‘Rehberlik’ Kategorisi için ArÅŸiv

Çocuğumun Yerine Bazı Konularda Benim Devreye Girmemin Sakıncası Var Mı ?

Salı, 06 Kasım 2007

ÇOCUĞUMUN YERİNE BAZI KONULARDA BENİM DEVREYE GİRMEMİN SAKINCASI VAR MI ?

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG] İnsanoğlu ilk doğduğu günden itibaren devamlı olarak kendi kabiliyet ve becerilerini geliştirme süreci içerisindedir. Buna bağlı olarak doğustan var olan mevcut kapasite özellikle hayatın ilk yıllarındaki çevresel ve fiziksel etkenlerinde devreye girmesi ile hızlı bir gelişme gösterir. Her birey yaşına uygun gelişme dönemlerini sağlıklı bir şekilde geçerek, gerek motor becerilerini , gerek sosyal gelişimini , gerekse dil gelişimini çocukluk döneminde hızlı , daha sonra giderek yavaşlayan bir şekilde devam ettirir. Bu sınıflamalardan (motor , dil , sosyal gelişim ) her birinin uygun ve tam olarak gelişmesi için bazı yönlendirmelerin yapılması ve bazı çevresel şartların sağlanması gerekir. Konunun bir çok ayrıntıları olmakla birlikte şu anda kısmı olarak değinilecektir. Özellikle çocuk bakımında söz sahibi olan annelerin çocuk üzerindeki davranış şekilleri çocuğun gelişimi açısından çok büyük önem arz etmektedir. Bazı anneler çok aşırı derecede çocukları ile ilgilenirler , Bu durum çocuklarıyla hiç ilgilenmeyen annelerin durumu kadar çocuk için sıkıntılı olabilir. Genelde aşırı koruyucu ve kollayıcı anne babalar olmak üzere bazı ebeveynler çocuğun üzerine o kadar düşerlerki onun yaşına uygun gelişiminin de önüne geçerler . Çünkü çocuklar bu derece kendisinin yerine bazı şeyleri düşünen ve yapan anne babalar veya başka birisi olduğundan kendileri kabiliyet ve becerilerini kullanmaya gerek duymazlar . Çünkü bu durum onlar için daha kolay olmaktadır. Çocuğun yaşına uygun olarak kendi başına yemek yemesinden tutun , giyinmesi , okul dersleri , ev içerisindeki etkinlikleri gibi bir çok konuda anne babalar onların yaşına uygun yapabilecekleri noktalarda gereksiz yere devreye girerek çocuğun hem psikolojik olarak hem kabiliyet olarak uygun atılımları yapmalarını engellerler. Bu nedenle anne babalar çocuklarının normal gelişimini sağlamak için en başta onların yaşlarına uygun davranmaları ( bebeksi tavır ve hareketlere prim vermemeleri ) gerekir. Şurası unutulmamalıdir ki Çocukların yaşlarına uygun rol almalarını yada almamalarını anne babaların onlara çizdiği rol belirler. Çocukları yerine bir çok davranışı üstlenen ve onların yaşına uygun sorumluluklar almasını sağlayamayan anne babalar , çocuklarına iyilik yaptıklarını zannetmelerine karşın , onların kabiliyet ve becerilerini kısıtladıklarının farkında değildirler. O nedenle gerek psikososyal gelişim gerek bedensel gelişim için bu durum önemlidir. Çocuğun yapması gereken aktiviteler ve görevlerin başlangıcında çocuğa yardımcı olmak uygun olur ama bu yardımın devamlı o görevi üstlenme şeklini alması ise zararlı olur. Yaşından daha büyük sorumluluklar vermekte aynı şekilde diğeri kadar sakıncalı olabilir. Anne babaların sağlıklı bir biyopsikososyal gelişim için bu dengeyi sağlamaları gerekmektedir.

Çocuğun Cezalandırılma Şekli Nasıl Olmalıdır?

Salı, 06 Kasım 2007

ÇOCUĞUN CEZALANDIRILMA ŞEKLİ NASIL OLMALIDIR?

[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/Yasin/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image001.gif[/IMG] Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek ,onları hayata hazırlamak ve onları iyi yönlendirebilmek her anne babanın temel hedeflerinden bazılarıdır. Devam eden hayat içerisinde çocukların gerektiği şekilde iyi özellikler kazanması , bazı yönlendirmeleri gerektirmektedir. Anne babanın her davranışının , yorumunun olaylar karşısındaki tavrının ve tepkisinin çocuk üzerinde bir etkisi vardır. Anne baba - çocuk arasındaki etkileşim devam eden çok önemli bir süreçtir. Ve bu etkileşimin kalitesi neredeyse çocuğun bütün hayatını etkiler. 6 aylık bir çocuk bile iyi bir şey yaptığında anne babanın göz teması ile onu desteklemesi veya kaşlarını çatarak istemediğini belli etmesi bir ödül-ceza şeklidir. Aslında günlük akip giden hayat içerisinde anne babalar farkında olmadan çocuklarını ödüllendirmekte veya cezalandırmaktadırlar. Bazı durumlarda ise çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman anne babaların tepkisiz kalması o yanlışın devam etmesini sağlamaktadır. Zamanında müdahale edilmeyen hata devam edecek veya şekil değiştirebilecektir. Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması veya tutarsız bir şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı artırmakta ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Ayrıca devamlı kontrol edilmeye çalışılan ve bu kontrol havası içerisinde gerginliğe itilen çocuklarda da psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği göz önünde tutulmalıdır. O nedenle bebekken dahi anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Ve çocugun kişilik gelişiminde , sosyal gelişiminde ciddi tesirler bırakır. O nedenle biz çocuk psikiyatristlerini endişelendiren önemli noktalardan birisi de bu konuda anne babaların bilinçsiz bir şekilde uygulamalarda bulunmasıdır. Genelde çocukların yaşları ve yaptıkları hataların büyüklüğüne göre cezalandırılmaları uygun olmak ile birlikte genel yaklaşımları şu şekilde sıralayabiliriz. Cezalandırmanın aşamaları ve özellikleri nasıl olmalıdır

1-Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekilde ise uyarı şeklinde (bu da bir cezalandırmadır ) anne babanın müdahalede bulunması gerekir. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması seklinde de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.

2-Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ve/veya tekrarlayan hatalar ise çocuk ile yaşına uygun bir şekilde bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu , davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir.

3-Yapılan hatanın devamı durumunda , hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak , çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Burada da çocuğun yaşı önem kazanmak ile birlikte anne babanın bu durumu onun ile konuşma tarzı ve üslubu önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verecektir. İlerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeleyecektir.

4-Konuşma ve söylenen cezalandırılma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda anne babanın ısrar ile bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Burada Hemen şunu belirtelim ; anne babalar kesinlikle yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa söylememeli , ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zamanda hafifletici sebepler ile bir karşılık sonucunda affetmelidirler ( örn:ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa , odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim demek gibi ). Cezalandırmanın şekli ise burada önem kazanmaktadir. Biz çocuk psikiyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi , çocugun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedelemekte ve ortamı daha gergin hale getirmektedir. Veya erken yatma , odasında yalnız olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılmasıda uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir.

5-Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu , karşı gelme bozukluğu , dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu , çocukluk çağı depresyonları , uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir. Ek olarak şunu söylemek gerekir ki; anne babanın cezayı takdim şekli , daha önceleri çocuğa verdikleri eğitim , anne baba harici etkili kimselerin durumu(büyük anne büyük baba vb ) , sosyal çevrenin özellikleri , okul çevresi , anne babanın birbirlerini desteklemeleri , anne babanın kişilik yapıları , çocuğa olan yakınlık dereceleri , arkadaş çevresi , büyük veya küçük kardeşin tutumu , anne babanın daha önce tutarlı cezalandırma şekilleri vb. gibi bir çok etken ile çocuğun davranışları , cezaya verdikleri tepki ve cezalandırılma sonucu elde edilen başarı durumu değişecektir.

Öğrenmenin Yeni Boyutlarıçoklu Zeka

Salı, 06 Kasım 2007

Öğrenmenin Yeni BoyutlarıÇOKLU ZEKA "ÇoÄŸu insanın varoluÅŸ potansiyelinin çok dar bir bölümünde yaÅŸadığı konusunda hiçbir şüphem yok. Sahip oldukları bilincin sadece çok küçük bir parçasını kullanabiliyorlar. Tıpkı koca bir organizmaya sahip olduÄŸu halde yalnızca küçük parmağını kullanmaya ve hareket ettirmeye alışmış bir insan gibi. Hayatımızda nasıl kullanabileceÄŸimizi hayal bile etmediÄŸimiz o kadar çok hazinemiz var ki… " WILLIAM JAMES AÅŸağıda, Çoklu Zeka teorisi konusunda Harvard’daki ‘Project Zero’ projesinin yöneticilerinden olan Dr. Howard Gardner’ın araÅŸtırmasını taban alan bazı bilgiler bulacaksınız. Zeka türlerinden herhangi birine tıkladığınızda sizi o zeka türü hakkındaki açıklamaları ve kendi kendinize uygulayabileceÄŸiniz kimi alıştırmaları içeren sayfaya götürecektir. Umarız hoÅŸunuza gider!

Öğretmenin Hatırlanma Günü: 24 Kasım

Salı, 06 Kasım 2007

Öğretmenin hatırlanma günü: 24 Kasım

TUNCER ÇETİNKAYA

Öğretmen… Çocuk veya gencin geleceÄŸini ÅŸekillendiren usta. Milletlerin geleceÄŸi ona baÄŸlı. O yalnızca bilginin öğretilmesini saÄŸlamıyor aynı zamanda istediÄŸimiz davranışların çocukta kalıcı olmasını saÄŸlayarak ‘eÄŸitim’ veriyor. Tarihimiz öğretmenin baÅŸ tacı yapıldığına dair pek çok vakayla dolu. Hazreti Ali “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum’ demiÅŸ. Yavuz Sultan Selim, öğretmeninin atından sıçrayan çamurla ÅŸeref duymuÅŸ ve bu çamurlu elbisenin kendisine kefen yapılmasını emretmiÅŸ. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk “Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir, Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır, Toplumun en büyük düşmanı cehalet, cehaletin de düşmanı öğretmendir. Öğretmen geçmiÅŸin öğreticisi geleceÄŸin kurucusudur. Gelecek gençlerin gençler öğretmenin eseridir” ÅŸeklindeki veciz ifadeleriyle öğretmenin önemine vurgu yapmış.

Bugünlerde öğretmenler sevinç ve hüznü birlikte yaşıyor. Atatürk’ün 24 Kasım 1928 yılında Millet Mektepleri’ne BAŞÖĞRETMEN olduÄŸu gün, 17 yıldan bu yana öğretmenler günü olarak kutlanıyor. Kutlanmaya baÅŸlandığı yıllarda ÅŸenlik havası içinde geçen bu gün, ÅŸimdilerde öğretmenlerin problemlerinin hatırlandığı gün oldu. Öğretmenlik mesleÄŸi bugün itibarını kaybetmiÅŸ ve ekonomik yönden çöküntüye uÄŸramış vaziyette. Milli EÄŸitim eski Bakanı Avni Akyol Öğretmenlik MesleÄŸi ve Meseleleri konulu bir toplantıda öğretmenlerin meslek haricinde her türlü iÅŸ yapmaya baÅŸladığına iÅŸaret ederek “Öğretmenlik meslek intiharı ile karşı karşıya” demiÅŸti. O zamanın BaÅŸbakanı Mesut Yılmaz, Cumhuriyete Işık Veren Öğretmenler’in tanıtıldığı ve bugünlerde basımı gerçekleÅŸen kitaba verdiÄŸi makalesinde “Bize düşen öğretmenlik mesleÄŸinin statüsünü, toplumdaki yerini ve deÄŸerini yükseltmek, demokratik, laik ve çaÄŸdaÅŸ eÄŸitim ortamını hazırlamak eÄŸitimin niteliÄŸini yükseltmek, öğretimin etkinliÄŸini saÄŸlayacak teknolojileri saÄŸlamaktır” diyor. Öğretmenler yıllardan buyana siyasilerden hep cilalı sözler duydu. Verilen sözlerin yerine getirilmemesi onları derinden yaraladı. Onlar artık 24 Kasımlarda boÅŸ sözler deÄŸil, somut adım bekliyor.

Kalitesizlik diz boyu

Öğretmenlerin en önemli problemleri arasında ‘kalitesizlik’ yer alıyor. Alan bilgisi, genel kültür ve pedagojik formasyon yönünden en iyi ÅŸekilde yetiÅŸmiÅŸ ve gerekli bütün deÄŸerleri en üst düzeyde kazanmış olması gereken öğretmen bugün bir takım etkenler sonucu yıpranmış vaziyette. Meslekte kalite erozyonunun baÅŸlıca sebebleri arasında alan dışından kiÅŸilerin öğretmen olarak istihdam edilmesi yer alıyor.1970′li yıllarda gece eÄŸitimi, mektupla öğretim ve hızlandırılmış programlarla 120 bin civarında gencin biranda öğretmen yapıldığı dönemlerden geçen Türkiye’de en son 1997′de her üniversite mezununa hiç bir pedagojik formasyon ÅŸartı aranmaksızın öğretmenlik hakkının verilmesi öğretmenin niteliÄŸi adına menfi sonuçlar doÄŸuran uygulamalar oldu. EÄŸitimcilerin itiraz ettiÄŸi husus diÄŸer meslekler gibi öğretmenliÄŸin de bir ihtisas mesleÄŸi olduÄŸu ve geleceÄŸimizi emanet edeceÄŸimiz gençlerimizin en iyi yetiÅŸmesi için bu mesleÄŸin eÄŸitimini görmüş kiÅŸilerin öğretmen olması gerektiÄŸi idi. Marmara Üniversitesi EÄŸitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cemil Öztürk 1. Uluslararası Öğretmen YetiÅŸtirme Sempozyumu’nda alan dışından öğretmen olanların yaÅŸadığı problemleri şöylece özetlemiÅŸti: "Dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eÄŸitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların geliÅŸme ve öğrenme süreçlerini algılayıp deÄŸerlendime yapamıyorlar ve eÄŸitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlar". Ankara Üniversitesi EÄŸitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz Milli EÄŸitim Dergisi’nin 137. sayısında yazdığı makalesinde ihtiyaç ne kadar acil ve büyük olursa olsun niteliksiz öğretmen yetiÅŸtirilmesine ve iÅŸsiz her fakülte mezununun öğretmen yapılmasına karşı çıkıyor ve "Herhangi bir ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleÄŸi üstün güç ve statüye ulaÅŸmadıkça o ülkede en iyi eÄŸitim sistemi ve yüce eÄŸitim amaçları da bulunsa bunlar gerçekleÅŸmez. Saygın ve gerçek öğretmenler kötü bir eÄŸitim sisteminde bile çok yararlı sonuçlara ulaşılabilirler" diyor. Marmara Üniversitesi EÄŸitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay ise, üniversite mezunu herkesin öğretmen yapılması uygulamasına devam edilirse öğretmenlik mesleÄŸinin üniversite sınavında en son tercih edilen mesleklerden olan bir meslek olmaktan kurtarılamayacağını ifade ediyor.

Öğretmenin nitelikli olmamasının sebebleri arasında tabiki sadece alan dışı istihdam gelmiyor. Öğretmen yetiştiren eğitim kurumlarının ideal öğretmeni yetiştirmede çok başarılı olduğu da söylenemez. Eğitim öğretimin yetersiz olması, öğretmenin kendini yenileyememesi gibi sebebleride sayabiliriz.

Öğretmen kıt kanaat geçiniyor

Ekim ayı rakamlarına göre 4 kiÅŸilik bir ailenin geçinme standardının 225 milyon, sadece mutfak harcamalarının 85 milyon lira olduÄŸu Türkiye’de göreve yeni baÅŸlayan bir öğretmen 95 milyon lira maaÅŸ alıyor. MesleÄŸinin zirvesinde 30 yıllık bir öğretmen ise 126 milyon lira para alıyor. Yani bugünkü kurla bir öğretmen ortalama 320 ile 350 dolar arasında para alıyor. Oysa devamlı olarak örnek gösterdiÄŸimiz batılı ülkelerde bu rakamlar Türkiye’dekini dörde beÅŸe katlıyor. Bazı ülkelerdeki en düşük ve en yüksek öğretmen maaÅŸları dolar bazında şöyle: Almanya (1330 - 4240), ABD (1430 - 5760), İsviçre (1970 - 6300), Hollanda (1400 - 3350), Avusturya ( 1280 - 3740). Öğretmen maaÅŸları Suudi Arabistan’da ise 1200 ile 2340 dolar arasında. Maddi imkansızlıklar yüzünden kılık kıyafetine, sosyal yaÅŸantısına yeterince özen gösteremeyen öğretmen, kültürel etkinliklere de katılamıyor. Kitap, gazete, dergi ve mesleki yayın organlarını takip edemiyen öğretmen kendini yenilemekte de zorlanıyor. Büyük ÅŸehirlerde yaÅŸayan öğretmenlerin durumu ise daha vahim. Ulaşım ve kira probleminin sıklıkla yaÅŸandığı büyükÅŸehirlerde öğretmen olmak daha da zor. Öğretmenin kıt kanaat ancak geçinebilecek derecede olması mesleÄŸin toplumda prestiji sarsılan ve saygınlığını yitiren bir meslek olarak algılanmasını saÄŸlıyor. Geçinemeyen öğretmenler ya ek iÅŸ yapmak zorunda kalıyor ya da gayri meÅŸru iÅŸler yapmak zorunda kalıyor. Prof. Dr. Yahya Akyüz Türkiye’de Öğretmenlerin Toplumsal DeÄŸiÅŸmedeki Etkileri isimli kitabında öğretmenin yaÅŸadığı ekonomik sorunlarınların ne derece vahim sonuçlar doÄŸuracağını şöyle ele alıyor “Öğretmenin kendisini normal ve insanca, hatta müreffeh ÅŸekilde yaÅŸatacak bir ücrete hakkı vardır. O yiyip, iyi giyinebilmeli, kitap-gazete alabilmeli, yurt içi ve dışı gezilere çıkabilmelidir. Öğretmene maddi olanaklar saÄŸlanırsa meslek yetenekli kiÅŸileri çeker, güç ve prestij kazanır. Ama öğretmen maaşı ile aç kalırsa garsonluk, inÅŸaat işçiliÄŸi… yapar ve görevinden soÄŸuduÄŸu gibi zamanını mesleÄŸine aykırı iÅŸlerde çarçur ettiÄŸi için verimi de düşer. Toplumda mesleÄŸe karşı olumsuz deÄŸerler oluÅŸur veya kökleÅŸir, yetenekliler girmez, girenler ayrılır. Elinden hiçbir iÅŸ gelmeyen, herhangi bir ücrete razı kiÅŸiler mesleÄŸi doldurur”

Öğretmenliğin kariyeri düşük

Türkiye’deki resmi lise öğretmenleri üzerinde yapılan bir araÅŸtırmada ise öğretmenlerin yüzde 40’a yakının iÅŸi bırakmayı, yüzde 61’inin ise iÅŸ deÄŸiÅŸtirmeyi sık sık düşündüğünü ortaya koydu. Marmara Üniversitesi Atatürk EÄŸitim Fakültebi EÄŸitim Bilimleri Bölümü Öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. AyÅŸen BakioÄŸlu’nun örneklem olarak seçtiÄŸi 135 lise öğretmeni üzerinde yapılan araÅŸtırmada öğretmenlerin yüzde 53’ü baÅŸarı gösterdiklerinde ödül almadıklarını, yüzde 48’i ise öğretmenlik mesleÄŸinin kendilerine mesleki ve kiÅŸisel tanınma imkanı saÄŸlamadığını ifade ettiler. AraÅŸtırmada öğretmenlerin yüzde 85’i meslek haricinde faydalı olmayacak önemsiz iÅŸler yapmak zoruda olduklarını belirtiyorlar. AyÅŸen BakioÄŸlu, bu durumu “ EÄŸitim sistemindeki merkeziyetçiliÄŸe tepki” olarak yorumluyor. BakioÄŸlu, ortaya çıkan tabloya göre öğretmenin öğüte ihtiyaç duyduÄŸu ancak yukarıdan gelen emirlere bağımlı hareket etmekten pek hoÅŸlanmadığını belirtiyor. AyÅŸen BakioÄŸlu, araÅŸtırmaya katılan öğretmenlerin anket sorularına verdikleri tepkilerden (% 93), öğretmenliÄŸin terfi imkanları sınırlı ve yukarı harekete pek imkan vermeyen bir kariyer olduÄŸunun anlaşıldığını söylüyor. Yapılan deÄŸerlendirmede “Geleneksel olarak öğretmenlik dar sınıflar içinde gerçekleÅŸtirilen bir meslektir. Bir öğretmenin rolünü geniÅŸletmesinin tek yolu onu yönetime kaydırmaktan ibarettir. Kısaca öğretmenlerin terfi fırsatları kısıtlıdır. Öğretmenlerin tamamı ya iÅŸ deÄŸiÅŸtirmeyi, ya istifa etmeyi, ya da emekli olmayı düşünmektedir. Bu oldukça karamsar bir tablodur. Öğretmenlik kariyerinin geleceÄŸi için acilen önlem alınması gerekir” diyor.

Öğretmenlik cazibesini yitirdi

MesleÄŸin kalite erozyonuna uÄŸraması, toplumsal saygınlığını yitirmesi,yetiÅŸme tarzı, ekonomik, sosyal ve siyasi sebebler öğretmenliÄŸe olan yönelmeyi durdurdu. Üniversite sınavında EÄŸitim Fakülteleri yüksek puanlarla kaliteli öğrenci alamıyor. Öğrenciler ‘Hiç bir yeri kazanamazsam en son tercih olarak bir öğretmenlik yazayım’ düşüncesiyle hareket ediyor. EÄŸitim fakültelerinin öğrenci kaynağı olması gereken Anadolu Öğretmen liselerinde ise öğrencilerin yüzde 70′e yakını baÅŸka mesleklere gidiyor. ÖğretmenliÄŸi tercih edenlerin pek çoÄŸu da BoÄŸaziçi İngilizce ÖğretmenliÄŸi gibi bölümleri tercih ederek mezun olduktan sonra yabancı dil bilmenin avantajını kullanarak baÅŸka mesleklere yöneliyor. Milli EÄŸitim Bakanlığı ise öğretmen bulmakta güçlük çekiyor. En son yapılan atamalarda 18 bin civarında kadro açılmasına raÄŸmen ancak 4 bin öğretmen adayının müracat etmesi bunun bir göstergesi sayılabilir.

Herkes öğretmen olabilir mi?

GeçtiÄŸimiz yıllarda pedagojik formasyon ÅŸartı aranmaksızın her fakülte mezununun öğretmenliÄŸe alınması günümüzde ‘Herkes öğretmen olabilir mi?’ tartışmalarını beraberinde getirdi. Milli EÄŸitim eski Bakanı Mehmet SaÄŸlam tarafından öğretmen açığını kapatmak için yapılan bu uygulama deÄŸiÅŸik eÄŸitim örgütleri ve akademisyenler tarafından eleÅŸtirildi. Çünkü Ziraat Mühendislerinden tutun da Tıp doktorlarına varana kadar deÄŸiÅŸik mesleklerden 31 bin kiÅŸi öğretmen yapılmıştı. EÄŸitimcilerin itiraz ettiÄŸi husus diÄŸer meslekler gibi öğretmenliÄŸin de bir ihtisas mesleÄŸi olduÄŸu ve geleceÄŸimizi emanet edeceÄŸimiz gençlerimizin en iyi yetiÅŸmesi için bu mesleÄŸin eÄŸitimini görmüş kiÅŸilerin öğretmen olması gerektiÄŸi idi. Ayrıca dışardan atanan öğretmenler öğretim ilke ve tekniklerini bilmedikleri için eÄŸitim öğretim planlarını hazırlamakta güçlük çekiyor, çocukların geliÅŸme ve öğrenme süreçlerini algılayıp deÄŸerlendime yapamıyorlar ve eÄŸitim teknoloilerini kullanmada güçlük çekiyorlardı.(2) Ama ortada da bir gerçek vardı ki, Türkiye’nin ihtiyaç duyduÄŸu öğretmen sayısı her geçen gün artıyor ve bu sayı 200 binlerle ifade ediliyordu.

Gerek Osmanlı’nın son dönemlerinde gerekse Cumhuriyet kurulduÄŸu günden itibaren günümüze kadar öğretmen yetiÅŸtirme düzenimiz devamlı tartışmalı oldu. Öğretmen olmak için gerekli eÄŸitim ve öğrenim görmemiÅŸ olanların öğretmen olarak atanmaları günümüzde olduÄŸu gibi geçmiÅŸte de yaÅŸandı. Meslek dışından öğretmen alımını ilk olarak 1857 yılında ilk EÄŸitim Bakanı Abdurrahman Sami PaÅŸa, Rüştiye Mektepleri’nin yaygınlaÅŸtırıldığı dönemde, Darulmuallimin mezunu öğretmen adaylarından yeterli sayıda eleman bulunmadığını düşünerek gerçekleÅŸtirdi. Böylece Tanzimat döneminde açılmaya baÅŸlanan Rüşdiyelere öğretmen yetiÅŸtirmek amacıyla 16 Mart 1848′de kurulan Darulmualliminin bu amacı ilk kez delinmiÅŸ oldu. (1)Çünkü memleketin öğretmene ihtiyacı var ve ortada buna cevap verebilecek sayıda yetiÅŸmiÅŸ öğretmen yoktu.

Åžimdi de aynı problemleri yaşıyoruz. Her gün basın yayın organlarında öğretmensizlik sebebiyle boÅŸ geçen derslerden yakınan öğrenci ve velileri izliyoruz. Türkiye’nin 2000 yılında ihtiyaç duyduÄŸu öğretmen sayısı 190 bin. Bu sayıyı karşılayacak olan EÄŸitim fakültelerimizden mezun olan öğretmen adayı sayısı ise 15 bini geçmiyor. GeçtiÄŸimiz günlerde yapılan öğretmen alımlarında 18 bin civarında kadro açılmasına raÄŸmen 4 bin kiÅŸinin ancak müracat etmesi düşündürücüdür. Ayrıca öğretmenlik mesleÄŸinin ekonomik ve sosyal statüsünden dolayı EÄŸitim Fakültelerinden mezun olanların hepsinin bu mesleÄŸi tercih etmedikleri de ortadadır. Bu rakamlar bize öğretmenliÄŸin statüsünün yükseltilmesinin yanısıra ciddi bir öğretmen yetiÅŸtirmesi planlaması yapılmadığını ortaya koyuyor. Milli EÄŸitim Bakanlığı ile EÄŸitim Fakülteleri, dolayısı ile de YÖK arasında ciddi bir koordinasyon eksikliÄŸi söz konusu. Åžu anda ciddi bir planlama yapılsa bile bunun en iyimser ihtimalle 4 yıl sonunda sonuç vereceÄŸi düşünülürse öğretmensizlik konusunda daha çok sıkıntılar çekeceÄŸimiz ortadadır. Ankara Üniversitesi EÄŸitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yahya Akyüz Milli EÄŸitim Dergisi’nin 137. sayısında yazdığı makalesinde ihtiyaç ne kadar acil ve büyük olursa olsun niteliksiz öğretmen yetiÅŸtirilmesine ve iÅŸsiz her fakülte mezununun öğretmen yapılmasına karşı çıkıyor ve "Herhangi bir ülkede öğretmenler ve öğretmenlik mesleÄŸi üstün güç ve statüye ulaÅŸmadıkça o ülkede en iyi eÄŸitim sistemi ve yüce eÄŸitim amaçları da bulunsa bunlar gerçekleÅŸmez. Saygın ve gerçek öğretmenler kötü bir eÄŸitim sisteminde bile çok yararlı sonuçlara ulaşılabilirler" diyor. Marmara Üniversitesi EÄŸitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay ise, üniversite mezunu herkesin öğretmen yapılması uygulamasına devam edilirse öğretmenlik mesleÄŸinin üniversite sınavında en son tercih edilen mesleklerden olan bir meslek olmaktan kurtarılamayacağını ifade ediyor.

Vahim tablo

BoÄŸaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof.Dr. Rıfat Okçabol ile Doç.Dr. Fatma Gök tarafından gerçekleÅŸtirilen Öğretmen Profili AraÅŸtırma Raporu geçtiÄŸimiz haziran ayında kitap haline getirildi. 19 ildedeki 205 eÄŸitim kurumunda çalışan 2 bin 301 öğretmenin görüşlerine baÅŸvurulan ve EÄŸitim Sen’nin kitap haline getirdiÄŸi araÅŸtırma öğretmenlerle ilgili çok çarpıcı sonuçlar içeriyor. İşte öğretmenlerin içinde bulunduÄŸu içler acısı durumu gözler önüne seren araÅŸtırma raporundan bazı ayrıntılar: MesleÄŸe baÅŸlayanların sadece yüzde 5′i ideallerini gerçekleÅŸtirmeyi amaçlıyor. Yüzde 17’si zorunluluktan, yüzde 7’si rastlantı, yüzde 6’sı da ÖSYS sonucunda öğretmen olduÄŸunu bildiriyor

Öğretmenlerin yüzde 70 ek iş yapıyor

Yüzde 62’si kitap okumuyor

Kitap okuyanlar arasında ise yüzde 88′i mesleki kitapları okumuyor.

Öğretmenlerin yüzde 89′u düzenli olarak gazete okumuyor. Yüzde 8′i ise hiç gazete okumuyor.

Öğretmenlerin yüzde 66’sı mesleklerinin toplumda kabul görmediÄŸini belirtiyor.

Öğretmenlerin yüzde 59′u kirada otururken, yüzde 11′i de lojman,öğretmenevi veya misafirhanelerde oturuyor.

Yüzde 57’sinin özel arabası yok

Gelir gurubu yönünden, öğretmenlerin yüzde 27’si kendilerini kötü durumda hissederken, yüzde 59′u orta, yüzde 13′ü de iyi durumda olduklarını belirtiyor

Yüzde 10′u ‘Bu maaÅŸla bu kadar çalışılır’ derken yüzde 11′i fırsatını bulsalar meslekten ayrılacaklarını, yüzde 17’si ise gençlere öğretmen olmalarını öğütlediklerini ifade ediyorlar.

Öğretmenlerin yüzde 18′i sinema, tiyatro ve konser gibi kültürel etkinliklere katılmadığını belirtirken, yüzde 39′u da bu soruyu yanıtsız bıraktı.

Öğretmenlerin yüzde 68′i eÄŸitimin ezbere dayandığını ifade ediyor

Öğretmenlerin yüzde 60′ı eÄŸitim sistemimizin demokratik olmadığına inanıyor

Yüzde 45’i eÄŸitim sistemimizin laik olmadığına inanıyor

Yüzde 74′ü ‘eÄŸitimde fırsat eÅŸitliÄŸi yoktur’ diyor

Yüzde 54′ü öğretmenler özel ders vermelidir diyor

Yönetici öğretmen iliÅŸkisi yeterli düzeyde deÄŸildir diyenler yüzde 44′üteÅŸkil ederken, öğretmenler arası iliÅŸkiler yeterli deÄŸildir yüzde 39, yönetici ve öğretmenler ile veli iliÅŸkileri iyi deÄŸildir yüzde 57 oranında

Varlıklı kesimin gözdesi olan özel okullardan ve Anadolu liselerinden öğretmenliğe gelenler yok denecek kadar az

Öğretmen 24 Kasım’ı kabul etmiyor

Kutlanmaya baÅŸlandığı ilk yıllarda bir ÅŸenlik havası içinde geçen 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü artık öğretmenler kabul etmiyor. KESK’e baÄŸlı EÄŸitim Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası (EÄŸitim Sen) bu yıl yapılacak olan kutlamalara katılmama kararı aldı. EÄŸitim Sen 2 Nolu Åžube BaÅŸkanı Alaattin Dinçer 24 Kasım’ı niçin protesto ettiklerini şöyle açıklıyor: “Yıllardan bu yana 24 Kasımlar boÅŸ vaat ve boÅŸ sözlerle öğretmenlerin kandırıldığı bir gün oldu. İçi boÅŸ vaatlerden baÅŸka hiç bir somut adımın atılmadığı bir günün öğretmenler nezdinde hiçbir deÄŸeri olamaz. Bizim için böyle bir gün anlam ifade etmiyor. Törenlerde cek caklı ve cilalı sözlerden baÅŸka bir ÅŸey yok. 24 Kasım bittiÄŸinde her ÅŸey unutuluyor. Bu yüzden böyle bir günü öğretmenler günü olarak kabul etmiyoruz. Ayrıca bu günü 12 Eylül’ün öğretmenlere bir dayatması olarak görüyoruz. Öğretmenlerin bir günü olacaksa ona öğretmenler karar vermelidir. Bazı konularda olduÄŸu gibi 24 Kasım’da da Atatürk kullanılıyor. Bu gün veli ve öğrenciler tarafından hediye verme günü gibi algılanıyor. Bu onur kırıcı bir durumdur”

Alternatif Öğretmenler Günü

Alaattin Dinçer, EÄŸitim Sen olarak bundan sonra öğretmenler günü olarak 24 Kasım’ı deÄŸil, 5 Ekim’i kutlayacaklarını belirtiyor. Dinçer, 24 Kasım deÄŸil de neden 5 Ekim’i kutlayacaklarını da şöyle açıklıyor: “ BM EÄŸitim, Bilim ve Kültür örgütü UNESCO Genel Kurulu’nun 28. oturumunda 5 Ekim günü Dünya Öğretmenler Günü olarak kabul edildi. Bu günde uluslararası öğretmen çatı örgütlerinin katkılarıyla öğretmenlerin statüsüne iliÅŸkin tavsiye kararları alındı. Bu belge öğretmenlerin salt okul içinde deÄŸil toplum içinde de yerine getirdikleri iÅŸlevlerin taşıdığı önemi uluslararası düzeyde belgeleyen, öğretmenlerin tüm sorunlarını ele alan ve durumlarını tüm ayrıntıları ile düzenleyen bir belgedir. Bu yüzden öğretmenler ‘dayatma’ öğretmenler gününü deÄŸil tüm dünya öğretmenlerinin kutladığı 5 Ekim’i kabul etmiÅŸtir”

Artık hiç bir öğretmen idealist değil

ÖğretmenliÄŸin meslek olarak idealizmini yitirdiÄŸini ifade eden Dinçer,"Öğretmenlik cazibesini yitirdi, eskilerde olduÄŸu gibi o artık bir idealizm mesleÄŸi deÄŸil. Büyük kentlerde yüzde 70′i ek iÅŸ yapıyor. Genel hava deÄŸiÅŸti. Fedakar öğretmen devri artık kapandı. Bunun birinci derecede sorumlusu da devleti yöneten gelmiÅŸ geçmiÅŸ siyasal iktidardır" diyor. Yüzdelik zamma karşı çıkan Dinçer acil çözülmesi gereken problemlerini de şöyle anlatıyor: "İlk olarak toplu sözleÅŸme istiyoruz. Åžuanda 657 sayılı devlet memurları kanunun 125 maddesi deÄŸiÅŸtirilerek öğretmenin meslek hayatı iki müfettiÅŸin yazacağı raporla sona erdirilmek isteniyor. Memura yargı yolunu kapatacak olan ve ÅŸuanda Anayasa Komisyonu’nda görüşülen bu tasarı acilen geri çekilmelidir. Ayrıca çeÅŸitli hakları için mücadele ettiÄŸi için ceza alan meslektaÅŸlarımızın cezaları affedilmelidir. Sendikal sıkıntılarımız var. Sürgün soruÅŸturma ve cezalar hayatımızın bir parçası haline geldi bir an önce bunların durdurulmasını istiyoruz" (Bu dosya 24 Kasım 1998′de öğretmenler günü sebebiyle yazı dizisi olarak hazırlanmış ve y

İkinci Öğretim

Salı, 06 Kasım 2007

İkinci Öğretim

Yükseköğretim Kurumlarında normal örgün eğitimin bitimini takiben yapılan örgün eğitimdir.

Öğretim saatleri üniversite yönetimlerinin kararına bırakılmıştır. Ancak ikinci öğretim uygulanan Yükseköğretim kurumlarında gerektiğinde hafta tatilinde de eğitim öğretim yapılabilir.

İkinci öğretim isteÄŸe baÄŸlı ve paralıdır. Paralı öğretimi kabul edilecek öğrencilerin ödeyecekleri öğrenim ücretleri her yıl öğrenim dallarının niteliklerine, Yükseköğretim kurumlarının özelliklerine ve sürelerine göre öğrenci maliyetleri de dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulu’nun görüşü ve Milli EÄŸitim Bakanlığı’nın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu’nca tespit edilir.

İkinci öğretimde de normal öğretimde olduÄŸu gibi derslere devam mecburiyeti vardır. İkinci öğretimde öğrenim gören öğrenciler, ikinci öğretim programlarından normal öğretim programlarına “yatay geçiÅŸ” yapamazlar. Ancak, hazırlık sınıfı hariç, bulundukları sınıfın bütün derslerini vermiÅŸ ve ilk yüzde on’a girmek suretiyle bir üst sınıfa geçmiÅŸ öğrenciler normal örgün öğretim programlarına “yatay geçiÅŸ” yapabilirler. Normal örgün öğretimden ikinci öğretime yatay geç i ÅŸ yapılabilir. Bu yatay geçiÅŸlerde örgün öğrenimde uygulanan mevzuat hükümlerine tabidir. Ancak, geçiÅŸ yapan bu öğrenciler ikinci öğretim için öngörülen ücreti ödemek zorundadırlar. Bu konudaki bütün baÅŸvuruların ilgili Yükseköğretim kurumlarına yapılması gerekir.

İkinci öğrenim ücretleri, peşin olarak ya da biri kayıt veya kayıt yenileme sırasında, diğeri şubat ayı olmak üzere iki eşit taksitte üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü adına milli bankalardan birine açılacak hesaba yatırılır. Öğrenci ücretlerinin birinci taksidini ödemeyenlerin kayıtları yapılmaz ve yenilenmez. İkinci tasidini ödemeyen öğrencilere ise bir aylık ek süre tanınır, bu süre içerisinde de öğrenim ücretini kanuni faizi ile birlikte ödemeyen öğrencinin yükseköğretim kurumu ile il işkisi kesilir. Öğrenim ücreti Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunca kredi olarak verilmez.

İkinci öğretim öğrencileri normal örgün öğretim öğrencilerinin her türlü haklarından yararlanırlar. Ancak, bu öğrencilere Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından verilecek kredinin esas ve ÅŸartları Milli EÄŸitim Bakanlığı’nca çıkarılacak bir yönetmelikle tespit edilir.

İkinci öğretimde de adaylar normal ve örgün öğretimde olduğu gibi aldıkları ÖSS ve ÖYS puanlarına veya önkayıt ve yetenek sınavlarına ve tercihlerine göre yerleştirileceklerinden adayların parayı avantaj sağlayacak bir koz olarak görmemeleri gerekir.

Adayların ÖSS ve ÖYS puanlarına göre Yüksekokullara veya Fakültelere ÖSYM tarafından merkezi sistemle yerleştirilieceklerdir. Adayların önkayıt ve özel yerleştirme işlemi ise ilgili Yükseköğretim kurumlarınca yapılacaktır.

Ancak bir yükseköğretim kurumunu bitirdikten sonra, ikinci öğretim aracılığı ile yeniden yükseköğretim yapmak isteyen adaylardan öğrenim ücreti yüzde 100 fazlası ile alınacaktır.

İkinci öğretimi kazanan adaylar ertesi yıl tekrar sınava girdiklerinde OÖBP’ları düşük bir katsayı ile çarpılacağından, adayların istek dışı, ikinci öğretim programlarını tercihlerine yazmamaları uygun olur.

İstifa Mektubu Nasıl Yazılmalı?

Salı, 06 Kasım 2007

İSTİFA MEKTUBU NASIL YAZILMALI?

Özellikle uzun süre çalıştığınız bir firma ya da pozisyondan ayrılıyorsanız, koşullar ne olursa olsun istifa etmek oldukça zorlu bir süreçtir. Bu sebeple istifa sürecini ne kadar profesyonelce yürütürseniz, her iki taraf için de o kadar kolay olur.

İstifa mektubunuzun basit ve kısa olmasına özen göstermelisiniz.

İşe başladığınız tarihi, çalıştığınız pozisyonun adını, istifanızı bildirdiğiniz tarihi belirtmeniz gereklidir.

Sebep belirtmek zorunda değilsiniz. Eğer özellikle belirtmek istemiyorsanız, istifa nedeninizi yazılı olarak vermenize gerek yoktur.

Mektubu, eÄŸer var ise; İnsan Kaynakları Müdürlüğüne hitaben, yok ise; Genel Müdürlük’e ya da yetkili departmana yazabilirsiniz.

Hem yazdığınız mektupta hem de sözlü görüşmelerinizde kullandığınız dil ve tavırlarınız oldukça önemlidir. Yaşananlar her ne olursa olsun, işyerinizden iyi ayrılmanız önemlidir.

Olumsuz duygular içinde olsanız bile; ayrılırken tatsızlık çıkarmamaya özen göstermelisiniz. Artık istifa etmiş olduğunuz için rahatlamalı ve son dakikada geleceğinizi tehlikeye atacak davranışlarda bulunmamalısınız.

Eğer iyi bir çalışansanız ve yöneticileriniz de sizden memnun iseler; ayrılmamanız için bazı teşebbüslerde bulunacaklardır. En azından neden ayrıldığınızı soracak veya gitmemeniz için çeşitli teklifler sunacaklardır. Maaşınızı arttırmak, promosyon gibi tekliflerle karşınıza çıkabilirler. Kesin kararınızı vermeli ve tüm alternatifleri, teklifleri önceden düşünerek o kapıdan içeri girmelisiniz.

Eğer 6 aydan az süredir çalışıyorsanız, 2 hafta önceden; 6 ay ila 1.5 yıl arası çalıştıysanız 4 hafta önceden; 1.5 yıl ila 3 yıl arası çalıştıysanız 6 hafta önceden, 3 yıldan fazla çalıştıysanız da 8 hafta önceden istifa mektubunuzu vermeniz gerekir. İstifanızı önceden, zamanında haber vermeniz iş ahlakı açısından oldukça önemlidir. Hem işlerin düzenli olarak devam etmesi hem de yerinize başka birinin bulunması açısından bu süreç önemlidir. Aynı şekilde işten çıkarılan kişinin de yeni bir iş aramak için bu süreye ihtiyacı vardır.

Ayrılmadan önce yarım kalan işlerinizi tamamlamanız, eğer sizden sonra gelecek olan kiş belli ise; işi ona devretmeniz; yok ise de gerekli, önemli noktaları en azından bir kenara not etmeniz işlerin devamı açısından çok faydalı olacaktır. Bu aynı zamanda sizden sonra gelecek kişiye de büyük fayda sağlayacaktır.

Yöneticinize organizasyonunda çalıştığınız için, size sağladığı katkılar için teşekkür edin. Çalışma arkadaşlarınızla vedalaşın. İleride işinize yarabilecek kontak isimlerinizi almayı unutmayın. Geride referans mektubu alabileceğiniz insanlar bırakmaya özen gösterin.

Aynı şekilde siz de kontak numaralarınızı bırakın, herhangi bir sorun olduğunda size ulaşabileceklerini bilsinler.

ÖRNEK:

06.12.2002

İnsan Kaynakları Müdürlüğü’nün Dikkatine,

Sayın Adı Soyadı,

24.11.2000 tarihi itibariyle baÅŸlamış olduÄŸum ‘Satış TemsilciliÄŸi’ görevinden 06.12.2002 itibariyle istifamın kabulünü ve gereÄŸinin yapılmasını arz ederim.

Firmanızda çalıştığımız sürenin hem kariyerim, hem de kişisel ve profesyonel gelişimim açısından çok faydalı ve verimli olduğunu belirterek, teşekkür etmek isterim. Çalıştığım süre içinde, bende firmanıza olumlu katkılarda bulunmayı başardığımı umuyorum.

Saygılarımla,

Adım Soyadım

İmza

İyilikler Unutulmaz

Salı, 06 Kasım 2007

İYİLİKLER UNUTULMAZ

Yataktaki adam, baÅŸucunda bekleyen genç doktora: - “Allah senden razı olsun evlâdım,” dedi. “Benim için yurtdışından zahmet edip buraya kadar gelmeni, yaÅŸadığım sürece unutmayacağım.” Ameliyat edilen kiÅŸi, büyük bir hastahanenin baÅŸhekimiydi. Tedâvisi ancak yurtdışında mümkün görülen hastalığı aniden artınca, doktor arkadaÅŸları onun böyle bir yolculuÄŸa dayanamayacağını anlamış ve kurtarma umudunun azlığına raÄŸmen ameliyatı üstlenmeye karar vermiÅŸlerdi. Ameliyatın zor ve yeni bir ihtisas sahası olmasından dolayı biraz tereddütleri de var idi.

Fakat o konuda sayılı bir uzman olan bu genç doktor nereden haber almışsa almış ve Hızır gibi yetişip onu kurtarmıştı. Yaşlı doktor, kendisine yapılan bu iyiliğe nasıl mukabele edeceğini bilemiyor ve hemen yanında oturan genç adamın ellerini sıkarcasına tutuyordu. Hayata yeniden dönmenin sevinciyle hiç durmadan konuşurken;

- Ameliyat için beni bayılttığınızda, her nedense gençlik yıllarıma döndüm, diye devam etti. Henüz toy bir asistanken, anne karnındaki bir bebeÄŸin sakat olduÄŸunu anlamış ve onu bu ÅŸekilde yaÅŸatmaktansa öldürmeyi düşünürken, kâlp atışlarını duyup kıyamamıştım. "plânlama" bahanesiyle sapasaÄŸlam yavruları bile katleden canavarlara raÄŸmen o yavrunun yaÅŸamasını istediÄŸim için, Allah seni imdadıma göndermiÅŸ olmalı. Genç doktor, ancak bir babanın evlâdına karşı gösterebileceÄŸi sıcaklıkla kavranan ellerini kurtarıp biraz geriye çekildi ve dizlerinden aÅŸağısı ‘takma’ olan bacaklarını gösterirken;

-“Allah, hiçbir iyiliÄŸi unutmaz efendim,” diye gülümsedi.

-"Kurtardığınız o çocuk bendim !!."

www.rehberikservisi.net

İş Başvurusu Yapmadan Önce

Salı, 06 Kasım 2007

İŞ BAŞVURUSU YAPMADAN ÖNCE 1.AŞAMA

KENDİNİ DEĞERLENDİRME

DEÄžERLER

HEDEFLER

ZAYIF VE GÜÇLÜ YÖNLER

NİTELİKLER

2.AÅžAMA

İŞ, FİRMA, SEKTÖR

3.AÅžAMA

KENDİNİ HAZIRLAMA

4.AÅžAMA

İŞ ARAYIŞI

ÖZGEÇMİŞ YAZMA

İŞ GÖRÜŞMESİ

MAAÅž PAZARLIÄžI

5.AÅžAMA

İŞ TEKLİFİNİN KABULU

6.AÅžAMA

İYİ PERFORMANS ORTAYA KOYMA

Etrafınızda mesleğinizle ilgili olan ve sizi istihdam etmek isteyen birçok firma vardır. Ama esas sorun hangi firmanın sizin niteliklerinize sahip bir personeli bünyesine almak istediğini tespit etmektir. Bu aşamada, iş arayışı içerisinde bulunan kişinin bazı ön koşulları yerine getirmesi gereklidir.

İŞSİZ KALMANIN GETİRDİĞİ PROBLEMLERLE BAÅžAÇIKMAK…

Herhangi bir iş bulmadan, işten ayrıldınızsa, kendinizi bir süre boşlukta hissedebilir ve geleceğiniz ile ilgili kaygıya düşebilirsiniz. Hayatınızda ortaya çıkan her türlü değişiklik pozitif veya negatif olsun stres yaratabilir. Özellikle, insan hayatının en önemli bölümünü kapsayan işinizden ayrılmanız bu stresi ve duygusal çöküntüyü daha da arttırabilir. Son işinizden kendi isteğinizle bile ayrılmış olsanız, bu durum bile azda olsa bir duygusal değişiklik ortaya çıkaracaktır. Buna karşın, kariyeri ile ilgili olarak profesyonel düşünen bir çok çalışan bu durumun üstesinden kısa sürede gelerek bütün çabalarını iş bulma üzerine yoğunlaştırlar ve başarılı sonuçlar alabilirler.

Unutmamanız gereken, arzunuz içinde veya dışında işsiz kaldığınız durumlarda çevrenizde yer alan insanlarında size karşı olan tutumlarında bir takım değişikliklerin ortaya çıkacağıdır. Bu değişiklikler, davranış tarzları negatif veya pozitif olabilir. Çevremizdekiler, neden işten ayrıldığınızı merak edebilirler, bundan sonra ne yapmayı düşündüğünüzü öğrenmeye çalışırlar, çoğu zamanda soruları ile sizi sıkabilirler. Ama, bu süreçte özellikle aileden ve yakın çevreden alınacak destek, iş arama sürecinde stresin ortadan kalkmasına yol açacaktır.

Konunun ve tam anlamı ile daha fazla stres yaratan bölümü ise, iş arama sürecinin, kişinin tahmin ettiğinden uzun sürmesidir. Bu tip bir durumda, kişi, moral yönünden çöküntüye uğrar ve özellikle iş görüşmelerinde, işverene yanlış bir izlenim verir. İşsiz kalma sürecinin uzunluğu, ayrıca işverenin kafasında soru işaretleri oluşturur. İş bulma sürecin uzaması, kişinin bir an önce herhangi bir işe girebilme kaygısı nedeniyle daha sıkıntılı bir boyuta gelebilir. Bunun yanısıra, işsiz kişinin, özellikle işi teklifi aşamasında, maaş konusunda pazarlık gücünü tamamen kaybettiğini belirtmek gerekir.

Bu tür durumlarla karşılaşmamak için izlenmesi gereken en uygun yol, özellikle çalışırken, her an işsiz kalabilecek gibi hazırlıklı olmaktır. Profesyonel kişinin, kariyerinde bu tür açıklıklara, boşluklara asla izin vermemesi gerekir. Bazı çalışanlar, etik kurallar gereği, çalıştıkları işyerinden ayrılmadan, yeni bir iş olanağı araştırmanın kendilerine çok ters geldiğini belirtirler. Maalesef, işsizlik süreci en uzun süren çalışanlarda bu tür bir yaklaşım içinde olanlardır. Bundan dolayı, profesyonelin kariyeri ile ilgili gelişmelere yol açacak her türlü fırsatı değerlendirmesi ve yakından takip etmesi şarttır.

NİTELİKLERİNİZİ TAM OLARAK DEÄžERLENDİRMEK…

Profesyonel niteliklerinin ne olduğunu bilmeyen bir kişinin iş görüşmelerinde kendini işverene tanıtabilmesinin imkanı yoktur. Ayrıca, sahip olduğu profesyonel nitelikleri ancak kişinin kendisi objektif bir şekilde değerlendirebilir.Hedefleriniz, değerleriniz, becerileriniz, zayıf veya güçlü yönleriniz, ancak objektif bir gözle ve sizin tarafınızdan belirlenmesi gereken unsurlardır.

KENDİNİZİ NASIL TANIYABİLİRSİNİZ…

ÖZGEÇMİŞİNİZİ BELİRLİ KURALLAR DAHİLİNDE OLUŞTURMAK

İş arama sürecinde en yoğun olarak kullanacağınız araç, profesyonelce hazırlanmış özgeçmişiniz olacaktır. Kötü yazılmış ve düzenlenmiş bir özgeçmişin, iş arama sürecinde başarısız olmanıza yol açacağını unutmayın.

KENDİNİZİ PAZARLAMANIN TAKTİKLERİNİ ÖĞRENMEK…

Özgeçmişiniz hazır olduğunda onu gönderecek bazı yerlerinizin de olması gerekir. Özgeçmişinizi, ilk anda açık pozisyonu olan yerlere, yakın zamanda açılabilecek pozisyonları olan firmalara ve bu süreç içerisinde size yardımcı olabileceğini düşündüğünüz kimselere yollamalısınız.

SİZE YARDIM EDEBİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ İŞ ARKADAÅžLARINIZIN, TANIDIKLARINIZIN LİSTESİNİ OLUÅžTURMAK…

İş arayışınızı hemen arkadaşlarınıza, tanıdıklarınıza duyurun. Ne kadar çok kişiye ulaşabilirseniz, başarı şansınız o kadar artacaktır. Ayrıca, eski çalıştığınız yerlerdeki meslektaşlarınıza, amirlerinize bu durumu duyurmak size büyük fayda sağlayacaktır.

İLİŞKİ KURABİLECEĞİNİZ FİRMALARIN LİSTESİ…

Çalışmayı hedeflediğiniz sektör veya sektörleri araştırmak, hedef firmaları tespit etmek için çok ciddi bir araştırma yapmak zorundasınız. Sadece, başvurularla kısıtlı kalacak bir iş arayışı başarısız olmaya mahkumdur. Özellikle, sektörünüzde faaliyet gösteren firmaların, ilan edilmemiş pozisyonları hedefiniz olmalıdır. Eğer orta kademe üstü bir pozisyonda iseniz gazetelerde bu tip pozisyonların oldukça kısıtlı sayıda ilan edildiğini unutmayın. İlişkiye geçmek istediğiniz firmaların listesini, ticaret odalarından, profesyonel derneklerden temin etmeniz oldukça kolay olacaktır. Spesifik olarak çalışmayı düşündüğünüz sektör ile ilgili bir profesyonel kuruluş biliyorsanız, öncelikle bu tür kuruluşlara başvurarak bilgi toplamaya çalışın. Internet vasıtası ilede bir çok firmanın sitesine girerek detaylarının temin edebilirsiniz. Eğer farklı bir dalda kariyerinize devam etmeyi arzuluyorsanız sektörleri yakından takip ederek, en fazla geleceği olan iş kollarını tespit etmeniz gerekecektir.

DANIÅžMANLIK FİRMALARI İLE İLİŞKİ KURMANIN YOLLARINI TESPİT ETMEK…

İş arama sürecinde, belkide en fazla destek alabileceğiniz kuruluşlar, profesyonel personel seçme ve yerleştirme hizmeti veren danışmanlık firmalarıdır. Bu konuda faaliyet gösteren firmalara, özgeçmişinizi yollamadan önce, yapacağınız kısa bir telefon görüşmesi ile, sizin ilgilendiğiniz seviyede faaliyetlerinin varlığını ve özellikle hangi sektörlere hizmet verdiklerini tespit etmekte zaman kazanma açısından yarar vardır. Yaptığınız telefon görüşmeleri ile, sektörünüzle ve profesyonel seviyenizle doğrudan ilgili olan firmalara, detaylı olarak hazırlanmış özgeçmişinizi göndermeniz gerekmektedir. Bu konuda faaliyet gösteren çoğu danışmanlık firması maalesef adaylarla genel görüşme imkanı yaratamamakta ve sadece size uygun olduğunu düşündükleri bir pozisyon ortaya çıktığında iş görüşmesine davet etmektedirler.

GAZETELERDE YER ALAN PERSONEL İLANLARINI TAKİP ETMEK…

İş aramanın en klasik yöntemidir. Özellikle, son yıllarda, iş piyasasının genişlemesi ile birlikte, gazeteler bu konuda ekler oluşturmuşlar ve bu eklerde sadece personel ilanlarını ilan etmeye başlamışlardır. Gazetelerde yayınlanan personel ilanları var olan istihdam pazarının sadece küçük bir bölümünü temsil etmektedir. İlan edilen pozisyonlara, başvuru yapmadan önce, ilanın en ufak detayına kadar okunması tavsiye edilmektedir.

İŞ GÖRÜŞMESİ TEKNİKLERİNİ ÖĞRENMEK, HAZIRLIKLI OLMAK…

İşe girmenin en önemli aşaması olan iş görüşmesi tekniklerini öğrenmek aday için hayati önem taşımaktadır. Niteliklerinizi ifade edemiyorsanız, başarı şansınız çok düşecektir. Her profesyonel mülakat tekniklerini öğrenmek zorunda ve ne tür sorularla karşılaşacağı konusunda hazırlıklı olmalıdır.

İŞ ARAMA SÜRECİNDE İLİŞKİ KURDUÄžUNUZ FİRMALAR VE KİŞİLER İLE İLGİLİ VERİ TABANI OLUÅžTURMAK…

Yaptığınız görüşmeleri veya özgeçmiş gönderdiğiniz firmaların listesini muhakkak oluşturun. Eğer firma, yaptığınız başvuru üzerine size geri dönüyor ve siz ne zaman başvuru yaptığınızı bile hatırlamıyorsanız, bu olanağı daha baştan kaybetmişsiniz demektir. Özellikle yeni mezunlar bu konuda oldukça dikkatsiz davranmakta ve yaptıkları başvuruları hatırlamamaktadırlar.

Bunu sebebi de yeni mezunların, gördükleri her ilana ve firmaya ilgili olsun veya olmasın, özgeçmişlerini göndermeleridir.

Mülakat sonrası alacağınız notlar, eğer mülakat sonucu olumsuz olarak gerçekleşmişse bir öz eleştiri yapma şansını verecektir.

İş Hayatında Başarının Yolları

Salı, 06 Kasım 2007

İŞ HAYATINDA BAŞARININ YOLLARI

1-SATIŞ İMKANLARIMIZI ELVERİŞLİ HALE GETİRMELİYİZ.

Acaba müşterimizin istek ve arzularını bizim sahip olduğumuz mekan karşılıyor mu? İş yerine girdiği zaman müşteri rahatlamalı, her türlü ihtiyacını karşılayabilmeli.

2-MALLARIMIZ KALİTELİ OLMALI

Ucuz mala müşteri bir defa gelir. Çünkü ucuz ve kalitesiz mal bir defa satılır. Ürettiğimiz malı kalitesinin kuvvetiyle satmalıyız. Hangi hizmeti sunarsanız sunun, hangi reklamı yaparsanız yapın, satış imkanınız ne kadar mükemmel olursa olsun, satış ortamı içinde malın kalitesi birinci planda olmalıdır. Yoksa belli bir süre sonra piyasadan silinirsiniz.

3-MALIN TANITIMI ÇOK ÖNEMLİ ( REKLAM )

İLANLARIMIZIN ETKİLİ OLMASINI SAĞLAMALIYIZ.

İlancılık bir sanattır. Profosyönellere yaptırılmalı.

İlanlara gereken önem verilmelidir. En verimsiz ilan işten anlamayan birinin yazdığı ilandır. Başarılı bir ilan; müşterinin düşündüğü gibi başlayan ilandır. İlanda satıcının özellikleri değil, alıcının özellikleri göz önünde tutulmalıdır. İlan metni yazacak biri müşterilerle içli dışlı olmalı, onları tanımalı; onların hislerinden, düşüncelerinden, ihtiyaçlarından habersiz insanlar ilan metni hazırlayamazlar.

40 yıllık reklamcılık uzmanı Victor O. Schwab bir ürünün satışındaki en önemli 5 faktörü şöyle sıralar.

1-Potansiyel alıcı kitlenin dikkatini çekmek.

2-Ürünün onlara sağlayacağı yada sağladığı en az bir avantajı göstermek.

3-Bu avantajı kanıtlamak.

4-Alıcıda o avantajdan yararlanma isteğini ve ihtiyacını uyandırmak.

5-Alıcıyı, o ürünü almaya teşvik etmek.

Bunlardan yararlanan satıcılar, bazen televizyonu, bazen gazeteyi, bazende dükkandaki tezgahı kullanarak bizi satın almaya zorlar dururlar.

REKLAMCILIK

1-İlan levhaları çok iyi düşünülmeli.

2-Resimlerin gücü göz ardı edilmemeli

3-Herkesin dikkatini üzerimize nasıl çekeriz düşünülmeli.

(Mavi jeans’ in kaliteyi yakaladıktan sonra helikopterle Sultan Ahmet meydanına 2000 kot atması )

BAŞKALARININ DİKKATİNİ ÇEKMEYE YARAYAN YOLLAR

Sizden beklenenin tam tersini yapmak.

Hepimiz, bize öğretilmiÅŸ olduÄŸu gibi, yani belirli ‘ kliÅŸeleÅŸmiÅŸ ’ tavırlar içinde davranır, tepkilerimizi böyle ‘ alışıldık ’ biçimlerde gösteririz:

·Saldırıya karşı saldırı ile

·Suçlanmaya ise savunma ile cevap verir

·Başkasının yanlışını, yüzüne vurur ve hemen eleştiririz

·Yüksek mevki kişilere karşı, saygı ve çekingenlik duyarız

·Yenilgileri de boyun eğme ile karşılarız

ama beklenilenin aksine ve şaşırtıcı bir biçimde davranmakla fark edilir, öne çıkar ve önemsenmeye başlarız.

Bilinçli olarak iltifat etmek.

Bunun etkisini görmek istiyorsanız şunları deneyin: Bir insana herhangi bir nedeni olmaksızın ve direkt olarak bugün çok iyi göründüğünü söyleyin.

Bilinçli olarak karşınızdakileri ‘ kışkırtmak ’ yada ‘ meydan okumak ’.

Üstün bilgi yöntemi.

Rakibin önceden incelenmesini ve onun hakkında önceden bilgi toplanmasını öngörür:

·Doğum tarihi, burcu ve çocukları

·Üye olduğu dernekler, gruplar

·Dost ve akrabaları

·Özellikle sevdiği şeyler

·Kişisel ve mesleki geçmişi

·Ailesi

·Dolaylı yol yöntemi ( nazara verdirme )

daha biz rakibimizle karşılaşmadan önce araya başka kişileri yada iletişim araçlarını koyarak, onun dikkatini kendi üzerimizde toplamak için yapılan bir çalışmadır.

4-Anketler ve kamu oyu araştırmalarıyla halkın ne istediği bilinmeli ona göre davranılmalı. İlanlar ona göre hazırlanmalıdır.

Başkalarının istemediği bir şeyi satmak kadar, bize zarar getirecek bir şey yoktur. Onun için herkesin ne istediğini anlamak ve satış planlarını müşterilerinin arasında hazırlamak gerekir.

Gilette fabrikası 30 bine yakın müşterisine giderek nasıl bir bıçak istediklerini öğrenmiştir.

4-MALLARIMIZI İYİ TEŞHİR ETMELİYİZ

A-ANBALAJ İYİ OLMALI

Sadece malın kaliteli olması önemli değildir. Satışta ambalajda önemlidir. Ambalaj sanayi çok gelişti bundan mutlaka istifade edilmeli. İyi düşünülüp tasarlanmış bir ambalaj dikkati çeker ve alımı hızlandırır.

B-VİTRİN İYİ HAZIRLANMALI

Malların yerleştiriliş biçimi müşterilerimizin ilgisini çekecek şekilde olmalı.

Mallarımızı göstermeye gereken önemi vermiyoruz. Halbuki vitrinin cazip olması gerekir. İnanın cazip hazırlanmış bir vitrin, satışı % 20-30 oranında arttırır.

5-MÜKEMMEL BİR HİZMET SUNMALIYIZ.

Önce hizmeti düşünün ve hizmet verin para kendiliğinden gelecektir. Onun için müşterilerinize beklentilerinin ötesinde hizmet verin. Verdiğiniz her zaman umulandan ve beklenenden fazla olsun.

Tek bir patron vardır; müşteri. Parasını başka yerde harcayarak; herkesi işten çıkartabilir.

SAM WALTON

Sermayemiz para değil, müşterimizdir.

Müşteri haklarının tüm çalışanlarca takibini sağlayınız. Unutmayın müşteri her zaman en önemli kanun koyucudur.

6-İNSANLARLA YÜZ YÜZE GELECEK PERSONELİMİZİ İYİ SEÇMELİYİZ. YENİ ALDIĞIMIZ ELEMANLARI DA YETİŞTİRMELİYİZ.

Personelimiz her gün yüzlerce müşteriyle yüz yüze gelir. Ve şirketimizi ya batırır yada çıkarır. Karın sihiri iyi seçilmiş, iyi eğitilmiş, iyi ücret alan tezgahtardır.

Unutmayın; bir mağazada en önemli şey : Tezgahtarın bilgisi, zekası, kabiliyeti ve tatlı yüzlülüğüdür. Satışta her şey bundan sonra gelir.

PERSONEL SEÇİMİNDE NELER ARAMALIYIZ?

1-Görünüşü güzel olmasa da sevimli olmalı.

2-Güler yüzlü ve nazik olmalı.

3-Atılgan ve cesur olmalı.

4-Çabuk cevap verip düzgün konuşabilmeli.

5-Tahsilli olması faydalıdır.

6-Aile münasebeti düzgün olmalı.

7-İş canlısı olmalı, her işe koşmalı. Bu benim işim değil yerine, ortada kalmış her iş benim işim diyen fertler olmalı. Yani çalışanlar akan kanı durduracak tampon gibi olmalıdır. Nerede yardıma ihtiyaç varsa oraya koşmalıdır.

8-Diğer çalışanlarla uyumlu bir şekilde geçinmeli, ekip elemanları bir aile gibi olmalıdır.

9-Elemanlarda müşteriye hizmet anlayışı olmalıdır. İnsanları mutlaka sevmelidir. Yoksa zaten hizmet etmez.

Hizmet anlayışı olmayan birini işe alıp eğitmeye çalışmak ; bir kediye şarkı söylemeyi öğretmek gibidir. Bu sizin zamanınızı alırken kediye eziyet etmekten başka bir işe yaramaz.

10-Öğrenme azmi varsa TECRÜBE o kadar önemli değildir, başlangıçta bu olmasa da olur.

Çoğunlukla bir iş için tecrübesi, öğrenmesine ve eğitilmesine engel olacak yaşlı insanlardan ziyade, henüz işi öğrenecek tecrübesiz genç kişileri almak daha iyidir. Tecrübe gelişme yolunda bir engel olabilir. Onun için tek başına tecrübenin kıymeti yoktur.

Ayrıca işletmelerin eğitimle yükseleceğini unutmamalıyız. Kalifiye personelin az olduğu şu devirde firmalar kendi adamını kendileri yetiştirmelidir.

Güler yüzlü, iş tatminine ulaşmış, gayretli, kendini sürekli yenileyen, sorumluluk sahibi ve inisiyatif almaya istekli, otorite karşısında disiplinli, bilgili elemanlar yetiştirmek zorundayız.

KÖTÜ ORTAMDA İYİ İŞ ÇIKMAZ.

7-ELEMANLARINIZA İŞ TATMİNİ SAĞLAMALIYIZ.

KÖTÜ ORTAMDA İYİ İŞ ÇIKMAZ.”

1-Personelinize güven vermelisiniz. Acaba beni ne zaman işten çıkartacak psikolojisi içinde olan insanlardan verim alınamaz.

2-Çalışacakları temiz bir ortam sunmalıyız.

3-Dinlenme zamanlarında onları rahat ettirecek mekanlar olmalı ( Amerikan Kolejinde öğretmen odasında çay set vardı isteyen çayını içiyordu.)

4-Adaletli ve tatmin edici bir ücret politikanız olmalı. Müessesede ücretler çalışma oranına göre tespit edilmelidir. Çalışanla, çalışmayanın aynı ücreti aldığı bir iş yerinde canlılık, verim ve zevk olmaz. Ne kadar iş üretirse üretsin aynı ücreti alan birisi, zamanla yavaş çalışmanın daha iyi olduğunu düşünecektir. Ayrıca aldığı ücreti verdiği hizmetle ödeyemeyen hiçbir personel yerinde kalmamalıdır.

5-Onlara yapacakları değişik işler bulmalısınız Aynı işi yapmak, yapılan işin sınırlı olması, insanın ruhunu sıkar. İnsanlar yeteneklerini geliştirebilecek bir dizi etkinlik yürüttükleri zaman işlerine daha çok sarılırlar

6-VerdiÄŸiniz görevin tamamını yapmalarını saÄŸlayın İşin küçük bir bölümünü deÄŸil de tamamını yapmak, baÅŸtan sona iÅŸi götürmek, “bunu ben yaptım” ya da “ÅŸunu ben ürettim” diyebilmek insana hoÅŸnutluk verir.

Ayrıca şu hususlar personelinizin memnuniyeti açısından çok önemlidir:

1-Onlara gösterdiğiniz özen

2-Sizinle iliÅŸkisi

3-Kararlarınıza katılımı

4-Düşüncelerinin kabul görme derecesi

5-Çalışma şartları

6-İş tatmini (İşi anlamlı bulmalı, iş önemli ve ilginç görüldüğünde çalışanlar daha fazla motive olur. Onun için değecek bir şeyi yaptığına veya ürettiğine inanmalı.)

7-Sorumluluk taşımak (İnsanların işte kendilerini rahat hissetmeleri için onlara belli bir oranda özerklik tanımak gerekir. Bu da şu demektir;

a)Özgürlük tanımak : Emirler vermek yerine, insanlara kendi görevlerini programlama ve yürütme yetkisini tanıyın. Bu onları, kendi yöntemlerini geliştirmeye, sorumluluk alma konusunda hazır olmaya ve sorumluluk almadan mutlu olmaya yöneltecektir.

b)Güç vermek : Bütün kararları kendiniz vermek yerine, çalışanların yaptıkları işin sonucundan sorumlu olmalarını sağlayın. Bu yaptıkları işten kişisel olarak gurur duymaları sonucunu getirecektir.

İnsanlara, sorumluluk alma fırsatını tanımanız önemlidir. İşin içine ne kadar çok girerlerse, o oranda sorumluluk alma isteği taşıyacaklardır.

Bu nedenle hangi kişilere , ne gibi sorumluluklar verilmesi gerektiğini belirlemelisiniz. Şaşırtıcı sonuçlar elde edebilirsiniz. Örneğin; hiç fazla mesaiye kalmayan ve işle ilgisi yokmuş gibi görünen bir yardımcının aslında sorumluluk eksikliğinden şikâyetçi olduğunu, sorumluluk verildiğinde gece gündüz iş yerinden çıkmadığını göreceksiniz.

İnsanın beklediği sorumluluğu ona yüklemek, büyük bir motivasyondur. Ek sorumluluklar vermek de öyledir. Tabii, sorumluluk almanın, kendilerini geliştirmenin bir yolu olduğunu ve gelişmelerini dikkatle izlediğinizi, insanlara açıkça belirtmeniz şartıyla.

İŞİ NE KADAR ANLAMLI HALE GETİRİRSENİZ, İNSANLAR YAPTIKLARI İŞE O KADAR İLGİYLE SARILIRLAR. İNSANLARA NE KADAR ÖZERKLİK TANIRSANIZ, SONUÇLARIN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMEYE O KADAR ÇOK GÖNÜLLÜ OLURLAR.

8- KENDİNİZİ GELİŞTİRMEYE ZAMAN AYIRIN, UFKUNU GENİŞLETİN:

Sahip olduğu şeylerle yetinmeyin, daha iyiye ve kusursuza ulaşma gayreti gösterin. Bir insanın yaşamındaki olumlu gelişmeler, her zaman kişisel gelişmeyi gerektirir. Görüşünüzü gerçekleştirmek için nasıl bir gelişme içinde olmanız gerektiğini düşünün. Sonra da arzu ettiğiniz kişi olabilmek için neler öğrenmeniz gerektiğini belirleyin. Öğrenmeyi ve gelişmeyi hep sürdürün, okumaya aşık olun.

“NE YAZIK Kİ, BU GÜNKÜ İNSANIMIZIN EN KAREKTERİSLİK BİR YANI, OKUMAMAK VE DÜŞÜNMEMEK. ZANNEDİYORUM BİZİ VERİMSİZ HALE GETİREN DE İŞTE BU. İSTİSNALAR OLSA DA, BU BİR GERÇEK.” F.G.

“ÇOK KİTAP OKUMALI, MESELA BİNLERCE SAYFALIK KİTAPLAR ÇOK KISA ZAMANA SIKIÅžTIRILARAK OKUNMALI VE HAZMEDİLMELİ. KİTAP OKURKEN DE DİKKATİMİZİ ÇEKEN ORİJİNAL YERLER NOT ALINMALI VE GEÇMİŞ MALUMATIMIZA DAYANARAK GÖRDÜĞÜMÜZ EKSİKLİKLER TAMAMLANMALIDIR. F.G.

“ BulunduÄŸunuz yerin en iyi süngeri siz olun.”

“En büyük ve karlı yatırım, kendine yapılan yatırımdır.”

David J. SCHWARTZ

1-YENİ İCATLARIN VE FİKİRLERİN ÖNÜNÜ AÇIN

“KİMDEN GELİRSE GELSİN İNSAN, KENDİ SİSTEMİNE, KENDİ DÜŞÜNCELERİNE, KENDİ DÜNYASINA VE KENDİ MENFAATİNE OLACAK BİLGİ VE MÜLEHAZALARDAN FAYDALANMAYI BİLMELİ VE HELE TECRÜBE SAHİPLERİNİN TECRÜBELERİNDEN YARARLANMAYI DA, ASLA İHMAL ETMEMELİDİR.” F.G.

“AKILLI İNSAN YANILMAYACAÄžINI İDDİA EDEN VE BAÅžKALARININ FİKİRLERİNE KARÅžI MÜSTAÄžNİ KALAN İNSAN DEĞİLDİR. AKILLI İNSAN YANILMASININ BEÅžERİ OLDUÄžUNU KABULLENEREK, İŞLEDİĞİ HATALARI DÜZELTEN VE DEĞİŞİK DÜŞÜNCELERİ DEÄžERLENDİRİP ONLARDAN İSTİFADE ETMESİNİ BİLEN İNSANDIR. F.G.

Yöneticiler; emir veren kişiler olmaktan ziyade, en alt kademeden en üst kademeye, çalışanların problemleri ve önerileriyle ilgilenen liderler konumunda olmalıdır. Onların yapacağı asıl iş, genel koordinasyonun temini ve çalışanların en başarılı şekilde yönlendirilmesidir.

Yeni fikir ve önerilere açık olun. İşe yaramaz, yapılamaz, hiçbir değeri yok, aptalca gibi kelimeler ağzınızdan hiçbir zaman çıkmasın. Yeni fikirlere ve görüşlere açık olduğunuzu karşı tarafa hissettirin.

Farklılık çeşitlilik, zenginlik demektir. Şöyle bir düşünün çevrenizde bilgilerinden, tecrübelerinden, zekalarından faydalanılacak kim bilir kaç insan var.

Yeni fikir ve görüşlere açık olduğunuzu karşı tarafa hissettirin. Çalışanların fikirlerinden ve düşüncelerinden istifade etmesini bilin. Farklı düşüncelerin toplandığı bir havuz olun.

Hiçbir müdür ; kendisini emri altında çalışan personelin tamamından daha akıllı

saymamalıdır. Yüzlerce personelin çalıştığı bir işyerinde bilgilerinden, tecrübelerinden, zekalarından faydalanılacak kim bilir kaç insan vardır?

Japonlar bunu çok iyi yapıyorlar. Çalışanların her türlü teklif, tavsiye ve uygulamalarına kapıları açıktır. Herkesin düşündüğünü söyleyebildiği bir ortamda ortaya çok güzel şeyler çıkar.

Nerede hür düşünmek ve düşündüğünü söylemek kısıtlanmışsa, orası geri kalmıştır.

Ayrıca bize fikir de vermesine olanak tanımadığımız sürece, bir insanın kas gücünün yüzde yüzünü elde etmeniz psikolojik yönden olanaksızdır. A.B.D.’ de Endüstri işçileri üzerinde tutulan kayıtlarla bu husus şüpheye yer vermeyecek ÅŸekilde kanıtlanmıştır. Yönetimde kesinlikle söz sahibi olmayan, öneri ve fikir katkısında bulunmayan, kendi düşüncelerini ifade etmelerine izin verilmeyen işçiler, tavsiyelerde bulunmaya teÅŸvik edilenlere kıyasla daha az iÅŸ yapmaktadırlar.

Kalımcı Yönetim Robert C. Hood’ un her alanda kullandığı yöntem. Bu sistem ailede de uygulanılabilir. Haftalık toplantılarla çocuklar dinlenir, onların da fikirleri alınır.

“İNSANLAR OLUÅžTURMASINA YARDIMCI OLDUKLARI ÅžEYLERİ DESTEKLERLER.”

“Hayatta baÅŸarılı olmanın sırrının baÅŸkalarının tecrübelerinden yararlanmayı bilmek, verilen öğütleri can kulağıyla dinlemek, ilgili yayınları dikkatle okumak ve kazanılan bilgileri deÄŸerlendirmek olduÄŸuna inanırım. Dolayısıyla iÅŸ hayatındaki baÅŸarımı, mesai arkadaÅŸlarımla kurduÄŸumuz; uzun yıllar süren yakın iÅŸ birliÄŸi saÄŸlamıştır.” Vehbi KOÇ

2-BEYİN TAKIMINIZI KURUN

“GÜNDEM BELİRLEMEK VE HADİSELERİN NABZINI ELDE TUTABİLMEK İÇİN DEVAMLI FİKİR VE DÜŞÜNCE ÜRETEN BİR ‘BEYİN KADROYA’ VE DÜŞÜNCELERİ PRATİĞE DÖKECEK ‘DİNAMİK İNSANLARA’ İHTİYAÇ VARDIR. TABİİ BÜTÜN BUNLAR, BİRER PLAN VE PROGRAM GEREKTİREN İŞLERDİR.” F.G.

Artık “Tek Adam” “ One Man Show” devri geçti. BaÅŸarılı olmak istiyorsanız takımınızı kurun. Sermayede, çalışmada ve düşüncede kolektif hareket edenler için karın sınırı yoktur. Vehbi KOÇ

3-KENDİNİZİ BAŞARILI İNSANLARLA KARŞI KARŞIYA GETİRİN

Başarılı insanları gözlemleyin. Onlara sorular sorun. Onları taklit edin. Göreceksiniz zamanla onlar gibi düşünmeye başlayacaksınız.

4-OLUMSUZ DÜŞÜNENLERİ YAKIN ARKADAŞ OLMAKTAN ÇIKARIN.

Kendilerine ait hiçbir hayali olmayan insanlar, sizinkileri göremezler. Bu tarz insanlar gelişiminizi engeller, sizin duyduğunuz aşk ve şevki öldürürler.

2-MUTLAKA BAŞKALARINDAN FARKLI BİR ÖZELLİĞİMİZ OLMALI. BİZİ TANITACAK OLAN BU FARKLI ÖZELLİĞİMİZDİR.

Zihniniz devamlı insanların ihtiyaçlarıyla meşgul olsun. İnsanlar neler alıyorlar, nereye gidiyorlar, nelerden hoşlanıyorlar? Yaşadığınız ortamı bu sorular çerçevesinde değerlendirin, İnsanların hoşuna gidecek onların memnun olacağı şeyleri anlamaya ve bulmaya başladığınız an nelerin kabul göreceğini, nelerin kabul görmeyeceğini seziyorsunuz demektir. Böylece iş hayatında yanlış adımlar atmamış olursunuz.

Devamlı farklı ÅŸeyler düşünmek için gayret edin. Kendinize ÅŸu soruyu sorun ; “ İnsanlara baÅŸkalarından farklı olarak ne verebilirim?”

“Hangi ihtiyaçlarını karşılayabilirim?”

H. İbrahim’in “SEÇ MANAV’ ı” Herkes kendi eliyle alacağı ÅŸeyleri seçtirme.

Özdiller’ in çocuk eÄŸlence merkezi. DiÄŸer benzinliklerden farklı.

3-MÜŞTERİ HAKLARININ TÜM ÇALIŞANLARCA TAKİBİNİ SAĞLAMALIYIZ.

Şunu bütün çalışanlara öğretmeliyiz;

“Tek patron vardır; müşteri. Parasını baÅŸka yerde harcayarak; herkesi iÅŸten çıkartabilir.”

Sam WALTON

“Müşteri velinimettir.”

“Sermayemiz para deÄŸil, müşterimizdir.”

4-ÇALIŞANLARI YETKİLENDİRMELİYİZ.

5-MÜESSESEDE GÖREV AŞKI MEYDANA GETİRMELİYİZ. HEYECAN UYANDIRMALIYIZ.

“BaÅŸarının asıl sırrı coÅŸkudur…Tüm geliÅŸmelerin altında coÅŸku yatar. CoÅŸku olduÄŸunda baÅŸarı muhakkak gelir. CoÅŸkunun yokluÄŸunda ise ancak mazeret vardır.”

Walter CHRYSLER

“ CoÅŸku, zekadan daha önemlidir.” Albert EINSTEIN

“COÅžKULU OLUMLU VE DOST TAVIRLI OLUN” Roger AILES

Coşku, kızamıktan daha bulaşıcıdır. Kayıtsızlık ve coşkunsuzlukta öyle.

Mesleğiniz ve göreviniz ne olursa olsun kendinizi bir satıcı gibi görün. ( Kendini ve davasını pazarlayan ve satan bir kişi. ) Her gün, insanlara ve diğer teşkilatlara kendinizi satıyorsunuz. Belki başarılı, belki başarısız olarak. Unutmayın ki satıcı daima ataktır ve aktiftir. İnsanların ilgisini çekebilmek için, çarpıcı ve canlı olmanız gerekir.

“TENBELLİK VE TENPERVERLİK, HER TÜRLÜ ZİLLET VE MAHRUMİYETİN EN BAÅžTA GELEN SEBEBLERİNDENDİR. KENDİNİ RAHAT VE RAHAVETİN KUCAÄžINA SALIVEREN ÖLÜ RUHLARIN, BİR GÜN ZARURİ İHTİYAÇLARININ DAHİ, BAÅžKALARI TARAFINDAN KARÅžILANMASINI BEKLEME GİBİ BİR ZİLLETE DÜÇAR OLACAKLARINDA ŞÜPHE YOKTUR. F.G. Heyecan bir ilaçtır. Heyecan ve aÅŸk birer manevi güneÅŸtir. Bu güneÅŸin ışınları ümitsizlik mikroplarını öldürür.

Başında bulunduğunuz müessesede hoşnutsuzluğu, tembelliği, durgunluğu, kovun. Bunun yerine; kardeşlik, heyecan ve hareket koyun.

COŞKULUYSANIZ, DURUŞUNUZ İYİYSE, DOSTÇA BİR TAVIR İÇİNDEYSENİZ VE RAHATSANIZ, DOĞRU TİPTE ENERJİYE SAHİPSİNİZ DEMEKTİR. ONUN İÇİN COŞKULU, OLUMLU VE DOST TAVIRLI OLUN. Kate KEENAN

6-BAŞARMANIN EN KOLAY YOLU, BAŞKALARININ DURDUĞU ZAMANDA YÜRÜMEYE DEVAM ETMEKTİR.

Tamer’ in market iÅŸletirken yaptığı gibi ( Dükkanında yatmış gece saat üçte dahi olsa müşterisinin hizmetindeymiÅŸ.) DiÄŸeri batmış o ayakta kalmış.

7-MÜESSESEDE ÇİFTE YÖNETİMDEN KAÇINILMALIDIR.

Hangi sebeple olursa olsun, bir müessesenin iki yöneticisi olmaz. Hangi gemide eşit yetkiye sahip iki kaptan vardır. Çift başlı müesseselerde çabuk karar verilemez. Yetki tartışması ortaya çıkar. Zorluğun üstüne gitmeyi hiç biri istemez.

8-LÜZÜMSUZ HARCAMALARIN VE İSRAFIN ÖNÜNÜ KESMELİSİNİZ.

Düzgün kapatılmayan bir musluğun boşa akıttığı su miktarı bir yılda on tonu bulur. Kaldı ki o musluk orada daha bir çok işin yolunda gitmediğini gösterir.

9-TAKİP SİSTEMİNİZ OLMALI.

Bir müessese başarı için, yıllık bilançoları beklememelidir. Birimlerden aylık, haftalık raporlar istenerek dikkatle incelenmelidir. Hatta günlük raporlar herhangi bir aksaklığı derhal düzeltme imkanı verir. (Askerdeyken ocakları günlük takip ederdim.)

SATIŞ ELEMANLARININ DİKKAT EDECEĞİ ŞEYLER.

1-MALI TANIMALISINIZ.

Malın kalitesini anlatmak, fiyatını anlatmaktan daha önemlidir. Onun için satacağınız eşyayı iyi tanımalısınız. Ve fiyatını malı sevdirdikten sonra söylemelisiniz.

2-MÜŞTERİYİ TANIMALISINIZ. ONUN NE İSTEDİĞİNİ İYİ ANLAMALISINIZ.

Alıcıyla iletişim kurmak çok önemlidir. Bunun için müşteriyle konuşmalı, ona eşyayla ilgili sorular sormalı ve onun ne istediğini öğrenmelisiniz. Onu elinizden geldiğince konuşturun. Sıcak bir hava oluşturun. Böyle davranıldığı takdirde müşteri mala karşı daha sıcak yaklaşır.

3-MÜŞTERİNİZİN GÜVENİNİ KAZANMALISINIZ.

Dürüstlük, insanlar arasındaki güvenin temelini oluşturur. Bunun için dürüstlük uzun vadede en iyi politikadır. Taahhütlerinizi yerine getirin, randevularınıza uyun. Daima sözünüzde durun. Tutarlı olun.

4-MÜŞTERİNİZE KENDİLERİNİN CEPLERİNDEKİ PARADAN DAHA ÖNEMLİ OLDUĞUNU HİSSETTİRMELİSİNİZ.

Ona misafir gibi davranın. Saygılı olun. Onu tatlı diliniz, nezaketiniz, hoş esprilerinizle etkilemelisiniz. Kendisine hayatınızda özel bir yeri varmış gibi davranın. Meşgulseniz bile müşterinin varlığına kayıtsız kalmayın. Alış-veriş ortamını sonuna kadar takip edin. Onu dikkatle dinleyin. Bu onu önemsediğinizi gösterir. Onun ihtiyacını tam olarak giderme peşinde olun. Beklentilerin ötesinde hizmet verin. Parolanız müşterinize mal satmak değil, müşteriye hizmet etmek olmalıdır.

5-RAKİPLERİNİZİ ELEŞTİRMEYİN. BİR ÖNCEKİ MÜŞTERİNİZLE OLAN PROBLEMİ SONRAKİNE TAŞIMAYIN.

Kendinizin arkasından da konuşabileceğinizi düşünür.

Ayrıca İnsanların her hangi bir şeyi, hatta rakiplerini bile eleştirmeleri sevmediğini, ne yazık ki pek çok satış elemanı fark etmez. Eğer iyi bir izlenim bırakmak istiyorsanız, asla başka birini veya ürünü eleştirmeyin. Onun yerine kendi ürününüzü övün.

6-KENDİNİZE GÜVEN DUYMALISINIZ.

Kendilerine güven duyarak hareket eden kimseye baÅŸkaları da güven duyacaktır. “Kendine güven, kendine güvendiÄŸin her halinden belli olsun, kendine daha çok güvenmekte olduÄŸunu fark edeceksin. Bundan daha önemlisi, müşteri adaylarının da sana daha çok güvenecek olmasıdır. Vasat satıcılar gördüm güvenli davranmayı ve konuÅŸmayı bildikleri için baÅŸarılı olmaktaydılar. Ve görünürde satış iÅŸinin teorisini çok iyi bilen elemanlar gördüm, bu güven duygusunu sergileme hünerinden yoksun oldukları için maalesef baÅŸarısızdılar.” Newyork’ da ki Nationel Sales Executives ( Ulusal satış yöneticileri derneÄŸi) baÅŸkanı Bob WHITNEY

“ Başını dik tut. Karşındakinin gözlerinin içine bak…Kendine güvenen bir tarzı bilinçli olarak benimseyin Unutmayın siz kendinize inanır ve kendinize inanarak davranırsanız, baÅŸkaları da size inanacaktır.” KiÅŸilik Enstitüsü Kurucusu Bob BALE

7-ALICILAR HER ZAMAN EN İYİSİNİ VE EN YENİSİNİ İSTERLER, FAKAT HİÇBİR ZAMAN ONU ALANIN İLK ÖNCE KENDİLERİ OLMASINI İSTEMEZLER.

Yeni gelen mallardan söz etmeniz, onları göstermeniz gerekir. Bu malları alanlardan bahsetmeniz, alanların memnun olduğunu söylemeniz onu etkileyecektir.

8-DAKİK OLUN KİMSE BEKLETİLMEKTEN HOŞLANMAZ

9-MÜŞTERİNİZİ SADECE BİR DEFALIK OLARAK GÖRMEYİN.

En önemli mesele malı satmak değil, daha fazla müşteri kazanmaktır. Maalesef çalışma hayatımızda karşılaştığımız insanları yabancı kişiler olarak düşünmeye meyilliyiz. Ben size iş temaslarınızı arkadaşlık kurabileceğiniz bir fırsat olarak görmenizi tavsiye ederim.

Alış-veriş bittikten sonra da onunla ilgilenin. Özellikle kadınsa daha fazla özen ve önem gösterin. Yoksa parası alınan müşteriyi baştan savmak kadar kötü bir şey yoktur.

10-MALI SATARKEN MÜŞTERİNİZİN DÜŞÜNCESİNİ ANLAMANIZ ÇOK ÖNEMLİDİR.

Müşteri satın alma kararını kendisi vermelidir. Size düşen yalnızca onu fethetmektir. Çünkü satış sanatı aldatmadan, doğruluk ve güzellikle ikna etmektir.

“Müşteri her zaman haklıdır. Müşteriye kendi isteÄŸinizi deÄŸil, onun istediÄŸini veriniz.” Marechal FIELD

11-MÜŞTERİNİZİN ÖZEL GÜNLERİNİ DEĞERLENDİRMELİSİNİZ.

Yaş günleri, evlilik yıl dönümleri v.b. gibi

12-DOSTLUĞUNUZU VE SAMİMİYETİNİZİ ONA HİSSETTİRİN

Bunun için müşterinizin kişisel ihtiyaçlarına dikkat etmelisiniz. Onların isimlerini öğrenin ve isimleriyle hitap edin. Sanki mağazanın değil de, müşterinin adamıymış gibi hararet etmelisiniz.

13-YAPACAĞINIZ HER İŞTE, ATACAĞINIZ HER ADIMDA ESKİ VE DEVAMLI MÜŞTERİLERİNİZİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMALISINIZ.

Yapacağınız her değişiklik ve yenilikte onların görüş ve fikirlerini almalısınız çünkü bu müesseseyi ayakta tutan devamlı müşterilerinizdir. Ayrıca böyle yapmanız mekanınızın aynı zamanda onların mekanı da olduğu izlenimini sağlar. Böylece daha iyi sahip çıkarlar.

14- MÜŞTERİNİZDE ALDIĞI EŞYADA KAR ETTİĞİ KANAATİNİ

OLUÅžTURMALISINIZ

15-İLGİ ÇEKECEK SÖZLER SÖYLEMEYİ ÖĞRENMELİSİNİZ.

İnsanların size “evet” demelerini saÄŸlamalısınız.

16-MALLARI GÖSTERMEKTEN ÇEKİNMEMELİSİNİZ VE YORULMAMALISINIZ

Müşterinize malı gösterirken zahmete girdiğinizi sezdirmemelisiniz. Müşterinizin mal hakkında sorduğu sorulara istediği açıklamayı memnuniyetle yapmalısınız.

17-EŞYA İLE MÜŞTERİYİ BİRBİRİNE YAKLAŞTIRIN. ARALARINDA BİR BAĞ OLUŞTURUN.

Araba satıyorsanız arabaya binsin gezsin.

18-KENDİNİZDE ŞU ÜÇ TUTUMU GELİŞTİRİN

1)Ben canlıyım tutumu.

2)Sen önemlisin tutumu.

3)Önce hizmet tutumu.

Unutmayın! Müşterinin gözünde siz tüm kuruluşu temsil ediyorsunuz.

Åžubat 2. Hafta

Salı, 06 Kasım 2007

ÅžUBAT 2. HAFTA

TEMİZLİK

FABRİKA

Çocukluk arkadaşımdı. Fakülteyi bitirdikten sonra sanayiye atıldığını ve arkadaşlarıyla birlikte fabrika kurduğunu duymuştum. Bir ara yolda karşılaştığımızda:

–İşler nasıl? diye sordum.

Suratını ekşiterek:

–Tam manasıyla bir felaket, diye cevap verdi. Fabrikamızı, çevreyi kirletiyor diye mühürlediler.

–GeçmiÅŸ olsun, dedim. Gerçekten kirletiyor muydu?

–DiÄŸer fabrikalardan bir farkı yoktu, dedi. Biraz havayı, biraz da suyunu kullandığımız dereyi kirletiyordu. Ayrıca çok gürültü ettiÄŸini söylediler.

–Peki ÅŸimdi ne yapacaksınız? diye sordum.

–Tasfiye tesisleri kurmak zorundayız, diye mırıldandı. Fakat bunun için yüz milyarlık yatırım gerekiyor.

Şaşırmıştım.

–Anlaşılan zor durumdasınız, dedim. Peki nasıl kalkacaksınız bunun altından?

–Herhalde ürettiÄŸimiz mallara zam yaparak, cevabını verdi. Sen de olsan öyle yapmaz mıydın?

–Allah’a şükür, benim fabrikamda tasfiye tesisi gerekmiyor, dedim.

Şaşırma sırası ona gelmişti.

–Sen de mi fabrika kurdun? diye atıldı.

–Üç sene önce kurmuÅŸtum, bu günlerde üretime baÅŸladı, dedim.

–Ne tür bir fabrika? diye sordu.

–Tamamen otomatik, dedim. İki- üç işçiyle bütün iÅŸler hallediliyor. Hem tamamen sessiz çalışıyor. Üstelik su ve hava, fabrikada kullanıldıktan sonra daha da temizlenmiÅŸ olarak dışarı atılıyor.

Hayrete düştüğü her halinden anlaşılıyor ve arka arkaya sorular soruyordu.

–Åžirketinizin ismi ne? dedi.

–“Görenler” dedim.

–Peki, dedi. Fabrikayı kim kurdu, kim idare ediyor?

–Ben kurdum sayılır, dedim. Fakat çok büyük bir alim tarafından idare ediliyor.

Onu daha fazla yormadan:

–Fabrikamı gezmek ister miydin? diye sordum. Hem biraz dinlenirdin.

–İstemez olur muyum? diye atıldı. Çok merak ediyorum.

Arabaya binerek şehir dışına çıktık. Bol yeşillikli bir yerde durarak:

–Fabrika sahasına geldik, dedim. İnebiliriz.

Merakını yenemeyip benden önce indi ve işaret ettiğim yere baktığında öylece donakaldı. Sanki bir şey söyleyecekmiş gibi kımıldanıyor, fakat her seferinde vazgeçiyordu.

Yanına yaklaşarak:

–Fabrikamın ürünlerinden yemeni tavsiye ederim, dedim. DiÄŸer fabrikaların mamulleriyle kıyaslanmayacak derecede güzel ve ucuzdur.

Teşekkür ederek önündeki asmanın yapraklarını araladı ve bir salkım çavuş üzümü kopartarak yemeye başladı. Bahçemdeki muhteşem fabrikayı onun da gördüğünü anlamıştım. Elindeki üzüm tanelerini ağzına atmadan önce bire birer inceliyor, bazen asmanın kuru çubuklarını, bazen de dibindeki kuru toprağı karıştırıyordu.

Kendisine baktığımı fark edince:

–Müsaadenizle ÅŸirketinize katılmak istiyorum dostum, dedi. Zira “Görenler” den olmakla büyük bir ÅŸeref duyacağım.

TEMİZLİK

Temizlik, Allah’ın bize Peygamberimiz aracılığı ile verdiÄŸi öğütlerin başında gelir. Peygamberimize gelen ikinci vahiy “Ey Peygamber kalk, insanları uyar, Rabbini yücelt, temizliÄŸe önem ver” anlamındadır.

Temizlik genellikle iki türlüdür: İç temizlik, beden ve çevre temizliÄŸi. İç temizliÄŸine “manevi temizlik”, beden ve çevre temizliÄŸine “maddi temizlik” denir.

a) İç temizliği (manevi temizlik)

İyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı öğrenen insan temiz olacak, daima iyi ve yararlı işler yapacaktır. Yanlışlıkla kötülük yapsa bile onu fark eder etmez, düzeltmenin yollarını arayacaktır.

Dinimiz, kız-erkek hepimizin okumasını ve öğrenmesini en önemli görev olarak bildirmiştir. Öğrenen, bilen ve temiz olarak yetişen çocuklarla gençler, ilerde kendilerinden olacak çocukları da kendileri gibi temiz olarak yetiştireceklerdir. Böylece soyumuz tertemiz devam edecektir.

Temiz olanların kalpleri de bakışları da temiz olacaktır, gülüşleri ve konuşmaları da. Onlar kimse için kötülük düşünmeyecek, kimsenin ayıbını araştırmayacak, kimseye alay ederek, sırıtarak bakmayacak, kimseye ayıp söz söylemeyeceklerdir. Böyle tertemiz olabilenleri herkes sever. Onları Allah da çok sever. Onlar mutludurlar, huzurludurlar. İçlerindeki mutluluk dışarı vurur ve güzel görünürler.

b) Beden ve çevre temizliliği:

Manevi bakımdan temiz olmak, doğruyu ve yanlışı bilen, iyi davranışlar kazanan insan olmak, gerçekten temiz olmak için yeterli değildir. İnsanın içi gibi dışı da temiz olacaktır. İçimiz bedenimiz de bir çevrede yaşar. Bu çevre önce evimiz ve sokağımız, sonra mahallemiz veya köyümüzle okulumuzdur. Daha sonra şehrimiz, ülkemiz ve dünyamızın bütünüdür. Şu halde temizlik, içimizden başlayacak, bedenimize ve yakın çevremize uzanacak, oradan da uzak çevremize ve dünyamıza yayılacaktır.

Bedenimizin temizliÄŸi ara sıra yıkanmakla bitmez. Özellikle ellerimiz, aÄŸzımız ve ayaklarımız sürekli temizlik ister. Çünkü bu organlarımızla devamlı olarak bir ÅŸey yeriz veya bir ÅŸeye basarız. TuttuÄŸumuz, yediÄŸimiz ve bastığımız yerlerin de temiz olması lazımdır. Yüzümüz, varlığımızın bütününü temsil eder. “Çoktan beri yüzünü görmüyorum” dediÄŸimiz arkadaşımıza, onun sadece yüzünü deÄŸil, kendisini görmediÄŸimizi söylemek isteriz. “Dost baÅŸa, düşman ayaÄŸa bakar” ata sözümüz giyimimizde, baÅŸtan ayaÄŸa kadar temiz ve düzenli olmamız gerektiÄŸini hatırlatır. Temizlik bir bütündür ve devamlılık ister.

“AÄŸzına girenle aÄŸzından çıkana dikkat et” ata sözümüz ise bize çok daha fazla ÅŸey söyler.