14. yüzyıla deÄŸin uzanır. Tanrıların tanrısı Zeus’un onuruna düzenlenen bu ÅŸenlikler önceleri, ölülerin ruhlarının sekiz yılda bir dirildiÄŸi inancı nedeniyle sekiz yılda bir kutlanırdı. Sonraları bu süre dört yıla indirildi ve İÖ 776’dan İS 393’e deÄŸin tam 12 yüzyıl boyunca her 4 yılda bir Olimpiyat Oyunları düzenlendi. BaÅŸlangıçta yalnızca bir gün süren Olimpiyat ÅŸenliÄŸinin süresi İÖ 472’de beÅŸ güne çıkarıldı.

Olimpiyat Oyunları’nın en önemli yönü “Olimpiyat AteÅŸkesi” geleneÄŸiydi. Bu gelenek uyarınca, savaÅŸ halinde olan Yunan kent devletleri Olimpiyatlar’a 3 ay kala silah bırakırlar ve yarışmalar için en iyi sporcularını seçerek Olimpia’ya gönderirlerdi. Oyunlar sona erdikten sonra da, oyuncuların kendi kent devletlerine güvenlik içinde dönmelerine deÄŸin “Olimpiyat AteÅŸkesi” sürerdi.

Bir gün içinde tamamlandığı ilk dönemde Olimpiyat Oyunları 32 m geniÅŸliÄŸinde, 192 m uzunluÄŸunda bir pistte yapılan tek bir koÅŸu yarışından oluÅŸuyordu. Ayrıca bu pistin güneyine düşen hipodromda da at yarışları yapılırdı. Zamanla deÄŸiÅŸik mesafelerde koÅŸu yarışları, disk ve cirit atma, uzun atlama, boks, güreÅŸ, pentatlon ve atlı araba yarışları da Oyunlar’ın programına eklendi. Oyunların süresi 5 güne çıkarıldıktan sonra 5. gün, ödüllerin dağıtılmasına ve ÅŸampiyonlar için bir şölen verilmesine ayrıldı.

İlkçaÄŸdaki Olimpiyatlar’a kadınlar ne yarışçı ne de seyirci olarak katılabiliyor, yalnızca baÅŸrahibe oyunları izleyebiliyordu. Sonraları Olimpiyat Oyunları’yla aynı günlerde, ama Olimpiyat alanı dışında Zeus’un eÅŸi Tanrıça Hera onuruna kadınlar arasında da spor yarışmalarının düzenlendiÄŸi biliniyor.

Eski Yunan’ın Roma İmparatorluÄŸu’nun egemenliÄŸi altına girdiÄŸi MS. 146 yılına deÄŸin Olimpiyat Oyunları’na katılım yalnızca Yunan soyundan gelen özgür yurttaÅŸlara açıktı. O tarihten sonra imparatorluk sınırları içinde yaÅŸayan herkese Olimpiyatlar’a katılma hakkı tanındı.

Roma İmparatorluÄŸu 4. yüzyılda Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra devlet, Eski Yunan dininin izlerini taşıdığı için Olimpiyat Oyunları’nın önüne engeller çıkarmaya baÅŸladı. Sonunda 393 yılında İmparator I. Theodosius Olimpiyat Oyunları’na kesin olarak son verdi.

Çağdaş Olimpiyatlar (1896-2000)

ÇaÄŸdaÅŸ Olimpiyat Hareketi’nin kurucusu, bir Fransız soylusu olan Baron Pierre de Coubertin’dir

(1863 - 1937).

Coubertin’e göre Olimpiyat Oyunları geleneÄŸinin canlandırılması, hem genç insanların yarışma ruhu içinde daha güçlü birer kiÅŸilik geliÅŸtirmeleri, hem de bireyler ve toplumlar arasındaki gerilim ve düşmanlıkların gene yarışma ruhuyla aşılması yönünde çok önemli bir adım atılmasını saÄŸlayacaktı.

Coubertin’in bu görüşü Haziran 1894’te Paris’in ünlü yükseköğretim kurumu Sorbonne’da, 37 spor kuruluÅŸundan 78 temsilci ile 9 ülkeden 20 delegenin katıldığı Uluslararası Spor Kongresi’nde oybirliÄŸiyle benimsendi. Bunun hemen ardından kurulan Uluslararası Olimpiyat Komitesi I. Olimpiyat Oyunları’nın 1896’da Atina’da yapılmasını kararlaÅŸtırdı.

1896 ATİNA, YUNANİSTAN

Yunanistan Siyasal sorunları ve mali sıkıntıları nedeniyle Yunan hükümeti olimpiyatların Atina’da yapılmasına çok geç razı olduÄŸu için, I. Olimpiyat Oyunları’na ancak 13 ülkeden 295 sporcu katılabildi. Programda yalnızca 9 spor dalı vardı. İlk Olimpiyat ÅŸampiyonluÄŸunu, üç adım atlamada birinci gelen ABD’li James Connolly kazandı. Amerikalılar ayrıca 800 ve 1.500 metre hız koÅŸuları dışında tüm atletizm yarışmalarını kazandılar.

Coubertin, ilkçaÄŸdaki Olimpiyatlar’da yer almadığı halde, MÖ 490’da Atinalılar’ın Persler karşısında Maraton Ovası’nda kazandığı zaferin anısına, Maraton adıyla 40 km’lik bir uzun mesafe mukavemet koÅŸusunu da programa eklemiÅŸti. I. Olimpiyat Oyunları’nda bu yarışı Atinalı Spiridon Louis birinci bitirdi. Tek sıklette yapılan güreÅŸ karşılaÅŸmalarından bir Alman, tenis karşılaÅŸmalarından ise bir İngiliz 1. çıktı.

Pire Limanı’nda yapılan yüzme yarışlarına deniz suyunu soÄŸuk bulan ABD’li ve Avustralyalı yüzücüler katılmayınca Macarlar ve Avusturyalılar birincilikleri aldı.

1940 - 1944 II. Dünya Savaşı

1940 Olimpiyatları’nın ev sahibi kenti olarak 1936’da Tokyo seçilmiÅŸti. O dönemde baÅŸlayan Çin-Japon savaşı nedeniyle ev sahibi kent Helsinki olarak deÄŸiÅŸtirildi. Ama 1939’da patlak veren II. Dünya Savaşı ne 1940’ta ne de 1944’te Olimpiyat Oyunları’nın düzenlenmesine izin verdi.

1937’de ölen Coubertin’in kalbi, vasiyeti üzerine Olimpia’da gömüldü.

1916 I. Dünya Savaşı

1916’da düzenlenecek VI. Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliÄŸi için BudapeÅŸte, İskenderiye ve Berlin baÅŸvuruda bulunmuÅŸtu.

Almanya’nın savaÅŸa hazırlandığı bilindiÄŸi için, savaşın önlenebileceÄŸi umuduyla ev sahipliÄŸi Berlin’e verildi. Ama 1914’te baÅŸlayan I. Dünya Savaşı Olimpiyatlar’ın yapılmasını engelledi.

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin Faaliyetleri (TMOK)

• Olimpik Gün KoÅŸusu

• Atatürk Barajı (GAP) Su Sporları Şöleni

• Ücretsiz Spor Okulları

• Asya’dan Avrupaya Yüzme, Yelken ve Kürek Yarışları

• Yasak Maddelerin Kullanımına Karşı Mücadele.

• Sporcu Bursları

• Antrenör GeliÅŸim Kursları

• Fair Play’ın Olgusunun YaygınlaÅŸtırılması.

Olimpik Gün Koşusu

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)’nin 23 Haziran 1884’de Paris’te Sorbonne Üniversitesinde Baron Pierre de Coubertin tarafından kurulmasının yıldönümü olan Olimpik Gün, 1987 yılından bu yana dünyadaki tüm Olimpiyat Komiteleri’nin düzenlediÄŸi Olimpik Gün KoÅŸuları ile kutlanmaktadır. Olimpik Gün KoÅŸuları, her yaÅŸtan insanı biraraya getirerek spor yapmanın

heyecanını yaşatmak ve daha barışcıl ve sağlıklı toplumların yetişebilmesi için sporu her yerde insanlığın hizmetine sunmak amacını taşımaktadır. TMOK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde sporun geniş kitlelere yayılmasına katkıda bulunmak amacıyla Olimpik Gün Koşularını her yıl bu bölgelerimizde organize etmektedir.

Atatürk Barajı (GAP) Su Sporları Şöleni

GAP projesiyle bölgede oluÅŸan sosyal ve ekonomik geliÅŸimin insanın doÄŸasında varolan sporla bütünleÅŸmesi, bölge halkının çaÄŸdaÅŸ sporlarla tanışması ve bölge gençlerinde Olimpizm ruhunun oluÅŸması amacıyla TMOK, GAP Bölge İdaresi BaÅŸkanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Atatürk Barajı Su Sporları Şöleni’ni 1995 yılından bu yana organize etmektedir. Şölen, Kürek-Kano, Sualtı Sporları-Cankurtarma-Su Kayağı-Paletli Yüzme, Yelken ve Yüzme dallarında yapılmaktadır.

Şölenin yedi yıllık süresi boyunca bölge gençlerinin su sporlarına ilgisi giderek artmış, bölge sporcularından oluşan yüzücü ve yelkenciler Türkiye şampiyonalarına katılmaya başlamıştır. Şölen esnasında Scuba, Cankurtaran ve İlkyardım kursları da düzenlenmektedir.

Ücretsiz Spor Okulları

TMOK Bayanlar Komisyonu, ülkemizde maddi imkansızlıklar nedeniyle spor yapamayan çocuk ve gençlerimize spor yapma olanağı saÄŸlamak amacıyla 1996 yılından bu yana Ücretsiz Spor Okulları projesini yürütmektedir. Halen İstanbul’da, deprem bölgesinde ve İskenderun’da toplam 18 Ücretsiz Spor Okulunda 6.000 çocuk ve gencimize spor yapma imkanı saÄŸlamaktadır.

Asya’dan Avrupa’ya Yüzme, Yelken ve Kürek Yarışları

TMOK, Uluslararası Olimpiyat Komitesi himayesinde “Herkes İçin Spor” teması ile her yıl Temmuz ayında “Asya’dan Avrupa’ya Uluslararası BoÄŸaziçi Yüzme Kürek Yelken Yarışmaları” düzenlemektedir. Bir dostluk havası içinde her yaÅŸ grubundan yerli ve yabancı katılımcıları biraraya getiren bu organizasyon İstanbul’un kıtaları birleÅŸtiren tek ÅŸehir olma özelliÄŸini de spor yoluyla tanıtmaktadır.

Yasak Maddelerin Kullanımına Karşı Mücadele:

TMOK, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından geçtiÄŸimiz ay akredite edilen Türkiye Doping Kontrol Merkezi’nin kurulması giriÅŸimine öncülük etmiÅŸtir. İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu (HDK), Merkezin dünya standartlarına getirilebilmesi için, gereken testlerin yapılabilmesi ve aletlerin alınabilmesi amacıyla 1996 yılından bu yana 385,662 Amerikan Doları yardım yapmıştır. TMOK, Doping Kontrol Merkezinin tanınması için IOC düzeyinde etkin çalışmalar yapmış, ayrıca bu merkezde çalışan personeli, geliÅŸim ve eÄŸitimlerine yardımcı olmak amacıyla yurt dışında kurs ve kongrelere göndermiÅŸtir.

Ayrıca, TMOK kendi bünyesinde dopingle mücadele ve eğitim amacıyla Sağlık ve Anti-doping Komisyonu oluşturmuştur. Bu komisyon ülkemizde dopingle mücadele ve sporcu sağlığı konularında eğitim çalışmaları yapmaktadır.

Sporcu Bursları:

TMOK, Olimpiyat Oyunlarına hazırlanan ve madalya ÅŸansı bulunan sporcularımıza yardımcı olmak amacıyla IOC’nin Olimpik Dayanışma Programı çerçevesinde burs vermektedir.

Ayrıca, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu (HDK), Olimpiyat Oyunlarında madalya şansı bulunan sporcularımızın hazırlıklarına yardımcı olmak amacıyla burs vermektedir.

Antrenör Gelişim Kursları:

TMOK, antrenörlerimizin gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla Olimpik Dayanışma programı çerçevesinde yurtdışından uzman getirterek kurslar düzenlemekte ve yurtdışına eğitim amacıyla antrenör göndermektedir.

Fair Play’in Olgusunun YaygınlaÅŸtırılması:

TMOK, Türkiye’de Fair Play olgusunun yaygınlaÅŸtırılması amacıyla her yıl verdiÄŸi Fair Play Ödülleri ile Fair Play’i ülkemizde bir yaÅŸam tarzı olarak benimsetmek yolunda önemli katkılarda bulunurken, Fair Play Karikatür yarışmasıyla gençlerin sanat ve spor iÅŸbirliÄŸi yoluyla Fair Play’i benimsemeleri için çalışmaktadır

Atletizmin Branşları Ve Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

Atletizmin branşları ve kuralları

Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır.

Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir. Koşular Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir.

Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür. Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koşu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır.

Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da deÄŸiÅŸik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

a) Sürat Koşuları

b) Orta Mesafe Koşuları

c) Uzun Mesafe Koşuları

d) Bayrak Koşuları

e) Engelli KoÅŸular

f) Hendek Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

a) Maraton

b) Yürüyüş

c) Kır Koşusu

d) Sokak (Yol) KoÅŸusu

Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:

a) Dekatlon

b) Heptatlon

Pist Yarışları: Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır.

Türkiye’de atletizm

Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar. İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir.

Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında diÄŸer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki baÅŸarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi. Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti.

Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu. 1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti.

SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi. Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.

1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı. 1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu.

Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

Dünya’da atletizm

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı.

17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi. Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi.

1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı. Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı.

1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı. Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı.

Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı. Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü.

ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rasgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanı sıra gizli profesyonellik de girdi.

Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay, 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi.

Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.

1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldu. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.

1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama, ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm de krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm; ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’ın kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie, bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’ın, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI fesh edildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı.

Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası ise 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar, 1967′den itibaren düzenli olarak yapılmaya baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.

Atletizmin “yaralanma” anlamında fazla riskli bir spor olmadığı düşünülebilir. Oysa, birebir rakiplerin bedenini hedeflemeyen atletizmde de yarışmalar esnasında bazı sakatlıklar oluÅŸabiliyor. Bütün sporların sporu olarak deÄŸerlendirilen atletizmde görülen bu sakatlıklıklar, bilinçi bir program uygulanması ve dikkatli olunması durumunda büyük ölçüde engellenebiliyor.

Atletizm Milli Takım Doktoru Tamer ÇavuÅŸ’un belirttiÄŸine göre atletizmde sporcu yarışmalardan çok antrenmana vakit ayırıyor, bu yüzden de saÄŸlık sorunları daha çok antrenmanlardan kaynaklanıyor.

Atletizmde genel anlamda görülen sağlık problemlerini Doktor Çavuş ile görüştük. Buna göre atletizm sporunda görülen yaralanmalar daha çok şu sebeplerden oluşuyor;

• Genel anlamda yaralanmaların % 60’ı antrenmanların yoÄŸunluÄŸundan kaynaklanıyor.Sporcudaki yapısal anotomik bozukluklandan (bacak uzunluÄŸu eÅŸitsizliÄŸi, düz tabanlık) kaynaklanıyor. Bu durumda sporcunun dış desteÄŸe ihtiyacı oluÅŸuyor, Uygun ayakkabılar ve uygun koÅŸu stili (parmak ucu veya topukla koÅŸmak) gibi.

• Zemin bozukluÄŸu atletlerde zaman içerisinde saÄŸlık yaralanmalar oluÅŸturabiliyor. Sert ve kötü zemin yaralanmalar için önemli bir gerekçe. Çünkü atletin sert zeminde koÅŸması vücuduna koÅŸma esnasında daha kuvvetli bir ÅŸok uygulamsı anlamına geliyor.

• Ekipman yetersizliÄŸi veya uygunsuzluÄŸu da atletizmde sporcuyu yaralayan etkenlerden biri. Bir atletn ayakkabısının esnekliÄŸi ve uzun süre kullanılmaması çok önemli. Ayakkabı uzun süre kullanıldığı takdirde, adımlarda oluÅŸan ÅŸoku emme özelliÄŸi yok oluyor.

Atletizmi koşma, atlama, atma şeklinde üç ana branşta düşünürsek, her branşta bir takım sağlık problemleri yaşamak mümkün. Doktor Tamer Çavuş bu problemleri şöyle açıklıyor;

Koşucularda görülen sağlık problemleri:

*Kas yaralanmaları görülebilir. Daha çok kuvvet ve ani hareketler gerektiren, patlayıcı tarzda gelişen kısa koşularda (sprinter) aşil tendonu zorlanmaları görülür.

*Uzun mesafe koşucularında ayak tabanında ağrılar (plantor fosciitis) oluşabilir. Bunun yanısıra ayağın aşırı kullanımıyla ilgili plantor fosciitis rahatsızlığı olan hastalarda topuk dikeni denilen sorun ortaya çıkar.

*Dizin dış bölümünde aÄŸrılar (iliobial – bond friksiyon sendromu) oluÅŸabilir. Bu rahatsızlık uzun süre yokuÅŸ aÅŸağı koÅŸankoÅŸucularda görülür ve koÅŸmaya baÅŸladıktan 20 dakika sonra ortaya çıkar. Hastalık parkurun ve sitilin düzeltilmesiyle ortadan kaldırılabilir.

*Diz önünde aÄŸrılarla ortaya çıkan koÅŸucu dizi hastalığı ( patella – femoral sendromu) görülebilir. Bu hastalık yokuÅŸ aÅŸağı ve yukarı çıkılan koÅŸulardan kaynaklanır. Çok sık rastlanan bu hastalık diz çökme ve çömelme durumlarında sporcuya aÄŸrı verir.

*Ayak kemiğine aşırı yüklenmekten stres kırığı adında bir rahatsızlık oluşur. Bu hastalıkda kemik ayrılmasa da kırık oluşur. Bacak ve ayak kemiklerinde, daha çok da ayak tarak kemiğinde görülür. Bu kırığın bir başka özelliği ise röntgenle ancak oluştuktan iki hafta sonra farkedilebilmesi.

*Ayak bileği ve bağ yaralanmaları görülebilir. Aşırı yüklenmekten kaynaklı ayak bileği bağlarında gerilme ve kopma yaşanabilir.

Atletizmde atmaya dayanan branşlar, genelde iri yapılı kişiler tarafından yapılıyor. Bu dallarda en önemli yaralanmalar, yanlış teknik uygulamalarından kaynaklanıyor.

Atma branşlarında görülen sağlık problemleri;

*Dirseğin iç tarafında ortaya çıkan ağrılarla kendini gösteren ciritci dirseği adlı hastalık oluşabilir. Kolun alt tarafındaki kemiği, üst kısmındaki kaslara bağlayan kirişte, sürekli ve sert atışlardan kaynaklanan zorlanma sonucunda oluşur.

*Koldaki sinirlere dirsek bölgesinde yapılan basınç sonucunda ellere giden sinirler etkilenir ve parmaklarda uyuşma meydana gelir. (ciritci ulnar nevriti)

*Güllecilerde aşırı yüklenme sonucunda omuz kaslarını saran kılıf yırtılabilir. (Rotator cuff yırtılması)

*Güllenin ağırlığından kaynaklı elde oluşan baskı sebebiyle bileğin zorlanması sonucu doğabilir.

*Gülleciler vücudun dönme hareketi esnasında bacaklardan güç aldıkları için dizlerde oluşan zorlanmadan kaynaklı menisküs oluşabilir.

Atletizmin atlamaya dayanan branşlarındaysa şu sağlık problemleri görülebiliyor:

*Uzun ve üç adım atlamada topuk ezilmesi görülebilir. Atlama anında topuk kemiğiyle der arasında kalan ve topuk yastığı adı verilen yağ dokusunun ezilmesiyle oluşur.

* Ayağın taban kısımlarındaki kaslar ağrıyabilir. (Plantor Fasciitis)

*Ayak bileğinin arka kısmındaki bağlarda sorlanma olibilir. (Aşil Tendom yaralanmaları)

*Ayak bileğine uygulanan basınçtan kaynaklı problemler oluşabilir.

*Uyluk kemiğinin arka kısmındaki kaslarda problemler oluşbilir.

*Yüksek atlayıcılarda diz bölgesinde problem oluşabilir. Sıçrama anında dizlere yoğun şok uygulamasından kaynaklı oluşur.

*Kötü düşme teknikleri yüzünden bel ağrıları oluşabilir.

*Sırıkla atlamacılarda omuz ve karın bölgesinde sorun yaşanır. Bunun sebebi ise sırıkla yükselirken en çok omuza yüklenilmesidir.

Atletizmde Yaralanmalar Nasıl Engellenir?

ÇavuÅŸ’tan alınan bilgiye göre, atletizmde yaralanmaları engellemek mümkün. Bunun için ÅŸu konulara dikkat etmek gerekiyor:

• Uygun antrenman modelleri uygulanmalı

• Isınma, germe ve soÄŸuma egzersizlerine önem verilmeli

• Aşırı sert zeminlerden kaçınılmalı

• İyi bir koÅŸu tekniÄŸi ve stili geliÅŸtirilmeli

• Ayakkabılar uygun olmalı

• Beslenme, su kaybı, ısı ve nem konularına önem verilmeli

Doktor Tamer ÇavuÅŸ’un atletizmdeki yaralanmaların en aza indirilmesi konusunda en çok önem verdiÄŸi konu ise antrenman bilimi ve tıbbın koordineli çalışması. Dr. ÇavuÅŸ, “Aşırı yüklenme sonucu oluÅŸan yaraların önlenmesi için öncelikle fizyoloji ve biomekanik bilimleri, yaralanma oluÅŸtuktan sonra ise ortopedi ve fizik tedavisi gibi branÅŸların devreye girmesi gerekiyor. Bu durum beraberinde multi disipliner bir sonuç gerektirir. Performans sporlarında baÅŸarılı olan ülkeler antrenman bilimi ile tıbbı bir arada iyi kullanabilen ülkelerdir” dedi.

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı.

Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.

Atletizmin Dalları

Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır. Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir.

KoÅŸular

Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir. Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür.

Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koÅŸu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır. Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da deÄŸiÅŸik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

a) Sürat Koşuları

b) Orta Mesafe Koşuları

c) Uzun Mesafe Koşuları

d) Bayrak Koşuları

e) Engelli KoÅŸular

f) Hendek

Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

a) Maraton

b) Yürüyüş

c) Kır Koşusu

d) Sokak (Yol) KoÅŸusu

Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:

a) Dekatlon

b) Heptatlon

Pist Yarışları:

Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır. Yarışmalar 6 bölümden oluÅŸur

a) Sürat Koşuları:

Pist ve alan sporlarında; kısa mesafe atletlerinin bütün güçleriyle koşmasına dayanan, en süratli olanı belirleyen yarışlardır. Bir diğer ismi de kısa mesafe koşularıdır.

Bu tür yarışmalarda koşucunun sürati ve dayanıklılığı yanında, temposunu değerlendirmesi de büyük önem taşır.

Virajlı yarışların başlangıç çizgileri, tüm atletlerin aynı uzunluğu koşmalarını sağlamak için kademeli ve eğri olarak çizilmiştir. İç kulvarlardaki yarışmacılar yarışa daha gerilerden başlarlar.

Sürat koşularının tümünde, oyun alanı olarak 400 m uzunluğundaki standart pist kullanılır. Bu pistlerin hepsinde "tartan" denilen sentetik bir bileşik olan yapay zemin vardır. Pistin bitiş çizgisi tüm yarışlar için aynıdır. Pist üzerinde 8 kulvar işaretlenerek, yarışmacıların birbirinden ayrılmaları sağlanmıştır. Sürat koşularının tümünde her koşucu, parkurunu kendi kulvarında koşarak tamamlar.

Sürat koşucuları yarıştan önce ısınmalı, adalelerini gevşetici hareketler yapmalıdırlar.

Sürat koÅŸularında atletler çıkış takozları kullanırlar. Bu çıkış takozları, baÅŸlangıç çizgisinin hemen arkasına vidalanan, yarışmacının ayaklarını basarak ilk hızını almasını saÄŸlayan genellikle metal bir alettir. Ayakların konduÄŸu düz kısımlar, atletlerin tercihine göre ayarlanabilir. Bu çıkış takozları ile çömelmiÅŸ durumda çıkış yapmaya 1894′den sonra baÅŸlanmış olup, ilk kez 1930′da resmi yarışmalarda kullanılmıştır. Çıkış takozlarına, önemli yarışlarda yanlış çıkışları otomatik olarak saptayan elektronik bir mekanizma eklenir. Çıkış sırasında yarışmacının soÄŸukkanlı ve hırslı olması çok önemlidir.

Sürat koşularında atletler, ıslanma ile şeffaflaşmayan atlet ve şortlar giyerler. Numaralar kolayca görülebilecek büyüklükte sırta ve göğüse tutturulur. Çorapların pamuklu, beyaz ve dikişsiz olması gerekir. Yarışmalarda çivili özel spor ayakkabıları kullanılır. Bu ayakkabılar yarışma çeşidi ve atletlerin tercihine göre farklılık gösterebilir. Ama çiviler 2.5 cm uzunluğunu geçemez. Sentetik pistlerle birlikte metal çivilerin yerini lastik çiviler almıştır. Bu çiviler koşu sırasında yere batarak ayağın geri kaymasını önler.

100 m’den 800 m’ye kadar olan yarışlarda koÅŸucular yarışa, çömelmiÅŸ durumda bir ayak geride, öteki ayak çıkış çizgisinin hemen arkasında, el parmakları da yere deÄŸecek biçimde yerleÅŸerek baÅŸlarlar.

Çıkış hakemi 800 m’ye kadar olan koÅŸularda (800 m dahil) "yerlerinize" ve "dikkat" komutlarını, daha uzun koÅŸular için "yerlerinize" komutunu verir. Bütün atletlerin "dikkat" durumunda iki ayağı da piste deÄŸmeli ve hareketsiz beklemeleri gerekir.

Yarışmalar bir tabanca veya benzeri bir aletin havaya ateşlenmesi ile başlar. Yarışmacılardan birisinin hatalı çıkış yapması durumunda çıkış tekrarlanır. İki kez hatalı çıkış yapan atlet diskalifiye edilir. Pist yarışmalarında diskalifiye olan atlet, pisti hemen terk etmelidir. Hatalı çıkıştan sonra yarışmacılar, tabancanın yeniden ateşlenmesi ile geri çağrılır.

Sürat koÅŸuları, yukarıda da belirtildiÄŸi üzere çökmüş vaziyette çıkış hareketiyle baÅŸlar. Fuleye geçmek için atılan toplanış adımlarıyla sürer. Bunu mesafenin 15-20 m’si ile son 5 m’si arasındaki fule adımları izler. Yarış ipinin göğüslenmesi ile koÅŸu tamamlanır.

Bitişte ipi göğüslemek veya finiş çizgisini geçmek, ya atletin ellerini başının üstüne kaldırması ya da elleri ile fırlatarak seride omuz ile dokunmak şeklinde olur.

Yarışmalarda dereceler elektronik kronometre ile saptanır. Bu kronometreler, yarışmayı başlatan tabancaya bağlanmıştır ve ateşleme ile kendiliğinden otomatik olarak çalışmaya başlar. Ayrıca ipi göğüsleyen atlet, saniyenin yüzde birini saptayabilen "Foto Finiş" aletiyle tespit edilir.

Zaman, silahın ateşlenmesinden, atletin gövdesinin bitişe vardığı ana kadar geçen süre ölçülerek bulunur.

Beraberlik durumunda, ikinci tur her iki atletin katılmasına engel ise iki atlet yeniden yarışır. Bu durum dışında bütün beraberlikler olduğu gibi kalır.

Sürat koşuları mesafelerine göre üç ana yarıştan oluşur:

1- 100 m koÅŸusu

2- 200 m koÅŸusu

3- 400 m koÅŸusu

1 - 100 m koÅŸusu: Sürat koÅŸularının en kısası olup, tüm kuvvetin bir hamlede harcanmasını gerektirir. 100 m koÅŸuları ana tribün önündeki virajsız düz parkurda koÅŸulur. Her atlet kura ile belirlenen kendi kulvarında yarışır. İnsan hayatında önem taşıyan salise farkları 100 m koÅŸularında çok önemli rol oynar. 1912′lerde 100 m dünya rekoru 10.6 saniye iken 1968′de Jim Hines 9.9′a, 1991 yılında ABD’li atlet Carl Lewis 9.86′ya, 1994 yılında ise Leroy Burrell 9.85 saniyeye indirmeyi baÅŸardılar. 100 m yarışlarında en yüksek hız erkeklerde 45 km/saat, bayanlarda 40 km/saat olup bu hızlara ancak 40 m’den sonra ulaşılabilir.

Atlet, ellerini çıkış çizgisinin arkasına koyarak kolları düz, kafası belkemiÄŸi ile paralel durumda, arka ayak çıkış takozunda iken, tabancanın ateÅŸlenmesiyle ileri fırlar. Birinci adım 75 cm’i geçmez. İlk 10 m kısa ve seri adımlardan oluÅŸur. 100 m koÅŸucusu azami fırlayış, sürat ve adım uzunluÄŸunu saÄŸlayabilmek için ayak uçlarıyla koÅŸmalı ve ayaklarını yukarıya fazla kaldırmamalıdır. 100 m’de, birincisi çıkarken, ikincisi toplanışla fule arasında, üçüncüsü de son 15-20 m’de olmak üzere üç kez nefes alıp verilir. Atletlerin bitiÅŸ çizgisini geçmeleriyle yarış tamamlanır. Tüm sürat yarışlarındaki yarış kuralları, 100 m. koÅŸularında da uygulanır.

2 - 200 m. koÅŸusu: 200 m koÅŸusu, 100 m’nin devamıdır. Ancak 200 m atletleri ile 100 m atletleri arasındaki en önemli fark, nefes kapasiteleridir. 200 m’ci baÅŸlangıçta 20 m’de bir nefes alır, sonlara doÄŸru nefes alışı daha sıklaşır. Ayrıca 200 m’ciler, 100 m’cilerden daha yumuÅŸak bir koÅŸu tarzına gereksinim duyarlar. Bir de daha dayanıklı ve inatçı olmaları gereklidir. 200 m koÅŸuları virajlı parkurda yapılır, yarış kuralları diÄŸer sürat koÅŸularında olduÄŸu gibidir. Her 200 m’ci 100 m. koÅŸabilir, ama 200 m. koÅŸamayan 100 m. atleti çoktur.

3 - 400 m. koÅŸusu: Bu koÅŸuya sürat koÅŸusu veya sprint (fırlayış) denilebilir. Bu koÅŸular ilk kez 440 yarda olarak 20 yy. baÅŸlarında düzenlendi. 400 m, güçlü bir vücudun bile ancak teknikle koÅŸabileceÄŸi bir mesafedir. Sürat koÅŸucuları ve yarı mukavemet koÅŸucuları, 400 m’yi baÅŸarıyla koÅŸarlar. En iyi 400 m sonuçları, normal-ritmik bir ÅŸekilde nefes alındığı ve her 100 m’nin birbirine denk hızla koÅŸulduÄŸu zaman alınır. 400 m. koÅŸuları virajlı pistlerde yapılır ve bu yarışlarda ilk çıkış çok önemlidir. Yarış kuralları ve kullanılan malzemeler diÄŸer sürat koÅŸularında olduÄŸu gibidir.

b) Orta Mesafe Koşuları:

Orta mesafe koşuları, kısa mesafe koşuları ile uzun mesafe koşuları arasında sürat ve güç ögelerinin her ikisine de gereksinim duyulan yarışlardır. Günümüzde büyük bir gelişme gösteren ve baştan sona süratle koşulmaya başlayan orta mesafe koşularının bir diğer adı da "Uzun Sürat Koşuları"dır.

Sürat koÅŸularından farklılığı, son anda hızlanmaya olanak verecek bir tempoyla koÅŸulmasıdır. 20. yy baÅŸlarına kadar yarım mil ve bir mil koÅŸuları düzenlenirdi. Ülkemizin baÅŸarılı orta mesafe atletleri olarak 800 m’de Ekrem Koçak, Muharrem Dalkılıç’ı, 1500 m’de ise Mehmet Tümkan’ı sayabiliriz. Dünyada en ünlü orta mesafe koÅŸucuları ise Finli atletler Paavo Nurmi ve Lasse Viren, Çek Zatopek ve İngiliz Sebastian Coe’dur.

Orta mesafe koşuları, pist üzerinde saat yönünün tersine koşulur. Her tur sonunda vakit belirtilir. Son tura girerken ya kampana çalınır ya da havaya ateş edilir.

Orta mesafe koşuları mesafelerine göre ikiye ayrılır:

1- 800 m. koÅŸusu

2- 1500 m. koÅŸusu

1- 800 m. koÅŸusu:

Büyük bir efor ve sürat harcanılan 800 m. koşuları, hafif atletizm sınıfı bir koşudur. İyi bir 800 m. koşucusu dayanıklı, süratli ve çok zeki olmalıdır. Çömelerek yapılan bir çıkıştan sonra, ilk 50-60 metreyi büyük bir süratle geçmek ve ilk virajı iyi almak çok önemlidir. Çok yorucu olan bu yarışta atletin adımları uzun, serbest ve yumuşak olmalı ve devamlı rakiplerini kontrol etmelidir. Koşucu ağzından ve burnundan nefes alabilir. Yarış taktiklerini ve süratinin derecesini bilmesinde büyük bir yarar vardır. Yarışmalarda eğer önde değilse, önde koşan koşucuya göre temposunu ayarlamalı, rüzgarı hesaba katmalı, son virajda atağa kalkmalıdır.

2- 1500 m koÅŸusu:

Bu koÅŸu kuvvetli, dayanıklı ve süratleneceÄŸi yeri iyi bilen atletlerin baÅŸarabileceÄŸi koÅŸudur. 1500 m koÅŸucularının kendi vücudu ahenkli ve uyumlu olmalı, ayakların tabanı ile basarak koÅŸmalı, nefes alma ritmi düzgün olmalıdır. Bilinen temposunu deÄŸiÅŸtirmeden korumalı, son 100-300 m’de süratlenmelidir.

c) Uzun mesafe koşuları: Uzun mesafe koşuları, finişte atağa kalkmanın orta mesafede olduğu kadar önem taşımadığı, her şeyin tempoya bağlı olduğu son derece sağlam bir yapı isteyen koşulardır.

Uzun mesafe koÅŸularında da stil ve nefes çok önemlidir. 2 m’de bir nefes alınıp verilir. Adımlar kısa ama daha serbest olup, ayaklar yere tabanla basar. Adımlar makineleÅŸmiÅŸ bir tempoyla atıldığı için, bir diÄŸer adı da "Araba KoÅŸusu"dur.

Dünyada en ünlü uzun mesafe koÅŸucusu, Finli Atlet Paavo Nurmi’dir. Nurmi, mesafeye göre "devamlı bir tempo" ile adım atmanın faydasına inanır ve koÅŸu mesafesini turlara bölerek, her turu belirli bir zamanda geçmeyi hedeflerdi. Bu "tempo" sistemiyle 1923′te Stokholm’de 4 dk. 10 sn ile dünya rekoru kırdı. Uzun mesafe koÅŸan diÄŸer ünlü atletler olarak Avustralyalı Ron Clarke, Etiyopyalı aynı zamanda maratoncu Abebe Bikila ve DoÄŸu Alman Waldener Ciepinski’yi sayabiliriz.

Uzun mesafe koşuları mesafelerine göre üçe ayrılır:

1 - 3000 m koÅŸusu

2 - 5000 m koÅŸusu

3 - 10000 m koÅŸusu

1 - 3000 m KoÅŸusu: Pistin 400 m uzunluÄŸundaki bölümünün 7.5 tur olarak koÅŸulduÄŸu uzun mesafe koÅŸusudur. Bu koÅŸu 1982 yılına kadar bayanların en uzun mesafe koÅŸusu iken, aynı yıl Avrupa Åžampiyonası’nda bayanlar maraton da koÅŸmaya baÅŸlamıştır.

2 - 5000 m KoÅŸusu: Pist üzerinde yapılan bu koÅŸu, pistte 12.5 tur olarak koÅŸulur. İlk derecesi 1875 yılında Londra’da 17.07 ile yapılmıştır.

3 - 10000 m KoÅŸusu: 400 m’lik oval pistte 25 tur olarak koÅŸulur. Önde koÅŸan atletin, arkadan gelen atlete 400 m fark yapmasına "tur bindirme" denir.

d)Bayrak Koşuları:

Takımların 30 cm boyundaki tahta veya metal bir sopayı (stafeti), elden ele geçirerek ve sırayla koşarak yaptıkları yarışlardır. Takımlar 4 atletten oluşur.

Eski Yunan’da ellerinde bir meÅŸale ile yapılan bayrak koÅŸuları, 1895 yılında ilk kez atletizm yarışmalarında yer almıştır. Günümüzde 4′er kiÅŸilik takımlar halinde çeÅŸitli mesafelerde koÅŸulmaktadır. Yalnız Balkan ülkeleri arasında yapılmış ve adı "Balkan Bayrak" olarak kalmıştır. Dörder atlet arasında 800 m, 400 m, 200 m ve 100 m koÅŸulan bir türü daha vardır. Ayrıca bir zamanlar yurdumuzda bir hayli yaygın olan "İsveç Bayrak KoÅŸusu" da bir diÄŸer bayrak yarış türüdür. Bunların mesafeleri de 400, 300, 200 ve 100 m’dir.

Toplu koşucular tarafından koşulan bayrak yarışlarında esas olan, koşucunun kendi mesafesini bitirdikten sonra elinde bulunan sopayı yeniden koşacak olan arkadaşına vermesidir. Eğer sopa düşürülürse, düşüren atlet yerden alır. Sopa düz ağaç veya metal bir borudan yapılmış olup, 28/30 cm uzunluğunda, 50 gram ağırlığında ve tek parçadır.

Yarışlar, hareketsiz duran yarışmacıların tabanca patlatmasıyla aldıkları startla başlar.

Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi.

Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.

1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve

1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.

1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

FEDERASYON BAŞKANI: Mehmet Yurdadön

1957 yılında Kars’ın Susuz ilçesinde doÄŸmuÅŸtur. Atletizme 18 yaşında baÅŸladı. Uzun mesafe koÅŸularında en baÅŸarılı atletlerinden biri olarak ün yaptı. 1976 ve 1978 İstanbul’da, 1982 Atina’da Balkan Kros Åžampiyonlukları’nı kazandı. Spor Akademisi mezunu olup, Almanca bilen Yurdadön, bugüne kadar Gençlik ve Spor Ankara İl Müdürlüğü’nde memur, Türkiye ÅžiÅŸe Cam Fabrikası’nda sporcu, idareci, antrenör, GSGM APK uzmanlığı, GSGM Spor Kontrolörü ve GSGM Spor Kontrolörlüğü baÅŸkanı görevlerinin ardından Atletizm Federasyonu BaÅŸkanlığı’na seçildi.

Federasyonun KuruluÅŸ Tarihi: 1922

Federasyona bağlı kulüp sayısı: 86

Federasyona bağlı antrenör sayısı: Erkek 180, bayan 40

Federasyona bağlı lisanslı sporcu sayısı: Erkek 6300, bayan 1680, toplam 7980

Federasyona bağlı hakem sayısı: 157 uluslar arası hakem, 777 ulusal hakem, 1385 il hakemi ve 657 aday.

Ankara, (Sporum) - Atletizm Federasyonu BaÅŸkanı Mehmet Yurdadön, 2001’in atletizm yılı olacağına iÅŸaret etti. Yurdadön, www.sporum.gov.tr’yle yaptığı söyleÅŸide, “Konuya hakim olan bir bakan ve genel müdür ile çalışmak hem benim hem de bu branÅŸ için büyük bir ÅŸans. 2001 yılı için atletizm ile ilgili olarak üç büyük proje hazırladık. Temel hedefimiz 2004 Atina Olimpiyatları” dedi. Yurdadön’e sorduÄŸumuzsorular ve yanıtları şöyle:

- 2001 yılı neden atletizm yılı ilan edildi?

“Göreve gelmemizle birlikte Türkiye’de duraklama dönemine giren atletizmi geliÅŸtirebilmenin yollarını düşündük ve bunun için üç büyük proje hazırladık. Bu projeler sonunda Avrupa, Dünya Åžampiyonaları ile Olimpiyat Oyunları’na elit sporcular yetiÅŸtirmeyi hedefledik. Projelerimiz ile ilgili çalışmalara 2001 yılından itibaren baÅŸladığımız için de atletizm yılı olarak kabul ettik.”

- Projeler kapsamında ne tür çalışmalar yapılacak?

“Bu projeler çerçevesinde ilk olarak illerdeki çocuklardan ardından, çocuk esirgeme kurumunda bulunan daha sonra da ıslah evlerindeki çocuklardan yararlanmayı düşünüyoruz. İllerdeki baÅŸarılı çocukları tespit edebilmek için 30 tane ile projemize katılma zorunluluÄŸu getirdik. 12 il de Gönüllülük Yasası’na baÄŸlı olarak projeye dahil olmak istedi ve toplam 42 ile ulaÅŸtık.”

- Peki bu iller hangi kriterler gözönünde bulundurularak belirlendi?

“İlk olarak alt yapısı iyi, atletizm potansiyeline sahip iller seçildi ve her birine 11 Kasım 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü aracılığıyla genelge gönderildi. Bu genelge doÄŸrultusunda her ilde Åžubat ayından baÅŸlamak üzere 5’er tane turnuva yapıldı. Turnuvalarda 10-11, 12-13 ve 14-15 yaÅŸ grupları baz alındı. Her yaÅŸ grubuna bayanlarda ve erkeklerde 3’er kiÅŸilik takımlar yarıştı. Bu turnuvaların sonucunda baÅŸarılı olan toplam 1008 öğrenci 6. ve son seçmeye katılma hakkı kazandı. 22 Nisan Pazar günü Ankara’da Hipodrum’da saat 10.00’da baÅŸlayacak olan seçmelere, Bakan Fikret Ünlü ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal Mutlu da katılacak. Bu seçmeler sırasında üniversite elemanlarından ve bizim baÅŸ antrenörlerimizden oluÅŸan seçici kurul, yetenekli çocukları belirleyecek. Ayrıca son seçmede baÅŸarılı olan çocuklar ödüllendirilecek.

Birinci olan çocuÄŸa 10 Cumhuriyet altını, ikinci olana 9, üçüncü olana 8 olmak üzere 10 çocuÄŸa Cumhuriyet altını verilecek. BaÅŸarılı olan takımlara 15’er Cumhuriyet altını, baraşılı olan illerden ise 1.’ye 20, 2.’ye 15 ve 3.’ye ise 10 cumhuriyet altını olmak üzere toplam 600 cumhuriyet altını dağıtılacak. “

- Bu seçmelerde başarılı olan çocuklar için ne gibi çalışmalar öngörülüyor?

“Seçimelerde baÅŸarılı olan çocukları kendi imkanlarımızla, tesislerimizde saÄŸlık taramasından, labaratuvar testlerinden geçireceÄŸiz. Testten geçen sporcular anlaÅŸmalı olduÄŸumuz Hacettepe Üniversitesi Spor Yüksek Teknolojisi Okulu’nda yetenek tespitine tabi tutulacaklar. Bu çalışmalar sonucunda belirlenen çocuklarkın bir kısmı kendi evlerinde istihdam edilecek ve maddi yardımla desteklenecek. Bir kısmı ise eÄŸitim merkezlerimizin olduÄŸu yerlerde bulundurulacak. Son aÅŸamada da yaÅŸ gruplarına göre bu çocuklar uzman kiÅŸiler tarafından Dünya ve Avrupa Åžampiyonalırı ile Olimpiyat Oyunlarına hazıranacak. Bu çalışma her 6 ayda bir aÅŸamalı olarak tekrarlanacak. Hatta çok yetenekli bulduÄŸumuz çocukları yurt dışına da göndermeyi düşünüyoruz. Seçmelerde dışarıda kalan çocuklar ise farklı spor branÅŸlarına yönlendirilecek. Bu durumda atletizmin diÄŸer spor dallarının anası olduÄŸu bir kez daha anlaşılıyor.”

ALT YAPI ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNDAN

“Bir diÄŸer çalışmamız ise çocuk esirgeme kurumları ile yapılacak. Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan Sorumlu Devlet Bakanı Hasan Gemici ile Spordan Sorumlu Bakanımız Fikret Ünlü arasında hazırlanan protokol imzalanma aÅŸamasında. Bu protokolün imzalanmasıyla birlikte, 59 ilde toplam bin 770 çocuk arasında daha önce ayrıntılarıyla anlattığım iÅŸlemlerin tümü uygulanarak yetenekli çocuklar belirlenecek.

Ayrıca çocuk esirgeme kurumları arasında önümüzdeki sezon bir de lig kurmayı planlıyoruz. Bu liglerde ÅŸampiyon olanlar bizim kendi ligimize de katılabilecek.”

- Peki bu çocukları sizin bünyenizdeki antrenörler mi çalıştıracak?

“İhtiyaç olması halinde tabii ki ancak, onların kendi beden eÄŸitimi öğretmenleri var. Biz sadece onları kurs ve seminerlerimiz aracılığıyla atletizm konusunda eÄŸiteceÄŸiz. Yapılacak çalışmalarla tespit edilen yetenekli çocuklar ise önceden saydığım aÅŸamalardan geçirilecek. Böylece, Dünya ve Avrupa Åžampiyonaları ile Olimpiyat Oyunlarına katılabilmek için milli takımlara girebilme hakkını elde edebilecekler. Bu çalışmanın bir faydası da 18 yaşını dolduran çocukların ortada kalmasını engellemek. BaÅŸarılı çocuklara uzmanlık kadrosu verilebilecek. Farklı federasyonlarda çalışma olanakları sunulacak. Hatta dereceye giren çocuklara Beden EÄŸitimi ve Spor Yüksek Okullarına kayıt olma kolaylığı saÄŸlanacak.”

- Çalışmalarınız yalnızca koşu ile mi sınırlı tutulacak?

“İlk aÅŸama sadece koÅŸulara dayalı. Bu arada çocuk esirgeme kurumlarının oyun alanlarını tespit etmeye çalışıyoruz. Daha sonra üçlü branÅŸ yapacağız. Atmalar,fırlatma topları, yüksek atlama minderleri, uzun atlama havuzu bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışıyoruz. Yapacağımız bu ortak çalışmalar ile çocukların topluma kazandırılması da hedefleniyor. Bunlar kimsesiz çocuklar, grupla çalışmaya daha elveriÅŸliler. Bu sayede spor psikolojisiyle toplum psikolojisini kazanmaya baÅŸlıyorlar. Aynı uygulama ıslah evleri için de geçerli olacak ancak onlar için bir sayı belirleyemiyoruz. Her ıslah evi kendi kapasitesi doÄŸrultusunda katılacak.”

Atletizm Sporunda İlkler

- Atletizmde düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı.

- Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir.

- 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kurulmuÅŸ ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslararası karşılaÅŸmayı yapmışlardır.

- Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu uluslararası bir kuruluÅŸ olan (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF 1913′te kuruluÅŸunu tamamlayarak BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie’yi genel sekreterliÄŸe seçti.

- 1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸlamışlardır. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kurulmuÅŸtur.

- 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapılmış, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi.

- Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biri olmuÅŸ, resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı.

- Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

- Yurdumuza atletizmi ilk sokan ise, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’dir. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürmüştür. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırdı.

- Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat

Türkiye’de Atletizm

Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay, 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu döne

Fener’de Önce Kafalar Sonra Sistem DeÄŸiÅŸecek

Salı, 06 Kasım 2007

Fener’de önce kafalar sonra sistem deÄŸiÅŸecek

Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum, İstanbulspor maçından önce radikal kararlar almayı planlıyor.

Alman çalıştırcının, geçtiÄŸimiz hafta Samsunspor deplasmanında kaybedilen iki puanın ardından takım içinde bir dizi operasyon yapacağı belirtiliyor. Daum’un özellikle Selçuk Åžahin ve Tuncay Åžanlı’nın Samsunspor maçında oyundan alınmalarından sonra istenmeyen davranışlar sergilemesi üzerine tüm futbolcularını disiplinli olmaları yönünde sert bir dille uyardığı ifade ediliyor.

Alman teknik adam, antrenmanlardaki çift kale maçlarda takımdaki her futbolcunun as olduÄŸunu ve kimsenin yedek olmadığını oyuncularına ispatlamak için deÄŸiÅŸik 11’ler deniyor. İstanbulspor maçında herhangi bir sürpriz yaÅŸamak istemeyen Daum’un futbolcularına her fırsatta, “Bu takımda kimse yedek deÄŸil, herkes her an oynamaya hazır olsun. Benim gözümde hepiniz assınız.” diye telkinlerde bulunduÄŸu belirtildi.

İstanbulspor karşısında tüm planlarını galibiyet üzerine kuran 51 yaşındaki hocanın, yeni transfer Nicolas Anelka’yı, Marcio Nobre ile birlikte ileri ikilide oynatması bekleniyor. Daum’un bu yüzden uzun zamandır uyguladığı 4-5-1 sistemini deÄŸiÅŸtirerek takımı yeniden 4-1-3-2 tertibiyle sahaya süreceÄŸi öğrenildi. En son Şükrü SaracoÄŸlu Stadı’nda 3-1 kaybedilen Åžampiyonlar Ligi’ndeki Olympique Lyon maçında takımı çift forvetle oynatan tecrübeli çalıştırıcının, İstanbulspor karşısında da bu sistemi benimseyeceÄŸi kaydedildi.

Bu arada Fenerbahçe dün yine DereaÄŸzı Tesisleri’nde çalışırken, idmana sakatlığı süren Pierre van Hooijdonk katılmadı. Çift kale maçta Anelka’ya as takımda görev veren Daum’un Serhat Akın ve Tuncay’ı yedekler arasında oynatması dikkat çekti. Öte yandan Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Kennet Andersson da çalışmaları izledi.

Yurdumuzda Spor

Salı, 06 Kasım 2007

YURDUMUZDA SPOR

Spor,kişisel veya toplu oyunlar biçiminde yapılan, genellikle yarışmayı amaçlayan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümüne denir.

Yurdumuzda ilk yapılan spor okçuluktur. Okçuluk 1453 yılında ülkemizde baÅŸlamıştır.Yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Bizans İmparatorluÄŸu’nu ortadan kaldırdığı zaman. Okçuluk Meydan-ı KemankeÅŸani’de yapılıyordu. Meydan-ı KemankeÅŸani’nin kurulması Türk spor tarihinde ilk belgeli olaydır.

Okçuluktan sonra yurdumuzda ˝güreÅŸ˝ yapılmaya baÅŸlandı.GüreÅŸ yurdumuzda 1361 yılında baÅŸladı.GüreÅŸ Türk akıncılarının sallarla Anadolu’dan Rumeli’ye geçip Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine sarkmaya baÅŸladıkları günlerle yaşıttır.

Saltanat kayıkları arasında yapılan iddialı kürek yarışları İstanbul’da büyük ilgi uyandırırken, o zamanların padiÅŸahı III. Sultan Murad da pek medhini iÅŸittiÄŸi yarışları yakından görmeyi arzulamıştı. En seçkin kürekçileri topladı. Daha sonra tüm İstanbul’a bu yarışı duyurdu. O gün büyük bir kalabalık vardı yarışın yapılacağı yerde. Bu yarış 1579 yılında yapıldı.

1870 yılında yurdumuz sporu için önemli bir olay gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu olay bir spor ÅŸenliÄŸi idi. İlk spor ÅŸenliÄŸi, Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından Kağıthane’de gerçekleÅŸtirildi.

1890 yılında ise İngilizlerin icadı olan futbol Türkiye’ye geldi. Türkiye’de ilk kez Bornova semtinde, buraya yerleÅŸmiÅŸ bulunan ve pek çoÄŸu tütün ve pamuk ticaretiyle uÄŸraÅŸan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında oynanmaya baÅŸladı. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doÄŸmasından yaklaşık kırk yıl sonra oynanmaya baÅŸlamıştı. Daha sonra futbol İstanbul’da da görüldü. İzmir’den İstanbul’a göç eden aileler beraberlerinde futbolu İstanbul’a da getirdiler.

1896 yılında Yunanistan’da yapılan ilk olimpiyatlarda usta pehlivan Koç Mehmet bu olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katılmak için Yunanistan’a gitti. Ama organizasyon komitesi kendisinden Osmanlı Devleti’ni temsil edeceÄŸine dair Milli Olimpiyat Komitesi’nden verilmiÅŸ belgesini istemiÅŸti. Ama böyle bir Milli Olimpiyat Komitesi yoktu ki, onun vereceÄŸi belge elinde olsundu. Aynı olimpiyatta Faik Hoca ülkemizi temsil etti.

1901 yılında ilk Türk futbol takımı kuruldu.Takımın ismi Black Stocking yani Siyah Çoraplılar idi. İlk Türk futbolcusu da Bahriyeli Fuat Hüsnü Kayacan futbol sahalarına çıkan ilk Türk’tür.Bobby takma adıyla İngiliz takımlarında oynayan Fuat Hüsnü daha sonra Galatasaray’da top koÅŸturmuÅŸtur.

1902 yılında Fransa’daki Montpeillier Üniversitesi’nde tıp öğrenimini yapmakta olan 25 yaşındaki Türk genci Alp DaÄŸları’nın ünlü Mont Blanc doruÄŸuna ulaÅŸarak oraya Türk bayrağı dikmiÅŸ ve orada bulunan daÄŸ defterini imzaladı. Bu Türk daÄŸcılık sporunun baÅŸlangıcıdır.

1903 yılında bir grup genç Beşiktaş Jimnastik Kulübünü kurdu.

1905 yılında bir grup Galatasaray’ı kurdu. Amaçları İngilizler gibi toplu halde top oynamak, bir isme ve bir renge sahip olup, Türk olmayan takımları yenmekti

Yurdumuzda Spor

Salı, 06 Kasım 2007

YURDUMUZDA SPOR

Spor,kişisel veya toplu oyunlar biçiminde yapılan, genellikle yarışmayı amaçlayan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümüne denir.

Yurdumuzda ilk yapılan spor okçuluktur. Okçuluk 1453 yılında ülkemizde baÅŸlamıştır.Yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Bizans İmparatorluÄŸu’nu ortadan kaldırdığı zaman. Okçuluk Meydan-ı KemankeÅŸani’de yapılıyordu. Meydan-ı KemankeÅŸani’nin kurulması Türk spor tarihinde ilk belgeli olaydır.

Okçuluktan sonra yurdumuzda ˝güreÅŸ˝ yapılmaya baÅŸlandı.GüreÅŸ yurdumuzda 1361 yılında baÅŸladı.GüreÅŸ Türk akıncılarının sallarla Anadolu’dan Rumeli’ye geçip Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine sarkmaya baÅŸladıkları günlerle yaşıttır.

Saltanat kayıkları arasında yapılan iddialı kürek yarışları İstanbul’da büyük ilgi uyandırırken, o zamanların padiÅŸahı III. Sultan Murad da pek medhini iÅŸittiÄŸi yarışları yakından görmeyi arzulamıştı. En seçkin kürekçileri topladı. Daha sonra tüm İstanbul’a bu yarışı duyurdu. O gün büyük bir kalabalık vardı yarışın yapılacağı yerde. Bu yarış 1579 yılında yapıldı.

1870 yılında yurdumuz sporu için önemli bir olay gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu olay bir spor ÅŸenliÄŸi idi. İlk spor ÅŸenliÄŸi, Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından Kağıthane’de gerçekleÅŸtirildi.

1890 yılında ise İngilizlerin icadı olan futbol Türkiye’ye geldi. Türkiye’de ilk kez Bornova semtinde, buraya yerleÅŸmiÅŸ bulunan ve pek çoÄŸu tütün ve pamuk ticaretiyle uÄŸraÅŸan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında oynanmaya baÅŸladı. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doÄŸmasından yaklaşık kırk yıl sonra oynanmaya baÅŸlamıştı. Daha sonra futbol İstanbul’da da görüldü. İzmir’den İstanbul’a göç eden aileler beraberlerinde futbolu İstanbul’a da getirdiler.

1896 yılında Yunanistan’da yapılan ilk olimpiyatlarda usta pehlivan Koç Mehmet bu olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katılmak için Yunanistan’a gitti. Ama organizasyon komitesi kendisinden Osmanlı Devleti’ni temsil edeceÄŸine dair Milli Olimpiyat Komitesi’nden verilmiÅŸ belgesini istemiÅŸti. Ama böyle bir Milli Olimpiyat Komitesi yoktu ki, onun vereceÄŸi belge elinde olsundu. Aynı olimpiyatta Faik Hoca ülkemizi temsil etti.

1901 yılında ilk Türk futbol takımı kuruldu.Takımın ismi Black Stocking yani Siyah Çoraplılar idi. İlk Türk futbolcusu da Bahriyeli Fuat Hüsnü Kayacan futbol sahalarına çıkan ilk Türk’tür.Bobby takma adıyla İngiliz takımlarında oynayan Fuat Hüsnü daha sonra Galatasaray’da top koÅŸturmuÅŸtur.

1902 yılında Fransa’daki Montpeillier Üniversitesi’nde tıp öğrenimini yapmakta olan 25 yaşındaki Türk genci Alp DaÄŸları’nın ünlü Mont Blanc doruÄŸuna ulaÅŸarak oraya Türk bayrağı dikmiÅŸ ve orada bulunan daÄŸ defterini imzaladı. Bu Türk daÄŸcılık sporunun baÅŸlangıcıdır.

1903 yılında bir grup genç Beşiktaş Jimnastik Kulübünü kurdu.

1905 yılında bir grup Galatasaray’ı kurdu. Amaçları İngilizler gibi toplu halde top oynamak, bir isme ve bir renge sahip olup, Türk olmayan takımları yenmekti. Galatasaray İstanbul Ligi’ndeki ilk Türk takımdı.

1907 yılında Moda çevresinde oturanlar ve St. Joseph Fransız Frerler Mektebi’ndekiler Fenerbahçe’yi kurdular.

1921 yılında Trabzon İdman Ocağı kuruldu.

1922 yılında Türkiye Futbol Federasyonu kuruldu.Aynı yıl Milli Takım kuruldu

1923 yılında GençlerbirliÄŸi kuruldu. Aynı yıl FIFA’ya kabul edildik.

1957 yılında ilk Türk voleybol takımı sahaya çıktı.

1989 yılında Galatasaray Avrupa Åžampiyon Klüpler Kupası’nda yarı finale çıktı.

1990 yılında yurdumuzda buz hokeyi oynanmaya başlandı.

Basketbolda Efes Pilsen, voleybolda Eczacıbaşı büyük baÅŸarılar göstermiÅŸtir. Halterde Naim SüleymanoÄŸlu, Halil Mutlu, güreÅŸte Hamza Yerlikaya olimpiyat ÅŸampiyonu olmuÅŸlardır. Galatasaray 2000 yılında Arsenal’i yenerek UEFA ÅŸampiyonu olmuÅŸtur. Daha sonra Süper Kupa finalinde Real Madrid’i yenerek Süper Kupa’yı almıştır.Galatasaray Åžampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Real Madrid’e elenmiÅŸtir. Ama bu Türk Spor tarihi için çok önemli bir iÅŸtir.

Yüzmenin Tarihçesi

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZMENİN TARİHÇESİ

Yüzme sporunun,vücut güzelliÄŸine,yurt savunmasına,sportif temaslara ve kazalardaki önemli faktörlerine bakarak çok eski çaÄŸlara kadar dayandığını görürüz. Eski çaÄŸlarda insanların kendilerini vahÅŸi hayvanlardan,su kazalarından koruma ve gıda temini için yüzmeden faydalanmışlar,ilkel bir ÅŸekilde yüzmüşlerdir. Hatta bir nehri geçmek için köprü kurma yerine yüzme yoluna gittikleri anlaşılmaktadır. Bazı bilim adamları yüzmenin tarihini,”İnsanların doÄŸuÅŸu ile baÅŸladığını söylerler.” Çünkü insanlığın bir ihtiyacı ve yaradılışı yönünden düşünürsek bu tezin doÄŸruluÄŸu kabul edilir. İnsan hayatının sudan baÅŸladığı yolundaki tezler gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

SERBEST YÜZME ÖĞRENME ÇALIŞMALARI :

YÜZME TEKNİĞİNE GİRİŞ :

Serbest yüzme en hızlı yüzme çeşididir. Çünkü değişen kol çekme ve bacak vuruşları ilerlemeyi sağlar. Serbest yüzmede kayma kendisini kolların uzatılması ile hamle safhasının sonunda kolun ısrarla ileri uzatılmış olarak durması ile gösterir. Yüksek hareketli serbest yüzme kendisini yüksek bir hareket ile ilerleyen bükülmüş kol çekme ile gösterir. Hız esnasında devamlı bir hareket gücünün desteklenmesini altışar bacak vuruşu harekette devamlılığı sağlar. Kolların bütün hareket safhalarında atılacak vuruşu ile koordine edilmelidir. Bacak vuruşların az olması uygulamada kol çekme hareketlerinin fazla olmasını gerektirir. Fakat, oyun mesafe yüzmelerde dörder veya ikişer bacak vuruşu daha ekonomik görülmektedir.

Serbest yüzmede ana hareket gücü kollardan sağlandığı için en fazla iş kollara düşmektedir. Serbest yüzmede bacak vuruşu kol çekişlerine vücudun sudan daha hızlı ilerleme ve dayanıklılık fonksiyonlarının sağlanmasına yardımcı olur.

Bu stilde vücudun suya paralel bir şekilde dengede durma,bir biri ardından yapılan kol çekme hareketi ile birlikte yapılan bacak hareketi sonucu vücut rahat bir şekilde suda ilerleme ve kayma hareketi yapar.

Bu stilde baş ne kalkık nede inik,fakat vücudun doğrultusunda ve gözler ileri aşağı doğru bakar durumda olarak vücut suyun üstünde ve hemen hemen yatay durumda bulunmalıdır. Başın durumu önemlidir,sporcu bu durumda yüzerken kesinlikle başını dışarı çıkarmamalı yani başını çıkarıp ileri ve yukarı bakacak olursa bu demektir ki vücudun ağırlık merkezi kalça ve bacaklara kayması demektir. Bu esnada kalça bacaklar aşağı doğru batmaya başlar ve ileri doğru hareket etmeyi zorlaştırır yani suyun karşı koyma direncini ve alanını genişletmiş olur ki buda yüzmeyi olumsuz yönde etkiler. Su yüzeyinde istenilen uygun şekilde duramayanlar için öğreticiler dengeli bir vücut durumunu meydana getirip onu muhafaza ettirecek etkili bir bacak hareketi geliştirmeli, bununla beraber nefes alıp verirken gerekli baş hareketinin uygun bir şekilde yapılması gerekir.

En uygun baş durumu bulunmalıdır, yani baş yüzülürken önce bakmak ve yukarı bakmak için sudan çıkarılmalıdır. Bu vücut dengesini bozar başın hareketi vücudun dengesini hiç bozmayacak veya en az bozacak şekilde yalnız nefes alma hareketi ile sınırlı olmalıdır.

BİR YÜZÜCÜYE STİL TEKNİĞİ ÖĞRETİLİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR :

Yüzücünün aynı anda bir yada iki noktadan fazlasına dikkat etmesini isteyiniz.

Hareketin su altında yapılan kısmı ilerlemeyi sağladığı için bu kısım daha önemlidir. Bu nedenle hareketlerin su altındaki kısmının etkili olmasına dikkat edin.

Sözlü anlatımlarınızı film, fotoğraf, resim v.b. yardımıyla daha kolay anlaşılır hale getirebilirsiniz. Havuz içerisinde yüzücülerin birbirlerinin tekniklerini düzeltmelerini sağlayın.

Çalışmalar sırasında tekniğin en önemli noktalarını tekrarlamaktan usanmayın.

Bu hatırlatmalarınızda bireysel farklılıkların farklı hareketlere neden olacağını unutmayarak sadece önemli noktalar üzerinde durun.

Tekniğin düzgün olabilmesi için yüzücünün vücudunun kuvvetli ve esnek olması gereklidir. Bu yüzden karada kuvvet ve esneklik çalışmalarını ihmal etmeyin.

KOL HAREKETLERİNİN DÜZELTİLMESİ VE TEKNİK GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI:

Küçük yüzücüler yüzmeyi öğrenirken hareketleri doğru olarak öğrenmeye ve kabaca bir stil kazanarak yüzmeye başlamışlardır. Temel eğitim esaslarının tamamen uygulanması ile artık teknik ve stil geliştirme çalışmalarına geçilmelidir. Kol çekme, ayak ve bacak vuruşları, nefes alış, baş durumu ve bütünü ile koordineli yüzmeye geçişi iyi bir şekil doğru öğretilmeye çalışılmalıdır. Kol çekmede kol hareketleri şu safhalardan oluşmalıdır:

Kolların suya girişi ilk önce parmaklardan başlamalı ve parmak uçları ilk olarak suya girmelidir.

Kol çekiş sırasında el düz bir çizgi boyunca değil baş aşağı bir soru işareti yada çizgiler çizerek ilerlemelidir.

Kol çekiÅŸinde dirsek yüksekte tutulmalı ve düz bükülü – düz kol hareketi uygulanmalıdır.

Elin tekrar öne götürülüşünde dirsek yüksekte kollar yumuşak tutulmalı ve başa yakın geçerek öne gitmelidir.

Omuzların hafifçe dönmesi nefes alması güçlü kol çekiş hareketlerini kolaylaştırır.

Ayak vuruşları değişik şekillerde uygulanabilir. Bunu sınırlamak yanlış olur.

Her bir kol hareketinde ( her kol çekişinde ) altı ayak vuruşu yapılmalıdır.

Her kol çekişinde iki ayak vuruşu yapılabilir.

Her bir kol hareketinde ileri ayak vuruşu yapılabilir.

Elin suyu presleyerek itişi parmaklar mayonun alt kenarına gelinceye kadar

sürdürülmelidir.

Nefes alırken baş boyundan ya sağa ya sola dönmeli başın dönmesi sadece

ağzın sudan çıkarmak nefes alınmasına yetecek kadar olmalıdır.

Nefes genellikle ağızdan alınmalıdır. Verirken de hem ağızdan hem de

burundan verilmelidir.

Ayak vuruşlarında bacaklar bir bütün olarak kalçadan hareket ettirilmeli,yalnız alt bacak değil,üst bacakta harekete katılmalıdır.

Yeni öğrenilen bu teknik hareketler yerleşinceye kadar,en doğrusu yapılıncaya kadar çalışmalara devam edilmelidir.

Kolların ve bütün yüzme hareketlerinin düzgün ve teknik açıdan doğru olarak öğrenilmesi ancak yukarıdaki maddeler halinde saymaya çalıştığımız egzersizlerin yerine getirilmesi ve çok fazla tekrarlar yaparak öğrenilir.

Yüzme hareketlerine katkıda bulunan üç çeşit kol çekme tipi vardır.

3.1. Kırık Dirsek Kol Çekme:

En kötü kol çekme tipidir. Yüzmeye çok az itme gücü sağlar çünkü çok az su arkaya doğru itilir. Yüzmeye yeni başlayanlar genellikle yapar.

3.2. Dirsek Kırık Olmadan Kol Çekme:

Kırık dirsek kol çekmesinden daha iyi fakat çok güç istenen bir harekettir ve vücut dengesini de bozucu niteliktedir.

3.3. Uygun Olan Kol Çekmesi:

En iyi kol çekişi sayılmaktadır. Çekiş sırasında yukarı ve aşağı itmeyi en aza indiren arkaya doğru fazla itmeyi sağlayan harekettir.

EL POZİSYONU VE BEŞ EL POZİSYONUNUN İNCELENMESİ:

Kol çekiÅŸi yapılırken çekiÅŸ sırasında en büyük oranda itmeyi saÄŸlamak için el ne ÅŸekilde tutulmalıdır? Diye genelde sorulur. Yani a) El düz, parmaklar bitiÅŸik. b) El düz, parmaklar bitiÅŸik, baÅŸparmak açık. c) El düz, parmaklar açık el içi bükey, parmaklar kapalı. Bunlardan en uygunu “a” şıkkıdır. Bu durum (COUNSİLLMAN) tarafından çok yıllar önce incelenmiÅŸ ve çeÅŸitli el pozisyonlarında el, alçı kalıbına alınmıştır. Bu kalıplar rüzgar tünelinde her el pozisyonunun ne kadar bir direnç çıkaracağı incelenmiÅŸtir.

Çeşitli el pozisyonlarının ortaya çıkardığı dirençler en büyük güçten başlayarak sıralanmıştır.

Buna göre, el düz, başparmak ve parmaklar bitişik en uygun olduğu bulunmuştur.

Serbest stilde kollar başlıca ileri götürücü kuvveti sağlar ve komple hareket esas itibariyle münavebe ile yapılan devamlı bir hareket olmalıdır.

Serbest stilde kol çekişleri ve ayak vuruşları aşamalı olarak şu sırayı takip etmelidir.

Baş suyun içinde vücut yatay düzleme paralel kolun biri çekiliş yaparken biri dirsekten yukarı kaldırıyor. Bacaklar dizlerden ayrılmış sadece ayaklar aşağı yukarı vuruş yapıyorlar.

Çekişi yapan kol dirsekten hafif bükülür vücut altına çekilirken diğer kol dirsekten yüksek tutulur. Ayaklar yine aşağı-yukarı vuruş yapar. Baş suyun içinde ileri bakacak durumdadır.

Çekiş yapan kol göğüs ve omuz altından geçerken maksimum bükülüşüne ulaşır. Öne getirilirken kol tam omuz hizasında suya girer.

Kol çekişi omuz ve göğüs hizasını geçip geriye doğru giderken baş yana döndürülür nefes alınır.

Çekiş yapan kol sudan çıkınca nefes alınması tamamlanmış ve diğer kol tekrar başlangıç noktasına gelmiş olur.

5. SERBEST STİLDE BACAK HAREKETLERİ:

Bu stilde bacak hareketi esas itibarıyla aşağı ve yukarı münavebe ile yapılan bir hareketsiz omuzlar veya uygun zamanda nefes almada zorluk çekme , yüzücülerin gereğinden fazla dönmeleri yüzünden bu hareket abartılmış olur. Aşağı doğru bacakla yapılan ayak vuruşu baldırın güçlü kasının kullanılmasıyla kalçadan başlar ve suyun basıncı yüzünden hafifçe bükülen dizle devam eder. Bu safhada baldırın aşağı doğru hareketi durur ve baldırın ön tarafındaki güçlü kaslar büzülerek bacağı düz duruma getirir. Düz duruma gelen bacak ayağın tabanı geriye ve hafifçe içeri doğru bakar. Bacak yukarı doğru hareket eder, suyun basıncıda bacağı düz tutar. Bacaklardan biri vuruşu yukarı yapar bu değeri de aşağı doğru basınç yapmalıdır ve bu hareket münasebeti devam etmelidir.

Genel Hatalar:

Bacak hareketi düz ve gergin.

Dizin çok bükülmesi.

Bileğin bükülü olması.

6. NEFES ALIP VERME:

Nefes alıp verme hareketi için ağzın suyun dışına çıkması için başın yana dönmesi gerekir. Ancak bunu yaparken baş vücudun normal aerodinamik durumundaki dengesini bozabilir. Dolayısıyla yüzme stilinin tüm hareketlerinin yapılmasına mümkün olan en az müdahalelerin olması bakımından, başın herhangi bir ilave yapması önlenmelidir. Nefes almak için baş her iki yönden birine çevrilebilir. Yüzücünün tercih ettiği yön en iyi yön olmayabilir. Öğretmen öğrencileri en iyi vücut durumunu muhafaza eden yönden nefes almaya her iki yönde de eşit kolaylıkla nefes alabilme becerisine erişinceye kadar nefes alma egzersizleri yapmaya teşvik etmelidir.

Nefes alıp vermenin zamanlaması çok önemlidir ve bu hareket yüzme stili hareketlerinin en uygun noktasında yapılmalıdır.

Nefes alma kollardan birinin çekişe başlayacağı ve nefes alma tarafındaki kolun dirseğinin başlangıç durumuna geçişi başlamak üzere olduğu zaman yapılır. Bireysel tercihlere bağlı olarak zamanlamada hafif farklılıklar olacaktır. Bunların en çok kullanılan biraz daha sonra nefes almaktır.

Yüzücünün sürati ağzın suyun dışına çıkabilmesini sağlamak için gerekli olan baş dönme miktarını tespit eder. Süratli yüzülüyorsa baş yay şeklinde bir dalga meydana getirecektir. Nefes alma meydana gelen ve su yüzeyinin genel seviyesinin biraz altında oluşacak olan çukurlukta yapılabilir. Eğer çok yavaş yüzülüyorsa meydana gelen yay şeklindeki dalga çok küçük olacak veya bu dalga hiç meydana gelmeyecektir. Nefes almanın mümkün olabilmesi için başın daha fazla çevrilmesi gerekecektir. Bu durum istenmeyen tepkiler yaratabilir ve bunlarda vücudun aerodinamik durumunu bozacak şekilde vücudun bükülmesine yol açacaktır. Nefes alma tamamlanınca baş süratle fakat telaş etmeden normal durumuna getirilir. Nefes verme suyun içinde yapılmalı ve ağız sudan çıkarken tamamlanmış olmalıdır.

6.1. Normal Nefes Alıp Verme:

Nefes alıştan sonra baş normal durumuna dönerken nefes, ağız ve burundan yavaş yavaş suyun içine verilir. Nefes almanın kol hareket sırasının itiş yapmayan safhasında, yani başlangıç durumuna geçiş sırasında yapılabilmesini sağlamak için nefes verme kontrol edilir.

6.2. Patlayıcı Nefes Alıp Verme:

Nefes aldıktan sonra yüzme safhasının önemli bölümünde nefes tutulur. Kol hareketinin itiş yapmayan safhasında kısmen suyun içine ve kısmen suyun dışına patlama şeklinde verilir. Yüzme yarışlarında ve özellikle sürat yarışında en çok kullanılan nefes alıp verme şekli bu tip nefes alıp verme olmaktadır.

Genel Hatalar:

Suyun içinde yeterince nefes verilmez.

Nefes almak için baş öne kaldırılır.

7. SERBEST STİLDE ÇIKIŞLAR :

Serbest stil, kurbağalama ve kelebek stilde çıkışlar, yani start aynı şekilde başlar. Genelde çıkışlar dört bölümde toplanır.

Blokta yani platformun üzerine çıkış yerini ayarlama,

Bloktan ayrılış,

Havadaki pozisyon,

Suya giriş ve yüzmeye başlama,

Burada hareketin her safhasına konsantre olmalı ve iyi bir çıkış yapabilmek için hepsini bir bütün içinde uygulamalıdır. Sporcu çıkış yapacağı zaman şu sıralamayı iyi takip etmelidir.

Atlayacağı bloğun arkasına geçip konsantrasyonunu iyi ayarlamalı.

Yerleriniz komutu ile bloğun üstüne çıkıp ileri adım atıp, ayaklar, kalça ve topuklar en az aralıkla kenara gelmiş dizler kırık, eller aşağı doğru uzatılarak bloğun kenarında ayak parmaklarının yanına getirilmiş olmalıdır.

Çıkış verilmiş kollar statik olarak dairesel hareketlerine başlar.

Kollar hareketlerini tamamlarken tabanlar ayak uçlarına yükselir, kalça düşey eksen içindedir.

Gövde öne doğru hareketli, kollar kalça hizasına kadar gelmiştir. Dizler öne doğru çıkık ve öne doğru uzanarak gövdeye hız verir.

Kollar ve ayak, bacak hareketiyle vücut bloktan ayrılır ve uçma olayı başlar.

Uçma ve suya giriş anında baş kollar arasındadır. Suya giriş dar bir alan içinde suyu delme şeklindedir. Suya önce eller ve gergin kollar ile girilir. Tüm vücut sanki ellerin açtığı boşluktan giriyormuş gibi aynı yolu izler.

Bu dönemde vücudun derine değil de ileriye hareketini sağlamak için alt kısım ile bütün olarak su preslenir ve kayma hareketiyle birleştirilir.

Kayma hareketinin sonunda vücudun yüzme hızı yavaşlar ve ayakla vuruşa başlar, bunu kolların çekme ve tam bir devir hareketi takip eder.

Genel Hatalar:

Gergin beklemek.

Ayak parmaklarını çıkış taşına yerleştirmemek.

8. SERBEST STİLDE DÖNÜŞLER

Seri ve çabuk olarak yapılan dönüşler sporcuların iyi dereceler yapmasını sağlar. Genellikle serbest stilde dönüşler iki çeşittir. Pivot dönüş ve takla atarak dönüş.

8.1. Pivot Dönüş

Depardan sonra yüzen sporcu havuz sonuna gelince parmakları yukarı gelecek şekilde dönüş noktasına vurur, o anda hangi kolu denk gelirse duvara dokunur ve öteki koluyla vücudunu çevirmeye çalışır. Baş suyun içine girecek bacakların su yüzeyine yaklaşmasına yardımcı olacaktır. Bacaklar dizden bükülerek karına doğru çekilir, ayak tabanları duvara beraberce oturtulur ve dönüş yapan el ön tarafa getirilerek öteki el de paralel durum alır. Dönüş duvarını kuvvetle iten ayak, ayak uçları ile kayılarak tekrar depar yerine doğru yüzülür. Bu dönüşler genellikle 800 ve 1500 metrelerde kullanılır.

8.2. Takla Atarak Dönüş

Sürat yarışlarında kullanılan dönüş ÅŸeklidir. Yüzücü dönüş duvarına yaklaşınca kalça ve ayaklarını duvara doÄŸru fırlatır, yarım burgu ile doÄŸrularak dizlerini kırar ve su içersinde öne doÄŸru birleÅŸtirilir, su yüzeyine doÄŸru hızla çıkılarak yapılır. Yüzücü havuz bitimi ile olan uzaklığı ve son kol çekimi ile dönüş için gerekli mesafeyi ayarlar, bu mesafe yaklaşık 7 feet (2.50 cm)’dir. Buna göre yüzücü havuz bitimini görür ve dönüş zamanına karar verir. Bu noktada sol kol çekimini tamamlar ve vücudun yanında durur, aynı ÅŸekilde saÄŸ kolda çekimini tamamlar. İki kolun saÄŸladığı bu etki vücudun dönüş hareketinin ihtiyacı olan öne yönlenmeyi saÄŸlar. BaÅŸ, çene aÅŸağı göğse yaklaÅŸacak ÅŸekilde bükülür, avuç içleri aÅŸağı dönük ön kol ve kolun iç yüzeyi aynı yöndedir. Bu devrede kolların ve ayakların ani presi ile öne doÄŸru yönlenen vücut kalça su yüzeyine gelecek ÅŸekilde dönme hareketine baÅŸlar. İleriye uzanan kollardan ayakların dikey plandan sapma yönüne uygun olanı baÅŸ üzerinden gövdeye preslenir. Ayaklar bükülü olarak geriye savrulur. Bu bölümde hareket düşey plan üzerinde deÄŸildir.

Ayaklar havuz duvarına temas eder etmez yönlenme değişir. Yatay plandaki dizler itişi yaparken havuz zeminine döner. İtişle beraber vücut da yüzeysel dönüşü tamamlar, uzanma ve yüzmeye geçilir. Bu durumda ayak vuruşlarına başlanır ve bir kol çekişi yapılır su yüzeyine çıkılır.

Genel Hatalar:

Duvara çok yaklaşmak.

Duvara hamle yaparken, elle duvarı tutma.

Bacaklar karına çekilmeden vücudu yana döndürmek.

Vücut pozisyonuna göre bacakların çok aşağıda, yukarıda veya yanda durması.

Başın suyun altında durması.

Takladan sonra yana doğru vücudun 90 derecelik bir dönüş yapmaması.

Yüklemlemede Yarışma Sonuçları

Salı, 06 Kasım 2007

Yüklemlemede Yarışma Sonuçları

ve

Performans Aracılığı ile Açıklamalar

Müsabaka sonrasında, sporcular önceki olay ve onun sonuçları ile ilgili düşüncelerini toparlarlar. Aynı zamanda performanslarının kalitesini de yansıtırlar. Tabii ki antrenörler de aynı düşünce aÅŸamalarının içerisindedirler; fakat bir farkla, onlar genelde yarışma ve performans sonucunun nedenlerini belirlemede sporculara göre daha önemli role sahiptirler. EÄŸer antrenörlerin buradaki kazanma yada kaybetmeyi sonuçlandırabilmesi, sporcuların yüksek güç ve yüksek yeteneÄŸi veya düşük güç ve yeteneÄŸinin nedeni ise ayrı ayrı her katılımcı yarışmayı bir ÅŸekilde deÄŸerlendireceklerdir. Her ne kadar, kazanmak yada kaybetmek “ÅŸanslı (ÅŸanssız) bir ara” diye nitelendirilse de eÄŸer diÄŸer takım yada rakip zayıf yada güçlü olarak nitelendirildiÄŸinde yada görev çok zor yada kolay olarak gösterildiÄŸinde, oyuncular farklı bir anlamlandırmada bulunuyorlarsa, denilebilir ki “yanılmak insana özgüdür; buna inan kiÅŸi de çok daha fazla insandır.” ve bu sporda da görülür.

Mechikoff ve Kozar’a göre, belki de spor da en son arzulanan durum kaybetmenin gıpta edilmeyen ve çaresiz durumudur. Bu kesin doÄŸru deÄŸildir. Her ne kadar kaybetme sporcular tarafından yıkıcı ve negatif ÅŸekilde anlamlandırılsa da birçok baÅŸarılı antrenör, niçin kendi takımının kaybettiÄŸinin deÄŸerlendirilmesinin her takım üyesi için kritik bir öneme sahip olduÄŸunu iddia etmektedir (Anshel, 1994). Nihayetinde antrenör, iyi ve kötü performansın dürüst ve doÄŸru olarak deÄŸerlendirmelerini yapmaktan sorumlu. Böylece sonucun nedenlerinin objektif ve doÄŸru olarak ortaya çıkarılabilir. Bu ÅŸekilde, takım üyeleri baÅŸarısız giriÅŸimlerde bulunma sorumluluÄŸunu almak yerine hatalarından öğrenebilir ve enerjilerini öğrenmeye, geliÅŸmeye ve bir sonraki yarışmaya hazırlanmaya yönlendirebilirler.

Kuramsal Temelleri

Sporda nedensel yüklemlemenin yapılmasının kuramsal temeli insanların (antrenörler, oyuncular, ebeveynler, seyirci, medya) kazanma ve kaybetme veya başarı ve başarısızlığın muhtemel sonuçları ile ilgili düşünceleridir.

Psikolog Bernard Weiner ve ArkadaÅŸları, (1971) kiÅŸilerin baÅŸarı ve baÅŸarısızlığı dört kategori altında anladığını ve açıkladığını öne sürmüşlerdir. Bunlar: yetenek, iÅŸin güçlüğü, çaba ve ÅŸanstır. Weiner’ın önceki yüklemleme modelinin düzeltmesi, baÅŸarılı sonucun bireysel anlamlandırılmasındaki açıklamalarıyla, daha ayrıntılı ve gerçekçidir. Bu açıklamalar ve anlamlandırmalar nedensel yüklemlemeler olarak adlandırılır.

Roberts’a (1984) göre, burada önemli olan bu açıklamaların içeriÄŸinin genelde sporcuların gelecekteki motivasyonunu ve onların performans etkinliÄŸini etkilemektir. ÖrneÄŸin, araÅŸtırmalar göstermiÅŸtir ki oyunculardan yeteneklerinin azlığından hata yaptıklarını söyleyenlerde, takımdan ayrılma, hatalarını iÅŸin zorluÄŸuna, az çaba harcamaya veya ÅŸansızlığa baÄŸlayanlara göre daha fazla görülmektedir (Anshel, 1994).

Åžekil 1’de de gösterildiÄŸi gibi dört açıklama iki boyutta sınıflandırılmaktadır. Bunlar, istikrarlılık ve kontrol odağıdır.

Şekil 1 Yüklemleme modeli performans sonucu için dört açıklamaya dayanır.

İstikrarlılık

İstikrarlılık, yüklemlemenin durumdan duruma değişen işlevidir. İstikrarlı olan etmenler yetenek ve işin güçlüğüdür. Bunlar nispeten tutarlıdır; kişinin yeteneği verilen görev yada sonuç için ya bulunmaktadır yada bulunmamaktadır. Aynı zamanda işin güçlüğü de çok hızlı değişemeye meyilli değildir. Doğru ve uzun çalışma ve beceri gelişimi performansı arttırır ve işin güçlüğünü azaltır. Fakat istikrarlılık boyutunda bulunan istikrarlı yüklemlemeler (yetenek ve işin güçlüğü) istikrarlı olmayanlardan (çaba ve şans) daha yordanabilirdir. Bir kişi belli bir süre yüksek veya düşük çaba göstermek veya şanslı yada şanssız olmak isteyebilirken, yüksek veya düşük yetenek veya eldeki işi duruma göre zor veya kolay algılamaları daha uzun süreli olacaktır. (Anshel, 1994)

Kontrol Odağı

İlk defa Rotter (1966) tarafından, anlaşılır hale getirilen kontrol odağı, kapsamı kişinin (a) kendi performansından sorumluluk hissetmesi ve (b) performans sonucuyla takviye edilmesi olarak açıklar. Asıl konu, performanslarının sonuçlarını kendi kontrolleri altında gibi kavrayan bireyleri kapsamaktadır. Bu duyguların farklı durumlar boyunca daim olduğu görülür ve bu yüzden kişilik özelliği olarak değerlendirilmektedir. Rotter ve arkadaşları, (1961) geliştirdiği çift seçenekli yirmi kadar soru kapsayan bir ölçekle (I-E ölçeği) insanları dış denetimli ve iç denetimli mizaç olmak üzere iki sınıf altında gruplandırmıştır. (Bilgin, 1995)

Dış denetimli kişiler nispeten hayatlarındaki kontrol dışı olayları algılarlar (algılama gerçeğe dayanabilir veya dayanmayabilir.) sonuç olarak, olumlu deneyimler (örneğin başarılı sportif performans) iç denetimli kişilerle kıyaslandığında dış denetimli kişiler için nispeten biraz takviye değeri içerir. İç denetimli kişiler, başka bir açıdan bakıldığında, kendi deneyimlerinin, hareketlerine yüklemlenebilir olduğuna inanmaya eğilimlidirler. Bundan dolayı sporcuların iç denetimli veya dış denetimli mizaçlı olmaları, kendi başarı veya başarısızlıklarından ötürü sorumluluk hissedip hissetmeyeceklerini yordamaktadır. Erkekler ve bayanlar nedensel yüklemlemeler yaparken genelde farklıdırlar ve özellikle de kontrol edebilme düzeyi özelliğinde.

Weiner’ın Yüklemleme Modeli

Weiner’ın kuramı belirli bir ortamda bir iÅŸin yapılmasın konusundaki yÄŸklemlemelerle ilgilidir ve özellikle, baÅŸarı ve baÅŸarısızlık hakkındaki açıklamaları dikkate almaktadır (Bilgin, 1995). Weiner’ın modelinin kuramsal iskeleti, niçin özellikle performans sonucu sorusunun nedenlerini bulmak için yapılan bireysel araÅŸtırmalardır. Onun önceki modelinde, Weiner ve arkadaÅŸları (1971) yetenek, çaba, iÅŸin güçlüğü ve ÅŸansı dört açıklama olarak tanımlamıştır (nedensel yüklemlemeler). Ne var ki, daha sonraki araÅŸtırmalar gösterdi ki sonuçların eklenilen nedenleri de performansı açıklamada kullanılabilmektedir. Weiner kendi orijinal iki boyutlu modelini (istikrarlılık ve kontrol odağı) yok saymamasına raÄŸmen, en başından beri aynı zamanda yaygın olan bu tanımlayıcı parçaları savunmuÅŸtur ve bütün nedensel yüklemlemelerin gelecekteki performans için biraz daha doÄŸru ve gerçekçi bir habercidir. Üç nedensel boyut tanımlanmıştır. Bunlar istikrarlılık, kontrol odağı ve kontrol edebilirlik düzeyidir.

Weiner’ın önceki modelinden farklı olarak kontrol edebilme düzeyi performans veya baÅŸarı sonucunun farkına varılan nedeninin sporcunun içinde mi bulunduÄŸu veya dışında mı olduÄŸunu belirler. Yine istikrarlılık boyutu zaman aşımı nedenine baÄŸlı deÄŸiÅŸimle ilgilidir. Eklenilen parça olan kontrol, nedenin sporcunun kontrolünde mi yoksa baÅŸka insanlar tarafından mı kontrol edildiÄŸini tayin eder (Anshel, 1994). Weiner bu dört kavramın bireyler tarafından, bir iÅŸin yapılmasının söz konusu olduÄŸu alanlarda olayların sonucunu öngörmede ve açıklamada kullanıldığını öne sürmektedir (Bilgin, 1995).

Weiner’ın yeniden formüle edilmiÅŸ modeli, önceki modelinde eksik olan bir faktörü daha içerir. Bu nedensel yüklemleme ve gelecekteki davranışın yapılması arasında meydana gelen duygu ve beklentilerin rolüdür. ÖrneÄŸin, bir performansın sonucunu izlerken birey, Weiner’ın bağımlı-sonuç diye tanımladığı durumda, duygusal hareket edecektir. Bu yüzden eÄŸer bir performans baÅŸarılıysa birey kendisini nispeten iyi hissedecektir; ne var ki baÅŸarısız performansı ise nispeten kötü duygular izleyecektir. Daha sonra birey bu sonucun nedenlerini açıklamaya yardım etmek için nedensel araÅŸtırma ile meÅŸgul olur. Nedensel yüklemleme yapıldıktan sonra bu üç boyuttan birindeki yerine baÄŸlı olarak iÅŸleme konulur. Bu boyutların kombinasyonları sporcunun duygusal reaksiyonlar ve gelecek beklentileriyle birlikte ortaklaÅŸa gelecekteki davranışı belirlerler. Bütün boyutlar duygularla baÄŸlantılıdır. Weiner’ın yeni modeli Åžekil 2’de görülmektedir.

Åžekil 2 Weiner’ın modeli performans sonucu, duygu, yüklemleme ve performansın aralarındaki iliÅŸkiyi göstermektedir.

Weiner’ın yenilenmiÅŸ nedensel yüklemleme modelinde özetle birey deneyimi var gibi göstermek için bir veya daha fazla “otomatik” duygusal tepkiyi performans sonucunu takiben gösterir. Bu duygular öncelikle olumlu (güzel) hisler baÅŸarı yaÅŸantısının ardından ve olumsuz (hoÅŸ olmayan) hisler baÅŸarısızlık yaÅŸantısını (veya en azından kiÅŸinin kendi baÅŸarısızlık çıkarımını) takiben meydana gelir. Sporcu daha sonra sonucun nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Nedensel yüklemleme yapıldıktan sonra, tıpkı basketboldaki baÅŸarılı serbest atışın yapılmasının uzun süreli çalışmaya baÄŸlı olması gibi, modelin diÄŸer boyutları da yansıtılarak düşünülür: nedensellik odağı (“Bu sonuç için sorumluluÄŸu alabilir miyim?”), istikrarlık (“Sonuç, uzun süre tutarlı olan, yetenek düzeyim gibi, bir etmene mi baÄŸlıdır, veya hızlı deÄŸiÅŸen , çabam gibi, faktöre m