‘Spor’ Kategorisi için ArÅŸiv

İlk Çağda Olimpiyatlar

Salı, 06 Kasım 2007

İlk Çağda Olimpiyatlar

Olimpiyat Oyunları’nın kökeni Eski Yunan’da kent (site) devletleri arasında barışçı iliÅŸkileri geliÅŸtirmek amacıyla düzenlenen spor ÅŸenliklerine dayanır.

O çaÄŸda Eski Yunan’da Olimpia, Pythia, Nemla ve İsthmia gibi yerlerde birbirine benzer spor ÅŸenlikleri yapılırdı. Ama bunların en ünlüsü ve en eskisi, Elis kentindeki Olimpia’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’ydı.

Kimi araÅŸtırmacılara göre Olimpia’daki spor ÅŸenliklerinin tarihi İÖ 14. yüzyıla deÄŸin uzanır. Tanrıların tanrısı Zeus’un onuruna düzenlenen bu ÅŸenlikler önceleri, ölülerin ruhlarının sekiz yılda bir dirildiÄŸi inancı nedeniyle sekiz yılda bir kutlanırdı. Sonraları bu süre dört yıla indirildi ve İÖ 776’dan İS 393’e deÄŸin tam 12 yüzyıl boyunca her 4 yılda bir Olimpiyat Oyunları düzenlendi. BaÅŸlangıçta yalnızca bir gün süren Olimpiyat ÅŸenliÄŸinin süresi İÖ 472’de beÅŸ güne çıkarıldı.

Olimpiyat Oyunları’nın en önemli yönü “Olimpiyat AteÅŸkesi” geleneÄŸiydi. Bu gelenek uyarınca, savaÅŸ halinde olan Yunan kent devletleri Olimpiyatlar’a 3 ay kala silah bırakırlar ve yarışmalar için en iyi sporcularını seçerek Olimpia’ya gönderirlerdi. Oyunlar sona erdikten sonra da, oyuncuların kendi kent devletlerine güvenlik içinde dönmelerine deÄŸin “Olimpiyat AteÅŸkesi” sürerdi.

Bir gün içinde tamamlandığı ilk dönemde Olimpiyat Oyunları 32 m geniÅŸliÄŸinde, 192 m uzunluÄŸunda bir pistte yapılan tek bir koÅŸu yarışından oluÅŸuyordu. Ayrıca bu pistin güneyine düşen hipodromda da at yarışları yapılırdı. Zamanla deÄŸiÅŸik mesafelerde koÅŸu yarışları, disk ve cirit atma, uzun atlama, boks, güreÅŸ, pentatlon ve atlı araba yarışları da Oyunlar’ın programına eklendi. Oyunların süresi 5 güne çıkarıldıktan sonra 5. gün, ödüllerin dağıtılmasına ve ÅŸampiyonlar için bir şölen verilmesine ayrıldı.

İlkçaÄŸdaki Olimpiyatlar’a kadınlar ne yarışçı ne de seyirci olarak katılabiliyor, yalnızca baÅŸrahibe oyunları izleyebiliyordu. Sonraları Olimpiyat Oyunları’yla aynı günlerde, ama Olimpiyat alanı dışında Zeus’un eÅŸi Tanrıça Hera onuruna kadınlar arasında da spor yarışmalarının düzenlendiÄŸi biliniyor.

Eski Yunan’ın Roma İmparatorluÄŸu’nun egemenliÄŸi altına girdiÄŸi MS. 146 yılına deÄŸin Olimpiyat Oyunları’na katılım yalnızca Yunan soyundan gelen özgür yurttaÅŸlara açıktı. O tarihten sonra imparatorluk sınırları içinde yaÅŸayan herkese Olimpiyatlar’a katılma hakkı tanındı.

Roma İmparatorluÄŸu 4. yüzyılda Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra devlet, Eski Yunan dininin izlerini taşıdığı için Olimpiyat Oyunları’nın önüne engeller çıkarmaya baÅŸladı. Sonunda 393 yılında İmparator I. Theodosius Olimpiyat Oyunları’na kesin olarak son verdi.

Çağdaş Olimpiyatlar (1896-2000)

ÇaÄŸdaÅŸ Olimpiyat Hareketi’nin kurucusu, bir Fransız soylusu olan Baron Pierre de Coubertin’dir

(1863 - 1937).

Coubertin’e göre Olimpiyat Oyunları geleneÄŸinin canlandırılması, hem genç insanların yarışma ruhu içinde daha güçlü birer kiÅŸilik geliÅŸtirmeleri, hem de bireyler ve toplumlar arasındaki gerilim ve düşmanlıkların gene yarışma ruhuyla aşılması yönünde çok önemli bir adım atılmasını saÄŸlayacaktı.

Coubertin’in bu görüşü Haziran 1894’te Paris’in ünlü yükseköğretim kurumu Sorbonne’da, 37 spor kuruluÅŸundan 78 temsilci ile 9 ülkeden 20 delegenin katıldığı Uluslararası Spor Kongresi’nde oybirliÄŸiyle benimsendi. Bunun hemen ardından kurulan Uluslararası Olimpiyat Komitesi I. Olimpiyat Oyunları’nın 1896’da Atina’da yapılmasını kararlaÅŸtırdı.

1896 ATİNA, YUNANİSTAN

Yunanistan Siyasal sorunları ve mali sıkıntıları nedeniyle Yunan hükümeti olimpiyatların Atina’da yapılmasına çok geç razı olduÄŸu için, I. Olimpiyat Oyunları’na ancak 13 ülkeden 295 sporcu katılabildi. Programda yalnızca 9 spor dalı vardı. İlk Olimpiyat ÅŸampiyonluÄŸunu, üç adım atlamada birinci gelen ABD’li James Connolly kazandı. Amerikalılar ayrıca 800 ve 1.500 metre hız koÅŸuları dışında tüm atletizm yarışmalarını kazandılar.

Coubertin, ilkçaÄŸdaki Olimpiyatlar’da yer almadığı halde, MÖ 490’da Atinalılar’ın Persler karşısında Maraton Ovası’nda kazandığı zaferin anısına, Maraton adıyla 40 km’lik bir uzun mesafe mukavemet koÅŸusunu da programa eklemiÅŸti. I. Olimpiyat Oyunları’nda bu yarışı Atinalı Spiridon Louis birinci bitirdi. Tek sıklette yapılan güreÅŸ karşılaÅŸmalarından bir Alman, tenis karşılaÅŸmalarından ise bir İngiliz 1. çıktı.

Pire Limanı’nda yapılan yüzme yarışlarına deniz suyunu soÄŸuk bulan ABD’li ve Avustralyalı yüzücüler katılmayınca Macarlar ve Avusturyalılar birincilikleri aldı.

1940 - 1944 II. Dünya Savaşı

1940 Olimpiyatları’nın ev sahibi kenti olarak 1936’da Tokyo seçilmiÅŸti. O dönemde baÅŸlayan Çin-Japon savaşı nedeniyle ev sahibi kent Helsinki olarak deÄŸiÅŸtirildi. Ama 1939’da patlak veren II. Dünya Savaşı ne 1940’ta ne de 1944’te Olimpiyat Oyunları’nın düzenlenmesine izin verdi.

1937’de ölen Coubertin’in kalbi, vasiyeti üzerine Olimpia’da gömüldü.

1916 I. Dünya Savaşı

1916’da düzenlenecek VI. Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliÄŸi için BudapeÅŸte, İskenderiye ve Berlin baÅŸvuruda bulunmuÅŸtu.

Almanya’nın savaÅŸa hazırlandığı bilindiÄŸi için, savaşın önlenebileceÄŸi umuduyla ev sahipliÄŸi Berlin’e verildi. Ama 1914’te baÅŸlayan I. Dünya Savaşı Olimpiyatlar’ın yapılmasını engelledi.

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin Faaliyetleri (TMOK)

• Olimpik Gün KoÅŸusu

• Atatürk Barajı (GAP) Su Sporları Şöleni

• Ücretsiz Spor Okulları

• Asya’dan Avrupaya Yüzme, Yelken ve Kürek Yarışları

• Yasak Maddelerin Kullanımına Karşı Mücadele.

• Sporcu Bursları

• Antrenör GeliÅŸim Kursları

• Fair Play’ın Olgusunun YaygınlaÅŸtırılması.

Olimpik Gün Koşusu

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)’nin 23 Haziran 1884’de Paris’te Sorbonne Üniversitesinde Baron Pierre de Coubertin tarafından kurulmasının yıldönümü olan Olimpik Gün, 1987 yılından bu yana dünyadaki tüm Olimpiyat Komiteleri’nin düzenlediÄŸi Olimpik Gün KoÅŸuları ile kutlanmaktadır. Olimpik Gün KoÅŸuları, her yaÅŸtan insanı biraraya getirerek spor yapmanın

heyecanını yaşatmak ve daha barışcıl ve sağlıklı toplumların yetişebilmesi için sporu her yerde insanlığın hizmetine sunmak amacını taşımaktadır. TMOK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde sporun geniş kitlelere yayılmasına katkıda bulunmak amacıyla Olimpik Gün Koşularını her yıl bu bölgelerimizde organize etmektedir.

Atatürk Barajı (GAP) Su Sporları Şöleni

GAP projesiyle bölgede oluÅŸan sosyal ve ekonomik geliÅŸimin insanın doÄŸasında varolan sporla bütünleÅŸmesi, bölge halkının çaÄŸdaÅŸ sporlarla tanışması ve bölge gençlerinde Olimpizm ruhunun oluÅŸması amacıyla TMOK, GAP Bölge İdaresi BaÅŸkanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Atatürk Barajı Su Sporları Şöleni’ni 1995 yılından bu yana organize etmektedir. Şölen, Kürek-Kano, Sualtı Sporları-Cankurtarma-Su Kayağı-Paletli Yüzme, Yelken ve Yüzme dallarında yapılmaktadır.

Şölenin yedi yıllık süresi boyunca bölge gençlerinin su sporlarına ilgisi giderek artmış, bölge sporcularından oluşan yüzücü ve yelkenciler Türkiye şampiyonalarına katılmaya başlamıştır. Şölen esnasında Scuba, Cankurtaran ve İlkyardım kursları da düzenlenmektedir.

Ücretsiz Spor Okulları

TMOK Bayanlar Komisyonu, ülkemizde maddi imkansızlıklar nedeniyle spor yapamayan çocuk ve gençlerimize spor yapma olanağı saÄŸlamak amacıyla 1996 yılından bu yana Ücretsiz Spor Okulları projesini yürütmektedir. Halen İstanbul’da, deprem bölgesinde ve İskenderun’da toplam 18 Ücretsiz Spor Okulunda 6.000 çocuk ve gencimize spor yapma imkanı saÄŸlamaktadır.

Asya’dan Avrupa’ya Yüzme, Yelken ve Kürek Yarışları

TMOK, Uluslararası Olimpiyat Komitesi himayesinde “Herkes İçin Spor” teması ile her yıl Temmuz ayında “Asya’dan Avrupa’ya Uluslararası BoÄŸaziçi Yüzme Kürek Yelken Yarışmaları” düzenlemektedir. Bir dostluk havası içinde her yaÅŸ grubundan yerli ve yabancı katılımcıları biraraya getiren bu organizasyon İstanbul’un kıtaları birleÅŸtiren tek ÅŸehir olma özelliÄŸini de spor yoluyla tanıtmaktadır.

Yasak Maddelerin Kullanımına Karşı Mücadele:

TMOK, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından geçtiÄŸimiz ay akredite edilen Türkiye Doping Kontrol Merkezi’nin kurulması giriÅŸimine öncülük etmiÅŸtir. İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu (HDK), Merkezin dünya standartlarına getirilebilmesi için, gereken testlerin yapılabilmesi ve aletlerin alınabilmesi amacıyla 1996 yılından bu yana 385,662 Amerikan Doları yardım yapmıştır. TMOK, Doping Kontrol Merkezinin tanınması için IOC düzeyinde etkin çalışmalar yapmış, ayrıca bu merkezde çalışan personeli, geliÅŸim ve eÄŸitimlerine yardımcı olmak amacıyla yurt dışında kurs ve kongrelere göndermiÅŸtir.

Ayrıca, TMOK kendi bünyesinde dopingle mücadele ve eğitim amacıyla Sağlık ve Anti-doping Komisyonu oluşturmuştur. Bu komisyon ülkemizde dopingle mücadele ve sporcu sağlığı konularında eğitim çalışmaları yapmaktadır.

Sporcu Bursları:

TMOK, Olimpiyat Oyunlarına hazırlanan ve madalya ÅŸansı bulunan sporcularımıza yardımcı olmak amacıyla IOC’nin Olimpik Dayanışma Programı çerçevesinde burs vermektedir.

Ayrıca, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu (HDK), Olimpiyat Oyunlarında madalya şansı bulunan sporcularımızın hazırlıklarına yardımcı olmak amacıyla burs vermektedir.

Antrenör Gelişim Kursları:

TMOK, antrenörlerimizin gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla Olimpik Dayanışma programı çerçevesinde yurtdışından uzman getirterek kurslar düzenlemekte ve yurtdışına eğitim amacıyla antrenör göndermektedir.

Fair Play’in Olgusunun YaygınlaÅŸtırılması:

TMOK, Türkiye’de Fair Play olgusunun yaygınlaÅŸtırılması amacıyla her yıl verdiÄŸi Fair Play Ödülleri ile Fair Play’i ülkemizde bir yaÅŸam tarzı olarak benimsetmek yolunda önemli katkılarda bulunurken, Fair Play Karikatür yarışmasıyla gençlerin sanat ve spor iÅŸbirliÄŸi yoluyla Fair Play’i benimsemeleri için çalışmaktadır

Atletizmin Branşları Ve Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

Atletizmin branşları ve kuralları

Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır.

Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir. Koşular Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir.

Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür. Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koşu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır.

Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da deÄŸiÅŸik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

a) Sürat Koşuları

b) Orta Mesafe Koşuları

c) Uzun Mesafe Koşuları

d) Bayrak Koşuları

e) Engelli KoÅŸular

f) Hendek Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

a) Maraton

b) Yürüyüş

c) Kır Koşusu

d) Sokak (Yol) KoÅŸusu

Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:

a) Dekatlon

b) Heptatlon

Pist Yarışları: Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır.

Türkiye’de atletizm

Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar. İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir.

Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında diÄŸer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki baÅŸarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi. Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti.

Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu. 1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti.

SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi. Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.

1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı. 1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu.

Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

Dünya’da atletizm

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı.

17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi. Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi.

1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı. Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı.

1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı. Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı.

Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı. Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü.

ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rasgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanı sıra gizli profesyonellik de girdi.

Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay, 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi.

Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.

1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldu. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.

1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama, ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm de krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm; ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’ın kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie, bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’ın, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI fesh edildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı.

Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası ise 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar, 1967′den itibaren düzenli olarak yapılmaya baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.

Atletizmin “yaralanma” anlamında fazla riskli bir spor olmadığı düşünülebilir. Oysa, birebir rakiplerin bedenini hedeflemeyen atletizmde de yarışmalar esnasında bazı sakatlıklar oluÅŸabiliyor. Bütün sporların sporu olarak deÄŸerlendirilen atletizmde görülen bu sakatlıklıklar, bilinçi bir program uygulanması ve dikkatli olunması durumunda büyük ölçüde engellenebiliyor.

Atletizm Milli Takım Doktoru Tamer ÇavuÅŸ’un belirttiÄŸine göre atletizmde sporcu yarışmalardan çok antrenmana vakit ayırıyor, bu yüzden de saÄŸlık sorunları daha çok antrenmanlardan kaynaklanıyor.

Atletizmde genel anlamda görülen sağlık problemlerini Doktor Çavuş ile görüştük. Buna göre atletizm sporunda görülen yaralanmalar daha çok şu sebeplerden oluşuyor;

• Genel anlamda yaralanmaların % 60’ı antrenmanların yoÄŸunluÄŸundan kaynaklanıyor.Sporcudaki yapısal anotomik bozukluklandan (bacak uzunluÄŸu eÅŸitsizliÄŸi, düz tabanlık) kaynaklanıyor. Bu durumda sporcunun dış desteÄŸe ihtiyacı oluÅŸuyor, Uygun ayakkabılar ve uygun koÅŸu stili (parmak ucu veya topukla koÅŸmak) gibi.

• Zemin bozukluÄŸu atletlerde zaman içerisinde saÄŸlık yaralanmalar oluÅŸturabiliyor. Sert ve kötü zemin yaralanmalar için önemli bir gerekçe. Çünkü atletin sert zeminde koÅŸması vücuduna koÅŸma esnasında daha kuvvetli bir ÅŸok uygulamsı anlamına geliyor.

• Ekipman yetersizliÄŸi veya uygunsuzluÄŸu da atletizmde sporcuyu yaralayan etkenlerden biri. Bir atletn ayakkabısının esnekliÄŸi ve uzun süre kullanılmaması çok önemli. Ayakkabı uzun süre kullanıldığı takdirde, adımlarda oluÅŸan ÅŸoku emme özelliÄŸi yok oluyor.

Atletizmi koşma, atlama, atma şeklinde üç ana branşta düşünürsek, her branşta bir takım sağlık problemleri yaşamak mümkün. Doktor Tamer Çavuş bu problemleri şöyle açıklıyor;

Koşucularda görülen sağlık problemleri:

*Kas yaralanmaları görülebilir. Daha çok kuvvet ve ani hareketler gerektiren, patlayıcı tarzda gelişen kısa koşularda (sprinter) aşil tendonu zorlanmaları görülür.

*Uzun mesafe koşucularında ayak tabanında ağrılar (plantor fosciitis) oluşabilir. Bunun yanısıra ayağın aşırı kullanımıyla ilgili plantor fosciitis rahatsızlığı olan hastalarda topuk dikeni denilen sorun ortaya çıkar.

*Dizin dış bölümünde aÄŸrılar (iliobial – bond friksiyon sendromu) oluÅŸabilir. Bu rahatsızlık uzun süre yokuÅŸ aÅŸağı koÅŸankoÅŸucularda görülür ve koÅŸmaya baÅŸladıktan 20 dakika sonra ortaya çıkar. Hastalık parkurun ve sitilin düzeltilmesiyle ortadan kaldırılabilir.

*Diz önünde aÄŸrılarla ortaya çıkan koÅŸucu dizi hastalığı ( patella – femoral sendromu) görülebilir. Bu hastalık yokuÅŸ aÅŸağı ve yukarı çıkılan koÅŸulardan kaynaklanır. Çok sık rastlanan bu hastalık diz çökme ve çömelme durumlarında sporcuya aÄŸrı verir.

*Ayak kemiğine aşırı yüklenmekten stres kırığı adında bir rahatsızlık oluşur. Bu hastalıkda kemik ayrılmasa da kırık oluşur. Bacak ve ayak kemiklerinde, daha çok da ayak tarak kemiğinde görülür. Bu kırığın bir başka özelliği ise röntgenle ancak oluştuktan iki hafta sonra farkedilebilmesi.

*Ayak bileği ve bağ yaralanmaları görülebilir. Aşırı yüklenmekten kaynaklı ayak bileği bağlarında gerilme ve kopma yaşanabilir.

Atletizmde atmaya dayanan branşlar, genelde iri yapılı kişiler tarafından yapılıyor. Bu dallarda en önemli yaralanmalar, yanlış teknik uygulamalarından kaynaklanıyor.

Atma branşlarında görülen sağlık problemleri;

*Dirseğin iç tarafında ortaya çıkan ağrılarla kendini gösteren ciritci dirseği adlı hastalık oluşabilir. Kolun alt tarafındaki kemiği, üst kısmındaki kaslara bağlayan kirişte, sürekli ve sert atışlardan kaynaklanan zorlanma sonucunda oluşur.

*Koldaki sinirlere dirsek bölgesinde yapılan basınç sonucunda ellere giden sinirler etkilenir ve parmaklarda uyuşma meydana gelir. (ciritci ulnar nevriti)

*Güllecilerde aşırı yüklenme sonucunda omuz kaslarını saran kılıf yırtılabilir. (Rotator cuff yırtılması)

*Güllenin ağırlığından kaynaklı elde oluşan baskı sebebiyle bileğin zorlanması sonucu doğabilir.

*Gülleciler vücudun dönme hareketi esnasında bacaklardan güç aldıkları için dizlerde oluşan zorlanmadan kaynaklı menisküs oluşabilir.

Atletizmin atlamaya dayanan branşlarındaysa şu sağlık problemleri görülebiliyor:

*Uzun ve üç adım atlamada topuk ezilmesi görülebilir. Atlama anında topuk kemiğiyle der arasında kalan ve topuk yastığı adı verilen yağ dokusunun ezilmesiyle oluşur.

* Ayağın taban kısımlarındaki kaslar ağrıyabilir. (Plantor Fasciitis)

*Ayak bileğinin arka kısmındaki bağlarda sorlanma olibilir. (Aşil Tendom yaralanmaları)

*Ayak bileğine uygulanan basınçtan kaynaklı problemler oluşabilir.

*Uyluk kemiğinin arka kısmındaki kaslarda problemler oluşbilir.

*Yüksek atlayıcılarda diz bölgesinde problem oluşabilir. Sıçrama anında dizlere yoğun şok uygulamasından kaynaklı oluşur.

*Kötü düşme teknikleri yüzünden bel ağrıları oluşabilir.

*Sırıkla atlamacılarda omuz ve karın bölgesinde sorun yaşanır. Bunun sebebi ise sırıkla yükselirken en çok omuza yüklenilmesidir.

Atletizmde Yaralanmalar Nasıl Engellenir?

ÇavuÅŸ’tan alınan bilgiye göre, atletizmde yaralanmaları engellemek mümkün. Bunun için ÅŸu konulara dikkat etmek gerekiyor:

• Uygun antrenman modelleri uygulanmalı

• Isınma, germe ve soÄŸuma egzersizlerine önem verilmeli

• Aşırı sert zeminlerden kaçınılmalı

• İyi bir koÅŸu tekniÄŸi ve stili geliÅŸtirilmeli

• Ayakkabılar uygun olmalı

• Beslenme, su kaybı, ısı ve nem konularına önem verilmeli

Doktor Tamer ÇavuÅŸ’un atletizmdeki yaralanmaların en aza indirilmesi konusunda en çok önem verdiÄŸi konu ise antrenman bilimi ve tıbbın koordineli çalışması. Dr. ÇavuÅŸ, “Aşırı yüklenme sonucu oluÅŸan yaraların önlenmesi için öncelikle fizyoloji ve biomekanik bilimleri, yaralanma oluÅŸtuktan sonra ise ortopedi ve fizik tedavisi gibi branÅŸların devreye girmesi gerekiyor. Bu durum beraberinde multi disipliner bir sonuç gerektirir. Performans sporlarında baÅŸarılı olan ülkeler antrenman bilimi ile tıbbı bir arada iyi kullanabilen ülkelerdir” dedi.

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koÅŸma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiÄŸini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında baÅŸlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koÅŸu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreÅŸle birleÅŸtirilerek, antik pentatlon oluÅŸturulmuÅŸtu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliÄŸi olan okçuluÄŸa ters düştüğü için diÄŸer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uÅŸaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye baÅŸlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koÅŸuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaÅŸmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaÅŸma izledi. Bu yıllardan baÅŸlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya baÅŸladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluÅŸu 1913′te tamamlandı. BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluÅŸun ilk genel sekreterliÄŸine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaÅŸmaya baÅŸladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaÅŸtı.

Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına raÄŸmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. ÖrneÄŸin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler BirliÄŸi uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaÅŸtırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.

Atletizmin Dalları

Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır. Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir.

KoÅŸular

Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir. Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür.

Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koÅŸu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır. Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da deÄŸiÅŸik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

a) Sürat Koşuları

b) Orta Mesafe Koşuları

c) Uzun Mesafe Koşuları

d) Bayrak Koşuları

e) Engelli KoÅŸular

f) Hendek

Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

a) Maraton

b) Yürüyüş

c) Kır Koşusu

d) Sokak (Yol) KoÅŸusu

Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:

a) Dekatlon

b) Heptatlon

Pist Yarışları:

Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır. Yarışmalar 6 bölümden oluÅŸur

a) Sürat Koşuları:

Pist ve alan sporlarında; kısa mesafe atletlerinin bütün güçleriyle koşmasına dayanan, en süratli olanı belirleyen yarışlardır. Bir diğer ismi de kısa mesafe koşularıdır.

Bu tür yarışmalarda koşucunun sürati ve dayanıklılığı yanında, temposunu değerlendirmesi de büyük önem taşır.

Virajlı yarışların başlangıç çizgileri, tüm atletlerin aynı uzunluğu koşmalarını sağlamak için kademeli ve eğri olarak çizilmiştir. İç kulvarlardaki yarışmacılar yarışa daha gerilerden başlarlar.

Sürat koşularının tümünde, oyun alanı olarak 400 m uzunluğundaki standart pist kullanılır. Bu pistlerin hepsinde "tartan" denilen sentetik bir bileşik olan yapay zemin vardır. Pistin bitiş çizgisi tüm yarışlar için aynıdır. Pist üzerinde 8 kulvar işaretlenerek, yarışmacıların birbirinden ayrılmaları sağlanmıştır. Sürat koşularının tümünde her koşucu, parkurunu kendi kulvarında koşarak tamamlar.

Sürat koşucuları yarıştan önce ısınmalı, adalelerini gevşetici hareketler yapmalıdırlar.

Sürat koÅŸularında atletler çıkış takozları kullanırlar. Bu çıkış takozları, baÅŸlangıç çizgisinin hemen arkasına vidalanan, yarışmacının ayaklarını basarak ilk hızını almasını saÄŸlayan genellikle metal bir alettir. Ayakların konduÄŸu düz kısımlar, atletlerin tercihine göre ayarlanabilir. Bu çıkış takozları ile çömelmiÅŸ durumda çıkış yapmaya 1894′den sonra baÅŸlanmış olup, ilk kez 1930′da resmi yarışmalarda kullanılmıştır. Çıkış takozlarına, önemli yarışlarda yanlış çıkışları otomatik olarak saptayan elektronik bir mekanizma eklenir. Çıkış sırasında yarışmacının soÄŸukkanlı ve hırslı olması çok önemlidir.

Sürat koşularında atletler, ıslanma ile şeffaflaşmayan atlet ve şortlar giyerler. Numaralar kolayca görülebilecek büyüklükte sırta ve göğüse tutturulur. Çorapların pamuklu, beyaz ve dikişsiz olması gerekir. Yarışmalarda çivili özel spor ayakkabıları kullanılır. Bu ayakkabılar yarışma çeşidi ve atletlerin tercihine göre farklılık gösterebilir. Ama çiviler 2.5 cm uzunluğunu geçemez. Sentetik pistlerle birlikte metal çivilerin yerini lastik çiviler almıştır. Bu çiviler koşu sırasında yere batarak ayağın geri kaymasını önler.

100 m’den 800 m’ye kadar olan yarışlarda koÅŸucular yarışa, çömelmiÅŸ durumda bir ayak geride, öteki ayak çıkış çizgisinin hemen arkasında, el parmakları da yere deÄŸecek biçimde yerleÅŸerek baÅŸlarlar.

Çıkış hakemi 800 m’ye kadar olan koÅŸularda (800 m dahil) "yerlerinize" ve "dikkat" komutlarını, daha uzun koÅŸular için "yerlerinize" komutunu verir. Bütün atletlerin "dikkat" durumunda iki ayağı da piste deÄŸmeli ve hareketsiz beklemeleri gerekir.

Yarışmalar bir tabanca veya benzeri bir aletin havaya ateşlenmesi ile başlar. Yarışmacılardan birisinin hatalı çıkış yapması durumunda çıkış tekrarlanır. İki kez hatalı çıkış yapan atlet diskalifiye edilir. Pist yarışmalarında diskalifiye olan atlet, pisti hemen terk etmelidir. Hatalı çıkıştan sonra yarışmacılar, tabancanın yeniden ateşlenmesi ile geri çağrılır.

Sürat koÅŸuları, yukarıda da belirtildiÄŸi üzere çökmüş vaziyette çıkış hareketiyle baÅŸlar. Fuleye geçmek için atılan toplanış adımlarıyla sürer. Bunu mesafenin 15-20 m’si ile son 5 m’si arasındaki fule adımları izler. Yarış ipinin göğüslenmesi ile koÅŸu tamamlanır.

Bitişte ipi göğüslemek veya finiş çizgisini geçmek, ya atletin ellerini başının üstüne kaldırması ya da elleri ile fırlatarak seride omuz ile dokunmak şeklinde olur.

Yarışmalarda dereceler elektronik kronometre ile saptanır. Bu kronometreler, yarışmayı başlatan tabancaya bağlanmıştır ve ateşleme ile kendiliğinden otomatik olarak çalışmaya başlar. Ayrıca ipi göğüsleyen atlet, saniyenin yüzde birini saptayabilen "Foto Finiş" aletiyle tespit edilir.

Zaman, silahın ateşlenmesinden, atletin gövdesinin bitişe vardığı ana kadar geçen süre ölçülerek bulunur.

Beraberlik durumunda, ikinci tur her iki atletin katılmasına engel ise iki atlet yeniden yarışır. Bu durum dışında bütün beraberlikler olduğu gibi kalır.

Sürat koşuları mesafelerine göre üç ana yarıştan oluşur:

1- 100 m koÅŸusu

2- 200 m koÅŸusu

3- 400 m koÅŸusu

1 - 100 m koÅŸusu: Sürat koÅŸularının en kısası olup, tüm kuvvetin bir hamlede harcanmasını gerektirir. 100 m koÅŸuları ana tribün önündeki virajsız düz parkurda koÅŸulur. Her atlet kura ile belirlenen kendi kulvarında yarışır. İnsan hayatında önem taşıyan salise farkları 100 m koÅŸularında çok önemli rol oynar. 1912′lerde 100 m dünya rekoru 10.6 saniye iken 1968′de Jim Hines 9.9′a, 1991 yılında ABD’li atlet Carl Lewis 9.86′ya, 1994 yılında ise Leroy Burrell 9.85 saniyeye indirmeyi baÅŸardılar. 100 m yarışlarında en yüksek hız erkeklerde 45 km/saat, bayanlarda 40 km/saat olup bu hızlara ancak 40 m’den sonra ulaşılabilir.

Atlet, ellerini çıkış çizgisinin arkasına koyarak kolları düz, kafası belkemiÄŸi ile paralel durumda, arka ayak çıkış takozunda iken, tabancanın ateÅŸlenmesiyle ileri fırlar. Birinci adım 75 cm’i geçmez. İlk 10 m kısa ve seri adımlardan oluÅŸur. 100 m koÅŸucusu azami fırlayış, sürat ve adım uzunluÄŸunu saÄŸlayabilmek için ayak uçlarıyla koÅŸmalı ve ayaklarını yukarıya fazla kaldırmamalıdır. 100 m’de, birincisi çıkarken, ikincisi toplanışla fule arasında, üçüncüsü de son 15-20 m’de olmak üzere üç kez nefes alıp verilir. Atletlerin bitiÅŸ çizgisini geçmeleriyle yarış tamamlanır. Tüm sürat yarışlarındaki yarış kuralları, 100 m. koÅŸularında da uygulanır.

2 - 200 m. koÅŸusu: 200 m koÅŸusu, 100 m’nin devamıdır. Ancak 200 m atletleri ile 100 m atletleri arasındaki en önemli fark, nefes kapasiteleridir. 200 m’ci baÅŸlangıçta 20 m’de bir nefes alır, sonlara doÄŸru nefes alışı daha sıklaşır. Ayrıca 200 m’ciler, 100 m’cilerden daha yumuÅŸak bir koÅŸu tarzına gereksinim duyarlar. Bir de daha dayanıklı ve inatçı olmaları gereklidir. 200 m koÅŸuları virajlı parkurda yapılır, yarış kuralları diÄŸer sürat koÅŸularında olduÄŸu gibidir. Her 200 m’ci 100 m. koÅŸabilir, ama 200 m. koÅŸamayan 100 m. atleti çoktur.

3 - 400 m. koÅŸusu: Bu koÅŸuya sürat koÅŸusu veya sprint (fırlayış) denilebilir. Bu koÅŸular ilk kez 440 yarda olarak 20 yy. baÅŸlarında düzenlendi. 400 m, güçlü bir vücudun bile ancak teknikle koÅŸabileceÄŸi bir mesafedir. Sürat koÅŸucuları ve yarı mukavemet koÅŸucuları, 400 m’yi baÅŸarıyla koÅŸarlar. En iyi 400 m sonuçları, normal-ritmik bir ÅŸekilde nefes alındığı ve her 100 m’nin birbirine denk hızla koÅŸulduÄŸu zaman alınır. 400 m. koÅŸuları virajlı pistlerde yapılır ve bu yarışlarda ilk çıkış çok önemlidir. Yarış kuralları ve kullanılan malzemeler diÄŸer sürat koÅŸularında olduÄŸu gibidir.

b) Orta Mesafe Koşuları:

Orta mesafe koşuları, kısa mesafe koşuları ile uzun mesafe koşuları arasında sürat ve güç ögelerinin her ikisine de gereksinim duyulan yarışlardır. Günümüzde büyük bir gelişme gösteren ve baştan sona süratle koşulmaya başlayan orta mesafe koşularının bir diğer adı da "Uzun Sürat Koşuları"dır.

Sürat koÅŸularından farklılığı, son anda hızlanmaya olanak verecek bir tempoyla koÅŸulmasıdır. 20. yy baÅŸlarına kadar yarım mil ve bir mil koÅŸuları düzenlenirdi. Ülkemizin baÅŸarılı orta mesafe atletleri olarak 800 m’de Ekrem Koçak, Muharrem Dalkılıç’ı, 1500 m’de ise Mehmet Tümkan’ı sayabiliriz. Dünyada en ünlü orta mesafe koÅŸucuları ise Finli atletler Paavo Nurmi ve Lasse Viren, Çek Zatopek ve İngiliz Sebastian Coe’dur.

Orta mesafe koşuları, pist üzerinde saat yönünün tersine koşulur. Her tur sonunda vakit belirtilir. Son tura girerken ya kampana çalınır ya da havaya ateş edilir.

Orta mesafe koşuları mesafelerine göre ikiye ayrılır:

1- 800 m. koÅŸusu

2- 1500 m. koÅŸusu

1- 800 m. koÅŸusu:

Büyük bir efor ve sürat harcanılan 800 m. koşuları, hafif atletizm sınıfı bir koşudur. İyi bir 800 m. koşucusu dayanıklı, süratli ve çok zeki olmalıdır. Çömelerek yapılan bir çıkıştan sonra, ilk 50-60 metreyi büyük bir süratle geçmek ve ilk virajı iyi almak çok önemlidir. Çok yorucu olan bu yarışta atletin adımları uzun, serbest ve yumuşak olmalı ve devamlı rakiplerini kontrol etmelidir. Koşucu ağzından ve burnundan nefes alabilir. Yarış taktiklerini ve süratinin derecesini bilmesinde büyük bir yarar vardır. Yarışmalarda eğer önde değilse, önde koşan koşucuya göre temposunu ayarlamalı, rüzgarı hesaba katmalı, son virajda atağa kalkmalıdır.

2- 1500 m koÅŸusu:

Bu koÅŸu kuvvetli, dayanıklı ve süratleneceÄŸi yeri iyi bilen atletlerin baÅŸarabileceÄŸi koÅŸudur. 1500 m koÅŸucularının kendi vücudu ahenkli ve uyumlu olmalı, ayakların tabanı ile basarak koÅŸmalı, nefes alma ritmi düzgün olmalıdır. Bilinen temposunu deÄŸiÅŸtirmeden korumalı, son 100-300 m’de süratlenmelidir.

c) Uzun mesafe koşuları: Uzun mesafe koşuları, finişte atağa kalkmanın orta mesafede olduğu kadar önem taşımadığı, her şeyin tempoya bağlı olduğu son derece sağlam bir yapı isteyen koşulardır.

Uzun mesafe koÅŸularında da stil ve nefes çok önemlidir. 2 m’de bir nefes alınıp verilir. Adımlar kısa ama daha serbest olup, ayaklar yere tabanla basar. Adımlar makineleÅŸmiÅŸ bir tempoyla atıldığı için, bir diÄŸer adı da "Araba KoÅŸusu"dur.

Dünyada en ünlü uzun mesafe koÅŸucusu, Finli Atlet Paavo Nurmi’dir. Nurmi, mesafeye göre "devamlı bir tempo" ile adım atmanın faydasına inanır ve koÅŸu mesafesini turlara bölerek, her turu belirli bir zamanda geçmeyi hedeflerdi. Bu "tempo" sistemiyle 1923′te Stokholm’de 4 dk. 10 sn ile dünya rekoru kırdı. Uzun mesafe koÅŸan diÄŸer ünlü atletler olarak Avustralyalı Ron Clarke, Etiyopyalı aynı zamanda maratoncu Abebe Bikila ve DoÄŸu Alman Waldener Ciepinski’yi sayabiliriz.

Uzun mesafe koşuları mesafelerine göre üçe ayrılır:

1 - 3000 m koÅŸusu

2 - 5000 m koÅŸusu

3 - 10000 m koÅŸusu

1 - 3000 m KoÅŸusu: Pistin 400 m uzunluÄŸundaki bölümünün 7.5 tur olarak koÅŸulduÄŸu uzun mesafe koÅŸusudur. Bu koÅŸu 1982 yılına kadar bayanların en uzun mesafe koÅŸusu iken, aynı yıl Avrupa Åžampiyonası’nda bayanlar maraton da koÅŸmaya baÅŸlamıştır.

2 - 5000 m KoÅŸusu: Pist üzerinde yapılan bu koÅŸu, pistte 12.5 tur olarak koÅŸulur. İlk derecesi 1875 yılında Londra’da 17.07 ile yapılmıştır.

3 - 10000 m KoÅŸusu: 400 m’lik oval pistte 25 tur olarak koÅŸulur. Önde koÅŸan atletin, arkadan gelen atlete 400 m fark yapmasına "tur bindirme" denir.

d)Bayrak Koşuları:

Takımların 30 cm boyundaki tahta veya metal bir sopayı (stafeti), elden ele geçirerek ve sırayla koşarak yaptıkları yarışlardır. Takımlar 4 atletten oluşur.

Eski Yunan’da ellerinde bir meÅŸale ile yapılan bayrak koÅŸuları, 1895 yılında ilk kez atletizm yarışmalarında yer almıştır. Günümüzde 4′er kiÅŸilik takımlar halinde çeÅŸitli mesafelerde koÅŸulmaktadır. Yalnız Balkan ülkeleri arasında yapılmış ve adı "Balkan Bayrak" olarak kalmıştır. Dörder atlet arasında 800 m, 400 m, 200 m ve 100 m koÅŸulan bir türü daha vardır. Ayrıca bir zamanlar yurdumuzda bir hayli yaygın olan "İsveç Bayrak KoÅŸusu" da bir diÄŸer bayrak yarış türüdür. Bunların mesafeleri de 400, 300, 200 ve 100 m’dir.

Toplu koşucular tarafından koşulan bayrak yarışlarında esas olan, koşucunun kendi mesafesini bitirdikten sonra elinde bulunan sopayı yeniden koşacak olan arkadaşına vermesidir. Eğer sopa düşürülürse, düşüren atlet yerden alır. Sopa düz ağaç veya metal bir borudan yapılmış olup, 28/30 cm uzunluğunda, 50 gram ağırlığında ve tek parçadır.

Yarışlar, hareketsiz duran yarışmacıların tabanca patlatmasıyla aldıkları startla başlar.

Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Åževki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan ÅžampiyonluÄŸunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, ÅŸampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. SavaÅŸ sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki baÅŸarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Åžampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası ÅžampiyonluÄŸu’nu da kazanarak, bir sezon içinde eriÅŸilmesi çok güç baÅŸarılara ulaÅŸtı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın baÅŸarıları izledi.

Olimpik alanda bir baÅŸka baÅŸarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koÅŸan İsmail Akçay ve Hüseyin AktaÅŸ’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli baÅŸarılarıydı.

1960′lı yıllarda baÅŸlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye baÅŸladı, 1970′li yıllarda baÅŸarılar maraton ve kır koÅŸularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koÅŸularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken baÅŸlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli baÅŸarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve

1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiÄŸi ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.

1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Åžampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliÄŸi kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Åžampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray AkbaÅŸ’ın ÅŸampiyonluÄŸundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım ÅŸampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliÄŸi kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Åžampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen KaradaÄŸ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap AktaÅŸ, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduÄŸu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliÄŸini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı ÅŸubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Åžampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan ÅŸampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

FEDERASYON BAŞKANI: Mehmet Yurdadön

1957 yılında Kars’ın Susuz ilçesinde doÄŸmuÅŸtur. Atletizme 18 yaşında baÅŸladı. Uzun mesafe koÅŸularında en baÅŸarılı atletlerinden biri olarak ün yaptı. 1976 ve 1978 İstanbul’da, 1982 Atina’da Balkan Kros Åžampiyonlukları’nı kazandı. Spor Akademisi mezunu olup, Almanca bilen Yurdadön, bugüne kadar Gençlik ve Spor Ankara İl Müdürlüğü’nde memur, Türkiye ÅžiÅŸe Cam Fabrikası’nda sporcu, idareci, antrenör, GSGM APK uzmanlığı, GSGM Spor Kontrolörü ve GSGM Spor Kontrolörlüğü baÅŸkanı görevlerinin ardından Atletizm Federasyonu BaÅŸkanlığı’na seçildi.

Federasyonun KuruluÅŸ Tarihi: 1922

Federasyona bağlı kulüp sayısı: 86

Federasyona bağlı antrenör sayısı: Erkek 180, bayan 40

Federasyona bağlı lisanslı sporcu sayısı: Erkek 6300, bayan 1680, toplam 7980

Federasyona bağlı hakem sayısı: 157 uluslar arası hakem, 777 ulusal hakem, 1385 il hakemi ve 657 aday.

Ankara, (Sporum) - Atletizm Federasyonu BaÅŸkanı Mehmet Yurdadön, 2001’in atletizm yılı olacağına iÅŸaret etti. Yurdadön, www.sporum.gov.tr’yle yaptığı söyleÅŸide, “Konuya hakim olan bir bakan ve genel müdür ile çalışmak hem benim hem de bu branÅŸ için büyük bir ÅŸans. 2001 yılı için atletizm ile ilgili olarak üç büyük proje hazırladık. Temel hedefimiz 2004 Atina Olimpiyatları” dedi. Yurdadön’e sorduÄŸumuzsorular ve yanıtları şöyle:

- 2001 yılı neden atletizm yılı ilan edildi?

“Göreve gelmemizle birlikte Türkiye’de duraklama dönemine giren atletizmi geliÅŸtirebilmenin yollarını düşündük ve bunun için üç büyük proje hazırladık. Bu projeler sonunda Avrupa, Dünya Åžampiyonaları ile Olimpiyat Oyunları’na elit sporcular yetiÅŸtirmeyi hedefledik. Projelerimiz ile ilgili çalışmalara 2001 yılından itibaren baÅŸladığımız için de atletizm yılı olarak kabul ettik.”

- Projeler kapsamında ne tür çalışmalar yapılacak?

“Bu projeler çerçevesinde ilk olarak illerdeki çocuklardan ardından, çocuk esirgeme kurumunda bulunan daha sonra da ıslah evlerindeki çocuklardan yararlanmayı düşünüyoruz. İllerdeki baÅŸarılı çocukları tespit edebilmek için 30 tane ile projemize katılma zorunluluÄŸu getirdik. 12 il de Gönüllülük Yasası’na baÄŸlı olarak projeye dahil olmak istedi ve toplam 42 ile ulaÅŸtık.”

- Peki bu iller hangi kriterler gözönünde bulundurularak belirlendi?

“İlk olarak alt yapısı iyi, atletizm potansiyeline sahip iller seçildi ve her birine 11 Kasım 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü aracılığıyla genelge gönderildi. Bu genelge doÄŸrultusunda her ilde Åžubat ayından baÅŸlamak üzere 5’er tane turnuva yapıldı. Turnuvalarda 10-11, 12-13 ve 14-15 yaÅŸ grupları baz alındı. Her yaÅŸ grubuna bayanlarda ve erkeklerde 3’er kiÅŸilik takımlar yarıştı. Bu turnuvaların sonucunda baÅŸarılı olan toplam 1008 öğrenci 6. ve son seçmeye katılma hakkı kazandı. 22 Nisan Pazar günü Ankara’da Hipodrum’da saat 10.00’da baÅŸlayacak olan seçmelere, Bakan Fikret Ünlü ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal Mutlu da katılacak. Bu seçmeler sırasında üniversite elemanlarından ve bizim baÅŸ antrenörlerimizden oluÅŸan seçici kurul, yetenekli çocukları belirleyecek. Ayrıca son seçmede baÅŸarılı olan çocuklar ödüllendirilecek.

Birinci olan çocuÄŸa 10 Cumhuriyet altını, ikinci olana 9, üçüncü olana 8 olmak üzere 10 çocuÄŸa Cumhuriyet altını verilecek. BaÅŸarılı olan takımlara 15’er Cumhuriyet altını, baraşılı olan illerden ise 1.’ye 20, 2.’ye 15 ve 3.’ye ise 10 cumhuriyet altını olmak üzere toplam 600 cumhuriyet altını dağıtılacak. “

- Bu seçmelerde başarılı olan çocuklar için ne gibi çalışmalar öngörülüyor?

“Seçimelerde baÅŸarılı olan çocukları kendi imkanlarımızla, tesislerimizde saÄŸlık taramasından, labaratuvar testlerinden geçireceÄŸiz. Testten geçen sporcular anlaÅŸmalı olduÄŸumuz Hacettepe Üniversitesi Spor Yüksek Teknolojisi Okulu’nda yetenek tespitine tabi tutulacaklar. Bu çalışmalar sonucunda belirlenen çocuklarkın bir kısmı kendi evlerinde istihdam edilecek ve maddi yardımla desteklenecek. Bir kısmı ise eÄŸitim merkezlerimizin olduÄŸu yerlerde bulundurulacak. Son aÅŸamada da yaÅŸ gruplarına göre bu çocuklar uzman kiÅŸiler tarafından Dünya ve Avrupa Åžampiyonalırı ile Olimpiyat Oyunlarına hazıranacak. Bu çalışma her 6 ayda bir aÅŸamalı olarak tekrarlanacak. Hatta çok yetenekli bulduÄŸumuz çocukları yurt dışına da göndermeyi düşünüyoruz. Seçmelerde dışarıda kalan çocuklar ise farklı spor branÅŸlarına yönlendirilecek. Bu durumda atletizmin diÄŸer spor dallarının anası olduÄŸu bir kez daha anlaşılıyor.”

ALT YAPI ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNDAN

“Bir diÄŸer çalışmamız ise çocuk esirgeme kurumları ile yapılacak. Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan Sorumlu Devlet Bakanı Hasan Gemici ile Spordan Sorumlu Bakanımız Fikret Ünlü arasında hazırlanan protokol imzalanma aÅŸamasında. Bu protokolün imzalanmasıyla birlikte, 59 ilde toplam bin 770 çocuk arasında daha önce ayrıntılarıyla anlattığım iÅŸlemlerin tümü uygulanarak yetenekli çocuklar belirlenecek.

Ayrıca çocuk esirgeme kurumları arasında önümüzdeki sezon bir de lig kurmayı planlıyoruz. Bu liglerde ÅŸampiyon olanlar bizim kendi ligimize de katılabilecek.”

- Peki bu çocukları sizin bünyenizdeki antrenörler mi çalıştıracak?

“İhtiyaç olması halinde tabii ki ancak, onların kendi beden eÄŸitimi öğretmenleri var. Biz sadece onları kurs ve seminerlerimiz aracılığıyla atletizm konusunda eÄŸiteceÄŸiz. Yapılacak çalışmalarla tespit edilen yetenekli çocuklar ise önceden saydığım aÅŸamalardan geçirilecek. Böylece, Dünya ve Avrupa Åžampiyonaları ile Olimpiyat Oyunlarına katılabilmek için milli takımlara girebilme hakkını elde edebilecekler. Bu çalışmanın bir faydası da 18 yaşını dolduran çocukların ortada kalmasını engellemek. BaÅŸarılı çocuklara uzmanlık kadrosu verilebilecek. Farklı federasyonlarda çalışma olanakları sunulacak. Hatta dereceye giren çocuklara Beden EÄŸitimi ve Spor Yüksek Okullarına kayıt olma kolaylığı saÄŸlanacak.”

- Çalışmalarınız yalnızca koşu ile mi sınırlı tutulacak?

“İlk aÅŸama sadece koÅŸulara dayalı. Bu arada çocuk esirgeme kurumlarının oyun alanlarını tespit etmeye çalışıyoruz. Daha sonra üçlü branÅŸ yapacağız. Atmalar,fırlatma topları, yüksek atlama minderleri, uzun atlama havuzu bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışıyoruz. Yapacağımız bu ortak çalışmalar ile çocukların topluma kazandırılması da hedefleniyor. Bunlar kimsesiz çocuklar, grupla çalışmaya daha elveriÅŸliler. Bu sayede spor psikolojisiyle toplum psikolojisini kazanmaya baÅŸlıyorlar. Aynı uygulama ıslah evleri için de geçerli olacak ancak onlar için bir sayı belirleyemiyoruz. Her ıslah evi kendi kapasitesi doÄŸrultusunda katılacak.”

Atletizm Sporunda İlkler

- Atletizmde düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı.

- Modern anlamdaki atletizmin baÅŸlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir.

- 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kurulmuÅŸ ve 1866′da da ilk ÅŸampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslararası karşılaÅŸmayı yapmışlardır.

- Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduÄŸu uluslararası bir kuruluÅŸ olan (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF 1913′te kuruluÅŸunu tamamlayarak BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie’yi genel sekreterliÄŸe seçti.

- 1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya baÅŸlamışlardır. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kurulmuÅŸtur.

- 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beÅŸ dalda yapılmış, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi.

- Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biri olmuÅŸ, resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Åžampiyonası 1983′te yapıldı.

- Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye baÅŸlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaÅŸmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

- Yurdumuza atletizmi ilk sokan ise, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel’dir. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürmüştür. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırdı.

- Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat

Türkiye’de Atletizm

Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eÄŸitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koÅŸu, atma, atlama yarışları yaptırarak baÅŸarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneÄŸine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri baÅŸladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da KurtuluÅŸ Kulübü’nde baÅŸladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve ÇelebioÄŸlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale SavaÅŸları’nda ÅŸehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Åžair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları baÅŸladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, BeÅŸiktaÅŸ, KurtuluÅŸ ve BeyoÄŸluspor’un yarışmalara getirdiÄŸi rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye BirinciliÄŸi Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de EskiÅŸehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek baÅŸkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eÄŸitim ve geliÅŸmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eÄŸitim çalışmalarıyla; Ömer Besim KoÅŸalay, Rauf HasaÄŸası, Adil Giray, Åžekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar AÅŸan, Ünvan TayfuroÄŸlu, Vildan AÅŸir Savaşır gibi atletler yetiÅŸti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim KoÅŸalay, 13 yıl süren atletizm yaÅŸamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir TürkdoÄŸan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih TürdoÄŸan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer BaloÄŸlu altın madalya aldılar. Bu döne

Fener’de Önce Kafalar Sonra Sistem DeÄŸiÅŸecek

Salı, 06 Kasım 2007

Fener’de önce kafalar sonra sistem deÄŸiÅŸecek

Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum, İstanbulspor maçından önce radikal kararlar almayı planlıyor.

Alman çalıştırcının, geçtiÄŸimiz hafta Samsunspor deplasmanında kaybedilen iki puanın ardından takım içinde bir dizi operasyon yapacağı belirtiliyor. Daum’un özellikle Selçuk Åžahin ve Tuncay Åžanlı’nın Samsunspor maçında oyundan alınmalarından sonra istenmeyen davranışlar sergilemesi üzerine tüm futbolcularını disiplinli olmaları yönünde sert bir dille uyardığı ifade ediliyor.

Alman teknik adam, antrenmanlardaki çift kale maçlarda takımdaki her futbolcunun as olduÄŸunu ve kimsenin yedek olmadığını oyuncularına ispatlamak için deÄŸiÅŸik 11’ler deniyor. İstanbulspor maçında herhangi bir sürpriz yaÅŸamak istemeyen Daum’un futbolcularına her fırsatta, “Bu takımda kimse yedek deÄŸil, herkes her an oynamaya hazır olsun. Benim gözümde hepiniz assınız.” diye telkinlerde bulunduÄŸu belirtildi.

İstanbulspor karşısında tüm planlarını galibiyet üzerine kuran 51 yaşındaki hocanın, yeni transfer Nicolas Anelka’yı, Marcio Nobre ile birlikte ileri ikilide oynatması bekleniyor. Daum’un bu yüzden uzun zamandır uyguladığı 4-5-1 sistemini deÄŸiÅŸtirerek takımı yeniden 4-1-3-2 tertibiyle sahaya süreceÄŸi öğrenildi. En son Şükrü SaracoÄŸlu Stadı’nda 3-1 kaybedilen Åžampiyonlar Ligi’ndeki Olympique Lyon maçında takımı çift forvetle oynatan tecrübeli çalıştırıcının, İstanbulspor karşısında da bu sistemi benimseyeceÄŸi kaydedildi.

Bu arada Fenerbahçe dün yine DereaÄŸzı Tesisleri’nde çalışırken, idmana sakatlığı süren Pierre van Hooijdonk katılmadı. Çift kale maçta Anelka’ya as takımda görev veren Daum’un Serhat Akın ve Tuncay’ı yedekler arasında oynatması dikkat çekti. Öte yandan Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Kennet Andersson da çalışmaları izledi.

Yurdumuzda Spor

Salı, 06 Kasım 2007

YURDUMUZDA SPOR

Spor,kişisel veya toplu oyunlar biçiminde yapılan, genellikle yarışmayı amaçlayan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümüne denir.

Yurdumuzda ilk yapılan spor okçuluktur. Okçuluk 1453 yılında ülkemizde baÅŸlamıştır.Yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Bizans İmparatorluÄŸu’nu ortadan kaldırdığı zaman. Okçuluk Meydan-ı KemankeÅŸani’de yapılıyordu. Meydan-ı KemankeÅŸani’nin kurulması Türk spor tarihinde ilk belgeli olaydır.

Okçuluktan sonra yurdumuzda ˝güreÅŸ˝ yapılmaya baÅŸlandı.GüreÅŸ yurdumuzda 1361 yılında baÅŸladı.GüreÅŸ Türk akıncılarının sallarla Anadolu’dan Rumeli’ye geçip Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine sarkmaya baÅŸladıkları günlerle yaşıttır.

Saltanat kayıkları arasında yapılan iddialı kürek yarışları İstanbul’da büyük ilgi uyandırırken, o zamanların padiÅŸahı III. Sultan Murad da pek medhini iÅŸittiÄŸi yarışları yakından görmeyi arzulamıştı. En seçkin kürekçileri topladı. Daha sonra tüm İstanbul’a bu yarışı duyurdu. O gün büyük bir kalabalık vardı yarışın yapılacağı yerde. Bu yarış 1579 yılında yapıldı.

1870 yılında yurdumuz sporu için önemli bir olay gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu olay bir spor ÅŸenliÄŸi idi. İlk spor ÅŸenliÄŸi, Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından Kağıthane’de gerçekleÅŸtirildi.

1890 yılında ise İngilizlerin icadı olan futbol Türkiye’ye geldi. Türkiye’de ilk kez Bornova semtinde, buraya yerleÅŸmiÅŸ bulunan ve pek çoÄŸu tütün ve pamuk ticaretiyle uÄŸraÅŸan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında oynanmaya baÅŸladı. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doÄŸmasından yaklaşık kırk yıl sonra oynanmaya baÅŸlamıştı. Daha sonra futbol İstanbul’da da görüldü. İzmir’den İstanbul’a göç eden aileler beraberlerinde futbolu İstanbul’a da getirdiler.

1896 yılında Yunanistan’da yapılan ilk olimpiyatlarda usta pehlivan Koç Mehmet bu olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katılmak için Yunanistan’a gitti. Ama organizasyon komitesi kendisinden Osmanlı Devleti’ni temsil edeceÄŸine dair Milli Olimpiyat Komitesi’nden verilmiÅŸ belgesini istemiÅŸti. Ama böyle bir Milli Olimpiyat Komitesi yoktu ki, onun vereceÄŸi belge elinde olsundu. Aynı olimpiyatta Faik Hoca ülkemizi temsil etti.

1901 yılında ilk Türk futbol takımı kuruldu.Takımın ismi Black Stocking yani Siyah Çoraplılar idi. İlk Türk futbolcusu da Bahriyeli Fuat Hüsnü Kayacan futbol sahalarına çıkan ilk Türk’tür.Bobby takma adıyla İngiliz takımlarında oynayan Fuat Hüsnü daha sonra Galatasaray’da top koÅŸturmuÅŸtur.

1902 yılında Fransa’daki Montpeillier Üniversitesi’nde tıp öğrenimini yapmakta olan 25 yaşındaki Türk genci Alp DaÄŸları’nın ünlü Mont Blanc doruÄŸuna ulaÅŸarak oraya Türk bayrağı dikmiÅŸ ve orada bulunan daÄŸ defterini imzaladı. Bu Türk daÄŸcılık sporunun baÅŸlangıcıdır.

1903 yılında bir grup genç Beşiktaş Jimnastik Kulübünü kurdu.

1905 yılında bir grup Galatasaray’ı kurdu. Amaçları İngilizler gibi toplu halde top oynamak, bir isme ve bir renge sahip olup, Türk olmayan takımları yenmekti

Yurdumuzda Spor

Salı, 06 Kasım 2007

YURDUMUZDA SPOR

Spor,kişisel veya toplu oyunlar biçiminde yapılan, genellikle yarışmayı amaçlayan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümüne denir.

Yurdumuzda ilk yapılan spor okçuluktur. Okçuluk 1453 yılında ülkemizde baÅŸlamıştır.Yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Bizans İmparatorluÄŸu’nu ortadan kaldırdığı zaman. Okçuluk Meydan-ı KemankeÅŸani’de yapılıyordu. Meydan-ı KemankeÅŸani’nin kurulması Türk spor tarihinde ilk belgeli olaydır.

Okçuluktan sonra yurdumuzda ˝güreÅŸ˝ yapılmaya baÅŸlandı.GüreÅŸ yurdumuzda 1361 yılında baÅŸladı.GüreÅŸ Türk akıncılarının sallarla Anadolu’dan Rumeli’ye geçip Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine sarkmaya baÅŸladıkları günlerle yaşıttır.

Saltanat kayıkları arasında yapılan iddialı kürek yarışları İstanbul’da büyük ilgi uyandırırken, o zamanların padiÅŸahı III. Sultan Murad da pek medhini iÅŸittiÄŸi yarışları yakından görmeyi arzulamıştı. En seçkin kürekçileri topladı. Daha sonra tüm İstanbul’a bu yarışı duyurdu. O gün büyük bir kalabalık vardı yarışın yapılacağı yerde. Bu yarış 1579 yılında yapıldı.

1870 yılında yurdumuz sporu için önemli bir olay gerçekleÅŸmiÅŸtir. Bu olay bir spor ÅŸenliÄŸi idi. İlk spor ÅŸenliÄŸi, Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından Kağıthane’de gerçekleÅŸtirildi.

1890 yılında ise İngilizlerin icadı olan futbol Türkiye’ye geldi. Türkiye’de ilk kez Bornova semtinde, buraya yerleÅŸmiÅŸ bulunan ve pek çoÄŸu tütün ve pamuk ticaretiyle uÄŸraÅŸan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında oynanmaya baÅŸladı. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doÄŸmasından yaklaşık kırk yıl sonra oynanmaya baÅŸlamıştı. Daha sonra futbol İstanbul’da da görüldü. İzmir’den İstanbul’a göç eden aileler beraberlerinde futbolu İstanbul’a da getirdiler.

1896 yılında Yunanistan’da yapılan ilk olimpiyatlarda usta pehlivan Koç Mehmet bu olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katılmak için Yunanistan’a gitti. Ama organizasyon komitesi kendisinden Osmanlı Devleti’ni temsil edeceÄŸine dair Milli Olimpiyat Komitesi’nden verilmiÅŸ belgesini istemiÅŸti. Ama böyle bir Milli Olimpiyat Komitesi yoktu ki, onun vereceÄŸi belge elinde olsundu. Aynı olimpiyatta Faik Hoca ülkemizi temsil etti.

1901 yılında ilk Türk futbol takımı kuruldu.Takımın ismi Black Stocking yani Siyah Çoraplılar idi. İlk Türk futbolcusu da Bahriyeli Fuat Hüsnü Kayacan futbol sahalarına çıkan ilk Türk’tür.Bobby takma adıyla İngiliz takımlarında oynayan Fuat Hüsnü daha sonra Galatasaray’da top koÅŸturmuÅŸtur.

1902 yılında Fransa’daki Montpeillier Üniversitesi’nde tıp öğrenimini yapmakta olan 25 yaşındaki Türk genci Alp DaÄŸları’nın ünlü Mont Blanc doruÄŸuna ulaÅŸarak oraya Türk bayrağı dikmiÅŸ ve orada bulunan daÄŸ defterini imzaladı. Bu Türk daÄŸcılık sporunun baÅŸlangıcıdır.

1903 yılında bir grup genç Beşiktaş Jimnastik Kulübünü kurdu.

1905 yılında bir grup Galatasaray’ı kurdu. Amaçları İngilizler gibi toplu halde top oynamak, bir isme ve bir renge sahip olup, Türk olmayan takımları yenmekti. Galatasaray İstanbul Ligi’ndeki ilk Türk takımdı.

1907 yılında Moda çevresinde oturanlar ve St. Joseph Fransız Frerler Mektebi’ndekiler Fenerbahçe’yi kurdular.

1921 yılında Trabzon İdman Ocağı kuruldu.

1922 yılında Türkiye Futbol Federasyonu kuruldu.Aynı yıl Milli Takım kuruldu

1923 yılında GençlerbirliÄŸi kuruldu. Aynı yıl FIFA’ya kabul edildik.

1957 yılında ilk Türk voleybol takımı sahaya çıktı.

1989 yılında Galatasaray Avrupa Åžampiyon Klüpler Kupası’nda yarı finale çıktı.

1990 yılında yurdumuzda buz hokeyi oynanmaya başlandı.

Basketbolda Efes Pilsen, voleybolda Eczacıbaşı büyük baÅŸarılar göstermiÅŸtir. Halterde Naim SüleymanoÄŸlu, Halil Mutlu, güreÅŸte Hamza Yerlikaya olimpiyat ÅŸampiyonu olmuÅŸlardır. Galatasaray 2000 yılında Arsenal’i yenerek UEFA ÅŸampiyonu olmuÅŸtur. Daha sonra Süper Kupa finalinde Real Madrid’i yenerek Süper Kupa’yı almıştır.Galatasaray Åžampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Real Madrid’e elenmiÅŸtir. Ama bu Türk Spor tarihi için çok önemli bir iÅŸtir.

Yüzmenin Tarihçesi

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZMENİN TARİHÇESİ

Yüzme sporunun,vücut güzelliÄŸine,yurt savunmasına,sportif temaslara ve kazalardaki önemli faktörlerine bakarak çok eski çaÄŸlara kadar dayandığını görürüz. Eski çaÄŸlarda insanların kendilerini vahÅŸi hayvanlardan,su kazalarından koruma ve gıda temini için yüzmeden faydalanmışlar,ilkel bir ÅŸekilde yüzmüşlerdir. Hatta bir nehri geçmek için köprü kurma yerine yüzme yoluna gittikleri anlaşılmaktadır. Bazı bilim adamları yüzmenin tarihini,”İnsanların doÄŸuÅŸu ile baÅŸladığını söylerler.” Çünkü insanlığın bir ihtiyacı ve yaradılışı yönünden düşünürsek bu tezin doÄŸruluÄŸu kabul edilir. İnsan hayatının sudan baÅŸladığı yolundaki tezler gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

SERBEST YÜZME ÖĞRENME ÇALIŞMALARI :

YÜZME TEKNİĞİNE GİRİŞ :

Serbest yüzme en hızlı yüzme çeşididir. Çünkü değişen kol çekme ve bacak vuruşları ilerlemeyi sağlar. Serbest yüzmede kayma kendisini kolların uzatılması ile hamle safhasının sonunda kolun ısrarla ileri uzatılmış olarak durması ile gösterir. Yüksek hareketli serbest yüzme kendisini yüksek bir hareket ile ilerleyen bükülmüş kol çekme ile gösterir. Hız esnasında devamlı bir hareket gücünün desteklenmesini altışar bacak vuruşu harekette devamlılığı sağlar. Kolların bütün hareket safhalarında atılacak vuruşu ile koordine edilmelidir. Bacak vuruşların az olması uygulamada kol çekme hareketlerinin fazla olmasını gerektirir. Fakat, oyun mesafe yüzmelerde dörder veya ikişer bacak vuruşu daha ekonomik görülmektedir.

Serbest yüzmede ana hareket gücü kollardan sağlandığı için en fazla iş kollara düşmektedir. Serbest yüzmede bacak vuruşu kol çekişlerine vücudun sudan daha hızlı ilerleme ve dayanıklılık fonksiyonlarının sağlanmasına yardımcı olur.

Bu stilde vücudun suya paralel bir şekilde dengede durma,bir biri ardından yapılan kol çekme hareketi ile birlikte yapılan bacak hareketi sonucu vücut rahat bir şekilde suda ilerleme ve kayma hareketi yapar.

Bu stilde baş ne kalkık nede inik,fakat vücudun doğrultusunda ve gözler ileri aşağı doğru bakar durumda olarak vücut suyun üstünde ve hemen hemen yatay durumda bulunmalıdır. Başın durumu önemlidir,sporcu bu durumda yüzerken kesinlikle başını dışarı çıkarmamalı yani başını çıkarıp ileri ve yukarı bakacak olursa bu demektir ki vücudun ağırlık merkezi kalça ve bacaklara kayması demektir. Bu esnada kalça bacaklar aşağı doğru batmaya başlar ve ileri doğru hareket etmeyi zorlaştırır yani suyun karşı koyma direncini ve alanını genişletmiş olur ki buda yüzmeyi olumsuz yönde etkiler. Su yüzeyinde istenilen uygun şekilde duramayanlar için öğreticiler dengeli bir vücut durumunu meydana getirip onu muhafaza ettirecek etkili bir bacak hareketi geliştirmeli, bununla beraber nefes alıp verirken gerekli baş hareketinin uygun bir şekilde yapılması gerekir.

En uygun baş durumu bulunmalıdır, yani baş yüzülürken önce bakmak ve yukarı bakmak için sudan çıkarılmalıdır. Bu vücut dengesini bozar başın hareketi vücudun dengesini hiç bozmayacak veya en az bozacak şekilde yalnız nefes alma hareketi ile sınırlı olmalıdır.

BİR YÜZÜCÜYE STİL TEKNİĞİ ÖĞRETİLİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR :

Yüzücünün aynı anda bir yada iki noktadan fazlasına dikkat etmesini isteyiniz.

Hareketin su altında yapılan kısmı ilerlemeyi sağladığı için bu kısım daha önemlidir. Bu nedenle hareketlerin su altındaki kısmının etkili olmasına dikkat edin.

Sözlü anlatımlarınızı film, fotoğraf, resim v.b. yardımıyla daha kolay anlaşılır hale getirebilirsiniz. Havuz içerisinde yüzücülerin birbirlerinin tekniklerini düzeltmelerini sağlayın.

Çalışmalar sırasında tekniğin en önemli noktalarını tekrarlamaktan usanmayın.

Bu hatırlatmalarınızda bireysel farklılıkların farklı hareketlere neden olacağını unutmayarak sadece önemli noktalar üzerinde durun.

Tekniğin düzgün olabilmesi için yüzücünün vücudunun kuvvetli ve esnek olması gereklidir. Bu yüzden karada kuvvet ve esneklik çalışmalarını ihmal etmeyin.

KOL HAREKETLERİNİN DÜZELTİLMESİ VE TEKNİK GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI:

Küçük yüzücüler yüzmeyi öğrenirken hareketleri doğru olarak öğrenmeye ve kabaca bir stil kazanarak yüzmeye başlamışlardır. Temel eğitim esaslarının tamamen uygulanması ile artık teknik ve stil geliştirme çalışmalarına geçilmelidir. Kol çekme, ayak ve bacak vuruşları, nefes alış, baş durumu ve bütünü ile koordineli yüzmeye geçişi iyi bir şekil doğru öğretilmeye çalışılmalıdır. Kol çekmede kol hareketleri şu safhalardan oluşmalıdır:

Kolların suya girişi ilk önce parmaklardan başlamalı ve parmak uçları ilk olarak suya girmelidir.

Kol çekiş sırasında el düz bir çizgi boyunca değil baş aşağı bir soru işareti yada çizgiler çizerek ilerlemelidir.

Kol çekiÅŸinde dirsek yüksekte tutulmalı ve düz bükülü – düz kol hareketi uygulanmalıdır.

Elin tekrar öne götürülüşünde dirsek yüksekte kollar yumuşak tutulmalı ve başa yakın geçerek öne gitmelidir.

Omuzların hafifçe dönmesi nefes alması güçlü kol çekiş hareketlerini kolaylaştırır.

Ayak vuruşları değişik şekillerde uygulanabilir. Bunu sınırlamak yanlış olur.

Her bir kol hareketinde ( her kol çekişinde ) altı ayak vuruşu yapılmalıdır.

Her kol çekişinde iki ayak vuruşu yapılabilir.

Her bir kol hareketinde ileri ayak vuruşu yapılabilir.

Elin suyu presleyerek itişi parmaklar mayonun alt kenarına gelinceye kadar

sürdürülmelidir.

Nefes alırken baş boyundan ya sağa ya sola dönmeli başın dönmesi sadece

ağzın sudan çıkarmak nefes alınmasına yetecek kadar olmalıdır.

Nefes genellikle ağızdan alınmalıdır. Verirken de hem ağızdan hem de

burundan verilmelidir.

Ayak vuruşlarında bacaklar bir bütün olarak kalçadan hareket ettirilmeli,yalnız alt bacak değil,üst bacakta harekete katılmalıdır.

Yeni öğrenilen bu teknik hareketler yerleşinceye kadar,en doğrusu yapılıncaya kadar çalışmalara devam edilmelidir.

Kolların ve bütün yüzme hareketlerinin düzgün ve teknik açıdan doğru olarak öğrenilmesi ancak yukarıdaki maddeler halinde saymaya çalıştığımız egzersizlerin yerine getirilmesi ve çok fazla tekrarlar yaparak öğrenilir.

Yüzme hareketlerine katkıda bulunan üç çeşit kol çekme tipi vardır.

3.1. Kırık Dirsek Kol Çekme:

En kötü kol çekme tipidir. Yüzmeye çok az itme gücü sağlar çünkü çok az su arkaya doğru itilir. Yüzmeye yeni başlayanlar genellikle yapar.

3.2. Dirsek Kırık Olmadan Kol Çekme:

Kırık dirsek kol çekmesinden daha iyi fakat çok güç istenen bir harekettir ve vücut dengesini de bozucu niteliktedir.

3.3. Uygun Olan Kol Çekmesi:

En iyi kol çekişi sayılmaktadır. Çekiş sırasında yukarı ve aşağı itmeyi en aza indiren arkaya doğru fazla itmeyi sağlayan harekettir.

EL POZİSYONU VE BEŞ EL POZİSYONUNUN İNCELENMESİ:

Kol çekiÅŸi yapılırken çekiÅŸ sırasında en büyük oranda itmeyi saÄŸlamak için el ne ÅŸekilde tutulmalıdır? Diye genelde sorulur. Yani a) El düz, parmaklar bitiÅŸik. b) El düz, parmaklar bitiÅŸik, baÅŸparmak açık. c) El düz, parmaklar açık el içi bükey, parmaklar kapalı. Bunlardan en uygunu “a” şıkkıdır. Bu durum (COUNSİLLMAN) tarafından çok yıllar önce incelenmiÅŸ ve çeÅŸitli el pozisyonlarında el, alçı kalıbına alınmıştır. Bu kalıplar rüzgar tünelinde her el pozisyonunun ne kadar bir direnç çıkaracağı incelenmiÅŸtir.

Çeşitli el pozisyonlarının ortaya çıkardığı dirençler en büyük güçten başlayarak sıralanmıştır.

Buna göre, el düz, başparmak ve parmaklar bitişik en uygun olduğu bulunmuştur.

Serbest stilde kollar başlıca ileri götürücü kuvveti sağlar ve komple hareket esas itibariyle münavebe ile yapılan devamlı bir hareket olmalıdır.

Serbest stilde kol çekişleri ve ayak vuruşları aşamalı olarak şu sırayı takip etmelidir.

Baş suyun içinde vücut yatay düzleme paralel kolun biri çekiliş yaparken biri dirsekten yukarı kaldırıyor. Bacaklar dizlerden ayrılmış sadece ayaklar aşağı yukarı vuruş yapıyorlar.

Çekişi yapan kol dirsekten hafif bükülür vücut altına çekilirken diğer kol dirsekten yüksek tutulur. Ayaklar yine aşağı-yukarı vuruş yapar. Baş suyun içinde ileri bakacak durumdadır.

Çekiş yapan kol göğüs ve omuz altından geçerken maksimum bükülüşüne ulaşır. Öne getirilirken kol tam omuz hizasında suya girer.

Kol çekişi omuz ve göğüs hizasını geçip geriye doğru giderken baş yana döndürülür nefes alınır.

Çekiş yapan kol sudan çıkınca nefes alınması tamamlanmış ve diğer kol tekrar başlangıç noktasına gelmiş olur.

5. SERBEST STİLDE BACAK HAREKETLERİ:

Bu stilde bacak hareketi esas itibarıyla aşağı ve yukarı münavebe ile yapılan bir hareketsiz omuzlar veya uygun zamanda nefes almada zorluk çekme , yüzücülerin gereğinden fazla dönmeleri yüzünden bu hareket abartılmış olur. Aşağı doğru bacakla yapılan ayak vuruşu baldırın güçlü kasının kullanılmasıyla kalçadan başlar ve suyun basıncı yüzünden hafifçe bükülen dizle devam eder. Bu safhada baldırın aşağı doğru hareketi durur ve baldırın ön tarafındaki güçlü kaslar büzülerek bacağı düz duruma getirir. Düz duruma gelen bacak ayağın tabanı geriye ve hafifçe içeri doğru bakar. Bacak yukarı doğru hareket eder, suyun basıncıda bacağı düz tutar. Bacaklardan biri vuruşu yukarı yapar bu değeri de aşağı doğru basınç yapmalıdır ve bu hareket münasebeti devam etmelidir.

Genel Hatalar:

Bacak hareketi düz ve gergin.

Dizin çok bükülmesi.

Bileğin bükülü olması.

6. NEFES ALIP VERME:

Nefes alıp verme hareketi için ağzın suyun dışına çıkması için başın yana dönmesi gerekir. Ancak bunu yaparken baş vücudun normal aerodinamik durumundaki dengesini bozabilir. Dolayısıyla yüzme stilinin tüm hareketlerinin yapılmasına mümkün olan en az müdahalelerin olması bakımından, başın herhangi bir ilave yapması önlenmelidir. Nefes almak için baş her iki yönden birine çevrilebilir. Yüzücünün tercih ettiği yön en iyi yön olmayabilir. Öğretmen öğrencileri en iyi vücut durumunu muhafaza eden yönden nefes almaya her iki yönde de eşit kolaylıkla nefes alabilme becerisine erişinceye kadar nefes alma egzersizleri yapmaya teşvik etmelidir.

Nefes alıp vermenin zamanlaması çok önemlidir ve bu hareket yüzme stili hareketlerinin en uygun noktasında yapılmalıdır.

Nefes alma kollardan birinin çekişe başlayacağı ve nefes alma tarafındaki kolun dirseğinin başlangıç durumuna geçişi başlamak üzere olduğu zaman yapılır. Bireysel tercihlere bağlı olarak zamanlamada hafif farklılıklar olacaktır. Bunların en çok kullanılan biraz daha sonra nefes almaktır.

Yüzücünün sürati ağzın suyun dışına çıkabilmesini sağlamak için gerekli olan baş dönme miktarını tespit eder. Süratli yüzülüyorsa baş yay şeklinde bir dalga meydana getirecektir. Nefes alma meydana gelen ve su yüzeyinin genel seviyesinin biraz altında oluşacak olan çukurlukta yapılabilir. Eğer çok yavaş yüzülüyorsa meydana gelen yay şeklindeki dalga çok küçük olacak veya bu dalga hiç meydana gelmeyecektir. Nefes almanın mümkün olabilmesi için başın daha fazla çevrilmesi gerekecektir. Bu durum istenmeyen tepkiler yaratabilir ve bunlarda vücudun aerodinamik durumunu bozacak şekilde vücudun bükülmesine yol açacaktır. Nefes alma tamamlanınca baş süratle fakat telaş etmeden normal durumuna getirilir. Nefes verme suyun içinde yapılmalı ve ağız sudan çıkarken tamamlanmış olmalıdır.

6.1. Normal Nefes Alıp Verme:

Nefes alıştan sonra baş normal durumuna dönerken nefes, ağız ve burundan yavaş yavaş suyun içine verilir. Nefes almanın kol hareket sırasının itiş yapmayan safhasında, yani başlangıç durumuna geçiş sırasında yapılabilmesini sağlamak için nefes verme kontrol edilir.

6.2. Patlayıcı Nefes Alıp Verme:

Nefes aldıktan sonra yüzme safhasının önemli bölümünde nefes tutulur. Kol hareketinin itiş yapmayan safhasında kısmen suyun içine ve kısmen suyun dışına patlama şeklinde verilir. Yüzme yarışlarında ve özellikle sürat yarışında en çok kullanılan nefes alıp verme şekli bu tip nefes alıp verme olmaktadır.

Genel Hatalar:

Suyun içinde yeterince nefes verilmez.

Nefes almak için baş öne kaldırılır.

7. SERBEST STİLDE ÇIKIŞLAR :

Serbest stil, kurbağalama ve kelebek stilde çıkışlar, yani start aynı şekilde başlar. Genelde çıkışlar dört bölümde toplanır.

Blokta yani platformun üzerine çıkış yerini ayarlama,

Bloktan ayrılış,

Havadaki pozisyon,

Suya giriş ve yüzmeye başlama,

Burada hareketin her safhasına konsantre olmalı ve iyi bir çıkış yapabilmek için hepsini bir bütün içinde uygulamalıdır. Sporcu çıkış yapacağı zaman şu sıralamayı iyi takip etmelidir.

Atlayacağı bloğun arkasına geçip konsantrasyonunu iyi ayarlamalı.

Yerleriniz komutu ile bloğun üstüne çıkıp ileri adım atıp, ayaklar, kalça ve topuklar en az aralıkla kenara gelmiş dizler kırık, eller aşağı doğru uzatılarak bloğun kenarında ayak parmaklarının yanına getirilmiş olmalıdır.

Çıkış verilmiş kollar statik olarak dairesel hareketlerine başlar.

Kollar hareketlerini tamamlarken tabanlar ayak uçlarına yükselir, kalça düşey eksen içindedir.

Gövde öne doğru hareketli, kollar kalça hizasına kadar gelmiştir. Dizler öne doğru çıkık ve öne doğru uzanarak gövdeye hız verir.

Kollar ve ayak, bacak hareketiyle vücut bloktan ayrılır ve uçma olayı başlar.

Uçma ve suya giriş anında baş kollar arasındadır. Suya giriş dar bir alan içinde suyu delme şeklindedir. Suya önce eller ve gergin kollar ile girilir. Tüm vücut sanki ellerin açtığı boşluktan giriyormuş gibi aynı yolu izler.

Bu dönemde vücudun derine değil de ileriye hareketini sağlamak için alt kısım ile bütün olarak su preslenir ve kayma hareketiyle birleştirilir.

Kayma hareketinin sonunda vücudun yüzme hızı yavaşlar ve ayakla vuruşa başlar, bunu kolların çekme ve tam bir devir hareketi takip eder.

Genel Hatalar:

Gergin beklemek.

Ayak parmaklarını çıkış taşına yerleştirmemek.

8. SERBEST STİLDE DÖNÜŞLER

Seri ve çabuk olarak yapılan dönüşler sporcuların iyi dereceler yapmasını sağlar. Genellikle serbest stilde dönüşler iki çeşittir. Pivot dönüş ve takla atarak dönüş.

8.1. Pivot Dönüş

Depardan sonra yüzen sporcu havuz sonuna gelince parmakları yukarı gelecek şekilde dönüş noktasına vurur, o anda hangi kolu denk gelirse duvara dokunur ve öteki koluyla vücudunu çevirmeye çalışır. Baş suyun içine girecek bacakların su yüzeyine yaklaşmasına yardımcı olacaktır. Bacaklar dizden bükülerek karına doğru çekilir, ayak tabanları duvara beraberce oturtulur ve dönüş yapan el ön tarafa getirilerek öteki el de paralel durum alır. Dönüş duvarını kuvvetle iten ayak, ayak uçları ile kayılarak tekrar depar yerine doğru yüzülür. Bu dönüşler genellikle 800 ve 1500 metrelerde kullanılır.

8.2. Takla Atarak Dönüş

Sürat yarışlarında kullanılan dönüş ÅŸeklidir. Yüzücü dönüş duvarına yaklaşınca kalça ve ayaklarını duvara doÄŸru fırlatır, yarım burgu ile doÄŸrularak dizlerini kırar ve su içersinde öne doÄŸru birleÅŸtirilir, su yüzeyine doÄŸru hızla çıkılarak yapılır. Yüzücü havuz bitimi ile olan uzaklığı ve son kol çekimi ile dönüş için gerekli mesafeyi ayarlar, bu mesafe yaklaşık 7 feet (2.50 cm)’dir. Buna göre yüzücü havuz bitimini görür ve dönüş zamanına karar verir. Bu noktada sol kol çekimini tamamlar ve vücudun yanında durur, aynı ÅŸekilde saÄŸ kolda çekimini tamamlar. İki kolun saÄŸladığı bu etki vücudun dönüş hareketinin ihtiyacı olan öne yönlenmeyi saÄŸlar. BaÅŸ, çene aÅŸağı göğse yaklaÅŸacak ÅŸekilde bükülür, avuç içleri aÅŸağı dönük ön kol ve kolun iç yüzeyi aynı yöndedir. Bu devrede kolların ve ayakların ani presi ile öne doÄŸru yönlenen vücut kalça su yüzeyine gelecek ÅŸekilde dönme hareketine baÅŸlar. İleriye uzanan kollardan ayakların dikey plandan sapma yönüne uygun olanı baÅŸ üzerinden gövdeye preslenir. Ayaklar bükülü olarak geriye savrulur. Bu bölümde hareket düşey plan üzerinde deÄŸildir.

Ayaklar havuz duvarına temas eder etmez yönlenme değişir. Yatay plandaki dizler itişi yaparken havuz zeminine döner. İtişle beraber vücut da yüzeysel dönüşü tamamlar, uzanma ve yüzmeye geçilir. Bu durumda ayak vuruşlarına başlanır ve bir kol çekişi yapılır su yüzeyine çıkılır.

Genel Hatalar:

Duvara çok yaklaşmak.

Duvara hamle yaparken, elle duvarı tutma.

Bacaklar karına çekilmeden vücudu yana döndürmek.

Vücut pozisyonuna göre bacakların çok aşağıda, yukarıda veya yanda durması.

Başın suyun altında durması.

Takladan sonra yana doğru vücudun 90 derecelik bir dönüş yapmaması.

Yüklemlemede Yarışma Sonuçları

Salı, 06 Kasım 2007

Yüklemlemede Yarışma Sonuçları

ve

Performans Aracılığı ile Açıklamalar

Müsabaka sonrasında, sporcular önceki olay ve onun sonuçları ile ilgili düşüncelerini toparlarlar. Aynı zamanda performanslarının kalitesini de yansıtırlar. Tabii ki antrenörler de aynı düşünce aÅŸamalarının içerisindedirler; fakat bir farkla, onlar genelde yarışma ve performans sonucunun nedenlerini belirlemede sporculara göre daha önemli role sahiptirler. EÄŸer antrenörlerin buradaki kazanma yada kaybetmeyi sonuçlandırabilmesi, sporcuların yüksek güç ve yüksek yeteneÄŸi veya düşük güç ve yeteneÄŸinin nedeni ise ayrı ayrı her katılımcı yarışmayı bir ÅŸekilde deÄŸerlendireceklerdir. Her ne kadar, kazanmak yada kaybetmek “ÅŸanslı (ÅŸanssız) bir ara” diye nitelendirilse de eÄŸer diÄŸer takım yada rakip zayıf yada güçlü olarak nitelendirildiÄŸinde yada görev çok zor yada kolay olarak gösterildiÄŸinde, oyuncular farklı bir anlamlandırmada bulunuyorlarsa, denilebilir ki “yanılmak insana özgüdür; buna inan kiÅŸi de çok daha fazla insandır.” ve bu sporda da görülür.

Mechikoff ve Kozar’a göre, belki de spor da en son arzulanan durum kaybetmenin gıpta edilmeyen ve çaresiz durumudur. Bu kesin doÄŸru deÄŸildir. Her ne kadar kaybetme sporcular tarafından yıkıcı ve negatif ÅŸekilde anlamlandırılsa da birçok baÅŸarılı antrenör, niçin kendi takımının kaybettiÄŸinin deÄŸerlendirilmesinin her takım üyesi için kritik bir öneme sahip olduÄŸunu iddia etmektedir (Anshel, 1994). Nihayetinde antrenör, iyi ve kötü performansın dürüst ve doÄŸru olarak deÄŸerlendirmelerini yapmaktan sorumlu. Böylece sonucun nedenlerinin objektif ve doÄŸru olarak ortaya çıkarılabilir. Bu ÅŸekilde, takım üyeleri baÅŸarısız giriÅŸimlerde bulunma sorumluluÄŸunu almak yerine hatalarından öğrenebilir ve enerjilerini öğrenmeye, geliÅŸmeye ve bir sonraki yarışmaya hazırlanmaya yönlendirebilirler.

Kuramsal Temelleri

Sporda nedensel yüklemlemenin yapılmasının kuramsal temeli insanların (antrenörler, oyuncular, ebeveynler, seyirci, medya) kazanma ve kaybetme veya başarı ve başarısızlığın muhtemel sonuçları ile ilgili düşünceleridir.

Psikolog Bernard Weiner ve ArkadaÅŸları, (1971) kiÅŸilerin baÅŸarı ve baÅŸarısızlığı dört kategori altında anladığını ve açıkladığını öne sürmüşlerdir. Bunlar: yetenek, iÅŸin güçlüğü, çaba ve ÅŸanstır. Weiner’ın önceki yüklemleme modelinin düzeltmesi, baÅŸarılı sonucun bireysel anlamlandırılmasındaki açıklamalarıyla, daha ayrıntılı ve gerçekçidir. Bu açıklamalar ve anlamlandırmalar nedensel yüklemlemeler olarak adlandırılır.

Roberts’a (1984) göre, burada önemli olan bu açıklamaların içeriÄŸinin genelde sporcuların gelecekteki motivasyonunu ve onların performans etkinliÄŸini etkilemektir. ÖrneÄŸin, araÅŸtırmalar göstermiÅŸtir ki oyunculardan yeteneklerinin azlığından hata yaptıklarını söyleyenlerde, takımdan ayrılma, hatalarını iÅŸin zorluÄŸuna, az çaba harcamaya veya ÅŸansızlığa baÄŸlayanlara göre daha fazla görülmektedir (Anshel, 1994).

Åžekil 1’de de gösterildiÄŸi gibi dört açıklama iki boyutta sınıflandırılmaktadır. Bunlar, istikrarlılık ve kontrol odağıdır.

Şekil 1 Yüklemleme modeli performans sonucu için dört açıklamaya dayanır.

İstikrarlılık

İstikrarlılık, yüklemlemenin durumdan duruma değişen işlevidir. İstikrarlı olan etmenler yetenek ve işin güçlüğüdür. Bunlar nispeten tutarlıdır; kişinin yeteneği verilen görev yada sonuç için ya bulunmaktadır yada bulunmamaktadır. Aynı zamanda işin güçlüğü de çok hızlı değişemeye meyilli değildir. Doğru ve uzun çalışma ve beceri gelişimi performansı arttırır ve işin güçlüğünü azaltır. Fakat istikrarlılık boyutunda bulunan istikrarlı yüklemlemeler (yetenek ve işin güçlüğü) istikrarlı olmayanlardan (çaba ve şans) daha yordanabilirdir. Bir kişi belli bir süre yüksek veya düşük çaba göstermek veya şanslı yada şanssız olmak isteyebilirken, yüksek veya düşük yetenek veya eldeki işi duruma göre zor veya kolay algılamaları daha uzun süreli olacaktır. (Anshel, 1994)

Kontrol Odağı

İlk defa Rotter (1966) tarafından, anlaşılır hale getirilen kontrol odağı, kapsamı kişinin (a) kendi performansından sorumluluk hissetmesi ve (b) performans sonucuyla takviye edilmesi olarak açıklar. Asıl konu, performanslarının sonuçlarını kendi kontrolleri altında gibi kavrayan bireyleri kapsamaktadır. Bu duyguların farklı durumlar boyunca daim olduğu görülür ve bu yüzden kişilik özelliği olarak değerlendirilmektedir. Rotter ve arkadaşları, (1961) geliştirdiği çift seçenekli yirmi kadar soru kapsayan bir ölçekle (I-E ölçeği) insanları dış denetimli ve iç denetimli mizaç olmak üzere iki sınıf altında gruplandırmıştır. (Bilgin, 1995)

Dış denetimli kişiler nispeten hayatlarındaki kontrol dışı olayları algılarlar (algılama gerçeğe dayanabilir veya dayanmayabilir.) sonuç olarak, olumlu deneyimler (örneğin başarılı sportif performans) iç denetimli kişilerle kıyaslandığında dış denetimli kişiler için nispeten biraz takviye değeri içerir. İç denetimli kişiler, başka bir açıdan bakıldığında, kendi deneyimlerinin, hareketlerine yüklemlenebilir olduğuna inanmaya eğilimlidirler. Bundan dolayı sporcuların iç denetimli veya dış denetimli mizaçlı olmaları, kendi başarı veya başarısızlıklarından ötürü sorumluluk hissedip hissetmeyeceklerini yordamaktadır. Erkekler ve bayanlar nedensel yüklemlemeler yaparken genelde farklıdırlar ve özellikle de kontrol edebilme düzeyi özelliğinde.

Weiner’ın Yüklemleme Modeli

Weiner’ın kuramı belirli bir ortamda bir iÅŸin yapılmasın konusundaki yÄŸklemlemelerle ilgilidir ve özellikle, baÅŸarı ve baÅŸarısızlık hakkındaki açıklamaları dikkate almaktadır (Bilgin, 1995). Weiner’ın modelinin kuramsal iskeleti, niçin özellikle performans sonucu sorusunun nedenlerini bulmak için yapılan bireysel araÅŸtırmalardır. Onun önceki modelinde, Weiner ve arkadaÅŸları (1971) yetenek, çaba, iÅŸin güçlüğü ve ÅŸansı dört açıklama olarak tanımlamıştır (nedensel yüklemlemeler). Ne var ki, daha sonraki araÅŸtırmalar gösterdi ki sonuçların eklenilen nedenleri de performansı açıklamada kullanılabilmektedir. Weiner kendi orijinal iki boyutlu modelini (istikrarlılık ve kontrol odağı) yok saymamasına raÄŸmen, en başından beri aynı zamanda yaygın olan bu tanımlayıcı parçaları savunmuÅŸtur ve bütün nedensel yüklemlemelerin gelecekteki performans için biraz daha doÄŸru ve gerçekçi bir habercidir. Üç nedensel boyut tanımlanmıştır. Bunlar istikrarlılık, kontrol odağı ve kontrol edebilirlik düzeyidir.

Weiner’ın önceki modelinden farklı olarak kontrol edebilme düzeyi performans veya baÅŸarı sonucunun farkına varılan nedeninin sporcunun içinde mi bulunduÄŸu veya dışında mı olduÄŸunu belirler. Yine istikrarlılık boyutu zaman aşımı nedenine baÄŸlı deÄŸiÅŸimle ilgilidir. Eklenilen parça olan kontrol, nedenin sporcunun kontrolünde mi yoksa baÅŸka insanlar tarafından mı kontrol edildiÄŸini tayin eder (Anshel, 1994). Weiner bu dört kavramın bireyler tarafından, bir iÅŸin yapılmasının söz konusu olduÄŸu alanlarda olayların sonucunu öngörmede ve açıklamada kullanıldığını öne sürmektedir (Bilgin, 1995).

Weiner’ın yeniden formüle edilmiÅŸ modeli, önceki modelinde eksik olan bir faktörü daha içerir. Bu nedensel yüklemleme ve gelecekteki davranışın yapılması arasında meydana gelen duygu ve beklentilerin rolüdür. ÖrneÄŸin, bir performansın sonucunu izlerken birey, Weiner’ın bağımlı-sonuç diye tanımladığı durumda, duygusal hareket edecektir. Bu yüzden eÄŸer bir performans baÅŸarılıysa birey kendisini nispeten iyi hissedecektir; ne var ki baÅŸarısız performansı ise nispeten kötü duygular izleyecektir. Daha sonra birey bu sonucun nedenlerini açıklamaya yardım etmek için nedensel araÅŸtırma ile meÅŸgul olur. Nedensel yüklemleme yapıldıktan sonra bu üç boyuttan birindeki yerine baÄŸlı olarak iÅŸleme konulur. Bu boyutların kombinasyonları sporcunun duygusal reaksiyonlar ve gelecek beklentileriyle birlikte ortaklaÅŸa gelecekteki davranışı belirlerler. Bütün boyutlar duygularla baÄŸlantılıdır. Weiner’ın yeni modeli Åžekil 2’de görülmektedir.

Åžekil 2 Weiner’ın modeli performans sonucu, duygu, yüklemleme ve performansın aralarındaki iliÅŸkiyi göstermektedir.

Weiner’ın yenilenmiÅŸ nedensel yüklemleme modelinde özetle birey deneyimi var gibi göstermek için bir veya daha fazla “otomatik” duygusal tepkiyi performans sonucunu takiben gösterir. Bu duygular öncelikle olumlu (güzel) hisler baÅŸarı yaÅŸantısının ardından ve olumsuz (hoÅŸ olmayan) hisler baÅŸarısızlık yaÅŸantısını (veya en azından kiÅŸinin kendi baÅŸarısızlık çıkarımını) takiben meydana gelir. Sporcu daha sonra sonucun nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Nedensel yüklemleme yapıldıktan sonra, tıpkı basketboldaki baÅŸarılı serbest atışın yapılmasının uzun süreli çalışmaya baÄŸlı olması gibi, modelin diÄŸer boyutları da yansıtılarak düşünülür: nedensellik odağı (“Bu sonuç için sorumluluÄŸu alabilir miyim?”), istikrarlık (“Sonuç, uzun süre tutarlı olan, yetenek düzeyim gibi, bir etmene mi baÄŸlıdır, veya hızlı deÄŸiÅŸen , çabam gibi, faktöre mi baÄŸlıdır?”), ve kontrol (“Bu sonucun nedenlerini kontrol edebilir miyim?”) sporcunun sonraki davranışı bu faktörlerin birbirleriyle etkileÅŸimlerine dayanır.

ÖrneÄŸin, Weiner’ın modeli yarışan sporcunun aÅŸağıdaki koÅŸullarda spordan kopacağını yordamaktadır. (a) deneyimlerinde tutarlı olarak baÅŸarısızlık yaÅŸadığında ( veya, daha doÄŸrusu, baÅŸkalarının düşünceleri ne olursa olsun , birey performans sonucunu baÅŸarısız olarak algıladığında), (b) baÅŸarısızlığı deneyim olarak görmek yerine bu deneyimlerden mutsuzluk duyduÄŸunda, (c) sorumluluÄŸu almak ve kendisini baÅŸarısızlığın nedeni gibi hissettiÄŸinde ve (d) bu problemi nispeten uzun süreli gibi algılaması. Bununla beraber spordaki devamlılığı bu iÅŸlemlerin tersine baÄŸlı deÄŸildir. ÖrneÄŸin, yordanmış baÅŸarısızlık halen bulunsa da yarışmacının görüşünde en azından baÅŸarı gibi bazı spor deneyimlerinin beklentileri bulunabilir. Kısacası, eÄŸer sporcu deneyimlerinden faydalanabileceÄŸini düşünüyorsa veya sonucu kontrol edemeyeceÄŸini düşünüyorsa (örneÄŸin, üstün rakip veya kötü ÅŸans yüzünden) olumlu duygular, baÅŸarısız sonuçları takip edebilir. Bu ÅŸekilde, Weiner’ın yeni modelindeki açıklamaların esnek oluÅŸu ve gelecek performansı yordamada duyguların birleÅŸimine ve düşünce süreçlerine dayanması sportif olaylara da uyarlanabilme avantajını saÄŸlamıştır.

McAuley ve Duncan (1989), iç denetimli nedenlere yüklemlenilen yordanmış başarının gurur duymayla sonuçlandığını öne sürerler. Oysa kişi eğer başarılı performansını dış denetimli nedenlere yüklemlemişse şükran duygusu hissedecektir. İç denetimli nedenlerle açıklanan başarısızlık suçluluğa neden olacaktır ve dış denetimli nedenlerle açıklanan başarısızlık kızgınlık ve/veya şaşkınlıkla sonuçlanacaktır.(Anshel,1994; Bilgin, 1995)

Frieze ve Weiner’ın (1971) bulgularına göre, çok önceki baÅŸarılarla çeliÅŸen sonuçlar daha ziyade istikrarsız etmenlere (çaba ve ÅŸans) baÄŸlanmaktadır. Bir baÅŸarıdan sonra daha çok kapasiteye, çabaya ve ÅŸansa yüklemlemeler yapılırken, bir baÅŸarısızlığın ardından daha ziyade iÅŸin güçlüğünden söz edilmektedir (Bilgin, 1995).

Yüklemleme ve Gender Farklılıkları

AraÅŸtırmacılar gender farklılıklarını kontrol odağında incelemiÅŸlerdir. Blucker ve Hershberger (1983) bu konuda yapılmış araÅŸtırmaları özetledikleri çalışmalarında genel olarak kadınlar ve erkekler arasında yüklemleme nedenleri açısından farklılıklar olmasına raÄŸmen, “erkek sporcularla kadın sporcuların yada kadın sporcularla sporcu olmayan kadınların yüklemleme nedenlerini karşılaÅŸtıran çok az araÅŸtırma olduÄŸunu belirtmiÅŸledir. Blucker ve Hershberger’in çalışmalarının yayınlanmasından sonra yapılan çalışmalar genelde kadınların nedensel yüklemleme yaparken erkeklere göre daha dış denetimli davrandıklarını vurgulamışlardır.

Son yıllarda, araÅŸtırmacılar sporcularda nedensel yüklemlemede, gender farklılıkları üzerine araÅŸtırmalar yaparak bu konudaki eksikliliÄŸi ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Anshel ve Hoosima (1989) erkek ve kadın sporcuların ve sporcu olmayanların olumlu dönüt karşılığında yüklemlemelerini ve motor performansları karşılaÅŸtırılmıştır. Yüklemleme nedenlerinde hiçbir gender farkı bulunmamasına raÄŸmen, erkeklerin olumlu ve olumsuz dönüt karşısında kadınlardan daha iyi performans gösterdikleri bulunmuÅŸtur. Rejeski (1980) bu sonucun bir açıklamasının baÅŸarı durumlarında, baÅŸarının yaÅŸanmasından sonra kadınların dış denetimli nedensel yüklemleme yapmaya meyilli olabileceÄŸini söylemiÅŸtir. Rejeski’ye göre bu, iÅŸe hazır olmanın ÅŸiddetinde azalmaya sebep olmakta ve kadın sporcuların erkeklere göre baÅŸarı beklentileri daha az olabileceÄŸini ifade eder.

Benlik saygısı, başarı ihtiyacı gibi kişilik özellikleri ve kontrol odağıyla ilgili diğer kişilik özellikleri her iki cinsteki sporcularda da benzerdir. Tablo 1 iç ve dış denetimli duygu ve davranışların benzer ve karşıt yönlerini göstermektedir.

Nedensellik Odağının Değişmesi

AraÅŸtırmacıların ilgilendikleri konulardan birisi nedensellik odağının ne derecede, tercihen daha iç denetimli hale doÄŸru deÄŸiÅŸtirilebileceÄŸidir. AraÅŸtırmacılar bir insanın nedensellik odağının (Weiner’ın geliÅŸtirilmiÅŸ modelinde kontrol odağının karşılığı) deÄŸiÅŸip deÄŸiÅŸmeyeceÄŸi konusunda anlaÅŸamamaktadırlar. Bazı araÅŸtırmacıların savunduÄŸu gibi (örneÄŸin Phares, 1976) bir kiÅŸinin çevresindeki olaylar üzerindeki kendini kontrol hakkındaki düşüncesi sabit kiÅŸilik özelliÄŸimidir? Yada Lefcourt (1979) tarfından savunulduÄŸu gibi bir insanın anlık duygular sonucunda çıkan iç-dış denetimli mizacı bir anketle deÄŸerlendirilebilir mi, ve bu duygular anlık deÄŸiÅŸimler gösterir mi? Daha ileri bir görüşle, bir kiÅŸi bir günde veya özel bir durum çevresiyle ilgili üstünlük hissedebilir fakat baÅŸka bir gün veya farklı ortamda farklı hissedebilir. Anshel’e göre (1979) çocuklarda ve DiFebo’ya göre (1975) kolej öğrencilerinde, en azından gerçekleÅŸtirilen bir motor faaliyet sonrasında nedensel odakları deÄŸiÅŸtirilmeye çalışıldığında baÅŸarılı olunamamaktadır.

Anshel’e göre (1979) eÄŸer nedensellik odağının deÄŸiÅŸtirilebilmesi için ÅŸu dört etmenden birinin yada hepsinin bulunması gerekir. Birincisi, kiÅŸi uzun bir süre boyunca belli çevresel koÅŸulları ortaya koymalıdır. (örneÄŸin, çaba ve baÅŸarılı sonuçlar arasındaki baÄŸlantının vurgulandığı uzun süreli yüklemleme çalışmaları). İkincisi, kiÅŸinin nispeten koÅŸulla deneyimi olmalıdır (örneÄŸin, olumlu dönüt her çalışma sürecinde ve her yarışma sonunda verilmelidir). Üçüncüsü, bu çevrede uygulanan iÅŸ sporcu tarafından anlamlı olarak anlamlandırılıyor olmalı; deneyimlerinin sonuçlarıyla ilgilenmelidir. Ve dördüncüsü, nedensellik odağı genelde kiÅŸinin performansından elde ettiÄŸi bilgiye dayandığından sporcu tarafından inanılır olarak kabul edilen ve bireysel düşüncelerini yansıtan kiÅŸiden elde edilen bilginin kaynağı önemlidir. ÖrneÄŸin, antrenörün görüşü daha fazla inandırıcıdır ve taraftarın görüşünden daha fazla saygı duyulur-gerçekten de, genelde daha inandırıcıdır ve ebeveynlerin, takım arkadaÅŸlarının ve spor psikologlarından daha saygındır. Antrenörün yarışmacılarla ilgilenme süresi ve yoÄŸunluÄŸu neden odağının deÄŸiÅŸimini sadece istenilen deÄŸil aynı zamanda mümkün hale de getirir. Sporcunun iç denetimli hale getirilmesinde sporcuya yardım için antrenörün uygulayabileceÄŸi bazı stratejiler ÅŸunlardır.

Çevresel koşullar

Nedensellik odağının içe denetimli hale getirilmesi demek, sporcuya önerilen dönütler olumlu olmalı; davranışa yönelik olmalı (“İyi vuruÅŸ, Dan”), kiÅŸiliÄŸe yönelik olmamalı (“Güzel Düşüce, Jill”); ve tutarlı olmalıdır (“Jekyll ve Hyde’ın” kiÅŸiliklerinin ve diÄŸer oyunculara karşı olan davranışlarının deÄŸiÅŸmediÄŸini düşünülmeli). Sonuç olarak, bu tür dönütlerin etkileri uzun sürelidir; sporcuların çevredeki koÅŸullar veya performans sonuçları üzerindeki kendi üstünlükleri hakkındaki düşüncelerini deÄŸiÅŸtirmek haftalar, aylar ve hatta yıllar alabilir.

Tablo 1 Kontrol odağı açısından iç ve dış denetimli kişilerin karakteristik farkları

İÇ DENETİMLİ

§ Olumlu ve olumsuz olayları kendi davranışlarının sonucu olarak algılar

§ Hayatlarındaki birçok olayı düzenlemesi gerektiğini ve sorumlu tutulacağını hisseder

§ Dış denetimli dönüt veya performans sonucu gibi çevresel faktörlerden önemli derecede etkilenirler

§ Beceri durumlarına yönelik eleştirilerden çok çabuk üzülürler

§ Becerilerini kullandıkların durumları tesadüfi durumlara tercih ederler

§ Performans sonucuyla çok ilgilenirler

§ Yüksek performans gerektiren hedefler belirlerler

§ Kendine güvenleri ve benlik saygıları yüksektir

§ Okulda yüksek not almak için çabalarlar

§ Yetişkin kişilerde daha yaygındır

§ Başarının tekrarlanma ihtimalini arttırmak için performansın desteklenmesi ve onaylanması çok önemlidir

§ Tutarlı başarıyla daha da desteklenir

§ Devamlılığı daha uzun sürelidir

§ Devamlı başarısızlığa daha dirençlidir

§ Erkeklerde daha yaygındır

DIŞ DENETİMLİ

§ Olaylarla kendi davranışları arasında bir bağlantı kurmaz

§ Olayların kontrolünün kendi dışında olduğunu hisseder

§ Dış denetimli dönütten ve sonuçtan (şans ve tesadüfe bağlayabileceği) fiziksel ve duygusal olarak etkilenmez

§ Dışarıdan gelen eleştirilerden nispeten etkilenmez

§ Şansa bağlı ve tesadüfi durumları tercih eder

§ Sonuçla nispeten daha az ilgilenirler

§ Az mücadele gerektiren hedefler belirlerler

§ Kendine güvenleri ve benlik saygıları zayıftır

§ Akademik başarıları düşüktür

§ Genç yaştaki kişilerde yaygındır

§ Performansın desteklenmesi ve onaylanması çok da önemli değildir, çünkü başarı veya başarısızlıkta sorumluluğu kabullenmezler

§ Artan başarısızlık teşvik eder

§ Devamlılığı kısa sürelidir

§ Başarısızlıktan fazla üzüntü hissetmezler

§ Kadınlarda daha yaygındır

Kaynak: Anshel, 1994

Tekrar edilen deneyimler

Duygular, özellikle de eğer kişinin kendisi veya diğerleri hakkında uzun süreli görüş yansıtıyorsa, hızlı değişmez. Kendi hakkımızda ne hissettiğimiz çok genç yaşlarda başlar ve bütün yaşantı boyunca pekiştirilir. Hayatlarındaki olaylarda değişiklikler yapabileceklerini düşünen kişiler yıllarca bu şekildeki bir düşünceyi beslerler. Benzer şekilde eğer genç bir kişi kendi davranışından hiç sorumluluk duymamışsa bu özelliği uzun bir süre-belki de sürekli, destekleyecektir. Olaylar üzerindeki etkileri konusunda olumsuz düşünen kişiler, kendi çabalarına ve yeteneklerine dayanan tekrar eden başarı deneyimlerine ihtiyaçları vardır.

Antrenörün rolü olumlu performansı pekiÅŸtiren dönütler sunmaktır. (“olumlu” sporcunun yüksek çabası ve sonuçtaki geliÅŸme olursa) gerektiÄŸinde de uygun ÅŸekilde eleÅŸtirmelidir. Sporculara sürekli aynı ÅŸekilde iltifat edilememeli ve övülmemelidir. Dweck ve arkadaÅŸlarının (1975), bulduÄŸu gibi yalnız olumlu dönüt, nadiren de olsa eleÅŸtiriyi de içeren bir yönlendirmeden daha az verimlidir.

İşin Anlamlılığı

Sporcu bu spor branşını yapmayı önemli buluyor mu? Sporcu baÅŸarıyı nasıl tanımlıyor? Sadece “oynamak için bir ÅŸans kazanmak” olarak mı yoksa daha üst düzeyde belli bir performansa ulaÅŸmak olarak mı tanımlıyor? Nitekim, bütün sporcular baÅŸarılı bir sporcu olmayı hayatlarında çok önemli olarak deÄŸerlendirmemektedir. Sporcu performansın sonucu hakkında kaygılanıyor mu? BaÅŸarılı olup olmaması kiÅŸi için kaygı yaratıyor mu? Bir insanın nedensellik odağını deÄŸiÅŸtirmek için, birey için anlamlı olan bir iÅŸe dayalı dönüt vermek gerekir.

Güvenilir bilgi kaynağı

Antrenörlerin mesajlarına güvenilmiyorsa antrenörler sporcuların tutumlarını, duygularını ve hareketlerini etkileyemez. Eğer oyuncular onları geliştiren ve performanslarının sorumluluğunu hissettiren bilgiler alıyorlarsa, bilginin kaynağına güvenilmeli-sporcunun inandığı, güvendiği ve saygı duyduğu bir kişidir. Sadece bu durumda sporcular kendilerini güvende hisseder ve çevresel üstünlükle ilgilenir.

Nedensellik odağının iç denetimli duruma değiştirilmesi yoğun ve uzun süreli bir çalışmayı gerektirir. Fakat kişinin hayatındaki olayları ve sonuçlarını kontrol edebilmesi ve sorumluluk duygusu, sportif performansı da kapsadığından bu çabaya değer. Bunun tersi güçsüzlük ve yetersizlik veya hedeflere ulaşmaya isteksizlik duyguları veya stresle başarılı şekilde başa çıkmaktır. Uç durumlarda kişi hayatının yönünün etkilenmesi konusunda gerçekten çaresizlik hisseder. Bu hoş olmayan durum literatürde öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımlanmaktadır.

Yüklemlemeler ve Elit Sporcular

Bazen, elit sporcular bir performansın sonucunu, nedenlerini açıklayan birden çok yüklemleme yaparlar profesyonel tenisçi Jimmy Connors, Wimbledon’da o zaman yeni baÅŸlayan Robert Seguso’yla yaptığı maçı ilk sette kaybetmesine iliÅŸkin olarak medyaya yaptığı yorumda “Arka arkaya bomba gibi servis atıyordu” (iÅŸin güçlüğü). Onun sadece bir süre duraksamasını bekledim ve onu yenecektim (Conners’ın yüksek yeteneÄŸi). Ama o bom bom atmaya devam etti (iÅŸin güçlüğü).” Cooners asla Seguso’yu yenecek yeteneÄŸe sahip olmadığını söylememektedir. Elit sporcular asla “Ben yeterince iyi deÄŸilim demezler.”

McAuley ve Gross (1983) yetenekli ve baÅŸarıya alışık sporcuların performanslarını açıklamak için içsel nedenler (yetenek ve çaba) üzerine yoÄŸunlaÅŸtıklarını belirtmiÅŸlerdir. Roberts’e (1984) göre elit sporcular sonuçları olayların sadece sonuçları ile sınırlı olmayı gerektirmediÄŸi, aynı zamanda amaçlara ulaÅŸma ve yarışmada yer almanın gerekliliÄŸini düşünmektedirler. Bu gibi durumlarda elit sporcular bir takımın kaybetmesinden dolayı sorumluluk hissetme eÄŸiliminde deÄŸillerdir. Bunun yerine, takım baÅŸarısızlığını arkadaÅŸlarına yüklerken kendi performansını baÅŸarılı bulmakta, veya en azından istenmeyen sonucu kabullenmemektedir. Bu eÄŸilimin en önemli nedeni elit sporcuları baÅŸarılı geçmiÅŸleridir. Åžekil 3’te Weiner’ın dört kategoriden oluÅŸan yüklemleme modeline göre tipik örnekler sıralanmıştır.

Şekil 3 Yaygın Nedensel yüklemleme örnekleri

Yetenek yüklemlemeleri

“Zihinsel olarak hazır deÄŸildik.”

“Bugün çok kötüydüm.”

“Topa iyi ama geç vurdum.”

İşin güçlüğü veya rakibe yönelik yüklemlemeler

“Onu bugün hiç kimse yenemezdi.”

“Zamanlaması harikaydı.”

“DiÄŸer takım daha iyi oynadı.”

“Sakatlanmalar bizi mahvetti.”

Çaba yüklemlemeleri

“Antrenman sırasında çok çalışmıştım.”

“Yeteri kadar hırslı deÄŸildik.”

“Elimden gelenin en iyisini yaptım.”

Şans yüklemlemeleri

“Hakem bizim oynamamıza izin vermedi.”

“Basketi bulamadık.”

“Hava bizi mahvetti.”

Yüzme Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZME KURALLARI

(START)

5.1 Serbest, kurbağalama ve kelebek yarışlarında çıkış atlayarak yapılır. Baş hakemin uzun düdüğüyle (2.1.5) yüzücüler depar taşı üzerine çıkar ve orada beklerler. Çıkış hakeminin "YERLERİNİZE" (TAKE YOUR MARKS) komutuyla, derhal en az bir ayağı depar taşının önünde olacak şekilde çıkış durumunu alır. Yüzücünün ellerinin durumu önemli değildir. Bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiği zaman çıkış hakemi çıkış işaretini verir (tabanca, korna, düdük veya bağırarak).

5.2 Sırtüstü ve karışık bayrak yarışları suyun içinden başlar. Başhakemin uzun düdüğünden sonra (2.1.5) yüzücüler suya girerler. Başhakemin ikinci uzun düdüğüyle yüzücüler gereksiz gecikmeye sebebiyet vermeden geri döner ve çıkış durumunu alırlar (6.1). Çıkış hakemi "YERLERİNİZE" (TAKE YOUR MARKS) komutunu verir ve bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiği zaman çıkış işaretini verir.

5.3 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve diğer FINA yarışlarında YERLERİNİZE (TAKE YOUR MARKS) komutu İngilizce olarak verilecektir. Bu komut her atlama taşının arkasına yerleştirilen hoparlörlerden duyurulacaktır.

5.4. Çıkış sinyalinden önce çıkış yapan yüzücü diskalifiye edilir. Eğer çıkış sinyali diskalifiyenin açıklanmasından önce verildiyse yarış devam eder, yüzücü ya da yüzücüler yarış bitiminde diskalifiye edilirler. Eğer diskalifiye çıkış sinyalinden önce deklare edilirse, çıkış sinyali verilmez, kalan sporcular geri çağrılır ve çıkış hakemi tarafından cezalar hakkında uyarılıp yeniden çıkış yaparlar.

5.5 Hatalı çıkış işareti, çıkış işaretiyle aynıdır. Yani çıkış işareti düdük, tabanca, boru veya komut şeklinde verilmişse hatalı çıkış işareti de aynı şekilde fakat daha uzun verilecektir. Aynı zamanda çıkışın hatalı olduğu, hatalı çıkış ipinin düşürülmesi suretiyle de belirtilecektir. Eğer başhakem çıkışın hatalı olduğuna karar verirse düdüğünü öttürür ve çıkış hakemi de bunu takiben hatalı çıkış işaretini verir ve hatalı çıkış ipi düşürülür.

SERBEST YÜZME

6.1 Serbest stil bir yarışta yüzücünün arzu ettiği bir şekilde yüzmesi anlamına gelmekle beraber ferdi karışık ve karışık bayrak yarışlarında serbest stil, sırtüstü, kurbağalama veya kelebek stilinden başka herhangi bir stil olarak kabul edilecektir 5.2 Serbest stilde dönüşlerde ve yarışın bitiminde yüzücü vücudunun herhangi bir yeri ile duvarlara dokunabilir. Elle dokunma mecburiyeti yoktur.

6.2 Dönüş ve dönüş sonrasında veya çıkışta 15 m.yi geçmemek koşuluyla yüzücünün su altında kalmasına izin verilmesinin dışında, yüzcünün vücudunun herhangi bir bölümü su yüzeyini kesmelidir. 15 m.lik mesafeden sonra baş su yüzeyini kesmelidir.

6.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümü su yüzeyinin üzerinde olmalıdır. Dönüşlerde vücudun suya batmasına ve suyun içinde gitmesine izin verilir. Çıkışta ve dönüşlerde 15. metrede baş su yüzeyini kesmelidir.

SIRTÜSTÜ

7.1 Çıkış sinyalinden önce yarışmacılar elleri çıkış demirlerine yerleştirilmiş ve yüzleri depar taşına dönük şekilde suyun içinde sıralanırlar. Ayak, başparmak dahil su yüzeyinin altında olmalıdır. Taşma oluklarının üzerine veya içine dayanmak veya ayak baş parmağıyla oluğun kenarını kavramak yasaktır.

7.2 Çıkış iÅŸaretiyle beraber ve dönüşlerde yüzücüler kendilerini ayaklarıyla itebilir ve yarışma boyunca 6.4′de belirtilen ÅŸekildeki dönüş yapma haricinde, sırtüstü pozisyonunda yüzmeye devam ederler. Sırtüstü yüzmede sırtın durumu yüzme esnasında 90 dereceden az olmak kaydıyla , düşey duruma gelecek ÅŸekilde saÄŸa ve sola bükülebilir. Bu durumda başın durumu nazarı dikkate alınmaz.

NOT : FINA Teknik Komitesi’nin açıklaması (FINA NEWS VOL.XIII); "Dönüş yapma anı hariç"in manası, kesintisiz bir dönüş yapmak gayesiyle, normal sırtüstü pozisyonunun herhangi bir ÅŸekilde bozulmasıdır. "Kesintisiz dönüş hareketi" cümleciÄŸinin manası, duraklamaksızın, muntazam kesintisiz harekettir. Üst omuzun göğse göre dik durumdan daha öteye döndürülmesinden sonra, dönüşe (taklaya) baÅŸlamak için kesintisiz tek kol çekiÅŸ veya kesintisiz birbirini takip eden çift kol çekiÅŸi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonundan ayrıldıktan sonra, dönüş hareketi yapmanın haricinde, ayak vurma, kol çekme veya yüzme yapılmayacaktır.

7.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümünün su yüzeyini geçmesi gerekir. Dönüşlerde yüzücünün tamamiyle suyun altına dalmasına ve 15 metreden daha çok olmamak kaydıyla çıkış ve dönüşlerde suyun altından gitmesine izin verilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir.

7.4 Dönüş esnasında omuzlar göğse göre dik olacak şekilde çevrilebilir. Bunu takiben dönüşe başlamak için kesintisiz tek kol çekişi veya kesintisiz aynı anda çift kol çekişi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonunu terk ettikten sonra dönüş hareketinin devamını sağlamayan hiçbir ayak vuruşu veya kol çekişi yapılmayacaktır. Fakat yüzücü duvardan ayrılmadan önce sırtüstünde bir pozisyona dönmüş olmalıdır. Dönme esnasında yüzücü duvara vücudunun herhangi bir kısmı ile dokunmak zorundadır.

7.5 Yarışın bitişinde, yüzücü duvara sırt üstü pozisyonda değmelidir. Dokunma sırasında vücut tamamiyle suyun altında olabilir.

8 KURBAÄžALAMA

8.1 Çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kol çekimi ile birlikte "vücut göğüs üstünde tutulmalıdır" hiçbir zaman sırtüstü dönmeye izin verilmez.

8.2 Kolların tüm hareketleri eş zamanlı, aynı yatay düzlemde olmalı, biri önce diğeri sonra hareket etmemelidir.

8.3 Eller göğüs hizasında ileriye doğru suyun altından yada üstünden aynı anda atılmalıdır. Dönüşlerden ve bitirişten önceki son kulaç haricinde dirsekler suyun altında olmalıdır. Eller su seviyesinin altından yada üstünden geriye çekilmelidir. Çıkış ve dönüşlerdeki ilk kulaç haricinde eller kalça hizasından öteye götürülmemelidir.

8.4 Bacakların tüm hareketleri eş zamanlı yatay düzlemde olmalı, farklı hareketler gözlenmemelidir.

8.5 Ayaklar geriye doğru vuruş esnasında dışarıya doğru döndürülmelidir. Makas hareketine, çırpmaya veya aşağıya doğru dolfin (pasif dolfin) vuruşuna müsaade edilmez. Ayağın su yüzeyini geçmesine ancak aşağıya doğru dolfin şeklinde vuruşla devam etmemesi şartıyla müsaade edilir.

8.6 Her dönüşte ve yarış bitiminde dokunma su seviyesinin altında veya üstünde her iki elle aynı anda yapılmalıdır. Omuzlar duvara dokunana kadar yatay durumda kalmalıdır. Dokunmadan önceki son kol çekişinden (çekiş tam veya yarım olabilir) sonra baş suya dalabilir. Ancak; baş, son kol çekiminin herhangi bir safhasında su yüzeyini geçmeye başlamalıdır.

8.7 Her bir ayak vuruş ve bir kol çekişinin tamamlanmasıyla yüzücünün kafasının bir kısmı su yüzeyini geçecektir. Yalnız çıkışta ve her dönüşte, yüzücü ayaklarına kadar uzanan komple bir kol çekişi ve su yüzeyine çıkmadan evvel, tamamıyla batmış haldeyken, bir ayak vuruşu yapabilir. İkinci hamlesinin (kol çekişinin) en geniş yerinde, eller içeriye doğru çevrilmeden önce, (eller içeriye doğru süpürme safhasına geçmeden önce) başın su yüzeyini geçmeye başlaması şarttır.

9 KELEBEK

9.1 Dönüşler dışında vücut daima yüzükoyun (havuza paralel) göğüs üzerinde olmalıdır. Omuzlar, çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kulaçtan, gelecek dönüşe veya bitirişe kadar su yüzeyine paralel durumda bulunacaktır. Bu stilde takla atarak dönüşe müsaade edilmez.

9.2 Her iki kol birlikte su üzerinde öne atılmalı ve eş zamanlı olarak geri çekilmelidir.

9.3 Bacakların aşağı ve yukarı hareketleri aynı anda olmalıdır. Ayakların ve bacakların, aynı seviyede olması şart değildir. Fakat ardışık hareketlerine izin verilmez. (KURBAĞA AYAK VURUŞUNA İZİN VERİLMEZ )

9.4 Her dönüşte ve yarış bitiminde havuz duvarına dokunuş aynı anda her iki elle, su seviyesinin altında, üstünde veya hizasında yapılacaktır.

9.5 Çıkışta ve dönüşlerde yüzücünün su yüzüne çıkma amacıyla suyun altında bir veya daha fazla (dolfin ) ayak vurmasına ve bir kol çekmesine müsaade edilir. Yüzücü çıkıştan ve her dönüşten sonra 15 m.yi geçmemek şartıyla tamamen su altında kalabilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir. Yüzücü bir sonraki dönüşe yada bitirişe kadar su yüzeyinde kalmalıdır.

10 KARIŞIK YÜZME

10.1 Ferdi karışık yarışlarda yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Kelebek, Sırtüstü, Kurbağalama ve Serbest stil.

10.2 Karışık bayrak yarışında yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Sırtüstü, Kurbağalama, Kelebek ve Serbest stil.

10.3 Her bölüm o stilin kurallarına uygun olarak bitirilmelidir.

11 YARIÅž

11.1 Bir yüzücünün hak elde edebilmesi için öngörülen mesafeyi tek başına yüzüp bitirmesi gerekir.

11.2 Bir yüzücünün yarışı başladığı kulvarda bitirmesi gerekir.

11.3 Bütün yarışlarda, yüzücünün dönüşlerde kulvarın veya havuzun sonundaki duvara fiziksel temas yapması gerekir. Dönüşler muhakkak havuz duvarından yapılmalıdır. Havuzun dibine ayak basmak veya dibine basarak sıçramak yasaktır.

11.4 Serbest yüzmelerde veya bayrak yarışlarının serbest stil bölümlerinde bir yüzücünün havuz tabanına basarak durması diskalifiye nedeni değildir. Ancak bu durumda yürümesine müsaade edilmez.

11.5 Kulvar ipinin çekilmesine izin verilmez.

11.6 Bir yüzücü, kendi kulvarından diğer kulvara geçerek veya herhangi başka bir şekilde, diğer yüzücünün yüzüşünü engellerse diskalifiye edilir. Eğer bu hata uluslar arası bir yarışta yapılmış ise, durum suç işleyen yüzücünün federasyonuna yarışmayı tertipleyen federasyona başhakem tarafından bildirilir.

11.7 Hiçbir yüzücü süratini artırmaya yardımcı olacak, yüzme kabiliyetini veya dayanıklılığını arttıracak (parmak araları perdeli eldiven, palet, yelek ve benzeri) malzemeyi yarış sırasında giyemez ve kullanamaz. İstenirse gözlük takılabilir.

11.8 Yarışa katılmayan bir yüzücü, bütün yüzücüler yarışı bitirmeden, yani yarış henüz devam ederken, havuza girerse, o müsabakalardaki ilk yarışına katılma hakkını kaybeder

11.9 Bayrak takımları 4 yüzücüden müteşekkildir.

11.10 Bayrak yarışlarında, bir önceki takım arkadaşının eli varış duvarına değmeden ayakları çıkış platformundan ayrılan yüzücünün takımı diskalifiye edilir. Ancak, hatalı çıkış yapan yüzücü geriye dönerek çıkış duvarına dokunduktan sonra yarışa devam ederse diskalifiye edilmez. Duvara değmesi yeterli olup, depar taşından atlaması gerekmez.

11.11 Bir bayrak takımının belirtilen mesafeyi yüzmeye tayin edilmiş yüzücüsünden başka bir yüzücüsü, bütün takımların yarışmacıları yarışı bitirmeden, yarış esnasında suya girerse, o bayrak takımı diskalifiye edilir.

11.12 Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin isimleri ve sıraları yarış başlamadan önce belirlenecektir. Takımdaki yüzücüler bayrak yarışında sadece bir defa yüzebilir. Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin sıralaması seçmelerde ve finallerde değişik olabilir. Ancak bu değişiklik, bu yarışlar için daha önce yarışma sekreterliğine verilen listedeki isimlerle sınırlıdır. Verilen sırada yüzülmemesi diskalifiye nedenidir. Listede belirtilen sporcuların değiştirilmesi için doktor raporu gereklidir.

11.13 Bayrak yarışmasında yarışını bitirmiş veya ara mesafesini tamamlamış her yüzücünün yarışmayı bitirmemiş diğer yüzücüleri engellemeden mümkün olan en kısa zamanda, havuzu terk etmesi gerekir. Aksi takdirde hatayı işleyen yüzücü ve onun bayrak takımı diskalifiye edilir.

11.14 Herhangi bir hata yüzünden yüzücünün başarı şansının etkilenmesi halinde, başhakem bu yüzücünün seçmelerde diğer seride yüzmesine, hata finalde yada son seçme serisinde yapılmışsa son seçme serisinin yada finalin yeniden yüzülmesine karar verebilir.

11.15 Kulaç ölçmeye ( pace-making ) tempo tutulmasına, bunu sağlayacak bir cihaz kullanılmasına ve herhangi bir şekilde bu amaçla plan yapılmasına müsaade edilmez.

12 ZAMANLAMA

12.1 Otomatik zamanlama cihazının çalıştırılması tayin edilen resmi görevlilerin denetiminde olmalıdır. Elektronik kronometre ile tespit edilen derecelerden yarışmanın birincisi ve diğer kulvarların geçerli dereceleri ve sıralaması elde edilir. Bu şekilde tespit edilen dereceler ve sıralamalar varış ve zaman hakemlerinin derecelerine göre öncelik taşır. Elektronik kronometrenin bozulduğu veya aletin hata yaptığı kati olarak tespit edildiği veya yüzücü aleti çalıştırmaya muvaffak olamadığı zamanlarda, varış hakemlerinin kararları ve zaman hakemlerinin dereceleri geçerlidir.

12.2 Elektronik kronometrelerin kullanıldığı zaman neticeler saniyenin yüzde biri (1/100 saniye) olarak belirlenecektir. Dereceler saniyenin binde biri (1/1000 saniye) olarak tespit edilse bile son basamak kaydedilmeyecek ve klasman için kullanılmayacaktır. Derecelerin saniyenin yüzde biri bazında eÅŸit olması halinde yüzücüler aynı klasmanda yer alacaktır. Elektronik skorbord’da saniyenin yüzde birine (1/100 saniye) kadar olan dereceler gösterilecektir.

12.3 Bir görevli tarafından durdurulabilen herhangi bir zamanlama aleti kronometre olarak mütalaa edilir. Bu ÅŸekilde elle tutulan derecelerin, yarışmanın yapıldığı ülkenin federasyonunca tayin veya tasdik edilmiÅŸ, 3 kronometre hakemi tarafından tespit edilmesi gerekir. Bütün kronometrelerin doÄŸruluÄŸuna dair bir rapor müsabaka komitesine verilmelidir. Elle tutulan dereceler, saniyenin 1/100′üne kaydedilecektir. Elektronik kronometre kullanılmadığı zaman elle tutulan resmi dereceler aÅŸağıda belirtilen ÅŸekilde tespit edilecektir.

12.3.1 3 kronometreden ikisi aynı zamanı, üçüncüsü farklı zamanı gösteriyorsa 2 aynı derece resmi derece olarak kabul edilecektir.

12.3.2 3 kronometre de farklı dereceleri gösteriyorsa ortadaki zaman resmi derece olarak kabul edilecektir.

12.3.3 Üç kronometreden ikisi çalışıyorsa, derecelerin ortalaması resmi derece olarak kabul edilecektir.

12.4 Bir yüzücünün yarış esnasında veya yarışı takiben diskalifiye edilmesi halinde durumu resmi neticelerde "DİSKALİFİYE" diye belirtilecek, yüzücünün derecesi ve sıralaması hakkında kayıt veya duyuru yapılmayacaktır.

12.5 Diskalifiye bayrak yarışında meydana gelmiş ise, diskalifiye anına kadar olan kurallara uygun ara mesafe dereceleri resmi sonuçlara kayıt edilecektir.

12.6 Bayrak yarışlarında birinci yüzücünün 50 m ve 100 metre dereceleri kaydedilerek resmi sonuçlarda açıklanır.

Havuz Tarihçesi

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZME

HAVUZ TARİHÇESİ

Suyun birçok canlı için doğal yaşam çevresi olması ve yaşamın suda başladığı düşünüldüğünde, bilinen en eski çağlardan beri insanların suyla ilgilenmesi, yüzme ve banyo amaçlan ile suyla ilişkide olmaktan zevk alması ve bu davranışlarına ilişkin bir kültür oluşturmuş olmasına hayret edilmemelidir.

Hintlilerin dini amaçla oluşturdukları su kültürünün M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzandığı biliniyorsa da su ile ilgili yaşam biçimi kültürüne ilişkin en iyi korunmuş yapı örnekleri Ege uygarlıklarına aittir. M.Ö. 1700-1400 arasında Kronos ve Phoitos saraylarında geliştirilmiş olan yüksek kalite standartları ve tasarım ölçütleri kaydedilmeye değerdir. Romalılar toplu kullanılan yüzme havuzları ve banyoların yapımını büyük ustalıkla gerçekleştirmiştir.

Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra önemini yitirmesine karşın doğu toplumlarında suyun rekreaktif amaçlarla kullanımı yüz yıllarca çeşitli biçimlerde süregelmiştir. Özellikle Türk hamamı olarak adını duyuran bu yapılar özgün bir yapı biçiminin ve kültürün gelişmesinin öğeleri olmuşlardır.

Rusya’da buhar banyoları ve bunu soÄŸuk nehir ve gölde yüzmenin izlediÄŸi davranış, eski çaÄŸlardan beri popülerliÄŸini korumuÅŸtur. Çin ve Japonya’da toplu banyo ve yüzme yaÅŸam kültürünün bir parçası olarak yer almaktadır.

Avrupa’da Rönesans’tan 19. yüzyıla kadar bu yapılar bir geliÅŸme gösterememiÅŸtir. Avrupa’da 19. yüzyıl yüzme havuzları konusunda geliÅŸmelerin yoÄŸunlaÅŸtığı bir dönem olarak kabul edilmektedir. Özellikle DoÄŸuda ve Dünyanın çeÅŸitli yerlerinde sömürgeler kurmuÅŸ olan ingilizler Japonya ve Hindistan’da yüzme havuzu ve toplu halk banyosu düşüncesini benimsemiÅŸ ve ülkelerine getirmiÅŸlerdir. Böylelikle ingiltere ve Avrup’da yüzme havuzları hızla yayılmışlardır. 1860′larda bu Amerika’ya da sıçramış ve az sayıda da olsa yapılmaya baÅŸlanmıştır. Yakın iliÅŸkili bir baÅŸka geliÅŸmede yüzme havuzlarında suyun sterilizasyonu amacıyla ilk defa klor kullanımına baÅŸlanılmasıdır.

1920-1930′lar Amerika’da en fazla yüzme havuzunun inÅŸa edildiÄŸi yıllardır. İkinci Dünya Savaşı ve onu takip eden yıllarda ekonomik çöküntüler nedeniyle doÄŸal olarak yüzme havuzu yapımları durmuÅŸtur. Durgunluk 1950′lerin ortalarına doÄŸru hızla hareketlenme ve artışa dönmüştür. Bunda inÅŸaat teknikleri, filtrasyon ve diÄŸer havuz tesisatlarındaki geliÅŸmeler önemli rol oynamıştır. 1950′lerden günümüze kadar olan zaman dilimi içerisinde de özellikle geliÅŸmiÅŸ ülkeler baÅŸta olmak üzere pek çok ülkede yüzme havuzu yapımında sürekli bir artış gözlenmektedir. Bu alan baÅŸlı başına bir endüstri ve büyük bir pazar oluÅŸturmuÅŸtur.

Rekreasyon, dinlenme, eÄŸlence ve SPOR yüzme havuzlarının baÅŸ kullanım amaçları olarak görülmektedir. Turizm sektöründe de yüzme havuzları turizm yapılarının bir parçası haline gelmiÅŸtir (Bugün Türkiye’de yüzme havuzlu otel sayısı 720′dir) Ayrıca yaÅŸam standartlarının geliÅŸmesi ve kısa tatillerde deniz kenarlarına ulaşım güçlüğü, dinlenme, eÄŸlence, rekreasyon kullanımları yapılan yüzme havuzlarının sayısını artırmaktadır.

Türkiye’de yüzme havuzu sektöründe, özellikle havuz yaptıranların ve kullanımından sorumlu olanların bilinçsiz olması ve ölçü olarak sadece maliyet unsurunun ele alınması ve bu konuda ne bir standart, ne de bir kontrol olmaması nedeniyle havuzların büyük bir kısmı saÄŸlık açısından bir risk faktörü olmaktadır. İnsan saÄŸlığı bakımından çok önemli bir unsur olan havuz suyunun temizliÄŸi ve bir takım özellikleri uygun bir ÅŸekilde bir çok sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdır.

Serbest Teknik

Serbest stil, dört müsabaka stili içinde en hızlı olanıdır. Çekiş mekaniği, bir sağ-bir sol kol çekişi ve değişken sayıda yapılabilecek ayak vuruşundan oluşmaktadır. Serbest yüzmeyi anlatmak için bu bölümde aşağıdaki başlıklar kullanılmıştır.

1. Kol çekişi

2. Çekiş şekilleri

3. Ayak vuruÅŸu

4. Kollar ve bacakların zamanlaması

5. Vücut pozisyonu ue nefes alma-verme

6. Kol ve vücut hızı için şekiller

7. Genel hatalar

8. Driller

9. Nefes alma ÅŸekilleri

*

* • Kol ÇekiÅŸi*

Su altındaki kol çekişi, 3 süpürme hareketinden oluşur. Bunlar aşağı, içeri ve yukarı süpürme hareketleridir. Bu bölümde bahsedilecek olan kol çekişinin diğer bölümleri, suya giriş, uzanma, sudan çıkış ve kol devrinin önde tamamlanması şeklindedir.

*

* • Suya GiriÅŸ ve Uzanma

Suya giriş başın önünde, alnın ortası ile suya giriş tarafından omuz başının arasında orta bir noktadan olmalıdır. Yüzücünün kolu az miktarda ileri uzatılmış olmalı ve el suya girer girmez avuç içi dış yana doğru çevrilmelidir. Elin girişinden sonra kol da sanki el su yüzeyinde bir delik açmışçasına aynı noktadan suya girmelidir.

Kolun suya girişinden sonra kol su yüzeyinin hemen altında mümkün olduğu kadar ileri uzatılmalı, bu sırada avuç içi de uzanma safhası tamamlandığında tam aşağı bakacak konumda olmak üzere çevrilmelidir. Kol çekişinin bu safhasına uzanış safhası tamamlandığında tam aşağı bakacak konumda olmak üzere çevrilmelidir. Kol çekişinin bu safhasına uzanış safhası adı verilir. Yüzücünün eli- uzanış sırasında, uzanış yönüne doğru düz bir konumda ileriye doğru uzatılmalıdır.

Yüzücü, kolu suya girer girmez suya herhangi bir kuvvet uygulamaya çalışmamalı, o sırada itiş hareketini tamamlamakta olan diğer kolun hareketini etkilememek için çekiş hareketine başlamamalıdır. Bu sebeple kol suya girdiğinde baş ile omuz arasında orta noktadan ileri uzanma hareketine devam etmeli harekete omuz başının ileri uzatılışı destek vermelidir. Böylece bir teknenin burnu gibi bir şekil alan vücut, arkadaki kolun itiş hareketini rahatça tamamlamasına izin vermiş olur. Aşağı süpürme tam bu noktada başlar.

• KurbaÄŸlama Teknik

KurbaÄŸalamanın zengin bir yarışma tarihi vardır, îlk çaÄŸlarda yanÅŸmalarda yer alan ilk yüzme tarzıdır. Bir zamanlar yüzücülerin kurbalaÄŸama yarışlarında su altında yüzmeleri tehlikeli olduÄŸu gerekçesi ile, kurallarla yasaklanmıştı. Çünkü bir çok yüzücü suyun altında uzun süre kalmayı deneyerek baygınlık geçiriyordu. Kurallar 1950′lerin sonlarında yarışların büyük kısmının yüzeyde gerçekleÅŸmesini saÄŸlayacak ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirildi. Günümüzde yüzücüler sadece starttan ve her dönüş sonrasında bir çekiÅŸ ve bir ayak vuruÅŸu dönemince suyun altında kalabilirler. Bu dönem sonrasında vücutlarının bir kısmı özellikle baÅŸları her vuruÅŸ döneminde suyun normal düzeyinin üzerinde görünmelidir. KurbaÄŸalama stilinde yüzücüler yan-dairesel kol çekiÅŸleri ve birçok adı olmasına raÄŸmen çoÄŸunlukla "kamçı"olarak adlandırılan ayak hareketlerini kullanırlar. KurbaÄŸalama, yüzme stillerinin en yavaÅŸ olanıdır.

Yüzücüler, ayak vuruşu döneminde itici kuvvetin evrelerinde büyük bir güç meydana getirselerc?. bacakları çekerken bu gücün büyük kısmını harcarlar. Bu da onların diğer stillere oranla ortalama hızlarını oldukça düşürür. İleri dönük hızda büyük devirsel değişimler kurbağalamayı diğer yüzme sitilleri içersinde en yavaş kılar.

Günümüze deÄŸin, birçok uzman kurbaÄŸalamanın düz vücut pozisyonunda yapılması gerektiÄŸine inandı. 1970′lerde vücudu yunus gibi dalgalandırılan kelebeÄŸe benzer bir stil gündeme geldi. Bu stile "dolfin"ya da "Avrupa Stili" kurbaÄŸalama adı da verilir. Ancak en çok "dalgalı kurbaÄŸalama" olarak anılır. Bu tarzı yakalamak uzun çalışma ve zaman alacaktır. Bununla beraber yüzücülerin, ayak vuruÅŸu sırasında, baÅŸlarını kollarının arasından aÅŸağı doÄŸru indirmeleri sayesinde, vücutlarına aerodinamik bir görüntü verebilirler. Ayrıca bacaklar yerine gelirken baÅŸ tekrar yükselebilir. Bu bölümün ilk alt baÅŸlığı dalgalı ve düz stillerin karşılaÅŸtırılmasıdır. " Bundan sonraki bölümleride aynı baÅŸlıklar altında inceliyeceÄŸiz.

*

* • Düz Ve Dalgalı Stillerin KarşılaÅŸtırılması

Düz stil sol, dalgalı stil ise sağ tarafta yer almaktadır. Düz stilde vücut yatay pozisyonda ve kalça su yüzeyinin hemen altındadır. Nefes alma işlemi, vücuda yatay pozisyonu bozulmadan, başın hafifçe suyun üzerine çıkarılmasıyla yapılır. Dalgalı stilde ise nefes alma işlemi yapılırken, baş omuzlarla beraber suyun dışına çıkar. Bacaklar gövdeye çekilirken, kalça alçalır.

Düz stil kurbağalamada bacaklar çekilirken vücudun yataylığı korunur ve kalça su seviyesinin hemen altında kalır. Kıyaslarsak dalgalı stilde omuzlar suyun dışında, kalça aşağıda ve vücut omuzlardan dizlere doğru eğiktir. Vücut pozisyonlan diğer tüm safhalarda her iki stil içinde birbirinin çok benzeridir. Her iki yüzücüde kol çekişini ileri atılma safhasında, çok yatay ve elverişli pozisyonda kalmaktadır. Ayrıca ayak vuruşlarında birbirine çok benzemektedir.

Kelebek Teknik

1930′lu yılların başından itibaren kelebek stil yüzmede çeÅŸitli geliÅŸmeler oluÅŸmaya baÅŸladı. Yalnızca kulaç atmaya dayalı yüzmeden nefes kontrollü kulaç atma stiline yavaÅŸ yavaÅŸ geçildiÄŸi görüldü. Bazıları bunu suyun yüzeyinde yaparken bazıları da suya dalma aÅŸamasında yapmayı tercih ediyordu. Kelebek - serbest yüzen yüzücüler yunus vuruÅŸunu yaptıklarında daha da hızlandıklarını anladılar. Yunus vuruÅŸu o tarihlerde serbest yüzme kurallarına da uygundu. Çünkü her iki ayak aynı anda aynı düzlemde hareket ediyordu. Yunus vuruÅŸu (Dolfin) ile kelebek yüzme o kadar hızlandı ki yeni bir kategori oluÅŸtu (1955). KelebeÄŸin mucidi olarak yüzücü Jack Sieg ve antrenör David Armbruster olarak bilinir.

*

* • Kol ÇeÅŸitleri

Kelebek stilde kol çekişleri şu safhalardan oluşur.

1) Dışa süpürme,

2) İçe süpürme,

3) Yukarıya süpürme,

4) Geriye alış, gevşeme, dinlenme.

*

* • Dışa Süpürme

Kol hareketinin bu ilk aÅŸamasında eller omuz geniÅŸliÄŸinde veya biraz daha geniÅŸ olarak avuç içi biraz dışa gelecek ÅŸekilde suya girer. Ellerin suyu kolay yarması için öncelikle kenarlarının suya dik olarak girmesi gerekmektedir. Daha sonra öne ve dışa doÄŸru omuz geniÅŸliÄŸi aralığı saÄŸlanana kadar eller açılır. Eller omuz geniÅŸliÄŸinde açıldığında resim 114 e’de görüldüğü gibi vücut ileri doÄŸru atılmaya hazır konuma gelmesi gerekmektedir. Bu konumda kollar yaklaşık 30-40 derecelik bir açı altındadır.

Sonraki aşama olan içe süpürme hareketi için hazır durumda bulunmaladır. Dolfin hareketi dışa süpürme hareketini kolaylaştırmakta, ona yardımcı olmaktadır. Bu iki hareketin uyumlu olması durumunda oluşan dalgalanma yüzücülerin kol hareketlerini daha kolay ve daha güçlü yapabilmesine olanak sağlamaktadır. Kollar suya girdiğinde dirseklerden itibaren biraz gevşek tutulursa kollar daha kolay yön değiştirme özelliğine sahip olur. Kollar suya girdikten sonra dirseklerden itibaren ileriye doğru uzatılırsa oluşan ivme nedeniyle toparlanmadaki hız kaybı daha az olmaktadır. Toparlanma hareketinde dirseklerin gevşek tutulması yüzücülere tavsiye edilmektedir. Kolların suya girdikten sonra ileriye uzatılması daha sonrası içinde daha az efor sarfedilrnesini gerektirdiğinden tercih edilmektedir.

• Sırtüstü Teknik

Arkaya *kol atarak *yüzme tarzı denilir veya (sırtüstü yüzme), serbest yüzüş tarzının tam tersi bir yüzüşde denir halk dilinde*. Zaman içinde yüzücüler birbirini takip eden, su üzerindeki tamamlayıcı kol hareketleriyle ve kurallara uyarak daha hızlı yüzeceklerini fark ettiler. Bu yüzme tarzına elverişli olan ayak çırpma hareketlerinin uygulanmasına da başlandı, çünkü böylesi eski ayak vuruşundan daha hızlıydı.

*Su altı kol yüzüşü su yüzeyinin hemen altında ve yana doğru düz bir kolla yapılıyordu. Bunun gibi hareketin tamamlanışı da alçak ve düz bir kolla yanlamasınaydı.* Su altı kameralarının kullanımı yaygınlaşmaya başladıkça konunun*uzmanları , antrenörler , hareket bilimi bilim adamları , *o günün en başarılı sırtüstü yüzücülerinin S tipi çekiş hareketlerini kullandıklarını gördüler. Yüzücülerin kollan yüzerken önce bükülüyor, sonra açılıyordu. Hareketin tamamlanışı ise yandan ziyade, dümdüz baş üzerinden yapılıyordu. Bu günkü sırtüstü yüzme, kuralların izin vermesiyle ve hızı arttırıcı yeniliklerle daha iyi bir duruma gelmiştir* denebilir .*

*

* • Çift ayak vuruÅŸları diÄŸer adıyla Dolfin ayak vuruÅŸları

Sırtüstü yüzmede çift ayak vuruşu yada dolfin ayak vuruşunu *birçok yüzücü*yüzmelerini *hızlarını arttırıcı*olarak kullandılar . Bu teknik yüzücülere avantaj sağladığı gerekçesiyle , *FİNA kuralları günümüzde bir yüzücünün depar ile birlikte siyin altında 15 m. dolfin ile gitmesine ve her dönüşte 15 m. dolfin ayak ile yüzmesine izin vermekte . Yüzücü depar ve dönüşlerde kısa bir mesafe kaydıktan sonra suyun 80 cm. ve l m. derinlikte hareket etmesi suyun dışındaki ters akıntılardan vücut suyun altında olduğu için etkilenmemekte ve sürtünme azalmaktadır. Bu nedenle yüzücülerin su altındaki dolfin hareketine dikkat etmeleri gerekir. Dolfin ayağa yatkın olan yüzücülere kurallar çerçevesinde bu tekniği kullanmaları önerilir.

* • Yeni Dönüş TekniÄŸi*

Yüzücülerin duvara el dokundurmadan yapıkları dönüşlerin avantajlı olduğu bilinmektedir. Bu dönüş tekniği yüzücülerin dönüşe erken başlamalarına olanak verir ve hiç şüphesiz daha çabuk takla atmalarını sağlar , bu yüzden rakiplerine oranla avantaj sağlamaktadır . Yüzücü duvara bir kulaç kala yüzüstü pozisyona gelip bir kol çekişiyle serbest takla atar, sırüstü pozisyonda ya serbest ya da dolfin ayakla su yüzeyine tekrar çıkar ve yüzme mesafesine devam eder .

YÜZME KURALLARI

İÇİNDEKİLER

Müsabakaların Yönetimi (SW 1)

Resmi Görevliler (SW 2)

Seçme ve Finallerde Kulvar Dağılımı (SW 3)

Çıkış (SW 4)

Serbest Stil (SW 5)

Sırtüstü (SW 6)

KurbaÄŸalama (SW 7)

Kelebek (SW 8)

Karışık Yüzme (SW 9)

Yarış (SW 10)

Zamanlama (SW 11)

Dünya Rekorları (SW 12)

Otomatik Zamanlama Kuralları (SW 13)

Yüzme Yaş Grupları Kuralları

YÜZME KURALLARI

Bütün Dünya oyunlarında, Dünya Şampiyonalarında, bölgesel oyunlarda ve açık uluslar arası müsabakalarda aksine bir hüküm olmadığı sürece aşağıdaki kurallar uygulanır.

SW 1 MÜSABAKALARIN YÖNETİMİ

SW 1.1 Yönetim Organı tarafından belirlenmiş olan Yönetici Komite, başhakem, karar hakemleri ve diğer hakemlerin kurallarla belirlenmiş yetkilerinin haricinde yarışları erteleme ve yarış kurallarına uygun olan talimatları verme yetkisine sahiptir.

SW 1.2 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve Dünya kupalarında FINA, aşağıda belirtilen en az sayıda hakemi yarışların kontrolü için tayin eder.

SW 1.2.2 Diğer bütün uluslar arası yarışmalar için yönetim organı bölgesel ya da uluslararası otoritenin onayına bağlı olmak üzere aynı sayıda ya da daha az sayıda hakemi görevi olarak atar.

SW 1.2.3 Elektronik kronometrenin olmadığı yarışmalarda yönetim organı tarafından 1 Şef Vakit hakemi, her kulvar için 3 Vakit Hakemi ve 2 ilave vakit hakemi atanır

SW 1.2.4 Şef Varış hakemi ve Varış hakemleri elektronik kronometrenin ya da her kulvar için 3 dijital kronometrenin kullanılmadığı durumlarda atanır.

SW 1.3 Olimpiyat oyunlarında ve Dünya şampiyonalarında kullanılacak yüzme havuzu ve teknik ekipman yüzme yarışmalarında önce FINA delegesi ve bir Teknik Yüzme Komitesi Üyesi tarafından incelenir ve onaylanır.

SW 1.4 Yarışların televizyon tarafından yayınlanması için sualtı video kamera cihazları kullanılacaksa bu cihazlar uzaktan kumanda edilebilmeli, havuzun düzenini bozmamalı FINA tarafından belirlenen işaretlerin görülmesini engellememeli, yüzücünün görüşünü ve izleyeceği yolu etkilememelidir.

SW 2 HAKEMLER

SW 2.1 BAÅžHAKEM

SW 2.1.1 Başhakem diğer bütün hakemler üzerinde tam kontrol ve otoriteye sahiptir. Hakemlerin atamalarını onaylar ve onları yarışmayla ilgili tüm özel nitelikler veya kurallar konusunda bilgilendirir. Başhakem tüm FINA kurallarını ve kararlarını uygulatır. Ayrıca yarışmaların esas yönetimi konusunda kurallarla belirlenmemiş tüm sorunlarda karar yetkisine sahiptir.

SW 2.1.2 Başhakem FINA kurallarının uygulandığından emin olmak için yarışmalara her seviyede müdahale edebilir ve yarışmayla ilgili her türlü itirazlar için karar verme yetkisine sahiptir.

SW 2.1.3 Her kulvar için 3 dijital kronometre kullanılmıyorsa, baÅŸhakem varış hakemlerini gerekli yerlerde görevlendirir. Otomatik zamanlama cihazı varsa ve çalışıyorsa yer alan kurallara SW 13’teki kurallar uygulanır.

SW 2.1.4 Başhakem tüm hakemlerin yarışmanın gerçekleştirilmesi için kendilerine verilen yerlerde olmaları sağlar. Başhakem; gelmeyenlerin, görevlerini yerine getiremeyecek olanların ve yetersiz bulunanların yerine başka hakemi atayabilir/yer değiştirebilir. Ayrıca başhakem gerekli görürse ekstra hakem atayabilir.

SW 2.1.5 Her yarış başlangıcında başhakem, kısa aralıklarla düdük çalarak yarışmacılara yüzme kıyafetleri dışında tüm giysilerini çıkarmaları için işaret verir. Bundan sonra uzun bir düdük çalarak yüzücülerin çıkış platformunun üstünde (sırtüstü ve karışık bayrak yarışları için suyun içinde) yerlerini almasını sağlar. İkinci uzun düdükte sırtüstü ya da karışık bayrak yüzücüleri derhal çıkış pozisyonu alacaktır. Yüzücüler ve hakemler hazır olduğu zaman başhakem kontrolün çıkış hakeminde olduğunu göstermek için kolunu gergin bir biçimde yüzülecek yöne doğru uzatır ve çıkış verilinceye kadar o pozisyonda kalır.

SW 2.1.6 Başhakem herhangi bir sporcuyu kendi gözlemlediği ya da diğer görevli hakemler tarafından bildirilen kural ihlalleri yüzünden diskalifiye edebilir. Tüm diskalifiyeler başhakemin onayı ile olur.

SW 2.2 ÇIKIŞ HAKEMİ

SW 2.2.1 Çıkış/start hakemi yarışmacıları kendi kontrolüne devrettiÄŸi andan itibaren yüzücüler üzerinde tam kontrole sahiptir. Çıkış SW 4’e göre verilir.

SW 2.2.2 Çıkış/start hakemi, çıkışa geç kalan, kasıtlı olarak centilmenlik dışı hataları başhakeme bildirir. Sadece baş hakem bu olaylar yüzünden sporcuları diskalifiye edebilir. Bu diskalifiye hatalı çıkış olarak kabul edilmez.

SW 2.2.3 Çıkış hakemi, çıkışın kurallara uygun olup olmadığını karar verir, son karar başhakeme aittir.

SW 2.2.4 Yarış başlangıcında, çıkış hakemi çıkışın yapıldığı yerin 5 m. uzağında vakit hakemlerinin çıkış sinyalini görebilecekleri veya duyabilecekleri ve yüzücülerin çıkış sinyalini duyabilecekleri bir şekilde havuz kenarında yerini alır.

SW 2.3 İRTİBAT HAKEMİ

SW 2.3.1 İrtibat hakemi her yarıştan önce yarışa katılacak yüzücüleri toplar.

SW 2.3.2 İrtibat hakemi, yüzücüleri çağırıldığında hazır bulunmadığı halleri başhakemi bildirir.

SW 2.4 ŞEF DÖNÜŞ HAKEMİ

SW 2.4.1 Şef Dönüş hakemi dönüş hakemlerinin yarışma boyunca görevlerini yerine getirmesini sağlar.

SW 2.4.2 Şef Dönüş hakemi tüm ihlal raporlarını dönüş hakemlerinden alır ve bunları hemen başhakeme iletir.

SW 2.5 DÖNÜŞ HAKEMLERİ

SW 2.5.1 Havuzun her iki bitişine ve her kulvara birer tane dönüş hakemi atanır.

SW 2.5.2 Her dönüş hakemi yüzücünün duvara değmeden önceki son kulacın başlangıcından, duvardan ayrıldıktan sonraki ilk kulacın bitimine kadar geçen sürede stilin dönüşüyle ilgili kurallara uygun olup olmadığını kontrol eder. Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün çıkışından ilk kulacı atana kadar geçen sürede kurallara uygun hareket edip, etmediğini kontrol eder. Bitiş kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün yarışı ilgili kurallara göre bitirip bitirmediğini kontrol eder.

SW 2.5.3 800 m. ve 1500 m. Yarışlarında, havuzun dönüş kenarlarındaki dönüş hakemleri yüzücü tarafından tamamlanan turları kaydeder ve tur kartlarını göstererek yüzücüyü kalan turlar konusunda bilgilendirir. Bunun için sualtı göstergelerini içeren yarı elektronik ekipman da kullanılabilir.

SW 2.5.4 Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri kendi kulvarındaki yüzücünün yarışı bitirmesine iki havuz boyu + 5 m. kaldığında uyarı sinyali verir. (800 m. ve 1500 m. yarışlarında uyarı sinyali düdük ya da zil olabilir.) Uyarı sinyali dönüş yapıldıktan sonra 5 metre daha devam edecek şekilde tekrarlana bilir.

SW 2.5.5 Bayrak yarışlarında, baÅŸlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yarışı bitirecek yüzücünün duvara dokunduktan sonra, yarışa baÅŸlayacak yüzücünün kurallara uygun çıkış yapıp yapmadığını kontrol eder. Otomatik zamanlama cihazı bulunduÄŸu durumlarda SW 13.1’e göre karar verilir.

SW 2.5.6 Dönüş hakemleri herhangi bir kural hatasını, yarış serisini, kulvar numarasını ve yüzücü ismini belirterek işaretli karta kaydeder. Bu kartlar şef dönüş hakemine ve onun tarafından da başhakeme iletilir.

SW 2.6 STİL/KARAR HAKEMLERİ

SW 2.6.1 Stil/karar hakemleri havuzun her iki kenarında yer alırlar.

SW 2.6.2 Stil/karar hakemleri yarışta öngörülen stilin yüzücüler tarafından kurallara uygun olarak yüzülüp yüzülmediğini kontrol ederler. Ayrıca dönüş hakemlerine yardımcı olmak amacıyla dönüşleri de kontrol ederler.

SW 2.6.3 Stil/karar hakemleri tespit ettikleri her türlü ihlali işaretli kartlar üzerinde yarış serisini, kulvar numarasını, ve ihlalin mahiyetini belirterek başhakeme verirler.

SW 2.7 ŞEF VAKİT HAKEMİ (VAKİT ŞEFİ)

SW 2.7.1 Şef Vakit hakemi tüm kulvar hakemlerinin sorumlu olduğu kulvarı ve kulvar hakemlerinin yerleşim yerlerini belirler. Her kulvar için 3 kulvar hakemi atanır. Otomatik ekipman olmadığı yarışmalarda 2 yedek vakit hakemi tayin eder. Kronometresi çalışmayan, yarış esnasında duran ya da herhangi bir nedenle zaman tutamayan hakemin yerini almak üzere görevlendirilir.

SW 2.7.2 Şef vakit hakemi her kulvar hakeminden kaydedilen derecelerin yazıldığı kartları toplar ve gerekli durumlarda kronometreleri kontrol eder.

SW 2.7.3 Şef vakit hakemi, her kulvarın kartında yazılı resmi dereceyi kontrol eder ve kaydeder.

SW 2.8. VAKİT/KULVAR HAKEMLERİ

SW 2.8.1 Her vakit/kulvar hakemi kendisine görev verilen kulvarda yüzen sporcunun derecesini SW 11.3’e göre tespit eder. Organizasyon Komitesinin tatmin olması için kronometrenin doÄŸruluÄŸu yarışmadan önce belgelenmelidir.

SW 2.8.2 Vakit/kulvar hakemi kronometresini çıkış işaretiyle birlikte çalıştırır ve kulvarındaki yarışçı yarışı bitirdiği zaman durdurur. Şef vakit hakemi 100 m.den uzun yarışlarda vakit hakeminden ara mesafe zamanlarının da kaydedilmesi için talimat verebilir.

SW 2.8.3 Yarışma biter bitmez her kulvardaki vakit hakemi kronometrenin gösterdiÄŸi zamanı vakit kartına yazar ve ÅŸef vakit hakemine verir ve eÄŸer istenirse kontrol için kronometresini gösterir. BaÅŸhakem veya ÅŸef vakit hakeminden kronometreleri “sıfırlayınız” komutu almadan tespit ettikleri dereceleri bozamazlar/silemezler.

SW 2.9 ŞEF VARIŞ HAKEMİ (VARIŞ ŞEFİ)

SW 2.9.1 Şef varış hakemi varış hakemlerinin duracakları yerleri tayin ve belirtilen yerde durup durmadıklarını kontrol eder.

SW 2.9.2 Şef vakit hakemi yarıştan sonra imzalı sonuç kağıtlarını varış hakemlerinden alır sıralamayı kontrol eder ve başhakeme verir.

SW 2.9.3 Yarış bitişine otomatik zamanlama cihazı kullanılarak karar verildiği zaman, şef varış hakemi her yarıştan sonra cihaz tarafından tespit edilen bitiş sıralamasını kayda geçirir.

SW 2.10 VARIŞ HAKEMİ

SW 2.10.1 Varış hakemleri, yarışın bitiÅŸinde “finiÅŸinde” sorumlu oldukları kulvara ait kronometreyi bir düğmeye basarak durdurabilecekleri otomatik elektronik cihaz kullanılmıyorsa, bitiriÅŸ hattını ve bütün kulvarları tam olarak görebilecekleri bir yerde, merdiven ÅŸeklindeki sıralarda otururlar.

SW 2.10.2 Her yarıştan sonra varış hakemleri kendilerine verilen göreve göre yüzücülerin sıralamasına karar verir ve sıralamayı kaydederler. Varış hakemleri elektronik kronometreyi durdurma görevi yapmıyorlarsa vakit hakemleri gibi hareket edemezler.

SW 2.11 SEKRETERYA (KONTROL MASASI)

SW 2.11.1 Sekretarya şefi (şef sekreter), gerek bilgisayar kayıtlarından ve gerekse başhakemden gelen yarış derece ve sıralamalarını kontrol etmekten sorumludur. Şef sekreter, başhakem yarış sonuçlarını imzalarken tanık olarak bulunacaktır.

SW 2.11.2 Sekreterya seriler ve finaller sonrasında yarıştan çekilmeleri kontrol eder, sonuçları resmi formlara kaydeder, gerçekleştirilen yeni rekorları listeler ve uygun bir şekilde sonuçları kaydeder.

SW 3 SEÇME VE FİNALLERDE KULVAR DAĞILIMI

Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında, Bölgesel oyunlarda ve diğer FINA yarışlarında yüzücülerin çıkış yerleri aşağıdaki şekilde belirlenecektir.

SW 3.1 SEÇMELER

SW 3.1.1 Bütün yarışmacıların son baÅŸvuru tarihi öncesinde son 12 ayda yaptığı en iyi dereceler giriÅŸ formlarında belirtilir ve organizasyon komitesi tarafından tespit edilen derecelere göre listeler tanzim edilir. Derecesi belirtilmeyen yüzüler en yavaÅŸ olarak kabul edilecek ve listenin en sonunda yer alacaklardır. Bunun gibi derecesini bildirmeyen veya aynı dereceye sahip birden fazla yüzücü varsa, yer alacakları kulvarlar, kurra neticesinde belirlenir. Yüzücülerin kulvar sıralaması aÅŸağıda SW 3.1.2’de belirtilen esaslara göre yapılır. Yüzücülerin beyan ettikleri derecelere istinaden hangi serilerde yüzecekleri aÅŸağıda belirtilen esaslara göre tayin edilir.

SW 3.1.1.1 Eğer bir seri teşkili kadar yüzücü varsa final olarak kabul edilir ve finallerde yüzülür.

SW 3.1.1.2 Eğer iki seri varsa en iyi dereceye sahip yüzücü 2. seride ondan sonra gelen yüzücü 1. seride, bir sonraki 2. seride olacak şekilde serileme yapılır.

SW 3.1.1.3 Eğer 3 seri teşkil edilecekse, en iyi dereceye sahip yüzücü 3. seride, 2. yüzücü 2. seride, 3. yüzücü 1. seride, 4. yüzücü 3. seride, 5. yüzücü 2. seride, 6. yüzücü 1. seride, 7. yüzücü 3. seride olacak şekilde serileme yapılır.

SW 3.1.1.4 EÄŸer 4 veya daha fazla seri varsa son 3 seri SW 3.1.1.3’e göre tanzim edilir. Son üç seriden sonra gelen seri, daha sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teÅŸekkül eder. Son dört seriden sonraki seriler, bunlardan sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teÅŸekkül eder. Her seride kulvar sıralaması SW 3.1.2’de özet olarak belirtilen örnekteki gibi verilen derecelerin düşüş sırasına göre yapılır.

SW 3.1.1.5 Bir yarışta 2 yada daha fazla sayıda seri varsa, birinci seride en az üç yarışmacı yer alır. Diğer sporcular bundan sonraki serilere dağıtılır. Seriler belirlendikten sonraki çekilmelerle bu sayı üçün altına inebilir.

SW 3.1.2 50 m. yarışlarının haricinde kulvar dağılımı en iyi zamana sahip olan yüzücü kulvar sayısı tek numaralı havuzlarda (5,7,9 kulvar gibi) orta kulvarda, (6 ve 8 kulvarlı havuzlarda) 3. veya 4. kulvarda yer alır. (çıkış yerinde yüz havuza dönük durulduğunda en sağdaki 1 numaralı kulvardır) 2. en iyi dereceye sahip yüzücü birincinin solunda, diğerleri de sırasıyla sağda ve solda olacak şekilde yerleşirler. Dereceleri aynı olan yüzücülerin yerleri kurra ile belirlenir ve yukarıda belirtilen şekilde yerleştirilir.

SW 3.1.3 50 m. yarışlarında otomatik kronometre cihazının yeterliliği, çıkış hakemlerinin pozisyonu ve güvenlik gibi hususları göz önüne alan organizasyon komitesi, yarışı normal çıkış ucundan dönüş ucuna veya dönüş ucundan çıkış ucuna doğru yüzdürebilir. Organizasyon komitesi bu uygulamayı yarışma başlamadan makul bir süre önce yarışmacılara bildirecektir. Yarış hangi taraftan yapılırsa yapılsın, yüzücüler normal çıkış yerinde hangi kulvarda yer almışsa, dönüş yerinden yarışa başlanıldığında da aynı kulvarda yer alırlar.

SW 3.2 YARI FİNALLER VE FİNALLER

SW 3.2.1 Yarı finallerde seriler SW 3.1.1.2’ye göre belirlenir.

SW 3.2.2 Herhangi bir seçmenin söz konusu olmadığı doÄŸrudan final yüzülecek yarışlarda yukarıda SW 3.1.2’de belirtildiÄŸi kulvar dağılımı yapılır. Seçme yarışları yapıldıktan sonra yüzülecek final yarışında kulvar dağılımı seçmelerde alınan dereceler göz önüne alınarak SW 3.1.2’de belirtildiÄŸi ÅŸekilde yapılır.

SW 3.2.3 Seçmelerde aynı seride veya farklı serilerde saniyenin 1/100’ü seviyesinde dereceleri aynı olan 8. veya 16. sırada yer alan yüzücülerin hangisinin final yüzeceÄŸini tayin etmek için bir yarış daha yapılır. Bu yarış bütün yüzücülerin yarışlarını tamamlamasından sonra en az bir saat sonra yapılır.

SW 3.2.4 A veya B final yarışlarında bir veya daha fazla müsabık yarış listesinden çıktığı takdirde, serilerde yaptıkları derecelere göre yedekler çaÄŸrılır. Bu durumda finalin A ve B serileri SW 3.1.2’de belirtildiÄŸi ÅŸekilde yeniden teÅŸkil edilir ve bu deÄŸiÅŸikliÄŸi bütün detaylarıyla gösteren ilave formlar Çıkış/start hakemi yarışmacıları kendi kontrolüne devrettiÄŸi andan itibaren yüzücüler üzerinde tam kontrole sahiptir. Çıkış SW 4’e göre verilir

Çıkış/start hakemi, çıkışa geç kalan, kasıtlı olarak centilmenlik dışı hataları başhakeme bildirir. Sadece baş hakem bu olaylar yüzünden sporcuları diskalifiye edebilir. Bu diskalifiye hatalı çıkış olarak kabul edilmez.

Çıkış hakemi, çıkışın kurallara uygun olup olmadığını karar verir, son karar başhakeme aittir.

Yarış başlangıcında, çıkış hakemi çıkışın yapıldığı yerin 5 m. uzağında vakit hakemlerinin çıkış sinyalini görebilecekleri veya duyabilecekleri ve yüzücülerin çıkış sinyalini duyabilecekleri bir şekilde havuz kenarında yerini alır.

İrtibat hakemi her yarıştan önce yarışa katılacak yüzücüleri toplar.

İrtibat hakemi, yüzücüleri çağırıldığında hazır bulunmadığı halleri başhakemi bildirir.

Şef Dönüş hakemi dönüş hakemlerinin yarışma boyunca görevlerini yerine getirmesini sağlar.

Şef Dönüş hakemi tüm ihlal raporlarını dönüş hakemlerinden alır ve bunları hemen başhakeme iletir.

Havuzun her iki bitişine ve her kulvara birer tane dönüş hakemi atanır.

Her dönüş hakemi yüzücünün duvara değmeden önceki son kulacın başlangıcından, duvardan ayrıldıktan sonraki ilk kulacın bitimine kadar geçen sürede stilin dönüşüyle ilgili kurallara uygun olup olmadığını kontrol eder. Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün çıkışından ilk kulacı atana kadar geçen sürede kurallara uygun hareket edip, etmediğini kontrol eder. Bitiş kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün yarışı ilgili kurallara göre bitirip bitirmediğini kontrol eder.

800 m. ve 1500 m. Yarışlarında, havuzun dönüş kenarlarındaki dönüş hakemleri yüzücü tarafından tamamlanan turları kaydeder ve tur kartlarını göstererek yüzücüyü kalan turlar konusunda bilgilendirir. Bunun için sualtı göstergelerini içeren yarı elektronik ekipman da kullanılabilir.

Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri kendi kulvarındaki yüzücünün yarışı bitirmesine iki havuz boyu + 5 m. kaldığında uyarı sinyali verir. (800 m. ve 1500 m. yarışlarında uyarı sinyali düdük ya da zil olabilir.) Uyarı sinyali dönüş yapıldıktan sonra 5 metre daha devam edecek şekilde tekrarlana bilir.

Bayrak yarışlarında, baÅŸlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yarışı bitirecek yüzücünün duvara dokunduktan sonra, yarışa baÅŸlayacak yüzücünün kurallara uygun çıkış yapıp yapmadığını kontrol eder. Otomatik zamanlama cihazı bulunduÄŸu durumlarda SW 13.1’e göre karar verilir.

Dönüş hakemleri herhangi bir kural hatasını, yarış serisini, kulvar numarasını ve yüzücü ismini belirterek işaretli karta kaydeder. Bu kartlar şef dönüş hakemine ve onun tarafından da başhakeme iletilir.

Stil/karar hakemleri havuzun her iki kenarında yer alırlar.

Stil/karar hakemleri yarışta öngörülen stilin yüzücüler tarafından kurallara uygun olarak yüzülüp yüzülmediğini kontrol ederler. Ayrıca dönüş hakemlerine yardımcı olmak amacıyla dönüşleri de kontrol ederler.

Stil/karar hakemleri tespit ettikleri her türlü ihlali işaretli kartlar üzerinde yarış serisini, kulvar numarasını, ve ihlalin mahiyetini belirterek başhakeme verirler.

Şef Vakit hakemi tüm kulvar hakemlerinin sorumlu olduğu kulvarı ve kulvar hakemlerinin yerleşim yerlerini belirler. Her kulvar için 3 kulvar hakemi atanır. Otomatik ekipman olmadığı yarışmalarda 2 yedek vakit hakemi tayin eder. Kronometresi çalışmayan, yarış esnasında duran ya da herhangi bir nedenle zaman tutamayan hakemin yerini almak üzere görevlendirilir

Şef vakit hakemi her kulvar hakeminden kaydedilen derecelerin yazıldığı kartları toplar ve gerekli durumlarda kronometreleri kontrol eder.

Şef vakit hakemi, her kulvarın kartında yazılı resmi dereceyi kontrol eder ve kaydeder.

Her vakit/kulvar hakemi kendisine görev verilen kulvarda yüzen sporcunun derecesini SW 11.3’e göre tespit eder. Organizasyon Komitesinin tatmin olması için kronometrenin doÄŸruluÄŸu yarışmadan önce belgelenmelidir.

Vakit/kulvar hakemi kronometresini çıkış işaretiyle birlikte çalıştırır ve kulvarındaki yarışçı yarışı bitirdiği zaman durdurur. Şef vakit hakemi 100 m.den uzun yarışlarda vakit hakeminden ara mesafe zamanlarının da kaydedilmesi için talimat verebilir.

Yarışma biter bitmez her kulvardaki vakit hakemi kronometrenin gösterdiÄŸi zamanı vakit kartına yazar ve ÅŸef vakit hakemine verir ve eÄŸer istenirse kontrol için kronometresini gösterir. BaÅŸhakem veya ÅŸef vakit hakeminden kronometreleri “sıfırlayınız” komutu almadan tespit ettikleri dereceleri bozamazlar/silemezler.

Şef varış hakemi varış hakemlerinin duracakları yerleri tayin ve belirtilen yerde durup durmadıklarını kontrol eder.

Şef vakit hakemi yarıştan sonra imzalı sonuç kağıtlarını varış hakemlerinden alır sıralamayı kontrol eder ve başhakeme verir.

Yarış bitişine otomatik zamanlama cihazı kullanılarak karar verildiği zaman, şef varış hakemi her yarıştan sonra cihaz tarafından tespit edilen bitiş sıralamasını kayda geçirir.

Varış hakemleri, yarışın bitiÅŸinde “finiÅŸinde” sorumlu oldukları kulvara ait kronometreyi bir düğmeye basarak durdurabilecekleri otomatik elektronik cihaz kullanılmıyorsa, bitiriÅŸ hattını ve bütün kulvarları tam olarak görebilecekleri bir yerde, merdiven ÅŸeklindeki sıralarda otururlar.

Her yarıştan sonra varış hakemleri kendilerine verilen göreve göre yüzücülerin sıralamasına karar verir ve sıralamayı kaydederler. Varış hakemleri elektronik kronometreyi durdurma görevi yapmıyorlarsa vakit hakemleri gibi hareket edemezler.

Sekretarya şefi (şef sekreter), gerek bilgisayar kayıtlarından ve gerekse başhakemden gelen yarış derece ve sıralamalarını kontrol etmekten sorumludur. Şef sekreter, başhakem yarış sonuçlarını imzalarken tanık olarak bulunacaktır

Sekreterya seriler ve finaller sonrasında yarıştan çekilmeleri kontrol eder, sonuçları resmi formlara kaydeder, gerçekleştirilen yeni rekorları listeler ve uygun bir şekilde sonuçları kaydeder.

Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında, Bölgesel oyunlarda ve diğer FINA yarışlarında yüzücülerin çıkış yerleri aşağıdaki şekilde belirlenecektir.

Bütün yarışmacıların son başvuru tarihi öncesinde son 12 ayda yaptığı en iyi dereceler giriş formlarında belirtilir ve organizasyon komitesi tarafından tespit

edilen derecelere göre listeler tanzim edilir. Derecesi belirtilmeyen yüzüler en yavaÅŸ olarak kabul edilecek ve listenin en sonunda yer alacaklardır. Bunun gibi derecesini bildirmeyen veya aynı dereceye sahip birden fazla yüzücü varsa, yer alacakları kulvarlar, kurra neticesinde belirlenir. Yüzücülerin kulvar sıralaması aÅŸağıda SW 3.1.2’de belirtilen esaslara göre yapılır. Yüzücülerin beyan ettikleri derecelere istinaden hangi serilerde yüzecekleri aÅŸağıda belirtilen esaslara göre tayin edilir

Eğer bir seri teşkili kadar yüzücü varsa final olarak kabul edilir ve finallerde yüzülür.

Eğer iki seri varsa en iyi dereceye sahip yüzücü 2. seride ondan sonra gelen yüzücü 1. seride, bir sonraki 2. seride olacak şekilde serileme yapılır.

Eğer 3 seri teşkil edilecekse, en iyi dereceye sahip yüzücü 3. seride, 2. yüzücü 2. seride, 3. yüzücü 1. seride, 4. yüzücü 3. seride, 5. yüzücü 2. seride, 6. yüzücü 1. seride, 7. yüzücü 3. seride olacak şekilde serileme yapılır.

EÄŸer 4 veya daha fazla seri varsa son 3 seri SW 3.1.1.3’e göre tanzim edilir. Son üç seriden sonra gelen seri, daha sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teÅŸekkül eder. Son dört seriden sonraki seriler, bunlardan sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teÅŸekkül eder. Her seride kulvar sıralaması SW 3.1.2’de özet olarak belirtilen örnekteki gibi verilen derecelerin düşüş sırasına göre yapılır.

Bir yarışta 2 yada daha fazla sayıda seri varsa, birinci seride en az üç yarışmacı yer alır. Diğer sporcular bundan sonraki serilere dağıtılır. Seriler belirlendikten sonraki çekilmelerle bu sayı üçün altına inebilir.

50 m. yarışlarının haricinde kulvar dağılımı en iyi zamana sahip olan yüzücü kulvar sayısı tek numaralı havuzlarda (5,7,9 kulvar gibi) orta kulvarda, (6 ve 8 kulvarlı havuzlarda) 3. veya 4. kulvarda yer alır. (çıkış yerinde yüz havuza dönük durulduğunda en sağdaki 1 numaralı kulvardır) 2. en iyi dereceye sahip yüzücü birincinin solunda, diğerleri de sırasıyla sağda ve solda olacak şekilde yerleşirler. Dereceleri aynı olan yüzücülerin yerleri kurra ile belirlenir ve yukarıda belirtilen şekilde yerleştirilir

50 m. yarışlarında otomatik kronometre cihazının yeterliliği, çıkış hakemlerinin pozisyonu ve güvenlik gibi hususları göz önüne alan organizasyon komitesi, yarışı normal çıkış ucundan dönüş ucuna veya dönüş ucundan çıkış ucuna doğru yüzdürebilir. Organizasyon komitesi bu uygulamayı yarışma başlamadan makul bir süre önce yarışmacılara bildirecektir. Yarış hangi taraftan yapılırsa yapılsın, yüzücüler normal çıkış yerinde hangi kulvarda yer almışsa, dönüş yerinden yarışa başlanıldığında da aynı kulvarda yer alırlar.

Yarı finallerde seriler SW 3.1.1.2’ye göre belirlenir.

Herhangi bir seçmenin söz konusu olmadığı doÄŸrudan final yüzülecek yarışlarda yukarıda SW 3.1.2’de belirtildiÄŸi kulvar dağılımı yapılır. Seçme yarışları yapıldıktan sonra yüzülecek final yarışında kulvar dağılımı seçmelerde alınan dereceler göz önüne alınarak SW 3.1.2’de belirtildiÄŸi ÅŸekilde yapılır.

Seçmelerde aynı seride veya farklı serilerde saniyenin 1/100’ü seviyesinde dereceleri aynı olan 8. veya 16. sırada yer alan yüzücülerin hangisinin final yüzeceÄŸini tayin etmek için bir yarış daha yapılır. Bu yarış bütün yüzücülerin yarışlarını tamamlamasından sonra en az bir saat sonra yapılır

A veya B final yarışlarında bir veya daha fazla müsabık yarış listesinden çıktığı takdirde, serilerde yaptıkları derecelere göre yedekler çaÄŸrılır. Bu durumda finalin A ve B serileri SW 3.1.2’de belirtildiÄŸi ÅŸekilde yeniden teÅŸkil edilir ve bu deÄŸiÅŸikliÄŸi bütün detaylarıyla gösteren ilave formlar

yayınlanır.

SW 3.3 SW 3’de yer alanlar haricinde kalan yarışlarda kulvar dağılımı kur’a sistemine göre yapılır.

SW 4 ÇIKIŞ (START)

SW 4.1 Serbest, kurbaÄŸalama ve kelebek yarışlarında çıkış atlayarak yapılır. BaÅŸ hakemin uzun düdüğüyle (SW 2.1.5) yüzücüler depar taşı üzerine çıkar ve orada beklerler. Çıkış hakeminin “YERLERİNİZE” (TAKE YOUR MARKS) komutuyla, derhal en az bir ayağı depar taşının önünde olacak ÅŸekilde çıkış durumunu alır. Yüzücünün ellerinin durumu önemli deÄŸildir. Bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiÄŸi zaman çıkış hakemi çıkış iÅŸaretini verir (tabanca, korna, düdük veya bağırarak).

SW 4.2 Sırtüstü ve karışık bayrak yarışları suyun içinden baÅŸlar. BaÅŸhakemin uzun düdüğünden sonra (SW 2.1.5) yüzücüler suya girerler. BaÅŸhakemin ikinci uzun düdüğüyle yüzücüler gereksiz gecikmeye sebebiyet vermeden geri döner ve çıkış durumunu alırlar (SW 6.1). Çıkış hakemi “YERLERİNİZE” (TAKE YOUR MARKS) komutunu verir ve bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiÄŸi zaman çıkış iÅŸaretini verir.

SW 4.3 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve diğer FINA yarışlarında YERLERİNİZE (TAKE YOUR MARKS) komutu İngilizce olarak verilecektir. Bu komut her atlama taşının arkasına yerleştirilen hoparlörlerden duyurulacaktır.

SW 4.4. Çıkış sinyalinden önce çıkış yapan yüzücü diskalifiye edilir. Eğer çıkış sinyali diskalifiyenin açıklanmasından önce verildiyse yarış devam eder, yüzücü ya da yüzücüler yarış bitiminde diskalifiye edilirler. Eğer diskalifiye çıkış sinyalinden önce deklare edilirse, çıkış sinyali verilmez, kalan sporcular geri çağrılır ve çıkış hakemi tarafından cezalar hakkında uyarılıp yeniden çıkış yaparlar.

SW 4.5 Hatalı çıkış işareti, çıkış işaretiyle aynıdır. Yani çıkış işareti düdük, tabanca, boru veya komut şeklinde verilmişse hatalı çıkış işareti de aynı şekilde fakat daha uzun verilecektir. Aynı zamanda çıkışın hatalı olduğu, hatalı çıkış ipinin düşürülmesi suretiyle de belirtilecektir. Eğer başhakem çıkışın hatalı olduğuna karar verirse düdüğünü öttürür ve çıkış hakemi de bunu takiben hatalı çıkış işaretini verir ve hatalı çıkış ipi düşürülür.

SW 5 SERBEST YÜZME

SW 5.1 Serbest stil bir yarışta yüzücünün arzu ettiği bir şekilde yüzmesi anlamına gelmekle beraber ferdi karışık ve karışık bayrak yarışlarında serbest stil, sırtüstü, kurbağalama veya kelebek stilinden başka herhangi bir stil olarak kabul edilecektir SW 5.2 Serbest stilde dönüşlerde ve yarışın bitiminde yüzücü vücudunun herhangi bir yeri ile duvarlara dokunabilir. Elle dokunma mecburiyeti yoktur.

SW 5.2 Dönüş ve dönüş sonrasında veya çıkışta 15 m.yi geçmemek koşuluyla yüzücünün su altında kalmasına izin verilmesinin dışında, yüzcünün vücudunun herhangi bir bölümü su yüzeyini kesmelidir. 15 m.lik mesafeden sonra baş su yüzeyini kesmelidir.

SW 5.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümü su yüzeyinin üzerinde olmalıdır. Dönüşlerde vücudun suya batmasına ve suyun içinde gitmesine izin verilir. Çıkışta ve dönüşlerde 15. metrede baş su yüzeyini kesmelidir.

SW 6 SIRTÜSTÜ

SW 6.1 Çıkış sinyalinden önce yarışmacılar elleri çıkış demirlerine yerleştirilmiş ve yüzleri depar taşına dönük şekilde suyun içinde sıralanırlar. Ayak, başparmak dahil su yüzeyinin altında olmalıdır. Taşma oluklarının üzerine veya içine dayanmak veya ayak baş parmağıyla oluğun kenarını kavramak yasaktır.

SW 6.2 Çıkış iÅŸaretiyle beraber ve dönüşlerde yüzücüler kendilerini ayaklarıyla itebilir ve yarışma boyunca SW 6.4’de belirtilen ÅŸekildeki dönüş yapma haricinde, sırtüstü pozisyonunda yüzmeye devam ederler. Sırtüstü yüzmede sırtın durumu yüzme esnasında 90 dereceden az olmak kaydıyla , düşey duruma gelecek ÅŸekilde saÄŸa ve sola bükülebilir. Bu durumda başın durumu nazarı dikkate alınmaz.

NOT : FINA Teknik Komitesi’nin açıklaması (FINA NEWS VOL.XIII); “Dönüş yapma anı hariç”in manası, kesintisiz bir dönüş yapmak gayesiyle, normal sırtüstü pozisyonunun herhangi bir ÅŸekilde bozulmasıdır. “Kesintisiz dönüş hareketi” cümleciÄŸinin manası, duraklamaksızın, muntazam kesintisiz harekettir. Üst omuzun göğse göre dik durumdan daha öteye döndürülmesinden sonra, dönüşe (taklaya) baÅŸlamak için kesintisiz tek kol çekiÅŸ veya kesintisiz birbirini takip eden çift kol çekiÅŸi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonundan ayrıldıktan sonra, dönüş hareketi yapmanın haricinde, ayak vurma, kol çekme veya yüzme yapılmayacaktır.

SW 6.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümünün su yüzeyini geçmesi gerekir. Dönüşlerde yüzücünün tamamiyle suyun altına dalmasına ve 15 metreden daha çok olmamak kaydıyla çıkış ve dönüşlerde suyun altından gitmesine izin verilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir.

SW 6.4 Dönüş esnasında omuzlar göğse göre dik olacak şekilde çevrilebilir. Bunu takiben dönüşe başlamak için kesintisiz tek kol çekişi veya kesintisiz aynı anda çift kol çekişi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonunu terk ettikten sonra dönüş hareketinin devamını sağlamayan hiçbir ayak vuruşu veya kol çekişi yapılmayacaktır. Fakat yüzücü duvardan ayrılmadan önce sırtüstünde bir pozisyona dönmüş olmalıdır. Dönme esnasında yüzücü duvara vücudunun herhangi bir kısmı ile dokunmak zorundadır.

SW 6.5 Yarışın bitişinde, yüzücü duvara sırt üstü pozisyonda değmelidir. Dokunma sırasında vücut tamamiyle suyun altında olabilir.

SW 7 KURBAÄžALAMA

SW 7.1 Çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kol çekimi ile birlikte “vücut göğüs üstünde tutulmalıdır” hiçbir zaman sırtüstü dönmeye izin verilmez.

SW 7.2 Kolların tüm hareketleri eş zamanlı, aynı yatay düzlemde olmalı, biri önce diğeri sonra hareket etmemelidir.

SW 7.3 Eller göğüs hizasında ileriye doğru suyun altından yada üstünden aynı anda atılmalıdır. Dönüşlerden ve bitirişten önceki son kulaç haricinde dirsekler suyun altında olmalıdır. Eller su seviyesinin altından yada üstünden geriye çekilmelidir. Çıkış ve dönüşlerdeki ilk kulaç haricinde eller kalça hizasından öteye götürülmemelidir.

SW 7.4 Bacakların tüm hareketleri eş zamanlı yatay düzlemde olmalı, farklı hareketler gözlenmemelidir.

SW 7.5 Ayaklar geriye doğru vuruş esnasında dışarıya doğru döndürülmelidir. Makas hareketine, çırpmaya veya aşağıya doğru dolfin (pasif dolfin) vuruşuna müsaade edilmez. Ayağın su yüzeyini geçmesine ancak aşağıya doğru dolfin şeklinde vuruşla devam etmemesi şartıyla müsaade edilir.

SW 7.6 Her dönüşte ve yarış bitiminde dokunma su seviyesinin altında veya üstünde her iki elle aynı anda yapılmalıdır. Omuzlar duvara dokunana kadar yatay durumda kalmalıdır. Dokunmadan önceki son kol çekişinden (çekiş tam veya yarım olabilir) sonra baş suya dalabilir. Ancak; baş, son kol çekiminin herhangi bir safhasında su yüzeyini geçmeye başlamalıdır.

SW 7.7 Her bir ayak vuruş ve bir kol çekişinin tamamlanmasıyla yüzücünün kafasının bir kısmı su yüzeyini geçecektir. Yalnız çıkışta ve her dönüşte, yüzücü ayaklarına kadar uzanan komple bir kol çekişi ve su yüzeyine çıkmadan evvel, tamamıyla batmış haldeyken, bir ayak vuruşu yapabilir. İkinci hamlesinin (kol çekişinin) en geniş yerinde, eller içeriye doğru çevrilmeden önce, (eller içeriye doğru süpürme safhasına geçmeden önce) başın su yüzeyini geçmeye başlaması şarttır.

SW 8 KELEBEK

SW 8.1 Dönüşler dışında vücut daima yüzükoyun (havuza paralel) göğüs üzerinde olmalıdır. Omuzlar, çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kulaçtan, gelecek dönüşe veya bitirişe kadar su yüzeyine paralel durumda bulunacaktır. Bu stilde takla atarak dönüşe müsaade edilmez.

SW 8.2 Her iki kol birlikte su üzerinde öne atılmalı ve eş zamanlı olarak geri çekilmelidir.

SW 8.3 Bacakların aşağı ve yukarı hareketleri aynı anda olmalıdır. Ayakların ve bacakların, aynı seviyede olması şart değildir. Fakat ardışık hareketlerine izin verilmez. (KURBAĞA AYAK VURUŞUNA İZİN VERİLMEZ )

SW 8.4 Her dönüşte ve yarış bitiminde havuz duvarına dokunuş aynı anda her iki elle, su seviyesinin altında, üstünde veya hizasında yapılacaktır.

SW 8.5 Çıkışta ve dönüşlerde yüzücünün su yüzüne çıkma amacıyla suyun altında bir veya daha fazla (dolfin ) ayak vurmasına ve bir kol çekmesine müsaade edilir. Yüzücü çıkıştan ve her dönüşten sonra 15 m.yi geçmemek şartıyla tamamen su altında kalabilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir. Yüzücü bir sonraki dönüşe yada bitirişe kadar su yüzeyinde kalmalıdır.

SW 9 KARIŞIK YÜZME

SW 9.1 Ferdi karışık yarışlarda yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Kelebek, Sırtüstü, Kurbağalama ve Serbest stil.

SW 9.2 Karışık bayrak yarışında yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Sırtüstü, Kurbağalama, Kelebek ve Serbest stil.

SW 9.3 Her bölüm o stilin kurallarına uygun olarak bitirilmelidir.

SW 10 YARIÅž

SW 10.1 Bir yüzücünün hak elde edebilmesi için öngörülen mesafeyi tek başına yüzüp bitirmesi gerekir.

SW 10.2 Bir yüzücünün yarışı başladığı kulvarda bitirmesi gerekir.

SW 10.3 Bütün yarışlarda, yüzücünün dönüşlerde kulvarın veya havuzun sonundaki duvara fiziksel temas yapması gerekir. Dönüşler muhakkak havuz duvarından yapılmalıdır. Havuzun dibine ayak basmak veya dibine basarak sıçramak yasaktır.

SW 10.4 Serbest yüzmelerde veya bayrak yarışlarının serbest stil bölümlerinde bir yüzücünün havuz tabanına basarak durması diskalifiye nedeni değildir. Ancak bu durumda yürümesine müsaade edilmez.

SW 10.5 Kulvar ipinin çekilmesine izin verilmez.

SW 10.6 Bir yüzücü, kendi kulvarından diğer kulvara geçerek veya herhangi başka bir şekilde, diğer yüzücünün yüzüşünü engellerse diskalifiye edilir. Eğer bu hata uluslar arası bir yarışta yapılmış ise, durum suç işleyen yüzücünün federasyonuna yarışmayı tertipleyen federasyona başhakem tarafından bildirilir.

SW 10.7 Hiçbir yüzücü süratini artırmaya yardımcı olacak, yüzme kabiliyetini veya dayanıklılığını arttıracak (parmak araları perdeli eldiven, palet, yelek ve benzeri) malzemeyi yarış sırasında giyemez ve kullanamaz. İstenirse gözlük takılabilir.

SW 10.8 Yarışa katılmayan bir yüzücü, bütün yüzücüler yarışı bitirmeden, yani yarış henüz devam ederken, havuza girerse, o müsabakalardaki ilk yarışına katılma hakkını kaybeder

SW 10.9 Bayrak takımları 4 yüzücüden müteşekkildir.

SW 10.10 Bayrak yarışlarında, bir önceki takım arkadaşının eli varış duvarına değmeden ayakları çıkış platformundan ayrılan yüzücünün takımı diskalifiye edilir. Ancak, hatalı çıkış yapan yüzücü geriye dönerek çıkış duvarına dokunduktan sonra yarışa devam ederse diskalifiye edilmez. Duvara değmesi yeterli olup, depar taşından atlaması gerekmez.

SW 10.11 Bir bayrak takımının belirtilen mesafeyi yüzmeye tayin edilmiş yüzücüsünden başka bir yüzücüsü, bütün takımların yarışmacıları yarışı bitirmeden, yarış esnasında suya girerse, o bayrak takımı diskalifiye edilir.

SW 10.12 Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin isimleri ve sıraları yarış başlamadan önce belirlenecektir. Takımdaki yüzücüler bayrak yarışında sadece bir defa yüzebilir. Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin sıralaması seçmelerde ve finallerde değişik olabilir. Ancak bu değişiklik, bu yarışlar için daha önce yarışma sekreterliğine verilen listedeki isimlerle sınırlıdır. Verilen sırada yüzülmemesi diskalifiye nedenidir. Listede belirtilen sporcuların değiştirilmesi için doktor raporu gereklidir.

SW 10.13 Bayrak yarışmasında yarışını bitirmiş veya ara mesafesini tamamlamış her yüzücünün yarışmayı bitirmemiş diğer yüzücüleri engellemeden mümkün olan en kısa zamanda, havuzu terk etmesi gerekir. Aksi takdirde hatayı işleyen yüzücü ve onun bayrak takımı diskalifiye edilir.

SW 10.14 Herhangi bir hata yüzünden yüzücünün başarı şansının etkilenmesi halinde, başhakem bu yüzücünün seçmelerde diğer seride yüzmesine, hata finalde yada son seçme serisinde yapılmışsa son seçme serisinin yada finalin yeniden yüzülmesine karar verebilir.

SW 10.15 Kulaç ölçmeye ( pace-making ) tempo tutulmasına, bunu sağlayacak bir cihaz kullanılmasına ve herhangi bir şekilde bu amaçla plan yapılmasına müsaade edilmez.

SW 11 ZAMANLAMA

SW 11.1 Otomatik zamanlama cihazının çalıştırılması tayin edilen resmi görevlilerin denetiminde olmalıdır. Elektronik kronometre ile tespit edilen derecelerden yarışmanın birincisi ve diğer kulvarların geçerli dereceleri ve sıralaması elde edilir. Bu şekilde tespit edilen dereceler ve sıralamalar varış ve zaman hakemlerinin derecelerine göre öncelik taşır. Elektronik kronometrenin bozulduğu veya aletin hata yaptığı kati olarak tespit edildiği veya yüzücü aleti çalıştırmaya muvaffak olamadığı zamanlarda, varış hakemlerinin kararları ve zaman hakemlerinin dereceleri geçerlidir.

SW 11.2 Elektronik kronometrelerin kullanıldığı zaman neticeler saniyenin yüzde biri (1/100 saniye) olarak belirlenecektir. Dereceler saniyenin binde biri (1/1000 saniye) olarak tespit edilse bile son basamak kaydedilmeyecek ve klasman için kullanılmayacaktır. Derecelerin saniyenin yüzde biri bazında eÅŸit olması halinde yüzücüler aynı klasmanda yer alacaktır. Elektronik skorbord’da saniyenin yüzde birine (1/100 saniye) kadar olan dereceler gösterilecektir.

SW 11.3 Bir görevli tarafından durdurulabilen herhangi bir zamanlama aleti kronometre olarak mütalaa edilir. Bu ÅŸekilde elle tutulan derecelerin, yarışmanın yapıldığı ülkenin federasyonunca tayin veya tasdik edilmiÅŸ, 3 kronometre hakemi tarafından tespit edilmesi gerekir. Bütün kronometrelerin doÄŸruluÄŸuna dair bir rapor müsabaka komitesine verilmelidir. Elle tutulan dereceler, saniyenin 1/100’üne kaydedilecektir. Elektronik kronometre kullanılmadığı zaman elle tutulan resmi dereceler aÅŸağıda belirtilen ÅŸekilde tespit edilecektir.

SW 11.3.1 3 kronometreden ikisi aynı zamanı, üçüncüsü farklı zamanı gösteriyorsa 2 aynı derece resmi derece olarak kabul edilecektir.

SW 11.3.2 3 kronometre de farklı dereceleri gösteriyorsa ortadaki zaman resmi derece olarak kabul edilecektir.

SW 11.3.3 Üç kronometreden ikisi çalışıyorsa, derecelerin ortalaması resmi derece olarak kabul edilecektir.

SW 11.4 Bir yüzücünün yarış esnasında veya yarışı takiben diskalifiye edilmesi halinde durumu resmi neticelerde “DİSKALİFİYE” diye belirtilecek, yüzücünün derecesi ve sıralaması hakkında kayıt veya duyuru yapılmayacaktır.

SW 11.5 Diskalifiye bayrak yarışında meydana gelmiş ise, diskalifiye anına kadar olan kurallara uygun ara mesafe dereceleri resmi sonuçlara kayıt edilecektir.

SW 11.6 Bayrak yarışlarında birinci yüzücünün 50 m ve 100 metre dereceleri kaydedilerek resmi sonuçlarda açıklanır.

SW 12 DÜNYA REKORLARI

SW 12.1 Bayanlarda ve erkeklerde aşağıda belirtilen mesafeler ve stiller dünya rekoru olarak kabul edilir.

SERBEST : 50 m., 100 m., 200 m., 400m.,

800 m. ve 1500 m.

SIRTÜSTÜ : 50 m,100 m. ve 200 m.

KURBAÄžALAMA :50 m, 100 m. ve 200 m.

KELEBEK : 50 m, 100 m. ve 200 m.

FERDİ KARIŞIK : 200 m. ve 400 m.

SERBEST BAYRAK: 4×100 m ve 4×200 m.

KARIÅžIK BAYRAK : 4×100 m.

SW 12.2 25 metrelik kulvarlarda aşağıda belirtilen stil ve mesafelerde bayan ve erkek yüzücüler için Dünya Rekorları onaylanacaktır.

SERBEST : 50 m., 100 m., 200 m., 400 m., 800 m. ve 1500 m.

SIRTÜSTÜ : 50 m., 100 m. ve 200 m.

KURBAÄžALAMA : 50 m., 100 m. ve 200 m.

KELEBEK : 50 m., 100 m. ve 200 m.

FERDİ KARIŞIK : 100 m., 200 m. ve 400 m.

SERBEST BAYRAK: 4×100 m ve 4×200 m.

KARIÅžIK BAYRAK : 4×100 m.

SW 12.3 Bayrak takımı yüzücülerinin aynı ülkeden olması gerekir.

SW 12.4 Bütün rekorlar, herhangi bir şekilde düzenlenmiş bir müsabakada veya yarışmadan 3 gün önce halka ilan yoluyla duyurularak ve halk önünde zamana karşı yapılan ferdi yarışta kırılmalıdır. Zamana karşı yapılan ferdi yarışlarda derece denemesi olarak kırılan ve bir federasyon üyesi tarafından onaylanan rekorlarda en az üç gün önceden kamuoyuna duyurulma şartı aranmaz.

SW 12.5 Her kulvarın uzunluğu bir uzman veya o memleketteki FINA üyesinin tayin ettiği veya onayladığı yetkili bir resmi görevli tarafından tasdik edilmelidir.

SW 12.6 Dünya rekorları, dereceler tam otomatik zamanlama cihazıyla veya tam otomatik zamanlama cihazının çalışmadığı zaman yarı otomatik zamanlama cihazıyla tespit edildiği takdirde geçerlidir.

SW 12.7 Saniyenin 1/100’ü bazında eÅŸit olan derecelerle elde edilen rekorlar eÅŸit rekor olarak tanınır ve böyle eÅŸit dereceyi kazanan yüzüler “Müşterek Rekor Sahibi” olarak tanımlanır. Sadece yarışı kazananın derecesi dünya rekoru olarak beyan edilebilir. Bir rekor deneme yarışında iki yüzücünün aynı dereceyi yapması halinde, her iki yarışçı birinci ilan edilecektir.

SW 12.8 Bayrak takımının ilk yüzücüsü dünya rekoru için başvurabilir. Yüzücünün bayrak yarışında kendine düşen mesafeyi rekor bir zamanda, kurallara uygun bir şekilde tamamlamasından sonra, takımın diğer yüzücülerinin kural dışı davranışları neticesinde bayrak takımının diskalifiye olması, rekoru geçersiz kılmaz.

SW 12.9 Bir yüzücü, ferdi yarışta eğer kendi antrenörü ya da idarecisi tarafından başhakeme ara mesafe derecesinin tutulması hususunda özel bir istekte bulunmuşsa veya elektronik kronometre ile ara mesafe tespit edilmiş ise, ara mesafede dünya rekoru talep edebilir. Böyle bir yüzücü ara mesafede rekor talebinde bulunabilmesi için yarışmadaki asıl mesafeyi bitirmelidir.

SW 12.10 Dünya rekorları, yarışmanın yetkili organizasyon veya yürütme komitesi tarafından doldurulan ve yüzücünün ülkesindeki yetkili herhangi bir FINA temsilcisinin bütün kaidelere uyulduğuna kani olarak imzaladığı FINA resmi formu ve doping yapılmadığını gösteren raporla birlikte bildirilir. Rekor zaptı, dünya rekoru kırıldıktan sonra 14 gün içinde FINA fahri sekreterliğine gönderilir.

SW 12.11 Dünya rekoru kırıldığına dair talep, ön bilgi olarak (muvakkatten) rekorun kırıldığı gün dahil 7 gün içinde telgraf, fax veya telexle FINA fahri sekreterliğine rapor edilecektir.

SW 12.12 Yüzücünün memleketindeki FINA üyesi bu rekoru bilgi için FINA Onursal Sekreterliğine mektupla rapor eder.

SW 12.13 Resmi başvuru alındıktan ve başvuru formunda negatif doping testini de içeren bilgilerin doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra FINA Onursal Sekreterliği yeni Dünya Rekorunu açıklar, bu bilginin ilan edilmesi ve başvuru formları kabul edilen yüzücülerin sertifikalarının/ diplomalarının gönderilmesini sağlar.

SW 12.14 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve Dünya kupalarında müsabakalarda kırılan rekorlar bu yarışlar esnasında FINA bürosu tarafından tasdik edilebilir.

SW 12.15 SW 12.10 maddesinde belirtilen şartların yerine getirilmemesi halinde, yüzücünün ülkesindeki FINA temsilcisi rekorun tescili için bizzat müracaat edebilir. Yapılan inceleme sonunda FINA fahri sekreteri talebin doğruluğunu kabul ederse, rekoru tasdik etmeye yetkilidir.

SW 12.16 Dünya rekoru müracaatı FINA tarafından kabul edildiği takdirde, başkan ve genel sekreter tarafından imzalanmış rekorun tanındığını tasdik eden bir diploma fahri sekreter tarafından yüzücünün ülkesindeki FINA üyesine, yüzücüye takdim edilmek üzere verilir. Dünya rekoru kıran bayrak takımının federasyonuna 5 adet dünya rekoru diploması gönderilir. Bunlardan birisi federasyonca alıkonulur.

SW 13 OTOMATİK ZAMANLAMA KURALLARI

SW 13.1 Herhangi bir yarışmada otomatik zamanlama cihazı kullanıldığı zaman bununla tespit edilen dereceler, yapılan sıralama ve bayrak yarışlarındaki ara dereceler, karar ve zaman hakemlerinin tespitlerinden öncelikli olarak değerlendirilir.

SW 13.2 Bir yarışta otomatik zamanlama sistemi bütün yarışçıların derecelerini ve sıralamadaki yerini tespit edemediği durumda;

SW 13.2.1 Otomatik zamanlama sisteminin elde ettiği derece ve sıralaması kayıt edilir.

SW 13.2.2 Elle tutulan derece ve sıralama kayıt edilir.

SW 13.2.3 Resmi sıralama aşağıdaki gibi belirlenecektir.

SW 13.2.3.1 Bir yüzücünün Otomatik Zamanlama Cihazı tarafından belirlenen derecesi ve sıralaması, diğer sporcuların otomatik zamanlama cihazı tarafından belirlenen derece ve sıralamaları ile kıyaslanarak göreceli yeri belirlenir.

SW 13.2.3.2 Bir yüzücünün otomatik zamanlama cihazı tarafından belirlenmiş derecesi mevcut fakat sıralaması yoksa, diğer yüzücülerin otomatik zamanlama cihazı ile tespit edilen dereceleri ile kıyaslanarak sıralamadaki yeri belirlenir.

SW 13.2.3.3 Bir yüzücünün otomatik zamanlama cihazı tarafından belirlenmiş derecesi ve sıralaması yoksa sıralamadaki yeri yarı otomatik zamanlama cihazı yada 3 kronometre tarafından ölçülen derece ile belirlenir.

SW 13.3 Resmi zamanlama aşağıdaki gibi belirlenir.

SW 13.3.1 Otomatik zamanlama cihazı tarafından ölçülen dereceler aynen kabul edilir.

SW 13.3.2 Otomatik zamanlama cihazı derecesi olmayan tüm yüzücüler için resmi derece 3 kronometrenin yada yarı otomatik zamanlama cihazının ölçtüğü derecedir.

SW 13.4 Bir yarışta serilerin birleştirilerek göreceli sıralamanın yapılması aşağıdaki şekilde olacaktır.

SW 13.4.1 Tüm yüzücülerin göreceli sıralaması resmi derecelerinin kıyaslanması sonucunda oluşturulur.

SW 13.4.2 Bir yüzücünün resmi derecesi bir yada daha fazla yüzücünün resmi derecesine eşit ise bu dereceye sahip tüm yüzücüler o yarışta aynı sırada yer alırlar.

YÜZME YAŞ GRUBU KURALLARI

SWAG 1 Federasyonlar FINA teknik kurallarını kullanarak kendi yaş grubu kurallarını tatbik edebililer.

HAVUZ ORTAMI

Havuz ortamını oluşturan faktörlerden en önemlisi sudur. İdeal bir havuz suyu steril olmalı, içme suyu niteliklerini taşımalı ve bu özelliklerin sürekli olarak korunması sağlanmalıdır.

Normalde su uygulamaları pratiğinde kirli su temiz su haline getirilerek kullanıcılara ulaştırılırken havuz ortamında kirli su temiz su haline getirildikten sonra, zaman içerisinde oluşan kirlenmeler ve bakteriler nedeniyle tekrar temizlenerek kişilere ulaştırılmaktadır.

Havuz suyunu iyi, mükemmel ve temiz tutmak çok zordur. Profesyonel eğitim görmüş kişiler ve süper sistemlerden yararlanılsa bile bu beklenmeyen şeylerin oluşumunu engelleyemez.

Havuz suyuna her sağlıklı insanın vücudundan organik ve anorganik maddelerle mikroorganizmalar yayılır (Örneğin: Yağ, ter, burun-boğaz mukusu, salya, idrar bileşenleri, kozmetik ürünleri, güneş yağlan ve sabun artıkları.) Her havuzda yüzen kişi suda çözünmeyen kirliliklerin yanında ayrıca milyonlarca (bir dalışta 600 milyon) mikrobunda havuz suyuna karışmasına yol açar.

Bunun dışında örneğin çevreden gelen toz ve yosun tohumları gibi, kirletici unsurlar ve mikroorganizmalar da suya karışmaktadır. Açık havuzlarda tüm bunlardan başka güneşten koruyucu malzemeler, çim, kum, toprak vs. gibi ek bir takım kirlenme kaynakları da söz konusu olmaktadır.

Yüzme havuzu suyu belli sıcaklıkta olduğundan, uygun şekilde muamele edilmediği takdirde yosunlar ve bakterilerin gelişmesi için ideal bir ortam oluşturmaktadır.

Yosunlar, her ne kadar yüzücüler için doğrudan zararlı unsurlar olmasada mikroorganizmalar, bakteriler ve mantarların beslenmesine zemin oluşturabilmektedir.

Su her ne kadar berrak görünse de içinde suda dağılmış çıplak gözle görülemeyen küçük parçacıklar olan koloid maddeler mevcut olabilir. Koloidler hemen hemen tümüyle organik maddeler olup bakteri ve virüsler için, bunları örten ve dezenfeksiyon işlemini güçleştiren koruyucu unsur oluşturabilirler.

Havuz ortamını hazırlayan diğer faktörlerden biri havuz inşaatı ve havuz suyu hijyen hizmet sistemleridir. Bu sistemler oluşturulurken havuzun kapatılması gerektiren bir olay oluşmadan farkedilmeli ve düzeltilmelidir. Pompalama, fîltrasyon, kimyasal maddelerin dengelenmesi, dezenfeksiyon, ısıtma sistemlerinden oluşan bu ünitelerin yapımında, malzeme seçiminde mekanik tesisatın mühendislik hesaplarına uygun olmasına ve yeni teknolojilerin kullanılmasına büyük önem verilmelidir.

Bunun yanısıra unutulmamalıdır ki, ortamı oluşturan diğer faktörler olan havuz ortamının nemi, havalandırması, ısısı, ışıklandırılması, akustiği, boyutları, acil yardım sistemleri, periyodik bölüm temizliği de önemli rol oynamaktadır.

Kirlenme Türü Parçacık Büyüklüğü Kirletici Maddeler Yoketme ve Azatlma Yolu

iri yüzücü parçalar > 1 mm saç, kepek takstil elyafları süzmekle

iri bulandırıcı maddeler 1…0,0001 mm. deri pulları, yaÄŸ sabun artıkları, merhemler çöktürme ve filtrasyon

kolloid maddeler 0,0001…0,0000001 kozmetikler, mukus, salya, mikroorganizmalar, virüsler çöktürme ve filtrasyon

tam çözünen organik maddeler >0,0000001 mm. idar veter bileşenleri, amno asitler, mikrooganizmalar (virüsler ) oksidasyon dezenfeksiyon (klor, dioksit, ozon)

tam çözünmüş anorganik maddeler bozulmayan organik maddeler çözünmüş sodyum klorürü, nitratlar, kloraminler temiz su ilavesiyle oranları düşürülür

Doping Ve Ergojenik Yardımcılar

Salı, 06 Kasım 2007

DOPİNG VE ERGOJENİK YARDIMCILAR

İnsanoÄŸlu bazı konularda egolarını yenememektedir. Bu konulardan birisi de “kazanma arzusu” dur. İnsanoÄŸlu kazanma uÄŸruna tüm etik deÄŸerleri ve saÄŸlığını bir kenara bırakarak çeÅŸitli yollara baÅŸvurabilmektedir.

Spor dünyasında da bu etik ve saÄŸlık karşıtı olgu karşımıza doping olarak çıkmaktadır. Çok spesifik olan doping konusu baÅŸlı başına bu konuda eÄŸitim görmüş hekimlerin konusudur. Bu konuda ülkemizde en yetkili kurum Türkiye Doping Kontrol Merkezi’dir.

Doping Nedir?

Sporcunun performansını artırmak amacıyla, vücuda verilmesi gereken maddelerin çeşitli yollarla verilmesine doping denir. Burada genelde sentetik maddeler kullanılır. Bunlar genelde doğal kaynaklar tarafından alınamayan ve organizmanın üretemediği maddelerdir. Bu maddeler organizmada çeşitli uyarılara yol açmakta ve sporcunun rakiplerine karşı bazı avantajlar sağlamasına yol açmaktadır.

Doping Sözcüğünün Etimolojik Tanımı Nedir?

Doping sözcüğü ilk kez 17.yy.da Amerika Kolonilerinde ortaya çıkmış bir kelimedir. Kuzey Amerika kıtasında 1626’da Hollandalı göçmenlerin kurdukları Yeni Hollanda Åžirketi ile Manhattan adasını satın alırlar ve yeni baÅŸkentlerini kurarlar: New Amsterdam (günümüzün New York’u). Bu kentin ilk binalarının inÅŸasında çalışan işçilere verilen günlük kumanyanın ana yiyeceÄŸinin, yerel lehçede adına ‘’doop’’ dedikleri bir çeÅŸit çorba olduÄŸu, dönemin kayıtlarında saptanmıştır. İçindekilerinin neler olduÄŸu tam olarak bilinmemekle beraber, çalışanlara dirilik verdiÄŸi ve yorgunluklarını alan etkide bulunduÄŸu söylenir. Belki Guaranis kızılderililerinin kullandıkları Paraguay çayı denilen bitki ana maddesinden oluÅŸuyordu. Ancak kesin olan, içenler üzerinde uyarıcı etkide bulunduÄŸu ve bu nedenle 17.yy.ın Amerika göçmeni beyazlar tarafından çok kullanıldığıydı. Fakat bir süre sonra bir takım ani ölümlere neden olduÄŸu, toksik madde içerdiÄŸi kuÅŸkusuyla yasaklanmıştı.

Doping sözcüğüne verilen ikinci anlatım ise, 1964’de L.Prokop tarafından ortaya atılmıştır. Yazara göre ‘dope’ Güney Afrika’da Bantous yerlilerinin dinsel törenlerinde kullandıkları kuvvetli bir alkollü içkinin adıydı ve 18.yy.ın sonlarında buradaki Hollanda kökenli beyazların oluÅŸturduÄŸu Boers’ lerce geliÅŸtirilen bir içkiye adını vermiÅŸti.

Kesin olan doping kelimesinin anglo-sakson kökenli olduÄŸu, mutlaka ‘doop’ veya ‘dope’ sözcüklerinden birinden türetilmiÅŸ olduÄŸudur.İlk kez 1931’ den itibaren kullanılmaya baÅŸlanan ve İngiliz bilimsel yazılarında 1931’ den itibaren de “uyarıcı-stimulant” sözcüğünün yerini aldığı görülmektedir. Dopingin Fransızca karşılığı 1921 yıllarında “dopage” diye türetilmiÅŸtir. Sonraki yıllarda sözcük artık, ansiklopedi ve sözcüklere girmeye baÅŸlamış ve karşılığında ilk anlatım tanımlamaları yapılmaya baÅŸlanmıştır.

Doping Kavramının Tarihsel Gelişimi Nasıldır?

Doping hakkında araÅŸtırılma yapılması önerisi ilk kez 1960 Roma Olimpiyatları sırasında cereyan eden Psiko-Ergo-Farmokoloji Uluslararası Kongresinde ortaya atılmış ve 1962’ de organize edilen iki yuvarlak masa toplantısı sonrasında, 26-27 Ocak 1963’de Fransa’da toplanan bilimsel Kongrede dopingin ilk tanımının yapılmasına çalışılmıştır. Bu ilk tanıma göre:

“Doping bir sporcunun fiziksel hazırlanması deÄŸildir. Bu hazırlanma yaÅŸamsal önem ve tıbbi kontrol altında yapılmalıdır. Bir yarışma hedeflenerek veya bir yarışma sırasında verimi artırmaya yönelik, spor etiÄŸine aykırı ve sporcunu beden veya ruh saÄŸlığına zarar verebilecek her türlü madde veya yöntem uygulamaları DOPİNG addedilir”.

Bu ilk tanım halen geçerli olan doping tanımının da bütün unsurlarını içermektedir. Bununla birlikte Avrupa Konseyi’nin Kasım 1963’de Strasbourg ve Madrid’de yaptığı iki toplantıda yeniden ele alınmış ve geliÅŸtirilmeye çalışılmıştır. Bu yapılan toplantıda sırasıyla Avusturya, Danimarka, İspanya, İtalya, Hollanda ve İngiltere kendilerine uygun gelen doping tanımlarını tartışmaya sunmuÅŸtur. Bu toplantıda ülkemiz açısından güzel olan nokta, 1963 yılında doping hakkında organize edilen bu ilk diplomatik nitelikli kongreye Türkiye kendi doping tanımını sunmak suretiyle aktif katılımda bulunmuÅŸ olmasıdır. Avrupa Konseyi arÅŸiv kayıtlarına göre Türkiye’nin 1963 yılında doping hakkındaki tanımı ÅŸu ÅŸekildedir:

“ DOPİNG MADDESİ,PERFORMANSI YÜKSELTEN BİR TÜR FARMAKOL UYARICIDIR.”

Uzun tartışmalardan sonra Avrupa Konseyi, devletlerin sundukları ve birbirlerine yakın veya aynı tanımları değerlendirerek doping hakkında şu tanımı karara bağlamıştır:

“Doping, bireyin bir yarışmaya katılımı nedeniyle, yapay ve haksız ÅŸekilde performansını artırmak amacıyla, organizmaya yabancı fizyolojik maddelerin, herhangi bir yöntemle, yüksek dozda ve anormal yollardan saÄŸlıklı bir kiÅŸiye uygulanması veya kendisi tarafından kullanılmasıdır.”

1964 ‘de Tokyo olimpiyatları münasebetiyle toplanan bilimsel kongre yukarıdaki tanıma ÅŸu paragrafı ilave etmiÅŸtir:

“Bir yarışamaya katılım sırasında; niteliÄŸi, dozajı veya uygulama ÅŸekli bir sporcunun yasak ve haksız ÅŸekilde performansını artıracak bir tıbbi müdahale zorunluluÄŸu doÄŸarsa, bu doping addedilmelidir.”

Zaman içerisinde dopingin tanımı ve mücadele konularında birçok çalışmalar ve kongreler yapılmıştır. 1970 yıllarının sonunda saÄŸlık meslek erbabı, spor dünyası ve diÄŸer teÅŸekküller tarafından oluÅŸturulmuÅŸ yüze yakın doping tanımı birbirleri ile kesiÅŸmekte, birbirlerini tamamlamakta ve birbirlerine zıtlıklar ortaya koyar hale gelmiÅŸtir. Bu durum karşısında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 1984 yılında dopingin basitleÅŸtirilmiÅŸ tanımını yapmak ihtiyacını hissetmiÅŸtir. Avrupa Konseyi’nin bu tanımına göre:

“Sporda doping, yetkili spor teÅŸkilatlarının kurallarına aykırı ÅŸekilde, bunların yasaklamış olduÄŸu madde veya madde sınıflarını kullanmaktır.”

Uluslar arası Olimpiyat Komitesi (IOC)’ de tanımını geliÅŸtirmek ihtiyacını duymuÅŸ ve 1999’ da Lozan’ da toplanan [Sporda Doping Dünya Konferansı (2-4 Åžubat)]’ dan ÅŸu yeni tanım çıkmıştır:

a) Sporcunun sağlığı için tehlikeli olabilecek ve/veya performansını iyileştirebilecek bir madde veya metodun kullanılması,

b) Sporcunun organizmasında, bu KOD’a aykırı bir maddenin bulunması veya bir metodun uygulandığını saptanması doping olarak nitelenir.

SPORDA KULLANILAN İLAÇLARIN SINIFLANDIRILMASI

Sporda ilaç kullanımının kökeni sportif performansı farmakolojik ajanlarla artırma çabasına dayanır. Günümüzde sporcuların kullandığı ilaçları 3 ana grupta toplamak mümkündür.

1- Performans Artırıcı(Ergojenik) İlaçlar: Sportif avantaj sağlamak amacıyla kullanılan ilaçlar ve metotlardır. Örneğin:Anabolik steroidler, amfetaminler, kan dopingi.

2- Terapotik İlaçlar: Uygun amaç ve özgün tıbbi endikasyonla belirlenmiş standartlar içerisinde kullanılan ilaçlar.

3- Zevk ve Eğlence İlaçları: Ruh hali ve anlama yeteneğinde değişime neden olan maddelerdir.

Ergojenik İlaçların Faydaları:

Güç ve kuvvetin artırılması

Dayanıklılığın artırılması

Saldırganlıkta artma

Sürat ve hızlanmada artma

Müsabaka ruh halinde üstünlük

Konsantrasyonda artma

İnce motor koordinasyonda artma

El-göz koordinasyonunda artma

Ağrı duyusunun azalması

Kaygını ortadan kalkması

Titremenin azalması

Yorgunluğun başlangıcında gecikme

Ağırlık kontrolü

Ergojenik İlaçların Yan Etkileri:

Yargı duyusunun kaybı

Reaksiyon zamanının bozulması

Kas koordinasyonunun bozulması

Denge kaybı

El-göz koordinasyonunun kaybı

Güç kaybı

Esnekliğin azalması

Hassasiyetin azalması

Hız ve süratlenmede azalama

Sporcuların Ergojenik Yardım Kullanmalarının Fiziksel Nedenleri:

Takıma girme şansı olmayan sporcuların takıma girme çabaları

Kariyerinin sonuna geldikleri halde spordan kopmak istememesi

Zayıflık yada şişmanlık gibi problemler

Sakatlıklara rağmen spor yapma hırsı ve isteği

Dış kaynaklı baskıları performans artırıcı ilaçlarla yok etmeye çalışma

Daha büyük başarılar elde etme isteği

Kendi akranlarına göre deneyimsizlik, yeteneksizlik yada gelişme geriliğine bağlı olarak yarışmalarda başarısız olmak.

Arkadaşları, antrenörleri veya ailelerinin kendilerinden bekledikleri başarıyı gösterememek.

ANABOLİZAN STEROİDLER

Testosteronun izolasyonundan sonra endojen testosteron etkisine benzer etki yapabilecek pek çok sentetik anabolik steroidin geliştirilmesi mümkün olmuştur. Her insanın vücudunda normal şartlar altında bireyin cinsine ve yaşına bağlı olarak testosteron üretilir. Testosteronun biyolojik olarak aktif formu, plazma proteinlerine bağlı olmayan serbest kısmıdır. Erkeklerde günlük 11 mg, bayanlarda ise 0,25 mg testosteron üretilir.

Anabolik steroidlerin iskelet kasındaki etkinliğini anabolik steroid reseptör kompleks sayısı belirler. Anabolik steroidlerin kullanımı sırasında yoğun ve özel antrenman yaptırılmasının nedeni kas kütlesi ile beraber reseptör sayısını da artırmaktır. Anabolik steroid reseptörleri sadece iskelet kasında bulunmayıp prostat, kalp, testis, beyin gibi organlarda da bulunabilir.

Klinik Farmakolojisi: Hipogonadal erkeklerin hormon eksikliklerini gidermek için tıpta kullanılır. Örnek olarak metil andrestenol (dianabol) klinikte 2.5-5 mg kullanılmasına rağmen, sporcular 2 haftalık süre içerisinde 6000 mg kullanabilmektedir.

Performansa Etkisi: Bireyin kendini iyi hissetmesi ile saldırganlığının ve seksüel arzunun artması, ayrıca kuvveti anlamlı ve tutarlı olarak artırdığı söylenebilir. Bu tutarlılığın gerçekleşmesi için aşağıdaki özelliklerin gerçekleşmesi gereklidir:

Yoğun ağırlık antrenmanlarına, steroid küründen hemen önce başlanması ve ilaç kullanımı süresince programa devam edilmesi,

Sporcunun proteinden zengin diyet alması,

Sporcudaki kuvvet artışının, antrenmandaki hareketinin aynısının uygulandığı tekrara maksimal ağırlık tekniği ile değerlendirilmesi.

Sporcunun performansında gözlenen herhangi bir artış anabolik steroid kullanımından kaynaklanıyorsa bunun akla uygun olası açıklamaları şunlar olabilir:

Saldırganlık ve motivasyonun artması

Antikatabolik etki

Protein kullanımındaki artışa bağlı olarak oluşan pozitif nitrojen dengesi

Anabolik steroid kullanımından sonra meydana gelen ağırlık artışının bir bölümü vücutta tuz tutulması sonrasında oluşan sıvı retansiyonuna bağlıdır. Özellikle koordine kas hareketleri ve esneklik gerektiren sporlarda performansı olumsuz yönde etkileyebilir.

Anabolik steroidler özellikle şu branşlarda tercih edilir:

Vücut geliştirme,

Boks, güreş

Halter

Kısa mesafe koşucuları

Anabolik steroidlerin ergenlik çağında kullanımı iskelet ve kas büyümesini hızlandırır ancak epifiz plaklarının erken kapanması nedeniyle büyümeyi de erkenden durdurur.

Yan etkileri:

KaraciÄŸer fonksiyon bozukluÄŸu

Karaciğer tümörleri

Prostat adenokarsinomu

Azospermi

Testiküler atrofi

Feminizasyon (göğüslerde büyüme, ses tonunda değişiklik)

Akne

Saç dökülmesi

Puberta öncesi çocuklarda epifiz plaklarının erken kapanması

PEPTİD HORMONLAR

Peptid hormonlar ve benzerleri, büyüme, cinsel davranışlar, ağrıya karşı duyarlık ve davranış gibi çeşitli bedensel fonksiyonların uyarılmasında bir organdan diğerine mesaj iletimi görevini yerine getirmektedir. Benzerleri ise kimyasal olarak üretilmiş ilaçlar olup, doğal olarak vücutta oluşan peptid hormonlar ile benzer etkileri bulunmaktadır. Peptid hormonları; insan koryonik gonadotropin, adreno kortikotropin, insan büyüme hormonu ve eritropoietindir.

İNSAN BÜYÜME HORMONU

Dış kaynaklı insan büyüme hormonunun etkisi endojen büyüme hormonuyla aynıdır. Büyüme hormonu ön hipofiz bezinden salınmaktadır. Metabolik etkileri akut ve kronik olmak üzere 2 ana başlıkta toplanır.

Akut etkileri;

Aminoasitlerin gastrointestinal sistemden emilimi ile karaciğer ve kasta protein yapısına katılmasını artırır.

Yağ ve kas dokusunda glukoz alınımını uyarır.

Adipoz dokuda antilipolitik etki yapar.

Bu etkiler büyüme hormonu verilişinden hemen sonra başlar 3-4 saat içinde kaybolur.

Kronik etkileri;

Serbest yağ asitlerini yağ dokusundan mobilizasyonunu artırır.

Katekolaminlerin lipolitik etkisine duyarlılığı artırır.

Glukoz kullanımını inhibe eder.

Büyüme hormonunun ergenlik çağındaki bireylerde en belirgin etkisi doğrusal kemik büyümesi ve kas kitlesindeki artıştır.

Büyüme hormonu salınımını etkileyen faktörler:

Artıranlar Azaltanlar

Uyku Kan şekerinde yükselme

Egzersiz Serbest yaÄŸ asitlerinde artma

Stres Obezite

Kan şekerinde düşme Büyüme hormonu

Östrojen Progesteron

Klinikte kullanımı: Dış kaynaklı insan büyüme hormonunun kesin tek endikasyonu büyüme hormon eksikliğinin tedavisidir.

Sporda kullanımı: Sporcu ve ailelerinin insan büyüme hormonu kullanmayı tercih etmelerinin nedenleri şunlardır:

Anabolik steroidlerin tespitinin zorlaştırılacağına inanılması

Bireyin büyüme sırasında yağ depolarını azaltması

Anabolik steroidlere ait yan tesirlerin azalacağına inanılması

Ailelerin iyi sporcu olabilecek çocuklarının kısa boylu olmaları nedeniyle kendilerini sorumlu tutmaları

Yan etkileri:

Yetişkinler Çocuklar, ergenlik çağındakiler

Yumuşak dokuda şişlik Jigantizm (Aşırı büyüme)

Kemiklerde büyüme Yetişkinlerdeki yan tesirler

Cilt kalınlaşması

Terlemede artma

Tükürük bezi, karaciğer, kalpte büyüme

Hipertansiyon

Diyabet

ERİTROPOİETİN

Eritropoietin hormonu (EPO) böbrekler tarafından salınır ve kırmızı kan hücrelerinin üretimini uyarır. Tıpta, EPO’nun sentetik ÅŸekli, böbrek orijinli anemili hastaların tedavisinde kullanılır. Kan dopingi gibi EPO, bazı sporcular tarafından dayanıklılık sporlarında, kırmızı kan hücrelerinin sayısını ve buna baÄŸlı olarak kaslara oksijen taşımım arttırdığı için kullanılmaktadır. Enjekte edilebilen EPO’nu kullanımı, kan pıhtılaÅŸması, felç ve kalp hastalıkları riskinin artması gibi ciddi saÄŸlık riskleri taşımaktadır. EÄŸer aynı iÄŸneyi birden fazla sporcu kullanmışsa, sarılık (hepatit) ve AIDS gibi enfeksiyon hastalıklarının bulaÅŸma riski vardır.

AMFETAMİNLER

Almanlar amfetamin ile 2. Dünya Savaşı sırasında ilgilenmeye baÅŸlamış ve bu maddeyi birliklerinin yorulma zamanını geciktirmek amacıyla kullanmışlardır. 1960’ lı yıllardan sonra zayıflama amacıyla kullanımı yaygınlaÅŸmış ve bulunması kolaylaÅŸmıştır. Ancak bağımlılık ve tolerans geliÅŸmesi sonucu bu amaçlı kullanımı raÄŸbet görmemiÅŸtir.

Amfetamin ve diğer sempatomimetik aminler kendilerine özgün santral ve periferik alfa beta ve dopaminerjik reseptör aracılığıyla etki gösterirler.

Organ Reseptör Yanıt

Kalp Beta 1 Kalp hızı ve kasılma kuvvetinde artma

AkciÄŸer Beta 2 BronÅŸlarda gevÅŸeme

Arteriyol Alfa 1 Damarlarda kasılma

Karaciğer Alfa, Beta 2 Kan şekerinde yükselme

İskelet kası Beta 2 Kasılmada artma

Barsaklar Alfa, Beta Hareketlerin azalması

Amfetamin etkileri:

Sistolik ve diyastolik kan basıncında artma

Santral sinir sisteminde uyarılma

Uyanıklılık ve yorgunluk hissinin azalması

Kendine güven ve inisiyatifi ele alma

Motor aktivitede ve konuÅŸmada artma

İştahta azalma

Aneorobik kapasite ve tükenme zamanında artma

Sporda kullanımı:

Amfetaminin en önemli etkilerinden biri uzun süre ağır egzersizlerde yorgunluğu geciktirmesidir. Bu ilaçların en belirgin etkisi performansın yorgunluk nedeniyle azaldığı durumlarda ortaya çıkar. Ayrıca kilo kontrolü gerektiren sporlarda da tercih edilir.

Tercih edildiği spor branşları:

Jimnastik, bale

Güreş

Jokeylik

Tenis

Futbol

Yan etkileri

Akut Kronik

Uykusuzluk Bağımlılık

Paranoya, halüsinasyon Kilo kaybı

Hipertansiyon Vaskülit (Damar iltihabı)

Saldırganlık Nöropati (Sinir iltihabı)

Öfori Psikoz

Konvülsiyon

Baş ağrısı

Anjina pektoris

Kalp atım hızında artma

KOKAİN

Kokainin beyinde karmaşık ve fizyolojik etkisi vardır, bu açıdan değerlendirildiğinde amfetaminlerle benzerlik gösterir.

Kokainin etkileri:

Bireylerde yorgunluk oluşumunu azaltır veya engeller.

Aktivite artışı oluşturur.

Genel ruh halinde kendine güven gibi olumlu değişiklikler yapar.

Zevk beyni denilen ödül yada arzu uyandırıcı devreleri uyarır.

Kişinin uyanıklılığını olumlu yönde etkiler.

Lokal anestezik etkisi vardır.

Sporcuların zorlu egzersiz karşısında dayanıklılığının artırır.

Özellikle takım sporlarında kullanılır.

Yan etkileri:

Kalp atım hızında artma

Bağımlılık

Beyin kanaması

Baygınlık

Uykusuzluk

Saldırganlık

Paranoya

Burunda yırtılma ve koku duygusunun kaybı

TaÅŸikardi

BARBİTÜRATLAR VE BENZODİAZEPİNLER

Barbitüratların davranış üzerine esas etkisi sedasyon artışı ve aktivite azalmasıdır. Bu maddeye karşı bağımlılık gelişebilir. Benzodiazepinler ise anksiyolitik etkiye sahip maddelerdir. Barbitüratlar ve benzodiazepinler ergojenik ilaç sınıfına genellikle dahil edilmemektedir, ancak bazı koşullarda doping olarak kabul edilmektedir.

Performansa etkisi:

Yapılan çalışmalar bu ilaçların ancak belli koşullarda performansı artırdığını göstermiştir. Her iki ilacın da tremor tedavisinde faydası vardır. Beta blokörlere alternatif olabileceği gösterilmiştir. El titremesinin performansı azalttığı spor branşlarında faydalı olabilirler.

Kullanımı:

El titremesini azaltmanın önemli olduğu atıcılık ve okçuluk dışında ergojenik amaçlı kullanılan ilaçların sınıfında değerlendirilmemektedir.

Yan etkileri:

Bulanık görme

Dikkat kaybı ve kişilik bozukluğu

Öfori ve uykusuzlukta artma

Bağımlılık

Tolerans

Yoksunluk sendromu

DİÜRETİKLER

İdrar yapım hızını artıran ilaçlardır. Genel anlamda diüretikler böbrek tubuluslarına direkt etki ederek arzulanan klinik etkiyi meydana getirirler. Klinikte hipertansiyonun kontrolünde,ödemi azaltmada ve konjestif kalp yetmezliğinin tedavisinde kullanılırlar.

Sporcular diüretikleri başlıca 2 sebepten dolayı kullanırlar:

Hızlı kilo kaybının önemli olduğu vücut ağırlığına göre kategorilerin oluşturulduğu sporlarda kilo ayarı yapmak.

Diürezi artırarak idrarda atılan ilaç konsantrasyonunu düşürmek ve bu şekilde kullanımı yasaklanmış ilaçların idrarda tespit edilme şansını azaltmak.

Diüretiklerle kilo ayarlaması sonucunda oluşabilecek sorunlar:

Kas kuvvetinde azalma

İş performans zamanında azalma

Plazma ve kan volümünde azalma

Aerobik kapasitede azalma

Isı regülasyonunda bozulma

Karaciğer glikojen depolarında azalma

Elektrolit kaybında artma

KULLANIMI KISITLI OLAN DOPİNG MADDELERİ

ALKOL

Alkol, yasaklı olmamasına karşın ulusal ve uluslar arası federasyonların isteği üzerine, örneğin eskrim ve pentatlon gibi spor dallarında sporcularda alkol düzeyi ölçülebilir.

Yan etkileri:

Yoksunluk sendromu, Nöropati

TaÅŸikardi, hipertansiyon

Testosteron azalması, jinekomasti, testis atrofisi

KaraciÄŸerde yaÄŸlanma, siroz

Peptik ülser

MARİHUANA

Marihuana, IOC tarafından kısıtlı kullanımı olan maddeler sınıfında olup, Türkiye’de

kullanımı kanuni açıdan yasaktır. Bazı spor dallarında ulusal ve uluslararası federasyonların isteği üzerine kontrol edilebilir.

Ergojenik bir ilaç olarak tanımlanmayan marihuananın önemli özelliği yasalara aykırı olarak kullanılan en yaygın ilaç olmasıdır.

Bronşlarda güçlü gevşeme yapmasına rağmen sportif açıdan faydası yoktur.

Yan etkileri:

Panik atak, psikoz

Rinit, farenjit, bronÅŸit

Sperm üretiminde azalma

Tansiyon düşmesi, Taşikardi

LOKAL ANESTEZİKLER

Lokal anesteziklerin kullanımı için bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. Ancak aşağıdaki koşullar yerine getirildiği zaman kullanılabilirler:

Kokain dışında prokain, ksilokain, karbokain ve benzer aneljezikler kullanıldığında,

Lokal enjeksiyon uygulandığında (i.v. enjeksiyona izin verilmemektedir),

Uygulanan ilaçların içinde epinefrin gibi vazokonstrüktörler bulunmadığı durumlarda,

Tıbbi olarak kullanımı yazılı bir belge ile kanıtlandığı durumlarda

KAFEİN

Fizyolojik etkileri:

Serbest yağ asitleri miktarında artma

Enerji üretiminde artma

Dayanıklılık sporlarında performansı olumlu yönde etkileme

Uyanıklılık zihin açıklığı, dikkat gerektiren işlerde başarı artışı

Reaksiyon zamanının kısalması

Kalp atım hızında artış

Diüretik etki potansiyeli

Farklı bileşiklerdeki kafein konsantrasyonları:

Çekilmiş kahve (kupa) 100-150 mg

Hazır kahve 65-100 mg

Çay 30- 75 mg

Kolalı içecekler 32- 65 mg

Çikolata 6 mg

Performansa etkisi:

İskelet kası üzerinde direkt kuvvetlendirici etki (kalsiyum artışına bağlı olarak)

Koşu zamanı, oksijen alımı ve yarış sonu sürati gibi parametrelerde anlamlı artış

Dayanıklılık türü sporlarda performansı kısa süreli ve yüksek şiddetli egzersizlere oranla daha fazla artırma

YorgunluÄŸun gecikmesi

Uzun süreli konsantrasyon gerektiren durumlarda zihinsel aktivitede artma

İdrarda 12 mikrogram/ml üzerindeki kafein doping olarak kabul edilir. İki fincan kahve idrardaki kafein oranını 3-6 mikrogram/ml artırır.

Yan etkileri:

Akut Kronik

Sinirlilik Serum kolesterol seviyesinde artma

Taşikardi İskemik kalp hastalığında artma

Hipertansiyon Teratogeneziste artma

Peptik ülser Fibrokistik meme hastalığında artma

Uykusuzluk, koma

KORTİKOSTEROİDLER

Kortikosteroidlerin tedavi dışı kullanımlarının artması nedeniyle kısıtlı olarak kullanımına gerek bulunmaktadır. Tıpta kortikosteroidler başlıca, öfori sağlamak ve ağrı gidermek için, antienflamatuvar ilaç olarak kullanılmaktadır.

Kortikosteroidlerin kullanımı; yüzeyse] (topikal) uygulama, (kulak, göz ve deri) solunum yolu ile (inhalasyon) uygulanması, (astım, allerjikrinit) lokal ve eklem içine (intraartiküler) enjeksiyon dışında, yasaklanmıştır. Bundan dolayı, kortikosteroidlerin ağızdan, kas veya damar içine enjeksiyon ile kullanımı izinli deÄŸildir. İzinli bazı antienflamatuvar ilaçların isimleri ise Doping Kontrol Merkezi’nden elde edilebilir.

BETA-BLOKÖRLER

Beta-blokörler, kalp hastalıklarında kullanılan kan basıncını düşürüp kalp atışlarını azaltan ilaçlardır. Bu ilaçlar, aynı zamanda migren tedavisinde ve el titremelerinin önüne geçilmesinde kullanılır.

Atıcılık ve okçuluk gibi spor dallarında kolun sallanmaması ve parmakların titrememesi önemli olup, beta-blokörler kalp atış hızını düşürerek bu problemlerin ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır. Bu da hakça bir yarış kavramına ters düşmektedir.

Yan etkileri:

Sporcunun dayanıklılık performansını azaltıcı etkisinin yanı sıra, beta-blokörlerin kullanılması sonucu kalp hastalıkları, astım,depresyon, uykusuzluk ve cinsel problemler ortaya çıkmaktadır.

ASTIM VE NEFES AÇICI İLAÇLAR

Astıma karşı kullanılacak ilaçlarda dikkatli olunmalıdır. Bir çok astım ilacı içerisinde kullanımı yasak olan uyarıcı türde ilaçlar bulunmaktadır. Bunun için astım ilacı kullanılmadan önceden yayınlanmış ilaç listesi kontrol edilmelidir. Ayrıca astım olduğu yazılı bir şekilde kanıtlanan sporcular aerosol tipi salbutarnol ve terbutalini kullanabilirler.

KAN DOPİNGİ

Kan dopingi, kan ve kan ürünlerinin, kan oksijen taşıma kapasitesini ve dolayısıyla aerobik atletik performansı arttırmak amacıyla damardan verilmesi yöntemine verilen isimdir. Kan dopingi için kullanılan kan, sporcunun kendi kanı olabileceği gibi başkasına da ait olabilir.

Sporda kan dopingi neden yasaklanmıştır?

Tıpta kırmızı kan hücrelerinin transfüzyonu, ani kan kaybı ve ileri anemilerin tedavisinde gerekli bir işlemdir. Atletik performansın arttırılması için sporculara damardan kan verilmesi, spor ahlakına aykırıdır. Kan dopingi aynı zamanda tehlikeli sağlık problemleri de oluşturmaktadır. Bunlara örnek olarak; alerjik etkiler (kızarıklık, isilik, ateş v.b.), eğer yanlış tip yada test edilmemiş kan kullanıldıysa sarılık, kan dolaşımının bozulması, kanın pıhtılaşması, metabolik şok, sarılık, ve AIDS gibi enfeksiyon hastalıklarının bulaştırılması verilebilir.

Sarılık ve AIDS gibi enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski, iğnenin birden fazla kişi tarafından kullanılmasıyla artmaktadır. "Crack kokain" ve eroinin enjeksiyonu için geçerli olan bu olay, steroid ve kan dopingindeki enjeksiyon ile de görülür.

Kan dopingi özellikle şu spor branşlarında tercih edilir:

Uzun ve orta mesafe koşucuları

Bisikletçiler

Kayakçılar

Yapılan çalışmalarda kan dopinginin performansı artırdığı, kan dopingi sonrası dayanıklılık kapasitesinin %25 oranında arttığı tespit edilmiştir.

KULLANIMI İZİNLİ OLAN MADDELER

VİTAMİNLER VE MİNERALLER

Vitaminler ve mineraller yasaklı değildir. Ancak bunları çok miktarda kullanan sporcuların çıkabilecek sağlık problemlerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Sağlıklı bir beslenme ile sporcuların çoğu gerekli besinleri alabilirler.

Kötü bir diyet ile beslenen sporcuya ne kadar vitamin ve mineral verilirse verilsin, yeterli olamamaktadır. Bu nedenle sporcunun, sağlıklı beslenme konusuna dikkat etmesi gerekmektedir. Günlük ihtiyacın üzerinde vitamin ve mineral tüketiminin sportif açıdan performansı artırdığına dair hiçbir bilimsel veri bulunmamaktadır.

Önerilen dozun üzerinde yapılan vitamin yüklemeleri;

Güç ve dayanıklılık

Pik koşu sürati

Psikomotor ustalık

Maksimal oksijen alımı

Kan laktik asid düzeyi gibi parametreleri olumlu etkilememektedir.

AMİNOASİTLER VE PROTEİNLER

Bazı sporcular, aminoasit ürünlerini, kaslarını geliştirdiği inancı ile almaktadırlar. Ancak bu iddiayı destekleyecek bilgiler bulunmamaktadır. Gıda ile oral yoldan alınan proteinler gastrointestinal sistemdeki enzimler tarafından yıkılmakta ve oluşan aminoasitler daha sonra kana geçmektedir. İhtiyaç duyulan özgün bir aminoasit piyasada saf olarak bulunmaktadır. Vücutta sentezlenemeyen esansiyel aminoasitleri mutlaka dışardan almak gerekir.

Kas proteinlerinin sentezi, yüksek protein diyeti veya daha fazla miktarda alınan amino asit alımı ile artmaktadır. Yüksek proteinli diyetler veya amino asit preparatları ile alınan fazla protein, enerji olarak kullanılmakta veya yağ olarak depolanmaktadır. İyi düzenlenmiş bir diyet, birçok sporcuya yeterli proteini sağlayabilmektedir. Yüksek miktarda aminoasit alınması özellikle karaciğer fonksiyonlarını bozabilmektedir.

CEZALAR

Doping suçları, yasaklı maddelerin sporcunun idrarında bulunması veya yasaklı yöntemin kullanılmasıdır.

Sporcuların, Ulusal Olimpiyat Komitelerinin ve Uluslararası Spor Federasyonlarının büyük bir kısmının isteğine göre; temel doping maddelerini veya yasaklanmış yöntemleri ilk kez kullanmış sporcular için uygulanacak en az ceza,sporcunun tüm yarışmalardan iki yıl men edilmesidir. Ancak, özel ve ayrıcalıklı durumlarda Uluslararası Spor Federasyonlarının ilgili kurumlarınca ele alınmak üzere, ilk kez doping kullanan sporcular için uygulanacak olan iki yıl yarışmalardan men cezasında değişiklik yapılabilir. Ek cezalar veya farklı ölçüm kriterleri ortaya konabilir. Dopingle Mücadelede Olimpik Hareket İlkelerini zedeleyen,suçlu bulunan antrenör ve idarecilere çok daha büyük cezalar uygulanabilir.

KAYNAKLAR:

Erkiner, Kısmet: Spor Hukuku. Galatasaray üniversitesi (2-9 Nisan 2004)

Dr. Bağcıvan , İhsan: Sporda Doping Ve Ergojenik Yardımcılar (2004) Ders notları 2004

Hacettepe Üniversitesi Türkiye Doping Merkezinin Web Sayfasından Yaralanılmıştır

www.sporhekimi.com


Destekliyoruz arkadas - arkadas - oyun oyna - oyun - en güzel oyunlar jinekolog - kadin dogum doktoru kadin dogum uzmani jinekolog - kadýn doðum doktoru kadýn doðum uzmaný