‘Sosyoloji’ Kategorisi için ArÅŸiv

Sosyal Fobi İle Mücadele

Salı, 06 Kasım 2007

Sosyal fobisi olan kişiler hata yapma, gülünç duruma düşme ya da kendilerine yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir. Sosyal fobi ile mücadeleden, faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan, dostça olmayan bir şekilde kendilerine davranılmasından, aptalca görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden birçok fiziki belirtileri yaşamaktan korkmaktadır.Bu fiziki belirtileri; ellerde terleme ve titreme, yüz kızarması, ses kısılması ve titremesi, kaslarda gerginlik, çarpıntı ve göğüste sıkışma hissi, sıcak ve soğuk basmaları, mide rahatsızlıkları, baş ağrısı olarak sıralayabiliriz.

Çocuklarda sosyal fobi

Çocuklarda sosyal fobi sıklıkla okul fobisi, sınav korkusu veya baÅŸka çocuklar tarafından gülünç bulunma duygusu olarak kendini gösterir. Okul fobisi olan çocuklarla yapılmış çalışmalarda, bu çocukların % 40’ında sosyal fobiye rastlanmıştır. Sosyal fobi yaÅŸayan çocuklarda, performansının deÄŸerlendirme korkusu yüksekse; sınavları yarıda kesebilir ve genelde sınav sonuçları diÄŸerlerine göre daha düşük olabilir. Bu da diÄŸerlerine göre daha kötü okul baÅŸarısını beraberinde getirir. Okul baÅŸarısızlığı genelde, öğrenmeye katkı saÄŸlayıcı faaliyetler içinde yer alan sözel sunum, sorulara cevap verme veya sınav korkusu ile, otorite durumunda bulunan öğretmen ile olan kaygılı iliÅŸkilerden kaynaklanmaktadır. Özellikle performansının deÄŸerlendirilme kaygısı, öğrencinin kendi davranışlarına yoÄŸun olarak eÄŸilmesine, sosyal ortamda kendini ele verebilecek titreme, kızarma, terleme, ses kısılması gibi yönlerine yoÄŸunlaÅŸmasına yol açtığından, dikkat ve konsantrasyon bozukluklarına, bilgilerini yazıya veya ifadeye dökememesine yol açmaktadır.

EÅŸlik eden sorunlar

Sosyal fobi problemi olan kiÅŸilerin, sıklıkla baÅŸkaca psikolojik problemleri de bulunmaktadır. Sosyal fobi ile devam eden en sık problemler; panik atak, fobik rahatsızlıkların farklı ÅŸekilleri (agorafobi gibi), yaygın anksiyete bozukluÄŸu, depresif ve somatik ÅŸikayetler, alkol ve ilaç kötüye kullanımı ile uyuÅŸturucu sayılabilir. Depresyon sosyal fobiye eÅŸlik eden veya bir sonucu olarak ortaya çıkan, çeÅŸitli araÅŸtırmalara göre % 14 – 50 oranında görülen bozukluktur. Depresyon, sosyal fobinin oluÅŸturduÄŸu mesleki ve özel hayata iliÅŸkin memnuniyetsizlik ile sosyal engellenmelerin sonucu olarak kendini geliÅŸtirir. Relatif yüksek oranda intihar düşünceleri ve denemeleri (% 15) sosyal fobiye eÅŸlik eder.

Alkoliklerle yapılan çalışmalarda, sosyal fobili bireylerin 9 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Yine sosyal fobili bireylerde alkol kullanımı, diğerlerine göre 2,5 kat daha fazla olarak bulunmuştur. Bunların dışında sosyal fobili bireylerde; yalnız yaşama eğilimi yüksek, eğitim seviyeleri düşük, ekonomik açıdan başkalarına daha bağımlı, istikrarsız bir hayat çizgisi, sosyal açıdan yalıtılmışlık, cinsel problemler normale göre yüksektir.

Sosyal fobinin nedenleri

Daha küçük yaşlarda önemsenmeyen ve özellikle toplumumuzda terbiyeli, utangaç kabul edilme eğiliminde olan bu kişilerde, kliniklere ve tedaviye ergenlik döneminde daha yoğun başvurulmaktadır. Özellikle ergenlik dönemi sosyal fobiklerde daha yoğun ve kaygılı olarak yaşanmakta, ergenliğin getirdiği problemlere, sosyal fobiye özgü problemler de eklenmektedir. Farklı problemler veya bozukluklarla kliniklere yapılan başvurular sonucunda da, sosyal fobiler tespit edilebilmekte, klinik veya tedaviye geliş nedeni depresyon, agorafobi veya anksiyete bozuklukları olabilmektedir.

Sosyal fobi oluşumuna ilişkin farklı görüşler bulunmakla beraber, nedenlerini fizyolojik ve psikososyal olarak ikiye ayırabilmek mümkündür. Araştırmalarda, aileleri sosyal fobi özellikleri gösteren bireylerde hastalığın görülme oranı, diğerlerine göre 3 kat daha fazladır. Ayrıca sinir sisteminde bulunan dopamin ve serotonin gibi nöral ileticilerin seviyelerinin de normale göre farklı düzeylerde olduğu görülmüştür.

Korumacı değil geliştirici olun

Sosyal fobiyi oluşturan faktörlerden psikososyal nedenler; çocuğun doğumundan itibaren öncelikle içinde yaşadığı aile, daha sonra da akraba ve aile çevresi ile okul ve arkadaş çevresi olarak sıralanabilir. Aile çocuğun temel eğitimini aldığı, kişilik özelliklerinin şekillendirildiği, zihinsel yeti ve becerilerin oluşturulduğu, duygusal yaşantıların ve tepkilerin geliştirildiği bir ortamdır. Aile çocuk için; karşılıklı güven ve sevgi alışverişine dayalı iletişim ortamı, özgüven ve özerkliğin sağlanması, zihinsel ve duygusal gelişimine yardımcı olabilecek şartların verildiği bir ortam oluşturmalıdır. Korumacı değil, geliştirici; cezalandırıcı değil destekleyici, bağımlı değil özgüveni sağlayıcı yaklaşım benimsenmelidir. Ailenin dışında, diğer çevresel koşullar da bu yapıyı destekleyecek biçimde şekillenmelidir. Böyle bir ortam çocuğun psikolojik olarak sağlıklı yetişmesine imkan verecektir. Psikolojik olarak sağlıklı yetişen bir birey; kendi olumlu ve olumsuz yönlerini tanıyan, bir birey olarak değerli olduğunun farkına varan, yaşam için gerekli özgüveni oluşturabilmiş, toplumda sağlıklı ilişkiler kurup, bunları geliştirebilen bir kişidir. Bu kişilerde de sosyal fobi oluşma riski, diğer psikolojik rahatsızlıklarda olduğu, gibi son derece azdır.

Tersi durumlarda, çocuklar tanıdık olmadıkları ortamlarda aşırı ürkek, sessiz, hareketsiz, utangaç bir tavır sergileyebilirler. Bazen de böyle bir durumda ağlama, anne-babaya yapışırcasına sarılma, onlara dokunma, yanlarından ayrılamama, huysuzca davranışlar içine girebilirler. Toplulukla oynanan oyunlara katılmaz, uzaktan bakmakla yetinir hatta bir köşeye sinip, kendilerini gizleyerek olanları izlerler. Oyunlara katılsalar bile diğerlerinin sözleri doğrultusunda ve önemli roller almadan hareket eder, oyun kuruculuk yapamazlar. Oynanan oyunlarda geri planda kalırlar. Okula gitmek istemeyip, türlü yakınmalarla evde kalmak isterler. İlerideki hayatlarında da benzer davranış kalıplarını sergilemeye devam edeceklerdir.

Sosyal fobi ve düşünce

Sosyal fobikler normal bireylere göre, her şeyi daha olumsuz değerlendirme eğilimindedir.

Negatif sosyal durumları daha çok kendi içsel değerleri ile değerlendirirken (beceriksizlik, zayıflık, vs.), pozitif durumları daha çok dış faktörlere (şans, kader, diğerlerinin olumlu tutumu, vs.) bağlama eğilimindedir.

Sosyal fobikler kendileri ile ilgili anormal olumsuz değerlendirmeler yapmakla kalmaz, diğerlerinden de böyle negatif değerlendirmeler bekleme eğilimindedir.

Bu negatif değerlendirmeler sosyal fobiklerde başkalarının bu kişilere verdikleri tepkilerinden değil, kendi önyargı ve yanlış değerlendirmelerinden gelir.

Hatamla sev beni!

Sosyal fobikler sosyal faaliyetlerde, artmış bir fiziksel gerginlik ve diğerlerinin de görebileceği şekilde buna uygun fiziksel belirtiler (terleme, titreme,kızarma.vs.)

gösterirler.

Sosyal fobikler kendilerinin fiziksel belirtilerinin, diğerleri tarafından abartılmış bir şekilde algılandığını düşünmektedir. Örneğin, elleri titreyen biri, bunu herkesin gördüğünü ve sürekli titreyen ellerine baktıklarını düşünmektedir.

Sosyal fobikler mükemmeliyetçi bir anlayış sergilemekte, hata olmaması prensibini savunmaktadırlar.

İlaç ve psikoterapi tedavisi

Sosyal fobi tedaviye oldukça iyi cevap veren ve ayrıntılı tanımlanmış bir rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi yaklaşımları tek tek veya birlikte kullanılabilir.

İlaç tedavisinde en çok SSRI grubu antidepresan ilaçlar tercih edilmekte olup, yan etkilerinin azlığı ve uzun süreli kullanımlara müsait olmaları nedeniyle avantajlıdırlar. Doktor kontrolünde kullanıldığında bağımlılık yapmayan bu ilaçlar, en az 6 ay kullanılmalı ve tedaviye alınan cevaba göre kullanım süresi tedaviyi yürüten uzman doktor tarafından belirlenmelidir.

Psikolojik tedavi yaklaşımında; ağırlıklı olarak biliÅŸsel – davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri eÄŸitimleri, gevÅŸeme egzersizleri, bireysel ve sosyal etkinlik tedavileri ile grup terapileri uygulanabilmektedir. Psikolojik tedavilerle bireyler, yanlış düşünce ve davranış kalıplarını tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik olumsuz tutumlarını deÄŸiÅŸtirerek, daha gerçekçi beklenti ve davranış kalıpları oluÅŸturabilmekte, baÅŸa çıkma stratejileri geliÅŸtirebilmekte, eksik olan sosyal becerileri kazanmakta ve iletiÅŸim güçlerini arttırmaktadır

Sosyal Fobi Ve Kaçınma

Salı, 06 Kasım 2007

Sosyal Fobiklerde Sakınma ve Kaçınma

Sizin için zor olan şeyden kaçmak için aynı 4 basamak kullanılabilir.

+Sakındığınız şeyi tanımlayın.

+Sakındığınız şeyle düşündüğünüz şey arasındaki bağlantıyı tanımlayın

.

+Bir şeyi farklı yapın, böylelikle sakınmaktan ziyade korkuyla yüzleşin.

+Ne olduğunu değerlendirin. Olabildiğiniz kadar objektif bir biçimde ne olduğunu görün. Gerçekleşme ihtimali olan düşüncelerinizin doğru olup olmadığı üzerine çalışın.

İlk adım oldukça kolay gözükür. Sakınacağınız ÅŸey detaylı ÅŸekilde düşünün. Åžunu bilin ki sakınacağınız ÅŸey ve nasıl sakınacağınızı bilen bir tek sizsiniz. Sizi davranıştan sakınmaya sevk eden, sizi ger çekilmeye sevk eden, sizi geri çeken ve saklanmanıza sebep olan durumu fark edin. bir ÅŸeyden sakınıp sakınmadığınızı fark etmek için kendinize ÅŸu soruyu sorun: ‘ eÄŸer kendime güvensem bunu yapar mıydım?

İkinci adım sakınmanızda rol oynayan düşünceleri belirlemeniz, kendinize tahminle ilgili sorular sormanız ya da ne olabileceğini açığa çıkarmanız. En büyük korkunuz nedir? Size çok alarm veren, sizi geren durumlarla ilgili hatıralarınız var mı? Düşüncelerinizi tanımlamak için şu sorular yararlı olacaktır:

• Olayı yaÅŸarken ve olaydan sonra ne hissettiniz? Hepsi bitince ne hissettiniz?

• Olabilecek en kötü ÅŸey sizce nedir?

• Bu durumun önemli olan ÅŸeyi sizin için nedir?

• Bu tecrübeyi yamak sizin için ne ifade etti?

• Bu durum sizin hakkınızda ne ifade ediyor?

Üçüncü adım, kaçınmaktan ziyade durumla yüzleşmek her zaman en zorudur. Zora girişmeden önce kolaydan başlamak cesaretinizi toplamanıza yardım eder. İnsanlarla karşılaştığınızda onları selamlayarak başlayabilir, daha sonra uzun konuşmalara ortam hazırlayabilirsiniz. Veya önce başkalarını dinleyerek onların ne yaptığını izlersiniz daha sonra onlara çıkma teklifi edebilirsiniz. Veya yakın çevrenizdeki hayır aktivitelerine katılarak ilerde özel ilişkiler kurmak için altyapı hazırlayabilirsiniz. Buradaki hedefiniz: sakındığınız davranışı yapmak.

Dördüncü adım iki parçadan oluşur:

- ne olduğunu gözlemlemeniz,

- bu durumun sizin düşüncelerinize ne kadar uyduğu üzerine çalışmanız ve gözlemlerinizin size ne ifade ettiğini bulmanız.

Her şey yolunda gidiyorsa yaptığınız deneyin sonuçlarını düşünmemeniz kolaydır. Sizin için yeni olan bir ey yapmaya çalıştığınızda -saç kestirmek için randevu almak gibi- bunun normal bir aktivite olduğunu düşünmeniz ve bu yüzden bir şey yapmadan önce tahminleriniz ve beklentileriniz gibi kendinize at önemli düşüncelerinizi tanımlamanız önemlidir. Bu şekilde davranmanız, beklentilerinizin ve tahminlerinizin doğru olup olmadığını bulmanıza yardımcı olur. Örneğin saçınız kesilirken aynada kendinizi gördüğünüzde utanacağınızı ya da rezil olacağınızı bekleyebilirsiniz veya saçınızı kesen kişinin sizin hakkınızda görüşte bulunacağını düşünebilirsiniz-saçınızı daha önce kime kestirdiniz, yakışmamış vb.- Ne olabileceği beklentinizi bilirseniz beklentilerinizin doğru veya yanlış olduğunu da bulabilirsiniz. Bu şekilde bir şeyleri farklı yapmak, yapma şeklinizi değiştirdiği gibi düşünme şeklinizi de değiştirmenize yardım eder ve bir dahaki sefere yeni buluşlara dayalı olan düşünceleriniz ve tahminleriniz daha farklı olabilir.

DENEYLERİNİZİN KAYITLARINI TUTMAK

Risk aldığınız ÅŸeyleri ve olay anında ne olduÄŸunu defterinize kaydedin. Aksi taktirde nasıl ilerlediÄŸinizi hiçbir zaman bilemezsiniz. BaÅŸkaları için çok normal olan bir baÅŸarınızı unutmanız çok kolaydır. –baÅŸkaları duyarken telefon konuÅŸması yapmak gibi- Bu yüzden yazılı kayıt sizin neyi deÄŸiÅŸtireceÄŸinizi görmenizi saÄŸlar, ardından ne yapacağınızı görmenize yardım eder.

BAŞKA ÇEŞİTLİ DENEYLER

Bir şeyleri yapmaya karar verdiğinizde size rehber olması için kullanacağınız deneyler yapacağınız her şeyi neredeyse kapsar. Ve böylece nasıl hissettiğiniz, nasıl düşündüğünüz ve nasıl davrandığınız birbiriyle uyum sağlar. Bu olduğu zaman da özgüveniniz hızlı bir şekilde artacaktır. Davranışınızı değiştirmek için kullanacağınız deneylerde yaratıcı olun ve hayal gücünüzü kullanın. Burada özellikle güvenli davranışları nasıl değiştireceğimize ve sakınmaktan ziyade onlarla yüzleşmeye odaklandık. Ama aynı zamanda yapabileceğimiz başka deneyler de var. Örneğin katılımcı olmaktan ziyade bir gözlemci olarak farklı yerlere gidebilirsiniz ve diğer insanların ne yaptığını gözlemleyebilirsiniz. Başka insanların sinirli m yoksa utangaç mı vb. olduğunu gösteren işaretleri keşfedebilirsiniz. Ya da sosyal etkileşimin temel elemanlarını deneyimleyebilirsiniz: diğer insanları dinlemek, onlara bakmak, konuşurken ne hissettikleri üzerine çalışmak, başkalarını tanımak için sorular sormak, düşünceleriniz söylemek, duygularınızı ifade etmek vb. Bunlar, insanların birbirine karışmasını sağlayan ve dışardan birisi olmaktan ziyade aitlik hissi veren etkili sosyal iletişim yollarıdır. Bunları çok veya az yapmak, bunları deneyimlemek; üzerinizde etkisini gösterecektir.

Semptomlarının fark edileceÄŸi korkusunu taşıyan insanlar için baÅŸka bir aydınlatıcı deney yapmak kiÅŸinin semptomlarını daha kötü yapabilir. Böylece titreyebilir, kekeleyebilir ve ne olacağını görebilirsiniz. Önce tahmininizi tanımlayın. –O korktuÄŸunuz felaketten- sonra tahmininizin doÄŸru olup olmadığını gözlemleyerek bulmaya çalışın. Bu yöntem, her ÅŸeyin tek bir doÄŸru yolu olduÄŸunu düşünen insanları yanlışa bile sevk etse yine de yararlıdır

Sosyal Fobi Ve Öğrenilmiş Çaresizlik

Salı, 06 Kasım 2007

Sosyal fobiyi körükleyen bir duygu öğrenilmiÅŸ çaresizlik duygusudur. Daha önce yaÅŸadığı kötü tecrübeleri zihnine yazan kiÅŸi benzer durumlarda da aynı ÅŸeyi yaÅŸayacağına inanarak tedirgin olur ve sorunun üstesinden gelmek için hiç çaba göstermez. Bu durum tekrar tekrar baÅŸarısız olma sonucu vazgeçme duygusu ve eylemidir. Bilimsel bir araÅŸtırmada bu konuyla ilgili çok güzel bir örnek vardır: Bir köpekbalığı ve baÅŸka bir balık aynı akvaryuma konulmuÅŸ, ancak araya bir cam bölme yerleÅŸtirilerek birbirinden ayrılmış. Köpekbalığı acıkınca karşısındaki balığa saldırmak istemiÅŸ fakat arada cam bir bölme olduÄŸu için cama çarpmış. Tekrar tekrar diÄŸer taraftaki balığı yiyebilmek amacıyla saldırıp dursa da her seferinde aradaki cam engele takılmış. Karşındaki balığı yemek için 28 saat boyunca uÄŸraÅŸan köpekbalığı sonunda denemekten vazgeçmiÅŸ. Bir süre sonra aradaki cam bölme kaldırılmış, diÄŸer balık yanına gelmiÅŸ ama köpekbalığı onu yememiÅŸ ve bir süre sonra açlıktan Aradaki engel kalkmış olsa bile köpekbalığının yeniden deneme gücünü kaybedip baÅŸarısızlığı kabul etmesini, yani baÅŸarısızlığa ÅŸartlanmasını “öğrenilmiÅŸ çaresizlik” olarak adlandırabiliriz. Hepimiz zaman zaman karşımıza çıkan engellerle mücadele etmeyip geri çekiliriz. Geri çekilmek bazen daha temkinli olarak yeniden harekete geçmeyi saÄŸlarken bazen de yeniden denememeye sebep olur. Bazı insanlar bu durumu kimselere hissettirmez, bazıları ortalıkta büyük bir kargaÅŸa yaratır, kimileri ise böyle engellerle karşılaÅŸmamak adına hayatın içinde aktif olarak bulunmaktan kaçınır hale gelir.

Yaşanan bazı olaylar ve birilerinin teşviki ya da zorlaması ile yapılan hareketler insana farklı tecrübeler kazanabilme ve dersler çıkarabilme imkanı veriyor. Yıllar önce başımda geçen bir olayda bunun örneğini yaşayarak gördüm.

İşte, önemli olan hayatta bazı ÅŸeyleri yaÅŸamış olmanın kiÅŸiyi hedefinden vazgeçirmemesi gerektiÄŸini öğrenmek. Hedefler kiÅŸinin hayatını belirliyor. Bir iki çelmeyle düşmemek, düşülürse de kalkmak gerektiÄŸini insan daima beynine kazımalı. Kaçmak deÄŸil “savaÅŸmak” gerekli. Daha doÄŸrusu, olayları kabullenip zayıf yönleri kuvvetlendirmek, eksiklikleri azaltmak ve fazlalıkları törpülemek en doÄŸru çözüm. Ancak ufak tefek kötü olayların birleÅŸmesiyle kiÅŸi sosyal hayata çıkamamaya kadar gidiyor, sürekli endiÅŸeli bir bekleyiÅŸe giriyorsa hele ki kiÅŸilik alt yapısında sosyal hayata iliÅŸkin endiÅŸeler varsa, sosyal fobinin zemini hazırlanmış demektir. Bu zeminin üzerine eklenen her bir kötü tecrübe maalesef kiÅŸinin etrafına yüksek duvarlar örer ve sonunda kiÅŸi kendisini eve hapseder. EndiÅŸe, akılda dolaÅŸan ince bir korku akıntısıdır, ne kadar uzun süre akarsa o kadar derin izler bırakır.İnsan bazen de bu durumu kiÅŸiliÄŸinin bir parçası olarak görmeye baÅŸlayabilir, hatta bu duruma tahammül etmeyi öğrenmiÅŸ dahi olabilir. İşte bu noktada, insanın kendi gerçek kiÅŸiliÄŸini fark etmesine yardımcı olmak üzere psikoterapistler devreye girmelidir. İnsan kendini kolayca kandırabilir, yani kendine karşı objektif olamayabilir. Bu nedenle saÄŸlıklı bir kendini tanıma profesyonel bir yardımla daha kolay hale gelebilir. İnsan bazen de bu durumu kiÅŸiliÄŸinin bir parçası olarak görmeye baÅŸlayabilir, hatta bu duruma tahammül etmeyi öğrenmiÅŸ dahi olabilir. İşte bu noktada, insanın kendi gerçek kiÅŸiliÄŸini fark etmesine yardımcı olmak üzere psikoterapistler devreye girmelidir. İnsan kendini kolayca kandırabilir, yani kendine karşı objektif olamayabilir. Bu nedenle saÄŸlıklı bir kendini tanıma profesyonel bir yardımla daha kolay hale gelebilir.

Sosyal Fobi Ve Otorite

Salı, 06 Kasım 2007

Sosyal Fobik İçin Otorite

GerginliÄŸi arttıran diÄŸer bir etken de otorite konumundaki kiÅŸilerle birlikte bulunmaktır. Bu durum bir sosyal fobik için dehÅŸet duygusunun açığa çıkmasına neden olur. Düşünün karşınızda patronunuz var. Ya da iÅŸi daha ilerletelim, en üst kademedeki kiÅŸi olsun, CumhurbaÅŸkanı. En yetkili kiÅŸi sözcüğü kimi insanları endiÅŸelendirmez. “Ne var yani? O da insan ben de insanım” derler. Bu cümle bir sosyal fobik tarafından söylenebiliyorsa bunu artık o kiÅŸinin sosyal fobiden kurtulduÄŸunu gösteren bir kanıt sayabiliriz. Çünkü bir sosyal fobik için tarif ettiÄŸimiz durum dehÅŸet vericidir.

Otorite sembolü kiÅŸilere göre deÄŸiÅŸir. Küçük bir çocuk için otorite “baba”, “anne” veya “diÄŸer aile büyükleri”dir. Sonrasında buna “öğretmen” ve “okul müdürü” eklenir.

Ergenlik ve gençlikte otorite konumundaki kiÅŸiler devamlı olarak deÄŸiÅŸir. EÄŸer kiÅŸi bir spor takımında oynuyorsa “koç”, bir iÅŸ yerinde çalışıyorsa “genel müdür”, askerliÄŸini yapıyorsa “komutan” gibi örnekleri çoÄŸaltabiliriz. Önemli olan otoriteyi temsil edenin kiÅŸilerin insana ne hissettirdiÄŸi, ne yaÅŸattığıdır. EÄŸer otorite olarak gördüğümüz kiÅŸiyi tanımıyorsak daha çok tedirgin oluruz. Otoritenin bazı özellikleri biliyorsak biraz daha rahatlarız. Tabii ki burada kiÅŸinin olumsuz özellikleri kadar olumlu özelliklerinin de bilinmesinde fayda vardır. Genelde yaÅŸanan bilinmeyene duyulan korku hali, nasıl tepki verileceÄŸini bilememektir. Ancak herkesi bir anda tanımak, nasıl tepki vereceÄŸini bilmek bazen imkansızdır.

Bu noktada otorite karşısında hissettiğim yoğun endişenin sebep olduğu bir anımı -komik mi dersiniz, trajik mi, bilemem- anlatmak istiyorum.

Askeri hastanede görevliydim. YaÅŸadığım ilk teftiÅŸ idi. Klinikteki herkes sıraya dizildi. PaÅŸa teker teker hepimizi selamlıyordu. Yanıma geldi, karşımda durdu, ben de ne yaptığımı bilemeden PaÅŸa’nın elini sıktım ve “Merhabalar!” deme gafletinde bulundum. Sonradan öğrendim ki askeri hiyerarÅŸide öyle davranılmazmış. Benim gibi davranan bir sivil psikolog arkadaşım daha vardı. PaÅŸa kinik ÅŸefimize döndü ve “Bunlar iÅŸe yarıyor mu?” diye sordu. Utandım, bozuldum, gerildim. Ancak klinik ÅŸefimiz “Çok fazla, efendim” diye bizi öven sözler söyledi. Fakat ÅŸefimizin bu güzel tutumu bile sonradan yaÅŸayacağım teftiÅŸlerin gerginliÄŸini asla azaltmadı. Her teftiÅŸ anında kendimi çok kötü hissediyor ve ne yapıp kurtulsam diye bakıyordum.

Sosyolojide Descartes

Salı, 06 Kasım 2007

Descartes’in Kendi Sözcüklerinden OkuduÄŸumuz Bu Kitapta Hakikati Arayış Felsefesinin Metodu üzerine Tartışması Yer Alıyor. Descartes Bu Kitabı 6 Bölüme Ayırmış:

1.bilimlerle Ilgili çeşitli Düşünceler

2.descartes’in Aradığı Metodun BaÅŸlıca Kuralları

3.descartes’in Bu Metottan çıkardığı Ahlak Kuralları

4.:-):-):-):-)fiziÄŸin Temelleri

5.descartes’in AraÅŸtırdığı Fizik Sorularının Sırası

6.descartes’in, DoÄŸa AraÅŸtırmasında Ileri Gitmek Için Gerekli Saydığı ÅŸeyler.

1.bölüm

Akıl Ya Da Sağduyu Birbirine Eş Kavramlar Olarak Alınmış. Buna Göre Aklın Bizi Hayvanlardan Ayrıt Eden Ve üstün Kılan Tek şey Olduğunu Ve Herkeste Tam Olarak Bulunduğunu Varsayıyor; Ancak Yine De Aldanabileceğini Kabul Ediyor. Bu Durumda Amacı Herkesin Aklını Iyi Kullanması Için Gereken Metodu öğrenmek Değil; Kendi Aklını Ne şekilde Kullanmaya çalıştığını Göstermek. Izlediği Yolları Açıklamaktan Yana; çünkü Böylece Insanların Kendi Hakkındaki Kanıları öğrenecek Ve Bu Da Kendisi Için Yeni Bir Bilgi Edinme Aracı Haline Gelecek. (sf. 9)

Descartes Henüz çocukken Edebiyat Ve Bilim Içinde Yetişmiş Ve Onlarla Hayata Yararlı Her şeyin Açık Ve Sağlam Bilgisinin Edinilebileceğine Inandırılmış. Bu Sebeple Bunları öğrenmeye Hep Istek Duymuş. Bir Süre Sonra Okudukça Aslında Ne Kadar Bilgisiz Olduğunu Görmeye Başlamış. Okullarda Okutulan Dersleri De Beğeniyormuş. Her Dersin Belirli Bir Faydası Olduğuna Inanıyor. Eski Yazarları Okumayı Ise Seyahat Etmekle Eş Olarak Görüyor. Insanın Kendi Kültürünü Başkalarından üstün Görmemesi Için Diğer Kültürleri Bilmek Lazımdır. Bu Da Eski Yazarların Kitaplarından Geçer; Ancak Eğer Ki Eski Yazarlara çok Kaptırırsa Insan Kendini, Kendi Zamanı Ve ülkesine Yabancı Olur. (sf.11)

Descartes Din Bilime Saygılı Bir Yaklaşım Içersinde. Cennet Arzusu Da Her Insan Kadar Var. Hayata Dair Incelemesi Için Olağan üstü Bir Tanrı Yardımına Ve Insandan Fazla Bir şey Olmaya Ihtiyaç Olduğunu Düşünüyor.

EÄŸitim Sosyolojisi Nedir

Salı, 06 Kasım 2007

EÄŸitim Sosyolojisi Nedir?

1.1 Kavramlar üzerine

Eğitimden Bahsedildiğinde, Genellikle, Eğitim Işine Eğitimci Ve öğrenci Olarak Katılanlar; öğretmenler Ve öğrenciler, çocuklar Ve Gençler, Anaokulu öğretmen Ve Bakıcıları, çıraklar Ve Ustalar, Anne-babalar Ve Okul Yöneticileri Vs. Akla Gelir. Yâni Eğitim Deyince Ilk Akla Gelen,eğitici Ile Eğitilenler Arasındaki Kişisel Ilişkilerdir. Daha Açık Bir Söyleyişle; öğretmen Ili öğrenci Arasındaki Karşılıklı Ilişkilerin şekli Ve Izleri, çocuk Gelişiminin Ortaya çıkardığı Ihtiyaçlar, Eğitsel Ilişkinin Meydana Geldiği Okul Ve çevre Ortamı, Eğitime Etki Eden çevre Faktörleri, çocukların Tecrübe Kazanmaları Ve Yetenekleri, Eğiticinin Pedagojik Hedefleri, Kullanılan Eğitim Araç Ve Metodları Ile Ilgileniriz.

EÄŸitim, Toplumun Sosyal Kurumlarından Bir Tanesidir. Her çocuk Belirli Bir Aile Içinde DoÄŸar, Belirli Bir Sosyal Tabakanın Dilini Ve Görgü Kurallarını öğrenir, Bir Köy Veya ÅŸehir Ortamında Büyür, Ilkokulda Ve öğretim Sisteminin DiÄŸer Okullarında Okur. Küçük çocukluk YaÅŸlarından Itibaren çeÅŸitli ArkadaÅŸ çevredeki Içine Girerek Oyunlarını Bu çevreler Içinde Oynar, Sohbet Eder, Bu Gruplarla BütünleÅŸir. Kitap, Gazete, Dergi Okur; Sinemaya, Tiyatroya Gider, Radyo Dinler, Televizyon Seyreder… Bütün Bunlar Insanların Ve özellikle Yeni YetiÅŸen Nesillerin Içinde YaÅŸadıkları Toplumdan Etkilenme Yollarından Bazılarıdır. Içinde YaÅŸanılan Bu Ortamlar, çocukları Ve Gençleri Hayatın Amacı, önyargılar Ve DeÄŸer Hükümleri, Tutumlar, Vaziyet Alışlar, Bütün Düşünce Ve Davranış Yönlerinden Etkiler, Yönlendirir Ve KalıplaÅŸtırır. IÅŸte Burada Kısaca DeÄŸinilmeye çalışılan Toplum Ile EÄŸitsel YetiÅŸtirme Arasındaki Karşılıklı IliÅŸkileri, BaÄŸlantıları Ve Etkilemeleri Inceleyen Bilim Dalına EÄŸitim Sosyolojisi Denir.

Türkiye’de "eÄŸitim Sosyolojisi" Olarak Adlandırılan Bilim Dalı, Dünyada Kendisi Ile Ilgili Literatürdeki Ikili Yaklaşımın Ikisini Birden Ifade Etmektedir. Bu Bilim Dalının Tarihinde özellikle Etkili OlmuÅŸ Bu Ikili Yaklaşım ÅŸunlardır: Türkçeye "eÄŸitim Sosyolojisi" Olarak çevirebileceÄŸimiz "sociology Of Education" ("erziehungssoziologie", "soziologie Der Erziehung"), Toplumun Sosyal Yapısını Bir Bütün Kabul Ederek Onun Kurumlarından Birisi Olan EÄŸitimi Ele Alıp Incelemektedir. Burada Sosyolojik Metodlar Kullanıldığı Gibi, AraÅŸtırmaların Odak Noktası Ve Konuya Bakış Açısı Da Sosyolojiktir. Türkçeye "eÄŸitsel Sosyoloji" Olarak çevrilebileceÄŸimiz "educational Sociology" ("paedagogische Soziologie") Ise Odak Noktası Olarak EÄŸitimi Almakta; EÄŸitim Sistemi, öğretmen-öğrenci IliÅŸkileri, Sınıfların Durumu, Ders Programları, EÄŸitimde Uygulanan Metodları Vs. Incelemektedir. Yaklaşımlar Farklı Olmasına RaÄŸmen Ele Alınan Konular AÅŸağı Yukarı Aynı OlduÄŸu Için, EÄŸitim Sosyolojisi Derslerinde Her Iki Yaklaşımın Da EÄŸitim Ve Toplum Konularını Ele Alma Tarzları Ve çıkardıkları Sonuçlar Birlikte Verilmeye çalışılmaktadır. Zaten Son Yıllarda Bu Tartışmaların En YoÄŸun OlduÄŸu Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde De Iki Akımın Birbirine YaklaÅŸtığı Ve BirleÅŸtiÄŸi Görülmektedir.

Sosyoloji Bilimi Ve Tarih Bilimiyle IliÅŸkisi

Salı, 06 Kasım 2007

Içinde Yaşadığımız Dünya Birçok Değişmenin Yaşandığı Birçok Sorunların Ortaya çıktığı Bir Dünyadır. Bunlara Bağlı Olarak Günümüz Insanı Geleceğe Ilişkin Kaygı Duymaktadır. Ancak Bu Kaygının Yanı Sıra Eskiye Göre Yaşamımızı Denetleyebilecek Daha Iyiye Götürebilecek Olanaklara Sahiptir. Birçoğumuz, Gelecekte Değişmenin Yönü Ne Olacak, Dünya Nasıl Bir Yaşama Doğru Gidiyor, Geçmişe Göre Yaşam Koşullarımızdaki Farklılıklar Neden Kaynaklandı, Nasıl Ortaya çıktı Gibi Sorular Sormaktayız. Bu Soruların Yanıtları Sosyolojinin Inceleme Alanına Girmektedir. Sosyal Olgulara Ilişkin Güvenilir Bilgi Daha Iyi Bir Toplum Yaşamı Için Gereklidir. Sosyoloji Bu Bilgiyi Sağlar .

Sosyoloji Insanları Ve Gruplarıyla Toplumların Incelenmesidir. Sokaktaki Insandan, Küresel Süreçlere Kadar Geniş Bir Inceleme Alanına Sahiptir. Sosyoloji Tamamen Toplumsal Düzenle Ilgili Olan Tüm Olguları Diğer Bilimlerden Seçip Alarak Kendi Alanına Dâhil Etmiştir.

Sosyoloji Hayatı Bilinçli Bir şekilde Yaşamamıza Yardımcıdır. Sosyoloji Toplumsal çevrenin Düşüncelerimizi, Duygularımızı, Davranışlarımızı Nasıl Etkilediğinden Hareketle Kendimizi Daha Iyi Anlamamızı Sağlar.

Sosyolojinin Konusunu şöyle özetleyebiliriz; Insan Doğa Ve Insan Insan Ilişkisinin Dinamik Bütünü Olan Tüm Soyut Ve Somut öğeleriyle Toplum, Toplum-doğa Ve Toplum-insan Ilişkisinin Bir Yapıda Biçimlenmesi, örgütlenmesi Ve çözümlenmesi(bir Diğer Deyişle Toplumsal Yapı Ve Dinamiği), Toplumsal Yapıda Meydana Gelen Değişmeler. Kısacası Toplum, Toplumsal Yapı, Değişme Gibi Süreçler Ve Varlıklar, Sosyolojinin Konusunu Oluşturur.

Sosyolojinin Amacı Ise; Toplumu Yâda Toplumsal IliÅŸkileri Bilimsel Olarak Incelemek, KalıplaÅŸmış Düzenliliklerden Hareketle Bu Konulardaki Toplumsal Kurallara Ve Yasalara UlaÅŸmaktır. Sosyoloji Toplumsal Bütünlüğü Amaçlar. Toplumsal IliÅŸkileri, Kurumları, DeÄŸerleri Bu Bütünsellik Içinde Inceler. Toplumsalı Içeren Tüm Varlıkların Veya Bütünün Kendisine…

Sosyal Fobi

Salı, 06 Kasım 2007

Sosyal Fobi tedavi edilmediğinde ergenlik çağından itibaren alkol alışkanlığına da neden olabilir. Kişiler alkol almadan sosyal ortamlara girememeye başlayabilir ve iletişim kurmakta zorlanabilirler. Alkol tüketimi, kişiyi geçici olarak rahatlatır. Başlangıçta rahatlatan alkol ya da madde kullanımı yavaş yavaş gerçek yüzünü gösterir ve sonunda durdurulamayan "alkol ya da madde bağımlılığı" olgusu ortaya çıkar.

Alkol ve madde bağımlılığı bir ihtiyacın sonucu olarak gelişebilir. Bu ihtiyaç da kullanan bireyin kişiliği ile bağlantılıdır. Bağımlı olan kişi süreklilik kazanan kaygı ve sıkıntılarından kurtulmak için söz konusu maddelere sığınır. Herhangi bir maddeye bağımlı olan kişiler genellikle özgüvenleri zayıf ve kaygılı insanlardır. Sıkıntılarla mücadele etmektense kendilerini uyuşturarak sıkıntı veren olaydan uzaklaşmayı tercih ederler. Böylece beyinlerinde sanal bir rahatlık oluşur. Bu geçici rahatlık zamanla süreklilik kazanacak bir rahatsızlığa dönüşür. Kişi kendini bu maddeler eşliğinde topluma kabul ettirmeye çalışırken aslında kendini toplumdan uzaklaştırır. Alkol veya madde bağımlısı olan kişi bu maddelerden yoksun yaşayamaz duruma gelir. Kendisini rahatlatmak maksadıyla kullanmaya başladığı maddelerin tutsağı olur.

Sosyal Fobi Başlama Yaşı

Salı, 06 Kasım 2007

Sosyal Fobi Başlama Yaşı

Sosyal fobinin başlama yaşının erken olması ciddi sorunlar doğurur. Okul başarısı etkilenir. Bazıları okulu bırakmak zorunda kalır. Sosyal fobinin başlama yaşının erken olması yine bir çok psikiyatrik rahatsızlığın ortaya çıkmasına da yol açabilir. Bunların içinde en önemlisi depresyon, alkol bağımlılığı ve ilaç bağımlılığıdır.

Özellikle batılı ülkelerde yapılan çalışmalarda sosyal fobide alkol kullanımı normal toplum bireylerine oranla 2,5 kat daha yüksek bulunmuştur. Bu da alkolün superegoyu baskılaması daha rahat davranmayı sağlaması ile açıklanabilir ki bu durumda zamanla alkol bağımlılığı riskini artırmaktadır. Alkolikler arasında yapılan bir çalışmada sosyal fobi görülme sıklığının normale oranla 9 kat fazla olduğu tespit edilmiştir.

İntihar düşünceleri ve girişimleri sosyal fobide yaşanan sıkıntıya bağlı olarak sık görülmekle birlikte sosyal fobiye başka psikiyatrik rahatsızlıklar ilave olduğunda daha da artmaktadır. Dolayısıyla sosyal fobi bir an önce tanınmalı ve tedavi edilmelidir. Sosyal fobisi olanlar genel nüfusa oranla şu farkları gösterirler.

Sosyal Fobi Ve Kaygı Oluşturan Durumlar

Salı, 06 Kasım 2007

Sosyal Fobi ve Kaygı Oluşturan Durumlar

Sosyal fobide kaygı,öncelikli olarak görülen durumlardan biridir. Sosyal fobide kaygı oluşturan durumlar iki ana gruba ayrılabilir. Bunlardan ilki sosyal etkileşim gerektiren durumlar, ikincisi ise sosyal performans gerektiren durumlardır.

Sosyal etkileşim gerektiren durumları Sohbete katılma (özellikle de karşı cinsle )otorite olan kişilerle ilişkiler, parti ve eğlence gibi sosyal faaliyetlere katılım,başkalarının önünde yeme ,içme ,yazma,yardım isteme, yer veya adres sorma, yeni birileri ile tanışma, göz kontağı gerektiren durumlar, hakkını savunmayı gerektiren durumlar olarak sıralayabiliriz.

Sosyal performans gerektiren durumlara bir topluluk önünde konuşma, konferans verme, sorulara cevap verme,bir enstrüman çalma spor yapma, genel tuvaletlerde başkalarının olduğu bir anda ihtiyacını giderme örnek olarak verilebilir.

Sosyal Fobiyle Sosyal Heyecan Arasındaki Farklar Nelerdir?

Ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik oldukça sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı klinik düzeyde bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir. İnsanların bir iş yaparken, herhangi bir davranışta bulunurken, özelliklede birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. Hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı etkisi olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir.

Bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. Çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa problem olarak yer almaz.Temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında izolasyona kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekir.

Sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üzerinde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır. Bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duymalıdır.


Destekliyoruz arkadaþ - arkadas - partner - partner - arkadaþ - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - wordpress - wordpress tema - seo - backlink - video izle - jinekolog - kadýn dogum doktoru - kadýn doðum uzmaný -