‘Spor’ Kategorisi için Arşiv

İlk Çağda Olimpiyatlar

Salı, 06 Kasım 2007

İlk Çağda Olimpiyatlar

Olimpiyat Oyunları’nın kökeni Eski Yunan’da kent (site) devletleri arasında barışçı ilişkileri geliştirmek amacıyla düzenlenen spor şenliklerine dayanır.

O çağda Eski Yunan’da Olimpia, Pythia, Nemla ve İsthmia gibi yerlerde birbirine benzer spor şenlikleri yapılırdı. Ama bunların en ünlüsü ve en eskisi, Elis kentindeki Olimpia’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’ydı.

Kimi araştırmacılara göre Olimpia’daki spor şenliklerinin tarihi İÖ 14. yüzyıla değin uzanır. Tanrıların tanrısı Zeus’un onuruna düzenlenen bu şenlikler önceleri, ölülerin ruhlarının sekiz yılda bir dirildiği inancı nedeniyle sekiz yılda bir kutlanırdı. Sonraları bu süre dört yıla indirildi ve İÖ 776’dan İS 393’e değin tam 12 yüzyıl boyunca her 4 yılda bir Olimpiyat Oyunları düzenlendi. Başlangıçta yalnızca bir gün süren Olimpiyat şenliğinin süresi İÖ 472’de beş güne çıkarıldı.

Olimpiyat Oyunları’nın en önemli yönü “Olimpiyat Ateşkesi” geleneğiydi. Bu gelenek uyarınca, savaş halinde olan Yunan kent devletleri Olimpiyatlar’a 3 ay kala silah bırakırlar ve yarışmalar için en iyi sporcularını seçerek Olimpia’ya gönderirlerdi. Oyunlar sona erdikten sonra da, oyuncuların kendi kent devletlerine güvenlik içinde dönmelerine değin “Olimpiyat Ateşkesi” sürerdi.

Bir gün içinde tamamlandığı ilk dönemde Olimpiyat Oyunları 32 m genişliğinde, 192 m uzunluğunda bir pistte yapılan tek bir koşu yarışından oluşuyordu. Ayrıca bu pistin güneyine düşen hipodromda da at yarışları yapılırdı. Zamanla değişik mesafelerde koşu yarışları, disk ve cirit atma, uzun atlama, boks, güreş, pentatlon ve atlı araba yarışları da Oyunlar’ın programına eklendi. Oyunların süresi 5 güne çıkarıldıktan sonra 5. gün, ödüllerin dağıtılmasına ve şampiyonlar için bir şölen verilmesine ayrıldı.

İlkçağdaki Olimpiyatlar’a kadınlar ne yarışçı ne de seyirci olarak katılabiliyor, yalnızca başrahibe oyunları izleyebiliyordu. Sonraları Olimpiyat Oyunları’yla aynı günlerde, ama Olimpiyat alanı dışında Zeus’un eşi Tanrıça Hera onuruna kadınlar arasında da spor yarışmalarının düzenlendiği biliniyor.

Eski Yunan’ın Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdiği MS. 146 yılına değin Olimpiyat Oyunları’na katılım yalnızca Yunan soyundan gelen özgür yurttaşlara açıktı. O tarihten sonra imparatorluk sınırları içinde yaşayan herkese Olimpiyatlar’a katılma hakkı tanındı.

Roma İmparatorluğu 4. yüzyılda Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra devlet, Eski Yunan dininin izlerini taşıdığı için Olimpiyat Oyunları’nın önüne engeller çıkarmaya başladı. Sonunda 393 yılında İmparator I. Theodosius Olimpiyat Oyunları’na kesin olarak son verdi.

Çağdaş Olimpiyatlar (1896-2000)

Çağdaş Olimpiyat Hareketi’nin kurucusu, bir Fransız soylusu olan Baron Pierre de Coubertin’dir

(1863 - 1937).

Coubertin’e göre Olimpiyat Oyunları geleneğinin canlandırılması, hem genç insanların yarışma ruhu içinde daha güçlü birer kişilik geliştirmeleri, hem de bireyler ve toplumlar arasındaki gerilim ve düşmanlıkların gene yarışma ruhuyla aşılması yönünde çok önemli bir adım atılmasını sağlayacaktı.

Coubertin’in bu görüşü Haziran 1894’te Paris’in ünlü yükseköğretim kurumu Sorbonne’da, 37 spor kuruluşundan 78 temsilci ile 9 ülkeden 20 delegenin katıldığı Uluslararası Spor Kongresi’nde oybirliğiyle benimsendi. Bunun hemen ardından kurulan Uluslararası Olimpiyat Komitesi I. Olimpiyat Oyunları’nın 1896’da Atina’da yapılmasını kararlaştırdı.

1896 ATİNA, YUNANİSTAN

Yunanistan Siyasal sorunları ve mali sıkıntıları nedeniyle Yunan hükümeti olimpiyatların Atina’da yapılmasına çok geç razı olduğu için, I. Olimpiyat Oyunları’na ancak 13 ülkeden 295 sporcu katılabildi. Programda yalnızca 9 spor dalı vardı. İlk Olimpiyat şampiyonluğunu, üç adım atlamada birinci gelen ABD’li James Connolly kazandı. Amerikalılar ayrıca 800 ve 1.500 metre hız koşuları dışında tüm atletizm yarışmalarını kazandılar.

Coubertin, ilkçağdaki Olimpiyatlar’da yer almadığı halde, MÖ 490’da Atinalılar’ın Persler karşısında Maraton Ovası’nda kazandığı zaferin anısına, Maraton adıyla 40 km’lik bir uzun mesafe mukavemet koşusunu da programa eklemişti. I. Olimpiyat Oyunları’nda bu yarışı Atinalı Spiridon Louis birinci bitirdi. Tek sıklette yapılan güreş karşılaşmalarından bir Alman, tenis karşılaşmalarından ise bir İngiliz 1. çıktı.

Pire Limanı’nda yapılan yüzme yarışlarına deniz suyunu soğuk bulan ABD’li ve Avustralyalı yüzücüler katılmayınca Macarlar ve Avusturyalılar birincilikleri aldı.

1940 - 1944 II. Dünya Savaşı

1940 Olimpiyatları’nın ev sahibi kenti olarak 1936’da Tokyo seçilmişti. O dönemde başlayan Çin-Japon savaşı nedeniyle ev sahibi kent Helsinki olarak değiştirildi. Ama 1939’da patlak veren II. Dünya Savaşı ne 1940’ta ne de 1944’te Olimpiyat Oyunları’nın düzenlenmesine izin verdi.

1937’de ölen Coubertin’in kalbi, vasiyeti üzerine Olimpia’da gömüldü.

1916 I. Dünya Savaşı

1916’da düzenlenecek VI. Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği için Budapeşte, İskenderiye ve Berlin başvuruda bulunmuştu.

Almanya’nın savaşa hazırlandığı bilindiği için, savaşın önlenebileceği umuduyla ev sahipliği Berlin’e verildi. Ama 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı Olimpiyatlar’ın yapılmasını engelledi.

Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin Faaliyetleri (TMOK)

• Olimpik Gün Koşusu

• Atatürk Barajı (GAP) Su Sporları Şöleni

• Ücretsiz Spor Okulları

• Asya’dan Avrupaya Yüzme, Yelken ve Kürek Yarışları

• Yasak Maddelerin Kullanımına Karşı Mücadele.

• Sporcu Bursları

• Antrenör Gelişim Kursları

• Fair Play’ın Olgusunun Yaygınlaştırılması.

Olimpik Gün Koşusu

Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC)’nin 23 Haziran 1884’de Paris’te Sorbonne Üniversitesinde Baron Pierre de Coubertin tarafından kurulmasının yıldönümü olan Olimpik Gün, 1987 yılından bu yana dünyadaki tüm Olimpiyat Komiteleri’nin düzenlediği Olimpik Gün Koşuları ile kutlanmaktadır. Olimpik Gün Koşuları, her yaştan insanı biraraya getirerek spor yapmanın

heyecanını yaşatmak ve daha barışcıl ve sağlıklı toplumların yetişebilmesi için sporu her yerde insanlığın hizmetine sunmak amacını taşımaktadır. TMOK, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde sporun geniş kitlelere yayılmasına katkıda bulunmak amacıyla Olimpik Gün Koşularını her yıl bu bölgelerimizde organize etmektedir.

Atatürk Barajı (GAP) Su Sporları Şöleni

GAP projesiyle bölgede oluşan sosyal ve ekonomik gelişimin insanın doğasında varolan sporla bütünleşmesi, bölge halkının çağdaş sporlarla tanışması ve bölge gençlerinde Olimpizm ruhunun oluşması amacıyla TMOK, GAP Bölge İdaresi Başkanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Atatürk Barajı Su Sporları Şöleni’ni 1995 yılından bu yana organize etmektedir. Şölen, Kürek-Kano, Sualtı Sporları-Cankurtarma-Su Kayağı-Paletli Yüzme, Yelken ve Yüzme dallarında yapılmaktadır.

Şölenin yedi yıllık süresi boyunca bölge gençlerinin su sporlarına ilgisi giderek artmış, bölge sporcularından oluşan yüzücü ve yelkenciler Türkiye şampiyonalarına katılmaya başlamıştır. Şölen esnasında Scuba, Cankurtaran ve İlkyardım kursları da düzenlenmektedir.

Ücretsiz Spor Okulları

TMOK Bayanlar Komisyonu, ülkemizde maddi imkansızlıklar nedeniyle spor yapamayan çocuk ve gençlerimize spor yapma olanağı sağlamak amacıyla 1996 yılından bu yana Ücretsiz Spor Okulları projesini yürütmektedir. Halen İstanbul’da, deprem bölgesinde ve İskenderun’da toplam 18 Ücretsiz Spor Okulunda 6.000 çocuk ve gencimize spor yapma imkanı sağlamaktadır.

Asya’dan Avrupa’ya Yüzme, Yelken ve Kürek Yarışları

TMOK, Uluslararası Olimpiyat Komitesi himayesinde “Herkes İçin Spor” teması ile her yıl Temmuz ayında “Asya’dan Avrupa’ya Uluslararası Boğaziçi Yüzme Kürek Yelken Yarışmaları” düzenlemektedir. Bir dostluk havası içinde her yaş grubundan yerli ve yabancı katılımcıları biraraya getiren bu organizasyon İstanbul’un kıtaları birleştiren tek şehir olma özelliğini de spor yoluyla tanıtmaktadır.

Yasak Maddelerin Kullanımına Karşı Mücadele:

TMOK, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından geçtiğimiz ay akredite edilen Türkiye Doping Kontrol Merkezi’nin kurulması girişimine öncülük etmiştir. İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu (HDK), Merkezin dünya standartlarına getirilebilmesi için, gereken testlerin yapılabilmesi ve aletlerin alınabilmesi amacıyla 1996 yılından bu yana 385,662 Amerikan Doları yardım yapmıştır. TMOK, Doping Kontrol Merkezinin tanınması için IOC düzeyinde etkin çalışmalar yapmış, ayrıca bu merkezde çalışan personeli, gelişim ve eğitimlerine yardımcı olmak amacıyla yurt dışında kurs ve kongrelere göndermiştir.

Ayrıca, TMOK kendi bünyesinde dopingle mücadele ve eğitim amacıyla Sağlık ve Anti-doping Komisyonu oluşturmuştur. Bu komisyon ülkemizde dopingle mücadele ve sporcu sağlığı konularında eğitim çalışmaları yapmaktadır.

Sporcu Bursları:

TMOK, Olimpiyat Oyunlarına hazırlanan ve madalya şansı bulunan sporcularımıza yardımcı olmak amacıyla IOC’nin Olimpik Dayanışma Programı çerçevesinde burs vermektedir.

Ayrıca, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu (HDK), Olimpiyat Oyunlarında madalya şansı bulunan sporcularımızın hazırlıklarına yardımcı olmak amacıyla burs vermektedir.

Antrenör Gelişim Kursları:

TMOK, antrenörlerimizin gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla Olimpik Dayanışma programı çerçevesinde yurtdışından uzman getirterek kurslar düzenlemekte ve yurtdışına eğitim amacıyla antrenör göndermektedir.

Fair Play’in Olgusunun Yaygınlaştırılması:

TMOK, Türkiye’de Fair Play olgusunun yaygınlaştırılması amacıyla her yıl verdiği Fair Play Ödülleri ile Fair Play’i ülkemizde bir yaşam tarzı olarak benimsetmek yolunda önemli katkılarda bulunurken, Fair Play Karikatür yarışmasıyla gençlerin sanat ve spor işbirliği yoluyla Fair Play’i benimsemeleri için çalışmaktadır

Atletizmin Branşları Ve Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

Atletizmin branşları ve kuralları

Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır.

Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir. Koşular Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir.

Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür. Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koşu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır.

Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da değişik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

a) Sürat Koşuları

b) Orta Mesafe Koşuları

c) Uzun Mesafe Koşuları

d) Bayrak Koşuları

e) Engelli Koşular

f) Hendek Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

a) Maraton

b) Yürüyüş

c) Kır Koşusu

d) Sokak (Yol) Koşusu

Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:

a) Dekatlon

b) Heptatlon

Pist Yarışları: Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır.

Türkiye’de atletizm

Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eğitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koşu, atma, atlama yarışları yaptırarak başarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneğine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri başladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da Kurtuluş Kulübü’nde başladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve Çelebioğlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar. İlk Türk atleti Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir.

Bunu Şair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları başladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kurtuluş ve Beyoğluspor’un yarışmalara getirdiği rekabet havası izledi. Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye Birinciliği Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de Eskişehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek başkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eğitim ve gelişmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eğitim çalışmalarıyla; Ömer Besim Koşalay, Rauf Hasağası, Adil Giray, Şekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar Aşan, Ünvan Tayfuroğlu, Vildan Aşir Savaşır gibi atletler yetişti.

Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim Koşalay 13 yıl süren atletizm yaşamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir Türkdoğan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih Türdoğan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer Baloğlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Şevki Koru’ydu. 1940 yılında atletlerimiz Balkan Şampiyonluğunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, şampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti.

Savaş sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki başarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası Şampiyonluğu’nu da kazanarak, bir sezon içinde erişilmesi çok güç başarılara ulaştı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın başarıları izledi. Olimpik alanda bir başka başarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koşan İsmail Akçay ve Hüseyin Aktaş’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli başarılarıydı.

1960′lı yıllarda başlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye başladı, 1970′li yıllarda başarılar maraton ve kır koşularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koşularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken başlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli başarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiği ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı. 1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Şampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliği kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Şampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray Akbaş’ın şampiyonluğundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım şampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliği kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Şampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen Karadağ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu.

Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap Aktaş, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliğini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı şubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan şampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

Dünya’da atletizm

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koşma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiğini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında başlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koşu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreşle birleştirilerek, antik pentatlon oluşturulmuştu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliği olan okçuluğa ters düştüğü için diğer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı.

17. yy’da soylular, uşaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye başlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koşuları izledi. Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin başlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk şampiyona düzenlendi.

1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaşmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaşma izledi. Bu yıllardan başlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya başladı. Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduğu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluşu 1913′te tamamlandı. Birleşmiş Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluşun ilk genel sekreterliğine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya başladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beş dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı.

1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaştı. Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Şampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye başlandı.

Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı. Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına rağmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü.

Örneğin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler Birliği uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rasgele doping testi uygulamayı kararlaştırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanı sıra gizli profesyonellik de girdi.

Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eğitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koşu, atma, atlama yarışları yaptırarak başarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneğine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri başladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da Kurtuluş Kulübü’nde başladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve Çelebioğlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Şair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları başladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kurtuluş ve Beyoğluspor’un yarışmalara getirdiği rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye Birinciliği Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de Eskişehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek başkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eğitim ve gelişmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eğitim çalışmalarıyla; Ömer Besim Koşalay, Rauf Hasağası, Adil Giray, Şekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar Aşan, Ünvan Tayfuroğlu, Vildan Aşir Savaşır gibi atletler yetişti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim Koşalay, 13 yıl süren atletizm yaşamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir Türkdoğan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih Türdoğan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer Baloğlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Şevki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan Şampiyonluğunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, şampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. Savaş sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki başarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası Şampiyonluğu’nu da kazanarak, bir sezon içinde erişilmesi çok güç başarılara ulaştı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın başarıları izledi.

Olimpik alanda bir başka başarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koşan İsmail Akçay ve Hüseyin Aktaş’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli başarılarıydı.

1960′lı yıllarda başlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye başladı, 1970′li yıllarda başarılar maraton ve kır koşularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koşularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken başlıca isimler oldu. Bu dönemin en önemli başarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve 1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiği ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.

1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Şampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliği kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Şampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray Akbaş’ın şampiyonluğundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım şampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliği kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Şampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen Karadağ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap Aktaş, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliğini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı şubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan şampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koşma, atma ve atlama, ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiğini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında başlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koşu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreşle birleştirilerek, antik pentatlon oluşturulmuştu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliği olan okçuluğa ters düştüğü için diğer sporlarla birlikte atletizm de krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uşaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye başlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koşuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin başlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk şampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaşmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaşma izledi. Bu yıllardan başlayarak atletizm; ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya başladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduğu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’ın kuruluşu 1913′te tamamlandı. Birleşmiş Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie, bu kuruluşun ilk genel sekreterliğine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya başladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beş dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’ın, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI fesh edildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaştı.

Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Şampiyonası ise 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar, 1967′den itibaren düzenli olarak yapılmaya başlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına rağmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. Örneğin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler Birliği uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaştırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.

Atletizmin “yaralanma” anlamında fazla riskli bir spor olmadığı düşünülebilir. Oysa, birebir rakiplerin bedenini hedeflemeyen atletizmde de yarışmalar esnasında bazı sakatlıklar oluşabiliyor. Bütün sporların sporu olarak değerlendirilen atletizmde görülen bu sakatlıklıklar, bilinçi bir program uygulanması ve dikkatli olunması durumunda büyük ölçüde engellenebiliyor.

Atletizm Milli Takım Doktoru Tamer Çavuş’un belirttiğine göre atletizmde sporcu yarışmalardan çok antrenmana vakit ayırıyor, bu yüzden de sağlık sorunları daha çok antrenmanlardan kaynaklanıyor.

Atletizmde genel anlamda görülen sağlık problemlerini Doktor Çavuş ile görüştük. Buna göre atletizm sporunda görülen yaralanmalar daha çok şu sebeplerden oluşuyor;

• Genel anlamda yaralanmaların % 60’ı antrenmanların yoğunluğundan kaynaklanıyor.Sporcudaki yapısal anotomik bozukluklandan (bacak uzunluğu eşitsizliği, düz tabanlık) kaynaklanıyor. Bu durumda sporcunun dış desteğe ihtiyacı oluşuyor, Uygun ayakkabılar ve uygun koşu stili (parmak ucu veya topukla koşmak) gibi.

• Zemin bozukluğu atletlerde zaman içerisinde sağlık yaralanmalar oluşturabiliyor. Sert ve kötü zemin yaralanmalar için önemli bir gerekçe. Çünkü atletin sert zeminde koşması vücuduna koşma esnasında daha kuvvetli bir şok uygulamsı anlamına geliyor.

• Ekipman yetersizliği veya uygunsuzluğu da atletizmde sporcuyu yaralayan etkenlerden biri. Bir atletn ayakkabısının esnekliği ve uzun süre kullanılmaması çok önemli. Ayakkabı uzun süre kullanıldığı takdirde, adımlarda oluşan şoku emme özelliği yok oluyor.

Atletizmi koşma, atlama, atma şeklinde üç ana branşta düşünürsek, her branşta bir takım sağlık problemleri yaşamak mümkün. Doktor Tamer Çavuş bu problemleri şöyle açıklıyor;

Koşucularda görülen sağlık problemleri:

*Kas yaralanmaları görülebilir. Daha çok kuvvet ve ani hareketler gerektiren, patlayıcı tarzda gelişen kısa koşularda (sprinter) aşil tendonu zorlanmaları görülür.

*Uzun mesafe koşucularında ayak tabanında ağrılar (plantor fosciitis) oluşabilir. Bunun yanısıra ayağın aşırı kullanımıyla ilgili plantor fosciitis rahatsızlığı olan hastalarda topuk dikeni denilen sorun ortaya çıkar.

*Dizin dış bölümünde ağrılar (iliobial – bond friksiyon sendromu) oluşabilir. Bu rahatsızlık uzun süre yokuş aşağı koşankoşucularda görülür ve koşmaya başladıktan 20 dakika sonra ortaya çıkar. Hastalık parkurun ve sitilin düzeltilmesiyle ortadan kaldırılabilir.

*Diz önünde ağrılarla ortaya çıkan koşucu dizi hastalığı ( patella – femoral sendromu) görülebilir. Bu hastalık yokuş aşağı ve yukarı çıkılan koşulardan kaynaklanır. Çok sık rastlanan bu hastalık diz çökme ve çömelme durumlarında sporcuya ağrı verir.

*Ayak kemiğine aşırı yüklenmekten stres kırığı adında bir rahatsızlık oluşur. Bu hastalıkda kemik ayrılmasa da kırık oluşur. Bacak ve ayak kemiklerinde, daha çok da ayak tarak kemiğinde görülür. Bu kırığın bir başka özelliği ise röntgenle ancak oluştuktan iki hafta sonra farkedilebilmesi.

*Ayak bileği ve bağ yaralanmaları görülebilir. Aşırı yüklenmekten kaynaklı ayak bileği bağlarında gerilme ve kopma yaşanabilir.

Atletizmde atmaya dayanan branşlar, genelde iri yapılı kişiler tarafından yapılıyor. Bu dallarda en önemli yaralanmalar, yanlış teknik uygulamalarından kaynaklanıyor.

Atma branşlarında görülen sağlık problemleri;

*Dirseğin iç tarafında ortaya çıkan ağrılarla kendini gösteren ciritci dirseği adlı hastalık oluşabilir. Kolun alt tarafındaki kemiği, üst kısmındaki kaslara bağlayan kirişte, sürekli ve sert atışlardan kaynaklanan zorlanma sonucunda oluşur.

*Koldaki sinirlere dirsek bölgesinde yapılan basınç sonucunda ellere giden sinirler etkilenir ve parmaklarda uyuşma meydana gelir. (ciritci ulnar nevriti)

*Güllecilerde aşırı yüklenme sonucunda omuz kaslarını saran kılıf yırtılabilir. (Rotator cuff yırtılması)

*Güllenin ağırlığından kaynaklı elde oluşan baskı sebebiyle bileğin zorlanması sonucu doğabilir.

*Gülleciler vücudun dönme hareketi esnasında bacaklardan güç aldıkları için dizlerde oluşan zorlanmadan kaynaklı menisküs oluşabilir.

Atletizmin atlamaya dayanan branşlarındaysa şu sağlık problemleri görülebiliyor:

*Uzun ve üç adım atlamada topuk ezilmesi görülebilir. Atlama anında topuk kemiğiyle der arasında kalan ve topuk yastığı adı verilen yağ dokusunun ezilmesiyle oluşur.

* Ayağın taban kısımlarındaki kaslar ağrıyabilir. (Plantor Fasciitis)

*Ayak bileğinin arka kısmındaki bağlarda sorlanma olibilir. (Aşil Tendom yaralanmaları)

*Ayak bileğine uygulanan basınçtan kaynaklı problemler oluşabilir.

*Uyluk kemiğinin arka kısmındaki kaslarda problemler oluşbilir.

*Yüksek atlayıcılarda diz bölgesinde problem oluşabilir. Sıçrama anında dizlere yoğun şok uygulamasından kaynaklı oluşur.

*Kötü düşme teknikleri yüzünden bel ağrıları oluşabilir.

*Sırıkla atlamacılarda omuz ve karın bölgesinde sorun yaşanır. Bunun sebebi ise sırıkla yükselirken en çok omuza yüklenilmesidir.

Atletizmde Yaralanmalar Nasıl Engellenir?

Çavuş’tan alınan bilgiye göre, atletizmde yaralanmaları engellemek mümkün. Bunun için şu konulara dikkat etmek gerekiyor:

• Uygun antrenman modelleri uygulanmalı

• Isınma, germe ve soğuma egzersizlerine önem verilmeli

• Aşırı sert zeminlerden kaçınılmalı

• İyi bir koşu tekniği ve stili geliştirilmeli

• Ayakkabılar uygun olmalı

• Beslenme, su kaybı, ısı ve nem konularına önem verilmeli

Doktor Tamer Çavuş’un atletizmdeki yaralanmaların en aza indirilmesi konusunda en çok önem verdiği konu ise antrenman bilimi ve tıbbın koordineli çalışması. Dr. Çavuş, “Aşırı yüklenme sonucu oluşan yaraların önlenmesi için öncelikle fizyoloji ve biomekanik bilimleri, yaralanma oluştuktan sonra ise ortopedi ve fizik tedavisi gibi branşların devreye girmesi gerekiyor. Bu durum beraberinde multi disipliner bir sonuç gerektirir. Performans sporlarında başarılı olan ülkeler antrenman bilimi ile tıbbı bir arada iyi kullanabilen ülkelerdir” dedi.

Düzenli sporların en eskisi olan atletizmin temel dalları olan koşma, atma ve atlama ilk beslenme yolu olan avcılığın önemli birer parçalarıydı. Ama atletizmi ilk yarışma konusu yapanlar İrlandalılar ve Yunanlılardır. Eski İngiliz ve İrlanda eserlerinde İrlanda’daki atletik yarışmaların yer aldığı Tailteann Oyunları’nın Milat’tan 2000 yıl öncesine kadar gittiğini yazmakta. Eski Yunan’da da atletizm aynı devirlere rastlar. Homeros İlyadası’nda cenaze törenleri sırasında düzenlenen atletizm yarışmalarından söz edilmekte.

MÖ. 776 yılında başlayan ve MS. 392 yılına kadar süren eski Olimpiyat Oyunları içinde de atletizmin özel bir yeri vardı. Bu oyunlar sırasında; koşu, uzun atlama, disk atma ve cirit atma dalları güreşle birleştirilerek, antik pentatlon oluşturulmuştu. Olimpiyat Oyunları’nın askıya alındığı, 4. yy ile 12. yy arasında atletizm konusunda hiçbir kayıda rastlanmıyor. 12. yy ile 16. yy arasındaki dönemde zamanın temel askeri etkinliği olan okçuluğa ters düştüğü için diğer sporlarla birlikte atletizm, krallar tarafından sürekli yasaklanmıştı. 17. yy’da soylular, uşaklar ve askerler arasında sonuçları üzerinde iddiaya girilen yürüyüş yarışları düzenlenmeye başlandı. Bunu 18. yy’da hız ve uzun mesafe koşuları izledi.

Düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı. Modern anlamdaki atletizmin başlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir. 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kuruldu ve 1866′da da ilk şampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslar arası karşılaşmayı yaptılar. Buna 1895′te New York Atletizm Kulübüyle Londra Atletizm Kulübü arasında düzenlenen karşılaşma izledi. Bu yıllardan başlayarak atletizm ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa’da yayılmaya başladı.

Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduğu (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF’nin kuruluşu 1913′te tamamlandı. Birleşmiş Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie bu kuruluşun ilk genel sekreterliğine getirildi.

1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya başladılar. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kuruldu. 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beş dalda yapıldı, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi. Bu tarihten sonra bayanların yarıştıkları dallar giderek arttı. 1939′dan itibaren kapalı salon yarışmaları Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı, 1960′larda pistler sentetik maddelerle kaplanarak tartan pistler yaygınlaştı.

Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biridir. Resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Şampiyonası 1983′te yapıldı. Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye başlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

Özünde sporda, dürüstlük esas alınmasına rağmen, zamanla profesyonel bir kimlik kazanan atletizmde gün geçtikçe spor dışı zorlamalar görüldü. Örneğin: 1988 Olimpiyat Oyunları 100 m birincisi, 100 m ve 60 m dünya rekorları sahibi Kanadalı Ben Johnson, doping yapmaktan suçlu bulundu ve rekorları iptal edildi. Bunun üzerine ABD ve Sovyetler Birliği uluslar arası alanda sporcuların ilaç kullanımını denetlemek için harekete geçtiler ve rekortmen atletlere rastgele doping testi uygulamayı kararlaştırdılar. 1990′da atletizm yetkililerinin gündemine dopingin yanısıra gizli profesyonellik de girdi.

Atletizmin Dalları

Atletizm yarışmaları üç ana kategoriye ayrılır. Koşular, atma ve atlamalar. Bayanlar arası yarışmalar da aşağı yukarı erkeklerin yarışmalarının aynıdır. Bayanlar için Heptatlon, erkekler için de Dekatlon koşu, atma ve atlamaları birlikte içeren yarışmalardır. Kır koşuları ve yol koşuları, atletizmin sezon dışı dalları olarak kabul edilir.

Koşular

Atletizmin bir dalı olan koşular, önceden belirlenmiş çeşitli mesafelerde koşularak rakiplere ve zamana karşı yapılan mücadeleyi ifade eder. Tüm zamanların en eski ve en çok ilgi gören spor dallarından biridir. Pist yarışları ve yol yarışları olarak iki ana dala ayrılır. Pist yarışmalarında belirli bir mesafede en hızlı koşmak esastır. Tüm koşular "kronometre" denilen zaman ölçüsü ile ölçülür.

Yarışmalar özel atletizm stadyumlarında yapılır. Stadyumun çevresinde kulvarlara ayrılmış elips biçiminde koşu pisti vardır. Ortadaki çim alan ise atma ve atlama yarışmalarına ayrılmıştır. Bütün yarışmaların oyun alanları stadyum üzerinde aynı anda bulunur ve aynı anda birkaç yarışma birden yapılır. Bununla birlikte yarışmalar açık havada ya da salonlarda düzenlenebilir. Salon müsabakalarında atma yarışmaları yapılmaz ya da değişik uygulama ve yöntemlerle yapılır. Fakat resmi dünya rekorlarının mutlaka açık havada kırılması, 100 m düz ve 110 m engelli yarışlarında ise arkadan esen rüzgarın hızının saniyede 2 m’yi geçmemesi gerekir.

Pist yarışları 6 bölümden oluşur:

a) Sürat Koşuları

b) Orta Mesafe Koşuları

c) Uzun Mesafe Koşuları

d) Bayrak Koşuları

e) Engelli Koşular

f) Hendek

Yol yarışları 4 bölümden oluşur:

a) Maraton

b) Yürüyüş

c) Kır Koşusu

d) Sokak (Yol) Koşusu

Bu iki ana dal dışında bir de birleşik yarışlar vardır. Bu iki bölümden oluşur:

a) Dekatlon

b) Heptatlon

Pist Yarışları:

Pist yarışları, genellikle 400 m’lik elips biçimli pistlerde yapılır. Yarışmalar 6 bölümden oluşur

a) Sürat Koşuları:

Pist ve alan sporlarında; kısa mesafe atletlerinin bütün güçleriyle koşmasına dayanan, en süratli olanı belirleyen yarışlardır. Bir diğer ismi de kısa mesafe koşularıdır.

Bu tür yarışmalarda koşucunun sürati ve dayanıklılığı yanında, temposunu değerlendirmesi de büyük önem taşır.

Virajlı yarışların başlangıç çizgileri, tüm atletlerin aynı uzunluğu koşmalarını sağlamak için kademeli ve eğri olarak çizilmiştir. İç kulvarlardaki yarışmacılar yarışa daha gerilerden başlarlar.

Sürat koşularının tümünde, oyun alanı olarak 400 m uzunluğundaki standart pist kullanılır. Bu pistlerin hepsinde "tartan" denilen sentetik bir bileşik olan yapay zemin vardır. Pistin bitiş çizgisi tüm yarışlar için aynıdır. Pist üzerinde 8 kulvar işaretlenerek, yarışmacıların birbirinden ayrılmaları sağlanmıştır. Sürat koşularının tümünde her koşucu, parkurunu kendi kulvarında koşarak tamamlar.

Sürat koşucuları yarıştan önce ısınmalı, adalelerini gevşetici hareketler yapmalıdırlar.

Sürat koşularında atletler çıkış takozları kullanırlar. Bu çıkış takozları, başlangıç çizgisinin hemen arkasına vidalanan, yarışmacının ayaklarını basarak ilk hızını almasını sağlayan genellikle metal bir alettir. Ayakların konduğu düz kısımlar, atletlerin tercihine göre ayarlanabilir. Bu çıkış takozları ile çömelmiş durumda çıkış yapmaya 1894′den sonra başlanmış olup, ilk kez 1930′da resmi yarışmalarda kullanılmıştır. Çıkış takozlarına, önemli yarışlarda yanlış çıkışları otomatik olarak saptayan elektronik bir mekanizma eklenir. Çıkış sırasında yarışmacının soğukkanlı ve hırslı olması çok önemlidir.

Sürat koşularında atletler, ıslanma ile şeffaflaşmayan atlet ve şortlar giyerler. Numaralar kolayca görülebilecek büyüklükte sırta ve göğüse tutturulur. Çorapların pamuklu, beyaz ve dikişsiz olması gerekir. Yarışmalarda çivili özel spor ayakkabıları kullanılır. Bu ayakkabılar yarışma çeşidi ve atletlerin tercihine göre farklılık gösterebilir. Ama çiviler 2.5 cm uzunluğunu geçemez. Sentetik pistlerle birlikte metal çivilerin yerini lastik çiviler almıştır. Bu çiviler koşu sırasında yere batarak ayağın geri kaymasını önler.

100 m’den 800 m’ye kadar olan yarışlarda koşucular yarışa, çömelmiş durumda bir ayak geride, öteki ayak çıkış çizgisinin hemen arkasında, el parmakları da yere değecek biçimde yerleşerek başlarlar.

Çıkış hakemi 800 m’ye kadar olan koşularda (800 m dahil) "yerlerinize" ve "dikkat" komutlarını, daha uzun koşular için "yerlerinize" komutunu verir. Bütün atletlerin "dikkat" durumunda iki ayağı da piste değmeli ve hareketsiz beklemeleri gerekir.

Yarışmalar bir tabanca veya benzeri bir aletin havaya ateşlenmesi ile başlar. Yarışmacılardan birisinin hatalı çıkış yapması durumunda çıkış tekrarlanır. İki kez hatalı çıkış yapan atlet diskalifiye edilir. Pist yarışmalarında diskalifiye olan atlet, pisti hemen terk etmelidir. Hatalı çıkıştan sonra yarışmacılar, tabancanın yeniden ateşlenmesi ile geri çağrılır.

Sürat koşuları, yukarıda da belirtildiği üzere çökmüş vaziyette çıkış hareketiyle başlar. Fuleye geçmek için atılan toplanış adımlarıyla sürer. Bunu mesafenin 15-20 m’si ile son 5 m’si arasındaki fule adımları izler. Yarış ipinin göğüslenmesi ile koşu tamamlanır.

Bitişte ipi göğüslemek veya finiş çizgisini geçmek, ya atletin ellerini başının üstüne kaldırması ya da elleri ile fırlatarak seride omuz ile dokunmak şeklinde olur.

Yarışmalarda dereceler elektronik kronometre ile saptanır. Bu kronometreler, yarışmayı başlatan tabancaya bağlanmıştır ve ateşleme ile kendiliğinden otomatik olarak çalışmaya başlar. Ayrıca ipi göğüsleyen atlet, saniyenin yüzde birini saptayabilen "Foto Finiş" aletiyle tespit edilir.

Zaman, silahın ateşlenmesinden, atletin gövdesinin bitişe vardığı ana kadar geçen süre ölçülerek bulunur.

Beraberlik durumunda, ikinci tur her iki atletin katılmasına engel ise iki atlet yeniden yarışır. Bu durum dışında bütün beraberlikler olduğu gibi kalır.

Sürat koşuları mesafelerine göre üç ana yarıştan oluşur:

1- 100 m koşusu

2- 200 m koşusu

3- 400 m koşusu

1 - 100 m koşusu: Sürat koşularının en kısası olup, tüm kuvvetin bir hamlede harcanmasını gerektirir. 100 m koşuları ana tribün önündeki virajsız düz parkurda koşulur. Her atlet kura ile belirlenen kendi kulvarında yarışır. İnsan hayatında önem taşıyan salise farkları 100 m koşularında çok önemli rol oynar. 1912′lerde 100 m dünya rekoru 10.6 saniye iken 1968′de Jim Hines 9.9′a, 1991 yılında ABD’li atlet Carl Lewis 9.86′ya, 1994 yılında ise Leroy Burrell 9.85 saniyeye indirmeyi başardılar. 100 m yarışlarında en yüksek hız erkeklerde 45 km/saat, bayanlarda 40 km/saat olup bu hızlara ancak 40 m’den sonra ulaşılabilir.

Atlet, ellerini çıkış çizgisinin arkasına koyarak kolları düz, kafası belkemiği ile paralel durumda, arka ayak çıkış takozunda iken, tabancanın ateşlenmesiyle ileri fırlar. Birinci adım 75 cm’i geçmez. İlk 10 m kısa ve seri adımlardan oluşur. 100 m koşucusu azami fırlayış, sürat ve adım uzunluğunu sağlayabilmek için ayak uçlarıyla koşmalı ve ayaklarını yukarıya fazla kaldırmamalıdır. 100 m’de, birincisi çıkarken, ikincisi toplanışla fule arasında, üçüncüsü de son 15-20 m’de olmak üzere üç kez nefes alıp verilir. Atletlerin bitiş çizgisini geçmeleriyle yarış tamamlanır. Tüm sürat yarışlarındaki yarış kuralları, 100 m. koşularında da uygulanır.

2 - 200 m. koşusu: 200 m koşusu, 100 m’nin devamıdır. Ancak 200 m atletleri ile 100 m atletleri arasındaki en önemli fark, nefes kapasiteleridir. 200 m’ci başlangıçta 20 m’de bir nefes alır, sonlara doğru nefes alışı daha sıklaşır. Ayrıca 200 m’ciler, 100 m’cilerden daha yumuşak bir koşu tarzına gereksinim duyarlar. Bir de daha dayanıklı ve inatçı olmaları gereklidir. 200 m koşuları virajlı parkurda yapılır, yarış kuralları diğer sürat koşularında olduğu gibidir. Her 200 m’ci 100 m. koşabilir, ama 200 m. koşamayan 100 m. atleti çoktur.

3 - 400 m. koşusu: Bu koşuya sürat koşusu veya sprint (fırlayış) denilebilir. Bu koşular ilk kez 440 yarda olarak 20 yy. başlarında düzenlendi. 400 m, güçlü bir vücudun bile ancak teknikle koşabileceği bir mesafedir. Sürat koşucuları ve yarı mukavemet koşucuları, 400 m’yi başarıyla koşarlar. En iyi 400 m sonuçları, normal-ritmik bir şekilde nefes alındığı ve her 100 m’nin birbirine denk hızla koşulduğu zaman alınır. 400 m. koşuları virajlı pistlerde yapılır ve bu yarışlarda ilk çıkış çok önemlidir. Yarış kuralları ve kullanılan malzemeler diğer sürat koşularında olduğu gibidir.

b) Orta Mesafe Koşuları:

Orta mesafe koşuları, kısa mesafe koşuları ile uzun mesafe koşuları arasında sürat ve güç ögelerinin her ikisine de gereksinim duyulan yarışlardır. Günümüzde büyük bir gelişme gösteren ve baştan sona süratle koşulmaya başlayan orta mesafe koşularının bir diğer adı da "Uzun Sürat Koşuları"dır.

Sürat koşularından farklılığı, son anda hızlanmaya olanak verecek bir tempoyla koşulmasıdır. 20. yy başlarına kadar yarım mil ve bir mil koşuları düzenlenirdi. Ülkemizin başarılı orta mesafe atletleri olarak 800 m’de Ekrem Koçak, Muharrem Dalkılıç’ı, 1500 m’de ise Mehmet Tümkan’ı sayabiliriz. Dünyada en ünlü orta mesafe koşucuları ise Finli atletler Paavo Nurmi ve Lasse Viren, Çek Zatopek ve İngiliz Sebastian Coe’dur.

Orta mesafe koşuları, pist üzerinde saat yönünün tersine koşulur. Her tur sonunda vakit belirtilir. Son tura girerken ya kampana çalınır ya da havaya ateş edilir.

Orta mesafe koşuları mesafelerine göre ikiye ayrılır:

1- 800 m. koşusu

2- 1500 m. koşusu

1- 800 m. koşusu:

Büyük bir efor ve sürat harcanılan 800 m. koşuları, hafif atletizm sınıfı bir koşudur. İyi bir 800 m. koşucusu dayanıklı, süratli ve çok zeki olmalıdır. Çömelerek yapılan bir çıkıştan sonra, ilk 50-60 metreyi büyük bir süratle geçmek ve ilk virajı iyi almak çok önemlidir. Çok yorucu olan bu yarışta atletin adımları uzun, serbest ve yumuşak olmalı ve devamlı rakiplerini kontrol etmelidir. Koşucu ağzından ve burnundan nefes alabilir. Yarış taktiklerini ve süratinin derecesini bilmesinde büyük bir yarar vardır. Yarışmalarda eğer önde değilse, önde koşan koşucuya göre temposunu ayarlamalı, rüzgarı hesaba katmalı, son virajda atağa kalkmalıdır.

2- 1500 m koşusu:

Bu koşu kuvvetli, dayanıklı ve süratleneceği yeri iyi bilen atletlerin başarabileceği koşudur. 1500 m koşucularının kendi vücudu ahenkli ve uyumlu olmalı, ayakların tabanı ile basarak koşmalı, nefes alma ritmi düzgün olmalıdır. Bilinen temposunu değiştirmeden korumalı, son 100-300 m’de süratlenmelidir.

c) Uzun mesafe koşuları: Uzun mesafe koşuları, finişte atağa kalkmanın orta mesafede olduğu kadar önem taşımadığı, her şeyin tempoya bağlı olduğu son derece sağlam bir yapı isteyen koşulardır.

Uzun mesafe koşularında da stil ve nefes çok önemlidir. 2 m’de bir nefes alınıp verilir. Adımlar kısa ama daha serbest olup, ayaklar yere tabanla basar. Adımlar makineleşmiş bir tempoyla atıldığı için, bir diğer adı da "Araba Koşusu"dur.

Dünyada en ünlü uzun mesafe koşucusu, Finli Atlet Paavo Nurmi’dir. Nurmi, mesafeye göre "devamlı bir tempo" ile adım atmanın faydasına inanır ve koşu mesafesini turlara bölerek, her turu belirli bir zamanda geçmeyi hedeflerdi. Bu "tempo" sistemiyle 1923′te Stokholm’de 4 dk. 10 sn ile dünya rekoru kırdı. Uzun mesafe koşan diğer ünlü atletler olarak Avustralyalı Ron Clarke, Etiyopyalı aynı zamanda maratoncu Abebe Bikila ve Doğu Alman Waldener Ciepinski’yi sayabiliriz.

Uzun mesafe koşuları mesafelerine göre üçe ayrılır:

1 - 3000 m koşusu

2 - 5000 m koşusu

3 - 10000 m koşusu

1 - 3000 m Koşusu: Pistin 400 m uzunluğundaki bölümünün 7.5 tur olarak koşulduğu uzun mesafe koşusudur. Bu koşu 1982 yılına kadar bayanların en uzun mesafe koşusu iken, aynı yıl Avrupa Şampiyonası’nda bayanlar maraton da koşmaya başlamıştır.

2 - 5000 m Koşusu: Pist üzerinde yapılan bu koşu, pistte 12.5 tur olarak koşulur. İlk derecesi 1875 yılında Londra’da 17.07 ile yapılmıştır.

3 - 10000 m Koşusu: 400 m’lik oval pistte 25 tur olarak koşulur. Önde koşan atletin, arkadan gelen atlete 400 m fark yapmasına "tur bindirme" denir.

d)Bayrak Koşuları:

Takımların 30 cm boyundaki tahta veya metal bir sopayı (stafeti), elden ele geçirerek ve sırayla koşarak yaptıkları yarışlardır. Takımlar 4 atletten oluşur.

Eski Yunan’da ellerinde bir meşale ile yapılan bayrak koşuları, 1895 yılında ilk kez atletizm yarışmalarında yer almıştır. Günümüzde 4′er kişilik takımlar halinde çeşitli mesafelerde koşulmaktadır. Yalnız Balkan ülkeleri arasında yapılmış ve adı "Balkan Bayrak" olarak kalmıştır. Dörder atlet arasında 800 m, 400 m, 200 m ve 100 m koşulan bir türü daha vardır. Ayrıca bir zamanlar yurdumuzda bir hayli yaygın olan "İsveç Bayrak Koşusu" da bir diğer bayrak yarış türüdür. Bunların mesafeleri de 400, 300, 200 ve 100 m’dir.

Toplu koşucular tarafından koşulan bayrak yarışlarında esas olan, koşucunun kendi mesafesini bitirdikten sonra elinde bulunan sopayı yeniden koşacak olan arkadaşına vermesidir. Eğer sopa düşürülürse, düşüren atlet yerden alır. Sopa düz ağaç veya metal bir borudan yapılmış olup, 28/30 cm uzunluğunda, 50 gram ağırlığında ve tek parçadır.

Yarışlar, hareketsiz duran yarışmacıların tabanca patlatmasıyla aldıkları startla başlar.

Yurdumuza atletizmi ilk sokan, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eğitimi öğretmeni Curel’di. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü, burada koşu, atma, atlama yarışları yaptırarak başarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneğine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri başladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da Kurtuluş Kulübü’nde başladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve Çelebioğlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Şair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları başladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kurtuluş ve Beyoğluspor’un yarışmalara getirdiği rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye Birinciliği Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de Eskişehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek başkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eğitim ve gelişmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eğitim çalışmalarıyla; Ömer Besim Koşalay, Rauf Hasağası, Adil Giray, Şekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar Aşan, Ünvan Tayfuroğlu, Vildan Aşir Savaşır gibi atletler yetişti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim Koşalay 13 yıl süren atletizm yaşamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir Türkdoğan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih Türdoğan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer Baloğlu altın madalya aldılar. Bu dönemin en önemli maratoncusu ise Şevki Koru’ydu.

1940 yılında atletlerimiz Balkan Şampiyonluğunu kazanırken, aynı zamanda futbolcu olan Melih Kotanca, şampiyonada 200, 400 ve 4×100 m’de birinci gelerek üç altın madalya elde etti. Savaş sonrası yıllarda, atletlerimizin en parlak derecesini ise 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adımda bronz madalya kazandıran Ruhi Sarıalp yaptı. Sarıalp, Londra Olimpiyatları’ndaki başarısının bir tesadüf olmadığını, 1950 yılında Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda üç adım atlamada 14.53′lük derecesiyle üçüncü olarak kanıtladı.

1955 yılında 800 m’de Akdeniz ve Balkanların en büyük atleti olan Ekrem Koçak, Dünya Ordulararası Şampiyonluğu’nu da kazanarak, bir sezon içinde erişilmesi çok güç başarılara ulaştı. Bunu Gül Çıray, Muharrem Dalkılıç’ın başarıları izledi.

Olimpik alanda bir başka başarılı atletimiz, 1968 Meksika Olimpiyatları’nda maratonda 4. olan (2.25.18′lik derecesiyle) İsmail Akçay’dır. Aynı yıl Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda maraton koşan İsmail Akçay ve Hüseyin Aktaş’ın altın ve gümüş madalya kazanmaları da bu dönemin önemli başarılarıydı.

1960′lı yıllarda başlayan duraklama döneminden sonra Türk atletizmi gerilemeye başladı, 1970′li yıllarda başarılar maraton ve kır koşularına kaydı. Maratonda Mehmet Terzi ve Veli Ballı, kır koşularında (kros) ise Mehmet Yurdadön dikkatleri çeken başlıca isimler oldular. Bu dönemin en önemli başarısı ise, 1978 yılında Selanik’te yapılan Balkan Oyunları’nda yüksek atlamada Ekrem Özdamar’ın 2.20′lik dereceyle Türkiye rekoru kırarak altın madalya kazanmasıydı.

Dünya atletizmi dev adımlarla ilerlerken Türk atletizmi hayli gerilerde kalmıştı. Dugunluk 1980′li yıllarda da sürdü. Bu durgunluk Semra Aksu’nun 1983 Balkan ve

1987 Akdeniz Oyunları’nda elde ettiği ikincilik ve üçüncülük dereceleriyle biraz olsun aşıldı.

1989-1994 arası atletizmde atılım yılları oldu. Bu yıllarda çok sayıda Türkiye rekoru kırıldı.

1993 yılında yapılan 38. Balkan Kros Şampiyonası’nda Türkiye 4 bireysel, 6 takım birinciliği kazanırken; Zeki Öztürk Balkan Şampiyonu oldu. Aynı yarışmalarda 1962 yılında Gül Çıray Akbaş’ın şampiyonluğundan sonra, bayanlarda ne ferdi ne de takım şampiyonu olamayan Türkiye, 3 takım birinciliği kazandı. Aynı yıl Akdeniz Oyunları’nda Cihangir Demirel maratonda ikinci gelerek gümüş madalya kazandı.

1994 yılı Ocak ayında Atina’da düzenlenen Balkan Salon Atletizm Şampiyonası’nda güllede Ekrem Ay, üç adımda Figen Karadağ bronz madalya elde ettiler. Gülsün Durak bayanlarda yüksek atlamada Avrupa Yıldızlar rekoru kırıldı. Mart ayında Romanya’da yapılan Balkan Kros Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın, 4 gümüş, 4 bronz madalya kazandılar. Yunanistan’ın Trikala kentinde düzenlenen Balkan Büyükler Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 3 altın; 3 gümüş, 7 bronz madalya kazanırken Türkiye, hem erkekler hem de bayanlarda takım halinde 4. oldu. Finlandiya’da yapılan Avrupa Gençlik Oyunları’nda yüksek atlamada Gülsün Durak, 5000 m’de Fecri İdin, altın madalya elde ettiler. Ekim ayında İstanbul’da yapılan 16. Avrasya Maratonu’nda ilk kez bir bayan atletimiz Serap Aktaş, altın madalya kazandı.

1995 yılı pistte, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bol rekorlu bir yıl oldu. Atletizm 153 madalya ile en çok madalya kazanan spor dalı olma özelliğini kazanırken, tüm kategorilerde 68 Türkiye rekoru kırıldı. Avrupa Milletler Kupası’nda erkek takımımız birinci lige yükseldi.

1996 yılı şubat ayında Atina’da yapılan Balkan Salonu Atletizm Şampiyonası’nda atletlerimiz 1 altın, 1 bronz madalya kazandılar. 400 m yarışmalarında Öznur Dursun 53.81′lik derecesi ile altın madalya kazanırken, salonda Balkan şampiyonu olan ilk bayan atletimiz oldu.

FEDERASYON BAŞKANI: Mehmet Yurdadön

1957 yılında Kars’ın Susuz ilçesinde doğmuştur. Atletizme 18 yaşında başladı. Uzun mesafe koşularında en başarılı atletlerinden biri olarak ün yaptı. 1976 ve 1978 İstanbul’da, 1982 Atina’da Balkan Kros Şampiyonlukları’nı kazandı. Spor Akademisi mezunu olup, Almanca bilen Yurdadön, bugüne kadar Gençlik ve Spor Ankara İl Müdürlüğü’nde memur, Türkiye Şişe Cam Fabrikası’nda sporcu, idareci, antrenör, GSGM APK uzmanlığı, GSGM Spor Kontrolörü ve GSGM Spor Kontrolörlüğü başkanı görevlerinin ardından Atletizm Federasyonu Başkanlığı’na seçildi.

Federasyonun Kuruluş Tarihi: 1922

Federasyona bağlı kulüp sayısı: 86

Federasyona bağlı antrenör sayısı: Erkek 180, bayan 40

Federasyona bağlı lisanslı sporcu sayısı: Erkek 6300, bayan 1680, toplam 7980

Federasyona bağlı hakem sayısı: 157 uluslar arası hakem, 777 ulusal hakem, 1385 il hakemi ve 657 aday.

Ankara, (Sporum) - Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Yurdadön, 2001’in atletizm yılı olacağına işaret etti. Yurdadön, www.sporum.gov.tr’yle yaptığı söyleşide, “Konuya hakim olan bir bakan ve genel müdür ile çalışmak hem benim hem de bu branş için büyük bir şans. 2001 yılı için atletizm ile ilgili olarak üç büyük proje hazırladık. Temel hedefimiz 2004 Atina Olimpiyatları” dedi. Yurdadön’e sorduğumuzsorular ve yanıtları şöyle:

- 2001 yılı neden atletizm yılı ilan edildi?

“Göreve gelmemizle birlikte Türkiye’de duraklama dönemine giren atletizmi geliştirebilmenin yollarını düşündük ve bunun için üç büyük proje hazırladık. Bu projeler sonunda Avrupa, Dünya Şampiyonaları ile Olimpiyat Oyunları’na elit sporcular yetiştirmeyi hedefledik. Projelerimiz ile ilgili çalışmalara 2001 yılından itibaren başladığımız için de atletizm yılı olarak kabul ettik.”

- Projeler kapsamında ne tür çalışmalar yapılacak?

“Bu projeler çerçevesinde ilk olarak illerdeki çocuklardan ardından, çocuk esirgeme kurumunda bulunan daha sonra da ıslah evlerindeki çocuklardan yararlanmayı düşünüyoruz. İllerdeki başarılı çocukları tespit edebilmek için 30 tane ile projemize katılma zorunluluğu getirdik. 12 il de Gönüllülük Yasası’na bağlı olarak projeye dahil olmak istedi ve toplam 42 ile ulaştık.”

- Peki bu iller hangi kriterler gözönünde bulundurularak belirlendi?

“İlk olarak alt yapısı iyi, atletizm potansiyeline sahip iller seçildi ve her birine 11 Kasım 2000 tarihinde Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Fikret Ünlü aracılığıyla genelge gönderildi. Bu genelge doğrultusunda her ilde Şubat ayından başlamak üzere 5’er tane turnuva yapıldı. Turnuvalarda 10-11, 12-13 ve 14-15 yaş grupları baz alındı. Her yaş grubuna bayanlarda ve erkeklerde 3’er kişilik takımlar yarıştı. Bu turnuvaların sonucunda başarılı olan toplam 1008 öğrenci 6. ve son seçmeye katılma hakkı kazandı. 22 Nisan Pazar günü Ankara’da Hipodrum’da saat 10.00’da başlayacak olan seçmelere, Bakan Fikret Ünlü ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü Kemal Mutlu da katılacak. Bu seçmeler sırasında üniversite elemanlarından ve bizim baş antrenörlerimizden oluşan seçici kurul, yetenekli çocukları belirleyecek. Ayrıca son seçmede başarılı olan çocuklar ödüllendirilecek.

Birinci olan çocuğa 10 Cumhuriyet altını, ikinci olana 9, üçüncü olana 8 olmak üzere 10 çocuğa Cumhuriyet altını verilecek. Başarılı olan takımlara 15’er Cumhuriyet altını, baraşılı olan illerden ise 1.’ye 20, 2.’ye 15 ve 3.’ye ise 10 cumhuriyet altını olmak üzere toplam 600 cumhuriyet altını dağıtılacak. “

- Bu seçmelerde başarılı olan çocuklar için ne gibi çalışmalar öngörülüyor?

“Seçimelerde başarılı olan çocukları kendi imkanlarımızla, tesislerimizde sağlık taramasından, labaratuvar testlerinden geçireceğiz. Testten geçen sporcular anlaşmalı olduğumuz Hacettepe Üniversitesi Spor Yüksek Teknolojisi Okulu’nda yetenek tespitine tabi tutulacaklar. Bu çalışmalar sonucunda belirlenen çocuklarkın bir kısmı kendi evlerinde istihdam edilecek ve maddi yardımla desteklenecek. Bir kısmı ise eğitim merkezlerimizin olduğu yerlerde bulundurulacak. Son aşamada da yaş gruplarına göre bu çocuklar uzman kişiler tarafından Dünya ve Avrupa Şampiyonalırı ile Olimpiyat Oyunlarına hazıranacak. Bu çalışma her 6 ayda bir aşamalı olarak tekrarlanacak. Hatta çok yetenekli bulduğumuz çocukları yurt dışına da göndermeyi düşünüyoruz. Seçmelerde dışarıda kalan çocuklar ise farklı spor branşlarına yönlendirilecek. Bu durumda atletizmin diğer spor dallarının anası olduğu bir kez daha anlaşılıyor.”

ALT YAPI ÇOCUK ESİRGEME KURUMUNDAN

“Bir diğer çalışmamız ise çocuk esirgeme kurumları ile yapılacak. Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan Sorumlu Devlet Bakanı Hasan Gemici ile Spordan Sorumlu Bakanımız Fikret Ünlü arasında hazırlanan protokol imzalanma aşamasında. Bu protokolün imzalanmasıyla birlikte, 59 ilde toplam bin 770 çocuk arasında daha önce ayrıntılarıyla anlattığım işlemlerin tümü uygulanarak yetenekli çocuklar belirlenecek.

Ayrıca çocuk esirgeme kurumları arasında önümüzdeki sezon bir de lig kurmayı planlıyoruz. Bu liglerde şampiyon olanlar bizim kendi ligimize de katılabilecek.”

- Peki bu çocukları sizin bünyenizdeki antrenörler mi çalıştıracak?

“İhtiyaç olması halinde tabii ki ancak, onların kendi beden eğitimi öğretmenleri var. Biz sadece onları kurs ve seminerlerimiz aracılığıyla atletizm konusunda eğiteceğiz. Yapılacak çalışmalarla tespit edilen yetenekli çocuklar ise önceden saydığım aşamalardan geçirilecek. Böylece, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları ile Olimpiyat Oyunlarına katılabilmek için milli takımlara girebilme hakkını elde edebilecekler. Bu çalışmanın bir faydası da 18 yaşını dolduran çocukların ortada kalmasını engellemek. Başarılı çocuklara uzmanlık kadrosu verilebilecek. Farklı federasyonlarda çalışma olanakları sunulacak. Hatta dereceye giren çocuklara Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okullarına kayıt olma kolaylığı sağlanacak.”

- Çalışmalarınız yalnızca koşu ile mi sınırlı tutulacak?

“İlk aşama sadece koşulara dayalı. Bu arada çocuk esirgeme kurumlarının oyun alanlarını tespit etmeye çalışıyoruz. Daha sonra üçlü branş yapacağız. Atmalar,fırlatma topları, yüksek atlama minderleri, uzun atlama havuzu bulunup bulunmadığını belirlemeye çalışıyoruz. Yapacağımız bu ortak çalışmalar ile çocukların topluma kazandırılması da hedefleniyor. Bunlar kimsesiz çocuklar, grupla çalışmaya daha elverişliler. Bu sayede spor psikolojisiyle toplum psikolojisini kazanmaya başlıyorlar. Aynı uygulama ıslah evleri için de geçerli olacak ancak onlar için bir sayı belirleyemiyoruz. Her ıslah evi kendi kapasitesi doğrultusunda katılacak.”

Atletizm Sporunda İlkler

- Atletizmde düzenli yarışlar ilk kez 1825′te Londra’da yapıldı.

- Modern anlamdaki atletizmin başlangıcı, İngiltere’de ilk resmi yarışmaların yapıldığı 1840 yılı kabul edilir.

- 1861′de ilk atletizm kulübü İngiltere’de, "Mincino Lane Athletic Club" ismiyle kurulmuş ve 1866′da da ilk şampiyona düzenlendi. 1877′de de İngiltere ve İrlanda atletleri ilk uluslararası karşılaşmayı yapmışlardır.

- Günümüzde tüm dünyada uygulanan atletizm kuralları, 1912′de Stockholm’de 5. Olimpiyat Oyunları yapıldıktan sonra kurulan ve bugün 181′den fazla ülkenin üye olduğu uluslararası bir kuruluş olan (İnternational Ameteur Athletic Federation) Uluslararası Amatör Atletizm Federasyonu (IAAF) tarafından saptandı. Merkezi Londra’da olan IAAF 1913′te kuruluşunu tamamlayarak Birleşmiş Milletler’in de ilk genel sekreteri olan Norveçli atlet Trygve Lie’yi genel sekreterliğe seçti.

- 1917′de Fransa’da kurulan bir ulusal örgütle bayanlar da atletizm yarışmalarına katılmaya başlamışlardır. Katılımın artması nedeniyle 1921′de de Bayan Spor Federasyonu (FSFI) kurulmuştur.

- 1928 Oyunları, IAAF ve FSFI’nın ortak gözetimi altında beş dalda yapılmış, ancak 1936′da IAAF’in, bayan atletizm yarışmalarını da müsabakalara katmasıyla FSFI feshedildi.

- Atletizm, 1896′dan beri olimpiyatların en temel spor dallarından biri olmuş, resmen tanınan ilk Dünya Kupası 1977′de, ilk Dünya Atletizm Şampiyonası 1983′te yapıldı.

- Olimpiyatlarda bayanlar arası yarışmalar düzenli olarak 1967′de düzenlenmeye başlandı. Olimpiyat Oyunları’nın dışında kalan uluslar arası yarışmalara katılacak atletlerin saptanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar, 1979′da Atletizm Kongresi’nin (TAC) kurulmasına yol açtı.

- Yurdumuza atletizmi ilk sokan ise, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eğitimi öğretmeni Curel’dir. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürmüştür. Burada koşu, atma, atlama yarışları yaptırdı.

- Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da Kurtuluş Kulübü’nde başladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve Çelebioğlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat

Türkiye’de Atletizm

Yurdumuza atletizmi, Galatasaray Lisesi’nin Fransız asıllı beden eğitimi öğretmeni Curel getirdi. 1870 yılında ilk idman bayramını düzenleyerek, öğrencileri Kağıthane’ye götürdü. Burada koşu, atma, atlama yarışları yaptırarak başarılı olanlara ödüller verdi. O gün yenilen pilav, sonraki yıllarda "pilav günü" geleneğine dönüştü. Aynı yıllarda Robert Koleji’nde de atletizm faaliyetleri başladı.

Türkiye’de gerçek anlamda atletizm, 1896 yılında İstanbul’da Kurtuluş Kulübü’nde başladı. Bu kulübün atletlerinden Constantin Devecis ve Çelebioğlu, 1906 yılında Atina’da düzenlenen ara olimpiyat oyunlarına katıldılar.

İlk Türk atleti Çanakkale Savaşları’nda şehit düşen ve aynı zamanda futbolcu olan Galatasaraylı Celal İbrahim’dir. Bunu Şair Kazım ve Bedri Yıldırım izlediler. 1912′de Stockholm’de yapılan Olimpiyat Oyunları’na Robert Koleji atletlerinden Vahran Papazyan ile Mıgıryan katıldılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında diğer spor dalları gibi atleletizmde de duraklama görüldü. Bu sönük yılların atletizmdeki başarılı isimleri olarak Silifkeli Şükrü Dölek, Halil Bey, Selahattin Bey, Nurettin Otmar Savcı, Asım Bey ve Mesut Özok ön plana çıktılar.

1922′de kurulan İdman Cemiyetleri İttifakı’na dahil olan Atletizm Federasyonu, 13 Nisan’da faaliyete geçti ve ülkemizdeki ilk ciddi atletizm yarışmaları başladı. Bunu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Kurtuluş ve Beyoğluspor’un yarışmalara getirdiği rekabet havası izledi.

Türk atletizm tarihinde ilk Türkiye Birinciliği Yarışmaları, 5 Eylül 1924′de Eskişehir’de yapıldı.

1924 Paris Olimpiyatları’na Burhan Felek başkanlığında katılan atletlerimiz hiçbir varlık gösteremediler. Bundan sonra getirilen Alman Alexy Abrahams, Amerikalı Mr. Louis ve Macar Ratkai Gula isimli antrenörler atletlerimizin eğitim ve gelişmelerinde önemli pay sahibi oldular. Bu antrenörlerin eğitim çalışmalarıyla; Ömer Besim Koşalay, Rauf Hasağası, Adil Giray, Şekip Engineri, Suat Hayri Ürgüplü, Haydar Aşan, Ünvan Tayfuroğlu, Vildan Aşir Savaşır gibi atletler yetişti. Özellikle Türkiye’nin ilk büyük atleti Ömer Besim Koşalay, 13 yıl süren atletizm yaşamında altı ayrı dalda 29 Türkiye rekoru kırdı. Bu atletleri de Raif Emergen, Füruzan Tekin, Rıza Maksut İşman gibi atletler izlediler.

1930 yılında Atina’da yapılan Balkan Oyunları’nda, 100 m’de 11.1′lik derecesiyle ikinci gelen Semir Türkdoğan gümüş madalya kazandı. Bu madalya, aynı zamanda uluslararası yarışmalarda atletizm dalında kazanılan ilk madalyadır. Semih Türdoğan’ın 1935 yılında 100 m’de kırdığı 10.6′lık Türkiye rekoru, tam 25 yıl kırılamadı. Aynı yıl İstanbul’da yapılan Balkan Oyunları Türkiye’de düzenlenen ilk uluslararası organizasyon oldu.

1932 Balkan Oyunları’nda gülle atmada Veysi Emre, 1939 Balkan Oyunları’nda 100 m ve 200 m yarışlarında Muzaffer Baloğlu altın madalya aldılar. Bu döne

Fener’de Önce Kafalar Sonra Sistem Değişecek

Salı, 06 Kasım 2007

Fener’de önce kafalar sonra sistem değişecek

Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum, İstanbulspor maçından önce radikal kararlar almayı planlıyor.

Alman çalıştırcının, geçtiğimiz hafta Samsunspor deplasmanında kaybedilen iki puanın ardından takım içinde bir dizi operasyon yapacağı belirtiliyor. Daum’un özellikle Selçuk Şahin ve Tuncay Şanlı’nın Samsunspor maçında oyundan alınmalarından sonra istenmeyen davranışlar sergilemesi üzerine tüm futbolcularını disiplinli olmaları yönünde sert bir dille uyardığı ifade ediliyor.

Alman teknik adam, antrenmanlardaki çift kale maçlarda takımdaki her futbolcunun as olduğunu ve kimsenin yedek olmadığını oyuncularına ispatlamak için değişik 11’ler deniyor. İstanbulspor maçında herhangi bir sürpriz yaşamak istemeyen Daum’un futbolcularına her fırsatta, “Bu takımda kimse yedek değil, herkes her an oynamaya hazır olsun. Benim gözümde hepiniz assınız.” diye telkinlerde bulunduğu belirtildi.

İstanbulspor karşısında tüm planlarını galibiyet üzerine kuran 51 yaşındaki hocanın, yeni transfer Nicolas Anelka’yı, Marcio Nobre ile birlikte ileri ikilide oynatması bekleniyor. Daum’un bu yüzden uzun zamandır uyguladığı 4-5-1 sistemini değiştirerek takımı yeniden 4-1-3-2 tertibiyle sahaya süreceği öğrenildi. En son Şükrü Saracoğlu Stadı’nda 3-1 kaybedilen Şampiyonlar Ligi’ndeki Olympique Lyon maçında takımı çift forvetle oynatan tecrübeli çalıştırıcının, İstanbulspor karşısında da bu sistemi benimseyeceği kaydedildi.

Bu arada Fenerbahçe dün yine Dereağzı Tesisleri’nde çalışırken, idmana sakatlığı süren Pierre van Hooijdonk katılmadı. Çift kale maçta Anelka’ya as takımda görev veren Daum’un Serhat Akın ve Tuncay’ı yedekler arasında oynatması dikkat çekti. Öte yandan Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Kennet Andersson da çalışmaları izledi.

Yurdumuzda Spor

Salı, 06 Kasım 2007

YURDUMUZDA SPOR

Spor,kişisel veya toplu oyunlar biçiminde yapılan, genellikle yarışmayı amaçlayan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümüne denir.

Yurdumuzda ilk yapılan spor okçuluktur. Okçuluk 1453 yılında ülkemizde başlamıştır.Yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdığı zaman. Okçuluk Meydan-ı Kemankeşani’de yapılıyordu. Meydan-ı Kemankeşani’nin kurulması Türk spor tarihinde ilk belgeli olaydır.

Okçuluktan sonra yurdumuzda ˝güreş˝ yapılmaya başlandı.Güreş yurdumuzda 1361 yılında başladı.Güreş Türk akıncılarının sallarla Anadolu’dan Rumeli’ye geçip Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine sarkmaya başladıkları günlerle yaşıttır.

Saltanat kayıkları arasında yapılan iddialı kürek yarışları İstanbul’da büyük ilgi uyandırırken, o zamanların padişahı III. Sultan Murad da pek medhini işittiği yarışları yakından görmeyi arzulamıştı. En seçkin kürekçileri topladı. Daha sonra tüm İstanbul’a bu yarışı duyurdu. O gün büyük bir kalabalık vardı yarışın yapılacağı yerde. Bu yarış 1579 yılında yapıldı.

1870 yılında yurdumuz sporu için önemli bir olay gerçekleşmiştir. Bu olay bir spor şenliği idi. İlk spor şenliği, Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından Kağıthane’de gerçekleştirildi.

1890 yılında ise İngilizlerin icadı olan futbol Türkiye’ye geldi. Türkiye’de ilk kez Bornova semtinde, buraya yerleşmiş bulunan ve pek çoğu tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında oynanmaya başladı. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doğmasından yaklaşık kırk yıl sonra oynanmaya başlamıştı. Daha sonra futbol İstanbul’da da görüldü. İzmir’den İstanbul’a göç eden aileler beraberlerinde futbolu İstanbul’a da getirdiler.

1896 yılında Yunanistan’da yapılan ilk olimpiyatlarda usta pehlivan Koç Mehmet bu olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katılmak için Yunanistan’a gitti. Ama organizasyon komitesi kendisinden Osmanlı Devleti’ni temsil edeceğine dair Milli Olimpiyat Komitesi’nden verilmiş belgesini istemişti. Ama böyle bir Milli Olimpiyat Komitesi yoktu ki, onun vereceği belge elinde olsundu. Aynı olimpiyatta Faik Hoca ülkemizi temsil etti.

1901 yılında ilk Türk futbol takımı kuruldu.Takımın ismi Black Stocking yani Siyah Çoraplılar idi. İlk Türk futbolcusu da Bahriyeli Fuat Hüsnü Kayacan futbol sahalarına çıkan ilk Türk’tür.Bobby takma adıyla İngiliz takımlarında oynayan Fuat Hüsnü daha sonra Galatasaray’da top koşturmuştur.

1902 yılında Fransa’daki Montpeillier Üniversitesi’nde tıp öğrenimini yapmakta olan 25 yaşındaki Türk genci Alp Dağları’nın ünlü Mont Blanc doruğuna ulaşarak oraya Türk bayrağı dikmiş ve orada bulunan dağ defterini imzaladı. Bu Türk dağcılık sporunun başlangıcıdır.

1903 yılında bir grup genç Beşiktaş Jimnastik Kulübünü kurdu.

1905 yılında bir grup Galatasaray’ı kurdu. Amaçları İngilizler gibi toplu halde top oynamak, bir isme ve bir renge sahip olup, Türk olmayan takımları yenmekti

Yurdumuzda Spor

Salı, 06 Kasım 2007

YURDUMUZDA SPOR

Spor,kişisel veya toplu oyunlar biçiminde yapılan, genellikle yarışmayı amaçlayan, bazı kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümüne denir.

Yurdumuzda ilk yapılan spor okçuluktur. Okçuluk 1453 yılında ülkemizde başlamıştır.Yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdığı zaman. Okçuluk Meydan-ı Kemankeşani’de yapılıyordu. Meydan-ı Kemankeşani’nin kurulması Türk spor tarihinde ilk belgeli olaydır.

Okçuluktan sonra yurdumuzda ˝güreş˝ yapılmaya başlandı.Güreş yurdumuzda 1361 yılında başladı.Güreş Türk akıncılarının sallarla Anadolu’dan Rumeli’ye geçip Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine sarkmaya başladıkları günlerle yaşıttır.

Saltanat kayıkları arasında yapılan iddialı kürek yarışları İstanbul’da büyük ilgi uyandırırken, o zamanların padişahı III. Sultan Murad da pek medhini işittiği yarışları yakından görmeyi arzulamıştı. En seçkin kürekçileri topladı. Daha sonra tüm İstanbul’a bu yarışı duyurdu. O gün büyük bir kalabalık vardı yarışın yapılacağı yerde. Bu yarış 1579 yılında yapıldı.

1870 yılında yurdumuz sporu için önemli bir olay gerçekleşmiştir. Bu olay bir spor şenliği idi. İlk spor şenliği, Galatasaray Lisesi öğrencileri tarafından Kağıthane’de gerçekleştirildi.

1890 yılında ise İngilizlerin icadı olan futbol Türkiye’ye geldi. Türkiye’de ilk kez Bornova semtinde, buraya yerleşmiş bulunan ve pek çoğu tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında oynanmaya başladı. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doğmasından yaklaşık kırk yıl sonra oynanmaya başlamıştı. Daha sonra futbol İstanbul’da da görüldü. İzmir’den İstanbul’a göç eden aileler beraberlerinde futbolu İstanbul’a da getirdiler.

1896 yılında Yunanistan’da yapılan ilk olimpiyatlarda usta pehlivan Koç Mehmet bu olimpiyatlara katılmak istiyordu ve katılmak için Yunanistan’a gitti. Ama organizasyon komitesi kendisinden Osmanlı Devleti’ni temsil edeceğine dair Milli Olimpiyat Komitesi’nden verilmiş belgesini istemişti. Ama böyle bir Milli Olimpiyat Komitesi yoktu ki, onun vereceği belge elinde olsundu. Aynı olimpiyatta Faik Hoca ülkemizi temsil etti.

1901 yılında ilk Türk futbol takımı kuruldu.Takımın ismi Black Stocking yani Siyah Çoraplılar idi. İlk Türk futbolcusu da Bahriyeli Fuat Hüsnü Kayacan futbol sahalarına çıkan ilk Türk’tür.Bobby takma adıyla İngiliz takımlarında oynayan Fuat Hüsnü daha sonra Galatasaray’da top koşturmuştur.

1902 yılında Fransa’daki Montpeillier Üniversitesi’nde tıp öğrenimini yapmakta olan 25 yaşındaki Türk genci Alp Dağları’nın ünlü Mont Blanc doruğuna ulaşarak oraya Türk bayrağı dikmiş ve orada bulunan dağ defterini imzaladı. Bu Türk dağcılık sporunun başlangıcıdır.

1903 yılında bir grup genç Beşiktaş Jimnastik Kulübünü kurdu.

1905 yılında bir grup Galatasaray’ı kurdu. Amaçları İngilizler gibi toplu halde top oynamak, bir isme ve bir renge sahip olup, Türk olmayan takımları yenmekti. Galatasaray İstanbul Ligi’ndeki ilk Türk takımdı.

1907 yılında Moda çevresinde oturanlar ve St. Joseph Fransız Frerler Mektebi’ndekiler Fenerbahçe’yi kurdular.

1921 yılında Trabzon İdman Ocağı kuruldu.

1922 yılında Türkiye Futbol Federasyonu kuruldu.Aynı yıl Milli Takım kuruldu

1923 yılında Gençlerbirliği kuruldu. Aynı yıl FIFA’ya kabul edildik.

1957 yılında ilk Türk voleybol takımı sahaya çıktı.

1989 yılında Galatasaray Avrupa Şampiyon Klüpler Kupası’nda yarı finale çıktı.

1990 yılında yurdumuzda buz hokeyi oynanmaya başlandı.

Basketbolda Efes Pilsen, voleybolda Eczacıbaşı büyük başarılar göstermiştir. Halterde Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu, güreşte Hamza Yerlikaya olimpiyat şampiyonu olmuşlardır. Galatasaray 2000 yılında Arsenal’i yenerek UEFA şampiyonu olmuştur. Daha sonra Süper Kupa finalinde Real Madrid’i yenerek Süper Kupa’yı almıştır.Galatasaray Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Real Madrid’e elenmiştir. Ama bu Türk Spor tarihi için çok önemli bir iştir.

Yüzmenin Tarihçesi

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZMENİN TARİHÇESİ

Yüzme sporunun,vücut güzelliğine,yurt savunmasına,sportif temaslara ve kazalardaki önemli faktörlerine bakarak çok eski çağlara kadar dayandığını görürüz. Eski çağlarda insanların kendilerini vahşi hayvanlardan,su kazalarından koruma ve gıda temini için yüzmeden faydalanmışlar,ilkel bir şekilde yüzmüşlerdir. Hatta bir nehri geçmek için köprü kurma yerine yüzme yoluna gittikleri anlaşılmaktadır. Bazı bilim adamları yüzmenin tarihini,”İnsanların doğuşu ile başladığını söylerler.” Çünkü insanlığın bir ihtiyacı ve yaradılışı yönünden düşünürsek bu tezin doğruluğu kabul edilir. İnsan hayatının sudan başladığı yolundaki tezler gün geçtikçe kuvvetlenmektedir.

SERBEST YÜZME ÖĞRENME ÇALIŞMALARI :

YÜZME TEKNİĞİNE GİRİŞ :

Serbest yüzme en hızlı yüzme çeşididir. Çünkü değişen kol çekme ve bacak vuruşları ilerlemeyi sağlar. Serbest yüzmede kayma kendisini kolların uzatılması ile hamle safhasının sonunda kolun ısrarla ileri uzatılmış olarak durması ile gösterir. Yüksek hareketli serbest yüzme kendisini yüksek bir hareket ile ilerleyen bükülmüş kol çekme ile gösterir. Hız esnasında devamlı bir hareket gücünün desteklenmesini altışar bacak vuruşu harekette devamlılığı sağlar. Kolların bütün hareket safhalarında atılacak vuruşu ile koordine edilmelidir. Bacak vuruşların az olması uygulamada kol çekme hareketlerinin fazla olmasını gerektirir. Fakat, oyun mesafe yüzmelerde dörder veya ikişer bacak vuruşu daha ekonomik görülmektedir.

Serbest yüzmede ana hareket gücü kollardan sağlandığı için en fazla iş kollara düşmektedir. Serbest yüzmede bacak vuruşu kol çekişlerine vücudun sudan daha hızlı ilerleme ve dayanıklılık fonksiyonlarının sağlanmasına yardımcı olur.

Bu stilde vücudun suya paralel bir şekilde dengede durma,bir biri ardından yapılan kol çekme hareketi ile birlikte yapılan bacak hareketi sonucu vücut rahat bir şekilde suda ilerleme ve kayma hareketi yapar.

Bu stilde baş ne kalkık nede inik,fakat vücudun doğrultusunda ve gözler ileri aşağı doğru bakar durumda olarak vücut suyun üstünde ve hemen hemen yatay durumda bulunmalıdır. Başın durumu önemlidir,sporcu bu durumda yüzerken kesinlikle başını dışarı çıkarmamalı yani başını çıkarıp ileri ve yukarı bakacak olursa bu demektir ki vücudun ağırlık merkezi kalça ve bacaklara kayması demektir. Bu esnada kalça bacaklar aşağı doğru batmaya başlar ve ileri doğru hareket etmeyi zorlaştırır yani suyun karşı koyma direncini ve alanını genişletmiş olur ki buda yüzmeyi olumsuz yönde etkiler. Su yüzeyinde istenilen uygun şekilde duramayanlar için öğreticiler dengeli bir vücut durumunu meydana getirip onu muhafaza ettirecek etkili bir bacak hareketi geliştirmeli, bununla beraber nefes alıp verirken gerekli baş hareketinin uygun bir şekilde yapılması gerekir.

En uygun baş durumu bulunmalıdır, yani baş yüzülürken önce bakmak ve yukarı bakmak için sudan çıkarılmalıdır. Bu vücut dengesini bozar başın hareketi vücudun dengesini hiç bozmayacak veya en az bozacak şekilde yalnız nefes alma hareketi ile sınırlı olmalıdır.

BİR YÜZÜCÜYE STİL TEKNİĞİ ÖĞRETİLİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR :

Yüzücünün aynı anda bir yada iki noktadan fazlasına dikkat etmesini isteyiniz.

Hareketin su altında yapılan kısmı ilerlemeyi sağladığı için bu kısım daha önemlidir. Bu nedenle hareketlerin su altındaki kısmının etkili olmasına dikkat edin.

Sözlü anlatımlarınızı film, fotoğraf, resim v.b. yardımıyla daha kolay anlaşılır hale getirebilirsiniz. Havuz içerisinde yüzücülerin birbirlerinin tekniklerini düzeltmelerini sağlayın.

Çalışmalar sırasında tekniğin en önemli noktalarını tekrarlamaktan usanmayın.

Bu hatırlatmalarınızda bireysel farklılıkların farklı hareketlere neden olacağını unutmayarak sadece önemli noktalar üzerinde durun.

Tekniğin düzgün olabilmesi için yüzücünün vücudunun kuvvetli ve esnek olması gereklidir. Bu yüzden karada kuvvet ve esneklik çalışmalarını ihmal etmeyin.

KOL HAREKETLERİNİN DÜZELTİLMESİ VE TEKNİK GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI:

Küçük yüzücüler yüzmeyi öğrenirken hareketleri doğru olarak öğrenmeye ve kabaca bir stil kazanarak yüzmeye başlamışlardır. Temel eğitim esaslarının tamamen uygulanması ile artık teknik ve stil geliştirme çalışmalarına geçilmelidir. Kol çekme, ayak ve bacak vuruşları, nefes alış, baş durumu ve bütünü ile koordineli yüzmeye geçişi iyi bir şekil doğru öğretilmeye çalışılmalıdır. Kol çekmede kol hareketleri şu safhalardan oluşmalıdır:

Kolların suya girişi ilk önce parmaklardan başlamalı ve parmak uçları ilk olarak suya girmelidir.

Kol çekiş sırasında el düz bir çizgi boyunca değil baş aşağı bir soru işareti yada çizgiler çizerek ilerlemelidir.

Kol çekişinde dirsek yüksekte tutulmalı ve düz bükülü – düz kol hareketi uygulanmalıdır.

Elin tekrar öne götürülüşünde dirsek yüksekte kollar yumuşak tutulmalı ve başa yakın geçerek öne gitmelidir.

Omuzların hafifçe dönmesi nefes alması güçlü kol çekiş hareketlerini kolaylaştırır.

Ayak vuruşları değişik şekillerde uygulanabilir. Bunu sınırlamak yanlış olur.

Her bir kol hareketinde ( her kol çekişinde ) altı ayak vuruşu yapılmalıdır.

Her kol çekişinde iki ayak vuruşu yapılabilir.

Her bir kol hareketinde ileri ayak vuruşu yapılabilir.

Elin suyu presleyerek itişi parmaklar mayonun alt kenarına gelinceye kadar

sürdürülmelidir.

Nefes alırken baş boyundan ya sağa ya sola dönmeli başın dönmesi sadece

ağzın sudan çıkarmak nefes alınmasına yetecek kadar olmalıdır.

Nefes genellikle ağızdan alınmalıdır. Verirken de hem ağızdan hem de

burundan verilmelidir.

Ayak vuruşlarında bacaklar bir bütün olarak kalçadan hareket ettirilmeli,yalnız alt bacak değil,üst bacakta harekete katılmalıdır.

Yeni öğrenilen bu teknik hareketler yerleşinceye kadar,en doğrusu yapılıncaya kadar çalışmalara devam edilmelidir.

Kolların ve bütün yüzme hareketlerinin düzgün ve teknik açıdan doğru olarak öğrenilmesi ancak yukarıdaki maddeler halinde saymaya çalıştığımız egzersizlerin yerine getirilmesi ve çok fazla tekrarlar yaparak öğrenilir.

Yüzme hareketlerine katkıda bulunan üç çeşit kol çekme tipi vardır.

3.1. Kırık Dirsek Kol Çekme:

En kötü kol çekme tipidir. Yüzmeye çok az itme gücü sağlar çünkü çok az su arkaya doğru itilir. Yüzmeye yeni başlayanlar genellikle yapar.

3.2. Dirsek Kırık Olmadan Kol Çekme:

Kırık dirsek kol çekmesinden daha iyi fakat çok güç istenen bir harekettir ve vücut dengesini de bozucu niteliktedir.

3.3. Uygun Olan Kol Çekmesi:

En iyi kol çekişi sayılmaktadır. Çekiş sırasında yukarı ve aşağı itmeyi en aza indiren arkaya doğru fazla itmeyi sağlayan harekettir.

EL POZİSYONU VE BEŞ EL POZİSYONUNUN İNCELENMESİ:

Kol çekişi yapılırken çekiş sırasında en büyük oranda itmeyi sağlamak için el ne şekilde tutulmalıdır? Diye genelde sorulur. Yani a) El düz, parmaklar bitişik. b) El düz, parmaklar bitişik, başparmak açık. c) El düz, parmaklar açık el içi bükey, parmaklar kapalı. Bunlardan en uygunu “a” şıkkıdır. Bu durum (COUNSİLLMAN) tarafından çok yıllar önce incelenmiş ve çeşitli el pozisyonlarında el, alçı kalıbına alınmıştır. Bu kalıplar rüzgar tünelinde her el pozisyonunun ne kadar bir direnç çıkaracağı incelenmiştir.

Çeşitli el pozisyonlarının ortaya çıkardığı dirençler en büyük güçten başlayarak sıralanmıştır.

Buna göre, el düz, başparmak ve parmaklar bitişik en uygun olduğu bulunmuştur.

Serbest stilde kollar başlıca ileri götürücü kuvveti sağlar ve komple hareket esas itibariyle münavebe ile yapılan devamlı bir hareket olmalıdır.

Serbest stilde kol çekişleri ve ayak vuruşları aşamalı olarak şu sırayı takip etmelidir.

Baş suyun içinde vücut yatay düzleme paralel kolun biri çekiliş yaparken biri dirsekten yukarı kaldırıyor. Bacaklar dizlerden ayrılmış sadece ayaklar aşağı yukarı vuruş yapıyorlar.

Çekişi yapan kol dirsekten hafif bükülür vücut altına çekilirken diğer kol dirsekten yüksek tutulur. Ayaklar yine aşağı-yukarı vuruş yapar. Baş suyun içinde ileri bakacak durumdadır.

Çekiş yapan kol göğüs ve omuz altından geçerken maksimum bükülüşüne ulaşır. Öne getirilirken kol tam omuz hizasında suya girer.

Kol çekişi omuz ve göğüs hizasını geçip geriye doğru giderken baş yana döndürülür nefes alınır.

Çekiş yapan kol sudan çıkınca nefes alınması tamamlanmış ve diğer kol tekrar başlangıç noktasına gelmiş olur.

5. SERBEST STİLDE BACAK HAREKETLERİ:

Bu stilde bacak hareketi esas itibarıyla aşağı ve yukarı münavebe ile yapılan bir hareketsiz omuzlar veya uygun zamanda nefes almada zorluk çekme , yüzücülerin gereğinden fazla dönmeleri yüzünden bu hareket abartılmış olur. Aşağı doğru bacakla yapılan ayak vuruşu baldırın güçlü kasının kullanılmasıyla kalçadan başlar ve suyun basıncı yüzünden hafifçe bükülen dizle devam eder. Bu safhada baldırın aşağı doğru hareketi durur ve baldırın ön tarafındaki güçlü kaslar büzülerek bacağı düz duruma getirir. Düz duruma gelen bacak ayağın tabanı geriye ve hafifçe içeri doğru bakar. Bacak yukarı doğru hareket eder, suyun basıncıda bacağı düz tutar. Bacaklardan biri vuruşu yukarı yapar bu değeri de aşağı doğru basınç yapmalıdır ve bu hareket münasebeti devam etmelidir.

Genel Hatalar:

Bacak hareketi düz ve gergin.

Dizin çok bükülmesi.

Bileğin bükülü olması.

6. NEFES ALIP VERME:

Nefes alıp verme hareketi için ağzın suyun dışına çıkması için başın yana dönmesi gerekir. Ancak bunu yaparken baş vücudun normal aerodinamik durumundaki dengesini bozabilir. Dolayısıyla yüzme stilinin tüm hareketlerinin yapılmasına mümkün olan en az müdahalelerin olması bakımından, başın herhangi bir ilave yapması önlenmelidir. Nefes almak için baş her iki yönden birine çevrilebilir. Yüzücünün tercih ettiği yön en iyi yön olmayabilir. Öğretmen öğrencileri en iyi vücut durumunu muhafaza eden yönden nefes almaya her iki yönde de eşit kolaylıkla nefes alabilme becerisine erişinceye kadar nefes alma egzersizleri yapmaya teşvik etmelidir.

Nefes alıp vermenin zamanlaması çok önemlidir ve bu hareket yüzme stili hareketlerinin en uygun noktasında yapılmalıdır.

Nefes alma kollardan birinin çekişe başlayacağı ve nefes alma tarafındaki kolun dirseğinin başlangıç durumuna geçişi başlamak üzere olduğu zaman yapılır. Bireysel tercihlere bağlı olarak zamanlamada hafif farklılıklar olacaktır. Bunların en çok kullanılan biraz daha sonra nefes almaktır.

Yüzücünün sürati ağzın suyun dışına çıkabilmesini sağlamak için gerekli olan baş dönme miktarını tespit eder. Süratli yüzülüyorsa baş yay şeklinde bir dalga meydana getirecektir. Nefes alma meydana gelen ve su yüzeyinin genel seviyesinin biraz altında oluşacak olan çukurlukta yapılabilir. Eğer çok yavaş yüzülüyorsa meydana gelen yay şeklindeki dalga çok küçük olacak veya bu dalga hiç meydana gelmeyecektir. Nefes almanın mümkün olabilmesi için başın daha fazla çevrilmesi gerekecektir. Bu durum istenmeyen tepkiler yaratabilir ve bunlarda vücudun aerodinamik durumunu bozacak şekilde vücudun bükülmesine yol açacaktır. Nefes alma tamamlanınca baş süratle fakat telaş etmeden normal durumuna getirilir. Nefes verme suyun içinde yapılmalı ve ağız sudan çıkarken tamamlanmış olmalıdır.

6.1. Normal Nefes Alıp Verme:

Nefes alıştan sonra baş normal durumuna dönerken nefes, ağız ve burundan yavaş yavaş suyun içine verilir. Nefes almanın kol hareket sırasının itiş yapmayan safhasında, yani başlangıç durumuna geçiş sırasında yapılabilmesini sağlamak için nefes verme kontrol edilir.

6.2. Patlayıcı Nefes Alıp Verme:

Nefes aldıktan sonra yüzme safhasının önemli bölümünde nefes tutulur. Kol hareketinin itiş yapmayan safhasında kısmen suyun içine ve kısmen suyun dışına patlama şeklinde verilir. Yüzme yarışlarında ve özellikle sürat yarışında en çok kullanılan nefes alıp verme şekli bu tip nefes alıp verme olmaktadır.

Genel Hatalar:

Suyun içinde yeterince nefes verilmez.

Nefes almak için baş öne kaldırılır.

7. SERBEST STİLDE ÇIKIŞLAR :

Serbest stil, kurbağalama ve kelebek stilde çıkışlar, yani start aynı şekilde başlar. Genelde çıkışlar dört bölümde toplanır.

Blokta yani platformun üzerine çıkış yerini ayarlama,

Bloktan ayrılış,

Havadaki pozisyon,

Suya giriş ve yüzmeye başlama,

Burada hareketin her safhasına konsantre olmalı ve iyi bir çıkış yapabilmek için hepsini bir bütün içinde uygulamalıdır. Sporcu çıkış yapacağı zaman şu sıralamayı iyi takip etmelidir.

Atlayacağı bloğun arkasına geçip konsantrasyonunu iyi ayarlamalı.

Yerleriniz komutu ile bloğun üstüne çıkıp ileri adım atıp, ayaklar, kalça ve topuklar en az aralıkla kenara gelmiş dizler kırık, eller aşağı doğru uzatılarak bloğun kenarında ayak parmaklarının yanına getirilmiş olmalıdır.

Çıkış verilmiş kollar statik olarak dairesel hareketlerine başlar.

Kollar hareketlerini tamamlarken tabanlar ayak uçlarına yükselir, kalça düşey eksen içindedir.

Gövde öne doğru hareketli, kollar kalça hizasına kadar gelmiştir. Dizler öne doğru çıkık ve öne doğru uzanarak gövdeye hız verir.

Kollar ve ayak, bacak hareketiyle vücut bloktan ayrılır ve uçma olayı başlar.

Uçma ve suya giriş anında baş kollar arasındadır. Suya giriş dar bir alan içinde suyu delme şeklindedir. Suya önce eller ve gergin kollar ile girilir. Tüm vücut sanki ellerin açtığı boşluktan giriyormuş gibi aynı yolu izler.

Bu dönemde vücudun derine değil de ileriye hareketini sağlamak için alt kısım ile bütün olarak su preslenir ve kayma hareketiyle birleştirilir.

Kayma hareketinin sonunda vücudun yüzme hızı yavaşlar ve ayakla vuruşa başlar, bunu kolların çekme ve tam bir devir hareketi takip eder.

Genel Hatalar:

Gergin beklemek.

Ayak parmaklarını çıkış taşına yerleştirmemek.

8. SERBEST STİLDE DÖNÜŞLER

Seri ve çabuk olarak yapılan dönüşler sporcuların iyi dereceler yapmasını sağlar. Genellikle serbest stilde dönüşler iki çeşittir. Pivot dönüş ve takla atarak dönüş.

8.1. Pivot Dönüş

Depardan sonra yüzen sporcu havuz sonuna gelince parmakları yukarı gelecek şekilde dönüş noktasına vurur, o anda hangi kolu denk gelirse duvara dokunur ve öteki koluyla vücudunu çevirmeye çalışır. Baş suyun içine girecek bacakların su yüzeyine yaklaşmasına yardımcı olacaktır. Bacaklar dizden bükülerek karına doğru çekilir, ayak tabanları duvara beraberce oturtulur ve dönüş yapan el ön tarafa getirilerek öteki el de paralel durum alır. Dönüş duvarını kuvvetle iten ayak, ayak uçları ile kayılarak tekrar depar yerine doğru yüzülür. Bu dönüşler genellikle 800 ve 1500 metrelerde kullanılır.

8.2. Takla Atarak Dönüş

Sürat yarışlarında kullanılan dönüş şeklidir. Yüzücü dönüş duvarına yaklaşınca kalça ve ayaklarını duvara doğru fırlatır, yarım burgu ile doğrularak dizlerini kırar ve su içersinde öne doğru birleştirilir, su yüzeyine doğru hızla çıkılarak yapılır. Yüzücü havuz bitimi ile olan uzaklığı ve son kol çekimi ile dönüş için gerekli mesafeyi ayarlar, bu mesafe yaklaşık 7 feet (2.50 cm)’dir. Buna göre yüzücü havuz bitimini görür ve dönüş zamanına karar verir. Bu noktada sol kol çekimini tamamlar ve vücudun yanında durur, aynı şekilde sağ kolda çekimini tamamlar. İki kolun sağladığı bu etki vücudun dönüş hareketinin ihtiyacı olan öne yönlenmeyi sağlar. Baş, çene aşağı göğse yaklaşacak şekilde bükülür, avuç içleri aşağı dönük ön kol ve kolun iç yüzeyi aynı yöndedir. Bu devrede kolların ve ayakların ani presi ile öne doğru yönlenen vücut kalça su yüzeyine gelecek şekilde dönme hareketine başlar. İleriye uzanan kollardan ayakların dikey plandan sapma yönüne uygun olanı baş üzerinden gövdeye preslenir. Ayaklar bükülü olarak geriye savrulur. Bu bölümde hareket düşey plan üzerinde değildir.

Ayaklar havuz duvarına temas eder etmez yönlenme değişir. Yatay plandaki dizler itişi yaparken havuz zeminine döner. İtişle beraber vücut da yüzeysel dönüşü tamamlar, uzanma ve yüzmeye geçilir. Bu durumda ayak vuruşlarına başlanır ve bir kol çekişi yapılır su yüzeyine çıkılır.

Genel Hatalar:

Duvara çok yaklaşmak.

Duvara hamle yaparken, elle duvarı tutma.

Bacaklar karına çekilmeden vücudu yana döndürmek.

Vücut pozisyonuna göre bacakların çok aşağıda, yukarıda veya yanda durması.

Başın suyun altında durması.

Takladan sonra yana doğru vücudun 90 derecelik bir dönüş yapmaması.

Yüklemlemede Yarışma Sonuçları

Salı, 06 Kasım 2007

Yüklemlemede Yarışma Sonuçları

ve

Performans Aracılığı ile Açıklamalar

Müsabaka sonrasında, sporcular önceki olay ve onun sonuçları ile ilgili düşüncelerini toparlarlar. Aynı zamanda performanslarının kalitesini de yansıtırlar. Tabii ki antrenörler de aynı düşünce aşamalarının içerisindedirler; fakat bir farkla, onlar genelde yarışma ve performans sonucunun nedenlerini belirlemede sporculara göre daha önemli role sahiptirler. Eğer antrenörlerin buradaki kazanma yada kaybetmeyi sonuçlandırabilmesi, sporcuların yüksek güç ve yüksek yeteneği veya düşük güç ve yeteneğinin nedeni ise ayrı ayrı her katılımcı yarışmayı bir şekilde değerlendireceklerdir. Her ne kadar, kazanmak yada kaybetmek “şanslı (şanssız) bir ara” diye nitelendirilse de eğer diğer takım yada rakip zayıf yada güçlü olarak nitelendirildiğinde yada görev çok zor yada kolay olarak gösterildiğinde, oyuncular farklı bir anlamlandırmada bulunuyorlarsa, denilebilir ki “yanılmak insana özgüdür; buna inan kişi de çok daha fazla insandır.” ve bu sporda da görülür.

Mechikoff ve Kozar’a göre, belki de spor da en son arzulanan durum kaybetmenin gıpta edilmeyen ve çaresiz durumudur. Bu kesin doğru değildir. Her ne kadar kaybetme sporcular tarafından yıkıcı ve negatif şekilde anlamlandırılsa da birçok başarılı antrenör, niçin kendi takımının kaybettiğinin değerlendirilmesinin her takım üyesi için kritik bir öneme sahip olduğunu iddia etmektedir (Anshel, 1994). Nihayetinde antrenör, iyi ve kötü performansın dürüst ve doğru olarak değerlendirmelerini yapmaktan sorumlu. Böylece sonucun nedenlerinin objektif ve doğru olarak ortaya çıkarılabilir. Bu şekilde, takım üyeleri başarısız girişimlerde bulunma sorumluluğunu almak yerine hatalarından öğrenebilir ve enerjilerini öğrenmeye, gelişmeye ve bir sonraki yarışmaya hazırlanmaya yönlendirebilirler.

Kuramsal Temelleri

Sporda nedensel yüklemlemenin yapılmasının kuramsal temeli insanların (antrenörler, oyuncular, ebeveynler, seyirci, medya) kazanma ve kaybetme veya başarı ve başarısızlığın muhtemel sonuçları ile ilgili düşünceleridir.

Psikolog Bernard Weiner ve Arkadaşları, (1971) kişilerin başarı ve başarısızlığı dört kategori altında anladığını ve açıkladığını öne sürmüşlerdir. Bunlar: yetenek, işin güçlüğü, çaba ve şanstır. Weiner’ın önceki yüklemleme modelinin düzeltmesi, başarılı sonucun bireysel anlamlandırılmasındaki açıklamalarıyla, daha ayrıntılı ve gerçekçidir. Bu açıklamalar ve anlamlandırmalar nedensel yüklemlemeler olarak adlandırılır.

Roberts’a (1984) göre, burada önemli olan bu açıklamaların içeriğinin genelde sporcuların gelecekteki motivasyonunu ve onların performans etkinliğini etkilemektir. Örneğin, araştırmalar göstermiştir ki oyunculardan yeteneklerinin azlığından hata yaptıklarını söyleyenlerde, takımdan ayrılma, hatalarını işin zorluğuna, az çaba harcamaya veya şansızlığa bağlayanlara göre daha fazla görülmektedir (Anshel, 1994).

Şekil 1’de de gösterildiği gibi dört açıklama iki boyutta sınıflandırılmaktadır. Bunlar, istikrarlılık ve kontrol odağıdır.

Şekil 1 Yüklemleme modeli performans sonucu için dört açıklamaya dayanır.

İstikrarlılık

İstikrarlılık, yüklemlemenin durumdan duruma değişen işlevidir. İstikrarlı olan etmenler yetenek ve işin güçlüğüdür. Bunlar nispeten tutarlıdır; kişinin yeteneği verilen görev yada sonuç için ya bulunmaktadır yada bulunmamaktadır. Aynı zamanda işin güçlüğü de çok hızlı değişemeye meyilli değildir. Doğru ve uzun çalışma ve beceri gelişimi performansı arttırır ve işin güçlüğünü azaltır. Fakat istikrarlılık boyutunda bulunan istikrarlı yüklemlemeler (yetenek ve işin güçlüğü) istikrarlı olmayanlardan (çaba ve şans) daha yordanabilirdir. Bir kişi belli bir süre yüksek veya düşük çaba göstermek veya şanslı yada şanssız olmak isteyebilirken, yüksek veya düşük yetenek veya eldeki işi duruma göre zor veya kolay algılamaları daha uzun süreli olacaktır. (Anshel, 1994)

Kontrol Odağı

İlk defa Rotter (1966) tarafından, anlaşılır hale getirilen kontrol odağı, kapsamı kişinin (a) kendi performansından sorumluluk hissetmesi ve (b) performans sonucuyla takviye edilmesi olarak açıklar. Asıl konu, performanslarının sonuçlarını kendi kontrolleri altında gibi kavrayan bireyleri kapsamaktadır. Bu duyguların farklı durumlar boyunca daim olduğu görülür ve bu yüzden kişilik özelliği olarak değerlendirilmektedir. Rotter ve arkadaşları, (1961) geliştirdiği çift seçenekli yirmi kadar soru kapsayan bir ölçekle (I-E ölçeği) insanları dış denetimli ve iç denetimli mizaç olmak üzere iki sınıf altında gruplandırmıştır. (Bilgin, 1995)

Dış denetimli kişiler nispeten hayatlarındaki kontrol dışı olayları algılarlar (algılama gerçeğe dayanabilir veya dayanmayabilir.) sonuç olarak, olumlu deneyimler (örneğin başarılı sportif performans) iç denetimli kişilerle kıyaslandığında dış denetimli kişiler için nispeten biraz takviye değeri içerir. İç denetimli kişiler, başka bir açıdan bakıldığında, kendi deneyimlerinin, hareketlerine yüklemlenebilir olduğuna inanmaya eğilimlidirler. Bundan dolayı sporcuların iç denetimli veya dış denetimli mizaçlı olmaları, kendi başarı veya başarısızlıklarından ötürü sorumluluk hissedip hissetmeyeceklerini yordamaktadır. Erkekler ve bayanlar nedensel yüklemlemeler yaparken genelde farklıdırlar ve özellikle de kontrol edebilme düzeyi özelliğinde.

Weiner’ın Yüklemleme Modeli

Weiner’ın kuramı belirli bir ortamda bir işin yapılmasın konusundaki yğklemlemelerle ilgilidir ve özellikle, başarı ve başarısızlık hakkındaki açıklamaları dikkate almaktadır (Bilgin, 1995). Weiner’ın modelinin kuramsal iskeleti, niçin özellikle performans sonucu sorusunun nedenlerini bulmak için yapılan bireysel araştırmalardır. Onun önceki modelinde, Weiner ve arkadaşları (1971) yetenek, çaba, işin güçlüğü ve şansı dört açıklama olarak tanımlamıştır (nedensel yüklemlemeler). Ne var ki, daha sonraki araştırmalar gösterdi ki sonuçların eklenilen nedenleri de performansı açıklamada kullanılabilmektedir. Weiner kendi orijinal iki boyutlu modelini (istikrarlılık ve kontrol odağı) yok saymamasına rağmen, en başından beri aynı zamanda yaygın olan bu tanımlayıcı parçaları savunmuştur ve bütün nedensel yüklemlemelerin gelecekteki performans için biraz daha doğru ve gerçekçi bir habercidir. Üç nedensel boyut tanımlanmıştır. Bunlar istikrarlılık, kontrol odağı ve kontrol edebilirlik düzeyidir.

Weiner’ın önceki modelinden farklı olarak kontrol edebilme düzeyi performans veya başarı sonucunun farkına varılan nedeninin sporcunun içinde mi bulunduğu veya dışında mı olduğunu belirler. Yine istikrarlılık boyutu zaman aşımı nedenine bağlı değişimle ilgilidir. Eklenilen parça olan kontrol, nedenin sporcunun kontrolünde mi yoksa başka insanlar tarafından mı kontrol edildiğini tayin eder (Anshel, 1994). Weiner bu dört kavramın bireyler tarafından, bir işin yapılmasının söz konusu olduğu alanlarda olayların sonucunu öngörmede ve açıklamada kullanıldığını öne sürmektedir (Bilgin, 1995).

Weiner’ın yeniden formüle edilmiş modeli, önceki modelinde eksik olan bir faktörü daha içerir. Bu nedensel yüklemleme ve gelecekteki davranışın yapılması arasında meydana gelen duygu ve beklentilerin rolüdür. Örneğin, bir performansın sonucunu izlerken birey, Weiner’ın bağımlı-sonuç diye tanımladığı durumda, duygusal hareket edecektir. Bu yüzden eğer bir performans başarılıysa birey kendisini nispeten iyi hissedecektir; ne var ki başarısız performansı ise nispeten kötü duygular izleyecektir. Daha sonra birey bu sonucun nedenlerini açıklamaya yardım etmek için nedensel araştırma ile meşgul olur. Nedensel yüklemleme yapıldıktan sonra bu üç boyuttan birindeki yerine bağlı olarak işleme konulur. Bu boyutların kombinasyonları sporcunun duygusal reaksiyonlar ve gelecek beklentileriyle birlikte ortaklaşa gelecekteki davranışı belirlerler. Bütün boyutlar duygularla bağlantılıdır. Weiner’ın yeni modeli Şekil 2’de görülmektedir.

Şekil 2 Weiner’ın modeli performans sonucu, duygu, yüklemleme ve performansın aralarındaki ilişkiyi göstermektedir.

Weiner’ın yenilenmiş nedensel yüklemleme modelinde özetle birey deneyimi var gibi göstermek için bir veya daha fazla “otomatik” duygusal tepkiyi performans sonucunu takiben gösterir. Bu duygular öncelikle olumlu (güzel) hisler başarı yaşantısının ardından ve olumsuz (hoş olmayan) hisler başarısızlık yaşantısını (veya en azından kişinin kendi başarısızlık çıkarımını) takiben meydana gelir. Sporcu daha sonra sonucun nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Nedensel yüklemleme yapıldıktan sonra, tıpkı basketboldaki başarılı serbest atışın yapılmasının uzun süreli çalışmaya bağlı olması gibi, modelin diğer boyutları da yansıtılarak düşünülür: nedensellik odağı (“Bu sonuç için sorumluluğu alabilir miyim?”), istikrarlık (“Sonuç, uzun süre tutarlı olan, yetenek düzeyim gibi, bir etmene mi bağlıdır, veya hızlı değişen , çabam gibi, faktöre mi bağlıdır?”), ve kontrol (“Bu sonucun nedenlerini kontrol edebilir miyim?”) sporcunun sonraki davranışı bu faktörlerin birbirleriyle etkileşimlerine dayanır.

Örneğin, Weiner’ın modeli yarışan sporcunun aşağıdaki koşullarda spordan kopacağını yordamaktadır. (a) deneyimlerinde tutarlı olarak başarısızlık yaşadığında ( veya, daha doğrusu, başkalarının düşünceleri ne olursa olsun , birey performans sonucunu başarısız olarak algıladığında), (b) başarısızlığı deneyim olarak görmek yerine bu deneyimlerden mutsuzluk duyduğunda, (c) sorumluluğu almak ve kendisini başarısızlığın nedeni gibi hissettiğinde ve (d) bu problemi nispeten uzun süreli gibi algılaması. Bununla beraber spordaki devamlılığı bu işlemlerin tersine bağlı değildir. Örneğin, yordanmış başarısızlık halen bulunsa da yarışmacının görüşünde en azından başarı gibi bazı spor deneyimlerinin beklentileri bulunabilir. Kısacası, eğer sporcu deneyimlerinden faydalanabileceğini düşünüyorsa veya sonucu kontrol edemeyeceğini düşünüyorsa (örneğin, üstün rakip veya kötü şans yüzünden) olumlu duygular, başarısız sonuçları takip edebilir. Bu şekilde, Weiner’ın yeni modelindeki açıklamaların esnek oluşu ve gelecek performansı yordamada duyguların birleşimine ve düşünce süreçlerine dayanması sportif olaylara da uyarlanabilme avantajını sağlamıştır.

McAuley ve Duncan (1989), iç denetimli nedenlere yüklemlenilen yordanmış başarının gurur duymayla sonuçlandığını öne sürerler. Oysa kişi eğer başarılı performansını dış denetimli nedenlere yüklemlemişse şükran duygusu hissedecektir. İç denetimli nedenlerle açıklanan başarısızlık suçluluğa neden olacaktır ve dış denetimli nedenlerle açıklanan başarısızlık kızgınlık ve/veya şaşkınlıkla sonuçlanacaktır.(Anshel,1994; Bilgin, 1995)

Frieze ve Weiner’ın (1971) bulgularına göre, çok önceki başarılarla çelişen sonuçlar daha ziyade istikrarsız etmenlere (çaba ve şans) bağlanmaktadır. Bir başarıdan sonra daha çok kapasiteye, çabaya ve şansa yüklemlemeler yapılırken, bir başarısızlığın ardından daha ziyade işin güçlüğünden söz edilmektedir (Bilgin, 1995).

Yüklemleme ve Gender Farklılıkları

Araştırmacılar gender farklılıklarını kontrol odağında incelemişlerdir. Blucker ve Hershberger (1983) bu konuda yapılmış araştırmaları özetledikleri çalışmalarında genel olarak kadınlar ve erkekler arasında yüklemleme nedenleri açısından farklılıklar olmasına rağmen, “erkek sporcularla kadın sporcuların yada kadın sporcularla sporcu olmayan kadınların yüklemleme nedenlerini karşılaştıran çok az araştırma olduğunu belirtmişledir. Blucker ve Hershberger’in çalışmalarının yayınlanmasından sonra yapılan çalışmalar genelde kadınların nedensel yüklemleme yaparken erkeklere göre daha dış denetimli davrandıklarını vurgulamışlardır.

Son yıllarda, araştırmacılar sporcularda nedensel yüklemlemede, gender farklılıkları üzerine araştırmalar yaparak bu konudaki eksikliliği ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Anshel ve Hoosima (1989) erkek ve kadın sporcuların ve sporcu olmayanların olumlu dönüt karşılığında yüklemlemelerini ve motor performansları karşılaştırılmıştır. Yüklemleme nedenlerinde hiçbir gender farkı bulunmamasına rağmen, erkeklerin olumlu ve olumsuz dönüt karşısında kadınlardan daha iyi performans gösterdikleri bulunmuştur. Rejeski (1980) bu sonucun bir açıklamasının başarı durumlarında, başarının yaşanmasından sonra kadınların dış denetimli nedensel yüklemleme yapmaya meyilli olabileceğini söylemiştir. Rejeski’ye göre bu, işe hazır olmanın şiddetinde azalmaya sebep olmakta ve kadın sporcuların erkeklere göre başarı beklentileri daha az olabileceğini ifade eder.

Benlik saygısı, başarı ihtiyacı gibi kişilik özellikleri ve kontrol odağıyla ilgili diğer kişilik özellikleri her iki cinsteki sporcularda da benzerdir. Tablo 1 iç ve dış denetimli duygu ve davranışların benzer ve karşıt yönlerini göstermektedir.

Nedensellik Odağının Değişmesi

Araştırmacıların ilgilendikleri konulardan birisi nedensellik odağının ne derecede, tercihen daha iç denetimli hale doğru değiştirilebileceğidir. Araştırmacılar bir insanın nedensellik odağının (Weiner’ın geliştirilmiş modelinde kontrol odağının karşılığı) değişip değişmeyeceği konusunda anlaşamamaktadırlar. Bazı araştırmacıların savunduğu gibi (örneğin Phares, 1976) bir kişinin çevresindeki olaylar üzerindeki kendini kontrol hakkındaki düşüncesi sabit kişilik özelliğimidir? Yada Lefcourt (1979) tarfından savunulduğu gibi bir insanın anlık duygular sonucunda çıkan iç-dış denetimli mizacı bir anketle değerlendirilebilir mi, ve bu duygular anlık değişimler gösterir mi? Daha ileri bir görüşle, bir kişi bir günde veya özel bir durum çevresiyle ilgili üstünlük hissedebilir fakat başka bir gün veya farklı ortamda farklı hissedebilir. Anshel’e göre (1979) çocuklarda ve DiFebo’ya göre (1975) kolej öğrencilerinde, en azından gerçekleştirilen bir motor faaliyet sonrasında nedensel odakları değiştirilmeye çalışıldığında başarılı olunamamaktadır.

Anshel’e göre (1979) eğer nedensellik odağının değiştirilebilmesi için şu dört etmenden birinin yada hepsinin bulunması gerekir. Birincisi, kişi uzun bir süre boyunca belli çevresel koşulları ortaya koymalıdır. (örneğin, çaba ve başarılı sonuçlar arasındaki bağlantının vurgulandığı uzun süreli yüklemleme çalışmaları). İkincisi, kişinin nispeten koşulla deneyimi olmalıdır (örneğin, olumlu dönüt her çalışma sürecinde ve her yarışma sonunda verilmelidir). Üçüncüsü, bu çevrede uygulanan iş sporcu tarafından anlamlı olarak anlamlandırılıyor olmalı; deneyimlerinin sonuçlarıyla ilgilenmelidir. Ve dördüncüsü, nedensellik odağı genelde kişinin performansından elde ettiği bilgiye dayandığından sporcu tarafından inanılır olarak kabul edilen ve bireysel düşüncelerini yansıtan kişiden elde edilen bilginin kaynağı önemlidir. Örneğin, antrenörün görüşü daha fazla inandırıcıdır ve taraftarın görüşünden daha fazla saygı duyulur-gerçekten de, genelde daha inandırıcıdır ve ebeveynlerin, takım arkadaşlarının ve spor psikologlarından daha saygındır. Antrenörün yarışmacılarla ilgilenme süresi ve yoğunluğu neden odağının değişimini sadece istenilen değil aynı zamanda mümkün hale de getirir. Sporcunun iç denetimli hale getirilmesinde sporcuya yardım için antrenörün uygulayabileceği bazı stratejiler şunlardır.

Çevresel koşullar

Nedensellik odağının içe denetimli hale getirilmesi demek, sporcuya önerilen dönütler olumlu olmalı; davranışa yönelik olmalı (“İyi vuruş, Dan”), kişiliğe yönelik olmamalı (“Güzel Düşüce, Jill”); ve tutarlı olmalıdır (“Jekyll ve Hyde’ın” kişiliklerinin ve diğer oyunculara karşı olan davranışlarının değişmediğini düşünülmeli). Sonuç olarak, bu tür dönütlerin etkileri uzun sürelidir; sporcuların çevredeki koşullar veya performans sonuçları üzerindeki kendi üstünlükleri hakkındaki düşüncelerini değiştirmek haftalar, aylar ve hatta yıllar alabilir.

Tablo 1 Kontrol odağı açısından iç ve dış denetimli kişilerin karakteristik farkları

İÇ DENETİMLİ

§ Olumlu ve olumsuz olayları kendi davranışlarının sonucu olarak algılar

§ Hayatlarındaki birçok olayı düzenlemesi gerektiğini ve sorumlu tutulacağını hisseder

§ Dış denetimli dönüt veya performans sonucu gibi çevresel faktörlerden önemli derecede etkilenirler

§ Beceri durumlarına yönelik eleştirilerden çok çabuk üzülürler

§ Becerilerini kullandıkların durumları tesadüfi durumlara tercih ederler

§ Performans sonucuyla çok ilgilenirler

§ Yüksek performans gerektiren hedefler belirlerler

§ Kendine güvenleri ve benlik saygıları yüksektir

§ Okulda yüksek not almak için çabalarlar

§ Yetişkin kişilerde daha yaygındır

§ Başarının tekrarlanma ihtimalini arttırmak için performansın desteklenmesi ve onaylanması çok önemlidir

§ Tutarlı başarıyla daha da desteklenir

§ Devamlılığı daha uzun sürelidir

§ Devamlı başarısızlığa daha dirençlidir

§ Erkeklerde daha yaygındır

DIŞ DENETİMLİ

§ Olaylarla kendi davranışları arasında bir bağlantı kurmaz

§ Olayların kontrolünün kendi dışında olduğunu hisseder

§ Dış denetimli dönütten ve sonuçtan (şans ve tesadüfe bağlayabileceği) fiziksel ve duygusal olarak etkilenmez

§ Dışarıdan gelen eleştirilerden nispeten etkilenmez

§ Şansa bağlı ve tesadüfi durumları tercih eder

§ Sonuçla nispeten daha az ilgilenirler

§ Az mücadele gerektiren hedefler belirlerler

§ Kendine güvenleri ve benlik saygıları zayıftır

§ Akademik başarıları düşüktür

§ Genç yaştaki kişilerde yaygındır

§ Performansın desteklenmesi ve onaylanması çok da önemli değildir, çünkü başarı veya başarısızlıkta sorumluluğu kabullenmezler

§ Artan başarısızlık teşvik eder

§ Devamlılığı kısa sürelidir

§ Başarısızlıktan fazla üzüntü hissetmezler

§ Kadınlarda daha yaygındır

Kaynak: Anshel, 1994

Tekrar edilen deneyimler

Duygular, özellikle de eğer kişinin kendisi veya diğerleri hakkında uzun süreli görüş yansıtıyorsa, hızlı değişmez. Kendi hakkımızda ne hissettiğimiz çok genç yaşlarda başlar ve bütün yaşantı boyunca pekiştirilir. Hayatlarındaki olaylarda değişiklikler yapabileceklerini düşünen kişiler yıllarca bu şekildeki bir düşünceyi beslerler. Benzer şekilde eğer genç bir kişi kendi davranışından hiç sorumluluk duymamışsa bu özelliği uzun bir süre-belki de sürekli, destekleyecektir. Olaylar üzerindeki etkileri konusunda olumsuz düşünen kişiler, kendi çabalarına ve yeteneklerine dayanan tekrar eden başarı deneyimlerine ihtiyaçları vardır.

Antrenörün rolü olumlu performansı pekiştiren dönütler sunmaktır. (“olumlu” sporcunun yüksek çabası ve sonuçtaki gelişme olursa) gerektiğinde de uygun şekilde eleştirmelidir. Sporculara sürekli aynı şekilde iltifat edilememeli ve övülmemelidir. Dweck ve arkadaşlarının (1975), bulduğu gibi yalnız olumlu dönüt, nadiren de olsa eleştiriyi de içeren bir yönlendirmeden daha az verimlidir.

İşin Anlamlılığı

Sporcu bu spor branşını yapmayı önemli buluyor mu? Sporcu başarıyı nasıl tanımlıyor? Sadece “oynamak için bir şans kazanmak” olarak mı yoksa daha üst düzeyde belli bir performansa ulaşmak olarak mı tanımlıyor? Nitekim, bütün sporcular başarılı bir sporcu olmayı hayatlarında çok önemli olarak değerlendirmemektedir. Sporcu performansın sonucu hakkında kaygılanıyor mu? Başarılı olup olmaması kişi için kaygı yaratıyor mu? Bir insanın nedensellik odağını değiştirmek için, birey için anlamlı olan bir işe dayalı dönüt vermek gerekir.

Güvenilir bilgi kaynağı

Antrenörlerin mesajlarına güvenilmiyorsa antrenörler sporcuların tutumlarını, duygularını ve hareketlerini etkileyemez. Eğer oyuncular onları geliştiren ve performanslarının sorumluluğunu hissettiren bilgiler alıyorlarsa, bilginin kaynağına güvenilmeli-sporcunun inandığı, güvendiği ve saygı duyduğu bir kişidir. Sadece bu durumda sporcular kendilerini güvende hisseder ve çevresel üstünlükle ilgilenir.

Nedensellik odağının iç denetimli duruma değiştirilmesi yoğun ve uzun süreli bir çalışmayı gerektirir. Fakat kişinin hayatındaki olayları ve sonuçlarını kontrol edebilmesi ve sorumluluk duygusu, sportif performansı da kapsadığından bu çabaya değer. Bunun tersi güçsüzlük ve yetersizlik veya hedeflere ulaşmaya isteksizlik duyguları veya stresle başarılı şekilde başa çıkmaktır. Uç durumlarda kişi hayatının yönünün etkilenmesi konusunda gerçekten çaresizlik hisseder. Bu hoş olmayan durum literatürde öğrenilmiş çaresizlik olarak tanımlanmaktadır.

Yüklemlemeler ve Elit Sporcular

Bazen, elit sporcular bir performansın sonucunu, nedenlerini açıklayan birden çok yüklemleme yaparlar profesyonel tenisçi Jimmy Connors, Wimbledon’da o zaman yeni başlayan Robert Seguso’yla yaptığı maçı ilk sette kaybetmesine ilişkin olarak medyaya yaptığı yorumda “Arka arkaya bomba gibi servis atıyordu” (işin güçlüğü). Onun sadece bir süre duraksamasını bekledim ve onu yenecektim (Conners’ın yüksek yeteneği). Ama o bom bom atmaya devam etti (işin güçlüğü).” Cooners asla Seguso’yu yenecek yeteneğe sahip olmadığını söylememektedir. Elit sporcular asla “Ben yeterince iyi değilim demezler.”

McAuley ve Gross (1983) yetenekli ve başarıya alışık sporcuların performanslarını açıklamak için içsel nedenler (yetenek ve çaba) üzerine yoğunlaştıklarını belirtmişlerdir. Roberts’e (1984) göre elit sporcular sonuçları olayların sadece sonuçları ile sınırlı olmayı gerektirmediği, aynı zamanda amaçlara ulaşma ve yarışmada yer almanın gerekliliğini düşünmektedirler. Bu gibi durumlarda elit sporcular bir takımın kaybetmesinden dolayı sorumluluk hissetme eğiliminde değillerdir. Bunun yerine, takım başarısızlığını arkadaşlarına yüklerken kendi performansını başarılı bulmakta, veya en azından istenmeyen sonucu kabullenmemektedir. Bu eğilimin en önemli nedeni elit sporcuları başarılı geçmişleridir. Şekil 3’te Weiner’ın dört kategoriden oluşan yüklemleme modeline göre tipik örnekler sıralanmıştır.

Şekil 3 Yaygın Nedensel yüklemleme örnekleri

Yetenek yüklemlemeleri

“Zihinsel olarak hazır değildik.”

“Bugün çok kötüydüm.”

“Topa iyi ama geç vurdum.”

İşin güçlüğü veya rakibe yönelik yüklemlemeler

“Onu bugün hiç kimse yenemezdi.”

“Zamanlaması harikaydı.”

“Diğer takım daha iyi oynadı.”

“Sakatlanmalar bizi mahvetti.”

Çaba yüklemlemeleri

“Antrenman sırasında çok çalışmıştım.”

“Yeteri kadar hırslı değildik.”

“Elimden gelenin en iyisini yaptım.”

Şans yüklemlemeleri

“Hakem bizim oynamamıza izin vermedi.”

“Basketi bulamadık.”

“Hava bizi mahvetti.”

Yüzme Kuralları

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZME KURALLARI

(START)

5.1 Serbest, kurbağalama ve kelebek yarışlarında çıkış atlayarak yapılır. Baş hakemin uzun düdüğüyle (2.1.5) yüzücüler depar taşı üzerine çıkar ve orada beklerler. Çıkış hakeminin "YERLERİNİZE" (TAKE YOUR MARKS) komutuyla, derhal en az bir ayağı depar taşının önünde olacak şekilde çıkış durumunu alır. Yüzücünün ellerinin durumu önemli değildir. Bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiği zaman çıkış hakemi çıkış işaretini verir (tabanca, korna, düdük veya bağırarak).

5.2 Sırtüstü ve karışık bayrak yarışları suyun içinden başlar. Başhakemin uzun düdüğünden sonra (2.1.5) yüzücüler suya girerler. Başhakemin ikinci uzun düdüğüyle yüzücüler gereksiz gecikmeye sebebiyet vermeden geri döner ve çıkış durumunu alırlar (6.1). Çıkış hakemi "YERLERİNİZE" (TAKE YOUR MARKS) komutunu verir ve bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiği zaman çıkış işaretini verir.

5.3 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve diğer FINA yarışlarında YERLERİNİZE (TAKE YOUR MARKS) komutu İngilizce olarak verilecektir. Bu komut her atlama taşının arkasına yerleştirilen hoparlörlerden duyurulacaktır.

5.4. Çıkış sinyalinden önce çıkış yapan yüzücü diskalifiye edilir. Eğer çıkış sinyali diskalifiyenin açıklanmasından önce verildiyse yarış devam eder, yüzücü ya da yüzücüler yarış bitiminde diskalifiye edilirler. Eğer diskalifiye çıkış sinyalinden önce deklare edilirse, çıkış sinyali verilmez, kalan sporcular geri çağrılır ve çıkış hakemi tarafından cezalar hakkında uyarılıp yeniden çıkış yaparlar.

5.5 Hatalı çıkış işareti, çıkış işaretiyle aynıdır. Yani çıkış işareti düdük, tabanca, boru veya komut şeklinde verilmişse hatalı çıkış işareti de aynı şekilde fakat daha uzun verilecektir. Aynı zamanda çıkışın hatalı olduğu, hatalı çıkış ipinin düşürülmesi suretiyle de belirtilecektir. Eğer başhakem çıkışın hatalı olduğuna karar verirse düdüğünü öttürür ve çıkış hakemi de bunu takiben hatalı çıkış işaretini verir ve hatalı çıkış ipi düşürülür.

SERBEST YÜZME

6.1 Serbest stil bir yarışta yüzücünün arzu ettiği bir şekilde yüzmesi anlamına gelmekle beraber ferdi karışık ve karışık bayrak yarışlarında serbest stil, sırtüstü, kurbağalama veya kelebek stilinden başka herhangi bir stil olarak kabul edilecektir 5.2 Serbest stilde dönüşlerde ve yarışın bitiminde yüzücü vücudunun herhangi bir yeri ile duvarlara dokunabilir. Elle dokunma mecburiyeti yoktur.

6.2 Dönüş ve dönüş sonrasında veya çıkışta 15 m.yi geçmemek koşuluyla yüzücünün su altında kalmasına izin verilmesinin dışında, yüzcünün vücudunun herhangi bir bölümü su yüzeyini kesmelidir. 15 m.lik mesafeden sonra baş su yüzeyini kesmelidir.

6.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümü su yüzeyinin üzerinde olmalıdır. Dönüşlerde vücudun suya batmasına ve suyun içinde gitmesine izin verilir. Çıkışta ve dönüşlerde 15. metrede baş su yüzeyini kesmelidir.

SIRTÜSTÜ

7.1 Çıkış sinyalinden önce yarışmacılar elleri çıkış demirlerine yerleştirilmiş ve yüzleri depar taşına dönük şekilde suyun içinde sıralanırlar. Ayak, başparmak dahil su yüzeyinin altında olmalıdır. Taşma oluklarının üzerine veya içine dayanmak veya ayak baş parmağıyla oluğun kenarını kavramak yasaktır.

7.2 Çıkış işaretiyle beraber ve dönüşlerde yüzücüler kendilerini ayaklarıyla itebilir ve yarışma boyunca 6.4′de belirtilen şekildeki dönüş yapma haricinde, sırtüstü pozisyonunda yüzmeye devam ederler. Sırtüstü yüzmede sırtın durumu yüzme esnasında 90 dereceden az olmak kaydıyla , düşey duruma gelecek şekilde sağa ve sola bükülebilir. Bu durumda başın durumu nazarı dikkate alınmaz.

NOT : FINA Teknik Komitesi’nin açıklaması (FINA NEWS VOL.XIII); "Dönüş yapma anı hariç"in manası, kesintisiz bir dönüş yapmak gayesiyle, normal sırtüstü pozisyonunun herhangi bir şekilde bozulmasıdır. "Kesintisiz dönüş hareketi" cümleciğinin manası, duraklamaksızın, muntazam kesintisiz harekettir. Üst omuzun göğse göre dik durumdan daha öteye döndürülmesinden sonra, dönüşe (taklaya) başlamak için kesintisiz tek kol çekiş veya kesintisiz birbirini takip eden çift kol çekişi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonundan ayrıldıktan sonra, dönüş hareketi yapmanın haricinde, ayak vurma, kol çekme veya yüzme yapılmayacaktır.

7.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümünün su yüzeyini geçmesi gerekir. Dönüşlerde yüzücünün tamamiyle suyun altına dalmasına ve 15 metreden daha çok olmamak kaydıyla çıkış ve dönüşlerde suyun altından gitmesine izin verilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir.

7.4 Dönüş esnasında omuzlar göğse göre dik olacak şekilde çevrilebilir. Bunu takiben dönüşe başlamak için kesintisiz tek kol çekişi veya kesintisiz aynı anda çift kol çekişi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonunu terk ettikten sonra dönüş hareketinin devamını sağlamayan hiçbir ayak vuruşu veya kol çekişi yapılmayacaktır. Fakat yüzücü duvardan ayrılmadan önce sırtüstünde bir pozisyona dönmüş olmalıdır. Dönme esnasında yüzücü duvara vücudunun herhangi bir kısmı ile dokunmak zorundadır.

7.5 Yarışın bitişinde, yüzücü duvara sırt üstü pozisyonda değmelidir. Dokunma sırasında vücut tamamiyle suyun altında olabilir.

8 KURBAĞALAMA

8.1 Çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kol çekimi ile birlikte "vücut göğüs üstünde tutulmalıdır" hiçbir zaman sırtüstü dönmeye izin verilmez.

8.2 Kolların tüm hareketleri eş zamanlı, aynı yatay düzlemde olmalı, biri önce diğeri sonra hareket etmemelidir.

8.3 Eller göğüs hizasında ileriye doğru suyun altından yada üstünden aynı anda atılmalıdır. Dönüşlerden ve bitirişten önceki son kulaç haricinde dirsekler suyun altında olmalıdır. Eller su seviyesinin altından yada üstünden geriye çekilmelidir. Çıkış ve dönüşlerdeki ilk kulaç haricinde eller kalça hizasından öteye götürülmemelidir.

8.4 Bacakların tüm hareketleri eş zamanlı yatay düzlemde olmalı, farklı hareketler gözlenmemelidir.

8.5 Ayaklar geriye doğru vuruş esnasında dışarıya doğru döndürülmelidir. Makas hareketine, çırpmaya veya aşağıya doğru dolfin (pasif dolfin) vuruşuna müsaade edilmez. Ayağın su yüzeyini geçmesine ancak aşağıya doğru dolfin şeklinde vuruşla devam etmemesi şartıyla müsaade edilir.

8.6 Her dönüşte ve yarış bitiminde dokunma su seviyesinin altında veya üstünde her iki elle aynı anda yapılmalıdır. Omuzlar duvara dokunana kadar yatay durumda kalmalıdır. Dokunmadan önceki son kol çekişinden (çekiş tam veya yarım olabilir) sonra baş suya dalabilir. Ancak; baş, son kol çekiminin herhangi bir safhasında su yüzeyini geçmeye başlamalıdır.

8.7 Her bir ayak vuruş ve bir kol çekişinin tamamlanmasıyla yüzücünün kafasının bir kısmı su yüzeyini geçecektir. Yalnız çıkışta ve her dönüşte, yüzücü ayaklarına kadar uzanan komple bir kol çekişi ve su yüzeyine çıkmadan evvel, tamamıyla batmış haldeyken, bir ayak vuruşu yapabilir. İkinci hamlesinin (kol çekişinin) en geniş yerinde, eller içeriye doğru çevrilmeden önce, (eller içeriye doğru süpürme safhasına geçmeden önce) başın su yüzeyini geçmeye başlaması şarttır.

9 KELEBEK

9.1 Dönüşler dışında vücut daima yüzükoyun (havuza paralel) göğüs üzerinde olmalıdır. Omuzlar, çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kulaçtan, gelecek dönüşe veya bitirişe kadar su yüzeyine paralel durumda bulunacaktır. Bu stilde takla atarak dönüşe müsaade edilmez.

9.2 Her iki kol birlikte su üzerinde öne atılmalı ve eş zamanlı olarak geri çekilmelidir.

9.3 Bacakların aşağı ve yukarı hareketleri aynı anda olmalıdır. Ayakların ve bacakların, aynı seviyede olması şart değildir. Fakat ardışık hareketlerine izin verilmez. (KURBAĞA AYAK VURUŞUNA İZİN VERİLMEZ )

9.4 Her dönüşte ve yarış bitiminde havuz duvarına dokunuş aynı anda her iki elle, su seviyesinin altında, üstünde veya hizasında yapılacaktır.

9.5 Çıkışta ve dönüşlerde yüzücünün su yüzüne çıkma amacıyla suyun altında bir veya daha fazla (dolfin ) ayak vurmasına ve bir kol çekmesine müsaade edilir. Yüzücü çıkıştan ve her dönüşten sonra 15 m.yi geçmemek şartıyla tamamen su altında kalabilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir. Yüzücü bir sonraki dönüşe yada bitirişe kadar su yüzeyinde kalmalıdır.

10 KARIŞIK YÜZME

10.1 Ferdi karışık yarışlarda yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Kelebek, Sırtüstü, Kurbağalama ve Serbest stil.

10.2 Karışık bayrak yarışında yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Sırtüstü, Kurbağalama, Kelebek ve Serbest stil.

10.3 Her bölüm o stilin kurallarına uygun olarak bitirilmelidir.

11 YARIŞ

11.1 Bir yüzücünün hak elde edebilmesi için öngörülen mesafeyi tek başına yüzüp bitirmesi gerekir.

11.2 Bir yüzücünün yarışı başladığı kulvarda bitirmesi gerekir.

11.3 Bütün yarışlarda, yüzücünün dönüşlerde kulvarın veya havuzun sonundaki duvara fiziksel temas yapması gerekir. Dönüşler muhakkak havuz duvarından yapılmalıdır. Havuzun dibine ayak basmak veya dibine basarak sıçramak yasaktır.

11.4 Serbest yüzmelerde veya bayrak yarışlarının serbest stil bölümlerinde bir yüzücünün havuz tabanına basarak durması diskalifiye nedeni değildir. Ancak bu durumda yürümesine müsaade edilmez.

11.5 Kulvar ipinin çekilmesine izin verilmez.

11.6 Bir yüzücü, kendi kulvarından diğer kulvara geçerek veya herhangi başka bir şekilde, diğer yüzücünün yüzüşünü engellerse diskalifiye edilir. Eğer bu hata uluslar arası bir yarışta yapılmış ise, durum suç işleyen yüzücünün federasyonuna yarışmayı tertipleyen federasyona başhakem tarafından bildirilir.

11.7 Hiçbir yüzücü süratini artırmaya yardımcı olacak, yüzme kabiliyetini veya dayanıklılığını arttıracak (parmak araları perdeli eldiven, palet, yelek ve benzeri) malzemeyi yarış sırasında giyemez ve kullanamaz. İstenirse gözlük takılabilir.

11.8 Yarışa katılmayan bir yüzücü, bütün yüzücüler yarışı bitirmeden, yani yarış henüz devam ederken, havuza girerse, o müsabakalardaki ilk yarışına katılma hakkını kaybeder

11.9 Bayrak takımları 4 yüzücüden müteşekkildir.

11.10 Bayrak yarışlarında, bir önceki takım arkadaşının eli varış duvarına değmeden ayakları çıkış platformundan ayrılan yüzücünün takımı diskalifiye edilir. Ancak, hatalı çıkış yapan yüzücü geriye dönerek çıkış duvarına dokunduktan sonra yarışa devam ederse diskalifiye edilmez. Duvara değmesi yeterli olup, depar taşından atlaması gerekmez.

11.11 Bir bayrak takımının belirtilen mesafeyi yüzmeye tayin edilmiş yüzücüsünden başka bir yüzücüsü, bütün takımların yarışmacıları yarışı bitirmeden, yarış esnasında suya girerse, o bayrak takımı diskalifiye edilir.

11.12 Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin isimleri ve sıraları yarış başlamadan önce belirlenecektir. Takımdaki yüzücüler bayrak yarışında sadece bir defa yüzebilir. Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin sıralaması seçmelerde ve finallerde değişik olabilir. Ancak bu değişiklik, bu yarışlar için daha önce yarışma sekreterliğine verilen listedeki isimlerle sınırlıdır. Verilen sırada yüzülmemesi diskalifiye nedenidir. Listede belirtilen sporcuların değiştirilmesi için doktor raporu gereklidir.

11.13 Bayrak yarışmasında yarışını bitirmiş veya ara mesafesini tamamlamış her yüzücünün yarışmayı bitirmemiş diğer yüzücüleri engellemeden mümkün olan en kısa zamanda, havuzu terk etmesi gerekir. Aksi takdirde hatayı işleyen yüzücü ve onun bayrak takımı diskalifiye edilir.

11.14 Herhangi bir hata yüzünden yüzücünün başarı şansının etkilenmesi halinde, başhakem bu yüzücünün seçmelerde diğer seride yüzmesine, hata finalde yada son seçme serisinde yapılmışsa son seçme serisinin yada finalin yeniden yüzülmesine karar verebilir.

11.15 Kulaç ölçmeye ( pace-making ) tempo tutulmasına, bunu sağlayacak bir cihaz kullanılmasına ve herhangi bir şekilde bu amaçla plan yapılmasına müsaade edilmez.

12 ZAMANLAMA

12.1 Otomatik zamanlama cihazının çalıştırılması tayin edilen resmi görevlilerin denetiminde olmalıdır. Elektronik kronometre ile tespit edilen derecelerden yarışmanın birincisi ve diğer kulvarların geçerli dereceleri ve sıralaması elde edilir. Bu şekilde tespit edilen dereceler ve sıralamalar varış ve zaman hakemlerinin derecelerine göre öncelik taşır. Elektronik kronometrenin bozulduğu veya aletin hata yaptığı kati olarak tespit edildiği veya yüzücü aleti çalıştırmaya muvaffak olamadığı zamanlarda, varış hakemlerinin kararları ve zaman hakemlerinin dereceleri geçerlidir.

12.2 Elektronik kronometrelerin kullanıldığı zaman neticeler saniyenin yüzde biri (1/100 saniye) olarak belirlenecektir. Dereceler saniyenin binde biri (1/1000 saniye) olarak tespit edilse bile son basamak kaydedilmeyecek ve klasman için kullanılmayacaktır. Derecelerin saniyenin yüzde biri bazında eşit olması halinde yüzücüler aynı klasmanda yer alacaktır. Elektronik skorbord’da saniyenin yüzde birine (1/100 saniye) kadar olan dereceler gösterilecektir.

12.3 Bir görevli tarafından durdurulabilen herhangi bir zamanlama aleti kronometre olarak mütalaa edilir. Bu şekilde elle tutulan derecelerin, yarışmanın yapıldığı ülkenin federasyonunca tayin veya tasdik edilmiş, 3 kronometre hakemi tarafından tespit edilmesi gerekir. Bütün kronometrelerin doğruluğuna dair bir rapor müsabaka komitesine verilmelidir. Elle tutulan dereceler, saniyenin 1/100′üne kaydedilecektir. Elektronik kronometre kullanılmadığı zaman elle tutulan resmi dereceler aşağıda belirtilen şekilde tespit edilecektir.

12.3.1 3 kronometreden ikisi aynı zamanı, üçüncüsü farklı zamanı gösteriyorsa 2 aynı derece resmi derece olarak kabul edilecektir.

12.3.2 3 kronometre de farklı dereceleri gösteriyorsa ortadaki zaman resmi derece olarak kabul edilecektir.

12.3.3 Üç kronometreden ikisi çalışıyorsa, derecelerin ortalaması resmi derece olarak kabul edilecektir.

12.4 Bir yüzücünün yarış esnasında veya yarışı takiben diskalifiye edilmesi halinde durumu resmi neticelerde "DİSKALİFİYE" diye belirtilecek, yüzücünün derecesi ve sıralaması hakkında kayıt veya duyuru yapılmayacaktır.

12.5 Diskalifiye bayrak yarışında meydana gelmiş ise, diskalifiye anına kadar olan kurallara uygun ara mesafe dereceleri resmi sonuçlara kayıt edilecektir.

12.6 Bayrak yarışlarında birinci yüzücünün 50 m ve 100 metre dereceleri kaydedilerek resmi sonuçlarda açıklanır.

Havuz Tarihçesi

Salı, 06 Kasım 2007

YÜZME

HAVUZ TARİHÇESİ

Suyun birçok canlı için doğal yaşam çevresi olması ve yaşamın suda başladığı düşünüldüğünde, bilinen en eski çağlardan beri insanların suyla ilgilenmesi, yüzme ve banyo amaçlan ile suyla ilişkide olmaktan zevk alması ve bu davranışlarına ilişkin bir kültür oluşturmuş olmasına hayret edilmemelidir.

Hintlilerin dini amaçla oluşturdukları su kültürünün M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzandığı biliniyorsa da su ile ilgili yaşam biçimi kültürüne ilişkin en iyi korunmuş yapı örnekleri Ege uygarlıklarına aittir. M.Ö. 1700-1400 arasında Kronos ve Phoitos saraylarında geliştirilmiş olan yüksek kalite standartları ve tasarım ölçütleri kaydedilmeye değerdir. Romalılar toplu kullanılan yüzme havuzları ve banyoların yapımını büyük ustalıkla gerçekleştirmiştir.

Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra önemini yitirmesine karşın doğu toplumlarında suyun rekreaktif amaçlarla kullanımı yüz yıllarca çeşitli biçimlerde süregelmiştir. Özellikle Türk hamamı olarak adını duyuran bu yapılar özgün bir yapı biçiminin ve kültürün gelişmesinin öğeleri olmuşlardır.

Rusya’da buhar banyoları ve bunu soğuk nehir ve gölde yüzmenin izlediği davranış, eski çağlardan beri popülerliğini korumuştur. Çin ve Japonya’da toplu banyo ve yüzme yaşam kültürünün bir parçası olarak yer almaktadır.

Avrupa’da Rönesans’tan 19. yüzyıla kadar bu yapılar bir gelişme gösterememiştir. Avrupa’da 19. yüzyıl yüzme havuzları konusunda gelişmelerin yoğunlaştığı bir dönem olarak kabul edilmektedir. Özellikle Doğuda ve Dünyanın çeşitli yerlerinde sömürgeler kurmuş olan ingilizler Japonya ve Hindistan’da yüzme havuzu ve toplu halk banyosu düşüncesini benimsemiş ve ülkelerine getirmişlerdir. Böylelikle ingiltere ve Avrup’da yüzme havuzları hızla yayılmışlardır. 1860′larda bu Amerika’ya da sıçramış ve az sayıda da olsa yapılmaya başlanmıştır. Yakın ilişkili bir başka gelişmede yüzme havuzlarında suyun sterilizasyonu amacıyla ilk defa klor kullanımına başlanılmasıdır.

1920-1930′lar Amerika’da en fazla yüzme havuzunun inşa edildiği yıllardır. İkinci Dünya Savaşı ve onu takip eden yıllarda ekonomik çöküntüler nedeniyle doğal olarak yüzme havuzu yapımları durmuştur. Durgunluk 1950′lerin ortalarına doğru hızla hareketlenme ve artışa dönmüştür. Bunda inşaat teknikleri, filtrasyon ve diğer havuz tesisatlarındaki gelişmeler önemli rol oynamıştır. 1950′lerden günümüze kadar olan zaman dilimi içerisinde de özellikle gelişmiş ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkede yüzme havuzu yapımında sürekli bir artış gözlenmektedir. Bu alan başlı başına bir endüstri ve büyük bir pazar oluşturmuştur.

Rekreasyon, dinlenme, eğlence ve SPOR yüzme havuzlarının baş kullanım amaçları olarak görülmektedir. Turizm sektöründe de yüzme havuzları turizm yapılarının bir parçası haline gelmiştir (Bugün Türkiye’de yüzme havuzlu otel sayısı 720′dir) Ayrıca yaşam standartlarının gelişmesi ve kısa tatillerde deniz kenarlarına ulaşım güçlüğü, dinlenme, eğlence, rekreasyon kullanımları yapılan yüzme havuzlarının sayısını artırmaktadır.

Türkiye’de yüzme havuzu sektöründe, özellikle havuz yaptıranların ve kullanımından sorumlu olanların bilinçsiz olması ve ölçü olarak sadece maliyet unsurunun ele alınması ve bu konuda ne bir standart, ne de bir kontrol olmaması nedeniyle havuzların büyük bir kısmı sağlık açısından bir risk faktörü olmaktadır. İnsan sağlığı bakımından çok önemli bir unsur olan havuz suyunun temizliği ve bir takım özellikleri uygun bir şekilde bir çok sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdır.

Serbest Teknik

Serbest stil, dört müsabaka stili içinde en hızlı olanıdır. Çekiş mekaniği, bir sağ-bir sol kol çekişi ve değişken sayıda yapılabilecek ayak vuruşundan oluşmaktadır. Serbest yüzmeyi anlatmak için bu bölümde aşağıdaki başlıklar kullanılmıştır.

1. Kol çekişi

2. Çekiş şekilleri

3. Ayak vuruşu

4. Kollar ve bacakların zamanlaması

5. Vücut pozisyonu ue nefes alma-verme

6. Kol ve vücut hızı için şekiller

7. Genel hatalar

8. Driller

9. Nefes alma şekilleri

*

* • Kol Çekişi*

Su altındaki kol çekişi, 3 süpürme hareketinden oluşur. Bunlar aşağı, içeri ve yukarı süpürme hareketleridir. Bu bölümde bahsedilecek olan kol çekişinin diğer bölümleri, suya giriş, uzanma, sudan çıkış ve kol devrinin önde tamamlanması şeklindedir.

*

* • Suya Giriş ve Uzanma

Suya giriş başın önünde, alnın ortası ile suya giriş tarafından omuz başının arasında orta bir noktadan olmalıdır. Yüzücünün kolu az miktarda ileri uzatılmış olmalı ve el suya girer girmez avuç içi dış yana doğru çevrilmelidir. Elin girişinden sonra kol da sanki el su yüzeyinde bir delik açmışçasına aynı noktadan suya girmelidir.

Kolun suya girişinden sonra kol su yüzeyinin hemen altında mümkün olduğu kadar ileri uzatılmalı, bu sırada avuç içi de uzanma safhası tamamlandığında tam aşağı bakacak konumda olmak üzere çevrilmelidir. Kol çekişinin bu safhasına uzanış safhası tamamlandığında tam aşağı bakacak konumda olmak üzere çevrilmelidir. Kol çekişinin bu safhasına uzanış safhası adı verilir. Yüzücünün eli- uzanış sırasında, uzanış yönüne doğru düz bir konumda ileriye doğru uzatılmalıdır.

Yüzücü, kolu suya girer girmez suya herhangi bir kuvvet uygulamaya çalışmamalı, o sırada itiş hareketini tamamlamakta olan diğer kolun hareketini etkilememek için çekiş hareketine başlamamalıdır. Bu sebeple kol suya girdiğinde baş ile omuz arasında orta noktadan ileri uzanma hareketine devam etmeli harekete omuz başının ileri uzatılışı destek vermelidir. Böylece bir teknenin burnu gibi bir şekil alan vücut, arkadaki kolun itiş hareketini rahatça tamamlamasına izin vermiş olur. Aşağı süpürme tam bu noktada başlar.

• Kurbağlama Teknik

Kurbağalamanın zengin bir yarışma tarihi vardır, îlk çağlarda yanşmalarda yer alan ilk yüzme tarzıdır. Bir zamanlar yüzücülerin kurbalağama yarışlarında su altında yüzmeleri tehlikeli olduğu gerekçesi ile, kurallarla yasaklanmıştı. Çünkü bir çok yüzücü suyun altında uzun süre kalmayı deneyerek baygınlık geçiriyordu. Kurallar 1950′lerin sonlarında yarışların büyük kısmının yüzeyde gerçekleşmesini sağlayacak şekilde değiştirildi. Günümüzde yüzücüler sadece starttan ve her dönüş sonrasında bir çekiş ve bir ayak vuruşu dönemince suyun altında kalabilirler. Bu dönem sonrasında vücutlarının bir kısmı özellikle başları her vuruş döneminde suyun normal düzeyinin üzerinde görünmelidir. Kurbağalama stilinde yüzücüler yan-dairesel kol çekişleri ve birçok adı olmasına rağmen çoğunlukla "kamçı"olarak adlandırılan ayak hareketlerini kullanırlar. Kurbağalama, yüzme stillerinin en yavaş olanıdır.

Yüzücüler, ayak vuruşu döneminde itici kuvvetin evrelerinde büyük bir güç meydana getirselerc?. bacakları çekerken bu gücün büyük kısmını harcarlar. Bu da onların diğer stillere oranla ortalama hızlarını oldukça düşürür. İleri dönük hızda büyük devirsel değişimler kurbağalamayı diğer yüzme sitilleri içersinde en yavaş kılar.

Günümüze değin, birçok uzman kurbağalamanın düz vücut pozisyonunda yapılması gerektiğine inandı. 1970′lerde vücudu yunus gibi dalgalandırılan kelebeğe benzer bir stil gündeme geldi. Bu stile "dolfin"ya da "Avrupa Stili" kurbağalama adı da verilir. Ancak en çok "dalgalı kurbağalama" olarak anılır. Bu tarzı yakalamak uzun çalışma ve zaman alacaktır. Bununla beraber yüzücülerin, ayak vuruşu sırasında, başlarını kollarının arasından aşağı doğru indirmeleri sayesinde, vücutlarına aerodinamik bir görüntü verebilirler. Ayrıca bacaklar yerine gelirken baş tekrar yükselebilir. Bu bölümün ilk alt başlığı dalgalı ve düz stillerin karşılaştırılmasıdır. " Bundan sonraki bölümleride aynı başlıklar altında inceliyeceğiz.

*

* • Düz Ve Dalgalı Stillerin Karşılaştırılması

Düz stil sol, dalgalı stil ise sağ tarafta yer almaktadır. Düz stilde vücut yatay pozisyonda ve kalça su yüzeyinin hemen altındadır. Nefes alma işlemi, vücuda yatay pozisyonu bozulmadan, başın hafifçe suyun üzerine çıkarılmasıyla yapılır. Dalgalı stilde ise nefes alma işlemi yapılırken, baş omuzlarla beraber suyun dışına çıkar. Bacaklar gövdeye çekilirken, kalça alçalır.

Düz stil kurbağalamada bacaklar çekilirken vücudun yataylığı korunur ve kalça su seviyesinin hemen altında kalır. Kıyaslarsak dalgalı stilde omuzlar suyun dışında, kalça aşağıda ve vücut omuzlardan dizlere doğru eğiktir. Vücut pozisyonlan diğer tüm safhalarda her iki stil içinde birbirinin çok benzeridir. Her iki yüzücüde kol çekişini ileri atılma safhasında, çok yatay ve elverişli pozisyonda kalmaktadır. Ayrıca ayak vuruşlarında birbirine çok benzemektedir.

Kelebek Teknik

1930′lu yılların başından itibaren kelebek stil yüzmede çeşitli gelişmeler oluşmaya başladı. Yalnızca kulaç atmaya dayalı yüzmeden nefes kontrollü kulaç atma stiline yavaş yavaş geçildiği görüldü. Bazıları bunu suyun yüzeyinde yaparken bazıları da suya dalma aşamasında yapmayı tercih ediyordu. Kelebek - serbest yüzen yüzücüler yunus vuruşunu yaptıklarında daha da hızlandıklarını anladılar. Yunus vuruşu o tarihlerde serbest yüzme kurallarına da uygundu. Çünkü her iki ayak aynı anda aynı düzlemde hareket ediyordu. Yunus vuruşu (Dolfin) ile kelebek yüzme o kadar hızlandı ki yeni bir kategori oluştu (1955). Kelebeğin mucidi olarak yüzücü Jack Sieg ve antrenör David Armbruster olarak bilinir.

*

* • Kol Çeşitleri

Kelebek stilde kol çekişleri şu safhalardan oluşur.

1) Dışa süpürme,

2) İçe süpürme,

3) Yukarıya süpürme,

4) Geriye alış, gevşeme, dinlenme.

*

* • Dışa Süpürme

Kol hareketinin bu ilk aşamasında eller omuz genişliğinde veya biraz daha geniş olarak avuç içi biraz dışa gelecek şekilde suya girer. Ellerin suyu kolay yarması için öncelikle kenarlarının suya dik olarak girmesi gerekmektedir. Daha sonra öne ve dışa doğru omuz genişliği aralığı sağlanana kadar eller açılır. Eller omuz genişliğinde açıldığında resim 114 e’de görüldüğü gibi vücut ileri doğru atılmaya hazır konuma gelmesi gerekmektedir. Bu konumda kollar yaklaşık 30-40 derecelik bir açı altındadır.

Sonraki aşama olan içe süpürme hareketi için hazır durumda bulunmaladır. Dolfin hareketi dışa süpürme hareketini kolaylaştırmakta, ona yardımcı olmaktadır. Bu iki hareketin uyumlu olması durumunda oluşan dalgalanma yüzücülerin kol hareketlerini daha kolay ve daha güçlü yapabilmesine olanak sağlamaktadır. Kollar suya girdiğinde dirseklerden itibaren biraz gevşek tutulursa kollar daha kolay yön değiştirme özelliğine sahip olur. Kollar suya girdikten sonra dirseklerden itibaren ileriye doğru uzatılırsa oluşan ivme nedeniyle toparlanmadaki hız kaybı daha az olmaktadır. Toparlanma hareketinde dirseklerin gevşek tutulması yüzücülere tavsiye edilmektedir. Kolların suya girdikten sonra ileriye uzatılması daha sonrası içinde daha az efor sarfedilrnesini gerektirdiğinden tercih edilmektedir.

• Sırtüstü Teknik

Arkaya *kol atarak *yüzme tarzı denilir veya (sırtüstü yüzme), serbest yüzüş tarzının tam tersi bir yüzüşde denir halk dilinde*. Zaman içinde yüzücüler birbirini takip eden, su üzerindeki tamamlayıcı kol hareketleriyle ve kurallara uyarak daha hızlı yüzeceklerini fark ettiler. Bu yüzme tarzına elverişli olan ayak çırpma hareketlerinin uygulanmasına da başlandı, çünkü böylesi eski ayak vuruşundan daha hızlıydı.

*Su altı kol yüzüşü su yüzeyinin hemen altında ve yana doğru düz bir kolla yapılıyordu. Bunun gibi hareketin tamamlanışı da alçak ve düz bir kolla yanlamasınaydı.* Su altı kameralarının kullanımı yaygınlaşmaya başladıkça konunun*uzmanları , antrenörler , hareket bilimi bilim adamları , *o günün en başarılı sırtüstü yüzücülerinin S tipi çekiş hareketlerini kullandıklarını gördüler. Yüzücülerin kollan yüzerken önce bükülüyor, sonra açılıyordu. Hareketin tamamlanışı ise yandan ziyade, dümdüz baş üzerinden yapılıyordu. Bu günkü sırtüstü yüzme, kuralların izin vermesiyle ve hızı arttırıcı yeniliklerle daha iyi bir duruma gelmiştir* denebilir .*

*

* • Çift ayak vuruşları diğer adıyla Dolfin ayak vuruşları

Sırtüstü yüzmede çift ayak vuruşu yada dolfin ayak vuruşunu *birçok yüzücü*yüzmelerini *hızlarını arttırıcı*olarak kullandılar . Bu teknik yüzücülere avantaj sağladığı gerekçesiyle , *FİNA kuralları günümüzde bir yüzücünün depar ile birlikte siyin altında 15 m. dolfin ile gitmesine ve her dönüşte 15 m. dolfin ayak ile yüzmesine izin vermekte . Yüzücü depar ve dönüşlerde kısa bir mesafe kaydıktan sonra suyun 80 cm. ve l m. derinlikte hareket etmesi suyun dışındaki ters akıntılardan vücut suyun altında olduğu için etkilenmemekte ve sürtünme azalmaktadır. Bu nedenle yüzücülerin su altındaki dolfin hareketine dikkat etmeleri gerekir. Dolfin ayağa yatkın olan yüzücülere kurallar çerçevesinde bu tekniği kullanmaları önerilir.

* • Yeni Dönüş Tekniği*

Yüzücülerin duvara el dokundurmadan yapıkları dönüşlerin avantajlı olduğu bilinmektedir. Bu dönüş tekniği yüzücülerin dönüşe erken başlamalarına olanak verir ve hiç şüphesiz daha çabuk takla atmalarını sağlar , bu yüzden rakiplerine oranla avantaj sağlamaktadır . Yüzücü duvara bir kulaç kala yüzüstü pozisyona gelip bir kol çekişiyle serbest takla atar, sırüstü pozisyonda ya serbest ya da dolfin ayakla su yüzeyine tekrar çıkar ve yüzme mesafesine devam eder .

YÜZME KURALLARI

İÇİNDEKİLER

Müsabakaların Yönetimi (SW 1)

Resmi Görevliler (SW 2)

Seçme ve Finallerde Kulvar Dağılımı (SW 3)

Çıkış (SW 4)

Serbest Stil (SW 5)

Sırtüstü (SW 6)

Kurbağalama (SW 7)

Kelebek (SW 8)

Karışık Yüzme (SW 9)

Yarış (SW 10)

Zamanlama (SW 11)

Dünya Rekorları (SW 12)

Otomatik Zamanlama Kuralları (SW 13)

Yüzme Yaş Grupları Kuralları

YÜZME KURALLARI

Bütün Dünya oyunlarında, Dünya Şampiyonalarında, bölgesel oyunlarda ve açık uluslar arası müsabakalarda aksine bir hüküm olmadığı sürece aşağıdaki kurallar uygulanır.

SW 1 MÜSABAKALARIN YÖNETİMİ

SW 1.1 Yönetim Organı tarafından belirlenmiş olan Yönetici Komite, başhakem, karar hakemleri ve diğer hakemlerin kurallarla belirlenmiş yetkilerinin haricinde yarışları erteleme ve yarış kurallarına uygun olan talimatları verme yetkisine sahiptir.

SW 1.2 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve Dünya kupalarında FINA, aşağıda belirtilen en az sayıda hakemi yarışların kontrolü için tayin eder.

SW 1.2.2 Diğer bütün uluslar arası yarışmalar için yönetim organı bölgesel ya da uluslararası otoritenin onayına bağlı olmak üzere aynı sayıda ya da daha az sayıda hakemi görevi olarak atar.

SW 1.2.3 Elektronik kronometrenin olmadığı yarışmalarda yönetim organı tarafından 1 Şef Vakit hakemi, her kulvar için 3 Vakit Hakemi ve 2 ilave vakit hakemi atanır

SW 1.2.4 Şef Varış hakemi ve Varış hakemleri elektronik kronometrenin ya da her kulvar için 3 dijital kronometrenin kullanılmadığı durumlarda atanır.

SW 1.3 Olimpiyat oyunlarında ve Dünya şampiyonalarında kullanılacak yüzme havuzu ve teknik ekipman yüzme yarışmalarında önce FINA delegesi ve bir Teknik Yüzme Komitesi Üyesi tarafından incelenir ve onaylanır.

SW 1.4 Yarışların televizyon tarafından yayınlanması için sualtı video kamera cihazları kullanılacaksa bu cihazlar uzaktan kumanda edilebilmeli, havuzun düzenini bozmamalı FINA tarafından belirlenen işaretlerin görülmesini engellememeli, yüzücünün görüşünü ve izleyeceği yolu etkilememelidir.

SW 2 HAKEMLER

SW 2.1 BAŞHAKEM

SW 2.1.1 Başhakem diğer bütün hakemler üzerinde tam kontrol ve otoriteye sahiptir. Hakemlerin atamalarını onaylar ve onları yarışmayla ilgili tüm özel nitelikler veya kurallar konusunda bilgilendirir. Başhakem tüm FINA kurallarını ve kararlarını uygulatır. Ayrıca yarışmaların esas yönetimi konusunda kurallarla belirlenmemiş tüm sorunlarda karar yetkisine sahiptir.

SW 2.1.2 Başhakem FINA kurallarının uygulandığından emin olmak için yarışmalara her seviyede müdahale edebilir ve yarışmayla ilgili her türlü itirazlar için karar verme yetkisine sahiptir.

SW 2.1.3 Her kulvar için 3 dijital kronometre kullanılmıyorsa, başhakem varış hakemlerini gerekli yerlerde görevlendirir. Otomatik zamanlama cihazı varsa ve çalışıyorsa yer alan kurallara SW 13’teki kurallar uygulanır.

SW 2.1.4 Başhakem tüm hakemlerin yarışmanın gerçekleştirilmesi için kendilerine verilen yerlerde olmaları sağlar. Başhakem; gelmeyenlerin, görevlerini yerine getiremeyecek olanların ve yetersiz bulunanların yerine başka hakemi atayabilir/yer değiştirebilir. Ayrıca başhakem gerekli görürse ekstra hakem atayabilir.

SW 2.1.5 Her yarış başlangıcında başhakem, kısa aralıklarla düdük çalarak yarışmacılara yüzme kıyafetleri dışında tüm giysilerini çıkarmaları için işaret verir. Bundan sonra uzun bir düdük çalarak yüzücülerin çıkış platformunun üstünde (sırtüstü ve karışık bayrak yarışları için suyun içinde) yerlerini almasını sağlar. İkinci uzun düdükte sırtüstü ya da karışık bayrak yüzücüleri derhal çıkış pozisyonu alacaktır. Yüzücüler ve hakemler hazır olduğu zaman başhakem kontrolün çıkış hakeminde olduğunu göstermek için kolunu gergin bir biçimde yüzülecek yöne doğru uzatır ve çıkış verilinceye kadar o pozisyonda kalır.

SW 2.1.6 Başhakem herhangi bir sporcuyu kendi gözlemlediği ya da diğer görevli hakemler tarafından bildirilen kural ihlalleri yüzünden diskalifiye edebilir. Tüm diskalifiyeler başhakemin onayı ile olur.

SW 2.2 ÇIKIŞ HAKEMİ

SW 2.2.1 Çıkış/start hakemi yarışmacıları kendi kontrolüne devrettiği andan itibaren yüzücüler üzerinde tam kontrole sahiptir. Çıkış SW 4’e göre verilir.

SW 2.2.2 Çıkış/start hakemi, çıkışa geç kalan, kasıtlı olarak centilmenlik dışı hataları başhakeme bildirir. Sadece baş hakem bu olaylar yüzünden sporcuları diskalifiye edebilir. Bu diskalifiye hatalı çıkış olarak kabul edilmez.

SW 2.2.3 Çıkış hakemi, çıkışın kurallara uygun olup olmadığını karar verir, son karar başhakeme aittir.

SW 2.2.4 Yarış başlangıcında, çıkış hakemi çıkışın yapıldığı yerin 5 m. uzağında vakit hakemlerinin çıkış sinyalini görebilecekleri veya duyabilecekleri ve yüzücülerin çıkış sinyalini duyabilecekleri bir şekilde havuz kenarında yerini alır.

SW 2.3 İRTİBAT HAKEMİ

SW 2.3.1 İrtibat hakemi her yarıştan önce yarışa katılacak yüzücüleri toplar.

SW 2.3.2 İrtibat hakemi, yüzücüleri çağırıldığında hazır bulunmadığı halleri başhakemi bildirir.

SW 2.4 ŞEF DÖNÜŞ HAKEMİ

SW 2.4.1 Şef Dönüş hakemi dönüş hakemlerinin yarışma boyunca görevlerini yerine getirmesini sağlar.

SW 2.4.2 Şef Dönüş hakemi tüm ihlal raporlarını dönüş hakemlerinden alır ve bunları hemen başhakeme iletir.

SW 2.5 DÖNÜŞ HAKEMLERİ

SW 2.5.1 Havuzun her iki bitişine ve her kulvara birer tane dönüş hakemi atanır.

SW 2.5.2 Her dönüş hakemi yüzücünün duvara değmeden önceki son kulacın başlangıcından, duvardan ayrıldıktan sonraki ilk kulacın bitimine kadar geçen sürede stilin dönüşüyle ilgili kurallara uygun olup olmadığını kontrol eder. Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün çıkışından ilk kulacı atana kadar geçen sürede kurallara uygun hareket edip, etmediğini kontrol eder. Bitiş kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün yarışı ilgili kurallara göre bitirip bitirmediğini kontrol eder.

SW 2.5.3 800 m. ve 1500 m. Yarışlarında, havuzun dönüş kenarlarındaki dönüş hakemleri yüzücü tarafından tamamlanan turları kaydeder ve tur kartlarını göstererek yüzücüyü kalan turlar konusunda bilgilendirir. Bunun için sualtı göstergelerini içeren yarı elektronik ekipman da kullanılabilir.

SW 2.5.4 Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri kendi kulvarındaki yüzücünün yarışı bitirmesine iki havuz boyu + 5 m. kaldığında uyarı sinyali verir. (800 m. ve 1500 m. yarışlarında uyarı sinyali düdük ya da zil olabilir.) Uyarı sinyali dönüş yapıldıktan sonra 5 metre daha devam edecek şekilde tekrarlana bilir.

SW 2.5.5 Bayrak yarışlarında, başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yarışı bitirecek yüzücünün duvara dokunduktan sonra, yarışa başlayacak yüzücünün kurallara uygun çıkış yapıp yapmadığını kontrol eder. Otomatik zamanlama cihazı bulunduğu durumlarda SW 13.1’e göre karar verilir.

SW 2.5.6 Dönüş hakemleri herhangi bir kural hatasını, yarış serisini, kulvar numarasını ve yüzücü ismini belirterek işaretli karta kaydeder. Bu kartlar şef dönüş hakemine ve onun tarafından da başhakeme iletilir.

SW 2.6 STİL/KARAR HAKEMLERİ

SW 2.6.1 Stil/karar hakemleri havuzun her iki kenarında yer alırlar.

SW 2.6.2 Stil/karar hakemleri yarışta öngörülen stilin yüzücüler tarafından kurallara uygun olarak yüzülüp yüzülmediğini kontrol ederler. Ayrıca dönüş hakemlerine yardımcı olmak amacıyla dönüşleri de kontrol ederler.

SW 2.6.3 Stil/karar hakemleri tespit ettikleri her türlü ihlali işaretli kartlar üzerinde yarış serisini, kulvar numarasını, ve ihlalin mahiyetini belirterek başhakeme verirler.

SW 2.7 ŞEF VAKİT HAKEMİ (VAKİT ŞEFİ)

SW 2.7.1 Şef Vakit hakemi tüm kulvar hakemlerinin sorumlu olduğu kulvarı ve kulvar hakemlerinin yerleşim yerlerini belirler. Her kulvar için 3 kulvar hakemi atanır. Otomatik ekipman olmadığı yarışmalarda 2 yedek vakit hakemi tayin eder. Kronometresi çalışmayan, yarış esnasında duran ya da herhangi bir nedenle zaman tutamayan hakemin yerini almak üzere görevlendirilir.

SW 2.7.2 Şef vakit hakemi her kulvar hakeminden kaydedilen derecelerin yazıldığı kartları toplar ve gerekli durumlarda kronometreleri kontrol eder.

SW 2.7.3 Şef vakit hakemi, her kulvarın kartında yazılı resmi dereceyi kontrol eder ve kaydeder.

SW 2.8. VAKİT/KULVAR HAKEMLERİ

SW 2.8.1 Her vakit/kulvar hakemi kendisine görev verilen kulvarda yüzen sporcunun derecesini SW 11.3’e göre tespit eder. Organizasyon Komitesinin tatmin olması için kronometrenin doğruluğu yarışmadan önce belgelenmelidir.

SW 2.8.2 Vakit/kulvar hakemi kronometresini çıkış işaretiyle birlikte çalıştırır ve kulvarındaki yarışçı yarışı bitirdiği zaman durdurur. Şef vakit hakemi 100 m.den uzun yarışlarda vakit hakeminden ara mesafe zamanlarının da kaydedilmesi için talimat verebilir.

SW 2.8.3 Yarışma biter bitmez her kulvardaki vakit hakemi kronometrenin gösterdiği zamanı vakit kartına yazar ve şef vakit hakemine verir ve eğer istenirse kontrol için kronometresini gösterir. Başhakem veya şef vakit hakeminden kronometreleri “sıfırlayınız” komutu almadan tespit ettikleri dereceleri bozamazlar/silemezler.

SW 2.9 ŞEF VARIŞ HAKEMİ (VARIŞ ŞEFİ)

SW 2.9.1 Şef varış hakemi varış hakemlerinin duracakları yerleri tayin ve belirtilen yerde durup durmadıklarını kontrol eder.

SW 2.9.2 Şef vakit hakemi yarıştan sonra imzalı sonuç kağıtlarını varış hakemlerinden alır sıralamayı kontrol eder ve başhakeme verir.

SW 2.9.3 Yarış bitişine otomatik zamanlama cihazı kullanılarak karar verildiği zaman, şef varış hakemi her yarıştan sonra cihaz tarafından tespit edilen bitiş sıralamasını kayda geçirir.

SW 2.10 VARIŞ HAKEMİ

SW 2.10.1 Varış hakemleri, yarışın bitişinde “finişinde” sorumlu oldukları kulvara ait kronometreyi bir düğmeye basarak durdurabilecekleri otomatik elektronik cihaz kullanılmıyorsa, bitiriş hattını ve bütün kulvarları tam olarak görebilecekleri bir yerde, merdiven şeklindeki sıralarda otururlar.

SW 2.10.2 Her yarıştan sonra varış hakemleri kendilerine verilen göreve göre yüzücülerin sıralamasına karar verir ve sıralamayı kaydederler. Varış hakemleri elektronik kronometreyi durdurma görevi yapmıyorlarsa vakit hakemleri gibi hareket edemezler.

SW 2.11 SEKRETERYA (KONTROL MASASI)

SW 2.11.1 Sekretarya şefi (şef sekreter), gerek bilgisayar kayıtlarından ve gerekse başhakemden gelen yarış derece ve sıralamalarını kontrol etmekten sorumludur. Şef sekreter, başhakem yarış sonuçlarını imzalarken tanık olarak bulunacaktır.

SW 2.11.2 Sekreterya seriler ve finaller sonrasında yarıştan çekilmeleri kontrol eder, sonuçları resmi formlara kaydeder, gerçekleştirilen yeni rekorları listeler ve uygun bir şekilde sonuçları kaydeder.

SW 3 SEÇME VE FİNALLERDE KULVAR DAĞILIMI

Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında, Bölgesel oyunlarda ve diğer FINA yarışlarında yüzücülerin çıkış yerleri aşağıdaki şekilde belirlenecektir.

SW 3.1 SEÇMELER

SW 3.1.1 Bütün yarışmacıların son başvuru tarihi öncesinde son 12 ayda yaptığı en iyi dereceler giriş formlarında belirtilir ve organizasyon komitesi tarafından tespit edilen derecelere göre listeler tanzim edilir. Derecesi belirtilmeyen yüzüler en yavaş olarak kabul edilecek ve listenin en sonunda yer alacaklardır. Bunun gibi derecesini bildirmeyen veya aynı dereceye sahip birden fazla yüzücü varsa, yer alacakları kulvarlar, kurra neticesinde belirlenir. Yüzücülerin kulvar sıralaması aşağıda SW 3.1.2’de belirtilen esaslara göre yapılır. Yüzücülerin beyan ettikleri derecelere istinaden hangi serilerde yüzecekleri aşağıda belirtilen esaslara göre tayin edilir.

SW 3.1.1.1 Eğer bir seri teşkili kadar yüzücü varsa final olarak kabul edilir ve finallerde yüzülür.

SW 3.1.1.2 Eğer iki seri varsa en iyi dereceye sahip yüzücü 2. seride ondan sonra gelen yüzücü 1. seride, bir sonraki 2. seride olacak şekilde serileme yapılır.

SW 3.1.1.3 Eğer 3 seri teşkil edilecekse, en iyi dereceye sahip yüzücü 3. seride, 2. yüzücü 2. seride, 3. yüzücü 1. seride, 4. yüzücü 3. seride, 5. yüzücü 2. seride, 6. yüzücü 1. seride, 7. yüzücü 3. seride olacak şekilde serileme yapılır.

SW 3.1.1.4 Eğer 4 veya daha fazla seri varsa son 3 seri SW 3.1.1.3’e göre tanzim edilir. Son üç seriden sonra gelen seri, daha sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teşekkül eder. Son dört seriden sonraki seriler, bunlardan sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teşekkül eder. Her seride kulvar sıralaması SW 3.1.2’de özet olarak belirtilen örnekteki gibi verilen derecelerin düşüş sırasına göre yapılır.

SW 3.1.1.5 Bir yarışta 2 yada daha fazla sayıda seri varsa, birinci seride en az üç yarışmacı yer alır. Diğer sporcular bundan sonraki serilere dağıtılır. Seriler belirlendikten sonraki çekilmelerle bu sayı üçün altına inebilir.

SW 3.1.2 50 m. yarışlarının haricinde kulvar dağılımı en iyi zamana sahip olan yüzücü kulvar sayısı tek numaralı havuzlarda (5,7,9 kulvar gibi) orta kulvarda, (6 ve 8 kulvarlı havuzlarda) 3. veya 4. kulvarda yer alır. (çıkış yerinde yüz havuza dönük durulduğunda en sağdaki 1 numaralı kulvardır) 2. en iyi dereceye sahip yüzücü birincinin solunda, diğerleri de sırasıyla sağda ve solda olacak şekilde yerleşirler. Dereceleri aynı olan yüzücülerin yerleri kurra ile belirlenir ve yukarıda belirtilen şekilde yerleştirilir.

SW 3.1.3 50 m. yarışlarında otomatik kronometre cihazının yeterliliği, çıkış hakemlerinin pozisyonu ve güvenlik gibi hususları göz önüne alan organizasyon komitesi, yarışı normal çıkış ucundan dönüş ucuna veya dönüş ucundan çıkış ucuna doğru yüzdürebilir. Organizasyon komitesi bu uygulamayı yarışma başlamadan makul bir süre önce yarışmacılara bildirecektir. Yarış hangi taraftan yapılırsa yapılsın, yüzücüler normal çıkış yerinde hangi kulvarda yer almışsa, dönüş yerinden yarışa başlanıldığında da aynı kulvarda yer alırlar.

SW 3.2 YARI FİNALLER VE FİNALLER

SW 3.2.1 Yarı finallerde seriler SW 3.1.1.2’ye göre belirlenir.

SW 3.2.2 Herhangi bir seçmenin söz konusu olmadığı doğrudan final yüzülecek yarışlarda yukarıda SW 3.1.2’de belirtildiği kulvar dağılımı yapılır. Seçme yarışları yapıldıktan sonra yüzülecek final yarışında kulvar dağılımı seçmelerde alınan dereceler göz önüne alınarak SW 3.1.2’de belirtildiği şekilde yapılır.

SW 3.2.3 Seçmelerde aynı seride veya farklı serilerde saniyenin 1/100’ü seviyesinde dereceleri aynı olan 8. veya 16. sırada yer alan yüzücülerin hangisinin final yüzeceğini tayin etmek için bir yarış daha yapılır. Bu yarış bütün yüzücülerin yarışlarını tamamlamasından sonra en az bir saat sonra yapılır.

SW 3.2.4 A veya B final yarışlarında bir veya daha fazla müsabık yarış listesinden çıktığı takdirde, serilerde yaptıkları derecelere göre yedekler çağrılır. Bu durumda finalin A ve B serileri SW 3.1.2’de belirtildiği şekilde yeniden teşkil edilir ve bu değişikliği bütün detaylarıyla gösteren ilave formlar Çıkış/start hakemi yarışmacıları kendi kontrolüne devrettiği andan itibaren yüzücüler üzerinde tam kontrole sahiptir. Çıkış SW 4’e göre verilir

Çıkış/start hakemi, çıkışa geç kalan, kasıtlı olarak centilmenlik dışı hataları başhakeme bildirir. Sadece baş hakem bu olaylar yüzünden sporcuları diskalifiye edebilir. Bu diskalifiye hatalı çıkış olarak kabul edilmez.

Çıkış hakemi, çıkışın kurallara uygun olup olmadığını karar verir, son karar başhakeme aittir.

Yarış başlangıcında, çıkış hakemi çıkışın yapıldığı yerin 5 m. uzağında vakit hakemlerinin çıkış sinyalini görebilecekleri veya duyabilecekleri ve yüzücülerin çıkış sinyalini duyabilecekleri bir şekilde havuz kenarında yerini alır.

İrtibat hakemi her yarıştan önce yarışa katılacak yüzücüleri toplar.

İrtibat hakemi, yüzücüleri çağırıldığında hazır bulunmadığı halleri başhakemi bildirir.

Şef Dönüş hakemi dönüş hakemlerinin yarışma boyunca görevlerini yerine getirmesini sağlar.

Şef Dönüş hakemi tüm ihlal raporlarını dönüş hakemlerinden alır ve bunları hemen başhakeme iletir.

Havuzun her iki bitişine ve her kulvara birer tane dönüş hakemi atanır.

Her dönüş hakemi yüzücünün duvara değmeden önceki son kulacın başlangıcından, duvardan ayrıldıktan sonraki ilk kulacın bitimine kadar geçen sürede stilin dönüşüyle ilgili kurallara uygun olup olmadığını kontrol eder. Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün çıkışından ilk kulacı atana kadar geçen sürede kurallara uygun hareket edip, etmediğini kontrol eder. Bitiş kenarındaki dönüş hakemleri yüzücünün yarışı ilgili kurallara göre bitirip bitirmediğini kontrol eder.

800 m. ve 1500 m. Yarışlarında, havuzun dönüş kenarlarındaki dönüş hakemleri yüzücü tarafından tamamlanan turları kaydeder ve tur kartlarını göstererek yüzücüyü kalan turlar konusunda bilgilendirir. Bunun için sualtı göstergelerini içeren yarı elektronik ekipman da kullanılabilir.

Başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri kendi kulvarındaki yüzücünün yarışı bitirmesine iki havuz boyu + 5 m. kaldığında uyarı sinyali verir. (800 m. ve 1500 m. yarışlarında uyarı sinyali düdük ya da zil olabilir.) Uyarı sinyali dönüş yapıldıktan sonra 5 metre daha devam edecek şekilde tekrarlana bilir.

Bayrak yarışlarında, başlangıç kenarındaki dönüş hakemleri yarışı bitirecek yüzücünün duvara dokunduktan sonra, yarışa başlayacak yüzücünün kurallara uygun çıkış yapıp yapmadığını kontrol eder. Otomatik zamanlama cihazı bulunduğu durumlarda SW 13.1’e göre karar verilir.

Dönüş hakemleri herhangi bir kural hatasını, yarış serisini, kulvar numarasını ve yüzücü ismini belirterek işaretli karta kaydeder. Bu kartlar şef dönüş hakemine ve onun tarafından da başhakeme iletilir.

Stil/karar hakemleri havuzun her iki kenarında yer alırlar.

Stil/karar hakemleri yarışta öngörülen stilin yüzücüler tarafından kurallara uygun olarak yüzülüp yüzülmediğini kontrol ederler. Ayrıca dönüş hakemlerine yardımcı olmak amacıyla dönüşleri de kontrol ederler.

Stil/karar hakemleri tespit ettikleri her türlü ihlali işaretli kartlar üzerinde yarış serisini, kulvar numarasını, ve ihlalin mahiyetini belirterek başhakeme verirler.

Şef Vakit hakemi tüm kulvar hakemlerinin sorumlu olduğu kulvarı ve kulvar hakemlerinin yerleşim yerlerini belirler. Her kulvar için 3 kulvar hakemi atanır. Otomatik ekipman olmadığı yarışmalarda 2 yedek vakit hakemi tayin eder. Kronometresi çalışmayan, yarış esnasında duran ya da herhangi bir nedenle zaman tutamayan hakemin yerini almak üzere görevlendirilir

Şef vakit hakemi her kulvar hakeminden kaydedilen derecelerin yazıldığı kartları toplar ve gerekli durumlarda kronometreleri kontrol eder.

Şef vakit hakemi, her kulvarın kartında yazılı resmi dereceyi kontrol eder ve kaydeder.

Her vakit/kulvar hakemi kendisine görev verilen kulvarda yüzen sporcunun derecesini SW 11.3’e göre tespit eder. Organizasyon Komitesinin tatmin olması için kronometrenin doğruluğu yarışmadan önce belgelenmelidir.

Vakit/kulvar hakemi kronometresini çıkış işaretiyle birlikte çalıştırır ve kulvarındaki yarışçı yarışı bitirdiği zaman durdurur. Şef vakit hakemi 100 m.den uzun yarışlarda vakit hakeminden ara mesafe zamanlarının da kaydedilmesi için talimat verebilir.

Yarışma biter bitmez her kulvardaki vakit hakemi kronometrenin gösterdiği zamanı vakit kartına yazar ve şef vakit hakemine verir ve eğer istenirse kontrol için kronometresini gösterir. Başhakem veya şef vakit hakeminden kronometreleri “sıfırlayınız” komutu almadan tespit ettikleri dereceleri bozamazlar/silemezler.

Şef varış hakemi varış hakemlerinin duracakları yerleri tayin ve belirtilen yerde durup durmadıklarını kontrol eder.

Şef vakit hakemi yarıştan sonra imzalı sonuç kağıtlarını varış hakemlerinden alır sıralamayı kontrol eder ve başhakeme verir.

Yarış bitişine otomatik zamanlama cihazı kullanılarak karar verildiği zaman, şef varış hakemi her yarıştan sonra cihaz tarafından tespit edilen bitiş sıralamasını kayda geçirir.

Varış hakemleri, yarışın bitişinde “finişinde” sorumlu oldukları kulvara ait kronometreyi bir düğmeye basarak durdurabilecekleri otomatik elektronik cihaz kullanılmıyorsa, bitiriş hattını ve bütün kulvarları tam olarak görebilecekleri bir yerde, merdiven şeklindeki sıralarda otururlar.

Her yarıştan sonra varış hakemleri kendilerine verilen göreve göre yüzücülerin sıralamasına karar verir ve sıralamayı kaydederler. Varış hakemleri elektronik kronometreyi durdurma görevi yapmıyorlarsa vakit hakemleri gibi hareket edemezler.

Sekretarya şefi (şef sekreter), gerek bilgisayar kayıtlarından ve gerekse başhakemden gelen yarış derece ve sıralamalarını kontrol etmekten sorumludur. Şef sekreter, başhakem yarış sonuçlarını imzalarken tanık olarak bulunacaktır

Sekreterya seriler ve finaller sonrasında yarıştan çekilmeleri kontrol eder, sonuçları resmi formlara kaydeder, gerçekleştirilen yeni rekorları listeler ve uygun bir şekilde sonuçları kaydeder.

Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında, Bölgesel oyunlarda ve diğer FINA yarışlarında yüzücülerin çıkış yerleri aşağıdaki şekilde belirlenecektir.

Bütün yarışmacıların son başvuru tarihi öncesinde son 12 ayda yaptığı en iyi dereceler giriş formlarında belirtilir ve organizasyon komitesi tarafından tespit

edilen derecelere göre listeler tanzim edilir. Derecesi belirtilmeyen yüzüler en yavaş olarak kabul edilecek ve listenin en sonunda yer alacaklardır. Bunun gibi derecesini bildirmeyen veya aynı dereceye sahip birden fazla yüzücü varsa, yer alacakları kulvarlar, kurra neticesinde belirlenir. Yüzücülerin kulvar sıralaması aşağıda SW 3.1.2’de belirtilen esaslara göre yapılır. Yüzücülerin beyan ettikleri derecelere istinaden hangi serilerde yüzecekleri aşağıda belirtilen esaslara göre tayin edilir

Eğer bir seri teşkili kadar yüzücü varsa final olarak kabul edilir ve finallerde yüzülür.

Eğer iki seri varsa en iyi dereceye sahip yüzücü 2. seride ondan sonra gelen yüzücü 1. seride, bir sonraki 2. seride olacak şekilde serileme yapılır.

Eğer 3 seri teşkil edilecekse, en iyi dereceye sahip yüzücü 3. seride, 2. yüzücü 2. seride, 3. yüzücü 1. seride, 4. yüzücü 3. seride, 5. yüzücü 2. seride, 6. yüzücü 1. seride, 7. yüzücü 3. seride olacak şekilde serileme yapılır.

Eğer 4 veya daha fazla seri varsa son 3 seri SW 3.1.1.3’e göre tanzim edilir. Son üç seriden sonra gelen seri, daha sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teşekkül eder. Son dört seriden sonraki seriler, bunlardan sonra gelen en iyi zamana sahip yüzücülerden teşekkül eder. Her seride kulvar sıralaması SW 3.1.2’de özet olarak belirtilen örnekteki gibi verilen derecelerin düşüş sırasına göre yapılır.

Bir yarışta 2 yada daha fazla sayıda seri varsa, birinci seride en az üç yarışmacı yer alır. Diğer sporcular bundan sonraki serilere dağıtılır. Seriler belirlendikten sonraki çekilmelerle bu sayı üçün altına inebilir.

50 m. yarışlarının haricinde kulvar dağılımı en iyi zamana sahip olan yüzücü kulvar sayısı tek numaralı havuzlarda (5,7,9 kulvar gibi) orta kulvarda, (6 ve 8 kulvarlı havuzlarda) 3. veya 4. kulvarda yer alır. (çıkış yerinde yüz havuza dönük durulduğunda en sağdaki 1 numaralı kulvardır) 2. en iyi dereceye sahip yüzücü birincinin solunda, diğerleri de sırasıyla sağda ve solda olacak şekilde yerleşirler. Dereceleri aynı olan yüzücülerin yerleri kurra ile belirlenir ve yukarıda belirtilen şekilde yerleştirilir

50 m. yarışlarında otomatik kronometre cihazının yeterliliği, çıkış hakemlerinin pozisyonu ve güvenlik gibi hususları göz önüne alan organizasyon komitesi, yarışı normal çıkış ucundan dönüş ucuna veya dönüş ucundan çıkış ucuna doğru yüzdürebilir. Organizasyon komitesi bu uygulamayı yarışma başlamadan makul bir süre önce yarışmacılara bildirecektir. Yarış hangi taraftan yapılırsa yapılsın, yüzücüler normal çıkış yerinde hangi kulvarda yer almışsa, dönüş yerinden yarışa başlanıldığında da aynı kulvarda yer alırlar.

Yarı finallerde seriler SW 3.1.1.2’ye göre belirlenir.

Herhangi bir seçmenin söz konusu olmadığı doğrudan final yüzülecek yarışlarda yukarıda SW 3.1.2’de belirtildiği kulvar dağılımı yapılır. Seçme yarışları yapıldıktan sonra yüzülecek final yarışında kulvar dağılımı seçmelerde alınan dereceler göz önüne alınarak SW 3.1.2’de belirtildiği şekilde yapılır.

Seçmelerde aynı seride veya farklı serilerde saniyenin 1/100’ü seviyesinde dereceleri aynı olan 8. veya 16. sırada yer alan yüzücülerin hangisinin final yüzeceğini tayin etmek için bir yarış daha yapılır. Bu yarış bütün yüzücülerin yarışlarını tamamlamasından sonra en az bir saat sonra yapılır

A veya B final yarışlarında bir veya daha fazla müsabık yarış listesinden çıktığı takdirde, serilerde yaptıkları derecelere göre yedekler çağrılır. Bu durumda finalin A ve B serileri SW 3.1.2’de belirtildiği şekilde yeniden teşkil edilir ve bu değişikliği bütün detaylarıyla gösteren ilave formlar

yayınlanır.

SW 3.3 SW 3’de yer alanlar haricinde kalan yarışlarda kulvar dağılımı kur’a sistemine göre yapılır.

SW 4 ÇIKIŞ (START)

SW 4.1 Serbest, kurbağalama ve kelebek yarışlarında çıkış atlayarak yapılır. Baş hakemin uzun düdüğüyle (SW 2.1.5) yüzücüler depar taşı üzerine çıkar ve orada beklerler. Çıkış hakeminin “YERLERİNİZE” (TAKE YOUR MARKS) komutuyla, derhal en az bir ayağı depar taşının önünde olacak şekilde çıkış durumunu alır. Yüzücünün ellerinin durumu önemli değildir. Bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiği zaman çıkış hakemi çıkış işaretini verir (tabanca, korna, düdük veya bağırarak).

SW 4.2 Sırtüstü ve karışık bayrak yarışları suyun içinden başlar. Başhakemin uzun düdüğünden sonra (SW 2.1.5) yüzücüler suya girerler. Başhakemin ikinci uzun düdüğüyle yüzücüler gereksiz gecikmeye sebebiyet vermeden geri döner ve çıkış durumunu alırlar (SW 6.1). Çıkış hakemi “YERLERİNİZE” (TAKE YOUR MARKS) komutunu verir ve bütün yüzücüler hareketsiz hale geldiği zaman çıkış işaretini verir.

SW 4.3 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve diğer FINA yarışlarında YERLERİNİZE (TAKE YOUR MARKS) komutu İngilizce olarak verilecektir. Bu komut her atlama taşının arkasına yerleştirilen hoparlörlerden duyurulacaktır.

SW 4.4. Çıkış sinyalinden önce çıkış yapan yüzücü diskalifiye edilir. Eğer çıkış sinyali diskalifiyenin açıklanmasından önce verildiyse yarış devam eder, yüzücü ya da yüzücüler yarış bitiminde diskalifiye edilirler. Eğer diskalifiye çıkış sinyalinden önce deklare edilirse, çıkış sinyali verilmez, kalan sporcular geri çağrılır ve çıkış hakemi tarafından cezalar hakkında uyarılıp yeniden çıkış yaparlar.

SW 4.5 Hatalı çıkış işareti, çıkış işaretiyle aynıdır. Yani çıkış işareti düdük, tabanca, boru veya komut şeklinde verilmişse hatalı çıkış işareti de aynı şekilde fakat daha uzun verilecektir. Aynı zamanda çıkışın hatalı olduğu, hatalı çıkış ipinin düşürülmesi suretiyle de belirtilecektir. Eğer başhakem çıkışın hatalı olduğuna karar verirse düdüğünü öttürür ve çıkış hakemi de bunu takiben hatalı çıkış işaretini verir ve hatalı çıkış ipi düşürülür.

SW 5 SERBEST YÜZME

SW 5.1 Serbest stil bir yarışta yüzücünün arzu ettiği bir şekilde yüzmesi anlamına gelmekle beraber ferdi karışık ve karışık bayrak yarışlarında serbest stil, sırtüstü, kurbağalama veya kelebek stilinden başka herhangi bir stil olarak kabul edilecektir SW 5.2 Serbest stilde dönüşlerde ve yarışın bitiminde yüzücü vücudunun herhangi bir yeri ile duvarlara dokunabilir. Elle dokunma mecburiyeti yoktur.

SW 5.2 Dönüş ve dönüş sonrasında veya çıkışta 15 m.yi geçmemek koşuluyla yüzücünün su altında kalmasına izin verilmesinin dışında, yüzcünün vücudunun herhangi bir bölümü su yüzeyini kesmelidir. 15 m.lik mesafeden sonra baş su yüzeyini kesmelidir.

SW 5.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümü su yüzeyinin üzerinde olmalıdır. Dönüşlerde vücudun suya batmasına ve suyun içinde gitmesine izin verilir. Çıkışta ve dönüşlerde 15. metrede baş su yüzeyini kesmelidir.

SW 6 SIRTÜSTÜ

SW 6.1 Çıkış sinyalinden önce yarışmacılar elleri çıkış demirlerine yerleştirilmiş ve yüzleri depar taşına dönük şekilde suyun içinde sıralanırlar. Ayak, başparmak dahil su yüzeyinin altında olmalıdır. Taşma oluklarının üzerine veya içine dayanmak veya ayak baş parmağıyla oluğun kenarını kavramak yasaktır.

SW 6.2 Çıkış işaretiyle beraber ve dönüşlerde yüzücüler kendilerini ayaklarıyla itebilir ve yarışma boyunca SW 6.4’de belirtilen şekildeki dönüş yapma haricinde, sırtüstü pozisyonunda yüzmeye devam ederler. Sırtüstü yüzmede sırtın durumu yüzme esnasında 90 dereceden az olmak kaydıyla , düşey duruma gelecek şekilde sağa ve sola bükülebilir. Bu durumda başın durumu nazarı dikkate alınmaz.

NOT : FINA Teknik Komitesi’nin açıklaması (FINA NEWS VOL.XIII); “Dönüş yapma anı hariç”in manası, kesintisiz bir dönüş yapmak gayesiyle, normal sırtüstü pozisyonunun herhangi bir şekilde bozulmasıdır. “Kesintisiz dönüş hareketi” cümleciğinin manası, duraklamaksızın, muntazam kesintisiz harekettir. Üst omuzun göğse göre dik durumdan daha öteye döndürülmesinden sonra, dönüşe (taklaya) başlamak için kesintisiz tek kol çekiş veya kesintisiz birbirini takip eden çift kol çekişi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonundan ayrıldıktan sonra, dönüş hareketi yapmanın haricinde, ayak vurma, kol çekme veya yüzme yapılmayacaktır.

SW 6.3 Yarış boyunca sporcunun vücudunun bir bölümünün su yüzeyini geçmesi gerekir. Dönüşlerde yüzücünün tamamiyle suyun altına dalmasına ve 15 metreden daha çok olmamak kaydıyla çıkış ve dönüşlerde suyun altından gitmesine izin verilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir.

SW 6.4 Dönüş esnasında omuzlar göğse göre dik olacak şekilde çevrilebilir. Bunu takiben dönüşe başlamak için kesintisiz tek kol çekişi veya kesintisiz aynı anda çift kol çekişi yapılabilir. Vücut sırt pozisyonunu terk ettikten sonra dönüş hareketinin devamını sağlamayan hiçbir ayak vuruşu veya kol çekişi yapılmayacaktır. Fakat yüzücü duvardan ayrılmadan önce sırtüstünde bir pozisyona dönmüş olmalıdır. Dönme esnasında yüzücü duvara vücudunun herhangi bir kısmı ile dokunmak zorundadır.

SW 6.5 Yarışın bitişinde, yüzücü duvara sırt üstü pozisyonda değmelidir. Dokunma sırasında vücut tamamiyle suyun altında olabilir.

SW 7 KURBAĞALAMA

SW 7.1 Çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kol çekimi ile birlikte “vücut göğüs üstünde tutulmalıdır” hiçbir zaman sırtüstü dönmeye izin verilmez.

SW 7.2 Kolların tüm hareketleri eş zamanlı, aynı yatay düzlemde olmalı, biri önce diğeri sonra hareket etmemelidir.

SW 7.3 Eller göğüs hizasında ileriye doğru suyun altından yada üstünden aynı anda atılmalıdır. Dönüşlerden ve bitirişten önceki son kulaç haricinde dirsekler suyun altında olmalıdır. Eller su seviyesinin altından yada üstünden geriye çekilmelidir. Çıkış ve dönüşlerdeki ilk kulaç haricinde eller kalça hizasından öteye götürülmemelidir.

SW 7.4 Bacakların tüm hareketleri eş zamanlı yatay düzlemde olmalı, farklı hareketler gözlenmemelidir.

SW 7.5 Ayaklar geriye doğru vuruş esnasında dışarıya doğru döndürülmelidir. Makas hareketine, çırpmaya veya aşağıya doğru dolfin (pasif dolfin) vuruşuna müsaade edilmez. Ayağın su yüzeyini geçmesine ancak aşağıya doğru dolfin şeklinde vuruşla devam etmemesi şartıyla müsaade edilir.

SW 7.6 Her dönüşte ve yarış bitiminde dokunma su seviyesinin altında veya üstünde her iki elle aynı anda yapılmalıdır. Omuzlar duvara dokunana kadar yatay durumda kalmalıdır. Dokunmadan önceki son kol çekişinden (çekiş tam veya yarım olabilir) sonra baş suya dalabilir. Ancak; baş, son kol çekiminin herhangi bir safhasında su yüzeyini geçmeye başlamalıdır.

SW 7.7 Her bir ayak vuruş ve bir kol çekişinin tamamlanmasıyla yüzücünün kafasının bir kısmı su yüzeyini geçecektir. Yalnız çıkışta ve her dönüşte, yüzücü ayaklarına kadar uzanan komple bir kol çekişi ve su yüzeyine çıkmadan evvel, tamamıyla batmış haldeyken, bir ayak vuruşu yapabilir. İkinci hamlesinin (kol çekişinin) en geniş yerinde, eller içeriye doğru çevrilmeden önce, (eller içeriye doğru süpürme safhasına geçmeden önce) başın su yüzeyini geçmeye başlaması şarttır.

SW 8 KELEBEK

SW 8.1 Dönüşler dışında vücut daima yüzükoyun (havuza paralel) göğüs üzerinde olmalıdır. Omuzlar, çıkıştan ve her dönüşten sonraki ilk kulaçtan, gelecek dönüşe veya bitirişe kadar su yüzeyine paralel durumda bulunacaktır. Bu stilde takla atarak dönüşe müsaade edilmez.

SW 8.2 Her iki kol birlikte su üzerinde öne atılmalı ve eş zamanlı olarak geri çekilmelidir.

SW 8.3 Bacakların aşağı ve yukarı hareketleri aynı anda olmalıdır. Ayakların ve bacakların, aynı seviyede olması şart değildir. Fakat ardışık hareketlerine izin verilmez. (KURBAĞA AYAK VURUŞUNA İZİN VERİLMEZ )

SW 8.4 Her dönüşte ve yarış bitiminde havuz duvarına dokunuş aynı anda her iki elle, su seviyesinin altında, üstünde veya hizasında yapılacaktır.

SW 8.5 Çıkışta ve dönüşlerde yüzücünün su yüzüne çıkma amacıyla suyun altında bir veya daha fazla (dolfin ) ayak vurmasına ve bir kol çekmesine müsaade edilir. Yüzücü çıkıştan ve her dönüşten sonra 15 m.yi geçmemek şartıyla tamamen su altında kalabilir. Bu noktada baş su yüzeyini kesmelidir. Yüzücü bir sonraki dönüşe yada bitirişe kadar su yüzeyinde kalmalıdır.

SW 9 KARIŞIK YÜZME

SW 9.1 Ferdi karışık yarışlarda yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Kelebek, Sırtüstü, Kurbağalama ve Serbest stil.

SW 9.2 Karışık bayrak yarışında yüzücüler dört stili aşağıda belirtilen sıralamaya göre yüzerler. Sırtüstü, Kurbağalama, Kelebek ve Serbest stil.

SW 9.3 Her bölüm o stilin kurallarına uygun olarak bitirilmelidir.

SW 10 YARIŞ

SW 10.1 Bir yüzücünün hak elde edebilmesi için öngörülen mesafeyi tek başına yüzüp bitirmesi gerekir.

SW 10.2 Bir yüzücünün yarışı başladığı kulvarda bitirmesi gerekir.

SW 10.3 Bütün yarışlarda, yüzücünün dönüşlerde kulvarın veya havuzun sonundaki duvara fiziksel temas yapması gerekir. Dönüşler muhakkak havuz duvarından yapılmalıdır. Havuzun dibine ayak basmak veya dibine basarak sıçramak yasaktır.

SW 10.4 Serbest yüzmelerde veya bayrak yarışlarının serbest stil bölümlerinde bir yüzücünün havuz tabanına basarak durması diskalifiye nedeni değildir. Ancak bu durumda yürümesine müsaade edilmez.

SW 10.5 Kulvar ipinin çekilmesine izin verilmez.

SW 10.6 Bir yüzücü, kendi kulvarından diğer kulvara geçerek veya herhangi başka bir şekilde, diğer yüzücünün yüzüşünü engellerse diskalifiye edilir. Eğer bu hata uluslar arası bir yarışta yapılmış ise, durum suç işleyen yüzücünün federasyonuna yarışmayı tertipleyen federasyona başhakem tarafından bildirilir.

SW 10.7 Hiçbir yüzücü süratini artırmaya yardımcı olacak, yüzme kabiliyetini veya dayanıklılığını arttıracak (parmak araları perdeli eldiven, palet, yelek ve benzeri) malzemeyi yarış sırasında giyemez ve kullanamaz. İstenirse gözlük takılabilir.

SW 10.8 Yarışa katılmayan bir yüzücü, bütün yüzücüler yarışı bitirmeden, yani yarış henüz devam ederken, havuza girerse, o müsabakalardaki ilk yarışına katılma hakkını kaybeder

SW 10.9 Bayrak takımları 4 yüzücüden müteşekkildir.

SW 10.10 Bayrak yarışlarında, bir önceki takım arkadaşının eli varış duvarına değmeden ayakları çıkış platformundan ayrılan yüzücünün takımı diskalifiye edilir. Ancak, hatalı çıkış yapan yüzücü geriye dönerek çıkış duvarına dokunduktan sonra yarışa devam ederse diskalifiye edilmez. Duvara değmesi yeterli olup, depar taşından atlaması gerekmez.

SW 10.11 Bir bayrak takımının belirtilen mesafeyi yüzmeye tayin edilmiş yüzücüsünden başka bir yüzücüsü, bütün takımların yarışmacıları yarışı bitirmeden, yarış esnasında suya girerse, o bayrak takımı diskalifiye edilir.

SW 10.12 Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin isimleri ve sıraları yarış başlamadan önce belirlenecektir. Takımdaki yüzücüler bayrak yarışında sadece bir defa yüzebilir. Bayrak yarışına iştirak edecek yüzücülerin sıralaması seçmelerde ve finallerde değişik olabilir. Ancak bu değişiklik, bu yarışlar için daha önce yarışma sekreterliğine verilen listedeki isimlerle sınırlıdır. Verilen sırada yüzülmemesi diskalifiye nedenidir. Listede belirtilen sporcuların değiştirilmesi için doktor raporu gereklidir.

SW 10.13 Bayrak yarışmasında yarışını bitirmiş veya ara mesafesini tamamlamış her yüzücünün yarışmayı bitirmemiş diğer yüzücüleri engellemeden mümkün olan en kısa zamanda, havuzu terk etmesi gerekir. Aksi takdirde hatayı işleyen yüzücü ve onun bayrak takımı diskalifiye edilir.

SW 10.14 Herhangi bir hata yüzünden yüzücünün başarı şansının etkilenmesi halinde, başhakem bu yüzücünün seçmelerde diğer seride yüzmesine, hata finalde yada son seçme serisinde yapılmışsa son seçme serisinin yada finalin yeniden yüzülmesine karar verebilir.

SW 10.15 Kulaç ölçmeye ( pace-making ) tempo tutulmasına, bunu sağlayacak bir cihaz kullanılmasına ve herhangi bir şekilde bu amaçla plan yapılmasına müsaade edilmez.

SW 11 ZAMANLAMA

SW 11.1 Otomatik zamanlama cihazının çalıştırılması tayin edilen resmi görevlilerin denetiminde olmalıdır. Elektronik kronometre ile tespit edilen derecelerden yarışmanın birincisi ve diğer kulvarların geçerli dereceleri ve sıralaması elde edilir. Bu şekilde tespit edilen dereceler ve sıralamalar varış ve zaman hakemlerinin derecelerine göre öncelik taşır. Elektronik kronometrenin bozulduğu veya aletin hata yaptığı kati olarak tespit edildiği veya yüzücü aleti çalıştırmaya muvaffak olamadığı zamanlarda, varış hakemlerinin kararları ve zaman hakemlerinin dereceleri geçerlidir.

SW 11.2 Elektronik kronometrelerin kullanıldığı zaman neticeler saniyenin yüzde biri (1/100 saniye) olarak belirlenecektir. Dereceler saniyenin binde biri (1/1000 saniye) olarak tespit edilse bile son basamak kaydedilmeyecek ve klasman için kullanılmayacaktır. Derecelerin saniyenin yüzde biri bazında eşit olması halinde yüzücüler aynı klasmanda yer alacaktır. Elektronik skorbord’da saniyenin yüzde birine (1/100 saniye) kadar olan dereceler gösterilecektir.

SW 11.3 Bir görevli tarafından durdurulabilen herhangi bir zamanlama aleti kronometre olarak mütalaa edilir. Bu şekilde elle tutulan derecelerin, yarışmanın yapıldığı ülkenin federasyonunca tayin veya tasdik edilmiş, 3 kronometre hakemi tarafından tespit edilmesi gerekir. Bütün kronometrelerin doğruluğuna dair bir rapor müsabaka komitesine verilmelidir. Elle tutulan dereceler, saniyenin 1/100’üne kaydedilecektir. Elektronik kronometre kullanılmadığı zaman elle tutulan resmi dereceler aşağıda belirtilen şekilde tespit edilecektir.

SW 11.3.1 3 kronometreden ikisi aynı zamanı, üçüncüsü farklı zamanı gösteriyorsa 2 aynı derece resmi derece olarak kabul edilecektir.

SW 11.3.2 3 kronometre de farklı dereceleri gösteriyorsa ortadaki zaman resmi derece olarak kabul edilecektir.

SW 11.3.3 Üç kronometreden ikisi çalışıyorsa, derecelerin ortalaması resmi derece olarak kabul edilecektir.

SW 11.4 Bir yüzücünün yarış esnasında veya yarışı takiben diskalifiye edilmesi halinde durumu resmi neticelerde “DİSKALİFİYE” diye belirtilecek, yüzücünün derecesi ve sıralaması hakkında kayıt veya duyuru yapılmayacaktır.

SW 11.5 Diskalifiye bayrak yarışında meydana gelmiş ise, diskalifiye anına kadar olan kurallara uygun ara mesafe dereceleri resmi sonuçlara kayıt edilecektir.

SW 11.6 Bayrak yarışlarında birinci yüzücünün 50 m ve 100 metre dereceleri kaydedilerek resmi sonuçlarda açıklanır.

SW 12 DÜNYA REKORLARI

SW 12.1 Bayanlarda ve erkeklerde aşağıda belirtilen mesafeler ve stiller dünya rekoru olarak kabul edilir.

SERBEST : 50 m., 100 m., 200 m., 400m.,

800 m. ve 1500 m.

SIRTÜSTÜ : 50 m,100 m. ve 200 m.

KURBAĞALAMA :50 m, 100 m. ve 200 m.

KELEBEK : 50 m, 100 m. ve 200 m.

FERDİ KARIŞIK : 200 m. ve 400 m.

SERBEST BAYRAK: 4×100 m ve 4×200 m.

KARIŞIK BAYRAK : 4×100 m.

SW 12.2 25 metrelik kulvarlarda aşağıda belirtilen stil ve mesafelerde bayan ve erkek yüzücüler için Dünya Rekorları onaylanacaktır.

SERBEST : 50 m., 100 m., 200 m., 400 m., 800 m. ve 1500 m.

SIRTÜSTÜ : 50 m., 100 m. ve 200 m.

KURBAĞALAMA : 50 m., 100 m. ve 200 m.

KELEBEK : 50 m., 100 m. ve 200 m.

FERDİ KARIŞIK : 100 m., 200 m. ve 400 m.

SERBEST BAYRAK: 4×100 m ve 4×200 m.

KARIŞIK BAYRAK : 4×100 m.

SW 12.3 Bayrak takımı yüzücülerinin aynı ülkeden olması gerekir.

SW 12.4 Bütün rekorlar, herhangi bir şekilde düzenlenmiş bir müsabakada veya yarışmadan 3 gün önce halka ilan yoluyla duyurularak ve halk önünde zamana karşı yapılan ferdi yarışta kırılmalıdır. Zamana karşı yapılan ferdi yarışlarda derece denemesi olarak kırılan ve bir federasyon üyesi tarafından onaylanan rekorlarda en az üç gün önceden kamuoyuna duyurulma şartı aranmaz.

SW 12.5 Her kulvarın uzunluğu bir uzman veya o memleketteki FINA üyesinin tayin ettiği veya onayladığı yetkili bir resmi görevli tarafından tasdik edilmelidir.

SW 12.6 Dünya rekorları, dereceler tam otomatik zamanlama cihazıyla veya tam otomatik zamanlama cihazının çalışmadığı zaman yarı otomatik zamanlama cihazıyla tespit edildiği takdirde geçerlidir.

SW 12.7 Saniyenin 1/100’ü bazında eşit olan derecelerle elde edilen rekorlar eşit rekor olarak tanınır ve böyle eşit dereceyi kazanan yüzüler “Müşterek Rekor Sahibi” olarak tanımlanır. Sadece yarışı kazananın derecesi dünya rekoru olarak beyan edilebilir. Bir rekor deneme yarışında iki yüzücünün aynı dereceyi yapması halinde, her iki yarışçı birinci ilan edilecektir.

SW 12.8 Bayrak takımının ilk yüzücüsü dünya rekoru için başvurabilir. Yüzücünün bayrak yarışında kendine düşen mesafeyi rekor bir zamanda, kurallara uygun bir şekilde tamamlamasından sonra, takımın diğer yüzücülerinin kural dışı davranışları neticesinde bayrak takımının diskalifiye olması, rekoru geçersiz kılmaz.

SW 12.9 Bir yüzücü, ferdi yarışta eğer kendi antrenörü ya da idarecisi tarafından başhakeme ara mesafe derecesinin tutulması hususunda özel bir istekte bulunmuşsa veya elektronik kronometre ile ara mesafe tespit edilmiş ise, ara mesafede dünya rekoru talep edebilir. Böyle bir yüzücü ara mesafede rekor talebinde bulunabilmesi için yarışmadaki asıl mesafeyi bitirmelidir.

SW 12.10 Dünya rekorları, yarışmanın yetkili organizasyon veya yürütme komitesi tarafından doldurulan ve yüzücünün ülkesindeki yetkili herhangi bir FINA temsilcisinin bütün kaidelere uyulduğuna kani olarak imzaladığı FINA resmi formu ve doping yapılmadığını gösteren raporla birlikte bildirilir. Rekor zaptı, dünya rekoru kırıldıktan sonra 14 gün içinde FINA fahri sekreterliğine gönderilir.

SW 12.11 Dünya rekoru kırıldığına dair talep, ön bilgi olarak (muvakkatten) rekorun kırıldığı gün dahil 7 gün içinde telgraf, fax veya telexle FINA fahri sekreterliğine rapor edilecektir.

SW 12.12 Yüzücünün memleketindeki FINA üyesi bu rekoru bilgi için FINA Onursal Sekreterliğine mektupla rapor eder.

SW 12.13 Resmi başvuru alındıktan ve başvuru formunda negatif doping testini de içeren bilgilerin doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra FINA Onursal Sekreterliği yeni Dünya Rekorunu açıklar, bu bilginin ilan edilmesi ve başvuru formları kabul edilen yüzücülerin sertifikalarının/ diplomalarının gönderilmesini sağlar.

SW 12.14 Olimpiyat oyunlarında, Dünya şampiyonalarında ve Dünya kupalarında müsabakalarda kırılan rekorlar bu yarışlar esnasında FINA bürosu tarafından tasdik edilebilir.

SW 12.15 SW 12.10 maddesinde belirtilen şartların yerine getirilmemesi halinde, yüzücünün ülkesindeki FINA temsilcisi rekorun tescili için bizzat müracaat edebilir. Yapılan inceleme sonunda FINA fahri sekreteri talebin doğruluğunu kabul ederse, rekoru tasdik etmeye yetkilidir.

SW 12.16 Dünya rekoru müracaatı FINA tarafından kabul edildiği takdirde, başkan ve genel sekreter tarafından imzalanmış rekorun tanındığını tasdik eden bir diploma fahri sekreter tarafından yüzücünün ülkesindeki FINA üyesine, yüzücüye takdim edilmek üzere verilir. Dünya rekoru kıran bayrak takımının federasyonuna 5 adet dünya rekoru diploması gönderilir. Bunlardan birisi federasyonca alıkonulur.

SW 13 OTOMATİK ZAMANLAMA KURALLARI

SW 13.1 Herhangi bir yarışmada otomatik zamanlama cihazı kullanıldığı zaman bununla tespit edilen dereceler, yapılan sıralama ve bayrak yarışlarındaki ara dereceler, karar ve zaman hakemlerinin tespitlerinden öncelikli olarak değerlendirilir.

SW 13.2 Bir yarışta otomatik zamanlama sistemi bütün yarışçıların derecelerini ve sıralamadaki yerini tespit edemediği durumda;

SW 13.2.1 Otomatik zamanlama sisteminin elde ettiği derece ve sıralaması kayıt edilir.

SW 13.2.2 Elle tutulan derece ve sıralama kayıt edilir.

SW 13.2.3 Resmi sıralama aşağıdaki gibi belirlenecektir.

SW 13.2.3.1 Bir yüzücünün Otomatik Zamanlama Cihazı tarafından belirlenen derecesi ve sıralaması, diğer sporcuların otomatik zamanlama cihazı tarafından belirlenen derece ve sıralamaları ile kıyaslanarak göreceli yeri belirlenir.

SW 13.2.3.2 Bir yüzücünün otomatik zamanlama cihazı tarafından belirlenmiş derecesi mevcut fakat sıralaması yoksa, diğer yüzücülerin otomatik zamanlama cihazı ile tespit edilen dereceleri ile kıyaslanarak sıralamadaki yeri belirlenir.

SW 13.2.3.3 Bir yüzücünün otomatik zamanlama cihazı tarafından belirlenmiş derecesi ve sıralaması yoksa sıralamadaki yeri yarı otomatik zamanlama cihazı yada 3 kronometre tarafından ölçülen derece ile belirlenir.

SW 13.3 Resmi zamanlama aşağıdaki gibi belirlenir.

SW 13.3.1 Otomatik zamanlama cihazı tarafından ölçülen dereceler aynen kabul edilir.

SW 13.3.2 Otomatik zamanlama cihazı derecesi olmayan tüm yüzücüler için resmi derece 3 kronometrenin yada yarı otomatik zamanlama cihazının ölçtüğü derecedir.

SW 13.4 Bir yarışta serilerin birleştirilerek göreceli sıralamanın yapılması aşağıdaki şekilde olacaktır.

SW 13.4.1 Tüm yüzücülerin göreceli sıralaması resmi derecelerinin kıyaslanması sonucunda oluşturulur.

SW 13.4.2 Bir yüzücünün resmi derecesi bir yada daha fazla yüzücünün resmi derecesine eşit ise bu dereceye sahip tüm yüzücüler o yarışta aynı sırada yer alırlar.

YÜZME YAŞ GRUBU KURALLARI

SWAG 1 Federasyonlar FINA teknik kurallarını kullanarak kendi yaş grubu kurallarını tatbik edebililer.

HAVUZ ORTAMI

Havuz ortamını oluşturan faktörlerden en önemlisi sudur. İdeal bir havuz suyu steril olmalı, içme suyu niteliklerini taşımalı ve bu özelliklerin sürekli olarak korunması sağlanmalıdır.

Normalde su uygulamaları pratiğinde kirli su temiz su haline getirilerek kullanıcılara ulaştırılırken havuz ortamında kirli su temiz su haline getirildikten sonra, zaman içerisinde oluşan kirlenmeler ve bakteriler nedeniyle tekrar temizlenerek kişilere ulaştırılmaktadır.

Havuz suyunu iyi, mükemmel ve temiz tutmak çok zordur. Profesyonel eğitim görmüş kişiler ve süper sistemlerden yararlanılsa bile bu beklenmeyen şeylerin oluşumunu engelleyemez.

Havuz suyuna her sağlıklı insanın vücudundan organik ve anorganik maddelerle mikroorganizmalar yayılır (Örneğin: Yağ, ter, burun-boğaz mukusu, salya, idrar bileşenleri, kozmetik ürünleri, güneş yağlan ve sabun artıkları.) Her havuzda yüzen kişi suda çözünmeyen kirliliklerin yanında ayrıca milyonlarca (bir dalışta 600 milyon) mikrobunda havuz suyuna karışmasına yol açar.

Bunun dışında örneğin çevreden gelen toz ve yosun tohumları gibi, kirletici unsurlar ve mikroorganizmalar da suya karışmaktadır. Açık havuzlarda tüm bunlardan başka güneşten koruyucu malzemeler, çim, kum, toprak vs. gibi ek bir takım kirlenme kaynakları da söz konusu olmaktadır.

Yüzme havuzu suyu belli sıcaklıkta olduğundan, uygun şekilde muamele edilmediği takdirde yosunlar ve bakterilerin gelişmesi için ideal bir ortam oluşturmaktadır.

Yosunlar, her ne kadar yüzücüler için doğrudan zararlı unsurlar olmasada mikroorganizmalar, bakteriler ve mantarların beslenmesine zemin oluşturabilmektedir.

Su her ne kadar berrak görünse de içinde suda dağılmış çıplak gözle görülemeyen küçük parçacıklar olan koloid maddeler mevcut olabilir. Koloidler hemen hemen tümüyle organik maddeler olup bakteri ve virüsler için, bunları örten ve dezenfeksiyon işlemini güçleştiren koruyucu unsur oluşturabilirler.

Havuz ortamını hazırlayan diğer faktörlerden biri havuz inşaatı ve havuz suyu hijyen hizmet sistemleridir. Bu sistemler oluşturulurken havuzun kapatılması gerektiren bir olay oluşmadan farkedilmeli ve düzeltilmelidir. Pompalama, fîltrasyon, kimyasal maddelerin dengelenmesi, dezenfeksiyon, ısıtma sistemlerinden oluşan bu ünitelerin yapımında, malzeme seçiminde mekanik tesisatın mühendislik hesaplarına uygun olmasına ve yeni teknolojilerin kullanılmasına büyük önem verilmelidir.

Bunun yanısıra unutulmamalıdır ki, ortamı oluşturan diğer faktörler olan havuz ortamının nemi, havalandırması, ısısı, ışıklandırılması, akustiği, boyutları, acil yardım sistemleri, periyodik bölüm temizliği de önemli rol oynamaktadır.

Kirlenme Türü Parçacık Büyüklüğü Kirletici Maddeler Yoketme ve Azatlma Yolu

iri yüzücü parçalar > 1 mm saç, kepek takstil elyafları süzmekle

iri bulandırıcı maddeler 1…0,0001 mm. deri pulları, yağ sabun artıkları, merhemler çöktürme ve filtrasyon

kolloid maddeler 0,0001…0,0000001 kozmetikler, mukus, salya, mikroorganizmalar, virüsler çöktürme ve filtrasyon

tam çözünen organik maddeler >0,0000001 mm. idar veter bileşenleri, amno asitler, mikrooganizmalar (virüsler ) oksidasyon dezenfeksiyon (klor, dioksit, ozon)

tam çözünmüş anorganik maddeler bozulmayan organik maddeler çözünmüş sodyum klorürü, nitratlar, kloraminler temiz su ilavesiyle oranları düşürülür

Doping Ve Ergojenik Yardımcılar

Salı, 06 Kasım 2007

DOPİNG VE ERGOJENİK YARDIMCILAR

İnsanoğlu bazı konularda egolarını yenememektedir. Bu konulardan birisi de “kazanma arzusu” dur. İnsanoğlu kazanma uğruna tüm etik değerleri ve sağlığını bir kenara bırakarak çeşitli yollara başvurabilmektedir.

Spor dünyasında da bu etik ve sağlık karşıtı olgu karşımıza doping olarak çıkmaktadır. Çok spesifik olan doping konusu başlı başına bu konuda eğitim görmüş hekimlerin konusudur. Bu konuda ülkemizde en yetkili kurum Türkiye Doping Kontrol Merkezi’dir.

Doping Nedir?

Sporcunun performansını artırmak amacıyla, vücuda verilmesi gereken maddelerin çeşitli yollarla verilmesine doping denir. Burada genelde sentetik maddeler kullanılır. Bunlar genelde doğal kaynaklar tarafından alınamayan ve organizmanın üretemediği maddelerdir. Bu maddeler organizmada çeşitli uyarılara yol açmakta ve sporcunun rakiplerine karşı bazı avantajlar sağlamasına yol açmaktadır.

Doping Sözcüğünün Etimolojik Tanımı Nedir?

Doping sözcüğü ilk kez 17.yy.da Amerika Kolonilerinde ortaya çıkmış bir kelimedir. Kuzey Amerika kıtasında 1626’da Hollandalı göçmenlerin kurdukları Yeni Hollanda Şirketi ile Manhattan adasını satın alırlar ve yeni başkentlerini kurarlar: New Amsterdam (günümüzün New York’u). Bu kentin ilk binalarının inşasında çalışan işçilere verilen günlük kumanyanın ana yiyeceğinin, yerel lehçede adına ‘’doop’’ dedikleri bir çeşit çorba olduğu, dönemin kayıtlarında saptanmıştır. İçindekilerinin neler olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, çalışanlara dirilik verdiği ve yorgunluklarını alan etkide bulunduğu söylenir. Belki Guaranis kızılderililerinin kullandıkları Paraguay çayı denilen bitki ana maddesinden oluşuyordu. Ancak kesin olan, içenler üzerinde uyarıcı etkide bulunduğu ve bu nedenle 17.yy.ın Amerika göçmeni beyazlar tarafından çok kullanıldığıydı. Fakat bir süre sonra bir takım ani ölümlere neden olduğu, toksik madde içerdiği kuşkusuyla yasaklanmıştı.

Doping sözcüğüne verilen ikinci anlatım ise, 1964’de L.Prokop tarafından ortaya atılmıştır. Yazara göre ‘dope’ Güney Afrika’da Bantous yerlilerinin dinsel törenlerinde kullandıkları kuvvetli bir alkollü içkinin adıydı ve 18.yy.ın sonlarında buradaki Hollanda kökenli beyazların oluşturduğu Boers’ lerce geliştirilen bir içkiye adını vermişti.

Kesin olan doping kelimesinin anglo-sakson kökenli olduğu, mutlaka ‘doop’ veya ‘dope’ sözcüklerinden birinden türetilmiş olduğudur.İlk kez 1931’ den itibaren kullanılmaya başlanan ve İngiliz bilimsel yazılarında 1931’ den itibaren de “uyarıcı-stimulant” sözcüğünün yerini aldığı görülmektedir. Dopingin Fransızca karşılığı 1921 yıllarında “dopage” diye türetilmiştir. Sonraki yıllarda sözcük artık, ansiklopedi ve sözcüklere girmeye başlamış ve karşılığında ilk anlatım tanımlamaları yapılmaya başlanmıştır.

Doping Kavramının Tarihsel Gelişimi Nasıldır?

Doping hakkında araştırılma yapılması önerisi ilk kez 1960 Roma Olimpiyatları sırasında cereyan eden Psiko-Ergo-Farmokoloji Uluslararası Kongresinde ortaya atılmış ve 1962’ de organize edilen iki yuvarlak masa toplantısı sonrasında, 26-27 Ocak 1963’de Fransa’da toplanan bilimsel Kongrede dopingin ilk tanımının yapılmasına çalışılmıştır. Bu ilk tanıma göre:

“Doping bir sporcunun fiziksel hazırlanması değildir. Bu hazırlanma yaşamsal önem ve tıbbi kontrol altında yapılmalıdır. Bir yarışma hedeflenerek veya bir yarışma sırasında verimi artırmaya yönelik, spor etiğine aykırı ve sporcunu beden veya ruh sağlığına zarar verebilecek her türlü madde veya yöntem uygulamaları DOPİNG addedilir”.

Bu ilk tanım halen geçerli olan doping tanımının da bütün unsurlarını içermektedir. Bununla birlikte Avrupa Konseyi’nin Kasım 1963’de Strasbourg ve Madrid’de yaptığı iki toplantıda yeniden ele alınmış ve geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu yapılan toplantıda sırasıyla Avusturya, Danimarka, İspanya, İtalya, Hollanda ve İngiltere kendilerine uygun gelen doping tanımlarını tartışmaya sunmuştur. Bu toplantıda ülkemiz açısından güzel olan nokta, 1963 yılında doping hakkında organize edilen bu ilk diplomatik nitelikli kongreye Türkiye kendi doping tanımını sunmak suretiyle aktif katılımda bulunmuş olmasıdır. Avrupa Konseyi arşiv kayıtlarına göre Türkiye’nin 1963 yılında doping hakkındaki tanımı şu şekildedir:

“ DOPİNG MADDESİ,PERFORMANSI YÜKSELTEN BİR TÜR FARMAKOL UYARICIDIR.”

Uzun tartışmalardan sonra Avrupa Konseyi, devletlerin sundukları ve birbirlerine yakın veya aynı tanımları değerlendirerek doping hakkında şu tanımı karara bağlamıştır:

“Doping, bireyin bir yarışmaya katılımı nedeniyle, yapay ve haksız şekilde performansını artırmak amacıyla, organizmaya yabancı fizyolojik maddelerin, herhangi bir yöntemle, yüksek dozda ve anormal yollardan sağlıklı bir kişiye uygulanması veya kendisi tarafından kullanılmasıdır.”

1964 ‘de Tokyo olimpiyatları münasebetiyle toplanan bilimsel kongre yukarıdaki tanıma şu paragrafı ilave etmiştir:

“Bir yarışamaya katılım sırasında; niteliği, dozajı veya uygulama şekli bir sporcunun yasak ve haksız şekilde performansını artıracak bir tıbbi müdahale zorunluluğu doğarsa, bu doping addedilmelidir.”

Zaman içerisinde dopingin tanımı ve mücadele konularında birçok çalışmalar ve kongreler yapılmıştır. 1970 yıllarının sonunda sağlık meslek erbabı, spor dünyası ve diğer teşekküller tarafından oluşturulmuş yüze yakın doping tanımı birbirleri ile kesişmekte, birbirlerini tamamlamakta ve birbirlerine zıtlıklar ortaya koyar hale gelmiştir. Bu durum karşısında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 1984 yılında dopingin basitleştirilmiş tanımını yapmak ihtiyacını hissetmiştir. Avrupa Konseyi’nin bu tanımına göre:

“Sporda doping, yetkili spor teşkilatlarının kurallarına aykırı şekilde, bunların yasaklamış olduğu madde veya madde sınıflarını kullanmaktır.”

Uluslar arası Olimpiyat Komitesi (IOC)’ de tanımını geliştirmek ihtiyacını duymuş ve 1999’ da Lozan’ da toplanan [Sporda Doping Dünya Konferansı (2-4 Şubat)]’ dan şu yeni tanım çıkmıştır:

a) Sporcunun sağlığı için tehlikeli olabilecek ve/veya performansını iyileştirebilecek bir madde veya metodun kullanılması,

b) Sporcunun organizmasında, bu KOD’a aykırı bir maddenin bulunması veya bir metodun uygulandığını saptanması doping olarak nitelenir.

SPORDA KULLANILAN İLAÇLARIN SINIFLANDIRILMASI

Sporda ilaç kullanımının kökeni sportif performansı farmakolojik ajanlarla artırma çabasına dayanır. Günümüzde sporcuların kullandığı ilaçları 3 ana grupta toplamak mümkündür.

1- Performans Artırıcı(Ergojenik) İlaçlar: Sportif avantaj sağlamak amacıyla kullanılan ilaçlar ve metotlardır. Örneğin:Anabolik steroidler, amfetaminler, kan dopingi.

2- Terapotik İlaçlar: Uygun amaç ve özgün tıbbi endikasyonla belirlenmiş standartlar içerisinde kullanılan ilaçlar.

3- Zevk ve Eğlence İlaçları: Ruh hali ve anlama yeteneğinde değişime neden olan maddelerdir.

Ergojenik İlaçların Faydaları:

Güç ve kuvvetin artırılması

Dayanıklılığın artırılması

Saldırganlıkta artma

Sürat ve hızlanmada artma

Müsabaka ruh halinde üstünlük

Konsantrasyonda artma

İnce motor koordinasyonda artma

El-göz koordinasyonunda artma

Ağrı duyusunun azalması

Kaygını ortadan kalkması

Titremenin azalması

Yorgunluğun başlangıcında gecikme

Ağırlık kontrolü

Ergojenik İlaçların Yan Etkileri:

Yargı duyusunun kaybı

Reaksiyon zamanının bozulması

Kas koordinasyonunun bozulması

Denge kaybı

El-göz koordinasyonunun kaybı

Güç kaybı

Esnekliğin azalması

Hassasiyetin azalması

Hız ve süratlenmede azalama

Sporcuların Ergojenik Yardım Kullanmalarının Fiziksel Nedenleri:

Takıma girme şansı olmayan sporcuların takıma girme çabaları

Kariyerinin sonuna geldikleri halde spordan kopmak istememesi

Zayıflık yada şişmanlık gibi problemler

Sakatlıklara rağmen spor yapma hırsı ve isteği

Dış kaynaklı baskıları performans artırıcı ilaçlarla yok etmeye çalışma

Daha büyük başarılar elde etme isteği

Kendi akranlarına göre deneyimsizlik, yeteneksizlik yada gelişme geriliğine bağlı olarak yarışmalarda başarısız olmak.

Arkadaşları, antrenörleri veya ailelerinin kendilerinden bekledikleri başarıyı gösterememek.

ANABOLİZAN STEROİDLER

Testosteronun izolasyonundan sonra endojen testosteron etkisine benzer etki yapabilecek pek çok sentetik anabolik steroidin geliştirilmesi mümkün olmuştur. Her insanın vücudunda normal şartlar altında bireyin cinsine ve yaşına bağlı olarak testosteron üretilir. Testosteronun biyolojik olarak aktif formu, plazma proteinlerine bağlı olmayan serbest kısmıdır. Erkeklerde günlük 11 mg, bayanlarda ise 0,25 mg testosteron üretilir.

Anabolik steroidlerin iskelet kasındaki etkinliğini anabolik steroid reseptör kompleks sayısı belirler. Anabolik steroidlerin kullanımı sırasında yoğun ve özel antrenman yaptırılmasının nedeni kas kütlesi ile beraber reseptör sayısını da artırmaktır. Anabolik steroid reseptörleri sadece iskelet kasında bulunmayıp prostat, kalp, testis, beyin gibi organlarda da bulunabilir.

Klinik Farmakolojisi: Hipogonadal erkeklerin hormon eksikliklerini gidermek için tıpta kullanılır. Örnek olarak metil andrestenol (dianabol) klinikte 2.5-5 mg kullanılmasına rağmen, sporcular 2 haftalık süre içerisinde 6000 mg kullanabilmektedir.

Performansa Etkisi: Bireyin kendini iyi hissetmesi ile saldırganlığının ve seksüel arzunun artması, ayrıca kuvveti anlamlı ve tutarlı olarak artırdığı söylenebilir. Bu tutarlılığın gerçekleşmesi için aşağıdaki özelliklerin gerçekleşmesi gereklidir:

Yoğun ağırlık antrenmanlarına, steroid küründen hemen önce başlanması ve ilaç kullanımı süresince programa devam edilmesi,

Sporcunun proteinden zengin diyet alması,

Sporcudaki kuvvet artışının, antrenmandaki hareketinin aynısının uygulandığı tekrara maksimal ağırlık tekniği ile değerlendirilmesi.

Sporcunun performansında gözlenen herhangi bir artış anabolik steroid kullanımından kaynaklanıyorsa bunun akla uygun olası açıklamaları şunlar olabilir:

Saldırganlık ve motivasyonun artması

Antikatabolik etki

Protein kullanımındaki artışa bağlı olarak oluşan pozitif nitrojen dengesi

Anabolik steroid kullanımından sonra meydana gelen ağırlık artışının bir bölümü vücutta tuz tutulması sonrasında oluşan sıvı retansiyonuna bağlıdır. Özellikle koordine kas hareketleri ve esneklik gerektiren sporlarda performansı olumsuz yönde etkileyebilir.

Anabolik steroidler özellikle şu branşlarda tercih edilir:

Vücut geliştirme,

Boks, güreş

Halter

Kısa mesafe koşucuları

Anabolik steroidlerin ergenlik çağında kullanımı iskelet ve kas büyümesini hızlandırır ancak epifiz plaklarının erken kapanması nedeniyle büyümeyi de erkenden durdurur.

Yan etkileri:

Karaciğer fonksiyon bozukluğu

Karaciğer tümörleri

Prostat adenokarsinomu

Azospermi

Testiküler atrofi

Feminizasyon (göğüslerde büyüme, ses tonunda değişiklik)

Akne

Saç dökülmesi

Puberta öncesi çocuklarda epifiz plaklarının erken kapanması

PEPTİD HORMONLAR

Peptid hormonlar ve benzerleri, büyüme, cinsel davranışlar, ağrıya karşı duyarlık ve davranış gibi çeşitli bedensel fonksiyonların uyarılmasında bir organdan diğerine mesaj iletimi görevini yerine getirmektedir. Benzerleri ise kimyasal olarak üretilmiş ilaçlar olup, doğal olarak vücutta oluşan peptid hormonlar ile benzer etkileri bulunmaktadır. Peptid hormonları; insan koryonik gonadotropin, adreno kortikotropin, insan büyüme hormonu ve eritropoietindir.

İNSAN BÜYÜME HORMONU

Dış kaynaklı insan büyüme hormonunun etkisi endojen büyüme hormonuyla aynıdır. Büyüme hormonu ön hipofiz bezinden salınmaktadır. Metabolik etkileri akut ve kronik olmak üzere 2 ana başlıkta toplanır.

Akut etkileri;

Aminoasitlerin gastrointestinal sistemden emilimi ile karaciğer ve kasta protein yapısına katılmasını artırır.

Yağ ve kas dokusunda glukoz alınımını uyarır.

Adipoz dokuda antilipolitik etki yapar.

Bu etkiler büyüme hormonu verilişinden hemen sonra başlar 3-4 saat içinde kaybolur.

Kronik etkileri;

Serbest yağ asitlerini yağ dokusundan mobilizasyonunu artırır.

Katekolaminlerin lipolitik etkisine duyarlılığı artırır.

Glukoz kullanımını inhibe eder.

Büyüme hormonunun ergenlik çağındaki bireylerde en belirgin etkisi doğrusal kemik büyümesi ve kas kitlesindeki artıştır.

Büyüme hormonu salınımını etkileyen faktörler:

Artıranlar Azaltanlar

Uyku Kan şekerinde yükselme

Egzersiz Serbest yağ asitlerinde artma

Stres Obezite

Kan şekerinde düşme Büyüme hormonu

Östrojen Progesteron

Klinikte kullanımı: Dış kaynaklı insan büyüme hormonunun kesin tek endikasyonu büyüme hormon eksikliğinin tedavisidir.

Sporda kullanımı: Sporcu ve ailelerinin insan büyüme hormonu kullanmayı tercih etmelerinin nedenleri şunlardır:

Anabolik steroidlerin tespitinin zorlaştırılacağına inanılması

Bireyin büyüme sırasında yağ depolarını azaltması

Anabolik steroidlere ait yan tesirlerin azalacağına inanılması

Ailelerin iyi sporcu olabilecek çocuklarının kısa boylu olmaları nedeniyle kendilerini sorumlu tutmaları

Yan etkileri:

Yetişkinler Çocuklar, ergenlik çağındakiler

Yumuşak dokuda şişlik Jigantizm (Aşırı büyüme)

Kemiklerde büyüme Yetişkinlerdeki yan tesirler

Cilt kalınlaşması

Terlemede artma

Tükürük bezi, karaciğer, kalpte büyüme

Hipertansiyon

Diyabet

ERİTROPOİETİN

Eritropoietin hormonu (EPO) böbrekler tarafından salınır ve kırmızı kan hücrelerinin üretimini uyarır. Tıpta, EPO’nun sentetik şekli, böbrek orijinli anemili hastaların tedavisinde kullanılır. Kan dopingi gibi EPO, bazı sporcular tarafından dayanıklılık sporlarında, kırmızı kan hücrelerinin sayısını ve buna bağlı olarak kaslara oksijen taşımım arttırdığı için kullanılmaktadır. Enjekte edilebilen EPO’nu kullanımı, kan pıhtılaşması, felç ve kalp hastalıkları riskinin artması gibi ciddi sağlık riskleri taşımaktadır. Eğer aynı iğneyi birden fazla sporcu kullanmışsa, sarılık (hepatit) ve AIDS gibi enfeksiyon hastalıklarının bulaşma riski vardır.

AMFETAMİNLER

Almanlar amfetamin ile 2. Dünya Savaşı sırasında ilgilenmeye başlamış ve bu maddeyi birliklerinin yorulma zamanını geciktirmek amacıyla kullanmışlardır. 1960’ lı yıllardan sonra zayıflama amacıyla kullanımı yaygınlaşmış ve bulunması kolaylaşmıştır. Ancak bağımlılık ve tolerans gelişmesi sonucu bu amaçlı kullanımı rağbet görmemiştir.

Amfetamin ve diğer sempatomimetik aminler kendilerine özgün santral ve periferik alfa beta ve dopaminerjik reseptör aracılığıyla etki gösterirler.

Organ Reseptör Yanıt

Kalp Beta 1 Kalp hızı ve kasılma kuvvetinde artma

Akciğer Beta 2 Bronşlarda gevşeme

Arteriyol Alfa 1 Damarlarda kasılma

Karaciğer Alfa, Beta 2 Kan şekerinde yükselme

İskelet kası Beta 2 Kasılmada artma

Barsaklar Alfa, Beta Hareketlerin azalması

Amfetamin etkileri:

Sistolik ve diyastolik kan basıncında artma

Santral sinir sisteminde uyarılma

Uyanıklılık ve yorgunluk hissinin azalması

Kendine güven ve inisiyatifi ele alma

Motor aktivitede ve konuşmada artma

İştahta azalma

Aneorobik kapasite ve tükenme zamanında artma

Sporda kullanımı:

Amfetaminin en önemli etkilerinden biri uzun süre ağır egzersizlerde yorgunluğu geciktirmesidir. Bu ilaçların en belirgin etkisi performansın yorgunluk nedeniyle azaldığı durumlarda ortaya çıkar. Ayrıca kilo kontrolü gerektiren sporlarda da tercih edilir.

Tercih edildiği spor branşları:

Jimnastik, bale

Güreş

Jokeylik

Tenis

Futbol

Yan etkileri

Akut Kronik

Uykusuzluk Bağımlılık

Paranoya, halüsinasyon Kilo kaybı

Hipertansiyon Vaskülit (Damar iltihabı)

Saldırganlık Nöropati (Sinir iltihabı)

Öfori Psikoz

Konvülsiyon

Baş ağrısı

Anjina pektoris

Kalp atım hızında artma

KOKAİN

Kokainin beyinde karmaşık ve fizyolojik etkisi vardır, bu açıdan değerlendirildiğinde amfetaminlerle benzerlik gösterir.

Kokainin etkileri:

Bireylerde yorgunluk oluşumunu azaltır veya engeller.

Aktivite artışı oluşturur.

Genel ruh halinde kendine güven gibi olumlu değişiklikler yapar.

Zevk beyni denilen ödül yada arzu uyandırıcı devreleri uyarır.

Kişinin uyanıklılığını olumlu yönde etkiler.

Lokal anestezik etkisi vardır.

Sporcuların zorlu egzersiz karşısında dayanıklılığının artırır.

Özellikle takım sporlarında kullanılır.

Yan etkileri:

Kalp atım hızında artma

Bağımlılık

Beyin kanaması

Baygınlık

Uykusuzluk

Saldırganlık

Paranoya

Burunda yırtılma ve koku duygusunun kaybı

Taşikardi

BARBİTÜRATLAR VE BENZODİAZEPİNLER

Barbitüratların davranış üzerine esas etkisi sedasyon artışı ve aktivite azalmasıdır. Bu maddeye karşı bağımlılık gelişebilir. Benzodiazepinler ise anksiyolitik etkiye sahip maddelerdir. Barbitüratlar ve benzodiazepinler ergojenik ilaç sınıfına genellikle dahil edilmemektedir, ancak bazı koşullarda doping olarak kabul edilmektedir.

Performansa etkisi:

Yapılan çalışmalar bu ilaçların ancak belli koşullarda performansı artırdığını göstermiştir. Her iki ilacın da tremor tedavisinde faydası vardır. Beta blokörlere alternatif olabileceği gösterilmiştir. El titremesinin performansı azalttığı spor branşlarında faydalı olabilirler.

Kullanımı:

El titremesini azaltmanın önemli olduğu atıcılık ve okçuluk dışında ergojenik amaçlı kullanılan ilaçların sınıfında değerlendirilmemektedir.

Yan etkileri:

Bulanık görme

Dikkat kaybı ve kişilik bozukluğu

Öfori ve uykusuzlukta artma

Bağımlılık

Tolerans

Yoksunluk sendromu

DİÜRETİKLER

İdrar yapım hızını artıran ilaçlardır. Genel anlamda diüretikler böbrek tubuluslarına direkt etki ederek arzulanan klinik etkiyi meydana getirirler. Klinikte hipertansiyonun kontrolünde,ödemi azaltmada ve konjestif kalp yetmezliğinin tedavisinde kullanılırlar.

Sporcular diüretikleri başlıca 2 sebepten dolayı kullanırlar:

Hızlı kilo kaybının önemli olduğu vücut ağırlığına göre kategorilerin oluşturulduğu sporlarda kilo ayarı yapmak.

Diürezi artırarak idrarda atılan ilaç konsantrasyonunu düşürmek ve bu şekilde kullanımı yasaklanmış ilaçların idrarda tespit edilme şansını azaltmak.

Diüretiklerle kilo ayarlaması sonucunda oluşabilecek sorunlar:

Kas kuvvetinde azalma

İş performans zamanında azalma

Plazma ve kan volümünde azalma

Aerobik kapasitede azalma

Isı regülasyonunda bozulma

Karaciğer glikojen depolarında azalma

Elektrolit kaybında artma

KULLANIMI KISITLI OLAN DOPİNG MADDELERİ

ALKOL

Alkol, yasaklı olmamasına karşın ulusal ve uluslar arası federasyonların isteği üzerine, örneğin eskrim ve pentatlon gibi spor dallarında sporcularda alkol düzeyi ölçülebilir.

Yan etkileri:

Yoksunluk sendromu, Nöropati

Taşikardi, hipertansiyon

Testosteron azalması, jinekomasti, testis atrofisi

Karaciğerde yağlanma, siroz

Peptik ülser

MARİHUANA

Marihuana, IOC tarafından kısıtlı kullanımı olan maddeler sınıfında olup, Türkiye’de

kullanımı kanuni açıdan yasaktır. Bazı spor dallarında ulusal ve uluslararası federasyonların isteği üzerine kontrol edilebilir.

Ergojenik bir ilaç olarak tanımlanmayan marihuananın önemli özelliği yasalara aykırı olarak kullanılan en yaygın ilaç olmasıdır.

Bronşlarda güçlü gevşeme yapmasına rağmen sportif açıdan faydası yoktur.

Yan etkileri:

Panik atak, psikoz

Rinit, farenjit, bronşit

Sperm üretiminde azalma

Tansiyon düşmesi, Taşikardi

LOKAL ANESTEZİKLER

Lokal anesteziklerin kullanımı için bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. Ancak aşağıdaki koşullar yerine getirildiği zaman kullanılabilirler:

Kokain dışında prokain, ksilokain, karbokain ve benzer aneljezikler kullanıldığında,

Lokal enjeksiyon uygulandığında (i.v. enjeksiyona izin verilmemektedir),

Uygulanan ilaçların içinde epinefrin gibi vazokonstrüktörler bulunmadığı durumlarda,

Tıbbi olarak kullanımı yazılı bir belge ile kanıtlandığı durumlarda

KAFEİN

Fizyolojik etkileri:

Serbest yağ asitleri miktarında artma

Enerji üretiminde artma

Dayanıklılık sporlarında performansı olumlu yönde etkileme

Uyanıklılık zihin açıklığı, dikkat gerektiren işlerde başarı artışı

Reaksiyon zamanının kısalması

Kalp atım hızında artış

Diüretik etki potansiyeli

Farklı bileşiklerdeki kafein konsantrasyonları:

Çekilmiş kahve (kupa) 100-150 mg

Hazır kahve 65-100 mg

Çay 30- 75 mg

Kolalı içecekler 32- 65 mg

Çikolata 6 mg

Performansa etkisi:

İskelet kası üzerinde direkt kuvvetlendirici etki (kalsiyum artışına bağlı olarak)

Koşu zamanı, oksijen alımı ve yarış sonu sürati gibi parametrelerde anlamlı artış

Dayanıklılık türü sporlarda performansı kısa süreli ve yüksek şiddetli egzersizlere oranla daha fazla artırma

Yorgunluğun gecikmesi

Uzun süreli konsantrasyon gerektiren durumlarda zihinsel aktivitede artma

İdrarda 12 mikrogram/ml üzerindeki kafein doping olarak kabul edilir. İki fincan kahve idrardaki kafein oranını 3-6 mikrogram/ml artırır.

Yan etkileri:

Akut Kronik

Sinirlilik Serum kolesterol seviyesinde artma

Taşikardi İskemik kalp hastalığında artma

Hipertansiyon Teratogeneziste artma

Peptik ülser Fibrokistik meme hastalığında artma

Uykusuzluk, koma

KORTİKOSTEROİDLER

Kortikosteroidlerin tedavi dışı kullanımlarının artması nedeniyle kısıtlı olarak kullanımına gerek bulunmaktadır. Tıpta kortikosteroidler başlıca, öfori sağlamak ve ağrı gidermek için, antienflamatuvar ilaç olarak kullanılmaktadır.

Kortikosteroidlerin kullanımı; yüzeyse] (topikal) uygulama, (kulak, göz ve deri) solunum yolu ile (inhalasyon) uygulanması, (astım, allerjikrinit) lokal ve eklem içine (intraartiküler) enjeksiyon dışında, yasaklanmıştır. Bundan dolayı, kortikosteroidlerin ağızdan, kas veya damar içine enjeksiyon ile kullanımı izinli değildir. İzinli bazı antienflamatuvar ilaçların isimleri ise Doping Kontrol Merkezi’nden elde edilebilir.

BETA-BLOKÖRLER

Beta-blokörler, kalp hastalıklarında kullanılan kan basıncını düşürüp kalp atışlarını azaltan ilaçlardır. Bu ilaçlar, aynı zamanda migren tedavisinde ve el titremelerinin önüne geçilmesinde kullanılır.

Atıcılık ve okçuluk gibi spor dallarında kolun sallanmaması ve parmakların titrememesi önemli olup, beta-blokörler kalp atış hızını düşürerek bu problemlerin ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır. Bu da hakça bir yarış kavramına ters düşmektedir.

Yan etkileri:

Sporcunun dayanıklılık performansını azaltıcı etkisinin yanı sıra, beta-blokörlerin kullanılması sonucu kalp hastalıkları, astım,depresyon, uykusuzluk ve cinsel problemler ortaya çıkmaktadır.

ASTIM VE NEFES AÇICI İLAÇLAR

Astıma karşı kullanılacak ilaçlarda dikkatli olunmalıdır. Bir çok astım ilacı içerisinde kullanımı yasak olan uyarıcı türde ilaçlar bulunmaktadır. Bunun için astım ilacı kullanılmadan önceden yayınlanmış ilaç listesi kontrol edilmelidir. Ayrıca astım olduğu yazılı bir şekilde kanıtlanan sporcular aerosol tipi salbutarnol ve terbutalini kullanabilirler.

KAN DOPİNGİ

Kan dopingi, kan ve kan ürünlerinin, kan oksijen taşıma kapasitesini ve dolayısıyla aerobik atletik performansı arttırmak amacıyla damardan verilmesi yöntemine verilen isimdir. Kan dopingi için kullanılan kan, sporcunun kendi kanı olabileceği gibi başkasına da ait olabilir.

Sporda kan dopingi neden yasaklanmıştır?

Tıpta kırmızı kan hücrelerinin transfüzyonu, ani kan kaybı ve ileri anemilerin tedavisinde gerekli bir işlemdir. Atletik performansın arttırılması için sporculara damardan kan verilmesi, spor ahlakına aykırıdır. Kan dopingi aynı zamanda tehlikeli sağlık problemleri de oluşturmaktadır. Bunlara örnek olarak; alerjik etkiler (kızarıklık, isilik, ateş v.b.), eğer yanlış tip yada test edilmemiş kan kullanıldıysa sarılık, kan dolaşımının bozulması, kanın pıhtılaşması, metabolik şok, sarılık, ve AIDS gibi enfeksiyon hastalıklarının bulaştırılması verilebilir.

Sarılık ve AIDS gibi enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski, iğnenin birden fazla kişi tarafından kullanılmasıyla artmaktadır. "Crack kokain" ve eroinin enjeksiyonu için geçerli olan bu olay, steroid ve kan dopingindeki enjeksiyon ile de görülür.

Kan dopingi özellikle şu spor branşlarında tercih edilir:

Uzun ve orta mesafe koşucuları

Bisikletçiler

Kayakçılar

Yapılan çalışmalarda kan dopinginin performansı artırdığı, kan dopingi sonrası dayanıklılık kapasitesinin %25 oranında arttığı tespit edilmiştir.

KULLANIMI İZİNLİ OLAN MADDELER

VİTAMİNLER VE MİNERALLER

Vitaminler ve mineraller yasaklı değildir. Ancak bunları çok miktarda kullanan sporcuların çıkabilecek sağlık problemlerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Sağlıklı bir beslenme ile sporcuların çoğu gerekli besinleri alabilirler.

Kötü bir diyet ile beslenen sporcuya ne kadar vitamin ve mineral verilirse verilsin, yeterli olamamaktadır. Bu nedenle sporcunun, sağlıklı beslenme konusuna dikkat etmesi gerekmektedir. Günlük ihtiyacın üzerinde vitamin ve mineral tüketiminin sportif açıdan performansı artırdığına dair hiçbir bilimsel veri bulunmamaktadır.

Önerilen dozun üzerinde yapılan vitamin yüklemeleri;

Güç ve dayanıklılık

Pik koşu sürati

Psikomotor ustalık

Maksimal oksijen alımı

Kan laktik asid düzeyi gibi parametreleri olumlu etkilememektedir.

AMİNOASİTLER VE PROTEİNLER

Bazı sporcular, aminoasit ürünlerini, kaslarını geliştirdiği inancı ile almaktadırlar. Ancak bu iddiayı destekleyecek bilgiler bulunmamaktadır. Gıda ile oral yoldan alınan proteinler gastrointestinal sistemdeki enzimler tarafından yıkılmakta ve oluşan aminoasitler daha sonra kana geçmektedir. İhtiyaç duyulan özgün bir aminoasit piyasada saf olarak bulunmaktadır. Vücutta sentezlenemeyen esansiyel aminoasitleri mutlaka dışardan almak gerekir.

Kas proteinlerinin sentezi, yüksek protein diyeti veya daha fazla miktarda alınan amino asit alımı ile artmaktadır. Yüksek proteinli diyetler veya amino asit preparatları ile alınan fazla protein, enerji olarak kullanılmakta veya yağ olarak depolanmaktadır. İyi düzenlenmiş bir diyet, birçok sporcuya yeterli proteini sağlayabilmektedir. Yüksek miktarda aminoasit alınması özellikle karaciğer fonksiyonlarını bozabilmektedir.

CEZALAR

Doping suçları, yasaklı maddelerin sporcunun idrarında bulunması veya yasaklı yöntemin kullanılmasıdır.

Sporcuların, Ulusal Olimpiyat Komitelerinin ve Uluslararası Spor Federasyonlarının büyük bir kısmının isteğine göre; temel doping maddelerini veya yasaklanmış yöntemleri ilk kez kullanmış sporcular için uygulanacak en az ceza,sporcunun tüm yarışmalardan iki yıl men edilmesidir. Ancak, özel ve ayrıcalıklı durumlarda Uluslararası Spor Federasyonlarının ilgili kurumlarınca ele alınmak üzere, ilk kez doping kullanan sporcular için uygulanacak olan iki yıl yarışmalardan men cezasında değişiklik yapılabilir. Ek cezalar veya farklı ölçüm kriterleri ortaya konabilir. Dopingle Mücadelede Olimpik Hareket İlkelerini zedeleyen,suçlu bulunan antrenör ve idarecilere çok daha büyük cezalar uygulanabilir.

KAYNAKLAR:

Erkiner, Kısmet: Spor Hukuku. Galatasaray üniversitesi (2-9 Nisan 2004)

Dr. Bağcıvan , İhsan: Sporda Doping Ve Ergojenik Yardımcılar (2004) Ders notları 2004

Hacettepe Üniversitesi Türkiye Doping Merkezinin Web Sayfasından Yaralanılmıştır

www.sporhekimi.com